TÜRK İSLAM KÜLTÜRÜNÜN ROMAN YOLUYLA ANLATIMININ YAPILMASI İÇİN YAZILMIŞ, KONULARINI 1856 DA NİĞDE’DEKİ BİR KAHRAMININ VE NESLİNİN HAYAT  HİKAYESİ TEŞKİL EDEN ROMAN SERİSİ. ÜÇ CİLDİ YAZILDI. İKİ CİLT AKÜ YOKKEN KAZAYA UĞRADI. NAZİLLİ’DE İKEN COŞARAK YAZILIYORDU. Niğde de yazılışı sekteye uğruyor.

            Belge toplama yönünden Niğde atmosferi çok uygun. Yakında romanın anlamını, özetini bu sütunlarda sunacağız. Üç adet sitemiz olacak. Her birinde bu romanın güzelliklerini sergileyeceğiz.

            Tarihte Hristiyanlarla Müslümanların en iyi geçindiği yer olarak gördüğümüz Niğdedeki olayları sergiliyorduk. Bütün Hıristiyan dünyasının kudurmuş gibi Müslümanlar ve Türkler üzerine saldırması, bizim şerefsizlerin bunu yutması üzerine bu güzel romanın yayınını şimdilik durdurulması daha anlamlı olacak..

            VELHASIL ÇOK ÖNEMLİ BU ROMANIN İNCELİKLERİNE ULAŞMAK İÇİN BİRAZ ZAMANA İHTİYACINIZ OLACAK…

Resimler: Kitaptaki resim altları düzeltilerek, güzelleştirilerek adedi azaltılarak buraya resim numarasına göre yazılacak.

1.   Resim:  (Ali Ercan) İlerde bölge Türkülerini verirken adından övgü ile bahsedeceğimiz, bölgenin folklor ve sair zenginliklerinin tanıtıcısı, sanatçı kişi, Ali Ercan ile kitap konularına, folklorumuzu, geçmişi geleceği sohbet ettikten sonra anı mühürlemek için fotoğra çektirdik. O’nun Niğde’de meşhurluğa giden yolunu çok yakınen bilen birisi olarak, bölge için kazanç olduğunu ifade gerekir.

2.   Resim (Sıralide Ev resmiJ İnsanların birbirine; “ Öte git gözüne duman gider” demeden asırlarca yaşaması ne güzel. Bölüşmesi zor olan ne var ki insanoğlu birbirini boğazlamaktadır. Osmanlı bunun sırrını keşfetmiş, 72 gurubu yet vücud etmesini bilmişti. İçte dejenerasyon, dıştan İngiliz, Moskof müdahalesi ahengi bozdu. Osmanlı aydınları da bütünleşme konusundaki görevlerini yapamadılar. Ne oldu? Feci parçalanma sahneleri belirdi. İhanetle ayrılanlar, mutluluğu bir daha yakalayamadılar. İşin daha acıklısı Avrupa’nın, Moskof’un pençesinde inlemeye başladılar. Ne diyelim? Kendi düşen ağlamaz.

3.   Resim: Cullazda Yüksek ev: Bazan mahalleleri ayrıydı. Bazan da kapı komşuluğu yapıyorlardı. Bombeli pencerelerden uzanan başlar, (Vatandaşını gördüğünde) derinden derine gülümsemelere sebep oluyordu. Ali’ler, Mehmet’ler, Sitamatiler’i coşku ile selamlıyor. Onlarda ki çeşni farkı zenginlik sayılıyordu. Tuz, biber ihtiyaçlarına kadar birbirinden gideriyorlar, bağ budamaları, sucuk yapımı, ısbınma ve aydınlanma ihtiyaçlarında birlikteliklerini ispat ediyorlardı. Ama bir gün! Ajanlar kaynamaya başladı.

            Evet, korkunç günler işte o zaman geldi! Türk Halki bu manzaraya üzüldü ama, Onların gafletine mani olamadı. Olanlar oldu!...

4.   Resim( Ermeni Kilisesi)  Dünyanın en güzel ülkesinde, dünyanın en güzel ikliminin, sağlığa elverişli ikliminin bulunduğu ülkede herkes yan yana kendi yolunda, mutlu yaşayış sırrını keşfetmişti. Hilal ile Haç çatışmaya gerek görmeden, kendi telkinlerini yapıyorlardı. Uzun asırlar, huzur hakim oldu. “ Sanatın zirvesine tırmanıldı.” Şimdiki gibi ateistler sanata hakim değildi. Allah’ı tanıyanlar sanatla uğraşıyorlardı.

5.   Resim: (Kurdunus Kilisesi)  Haç ile Hilal kavgası çıkartılmadı yüz yıllarca.. Çan sesleri Müslümanlar’ı, Ezan sesleri de Hıristiyanları rahatsız etmedi... Katiyen ve asla, “ karşılıklı değerlere” hücum edilmedi.

         “Senin dinin sana, benim dinim bana!” anlaşıyışına riayet edildiği gibi, yaşayış da yardım ve tavırlarda, hoş görünün destani örnekleri  sergilendi. Hele hele çok milliyetçi ve çok dindar görünümüne bürünmüş, katı ve bağnaz tutumlar hiç bir zaman halkın benimsediği tavırlar olamadı. Olmadı. Ne zamana kadar? Dış etkilerle, Türk katliamı başlatanların hareketlerine kadar!

6.   resim: (Hüdavent Hatun Yanı) Gökçe Dede’nin nesli  Anadolu’yu yurt yapmaya niyetliydi. Bütün dünya karşı çıksa bir anlam ifade etmezdi. Türklük için, din için ilerliyorlardı. Anadolu baştan başa Selçuklu eserleri ile nakış işlenir gibi bezendi. Bu yurdu bize bırakanlardan Allah Rahmet Eylesin!

            Gökçe Dede’nin evlatları Kafkaslar’dan, Avrupa içlerine, Kızıl Elma’ya, Yemen’den Kuzey Afrika ve İspanya’ya uzanan topraklara mühürlerini basmışlardır.

            Duraklama, gerileme ve çöküş başlayınca; oraları muhafaza için çaresiz deprenmeler esnasında onbinler, yüz binler, milyonlar şehit oldu. Bir işaret taşı bile olmadan, “Toprak altına!” gittiler. Cesetlerini kuş, kurt yediği oldu. Milyonrlarcası oralarda Türklüklerini terk etme pahasına kayıp olup gittiler. Biz son kaleyi korumak ve yaşatmak durumunda değil miyiz?

7.   resim: Saruhan   “ Sakladım sarı samanı, yaptırdım saruhanı!” deyişleri rast gele midir? Gerçekten hikayeleri var mıdır? Lokonta haline getirdiğimiz bu sıcak yuvalar uzun yıllar neden bir utanç abidesi gibi kapalı tutuldu dersiniz? Kitapları yakanlar, Selçuk ve Osmanlı eserlerini tahrip etmediler mi? Halen de Selçuk’dan evvelki eserlere gösterilen yakın ilgi, Gökçe Dede neslinin yapılarına gösteriliyor mu? Yurt sathında cereyan eden bu gaflet nereden kaynaklanmaktadır?

           Bastığın yerleri toprak diyerek geçme tanı,

            Düşün altında binlerce kefensiz yatanı,

            Sen şehit oğlusun, incitme   yazıktır, atanı,

           Verme  dünyaları alsan da bu cennet vatanı!.

8.   resim: Sanat Enstitüsüne bitişik mezar:  Gökçe Dede’nin açık hava müzesi’ni andıran “ Ülkesinde.. santimlik mesafelerde askeri komutanların mezarları var. Bir kaç yüz kişinin Fatiha okuması ötesinde, kimlikleri hakkında on metre ötede oturanların bile bilgisi yoktur. Böyle bir nesil yetiştirilmiştir. Batı’nın kültürü evlere kanser gibi işlemiştir  çünkü...  Hain bir el, insanları nemelazımcılığa, igilgisizlğe sürüklemekte, dünü öğrenmenin zavallık ve boqşa uğraşmak  olduğu kanaati yerleştirilmektedir.

                        Renkli ekran, gelmişimizi, geleceğimizi satın almıştır. Çoğunlukla milli kültür düşmanı şahısların elindedir. Kadın, erkek, kız kızan aşerir gibi yabancılaşmaya heves ediyoruz... Beynelmilel derneklerin yönetiminde ki korkunç kişiliksizleşme ciğerlerimize işlemiştir.  “ Camiye imam olacak değiller ya, kim ne olursa olsun bizi ilgilendirmiyor!” denmektedir. Bütün mesele eve somunun girebilmesi, bütün mesele “kimsenin tavuğumuza kişt edememesinde.” Toplanıyor. Yargıya siz varınız. Yarınlara uzanan bu neslin durumu ne olacaktır? Haksızlık karşısında daha susacak mısınız? Hazin erimelere razı olacak mısınız?

9. resim:

     GÖKÇE

            DEDE’NİN

                               ÜLKESİ

 

            Tarihî, fikrî, halk bilgisiyle örülü,

                        aşk ve macera romanı

 

                        OSMAN ÜÇER    

 

                                                       KAYNAK ESER                                

 

                                           Bu eseri, aralarında inanç ve soy çeşnisi bulunan, Hazreti Adem'in,                                                      torunlarına armağan ediyorum!

                                                                       Osman ÜÇER 

 

 

 

            .....................................

Kapak           

Azerbeycanlı Ressam

Ali Aliyev          ......................................

 

 

 

Basılıdığı yer:

Hamle Basımevi  Niğde

 

Bilgisayar:

Alpagut Kürşad ÜÇER

 

Kapak:

 

Ayça Kevser ÜÇER

 

Genel düzenleme ve tashih:

 Afşın Kutluk ÜÇER

 

Genel düzenleme:

 

Alper Kağan ÜÇER.

 

Yazarla bağlantı mı kuracaksınız?

OSMAN ÜÇER

Hürriyet cad.359/1    

 

O 256 313 58 13 Yzh.

0       312 00 84 Belgegeçer:

0      312 23 26 ev

0     315 52 03 “

Ceptel: 0 532 274 17 57

Niğde tel: 0 388 213 68 68

            Nazilli 09800

........................................

Banka hesabı: Nazilli merkez iş bankası:

597936

Niğde Merkez iş bankası:

535 487

            ...................................................................................................

 

            BU ESERDEN HER TÜRLÜ BİLGİYİ AKTARMAK İÇİN PEŞİNEN İZİN VERİLMİŞTİR. MÜMKÜNSE ALINDIĞI KAYNAĞI BELİRTİNİZ. Kaynakça, birinci cildin sonundadır.

 

            *****************************************************************

 

            NE   DEDİLER,  NE  YAZDILAR?                                                          1998

    

        Birinci basımda kitabın nüshaları tükendi. Henüz yeni bir tashih imkânı hasıl olmadan ikinci basımı birinci basımın kalıpları ile gerçekleştirmek zorunluğu duyuldu. Birinci basım da bu basımda kitabın İstanbul macerasında KAYNAKÇA ’yı  önsözde duyurduğumuz halde konmadığını gördük. Bu basımda  sunuyoruz.  İçten istek üzerine; “Ne dediler? Neler yazdılar?!” sayfasını da kitabın başına kısaltarak eklemek zaruret oldu. Böylelikle ilk basımın 546 olan sayfa sayısı 560 a yaklaşmıştır.

         İkinci baskı ile de piyasayı kitaba kanıksattıktan sonra ilerde yeni bir tashih imkanı buluruz. O zaman sanırım ki  “Devlet Acze Düşmez!” ile birlikte yayınlamak daha doğru olacaktır. Kitapta bulunan SÖZCÜKLER bahsi görüldüğü gibi kısıtlı tutulmuştur. Gönül istiyor ki, 1500-2000 sayfa olarak basıma hazırladığımız Sözcük, Deyiş, Atasözleri isimli kitapta Gökçe Dede çatısı içinde olsaydı. Madem ki Türk’ün ve İslam’ın konularını sunma iddiamız var. Kitabın bu hali ile benimsenmesi de  yeterli tesellidir. (Roman mı, ansiklopedi mi, fikrî veya folklorik eser mi, aşk romanı mı diye eleştiri gelecek diye 1996 dan beri işkilli idim. Yüzlerce münekkitin bu yön üzerinde durmaması rahat nefes aldırmıştır. Zaten böyle bir eleştiri  gelse de yalnız kendi zevkim için yazmaya devam edecektim.)

         Gayrimüslimlerle olan ilişkileri yabancılayanların   fazla çıkmaması da; ışık gibi etrafını aydınlatan, genç din ve fikir  adamımız Galip Ayata’nın (Din Nasihattır) isimli 3 ciltlik temel eserinde ki  (Tel: 332 320 82 64.  Mamuriye mah. Atademir sk. nu: 16/1  Konya  )  konu ile ilgili bahislerin anlaşıldığını göstermektedir.

          Orta Anadolu’dan sonra hangi bölgenin folkloru romana konu edilecek diye soranların, telefon edenlerin meraklarını yenmelerini isterim. Yolumuz çok uzun. Çok dolanbaçlı.  Adres tarif öyle zor ki! İlla da bir yeri tarif etmek için oralara birlikte gitmek gerekli. Malzeme toplarken ihmal ettiğim yer olabileceği kanaati varsa,  işaret ediniz kafidir.  Kamera, teyp, Serencamın Hayriye Teyze  ve akrabağları ânında oradadır.

         Gökçe Dede, ziyaret edeceği yerlerde halk bilgisi ziyafetinin sergilenmesini şart koşmaktadır. Şimdilik akıcılığı, heyecanı, bol malzemeden dolayı mutluluk açıklamaları, artılar yetmektedir. Millet ve devletin atılımı-hamlesi Gökçe Dede ’nin  hayat ilâcıdır. Milletin dâvası  genel onay ile birlikte yürümesi gerekir.

           Birinci basım sonrasında kimler neler yazmışlar ve neler söylemişlerdir? Diye sütun açınca öğretmen, avukat, mühendis, iş adamı, öğretim üyesi, televizyon yapımcısı, yazar, şair, maliyeci, ev kadını ve toplumun çeşitli kültürdeki kimselerinden oluşan okuyucuların beyanlarından “alfabetik sıraya göre” alıntılar yapıyoruz. Açıklamalar, kitabı tetkik edenlere faydalı olur ümidiyle.                          

                                                                          

             ....................................

 

               A. Vehbi Ecer:  GÖKÇE DEDE’NİN ÜLKESİ, Avukat Osman ÜÇER’in son kitabının adıdır.  Avukat Osman ÜÇER, Türk milleti’nin büyüklüğüne, bayrağının ve devleti’nin kutsallığına, toprağının , vatanının  bölünmezliğine  inanmanın sıkıntılarını çeken uyanık aydınlarımızdan biri. Büyük küçük dememiş, halkının folklor zenginliklerini,  Türk halkının kalıcı  olmasını istediği geleneklerini her yerde,  her yayın organında yılmadan yazmış, konferanslar, milli günler düzenlemiş,  bazı özel radyo ve etelevizyonlarda proğramlar ve konuşmalar yoluyla  güzelim fikirlerini ve heyecanını yaymağa çalışmıştır.

            İstanbul Hukuk fakültesi’ni  1966 yılında  bitirdikten sonra, 1970 yılında Niğde ve Nazilli’de avukatlık yapan  Osman ÜÇER, önüne gelen her davayı almama gibi mesleki onura, kimsenin yaklaşamadığı bir  dönemde  Yumurtalık’ta haksız kurşunlanarak öldürülen  bir hakimin yakınlarının müdahil avukatlığını  alacak kadar meslekî dayanışma ve cesarete sahip, yürekli bir avukat. Bu yürekliliği, cesareti -kuşkusuz- Allah’a, adalate , milletine, Türk Milli değerlerine, bağlılığından kaynaklanmaktadır.

            Gökçe Dede’nin Ülkesi, O’nun yazdıklarından çok azının bir araya getirildiği 550 sayfalık bir kitap. Türk Milleti’ne ve O’nun tarihine hayran olan Osman ÜÇER;  “Bilge Kağan’dan Mustafa Kemal Atatürk’e, zaman içinden bu ulusa hizmet etmiş kişilerin söylediklerini öğrenelim, özetini anayasa sayalım!” diyor. Çünkü O’na göre “ Çağdaş olmaya giden yolun ilk adımı bu gerçeği kabul etmekle başlar.!” Zira, “Mazimizi önemsemez, araştırmazsak, çağımızda hamle yapmak mümkün olmaz.”

             Gökçe Dede’nin Ülkesi, daha önce örneğine pek rastlamadığımız folklor ağırlıklı, farklı planlaması olan bir eser.  Yazarı’nın önsözde ki ifadesine göre O bu eserinde “ Türk Dünyası’na asgari müşterekleri sergilemektedir.  Bu  bakımdan eserdeki fikri, içtimai,, folklorik, tarihi konular labaratuar sergilemesi ile verilmiştir. ..” Anadolu’nun örf ve adetleri, düğün - dernekleri   Niğde merkezli olarak bu eserde yer almaktadır.

            Bütün bu  çalışmalardan ve anlatılanlardan  yazara göre amaç, “ Ülkü Birliği’ni” sağlayabilmek, aynı kültür değerleriyle  yaşayan Anadolu halkının ebediyyen barış içinde olmalarıdır.  Yazar eserinin adına da açıklık getirmekte ve şöyle demektedir:

            Bu esere neden Gökçe Dede’nin Ülkesi denmiştir? Anadolu Türk’ün yurdudur. Gökçe Dede sayesinde yurt tutma imkanı oluşmuştur. Bölgeyi ve çevresindeki illeri konu için labaratuar kabul ediyorum.”

            Böyle bir eserden dolayı Avukat Osman ÜÇER’i tebrik ederken, ilgili duyanlara tavsiye ederim. (Adres vs.)   (Hakimiyet Gazetesi  sayı: 14190, Divit Sanat sayfası - Kayseri)

Abdullah Satoğlu: Zevkle okudum. Türk Kültürü’ne olan katkılarınızdan dolayı tebrik ve şükranlarımı belirtirim. (Ankara)

            Akın Dönmez: Nazilli’nin huzurlu havasında kaleme alınıp, kültür dünyamıza huzur getiren  bu birleştirici eserin yayılıp okunması;  üzerinde herkesin düşünmesi gerekmektedir.  İçeriği mükemmel. Büyük emek mahsulü.

            Ali Bakırcı:  Derin bir araştırmanın ürünü olduğu görülüyor. Bu kitabı okumakla millî bir görevi yerine getirdiğime inanıyorum. Ama, meseleyi  gayrımüslimi övmeğe vardırmamalıdır.  Keşke biz yanılsak. “Ayıdan post, ... dan dost olmazmış.” Bazı hususları Anadolu Gazetesi’nde yazacağım tanıtım yazısında dile getireceğim.  

            Osman ÜÇER uzatmaya çalıştığı zeytin dalıyla kardeşlik mesajları, barış mesajları vermeye çalışıyor.  O’nun 1976 yılındaki tespitleriyle Müslim-gayrımüslim münasebetleri tekrar gündeme gelmiş olmaktadır. Avrupa birliği ile ilgili sayabileceğimiz bir kısım tahliller, ilişkilerde olumlu-olumsuz mesajlar doludur. 

            Günümüzde TV, gazete ile öğrendiğimiz Papa ile ilişkiler, ziyaretler de anlatılmak istenenlere yıllar önce parmak basmış olmaktadır. Bizler ne kadar gayretli olursak olalım, farklı inançtaki kişiler bizi; ”kendilerinden olmadığımız sürece” aralarına almayacakları da kesindir. Düşmanlık onlardan, dostluk ta bizlerden devamlı surette gündeme getirilecektir.  Toplumumuzun yaşayış güzelliklerini, gerçeklerini tespit etmesi bakımından kitabı zevkle okuduğumu arz etmeliyim. Akıcılığı ve heyecan dolu oluşu dikkat çekiyor. Yazarımızın yakından bildiğimiz yıllar süren emek verişinin, gayretlerinin devamını diliyorum. Tebrikler. ( Ayrıca Anadolu Gazetesi sayı: 4023 deki yazı.)                                                        

            Ali Bozkurt: Türk’ün ve İslâm ‘ın her konusu nakış gibi işlenmekte. Tebrikler, tebrikler. (Antalya)

            Fatma Gürcü: Bölücülüğün her çeşidini teferruatı ile anlatması bakımından da  dikkate değer.  Yaşamak isteyip de, yaşayamadığımız bir çok olayları, yazar insana yaşatır gibi anlatmış. Kütüphanemize böyle bir eserin kazandırılması takdire değer. Daha çok okunması için gayretlerimizi esirgemeyelim.

            Füsun  Dokucu: Birlikte yaptığımız televizyon proğramlarında, ÜÇER’in zihninin hep bu konularla meşgul olduğunu, proğrama yön veriş şeklinden anlıyordum. Gökçe Dede’nin Ülkesi ‘nde Osman ÜÇER’in “Bayanların ruh derinliklerine” maharetle inen tahliller yapması beni gerçekten hislendirdi.  Bir bayan bile bu kadar ince noktalara zor nüfuz edebilirdi. Demek ki yazarlık denen buymuş. Hele o tarihi dostluk mesajları.

            Ayrıca, “Yılanların deliğine elini soktuğuna göre!”; “bu eseri yazdım diye kimseden bir plâket, ödül vs beklemesin.” Bu dünyanın raconu bu. Gücü elinde tutanlarla, onlardan çekinenlerin, korkanların; ‘hakkı söyleyenlerin yanında olmasını’ bu devirde bekleyemeyiz. ÜÇER, bol bol plaket, ödül almak istiyorsa “zamanın kurallarına göre hareket etmesi” gerekir. Bu kadar beynelmilelci ve bu kadar tutucu arasında hakkı söyleyenlerin  önde olması şu anda zor  görünüyor.  Dendiği gibi; “ bu eser insanın alnını levh-i mahfuzda açık tutar.”

            H. Orhan Gürer: Gökçe Dede’nin Ülkesi isimli eserinizi okudum. Gurur duydum. Tebrik ve teşekkürler. (İzmir)

            Hamle Gazetesi: ....Kültür hayatımıza hizmet için çırpınmaktadır. Biliyorsunuz hiç bir zaman kafasını dikmemiş, hiç bir zaman hizmetleri için gurur taşımamıştır. ........ Türü görülmemiş bir eser olduğu için son sözü halkımız söyleyecektir.  On cilt olacağını sandığımız eserin tamamlanabilmesi için gayretlerin devamlı olmasını diliyoruz.  Türk İslâm kültürünü fikri meseleleriyle, folkloru ile sıkmadan verebilmek için Kars’tan Edirne’ye, Hakkari’den Muğla’ya kadar  incelemeler devam etmektedir. Romana göz atıyoruz; aşkları dile getirebilmek ne güzel. Tebrikler Sayın ÜÇER. (  Sayı:  7513 - Niğde)

            Hayrettin İvgin:  Gökçe Dede ’nin Ülkesi isimli romanınıza “Dökümanter roman!” demek istiyorum.  Dört gün içinde okudum. Vahap Okay gibi sizin de  cesaretle temas ettiğiniz meselelerden dolayı yörenin kültürünü bizlere sevdirdiniz. Sizi tebrik ediyorum. Proğram yaptığım “Ankara’da ki” Kanal A’da eseri değerlendireceğim. Size ve Kürşad Bey’i yeniden tebrik ediyorum. (Ankara)

            İsmail Özmel: Anadolu insanının, tarihin en eski devirlerinden beri ürettiği, geliştirip  büyüttüğü, geniş coğrafyalara ulaştırdığı sözlü kültürümüzün bir hayranı olarak Osman ÜÇER; bu zengin hazinelerden ulaşabildiklerini yıllardır gazetelerde yayınlıyordu.

     “Gökçe Dede’nin Ülkesi” adlı eserinde, bu birikimlerini bir roman havası içinde bizlere sunmaktadır. Hafızalarımızda yaşayan bir çok deyim, atasözü, bilmece, tekerleme, kahramanlık hikâyeleri, masallar, adet ve gelenekler, türküler ve şarkılar kısacası hayatımız çeşitli safhalarıyla eserde yer almıştır. Kültür geçmişimizle günümüzün olayları arasında ilgiler kurulmuş ve tesbit edilen çelişkiler ortaya konarak gençlerin objektif değerlendirilmelerine de imkan verilmiştir.

       Eser hafızalardaki bir takım kültür zenginliklerinin yazılı hale getirilmesi yolunda bir önemli görevi yerine getirdiği gibi, konuyu araştıracaklara da hazır bilgiler sunmaktadır. Bu güzel eseri yayınlayan Osman ÜÇER ’i tebrik ediyor, yıllar süren birikimlerini bizlere kitap olarak vermeye devam etmesini diliyorum. (Niğde) 

            Kerim Özbekler:   Olumlu adımlar atmaktaki ısrarlı tutumdan dolayı tebriklerimi sunarım. Osman ÜÇER, Türk Folkloru’na bu kitapla büyük bir hizmet yapmıştır. Kültür Bakanlığı bu kitaplardan satın alarak kütüphanelere kazandırmalıdır.

            Mehmet Güler: Reklâmları almaya devam. Bu sayede uzaklara duyurulmuş, uzaklardakilerle tanışmış oluyoruz. Bizim iştirakimiz de bu sâyede olsa kötü mü olur? Yeni bir asrın başında bulunuyoruz. Reklam vermeyen kuruluş ayakta kalamayacağı gibi, reklam almayan gazete, dergi, kitap, radyo, televizyonun da yaşama şansı yoktur. Reklam veren bakımından yer ve zaman kısıtlaması olamaz. Önemli olan birilerine her hangi bir vesile ile ulaşmaktır.

            Hele hele ulaşayım derken, bir de hayırlara vesile olmak var ya! O’da ayrı bir değerli tavır. Konusu itibarıyla kitlelerin tamamını ilgilendiren kaç kitap vardır.? Hele hele sansasyonist konulara girmeyenlerden kaçı okuyucu bulabilir? Hele hele ciddî olarak bir konuyu ihtiva ediyorsa, masraf etmeden kitlelere nasıl duyurulacaktır? O eser nasıl ayakta kalacaktır? Maliyetinin bir kısmının reklamdan çıkmasında ne sakınca olabilir? Bir gazete, dergi, televizyonun yayını itibarıyla ciddi olması başka şey, mâlî bakımdan ayakta durması başka şeydir. Reklâmların en arka sayfaya konması da uygunsuz olmuştur. Her formadan sonra, her bahis başlığından sonra konması, hem de renkli konması gerekirdi. Kitabın başındaki resim ve yazıların bütün çarpıcılığına rağmen küçük tutturuluşu yayınevinin bir yanlışı olmuştur.

       Bu insanların öz kültürünü araştırma, ahenklerini tasvir, geçmiş ve gelecekteki kaynaşmalarının sırlarını keşif yolunda hükümler serdedilmesi, Osman Ağa’nın çarpıcı yaşayışında Yörüklerin kokusunu hissetmek insana mutluluk veriyor. Gözlemlerimiz olumludur. Minnet, şükran ve teşekkürlerin net ifade edilmesi gerekir. Yörükler Derneği ilkeleriyle ile bu kitap arasında büyük bir parelellik var. Tebrikler.

            Mürüvvet ÜÇER: “Gerçeği arayacağım!” diye doğal yaşayış  ve “uyumu ihmal ediş” ne kadar devam edecek? Derlediğin atasözleri içinde: - “Vardığın yer körse, bir gözünü kıyp da bak!” diye olanı da var. Topluma yön vereyim derken,  kendi önüne engel yığmak! Yine de sen bilirsin ya?! 

            Nedim Koç:   Zengin evler vardır. Bir çok eşya vardır ama yerli yerine konmamıştır.  Rahatsız edici manzara olur. İnsanın aklına hayâline gelmeyecek şekilde birikimler sergilenmiş. Ama yerli yerine konmamış. Malzeme harika. Düzenlemede bulunabilsek. En yanlış bildiklerimizdeki yüzde birlik doğruları ihmal etmeyelim. Görelim. Hatâları görmek, mevcut güzelliği silip atmak anlamına gelmez.

       Bizi bu tür roman tipini  arar hale getirmiş oluyorsunuz... Başarılı örneği sergilenmiş.

            Nuri Elmalı: Kaynakça’nızda sunduğunuz ve Türkiye’de çoğu kimsenin bilip, beğeni ile okuduğu Üstad  Galip AYATA’nın “Din Nasihattır!” isimli eserinde bahsedilen İÇKİ bahsi için “Devlet Acze Düşmez isimli eserinizde gereken ehemmiyeti vereceğinizden şüphem yoktur. Neden? Çünkü ikazları içtenlikle nazara alan birisiniz.. “Objektiflik endişesiyle”  folklorik bahislerde içki konusuna temasınızda ben yeterli bir tavır bulmadım. Bu yanlış anlaşılabilir.

            Üstat AYATA ’nın,  üç ciltlik eserinin ikinci cildinde içkinin hakiki anlamını kendi eserinize hazmettirdikten sonra, folklorda nasıl incelerseniz inceleyiniz. Ona kimse karışmaz. Ama, sorumluluk altında kalmak istemiyorsanız, lütfen önce o eserdeki bahsi bu romanın çeşitli yerlerine, dip notuna, metnine nakşediniz. Özetlersek: (İçkinin sinir sistemini bozduğu, kan deveranını berbat ettiği, hazım sistemi, kâlp ve böbreği parçaladığını yazmaktadır. Hamile anne içki kullanırsa sakat çocuk doğurduğu, içki içenlerin geçim sıkıntısı çektikleri, trafik kazalarının korkunç sebepleri arasında başta geldiği,  milli serveti harap ettiği, ibadeti aksattırdığı, karaciğer’i  tarumar ettiği, insanda hayâ duygularını yok ettiği,  Tanrı’nın emaneti vücudumuzu pis pis kokuttuğu bu eserde zikredilmiyor mu?)

            Bu okuyucuya aktarılmayacak da ne aktarılacak? Sizin savcı Arkadaşınız Ali Karcı’nın dediği gibi; “Toplumumuzda neredeyse töre haline gelmiş!” içki meselesiyle en başta mücadele etmeyeceğiz de ne ile edeceğiz? Bu mücadelenin arasına edebî değeri yüksek olan eserinizde ki umumî havaya, Ayata’dan aktarmaları da, telkinleri de katsak ne kadar mesafe almış oluruz bir düşününüz hele?  Aileleri parçalayan, en korkunç cinayetlerin işlenme nedeni olan içki toplumun en korkunç felâketidir. 

            Halk bilgilerini okuyucularınıza sunarken, hurafenin yanlışlığını, iyi ve kötüyü nasıl da inceden inceye telkin ediyorsunuz. İyi de oluyor. Ana, bana göre ilk telkininiz içkinin kötülükleri olmalıdır. İnce ince tetkik ederek eserinizi okudum. Siz romanın zevk veren havası içinde asıl hedef Türk ve İslam’ın meselelerini harmanlamak istiyorsunuz. Becermişsiniz de. Saygıyla arz ederim.

            Sabahattin Burhan: Mükemmel. Büyük hizmet.  Hele hele Kars’tan Muğla’ya, Edirne’den Hakkari’ye, Hatay’dan Samsun’a kapsadığı konular. Üsluba daha itina etmek gerekli.

 Yediden yetmişe atmosferimiz hakkında bilgi alabilmek için bu eserden mutlaka edinelim. O heyecanlı sahnelerden ne filimler ne diziler olur, bir görebilsek. Şu var ki, sakın ola; “Devlet Acze Düşmez ‘de” ve “Çocukla Çocuk” isimli olanlarına, yeniden “reklâm alayım!” denmesin. Ciddi eserlerde reklâm bulundurmaya ne gerek var? Bırak okunduğu kadar okunsun.

            Sadi BAYDAR: Vatanperver hisler ile yazılmış, dökümanter yöntem kullanılmış, bilimsel objektivite ile tarihi günümüze taşıyan, zengin, akıcı “ GÖKÇE DEDE’NİN ÜLKESİ”  adlı kitabınızı aldım.  Heyecanla, takdir ile, istifade ile okudum. Sizi yürekten kutlarım. Kalbi teşekkürlerimi ve saygılarımı sunarım. (Amasra-Bartın)

            Seyfettin Şeliman: Birlikte yaşaması gerekenlerin dünyasını didik didik ederek, en ince noktalara kadar olumlu-olumsuz eleştiri konusu yapıp, kültür dünyamıza zenginlikler sunulmaktadır. Yıllardır ÜÇER’le  Kars’tan Edirne’ye halk bilgisi konuşmaları yaparız. Bu böyle iken bir gün ortaya mükemmel bir sanat eseri çıkacağını ne bileyim? Binlerce deyiş ile nakış gibi işlenmiş, sürükleyici. Kalıcı eser. Devamını çok merak ediyorum doğrusu!.

            Şafak Gazetesi: Yarım sayfalık tanıtım yazısında özet olarak: “..... Bir kültür hazinesi niteliğindeki eserle 1856-1923 yılları arası Türk Devlet felsefesi derlenmiş, folklor ürünleri sergilenmiştir. Eser alışılmışlığın dışında bir dille kaleme alınmış, aşk ve macera romanı havası verilmeye çalışılmıştır.

      Vatandaş birliği için en önemli manzaraları gözlerimizin önüne seren  “Gökçe Dede ’nin Ülkesi” buram buram Türkiye kokuyor.  Fikir, siyaset, folklor, dini bilgi ve sosyolojik konular  bir araya getirilmiş, Osman ÜÇER; Kars’tan Edirne’ye,  Hakkari’den Muğla’ya, Gökçe Dede’nin Ülkesi olduğunu kültür yolundan ispatlamaya çalışıyor.” ( Sayı: 141- Aydın)

            Tevfik Öztürk: Sürükleyici ve faydalı. Gerçekten seviyeli bir eser. Reklâm alma işine devam. Kitap yazan hizmet için yazar. Devletin bir teşviki olsa da reklam alınmasa. Kültür Bakanlığı’nın bir teşviki var mı? Yok. Yok. Bu değerli fikirler nasıl yayılacak? Reklam alınacak ve ayakta durmaya devam edilecek. Ondan sonra da arkası gelecek. Başarılar.

            Ünal Şöhret DİRLİK: Gökçe Dede  oya oya, nakış nakış  Anadolu kokuyor. Anadolu halkı kokuyor. Gökçe Dede’de kendi varlığımızı, folklor zenginliklerimizi buluyoruz. Tebrikler.

YENİ HABER GAZETESİ: Nazilli İlçemizin Kültür sanat edebiyat alanında kendini sanata adamış yazarlarımızdan Av. Osman ÜÇER, yıllarca üzerinde çalıştığı “Gökçe Dede’nin Ülkesi” isimli eserini yayınladı. Bir kültür hazinesi niteliğindeki eseri 1856- 1923 yılları arası Türk Devleti Felsefesi yazarca derlenmiş,  yorumlanmış, ve folklor ürünleri sergilenmiştir. Eser, yazarca aşk ve macera romanı havası verilerek ustaca kaleme alınmıştır.

 Aydın Fokloru üzerinde de araştırmalarını sürdürmekte olan yazarımız bizlere yeni eserler kazandırma uğraşı içerisinde çalışmalarını özverili bir şekilde sürdürmektedir. 

            Vatandaş birliği ve beraberliği için en önemli sebepleri gözlerimizin önüne seren eser buram buram Türkiye kokuyor. Fikir, siyaset, folklor,  dini bilgi, ve sosyalojik konular bu kitap ile bütünleşmiş. Yazar, ülkemizin her yerini Gökçe Dede’nin Ülkesi olduğu gerçeğini ispatlamaya çalışıyor.  (Sayı: 117)

      Yüce Alpbaz: Sevgili Meslektaşım Osman ÜÇER. Gökçe Dede’nin Ülkesi isimli kitabınızı okudum. Hem şahsım adına, hem ülkem adına size binlerce teşekkür. Ne mutlu bu ülke birliği ve beraberliği için çalışanlara. Saygı size. Selâm size. Başarılarınızın devamı dileğiyle.

            .............................................................................

 

2-        ALTIN ÖĞÜT          

            AĞACI KÖKSÜZ DÜŞÜNMEK MÜMKÜN DEĞİLDİR.  İLERLEMEDE, NAKİLDE;  YOL KADAR  KÖPRÜLER DE ÖNEMLİDİR.  MAZİMİZİ   ÖNEMSEMEZ, ARAŞTIRMAZSAK,  ÇAĞIMIZDA   HAMLE   YAPMAMIZ  MÜMKÜN  OLMAZ.

            ATALARIMIZIN  BAZI EKSİK   DÜŞÜNCELERİNİ ,  HATALI   DAVRANIŞLARINI  BİLMEMİZ   GEREKİR.  DOĞAL   OLARAK  İRFANLI   YOLLARINI   DA   ÖĞRENEREK,  UFKUMUZU  GENİŞLETMİŞ, TECRÜBEYİ   TANIMIŞ  OLURUZ.  TARİH  VE  HALK  BİLGİSİ  ARAŞTIRMALARI  BU   BAKIMDAN  ÇOK ÖNEMLİDİR. 

            BU  GEREĞE  UYMAZSAK,  RASLANTILAR  İÇİNDE  ERİR  GİDERİZ.  BAŞKALARININ TEMELSİZ  TAVIRLARINA  TESLİMİYET,   AŞAĞILIK  BİR   TUTUMDUR.  BU   HATAYI   YAPANLAR   ÖMÜRLERİ   BOYUNCA   DENGESİZ   OLURLAR .  MİLLİ   VE MANEVİ  VARLIKLARDAN   YOKSUN  OLDUKLARI   İÇİN  KÜÇÜMSENİRLER.  KORKUNÇ   BİR   AŞAĞILIK   DUYGUSUYLA   KAHROLUP  GİDERLER. 

            ULUSAL  VARLIK  HER  ŞEYİN  ÜZERİNDEDİR .  DİNİN YAŞAMASI,  İNSANIMIZIN   RAHAT   ETMESİ,   SÖMÜRÜLMEMESİ  ANCAK   BU   YOLUN   İZLENMESİYLE   MÜMKÜNDÜR.  ÇOĞU  ZAMAN,  DİN  PERDESİNDE   VATAN DÜŞMANLARININ   CİRİT   ATABİLECEKLERİNİ   AKILDAN   ÇIKARMAYALIM.   MİLLİ   VE   MANEVİ  HİÇ  BİR  DEĞERİMİZİ  KİMSEYE  İSTİSMAR  ETTİRMEYELİM.

            BİLGE  KAĞAN’DAN  MUSTAFA  KEMAL ATATÜRK’E ,   “ZAMAN  İÇİNDE   BU   ULUSA  HİZMET  ETMİŞ   KİŞİLERİN   SÖYLEDİKLERİNİ   ÖĞRENELİM! ”  ÖZETİNİ ANAYASA SAYALIM.  ÇAĞDAŞ   OLMAYA   GİDEN YOLUN  İLK ADIMI  BU  GERÇEĞİ  KABUL   ETMEKLE   BAŞLAR.  

             SAĞLAM