|
Büyük İskender,Aristo'ya "Ele geçirdiğim topraklardaki insanları da ele
geçirmek istiyorum"demiş."Onları da egemenliğim altında tutabilmem için ne
yapmalıyım?"
Aristo, önce ne yapmak istediğini sormuş.Büyük İskender ise yapmak
istediklerini sıralamış:
1-Ülkenin ileri gelenlerini sürgüne gönderebilirim.
--2-Ülkenin ileri gelenlerini hapsedebilirim.
3-Ülkenin ileri gelenlerini kılıçtan geçirebilirim.
Aristo bunları dinledikten sonra cevap verir:
1-Cezaevine kapatırsan,cezaevleri kültür merkezine döner.Buralardan
militan yetişir.(!!!!!!!!!!!!!!)
2-Sürgüne gönderirsen,oralarda toplanıp başkaldırırlar.
3-Kılıçtan geçirirsen intikam hırsıyla büyürler,ilerde tahtını sallarlar.
Ve şu tavsiyelerde bulunur ki BU YÖNTEM ABD nin ORTADOĞU POLİTİKASI OLUR:
-HALKIN ARASINA NİFAK TOHUMLARI EKERSİN
-ÖNCE KAVGA SONRA SAVAŞ EDECEK HALE GETİRİRSİN
-HALK BU KIVAMA GELDİĞİNDE DURUMA EL KOYARSIN
-KENDİNİ HAKEM OLARAK KABULLENDİRİRSİN
-HER İKİ TARAF SENDEN ÇÖZÜM BEKLERKEN
Ç Ö Z Ü M E G İ D E N T Ü M Y O L L A R I T I KA R S I
N!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!
Kısa bir süre sonra halkın ,kendi isteğiyle senin egemenliğin altına
girdiğini göreceksin!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!
Halk sözlerini bize uygularsak her şey ortaya çıkar.Kandilde karayılana
destek verirken bize istihbarat...
Ortadoğuda çözüm arayışına girmesi ve hem de hiç ilgisi olmayan
coğrafyada!Hatırlarsanız talabarzanilerle Londrada,Ankaradaki
toplantılarda çözüm arayışına yardımcı oluyordu!Türk devletini araya
koymadan,hem stratejik bir dostça!!!
ALMANYA,ingiltere,FRANSA,amerika,
STRATEJİK DÜŞMANLAR.
jin.dr.gürbüz turgay
--
* jin.dr.gürbüz turgay*
--
* jin.dr.gürbüz turgay*
--
jin.dr.gürbüz turgay
|
|
|
MÜZE NİĞDE’DE YOKMU
ÖMER FETHİ GÜRER
Niğde merkezde farklı yerlerde yön levhaları konmuş
Valilik
Belediye
Gençlik Spor il Müdürlüğü
Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü
Gibi kuruluşların adları yazılmış.
Niğde Turizmde atağa kalkacak ama Bor gelişi ana yolda MÜZE yön levhası yok.
İstasyonda Gar binası olduğu yerde geçmişte kalan bir müze tabelası var.
O tabelada yıllar önce bizim eski yazılarımız üzerinde düzenlenmişti.
Niğde yön ve tanıtım levhalarında yıllardır sorun yaşıyor
Kimi zaman sorunu gündeme taşıdığımızda mesele ele alınıyor.
Kent içinde çok yerde yön levhası konmuş ve her yerde olması gerekende Müze.
Diyebilirler ki belki bir yere koyduk ama o yetmez
Daha çok yerde olmalı, olmalı ki on bin yıllık tarihin izleri bulunan Müze öne çıkmış olsun.
Kayseri’den gelirken Yahyalı yoluna Kayserililer ALADAĞ Milli Park tabelasını koymuşlar
Aladağ’a da Kayserili sahip çıkmış.
Kapadokya Nevşehir’in, Aladağ Kayseri’nin tanıtım için kullandığı değer
Ya Niğde
Otobanda ya da Adana-Kayseri Yolunda Niğde ayrımlarında MÜZE tabelası var mı?
Kale, Medrese, Cami, Türbe vb yerlerin tabelaları var mı?
Niğde ilinde geliş gidiş yönlü Aladağ Milli Tabelasına bakın ilgisizliği çözersiniz
Kapadokya ile ilgili onca yazımız oldu.
Niğde Kapadokya merkezidir dedik.
“Niğde Kapadokya Başkenti”dir diye kitapta yazdık
Kayseri geliş ve gidişinde Kapadokya Nevşehir’e tabela yön verir.
Niğde yönü Kapadokya olarak gösterilmez.
Bu nerede oluyor. Niğde ili sınırları içinde.
Gidin Bakın Nevşehir’de Niğde tabelasını zor bulursunuz
Niğde ise Aksaray, Nevşehir tabelaları yollardadır.
Niğde gelinmesin görülmesin diye yön levhaları yapılsın dense bu kadar olur.
Yol boylarında Niğde kendini anlatamazsa Niğde içinde mi anlatacak
Her kurumun bir açıklaması vardır
Niğde ili içinde Niğde olanları anlatan yön levhalarını düşünecek kimse yokmudur?
Devlette olanın, belediye de olanın rutin işler dışında biraz araştırmacı olmaları gerekmez mi?
Ülke genelinde çok yerde Yol boyunda bir yön levhası var.
Gidiyorsunuz bir Höyük çıkıyor. Başkaca bir durumda yok
Ama kimi illerde o höyüklerin varlığı dahi belirlenmiş
Niğde de ise Müze için dahi yön levhası yok
Niğde içinde filan yerin belirlenmesi güzel ama Niğde içinde en önemli görülecek yerlerden biride müzedir.
Sonuçta orası da müze müdürlüğü yani resmi bir kurumdur
Niğde ilinden geçen ana yollar otoban dâhil her yerde Niğde Müzesi adı ile yön levhalarında yer bulmalıdır
Yetkililer yazdığımız çok konuyu yerine getirdi.
Gerçi bizden ve onlardan başka bilen yok ama olsun
Niğde için doğru olan yapılsın
Örneğin Kemer hisar otoban çıkışında BOR adı yoktu. Yazdık yazmışlar teşekkür ederiz
Umarım kim sorumlusu ise Niğde içinde Müze içinde yön levhaları her yol ayrışmasında yerini alır.
Bakacağız
.
|
|
DP MİLLİYETÇİLİK YAPMAYACAK MI? |
|
1947 MİLLİYETÇİSİ VE DPLİSİ OLDUĞUMUZ HALDE BİR GÜN OLSUN DP nin Allah için milliyetçilik yaptığını görmedik.
Menderes vatan için Cumhuriyet tarihinde sanayi, tarımda en ilerde çalışma yapan kimseydi. Ama devletin ideolojik olarak ayakta kalması için kafasını kullanmayı bilmedi. Yanına birkaç ülkücüyü hazırlamayı aklına bile getirmedi. Komünist çete iş başına gelmek için çaba harcadığında Menderes kuzu kuzu teslim oldu ve mahvoldu.
Yolundan giden DP ise aynı kafada. Milliyetçi genel başkan adaylarını hemen elemekte bizim kalitesi hakkında bilgimiz olmayanları iş başına getirmektedir . Allah bilir ya bu sebeple yine bir partimiz olamadı. Milliyetçiliği satan Bahçeli ekibi elenmeyince DP de ne yaptığını bilemeyince biz hangi partinin kıçından gideceğiz.? Vay anasını be? Kadersizlik böyle olur işte… |
|
ÖMER FETHİ GÜRER KIZILCA-BEKTİKLERİN YURDU KİTABIÇIKTI
GÜRER NİĞDE İLE İLGİLİ BEŞİNCİ KİTABINI DA YAZDI
Araştırmacı Yazar Ömer Fethi Gürer Niğde ili ilgili beşinci kitabını Kızılca Kasabası ile ilgili yazdı. Kızılca Kasabası şenliklerinde verdiği söz üzerine kitap için derlemelere başlayan Yazar Ömer Fethi Gürer Niğde için sosyal yaşamı içeren kitabı çalışmalarına da başladı. Kızılca halkına ve araştırmacılara kaynak kitap olarak basılan kitap Kızılca Belediye Başkanlığından temin edilebilecek. Ömer Fethi Gürer hiçbir ücret almadan yazdığı kitabın Kızılca halkına ve geleceğe armağan olması amacı ile kaleme aldığını söyledi.
Niğde ili ilgili yayınlanmış binlerce makalesi de bulunan araştırmacı yazar Ömer Fethi Gürer yeni kitabı ile ilgili şöyle konuştu.-“ Niğde ilinde gitmediğim köy, kasaba kalmadı. Niğde ilini anlatan yüzlerce yazım yerel basında yayınlandı. Yazdığım NİĞDE KAPADOKYA’NIN BAŞKENTİ, NİĞDE SPOR TARİHİ, NİĞDE SÖYLENCE-ŞAKA-FIKRA ve BOR ŞEHRİ kitaplarım kütüphanelerde yerini aldı. Cumhuriyet dönemi ve sosyal yaşam ile ilgili derlemelerimde devam ediyor. Bu arada Kızılca kasabası yıllardır uğrak verdiğim merkezlerden biri idi. Kızılca’da Bekdikler ile ilgili düzenlenen şenlikte yoğun bir katılım ve ilgi vardı. Belediye Başkanı İbrahim Gülümser şenlik öncesi yapılan konuşmalarda benimde konuşmamı istedi. Onun üzerine kürsüye çıkıp düşüncelerimi anlatırken Kızılca Kasabasına olan ilgimden söz ettim ve son bölümde de Kızılca için bir kitap yazacağımı söyledim. İşte bu söz üzerine Kızılca için derlemelere başladım. Bekdiklerin yurdu genelde dünden gelen özellikleri yaşatsa da önemli ölçüde değişime uğramıştı. Bunun bir nedeni büyük ölçüde eğitim ve göç ile farklı yörelere gidilmesi idi. Kasaba kalanlar da doğal olarak güncel yaşama uyum sağlamışlardı. Yerel ağız, gelenekler, folklor ve giysi gibi değişim yanında hayvancılık, tarım ile sağlanan geçiminde yöntemleri, uygulamaları düne göre farklılaşmıştı.
Dünü bilen, anlatan sayısı oldukça sınırlı idi. Bu süreçte en azından elde olanları olsun geleceğe taşımak için bu çalışmayı yaptım. Bekdik kültürü ile ilgili Dr Ali Sayar ciddi çalışmaları vardı. O nedenle onun alanına fazla girmeden daha çok günümüz Kızılca’sının dününe değindim. İbrahim Gülümser, Tekin Akkuş, Ahmet Gülümser, Kamber Ata gibi isimlerin yanında kasabada yaşamını sürdürenlerinde anlatıları ile Kızılca çalışmasını yapmış oldum. En azından sevdiğim bir yöremizi özelliği ve güzelliği ile yansıtmaya çalıştım. Umarım geleceğe Kızılca için yararlı bir belge olur. Kitabın yayınlanmasını sağlayan Maya Yayınevi Sahibi Vahit Mahmatlı ile düzenlemesi yapan Bekir Erdoğan de ayrıca teşekkür ederim. “dedi.
Ömer Fethi Gürer Kızılca kitabı ile Niğde ilini farklı yönleri ile anlatan beşinci kitabı da çıkmış oldu.
ÖMER FETHİ GÜRER KIZILCA-BEKTİKLERİN YURDU KİTABIÇIKTI
GÜRER NİĞDE İLE İLGİLİ BEŞİNCİ KİTABINI DA YAZDI
Araştırmacı Yazar Ömer Fethi Gürer Niğde ili ilgili beşinci kitabını Kızılca Kasabası ile ilgili yazdı. Kızılca Kasabası şenliklerinde verdiği söz üzerine kitap için derlemelere başlayan Yazar Ömer Fethi Gürer Niğde için sosyal yaşamı içeren kitabı çalışmalarına da başladı. Kızılca halkına ve araştırmacılara kaynak kitap olarak basılan kitap Kızılca Belediye Başkanlığından temin edilebilecek. Ömer Fethi Gürer hiçbir ücret almadan yazdığı kitabın Kızılca halkına ve geleceğe armağan olması amacı ile kaleme aldığını söyledi.
Niğde ili ilgili yayınlanmış binlerce makalesi de bulunan araştırmacı yazar Ömer Fethi Gürer yeni kitabı ile ilgili şöyle konuştu.-“ Niğde ilinde gitmediğim köy, kasaba kalmadı. Niğde ilini anlatan yüzlerce yazım yerel basında yayınlandı. Yazdığım NİĞDE KAPADOKYA’NIN BAŞKENTİ, NİĞDE SPOR TARİHİ, NİĞDE SÖYLENCE-ŞAKA-FIKRA ve BOR ŞEHRİ kitaplarım kütüphanelerde yerini aldı. Cumhuriyet dönemi ve sosyal yaşam ile ilgili derlemelerimde devam ediyor. Bu arada Kızılca kasabası yıllardır uğrak verdiğim merkezlerden biri idi. Kızılca’da Bekdikler ile ilgili düzenlenen şenlikte yoğun bir katılım ve ilgi vardı. Belediye Başkanı İbrahim Gülümser şenlik öncesi yapılan konuşmalarda benimde konuşmamı istedi. Onun üzerine kürsüye çıkıp düşüncelerimi anlatırken Kızılca Kasabasına olan ilgimden söz ettim ve son bölümde de Kızılca için bir kitap yazacağımı söyledim. İşte bu söz üzerine Kızılca için derlemelere başladım. Bekdiklerin yurdu genelde dünden gelen özellikleri yaşatsa da önemli ölçüde değişime uğramıştı. Bunun bir nedeni büyük ölçüde eğitim ve göç ile farklı yörelere gidilmesi idi. Kasaba kalanlar da doğal olarak güncel yaşama uyum sağlamışlardı. Yerel ağız, gelenekler, folklor ve giysi gibi değişim yanında hayvancılık, tarım ile sağlanan geçiminde yöntemleri, uygulamaları düne göre farklılaşmıştı.
Dünü bilen, anlatan sayısı oldukça sınırlı idi. Bu süreçte en azından elde olanları olsun geleceğe taşımak için bu çalışmayı yaptım. Bekdik kültürü ile ilgili Dr Ali Sayar ciddi çalışmaları vardı. O nedenle onun alanına fazla girmeden daha çok günümüz Kızılca’sının dününe değindim. İbrahim Gülümser, Tekin Akkuş, Ahmet Gülümser, Kamber Ata gibi isimlerin yanında kasabada yaşamını sürdürenlerinde anlatıları ile Kızılca çalışmasını yapmış oldum. En azından sevdiğim bir yöremizi özelliği ve güzelliği ile yansıtmaya çalıştım. Umarım geleceğe Kızılca için yararlı bir belge olur. Kitabın yayınlanmasını sağlayan Maya Yayınevi Sahibi Vahit Mahmatlı ile düzenlemesi yapan Bekir Erdoğan de ayrıca teşekkür ederim. “dedi.
Ömer Fethi Gürer Kızılca kitabı ile Niğde ilini farklı yönleri ile anlatan beşinci kitabı da çıkmış oldu.
ÖMER FETHİ GÜRER KIZILCA-BEKTİKLERİN YURDU KİTABIÇIKTI
GÜRER NİĞDE İLE İLGİLİ BEŞİNCİ KİTABINI DA YAZDI
Araştırmacı Yazar Ömer Fethi Gürer Niğde ili ilgili beşinci kitabını Kızılca Kasabası ile ilgili yazdı. Kızılca Kasabası şenliklerinde verdiği söz üzerine kitap için derlemelere başlayan Yazar Ömer Fethi Gürer Niğde için sosyal yaşamı içeren kitabı çalışmalarına da başladı. Kızılca halkına ve araştırmacılara kaynak kitap olarak basılan kitap Kızılca Belediye Başkanlığından temin edilebilecek. Ömer Fethi Gürer hiçbir ücret almadan yazdığı kitabın Kızılca halkına ve geleceğe armağan olması amacı ile kaleme aldığını söyledi.
Niğde ili ilgili yayınlanmış binlerce makalesi de bulunan araştırmacı yazar Ömer Fethi Gürer yeni kitabı ile ilgili şöyle konuştu.-“ Niğde ilinde gitmediğim köy, kasaba kalmadı. Niğde ilini anlatan yüzlerce yazım yerel basında yayınlandı. Yazdığım NİĞDE KAPADOKYA’NIN BAŞKENTİ, NİĞDE SPOR TARİHİ, NİĞDE SÖYLENCE-ŞAKA-FIKRA ve BOR ŞEHRİ kitaplarım kütüphanelerde yerini aldı. Cumhuriyet dönemi ve sosyal yaşam ile ilgili derlemelerimde devam ediyor. Bu arada Kızılca kasabası yıllardır uğrak verdiğim merkezlerden biri idi. Kızılca’da Bekdikler ile ilgili düzenlenen şenlikte yoğun bir katılım ve ilgi vardı. Belediye Başkanı İbrahim Gülümser şenlik öncesi yapılan konuşmalarda benimde konuşmamı istedi. Onun üzerine kürsüye çıkıp düşüncelerimi anlatırken Kızılca Kasabasına olan ilgimden söz ettim ve son bölümde de Kızılca için bir kitap yazacağımı söyledim. İşte bu söz üzerine Kızılca için derlemelere başladım. Bekdiklerin yurdu genelde dünden gelen özellikleri yaşatsa da önemli ölçüde değişime uğramıştı. Bunun bir nedeni büyük ölçüde eğitim ve göç ile farklı yörelere gidilmesi idi. Kasaba kalanlar da doğal olarak güncel yaşama uyum sağlamışlardı. Yerel ağız, gelenekler, folklor ve giysi gibi değişim yanında hayvancılık, tarım ile sağlanan geçiminde yöntemleri, uygulamaları düne göre farklılaşmıştı.
Dünü bilen, anlatan sayısı oldukça sınırlı idi. Bu süreçte en azından elde olanları olsun geleceğe taşımak için bu çalışmayı yaptım. Bekdik kültürü ile ilgili Dr Ali Sayar ciddi çalışmaları vardı. O nedenle onun alanına fazla girmeden daha çok günümüz Kızılca’sının dününe değindim. İbrahim Gülümser, Tekin Akkuş, Ahmet Gülümser, Kamber Ata gibi isimlerin yanında kasabada yaşamını sürdürenlerinde anlatıları ile Kızılca çalışmasını yapmış oldum. En azından sevdiğim bir yöremizi özelliği ve güzelliği ile yansıtmaya çalıştım. Umarım geleceğe Kızılca için yararlı bir belge olur. Kitabın yayınlanmasını sağlayan Maya Yayınevi Sahibi Vahit Mahmatlı ile düzenlemesi yapan Bekir Erdoğan de ayrıca teşekkür ederim. “dedi.
Ömer Fethi Gürer Kızılca kitabı ile Niğde ilini farklı yönleri ile anlatan beşinci kitabı da çıkmış oldu.
ÖMER FETHİ GÜRER KIZILCA-BEKTİKLERİN YURDU KİTABIÇIKTI
GÜRER NİĞDE İLE İLGİLİ BEŞİNCİ KİTABINI DA YAZDI
Araştırmacı Yazar Ömer Fethi Gürer Niğde ili ilgili beşinci kitabını Kızılca Kasabası ile ilgili yazdı. Kızılca Kasabası şenliklerinde verdiği söz üzerine kitap için derlemelere başlayan Yazar Ömer Fethi Gürer Niğde için sosyal yaşamı içeren kitabı çalışmalarına da başladı. Kızılca halkına ve araştırmacılara kaynak kitap olarak basılan kitap Kızılca Belediye Başkanlığından temin edilebilecek. Ömer Fethi Gürer hiçbir ücret almadan yazdığı kitabın Kızılca halkına ve geleceğe armağan olması amacı ile kaleme aldığını söyledi.
Niğde ili ilgili yayınlanmış binlerce makalesi de bulunan araştırmacı yazar Ömer Fethi Gürer yeni kitabı ile ilgili şöyle konuştu.-“ Niğde ilinde gitmediğim köy, kasaba kalmadı. Niğde ilini anlatan yüzlerce yazım yerel basında yayınlandı. Yazdığım NİĞDE KAPADOKYA’NIN BAŞKENTİ, NİĞDE SPOR TARİHİ, NİĞDE SÖYLENCE-ŞAKA-FIKRA ve BOR ŞEHRİ kitaplarım kütüphanelerde yerini aldı. Cumhuriyet dönemi ve sosyal yaşam ile ilgili derlemelerimde devam ediyor. Bu arada Kızılca kasabası yıllardır uğrak verdiğim merkezlerden biri idi. Kızılca’da Bekdikler ile ilgili düzenlenen şenlikte yoğun bir katılım ve ilgi vardı. Belediye Başkanı İbrahim Gülümser şenlik öncesi yapılan konuşmalarda benimde konuşmamı istedi. Onun üzerine kürsüye çıkıp düşüncelerimi anlatırken Kızılca Kasabasına olan ilgimden söz ettim ve son bölümde de Kızılca için bir kitap yazacağımı söyledim. İşte bu söz üzerine Kızılca için derlemelere başladım. Bekdiklerin yurdu genelde dünden gelen özellikleri yaşatsa da önemli ölçüde değişime uğramıştı. Bunun bir nedeni büyük ölçüde eğitim ve göç ile farklı yörelere gidilmesi idi. Kasaba kalanlar da doğal olarak güncel yaşama uyum sağlamışlardı. Yerel ağız, gelenekler, folklor ve giysi gibi değişim yanında hayvancılık, tarım ile sağlanan geçiminde yöntemleri, uygulamaları düne göre farklılaşmıştı.
Dünü bilen, anlatan sayısı oldukça sınırlı idi. Bu süreçte en azından elde olanları olsun geleceğe taşımak için bu çalışmayı yaptım. Bekdik kültürü ile ilgili Dr Ali Sayar ciddi çalışmaları vardı. O nedenle onun alanına fazla girmeden daha çok günümüz Kızılca’sının dününe değindim. İbrahim Gülümser, Tekin Akkuş, Ahmet Gülümser, Kamber Ata gibi isimlerin yanında kasabada yaşamını sürdürenlerinde anlatıları ile Kızılca çalışmasını yapmış oldum. En azından sevdiğim bir yöremizi özelliği ve güzelliği ile yansıtmaya çalıştım. Umarım geleceğe Kızılca için yararlı bir belge olur. Kitabın yayınlanmasını sağlayan Maya Yayınevi Sahibi Vahit Mahmatlı ile düzenlemesi yapan Bekir Erdoğan de ayrıca teşekkür ederim. “dedi.
Ömer Fethi Gürer Kızılca kitabı ile Niğde ilini farklı yönleri ile anlatan beşinci kitabı da çıkmış oldu.
ÖMER FETHİ GÜRER KIZILCA-BEKTİKLERİN YURDU KİTABIÇIKTI
GÜRER NİĞDE İLE İLGİLİ BEŞİNCİ KİTABINI DA YAZDI
Araştırmacı Yazar Ömer Fethi Gürer Niğde ili ilgili beşinci kitabını Kızılca Kasabası ile ilgili yazdı. Kızılca Kasabası şenliklerinde verdiği söz üzerine kitap için derlemelere başlayan Yazar Ömer Fethi Gürer Niğde için sosyal yaşamı içeren kitabı çalışmalarına da başladı. Kızılca halkına ve araştırmacılara kaynak kitap olarak basılan kitap Kızılca Belediye Başkanlığından temin edilebilecek. Ömer Fethi Gürer hiçbir ücret almadan yazdığı kitabın Kızılca halkına ve geleceğe armağan olması amacı ile kaleme aldığını söyledi.
Niğde ili ilgili yayınlanmış binlerce makalesi de bulunan araştırmacı yazar Ömer Fethi Gürer yeni kitabı ile ilgili şöyle konuştu.-“ Niğde ilinde gitmediğim köy, kasaba kalmadı. Niğde ilini anlatan yüzlerce yazım yerel basında yayınlandı. Yazdığım NİĞDE KAPADOKYA’NIN BAŞKENTİ, NİĞDE SPOR TARİHİ, NİĞDE SÖYLENCE-ŞAKA-FIKRA ve BOR ŞEHRİ kitaplarım kütüphanelerde yerini aldı. Cumhuriyet dönemi ve sosyal yaşam ile ilgili derlemelerimde devam ediyor. Bu arada Kızılca kasabası yıllardır uğrak verdiğim merkezlerden biri idi. Kızılca’da Bekdikler ile ilgili düzenlenen şenlikte yoğun bir katılım ve ilgi vardı. Belediye Başkanı İbrahim Gülümser şenlik öncesi yapılan konuşmalarda benimde konuşmamı istedi. Onun üzerine kürsüye çıkıp düşüncelerimi anlatırken Kızılca Kasabasına olan ilgimden söz ettim ve son bölümde de Kızılca için bir kitap yazacağımı söyledim. İşte bu söz üzerine Kızılca için derlemelere başladım. Bekdiklerin yurdu genelde dünden gelen özellikleri yaşatsa da önemli ölçüde değişime uğramıştı. Bunun bir nedeni büyük ölçüde eğitim ve göç ile farklı yörelere gidilmesi idi. Kasaba kalanlar da doğal olarak güncel yaşama uyum sağlamışlardı. Yerel ağız, gelenekler, folklor ve giysi gibi değişim yanında hayvancılık, tarım ile sağlanan geçiminde yöntemleri, uygulamaları düne göre farklılaşmıştı.
Dünü bilen, anlatan sayısı oldukça sınırlı idi. Bu süreçte en azından elde olanları olsun geleceğe taşımak için bu çalışmayı yaptım. Bekdik kültürü ile ilgili Dr Ali Sayar ciddi çalışmaları vardı. O nedenle onun alanına fazla girmeden daha çok günümüz Kızılca’sının dününe değindim. İbrahim Gülümser, Tekin Akkuş, Ahmet Gülümser, Kamber Ata gibi isimlerin yanında kasabada yaşamını sürdürenlerinde anlatıları ile Kızılca çalışmasını yapmış oldum. En azından sevdiğim bir yöremizi özelliği ve güzelliği ile yansıtmaya çalıştım. Umarım geleceğe Kızılca için yararlı bir belge olur. Kitabın yayınlanmasını sağlayan Maya Yayınevi Sahibi Vahit Mahmatlı ile düzenlemesi yapan Bekir Erdoğan de ayrıca teşekkür ederim. “dedi.
Ömer Fethi Gürer Kızılca kitabı ile Niğde ilini farklı yönleri ile anlatan beşinci kitabı da çıkmış oldu.
ÖMER FETHİ GÜRER KIZILCA-BEKTİKLERİN YURDU KİTABIÇIKTI
GÜRER NİĞDE İLE İLGİLİ BEŞİNCİ KİTABINI DA YAZDI
Araştırmacı Yazar Ömer Fethi Gürer Niğde ili ilgili beşinci kitabını Kızılca Kasabası ile ilgili yazdı. Kızılca Kasabası şenliklerinde verdiği söz üzerine kitap için derlemelere başlayan Yazar Ömer Fethi Gürer Niğde için sosyal yaşamı içeren kitabı çalışmalarına da başladı. Kızılca halkına ve araştırmacılara kaynak kitap olarak basılan kitap Kızılca Belediye Başkanlığından temin edilebilecek. Ömer Fethi Gürer hiçbir ücret almadan yazdığı kitabın Kızılca halkına ve geleceğe armağan olması amacı ile kaleme aldığını söyledi.
Niğde ili ilgili yayınlanmış binlerce makalesi de bulunan araştırmacı yazar Ömer Fethi Gürer yeni kitabı ile ilgili şöyle konuştu.-“ Niğde ilinde gitmediğim köy, kasaba kalmadı. Niğde ilini anlatan yüzlerce yazım yerel basında yayınlandı. Yazdığım NİĞDE KAPADOKYA’NIN BAŞKENTİ, NİĞDE SPOR TARİHİ, NİĞDE SÖYLENCE-ŞAKA-FIKRA ve BOR ŞEHRİ kitaplarım kütüphanelerde yerini aldı. Cumhuriyet dönemi ve sosyal yaşam ile ilgili derlemelerimde devam ediyor. Bu arada Kızılca kasabası yıllardır uğrak verdiğim merkezlerden biri idi. Kızılca’da Bekdikler ile ilgili düzenlenen şenlikte yoğun bir katılım ve ilgi vardı. Belediye Başkanı İbrahim Gülümser şenlik öncesi yapılan konuşmalarda benimde konuşmamı istedi. Onun üzerine kürsüye çıkıp düşüncelerimi anlatırken Kızılca Kasabasına olan ilgimden söz ettim ve son bölümde de Kızılca için bir kitap yazacağımı söyledim. İşte bu söz üzerine Kızılca için derlemelere başladım. Bekdiklerin yurdu genelde dünden gelen özellikleri yaşatsa da önemli ölçüde değişime uğramıştı. Bunun bir nedeni büyük ölçüde eğitim ve göç ile farklı yörelere gidilmesi idi. Kasaba kalanlar da doğal olarak güncel yaşama uyum sağlamışlardı. Yerel ağız, gelenekler, folklor ve giysi gibi değişim yanında hayvancılık, tarım ile sağlanan geçiminde yöntemleri, uygulamaları düne göre farklılaşmıştı.
Dünü bilen, anlatan sayısı oldukça sınırlı idi. Bu süreçte en azından elde olanları olsun geleceğe taşımak için bu çalışmayı yaptım. Bekdik kültürü ile ilgili Dr Ali Sayar ciddi çalışmaları vardı. O nedenle onun alanına fazla girmeden daha çok günümüz Kızılca’sının dününe değindim. İbrahim Gülümser, Tekin Akkuş, Ahmet Gülümser, Kamber Ata gibi isimlerin yanında kasabada yaşamını sürdürenlerinde anlatıları ile Kızılca çalışmasını yapmış oldum. En azından sevdiğim bir yöremizi özelliği ve güzelliği ile yansıtmaya çalıştım. Umarım geleceğe Kızılca için yararlı bir belge olur. Kitabın yayınlanmasını sağlayan Maya Yayınevi Sahibi Vahit Mahmatlı ile düzenlemesi yapan Bekir Erdoğan de ayrıca teşekkür ederim. “dedi.
Ömer Fethi Gürer Kızılca kitabı ile Niğde ilini farklı yönleri ile anlatan beşinci kitabı da çıkmış oldu.
ÖMER FETHİ GÜRER KIZILCA-BEKTİKLERİN YURDU KİTABIÇIKTI
GÜRER NİĞDE İLE İLGİLİ BEŞİNCİ KİTABINI DA YAZDI
Araştırmacı Yazar Ömer Fethi Gürer Niğde ili ilgili beşinci kitabını Kızılca Kasabası ile ilgili yazdı. Kızılca Kasabası şenliklerinde verdiği söz üzerine kitap için derlemelere başlayan Yazar Ömer Fethi Gürer Niğde için sosyal yaşamı içeren kitabı çalışmalarına da başladı. Kızılca halkına ve araştırmacılara kaynak kitap olarak basılan kitap Kızılca Belediye Başkanlığından temin edilebilecek. Ömer Fethi Gürer hiçbir ücret almadan yazdığı kitabın Kızılca halkına ve geleceğe armağan olması amacı ile kaleme aldığını söyledi.
Niğde ili ilgili yayınlanmış binlerce makalesi de bulunan araştırmacı yazar Ömer Fethi Gürer yeni kitabı ile ilgili şöyle konuştu.-“ Niğde ilinde gitmediğim köy, kasaba kalmadı. Niğde ilini anlatan yüzlerce yazım yerel basında yayınlandı. Yazdığım NİĞDE KAPADOKYA’NIN BAŞKENTİ, NİĞDE SPOR TARİHİ, NİĞDE SÖYLENCE-ŞAKA-FIKRA ve BOR ŞEHRİ kitaplarım kütüphanelerde yerini aldı. Cumhuriyet dönemi ve sosyal yaşam ile ilgili derlemelerimde devam ediyor. Bu arada Kızılca kasabası yıllardır uğrak verdiğim merkezlerden biri idi. Kızılca’da Bekdikler ile ilgili düzenlenen şenlikte yoğun bir katılım ve ilgi vardı. Belediye Başkanı İbrahim Gülümser şenlik öncesi yapılan konuşmalarda benimde konuşmamı istedi. Onun üzerine kürsüye çıkıp düşüncelerimi anlatırken Kızılca Kasabasına olan ilgimden söz ettim ve son bölümde de Kızılca için bir kitap yazacağımı söyledim. İşte bu söz üzerine Kızılca için derlemelere başladım. Bekdiklerin yurdu genelde dünden gelen özellikleri yaşatsa da önemli ölçüde değişime uğramıştı. Bunun bir nedeni büyük ölçüde eğitim ve göç ile farklı yörelere gidilmesi idi. Kasaba kalanlar da doğal olarak güncel yaşama uyum sağlamışlardı. Yerel ağız, gelenekler, folklor ve giysi gibi değişim yanında hayvancılık, tarım ile sağlanan geçiminde yöntemleri, uygulamaları düne göre farklılaşmıştı.
Dünü bilen, anlatan sayısı oldukça sınırlı idi. Bu süreçte en azından elde olanları olsun geleceğe taşımak için bu çalışmayı yaptım. Bekdik kültürü ile ilgili Dr Ali Sayar ciddi çalışmaları vardı. O nedenle onun alanına fazla girmeden daha çok günümüz Kızılca’sının dününe değindim. İbrahim Gülümser, Tekin Akkuş, Ahmet Gülümser, Kamber Ata gibi isimlerin yanında kasabada yaşamını sürdürenlerinde anlatıları ile Kızılca çalışmasını yapmış oldum. En azından sevdiğim bir yöremizi özelliği ve güzelliği ile yansıtmaya çalıştım. Umarım geleceğe Kızılca için yararlı bir belge olur. Kitabın yayınlanmasını sağlayan Maya Yayınevi Sahibi Vahit Mahmatlı ile düzenlemesi yapan Bekir Erdoğan de ayrıca teşekkür ederim. “dedi.
Ömer Fethi Gürer Kızılca kitabı ile Niğde ilini farklı yönleri ile anlatan beşinci kitabı da çıkmış oldu.
ÖMER FETHİ GÜRER KIZILCA-BEKTİKLERİN YURDU KİTABIÇIKTI
GÜRER NİĞDE İLE İLGİLİ BEŞİNCİ KİTABINI DA YAZDI
Araştırmacı Yazar Ömer Fethi Gürer Niğde ili ilgili beşinci kitabını Kızılca Kasabası ile ilgili yazdı. Kızılca Kasabası şenliklerinde verdiği söz üzerine kitap için derlemelere başlayan Yazar Ömer Fethi Gürer Niğde için sosyal yaşamı içeren kitabı çalışmalarına da başladı. Kızılca halkına ve araştırmacılara kaynak kitap olarak basılan kitap Kızılca Belediye Başkanlığından temin edilebilecek. Ömer Fethi Gürer hiçbir ücret almadan yazdığı kitabın Kızılca halkına ve geleceğe armağan olması amacı ile kaleme aldığını söyledi.
Niğde ili ilgili yayınlanmış binlerce makalesi de bulunan araştırmacı yazar Ömer Fethi Gürer yeni kitabı ile ilgili şöyle konuştu.-“ Niğde ilinde gitmediğim köy, kasaba kalmadı. Niğde ilini anlatan yüzlerce yazım yerel basında yayınlandı. Yazdığım NİĞDE KAPADOKYA’NIN BAŞKENTİ, NİĞDE SPOR TARİHİ, NİĞDE SÖYLENCE-ŞAKA-FIKRA ve BOR ŞEHRİ kitaplarım kütüphanelerde yerini aldı. Cumhuriyet dönemi ve sosyal yaşam ile ilgili derlemelerimde devam ediyor. Bu arada Kızılca kasabası yıllardır uğrak verdiğim merkezlerden biri idi. Kızılca’da Bekdikler ile ilgili düzenlenen şenlikte yoğun bir katılım ve ilgi vardı. Belediye Başkanı İbrahim Gülümser şenlik öncesi yapılan konuşmalarda benimde konuşmamı istedi. Onun üzerine kürsüye çıkıp düşüncelerimi anlatırken Kızılca Kasabasına olan ilgimden söz ettim ve son bölümde de Kızılca için bir kitap yazacağımı söyledim. İşte bu söz üzerine Kızılca için derlemelere başladım. Bekdiklerin yurdu genelde dünden gelen özellikleri yaşatsa da önemli ölçüde değişime uğramıştı. Bunun bir nedeni büyük ölçüde eğitim ve göç ile farklı yörelere gidilmesi idi. Kasaba kalanlar da doğal olarak güncel yaşama uyum sağlamışlardı. Yerel ağız, gelenekler, folklor ve giysi gibi değişim yanında hayvancılık, tarım ile sağlanan geçiminde yöntemleri, uygulamaları düne göre farklılaşmıştı.
Dünü bilen, anlatan sayısı oldukça sınırlı idi. Bu süreçte en azından elde olanları olsun geleceğe taşımak için bu çalışmayı yaptım. Bekdik kültürü ile ilgili Dr Ali Sayar ciddi çalışmaları vardı. O nedenle onun alanına fazla girmeden daha çok günümüz Kızılca’sının dününe değindim. İbrahim Gülümser, Tekin Akkuş, Ahmet Gülümser, Kamber Ata gibi isimlerin yanında kasabada yaşamını sürdürenlerinde anlatıları ile Kızılca çalışmasını yapmış oldum. En azından sevdiğim bir yöremizi özelliği ve güzelliği ile yansıtmaya çalıştım. Umarım geleceğe Kızılca için yararlı bir belge olur. Kitabın yayınlanmasını sağlayan Maya Yayınevi Sahibi Vahit Mahmatlı ile düzenlemesi yapan Bekir Erdoğan de ayrıca teşekkür ederim. “dedi.
Ömer Fethi Gürer Kızılca kitabı ile Niğde ilini farklı yönleri ile anlatan beşinci kitabı da çıkmış oldu.
ÖMER FETHİ GÜRER KIZILCA-BEKTİKLERİN YURDU KİTABIÇIKTI
GÜRER NİĞDE İLE İLGİLİ BEŞİNCİ KİTABINI DA YAZDI
Araştırmacı Yazar Ömer Fethi Gürer Niğde ili ilgili beşinci kitabını Kızılca Kasabası ile ilgili yazdı. Kızılca Kasabası şenliklerinde verdiği söz üzerine kitap için derlemelere başlayan Yazar Ömer Fethi Gürer Niğde için sosyal yaşamı içeren kitabı çalışmalarına da başladı. Kızılca halkına ve araştırmacılara kaynak kitap olarak basılan kitap Kızılca Belediye Başkanlığından temin edilebilecek. Ömer Fethi Gürer hiçbir ücret almadan yazdığı kitabın Kızılca halkına ve geleceğe armağan olması amacı ile kaleme aldığını söyledi.
Niğde ili ilgili yayınlanmış binlerce makalesi de bulunan araştırmacı yazar Ömer Fethi Gürer yeni kitabı ile ilgili şöyle konuştu.-“ Niğde ilinde gitmediğim köy, kasaba kalmadı. Niğde ilini anlatan yüzlerce yazım yerel basında yayınlandı. Yazdığım NİĞDE KAPADOKYA’NIN BAŞKENTİ, NİĞDE SPOR TARİHİ, NİĞDE SÖYLENCE-ŞAKA-FIKRA ve BOR ŞEHRİ kitaplarım kütüphanelerde yerini aldı. Cumhuriyet dönemi ve sosyal yaşam ile ilgili derlemelerimde devam ediyor. Bu arada Kızılca kasabası yıllardır uğrak verdiğim merkezlerden biri idi. Kızılca’da Bekdikler ile ilgili düzenlenen şenlikte yoğun bir katılım ve ilgi vardı. Belediye Başkanı İbrahim Gülümser şenlik öncesi yapılan konuşmalarda benimde konuşmamı istedi. Onun üzerine kürsüye çıkıp düşüncelerimi anlatırken Kızılca Kasabasına olan ilgimden söz ettim ve son bölümde de Kızılca için bir kitap yazacağımı söyledim. İşte bu söz üzerine Kızılca için derlemelere başladım. Bekdiklerin yurdu genelde dünden gelen özellikleri yaşatsa da önemli ölçüde değişime uğramıştı. Bunun bir nedeni büyük ölçüde eğitim ve göç ile farklı yörelere gidilmesi idi. Kasaba kalanlar da doğal olarak güncel yaşama uyum sağlamışlardı. Yerel ağız, gelenekler, folklor ve giysi gibi değişim yanında hayvancılık, tarım ile sağlanan geçiminde yöntemleri, uygulamaları düne göre farklılaşmıştı.
Dünü bilen, anlatan sayısı oldukça sınırlı idi. Bu süreçte en azından elde olanları olsun geleceğe taşımak için bu çalışmayı yaptım. Bekdik kültürü ile ilgili Dr Ali Sayar ciddi çalışmaları vardı. O nedenle onun alanına fazla girmeden daha çok günümüz Kızılca’sının dününe değindim. İbrahim Gülümser, Tekin Akkuş, Ahmet Gülümser, Kamber Ata gibi isimlerin yanında kasabada yaşamını sürdürenlerinde anlatıları ile Kızılca çalışmasını yapmış oldum. En azından sevdiğim bir yöremizi özelliği ve güzelliği ile yansıtmaya çalıştım. Umarım geleceğe Kızılca için yararlı bir belge olur. Kitabın yayınlanmasını sağlayan Maya Yayınevi Sahibi Vahit Mahmatlı ile düzenlemesi yapan Bekir Erdoğan de ayrıca teşekkür ederim. “dedi.
Ömer Fethi Gürer Kızılca kitabı ile Niğde ilini farklı yönleri ile anlatan beşinci kitabı da çıkmış oldu.
ÖMER FETHİ GÜRER KIZILCA-BEKTİKLERİN YURDU KİTABIÇIKTI
GÜRER NİĞDE İLE İLGİLİ BEŞİNCİ KİTABINI DA YAZDI
Araştırmacı Yazar Ömer Fethi Gürer Niğde ili ilgili beşinci kitabını Kızılca Kasabası ile ilgili yazdı. Kızılca Kasabası şenliklerinde verdiği söz üzerine kitap için derlemelere başlayan Yazar Ömer Fethi Gürer Niğde için sosyal yaşamı içeren kitabı çalışmalarına da başladı. Kızılca halkına ve araştırmacılara kaynak kitap olarak basılan kitap Kızılca Belediye Başkanlığından temin edilebilecek. Ömer Fethi Gürer hiçbir ücret almadan yazdığı kitabın Kızılca halkına ve geleceğe armağan olması amacı ile kaleme aldığını söyledi.
Niğde ili ilgili yayınlanmış binlerce makalesi de bulunan araştırmacı yazar Ömer Fethi Gürer yeni kitabı ile ilgili şöyle konuştu.-“ Niğde ilinde gitmediğim köy, kasaba kalmadı. Niğde ilini anlatan yüzlerce yazım yerel basında yayınlandı. Yazdığım NİĞDE KAPADOKYA’NIN BAŞKENTİ, NİĞDE SPOR TARİHİ, NİĞDE SÖYLENCE-ŞAKA-FIKRA ve BOR ŞEHRİ kitaplarım kütüphanelerde yerini aldı. Cumhuriyet dönemi ve sosyal yaşam ile ilgili derlemelerimde devam ediyor. Bu arada Kızılca kasabası yıllardır uğrak verdiğim merkezlerden biri idi. Kızılca’da Bekdikler ile ilgili düzenlenen şenlikte yoğun bir katılım ve ilgi vardı. Belediye Başkanı İbrahim Gülümser şenlik öncesi yapılan konuşmalarda benimde konuşmamı istedi. Onun üzerine kürsüye çıkıp düşüncelerimi anlatırken Kızılca Kasabasına olan ilgimden söz ettim ve son bölümde de Kızılca için bir kitap yazacağımı söyledim. İşte bu söz üzerine Kızılca için derlemelere başladım. Bekdiklerin yurdu genelde dünden gelen özellikleri yaşatsa da önemli ölçüde değişime uğramıştı. Bunun bir nedeni büyük ölçüde eğitim ve göç ile farklı yörelere gidilmesi idi. Kasaba kalanlar da doğal olarak güncel yaşama uyum sağlamışlardı. Yerel ağız, gelenekler, folklor ve giysi gibi değişim yanında hayvancılık, tarım ile sağlanan geçiminde yöntemleri, uygulamaları düne göre farklılaşmıştı.
Dünü bilen, anlatan sayısı oldukça sınırlı idi. Bu süreçte en azından elde olanları olsun geleceğe taşımak için bu çalışmayı yaptım. Bekdik kültürü ile ilgili Dr Ali Sayar ciddi çalışmaları vardı. O nedenle onun alanına fazla girmeden daha çok günümüz Kızılca’sının dününe değindim. İbrahim Gülümser, Tekin Akkuş, Ahmet Gülümser, Kamber Ata gibi isimlerin yanında kasabada yaşamını sürdürenlerinde anlatıları ile Kızılca çalışmasını yapmış oldum. En azından sevdiğim bir yöremizi özelliği ve güzelliği ile yansıtmaya çalıştım. Umarım geleceğe Kızılca için yararlı bir belge olur. Kitabın yayınlanmasını sağlayan Maya Yayınevi Sahibi Vahit Mahmatlı ile düzenlemesi yapan Bekir Erdoğan de ayrıca teşekkür ederim. “dedi.
Ömer Fethi Gürer Kızılca kitabı ile Niğde ilini farklı yönleri ile anlatan beşinci kitabı da çıkmış oldu.
ÖMER FETHİ GÜRER KIZILCA-BEKTİKLERİN YURDU KİTABIÇIKTI
GÜRER NİĞDE İLE İLGİLİ BEŞİNCİ KİTABINI DA YAZDI
Araştırmacı Yazar Ömer Fethi Gürer Niğde ili ilgili beşinci kitabını Kızılca Kasabası ile ilgili yazdı. Kızılca Kasabası şenliklerinde verdiği söz üzerine kitap için derlemelere başlayan Yazar Ömer Fethi Gürer Niğde için sosyal yaşamı içeren kitabı çalışmalarına da başladı. Kızılca halkına ve araştırmacılara kaynak kitap olarak basılan kitap Kızılca Belediye Başkanlığından temin edilebilecek. Ömer Fethi Gürer hiçbir ücret almadan yazdığı kitabın Kızılca halkına ve geleceğe armağan olması amacı ile kaleme aldığını söyledi.
Niğde ili ilgili yayınlanmış binlerce makalesi de bulunan araştırmacı yazar Ömer Fethi Gürer yeni kitabı ile ilgili şöyle konuştu.-“ Niğde ilinde gitmediğim köy, kasaba kalmadı. Niğde ilini anlatan yüzlerce yazım yerel basında yayınlandı. Yazdığım NİĞDE KAPADOKYA’NIN BAŞKENTİ, NİĞDE SPOR TARİHİ, NİĞDE SÖYLENCE-ŞAKA-FIKRA ve BOR ŞEHRİ kitaplarım kütüphanelerde yerini aldı. Cumhuriyet dönemi ve sosyal yaşam ile ilgili derlemelerimde devam ediyor. Bu arada Kızılca kasabası yıllardır uğrak verdiğim merkezlerden biri idi. Kızılca’da Bekdikler ile ilgili düzenlenen şenlikte yoğun bir katılım ve ilgi vardı. Belediye Başkanı İbrahim Gülümser şenlik öncesi yapılan konuşmalarda benimde konuşmamı istedi. Onun üzerine kürsüye çıkıp düşüncelerimi anlatırken Kızılca Kasabasına olan ilgimden söz ettim ve son bölümde de Kızılca için bir kitap yazacağımı söyledim. İşte bu söz üzerine Kızılca için derlemelere başladım. Bekdiklerin yurdu genelde dünden gelen özellikleri yaşatsa da önemli ölçüde değişime uğramıştı. Bunun bir nedeni büyük ölçüde eğitim ve göç ile farklı yörelere gidilmesi idi. Kasaba kalanlar da doğal olarak güncel yaşama uyum sağlamışlardı. Yerel ağız, gelenekler, folklor ve giysi gibi değişim yanında hayvancılık, tarım ile sağlanan geçiminde yöntemleri, uygulamaları düne göre farklılaşmıştı.
Dünü bilen, anlatan sayısı oldukça sınırlı idi. Bu süreçte en azından elde olanları olsun geleceğe taşımak için bu çalışmayı yaptım. Bekdik kültürü ile ilgili Dr Ali Sayar ciddi çalışmaları vardı. O nedenle onun alanına fazla girmeden daha çok günümüz Kızılca’sının dününe değindim. İbrahim Gülümser, Tekin Akkuş, Ahmet Gülümser, Kamber Ata gibi isimlerin yanında kasabada yaşamını sürdürenlerinde anlatıları ile Kızılca çalışmasını yapmış oldum. En azından sevdiğim bir yöremizi özelliği ve güzelliği ile yansıtmaya çalıştım. Umarım geleceğe Kızılca için yararlı bir belge olur. Kitabın yayınlanmasını sağlayan Maya Yayınevi Sahibi Vahit Mahmatlı ile düzenlemesi yapan Bekir Erdoğan de ayrıca teşekkür ederim. “dedi.
Ömer Fethi Gürer Kızılca kitabı ile Niğde ilini farklı yönleri ile anlatan beşinci kitabı da çıkmış oldu.
ÖMER FETHİ GÜRER KIZILCA-BEKTİKLERİN YURDU KİTABIÇIKTI
GÜRER NİĞDE İLE İLGİLİ BEŞİNCİ KİTABINI DA YAZDI
Araştırmacı Yazar Ömer Fethi Gürer Niğde ili ilgili beşinci kitabını Kızılca Kasabası ile ilgili yazdı. Kızılca Kasabası şenliklerinde verdiği söz üzerine kitap için derlemelere başlayan Yazar Ömer Fethi Gürer Niğde için sosyal yaşamı içeren kitabı çalışmalarına da başladı. Kızılca halkına ve araştırmacılara kaynak kitap olarak basılan kitap Kızılca Belediye Başkanlığından temin edilebilecek. Ömer Fethi Gürer hiçbir ücret almadan yazdığı kitabın Kızılca halkına ve geleceğe armağan olması amacı ile kaleme aldığını söyledi.
Niğde ili ilgili yayınlanmış binlerce makalesi de bulunan araştırmacı yazar Ömer Fethi Gürer yeni kitabı ile ilgili şöyle konuştu.-“ Niğde ilinde gitmediğim köy, kasaba kalmadı. Niğde ilini anlatan yüzlerce yazım yerel basında yayınlandı. Yazdığım NİĞDE KAPADOKYA’NIN BAŞKENTİ, NİĞDE SPOR TARİHİ, NİĞDE SÖYLENCE-ŞAKA-FIKRA ve BOR ŞEHRİ kitaplarım kütüphanelerde yerini aldı. Cumhuriyet dönemi ve sosyal yaşam ile ilgili derlemelerimde devam ediyor. Bu arada Kızılca kasabası yıllardır uğrak verdiğim merkezlerden biri idi. Kızılca’da Bekdikler ile ilgili düzenlenen şenlikte yoğun bir katılım ve ilgi vardı. Belediye Başkanı İbrahim Gülümser şenlik öncesi yapılan konuşmalarda benimde konuşmamı istedi. Onun üzerine kürsüye çıkıp düşüncelerimi anlatırken Kızılca Kasabasına olan ilgimden söz ettim ve son bölümde de Kızılca için bir kitap yazacağımı söyledim. İşte bu söz üzerine Kızılca için derlemelere başladım. Bekdiklerin yurdu genelde dünden gelen özellikleri yaşatsa da önemli ölçüde değişime uğramıştı. Bunun bir nedeni büyük ölçüde eğitim ve göç ile farklı yörelere gidilmesi idi. Kasaba kalanlar da doğal olarak güncel yaşama uyum sağlamışlardı. Yerel ağız, gelenekler, folklor ve giysi gibi değişim yanında hayvancılık, tarım ile sağlanan geçiminde yöntemleri, uygulamaları düne göre farklılaşmıştı.
Dünü bilen, anlatan sayısı oldukça sınırlı idi. Bu süreçte en azından elde olanları olsun geleceğe taşımak için bu çalışmayı yaptım. Bekdik kültürü ile ilgili Dr Ali Sayar ciddi çalışmaları vardı. O nedenle onun alanına fazla girmeden daha çok günümüz Kızılca’sının dününe değindim. İbrahim Gülümser, Tekin Akkuş, Ahmet Gülümser, Kamber Ata gibi isimlerin yanında kasabada yaşamını sürdürenlerinde anlatıları ile Kızılca çalışmasını yapmış oldum. En azından sevdiğim bir yöremizi özelliği ve güzelliği ile yansıtmaya çalıştım. Umarım geleceğe Kızılca için yararlı bir belge olur. Kitabın yayınlanmasını sağlayan Maya Yayınevi Sahibi Vahit Mahmatlı ile düzenlemesi yapan Bekir Erdoğan de ayrıca teşekkür ederim. “dedi.
Ömer Fethi Gürer Kızılca kitabı ile Niğde ilini farklı yönleri ile anlatan beşinci kitabı da çıkmış oldu.
ÖMER FETHİ GÜRER KIZILCA-BEKTİKLERİN YURDU KİTABIÇIKTI
GÜRER NİĞDE İLE İLGİLİ BEŞİNCİ KİTABINI DA YAZDI
Araştırmacı Yazar Ömer Fethi Gürer Niğde ili ilgili beşinci kitabını Kızılca Kasabası ile ilgili yazdı. Kızılca Kasabası şenliklerinde verdiği söz üzerine kitap için derlemelere başlayan Yazar Ömer Fethi Gürer Niğde için sosyal yaşamı içeren kitabı çalışmalarına da başladı. Kızılca halkına ve araştırmacılara kaynak kitap olarak basılan kitap Kızılca Belediye Başkanlığından temin edilebilecek. Ömer Fethi Gürer hiçbir ücret almadan yazdığı kitabın Kızılca halkına ve geleceğe armağan olması amacı ile kaleme aldığını söyledi.
Niğde ili ilgili yayınlanmış binlerce makalesi de bulunan araştırmacı yazar Ömer Fethi Gürer yeni kitabı ile ilgili şöyle konuştu.-“ Niğde ilinde gitmediğim köy, kasaba kalmadı. Niğde ilini anlatan yüzlerce yazım yerel basında yayınlandı. Yazdığım NİĞDE KAPADOKYA’NIN BAŞKENTİ, NİĞDE SPOR TARİHİ, NİĞDE SÖYLENCE-ŞAKA-FIKRA ve BOR ŞEHRİ kitaplarım kütüphanelerde yerini aldı. Cumhuriyet dönemi ve sosyal yaşam ile ilgili derlemelerimde devam ediyor. Bu arada Kızılca kasabası yıllardır uğrak verdiğim merkezlerden biri idi. Kızılca’da Bekdikler ile ilgili düzenlenen şenlikte yoğun bir katılım ve ilgi vardı. Belediye Başkanı İbrahim Gülümser şenlik öncesi yapılan konuşmalarda benimde konuşmamı istedi. Onun üzerine kürsüye çıkıp düşüncelerimi anlatırken Kızılca Kasabasına olan ilgimden söz ettim ve son bölümde de Kızılca için bir kitap yazacağımı söyledim. İşte bu söz üzerine Kızılca için derlemelere başladım. Bekdiklerin yurdu genelde dünden gelen özellikleri yaşatsa da önemli ölçüde değişime uğramıştı. Bunun bir nedeni büyük ölçüde eğitim ve göç ile farklı yörelere gidilmesi idi. Kasaba kalanlar da doğal olarak güncel yaşama uyum sağlamışlardı. Yerel ağız, gelenekler, folklor ve giysi gibi değişim yanında hayvancılık, tarım ile sağlanan geçiminde yöntemleri, uygulamaları düne göre farklılaşmıştı.
Dünü bilen, anlatan sayısı oldukça sınırlı idi. Bu süreçte en azından elde olanları olsun geleceğe taşımak için bu çalışmayı yaptım. Bekdik kültürü ile ilgili Dr Ali Sayar ciddi çalışmaları vardı. O nedenle onun alanına fazla girmeden daha çok günümüz Kızılca’sının dününe değindim. İbrahim Gülümser, Tekin Akkuş, Ahmet Gülümser, Kamber Ata gibi isimlerin yanında kasabada yaşamını sürdürenlerinde anlatıları ile Kızılca çalışmasını yapmış oldum. En azından sevdiğim bir yöremizi özelliği ve güzelliği ile yansıtmaya çalıştım. Umarım geleceğe Kızılca için yararlı bir belge olur. Kitabın yayınlanmasını sağlayan Maya Yayınevi Sahibi Vahit Mahmatlı ile düzenlemesi yapan Bekir Erdoğan de ayrıca teşekkür ederim. “dedi.
Ömer Fethi Gürer Kızılca kitabı ile Niğde ilini farklı yönleri ile anlatan beşinci kitabı da çıkmış oldu.
ÖMER FETHİ GÜRER KIZILCA-BEKTİKLERİN YURDU KİTABIÇIKTI
GÜRER NİĞDE İLE İLGİLİ BEŞİNCİ KİTABINI DA YAZDI
Araştırmacı Yazar Ömer Fethi Gürer Niğde ili ilgili beşinci kitabını Kızılca Kasabası ile ilgili yazdı. Kızılca Kasabası şenliklerinde verdiği söz üzerine kitap için derlemelere başlayan Yazar Ömer Fethi Gürer Niğde için sosyal yaşamı içeren kitabı çalışmalarına da başladı. Kızılca halkına ve araştırmacılara kaynak kitap olarak basılan kitap Kızılca Belediye Başkanlığından temin edilebilecek. Ömer Fethi Gürer hiçbir ücret almadan yazdığı kitabın Kızılca halkına ve geleceğe armağan olması amacı ile kaleme aldığını söyledi.
Niğde ili ilgili yayınlanmış binlerce makalesi de bulunan araştırmacı yazar Ömer Fethi Gürer yeni kitabı ile ilgili şöyle konuştu.-“ Niğde ilinde gitmediğim köy, kasaba kalmadı. Niğde ilini anlatan yüzlerce yazım yerel basında yayınlandı. Yazdığım NİĞDE KAPADOKYA’NIN BAŞKENTİ, NİĞDE SPOR TARİHİ, NİĞDE SÖYLENCE-ŞAKA-FIKRA ve BOR ŞEHRİ kitaplarım kütüphanelerde yerini aldı. Cumhuriyet dönemi ve sosyal yaşam ile ilgili derlemelerimde devam ediyor. Bu arada Kızılca kasabası yıllardır uğrak verdiğim merkezlerden biri idi. Kızılca’da Bekdikler ile ilgili düzenlenen şenlikte yoğun bir katılım ve ilgi vardı. Belediye Başkanı İbrahim Gülümser şenlik öncesi yapılan konuşmalarda benimde konuşmamı istedi. Onun üzerine kürsüye çıkıp düşüncelerimi anlatırken Kızılca Kasabasına olan ilgimden söz ettim ve son bölümde de Kızılca için bir kitap yazacağımı söyledim. İşte bu söz üzerine Kızılca için derlemelere başladım. Bekdiklerin yurdu genelde dünden gelen özellikleri yaşatsa da önemli ölçüde değişime uğramıştı. Bunun bir nedeni büyük ölçüde eğitim ve göç ile farklı yörelere gidilmesi idi. Kasaba kalanlar da doğal olarak güncel yaşama uyum sağlamışlardı. Yerel ağız, gelenekler, folklor ve giysi gibi değişim yanında hayvancılık, tarım ile sağlanan geçiminde yöntemleri, uygulamaları düne göre farklılaşmıştı.
Dünü bilen, anlatan sayısı oldukça sınırlı idi. Bu süreçte en azından elde olanları olsun geleceğe taşımak için bu çalışmayı yaptım. Bekdik kültürü ile ilgili Dr Ali Sayar ciddi çalışmaları vardı. O nedenle onun alanına fazla girmeden daha çok günümüz Kızılca’sının dününe değindim. İbrahim Gülümser, Tekin Akkuş, Ahmet Gülümser, Kamber Ata gibi isimlerin yanında kasabada yaşamını sürdürenlerinde anlatıları ile Kızılca çalışmasını yapmış oldum. En azından sevdiğim bir yöremizi özelliği ve güzelliği ile yansıtmaya çalıştım. Umarım geleceğe Kızılca için yararlı bir belge olur. Kitabın yayınlanmasını sağlayan Maya Yayınevi Sahibi Vahit Mahmatlı ile düzenlemesi yapan Bekir Erdoğan de ayrıca teşekkür ederim. “dedi.
Ömer Fethi Gürer Kızılca kitabı ile Niğde ilini farklı yönleri ile anlatan beşinci kitabı da çıkmış oldu.
ÖMER FETHİ GÜRER KIZILCA-BEKTİKLERİN YURDU KİTABIÇIKTI
GÜRER NİĞDE İLE İLGİLİ BEŞİNCİ KİTABINI DA YAZDI
Araştırmacı Yazar Ömer Fethi Gürer Niğde ili ilgili beşinci kitabını Kızılca Kasabası ile ilgili yazdı. Kızılca Kasabası şenliklerinde verdiği söz üzerine kitap için derlemelere başlayan Yazar Ömer Fethi Gürer Niğde için sosyal yaşamı içeren kitabı çalışmalarına da başladı. Kızılca halkına ve araştırmacılara kaynak kitap olarak basılan kitap Kızılca Belediye Başkanlığından temin edilebilecek. Ömer Fethi Gürer hiçbir ücret almadan yazdığı kitabın Kızılca halkına ve geleceğe armağan olması amacı ile kaleme aldığını söyledi.
Niğde ili ilgili yayınlanmış binlerce makalesi de bulunan araştırmacı yazar Ömer Fethi Gürer yeni kitabı ile ilgili şöyle konuştu.-“ Niğde ilinde gitmediğim köy, kasaba kalmadı. Niğde ilini anlatan yüzlerce yazım yerel basında yayınlandı. Yazdığım NİĞDE KAPADOKYA’NIN BAŞKENTİ, NİĞDE SPOR TARİHİ, NİĞDE SÖYLENCE-ŞAKA-FIKRA ve BOR ŞEHRİ kitaplarım kütüphanelerde yerini aldı. Cumhuriyet dönemi ve sosyal yaşam ile ilgili derlemelerimde devam ediyor. Bu arada Kızılca kasabası yıllardır uğrak verdiğim merkezlerden biri idi. Kızılca’da Bekdikler ile ilgili düzenlenen şenlikte yoğun bir katılım ve ilgi vardı. Belediye Başkanı İbrahim Gülümser şenlik öncesi yapılan konuşmalarda benimde konuşmamı istedi. Onun üzerine kürsüye çıkıp düşüncelerimi anlatırken Kızılca Kasabasına olan ilgimden söz ettim ve son bölümde de Kızılca için bir kitap yazacağımı söyledim. İşte bu söz üzerine Kızılca için derlemelere başladım. Bekdiklerin yurdu genelde dünden gelen özellikleri yaşatsa da önemli ölçüde değişime uğramıştı. Bunun bir nedeni büyük ölçüde eğitim ve göç ile farklı yörelere gidilmesi idi. Kasaba kalanlar da doğal olarak güncel yaşama uyum sağlamışlardı. Yerel ağız, gelenekler, folklor ve giysi gibi değişim yanında hayvancılık, tarım ile sağlanan geçiminde yöntemleri, uygulamaları düne göre farklılaşmıştı.
Dünü bilen, anlatan sayısı oldukça sınırlı idi. Bu süreçte en azından elde olanları olsun geleceğe taşımak için bu çalışmayı yaptım. Bekdik kültürü ile ilgili Dr Ali Sayar ciddi çalışmaları vardı. O nedenle onun alanına fazla girmeden daha çok günümüz Kızılca’sının dününe değindim. İbrahim Gülümser, Tekin Akkuş, Ahmet Gülümser, Kamber Ata gibi isimlerin yanında kasabada yaşamını sürdürenlerinde anlatıları ile Kızılca çalışmasını yapmış oldum. En azından sevdiğim bir yöremizi özelliği ve güzelliği ile yansıtmaya çalıştım. Umarım geleceğe Kızılca için yararlı bir belge olur. Kitabın yayınlanmasını sağlayan Maya Yayınevi Sahibi Vahit Mahmatlı ile düzenlemesi yapan Bekir Erdoğan de ayrıca teşekkür ederim. “dedi.
Ömer Fethi Gürer Kızılca kitabı ile Niğde ilini farklı yönleri ile anlatan beşinci kitabı da çıkmış oldu.
ÖMER FETHİ GÜRER KIZILCA-BEKTİKLERİN YURDU KİTABIÇIKTI
GÜRER NİĞDE İLE İLGİLİ BEŞİNCİ KİTABINI DA YAZDI
Araştırmacı Yazar Ömer Fethi Gürer Niğde ili ilgili beşinci kitabını Kızılca Kasabası ile ilgili yazdı. Kızılca Kasabası şenliklerinde verdiği söz üzerine kitap için derlemelere başlayan Yazar Ömer Fethi Gürer Niğde için sosyal yaşamı içeren kitabı çalışmalarına da başladı. Kızılca halkına ve araştırmacılara kaynak kitap olarak basılan kitap Kızılca Belediye Başkanlığından temin edilebilecek. Ömer Fethi Gürer hiçbir ücret almadan yazdığı kitabın Kızılca halkına ve geleceğe armağan olması amacı ile kaleme aldığını söyledi.
Niğde ili ilgili yayınlanmış binlerce makalesi de bulunan araştırmacı yazar Ömer Fethi Gürer yeni kitabı ile ilgili şöyle konuştu.-“ Niğde ilinde gitmediğim köy, kasaba kalmadı. Niğde ilini anlatan yüzlerce yazım yerel basında yayınlandı. Yazdığım NİĞDE KAPADOKYA’NIN BAŞKENTİ, NİĞDE SPOR TARİHİ, NİĞDE SÖYLENCE-ŞAKA-FIKRA ve BOR ŞEHRİ kitaplarım kütüphanelerde yerini aldı. Cumhuriyet dönemi ve sosyal yaşam ile ilgili derlemelerimde devam ediyor. Bu arada Kızılca kasabası yıllardır uğrak verdiğim merkezlerden biri idi. Kızılca’da Bekdikler ile ilgili düzenlenen şenlikte yoğun bir katılım ve ilgi vardı. Belediye Başkanı İbrahim Gülümser şenlik öncesi yapılan konuşmalarda benimde konuşmamı istedi. Onun üzerine kürsüye çıkıp düşüncelerimi anlatırken Kızılca Kasabasına olan ilgimden söz ettim ve son bölümde de Kızılca için bir kitap yazacağımı söyledim. İşte bu söz üzerine Kızılca için derlemelere başladım. Bekdiklerin yurdu genelde dünden gelen özellikleri yaşatsa da önemli ölçüde değişime uğramıştı. Bunun bir nedeni büyük ölçüde eğitim ve göç ile farklı yörelere gidilmesi idi. Kasaba kalanlar da doğal olarak güncel yaşama uyum sağlamışlardı. Yerel ağız, gelenekler, folklor ve giysi gibi değişim yanında hayvancılık, tarım ile sağlanan geçiminde yöntemleri, uygulamaları düne göre farklılaşmıştı.
Dünü bilen, anlatan sayısı oldukça sınırlı idi. Bu süreçte en azından elde olanları olsun geleceğe taşımak için bu çalışmayı yaptım. Bekdik kültürü ile ilgili Dr Ali Sayar ciddi çalışmaları vardı. O nedenle onun alanına fazla girmeden daha çok günümüz Kızılca’sının dününe değindim. İbrahim Gülümser, Tekin Akkuş, Ahmet Gülümser, Kamber Ata gibi isimlerin yanında kasabada yaşamını sürdürenlerinde anlatıları ile Kızılca çalışmasını yapmış oldum. En azından sevdiğim bir yöremizi özelliği ve güzelliği ile yansıtmaya çalıştım. Umarım geleceğe Kızılca için yararlı bir belge olur. Kitabın yayınlanmasını sağlayan Maya Yayınevi Sahibi Vahit Mahmatlı ile düzenlemesi yapan Bekir Erdoğan de ayrıca teşekkür ederim. “dedi.
Ömer Fethi Gürer Kızılca kitabı ile Niğde ilini farklı yönleri ile anlatan beşinci kitabı da çıkmış oldu.
ÖMER FETHİ GÜRER KIZILCA-BEKTİKLERİN YURDU KİTABIÇIKTI
GÜRER NİĞDE İLE İLGİLİ BEŞİNCİ KİTABINI DA YAZDI
Araştırmacı Yazar Ömer Fethi Gürer Niğde ili ilgili beşinci kitabını Kızılca Kasabası ile ilgili yazdı. Kızılca Kasabası şenliklerinde verdiği söz üzerine kitap için derlemelere başlayan Yazar Ömer Fethi Gürer Niğde için sosyal yaşamı içeren kitabı çalışmalarına da başladı. Kızılca halkına ve araştırmacılara kaynak kitap olarak basılan kitap Kızılca Belediye Başkanlığından temin edilebilecek. Ömer Fethi Gürer hiçbir ücret almadan yazdığı kitabın Kızılca halkına ve geleceğe armağan olması amacı ile kaleme aldığını söyledi.
Niğde ili ilgili yayınlanmış binlerce makalesi de bulunan araştırmacı yazar Ömer Fethi Gürer yeni kitabı ile ilgili şöyle konuştu.-“ Niğde ilinde gitmediğim köy, kasaba kalmadı. Niğde ilini anlatan yüzlerce yazım yerel basında yayınlandı. Yazdığım NİĞDE KAPADOKYA’NIN BAŞKENTİ, NİĞDE SPOR TARİHİ, NİĞDE SÖYLENCE-ŞAKA-FIKRA ve BOR ŞEHRİ kitaplarım kütüphanelerde yerini aldı. Cumhuriyet dönemi ve sosyal yaşam ile ilgili derlemelerimde devam ediyor. Bu arada Kızılca kasabası yıllardır uğrak verdiğim merkezlerden biri idi. Kızılca’da Bekdikler ile ilgili düzenlenen şenlikte yoğun bir katılım ve ilgi vardı. Belediye Başkanı İbrahim Gülümser şenlik öncesi yapılan konuşmalarda benimde konuşmamı istedi. Onun üzerine kürsüye çıkıp düşüncelerimi anlatırken Kızılca Kasabasına olan ilgimden söz ettim ve son bölümde de Kızılca için bir kitap yazacağımı söyledim. İşte bu söz üzerine Kızılca için derlemelere başladım. Bekdiklerin yurdu genelde dünden gelen özellikleri yaşatsa da önemli ölçüde değişime uğramıştı. Bunun bir nedeni büyük ölçüde eğitim ve göç ile farklı yörelere gidilmesi idi. Kasaba kalanlar da doğal olarak güncel yaşama uyum sağlamışlardı. Yerel ağız, gelenekler, folklor ve giysi gibi değişim yanında hayvancılık, tarım ile sağlanan geçiminde yöntemleri, uygulamaları düne göre farklılaşmıştı.
Dünü bilen, anlatan sayısı oldukça sınırlı idi. Bu süreçte en azından elde olanları olsun geleceğe taşımak için bu çalışmayı yaptım. Bekdik kültürü ile ilgili Dr Ali Sayar ciddi çalışmaları vardı. O nedenle onun alanına fazla girmeden daha çok günümüz Kızılca’sının dününe değindim. İbrahim Gülümser, Tekin Akkuş, Ahmet Gülümser, Kamber Ata gibi isimlerin yanında kasabada yaşamını sürdürenlerinde anlatıları ile Kızılca çalışmasını yapmış oldum. En azından sevdiğim bir yöremizi özelliği ve güzelliği ile yansıtmaya çalıştım. Umarım geleceğe Kızılca için yararlı bir belge olur. Kitabın yayınlanmasını sağlayan Maya Yayınevi Sahibi Vahit Mahmatlı ile düzenlemesi yapan Bekir Erdoğan de ayrıca teşekkür ederim. “dedi.
Ömer Fethi Gürer Kızılca kitabı ile Niğde ilini farklı yönleri ile anlatan beşinci kitabı da çıkmış oldu.
ÖMER FETHİ GÜRER KIZILCA-BEKTİKLERİN YURDU KİTABIÇIKTI
GÜRER NİĞDE İLE İLGİLİ BEŞİNCİ KİTABINI DA YAZDI
Araştırmacı Yazar Ömer Fethi Gürer Niğde ili ilgili beşinci kitabını Kızılca Kasabası ile ilgili yazdı. Kızılca Kasabası şenliklerinde verdiği söz üzerine kitap için derlemelere başlayan Yazar Ömer Fethi Gürer Niğde için sosyal yaşamı içeren kitabı çalışmalarına da başladı. Kızılca halkına ve araştırmacılara kaynak kitap olarak basılan kitap Kızılca Belediye Başkanlığından temin edilebilecek. Ömer Fethi Gürer hiçbir ücret almadan yazdığı kitabın Kızılca halkına ve geleceğe armağan olması amacı ile kaleme aldığını söyledi.
Niğde ili ilgili yayınlanmış binlerce makalesi de bulunan araştırmacı yazar Ömer Fethi Gürer yeni kitabı ile ilgili şöyle konuştu.-“ Niğde ilinde gitmediğim köy, kasaba kalmadı. Niğde ilini anlatan yüzlerce yazım yerel basında yayınlandı. Yazdığım NİĞDE KAPADOKYA’NIN BAŞKENTİ, NİĞDE SPOR TARİHİ, NİĞDE SÖYLENCE-ŞAKA-FIKRA ve BOR ŞEHRİ kitaplarım kütüphanelerde yerini aldı. Cumhuriyet dönemi ve sosyal yaşam ile ilgili derlemelerimde devam ediyor. Bu arada Kızılca kasabası yıllardır uğrak verdiğim merkezlerden biri idi. Kızılca’da Bekdikler ile ilgili düzenlenen şenlikte yoğun bir katılım ve ilgi vardı. Belediye Başkanı İbrahim Gülümser şenlik öncesi yapılan konuşmalarda benimde konuşmamı istedi. Onun üzerine kürsüye çıkıp düşüncelerimi anlatırken Kızılca Kasabasına olan ilgimden söz ettim ve son bölümde de Kızılca için bir kitap yazacağımı söyledim. İşte bu söz üzerine Kızılca için derlemelere başladım. Bekdiklerin yurdu genelde dünden gelen özellikleri yaşatsa da önemli ölçüde değişime uğramıştı. Bunun bir nedeni büyük ölçüde eğitim ve göç ile farklı yörelere gidilmesi idi. Kasaba kalanlar da doğal olarak güncel yaşama uyum sağlamışlardı. Yerel ağız, gelenekler, folklor ve giysi gibi değişim yanında hayvancılık, tarım ile sağlanan geçiminde yöntemleri, uygulamaları düne göre farklılaşmıştı.
Dünü bilen, anlatan sayısı oldukça sınırlı idi. Bu süreçte en azından elde olanları olsun geleceğe taşımak için bu çalışmayı yaptım. Bekdik kültürü ile ilgili Dr Ali Sayar ciddi çalışmaları vardı. O nedenle onun alanına fazla girmeden daha çok günümüz Kızılca’sının dününe değindim. İbrahim Gülümser, Tekin Akkuş, Ahmet Gülümser, Kamber Ata gibi isimlerin yanında kasabada yaşamını sürdürenlerinde anlatıları ile Kızılca çalışmasını yapmış oldum. En azından sevdiğim bir yöremizi özelliği ve güzelliği ile yansıtmaya çalıştım. Umarım geleceğe Kızılca için yararlı bir belge olur. Kitabın yayınlanmasını sağlayan Maya Yayınevi Sahibi Vahit Mahmatlı ile düzenlemesi yapan Bekir Erdoğan de ayrıca teşekkür ederim. “dedi.
Ömer Fethi Gürer Kızılca kitabı ile Niğde ilini farklı yönleri ile anlatan beşinci kitabı da çıkmış oldu.
ÖMER FETHİ GÜRER KIZILCA-BEKTİKLERİN YURDU KİTABIÇIKTI
GÜRER NİĞDE İLE İLGİLİ BEŞİNCİ KİTABINI DA YAZDI
Araştırmacı Yazar Ömer Fethi Gürer Niğde ili ilgili beşinci kitabını Kızılca Kasabası ile ilgili yazdı. Kızılca Kasabası şenliklerinde verdiği söz üzerine kitap için derlemelere başlayan Yazar Ömer Fethi Gürer Niğde için sosyal yaşamı içeren kitabı çalışmalarına da başladı. Kızılca halkına ve araştırmacılara kaynak kitap olarak basılan kitap Kızılca Belediye Başkanlığından temin edilebilecek. Ömer Fethi Gürer hiçbir ücret almadan yazdığı kitabın Kızılca halkına ve geleceğe armağan olması amacı ile kaleme aldığını söyledi.
Niğde ili ilgili yayınlanmış binlerce makalesi de bulunan araştırmacı yazar Ömer Fethi Gürer yeni kitabı ile ilgili şöyle konuştu.-“ Niğde ilinde gitmediğim köy, kasaba kalmadı. Niğde ilini anlatan yüzlerce yazım yerel basında yayınlandı. Yazdığım NİĞDE KAPADOKYA’NIN BAŞKENTİ, NİĞDE SPOR TARİHİ, NİĞDE SÖYLENCE-ŞAKA-FIKRA ve BOR ŞEHRİ kitaplarım kütüphanelerde yerini aldı. Cumhuriyet dönemi ve sosyal yaşam ile ilgili derlemelerimde devam ediyor. Bu arada Kızılca kasabası yıllardır uğrak verdiğim merkezlerden biri idi. Kızılca’da Bekdikler ile ilgili düzenlenen şenlikte yoğun bir katılım ve ilgi vardı. Belediye Başkanı İbrahim Gülümser şenlik öncesi yapılan konuşmalarda benimde konuşmamı istedi. Onun üzerine kürsüye çıkıp düşüncelerimi anlatırken Kızılca Kasabasına olan ilgimden söz ettim ve son bölümde de Kızılca için bir kitap yazacağımı söyledim. İşte bu söz üzerine Kızılca için derlemelere başladım. Bekdiklerin yurdu genelde dünden gelen özellikleri yaşatsa da önemli ölçüde değişime uğramıştı. Bunun bir nedeni büyük ölçüde eğitim ve göç ile farklı yörelere gidilmesi idi. Kasaba kalanlar da doğal olarak güncel yaşama uyum sağlamışlardı. Yerel ağız, gelenekler, folklor ve giysi gibi değişim yanında hayvancılık, tarım ile sağlanan geçiminde yöntemleri, uygulamaları düne göre farklılaşmıştı.
Dünü bilen, anlatan sayısı oldukça sınırlı idi. Bu süreçte en azından elde olanları olsun geleceğe taşımak için bu çalışmayı yaptım. Bekdik kültürü ile ilgili Dr Ali Sayar ciddi çalışmaları vardı. O nedenle onun alanına fazla girmeden daha çok günümüz Kızılca’sının dününe değindim. İbrahim Gülümser, Tekin Akkuş, Ahmet Gülümser, Kamber Ata gibi isimlerin yanında kasabada yaşamını sürdürenlerinde anlatıları ile Kızılca çalışmasını yapmış oldum. En azından sevdiğim bir yöremizi özelliği ve güzelliği ile yansıtmaya çalıştım. Umarım geleceğe Kızılca için yararlı bir belge olur. Kitabın yayınlanmasını sağlayan Maya Yayınevi Sahibi Vahit Mahmatlı ile düzenlemesi yapan Bekir Erdoğan de ayrıca teşekkür ederim. “dedi.
Ömer Fethi Gürer Kızılca kitabı ile Niğde ilini farklı yönleri ile anlatan beşinci kitabı da çıkmış oldu. |
|
ÖMER FETHİ BEY VE NİĞDE FOLKLORU |
|
ELEKTİRİKLİ TİREN ÖMER BEY
ALLAH RAZI OLSUN NİĞDE FOLKLORUNU ŞAHANE BİR ŞEKİLDE YAZIYA GEÇİREN BU İNSAN İÇİN NE KADAR MİMNETTARLIK DUYSAK AZDIR.
BU SATIRLARIN YAZARI 1947 DE YEDİ YAŞINDA İKEN BAŞLADIĞI NİĞDE FOLKLORU DERLEMESİNİ, BU YAŞINA, 73 YAŞINA KADAR DEVAM ETTİREN VE FAKAT YAYIN SAHASINDA GEREKLİ BAŞARIYI GÖSTEREMEYEN, VEYA SAİR UĞRAŞLAR YÜZÜNDEN GEREKLİ AKTİVİTEYİ GÖSTEREMEYEN BİR KİMSEDİR.
Bu sebeple Niğde folklorunun dünü, bu günü ve yarınları için konuşma yetkisini kendisinde gören bir fakirdir.
Çok büyük insani meziyetlere sahip, milliyetimiz ve dinimizin emirleri parelelinde çalışan güzel insan Ömer Fethi bey, devamlı meydana getirdiği kitaplarıyla Niğde’ye fabrikalar yaptırma ölçüsünde sevaplar işlemektedir. Eserlerini zaten biliyorsunuz.
YENİ ESERİ KIZILCA İLE NAMINI ONA KATLADI. Tek kuruş ücret almadan senelerin çalışması sonucu emeğini belediye bağışlayan bu asil insanın yeni eserini süratle temin edelim,. .b Belediyeye gelirini bırakan tek kuruş menfaat sağlamayan, yalnız manevi değeri ile yetinen Ömer bey kardeşimizi tebrik ediyoruz. Allah razı olsun. |
|
ZEHİRLENME NASIL OLUR ALÇAK? |
|
Zehirlenme nasıl olur ulan o. Çocuğu…???
ALÇAKLIK DİZ BOYU
HABER YAPARKEN BİLE KÖPEKLİĞİ SERGİLEYEN ALÇAK BİR BASIN BÖLÜMÜ VAR. NAMUSSUZLAR GÜNLERDİR, SÜTTEN ZEHİRLENEN ÖĞRENCİLER İÇİN ŞÖYLE HABER DÜZÜYORLAR. Kahpece durum sergiliyorlar.
- Zehirlenme yok canım. Şey işte. Bir rahatsızlık var hafifçe. Zehirlenme yok.
- Ulan namussuz alçak herif..Bu ne demek? Zehirlenme nedir? Öğrenciler günlerdir mahvolmuşlar. Zehirlenme nasıl olur ve o. Çocuğu? |
3 MAYIS
YAZAN: SELCAN TAŞÇI
Bekirağa Bölüğü ile Silivri arasında bir yerde... Cumhuriyet’in "konjonktür"le imtihanı
3 Mayıs 1944’te Türk Milliyetçileri milli olmayan bir ideolojiye milli tepki göstermenin bedelini tabutluklara atılarak ödedi.
“Aziz milletime şunu tavsiye ederim ki, bağrında yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki öz cevheri çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an geri kalmasın!”
Mustafa Kemal Atatürk
“Benim de şahsi kanaatim mühim işlerimizi görecek şahsiyetleri ya tamamiyle Türk olan, yani temsil olunmuş ve kendisini Türk’ten başka bir şey saymayan veyahut da Türk ırkından gelen kimseler tarafından idare edilmesini uygun bulurum.”
Alparslan Türkeş
Tıpkı, İstanbul Hükümeti’nin Malta’ya sürgün ettiği, Atatürk’ün ise “fikirlerimin babası” ilan ettiği Ziya Gökalp yaşasaydı ne hissederdi” diye düşündüğüm gibi, düşünüyorum bazen Nusret Bey yaşasaydı ne hissederdi, Kemal Bey yaşasaydı, Dr. Reşit yaşaydı... Peki ya Zeki Velidi Togan, Fethi Tevetoğlu, Orhan Şaik Gökyay... Ya Hüseyin Nihal Atsız; o yaşıyor olsaydı bütün bu olan biten karşısında ne hissederdi? Mesele günlük gazeteleri okurken mesela, yüzünde nasıl bir ifade belirirdi? Televizyon kanallarında “haber” verilenleri izlerken gözünün önünden neler gelir, neler geçerdi?..
Neticede, bugün hücrelere tıkılan birçok Türk aydını gibi o da, bir TBMM’de “Biz Türk”üz, Türkçüyüz ve daima Türkçü kalacağız...” (5 Ağustos 1942) diye nutuk atan devrin Başbakanı Şükrü Saraçoğlu’na, bir de devleti hücre hücre ele geçiren “Türk ve Türkçülük düşmanı kadrolaşma”ya bakıp “Bu işte bir gariplik var” demenin bedelini ödemişti! Hatta Cumhuriyet tarihinin bu yaman çelişkiye feda ettiği ilk isimdi!
Kafaları yarıldı, kaburgaları kırıldı
Nihal Atsız belli ki, her fırsatta Türklüğü, Türkçülüğü’yle övünen bir Başbakanın yönettiği ülkede, “devletin içine hatta beynine Türk düşmanı virüslerin” bulaşmasına göz yumulmaz diye düşünmüştü. Kendi halinde bir edebiyat öğretmeniydi. Devleti yönetenleri, yönettiklerini zannettikleri devletin “hangi eller tarafından, neye dönüştürüldüğünden” haberdar etmek istedi. Çıkardığı Orhun Dergisi’nde, bir ay arayla (1 Mart 1944 ve 1 Nisan 1944) Başbakan Saraçoğlu’na hitaben iki açık mektup yayınladı. Bahsettiği o “eller”den biri Sabahattin Ali’ydi; hakkında yazdıklarından ötürü Atsız’ı mahkemeye verdi.
Biz o günleri yaşamadık tabii. Ama rivayet o ki, Nihal Atsız-Sabahattin Ali davasının 26 Nisan 1944’te Ankara’da yapılan ilk duruşmasında Türkçü yazara öyle büyük bir destek vardı ki; mahkeme heyeti salona ancak pencereden girebildi!
O güne dair başka bir anekdot var ki çok daha önemli:
Nihâl Atsız’ın mahkeme heyetine yönelttiği “Sabahattin Ali”den sorulsun, hıyanetini ispat edelim mi? Buna razı mı?” sorusuna davacı olan Sabahattin Ali’nin cevabı sadece sessizlikti!
Davanın ikinci duruşması yine Ankara’da Atsız’ın isteğiyle sonradan Türkçüler Günü olarak kutlanacak olan 3 Mayıs 1944’te yapıldı. Gencecik bir edebiyat öğretmenine sahip çıkmak üzere Ankara Adliyesi’nde buluşan Türk Milliyetçileri başkenti mahşer yerine çevirmişti. Adliye binasının ne içine ne de dışına sığmayan coşkulu kalabalık kendisine yeni bir sitikamet belirledi:
Türkçüler Ulus’a yürüyecekti.
Polis, İstiklal Marşı’yla yola çıkan binlerce genci engellemek istedi. 165 üniversite öğrencisinin tutuklandığı o günü, Nihal Atsız’a destek verenler arasında bulunan Alparslan Türkeş yıllar sonra şöyle anlatacaktı:
“3 Mayıs günü heyecanla sokağa fırlayan gençler kıyasıya dövüldüler. Kafaları yarıldı, gözleri patladı. Bazılarının kolları, kaburgaları kırıldı.”
3 Mayıs 1944, Türk Milliyetçiliği’nin siyasal bir harekete dönüşümün temellerinin de atıldığı gündü.
Cumhuriyet tarihinin ilk cadı avı
Nihal Atsız’ı desteklemek üzere Ankara Adliyesi’nden Ulus Meydanı’na yürüyenler bir bir fişlenmişti.
Cumhuriyet tarihinin ilk “cadı avı”na girişildi.
“Düzen düşmanı” olduğu iddia edilen bir çok aydın mahkemelere sevk edildi;
İddiaya göre hepsi darbeciydi!
“Davanın savcısı”nın kim olduğunu Türkiye 19 Mayıs 1944’te öğrendi. İsmet İnönü, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı kimliğiyle yaptığı konuşmada, Türk Milliyetçileri hakkındaki hükmü verdi:
“Turancılar, Türk milletini bütün komşuları ile onarılmaz bir surette derhal düşman yapmak için bire bir tılsım bulmuşlardır. Bu kadar şuursuz ve vicdansız fesatçıların tezvirlerine, Türk milletinin mukadderatını teslim etmemek için elbette Cumhuriyetin bütün tedbirlerini kullanacağız. Fesatçılar genç çocukları ve saf vatandaşları, aldatan fikirlerini millet karşısında açıktan açığa münakaşa edemeyeceğimizi sanmışlardır. Aldanmışlardır ve daha çok aldanacaklardır.
Şimdi vatandaşlarımdan iki suale zihinlerinde cevap bulmalarını isteyeceğim: Irkçılar ve Turancılar gizli tertiplerle teşkillere başvurmuşlardır. Niçin? Kandaşları arasına gizli fesat tertipleri ile fikirleri memlekette yürür mü? Hele doğudan batıdan ülkeler, gizli Turan cemiyeti ile zapt olunur mu? Bunlar o şeylerdir ki devletin kanunları ve esas teşkilatı ayak altına alındıktan sonra başlanabilir. Şu halde yaldızlı fikirler perdesi altında doğrudan doğruya Cumhuriyetin, Büyük Millet Meclisinin mevcudiyetinin aleyhinde teşebbüsler karşısındayız.”
Yok yok karıştırmıyorum Tayyip Erdoğan’dan değil yaptığım alıntı!
Ve böylece Türk Milleti “konjonktür”le tanıştı! O günlerde bölgede “okyanus” değil de “Karadeniz ötesi” etkindi. Ve onların güdümünde hazırlanan T.K.P. Merkez Komitesi broşürüne göre “En Büyük tehlike Türkçülük” olarak belirlenmişti!
Nitekim, yeni müttefikinin gözünde “meşruiyet” kazanmak isteyen “primitif eş başkan”, 18 Mayıs 1944 günü yayımlanan bir resmi tebligatla Türkçüleri “terörist” ilan etti:
“Teşkilatı esasiye kanunumuzun tespit ettiği esaslara aykırı olarak ırkçılık Turancılık gayeleri güden, son zamanda faaliyetleri bu yolda tertibat aldıkları görülen bu kimselerin bu günkü rejimimize ve vatandaşlarımızın hakiki milliyetçilik hislerine aykırı umdeleri ve bu umdelere zarar vermek için gizli cemiyetlere faaliyet programları ve kendilerini gizli tutmaya mahsus şifre ve parolaları vardı...”
Türk Milliyetçileri’ni “ırkçı-kafatasçı-marjinal” ve hatta “terörist” ilan edenlerin, hemen her gün karalamaya çalıştıkları “tek parti” dönemini rehber almaları ne manidar değil mi!
Tabutluklara atıldılar...
İsmet İnönü’nün nutkundan vazife çıkaranlar icraata geçmekte gecikmedi... Nihal Atsız başta olmak üzere devrin önde gelen bilim, fikir, tıp adamları, subayları tabutluk denilen yarım metrekarelik alanlara tıkıldı; bu onları diri diri gömmek gibi bir şeydi. Türkçülük-Turancılık davası sanıklarına reva görülen zulüm engizisyon devrinden beterdi; 250-500 mumluk ampuller altında bekletildiler, vücutları kanırtıldı; çoğu sonunda beraat ettikleri davanın izlerini hayatları boyunca vücutlarında oluşan yaralarda, sakat kalan uzuvlarında taşıdı...
7 Eylül 1944 günü başlayan ve haftada 3 gün görülen, “Irkçılık-Turancılık Davası”nda (Silivri’de görülen davaya Ergenekon derken o günlere mi nazire yaptılar ne!) Türk Milliyetçileri tam 65 oturum boyunca canlarını fedaya hazır oldukları devlete kast etmek gibi bir niyetleri olmadığını ispata çalıştılar!
Hasan Ferit Cansever, Fethi Tevetoğlu, Alparslan Türkeş, Nurullah Barıman, Zeki Özgür Sofuoğlu, Fazıl Hisarcıklı, Hüseyin Nihal Atsız, Hüseyin Namık Orkun, Nejdet Sançar, Saim Bayrak, İsmet Rasin Tümtürk, Cihat Savaş Fer, Muzaffer Eriş, Fehiman Altan, Yusuf Kadıgil, Cebbar Şenel, Zeki Velidi Togan, Orhan Şaik Gökyay, Hikmet Tanyu, Reha Oğuz Türkkan, Hamza Sadi Özbek, Cemal Oğuz Öcal, Said Bilgiç olmak üzere toplam 23 sanığın yargılandığı dava 29 Mart 1945 tarihinde sonuçlandı 13 sanık beraat ederken Nihal Atsız ile birlikte mahkumiyet alan Zeki Velidi Togan, Alparslan Türkeş, Nihal Atsız, Reha Oğuz Türkkan, Cihat Savaş Fer, Nurullah Barıman, Fethi Tevetoğlu, Nejdet Sançar, Cebbar Şenel ve Cemal Oğuz Öcal olmak üzere 10 sanık da 26 Ekim 1945’e kadar tutuklu kaldı.
Tarihi beraat gerekçesi
Temyiz sürecinde Askeri Yargıtay, “1 Numaralı Sıkıyönetim mahkemesi tarafsızlıktan ayrılmıştır. Mahkeme 2 Numaralı Sıkıyönetim Mahkemesi tarafından görülmelidir” diyerek kararı bozdu. Bilmem bugün aynı uygulamaya gidenlere ibret olur mu, 23 Ekim 1945 tarihinde tahliye edilen Atsız ve arkadaşları da hüküm giymedikleri bir cezayı yok yere peşin peşin çekmiş oldu!
2 Numaralı Sıkıyönetim Mahkemesi, 3 Mart 1947’de “Bu nümayiş (3 Mayıs 1944) milli bir ideolojinin, milli olmayan bir ideolojiye karşı tepkisinden ibarettir” diyerek bütün sanıkları beraat ettirdi.
Mahkemenin kararı, bugünün mozaikçilerine, etnikçilerine öngörüyle verilmiş bir cevap gibiydi:
“Her milletin içindeki azınlıklar o milletin hakim ırkının adını alır. Fakat o millet içinde ayrı ırklardan bahsedilemeyeceği anlamına gelmez.”
İddianame değil hukuk garabeti
“Bu dâvâ; gizli cemiyet, şifre, parola, telsiz, hükûmet darbesi, vatan ihaneti gibi efsanelerle dünyayı velveleye veren şahsî düşmanlarının, boş ve hayâlî iddialarını zorla ispat etmek için mâsum insanlara, gerçek yurtseverlere savurdukları iftiraların dâvâsıdır” diyen Nihal Atsız’ın savunması, “konjonktür gereği” idam edilmeden önce “Ecnebi devletlere yaranmak için beni asıyorlar. Eğer adalet buna diyorlarsa kahrolsun böyle adalet!..” diyen Kemal Bey’inkinden farklı değildi:
“Kimseden haksız bir yere birşey talep etmiyoruz. Atalarımızdan kalan mirasın mefahirimizin gömülü olduğu toprakların bizim olması ülküsünü kalbimizde taşıyoruz. Oraları unutmamak istiyoruz.
Ben bunları şahsım için istemiyorum. Oralarda çiftlik veya apartman alacak değilim. Milletim için düşündüğüm haklardan dolayı da kimse bana vatan haini diyemez, bu çirkef iftirayı iadeye de tenezzül etmiyorum. Kimin hain kimin vatanperver olduğunu tarih tayin edecektir. Hatta etmiştir bile.
Keza davanın sanıklarından Alparslan Türkeş’in savunmasına “Kelimenin mutlak manasiyle milletsever bir Türk subayıyım” diye başlaması, Silivri’de süren ve TSK mensuplarının yargılandığı davaları izleyenler için hayli tanıdık olmalı!
Irkçılık-Turancılık Davası, Türk Milliyetçiliği’ni mahkum edebilmek uğruna yaratılan hukuk garabetleri açısından da Cumhuriyet tarihinin ilk örneği. Bu manada mütareke hastalıklarının Cumhuriyete sirayet ettirildiği önemli bir kırılma anı. Gelin -tabi yine bugünle kıyas yaparak- Atsız’dan dinleyelim nasılını:
“Savcı yerinde duran bu adam her şeyden önce yazılı vesikaları tahrif etmiştir: Ben “bedava broşür verelim” diyorum, o bunu “gizli broşür” şekline sokuyor.
Ben “Türk illerinin dünkü, bugünkü sınırları” diyorum, o bunu “yarınki sınırlar” diye tahrif ediyor. Ben “millî ülkülerin üçüncü merhalesi cihanı kaplamaktır” diyorum, cihanı istilâya kalkıştığımızı ilân ediyor.
“Ölmüş devlet reisinden” bahsediyorum, “ölmüş reisicumhur” hâline getiriyor. Ne ben acemi bir lise talebesiyim; ne de o benim tahrir vazifelerimi düzelten bir edebiyat öğretmenidir.
...Savcı Kâzım suç teşkil etmeyen yazılarımızı beğenmediği için bunlarda küçücük değişiklikler yapmakta mahzur görmüyor. Esasen savcı Kâzım hiçbir şeyi beğenmiyor. Ona göre bizim her hareketimiz bir suç teşkil ediyor: Doktor Hasan Ferit suçludur, çünkü dargınları barıştırmıştır. Orhan Şaik, o da suçludur, çünkü dargınları barıştırmamıştır.
Zevcemin “sıhhatini bildir” diye çektiği telgraf suçtur. Onun için bu telgraf suç delili olarak dosyaya konmuştur. Orhan Şaik’le birlikte Malatya ve Edirne’de bulunuşum da suçtur ve Orhan’ın “Malatya’da beraberdik” deyişi bir itiraftır. Bu zihniyet ve mantığa göre hakka yakın olmak için Kâzım Alöç’den ırak olmaktan başka çıkar yol kalmıyor demektir ki o da bizim ihtiyarımız dahilinde değildir.”
Türk Milliyetçilerinin “gizli cemiyet kurmak, nizam düşmanlığı yapmak, hükümeti devirmeye teşebbüs etmek” gibi iftiralara maruz kaldığı davada yaşanan diyalogların benzerlerine artık her gün şahit oluyoruz neredeyse.
Savcı Kazım Alöç’ün “Biz bunları yüksek mahkemenin huzuruna hükümeti devirmeye kalkışan vatan hainleri olarak çıkarmış bulunuyoruz” sözleri üzerine, 23 milliyetçinin ayağa kalkarak mahkeme heyetine, “Biz vatan haini değil Türk milliyetçileriyiz. Bu sözü aynen savcıya iade ederiz” demesine benzer hadiseler hemen her gün yaşanıyor Silivri’de. İleri demokrasi farkı olsa gerek o gün Cumhurbaşkanı’nın “suçlu” ilan ettiklerini “beraat” ettirebilen mahkeme, bugün “savunma”ya da tahammül edemeyerek “kapı”yı gösteriyor sanıkları savunmakla görevli kişilere!
***
Velhasıl finale geldim ama Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk korku imparatorluğuna dönüştürülme girişiminin, Cumhuriyet tarihinde Cumhuriyet’in kuruluş ideolojisi olan Türk Milliyetçiliğini ilk yargılama girişiminin yıldönümünde nasıl bir kutlama yapsak bulamadım hala... Cumhuriyet değerlerine sahip çıkanlar, göğsünü toprak bütünlüğümüze siper edenler “en azından tabutluğa atılmıyorlar, rutubetli hücrelerde çürümeye bırakılıyorlar” diye şükür namazı mı kılsak hep birlikte! |
|
YOBAZLIK NAMUSSUZLUKTUR
BÖLGEMDE MANEVİYATA HİZMETİMİN 1947 LERDE BAŞLADIĞINI BİLENLER VARDIR.
Yazan: Ali Meraklı
Kel Ali karısı Hanife Kadın’ın folklor, halk bilgisi, şiir, edebiyat zevki verdiği bir kimseyim. Bizim tabirimizle büyük annem olur.
Kocası harpte iken onun bunun cevizini çırpıp aldığı hisse ile çocuklarına yedirdiği buğdaya ceviz katan, Rumların bıraktığı mallardan bir depoyu ele geçiren en büyük oğluna kabzetme yetkisi vermediği için oğlunun Konya’ya yürüyerek gitmesine sebep olan şerefli, namuslu, haysiyetli, eşsiz vatanperver, süper ahlaklı destan kadın..
Baba annemin şuur verdiği de sabittir. O zamanlar bir memur Müslüman’ım bile diyemezdi. Bu sözü söylettiğimiz gibi, ilerilere de geçtiğimizi sanıyorum. O günlerin tabiri ile güya mücahittik. Nasıl?
Keşke bu sahada hizmet etmeseydik. Çünkü yobazlığın maneviyat diye tanıtıldığı bir fikri atmosfer boğazımızı sıkıyormuş da haberimiz yokmuş. O sıkıcı kuvvet şu anda kırk misli daha zararlı durumdadır. Çünkü yetişen yığınlar Mao’cu veya Stalinci dediğimiz (on beş sene önce) kimseler kadar bile -vatan ve doğruluk mefhumundan- mahrum kaldılar,.
Kimseye iftira ediyorsam, doğruları tahrif ediyorsam bu dünyada ve öbür dünyada - gerçek dünyada- cezamı çekeyim.
Yobazlık namussuzluktur. Kafirlikten bin defa kötüdür. Allahsızlıktır. Allah fikri ilim ve haysiyet doludur. Yobazlık namussuzluk doludur. Yalan, iftira, tezvir esas alınır.
İşin garibi çoğu yobaz bunun şuurunda da değildir. Öyle sanıyorum İngilizlerin soktuğu sahte hocaların attığı tohumdur ki, tarifi ve zararının miktarını tarif imkansızdır.
Düşünce dünyası, ilim dünyası ya? Türkçe ibadete inanabilirsiniz. Yobaz buna tanık oldu mu size yapıştırdığı yafta en azılı kafiri gölgede bırakır. Yaptırdığınız bir mezar taşına sanatçı mermerci resim koymuştur. Aman bunu nasıl yaparsınız. Onun ilk gece kırıldığını görürsünüz.
Yobaza göre siz mermerciye uyarsanız, sanatçıya uyarsanız çok yanlış bir yola girmiş olurusunuz..Sana ne lan?
Resime tapılmaz. Heykel tapılan nesne değildir. Burada irade aranır. Eğer resim ve heykele tapıyorsanız o zaman küfür doğar. Masum bir resim teşhiri nasıl günah olur namussuz adam diye sormadan edemezsiniz..
Yobaz elinden gelse kadını sokağa çıkarmaz. Çıkarırsa siyahlara boyar. Hiçbir resmi görev aldırmaz. Yobazı tarifi etmek için Gökçe dede hacminde on ciltlik bir roman yazmanız gerekir. Allah güç verse de böyle bir işi başarsak..Nerede?...
Her kötü söz sahibinindir. İftiracı en namussuz adamdır. Yobazı anlatırken Allahın kitabındaki doğruluk kurallarına uyduğumu sanıyorum. Allah kimseyi yanıltmasın. Ama yobazı tanımayanın olumlu adım atmasına imkan yoktur. Vatanı, milleti ve dini tahrif eden en namussuz adam yobazdır.
|
|
BAZI V.H. MÜTEAHHİTLER-MÜHENDİSLER
VE
ÖRÜZGAR
Hepiniz televizyonlarda ve radyolarda tanık olmuşunuzdur. Aman ağaçları bile söken örüzgar sebebiyle memleket yıkılmış, altı üstüne gelmiş.
Ağaçlar için izah olabilir. Ama binalardan uçan çatıların gereği gibi yapılmadığı için bu durum doğduğunu biliyorum.
Eğer gereği şekilde yapılsa ancak kıyamet anında o çatılar uçar yakılır. Bu günkü uçmalar alçaklık sebebiyledir.
Bir memlekette bazı inşaatların yapıldığını görüyorum. Memleketi araba ile gezerken gözümüze çarpıyor işte. Betonları, demir miktarlarını bilemem. Mühendisleri bilir. Ama yapılan tuğla duvarlarındaki namussuzlukları gözümle gördüm.
Kat kat bina çıkıldı. Duvarlarını tuğla ile ördüler. Bir defa sulamadılar. Eğer yeni bir kimyasal olay çıktıda bilmiyorsam özür dilerim. Belki sulamaya ihtiyaç olmayan tuğlalar icat edilmiştir.
Bildiğim şu ki bir tuğla duvar yapıldıktan sonra en az on sekiz gün sulanmalıdır. Gördüğüm binada tek defa suladılarsa şerefsizimi. Bir gün dayanamadım ustasına amelesine söyledim. Cevap:
- Şey biz sorumlu değiliz. Biz şu anda sıva yapıyoruz. Söyleyelim de ilgilensinler. Dediler yine sulanmadı.
o Kuru fasülye yemiş bir sakin, karnından ses çıkarsa duvarlar yıkılacak gibi. Oranın müteahhidi, mühendisi şerefsiz alçak değil de nedir? Yaptıranlar öküz oğlu öküz değil de nedir? |
|
DİN İSTİSMARI VE ALÇAKLIK
YAŞADIĞIM MEMLEKETTE DİNİN TUTMASI İÇİN
GAYRETİM OLDUĞUNU SÖYLERLER
GÜNÜMÜZDE DİN İSTİSMARI çocukların bile anlayacağı şekle girmiştir. Bunu Amerika orospusu tahrik etmektedir. Uşak olarak kullandıklarının hainliklerini halkın gözünden kaçırabilmek için yine yığınların yobazlığı sebebiyle hoş görmeleri için Amerika icat etmektedir.
Dünyamız, gerçek dünyanın imtihan yeridir. Bu hesaba vuruyorum da milyonlar tutan nüfusun pek acı ilk zamanlarda cennet yüzü görmeyecektir. Cehennemin en ücra köşesinde yanıp duracaklardır. Eğer vatana ihanet etmedilerse, anaya babaya kötülük etmedilerse ve Allah’ın varlığını inkar etmedilerse muhakkak ki Cennete nakledileceklerdir.
Ey cahil yığınlar. (Başta cahil ben olduğumu biliyorum) Kendinize gelin. Allah kafiri bile affeder. Ama dini istismar edeni, riyakarı affetmez. Günahınız çok büyük. Kendinize gelin. Yobazlığı bırakın dini Kuranın Türkçesinden öğrenin. Önünüze gerilen dindar görülen palavracılara, palavra sıkanlara aldanmayın. Dini istismar edenleri kafirlerin en büyüğü görüp, riyakarlıklarını, sahtekarlıklarını yüzlerine vur. Yoksa haliniz duman. |
|
SÖVMEYE LAİK KİMSELER VAR |
|
TERBİYESİZLİK ETMESEK NE İYİ OLUR AMA….
Bazen insan kötü sözü söylemediği zaman boğazına bir şeyin tıkandığını hissediyor.
Adam bir koli getiriyor. Dağın başındaki eve kadar arabasıyla çıkıyor. Kapıda üç zil var. Üçünü de çalıp, ta aşağılardan geldiğine göre paketi kanuni bir şekilde teslim etmesi gerekir.
En üstteki zile basıyor. Hemen doğruluyor ve balkona çıkıyorsunuz. Adam, arabasına binip arkasına bakmadan gidiyor,. Aşağıda oturanları çağırıyorsunuz. Zilinize dokunan oldu mu diyorsunuz. Radyo filan da açık değil. Zile dokunan olmadı diyorlar.
Düşünüyorsunuz..Bu neden böyle oluyor. Tutup böyle bir basit mesele için, fikriniz, zikriniz, mesleğiniz düşmanlığıyla böyle davranılacağını kabullenemiyorsunuz. Böyle düşünmeyi kendiniz için zül kabul ediyorsunuz.
Peki ama nasıl yorum getireceksiniz. Affedersiniz, böyle yapan bir kimseye, paketi teslim için bir kaç saniye beklemeyen insana anasına avradına söverseniz terbiyesizlik mi etmiş olursunuz?
VATAN HAİNİ PİÇLERİ SANATÇI DİYE YUTTURDULAR…
Bu millet maalesef bütün itina gösterilmesine, kültürü artması istenmesine rağmen, daima gafil davranmaktadır, Vatanın iç veya dış düşmanları milletin çökmesi, davalarında sıfıra müncer olması için piçleri piyasaya sürüyor, sinema, tiyatro gibi sanat dallarına akın akın alçakları sürmektedirler.
Millet en zeki çocukları Kuran kurslarında çürütürken, vatan düşmanları sanat dallarını, ekonomiyi, sanatı işgal ediyorlar. Kuran kursları millete bir yararı olan kurlar değildir. Her şeyden önce Türkçe olmadığı için neye ulaşılacağı bile değildir. Gönül ister ki, Yüce Kur’anımızın anlamı anlaşılacak şekilde kurslar olmalı ki, iş yaptık diyeler. Hayır öyle değil, yüz yıllardır ne okunduğu, ne söylendiği belli olmadan beyinler tahrip edilmektedir.
HALBUKİ ZİHİNLERİ KUDRETLİ Türk çocukları sanata edebiyata fiziğe, geometriye yatkın yetiştirilip, vatana millete yararlı olmalıdır.
Piçlerin vatan hainliği, katilliği, namussuzluğu zamanla silinmek isteniyor. Adlarının yaptıklarının toplumdaki tahrip yapması için ellerinden ne gelirse onu yapıyorlar.
Piçlerin kadınlarının adam öldürme davalarında müdahil avukata omuz vurmaları, bu gibilerin tiynetini belli ediyor. Ama millet bunları anlayacak kadar ne meselelere eğilirler, ne de akıllı hareket edeceklerine dair bir emare ortaya koyamazlar.
T |
|
YAZARLIKTA KIRAL GÜNLERİM VARDI
YAZAN: ALİ MERAKLI
Daha lisede okuyorum. Memlekette ki iki gazetenin idaresi ve çıkacak yazılar neredeyse benim isteğime bırakılmış. O zamanın mütevazi yazarı, şairi Basri Gocul bile neredeyse parelelimde ve benim gayretlerimden medet ummakta. Rahmetli bir şiirinde bir tek harf yanlış basılmakta olsa o gece sabaha kadar uyumaz. Resmi Matbaa’nın mürettibi, baskıcısı ile de karşı karşıya gelmek istemediğinden benim talep etmem için renkten renge girer ve rica ederdi.
Özel gazetenin genel sekreteri de arkadaşım olduğu için ona yapılacak ricalar da da görevlendirme bin rica bana yapardı.
Dünyanın şeker insanı zenci baskıcının karşısına varırım. Benim mesul müdür tarafından gazetenin yönetimi, girecek yazılar için gayrı resmi görevlendirildiğimi bildikleri için pek ses çıkarmazlar. Nurettin Özdemir –mürettip- ve arkadaşları arasında itibarım da var., Talebinin böyle işlerle uğraşması çok hoşlarına gider.
Ama, yapacağım talepler zor talepler. Bu zenci ağabeyimin karşısına dikilir ve elimle makineyi durdurmasını, bir harfçik değiştirme yapacağımızı işaret ettim mi okkalı bir azar işitirim. Ama nerde ben de yılgınlık?. Tekrar işaret edince, asık suratlı baskıcı şak diye oda büyüklüğünde makineyi durdurur? - Basri Gocul’un mu, senin mi yanlışın var? Diye seslenir.
Ben Gocul’un diyerek meseleyi kışkırtmak, talebimin zaruretini etkisizleştirmek istemem. “Canım olur ya, ikimizde de bulunur, vardır! derim. Önce Gocul’un harfini değiştirtirim. Tabii güne göre yağımı çeker, gönüllerindeki yerimi zayıflattırmam.
Ben de varsa kendim harflerimi de değiştirir bir eğilme ile teşekkürümü sunarım. “ bıktım sizden “ der ama yine de fazla azarlamamak için makineye dalar.
Maiyet memuru güzel insan gazeteye pek uzanamadığı için, vakti olmadığından nerede ise gazeteyi benim isteğime bırakır. Bir bariz hata olmaması için de anlamadığım şeyler olursa kendisine telefon etmemi ister.
Mesul müdür değişir de Kubalı gibileri gelirse, işim biraz zorlaşır. O zamanki tabiri yle Milliyetçi olduğum bellidir çıkan yazılardan. Babamın namı ile de DP li olduğumuz bellidir. Niğde folklorunu yazarken, Niğde Büyükleri arasında Hüseyin Avni Göktürk’ü yazmış isem Kubalı oldukça okkalı azarlardı. “ Halbuki kitaptan alınma şeyler yazmışımdır!”
Ama Kubalı bile olma ayağımı hiç kaydırmayı düşünmemişlerdir. Velhasıl o günlerde kral gazeteci idim. Dört sayfa, sekiz sayfa gazete yazılarını istediğim şekilde yönetirim, lise 1, lise 2, lise 3 sınıf derslerimden artan zamanda bayağı kaliteli bir gazete çıkmasını sağlardım.
Bu öğretmen odasında görüldüğü için, Başta Müzikçi Cafer bey olarak bana – Gazeteci ! diye hitap ederler, el üstünde tutarlardı. Bir Muammer hanım vardı, edebiyat hocası..Nedense onun boğazına durmuş gibiydim. Arada sırada: - Gazetede yazıyorum diye ne kasalıyorsun? diye beni bozmaktan, sınıfta azarlamaktan zevk alırdı. Ama bu benim bileğlenmemi sağlardı.
Fuat Tuğrul’un gazetesinde de yerim sağlamdı. Gazetenin ilanına etki etmedikten sonra her yazım baş köşede yer alırdı. Hatta bir zaman beni muhabir göstermiş. Bordroya imza aldığında öğrendim. Para vermediği halde neden imzamı alıyor diye gönül koydum. Hatta avukat olunca bu konuda kendisine nutuk ta attım. Ama hemen akabinde bu eski sigortalı olmanın bana ilerde yarar sağlayacağını öğrenince sesimi hemen kestim. 1995 de emekli olacağıma Niğde’nin Sesi’nde çalışmış görünmem sebebiyle beş sene önce maaşa geçtim ya. Deymeyin keyfime. 64 senelik gazeteciliğimin tek faydalandığım konusu bu sigorta emekliliğindeki olaydı.
İDEALİSTLİKLE ALAKASI OLMAYAN ADAMLARA ÖDÜL..
Ömrü boyunca hiçbir davaya inanmamış, sırf yazar desinler diye emek harcayan bir kabak ta dahil olmak üzere bir kaç kişiye idealistler safında ödül vermişler.
Halbuki benim bildiğim ne başarılı idealistler var piyasada. Ömürlerini bu davaya adakmışlar, yıllar boyu ölümle karşı karşıya kalmışlardır. Partinin başına geçen köpeğin idealistlikle alakası olmadığı için, Mason köpeği olduğu için bağlı derneklerde kabak gibi hareket etmeyi doğal saymışlardır.
Masonlar her şeye hakimler. İdealist olmaları gereken, MASONLUĞUA KARŞI MÜCADELE ETMELERİ GEREKENLER ORTALIKTA KÖPEKLER GİBİ SÜRÜMKETDERDİRNLER. Davanın PİYASAYA SÜRÜLDÜĞÜ ZAMANLAR KOMÜNİZME VE Masonluğa karşı olmak gerekirken, yıllar boyu masonluğun adı bile zikredilmemekte, ne kadar uyuz mason varsa ön saflarda probogandaları yapılmaktadır.
İşte bu ortamın köpekleri dernekleri yürütürken ne kadar mason artığı,, davasız şerefsiz varsa onlara ödül verme yarışına girmişlerdir.
Gerçek milliyetçileri değil ödüllendirmek, derneklere gelmemeleri bile kazanç sayılmıştır. Böyle bir rezalet genel evde bile bulunmaz. Çünkü oradakilerin çoğu erkekler tarafından düşürülmüş, mecburi hayat yaşayan kimselerdir. Benim anlattıklarım mı? Şerefsizlik diz boyu…
Milliyetçiliğin azılı düşmanı, homoseksüeli bile onurlandıran bu köpekler daha bariz hangi çalışmalara imza atacaklardır? |
|
BAHÇELİ MİLLETİMİZİ MAHVETTİ |
|
BAHÇELİ, ON YILIMIZI MAHVETTİ.
“BİR ZAMANLAR BEŞ YÜZ İDEALİST YETİŞTİRDİM!” DİYE DÜŞÜNDÜĞÜM OLURDU. TÜRKEŞ”LE VATANI GEZMENİN SONUCU GİBİ GÖRÜRDÜM. O GİTTİ.
İşe bak ki yerine belli zümrelerce Bahçeli KAVGALI BİR ŞEKİLDE ÇİRKİNCE yerleştirildi. Böylelikle değil beş yüz, beş tane bile idealist yetiştiremediğim ispatlanmış oldu.
Şu anda Bahçeli okkalı nutuk atıyor sanmayın. Verilen görevin sonucu taktiklerdir. Yazılanı bile okuyamayan biri olduğunu dünya biliyor. Bunu anlayamayan idealistlere söylenecekleri on yıl evvel söylemiştim.
Karşıma geçip kimse ülkücü olduğunu söjylemesin. Bahçeli ekibi kaldıkça söylenecek hiç bir şey yoktur.
nieğedede Bahçeli ekib.inin canına okumuşlar. silyip atmışlar. Türkiyeden silseler idi, halen televizyonlarda bahçeli niye görünsün. Mümkün mü bunların köküne kibrit suyu dökmek?
Bir neslin böylesine boş olduğunu bir zaman gelip te kabul edebileceğimi hiç aklıma getirmemiştim.,
Bahçelinin boş bir bir siyasi oyluduğunu anlamak için insanın allamei cihan olması gğerekmez. Ülkücülerin tümü fasarya imiş meğerse. Kimse böyle bir liderin Türkeşten sonra millete kabul ettirilemiyeceğini aklına getirmiyor. Ülkücü demek boş bir kab demektir. Hatta zararlı olan, ne idrüğü belli olmayan varlık demektir. yazıklar olsun., Hayatımızı ülkücütlüğa adamışınız. Keşke ülkücülük nutukları atacağımıza meyhalerde nutuk atsam daha iyi imiş.
|
|
GERÇEK İDEALİSTLERİN ÇEKTİKLERİ |
|
İDEALİZMİN ÇEKTİRDİKLERİ
Yazan: ALİ MERAKLI
İdealizmin eski anlamı ile söze başlarsak, bir çok kimse eski bir davanın yaşanışından medet umduğumuzu sanırlar. Halbuki o zamanlar din için, vatan için, insanlık için böyle bir yolda yürünmüştü. Sonrasın da Amerika emperyalizmin solu bozduğu gibi sağı da tarumar ettiğini görüp, emeklerimizi Allah’ın takdirine bırakmış, bu davadan sinek kanadı kadar bir yarar ummamıştık.
Yanlışları işaret ettiğimizde cahil köpekler, düşmanlık duymaktan öte bir uyanma peşinde olmamışlardı. O günlerden evvel bizi evliya mertebesine çıkaran köpekler, ikazlarımı da hangi anlamda almışlarsa, düşmanlıklarını bize tevcih etmişlerdi.
“Ben idealizmi, insanlığı, hayrı, ahlakı senden öğrendim!”diye beyanda bulunan insanlar sonradan üniversitede bile görev aldıkları halde, sonradan çağrı üzerine cahil, hırsız kimselerin yamağı olmayı izzetinefislerine yedirmişlerdi. Bizim ahlak, milliyet çağrılarımızı hiçe saydıkları gibi, köpeklikte nasıl oldu ise azami hadde varmışlardı. Halbuki bu kimselerden çoğu en ahlaklı, en milliyetli öğretmenlerin çocuklarıydı.
Öbür dünya hesaplaşmasından önce hatıralarımızı böyle mahlas isimle bile olsa sunmayı kazanç saymaktayız. Çünkü tarih unutulursa, yaşanacaklar eskisinden daha feci olacağı kanaati hakimdir.
İdealist önderler düşman fikirdekilerin taarruzlarına göğüs gererken bir de kendi yetiştirdiklerinin düşmanlığına muhatap olmakla dünyanın en büyük acılarını çekiyorlardı.
Doğal olarak idealizmin elde ettiği iktidarlar zamanında ufak tefek idarenin ucundan ve kenarından tutmaları gerekirse de bırakınız bu yolda bir daveti, ters tutumları gördükçe takdiri ilahi konusunda gerçekten derse değer görünümlere tanık oluyorlardı.
Bu meseleleri gerçek boyutlarıyla açıklamağa kalksak, saatlerce yazmamız binlerce örnek vermemiz gerekirdi. Bu yola gidemeyeceğimize göre, bunları okuyanlar olur da yeni tecrübeler edinilir diye bu kayıtları düşmekteyiz.
Bunlarla zaman zaman göz göze geliyoruz. En ufak bir kızarma olduğuna tanık olmuyoruz. Gazetelerini kurar ellerine vermişinizdir. Önünüze geleni yetiştirmişinizdir. Kendi işinizi bırakıp bütün meselelerine çözüm bulmuşunuzdur. Maddi ve manevi desteklerle akılları durdurmuşunuzdur. Ama adamlar menfaatleri emmeğe başladıklarında bırakınız sizin karşılaştığınız zorluklarda destek olmayı, hiç anlamazlığa gelerek domuzun bile gösteremeyeceği davranışları yüklenmişlerdir. Hele hele beni insan ettin, beni idealist ettin, bana her şeyi sen öğrettin diye etrafınızda köpek davranışı sergileyenlerin bir muavinlik gerçeğinde bile aşağılaşmanın en adi örneklerini sergilediğini görmüşünüzdür.
O acıklı günler barış günlerine döndüğünde bile eski komünistler sudan bahanelerle size yüklenmenin hazzını tattığı günlerde de rahatsızlığınız azami hadde çıkmıştır. Ama meselenin iç yüzünü nasıl anlatırsınız???.
Böyle bir yola gitseniz, mutlaka bir övünme OLAYININ gizli olduğunu sanırlar. Velhasıl iyi günlerde de kötü günlerde de Allahsızlık üzerine çökelir, ama etrafınızda olan ve olması gerekenler domuz kılıĞInı malesef terk etmezler. Çok yakınlarınızda olanlar:
- Biz başkalarının korumacılığı ile hayat harcıyoruz, neden sıkıntılarınızı bize açıklamıyorsunuz? derler. Buna tenezzül edip, milli meselelerde ki sıkıntıları başkalarına iletip, onların başını yakma bizim felsefemize uymasa gerek
Eh ne yapalım, dünya olayları..Takdiri Allah’a aittir. |
|
KALAYCININ ÇOCUKLARI
YAZAN. ALİ MERAKLI
Kalaycının çocukları aslında pek kimseye zararı dokunan kimseler değildi. Ama saman gibi yaşadıkları, eskiden ne gördülerse onun üstüne bina ettikleri yaşamalarıyla hayatı sürdürüp gidiyorlardı.
Öncelikle iki kardeş hiçbir zaman geçinemiyorlar, senenin önemli bir kısmını birbirleriyle dargın oluyorlardı.
Okusalar, bir takım kitapları iare servislerinden alıp okusalar beyinleri işleyecekti. .
Okuma alışkanlığını kimse onlara vermemişti. Tabii okulda aldıkları nasihatleri de önemsememiş olsalar gerekti ki, okumadıklarında hiç yeni bir şey öğrenemiyorlardı.
Analarından ve babalarından gördükleri alışkanlığı devam ettiriyorlar, etraflarında alışık olmayan bir gelişme olduğu zaman onları birbirlerine, arkadaşlarına, komşularına, topluma bire beş katarak yetiştiriyorlar, dedikodusunu yapıyorlardı.
İyi de bundan büyük kötülük olur mu? Hani kimseye zararları yoktu.? İzah edelim…İçinde bulundukları toplumun genel kuralı idi. Belki durup dururken kimse ile vuruşma getiren kavgaya tutuşmuyorlardı ama, bu huyları sebebiyle böyle bir vuruşma olursa bu tesadüf değildi. Kabahatsiz bir davranış sonucu değildi.
Diyelim ki, bir ahbablarıyla , dertleşiyorlar. ya da günlük sohbetleri gereği bir gerçeği öğrendiler. Bunu hemen etrafa yaymazlarsa kaşınıyorlardı.
ARKADAŞ DEDİKLERİ İNSANLARIN AİLEVİ MESELELERİNİ EREKLAM ETMEKTEN ÇOK ZEVK ALIYORLARDI. EDEN BULUR DERLER YA...
Bu sebeple birinin oğlu dolandırıcı olmuştu. Diğerinin bilmem ne konuda eksikliği vardı. Eeeee… Allah’ın
Parmağı yoktu gözlerine sokup çıkaracak. Bu gibi durumlar onları ayıktırırsa, ayıktıracak, ayıkmazlarsa dünyanın sonuna kadar eblehlikleri devam edecekti.
Küçük oğlan esrar, eroin, içkinin etkisi altında idi. Gebereceğini anlamış ve bu illetlerden kurtulmak için, namaza niyaza başlamayı denedi. Ama AHLAKSIZLIK yakasını bırakmadı. Hem namaz niyaz ve hem de alçaklık at başı gidiyordu.
Büyük oğlanda güya bir dairede müdürdü ama namussuzluklara dedikodulara bulaştığı, Allah ona erkek evladını musallat etmiş, anasından doğduğuna pişman haldeydi.
Buna rağmen etrafında kendisine sevgi besleyen insanları rencide etmek için devamlı surette namussuzluklar üretiyordu.
Bir gün kendilerine hep iyi davranan bir ağabeylerinin bir kızla motora binmesini aptal ve geri zekalı bir türkücüye bir uçmuş gibi anlattılar. Bu türkücü delice bu olayı istismar etti. Bunun sebebini kavrayan ağabey insan dedikoduyu çağıranı yanına çağırdı. Bunu bildiği için köpek gibi geldi ve türkücü için olmadık lafı söyledi.yani kendi iyi niyetli konuşmuş ve fakat o işi büyütmüştü. Türkücü için ((sekiz yaşında bir kızda olsa ona sümsünür)) diyerek sanki düşmanıymış gibi davrandı.bu olayın ertesinde bir gün adam,türkücü ve kalaycının oğlunu bir yerde kıstırdı.ağzına geleni söyledi. Kalaycının oğlu:
- yahu o sana konuşurken şaka yapıyordu, ortada kötü niyet yok gibi laflar ederek meseleyi yatıştırmak istedi.
Gel gör ki,mesele anlaşılmıştı.,o geri zekalı da sanki ortada bir büyütme var gibi laflar etti.,Ama mesele anlaşılmış, kalaycının hıyarları ortalığı karıştırıyorlardı. Zaten öbürü de bir hareketinin anlamış sorulduğunda olmadık namussuzluğu sergilemiş, iyi zamanlarda elde ettiği bilgileri düğünde masasındakilere yaymıştı. bunlar
Böylelikle kalitelerini ortaya koymuşlar namussuzluklarını sergilemişlerdi. iç yüzlerinin hikayesi böylelikle yazılmış oldu.
Eden bulur. Yaptıklarını söylediklerini bir karşılıkla süsleyebildikse sanırım mesele yakışık almış oldu. |
|
|
|
|
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 Sonraki > Son >>
|
|
Sayfa 1 / 7 |
|
An error occured during parsing XML data. Please try again.
NİĞDE

|