Onurluhamle
giriş bölümü
Haberleşme
adreslerini
soruyorsunuz?
1-
Osman Üçer.avukat
kayardı cad(Menemen cad) nu: 31 NİĞDE)
2-
İMEİL:
osmanucer@ttmail.com
3-
msn: osmanucer@windowslive.com
4-
cep: 0 535
210 68 34
5-
0 388 233 20 25
6-
141 07 92 ÇEK NU.
904 003
48 19 VERGİ NU
GÜNHÜN
ŞİİRİ
OSMAN
ÜÇER
BİLDERBERG DOMUZU KAÇTI KIÇINA
Cinsi sapıktan
yazar olursa
Ya Rusya’ya
tapar, ya ABD ye,.
Sahte din
markalı siyaset olursa
Ya AB ye tapar,
ya ABD ye..
Yahudi’nin
bağrından bitenler
Allah’ın dinini
alet edenler,
Her türlü
ahlaksızlığı güdenler
Ya Yıldıza
tapar,Ya da domuza..
Yıllarca
sövdüler Mason piçine,
Bilderberg domuzu kaçtı kıçına,
Gel deyince
giriverdi içine,
Ya dolara
tapar, ya da Yüro’ya..
Xxxxxx
BİLMECE BİLDİRMECE
İYİCE SİNDİRMECE
O’NUN DENSİZ TUTUMU
KÖKÜNE İNDİRMECE…
ALİ MERAKLI
Fenerimi
yakarım
Ben keyfime
bakarım
Hangi işe
sarılsam
Bulunmaz bir
sakarım
KÜFÜRLERİ
DÜZERİM
MENFAATİ
SÜZERİM
KAFAM BOZUK
OLURSA
GÖZLERİMİ
BÜZERİM
Hainlerle
birliğim
Yandaşlarla
dirliğim
İhanetler örerken
Fazlaca
kibirliyim!
İstismarda bir
tane
Okunur tane tane
O bir nutuk
atarsa
Kapanır on bin
hane…
Atlara binemem
ben
Binince inemem
ben
Tepe takla
düşünce
Köşeye sinemem
ben…
Avrupa Amerika
İşlerim hep
antika
Siyaset
ürünümdür
Yabancı
sertifika!
Başörtümü
bağlarım
Gerekirse
ağlarım
Meydanlarda
haykırıp
Menfaati
sağlarım…
Aman yavaş dur
kuzum
Konuşunca
tuzsuzum
Bağırmam
başlayınca
Çekilmez bir
soysuzum!
Kalmadı hiçbir
tadım
İstismar benim
adım
Tahammül yoksa
eğer,
Kaçınız adım adım…
Kendimi de överim
Kızarsam ben
söverim
Saram gelip
çatınca
Kafamı ben
döverim…
Bulunmaz bir
kumaşım
Yığılı benim
aşım
Haramları
yedikçe
Ağrıyor her gün
başım
Tanıdım hey
tanıdım
İzlerim adım adım
Bu kadar
hainliği
Bilip de
susamadım!
xxxxxxxxxxxxxx
MİLLİ ÜLKÜLER ve ÜLKÜ DIŞI MESELELER
Milletlerin varlıklarında rol oynayan en büyük manevi
güç, muhakkak ki, ülküleridir. Çünkü insanlar,
bir ülkü etrafında toplandıkları zamandır ki, sadece kendi küçük meseleleri
için yaşayan basit varlıklar olmaktan kurtulur ve o manevi hava içinde adeta
devleşirler. Böyle bir manevi güçle silahlı insanlardan meydana
gelen bir cemiyet, elbette ki, bundan yoksun cemiyetleri arka plana
bırakacaktır.
Türk Milletini, tarihin en eski çağlarından
beri, dünyanın en güçlü topluluğu halinde yaşatan, ülkü olmuştur.
Soyumuzun "Kızıl Elma" diye
adlandırdığı bu ülküye erişebilmek içindir ki, eski dünyanın üç kıtası üzerinde
durmadan at koşturmuştur. Bu ruhla güçlenen, büyüyen, maddi ve manevi mutluluğa
erişen ve başka cemiyetlere yüzyıllarca hükmeden Türk milletinin, yakın
çağlarda kuvvetsiz, dağınık ve –hepsinden de acı- tutsak hale gelmesinin
sebepleri arasında ise, ülküsünü kaybetmiş olmasının rolü de vardır.
XX. Yüzyıl, milli ülkülerin çarpışmakta olduğu
çağdır. O kadar ki, dünya coğrafyasının yeni varlıkları olan küçük devletler
bile, kendi çaplarındaki ülküler ardında görülmektedirler. Milli
varlıkların üzerinde tek dünya yaratmak davası şeklinde öne sürülen komünizm
dahi, ele geçirdiği ülkelerde, hakim milletin milli
davasının gizli silahı halini almaktadır. Kızıl ülkelerin birbirlerine karşı
cephe almış olmalarının sebebi de, işte bu ırklar ve ülküler çarpışmasıdır.
Ülküsüz bir cemiyet, millet olmaktan çok, bir
insanlar topluluğudur. Böyle cemiyetler, ülküsü olan milletlerin
hırslarını, ister istemez, üzerlerine çekerler. Çünkü ülküsüz millet, kolay
yutulur bir yemdir. Büyük davalar ardındaki, cemiyetler, göz koydukları
yurtları ellerine geçirebilmek için, bundan dolayı, vatanın sahibi milleti
ülküsünden koparma yoluna başvururlar.
Ancak unutulmamalıdır ki, günümüzün dünyasında, cemiyetlerin ülkülerinden
koparılmaları açık bir şekilde değil, sinsice ve kurnazca yapılmaktadır. Milletin milli ülküsü, asıl mahiyetinin dışında ve
cemiyet için zararlı ve tehlikeli bir fikirmiş gibi gösterilerek baltalanmakta,
böylece, kütleler davadan uzak durmaya, hatta ona karşı olmaya zorlanmaktadır.
Bir yandan bu yalan propaganda aralıksız devam ettirilirken, diğer taraftan da,
milletin okumuşlarına ve bilhassa gençlerine,
üçüncü, dördüncü derecedeki bir takım cemiyet meseleleri, büyük ve ana davalar
şeklinde gösterilmeye çalışılmaktadır.
Bu oyunun ülkemizdeki şekli, önce, Türk Ülküsünün uydurma bir Turancılık ve
ırkçılığa bağlanması yolundaki malum harekette görüldü. Dışardan sevk ve
idare edilen propaganda, resmi, ağızlarla, devletin ve cemiyetin fikir yayma
vasıtalarını da bu yolda kullanma imkanını elde
edince, Türk Ülküsü, kendi vatanında sinsice hançerlenmiş oldu.
Böylece "kalplerden ve kafalardan sökülüp
atılmaya çalışılan ve kısmen de sökülüp atılan ülkünün yerini, daha geri
planlardaki meseleler ile başka cemiyetlerin kılık değiştirmiş davaları"
almaya başladı.
Türk Ülküsünün, Türkiyeli okur-yazarlarının bir kısmı ile çeyrek aydınların
kafalarında tehlikeli bir macera ve hatta bir emperyalizm (!!)
hareketi olarak yer etmesi, işte bunun sonucudur. Son
yılların, durmadan tekrarlanmak suretiyle, boş kafalara, cemiyet hayatının en
mühim meselesi olarak kabul ettirdiği "ekonomik ve sosyal sorunlar!"
tekerlemesindeki "sosyal!"in neyi dile getirmekte olduğu dahi pek
düşünülmeden daha çok "ekonomik!" kelimesine saplanılmış, böylece bir
cemiyette iktisattan, dolayısıyla paradan daha mühim bir mesele olmayacağı
düşüncesi doğmuştur. Türkiye'nin son yıllarda aşırı bir maddeciliğe
sürüklenmesinde, bu propagandanın rolü büyüktür. Personel Kanunu'nun ele
alınması sıralarında, çeşitli meslek mensuplarının ve ailelerinin,
başkalarından daha az para almış olmamak için sokaklara dökülmeleri, bu
propagandanın bir bakıma hazin bir neticesi, bir bakıma da zaferidir.
Hayatta en mühim meselenin madde olduğuna inanan
beyinler için, mana hareketleri ve bu arada ülkü, elbette ki, boş ve romantik
bir kuruntu sayılacaktır. Okumuşların ve aydın sayılan kadrosunun
çoğu bu yolla milli davalardan koparılan ve milli ülküyü aşırı, tehlikeli bir
macera sayan cemiyetlerin, milli ülküler ardındaki devletler karşısında ne
derece aciz, güçsüz ve zavallı kalacakları ise, artık meydandadır.
Türk'ün Milli Ülküsü, milletinin ortak
vicdanında "Kızıl Elma" adı ile anılan ve yaşayan davadır. Bu
dava, tarihte yüzyıllarca, tek devletin sınırları içinde, maddi ve manevi
bakımlardan üstün ve mutlu bir cemiyet olarak yaşayan soyumuzun, gelecekte de,
aynı mutlu seviyeye ulaşması ve erişmesidir. Türk Cemiyetinin daha
aşağı derecelerdeki bütün davalarını ve meselelerini, bu milli ülkünün halesi
içinde ele almak ve değerlendirmek şarttır.
Milli ülküsü olamayan veya olduğu halde ondan
kopmuş bulunan bir cemiyet, bu günkü devler dünyasında, fırtınalı ve kudurmuş
bir denizde, kaptansız kalmış bir gemiden farksızdır. Böyle bir cemiyetin sonu,
dalgaların kendisini vuracağı kayalıklarda parçalanacak kaptansız geminin
akıbetinin aynıdır.
NEJDET SANÇAR, DEVLET-TÖRE YAYINEVİ
NİĞDE’DEN
BİR RASİM TUNCER
GELİP GEÇTİ
OSMAN ÜÇER
HOCAM RASİM
TUNCER.. Konfiçyüs Rasim
Tuncer.. Temiz insan Rasim Tuncer..
Niğde’den gelip geçen Rasim Tuncer. Allah rahmet eylesin.
Vefat haberini
duyduktan sonra hemen yazı yazma duygusu belirdi içimde. Yazının nitelikleri
nasıl olacaktı?. Gerçekçi mi? Olağan baş sağlığı
yazısı mı? Her iki dünyamıza ışık tutmasının istediğim bir yazı mı?
Askerliğimden
önce adliye stajımı bitirmiştim.
Düşündüm taşındım, yanında staj yapmak için sakin, ciddi görünümle Rasim Tuncer
isminde karar kıldım. Hem de bizim ideolojisinin partisiyle ilgili başkanlığı vardı.
Yazıhanesine
gidip fikrimi açtım. Yanımda staj yapabilirsin dedi. Başladım. O sıralar hem
evliyim şiddetle paraya ihtiyacım var hem de yazı yazma hastalığı denen meret ile sargınım. Türkiyenin
dört bir tarafında yayınlanan yazılarım geliyor. Bazan masasına bırakıyorum.
Çoğunlukla okuyor. Neşeli olursa eleştirmeler yapıyordu. Bu eleştirmeler aynaya
bakıyor muşum havasını veriyordu.
O’nu en çok
mutlu eden hukuki meselelere ait sorduğum sorular olduğunu görüyordum.
Hiçbir üşenme
alameti göstermeden meseleyi objektif yanları ve ayrıntılarıyla mukayeseli
olarak anlatıyordu. İdari davalarda dilekçenin usul yönünden eksiklik arz
etmesi onu üzüyordu. Birkaç dilekçesi geri dönmüştü. Ama hukuk davalarında
tashihi karandan dava kazanması adet haline gelmişti. Daktilosuyla saatlerce
kapanırdı dilekçelere.
Bu konuda yeri
gelmişken hemen söylemem gerekir. Ben Niğde’de hukuk ve ceza bilgisi olarak reklamsız en bilgili şahsın Rasim Tuncer olduğunu görmüş ve
kabul etmiştim. O’da beni fikir konuşmaları ve staj sebebiyle, sonrada
avukatlık yaparken danıştığım meselelerde gösterdiğim istikrar sebebiyle
seviyordu sanırım.
Ne zamana
kadar? Sevgisinin ölünceye kadar sönmediğini sanıyorum. Çünkü onu
neşelendirecek sohbetleri alevlemeyi beceriyordum.
Günün birinde
bir seçim sathı mealinde seçim masrafları konuşuldu İsmail Öztürk’ün
dükkanında. Herkes fikrini söyledi. Ben hayatım
boyunca muhtarlığa, belediye meclis üyeliğine vsye bir adaylığım olmadığı halde
seçimlerde masraflara iştiraki dava gereği saydığımdan otuz bin lira (?)
kabullenmiştim. O tarihte yarım araba parası idi bu miktar..
Rasim Tuncer
aday olmak ister mi diye sordular. Herkes fikrini söyledi ben de, adaylığı iyi
olur, masraf yapmakta da zorlanmayan kişi olacağı için münasip olur dedim.
Hz. Adem’den beri fare yapılı insanlar en kutsal davaları
kokuşturuyor. Murat isimli bir serseri yaranma duygusu ile bu kanaati başka
şekle sokmuş olmalı ki, Rasim Bey’i bir süre, süzgün ve üzgün gördüm. Meseleyi
anlamakta gecikmedim. Çünkü Rasih Arısoy’da bana
meseleyi açıklamıştı.
Kendisine
olaydan bir süre sonra meseleyi izah ettim ve netleştirdim.
Sonra uzun
yıllar sohbetimiz devam etti. Niğde’den ayrılıncaya kadar da hiçbir zaman hukuk
hocalığıma ambargo koymadı. Niğde’den o ayrılınca ağır ve oturaklı bilgi sır
olmuştu.
Müşterisine
katiyen ve asla
heyecanlı, davasını alıvereyim gibi bir hava içinde davranmaz,
(iyice ikna olmuş ve hadi vekaletimi çıkarıyorum!) diyen olmadıkça onu notere
göndermezdi. Bir defasında o kadar ağır davrandı ki, ben ayağa kalktım ve küçük
kağıda noter için lazım olan bilgileri yazdım ve
adamın eline verdim. Adam gitti vekaleti çıkardı
geldi.
Çok seneler
önce aile ziyaretleri de yaptık. Uzun kış geceleri Rasim Tuncer’i böyle
sohbetlerde dinlemek ayrı bir zevkti. Meseleleri faizsiz ve eklentisiz anlatımı
zevk verirdi. Çok önemli anlatılan olursa dikkatle dinler fikirlerini söylerdi.
Bir gün Mersin,
İskenderun gezisi tertiplendi baroda. Ben de Niğde’ye ilk Reno
12 yi getirmiştim. Ehliyetimi aldım. Kazasız belasız kullanıyorum. Bir gün önce
kim kimin arabasına kim binecek konuşulmadı. Sabah millet toplanırken Rasih
Arısoy bana: - Git, Rasim Ağabeyini al gel de gecikmesin dedi. Giyinmiş
çıkıyormuş. Binilecek arabayı yenge ile konuşmuşlar. Benim şoforluk
ta acemiliğimden de bahsetmişler. Nasıl yapsak da bir başkası arabayla gidip
gelsem diye düşünürken kapısına dayanınca itirazsız bindi.
Yolculuk
başladı Haydarpaşa’dan. Yollarda dikkatle araba kullanışımı takip ediyordu.
Ulukışla’dan sonra Ana yola girince rahatladığını gördüm. Arkaya binen bir
başka avukatta biraz hız yaptığımı görünce :- Ağabey yollarda biraz hız istiyor
mu ne diye hatırlatma yapınca ben durumu iyice idrak ettim. Ama Rasim Tuncer
rahatlamıştı. Artık arabamda endişe içinde değildi. Ve durumu izah etti.
Korkmuştuk ama, endişemin yersizliğini anlamış
bulunuyorum… dedi. Epey gülüşmüştük o yolculuk da. Sağ
salim evine bırakınca ben de rahat nefes almıştım.
Baro
sohbetlerini dinler, tartışmalardan uzak kalır, fikrini sorana sakin sakin meramını anlatırdı. Kalitesizlik olursa birkaç zaman
sonra duyduğu rahatsızlığı söylerdi. Milliyetçi yaşadı. Rahat yaşadı.
Heyecanlardan uzak kaldı.
Bir defasında
ukala bir müşteri olmadık lafı saydı Rasim ağabeye. Yaka paça atacağım ama onun
izni olmadan nasıl yaparım? Adama hiç bağırıp çağırmadı. Ama birkaç gün üzüntüsünü
yok edemedim. Kendi kendini yedi bitirdi.
Niğde’den
ayrılınca birkaç defa davalara geldi. Sohbet ettik. Niğde’de bulunmaktan çok
zevk aldığını görüyordum. Bir gün geldi ki artık gelmez oldu. Telefonla
aramalar da zaman seyrekleşti. Ölüm haberi iri bir nokta oldu. Ama öyle
sanıyorum ki, gerçek dünya olan öbür dünyada Rasim Tuncer ile eski neşeli
günlerimiz geri gelecektir. Onun Cennette mekanına
bizi sokarlarsa tabii. Çünkü, benim için saç üstü
zamanı ne kadar devam eder bilemiyorum.
Allah rahmet
eylesin. Mekanı Cennet olsun. Hiçbir kötü alışkanlığı
olmayan bu mükemmel insan da ölürmüş demekki. Cebindeki kuru üzüm onu dinç
yaşattı. Bir kuvvet denemesi yaptığımızda parmaklarımızın birbirine yapıştığını
hissederdik. Her yaşında kudretli yaşadı.
İnançlı bir mümindi.
Şu anda onu
hissetmenin acısıyla hatıralarımı zorlayamıyorum. Zaman zaman
biriken hatıra buketleri olursa ziyaretçilere sunacağım. O’nun gibi olmayı yeğleyenler kazançlı
çıkarlar. Sorularıma sakin sakin cevap verirken bazan
şaka yapar:- Ey Konfiçyüs şu konuyu anlat bakalım
derdim. Gülümser ve anlattıkları ile etrafa ışık olurdu.
O’na Allah’tan
rahmet diliyorum. Kederli ailesine baş sağlığı dilerken, onun ömrünü hayırlı yoldan geride
kalanlarına vermesi için Tanrı’ya yakarıyorum.
Notlarımı almaya başladım. Onun için yazmak onu hatıralarda yaşatmak anlamını
taşıdığını biliyorum.
|
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 21 üniversiteye YÖK'ün önerdiği
adaylar arasından rektör atadı. İşte 21 üniversitenin yeni rektörleri: |
|
|
|
|
|
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 21 üniversiteye rektör atadı. AA |
|
|
|
|
Kaçak
yurt. Kontrolsuz halk..saçma
sapan herifler. . Allah sizi islah etsin.. Acımız
sonsuz,. Küfür etmesek iyi olur.
MASYONİSYA VE
ELEKTİRİK
HİKAYESİNİ UZUN YŞILLARDIR
SUNDUĞUMUZ MASYONİSYANIN BU GÜN DE ELEKTİRİK MESELESİNİ ARZ EDELİM. OKYANUS’TA
KAYIP OLMUŞ ADA GİBİ BU MASYONİSYA’NIN BİR ÇOK TANITIM
MESELESİ VARDIR. ELEKTİRİK MESELESİ ÜLYKE KURULALI HOLLALMAMIŞTIR. A’DAN z’YE BÜTÜN MESELELERİ ALK ÜST OLMUŞ MASYONİSYADA ELEKTİRİK
İDARESİ DE DİĞER KURULUŞLAR GİBİ KANSERE BULANMIŞ, SUİSTİMALLER, YAN YATMALAR,
ÇAMURA BATMALYAR GÖZ ÖNÜNDEDİR.
Bir ülküde Allah’ın
her günü elektirik söner mi? Bal gibi söner. Masyonisya’nın
yanındaki büyük ülke Amerika’da seksen sene de bir defa elektirik sönmüşte
herkes hayretler içinde kalmış. Ne kadar hırsız yağmacı varsa faaliyete
geçmişler. Çünkü görülmemiş bir olay.
İyi ama Masyonisya’da her gün her hangi bir sebep/ halk edilerek
elektirikler karanlığa girer. Ara ki bulasın. Çoğu zaman bir sebep bulurlar. Ya
barajlarda su biter, ya akaryakıt biter. Ya da arızalar meydana gelir.
Çoğu zaman hiçbir
haber vermeden tamir gayesiyle elektirik tesisatı kesilir. Bazan da Günler
verilir, saatler verilir
ve fakat o süreler uygulanmaz, bu idarede çalışanların izanına
göre elektirikler kesilir ve saatlerce gelmez.
Bu idarenin
ürettiği elektiriği Masyonisya’nın bazı
bölgelerindeki açık gözler tellere tel atarak aylarca bütün yıl boyunca bedava
harcar. Kimse ağzını açıp dim diyemez. Politikacı
bilir, zabıta bilir, elalem bilir hırsızlar aleni elektirik kullanırlar. Bazan
bazı vatanperver memurlar takip açarsa da ya vurulur ya da oradan sürülür veya
ailevi felaketlere uğrama durumuyla kendisi apar topar kaçar. Böylece açık
gözlerin harcadığı elektiriğin parası da namuslu vatandaşlara ödetilir.
Masyonisya aptalların
ülkesidir. Masyonisya tetkik ettikçe irin aktığının
görüleceği bir ülkedir. Masyonisya baştan
başa sorun kokan, insanlarının akıllanacağı sanılmayan bir yaratıklar
diyarıdır.
İRAN’IN YARISI
TÜRKTÜR.
1638 KASRİ ŞİRİN
ANLAŞMASINDAN BU YANA CİDDİ SORUN YOKTUR.
İRAN’A İSRAİL VE
AMERİKA SALDIRISINDA TÜRKİYEYİ ONLARA PAYANDA YAPMAK ŞEREFSİZLİKTİR.
İRAN-RUSYA AB YERİNE ANLAŞMA YAPACAĞIMIZ ÜLKELERDİR.
---------
MİLLETİMİZİN
HAYATINDA İKİ KAVRAM:
KENELER VE HAYAT
İKSİRLERİ
Ey Büyük Türk
Milleti!
Nefesini tatil
ederek oku. Hiç çekinmeden suçluyorum. Şöyle sor: senin sitelerin huzuru
isteyen ve vatandaşı bir birine sevdirmek isteyen sitelerdir. Yazdıkların,
makalelerin, romanların bir kaynaşma destanıdır. Sen nasıl olur da böyle
ifadeler kullanırsın?
Senin hakemliğinde
ve senin huzurunda dünyanın duyacağı şekilde tarafları tartışmaya ve fikir
birliği yapmak için meseleleri konuşmaya çağırıyorum.
Ona cevap
verebilmek için önce keneleri sayayım:
-
Gayrı milli basın. Dünün azılı bazı sosyalistleri, şimdi AB
ve ABD’den para alan ve bunlar da hiç gizli olmayan para almalarla sabit hale
gelmiş kişilikler.
-
Gericilerin tamamı. Dine bakış açıları menfaatten öte gitmeyen
sahtekar maneviyatçılar.
-
İstiklal savaşı anında savaşa gitmeyip Köyde Ayşe’nin
Fatma’nın ırzına geçen, Egede Yunan subaylarına yaklaşıp hangi evde kadın kız
bulunduğu anlatan bazı
namussuz ve şerefsizleri taklit eden günümüzdeki gavatlar,
-
Milliyetçi- maneviyatçı geçinip halkı soyan, suistimaller
yapan ve bu uğurda mahkemelerde haklarında dava açılıp mahkum
olanlar,
-
Bu gerçekler göz önünde iken bir kaç kuruş para sızdırma
uğrunda bu adamların gözlerini içine, milletin gözü içine baka baka bazı kimselerin onların yanında olanlar,
Türkçü-Milliyetçi cephede iken menfaat karşılığı hırsız, arsız ve namussuzun
siyasi probogandasını yapan bazı paçavra gazete sahipleri, gazeteciler ve
onların yardakçısı kalemşorlar.
-
Kızıl Kürtçüler.
-
Atilla İlhan’ın Türk basını için yorumuna giren bazı
paçavraların mensupları,
-
Alnı secdeye deyme yarışında bulunan ve ama katiyen ve asla
etraftan edindikleri bilgilere göre, televizyon ve gazete yayınlarından
öğrendiği AB ve ABD uşaklığına ses çıkarmayan bazı sahtekarlar,
-
Halkı sömüren kapitalist gurubu. (Allahı ve
peygamberi askıya aldıkları halde, onlardan görünün sahtekarlar
gurubu)
-
Görevini suistimal eden görev sahipleri,
-
Suya sabuna karışmama ilkesiyle namussuzluk yapan kişiler
-
Ticaretine, mesleğinin yapılmasına haram karıştıran
alçaklar,
-
Allah adını menfaat ve makama merdiven yapan dinsiz
imansızlar,
-
AB ve ABD ye kendilerini, maneviyatlarını satanlar,
-
Türk Ordusuna dil uzatanlar,
-
PKK nın siyasi destekçileri olduklarını din ve iman perdesi
ile gizleyenler,
-
En güzel siyasi teşekkülleri alçakça ve çaktırmadan elde
eden, aslı ve nesli bozuk satılmışlar,
-
Dinimi ve milliyetimi düşünerek içimizde böylesine
şerefsizler bulunduğunu düşünmek beni utandırdığı için şu anda devam etmiyorum
ve devamını sizin izanınıza bırakıyorum.
PEKİ… KARŞILARINDA
MANEVİ DEĞERLERİMİZE, VATANIMIZA, ATATÜRKÜMÜZE SAHİP ÇIKANLA GURUPLARI SAY MI
DİYORSUNUZ? ZAMANI GELİNCE SAYARIZ. HELE SİZ YUKARDAKİ SAYDIKLARIMI BİR
HAZMEDİN BAKALIM
XXXXX
BÜTÜN
TÜRKLER BİR ORDU KATILMAYAN KAÇAKTIR.
GERÇEĞİ
HAZMETMEYENLER KATIKSIZ BİR ALÇAKTIR
------------
CHP
ATATÜRK’ÜN PARTİSİ OLMAK İÇİN KONUŞ..
AB VE
ABD’Yİ BİZE TARİF ET..
---------
HALEN
AKP’DEN TARAFA OLMAK, ANAHTARLARI AB VE ABD YE TESLİM ETMEKTİR.
------------
İSLAM MI?
ILIŞTIRAYIM
DERKEN
ORTADAN
KALDIRAN DEMEKTİR..
---------------
HATALARI
İLE BİRLİKTE HALEN İKİ ANIT
VAR:
TÜRK
ADALETİ
VE
TÜRK ORDUSU!
-------------
ALLAH
ADIYLA HALKI KALDIRANLARI ALLAH ÇARPSIN..
PAHALIK
İLE HALKI CANINDAN BEZDİRENLERİ ELEKTİRİK ÇARPSIN!
MİLLETİ AB
VE ABD YE BENDE EDENLERİ CİN ÇARPSIN
--------------------------
ŞANLI
ERCİYES
MHP
ZİHNİYETİ TASFİYE EDİLİRKEN
ALIK VE SALAK ÜLKÜCÜLER ESRAR İÇEN HASAN SABBAH ERLERİYDİ.
HALEN
SUSTUKLARI İÇİN DE
KAFASIZ MAHLUK DURUMUNA GELMİŞLERDİR.
---------------
ÖNEMLİ
OLAN ZİHNİYETİN YOK EDİLMESİ
AKP
KAPATILINCA DEĞİL, TELEVİZYONLARDA HALK EĞİTİLİP, MİLLİYET DÜŞMANLIĞI YOK EDİLİNCE
GURUR
DUYACAĞIM…
-----------------
O.Ü.
---------------
--------------------------
Demokrasiymiş, hukukmuş, geçiver onları,
Bize kavgalardan, darbelerden söz eyle sen..
Laiklikle doyursun herkes karınlarını,
Emre uymayanları tepele, toz eyle sen
A.
KARAKOÇ
DERNEKÇİLİK
VE GERÇEKLER
Bir
zamanlar Niğde Gençlik Derneği’ni hayatımız, istikbalimiz pahasına kumru, dernslerimizi ihmal pahasına yaşatıyorduk.(1964)
Memleket
sever gençler sayesinde olumlu tavırlar gördük.Zincirin
halkalarından biri, bir kapitalist yavrusu
CHP li geçinirdi, derneği Rusçular’a satmış. Onların
çalışmaları kanun dışı olduğu için polis tahkikatı ile kapatılmış.
Şimdilerde,
istifa ettiğimiz durumların da bu ve buna benzer sebeplerle olduğunu, zamanında
ayaklarımız altında sürünüp minnettarlık beyan eden ve fakat şimdilerde
kapitali kendisine Tanrı edinmiş kimselere
Tahammülümüz
olmadığını açıklamak erkeklik gereği değil midir?
Biz
kurduk. Hayırlı iş yaptık. Zamanın karakterine uyarak, ökse otları işgal etti.
Hırsız ile ipsiz ile., kirli siyasetten beslenen
Kimselere
tahammülümüz yoktur. Dün : - Ağabeyimin yalı ile beslenirdi, onun ölümünden
sonra bir görev bile yapmadı dediği kimseleri kanadı altında işgallere vesile
edenlerin bu yalancı dünyada ne değeri olduğunu düşünmek bile istemiyoruz..
-x-
SİTEMİZİN
İLKELERİ:
GİRİŞ:
HIRSIZIN
NAMUSSUZUN MİLLİYETÇİSİ SOLCUSU SAĞCISI OLMAZ
YIĞIN
YIĞIN HER GURUBUN İÇİNDE CİRİT ATIYORLAR…
Eğer
bir insan, evveliyatından beri Milliyetçi ise de, kendisini yönetenlerin davaya
ihanetini göremiyorsa, ve sırf kendisi için, 11
trilyon yiyebilmek için politika yapıyorsa, bu ve ihanetleri defalarca
milliyetçi bilim adamlarınca ispatlanmışsa, birileri, buna aldırmayıp,
bölünmeyelim diye aynı yolun yolcusu oluyorsa biliniz ki, o milliyetçiden ne
köy olur ne kasaba.
O
kadro hemen terk edilmelidir.
Ne
zamanki günah çıkarırlar, ihanet edenleri, milliyetçi fikir adamlarını
birilerinin yok etmek istediğini anladıklarını, düşmana değil de kendimize
kötülüğü dokunduklarını anladığını beyan ederlerse işte o zaman eski dava
arkadaşlarıyla bir olmak mümkündür.
Bu
ayıkma olmadıkça tamamının ihanetini tescil etmek için onlarla aynı yoldan
gitmemek gerekir.
Kirli,
şirret, suistimalci dava arkadaşın olacağına, şimdiye kadar karşı cephede
gördünüz insanlarla birlik olmak daha güzel.
EFENDİM,
ONLARLA DA AYRILIK
MUKADDERMİŞ. O DA ALLAH’IN BİLECEĞİ İŞ…
Ne
kadar ömrümüz kaldı ki şuracıkta?..
Hiç
olmazsa dürüst olarak, dürüst yolda noktalamak ve öbür dünyanın hesabını biraz
kekelemeden verebilmek önemli değil mi?
Lanet
olsun dâvaya ihanet etmişlere.
Lanet
olsun davayı şahsı için basamak yapmışlara
Lanet
olsun AB; ABD uşaklığının temellerini atmışlara..
Lanet
olsun Milliyetçiliği ve maneviyatçılığı ticaret haline getirip, sulandırmışlara..
BEYNELMİLEL
DERNEKLERİN EMRİNDE RUH HASTASI LİDERLER ARKASINDA ERİYİP GİTMEKTENSE, ….
SON
BEŞ ALTI SENEDİR EMPERYALİZME KARŞI DURMAKTA DESTAN YAZAN PARTİLERE DESTEK
OLMAK DOĞAL BİR YOL OLMAKTADIR.
Ne
zamanki herkes 1962-2000 yılları ruhuna döner o zaman
milliyetçiliğin bir anlamı olur ve bir kuyuya taş atma vakti gelmiş demektir.
Yoksa şu anda Milliyetçiliği katletmişlerle bir arada olmak, Cumhuriyete
ihanettir.
Türk
Milliyetçiliği ile yobazlığı katiyen ve asla yan yana getirmeyiniz.
12
eylülde bir takım ……… gardiyanın
zulmün uğramış olabilirsiniz. Ama, bunda suçu orduya
yüklemek şerefsizliktir.
Bakınız
Amerikan emrindekiler zaten kendilerini belli ediyor ve eyalet sistemi
savunuyor. Sokağa çıkamazlar bundan böyle.
Türk
Siyaseti’nde Barzani ve köpeklerine cesaret veren mason köpekleri vardır.
Ne
mutlu Türküm diyene lafına karşı çıkan ve etnik gurup destekçisi siyasetçiler
ne kadar yüksekte bulunurlarsa bulunsunlar tepelerinin üstüne dikilmeleri için
gayret göstermemiz ve halkı uyandırmamız gerekir.
Vatan
düşmanları tarafından istismar edilen sahalarda sayımlar dürüst bir şekilde yapılmalı,
kendisini Kürtçü sayan, ayıran kimselerin sayısı ortaya konulmalıdır.
Bu
konuya gereğince önem verilmeli, bütün bölücülerin anasından emdiği süt
burunlarından getirilmelidir.
Siyasete
cehalet destekli, Yahudi asıllı bir takım Allahsızlar hakimiyet
kurma noktasındalar. Eksikleri bulunduğun da partileri kapatılmalı, sıkı bir
takiple hainlikleri millete ilan edilmelidir.
Tekrar
ediyoruz. Gericilik, tarikatçılık, vatan hainliği, BEYNELMİLELCİLİK, el eledir
Türkiye’de. En bariz şekli ile Türk devletine son vermeye çalışmaktadırlar.
Türk
Ordusu konuşmasının kısıtlı olmasına rağmen çok güzel bildiriler
yayınlamaktadır. Vatanperverlerin ordunun yanında yer almakta gecikmemeleri
tavsiye olunur.
Ordu
da baş örtü meselesini biraz ipe assa iyi olur..Çünkü
baş örtü meselesini gerici AB ve ABD uşakları dejenere ettiği kadar, inansızlar
da dejenere etmek için çaba göstermektedirler. Ordu bu konuda objektif
davranmanın nasıl olacağını, din ve sosyoloji alimlerini
dinleyerek ve soğukkanlı davranmalıdır.
---------
Hırsızlık,
arsızlık, ihanet haddinden fazla sarmıştır etrafı. Bu meselelerle uğraşırken
gaflette olanlara yedikleri, içtikleri haram olsun.
Atatürk’ün
Bursa nutkunu öğrenmeyene ve tatbikten korkana, insan dememeye karar verdik.
İktidar
sahipleri için söylenenler aynen vaki olabileceği görülmektedir.
Yapılan
mitingler tarihimizin en zengin kültürel davranışlarıdır. Bayraklarımızın vatanımızda dalgalandığı
güzel anlar görülmemiştir.
Türk,
sabrının sonunda nasıl patlayacağını göstermektedir.
Mitingleri
iyi anlayalım ve altını çizelim.
Halka
sakın yağ çekmeyin. Bu vatanın ürünlerini senin benim gibi yoğaltan bu insanlar
gerçek çehreleriyle belirmelidir. Halkın içinde önemli sayıda kimse, işine
geldiği gibi davranmakta, fedakarlık denen kavramdan
uzak yaşamaktadır.
Senin
benim gibi eleştirilmezse şımarıklıkla ne halt ettiği
belli olmaz.
Aydını
eleştirdiğiniz gibi halkın oyun oynamasını da eleştirirseniz dürüst hareket
etmiş olursunuz.
Kim
ki oy için, okunmak için, yağcılık için halka yağ çeker Allah onu kahretsin.
İşte
bakın son maharete. (Sen mi satıldın ben mi satıldım yoksa o mu satıldı?)
Çoğunluk
diye kimse kasalmasın. Önemli olan milli menfaatlere
uygunluk? Emperyalizme karşı kale olmak. Bu yoksa
yığınların oyu fasaryadır fasarya..
Gelelim
bazı ilkeleri madde madde saymaya…