
((Milliyetcilik, bence, kişinin kendi kendisini sevmesi ile cok alakalidir. Kendini sevmeyen,
sevemeyen insanin milliyetci olmasi
imkansiz gibidir. Bunun yadirganmasi
olacak is degildir. Herkes bu hakka sahip iken, biz Turklere bu yasak. Bu beni delirtiyor ve her
şeye rağmen, inadina Turk Milliyetcisiyim, diyorum.
Ulkuculerin birlesmesine
gelince. Onlar kendiliginden birlesemezler.
Onlari birlestirmek gerek. Onlari birlestirecek, celiskileri makul duzeyde adamlar
gerek. Once bir onder ve
sonra ona yardimci olacak, ona benzeyen kisiler gerek. Gerisi corap
söküğü gibi gelir. Ama Onderi bulamadi
henuz ulkuculer. Namzetler
ne yazik ki kifayette yeterli degil.
Bilinmeyen, mechul isimler ortaya cikmali.
Onlar kendi kendilerine cikamazlar ya, cikartilmali, aday gosterilmeliler.
Bunu kim yapacak? Tabii ki, onlari taniyan, hatta keşfedenler. Herkese görev düşüyuyor bu hususta.
furkan bozkurt <bozkurtfurkan@yahoo.com>
schrieb:
Milliyetcilik Anlayısım,
Milliyetcilik sevmektir, bunu sosyolojik milliyetcilik, kültürel milliyetcilik
vs. gibi kategorize etmek çok da anlamlı degildir.
Muhteviyatı itibariyle tek taraflıdır Kişi içinde yasadıgı
toplumun ortak geçmisine ve ortak geçmisin
yogurdugu ortak degerlere
sevgi besler onlara helal gelmesini istemez, ve
onların yasatılması için gayret sarf eder. Bu ortak degerler kişi icin yucedir bunları hayatın zorlamaları karsısında satmaya kalkısmaz.
Yukarıda bahsettigim
satma sozunden alınabilecek vatanseverler! Olabilir
vatan sevmek baskadır mesela ekonomik endiseler ile kendi degerlerimizin
üzerine AB degerlerine tapınmak baskadır.
Bu vatanı sevebilirsiniz ama uzerinde yaşayanları ve
onların degerlerini yok sayamazsınız. Bizlere
Avrupa’nın degerlerini dayatanlar da bu degerlerin de yüz yıllar boyunca onların edindikleri ortak degerleri olduklarını unutarak mı? bize
empoze ediyorlar, istiyorlar ki kendilerine benzeyelim, durup düsünelim; ne benzerligimiz var
ve niye benzeyecegiz Avrupalılara.
Biz meselemize donersek
milliyetcligi sevgi olarak tarif
edebilirsek kisilere hitap etmis
oluruz yok kategorize edersek birilerinin yapmak istedigi
gibi fraksiyonlara ayrılırız bizleri birlestirecek en
etkin deger SEVGİ’dir.
Bu gun SEVMENİN gunudur.
Seversek BIRLESIRIZ.
Ve ULKUCULER bırlesmeden
Turkiyenin bir çok problemi cozumsuzdur. ))
(Bu yazı onurluhamle arşivinden
alınmıştır.)
XXXXXX
BU GÜNDEN İTİBAREN YENİÇAĞ YAZARI DURMUŞ
HOCAOĞLU’NUN DERSİMİZ MİLLİYETÇİLİK KONULU MAKALELERİNİ SİZLERE AKTARIYORUZ:
Şâibeli ve karanlık Hrant Dink suikasti, Türkiye’de
milliyetçiliğin yeniden ve pejoratif bir şekilde gündeme gelmesine -daha
doğrusu, bilkast getirilmesine- vesîle teşkîl etti;
bu, asıl gayesi millî direnci kırmaya müteveccîh olduğu sıradan bir zekâ
tarafından bile deşifre edilebilecek kadar basitçe hazırlanmış ve bu îtibarla
aslında hiç de karanlık addedilemeyecek âdî bir planın bir parçası olarak,
tabiî ki bir kasıt idi. Ancak, hemen dikkat çekmesi gerektiğini düşündüğüm
husus, milliyetçilik üzerine -bu tâbire mürâcaat etmenin tam sırası olsa gerek-
’atını itini nallayarak’ saldıran şer cephesinin, hesaplarında meydana gelen
hatânın sarsıcı sonuçları ile travma geçirmeleri oldu:
Kendi insanının -ne kadar sâhiden “kendi
insanı” sorusuyla şimdilik mekân zâyi’etmeyelim-
üzerine üzerine giderek “kanaat
terörü” yoluyla sindirmeye çalışan Karanlıklar Prensi’nin
müttefikleri, belki de ilk defa -en azından uzunca bir vakitten beridir ilk
defa- “saldırı” cephelerinin önce çöktüğünü ve hemen
akabinde geri püskürtüldüklerini farketmenin dehşetli
şaşkınlığını yaşadılar: Çökertmek kasdıyla üzerine
çullandıkları milliyetçiliğin verdiği ’respons’,
adetâ bir “tsunami” te’sîri hâsıl etmişti. Milliyetçilik sinmemiş, bilakis daha
da kabarmıştı; öyle ki, en azından büyükçe bir kesimi
için “milliyetçilik düşmanı” denmesi gereken milliyetçilik karşıtı
köşe yazarları ve ’fikir ve kanâat önderleri’nin hiç
olmazsa mühimce bir kısmı, her türlüsünü bir hastalık olarak telâkkî ettikleri
milliyetçiliğin “iyi” sinin de olabileceğini dile getirmeye başlar
oldular.
Bu, şüphesiz, dikkati ve ihtiyâtı elden bırakmamak
kaydıyla, “iyi” olduğu söylenebilecek bir gelişme sayılabilir.
Burada “dikkat ve ihtiyat” ı, birincisi, işbu “kalem ve
fikir erbâbı” nın bu dönüş(üm)ündeki samimiyetlerine sıfır îtimâdımı, ikincisi ise,
bahse konu ettiğim “milliyetçi respons”
un, üzerine ölü toprağı serpilmiş olmanın sessizlik ve yılgınlığına müraccah olmakla berâber, bu hâliyle çok da sıhhat ve
selâmet alâmeti taşıyor olmadığını -ama bunun da esas îtibariyle Türk
milliyetçiliğinin yaşadığı, ’entellektüel’den ziyâde intelijansiya ve siyâset krizinden neş’et
ettiğini de gözden kaçırmayarak-, îmâ kastıyla çifte mânâda isti’mâl
ettiğimi de hemen belirtmeliyim.
Evet; milliyetçilik, hiç de beklenmedik bir respons
-burada “yanıt” kelimesinin tam da respons’a
denk düştüğünü söyleyebiliriz- verdi ve bir de bakıverdik ki, meğerse bu
muhteremler “vatansever” imişlermiş ve dahası bir de “milliyetçi” imişlermiş;
tâbiî “iyisinden” olmak şartıyla
- sanki kötüsüne tâlip olan varmış gibi. Nitekim bir müddettir siyasî basîreti
ile milliyetçiliği ve onun karşı konulamaz gücünü keşfederek milliyetçilik
üzerinden siyâset üretmeye başlayan Sayın Başbakan irad
eylediği hârika bir nutkunda alçak kafatasçıları ve hâin ırkçıları adamakıllı
hırpalayıp yerden yere vurarak milliyetçiliğe bütün gücüyle sâhip
çıkınca, “ben de bu köşede uzun zamandan beri bu anlayışı
savunmaktayım” diyen bir sayın köşe yazarımız “pozitif
milliyetçilik” diye bir terim kullandı [İsmet Berkan., “Kim
Daha Milliyetçi?” , Radikal, 5 Şubat 2007, Pazartesi] ve hemen akabinde, aynı
gün, sıcağı sıcağına bir sayın profesörümüz de -Mümtaz’er
Türköne- teve ekrânında (SKY TV), bu kavramı -yoksa ’mefhum’ mu
demeliyim?- heyecanla tasvîb ve tasdîk ederek Sayın
Berkan’ı, Türk düşünce dünyasına yeni -ve tabiî ki muhteşem- bir kavram
kazandırmış olduğundan dolayı harâretle tebrîk etti.