FİKİR BÖLÜMÜ
GÖKLERDE VE YERDE BULUNANLAR VE ONLARIN GÖLGELERİ, SABAH AKŞAM, İSTER
İSTEMEZ ALLAH’A SECDE EDERLER. S.13
BİRBİRİNE KOMŞU TOPRAK PARÇALARI, ÜZÜM BAĞLARI,EKİNLER,
ÇATALLI VE ÇATALSIZ HURMA AĞAÇLARI
VARDIR. HEPSİ DE AYNI SU İLE SULANIR, FAKAT ONLAR LEZETÇE BİRBİRİNDEN FARKLI
KILARIZ. BUNLARDA AKLINI KULLANAN TOPLUM İÇİN İŞARETLER VARDIR. SAY.13
XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
ALLAH GECEYİ GÜNDÜZE GÜNDÜZÜ GECEYE ÇEVİRİR, GÖREBİLENLER İÇİN BUNLARDA
İBRETLER VARDIR. S.14
GÖKLERDE OLANLAR VE YERDE BULUNANLAR ALLAH’IĞ YÜCELTİRLER,. HÜKÜMRANLIK O’NUNDUR.ÖVGÜ
ONADIR. ONUN HER ŞEYE GÜCÜ YETER. S.15
--------------------
ALLAH ANCAK MERYEM OĞLU MESİHTİR. DİYENLER KAFİR OLMUŞLARDIR.S.15
------------------
GÖKLERİ VE YERİ VE HER İKİSİNİN ARASINDA BULUNANLARI ALTI GÜNDE YARATTIK.S.16
---------------------------
ŞÜPHESİZ KIYAMET SAATİ GELECEKTİR.
ONUN İÇİN, GÜZEL VE YUMUŞAK DAVRAN. S.17
---------------------------
ALLAH GÖKLERİ SİZİN GÖREBİLECEĞİNİZ DİREKLER OLMAKSIZIN YARATMIŞ, SİZİ
SALLAR DİYE YER YÜZÜNE SABİT DAĞLAR KOYMUŞ VE ORADA
HER TÜRLÜ CANLIYI YAYMIŞTIR. S.17
-----------------------------------------------------
KUR'AN NE daha
DESİN?
Ey
İnsan... Yaşıyorken hem de Kur'an çağında,
Çırpınıp duruyorsun cehalet batağında,
Kalbin katı, gözün kör, başın kibir dağında,
Kur'an sana gel diyor bak bendedir adresin,
Ey şerefli mahlukat daha Kur'an ne desin?
Özgürce
seçmen için iki yoldan birini,
Apaçık bildiriyor bütün ayetlerini,
Ya Peygamber, ya şeytan... seç diyor rehberini,
Öyle seçki sırattan rüzgar gibi geçesin,
İlle şeytan diyorsan daha Kuran ne desin?
Ya
cennet bahçesidir, ya ateştir o mezar,
Mekan var mı dünyada öyle derin öyle dar?
Hiç bir şey yakın değil insana ölüm kadar,
Diyor ki hesabı var aldığın her nefesin,
Mesajlar konuşuyorken daha Kur'an ne desin?
Malın,
mülkün, şöhretin, dünyada her şeyin var,
Ya dünyadan Rabbine götürecek neyin var?
Bana yeter diyorsan şu üç günlük itibar,
Bir başka gün vardır ki, çok çetindir bilesin,
Bunlar masal diyorsan daha Kur'an ne desin?
Ayet
diyor ki; eğer dağa inseydi kur'an!
Paramparça olurdu dağ Allah korkusundan,
Hangi insan duyup ta ibret almaz ki bundan?
Sanki bir dağ yanında ne kadarda cücesin,
Haddini bilmen için daha Kur'an ne desin?
O
münezzeh ruhundan ruh vermekle insana,
Erişilmez bir şeref bahşetti Allah sana,
Ne kadar sevildiğini burdan anlasana,
Sanki taparcasına kendine kul kölesin,
Nefsini put yapana daha Kur'an ne desin?
Bir
gün var ki çok yakın, dağların yürüdüğü,
Göklerin güneşi önünde sürüdüğü,
Kainatı toy dumanın bürüdüğü,
Kıyamet senaryosu, oyun değil bilesin,
Hala ürpermiyorsan daha Kuran ne desin?
O
büyük mahkemede bütün diller susacak,
Konuşacak bu defa, göz, kulak, el, bacak,
Uzuvlar birer birer haramları kusacak,
Açılacak önünde defterleri herkesin,
Kendine gelmen için daha Kur'an ne desin?
O
gün!.. buyruk verenler, buyruğa baş eğecek,
Cehennem öfkesinden köpürüp kükreyecek,
Ve.. doydun mu deyince daha yok mu diyecek!
Yandıkça o deriler değişecek bilesin,
Hala secde yok ise daha Kur'an ne desin?
Gör
ki dünya!.. Sırtında nice insan taşıyor,
Kimi yaşarken ölmüş, kimi ölmüş yaşıyor,
Kimi arş-ı alaya dolu dizgin koşuyor,
Diyor ki; İşte cennet! Gayret et ki giresin,
Ey!.. Şerefli varlık, daha Kur'an ne desin?
"yakup çalık"
www.1a-flashgaestebuch.de/cgi-bin/gb.pl?id=a48967
http://mehmetdemirankara.spaces.live.com/
TARİH BİR BÜTÜNDÜR O.Ü.

TÜRKEŞ BAŞBUĞ VE HALİL ŞIVGIN
HALİL ŞIVGIN’IN TÜRKEŞ İÇİN
BEYANATINI BEN KABA BULDUM. DEVAMLI BU KONUYU GÜNDEME GETİRDİ. HEP TAKİP ETTİM VE
HEP AYIPLADIM. BİR ARKADAŞ GETİRDİ NE DEMEK? TÜRKEŞ KİM SEN KİM? BU KONUDA
GENİŞ BİR HATIRA YAZMADAN BÖYLE ICIN KICIN LAFLARLA TÜRKEŞİ KÜÇÜLTMEYE
ÇALIŞTIĞINI SEZİYORUM ÜSTAD…
SENİN ÖZAL’IN ANTALYA’DA OTEL
GİRİŞİNDE NASIL KABA DAVRANMIŞTI.
BU BEYANATINDA (BANA GELİYOR) GİBİ
TABİRLER TAMAMEN NEFİS KARIŞIK KABA TABİRLER. BEN KENDİ HESABIMA UTANDIM.
BİZİMDE RAHMETLİ TÜRKEŞ İLE UZUN
BERABERLİĞİMİZ VAR. NESİLLERİN BİRBİRİNE DEVİR ETTİĞİ GÖREVLER VAR. HANGİSİNİ
AÇIKLAYALIM ŞİMDİ?
NİĞDE’DE KULÜP GİRİŞLERİNİ BİLİRİZ.
RAHMETLİ’NİN İKAMETGAHINDA UZUN YILLARI BİLİRİZ.
BU HATIRALAR BİZİMLE TARİHE KARIŞIR.. NE ZAMANKİ ONUN YÜCE HATIRALARINA ETKİSİ OLACAĞINI
SANIRIZ DELİLLERİMİZİ SUNARIZ.
HALİL ŞIVGIN BU OLAYDA KENDİSİNİ NEDENSE
KASARAK KONUŞMUŞTUR. BEN AYIPLADIM.

BU GÜZEL BAYRAK DÜNYANIN HANGİ
KÖŞESİNDEKİ TÜRKLERE AİTTİR?
TÜRK ULUSUNA DUYURUDUR
Mazisi insanlık tarihi kadar eski
olan Büyük Türk Milleti;
Türkiye Cumhuriyeti`ni tarihten silmek,Türk ulusunu
parçalamak ortaçağ karanlığına geri götürmek isteyen Emperyalistler ve onların
işbirlikçileri hayasız ve pervasız saldırılarında sınır tanımıyorlar. Bugün
sana karşı oynanan büyük oyunun bir sahnesi daha uygulamaya koyuldu. Türk
Milletiyle varlık bulan, onun bağrından doğan Türk Ordusunun, vatansever,
Türkiye Cumhuriyet’inin yılmaz bekçileri, kahraman evlatları susturulmak
istenmiş ve gözaltına alınmışlardır. Yaşamları boyunca Türk Ordusuna ve
vatanına sayısız değerli hizmetler vermiş olmanın, emekli olduktan sonra da bu
bilinçle çalışmanın karşılığı Terörle mücadele şubelerinde sorgulanmak mıdır?
Vatanını savunan, emperyalizmin
ülkemizdeki sömürü ve talanına karşı çıkan, Atatürk ilke ve devrimlerini
korumak için direnme kararlılığı gösteren, bu mücadelede en önde ilerleyen
kahraman evlatların, amacı ulasal direnişi yok etmek
olan, vatan hainlerince planlanmış “Ergenokon”
operasyonu dahilinde terrörist
muamelesine maruz bırakılarak, terörle mücadele şubesine ait ekiplerce apar
topar götürülmüş sorgulanmaktalar. Bu durum Türk Milletine meydan okumanın,
gözdağı vermenin ötesinde vatanını savunan ulusalcılara karşı verilen savaşın
bir aşamasıdır.
Türk Ordusunda ordu komutanlığı
yapmış, devlet üstün belgesi almış komutanların, aşağılanarak onurları
kırılarak terörist muamelesine maruz bırakılmaları durumun ne kadar vahim
olduğunun işaretidir. Kimse bu saldırıları bu kişilerin şahsına yönelik
saldırılar olarak anlamasın. Bu saldırılar başta Türk Ordusunun sonrada Türk
Milleti`nin başına geçirilen yeni bir çuval olayıdır. Bilinmelidirki, Türkiye Cumhuriyeti içeriden ve dışarıdan
silahsız ve silahlı olarak saldırıyla karşı karşıyadır.
Son yapılan operasyonlar
emperyalistler ve onların işbirlikçisi hainler tarafından hedeflenen Türk
Ordusunu yıpratmak, onun itibarını düşürmek içindir. Türk milleti kendini ve
kendisine hizmet etmiş kahraman evlatlarını savunmada çaresiz kalmamalı onlara
sahip çıkmalıdır. Bugün onları savunamayanlar bilmelidirlerki,
vatanlarını da savunamazlar.
Hatırlatalım; İstanbul`un işgal
yıllarında İngilizlerin istediği fetvayı vermeyen Şeyhülislam Haydarzade İbrahim efendi görevden
alındı. Yerine Dürizade Abdullah Efendi getirildi. 11
Nisan 1920`de " Kuvva-i
Milliyeciler haindir, katli vaciptir" fetvasını
verdi. Padişahın da imzaladığı fetva İngiliz uçaklarından Anadolu da köylerde
kasabalarda camiler üzerine atıldı. Bugün de ulusalcıların, vatan savunması
yapanların, Ne Mutlu Türk`üm
diyenlerin, hain ilan edildiği ve pervasızca saldırıldığı bir süreci
yaşamaktayız.
Türk Milletini topyekun,
Cumhuriyet`i ve evlatlarını savunmaya çağırıyoruz.
İSVİÇRE ZURICH ADD
------------------------------------------------------------
İSLAM TARİHİNDE
HALİT BİN VELİT…
ALİ MERAKLI
İslam tarihinde
şanlı bir komutan var. Elinde İslamın kılıcı dini o zamanki dünyanın belli yörelerine yayabilmek için hep
mücadele etmiş insan.
Ben aslında
UYUZ KÖPEK KADAR DEĞERSİZİM. Gel görki gönül bu. . Mücadelenin istediğim şekilde yürümemesi , umut
fırtınalarımı estirmekte ve okuduklarım arasından aklıma bu komutan
gelmektedir. Türk Tarihi’nden ŞU ANDA böyle bir komutan hatırlasam onu örnek
verirdim. Belki de gördüğüm bir tiyatro, okuduğum bir kitap bana bu gibi
mücadelede yarım kalan insanları örnek verirken onun ismini aklıma
getirmektedir.
Yüzlerce savaşa
girmiştir. Kılıcı nam salmıştır. İslam sancağını çok ileri götürme şerefine
nail olmuştur. Ama ihtiyarlamıştır artık. Ya da o şartlarda bu mücadeleyi
yürütememektedir. Ölümün yakın olduğunu görmektedir. Halbuki
içinden mücadele aşkı yeğinleşmekte, bütün varlığını kaplamaktadır.
Halbuki maddesi bitmek
üzeredir. Kuvveti kesilmektedir. Gözleri kararmaktadır. Ağlayarak bağırmaktadır. Bu kudretsizliği
hazmedememektedir.
Elinde kılıcı
ayakta bağırmakta, kendi kendine nutuk atmaktadır. Bu son bana layık değil,
ilerilere daha ilerilere gitmem lazımdı demektedir.
HALİT BİN VELİT…İSLAMIN ŞANLI KOMUTANI. İSLAMA HİZMLET ETMİŞ ONLARCA
KOMUNATANA BENZEYEN ARAP KOMUTAN..
EH İŞTE. Cürete
bak cürete. Ali Meraklı’de kendisini Halit bin Velid’e benzetmekte ve onun gibi oldum, daha ilerilere
gidememek beni bitiriyor diye feryat etmektedir. Kendini buğday ambarında
gördüğünü biliyor ve bağırarak soruyor?
ULAN OSMAN! SEN
ONLAR GİBİ HALİSANE BİR NİYETLE GÜNAHSIZ İLERİLERE HÜCUM ETTİN Mİ Kİ, KENDİNİ
BUĞDAY AMBARINDA GÖRÜRSÜN?
BOĞAZINDA
TIKANMALAR OLUNCA DÜŞÜNCEYE DALIYOR. ARPACI KUMRUSU GİBİ DÜŞÜNÜYOR. NERELERDE
YANLIŞLAR YAPTIM? TÜRK – İSLAM YOLUNDA ALLAH NEDEN ŞANLI BİR MÜCADELEYİ BU
KULUNDAN ESİRGEDİ DİYE KIVRANIP DURUYOR
Ali Meraklı
----------------------
TÜRK DÜNYASININ BAĞRINA SAPLANAN HAÇER:
ERMENİSTAN
Siyonist-Emperyalist güç odaklarının, Arap dünyası ve Ortadoğu
dolayısıyla petrolü kontrol altında tutabilmek için bu coğrafyaya sapladığı
hançer İsrail’dir. İngilizler kurdukları sömürü düzeninin işlemesi adına her
coğrafyada bir İsrail, kullanacakları bir devletçik meydana getirmişlerdir.
Osmanlı Devletinin son zamanlarında güçlenen Pantürkist
ve Turancı hareketlerin sonuçlarını önceden değerlendiren aynı güç odakları
olası bir Türk Birliğini kırmak amacıyla Büyük Ermenistan fikrini canlandırma
yoluna gitmişler ve 1.Dünya Savaşından önce fitne tohumlarını ekmişlerdir.
Siyonist-Emperyalist güç odaklarınca yönlendirilen Ermeni
çeteleri, gönüllü asker olarak yazıldıkları Osmanlı ordusunu, Osmanlının
silahları ile arkadan vurmuşlar, doğu Anadolu’da yaşayan Ermeniler
(milleti-i sadıka) ise geçiş güzergâhında yorgun
ordumuzu yıpratmaya başlamışlardı. İşte bu olaylar, bugün Ermenilerin soykırım
yalanının başlangıcı olan 1915 sevk ve iskân kanunun zeminini hazırlamıştır.
1917 Bolşevik ihtilali ve 1.dünya savaşında aldığımız ağı yenilgi
sonrası, Turan ya da Türk birliği fikri yerini bağımsız bir Türk Devletine
bırakmıştır. Türkiye Milli Devleti kurulurken, bolşevizmin
boyunduruğuna giren Ermeniler de büyük Ermenistan fikrini unutmak zorunda
kalmışlardır.
Bölgeyi cetvellerle parselleyen ve bölge insanını değil sömürü
düzeninin nasıl besleneceğini düşünün emperyalist güç odakları, kendileri
şişirdikleri Büyük Ermenistan fikrini belki söndürebileceklerdi ama Türkün
binlerce yıllık hayali Kızılelma ve bu hayalin temel taşı Turan’ı asla
söndüremeyeceklerdi.
Sovyet Rusya’nın çöküşü ile birlikte biz ve bizim gibi bütün bölge
ülkelerine yeni yeni fırsatlar doğmuştur.
Bize en yakın, dili-dini-duygusu-imanı bir olan Azerbaycan’ı
bağımsızlığa kavuşturan gücün dinamosu merhum Elçibey,
Türkiye-Azerbaycan birlikteliğine yürekten inanan büyük bir devlet adamıydı. Bu
birlikteliğin bütün Türk dünyasının birlikteliğine giden yolda ilk ve büyük bir
adım olacağının bilincindeydi. Yüksek sesle dile getirilen bu tezden korkan,
emperyalist güçler, bu birliğin bozulması için, dün kullandıkları Ermenileri
yeniden kullanma yoluna girdiler.
1988’de Karadağ’da, Azerileri taciz ederek başlayan Ermeni
saldırıları 1991 den itibaren büyük şiddetle sürmüştür. “Ermenilerin işgali
sonucunda Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının % 20'si kaybedilmiş, 20.000‘den
fazla kişi insanlık dışı usullerle katledilmiş, 50.000'den fazla kişi
yaralanmış ve sakat kalmıştır. Bir milyonun üzerinde kişi yıllardır kendi
yurtlarından mecburî göçmek durumunda kalmıştır. Bu kişiler, Ermenilerin
Azerbaycan Türklerine karşı etnik temizlik ve soykırım siyasetinin kurbanı
olmuş, en basit insan hak ve hürriyetlerinden mahrum edilmişlerdir.”1
O dönemde Türkiye de iktidarı elinde tutanlar, Elçibey’in
devrilmesine göz yummuşlar, Türkiye-Azeri birliği adına hiçbir çaba sarf
etmemişlerdir. Elçibey yerini Aliyev’e
bırakırken, Türk Birliğinin temelini teşkil eden Türkiye-Azerbaycan birleşmesi
de hayal olmuştur. Karabağ’ın kontrolünü eline alan
Ermeniler, Nahçivan’a da özel statü kazandırarak,
Türkiye-Azerbaycan kara sınırını kesmişlerdir.
Bu gün uluslar arası arenada Ermenilerin elini Soykırım
safsatasını destekleyerek güçlü kılan İngiliz-ABD ikilisi, ekonomik tehditlerle
Karabağ meselesinde bizi sessiz kalmaya ikna
etmektedir.
Dünya yeraltı, yerüstü ve hammadde kaynaklarının çoğunluğunu
elinde bulunduran ve uzay bilimleri de dahil olmak
üzere geçerli bütün teknolojik alt yapısını tamamlamış bir Türk dünyasını,
Türkiye’nin kontrol etmesine asla müsaade etmeyecek olan Siyonist-emperyalist
güçler, Ermenistan’ı, Türk dünyası ile Türkiye arasına bir hançer gibi sokmayı
başarmışlardır.
Yazımızın ilk cümlesinden beri birkaç kez zikrettiğimiz bu
Siyonist-emperyalist güç odakları kimler? Bunlar, anglo-sakson İngilizlerdir. ABD yi de İngiltere’yi de yöneten bu
güçtür. Bu güç, Sanayi İnkılâbının ardından, İngiliz hükümetince kurulan Dömünyon (sömürge) Bakanlığı adı altında, Türkiye dahil sömürülmesi planlanan bütün ülkelerde aktif faaliyet
göstermiş ve İngilizler adına fitne tohumları ekerek toplumu köleleştirmiştir.
Eğer Türk Birliğini istiyorsak ve Ülkemizin geleceğinin AB’de
değil de Türk Birliğinde olduğuna inanıyorsak, bu gün dünyada bizi soykırımcı
ilan etmeye çalışan ve Azerbaycan topraklarının %20 sini işgal altında tutan bu
hançeri bağrımızdan çıkarmalıyız.
TANRI TÜRKÜ KORUSUN VE YÜCELTSİN.
Cumhuriyet 12.05.2008
Nüfusu 70 milyon olan Türkiye’de 11 milyon kişi aç yaşıyor
53 milyon yoksul
Ankara Ticaret Odası’nın (ATO) açlık ve yoksulluk araştırması Türkiye’de 4 kişiden 3’ünün yoksul olduğunu ortaya çıkardı. Araştırmaya göre Türkiye’de her 7 kişiden 1’i de açlık sınırının altında yaşam mücadelesi veriyor. İstatistiki hesaplama yöntemi değişikliği bile yaşanan ‘acı gerçeği’ gizlemeye yetmedi. Kişi başına gelir 9 bin doları geçti ama bu rötuşlu gelir, Türkiye’deki yaklaşık 3 milyon ailenin açlığına, 13 milyon ailenin de yoksulluğuna çare olamadı.
ATO Başkanı Aygün, hükümeti hedef alarak, kömür dağıtılmasıyla, milyonlarca aileye gıda yardımı yapılmasıyla övünülen bir ülkede resmi istatistiklerin hiçbir inandırıcılığının bulunmadığını belirtti. Aygün, “Hesaplama sistemlerinde değişiklik yaparak kişi başına geliri 9 bin doların üzerine çıkarmak, ülkedeki aç ve yoksul insan sayısının azalmasına neden olmuyor. Türkiye’de 52.3 milyon insan açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşıyor” dedi. ■
ATO’nun yoksulluk araştırması: 70
milyonluk Türkiye’nin 53 milyonu yoksul, 11 milyonu aç
Dört kişiden üçü yoksul
İstatistiki
hesaplama yöntemi değişikliği de ‘acı gerçeği’ gizlemeye yetmedi. Kişi başına
gelir 9 bin doları geçti ama bu rötuşlu gelir, Türkiye’deki yaklaşık 3 milyon
ailenin açlığına, 13 milyon ailenin de yoksulluğuna çare olamadı.
ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - Ankara
Ticaret Odası’nın (ATO) yaptığı Açlık ve Yoksulluk Araştırması’nda Türkiye
nüfusunun yüzde 74.1’i yoksulluk sınırının, 15.4’ü ise
açlık sınırının altında yaşadığı ortaya çıktı. ATO araştırmasına göre, Türkiye
52 milyon 278 bin 252 kişi yoksulluk sınırının altında, 10 milyon 871 bin 672
kişi ise açlık sınırının altında yaşıyor.
Türk-İş’in 2007 yılı için aylık
olarak hesapladığı açlık ve yoksulluk sınırının ortalaması dikkate alınarak
yapılan hesaplamaya göre, açlık sınırının yıllık ortalaması 664.6
YTL, yoksulluk sınırı 2 bin 91.5 YTL olarak gerçekleşirken araştırmada, 2007
yılında Türkiye’deki ortalama hane geliri ise aylık 1.602 YTL olarak tahmin
edildi.
Araştırmada elde edilen bazı
sonuçlar şöyle:
* Gelirden en az pay alan birinci
yüzde 5’lik dilimdeki ailelerin aylık ortalama geliri 251 YTL’de,
ikinci yüzde 5’lik dilimdeki ailelerin geliri 450 YTL’de
ve üçüncü dilimdekilerin ortalama geliri ise 571 YTL’de
kaldı. Söz konusu ilk üç dilimin ortalama aylık geliri 664.6
YTL olan açlık sınırını geçemedi.
* Toplam 2 milyon 595 bin aile
2007’de açlık sınırının altında bir gelirle yaşamını sürdürmek zorunda kaldı.
Bu ailelerdeki nüfussa 10 milyon 872 bin kişi olarak tahmin edildi. Buna göre,
Türkiye’deki ailelerin yüzde 15’inin, nüfusun da yüzde 15.4’ünün
açlık sınırının altında gelire sahip olduğu görüldü.
* Gelir dağılımında 1-15’inci
yüzde 5’lik dilimlerde yer alan 12 milyon 973 bin aile, ayda 2 bin 91.5 YTL olarak belirlenen 2007 yılı ortalama yoksulluk
sınırının altında gelir elde etti. Yoksulluk sınırının altında gelir elde eden
ailelerde ise nüfusun yüzde 74.1’ini meydana getiren
52 milyon 278 bin kişinin yaşadığı tahmin edildi.
* Türkiye’deki ailelerin sadece yüzde 20’sinin aylık ortalama hane geliri 2 bin 91.5 YTL olan yoksulluk sınırının üzerine çıktı.
23 Mayıs 2008
Değerli
hocamız Prof. Dr. Erol Manisalı, son Kıbrıs gezisinin ardından
Ulusal
Kanal’da düzenli olarak katıldığı programda, çok önemli açıklamalar yaptı.
Sayın Manisalı, daha sonra 16 Mayıs tarihinde Cumhuriyet gazetesindeki
köşesinde, bu açıklamalarını yazdı. Konu: KKTC’deki Geçitkale
askeri üssünün bir İngiliz şirketine verilmesi ve İsrail’in inşasına başladığı
iki adet liman ile beş bin nüfuslu bir yerleşim birimi.
Sayın Manisalı’nın bu açıklamaları yapmasından bu yana yaklaşık on gün geçti. Sonraki günlerde Yrd. Doç.Dr. Birol Ertan ile Yeni Şafak yazarlarından İbrahim Karagül de aynı konuda yazılar yazdılar.
Son derece önemli bir konu. Ama on gündür ne KKTC yetkililerinden, ne de Türkiye Cumhuriyeti’nin ilgililerinden en ufak bir açıklama gelmedi.
Yalanlanmayan iddialar şunlardır:
1. Türkiye ve KKTC bakımından stratejik öneme sahip olan Geçitkale askeri havalimanı Talat Hükümeti tarafından bir ihale ile CAS adlı bir İngiliz şirketine verilmiştir. Yaygın kanaate göre bu olayın arkasında Amerika vardır.
Elbette bu kadar stratejik öneme sahip bir üssün İngilizlere verilmesi, AKP’den habersiz gerçekleştirilemez. AKP’nin bu adımı neden attığı üzerinde önemle durulması gereken bir başka konu.
2. Geçitkale havalimanının 20-
3. Gene
aynı bölgede bir İsrail şirketine iki liman inşa etme ve işletme konusunda
yetki verilmiştir. Önemli olan nokta şudur: Limanlardan biri, uçak gemilerinin
yanaşabilmesine uygun,
İddialar bunlardır. Somut bilgilerle ortaya konan bu iddiaların gerçeği yansıttığı görülmektedir.
Bu gelişme ne anlama gelmektedir?
Bu gelişmelerle birlikte Amerika’nın, önemli bir askeri güç olarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne yerleşmek istediği anlaşılmaktadır. İngiltere ve İsrail’in askeri bakımdan attıkları adımlar, gerçekte Amerika’nın attığı adımlardır. Yani İngiltere’nin askeri havaalanını ihale ile almasını, İsrail’in biri, uçak gemilerine hizmet etmek üzere iki liman inşa etmesini ve ayrıca bu havalimanı ve limanlarda istihdam edilecek personelin yaşayacağı bir kasabanın kurulmasını, doğrudan doğruya bir Amerikan projesi olarak görmek gerekir.
Amerika neden böyle bir üs inşasına ihtiyaç duymaktadır?
Büyük Ortadoğu Projesi karaya oturmak üzeredir. Irak ve Afganistan halklarının kahramanca direnişi ABD’yi zor durumda bırakmıştır. Irak ulusal direnişi, bu ülkedeki Amerikan askeri varlığını, kendini korumaktan aciz bir duruma düşürmüştür
İran’ın kolay lokma olmadığını artık Amerika’daki en kör gözler bile görmektedir. ABD İran ilişkilerinde inisiyatif, İran’ın eline geçmiştir.
Türkiye Amerika açısından “ne yapacağı belli olmayan bir ülke” konumundadır. Hele hele AKP hakkında açılmış olan kapatılma davası, Amerika’yı ve Batı’yı iyice telaşa düşürmüştür. Bu bakımdan Amerika açısından İncirlikteki askeri varlık da gönül rahatlığı ile dayanılabilecek bir unsur olmaktan uzaktır.
Öte yandan Büyük Ortadoğu Projesi, Amerika açısından varlık yokluk sorunu haline gelmiştir. Amerika’nın bu projeyi yürütmek için sağlam bir askeri üsse ihtiyacı vardır. Bunun için en uygun yerin KKTC olduğu anlaşılmaktadır.
İktidarlarını Amerika ve Avrupa’ya borçlu olan Erdoğan ve Talat Hükümetleri, emperyalistler için güvenilir müttefiklerdir.
Amerika ve İsrail’in askeri bakımdan Kıbrıs’a güçlü bir şekilde yerleşmesi hiç şüphe yok ki Türkiye için bir tehdittir. KKTC’de kurulacak olan üslerle “Ne yapacağı belli olmayan Türkiye”ye askeri müdahalenin ucu gösterilmektedir.
“Türkiye’nin savunması Kıbrıs’tan başlar”. Bu tespit Türkiye’nin yurtseverlerine aittir. Anlaşılan emperyalistler ise, “Türkiye’ye saldırı Kıbrıs’tan başlar” diye düşünmektedirler.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde meydana gelen bu gelişmelerden sonra İngiltere kraliçesinin Türkiye’ye gelişi anlam kazanmaktadır. Beş yıllık Irak işgali boyunca AKP iktidarının ABD ve İngiltere ile yapmış olduğu işbirliği, özelleştirmeler ile İngiltere’ye sağlanan avantajlar, AB kapısında İngiltere ile birlikte bütün Avrupa’nın talimatlarının büyük bir gayretkeşlikle yerine getirilmesi; elbette ki kraliçenin büyük memnuniyet içinde yaptığı Türkiye gezisini ve AKP’ye sunulan desteği açıklamaya yardımcı olur.
Ama kraliçe’nin bir savaş gemisiyle gerçekleştirdiği Türkiye ziyaretinin nedeninin sadece bunlardan ibaret olmadığı anlaşılmaktadır.
Askeri bakımdan İngiltere’nin, Amerika adına Kıbrıs’ta atmış olduğu büyük adım, Kraliçe’nin dışa yansıyan büyük memnuniyetini ve AKP’ye ilişkin samimiyetini açıklamaktadır.
BATAN GEMİNİN MALLARI
Av.A.Erdem Akyüz
Hukukun Egemenliği Derneği Genel Başkanı
Kraliçe Elizabeth, bir akşam eşi Prens Philip'ye dönerek "Filip, gel Türkiye'ye gidelim, şimdi orada havalar güzeldir. Çoktanberi gitmedik, biraz gezeriz" diyerek Türkiye gezisine başlamadılar.
Elbette istedikleri bir şeyler vardı.
Türkiye'de; arsalar, tarlalar, fabrikalar, bankalar, barajlar satılıyordu.
Dinsel ve etnik azınlıklar üzerinde hakimiyetler kurulmakta idi.
Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri, büyük ayrıcalıklar sağlamakta idiler.
Türkiye'nin iç işlerine karışmakta haklı olduklarını ve giderek daha fazla karışacaklarını açıktan söylüyorlardı.
Borç "bini aşmıştı". IMF ve Dünya Bankası ekonomi üzerinde tam söz sahibi idi.
İngiltere, her zaman olduğu gibi, bu pazardan "payını almalı" idi.
Bunu içindir ki; uçaklarına 1.600 kilo hediye paketini yükleyerek Türkiye'nin yolunu tuttular.
Osmanlı İmparatorluğunun son yıllarında da gene böyle tonlarca hediye paketlenerek gelinmişti.
Türk kamuoyu bunlarla hiç uğraşmadı. Bunca hediye; kime, ne kadar, niçin verilmişti.
Kapalı kapılar ardında neler konuşulmuştu.
Bizim ilgilendiğimiz; camide Cumhurbaşkanı'nın eşi ve diğer protokoldeki zevat yerde bağdaş kurup huşu içinde oturmakta iken, koltuğunda oturan Kraliçe'nin şapkasını çıkarıp eşarp bağlaması oldu.
Başında fes olan bir adam, sırtındaki ğügümden doldurduğu şerbeti ikram etmekte idi.
Bir köşede Maraş dondurmacısı çıngırağını çalıp, dondurma külahını döndürürken, diğer köşede Hacivat, karagöz oynatılmakta idi.
Çocuklar korosunu dinleyip, Bursa'nın ipeklerine hayran kalmıştı.
Mehter Marşı ile karşılanıp İzmir Marşı ile uğurlandı.
İngiltere'ye döndükleri akşam, ponpon terliklerini giymiş yorgun argın otururken, televizyon başında uyuklamakta olan kocasına "Ben dememiş miydim Filip. Bak bu Türkler ne kadar iyi insanlar. Bizi ne güzel misafir ettiler. İyiki gitmişiz" dedi.
Bu seyahatten kalanlar yalnızca bunlar oldu.
Ama neler kaybedilip neler kazanıldı. Bunlar hiç konuşulmadı.
Bunları da tarih yazacak.
Umarız ki, o zaman iş işten geçmiş olmasın.

KRALİÇE 37 YIL SONRA TÜRKİYE'DE... PEKİ NEDEN?
Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk, Kraliçe Elizabeth'in Türkiye ziyaretini, Türkiye Cumhuriyeti'nin İngiltere'ye ve Batı'ya yönelik anti-emperyalist milli mücadelesini başlatıldığı tarihe denk getirmesini anlamlı bulduğunu söyledi. Öztürk, "Siyasi, diplomatik kodları ve şifreleri en iyi bilen devlet İngiltere'dir. Bunun gözden kaçırılmaması gerekiyor. ABD'nin Neo-con stratejisinin mimarlarından Huntington, İngiliz gizli servisinin raportörü ve düşünür Toynbee'nin öğrencisidir. Toynbee, İslam'a karşı bugün yürütülen neo-con politikaları dahil tüm anti-İslamcı politikaların mimarıdır. Bu anlamda, İngiltere'nin bir ülkeye verdiği mesajlar son derece önemlidir ve iyi okunması gerekir" diye konuştu.
Önce
nişan sonra borç
Ziyaret sırasında Mustafa Kemal'in kurduğu devletin "sarsıldığını"
ima eden çok önemli mesajlar verildiğini savunan Öztürk, özellikle
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e büyük haç nişanı takılmasını şöyle değerlendirdi:
"Bu, Tanzimat'tan sonra başladı. Batı, borç verecekleri padişahları, önce
Kilise teşkilatlarına üye kaydederdi. Osmanlı'da paşaların ve padişahların
göğüslerinde bu haç nişanının görülmeye başlanması Düyun-u Umumiye dönemine
rastlar. Bunun anlamı, " Haç, Hilal'i teslim aldı " demektir. Bunu, Uganda'da
bir Müslüman devlet adamının yakasına takarsanız çok önemli değildir. Ama Cihan
imparatorunun padişahlarının ve paşalarının yakasına takarsanız derin anlamları
var demektir. Bu yeni değil ama devam ediyor. Bugün de, İslamcı olduğunu
söyleyen bir siyasi kadrodan gelmiş Cumhurbaşkanı'nın yakasına takılıyor. Siz,
Kanuni, Yavuz Selim dönemindeki ordu kumandanlarının ya da bu sultanların
yakasına Haç Nişanı takıldığını tasavvur edebilir misiniz? Devlet adamlığı
vasfı olanların, bu siyasete dikkat etmesi gerekiyor."
Stratejik
amaç
Kraliçe'nin Bursa Yeni Camii'de Kur-an'ı Kerim
dinlemesinin de sembolik bir anlamı olduğuna işaret eden Öztürk, "Kraliçe,
Kur'an'ın özlemi içinde olduğundan dinlemedi Rahman
Suresi'ni. Bir devlet başkanı olan Kraliçe, bunu yapmaz. Bunu yapmasının
stratejik ve siyasi anlamı var. Bizim artık laik bir ülke olarak değil, dini
bir ülke olarak algılanma noktasına geldiğimize vurgu yapmıştır Kraliçe. Bu Colin Powell'ın Türkiye'yi 'Bir
Müslüman ülke'olarak tanımlaması ile eşdeğer bir
harekettir" değerlendirmesini yaptı. Kraliçe'nin Anıtkabir'i ziyaret
ederek, Atatürk'ten övgüyle bahsetmesinin de kesinlikle samimi olamayacağına
dikkat çeken Öztürk, "Bu ülkeye gelip de Atatürk'e hakaret edemezsiniz. Bu
siyaseti İngiltere iyi bilir. Oysa, yeryüzünde, Atatürk'ten
en çok rahatsız olan ülke İngiltere'dir. Çünkü Atatürk, İngiltere'nin işgal
ettiği Türkiye'yi kurtardı. Samsun'a çıktığı andan mücadele ettiği ülke
İngiltere'dir. Atatürk, İngilizlerin İslam'ın en büyük düşmanı olduğunu ve
İngiliz siyasetinin esasının da 'İslam'ı İslam ile yıkmak olduğunu'defalarca
dile getirmiştir" diye konuştu.
Yeni
Osmanlıcılık senaryosu
Kraliçe'nin Türkiye'nin AB üyeliği konusunda kendisinden destek sözü bekleyen
Cumhurbaşkanı Gül'e, "Medeniyetler İttifakı inisiyatifi
aracılığıyla duyurduğunuz sesiniz Sayın Cumhurbaşkanı ve Sayın Başbakan
Erdoğan, bir ılımlılık ve uzlaşı çağrısıdır" şeklinde cevap vermesinin,
İngiltere ve Batı merkezli politikaların bir ifadesi olduğunu söyleyen Öztürk,
"Başta İngiltere olmak üzere Batı, İslam medeniyetini tamamen ortadan
kaldırmayı arzuluyor. Bu stratejinin esası, tıpkı Komünizm gibi ikinci düşman
ilan ettikleri İslam'ı ve Müslümanları egemenlik altına alarak, adı konmamış
bir tutsaklıkla kaynaklarını sömürmektir. ABD, teknolojik üstünlüğüyle bunun
uygulayıcısı, fikir mimarı ise Toynbee'den bu yana
İngiltere'dir. Hilafet oyununu kurcalayan ve karıştıran da İngiltere'dir. Siz
şu İngiltere'ye bakın. Yıktığı bir imparatorluğu, şimdi kullanarak Müslümanları
mahvetmek istiyor. Yeni Osmanlıcılık senaryosunu ortaya koyan o. Osmanlı'yı ben
mi parçaladım da onu yeniden ihya etmeye çalışıyorsunuz. O kadar güzeldi de
neden parçaladınız. Batı'nın İslam ve Atatürk karşıtlığının bir sonucu olarak
önce Ilımlı İslam sahnelendi. Atatürk mirası engel olarak çıktı. Şimdi onu yok
etmek gerektiğini anladılar. Bu iki büyük mukavemeti yok etmenin yolu,
birbiriyle boğuşturmaktır. Şimdi bu stratejiyi uyguluyorlar" dedi.
Gül, büyük falso ve gaf yapmıştır
Öztürk, Abdullah Gül'ün TBMM'de giymeyi reddettiği frakı, Elizabeth
için giymesini de "Burada da giymeseydi takdir ederdim. Frak giyip
giymemek önemli değil. Ama Meclis'te giymeyip de burada giymesi büyük falso ve
gaftır. Abdullah Gül'ün bu yaptığıyla dinci siyasetlerin zihniyet kodlarından
biri daha ortaya çıkmıştır. Milleti bunlara bir şey yaptıramaz ama dışarıda
işbirliği yaptıkları Batı odakları yaptırır" sözleriyle
değerlendirdi. Kraliçe'nin ziyareti sırasında İngiliz
avam kamarasında, Türkiye ile kuzey Iraktaki görüşmeleri desteklemeyi amaçlayan
ve sorunun diyalogla çözülmesini öngören bir önerge sunulduğunu
hatırlatan Öztürk, "Bu ziyaretin, de-facto
olarak kurulmuş olan ve açıklanması beklenen Kuzey Irak'taki Kürt Devleti'nin
Türk milleti ve Türkiye Cumhuriyeti gözünde meşrulaştırılmasını hatta
desteklenmesini isteyen bir mesajı olduğunu da gördük" dedi.
Kur'an-ı Kerim dinledi
İngiltere Kraliçesi 2. Elizabeth, Bursa'da Yeşil Cami
ve Yeşil Türbe'yi ziyaret etti. Camiye girişinde ayakkabılarını çıkaran ve
çoraplarının üzerine beyaz patikler giyen İngiltere Kraliçesi, başını da
çizgili bir eşarpla örttü. Kraliçe Elizabeth'in,
camide Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet
Emin Ay'ın "Rahman" suresini okumaya başlamasından önce beyaz
eldivenlerini giydiği görüldü. Bu arada Bursa'da bazı gazeteler İngilizce ve
Türkçe yayımlandı.
Kraliçe II. Elizabeth'in Türkiye'yi gelişini muhalefet ve uzmanlar yorumladı
Ekici: Tamamiyle sembolik bir gezi
MHP Genel başkan Yardımcısı ve Yozgat Milletvekili Mehmet Ekici, İngiltere
Kraliçesi 2. Elizabeth'in ziyaretinin tamamıyla
sembolik olduğunu ifade etti. Kraliçe'nin özellikle AKP'nin beklentisi olan
AB'ye katılım yolunda hiç bir katısının olmayacağını söyleyen Ekici bu
ziyaretin Türkiye'nin tanıtımı açısından önemli olduğunu, bunun dışında hiçbir
anlam ifade etmediğini kaydederek, "AB konusunda özellikle iktidar partisi
bir beklenti içerisindeyse bunun bir anlamı yoktur. Kraliçe'nin AB üzerinde, AB
pratiği açısından bir fonksiyonu yok" dedi.
Cengiz: İyi bir gelişme değil
İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Cengiz, ziyaretin diplomatik bir
nezaket ziyareti olmadığını kaydetti. Kraliçenin ziyaretinin Türkiye'deki
muhalefet partileri tarafından da hoş karşılanmadığını dile getiren Cengiz
şunları kaydetti: "Ülkemizde yaşanan süreç, Bölgede yaşanan süreç,
Kıbrıs'taki duruma bakıldığında hiç de nezaket ziyareti olmadığını anlıyoruz.
Bunun yanında Türkiye-AB ilişkilerine bakıldığında AB adına hiç de iyi bir
gelişme olmadığı ortada. Bu ziyaret aynı zamanda Türkiye'ye çizilen misyon açısından da önemli."
Külebi: Stratejik boyutu var
TUSAM Başkan Vekili Ali Külebi ise, Kraliçenin
ziyaretini uluslar arası strateji boyutunda değerlendirmek gerektiğini söyledi.
Son dönemde İngiltere'nin izlediği politikalar incelendiğinde Türkiye'nin çok
yalnız kaldığını belirten Külebi, "ABD, Çin,
Hindistan iş birliği içerisinde bu işbirliğine Almanya ve Fransa da eklemlenmek
istiyor. Bu nedenle İngiltere yeni açılımlar peşinde. Bu
açıdan bakıldığında Kraliçenin ziyareti önemli. İngiltere dış
politikasında son dönemde çok yalnız kaldı. Bu yalnızlığını aşabilmek için
Türkiye'yi hoş tutmak istiyor" dedi.
Coşkulu
kalabalık karşılamadı
İngiltere Kraliçesi 2. Elizabeth'in Türkiye'ye
yaptığı resmi ziyaret, İngiliz basını tarafından "sade" olarak
nitelendirildi. The Times
gazetesi, 1971 yılında Türkiye'ye yaptığı ilk ziyaret sırasında İngiliz bayrağı
taşıyan binlerce çoşkulu insanın Kraliçe'yi
karşıladığını anımsatan gazete, bu defa ise "hoş geldin" diyen
kalabalıkların olmadığına dikkat çekti. Son dönemde Türkiye'nin İngiliz
Kraliyet ailesinden ziyaretler ile "şımartıldığı"nı yazan gazete,
sadece altı ay önce Prens Charles'in ülkenin çeşitli
kentlerini gezdiğini anımsatırken İngiliz hükümetinin Türkiye'ye AB konusunda
destek verdiğini kaydetti.
İngiliz
uçak gemisi İstanbul'da
İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth ve eşi Edinbourg Dükü Prens Philip'in
Türkiye ziyareti kapsamında, İngiliz uçak gemisi "HMS Illustrious"
İstanbul'a geldi. Kraliçe II. Elizabeth ve eşi Edinburg Dükü Prens Philip'in
bugün İstanbul ziyareti kapsamında akşam bir yemek vereceği uçak gemisi,
Karaköy Limanı'na demirledi. Limana demirleyen ve üzerinde 6 adet helikopter
gözlenen gemi,
|
|
|
|
||
|
|
|
||
|
|
|
|
--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
---------TÜRKÇÜ TAVIR Dergisi Yazışma Topluluğu---------
ÇİZGİSİ NET, TAVRI MERT
Yazışma
Topluluğumuzdaki üyelerle paylaşımda bulunmak için : turkcutavir@googlegroups.com
adresine ileti gönderin.
Üyeliğinizi sonlandırmak için : turkcutavir-unsubscribe@googlegroups.com
adresine boş bir ileti gönderin.
Yazışma
Topluluğumuzun bilgibağ adresi :
http://groups.google.com.tr/group/turkcutavir
Bugün;
Her yer ERGENEKON,
her yer SAMSUN'dur!
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---
|