Onurluhamle giriş bölümü

Haberleşme adreslerini  soruyorsunuz?

1-                 Osman Üçer.avukat kayardı cad(Menemen cad) nu: 31 NİĞDE)

İmeil: osmanucer@onurluhamle.com

2-                 msn:  osmanucer@windowslive.com

3-                 cep: 0 535 210 68 34

www.osmanucer.sitemynet.com

4-          0 388 233 20 25

 

 

Hikmet Yavaş

 

ZÜLFÜ LİVANELİ, KEŞKE BÖLÜCÜLERİN VE PKK’LILARIN BASİT DÜŞÜNCELERİNİ, BÜYÜK BİR BULUŞ GİBİ ŞEHVETLE SAVUNMASAYDINIZ.

 

Sayın Zülfü Livaneli,

Eski dostlarınızdan birisi;

Sol öğretinin, kırsal ve meskûn mahallerde uygulama pratiği konusunda Deniz Gezmiş ile görüş ayrılığına düştüğünüzü ve bu nedenle O’nu ihbar ederek yakalanmasına sebep olduğunuzu, daha sonra korkudan İsveç’e kaçtığınızı ve Deniz Gezmiş asıldıktan sonra ise çok üzülmüş havalarında ‘Kardeşim Deniz Gezmiş’ diyerek ağıtlar düzdüğünüzü” söylüyor.

Yakın çevrenizden birisi de;

Türkiye’nin baskısıyla Abdullah Öcalan Suriye’den ayrılmak zorunda kalınca, yakın dostunuz olan Yunanlı ünlü müzisyen George Dalaras’ın aracılığıyla, Yunan Gizli Servisiyle işbirliği yaptığınızı ve terörist başının kaçmasına yardımcı olduğunuz” dile getiriyor. 

Eski CHP’lilerden birisi ise;

Zülfü Livaneli, CHP Lideri Deniz Baykal’a ait olduğu iddia edilen görüntülerin 8 yıl önce çekilmiş görüntüler olduğunu söylüyor. Bunu nereden biliyor? Mantığım bana bu işi Livaneli'nin ya da ona yakın çevrelerin yaptığını söylüyor. Çünkü önümüzde kurultay vardı. Kasetin zamanlaması 14 ay sonraki seçimle değil, o ay içindeki kurultayla ilgiliydi. Belki de Baykal'ı istifaya zorlayarak CHP'nin başına yeni bir kişiyi geçirme niyetinin başlangıç hamlesini yaptı” diyor.

AKP ileri gelenlerden birisi de;

Zülfü Livaneli, UNESCO Genel Direktörlüğü’ne aday gösterelim diye AKP’yi iyice yağlayıp yıkadı. Hatta bizim, CHP’den daha solcu olduğumuzu bile söyledi. Ama aday gösterilmeyince birden bizi kötülemeye başladı. Keşke insanların birikimi daha büyük, egoları daha küçük olabilseydi” diyor.

Sayın Zülfü Livaneli, bu iddialara ne diyorsunuz?

Tepenizin tası attı mı?

Tüyleriniz diken diken olup kanınız dondu mu?

Bunların tümü yalan ve iftira diye düşündünüz mü?

Bunlar; tüm eski dostlarımı, yakın çevremi, eski CHP’lileri ve AKP’lileri töhmet altında bırakan ahlaksızca ve alçakça iddialar diye isyan ettiniz mi?

Ahlak sahibi, dürüst ve mert bir insansan; herkesi zan altında bırakan isimsiz, imzasız ve belgesiz şayialar yerine, sorumluların isimlerini ve iddialarını kanıtlayacak belgeleri gösterecek şekilde açık ve mert ol diye çıldırdınız mı?

Sayın Livaneli,

Vatan Gazetesinde yayınlanan “Fikir mi önemli, kimin söylediği mi?” başlıklı yazınızda; ülkemize yeni gelmiş bir yabancıyla hayali bir konuşma kurgulayarak Türkiye’nin sorunlarını irdelediniz. Ben de tıpkı sizin gibi isim vermeden, kaynak ve delil göstermeden hayali bir senaryo kurguladım. Bunu şunun için yaptım:

Vatan Gazetesinde 16 Temmuz 2011 günü yayınlanan “Analar helikopter doğurmaz ama insan doğurur” konulu yazınızda;

Eski Genelkurmay Başkanlarından birisinin dile getirdiği “Nasıl olsa bizde asker bol, öldüre öldüre bitiremezler” anlayışı terkedilsin.

Çarpışma alanındaki ölümcül yaralı askerleri kurtarmak için telsizle helikopter isteyen subaya komutanı, “O ateşin ortasına helikopter indiremem. Analar yine asker doğurur ama helikopter doğuramaz” cevabını vermesin.

Çünkü analar “İNSAN” doğurur ve can, bir metal yığınından çok daha değerlidir
” diyerek:

 

a.     Kaynak göstermeden, isimsiz ve belgesiz iddialarla tüm Eski Genelkurmay Başkanlarını ve çatışma bölgesindeki komutanları töhmet altında bıraktığınızı,

 

b.     Halkı galeyana getirerek Türk Ordusuna karşı kışkırtmaya çalıştığınızı,

 

c.      Milletin, teröristlere karşı yükselen nefretini bölgedeki komutanlara doğru yönlendirmeye uğraştığınızı,

 

d.     Amacınızın eleştirmek değil, bağcıyı dövmek olduğunu düşünüyorum.

 

Çünkü 41 yıl üniforma altında yaşamış ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bütün eğitimlerini almış eski bir asker olarak; resmen, alenen ve açıkça iddia ediyorum ki “Türk Ordusunda verilen eğitimin odağında ve özünde, en öncelikli konu, can güvenliğidir.”

En küçük rütbeliden en büyüğüne kadar bizler:

 

a.     Bir uçak düştüğünde, ilkönce “Pilotlar kurtuldu mu?” diye sorarız. Eğer pilotlar kurtulmuş ise derin bir oh çekeriz. Eğer şehidimiz varsa, içimiz yanar, yıkılırız. Elbette, tahrip olan tayyareye de üzülür ve sebebini araştırırız. Ama hiçbir maddi varlığı, bir tek askerin canından önemli görmeyiz.

 

b.     Aynı şekilde, hiçbir kazada veya çatışmada; silah, malzeme ve teçhizatın korunması uğruna bir tek canın feda edilmesini hiçbir zaman aklımıza getirmeyiz.

 

Siz ise, bu Ordu’nun komutanlarının “Nasıl olsa bizde asker bol, öldüre öldüre bitiremezler. O ateşin ortasına helikopter indiremem. Analar yine asker doğurur ama helikopter doğuramaz” dediklerini iddia ediyorsunuz.

 

Daha önce, hayali konuşmalar kurgulayarak yazılar yazma alışkanlığınızın olduğunu biliyoruz.

 

 Eğer, bu yazdıklarınız da, hayali konuşmalara dayanan bir kurgu ise, bunu okuyucularınıza dürüstçe açıklamalı ve Türk Ordusu ile Türk Milletinden özür dilemelisiniz.

 

Eğer, bu yazdıklarınızı isim, yer ve zaman göstererek kanıtlayabilecek durumdaysanız, gelmiş geçmiş tüm Genelkurmay Başkanlarını ve bölgedeki komutanları töhmet altında bırakmadan ismen açıklamalısınız.

 

Eğer, benim elimde belge yok, haber kaynaklarım bana bu bilgiyi verdi ve ben de doğru olduğunu kabul ederek yorum yaptım diyorsanız, açıkça söyleyeyim, haber kaynaklarınız size ilettiklerini ispat edemezlerse;

 

a.     Ahlak ve dürüstlükten nasibini almamış alçak müfterilerdir.

 

b.     Bölücü ve PKK ajanı hainlerdir.

 

c.      Söz konusu kaynaklarınızı da açıklayarak teşhir etmelisiniz.

 

Sayın Livaneli,

 

18 Temmuz 2011 günü yayınlanan “Keşke” başlıklı yazınızdan ödünç aldığım şu sözlerinizle size diyorum ki:

 

a.     Keşke her şeyi bu kadar ucuzlatmasaydınız ve basmakalıp, yalan ve yanlış fikirlerle pazarcı esnafı gibi bağıra çağıra dile getirmeseydiniz.

 

b.     Keşke söylediğinizden bu kadar emin olmayıp gerçekleri araştırsaydınız.

 

c.      Keşke bölücülerin ve PKK’lıların basit düşüncelerini, büyük bir buluş gibi şehvetle savunmasaydınız.

 

d.     Keşke askerlerin de, en az sanatçılar kadar “insani duyarlılıklara sahip olduklarını” düşünebilseydiniz.

 

e.     Keşke bu milletin can ve mal güvenliği için canını dişine takarak terörle mücadele edenlerin dişlerini önce ben sökerim diyerek Türk Ordusu’nun düşmanları safında mevzilenmeseydiniz.

 

Çünkü Ortega y Gasset ne demişti:
Ben kendimin ve çevremin toplamıyım!
Evet, ne yazık ki öylesiniz.

Selam ve saygılarımla…

Hikmet YAVAŞ (İZMİR) hikmetyavas@gmail.com




--
 jin.dr.gürbüz turgay

 




--
 jin.dr.gürbüz turgay

--------------------

OÜ olarak derim ki:

 

AKP’NİN DİNLEYECEĞİ SÖYLEME

 

Gücüm yitik, düşman azgın,

Gayet korkunç olur baskın,

Elden gider Oğuz Yurdu,

Yüreğime kan oturdu…

  

Basri Gocul

ZAFER MAHALLESİ, 91 SOKAK, NO.39-A NAZİLLİ-AYDIN ADRESİ'NDE ''MOR CEPKENLİ EFELER VE KÜLTÜR DERNEĞİ'' KURULUYOR, ERHAN DARCAN'IN BAŞKANLIĞINI YAPACAK OLDUĞU DERNEK TEMMUZ SONUNA DOĞRU FAALİYETE GEÇECEK. BAĞLANTI KURMAK İSTEYENLER AŞAĞIDAKİ BİLGİLERİ KULLANABİLİRLER;ERHAN DARCAN;GSM.0.543.3794397-0.535.9827846 E MAİL.efe_erhan_715@hotmail.com

Kerim Özbekler

ZAFER MAHALLESİ, 91 SOKAK, NO.39-A NAZİLLİ-AYDIN ADRESİ'NDE ''MOR CEPKENLİ EFELER VE KÜLTÜR DERNEĞİ'' KURULUYOR, ERHAN DARCAN'IN BAŞKANLIĞINI YAPACAK OLDUĞU DERNEK TEMMUZ SONUNA DOĞRU FAALİYETE GEÇECEK. BAĞLANTI KURMAK İSTEYENLER AŞAĞIDAKİ BİLGİLERİ KULLANABİLİRLER;ERHAN DARCAN;GSM.0.543.3794397-0.535.9827846 E MAİL.efe_erhan_715@hotmail.com

Konuşmayı Facebook'ta Gör · Kerim Özbekler'e mesaj göndermek için bu e-postayı yanıtla.

5-                    

6-                    

7-                    

8-                   DefterK.com - Anasayfa

Niğde'nin ilk ve tek edebiyat, kültür, sanat haber sitesi.

Böyle bir başlık ta var.

Edebiyat,haber anladım da ( kabule göre değişebilir.) kültür sitesi ilk olunca bizim başlık hava da kalmıyor mu?

EVİNİZDE - BAĞINIZDA SİNEK, SİVRİ SİNEK VE HAŞARETTAN KURTULMAK İÇİN EVİNİZİN ETRAFINDA NANE,

 

Acı ağaç

Acı yonca

ARDIÇ

Ceviz kabuğu suyu

Cönk otu

Çörek otu

FESLEĞEN,

Isırgan otu püskürtmek

Kafur ağacı

Kara hindibağ

Karanfil ağacı

Kavun karpuz kabuğu

Kokar ağacı

Komar ağacı

MAYDANOZ,

Mürver ağacı

Nim ağacı

Okaliptus

Pelin otu

PELİN,

SEDİR

sinemaki

DİKİLİ OLSUN. ÇOK MUTLU OLACAKSINIZ.

-------------------------------------------

Tayyip’le adım adım Kürdistan!

Bir  coğrafya düşünün ki ayrılıkçılar istediğinde  esnaf kepenk  indirsin!
Bir  bölge  düşünün ki bölücüler istediğinde  banka şubeleri bile kapılarını kapatsın!
Bir alan düşününüz ki toplumsal inisiyatif örgütten sorulsun!
Hayır; böyle bir yerde devletin hükümranlığından söz edilemez!
Kendimizi kandırmayalım, Güneydoğu bağlamında artık geriye sayım halindeyiz!
Tartışılan, bölünmenin olup olmayacağı değil ne zaman ve nasıl olacağıdır!
Öyle, çünkü bakın Başbakan ve Bakanları bile son kitlesel kepenk kapatılması olayında acziyetlerini sergilediler!
Hiç kuşkunuz olmasın, 12 Haziran sonrasında ayrışma boyut kazanacaktır.
Süreç de muhtemelen şöyle işleyecektir:
1) Önce Hakkâri-Cizre hattında kaos yaratılacak.
2) Halk zorla K.Irak’a göç ettirilmeye çalışılacak.
3) Devlet daireleri bir bir işgal edilecek.
4) Belediyelere PKK bayrağı asılacak.
5) Bölgede ve bütün Türkiye’de sürekli eylem ve bombalamalar yapılacak.
6) Önce Hakkâri-Cizre hattında Gazze Modelini  andıran özerk bölge ilanı yapılacak.
7) Öcalan’ın serbest bırakılması için kitlesel gösteriler yapılacak.
Peki iktidar ne mi yapacak?
Kalkışan Kürtleri durdurmak için hemen Yeni Anayasa taslağını ilan edecek!
Yeni Anayasa’da Kürtçe ikinci resmi dil yapılacak ve Kürtçe eğitim serbest olacak!
Yeni idari düzenlemeler ambalajı ile kademeli olarak özerkliğe geçilecek!
Türk bayrağı değiştirilecek!
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin adı Anadolu Milletler Topluluğu yapılacak.
Başkent İstanbul olacak!
Genel af ilan edilecek!
Öcalan serbest kalacak ve siyaset yapma hakkı verilecek.
Bu şekilde  bağımsız Kürdistan’ın alt yapıları bizzat AKP iktidarı tarafından düzenlenecek!
Sonrası mı?
Bir kalkışma  ya da isyanla Güney ve Kuzey Kürdistan birleşecek ve Müslüman bir İsrail kurulacak!
Hayır hayır, komplo teorisi kuruyor değilim, isteyen Güneydoğu’ya gitsin ve manzarayı görsün!
Bölgede  devlet artık sadece kendi karakollarını koruyabiliyor.
Hükümran olan irade örgüt yani PKK’dır..
Peki  2002’de sorun  sıfırlanmış iken bugün bu nasıl mı oldu?
Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan sayesinde!
Güzel şeyler olacak dediler ve şunları yaptılar:
-Önce TSK’yı PKK’dan beter görüp ona savaş açtılar.
-Akabinde Kürtçe televizyon kurup 4 ayrı lehçeye bölünen Kürtleri millet yaptılar.
-Sonrasında açılım deyip PKK eşkıyasını Habur’da kahramanlar gibi karşıladılar.
-Bizzat Başbakan bu manzaraya  “Ne güzel görüntüler bunlar”  dedi..
-Devletin müsteşarları, valileri Habur’da Tayyip’in emriyle PKK’ya selam durdu.
-Kurulan  çadır mahkemeleri ile hukuk katledildi.
Hülasa Gül ve Erdoğan sayesinde Kürdistan artık ilan aşamasındadır!
Peki Kürdistan ilanı ile bu sorun kapanır mı?
Mümkün değil!
Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı İstanbul, İzmir, Antalya benzeri illerde Yugoslavya misali katliamlar olur!
Son söz: 12  Haziran’da Tayyip Erdoğan alaşağı edilmezse evvah ki eyvah!..

 

SİYASETTE VE EDEBİYATTA

YAVUZ HIRSIZ HAREKET HALİNDE OLURSA…

 

BU MANZARAYI ANLATABİLMEK İÇİN ÖNCELİKLE KENDİ KİMLİĞİMİZİ İZAH DURUMU VARDIR.

 

EN MÜSAİT ZAMANLARDA HEP BAŞTA BULUNAN BİR KİMSENİN, BİR BELEDİYE ÜYELİĞİ, BİR MİLLETVEKİLLİĞİ TALEP ETMEMİŞ BULUNMAMIŞ OLMASI  HAYAT BOYU İYİ NİYETİNİN DELİLİ DEĞİL MİDİR?

 

HELE HELE YAVUZ HIRSIZLARLA ZİNA HALİNDE OLAN KİMSELERİN (BEN DİALİSTLİĞİ , İNSANLIĞI SENDEN ÖĞRDENDİM ) DİYENLERİN BEYANLARI SABİTSE, KAMERALI RÖPORTAJLARIN SABİT BULUNMASI HALİNDE ANLATANIN İYİ NİYETİ BAŞTAN BERİ TESÇİLLİ DEĞİL MİDİR?

 

 

ALLAHIN YARATTIĞI KULLAR ÖYLE MERHALELERDEN GEÇMEKTEDİR Kİ, BIRAK BİZİM OLNALARI DELELLERİYLE TANITMAMIZ, KENDİLERİ BİLE KENDİLERİNİ YAKIN ZAMANDA TANIYAMAZ HALE GELMELERİ NE KADAR DERS ALICI BİR DURUMDUR. İKİ KELİMEYİ BİR AYA AGETİREMEYEN BİR KİMSEYE YILLAR BOYU BAZI ŞEYLERİ ÖĞRETİRSİNİZ,

O GEREK ETRAFIN HATIRLATMASIYLA VEYA GEREK SE KENDİ ZEKASIYLA BAŞTAN BERİ  SİZDEN ALDIKLARINI  MAHARETLE  GİZLEMESİ, SONRA DA KENDİ HAKKINDA YLAZDIĞINDA BU GERÇEKLERDEN BİR MİLİM BAHSETMEMESİ DOĞRULARI TAHRİP DEĞİLDİR DE NEDİR?

Yazan: Ali Meraklı

Bu gün sizlere tanık olduğum siyasi ve edebi hırsızların,  YAVUZ HIRSIZ DİYE TARİF EDEBİLECEKLERİMDEN BAHSEDECEĞİM. Biz insanların en masum olanlarından biri olsak gerek. Çünkü işin başı sayılacak zamanlarda,  en önemli tanzimleri yaptığımız halde, şu anda etrafta meşhur geçinenlerin tanıtılmasında en önemli atılımları yaptığımız halde, o kişilerin mazileri ile kıyaslandığında bin misli gelişmelerini izah ederken gerçeklere dokunmamaları insan derin derin düşündürmektedir.

Siyasette ve edebiyatta tek ve en iri olma gibi bir gayemizin olmadığı hususunda yemin ederek işe başlamalıyız ki, tarif ettiklerimizi milyonda bir bile olsa kıskanmadığım kanaati hakim olmalıdır.

Tariflerimizin teyple, fotoğrafla tespit edilmiş olması ispatın doğallağını gösterecektir.

Biz o kişilerin hem kendimiz tarafından yetiştirilmeğe başlandığını iddia edip, hem de sonra onların astronomik gelişmelerini kıskanmamızın tabii bir hal olmadığını ve bir sapıklığın söz konusu olabileceğini ifade ediyoruz.

Ama bazı gerçekleri anlatırken, dilimize dur dememiz, gördüklerimizi ve anladıklarımızı birbirinin ardı sıra sunmamız bir dürüstlüğün işareti olması gerekir. Gelişmeler, doğal zeminlerde doğal şekilde olması insanı şaşırtmaz. Ama, bildiğiniz bir gelişmedeki milyar misli acayip şişinmelerin dünyanın kuralları icabı olduğunu anlatmak zor olsa gerek. İki kelimeyi bir araya getirmekte zorlanan bir kimsenin günün birinde jet hızıyla ilerleyip, korkunç mesafe katetmesi bazı gerçekleri ortaya koyar.

Kimse kimsenin gelişmesini kıskanmamalı. Ama gelişme adı altında hırsızlık olduğu aşikar olan hamleler işaret edilmediği zaman, ilk baştaki emeklerimizin hiçe sayılması anlamını taşır.

Siyasette edebiyatta bu anlattıklarımızın örneklerini görmek bize nasip olmaktadır. Aynı kişiyi tanıyanların bazı işaretlerini hemen bu anda not etmenin yararı vardır:

-         Bu adamı öğretmen evinde görürüm. Yanına yaklaşmak için hamle yaptığımı görünce önündeki dört beş kitabı hemen toparlayıp kaldırdığına tanık oldum. Önündeki kağıtlara çok, ama çok meşhur şairlerin kitabından kılişe mısralar yazıyor. Sonra onlara eklemeler yapıp, kendi şiiri imiş havasına soktuğuna bir kaç kez tanık oldum.

Bu ifade doğrudur. Aynı kişinin de8rneklerde aldığı sözlerle, ifade ettikleriyle çapını görüyorsunuz. On üzerinden aldığı başarı normal hayatında beşi bile bulmuyor.  Ama bir iki yıl içinde şiirlerindeki kuvvetlenme, ortaya çıkan değerler ondan bir bile eksik değil. Hep süper gelişmeler. Hep birinci sınıf.. Çapı, on üzerinden  dört beş olan kimsenin normal hayatındaki ifadelerindeki gelişmesi aynı iken, şiirlerinde ondan eksik olmaması, hep süper seviyede bulunması normal aklın varacağı bazı gerçekleri ortaya koymamıza sebep olmaktadır.

Bu teşhis ve açıklamalar bir kıskançlığın sonucu olamaz. Çünkü hiçbir yarışa katılma arzusu olmadan normal seyirde bir insansınız.

Kendi emeğiniz geçmiş, şiirde gelişmesini uzun yıllar konu, vezin, anlam ve cümleler bakımından hükümler bakımından yönettiğiniz emek verdiğiniz bir insanın gelişmesini de takip hakkınız değil midir?

Bu insanın size görünüşü başka, tekamüldeki astronomik hamlesi başka olamaz. Bu işin su katılmamış hırsızlıklarla at başı yürüdüğünü ifa etmezseniz, toplumu siz iğfal etmiş sayılırsınız. Hırsıza hırsız deme cesaretiniz yoksa siz adi bir insansınız. Toplumu iğfalde en önde giden kimsesiniz demektir.

Siyasette de böyle. Siz gelişmesiyle yakından ilgili iken, siyasete hırsız b.ir ekipte atıldığını gördüğünüz zaman o kişinin kanaatlerindeki çarpıklıkları not etmezseniz, havanda su dövmüş olursunuz.

Siyasetin ucundan tutarken:

-         Ağabey yahu. Elde ne adamlar var. Öyle yardımlar yapıyarlarki bizim eski bildiğimiz kimselerin rüyaları bile onlara ulaşamaz. Diyor.

-         ((İyi de kardeşim eski bildiğin adamların elbiseleri keten. Cepleri fare düşse başı yarılır. İktidarın, belediyenin ucundan tuttu diye ne varlık koyacaklar?. Hırsızların eriştiği seviyelere nasıl ersinler?. Olmayan şey verilir mi?

-         Aslı Maocu, aslı aşırı solcu adama belediyenin imkanlarını ayakları altına serersen, sana tabiî ki bonkör diye niteleyen  davranışları sergiler. Bunu anlayamayan adamın insanlıkla alakası var mıdır? Sen ve arkadaşlarının nefesi kokarken nasıl oldu da birden bu gelişmeleri sağladınız?.

Belediyeden kirası ile bir kamyon hizmeti talep etmeğe gittiğinizde:

-Ağabey senin partiye çok hizmetlerin geçti, şu kadar bir para yeter diye konuşman alçaklık değil midir? Normal hizmet bedelini al ki, biz de bir eziklik meydana gelmesin. Sen daha hizmetin ucundan tutarken daha ilk geceden beynelmilel dernek odalarında nasıl bir eğitime tabi tutuldun ki idealimin unutuldu gitti?

Yalan dünya.. Hırsızlıkları yakalama, delillerini kopya öyle kolay mesele değildir. Gerçek anlatım Allahın kanunlarının sağ ve sol omuzdaki tespitlerle ortaya çıkacağı belli. Bu bakımdan öbür dünyaya inanmadıkça, bu dünyanın cereyan edenleri ile gerçekleri aşikar etmek mümkün değildir. Allah huzurunda tespitler yapılıncaya kadar tereddüt ve bilinmezler önde gider. Kanaatler serdetmekte de günahı kazanmamaya, iftiradan uzak olmaya dikkat etmek gerekir. Siyasette ve edebiyatta hırsızlıkları tescil edilmiş kimselere karşı tavırlarınız ölçülü olmak zorundadır..

Bırak onlar suistimalleri sonucu zirvede olsunlar, ama sen katiyen tam bir kanaat içinde olma. Sabırlı ol, işaret et, gerçeklerin ortaya çıkacağı günleri sabırla bekle. Allah’ın kanunları, mantık bunu icap ettirir.

***********

Bu site sahibi hayatı boyunca siyasete tenezzül etmedi. Doğru bildiği yolda ufak bazı değerlerini feda etti. Namussuzlarla uğraştı. En çok dindar geçinen ve milliyeti hırsızlık ve şerefsizlik için alet edenlerden nefret etti. Buyurun  bu gerçek ise, yorumlarınız ne olur?

Efelik müessesesi, Osmanlı’nın çöküşündeki görünümleri ve sebeplerini anlatır. Türk Milleti’nin namus ve haysiyetine düşkünlüğünü gösterir. Yobazlığa ve dejenere olmuş din değerlerine en kudretli yumruğu vurmayı sergilemiştir..  Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu sağlayan kadronun maddi ve manevi değerlerinin toparlamasını sağlamıştır.

***********************

 

Bakara Suresi: inanca ve hayata ait

hükümleri bulundurur.

Elif, lam, mim…kendisinde şüphe olmayan bu kitap, kötülükten korunacaklar için hidayet rehberidir.

Onlarki, gaybe iman edip, namazı doğru kılarlar  ve kendilerine verdiğimiz rızıktan, Tanrı yolunda minnet etmeden harcarlar.

Onlar sana ve senden önce indirilene ve ahiurete kesin olarak iman ederler.

İşte bu insanlar hidayet üzerinedir. Kurtuluşa erenler de onlardır.

----------------

*************

 

------------------------------------

BİZE ÖĞRETEN BAZI UTANMAZ EDEBİYATÇILAR, Mehmet Akif’i gerici diye tanıtmıştı.

Şimdi de, söyleneceklere bakın, O’nun Türk-İslam tarihin en inkılapçı ve antiemperyalist  şairi, Müslüman’ı olduğunu gizleyecekler.

Bu cümleyi, tanıtımı  söyleyen bulunursa bana bildirin. Özür dileyeyim.

-----------------------------

 

ÖLÜM YARATILIŞTA ÖNEMLİ YERİ OLAN, İNSANLARIN RİYAKARLIKLARDAN SIYRILMASI GEREKEN, DOĞRULARIN KONUŞULDUĞU OLAY OLMASI GEREKİRKEN, HERKES İNANMADIĞI KONULARDA NUTUK ATMA YARIŞINA GİRDİĞİ BİR MANZARA ŞEKLİNE BÜRÜNMEKTEDİR. SÖZLERİMİZİ AÇIKLAMAMA GİBİ BİR NEZAKETİ DE BİZ GÖSTERELİM İSTERSENİZ.

29.2.1011

///////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////

 

KABAK LAF…

YARGI BANA KARIŞMASIN, BEN YARGIYA KARIŞMAYIM,..

 

 

AÇIKLAMA

Aşağıdaki yazı, benim dünyadaki en büyük yazar dediğim Yeniçağ gazetesi yazarı Sabahattin Önkibar’a aittir. Ölçümün sebebini bildireyim. Türkiye Türklüğün lideri, Türkiye’de en milliyetçi gazete Yeniçağ, Yeniçağın en cesur ve açık yazanı da Sebahattin Önkibar.

Bu iş bu kadar basit. Aşağıdaki yazıyı kimse yazamaz. Brova.. Ben Erbakan’ı sevmediğim için susuyordum. Demekki hata etmişim. O’nun yazısını, Önkibar’ın yazısını bu sebeple yayınlıyorum. Allah razı olsun.

******************

Tayyip Bey için Nejat Uygur, Erbakan’dan daha değerli!

Yüzsüzlüğün arsızlığın bu kadarına pes!  Merhum Erbakan’ın Hakk’a yürümesini fırsat bilip mal bulmuş mağribi gibi ekranlara koşuyorlar.
Neymiş efendim, o bir dava adamı imiş!
Neymiş efendim, Prof. Erbakan iman kalesi imiş!
Neymiş efendim, merhum Erbakan inanç abidesi imiş!
Söylenenlerin hepsi doğru!
Eksiği var, fazlası yok!
Ama söyleyenler yanlış!
Öyle çünkü bugün timsah gözyaşlarını akıtan bu güruh, Erbakan Hoca’yı arkadan hançerleyenler değil mi?
Sevgili Erbakan madem iman ve inanç adamı idi, neden terk ettiniz  onu?
Niçin ihanet ettiniz?
Neden yaşarken karşısına dikildiniz?
Ve bunu yapan siz şimdi hiç utanıp sıkılmadan onun naşı  üzerinden istismarlar yapıyorsunuz!
Bu yaptığınız ayıptır, günahtır, riyadır, çarpıtmadır!
Bunu yapan sadece siyasetçi takımı değil!
Medyadaki eski Erbakancılar da aynı şeyi yapıyor.
Dün baktım pek çoğu hiç sıkılmadan Erbakan’ın ne kadar büyük adam olduğunu yazıyorlardı!
Bu ne utanmazlıktır!
Siz değil misiniz Tayyip’e yaranmak için yıllardır Erbakan Hoca’nın yüzüne bakmayan ve onu küçümseyen!
Ve sen eyy Tayyip Erdoğan!
Tiyatrocu Nejat Uygur’u ziyaret için hastaneye koşarken, 2 dakikanı ayırıp eski Hoca’nı niçin hatırlamadın?
Ne olurdu Güven Hastanesi’ne gidip helallik alsaydın?
Ahde vefa bu mudur?
Bak, Sayın Demirel günler öncesinden hastaneye koştu ve yaptı bunu!
Sadece o da değil, Numan Kurtulmuş da bir kaç gün önce hastanedeydi.
Keza Abdüllatif Şener’le Yalçın Topçu da oradaydı.
Dahası, senin iki Bakanın Bülent Arınç ile Cemil Çiçek bile Hoca’yı ziyarete giderken senin hiç aklına gelmedi mi?
Güven Hastanesi dediğin yer Başbakanlık makamına 5 dakikalık bir mesafede, yani zaman sorunu da yoktu!
O Erbakan Hoca ki onun sebeb-i vesilesiyle siyasettesin!
Onun himmetiyle İstanbul Belediye Başkanlığına aday oldun, seçimi kazandın ve adını duyurdun!
Tiyatrocu Uygur’a zaman ayırabiliyorsun ama Erbakan Hoca’ya ayıramadın öyle mi?
Demek ki senin gözünde Nejat Uygur, Prof. Erbakan’dan daha değerli ve mübarek imiş!
Ayinesi işse kişinin tablo budur!
(Sakın bu satırlarımı sevgili Nejat Uygur’a saygısızlık olarak yorumlamayın. Yazdıklarım sadece Erdoğan’ı anlatmak içindir.)
NOT: Bugün yayın hayatına başlayan Aydınlık Gazetesi’ne başarılar diliyorum.
HOŞ SEDA...
Erbakan hakkında bilinmeyenler
Merhum Erbakan’ı yakından tanıyan bir gazeteciyim.
Defalarca röportajlar yaptım.
Televizyon programlarımda defalarca konuğum oldu.
Aleyhinde yazdığım da oldu ama kızdığını hiç görmedim.
1995 genel seçimleri öncesinde yazdığım bir yazıya çok hislenerek  önce telefonla teşekkür etti ve akabinde Hasan Hüseyin Ceylan aracılığıyla bana maddi olarak değil ama manevi olarak çok çok değerli olan hediye bir saat
göndermişti.
Erbakan’la ilgili hükmüm
şudur:
Gerçek bir inanç ve iman adamı idi.
Türk’tü, devletti, bayraktı, vatandı!
Birkaç yıl önce şimdi Muş Belediye Başkanı olan BDP’li Selim Sadak’la Güven Hastanesi’nde karşılaşmış ve bana aynen şunu söylemişti:
- “Önkibar Bey, siz bu ülkeyi Türkler yönetiyor zannediyorsunuz ama öyle değil. Bu ülkede Başbakan olanların büyük bölümü Türk bile değildir. Irk olarak en saf Türk, Erbakan’dır ki asker onun farkında bile değildi ve alaşağı etti onu!”
Kuşkusuz Türklük olgusu, Selim Sadak’ın dediği gibi kafatası ile ilgili bir şey değil ama Erbakan Hoca sadece kanı ile değil her şeyi ile Türkoğlu Türk’tü!
Devlet-i ebed müddet onun temel düsturu idi ki öyle olduğundan dolayı zaman zaman devletin en temel kurumlarınca itilip kakılmasına rağmen savrulmadı ve de yanlış bir pozisyon almadı yani meşruiyet aramak için  Brüksel ve Washington’a yaslanmadı!
Prof. Erbakan, 1970’lerden beri siyasetteydi ama merhume Nermin Erbakan hiç siyasi figür olmadı. Ailesi ile hiç gündem oluşturmadı.
Prof. Erbakan, bazıları gibi lafta değil gerçekten milliydi.
Öyle olduğu içindir ki 28 Şubat post modern darbesine muhatap oldu!
Eğer Erbakan Hoca bugünkü AKP’liler gibi ABD ve İsrail ile kapalı kapılar ardında iş çevirmiş olsaydı önü açılırdı.
Prof. Erbakan için amaç koltuğa erişmek ve orada sürekli kalmak değil, inandıkları doğrultuda hareket etmekti ki kısa iktidarı ile bu özelliğini
kanıtlamıştır.
Hülasa merhum Erbakan her şeyi ile bu gök kubbede bir hoş seda idi!
Nüktedanlığı ile, müthiş zekası ve hırsı ile, mücadeleciliği ile Erbakan Hoca, Türk siyasi tarihindeki mümtaz yerini alacaktır.
Güle güle Sayın Erbakan. Nur içinde yat. Mekanın cennet olsun...

**********************

 

KİMLER VARDI?

 

NEREDELER?

 

Efendim bendeniz, 1947 yılından beri Niğde’de folklor derleyen ve folklorik hayat yaşayan biri olduğum için bazı hatıralarımı bu açıdan nakletmezsem, haramzadalık edeceğim kanaatime vardım.

Bu sebeple bir gece gördüğüm rüya ile bir kitabın daha temeleni atmaya karar verdim.

Hayat yerleşmem için bin yer tespit edip burnumun önünne serdi. Gel görki, gençliğimde hizmet aşkı ile yandığım  Niğde’ye bütün kazandığımı sermeme, harcamamama rağmen, daha çok borcum olduğu kanaatiyle rüyalar görüp yeni atılımlar yapıyorum.

Yaşar Nuri Öztürk gibi bir kuvvetli davanın yazarı olmadıkça kimsenin kitap yazarak hizmet etmesi mümkün değildir. Mesela benim şu anda on altıyı geçkin kitap konum bilgisayara yerleşmiştir. İstesem bunların hepsini küçüklü büyüklü kitaplar haline getirir ve piyasaya sürerim.

İyi de, piyasaya kitap sürünce yüzde yetmiş beş maliyetini sağlayabilsem. Mümkün değil. Hayatta hiçbir kitabım için hiç bir özel veya resmi kuruluşun merdivenini aşındırmadım. Bunu yapmayınca mali külfet tamamen omuzlarınıza biner.

O zamanda, çoluğun çocuğun rızkını dağıtma anlamına gelen bir davranış içinde bulunursunuz. Yayınladığım altı yedi kitabın masrafının en iyi bir görüşle yüzde ellisinin maliyetini elde ettiğime dair bazı tespitler bile beni mutlu kılmaktadır.

Bakalım hayırlısı. 67 yaşında gelir elde etmek  için mesleki çalışmaları noktaladım. Bu bakımdan mesaimi kitap ve tespitler üzerinde topladığımı görüyorum. Şu anda başaramadığım bir konu yok gibi. Hiç olmazsa tespitleri yapıyorum. Böylelikle ben yayınlayamasam bile ilerde gelecek birine gerekli malzemeyi hazırlamanın rahatlığı içindeyim.

Gökçe Dede serisini bitirebilsem iyi olurdu ama, maalesef, itin kar yediği gibi hevesler bir birini kovaladığı için bu muazzam teşebbüs, onda dört beş gibi gerçekleşebildi., yayınlanın sayısı ise tekle görünmekte.

Bir çok makalemde dokundum. 1947 lerde folklor derlemek, 1956 lardan 60 a kadar demokrat parti için koşturmak, 62 ile yetmiş beş arasında Türk milliyetçiliğinin ayakta durması için, Komünizmle mücadele için ayakta durdum.

Sonra yazı konularından hiç uzaklaşmadan 90 a kadar bir değişik rotada yürümem bir gerçek. Doksanlarda bilgisayar çıkınca kitap yazma için sihirli bir vadiyle girmek oluyor. Derken 2000 lerde İnternet meşguliyeti bu güne kavuşturdu.

Hepsinin bir çok makalede anlattığım özellikleri pek bir tatlı. Ayağınızın tozu bir kalem olarak övünme yapmam anlam taşımaz. Şu var ki, onlarca konuyu eleştiren, heveslenen biri olarak eğer becerebilsem eser yaratmak için üretim yapan aptal bir beyine sahibim. Şu var ki, evvelce dediğim gibi itin kar yediği gibi konudan konuya atlamam sebebiyle konu tespitini bol bol yaptım ama, tam olarak sunduğum bir konu da olmadı.

Mesela on senedir pek yoğun uğraştığım internet dünyanın çepeçevre muhitlerinden dost bulmama sebep olduysa da, yazdığım bazı eserlerin ilk  olma gibi onura sahipse de, istediğim seviyeye geldiğini iddia etmem de anlamsız olur. Çünkü meselenin alt hizmetlerinden doygun hizmet veren şahsa rastlamadım.

Bir çok bilgisayarcı ve internetçi ile beraber hareket etme gibi şereflere ulaştım ama, insanoğlunda bulunan tembellik sergilendiği için hiçbir zamanda bilgili biriyle çalışamadım. Zaman zaman bu konulara şahısları anlatırken gireceğim tabii.

Sizlere kimler geçti konusunu aydınlatırken şahıslar hakkında yüzde yüz doğruları yazamayacağımı şimdiden söyleyeyim. Mümkün değil çünkü. İnsan oğlunun iyileri sıralanan vasıfları yanında, kötüleri de öyle yığın yığın tespitli ki, eh artık. Bu bakımdan yağ çekme anlamı çıkmadan yüzlerce kişinin iyiliklerini sayacağım. Bu iyilikleri sayarken güldürü unsurunun ön sırada olması için gayret göstereceğimi yazmaya gerek yok. Yazma diyorum bu da mümkün değil belki. Bir akıl hastanesi mekanı görünümündeki 45 metre karelik odam ve bir o kadar da demeyim üç misli kadar da müştemilatı içinde yaşarken şu anda yapabileceğim en kolay için yazacağım adamların alfabetik sıralamasını yapınca aklıma gelen özelliklerini ancak ve ancak kamera karşısında sayacağım. İlerde biri çıkar da bunları yazıya dökebilirse inanın ki, Niğde’ye çok büyük bir hizmetim dokunur.

Zira, yaşamakta olan nesiller kimlerin gelip kimlerin gittiğini bilirlerse, yaşayanlar birbirlerinin kıymetini o ölçüde kavrarlar. Bu isimler zikredilirken şöyle bir zorlama içinde bulunmayacağım. Efendim bahsettiğim kimse ölmüş mü? Yaşamak mıdır?

Yurdun neresinde yaşamaktadır? Sağlıklı mı, yoksa bir takım sağlık meseleleriyle mi güreşmektedir? Adresleri nedir? Haberleşme bilgileri nedir? Bunları tespit için bir gayret içinde bulunmayacağım. Benim kitap adresim veya internet bilgilerim ortada. Bu konuda bilgi verip malumata eklemek isteyenlere ortam açıktır. İsteyen bilgiyi bize ulaştırır. Ben de pek sakıncalı bir durum yoksa bu bilgileri kitaba eklerim. Bu konuda emek harcayanların emeğinin boşa gitmemesi için emeği geçenlerin isimlerini yazacağıma söz veririm. Sorumluluk getirmeyen bilgi verenler mahlas isim kullanabilirler. Telefon ve adres şart.

Efeeeendim… Bismillahirrahmanirrahim diye başlamanın hazzını tadıyorum. Daha doğrusu herkesin anlaması için şöyle diyerek başlıyorum:

Esirgeyen ve bağışlayan Ulu Allah adıyla.. Hayırlısı olsun iyi niyet hakim olduğu için sanırım son nefesi vermeden epey tespit yapma fırsatı elde edeceğim…

Bu isimlerin Niğde’de doğmak gibi bir sıralamaya tabi tutulması söz konusu değil. Bir gün bile gelip iz bırakmaları ve zihnimizde özellikleriyle yer etmeleri kafidir. Ayrıca anlatılanlarla bağlantılı ismi geçenler de Türkiye’nin neresinde olursa olsun, bu listeye dahil olacaklardır. İsimlerinde hatıralarında, özelliklerinde hata edebiliriz. Gayemizde kötülük olmadığına göre tanıyanların, yakınlarının darılmayacaklarını umarım.

Bazılarının ise Niğde’ye uğrayıp uğramadıklarını bile bilmem ama, olayları anlatırken isimleri geçmesi zaruri olacağı için alfabetik sırada bulunması olağandır. Bilge tutumları sebebiyle anılmaları tabii ki yararlı olacaktır

Anlatımlarda ismi geçmesi değilse bile bahsedilmesi zaruri olanlara ise rumuz anlatımlar kullanmak zorunluluğu olabilir.

 

************

 

 

 

***********************

DOĞRULUK HER ŞEYİN TEMELİDİR…

 

Doğruları söylemek, zaferlere uzanır,

Gerçeğe yaklaşanlar, hedefe vardım sanır,

Kaleler fetholdukça, toplum ortamı tanır,

Cennete kavuşmalar, dürüst olmakla mümkün…

 

Güzele kavuşmalar, bin bir eziyet ister,

Tek ki, hep kararlı ol, gücün her şeye yeter,

Sıralanır önünde, seçimler neler neler?

Mükemmeli bulmalar, dosdoğru olmakla mümkün!

 

OSMAN ÜÇER

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BAŞKALARINA KÖLE OLMAYAN BİR MİLLETİN UNSURLARI:

 

AHLAK,

AİDİYET DUYGUSU,

BİLGİ SEVİYESİ,

DİL,

DİN, AHLAK İNANCI,

DÜNYA GÖRÜŞÜ,

ETNİK ZENGİNLİK,

HAMLE KABİLİYETİ,

HUKUK,

İKTİSAT,

İNKILAPÇILIK,

İYİLİK HEVESİ,

KİMLİK ŞUURU,

MAZİYİ KABULLENME,

MİLLİ ŞUUR,

ÖĞRENİM,

ÖRF ADET,

ÖZGÜRLÜK DUYGUSU,

SANAT,

SOY,

UYUM AHENK,

ÜLKÜ, GAYE,

YARDIMLAŞMA

*********************************************

AKP’ye niçin teşekkür borçluyuz!

1)   AKP’ye teşekkür borçluyuz çünkü onun sayesinde devletimizin kofluğunu keşfettik ve Cumhuriyetimizle rejimin kurumsallaşamadığını gördük.
2) AKP’ye müteşekkiriz çünkü inanmış bir adam ya da liderle arkadaşlarının neleri başarabileceğine tanıklık ettik.
3) AKP’ye teşekkür borçluyuz çünkü Türk Silahlı Kuvvetlerinin, yapılan türlü psikolojik operasyonlara karşı değil devleti ve ulusu, kendini bile savunmakta yetersiz olduğunu gördük.
4) AKP’ye müteşekkiriz
çünkü MİT’in CIA, KGB, MI5 ya da MOSSAD düzeyinde ve
hatta misyonunda olmadığını
öğrendik.
5) AKP’ye teşekkür borçluyuz çünkü Cumhuriyetin kendine sadık yani kendisi için risk alabilecek bir Milli Müteşebbis
Gurubunu ya da ulusçu bir işadamı sınıfını inşa edemediğini
gördük.
6) AKP’ye müteşekkiriz çünkü bu ülkenin reflekslerinin köreldiğine şahit olmamızı sağladı!
7) AKP’ye teşekkür borçluyuz çünkü çok sayıda insanın bir kilo bulgur ve iki torba kömür karşılığı onurunu bile gömdüğüne
tanık olduk..
8) AKP’ye müteşekkiriz çünkü demokrasi diye diye demokrasi katledilirken ona alkış tutan sözde ilim irfan sınıfının tezahüratlarına tanığız. Dahası, ceberrut bir devlet anlayışı yani korku devletinin demokrasi diye servis edilip yutturulmasını AKP sayesinde görüp öğrendik.
9) AKP’ye teşekkür borçluyuz çünkü evrensel değer pazarlamacılığı yapan sözde libarellerin kendilerini kaça kapattırdıklarını gördük.
10) AKP’ye müteşekkiriz çünkü devletin ve kurumların nasıl fethedilip dönüştürüleceğinin metodunu gösterdi.
11) AKP’ye teşekkür borçluyuz çünkü ülkeyi topyekün ele geçirmek için önce korkuyu korkutmanın uygulamalarını yapıp gösterdi.
12) AKP’ye müteşekkiriz çünkü Yargı dahil bütün devlet çalışanlarının önceliklerinin ülke ve devlet olmadığı, şahsi ikbal ve çıkar hesapları olduğu ortaya çıktı. Örneğin yargıçlar HSYK seçimlerinde korku adına bütün değerlerini ayaklar altına aldı ve iktidara boyun eğdi.
13) AKP’ye teşekkür borçluyuz çünkü kendilerine merkez ya da tarafsız medya diyen holding basınının aslında yandaş medyadan bile çok daha tehlikeli ve tahripkar olduğunun görülmesine vesile oldu.
14) AKP’ye müteşekkiriz çünkü cemaat ve dini gurupların durakta beklemediklerini ve gelen her iktidar otobüsüne bindiklerini bir kez daha gördük.
15) AKP’ye teşekkür borçluyuz çünkü onun iktidarı sayesinde bir gece içinde masa başında yani matematik oyunu ile ülkemizin yüzlerce milyar dolar nasıl zenginleştiğini ya da zenginleşebileceğini öğrendik.
16) AKP’ye müteşekkiriz çünkü, insanlara sağlık dağıtıp barış içinde yaşamaları için çırpınan doktor Mehmet Haberal, gazeteci Mustafa Balbay ve parti başkanı Doğu Perinçek gibilerinin onlarca mazlum insanı diri diri gömen Hizbullahçı katillerden daha tehlikeli(!) olduğunu öğrendik.
17) AKP’ye teşekkür borçluyuz çünkü iktidarı sayesinde Türkiye’de asıl tehdidin PKK ve benzerlerinin olmadığı aksine gerçek tehdidin TSK olduğunu(!) gördük.
18) AKP’ye müteşekkiriz çünkü korkutmanın kanun ve ahlaktan çok daha etkili olduğuna tanık olduk!
19) AKP’ye teşekkür borçluyuz çünkü iktidarda sürekli kalmak için türlü tezgah ve manipülasyonlarla siyaset mühendislikleri yapıp muhalefetin cılız kalmasının mümkün olabileceğini sayesinde öğrendik.
20) AKP’ye müteşekkiriz çünkü toplumumuzun AB gibi, türban gibi, demokrasi gibi, Ergenekon gibi masallarla yıllarca yönlendirilip uyutulabileceğine şahit olduk.
21) AKP’ye teşekkür borçluyuz çünkü adı Türkiye olan ülkemizde Türklerin aslında 20 küsür etnik guruptan biri yani azınlık(!) olduğunu sayelerinde öğrendik!
22) AKP’ye müteşekkiriz çünkü dönemlerinde ülke borcu iki misline çıkarken ve büyük bir ekonomik çöküntü yaşanırken bunun başarı hikayesi diye sunulabileceğini sayelerinde
öğrendik.

Bu yazı:
Yeniçağ gazetesinde yayınlanan Türk dünyası’nın en büyük yazarlarından Sabahattin Önkibarın yazısı
********************************

 

BÜYÜK ÇAP NAMUSSUZLUĞUN, HIRSIZLIĞIN, ALÇAKLIĞIN

BÜYÜK ÇAPTA YAPANLARI

belli YIĞINLARDIR

 

OSMAN ÜÇER

 

1955 DEN BERİ MEMLEKETTEKİ DÖNEN DOLAPLARI ANLAMAK, SUİSTİMALCİLERİNİ KAHRETMEK İÇİN MÜCADELE VERİRİM. BUNU SÖYLERKEN ARTIK, BİR TEVAZU DUYGUSUNA BİLE İHTİYACIM OLMADIĞINI BİLİYORUM.

 

Zira, hiçbir zaman ne şerefsiz politikadan, ne de devlet menfaatinden bir kuruş talep ettiğime dair şahitlik yapacak kimse yoktur.

Kel Ali’nin karısı Hanife ÜÇER’in telkinleri doğrultusunda 1945 yılından beri çırpınıp durdum.

Edebiyat malzemeleri baş uğraşım olmakla beraber, yaşadığım ortamlarda karşılaştığım namussuzluklar mücadele ettim durdum. Şimdi altmış yaşını çok geçkin uğraşımda şu kanaate vardım. Memlekette namussuzluklar, alçaklıklar, hırsızlıklar, ahlaksızlıklar oldu ise bunların failleri,  ne öğrenim yapmışlar, ne cahillerdir. Baş etmen olanlar yığınların ta kendileridir. Bunlar dini telkinler karşısında köpek gibi kılığa girer, sessiz sessiz dinler, baskı kalkar kalkmaz, yani kendisine suistimal açık ve ya kapalı sunulduğu zaman bütün kurnazlığını kullanarak alçağın teki olurlar.

Fert fert butün suistimallerin sahibi yığınlardır.

Alçaklığın böylesini düşünürler katiyen ve asla dile getirmezler.

Hele yüzde sekseni ahlaksız olan politikacılar böyle yığınların namussuzluğunu hiç dile getirmezler. Allaha karşı gelirler ama suçların ta merkezinde bulunan yığınları suçlamak ve engellemek onlar için mümkün değildir. Çünkü muhtaç oldukları oy bu köpeklerin inhisarındadır.

Halkın arasında dolaşırlar, köpek gibi kimden nasıl oy alınacağının sırlarını politikacı denen alçağa pek iyi öğretirler. İşbirlikçiliklerinin karşılığını ise pek ala çeşitli şekillerde görürler.

Alçaklığın sınırı yoktur. Yalancı dünyada dönen dolapların bu yığınların fertleri ile olduğunu iyi biliyorum. Alçak politikacı ile bu kişiler el birliği yaptılar mı bütün kapalı kapılar ardında namussuzun danıskası dillendirilir ve yapılır.

Halk bu yığınlara engel olmaz. Çünkü yönlendirilişleri kıskaca alındığı için kişi olarak karşı koymak gücünü kendinde bulamaz. Suistimallerin baş sorumlusu olan yığınların birimleri kişiler politikacı ve memur, bürokrat tarafından köpekler gibi yönlendirilir.

Din adamları bunları dile getiremez. Öğretmenler bunları dile getiremez. Namusluyum diyen politikacılar bunları dile getiremez.

Namussuzluk yapan herkes suistimallerden şikayetçidir ama, hiçbir suistimal önlenemez. Bazen kötülüklerin üzerine gidilir gibi olur ama, basına aktarılan yönüyle tiyatro oynanır. Hiçbirinde namuslular, namussuzlara karşı amansız bir mücadele veremezler.

Hakimin özel seçime tabi olması gerekirken, belli öğrenimi becermişler de yargı organına dahil olurlar. Hacca giden kişinin yaşadığı hayatta yapması gereken mücadele ortada iken, parayı teminde başarı gösterdi mi önüne gerilecek hiç bir engel yoktur. Bunun adı özgürlüktür. Din hürriyetidir. Hele bir gitsin bak ardından gelen defalarca ümre oyununa..

Mazlumların, dünyada uğradıkları haksızlığın öbür dünyada telafi edileceği yargısı ile bazısının teselli edildiğini görürsünüz. Pek ender rastlanan bazı olaylarda suçlular büyük cezalara çarptırılırsa da hırsızların başı olan bazı politikacılar ve arkadaşlarının kurtulması için aklınız duracak nitelikte aflar çıkarılır.

Cami minareleri uzaya duyurmak üzere ezanlar, selalar haykırır. Bunun bilimdeki desiablı ile ilişkilendirilmesi imkansızdır. Dinsizlik yaftasını hemen alnınızın ortasında bulursunuz.

Eğer bu dünyada Müslümanların gerçek İslam yolunda olduğunu iddia eden varsa ve yüzde on doğruluğunu ispat edebilirlerse haram kazanılmış olması ihtimali olan malının yüzde doksanını onlara bağışlayacağımı vaat ediyorum.

Allah’ın gerçekleri sergilemekte çabukluk nasip etmesini dilerim.

---------------

Prof. Dr. İsa Kayacan

Hakkımda

Fotoğrafım

Prof. Dr. İSA KAYACAN

ECE KÖYÜ, BURDUR, Turkey

Hasan Hüseyin ve Güldali’nin çocukları olarak, 20 Eylül 1943 tarihinde Burdur'un Tefenni İlçesi'ne bağlı Ece Köyü'nde doğdu. İlk şiiri Nisan 1956’da, ilk yazısı 24 Ocak 1961’ de yayınlandı. Edebiyatın değişik dallarında 127 ayrı kitap yayınladı.

41 bin dolayında makalesi, 3540 ayrı gazete ve dergide yer aldı. Değişik kamu kuruluşlarında basından sorumlu görevler yaptı. 11 ayrı Bakanın “Basın Danışmanı” olarak çalıştı. “Bakanlıklar arası en çalışkan ve başarılı Basın Danışmanı” seçildi. “Basında 25 yılın şeref ödülü” başta olmak üzere, onlarca ödülle 215 plâket aldı.

Defalarca yılın yazarı, yılı edebiyatçısı, yılın şairi ve yılın editörü seçildi. Azerbaycan’ın Başkenti Bakü’de bulunan Üniversitelerce iki ayrı “Fahri Doktora”, bir “Fahri Profesörlük” pâyesi alan ve “Guinees Rekorlar Kitabı” na girme çalışmalarını sürdüren Kayacan’ın; Burdur merkez ve Tefenni ilçesinde Belediye Meclislerinin kararlarıyla adı birer Cadde ve Sokağa verildi. 2006 yılında Ankara ve Burdur’da “Türk Kültür ve Basın-Yayınına 50. Hizmet Yılı” kutlanan İsa Kayacan, Anadolu’da yayınlanan yüzlerce gazetenin “yazar kadrosunda” yer almaktadır. NOT: Ayrıntılı biyografi metinlerin içindedir.

Profilimin tamamını görüntüle


Kayacan, Portre

 

Bu kısa yazı ile yazarımızı hafızalarınıza  sunuyoruz. Biz kendisini yıllardır tanır ve okuruz. Nazilli şiir festivali birlikte resim çektirdiğimiz iyi tanıştığımız ortamlardır. Kerim Özbekler’in götürdüğü kitaplarımızdan sonra hakkımızda makaleler döşendiğini biliyoruz. Bildiğimiz ve unutmayacağımız şudur:

((Dünyanın neresinde Türk varsa ellerimizi uzatmalı kucaklamalıyız.

Herkes beni Ankara’da sanır. Burdar’da bir dam çökse içim parçalanır.)) Deyişi yok mu ya?

Eh ne diyelim Allah dilediği ömrü yaşamasını nasib etsin..

Yeniçağ- Sabahattin Önkibar’dan birkaç satır:

Yoksa yoksa Fehmi Koru bu hizmetinden ötürü mü Bilderberg’e davet edildi? Malum ömrü bu toplantıya katılanlara sövmekle geçen Fehmi, bu hizmetinden ötürü(!) olacak Edelman’ın referansı ile birden o gizemli Siyonist merkezin davet ettiği adam konumuna yükseldi!
 --------------------------------------------

SİTENİN İLKELERİ

 

Ad: Arap’tan alınan isimlerin bir çoğu, Cahiliye devrine ait Arap ismi olduğu için anlam bakımından da çirkindir. Şu var, O isimler Türk’ün ulaştığı yerlerde haşmet bulmuşlardır ama, kendi adları da olsaydı aynı durum hasıl olacaktı. Örnek mi istersiz? Osman ismi yılan yavrusu kuş yavrusu anlamına gelir.

Ad: Bir milletin var sayılması için isminin, adının kendisine ait olması gerekir. Tarihin büyük tecrübesine rağmen insanoğlu aldanmağa devam etmiştir. Hazar kıyısındaki Türkler Hıristiyanlığı kabul edince, başka işleri yokmuş gibi adlarını da Hıristiyanların adlarından koymaya başlamışlardır. Din, dil, ad derken ortada Türklük kalmamış, eriyip gitmişlerdir. İslam’ı kabul etmede de aynı oyun oynanmış, Yüce Kur’an’ın hükümlerine göre hayatlarını tanzim edeceklerken, isimlerini Kafir Arab’ın ismi ile değiştirip, acayip bir şekilde Araplaşmışlardır. Emevi, Abbasi ye karşı benliklerini muhafaza için yoğun mücadele etmişlerse de günümüzde durum pek açık bir şekilde görülmektedir.

Arab’ın bir diğer ihaneti ise varlığını Mekke Medine’ye gömen Osmanlı’yı İngilizle, Fransız’la beraber olup katletmiştir. Pek az bir Arap buna pişmandır.

Arab’ın birinci ihaneti, İslam’ı bölmüştür. Diğer ırkları perişan etmiştir. Emevi, Abbasi şerefsizliğini bilmeyenler yeniden bizim dediğimiz kitaplardan okusun.

Benim iddiam doğrulanıyorsa, günümüzde kendisine Milliyetçi Parti diyenlerin dili, Masonizm’e, Siyonizm’e karşı neden ahrazdır.?

CHP de zemin kayması mahvolmaya doğru gittiğini gösterir. İstanbul il başkanı gibilerin genel başkanı yanıltıp, aşırı solun kucağına ittiğini millet görmektedir. Türk Milleti’nin istediği CHP  Atatürk’ün partisi olmasıdır. Sızanlar ne kadar kendilerini saklasalar, devamlı bilinmektedirler.

Çalışmak ibadet olduğuna göre, çalıştığını, bütün kudretini samimi bir şekilde ortaya koyup, ileri hamle yapanın kardeşimiz olduğu ilan edilir.

Erken kalkıp, erken yatmak başarı için esastır.  (günümüzdeki televizyon hastalığı, yararlı proğramlara yönlendirilmeli, televizyon düğmesi kapatılmak için de kullanılmalıdır.

Hamle: Devamlı.. Bir günü diğer gününe eşit kimsenin tembel ve kayıpta olduğu ilkedir. Bu bakımdan her adım atışın ilerlemek için şart olduğu kabul edilir. Çalışkan insanın devamlı ibadet etmiş bir kimse kadar kudretli olduğun kabul edilir.

İyilik, herkese yapılarak, kural olmalıdır.

Kenan Evren’in kültürü müsait olmadığına göre, fikir adamı gibi bazı fikirleri ileri sürmesi bilgisinden değil, emrinde olduklarının talimatı sebebiyledir. Hele hele Amerika’nın ((bizim oğlanlar iş başına geldi)) demesini hiç yalanladığını, tekzip ettiğini germedim. Varsa tekrarlasın.

--------------------

Mason köpeği: Milliyetçi Partilere sözü geçen adam yapılan kimse Mason localarının üyesi olabilmektedir.

Mason, Siyonist: Kendilerine İslamcı, muhafazakar diyen bir kısım yazar, eskiden Masonluk aleyhinde idiler. Her gün çatarlardı. Amerikancı, AB ci bir grup  iktidara gelince bu huylarını unuttular ve hatta Bilderberg Masonları arısına kayıt edildiler. Şimdi soruyorum: O. çocuğu demek ekmek için fuhuş yapan kadın çocuğu mu demektir? Yoksa Müslümanlığı Bilderbege’ satan koca kafalara ait bir sıfat  mıdır? (Cuk oturdu.. Nasıl da tanıdınız?)

Mason, Siyonist: Muhafazakarlar arasında bir ömür yaşadı. Kötü olduğunu, satılık olduğunu biliyorduk. Halen, hakkında ki yazılan Siyonist ithamı yazılarına tekzip göndermeden AB ve ABD köpekliği yapıyor. Kim diye sormayın. Bırakın ihtiyarlık yaşlarımda Adliyelerde koşturmayım. Biliyorsunuz bal gibi işte..

Masonizm..Bazı düşünce sistemleri, kavramlar vardır ki, Müslüman’a ve Türk’e iyi davranması söz konusu değildir. Zira, Allahsızlık üzerine kuruludurlar.(Siyonizm, Masonizm)

MHP nin bu günkü yönetimiyle, Türk Milliyetçiliği’ne vereceği bir şey yoktur. Ülkücülük denen kavram tarihi uykusundan uyanmak istememektedir.

Millet hayatının iyileşmesi, Müslümanların ve Türklerin ileri hatlara tekamül etmesi için gayretli olanın muteber kişi olduğu tescil edilir.

Milletimizi ayakta tutması gereken aydın gurubu gören ve tanıyan varsa Allah’ını seven bana bildirsin. Yok oldular tümden ..

Milliyetçi, Türkçü İlericidir.

Öğrencilerin çalışmaları kadar dinlenmelerinin de ilkeler arasında tespiti gerekir. Devamlı kurs,baygın ve sömürü organı haline getirilmeleridir.

Plaket: Yahudi, Amerikalı, İngiliz, Fransız teslim alacakları siyasilere vesileli, vesilesiz,  plaketler vererek, boyunlarına zincir geçirmektedir.

Sanat ve edebiyatın toplumun kültüründe olumlu, yararlı bir etmen olduğuna inanmalıdır. .

Sanayinin millet hayatının devamında ve kudretli olmasında çok önemli etmen olduğuna inanmalıdır.

Site mensubu olmak için öğrenim derecesi söz konusu değildir. Şu var ki, bilime, edebiyata ve seviye kültürüne inançlı olmanın haddini bilmek olduğu, tekamül için şart olduğuna inanılır.

Sitede yer almak isteyenlerin en ilerde edebiyatçı ve sanatçı olması gibi bir gerek yoktur. Derdi olanın samimi bir şekilde bunu kaleme alıp siteye göndermesiyle yazı ailesinden olması yeterlidir.

Siyonizm oylara sahip olmuyor mu?: Oyların önemli bir kısmının Masonizm’i ve Siyonizm’i karşısına alıp, Mason ve Siyonist olanların köpeği durumundadır. Yalansa haykır da görelim?  Ben iddia ediyorum. Türkeş Hindistan’dan döndükten sonra yanına katılıp, fikir açıkladığımız günlerde (Komünizm’e, Masonizm’e, emperyalizm’e karşıyız!) denirdi. (Bu sözüme itiraz eden varsa buyursun!)

Suçluya imtiyaz tanımak, hukuku ortadan kaldırmaktır. İmralı’ya müsaade eden ve onu yargılamayan memlekette hükümet ve devlet yoktur. Dünkü Hain babı Ali’nin yerini AB ve ABD ci basın yer almıştır.  Atatürkçü bir idare bunların tamamını İstiklal Mahkemelerinde yargılayacaklardır.

Tembellik rezalettir. Kimsenin tembel olmasına tahammül edilemez.

Türkçü, Irkçı değildir ama, Türklüğün Kendi soyuna ve Müslümanlar’a ve ayrıca mazlum milletlere rehber olduğuna inanır.

Türkçü, Milliyetçi ve İnkılapçı oluş genel esastır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin yaşatılmasının başta Türk dünyası ve bütün Müslümanlar için elzem bir hareket olduğunu bilmek gerekir.

YOBAZLIK DÜŞMANI, Müslüman ve Türk Milliyetçisi bir sitedir.

 

 

MASONLUK ŞEREFSİZLİK DEĞİL DE NEDİR YAHU?

Kimsenin Mason olup olmadığı, daha doğrusu günümüzde yaşayan kişilerin şerefli şerefsiz olduğu meselesini eleştirmek istemiyorum. Tarihin derinliklerinden bu güne kadar uzayan namussuzluk., kahpelik kaynayan, İnsanlığı mahveden ve bilhassa Müslüman ve Türkleri yerin dibine batırmak isteyen, mahvellerden Masonluk’tan bahsediyorum. Günümüzde hayır işleri derneğiymiş gibi gösterilen bu durum karşısında kendisine aydın diyenlerin tam bir öküz olduğu, bu palavarları yutuşları çok şerefsiz bir harekettir.

Buyurun rast gele ele alınmış tarih kitaplarından birinden birkaç satır:

Eğer karşı koyan inanmayan varsa aktarmalarımızı onlara yirmilere çıkaralım:

Masonların rolü: (3683 den)

İsyanı bastıran hareket Ordusu’nun içindeki bir kısım subaylar, organizatör Talat Paşa, Refik ve Cavit beyler Mason’du..

Emanuel karaso, Moiz Kohenve Heim Nahum gibi Masonlar da ittihatçı ekibin önemli isimleriydi.

Theodor Herzil’in  ölümünden sonra yerine geçen İtalyan Yahudisi Emanuel Karasso, Selanik’te yerleşti. Karasso, Nesim Russo Nesim Nazlıyah Selanikte masonların  ilk şubesini açtılar. 1908 de eim Nahumgibi masonlar da ittihatçı ekibin önemli isimleriydi.Teo

 

İkinci Meşrutiyet’in ilanıyla milletvekili oldular. Üstelik Karasso seçildiğinde Osmanlı vatandaşı bile değildi.

İlk iş olarak yeni dönemde taleplerinin icraata yansıması için girişimlerde bulundular.

İtalyan Lisorta locası  Üstadı azamı  Ettora Ferrari’nin 31 Mart vakası ndan sonra ittihatçı Emanuel  Karasso’ya yazdığı (politikanın ihtiyatlı sanatına dayanarak büyük  yapının temellerini pekiştirmenizi bekliyorum.) demesi anlamlıdır.

Meşrutiyete kadar Osmanlı idaresinin yeniden yapılandırılması yönünde  politika izleyen  ve ihtilalci guruplara destek veren Masodn locaları  1910 yılından itibaren ittihatçılardan desteklerini çekmeye ve Osmanlı’nın parçalanmasına yönelik tertipleri desteklemeye başladılar.

Fransız ve Bolşevik ihtilallerinin gerisinde Mason localarının olduğu düşünülecek olursa Yeni Osmanlı siyaseti kimse için sürpriz değildir.

------------

Günümüzdeki mason köpeği Yeni Osmanlıcıları bunları bilmezler ve köpekler gibi çalışarak, Cumhuriyeti ve Atatürkçülüğü yıkmaya çalışırlar. Beyinsiz yığınları Yeni Osmanlı laflarıyla şartlandırırlar.

 

**************

27 Mayısta hangi boklar yenildi?

Tövbe tövbe bu ne biçim başlık yahu?

Merak eden olursa açıklarız deniyor!

-------------------------------------------

DEMOKRASİ NEDİR?

 

Yazan: OSMAN ÜÇER

 

Bir memlekette demokrasiden bahsedebilmek için mutlaka muhalefetin bulunması gerekir. Demokrat parti seçimler sonrasında geldiği için demokrasinin bir ürünü sayılır. Şu var ki seçimle geldikten sonra muhalefet diye bir konuyu yasaklasa idi, demokrasiden bahsedilebilir miydi?

Demokrasi ileri bir siyasal kavramdır. Aydını olmayan memlekette, birilerinin demokrasi getiriyoruz demesi mümkün değildir. Mutlaka temelinde aydınların ileri görüş serdettiği toplum gereklidir.

Ayrıca bireylerin demokrasiyi yaşatma iradeleri söz konusudur. Bireylerinin sustuğu, verilene razı olduğu memlekette demokrasi söz konusu değildir.

Kafalarında dini yapılar, milleti din ilkelerine göre idare etmek isteyen kimselerin demokrasiden bahsetmeleri tam bir aldatmacadır. Neden? Zira, din hakim olan ülkelerde, kişilerin iradeleri, modern yapıları ilgilendiren idare şekilleri zaten yaşayamaz.

Ayrıca, Türkiye’de demokrasi yukardan aşağı gelmiştir. Atatürk ve arkadaşlarının millete layık görüp, padişahlığı kaldırıp, demokrasiyi Cumhuriyeti baki kılmaları tam anlamı ile yukardan aşağı getirilen bir demokrasi söz konusudur. Bunun içinde bu kişilerin hakimiyetlerinin yok olduğu devirlerde demokrasi buharlaşmış, faşist idareler görülmüştür. Halkın leyine olan sosyal adalet ilkelerini ne ileri süren ve ne de savunan bulunmamıştır.

Avrupa’da demokrasi sermaye ile işçi sınıfının karşılıklı didişmeleri sonucu gelmiştir. Biraz evvel söylediğimiz gibi Türkiye’ye demokrasinin gelmesinde bu gibi ilkeler hakim olmamış, yukardan aşağı getirilmiştir.

Demokrasi çoğunluk rejimi demek olduğu ortada iken, topluma karşı savunulması gerekir. Çoğunluk hakim olduktan sonra belli ilkelere sadık kalınmadan belli hedeflere yönelme söz konusu olduğunda demokrasi değil, alçaklık hakim olur. Dini esaslarla alakası olmayan davranışların adını bir defa din koyup da halkı bir defa aldattılar mı, ayıktırmak mümkün değildir. Demokrasi denir, tam bir esaret sistemi, sömürü sistemi hakim olur.

Çoğunluğun sözü dinlenir gibi görünürken, belli esaret sistemleri bir kaç kişinin yönetiminde ortalığı allak bullak eder.

Hele hele Siyonist rejimlerin plaketler verdiği, alçakça aldattığı, köpeklerin hakimiyeti söz konusu olabilir.  Burada demokrasiden nasıl bahsedeceksiniz?. Değil dahilde ki kişilerin hakimiyeti, beynelmilel Siyonist, Mason güçlerin hakimiyeti iki üç köpek yüzünden vatkanı kasıp kavurur. Sömürü alabildiğine yürür., Hadi burada demokrasiden bahset bakalım?

 

DEMEKKİ ÇOĞUNLUK ALDATILDIĞI, BELLİ GÖRÜŞLERİN ETKESİ ALTINDA BIRAKILDIĞI ZAMAN, DEMOKRASİNİN EN BÜYÜK DÜŞMANININ ÇOĞUNLUK OLDUĞUNU SÖYLEMEK TE YANLIŞ OLMAMAKTADIR.

DİNİ, SINIFSAL YÖNELİMLER, IRKİ YAPILAR DEMOKRASİNİN CİĞERİNİ SÖKER. Bu bakımdan demokrasi hakim diyebilmek için bu üç kavramın mutlak surette sakin bulunması, demokrasinin ilkelerine tecavüz etmemesi gerekir. Bir toplumda dini ilkelerin serbest bırakılması demokrasinin icabıdır.

Ve teneffüs edilmesini zevklendirir. Irkların kendi özelliklerini tedris etmeleri, örf ve adetlerini yaşatmaları hoştur. Eğer bir sınıf diyelim ki, kapitalist güçler topluma hakim olmuşlarsa, verdikleri üç kuruşla her türlü hürriyetin, teşebbüs gücünün ırzına geçiyorlarsa o zaman da demokrasiden bahsetmek hayaldir.

Bir memlekette kapitalist güçler, beynelmilel derneklerin çatısında yaşıyorlarsa, bir bakarsınız memleketin en önemli iktisadi kaynaklarına yabancı şirketlerin burnunu sokarlar ve vatanı perişan ederler.

Şimdi bu memlekette teşebbüs hürriyetinin varlığından bahsetmek mümkün müdür? Katiyen ve asla.  Yabancıların köpeğidir böylesine zenginler.

Makalemizin başında demokrasiden bahsedebilmek için öncelikle muhalefetin varlığından bahsettik. Bu ifadede yeterli değildir. Eğer muhalefet, sıçan deliğine sığacak güçte ise, muhalefet ne anlama gelir?

Öyle ise muhalefetin iktidarın sahip olduğu nimetler kadar büyük nimetlere kavuşmasının sabit olduğu memleketlerde demokrasiden bahsedilebilir. Şartları mutlaka iktidarla eşit olacaktır. İktidar her istediği zaman muhalefeti ezip bir köşeye atamayacaktır.

Bu görülmüyorsa demokrasi lafları lafı güzaftır. Şerefsizce istismardır. İktidar, muhalefeti kedinin fare ile oynadığı gibi oynayamaz. Efendim, seçim sonucu geldiğine göre, iktidar çok oy almışsa, muhalefetin tümü de yeterli oyu alamamışsa nasıl eşitlikten bahsedilir. İşte buradaki eşitlik oy oranı ile ölçülmez.

Demokrasinin sahibi halkın bu ilkeleri ciğerine yerleştirmiş, dört yüz milletvekiline karşı elli millet vekili olan muhalefetin sahip olduğu savunma ve iddia hakkının eşit olması toplumun kendi teslimiyeti ve vermeleri el ortayla çıkar.

Ayrıca akla gelebilir ya, bir iktidar olması, bir de muhalefetin olması demokrasinin varlığı için yine yeterli değildir. Mutlaka farklı görüşlerde olmalıdırlar. Aynı davayı savunan kimselerin hem iktidar ve hem de muhalefeti oluşturmaları olamaz. Gülünçtür.

Seçimlerin de dürüst yapılması gerekir. 1946 seçimlerinde olduğu gibi iktidarın tiyatro gibi kullandığı seçimler demokrasiyi getirmek değil, rezaletin danıskasıdır. ((Şu oyu al şuraya at!)) denilebiliyorsa değil Avrupa’yı, dünya’yı kandırmak kendimizi de adice kandırmak anlamına gelir.

Demokrasiler yalnız meclisin yapısı ile vücut bulmazlar,. Anayasa mahkemesi, Danıştay, Sayıştay gibi kuruluşların gerçekten hukuka uygun çalışmasıyla ortalıkta demokrasi var sayılır. Bu kuruluşlar da görünüşte var ve fakat tayin gibi, maaş gibi meselelerle dejenere edilmişse, demokrasiden bahsetmek yine havayı hevestir. Öyle ise demokrasinin var olması için kudretli ve aydın bir kamu oyu’nun bulunması ve anlattıklarımızın var olup olmadığını görmeleri ve açıklamaları ile ortaya çıkar.

 

 

Kâşgarlı Mahmud da Türk

YENİÇAĞ’DAN AHMET BİCAN ERCİLASUN

Bugünlerde dostum Ziyat Akkoyunlu ile birlikte yaptığımız Dîvânü Lugati’t-Türk tercümesi üzerinde uğraşıyorum. Türk maddesine gelince heyecanlandım. Bu maddeyi yüzlerce defa okuduğum hâlde yine gönlüm bir hoş oldu. Kâşgarlı şöyle diyor:
“Türk: Nuh’un (s.a.) oğlunun adı. Nuh’un oğlu Türk’ün oğullarına yüce Allah tarafından verilmiş bir isimdir... Bunun gibi ‘Rûm’ da, İshak’ın (s.a.) oğlu İsu’nun oğlu Rûm’un adıdır. Oğulları da o isimle adlandırılmıştır. Ne var ki biz daha önce Türk’ün Allah tarafından verilmiş bir isim olduğunu söylemiştik. Bize şeyh, imam ve zahid Hüseyn bin Xalef el-Kâşgarî haber verdi ve kendisine de İbnu’l-Garqî’nin haber verdiğini söyledi. Ona da, âhir zaman hakkında yazdığı kitabında İbni Ebi’d-Dünyâ diye tanınan şeyh Ebû Bekr el-Mugîd el-Cercerânî, Allah’ın elçisine (s.a.) isnat ederek anlatmış. (Peygamber) dedi ki: Allah (c.a.) diyor ki ’benim bir ordum vardır; onları Türk diye adlandırdım ve doğuya yerleştirdim. Bir kavme kızdığım zaman onları (Türkleri) onlara musallat ederim.’Bu, diğer bütün insanlara karşı, onlar için bir üstünlüktür. Çünkü onların adını bizzat O (c.a.) vermiş; onları en yüce ve yeryüzünde havası en güzel yere yerleştirmiş; onları kendi ordusu olarak adlandırmıştır. Bunun yanında onlar; güzellik, tatlılık, aydın yüzlülük, edep, yaşlılara hürmet ve riayet, ahde vefa, alçak gönüllülük, yiğitlik ve daha sayılamayacak birçok meziyeti hak etmişlerdir.”
Bunları okudum ve ben de ulu Tanrı’ya şükürler olsun dedim. Sonra, yine yüzlerce defa okuduğum kitabın giriş kısmına döndüm. Allah’ı övdükten, Kur’anı yücelttikten, peygamber ve soyuna esenlikler diledikten sonra Kâşgarlı şöyle diyor:
“Şimdi, Muhammed oğlu Hüseyin oğlu Mahmud kulunuz dedi ki: Yüce Allah devlet güneşini Türk burçlarında doğdurdu; felekleri onların ülkeleri etrafında döndürdü; bundan dolayı onları Türk diye adlandırdı; ülkelerin idaresini onlara verdi; onları zamanın hakanları yaptı; zamanımızdaki insanların işlerini onların eline verdi; onları herkese üstün kıldı ve hak üzre destekledi; onlara sığınanları, idareleri altında çalışanları aziz kıldı; böylece onları muratlarına eriştirerek ayak takımının şerrinden uzaklaştırdı. Aklı olan herkes Türklerin istediği yolu tutmalı, böylece onların oklarından korunmalıdır. Dertlerini onlara duyurabilmek, onları kendilerine meylettirebilmek için Türklerin dilleriyle konuşmaktan başka çare de yoktur. Onların düşmanlarından biri kendi takımından ayrılıp onlara (Türklere) sığınırsa, bunlar (Türkler) da onun korkusunu giderirse sığınan düşmana başka düşmanlar da sığınmaya başlar. Böylece üzerlerinden zarar da kalkmış olur. 
Açıkça ve kesin olarak, Buhara imamlarından ve Nişaburlu bir başka imamdan duydum. Onlar peygamber efendimize dayandırarak şöyle rivayet ettiler. Peygamberimiz (s.a.) kıyamet gününün şartlarını, âhir zamanın fitnelerini, Oğuz Türklerinin çıkışını anlatırken dedi ki: ‘Türk dilini öğreniniz, çünkü onların çok uzun sürecek saltanatları vardır.’ Bu hadis doğru ise -sorumluluğu râvilere aittir- Türk dilini öğrenmek vaciptir; eğer doğru değilse, aklın gereği budur.”
Bugünlerde birileri Türk sözünü ortadan kaldırmak için uğraşıp duruyor ya... Türk ulusu daha önce yokmuş da Cumhuriyet döneminde tepeden inme bir Türk ulusu meydana getirilmiş gibi safsataları birileri geveleyip duruyor ya... Onlara bir defa daha som gerçeği anlatmak istedim. Kulakları olup da işitmeyenlere, gözleri olup da görmeyenlere bir kere daha anlatmak istedim. Dîvânü Lugati’t-Türk adlı kitap İstanbul Millet Kütüphanesi’nde durmaktadır. Dileyen gidip gözleri ile görebilir. Dileyen, Kültür Bakanlığının yayımladığı tıpkıbasımı edinip elleri ile dokunabilir. Yazmanın 176-177. sayfalarındaki Türk maddesiyle  giriş kısmını bizzat okuyabilir.

TAMAM. İNANIYORUM. BU YAZI İNANARAK YAZILMIŞ VE TÜRKLER BU VASIFTA İNSANLARDIR. CİĞERİMİN KÖŞESİNİ – DOĞU TÜRKİSTAN’I-  ÇİN’İN SON ELLİ SENEDİR TÜRK KATLİAMI MAHVEDİYOR. BU VASIFTAKİ TÜRKLER BUNU ÖNLEYECEK Mİ? İNTİKAMINI ALACAK MI?..

YOKSA BU YAZI ELLİ SENEDEN ÖNCEYE Mİ AİTTİR?

CEVAP VEREBİLENE TEŞEKKÜR.

----------------

ÜZEYİR LOKMAN ÇAYCI BİLDİRİYOR:

ÖMER FETHİ GÜRER,

SON İKİ NİĞDE KİTABINI

HALKA ARZ ETTİ.

 

YENİ NİĞDE KİTAPLARI İMZA GÜNÜ İLGİ GÖRDÜ

YENİ NİĞDE KİTAPLARI
İMZA GÜNÜ İLGİ GÖRDÜ

Yazar Ömer Fethi Gürer "Niğde ilinin tanıtımında Niğdeliler olarak el birliği içinde çabalarımızı birleştirmeliyiz" dedi.
Davetlilerden Niğde kitaplarının tanıtımına Niğde Belediyesi, Niğde Üniversitesi ve Niğde Milli eğitim Müdürlüğünün temsilci göndermemesi ise dikkat çekti.

Yazar Ömer Fethi Gürer Niğde ilini anlatan Niğde Kapadokya Başkenti kitabı ve Bor Şehri kitabından sonra bu kere Niğde Spor Tarihi kitabı ile Niğde Söylence Şaka Fıkra Kitabını yazdı. Niğde ile ilgili bir ilk olan yeni kitapların tanıtımı Niğde Kültür Sarayında yapıldı. HHP Milletvekili Mümin İnan, CHP İl Başkanı Doğan Şafak, MHP İl Başkanı Hikmet Bekil, Bor Belediye Başkanı Sıtkı Erat, Ulukışla Belediye Başkanı Hacı Avşar, Altunhisar Belediye Başkanı Erdal Sarı, Kızılca Belediye Başkanı İbrahim Gülümser, Kitreli Belediye Başkanı Abdullah Şener, Aktaş Belediye Başkanı Yaşar Çamur, Niğde Belediye Başkanlığı yapmış Olan Av. Ahmet Oğuz Özmen, CHP Bor İlçe Başkanı Mahmut Temeltaş ve Sekreter Aptullah Tuğrul Sayman Hacı Çopur, Aydın Birdal, Gazeteciler Cemiyeti Onursal Başkanı Ali Osman Sayın, Gazeteciler Birliği Başkanı Hayrettin Yenel, Kurucu Başkan Kazım Karakaya, Niğde Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Necmi Pişkin. Eğitim Sen Başkanı Göksel Rıza Özkan, Niğde Esnaf Odası Başkan Yardımcısı, Marangozlar Odası Başkanı Kani Demirbilek, Bor Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı Emrah Çalapkulu, Kasaplar Odası Başkanı Hanifi Güçlü, Bor Bakkal odası başkanı Kadir Yalçın, Muhtarlar Oda Başkanı Ali Önsoy, Şöferler Odası Başkanı Durmuş Cengiz, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Suna Özmen, Gündem Gazetesi yöneticisi Bekir Mumcu, İl Kültür ve Turizm Müdürü M. Öncel Koç,İbrahim Tecimer, Niğde İl genel Meclis üyeleri Kamil Davarcı ve Teyfik Avanoğlu, Belediye Meclis Üyesi Nadi Tanrıkulu ve Bor Belediye Meclis Üyeleri Hüseyin Urcan, Recai Süleymanoğlu, Yusuf Demirbilek, CHP eski İlçe Başkanı Bülent Kıvanç, İlçe Başkanı Sadettin Koçkesen, Akif Üstün, Mustafa Giray, Mesut, AKP eski İlçe Başkanı Erdal Niğdelioğlu, Dr Suat Sönmez,Müteahit Yusuf Beyazıt, Öğretim Üyesi Bekir Nacati Altın, Fırat Ensari, Tarım İl Müdürü Cemil Usanmaz Gençlik ve Spor il Müdür Yardımcısı Gafur Emlek,Ulusal Basın Temsilcisi Cem Yıldırım, Gazete yazar ve Muhabirleri, Yazar Osman Üçer, Şair Fikret Dikmen, Sabri Özdağ, Mehmet Gökkaya iş adamları, iş yeri sahipleri ile siyasi parti temsilcileri ve Abdurrahman Yılmaz ve Niğde Hamle, Niğde Haber, Niğde Anadolu, Niğde Gündem, Niğde İHA, Niğde Yeniyıldız, Niğde Hasret, Yeşil Bor, Borun Sesi, Bor Haber, Niğde Haberci, Bor Haberci, Niğdemiz, Niğde Manşet temsilcileri ile çok sayıda Niğde'li kitap imza gününde yer aldı.
İmza gününde Niğde Belediye Başkan ve Yardımcıları, Niğde Milli Eğitim Müdür ve Yardımcıları, Niğde Üniversitesi rektör ve yardımcılarının davet edildikleri halde toplantıya iştirak etmemeleri dikkat çekerken Niğde Valisi Alim Barut Başka bir programa iştraki nedeni ile gelemeyeceğini, Niğde Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı ile Niğde Esnaf ve Sanatkar Oda Başkanlarının Niğde dışında oldukları için iştriak edemeyeceklerini ilettikleri de öğrenildi.
Ömer Fethi Gürer toplantıda yaptığı konuşmada amacım Niğde ilinin bilinmeyenlerini gün ışığına çıkarmak dedi. Ve Niğde için önemli dört kaynak eseri yazdım. Geleceğe önemli belge ve bilgileri taşıdım.Umarım Niğdemiz için yararlı olur. Niğde ile anlatımından ele alınacak yol Niğde değerlerini gün ışığına çıkarmaktır. Niğde Kapadokya'da olduğunu iyi anlatmak zorundayız. Niğde için yapmamız gereken el birliği ile Niğdemizi daha çok tanıtma ve anlatma çabası olmalıdır. Niğde kitaplarıma sahip çıkan çıkmayan herkese teşekkür ediyorum. Niğde için yapılması gerekenleri yaptığım içinde mutluyum.Umarım Niğdemiz bundan yarar görür" dedi.

 

http://site.mynet.com/meliha.zorlu/HaberABC/

haber abc

 

 

 

 

 

YENİ NİĞDE KİTAPLARI İMZA GÜNÜ İLGİ GÖRDÜ

 

Yazar Ömer Fethi Gürer   “Niğde ilinin tanıtımında Niğdeliler olarak el birliği içinde çabalarımızı birleştirmeliyiz” dedi.

Davetlilerden Niğde kitaplarının tanıtımına Niğde Belediyesi, Niğde Üniversitesi ve Niğde Milli eğitim Müdürlüğünün temsilci göndermemesi ise dikkat çekti.

 

 

 

Niğde.  Yazar Ömer Fethi Gürer Niğde ilini anlatan Niğde Kapadokya Başkenti kitabı ve Bor Şehri kitabından sonra bu kere Niğde Spor Tarihi kitabı ile Niğde Söylence Şaka Fıkra Kitabını yazdı. Niğde ile ilgili bir ilk olan yeni kitapların tanıtımı Niğde Kültür Sarayında yapıldı.  Milletvekili Mümin İnan, CHP İl Başkanı Doğan Şafak, MHP İl Başkanı Hikmet Bekil, Bor Belediye Başkanı Sıtkı Erat, Ulukışla Belediye Başkanı Hacı Avşar, Altunhisar Belediye Başkanı Erdal Sarı, Kızılca Belediye Başkanı İbrahim Gülümser, Kitreli Belediye Başkanı Abdullah Şener, Aktaş Belediye Başkanı Yaşar Çamur, Niğde Belediye Başkanlığı yapmış Olan Av. Ahmet Oğuz Özmen, CHP Bor İlçe Başkanı Mahmut Temeltaş ve Sekreter Aptullah Tuğrul Sayman Hacı Çopur,  Aydın Birdal, Gazeteciler Cemiyeti Onursal Başkanı Ali Osman Sayın, Gazeteciler Birliği Başkanı Hayrettin Yenel, Kurucu Başkan Kazım Karakaya, Niğde Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Necmi Pişkin. Eğitim Sen Başkanı Göksel Rıza Özkan, Niğde Esnaf Odası Başkan Yardımcısı, Marangozlar Odası Başkanı Kani Demirbilek, Bor Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı Emrah Çalapkulu, Kasaplar Odası Başkanı Hanifi Güçlü,  Bor Bakkal odası başkanı Kadir Yalçın, Muhtarlar Oda Başkanı Ali Önsoy,Şöferler Odası Başkanı  Durmuş  Cengiz, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Suna Özmen, Gündem Gazetesi yöneticisi Bekir Mumcu, İl Kültür ve Turizm Müdürü M. Öncel Koç,İbrahim Tecimer, Niğde İl genel Meclis üyeleri Kamil Davarcı ve Teyfik Avanoğlu,  Belediye Meclis Üyesi Nadi Tanrıkulu ve Bor Belediye Meclis Üyeleri Hüseyin Urcan,Recai Süleymanoğlu, Yusuf Demirbilek, CHP eski İlçe Başkanı Bülent  Kıvanç, İlçe Başkanı  Sadettin Koçkesen, AKP eski İlçe Başkanı Erdal Niğdelioğlu, Dr Suat Sönmez,Müteahit Yusuf Beyazıt, Öğretim Üyesi Bekir Nacati Altın, Fırat Ensari, Tarım İl Müdürü Cemil Usanmaz Gençlik ve Spor il Müdür Yardımcısı Gafur Emlek,Ulusal Basın Temsilcisi Cem Yıldırım, Gazete yazar ve Muhabirleri, Yazar  Osman Üçer,    Şair Fikret Dikmen, Sabri Özdağ, Mehmet Gökkaya iş adamları, iş yeri sahipleri ile siyasi parti temsilcileri ve Abdurrahman Yılmaz ve Niğde Hamle, Niğde Haber, Niğde Anadolu, Niğde Gündem, Niğde İHA,  temsilcileri ile  çok sayıda Niğdeli kitap imza gününde yer aldı.

İmza gününde Niğde Belediye Başkan ve Yardımcıları, Niğde Milli Eğitim Müdür ve Yardımcıları, Niğde Üniversitesi rektör ve yardımcılarının davet edildikleri halde toplantıya iştirak etmemeleri dikkat çekerken Niğde Valisi Alim Barut Başka bir programa iştraki nedeni ile gelemeyeceğini, Niğde Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı ile Niğde Esnaf ve Sanatkar Oda Başkanlarının Niğde dışında oldukları için iştriak edemeyeceklerini ilettikleri de öğrenildi.

Ömer Fethi Gürer toplantıda yaptığı konuşmada amacım Niğde ilinin bilinmeyenlerini gün ışığına çıkarmak dedi. Ve  Niğde için önemli dört kaynak eseri yazdım. Geleceğe önemli  belge ve bilgileri taşıdım.Umarım Niğdemiz için yararlı olur. Niğde ile anlatımından  ele alınacak yol Niğde değerlerini gün ışığına çıkarmaktır. Niğde Kapadokya’da olduğunu iyi anlatmak zorundayız. Niğde için yapmamız gereken el birliği ile Niğdemizi daha çok tanıtma ve anlatma çabası olmalıdır. Niğde kitaplarıma sahip çıkan çıkmayan herkese teşekkür ediyorum. Niğde için yapılması gerekenleri yaptığım içinde mutluyum.Umarım Niğdemiz bundan yarar görür “dedi.

DÜZELTME İMZA

Not: Osman ÜÇER’in notu. Bu eserlerden söşleşi, Şaka, fıkra anlatı adını taşıyanın 187 sayfasındaki Gössü adını taşıyan fıkranın nakledicisi olarak adım yazılmıştır. Ben naklettiğimi sanmıyorum. Başkasına ait bir fikir eserine sahiplenme anlamı taşımasın diye bu açıklamayı yapıyorum. Buna rağmen ben nakletti isem 72 merdiveni sayınız.

----------------------

<hr size=2 width="100%" align=center>

Facebook ve Twitter hesaplarını tek yerden güncelle, anında paylaş! Hemen tıkla!



 

Kurt kaybolunca

Köpekten geçilmez oldu…

ON YILLIK  ONURLU HAMLE SİTESİ’NİN

BEĞENDİĞİMİZ EN ÖNEMLİ YAZILARI

Yazan:  DOSDOĞRU GERÇEKÇİ

Zaman zaman benim de yazılarım ve resimlerim bu siteye  konuldu. Bir  çok sitenin de Türkiye çapında takipçisi olduğum için sitelerde nelere dokunulduğunu da biliyorum. İster siyaset, ister sosyal konular, ister manevi konular olsun bu site gerçekten Türkoğlu’na yakışır bir site.

Beğendiğim ve sık sık dokunulduğu zaman üçüncü kişilere de okutturduğum konuların aklımda olan yüzlercesinden bir kaçını saymayı vicdani borç kabul ediyorum:

Sarınım ki, bu yazıların bir çoğu Osman ÜÇER tarafından kaleme alınmıştır. Zaten sorumluluğu onda olduğuna göre, siteye konulduğuna göre, başarıda da, yergide de sorumlu odur.

1-                          Hayatım da namuslu bir zengine rastlamadım. (Bu tabir yüzde yüz anlamına gelmediği irdeleniyor, genellikle anlamında kullanılıyordu.)

2-                          Dünyada işlenebilecek suçların en vahimi din istismarı ve vatan ihanetidir.

3-                          Yığınların en az on senedir Türk vatanının bütünlüğü ve maneviyatının yok edilmesi için yobazlıkla hem hal olduğu ortadadır.

4-                          Yığınlar yobazlıkla bütünleştiği için AB ve ABD gibi vatan hainliği hedefli mahreçlere karşı hiçbir itici güç kullanmamıştır.

5-                          Sosyal adaleti gerçekleştirici hiçbir atılım en az on senedir yapılmamıştır.

6-                          Milliyetçiliği kendisine perde edip, ülkücülüğü, vatanperver şahısların ortamlarını dağıtma anlamında yıkıcı güç olarak kullanan ve asılları mason localarına kayıtlı kişilerin at oynattığı ortamı maalesef sessizlikle seyreden binlerce suçlu vardır.

7-                          Bazı yıllar günde beş şehit veren ülkücülüğün Amerikan emrinde oldukları gün gibi aşikar olan Kenan Evren ve arkadaşlarının, Milliyetçilik karşıtı Beynelmilel dernek üyesi on binlerin yıpratmasına bırakanlar, ihanete tıpa tıp uyan davranış içindedirler.

8-                          Milli eğitimin yerini, dejenere tavırlar almış, gençliği tarif etmek için kullanılacak kelimelerin telaffuzuna gönüller razı olmamaktadır.

9-                          PKK, gerici muhitlerle olan zinasında başarılı olmuştur. Milliyetçi insanların  da bir kısmı korkunç gaflet içinde olduğu için Amerikan uşakları ortalıkta cirit atmaktadır.

10-                     Velhasıl Türkiye Cumhuriyeti’nin özü yıpratılmış, yarınlar hakkında hüküm vermek, falcılık yapmaya eşit hale getirilmiştir.

11-                     Mümin İnan ülkücülüğü muhitte rezil etmiş durumdadır. Bu kişiyi iş başına getiren bir iki salağın ismini saymayalım. Allah onları rezil etti zaten..

12-                     Moralleri yüksek tutacak tek cümlemiz ise şudur: Büyük Türk Milleti tarihte bu kadar acı duruma düşürülmemiştir. Buna rağmen özünde mevcut devlet kurma, başarılı olma, hainleri temizleme  düsturu mutlaka yeşerecektir. Umulur ki, yaralar cerahat kaplamadan tedavi edilir.

***************************************************

Kerim Özbekler imeille gönderdi

 

Kerkük Düşmeden...

H.Alperen Burak - 13 Ekim 2010

www.habervatan.com

Diliyle, kültürüyle yani özüyle asırlardır Türk olan ve Misak-ı Milli sınırları içinde yer alan Kerkük, tüm etnik unsurların kardeşçe yaşadığı bir Türkmen şehriyken; çatışma merkezi, güvensiz ve yarını belli olmayan bir kaos şehri haline gelmiştir.

Türkmen şehri diyoruz, çünkü 1960 yılı nüfus sayımı sonuçlarına göre Kerkük, %95’i Türkmen olan bir şehirdir. Bu oran 1990’larda Saddam Hüseyin’in Arapları bölgeye göç ettirmesiyle birlikte %75’e gerilemiştir.

ABD’nin Irak’ı işgal süreci; boşluğu iyi kullanan ve kendini ABD’ye kullandıran Peşmergelerin, yaptıkları hizmetin! karşılığı olarak Irak’ın kuzeyini kontrol altına almalarıyla sonuçlandı. Bölgesel Kürt yönetimi adıyla Irak’ın kuzeyine hâkim olan Barzani güçleri, Selahattin, Musul, Erbil, Diyala gibi şehirleri yönetmeye başladılar. Askeri kontrolle başlayan bu yönetme gücü, bölgedeki nüfus yapısında büyük değişiklik yapmak suretiyle siyasi ve sosyal anlamda da kontrolü sağlamalarının zeminini oluşturdu

Saddam döneminde Araplaştırılmaya çalışılan Kerkük,  son dönemde Kürtleştirme politikasına tabi tutuldu. ABD yönetimince hazırlanan Geçici İdari Yasanın 58. Maddesi “Baas Rejimiyle Kerkük’ten çıkarılanların geri dönebilmesi ve taşınmaz mallarının iadesi” hakkını verdiği için; bunu niyetlerine yasal zemin olarak kullanan Kürt gruplar, başta Erbil ve Sülaymaniye olmak üzere çevre vilayetlerden 350-500 bin Kürt’ü Kerkük’e göç ettirdiler. ABD işgali öncesi 600 bin civarı olan Kerkük nüfusu bu gün 1milyonu çoktan aşmıştır. ABD işgali öncesi %75 civarında olan Türkmen nüfusu ise bu gün %25’e kadar gerilemiştir.

Geçici İdari Yasanın 53.maddesi ise Kerkük’ün özel bir statü ile yönetilmesini ve hiçbir yere bağlanamayacağı hükmünü taşımaktadır. Yeni Irak anayasasında da yer bulan bu özel statü için demografik yapıyı ve siyasi ortamı hazırlayan Kürt gruplar,  ilk fırsatta Dünya kamuoyuna Kerkük’ün Kürt bölgesi olduğunu ve kendilerince yönetileceğini ilan edeceklerdir. Bunun resmi rakamlarla ilan edileceği ilk fırsat nüfus sayımı ve ardından yapılacak referandumdur. Referandum sonrası Kerkük’ün Kürt bölgesi olmasının karşısında hiçbir güç duramayacaktır. Çünkü Şiiler ve Araplar da kendilerinin çoğunlukta oldukları bölgelerde federe bir yapı talebinde oldukları için kendi federe yapılarını kabul ettirebilme adına Kerkük’ün Kürt bölgesi olarak ilanına karşı çıkmayacaklardır.

Türkiye; BM ve ABD’ye Kerkük konusunda ki kaygılarını her fırsatta dilde getirse de, Türkmenler adına kazanım elde edememiştir. Gerek BM gerekse dünya kamuoyu nezdinde Türkiye, Kerkük’ün Kürt bölgesi olarak ilan edilmesinin doğuracağı sıkıntıları anlatmaya devam etmeli ve Türkmenlerin sesinin daha gür çıkması için lobi desteği sağlamalıdır.  Kerkük’te Türkmenleri tek yumruk olmalı, Türkiye başta olmak üzere Türk Dünyası el ele vererek, Dili, kültürü ve tarihi Türkmen olan Kerkük’ün peşmerge şehri olmasına engel olmalıdır. Bu gerek Türk devletinin güvenliği, gerekse Türkmen varlığının korunması için olmazsa olmazdır. Bu başlı başına bir insanlık davasıdır. Türkiye’de yıllardır insan hakları savunma bahanesi ile ortada dolaşan ve her fırsatta Türk Devletini küçük düşürme çabasındaki sözde insan hakları dernekleri ve uluslar arası insani kuruluşlar Kerkük için sessiz kalmaktadır.

Aklı ve vicdanı olan herkesin Kerkük konusunda ses çıkartması ve bir oldubittiye müsaade etmemesi gerekiyor. Zaman Türkmenlerin aleyhine hızla akmaktadır.Kerkük düşmeden, dünya kamuoyunu ve uluslar arası kuruluşları harekete geçirmek gerekmektedir.

Tanrı, Türkü Korusun ve Yüceltsin

 

 

AMERİKAN KÖPEĞİ

SUUDİ ARABİSTAN

NEREYE KADAR SİLAHLANACAK?

 

 

 

BATMAKTA OLAN AMERİKA’YI SUUDİ KÖPEKLERİ AYAKTA TUTUYOR.

PETROL PARASIYLA VE HACILARDAN TOPLADIĞI PARALARLA  ALDIĞI SİLAHLARI İSLAM DÜNYASINA KARŞI KULLANIYORLAR.

 

*****************

Hırsız şerefsiz ile onun yağcısı televizyona çıktılar. Biri ilan karşılığı onu besledi. Diğeri onu layık olmadığı şekilde gazetesinde övdü. Bu namussuzların hakim olduğu siyasette iyi ki dikiş tuturmaya çalışmamışım diyen Ali Meraklı ise böyle alçakları seyrederek, aldığı kararın ne kadar isabetli olduğunu idrak etmektedir.

Biriktirdiği serveti emanet edeceği kimdir acaba?

Allah kendisi bilir böylelerini cezalandırırken..

------------------------------

ERGENEKON

BU İSMİ BİR YARGILAMAYA KOYAN ŞEREFSİZİM NAMUSSUZUN VATAN HAİNİNİN TA KENDİSİDİR.

 

SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ DİYORLAR ERGENEKON’A. ÜÇ SENEDİR ELLERİNDE BU ADAMLARIN DEĞİL SİLAH, KÜRDAN BİLE GÖREN, BULAN YOK.

. BÜYÜK YAZAR EMİN ÇÖL AŞAN.MESELEYİ ÇOK DEHŞETLİ YAZIYOR.BROVA..

VE EKLİYOR, ((AKP KARŞITLARINI SİNDİRME OPERASYONU!)) DEYİP NOKTAYI KOYUYOR.

SÖMÜRÜCÜ GAZETE PATRONLARININ BU HENGAMEDE NASIL HİZAYA SOKULDUĞUNU ANLATIYOR.

AYDIN DOĞAN, KARAMEHMET,CİNER VE ŞAHENGİ SAYIYOR.

Necati doğan

Mine Kırıkkanat,

Bekir Coşkunu gazetelerin ekmeksiz bıraktıklarını yazıyor.

ART

Kanal B

Kanaltürk

Televizyon kanallarının AKP baskısına karşı gelmeleri karşısında dört tanesinin nasıl mahvedildiğini anlatıyor.

Ulusal kanal

ART

Kanal B

Kanaltürk

Destani mücadelelerini sayıyor aşağıda ki kimselerin:

Doğu Perinçek

Mustafga ÖZBEK,

Mehmet Haberal

Tuncay Özkan

Mustafa Balbay

Mustafa Okkır

 

Fetullahçı denen vatan hainliğinin iç yüzünü anlatıyor.

İslamı nasıl batırdıkları, dejenere ettikleri milletin gözünün önünde. Allah nasıl bilirse öyle yapsın. Ama yaşarken görelim de tadı çıksın..

 

 

ÖNEMLİ KONULAR

 

AMERİKAN KÖPEKLİĞİ (GERİCİ YIĞINLARIN) OYLARI İLE BU KONU RENKLİ OLARAK DÜNYA TARAFINDAN SEYREDİLMEKTEDİR.

Dünyadaki ırkların en büyük katliama uğrayanı, Doğu Türkistan Türkleri’dir. Allah Çin’e öyle bir felaket vermeli ki, Doğu Türkistan’da milyonları imha eden, ırzını namusunu ayaklar altına alan, tepelerinde atom denemeleri yapan, toprnaklarını işgal eden, Çin anasından doğduğuna pişman olmalıdır.

Onları    ko r u m a k   için  a)Türkiye’nin, b) dünya da demokrasi bokunu yiyenlerin yapacağı bir şey olmadığı onlarca yıldır görülmektedir.

Sosyal adalet ilkelerin ırzına geçen beynelmilel derneklerin Allah belasını versin.

Müslümanlık adına konuşan ama yaşadıkları kafirden daha iki yüzlü olan yüzbinlerin kahrolmasını diliyoruz. Yıllardır düzelmelerini beklemek için yaptığımız dualar kabul edilmedi. Kahrolmaları mümkün mü acaba?

Şimdilik yeter..

-----------------------------

Berna ve Ali düğünü

 

Sitemizin kurulduğu günden beri yazarlığını yapan Öğretmen emeklisi İdris Yavuz bu günlerde evlatlarından birini evlendirmektedir. Davetiye şöyle:

17 eylül Cuma saat 19 da öğretmenevi’nde kına,

18 eylül cumartesi saat dokuzda gelin alma (Selçuk mah.Girne sokak, Başak ap. 7/3  ,

18 eylül cumartesi 19 da Kırıkkale’de Çınar restoranda Migros üstü düğün merasimi yapılacaktır.

Sayın Halide ve İdris Yavuzlar ile Zehra ve Rifat Pehlivanlı imzaları ile duyuruluyor. Yuva kuran Berna ve Ali çiftine mutluluklar dileriz.

Vatana , millete hayırlı olsun!”

********

HİTLERİN YAHUDİ KANINI TAŞIMASI SİZE NELERİ HATIRLATIYOR?

Yazan

Mehmet Yaman

Medyayı takip eden dostlar bugünlerde, basit bir haber gibi sunulan, ama esasında çok önemli bilgileri ihtiva eden ve şimdiye kadar dünya genelinde oynanan çok önemli oyunlara ışık tutacak bir tesbite tanık oldular. Tanık olunan habere göre, bilim insanları Hitler’in DNA sını tahlil etmişler ve bu tahlilden sonra, O’nun Yahudi kanı taşıdığını tesbit etmişlerdi. Bu tesbit, saygıdeğer okuyucularımızda ne gibi düşüncelerin oluşmasına neden oldu, acaba?..

Yıllar önceden beri ehlince bilinen ve zaman zaman da bazen kitaplarda ve bazen de sohbetlerde dile getirilen önemli bir konunun yeniden gündeme getirilmesini ve üzerinde derinlemesine düşünülmesini gerekli kılacak ve pek çok yanlış teorileri altüst edecek önemli bir gelişme idi bu bilimsel tesbit. Bu ne idi acaba?..

Bilindiği gibi, Dünya Siyonizmi’nin yıllar boyu sürdürdüğü mücadelede, müstakil bir devlet oluşturma, önemli bir stratejik hedefti ve bu hedefte de Filistin toprakları önemli bir mekan konumunu oluşturuyordu. Zira bu topraklar tarih boyunca, bütün dinlerin saygı duyduğu bir takım peygamberleri (ve özellikle Hazreti Süleyman’ı) misafir ve dinlerin oluşturduğu medeniyetlere kaynaklık etmiş bulunmakta idi. Bu nedenle, kurulacak devlet burada bulunmalıydı ve bunun için de bazı gizli ve açık çalışmalara ihtiyaç vardı. Yine bilindiği gibi, Dünya Siyonizmi’nin çok önemli önderlerinden bulunan TEODOR HERZLE, bu toprakları, her türlü oyunların, bozgunların, tahrik ve ihtilallerin kol gezmekte bulunduğu bir zaman diliminde, 33 yıl dirayetle ve birlik içerisinde “Yüce Osmanlı Devleti” ni yönetmiş bulunan merhum 2.Abdülhamit’ten istemiş, Abdülhamit’in kendilerine, bu toprakları çok büyük bedellerle elde ettiklerini ve bu bedelin ödenemeyeceğini belirterek, bir devlet kurmak istiyorlarsa, Kanada topraklarını tavsiye etmeleri üzerine, çevrilen oyunlarla bu padişah devrilip, yönetim ittihatçılara geçirildikten sonra, ittihatçıların içinde etkin bir biçimde konuşlanmış bulunan mason ve Yahudilerin de destekleriyle, Filistin’de bulunan Araplar çeşitli baskın ve gasplarla yerlerinden edilerek, bu topraklarda Yahudi kolonileşmesi sistemli bir biçimde geliştirilmiştir.

İşte bu dönemde, bu topraklara tüm dünyadaki Yahudilerin (Türkiye’den de belli bir azınlık gurup göç etmiştir) göç ettirilmesi, ilerde kurulacak devletleri için çok önemli idi. Bundan sonra, tüm dünyada bulunan Yahudileri bu topraklara göçmeye teşvik etmişler, ancak bulundukları devletlerin içinde önemli bir ekonomik ve bürokratik konum elde etmiş bulunan Yahudiler, yerlerini terk etmediklerinden, Filistin’e yeteri kadar Yahudi yerleşimi sağlanamamış ve bu nedenle de, birçok yeni mizansenlerin ve senaryoların düşünülüp uygulanması çalışmalarına mecbur kalmışlardır.

Amerikan Yahudileri, Amerika ve Kanada civarında önemli ve gelişmiş konumda bulunduklarından buradan göç sağlanamaması üzerine, bu senaryolar, Avrupa ve Rusya’da bulunan Yahudilerin üzerine yoğunlaştırılmış, ancak Avrupa’dan ciddi bir göç yine sağlanamamış, Rusya gelişmemiş ve insani problemlerin oluşturduğu bir devlet olması hasebiyle, Rusya’dan çeşitli vaad ve baskılarla bir kısım Yahudi ailesi, Filistin topraklarına göç ettirilmişti.

Filistin toprakları gelecekteki Yahudi devleti için organize ediliyor, Dünya Yahudilerinin önemli destek ve teşvikleri ile, bu topraklarda yeni ve çağdaş bir yapılanma hızla devam ettiriliyordu. Ama devlet için mevcut nüfus henüz yeterli değildi ve kitleler halinde yığınla göç gerekli idi. Bu da, yapılan çok yönlü özendirmelerle sağlanamamış bulunmakta idi. Bir taraftan kurulan çetelerin yıkıcı ve tahrip edici faaliyetleriyle, Filistinli Araplar sürekli topraklarından atılırken, bir taraftan da özellikle, göç etmeye hiç itibar etmemiş bulunan Avrupalı Yahudi aileleri, kendilerine verilecek çok acı derslerle Filistin’e göç ettirilmeliydi. İşte bu aşamada bütün senaryolar bunun üzerine kurulmuş olup bu senaryolardan birine göre, Avrupa’da ciddi bir Yahudi düşmanlığı geliştirilmeliydi. Dünya Siyonist liderleri, bu düşmanlığı kendi kontrollerinde ve kendi amaçlarına uygun hareket edecek dozajlarda bir planlama ile ve sağlıklı bir biçimde götürmelilerdi. Bu plan gayet gizli ve başarılı bir biçimde geliştirilmeli ve başarıyla sonuçlanmalı idi.

Bu aşamada Avrupa devletleri içindeki Yahudiler tedirgin edilmeli, hatta acı da olsa bazı kayıplar vermeli, tüm dünyanın dikkati bu harekete çevrilmeli, gaz odaları gibi, gerçekte olmayan bir takım iddialar ortaya atılıp, uydurma senaryolar ve mekan hazırlıklarıyla iddiaları pekiştirilmeli, işkence programları uygulanmalıydı. Bu büyük organizasyonda bazı kayıplar ve üzüntü kaynağı şeyler olabilecekti ama, çok önemli ve tüm dünya Yahudilerinin menfaatlerini sağlayacak bir proje için, bu kayıplar değerdi ve  göz yumulabilirdi. Yeter ki, nihai büyük amaç gerçekleştirilsin (işin burasında, İsrail gizli örgütü, İngiliz gizli örgütü ve Amerikan gizli örgütü işbirlikleri ile oluşturularak, Amerikan ikiz kulelerine yapılan 11 eylül saldırı senaryosunu da dikkatle incelemelerini, saygıdeğer okuyucularımızın takdirlerine sunarız) ve İsrail Devleti kurulsundu.

Dünya devletlerinin mihverini oluşturan Almanya ile, Yahudilerin başarılı bir biçimde yerleştikleri Fransa, bu senaryonun uygulama alanı olmalıydı. Bu nedenle buralarda ve diğer çevre devletlerde etkili olabilecek bir çıkış, buralardaki tüm Yahudi aileleri tedirgin eder ve kendilerinin güven içinde olabilecekleri yerleri aramalarına neden olabilir ve böylece de geniş bir Yahudi göçü sağlanabilirdi, Filistin’e. Proje başarı ile uygulanmış ve bir Yahudi olan Adolf Hitler, bu rolü büyük bir gizlilikle üstlenmişti. Bu projeye göre oluşturulan senaryolar artık yavaş yavaş gün yüzüne çıkıyor, Yahudi düşmanlığı tüm Avrupa’yı kaplıyor, çıkartılan 2.Dünya Savaşı ile, milletler (aynı sonradan uydurulma pek çok sözlerin ayet olarak katıldığı Tevrat’ta bu katışıklıklarla da istendiği gibi) birbirine kırdırılıyor, bir tarafta Avrupa yıkılırken bir taraftan da Filistin bağımsız bir devlet olarak, Yahudi devletine güvenlikle hazırlanıyordu. Nihayet 1945 yılında bu savaş bitiriliyor ve akabinde, hem uluslararası alanda ve hem de yöresel olarak yapılan pek çok kan dökme ve toprak işgalleri ile dünya devletleri yanında Filistinli Arapların büyük mağduriyetleri hiç te dikkate alınmaksızın, İsrail Devletinin kuruluş hazırlıkları tamamlanıyordu.

Böylece kontrolle çıkartılıp, kontrolle bitirilen bu 2.Dünya Savaşı, İsrail’in dünya sahnesine bağımsız bir devlet olarak sunulmasını sağlıyor ve tüm organları birkaç yılda oluşturulan İSRAİL DEVLETİ bağımsızlığını 1948 yılında ilan ediyordu. Tabii bunu tanıyan ilk ülke Amerika, ikincisi Rusya ve üçüncü ülke de Türkiye(!) olacaktı.

Kuruluş dahil tüm aşamaları problemlerle dolu bulunan İsrail Devleti, problemleri bundan sonra da devam ettirecektir. Zira kuruluş felsefesi tamamen Yahudi ırkı dışındaki insanların koyun sürüsü gibi idare edilmesi, kendisinin üstün ve yönetici ırk olarak dünyaya tek sahip olması, İsrail dışında diğer devletlerde yerleşik bulunan Yahudilerin, bulundukları devletlerin zenginlik ve bürokrasisi ile siyasetine sahip olmaları sonucunda, devletlerinin kuruluş felsefesi ve resmi projeleri olan Siyonizm’e hizmet ettirilmesi çalışmaları ve çabaları sonucu, hep diğer bağımsız devletleri görünür görünmez projelerle hegemonyasına alma savaşını durdurmayacaktır.

Tüm dünyada, bu ideolojinin hegemonyasına alet olmayan namuslu ve tüm insanlığın huzur ve refahını düşünen dürüst insanların, ülke yönetimlerine sahip olmaları ile Siyonizm’i reddeden akılcı ve insancıl değerleri üstün gelen Yahudilerin de destekleri alınarak, buna uygun ülkeler arası politikaların geliştirilmesidir ki, yanlış teoriler içeren Siyonist felsefenin gerilemesine ve dünya insanlarının rahat ve huzuruna zemin hazırlayacaktır.

İla nihaye gerçeklerin saklanması mümkün değildir. Bazı art niyetliler saklama gayretlerine devam etseler de objektif, tarafsız bilim adamları bazı gerçekleri yıllar sonra da olsa, su yüzüne çıkaracaktır. Bu tarihin kaçınılmaz bir zaruretidir. Ancak bu arada pek çok senaryolar ve oyunlar sonucu, dünya genelinde tahribatlar, kaybolan insanlar ve insanlıklar bize ışık tutmalıdır ve sağlıklı düşüncelerin hakim olmasına vesile olmalıdır, sanırız.

Geçen hafta yapılan bu bilimsel araştırmanın sonucunun ortaya koyduğu tesbit demek ki, küçücük ve tarihte kalmış bir haber parçası değil, çok önemli tarihi tesbitlerin su yüzüne çıkmasının ve bundan sonra da senaryolar gereği düzenlenmeye devam edilecek olan (ki, ta o zaman yazdığımız gibi, 11 eylül provokasyonunun iç yüzü de yakınlarda ortaya çıkacaktır sanırız)  provokasyonlara karşı dikkatli ve uyanık olunması gerektiğinin, önemli bir hatırlatma belgesidir.

Küçük ve basit çıkarsal duygularla birbirimize girip, birbirimizi yok etmeye çalışma yerine, tüm insanlığı hedef edinen, ciddi ve insancıl proje ve eylemlerle, ülkemiz ve dünya insanlarını güçlendirme çalışmalarını yapmamızın ve tabir-i caizle, artık aklımızı başımıza almamızın zamanı geçmek üzere olduğunu, bir kere daha hatırlamamıza neden olan bu araştırmayı yapanları ve bu araştırma sonucunu düşünmeleri için, insanlığa sunanları tebrik ediyoruz.

 

30 Ağustos 2010

Mehmet Yaman

Araştırmacı-Hukukçu

Çankaya- Ankara

 

 

OSMAN ÜÇER DİYOR Kİ:

İKİ GURUPTA SEÇİM YAPMAK

BİRİNCİ GURUP:

 

Milliyetçi muhafazakar olduğunu söylüyor. Bu yolda siyasi ve fikri tercihler yapıyor. Ama, eline fırsat geçiverince yiyor, içiyor, yakın kayırıyor, menfaat için yemlediği bok kalmıyor. Göreve gelirken veya getirilirken dürüstlükle alakası bulunmuyor. Rakipleri kendi fikrinde de olsa onlara iftira yaydırırken Allah’ını ve kitabını unutuyor.

 

İKİNCİ GURUP:

 

Fikri eğilimi sebebiyle kendisine Mao’cu, Lenin’ci de denebiliyor. Ama, bir işin başına geçtiği zaman kendisini düşünmüyor. Yemiyor, içmiyor, sosyal adalet ilkelerine uyuyor. Görece gelirken ve adam getirirken dürüstlük kurallarını ihmal etmiyor.

 

BİRİNCİ GURUPTAKİ ADAM TAM BİR ŞEREFSİZDİR. MİLLETİN BAŞINA BELADIR.

İKİNCİ GURUPTAKİ ADAM İSE ALLAH İYİLİK VERSİN SANIRIM MİLLETİN LEYHİNDE DAVRANAN BİR İNSANDIR.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ?

 

 

CEMİL DERELİOĞULU KİMDİR?

 

NİĞDELİ BİR BESTEKARDIR. ESERLERİNİ Mİ SORUYORSUNUZ?

DÜNYANIN EN EFENDİ İNSANLARI ARASINDA SINIFLANDIRIRIZ BİZ. BÜTÜN ESERLERİNİ SAYMAMIZ İMKANSIZ. BAZILARININ İSİMLERİNİ SUNALIM. ARKASINDAN DİĞER SÖZLERİMİZİ SIRALARIZ.

 

AKLIMDAN HİÇ ÇIKMIYORSUN

ATEŞİMSİN YAKIYORSUN BAKINCA

AYNADA DÜN GECE BİR RESİM GİBİ

BAKMA YEŞİLGÖZLERİNLE

BEN BU CANI KAÇ SENEDİR SENİN İÇİN TAŞIYORUM

BEN ÇOBANDIM SEN YILDIZIM

HAYALİMDEN GİTMEYEN ANILARIM VAR

KALBİMDE ALEV ALEV

MAZİYE DALINCA GÖZLERİM DALAR

MEVSİMLERDEN BİR İLKBAHAR

ÖMRÜMÜ BEN SANA NASIL BAĞLADIM?

PETEKLERİN BALI SENSİN

SEN EKTİN YÜREĞİME EN ACI DUYGULARI

SEN SEVDİM DİYORSUN AŞKI SENDE BULMALIYIM

SEN ŞİMDİ DÜŞLERDE AŞKI ARAR GİBİSİN

SEVGİ SENSİZ AŞK SENSİZ

SÜZÜLÜRSÜN GÖZLERİMDEN HER GECE

YILDIZLARIN ALTINDA BİR YAZ GECESİ

YILLARDIR ÖZLER GİBİ

----------------------------------------------------

BU ŞARKILAR ALFABETİK SIRAYLA SUNDUĞUMUZ BAZI ÖRNEKLERDİR. BESTEKARI CEMİL DERELİOĞLUDUR.

BAŞKENT NİĞDE VAKFI’NIN

TÜRK SANAT MÜZİĞİ KORUSUNU DİNLİYORUZ BU SATIRLARI BİLGİSAYARA YAZARKEN.

NEŞE-İ MUHABBETLİ NAĞMELER KONSERİ DEMEKTEDİR.

Şef: Yavuz Ahmet Demirden.

Sunucu: Ülgen ÖZALP

Yerimizin ve gayretimizin müsaade ettiği nisbette bu konserin sanatçılarını, Koristleri Yavuz Ahmet Demirden hakkında bilgiyi ve 2 bölümünde hangi şarkıların sunulduğunu yazacağız., teknolojik seviyemiz elverdiği zaman şarkıları da sunarız tabii.

BU ŞARKILAR ARASINDA İKİ ADET ŞARKI BESTEKARIMIZIN ESERİDİR:

1-    Yıldızların altında bir yaz gecesi Ülgen Özalp söylüyor , güfte: Yasemin Balkan,

Makam: Acemkürdi.
2- Kalbimde alev alev  Necmettin Akıncı dillendiriyor. Güfte:Bekir mutluya ait. Makam: Muhayyer kürdi.

Şimdi BESTEKARIMIZ CEMİL DERELİOĞLU’NUN BİYOGRAFİSİNİ SUNALIM. Ama hem folklorik olsun ve hem de samimi şekilde anlatalım. İstanbul da hangi fikir adamlarının dizi dibinde oturduğumuzu (Nihal Atsız-Necip Fazıl Kısakürek- Ergun Göze- Nejat Muallimoğlu- senarist Yücel Çakmaklı ‘dan değil, dizimiz üstüne çökmeyi öğrendiğimiz zamanlarda Niğde’nin Kayardı Bağları’ndan bahsedeceğiz.

Hani Niğde bağları diye türkülerini dinlediğiniz muhitleri anlatacağız.

Cemil Derelioğlu, Niğde Sakarya İlk okulu’nda öğretmenimiz Nadire Dereli’nin büyük oğlu idi. Kayardı’nın Hacı Osman Çayırı denen muhitten (Aravan köprüsüne bitişik) Çınarlar’a kadar uzayan muhitte (Kurdunus köprüsüne gidilecek muhitte)  tanınan kimselerin en saygı kimselerinden Nadire Dereli’nin oğlu. Bu öğretmen Osman ÜÇER’i beş yıl okuttu ilk okulda. Aynı okulda Tahsin bey’in,  Süleyman  Özdamar’ın (Değerli dernekçimiz, doktorumuz Nadi Özdamar’ın babasının) müdürlük yaptığını iyi hatırlıyoruz. Hacı Osman Çayırı tarihi Cami’nin bulunduğu muhitin adıdır. Biz buralarda elle balık tutarken, Çayırlar üzerine fırınlar yapıp, peksimetler pişirirken öğretmenimiz Nadire Dereli’nin incelemesine tabi tutulurduk.

Kitapçılardan Tahsin efendi’nin  kontrolunda, toplanan parayla Ahmet ÜÇER tarafından meçside minare eklendi. Cami tamir edildi. Hemen bütün Kayardı’nın bayramlarda bu camide bayram namazı kılmak için geldiğini hatırlarız.

O sıralarda mahallenin bazı gençleri vardı. Adlarını mı istiyorsunuz.? Bazılarını günümüzdeki adlarıyla, bazılarını o zamanki adları ile sunma zarureti vardır.

Aylardır Başkent Niğde Vakfı’nın NİĞDEMİZ dergisinde merakla ve takdirle okuduğunuz  H.Naim Şenol’u gözlerinizin önüne getiriniz. Sihirli folklor yazılarını okuyor nefesiniz kesilmiyor. İşte onun yanında Cemal ağabeyi,  Niyazi Recan’ı, Muhtar Latif ağabeyi, Öğretmen  İrfan Gürbüz’ü, İğneci Haciemin’in oğlu Tekin’i ve ağabeylerini, Musaffa’nın ağabeyi Şair Ali’ beyi, Yemen Gazisi Celalettin Birim’in (annemin dayısı)  oğlu Hayrettin Birim’i (Bakkalbaşıoğlu),Yıllarca Niğde’de ikamet eden ve Niğdelilerle kaynaşan Zonguldaklı Apti Ağa’nın oğulları Yaşar ve İhsan’ı, muhitin çocukları Hikmet,. Fikret, Osman ÜÇER, Orhan Recan, İlhan Gürbüzü, Ormancı’nın oğlu Hulkiyi, Kitapçıların çocukları Nezihe hanım  ve kardeşlerini, Köçeğin Murtaza’nın boy boy çocuklarını, Öğretmen İbrahim efendi’nin çocuklarını, Nisari Hoca’nın çocuklarını, damadını vs. düşünün gözlerinizin önüne getirin. İrfan beyi Niğde öğretmen evinde görürsünüz bu günlerde. Emekli oldu ya sağlığının iyiliğine rağmen, hastalık hastalığı yapar öyle.

Bu saydığım yerlerin büyüklerinin isimlerini söyleyeceğiz?

Kitapçı Halil efendi, kitapçı Kuddusi Efendi, Marangoz Ahmet ÜÇER Efendi, Celalettin Birim, Zonguldaklı Apti Ağa.,Kunduracı Akif Özkale (Çocukları Gülseren, Gülderen, Önder Özkale), Orhan’nın babası Hancı, Mübaşir Mehmet Efendi (Mubaşir Şeref,  Mediha, Semiha, doktor Nezihe, doktor Nermin ,Şair ali beyin ablası Musaffa, Annesi, babası, zaman zaman misafirleri akrabağları A.Vehbi ECER,  H. Naim Şenol aile efradı, edebiyat öğretmenimiz Nebahat hanım’ı (Naim Ağabeyin ailesi) , Sinanoğulları aile efradı, Kendirlilerin bağlarının arkalarında Şükrü ve Noter Emin ve diğerleri, İrfan Gürbüz, İlhan Gürbüz, İğneci Hacıemin efendi, Cemil beyin karısı olan hacıemin beyin kızını,  Çınarların etrafını süslüyen ağa evleri, onların hepimizin tariflerine giren binek hayvanları, Öğretmen İbrahim efendi ve oğulları,  köçeğin Murtaza efendi ve aile efradı..

İşte bu saydıklarımız arasında Cemil Bey. Nadire Hanımın büyük oğlu Cemil Derelioğlu. Efendi efendi gelir, herkesin hatırını sorar. Etrafı seyreder. Ben bir taşkınlığını görmedim.

On onbeş sene öncelere gelelim. Ben Nazillideyken (onbir sene kaldım her yıl üç defa Niğde’ye geldim)  ve Niğde’ye geri döndüğümde, dostlarımı aramak için cep telefonlarının mesajını kullanarak dostlarımın Cuma günlerini, Cuma bayramı olarak kutlardım. Cemil Bey’in hanımı bir okur iki okur ve Cemil beye çıkışır:

-         Yahu, senin böyle Müslüman arkadaşların var da senin bu yolda tutumuna neden tanık olmuyoruz diye azarlar. Bir gün Cemil Beyden benim gibi beynamaza bir telefon geldi. Ve şöyle dedi:

-         - Yahu sen devamlı Cuma kutlayınca bizim hanım bana çıkışıyor, sen neden bu yolda emek harcamıyorsun? Namaz kılmıyorsun? diyor. Ben gülmekten yıkıldım. Çünkü, Yenge nerden bilsin benim gibi bir beynamazın İslam istismarcısı olduğunu?. Her zaman Cuma kutlayınca gerçekten hiç bırakmadan abdestli namazlı bir adam sanmış beni. İşe bak! Durum ne oldu?  Son beş altı bayramdan  beri Cemil bey telefonla kandil kutlar, bayram kutlar bizden tın çıkmaz. Bu da bir hatıra işte.

-         Nazilli’de şair arkadaşımın şiirini bestelemiş. Benim haberim bile yok. Bayağı meşhur oldu mesele. O arkadaş yanında forsumu bir göreydiniz. Rahmetli ölünceye kadar beni yere göğe bastırmadı.. Cemil Derelioğlu bestekarın arkadaşı, hemşerisi olduğumdan devamlı taltifledi beni.

-         Şiir yazan kimselerin yeni bir merak sahası oldu bu besletelenme meselesi. İnanın ben hiç heveslenmedim. Çünkü kavga şiirinden aşk ve tabiat şiiri yazmaya vakit bulamam zaten.

-         Bacanağım Alaaddin Şensoy beyin evinde iken masasının üzerinde çanta çanta mektup görürdüm. Çoğu kimse şiirini gönderiyor ve bestelenmesini istiyordu.

-         Bacanak, birkaç defa şiir istedi. Besteleyeceğim diye. Ismarlama yazamamışım demek ki, ölünceye kadar kendisine şiir veremedim.

-         ------------

-         Üstadım Cemil Derelioğlu, Niğde her geldiğinde bizi ihya eder. Biz Sabri Özdağ’ın kitabında anlattığı ziyafeti verecekken üstadımız, yedirir içirir bizi. Eh daha ne diyelim.?  Gönlümüzü hoş eden sohbeti, sihirli müziği, maziye ait hatıraları ile bizi ihya eden Cemil Ağabeyimizden Allah razı olsun. Gelemediği düğünün hediyesi Cumhuriyet altınını yerine ulaştıran böyle adam gördünüz mü?

-         1939 yılında doğduğuna göre kardeşi Osman ÜÇER’den bir yaş büyüktür., Şehir evlerine de komşuluk yaptık. Yenice mah. Mezgit önünde biz Nüshet beyin evinde otururken,   iki alt sokakta Nadire Hanımın evi  vardı..

-         Babasının Konya eşrafından oluşu (Mithat hocanın oğlu seyit Ali bey’dir. (Bizim sülalemizin dörtte birinin de Konya’da bulunuşu üstadımla müşterek bir yanımız olsa gerek.

-         İlk okulu Sakarya’da, orta okulu, Niğde Ortaokulu’nda, Lise’yi Mersin’de, Ankarada deneme lisesinde okudu. Almanya’nın München Hochscule Politische Wissenchten (siyasal bilgiler fakültesi) ve Ankara İktisadi ve ticari ilimler akademisinde yüksek tahsil yaparak maliyeci oldu.

-         TC. Emekli sandığının bir kuruluşu oylan Emek inşaat ve işletme şirketinde çalışma hayatına başladı. 13 yıl burada çalıştı. 1979 dan sonra özel sektörde görürüz kendisini. Güneş sigortada teknik müşavirlik yaptı. 80-85 yılları arasında serbest inşaat müteahhitlik hizmetlerinde çalıştı ve emekli oldu.

-         Niğde ortaokulu’nda 1. sınıfta mandolini öğrendi. Almanya tahsili esnasında Çekoslovak piyanist  Cihictinta Girag dan piyano dersleri aldı.  Merhum kemani bestekar Salahattin İnal’dan makam ve usul dersleri halen İstanbul radyosunda görevli kanun sanatçısı Şener Altırnbaşa’dan kanun dersleri aldı.

o       Bestekar olarak karşımıza 1987 yılında çıkar. 19 tanesi TRT reportuarında olmak üzere toplam 45 adet Türk sanat müziği dalında 2 tanede pop müzik dalında bestesi vardır. Yazımızın başında alfabetik sunduğumuz eserlerinin bir gün sitemizde müziğini verebilmeden ölmek istemiyoruz. Bu kıymetli arkadaş bizleri gururlandırıyor. Sıcak kişiliği ile heyecanlandırıyor. Şereflendiriyor.

o       Bu yazıya müsait bir zamanda devam edersek olumlu şeyler söylemiş oluruz sanırım.

o       Dedik ama, dinlemekte olduğumuz bantta Üstadımız Cemil Derelioğlu’na plaketin verildiğini seyir edince birkaç satır daha yazma gereği doğdu. Konserin birinci kısmını havi bantın böyle bir sahneyi bulundurması şarkılara daha çok eğilmemizi sağladı. Cemil bey bütün tevazu ile plaketini alıp, ağır başlılığıyla yerine gitti.

Sonra ikinci Bantta hocası bestekar ve ses sanatçısı Alaaddin Bey hakkında beyanları ve okumaları çok takdir topladı. Seyirci sık sık olayları vesile ederek kendisini sahneye çağırdı. Velhasıl iki DVD de de Cemil bey  izleyenleri ihya etti. Niğdeli sanatçı olarak hafızalara iyice yerleşti.

İnşallah uygun bulursak, bu konuda önemli notları da sunarız. Bir mektubu var elimde . bu günlerde bana ulaşan. Sağlık ve esenlikle kalınız.

Kadim dost Osman bey diye başlıyor. Bu bölümü meydana getirdiğim de muhterem zata duyurdum. Beğenmediğin veya ifşa sayacağın husus olursa işaret et, bazı kısımları kaldırabilirim dedim. Bu güne kadar  ikaz gelmediğine göre, uzun mektubun da önemli sayılan yerlerine dokunmam, çizeceğim Cemil Derelioğlu’nu daha iyi tanıtmaya yarayacaktır.

En son görüşmemiz, Niğde lisesi mezunlarının Lise bahçesinde bir araya geldiğinde idi sanırım.

Mektubunda:

Emekli olan insan ne yapar, yaşlar yetmişi geçse de, bizler devamlı çalışan insanlarız. Siz edebiyat alanında hem şair, hem de naşir olarak en yüksek mertebesindesiniz sanırım.

Ben de musukiden sonra, şiir yazmaya özendim ama, becermem çok zor. Şair, Yahya kemal Beyatlı şiir konusunda diyor ki, “Şiir nesirden bambaşka bir hüviyette ve musukiden başka türlü musukidir. Eğer şiirin tarifi yapılabilseydi bir türü değil, bin türlü tarifi olurdu.” Der.

Bu bakımdan, ben de derim ki, “şiir ve beste, şairle ve bestekarlar Tanrı bir iletişim duygusudur” diye tarif ediyorum.

Bu satırlarını okudukça bir sohbet değil, kavramların inceliklerini öğreten bir öğretmen gibi üstadım. . Devam edelim:

Tabiî ki bu arada siz de gelmiştiniz bir kere. Niğde Vakfına vakit buldukça uğrarım. 2009 un son haftasında eski bakanlarımızdan Boırlu Haydar Özalp’ın gelini Ülgen Özalp de ona bu konuda destek benden de maddi manevi katkı istediler. Ben de bir nebzede olsa gereğini yaptım. Tabiî ki, amatör de olsa bir yankı uyandırdık. Eleştirilecek de olsa maksat bir adım da olsa Niğde’nin sesini duyurmak.

Velhasıl Ankara’da havadisler bu kadar. Telefonda bahsettiğim TSM korosunun V.C.D sini Niğdemiz dergisinin bu konuda çıkan yeni sayısını da gönderiyorum.

Sevgili dostum. Sağlığına dikkat et. En kısa zamanda Niğde’de görüşmek ümidi ile tanıyan tanımayan herkese selamlar.

Son halimi görmek istersen 19 haziranda Orhan baba ile çekilmiş bir resmi de gönderiyorum. Cemil Derelioğlu imza

Bu mekbupta konser için tevazulu bir anlatım var. Bende çok güzel bir sanat gösterisi. Herkese teşekkürler.

Konumuz olan Cemil Bey’in’de katkıları kişiliğini yansıtıyor.

Herkes , her şey fani. Dileriz ki bu hazırlanan belgeler, bizim tanıtım şeklimiz nesillerin eline sağlıklı bir şekilde geçer de, sanatın dejenere olmasına kimse müsaade etmez.

Cemil Bey üstaaaadııııııımmmmm.

Allah razı olsun ve korusun!

Bir yeni ek:

Şu anda sesi  Bordum’dan geliyor. Yakınlarıyla beraber orda. Bana denizden bahsetmemi değil, Niğdeyi anlat  diyor. Ben ona Kayardı

Bağlarının gündüzünü ve gecesini anlattım dakikalarca..

 

Mersin’e kaçabileceğim günmleri bekliyorum.

***********************************************************

 

 

 

2-    ESAS RAHATSIZLIK NE?
Hamas’a propaganda serbest, şehit haberine sansür!
AKP ve Tayyip Erdoğan sayesinde artık bu ülke için toprağa düşenlerden bile haberdar olmayacağız. Evet Başbakan dün ültimatomu verdi ve şehit haberlerine karartma talep etti. Görüyorsunuz AKP diktatörlüğü şehit cenazelerine katılımı ve cenaze namazını kılmak için camilere gitmeyi yasaklaması yetmiyormuş gibi şimdi şehit haberlerine karartma getiriyor. Neymiş efendim bu şehit haberleri PKK propagandası imiş!. Anlamıyorum şehit cenazeleri nasıl PKK propagandası olur? Tersine o haber ve görüntüler bu toplumun millet olma bilincine katkı yapar çünkü toprak eğer uğrunda ölen varsa vatan olur... Hadise PKK propagandası falan değil, AKP’nin o görüntülerden oy olarak olumsuz etkilenmesidir. Evet bu ülkede Hamas’ın propagandası serbest ama Türkiye için ölenlerin isimlerinin açıklanmasına bile sansür talebi var..
SORU-YORUM...
Sen AKP’nin sözcüsü müsün Paşa?

Olağanüstü hal ilanına gerek yokmuş! Hayır bunu Tayyip Erdoğan ya da diğer siyasi kişilikler  söyleyebilir de Genelkurmay Başkanı Orgeneral Başbuğ iki sebepten ötürü söyleyemez. 1) Olağanüstü Hal teklifini yapan bir siyasi yani muhalefet önderidir. Dolayısı ile Orgeneral Başbuğ siyasi bir kişiliğe yani Devlet Bahçeli’ye karşılık vermek ya da laf yetiştirmek konumu ve pozisyonunda olamaz. Bizim böyle bir yetkimiz yok der, hükümetin işi der, onların takdiri der ki gerçek öyle yani olağanüstü hal’i ilan yetkisi hükümette. Durum bu iken Genelkurmay Başkanı Tayyip Erdoğan’a ve AKP’ye teknik destek ve hatta omuz veriyor ve Olağanüstü Hal’i ilan etmekten uzak duran AKP’ye arka çıkıyor.. Ha varsa bir görüşün, onu basın önünde AKP’ye destek gibi değil, kapalı kapılar ardında söylersin! 2) Olağanüstü Hal’e gerek yok ise şu şehitler ve şehadetler niçin Sayın Başbuğ? Senin askerin, “Yetkim yok, teröristle mücadele edemiyorum” diye feryad edip  toprağa düşerken, sen AKP’ye şirin görünme adına nasıl böyle bir sözü edersin?
BOŞA KÜREK ÇEKİYORLAR...
Hükümet PKK ile müzakereye mi oturacak?

Çocuktan al haberi derler ya, aynı hesap. Gaze-tecilikte varlık nedeni ve tek güvencesi Tayyip Erdoğan olan kalemler birden PKK ile müzakereyi seslendirmeye başladı. Evet Tayyip Erdoğan yarın kazara Hıristiyan olsa, bunda bir hikmet var deyip anında din değiştirecek durumda ve konumda olanlar, ekranlara çıkıp  hükümetin PKK’yı muhatap almasını dillendiriyor. Hayır bu işleri iyi bilen biri olarak vereceğimi hüküm şudur. O kalemler, Tayyip Bey’e rağmen ve hele onun kızacağı hiçbir  şeyi yapmazlar, çünkü Erdoğan velinimet. Dolayısı ile ben o tekliflerin Erdoğan adına kamuoyu oluşturmak için yapıldığı kanaatindeydim. Evet AKP’li kalemşörler, bu tezi ortaya atarak hem tepkileri ölçüyor hem de zemin inşa etmeye çalışıyorlar. Tabii bu teklifleri ile aynı zamanda açılımın balon olmadığını da  güya ispata uğraşıyorlar.

13752 defa okundu

 

 

YETMİŞ YILLIK NOT DEFTERİNDEN SÜZÜLENLER:

 

 

Düşünmek, pişman olmamanın ilacı, az yemek şişman olmamanın ilacıdır. (Bilmem uzun uzun izaha gerek var mı?)

Ev (bina) taştan, iş baştan yapılır. ( Beton arme ile gök delenler yapılsa da, sağlık, güzellik bakımından binaların taştan olmasının gereğine inanmışım bir kere. Bir işin salimen sonuca uğraması için de işe başlarken palanı yapılmalı, ilk girişimler, sonucun ucuz, başarılı olmasını sağladığı unutulmamalıdır)

Kini kalbinden silip, tecrübeyi istifleyen,

Kutsalı, maneviyatı  olmayanın, havayi hayatı yaşadığını söyleyebiliriz. (Anlamlı, başarılı yaşama için objektif bilimsel bilgiler, gayret ne kadar önemli ise, manevi hayatı gözden uzak tutmamak da, sağlam esaslara bağlı olmak demektir. Aksi halde, yalnız mantık ve beyin yolu ile olsa olsa zerre mesafe katedebiliriz.)

OSMAN ÜÇER’DEN VECİZELER

Tökezmemenin anahtarına sahip demektir. ( Kin, insanı mutlu kılmaz. Dinen yasaktır. Ama, gördüğü kötülükleri anlamlı tespitlere dönüştüren, salim ve akıllı bir yolun yolcusu olur.

 

 

Günün sözü:

İSRAİL DEVLETİ’Nİ KURANLARA TOPRAKLARINI SEN, BEN, BİZ SATMADIK.

BİZZAT, ARAPLAR, FİLİSTİNLİLER SATTI. ÖZDEMİR İNCE- HÜRRİYET

--------------------

NAZIM HİKMET’İ ULUSAL TELEVİZYON ANLATTIKTAN SONRA FİKRİM DEĞİŞTİ:

NAZIM HİKMET’İN MEZARI TÜRKİYE’YE GETİRİLMELİDİR.

 

1950 TARİHLİ CUMHURİYET GAZETESİ’NİN HABERİ DAHİL, ULUSAL TELEVİZYON’UN NAZIM HİKMET PROĞRAMI DA TÜRK AYDINI’NA TEKRAR YAYINLANIP, NAZIM’IN MEZARİ’NİN TÜRKİYE’YE GETİRİLMESİNİN RUSYA’YA BİR TOKAT OLDUĞU KABULLENİLMELİDİR.

NAZIM  1950 DE MOSKOVA TOPRAĞINI ÖPMÜŞ MÜDÜR? NELER SÖYLEMİŞTİR. Cumhuriyet doğru mu yazmıştır?. Sonra ne olmuştur?

Rusyadaki Rusçu komünizm ile Nazım bıçak bıçağa gelmiş midir?

Bunları aydınlatırlarsa, Nazım’ın mezarının Türkiyede beklenmesinde şu yaşımda nöbet tutacağımı vaat ederdim.

Hadi, bu kadar kısa yazayım ki işin gerçeği için seyirci, okuyucu, ziyaretçi gerçekleri arasın. Nazım’ın Türk Milleti’ne borcu var mıdır? Türkiye’nin ona borcu var mıdır?

Anadolu da köy mezarlığını Nazım’a kapamak, onun gerçeğini karanlıklar içinde bırakmaktır.

NAZIM’IN, ((BİZ ŞU KADAR ERMENİYİ ÖLDÜRDÜK, ŞU KADAR KÜRDÜ ÖLDÜRDÜK!)) DİYENLERİ İYİ TANIYALIM. Bu gibiler piçtir.

Nazımsa, Rusya’ya karşı mücadele verip, Türkiye’yi daima yüce kavram olarak görmüştür. Bu gerçekleri ortaya çıkarıp, Nazım’ın mezarı getirilirse, Türkiye’de olumlu havalar eseceğini sanıyorum..

 

 

ALİ MERAKLI  YANIKIYOR..

 

Bütün değerli yazar arkadaşlarım folklorik, tarihi, fikri eserler yazıyor. Görüşmeler sonucu bir müessese bastırılması eziyetini üzerine alıyor. Böylelikle mali durumlarını perişan etmeden eser sahibi oluyorlar.

Benim durumum öyle mi ya? Hem yazarken becelleş. Hem ailenin kısıtlı gelirini o işe harca. Hem de kitap çıkınca yok beynelmilel dernek, yok Masonluk, yok hırsız, yok arsız derken toplumda hiç huzurun kalmasın.

Böyle yazarlığın sen değil, ben içine…..

************

*******

Üstadın kitabından

Yemek duası

 

Önünde sofra kurduk

Yüce Tanrım bu günde

Karnımızı doyurduk,

Hamdolsun bu öğün de

 

Nimetini bollaştır,

Her şeyi ziyade et,

Kudretinle ulaştır

Rızkımıza bereket..

 

Fakir yetim kulları,

Düşürürüz elbette,

Esirleri dulları,

Eksik etme nimette…

 

Her canlıya rızkını,

Yolculara yolluk ver,

Her kuluna hakkını,

Yurdumuza bolluk ver..

 

Yurduma ver selamet,

Bizi nura çek Tanrım,

Hepimize afiyet

Olsun bu yemek Tanrım!

---------

Kerim Özbekler, Nazilli’ye kitabını götüren ÜÇER’e böyle poz verdirtiyor.

 

 

DEHŞETLİ MÜSLÜMAN HACI EFENDİ.

 

ÇOK MUAZZAM BİR İNSANDI. MÜSLÜMANLIĞI KİMSEYE VERMEZ, ALLAH DER YATAR, PEYGAMBER DER KALKARDI.

BASTIĞI YERLER TİTRER EV HALKINI SOĞUK MEMLEKETTE HİÇ ÜŞÜTMEZDİ. HERKESTEN GİZLİ ÇALDIĞI ELEKTİRİĞİ YILLARCA TEK ZIRNIK ÖDEMEDENKULLANDI.

BU YETER Mİ YAHU? ADAMDA AİLE SEVGİSİ VAR. DUVARLARININ İÇİNDE KAÇAK ELEKTİRİĞİ DÖŞEDİ. YILLAR BOYU SICACIK EVDE OTURTTU AİLESİNİ.

HACI EFENDİ DİYE HERKES YATARIR KALDIRIRDI.

HÖRMETKAR DAVRANIRDI. KİMSE ÖNÜNDEN GEÇMEZDİ VALLAAAAA!...

ALÇAĞI BİR GÜN YAKALADILAR. KAÇAK ELEKTİRİKTEN MAHKUM OLDU. HACILIĞI BİN KATLANDI. NE ADAMLAR VAR BE? HELAL OLSUN.. ÖYLE DE BENZERİ ÇOKKİ!

---------------

BAŞINI KAŞIMAYA ELİ DEĞMEDİ KEL’İN, SU ELİN, ÇEŞME ELİN, TEKNE ATÇALI KEL’İN

--------------

ÇEŞMEYİ KEL YAPTIRDIĞI HALDE, BAŞKALARINDAN TOPLANAN PARAYLA YAPTIRDIĞI İÇİN, KENDİSİNE AİT SAYMIYOR,

SU DA ELİN…

KEL, ÇEŞMENİN ÖNÜNE BİR TEKNE YAPTIRMIŞ BU DEYİŞ ORTAYA ÇIKMIŞ. BENZER OLAYLAR İÇİN NE KADAR KIYMETLİ BİR DEYİŞ. DİLİMİZİ ALIŞTIRSAK,  BİR ÇOK İNSANIN, BİR ÇOK OLAYDAN DERS ALMASINI KOLAYLAŞTIRMIŞ OLURUZ SANIRIM.

 

VALİY-İ VİLAYET, HADEMEİ DEVLET, ATÇALI KEL MEMET!

 

OSMAN ÜÇER’İN EN ÇOK SEVDİĞİ EFE HİKAYESİ..

ATÇALI KEL MEMET’İ MUTLAKA OKUYUN..

Bu günlerde Atçalı’yı üçüncü defa okuyorum. Nefis bir kalemden, harika anlatım. Allah, rahmet eylesin Sertoğlu’na..

 

Ege’de Milli Mücadele’nin araştırılmasında, ilk İstiklal Mücadelesi anıtının araştırılmasında  fikirlerim ve kameramla katkıda bulunmuş bir adam olarak, Yörük Ali’leri,  Demirçi Mehmet Efe’leri, Sökeli  Cafer Efeleri, i,  Çete Ayşeleri,  Çakırcalıları, Gökçen efeleri, Kamalı Zeybekleri’n hayatını ARAŞTIRANLARI TAKİP EDEN, YA DA EN AZINDAN TAMAMINI DEFALARCA OKUYAN BİRİ OLARAK biri olarak, neden Atçalı Kel Memet gibi bir çırakın ismi ile nokta koymaktayım?

 

Efeler Türk İstiklal Savaşı’nın kazanılmasını sağlayan, Konya isyanlarını bastırıp Cumhuriyetin kurulmasında en önemli etkenlikte bulunan, Egedeki milli mücadeleleri ile bir çoğu mazisindeki kiri temizleyen kimselerdir. Yonan’a zaman zaman en meşhur darbeleri indiren kahramanlardır. Zaten efelik çoğunlukla haksızlığa karşı durmaktır.

Kötülük yapmak için dağa çıkanlar efe değildir. Çalı kakıcıdır. Eşkiyadır. Benim ismini saydıklarım heykelleri dikilecek kimselerdir.

Böyle bir atmosferi tanıyan bir kimse olarak neden meşhur birini adını takmıyorum da,  Atçalı’da karar kıldım?

Niğde gibi bir yerde kimsenin yürü demesine gerek olmadan tek başına yolunu çizen, yüzleri yönlendirmek için başlangıçta çok eziyet çeken, cereyan sırasında kimseden bir para ve makam ummayan biri olarak yaşadığım hayatın Atçalı’nın hayatına benzediğini gördüğüm için, bu benzetmeden gurur duyuyorum! demekteyim..

Valiyi vilayet olmadık isek de zaman zaman fikir adına, tek sözü geçen kimse olarak yaşadığımız devirler oldu.

Ben kel değilsem de,  dedem Kel Ali idi. O’ndan irsiyeti devam ettirenler vardır. Allah rahmet eylesin dürüst yolun yolcularına..

Sonumuzun nasıl noktalanacağını bilmemekle beraber, gidiş o gidiştir.

 

 

SEVGİ

 

BUNALIMLAR İÇİNDE KİNLE KÜÇÜLMEMELİ,

İSLAMİ DUYGULARLA ÖNLERE TAM GEÇMELİ

GÖNLÜMÜZ DOLUSU SEVGİYLE YÜKSELMELİ

TEVAZUYLA YERLERDE,, SEVGİYLE GÖKLERDEYİZ!

 

Osman Üçer

***************

A.VEHBİ ECER TANITIMI

 

Sağ baştaki gözlüklü A. Vehbi ECER’dir

 

MİLLİ KÜLTÜRDEN MİLLİ BİRLİĞE

 

NİĞDE’NİN İKİ BÜYÜK YAZARINDAN BİRİ

 

A.VEHBİ ECER’İN

 

YENİ KİTABINI SİZLERE TANITACAĞIZ.

 

İSLAMI VE TÜRKLÜĞÜ İYİ TANIMAK İSTEYENLERİN MÜRACAAT EDECEĞİ KALEM

 

AHMET VEHBİ ECER’İ TANIYINIZ.

 

1950 LİLİ YILLARDAN BERİ GAZETELERDE DERGİLERDE YAZAN, TELEVİZYONLARDA KONUŞAN BU BÜYÜK İNSAN, BÜYÜK YAZARIN TÜM ESERLERİ TÜRK MİLLETİ’NİN FERTLERİ İÇİN GÖZDEN UZAK TUTULMAMASI GEREKEN NİTELİKTE DEĞERLİ  KIYMETLİ ESERLERDİR.

 

Kalemimizi ve mazisini bilenlere söylüyoruz. Menfaat için kimsenin gıyabında ve vicahi olarak methini yapmayız. Bazen bir açıklama olarak Nihal Atsız,  Necip Fazıl Kısakürek, Basri Gocul  gibi fikir adamlarının rahleleri dibinde aldığımız gıdalardan bahsettik.

O zamanlardan beri hiçbir makam ve madde peşinde olmadığımızı herkes bilmektedir. Öyle olsaydı, maaşla Babıali’de Sabah Gazetesindeki iş teklifini kabul ederdik. Niğde yanılgısı sebebiyle mahrum olduğumuz bu seviyenin acısını halen hissetmekteyiz.

Niğde’yi kafasının sokacağı samanlık sayan bazı kişiliksiz yazarları ise çekinmeden daima teşhir ettik eserlerimizde.

Şu anda da yalnız yazı dünyası ile yalanlarımızla,  yazdıklarımızı bu milletin evlatlarına verme çabası altındayız.

Fikri himayesinden yararlandığımız bazı kimseleri de öğretmen veya öğretim üyesi olmaları sebebiyle ifşa etmedik. Sanırım bunlardan birinin ismini verme zamanı gelmiştir.

A.    Vehbi ECER, fikri hayata başladığımız günden beri sorularımıza muhatap olan ve bu sebeple 1950 den öncesinden beri yararlandığımız bir kimsedir.

Eserlerinin hepsi ortada. Türk Milleti’nin gerçek İslam’ı ve Türklüğün meselelerini öğreneceği en yetkili kalemlerden biridir.Makaleleri ve eserleri türkiyemizin seçilmiş en önemli meselelerini ibilimsel yoldan teşhir eder ve açıklyar. Bu bakımdan ailelerinizin yastık altı baş eser kabul edeceği eserler arasında olması gerekir. Sahip olduğu tevazu sizi okurken ayrı bir sihrin etkisinde bırakacaktır.

Bu günkü seviyesini tırnak tırnak çabalayarak yakalamıştır  A.Vehbi ECER.

Bunu ispatlamak için on senelik sitemizin başladığı zamanlarda kendisi için köşe açtık.

Senelerde yazılarını yayınladık. Şu anda da yazdığı eserlerin özetlerini, tavsiyelerini ve geniş biyograf  isin vereceğiz.

Şimdilik bu kadar vakit buldukça bu sütuna göz atıp, Niğdemiz’in medarı iftiharı saydığımız yazarımız hakkında yazdıklarımızı takip ediniz. Bize göre diğer büyük yazarımız bildiğiniz gibi yazar öğretmen Ali İhsan Beyhan’dır. İnşallah onun için de benzeri yayın yapıp, okuyucuların belli konularda en yetkili ağızdan folklor bilgisine sahip olmalarını sağlamak istiyoruz.

Sağlık ve esenlikle kalınız.

 

A.Vehbi ECER.Yard.Doç. Ahmet Vehbi ECER eserlerinden edinmek isteyenler sitemize şimdiden müracaat edebilirler. Yakında bu konuda yayın yapacağız.

------------------------------

RİSALEİ NUR KAVRAMINA AİT BİLİMSEL GERÇEKLER:

 

BU SİTENİN SAHİBİ TARAFINDAN 1960 YILINDA BÜTÜN KİTAPLARI  alınmış ve yurtta okunmuştur. O zamanki dünyayı ele geçirmeye çalışan bir beynelmilel Komünizm karşısındaki kalleş tutumları bile bunların milli ve dini bütün olmadığı kanaatini uyandırmıştır. Bu kanaatimiz İst-Aksaray’da ileri derecede bir Nurcu’ya şöyle iletilmiştir:

((Eğer öbür dünyada (Çünkü bu dünyada akıllanmaları ve ikna edilmeleri Himalaya Dağına tırmanmaktan zordur) Nurcular üzerinde bir hakkımız tespit edilirse, ben şahsen hakkı mı helal etmeyeceğim. Beynelmilel komünizm karşısında suskun, köşelere sinmiş, üniversitenin kapıları tutulduğunda (biz nurluyuz!) diyerek iceri kayan ve dinle en ifak alakası olmayan bu sürü de benim hakkım vardır. İfgtira isze İlahi ceza düşerse razıyım.

Bu vatanın ekmeğini yemişler cahilleri kendilerine bende ederek, Muazzam İslam’ın Türkiyenin ve dünyanın kurtarılmasındaki muazzam yapısını köreltmişlerdir.

Eserde ki iman telkini ilk zamanlar insanı büyülüyorsa da, toplantılara katılıp tercüme izahları dinleyen Nurcuların memleketin karşı karşıya olduğu (Masonluk, Komünizm, hırsızlık, ipsizlik, gayrı milli tutumlar karşısındaki nötr tutumları insanı böyle bir cereyanın okşamadığını ortaya koymuştur.

Hele hele karanlık kimselerin özel toplantılarda ki yorumları bir başka alem. Yahu Arapça, Kürtçe, Farsça uzun ve karmaşık cümleleri anlatmak böyle uzun yıllardaki toplantıların zamanını alacaksa bir normal tercüme yapın ve halk okusun. Hayır bu yol doğru yol olur. Karanlık muhitlerde Cumhuriyet ve İslam düşmanlığını karmaşık cümlelerle izah edecek karalık kimselerin zifiri izahlarına ihtiyaç görüyorlar.

Bant ticareti, kitap ticaretine diyecek yok. Ticari kabiliyetlerine diyecek yok.

Velhasıl meseleyi namuslu bilim adamaları izah etmezlerse öbür dünya odununda yanacaklardır. Şahsen ben Nurculuğu Bir general takışmasında savundum ise de buna layık olmadıklarını zamanla anladım. (Nurculara hücum eden bir generale komünist dediler. Takıştılar.) İftira ve kötülememiz varsa bunu ispat için yazışmayanları öbür dünya kuralları  kahretsin.

Şu anda okuduğum bir bilimsel eserin belli kısımlarını arz ediyorum: Araştırma sizden..

((…Siyasetçiler oy korkusuyla hoş karşıladı. Anadolu’nun cahil halkını kapladı. Dili anlaşılmaz bir ihanette idi…))

(( Saidi Nursi’nin Risalei Nur isimli adlı kitaplarını okuyanlar kendilerine Nurcu demişlerdir.

Kendilerince Kur’an çağdaş tefsiri okuyarak görülen ve inanılan Risaleler bu gün Türkiye’nin her yerinde, toplantılar yapılarak okutulmaktadır.

Risaleler yoluyla Eş’arilik anlayışı da yaygınlaştırılmaktadır. Yazıcılar, Yeni Asya Gurubu, Meşveret gurubu, Yeni Nesil Gurubu, Med Zehra ,Zehra, Aczimendiler ve Fethullahçılar gibi guruplara ayrılan Nurculuk Anadolu’da çok yaygın ve etkin durumdadır. Şimdiye kadar silahlı bir başkaldırıya teşebbüs etmeyen Nurcular, akla, değişime, modernleşmeye, çağdaşlaşmaya karşıdırlar.

Eşariliğin ve Şafi mezhebinin temsilciliğini yapmaktadırlar.

Aklı dinin kaynaklarından biri olarak gören ehli sünnet bilginlerinden Maturidiye karşıdırlar.  Hanefi Maturidi anlayışını Anadolu halkı üzerinde zayıflatıyorlar.

Bu gerçeği İslam mezhepleri tarihi uzmanı  Prof. Dr Sönmez Kutlu şu hüküm cümlesiyle  ( bakz. İmam Maturidi ve Maturidilik Ankara  2003, 54) ortaya koyar

“Osmanlı döneminde Gazali’nin sufilikle ilgili eserleri, Cumhuriyet döneminde de  Saidi Nursi (Eşari mezhebindendir) nin eserleri  Türkler arasında Hanefi-Maturudi kimliğinin zayıflamasında etkili olmuştur.”

Tanrımız Kur’anı Kerim’de iyi veya kötüyü yapmamız için  bizi zorlamaz. İyi veya kötüyü anlatır. Ve seçmeyi bizlere bırakır. Kur’anda ki insan iradesini en iyi anlayan büyük bilgin  Ebu Hanife ve Maturi’dir.  Dini yaşantımızı akıl dışı  ve sert uygulamalardan kurtarmanın, akılcı, kucaklayıcı, hoşgörülü, hürriyetçi, ilimci ortama çekmenin yolu Hanefiliği, Maturudiliği ve Yeseviliği Anadolu Türk Kültürüne  sokmak ve halka bunların anlayışlarını ulaştırmaktır.

Böylece toplumumuz kadercilikten ve tembellikten kurtulabilir.

Halkı Aydınlatma konusunda İlahiyat Fakülteleri’nin  değerli bilim adamlarına, TC. Diyanet işleri Başkanlığına ve yayın organlarına, eğitimcilerimize gayretler ve görevler düşmektedir. (Yeni Hayat dergisi, mart 2007, sayı B: 149, Yesevi dergisi Ocak 2007 sayı:157)

((Ahmet Vehbi ECER, MİLLİ KÜLTÜRDEN MİLLİ BİRLİĞE))

 

Türkler Zorla mı Müslüman Oldular?

 

Yrd. Doç. Dr. Ahmet Vehbi ECER

Erciyes Üniversitesi Emekli Öğretim Üyesi

 

 

Bazı yayın organlarında atalarımızın İslâm dinini isteyerek değil de zorla benimsediklerine dair yayın ve propagandalar yapıldığını görüyoruz. Bu anlayışı bütün olarak kabul etmek mümkün değildir. Her şeyden önce insanlar zorlanarak inanmazlar, ancak zor karşısında inanmış görünebilirler. Ayrıca Türk atalarımız Hz. Peygamberin yaşadığı dönemlerde ve daha önceleri Tek Tanrı’ya, âhiret’e, cennet-cehennem’e, iyilik ve kötülüğe, âhirette sorgu-suale inanıyorlardı. Tengri dedikleri öncesiz, sonrasız, güçlü, yaratıcı bir ilâhın varlığına inanmakla kalmayıp, iyi insanların gideceği yer olan cennete uçmak, cehenneme tamu, kıyamet gününe uluğ gün diyorlar, ahlâkî değerleri sahipleniyorlar, öldükten sonra yeniden dirileceklerini ifade ediyorlardı (Bu konular için bk. M. Ergin, Orhun Abideleri, İst. 1970; A. V. Ecer, “Türklerin Eski Dini”, Töre Dergisi, Aralık 1982, S. 139, s. 33-35; “Eski Türklerde Vahdaniyet”, Töre Dergisi, Ocak 1983, S. 140, s. 62-63; Bahaeddin Ögel’in bütün eserleri…).

Bu ve benzeri özellikleri dolayısıyla Türklerin eski dinleri ile İslâm dininin inanç ilkeleri arasındaki paralellikler bir çatışmayı gerektirmiyordu. Eski Türklerin inanışları ilâhî din izlerini taşıyordu. Bakara Suresinin 61. âyetinde Allah’a, âhirete inanmanın ve iyi işler yapmanın (=amel-i salih’in) faydalı olacağı hususundaki ilkeler ile atalarımızın inançları arasında çatışma yoktu. Bu paralellik, atalarımıza da bir peygamberin geldiğine de işarettir (Kur’an-ı Kerîm’deki şu âyetlere bakınız: Yunus/44, 47; Fatır/24; Rum/47; Nahl/36; Enbiya/7; Mü’min/78).

Bu konuyu 1983 yılında Töre dergisinde (Şubat 1983, S. 41, s. 62-64) yazdığım “Türklerin Eski İnançlarında İlahî Din İzleri” başlıklı makalemde yazdığım için, konunun ayrıntılarına girmek istemiyorum. İnanç ilkelerinin dışında kurban kesmek, dua etmek, vatan ve namus için savaşmanın kutsallığı… gibi geleneklerin varlığı, ayrıca ahlakî değerlerle İslâm dinindeki benzerlikler bir direnmeye değil, kabullenmeye zorlayan özellikler olarak değerlendirilmelidir. Daha açık ifadeyle atalarımız eski inançları ile İslâm dininin inanç ve ahlâk ilkelerinin örtüşmeleri sebebiyle İslâm dinini benimsemekte zorlanmamışlardır. Âdeta din değiştirmemiş, dininin adını değiştirmiştir (bk. A. V. Ecer, “Türklerin Müslüman Olmalarında Eski Dinî İnanışlarının Rolü”, Millî Kültür Dergisi, Nisan 1991, S. 83, s. 42-44). Böylece kendi tanrı telâkkilerine ters düşmeyen Kur’an’ın bildirdiği Allah inancını kolaylıkla benimsemiştir.

Türklerin Müslüman Araplarla karşılaşmaları pek de dostane şartlar altında olmamıştır. İki değerli bilim adamımızın birlikte yazdıkları ve birkaç baskı yapan kitaplarında ifade edildiği üzere Türklerin: “… Müslüman olmalarını görebilmek için XIII. ve XIV. yüzyılları beklemek gerekmiştir.” (bk. Ü. Günay– H. Güngör, Türklerin Dinî Tarihi, İst. 2007, s. 239). Ancak ilk temaslar için bazı tarihçilerce 751 yılında Talas savaşı gösterilir.

Türklerin İslâm dinine girmemek için direndiği iddiasındaki yanlışlık, İslâm dini ile Emevi Araplarının yönetim ve hâkimiyet anlayışlarının aynılaştırılmasından doğmaktadır. Araplar, Müslüman olduktan sonra da aşırı ırkçılıklarını ve cahiliye dönemi geleneklerini İslâm dinine aykırı olmasına rağmen sürdürmüşlerdir.

Cahiliye çağı Arapları arasında bir nevi kast sistemine benzeyen toplumsal bir sınıflama vardı. Toplumu üç sınıfa ayırıyorlardı: 1) Hürler: Arap asıllı hür kişilerdi. 2) Esirler: Pazarlardan satın alınan ya da savaşlarda tutsak edilen kadın ve erkeklerdi. Kadın olanlara cariye, erkek olanlara köle denilirdi. Bunların hiçbir hakları yoktu. Satılır, alınır, isterse sahibi öldürür; çalıştırılır, mal ve eşya olarak düşünülür, miras yoluyla başkalarına kalırdı. Köle ve cariye sahibi acımasızca davranabilir, zevk için dövebilir, elini, kulağını, burnunu kesebilir, cariyelerin ırzına geçebilirdi. 3) Mevalî: Köle ve cariyelerin azad edilmesinden oluşan ara sınıftı. Hiçbir zaman hürler hukukuna sahip olamazlardı (bk. N. Çağatay, Sorularla İslâm Dini ve İslâm Tarihi, Ankara 1997, s. 94-96). Ayrıca aşırı ırkçı idiler ve Arap olmayanları küçümserdiler. Gerçekten de Doç. Dr. M. Akoğlu’nun “… Bilinmektedir ki, cahiliye dönemi dediğimiz eski Arap toplumu kültüründe kabile esası ve kabilecilik hâkimdi. Sahabe olarak nitelendirdiğimiz insanların zihinlerinde de küllenmiş bir şekilde de olsa, o kültürün devam ettiği ve ölmediği görülmektedir” cümleleriyle ifade ettiği üzere Araplar Türkleri hiçbir zaman hür Müslüman saymadılar (bk. M. Akoğlu, Cahiliye Dönemi Arap Kültürünün Mezheplerin Doğuşuna Etkisi, E.Ü., Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Kayseri  1995, s. 82).

Arapların Türk illerine yaptıkları işgal hareketleri sırasında yaptıkları zulümler ve haksızlıklar saymakla bitmez. Bu konuda bizzat Arap tarihçilerin yazdıkları (Taberî’nin Tarih ül-Umem’i, İbn ül-Esîr’in el-Kâmil’inde ve diğer Emevîler dönemi tarihlerinde) eserlerde sabittir. Zalim ünvanıyla tanınan Haccac b. Yusuf es-Sakafî’nin vali ve komutan olarak atadığı Kuteybe bin Müslim (669-715) ve Nasr bin Seyyar (öl. 748) ile ilgili yüksek lisans düzeyindeki tez çalışmalarında (bk. M. Aslan, Kuteybe bin Müslim, E.Ü. Yüksek Lisans Tezi, Kayseri 1990; Mehmet Yıldırım, Nasr Bin Seyyar, ERÜ, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Kayseri 1990) bazı örnekleri bulabiliriz.

Kuteybe 706 yılında Baykent’i işgal edince emân dilemeleri ve kelime-i şahadet getirmelerine rağmen, Baykent halkının savaşabilecek bütün erkeklerini öldürttü; genç erkekleri köle, kadınları cariye yaptı, ırzlarına geçildi. Talkan yolu üzerinde 24 kilometre boyunca yolun iki tarafındaki ağaçlara Türkleri astırdı ve günlerce teşhir ettirdi. 709 tarihinde Buhara’yı işgal edince büyük bir kıyım oldu, sağ kalanlar köle ve cariye olarak paylaşıldı. Türk Hükümdarı Nizek Tarhan’ı, teslim olmasına rağmen 700 kişilik ailesini ve 12.000 kişilik ordusunu (710 tarihinde) astırdı. Semerkant (711), Şaş, Fergana işgallerinde aynı insafsız cinayetler işlendi. Bu hareketler ancak İtil (Volga) Bulgar Hanlığı, Karahanlılar, Gazneliler, Selçuklular… gibi bağımsız Müslüman Türk devletleri kurulduktan sonra son buldu.

Emeviler işgal ettikleri bölgelerdeki hiçbir Müslümanı kendi düzeylerinde kabul etmiyorlar ve onlara mevalî yani azad edilmiş ama, hiçbir şekilde hür Arap düzeyinde olmayan köle sayıyorlardı. Türklerin gönülden değil (=Müslüman olmayan halktan alınan) cizyeden kaçmak için Müslüman olduklarını, sünnet olup olmadıklarına ve namazlarına dikkatli devam edip etmediklerine bakarak kelime-i şahadet getirenleri gayr-i Müslim saymak istemişlerdir. Bir yabancı yazar Arapların mevalî uygulamasını şöyle anlatır:

“Araplarca… mevali’ye aşağı bir ırk, bir çeşit köle olarak bakmak adet oldu… Meval’iye ekseriya abd (köle) ismi verilmiştir. Nitekim onların köleler gibi, isimleriyle çağrıldıklarını ve şayet onlarla evlenilmek istenirse, kuracakları aileye itiraz etme hakkına sahip efendilerine müracaat gerektiğini biliyoruz. Mevalî, orduda hususi bir bölük teşkil ediyordu ve kendilerine mahsus reisleri vardı… yaya harp edebiliyorlardı. Kendilerine mahsus camileri vardı ve Araplarınkilere kabul edilmezlerdi.” (Gerlof Van Vloten, Emevi Devrinde Arap Hâkimiyeti, Çev: M. S. Hatiboğlu, Ank. 1986, s. 25-26.

İşgalci Araplar Türkleri Müslüman olmalarına rağmen tahkir derecesinde bir uygulamayla dışlıyorlar, hattâ uydurdukları bir hadise göre mevalînin dokunmasıyla namazlarının bozulacağını iddia etmişlerdir (Vloten, s. 26). Müslüman olmalarına rağmen Müslüman değilmiş gibi vergi almışlardır. “İslâm’a girme kapısı sünnet olmaktır” diyerek yaşlı kimseleri sünnet olmaya zorlamışlardır (bk. Julius Wellhausen, Arap Devleti ve Sukutu, Çev: F. Işıltan, Ankara 1963, s. 217). Savaşlara katılan Müslüman Türk askerlerine (=mevalîye) ganimetten ve -fethedilen ülkelerden gelen- fey’den çok az hisse veriyorlar ya da vermiyorlardı. Türklerin Emevî Arap ordularına direnmeleri, onlarla savaşmaları, onların bu onur kırıcı tavırlarıydı. Yoksa evrensel, Tek Tanrıya inanmayı, insan hürriyeti ve şahsiyetine değer veren, ahlâk ilkeleri getiren bir dine karşı gelmeyi düşünmediler, aksine bu dini kabile dininden çıkarıp dünya dini haline getirmiştiler. Bu gün de, hâlâ  İslam dinini aslına en yakın şekilde yaşatan, yaşayan ve herkesten çok  sahiplenen millet  -Yüce Tanrı’ya şükürler olsun ki-   Türk Milletidir. Milletimiz ve dinimizle gururluyuz..

 

 

 

 

 

Kaldırabilecek kadar yük isimli kitabımda işlediğim konu ile ilgili bir imeil geldi. Buyurun okuyun. Demekki Roma imparatorluğu, Komünizm, Amerika, İsrail demeden zulüm yapan, yanlış yolda giden mutlaka tepesi üzerine dikilir. Biz 50 yıl evvel böyle düşündük örnekleri görüldü. Siz de bu mesele için kafanızı yorunuz.

 

 

Dikkat: Amerika çöküyor; tik...tak….tik…tak

Dünyanın önde gelen finans tarihçilerinden Harvard'lı Niall Ferguson'un "Çöküş ve Karmaşa: Kaosun Kenarındaki İmparatorluklar" adlı son çalışması büyük yankı uyandırıyor.

Pazartesi 15.03.2010 - 18:55


Haber Merkezi / TİMETURK


Amerikan İmparatorluğunun Çöküşü: Süratli, Sessiz ve Mutlak

Yorum: Tarihçiler, çöküş, "hırsızın gece, çaldığı bir arabayla hızla kaza yapması gibi olacak diye" ikaz ediyor.

Antropolog Jared Diamond “Çöküş: Toplumlar Başarı veya Başarısızlığı Nasıl Seçer” isimli eserinde, birçok medeniyetin çökmesi tarihin en rahatsız edici gerçeklerinden birisidir, diyor. Birçok “medeniyet birden çöküş meyiline girer. Gerçekten de, birçok toplum’un ölümü, nüfus, zenginlik ve güç açısından zirveye ulaşmalarından, bir 10 veya 20 yıl içinde başlayabilir.”

Şimdi, dünyanın önde gelen finans tarihçilerinden Harvard’lı Niall Ferguson, Diamond -Sert Çöküş-ikazı çok yankı yapıyor: “İmparatorluk birçok tarihçinin tasvir ettiğinden çok daha çabuk şekilde çökebilir. Bütçe açığı ve askerî gerilim, ABD’yi uçurumun kenarındaki bir imparator hâline getirebilir.” Evet, ABD bıçak sırtındadır.

Ferguson’un ikazlarını aklınızda tutmak sizin mesuliyetiniz altında. Öğrendiğiniz her şey, inandığınız her şey ve politik liderlerimize yönelik güttüğünüz herşey, yanıltıcı ve tarihi geçmiş, köhne bir teori üzerine bina edilmektedir. Tehlikeli bir uçurumun kenarındaki Amerikan İmparatorluğu aniden ve hızla çökme tehlikesi içinde.

Ferguson, şeffaf, üretken ve muhalif biri. Son zamanlardaki çalışmaları “Paranın Yükselişi: Dünya Finans Tarihi;” “Nakit Bağ-Ödenebilir Bağ: Modern Dünyada Para ve Güç;” “ Dev: Amerikan İmparatorluğunun Yükselişi ve Çöküşü;” ve derin bir şekilde altını çizdiği”20. asır ‘öyle kanlıydı” ki, paralel ilerlemeyen bir zamandı” dediği, “20. Asır vahşeti”nin bir incelemesi olan ““Dünya Savaşı”dır.

Niçin? Emperyal tarih boyunca liderler, kaçınılmaz olarak halkını çökmeye doğru götürürken, ve bu çöküş 10 veya 20 yıl içinde vuku bulurken, büyük zaferler ve ekonomik ilerleme için halklarını kaçınılmaz olarak savaşlara sürüklemiştir.

Ferguson’un, son çalışması “Çöküş ve Karmaşa: Kaosun Kenarındaki İmparatorluklar”ı, tarafsız bir think-thank kuruluşu olan, Dış İlişkiler konseyi gazetesi, Foreing Affairs’ta bulabilirsiniz. Son mesajı, - ekonomik yeninde büyüme ve yeni boğa pazarları hakkında, “ümid” hakkında, “Amerika’nın büyüklüğünün geri gelmesi” hakkında- Washington siyasetçileri ve Wall Street bankacılarından gelen, bugünlerde her gün duyduğunuz mutlu haberleri boşa çıkarmaktadır.’İmparatorlukların Çöküşü:’ Çağlar boyunca 5 Safhanın tekrarıdır.

Ferguson ilgi çekici bir metaforla başlıyor: “New York Tarihî Sosyetesinde asılı duran, Thomas Cole’in çizdiği beş serilik , ‘İmparatorluk Yolu’ndan('The Course of Empire), bir büyük gücün hayat döngüsünden daha iyi tasvir yok.” Cole, Hudson River Okulu’nun bir kurucusu ve 19. asır Amerikan kır/peyzaj ressamcılığının ustalarından birisidir. Cole, “Course of Empire- İmparatorluk Yolu”nda, günümüze kadar bir çok insanın esir kaldığı, imparatorluğun yükselişi ve düşüşü teorisini çok güzel bir şekilde yakaladı. Bu, seri beş resimden biri, bir büyük nehrin ağzından aşağıdan birden bire ortaya çıkan bir kayalığı tasvir etmektedir.

Tarih toplumunda görebileceğiniz, Foreign Affairs’te reprodüksiyonu yapılan ve bu resimlerde, Ferguson’un vurguladığı şey, “Amerikan İmparatorluğunun çöküşe yakın bir uçurumun kenarında” olduğudur. Bu resimlerin ilki, İmparatorluğun yükselişinden önceki “Vahşî Hâl-Savage State”tir.

“İlkinde, ‘Vahşî Hâl’, “çöken bir fırtınalı şafakta, ilkel varlığını idame ettiren, yakışıklı avcı- toplayıcılar tarafından nüfusu çoğaltılan çılgın bir vahşiliktir. Kolomb’un Amerika’yı keşfettiği 1492’den 4 asır sonrasına kadar hayal edin, kıta boyunca vahşice yayıldığımızı görürsünüz.

İkinci tablo, ‘Sade veya Pastoral Hâl- The Arcadian or Pastoral State” Amerikan İmparatorluğu’nun gelişmesi gibidir.

“İkinci tablo, ‘Sade veya Pastoral Hâl- The Arcadian or Pastoral State’ tarımsal, köylü bir hayatı anlatan pastoral bir şiirdir. Resimdekiler, kırsalda yaşayanlar ağaçları budar, arazileri eker ve zarif bir Yunan tapınağı inşâ eder. Tapınak görünürden uzak olabilir. Bununla birlikte, Cole’ün resimleri 1833-1836 yılları arasında yapıldı ki bu tarih, Thomas Jefferson’un klasik Yunan ve Roma mimarilerini yeniden canlandırarak inşâ ettirdiği, Virjinya Üniversitesi-University of Virginia’nin inşâsından çok uzak bir tarih değildir.

Ferguson, bu tasviriyle, sizi, kesinlikle New York Historical Society- New Yor Tarihî Sosyetesi”ndeymiş hissettirmeye devam ederken, gerçekten de, tarihin büyük dönüşümlerinin defalarca ve defalarca, vukubulduğunu hayalen hatırlatıyor. Ayrıca size, tarihin büyük trajik ironilerinden birini- bütün milletleri tarihten ders çıkarmada başarısız ve bütün milletlerin ve liderlerinin, nihayetinde kendilerini içten çöküşe götüren, kendini beğenmiş, kibirlerinin üstesinden gelmede başarısız kaldıklarını- hatırlatmaktadır.

Üçüncü resim. “Amerikan İmparatorluğu’nun Tamamlanması- Consummation of the American Empire”.

En büyük resim üçüncüsü, “Amerikan İmparatorluğu’nun Tamamlanması- Consummation of the American Empire.” Şimdi, resmin zemini muhteşem bir mermer antrepo ile kaplanmış, ve önceki tablonun mutlu çiftçi-filozofları yerini, cadde boyunca ilerleyen kalabalık elbise tüccarları, İngiltere’den tayin edilmiş valiler (Roma devri konsülleri. Çev) ve tüketici vatandaşlarla değiştirdi. Bu hayat döngüsünün tam ortasındadır.

“Amerikan İmparatorluğu’nun Tamamlanması- Consummation of the American Empire.” Tablosu, Ferguson’un mesajının özünü tasvir etmektedir. Güçlerini zirvesinde, zenginlik ve zafer, Liderlerin yükselişi, emperyal vizyonlarla, amok gibi sarhoşcasına koşmak ve kendini, insanlarını ve milletini sabote etmek. Hepsi de onlar da var.

Ancak, onları tüketen bir güç arzusu, aç gözlülük ve kibrin fazlası bile yetmiyor. Irak savaşının ilk günlerine döndüğümüzde, siyasî tarihçi ve Nixon eski stratejistlerinden, ayrıca Refah ve Demokrasinin kaçınılmaz eğilimine tutsak olan Kevin Philips şunları söylemiştir:

“Bir çok büyük millet, ekonomik güçlerini zirve noktasında kibirli olur ve, büyük bir bütçe açığını getirecek olan, masraflı, uzun süren ve bol kaynakları tüketen ve nihayetinde kendilerini yakan, bir büyük dünya savaşlarına girer. Amerikan İmparatorluğu’nun, "consummation-tamamlanma”sının liderliğin Bill Clinton’dan, George W. Bush’a geçtiğinde vuku bulduğunu fark ederiz.”

Maalesef zirvenin arkasında. Clinton, Bush, Henry Paulson, Ben Bernanke, Sarah Palin, Barack Obama, Mitt Romney ve gelecekteki Amerikan liderleri sadece, eski şanını yeniden yakalamak için” doymak bilmez “ekonomik ilerleme” siyasetinde, sürekli tekrar eden tarihten asla tam ibret almayarak, bütün tarihî dramların en büyüğündeki kısmî rollerini oynuyorlar. Üstelik, imparatorluğumuzu çöküşün kenarına getirdiklerinin farkına bile varmadan…

Dördüncü Tablo: İmparatorluğun Yıkımı

Ardından, Ferguson’un bütün imparatorlukların hayat döngüsü hakkındaki büyük dramasında, dördüncü safha, “İmparatorluğun Yıkımı-'The Destruction of Empire” gelir.”Yıkımda”, “kuluçkaya yatmış akşam güneşi altında, şehir alevler içinde yanmakta, vatandaşlar kaçmakta, kalabalıklara tecavüz etmekte ve yağma dizboyu gitmektedir.” Başka bir yerde, “The War Of the World- Dünya Savaşı”nda, Ferguson, 20. asrı “bir asır boyu süren kasaplık, tarihteki en kanlı çağ” olarak anlatmaktadır. Bugünün yüksek tekniğe dayalı acımasız haber döngüsü bize, 21. asır dünyasının vahşîliğe dönüşünün daha kanlı olacağını gösteriyor.

Bu noktada yatırımcılar kendilerine soruyor: “Amerikan İmparatorluğu’nun yıkım ve çöküşüne nasıl hazırlanabilirim? Ferguson’un senaryosunun özünde, bunun için bir çözüm yok, sadece, tarihin kaçınılmaz döngüleri olan, kader ve alınyazısına teslimiyet var!

Ancak, bir tane var. “Refah, Savaş ve Fazilet” isimli makaleyi yazan, Morgan Stanley’in eski global strateji şefi ve hedge fond yöneticisi Barton Biggs bizi, “medeniyetin altyapısının çöküşüne” karşı ikaz ederek, dağlarda bir çiftlik satın almamızı tavsiye ediyor.

“Güvenli limanınız, bazı gıdaları yetiştirebilecek, büyüklük ve yeterlilikte olmalı… döllenmiş tohum, konserve gıdalar, şarap, tıbbî malzeme ve ilalar, elbiseler, vs…”İsveçli Robinson ailesini düşünün. “Yağmaya geldiklerinde, ateş açın” çapulcular yaklaştığında” kafalarından vurun.”

Beşinci Tablo. Harabe… İmparatorluğun ortadan kalkmasından sonra

Ferguson, “Nihayetinde, ay beşinci resim, ‘Desolation-Harabe’ üzerinde yükselir” demektedir. Ortada yaşayan bir canlı görülmez, sadece, yabani çalı ve sarmaşıkların üzerinde fazla boy attığı, tahrip olmuş birkaç sütun ve sıra sütunları.” Ne “eşkiyâlar”ın saldırısı? Ne sevimli çöp toplayan Wall –E robotları? ( Dünyada çöp toplarken başına olmadık işler gelen şirin robot Wall-E, bir çizgi film serisidir. Çev)

İyi haber, yeryüzü, Alan Weisman’ın muhteşem “Bizsiz Dünya: “Çelik binalar çürür. vahşi insansız olarak, kendin tabii olarak yeniden üretecekti. Mikroblar, imha edilmeyen plastikleri yer. Yakın gelecekteki kasvetli çağlardan gelen hikâyeler. Ve Yeryüzü, Bir cennet bahçesine (Garden of Eden), muhteşem şanını yeniden meydana getirir.
Epilog: “Bütün imparatorluklar… Düşüş ve çöküşünde lanetlenir.”

Ferguson, Los Angeles Times gazetesindeki köşesinde sorar:”Amerika, Kırılgan bir İmparatorluk. İşte bugün, yarın, Birleşik Devletler hızla çökebilir mi?” Onun cevabı açık ve empatik: “Asırlardır, tarihçiler, siyasî teorisyenler, antropologlar ve kamuoyu, mevsimsel ve döngüsel şartlardaki siyasî süreç hakkında düşünmeye meyillidir.

Ferguson, Los Angeles Times’daki köşesinde soruyor: “Amerika:Kırılgan bir İmparatorluk mu: Bugün veya yarın, ABD hızla çökebilir mi? Onun cevabı: açık ve empatik: “Asırlardır, tarihçiler, siyaset teorisyenleri, antorpologlar ve kamuoyu, mevsimsel ve döngüsel zamanlardaki bu soru üzerine düşünmeye meyillidir. Tarihe giden bir ritim sezeriz. Büyük güçler, büyük adamlar gibi, doğar, saltanat sürer ve tedricen güçten düşer. Buna, kültürel, iktisadî, veya ekolojik mi olduğu, onların düşüşünü geciktirip, geciktirmediği artık önemli değil.

“Birleşik Devletler’i yüzyüze kaldığı meydan okumalar çoğu kez, yavaş yana bir ateş gibi sunulmaktadır.. Tehditler çok uzakta görünüyor.” Sözleriyle ikna edilerek, kendimizi kandırıyoruz.

“Ama ya tarih, döngüsel değil ve yavaş hareket etmiyor aksine, düzensizse, yani ritmik değilse?” diye sorar Ferguson. Ya tarih “ çoğu durağan zamanlarda, tıpkı bir spor arabası giib, aniden hızlanma kapasitesine sahipse?” Ya çöküş, asırları bulmaz, tıpkı gece gelen bir hırsız gibi, aniden vuku bulursa?” Ya, önümüzdeki 10 yılın başında, Amerikan İmparatorluğu’nun çökmesi, dosdoğru ise? Ya, 2000 yılındaki borsa balonlarının şişip, patlaması kazasında (dot-com crash – 2000 yılında BAD ve Dünya borsalarının NASDAQ bilişim borsası yüzünden çöküşe geçmesi)olduğu gibi, hadiseyi inkâr edip, hazırlanmayı reddediyorsak?

Ferguson’un, Amerika’nın kaderine dair nihaî mesajı Foreign Affairs’den gelir: “1830’ların ortalarında tasavvur edilen, Cole’ün 5 parçalı resmi, açık bir mesaj içeriyor: ne kadar muhteşem olursa olsun artık, bütün İmparatorluklar, düştüklerinde ve çöktüklerinde lanetlenir.” Tarih boyunca İmparatorluklar, bilinmeyen bazı devir için bir denge görünümünde” fonksiyon üstlenir. Ve sonra, hemen aniden… çökme,” Diamond “Collapse”- Sert “Çöküş” teki, ani, hızlı, kesin zaman tablosunun sözünü sakınmayan bir hatırlatıcısı, “bir toplumun ölümünün, onun, nüfus, refah ve güç olarak zirveye ulaştığı noktada, 10 veya 20 yıl içinde başlayabildiği yerdir.

Önceden ikaz ediliyorsunuz: Şayet, Amerika’nın saltanatının zirvesi, liderliğin Clinton’dan Bush’a geçtiği zamanda ise, biz zaten, 2010’da başlayıp, 2020’de bitecek olan, çöküşün tetiğine basmışız… Tik. ..tak…tik…tak..

Bu makale Fazıl Duygun tarafından timeturk.com için tercüme edilmiştir.

 


Yahoo! Türkiye açıldı!
Haber, Ekonomi, Videolar, Oyunlar hepsi Yahoo! Türkiye'de!
www.yahoo.com.tr

--
Bu grupta kainata farklı bakacaksınız;
insanlara da, olaylara da...
Mesajımız herkese:
"Ey insan düşün!
Nereden geldin? -Nereye gidiyorsun? - Necisin?"
Cevabını burda bulacaksın...
Bu mesajı şu gruba üye olduğunuz için aldınız: Google Grupları "Sefkat" grubu.
Bu gruba posta göndermek için , mail atın : sefkat@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin: sefkat-unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com.tr/group/sefkat adresinde bu
grubu ziyaret edin

BİZ, BU FİKRİ HAYATA TAHAMMÜL ETMİŞTİK.

 

MİLLETLER LAYIK OLDUKLARI İDARELERLE İDARE EDİLİRLER.

 

YAZAN: ALİ MERAKLI

 

1960-1975 ARASI BİZ VATANDAŞIN NE GİBİ EĞİLİMLERİNE GÖĞÜS GERDİK. Bunları tüm teferruatı ile anlatmak on sitelik bir hacmi öngörür. Şu var ki, özetlesek bile vatandaşın ne gibi dansözlükler yaptığını görmüş oluruz.

Zikri kötü şeyleri anlatmak için değil, vatandaşın kabul edebildiği bir sürü oynadanlıkları oynayabildiğini, daima bu tiplerle karşı karşıya olabileceğimizi görmemiz gerekmektedir.

Bir fikirdaşımızın babası caddede bizimle karşılaşırsa,

Anlaşılıyor ki, çocuklarının zamanın ezikliği içinde kaybolmasından memnun değildir. Biz onları derneklerde eğitiyoruz. Saçından başından kıyafetinden tutunda bütün davranışları ile ilgilendiğimizden bizden memnundur. İkametgahımıza gelip teşekkür etmek ciğerini gösteremiyor. Henüz caddede olsun görüşmemizi yarar sayıyor. İyi de Ali Meraklı gibi bir ile cadde ortasında kucaklaşıp, tanışık olmak, samimi olmak gösterisinin de zararlı olduğunu idrak ediyordur. Karşısındaki öküzün biri ya! Anlamıyor sanıyor. Her iki tarafına bakınıyor.

Sonra beşuş bir çehre ile kucaklıyor. Her iki tarafına bakınmıştır. Pek sakıncalı bir durum yoksa konuşmaya başlıyor.

Yahui Allah senden razı olsun. Çocuklarımızın saçlarını kestiriyorsun. Davranışları ile ilgileniyorsun. Marşlar söyletiyorsun. Velhasıl adam olmaları için ne lazımsa yapıyorsun.

Sonra ayrılıyoruz. İçi rahattır. Emek sahibini taltif etmiştir., kendisi ne yapıyor?. Haram veya helal bir servetin üstünde çöreklenmiş, geliri ile sabahlara kadar kulüplerde vakit geçirmekte, bazen fikir nutukları atmaktadır. Kafa dumanlı iken kulüplerde ne nutukları atıyorsa ne rahat oluyordur. Aman Yarabbi. biz bunları sanki idrak edemiyoruz.

Bir arkadaşımızı aramak için kulüp kapısında bizi görürse hemen konuşmaya başlıyor:

- Girin yahu içeriye. Cemiyet denen kavramı tanıyın. Kulüplere gelin yahu ara sıra. Gir gir çekinme hadi gir içeri..

Orada da münasip havayı basmıştır. İçi rahattır oradaki arkadaşlarına verdiği mesaj:

-  Bu adam yani kendisi çok objektif biridir. Sağla solla alakası yok, bulunmaz bursa kumaşı bir adamdır.

Aradan yıllar böyle geçmektedir. Bir gün oğlu ile sohbetimize rastlıyor. Ne düşünüyorsa:

-         Bak inan ki Ali bey.. benim oğlum akıl hastalığı geçirdi. Ondan ne köy olur ne kasaba. Bu kadarcık bir tanıtım ile ne yapmak istediğini anlatmaya gerek var mı? Oğullarını karşısına alıp bir izahtan yoksun olduğu için etrafını bu gibi izahlarla boşaltmak istemektedir. Kötehor yalnız para kazansın. Hayatına baksın. Ne işi var fikirde zikirde.

-         O gençlerde, babalarını tasvip etmiyorlardır Ama iyi de doğru bir yol bulmanın eziyeti içinde kıvranmaktadırlar. Memleketin Merkez Camiine başlarını sağ omuz üzerine yıkıp girip çıktıklarında koskoca memlekette şu kanaat yayılmaktadır:

-         - Yahu babaları akşamcı ama, çocuklar helal olsun Allah yolunda.  Evet,  bu Allah yolunda olan çocukların kültürleri emanet dağıtıldığı için ne sözün kıymeti vardır, ne okumanın ne de tutulan yolun bir kıymeti. Eh işte kırk dalda, kırk fikirde böyle yıllarını heba edip giderler. Hiçbir zaman memleketi kurtaracak, başkalarına örnek olacak bir fikrin adamı olmadan silik gelip silik gitmektedirler.

-         Eh ne yapalım? Bu kadar işte. Bizde isim filan zikretmeden birazcık bir açıklama yaparak, öbür dünya karşılaşması için delil olsun diye bu kadar bir ifşaat yazıverdik işte. Ağzımızda amma sıka ha..

***************

GÜNCEL KANAAT:

 

TÜRKÇÜLÜK VE İSLAM ARKACILIĞI NE GETİRİR?

 

Ömrümüz  Turancı denen bir görüşün tutması yolunda emek harcamakla geçti. Demir perde hain bir şekilde kapalı iken başlayan,  bu günün Orta Asya Türklüğüne ihanet eden hain görüşlerine kadar mesele bizim açımızdan canlılığını koruyor. Neden?

İş masal ve ideal havasıyla  yürümüyor. Gerçeklere baktığımızda Türkler için Bir devlet lafı, Turancılık ideali şeker bir laf olsa da gerçekler ancak ve ancak dış politikada Türklüğü temsil eden bir kuruluş meydana getirilebilirse öpüp başımıza koymamız yeterli sayılacak. Yoksa bütün Türk devletlerini bir devlet haline gelmesi çok uzak bir ihtimal. Bırakın bütün Türk devletlerini Azerbeycan ve Türkiye açısından bile meseleye bakıldığı zaman insan hayretler içinde kalıyor. Yüzde kırk yedinin oyları ile iş başında olan gericilik Türklüğü can evinden vurmakta hiçbir beis görmüyor. Bu gerçek ortada iken, biz yine elli sene geriden başlayarak, Yaşaşın Turancılık lafları ile kendimizi aldatmayı bırakalım. Türk Aydınlarının asil fikirleri ayrı, Gericilikle ciğerinden vurulmuş acaip bir halkın Türk düşmanlığını ön safta tutanlara destek vermesini görmeyenler kör ve sağırdır. Öyle ise bırakın Turancılığı, AB: boku yiyenler, Tür devletleri arasında bir iktisat dayanışmayı bile Amerikan köpekliği ile paralel tutmaktadırlar.

Gelelim hemen şu Kudüs meselesine. Kudüs’ün Yahudi hakimiyetinden kurtulmasını istemeyenler ne Türk ve ne de insan sayılır. Ama öyle eşek kafalılarla karşı karşıyayız ki, köpekler gibi Kudüs diye uluyanlar bir tarihi gerçeği bile ifa edemiyorlar.

Size sorarım. Lavrensle zina halinde bulunan Arap ileri gelenleri Kudüse Hıristiyanları sokup bu ara da Türk’ü arkasından hançerlemediler mi? Şerefini biraz korumak isteyenler bu günkü Kudüs bok yemesini bir tarafa bırakıp şu soruyu cevaplasınlar. Kudüse Hıristiyanları sokan alçak Arap liderleri bu arada Türk ordusunu arkadan hançerlemediler mi? Ulan şerefsizler. Kudüs Kudüs derken bu tarihi gerçeği millete bir ifade edin de, Türk’ün İslam’a yine hizmet etmesine karşı olan varsa onu birlikte suçluyalım. Arap köpekleri bu gerçekleri gizliyor, Azeri’yi Ermeni kurşunu ile vururken, Kudüs boku yemeği de istismarın şahı olarak sunmaktadırlar. İşte buyurun yalanımız varsa yaptığımız küf    ürleri bizim boğazımıza elli misli ile birlikte sokunuz.

Yalan mı? Çevaplamayan alçaktır. Bunun cevaplanmasından sonra Kudüs konusunda destek yapmayan varsa oda şerefsizdir,.

 

 

ÖCALANI YAKALAYANLAR ÇETE ÜYESİ ADINI ALIYOR. ÖCALAN TARAFTARLARI TÜRKİYE’DE CİRİT ATIYORLAR.

AÇILIM BU İSE İHANET BELGESİDİR.

BANA ÖYLE GELİYOR Kİ, ERDOĞAN VE ARKADAŞLARI İÇİN İSTİKLAL MAHKEMESİ KURULACAK..

İKTİDAR KARŞITLARININ KANI BOZUK DİYEN VARSA O KİMSE MUTLAKA ÇOCUĞUDUR.

MHP’DE bir kimsenin de böyle halt yediğini gazeteler yazmıştı…

MHP İDARECİLERİN KARŞITLARI PKK YA EŞİT DENMİŞTİ. Haber doğru çıkarsa bu lafı eden vatan haini ve şerefsizdir. Çünkü ben hem bu günkü MHP ye karşıyım ve hem de PKK ya.

Nasıl olur da PKK lı olurum?. Alçak laf eden yoksa MHP bunu yalanlaması lazım. Nerede o duyarlık?. Türk Milliyetçiliğini mahvedenler, Türkiye’yi mahvedenlerin yayındadırlar. AB ye taraftardırlar.

Yuh olsun bu kılıkta olanlara…

---------------

GÜNÜMÜZDE ORDUYA KARŞI ÇIKIŞ İYİ DEĞİLDİR. BUNUN HESABINI BU GÜN SORULMALI? KİM SORACAK GERİCİLER Mİ? YUH OLSUN O VATAN HAİNİ ALÇAKLARA!AB VE ABD UYŞAKLARINA..

 

ADALETE HÜRMETSİZLİK AKLIMIZDAN GEÇMEZ. AMA YÜRÜYEN ADALET MEKANİZMASINI ELEŞTİRMEK HUKUK ÇULUĞUMUZUN İCABIDIR. BASKIN, GÖZ ALTI FURYALARI İLE TUHAF BİR SEYİR TAKİP EDEN ERGENEKON DENEN OYUN BİRİLERİNİN BAŞINI YEMESİN SAKIN. ELLİ BEŞ DEFA BASKIN YAPILMAZ….

YAPTIĞINIZ BASKINLARDAN BİRİNİ SONE ERDİRİN. İKİ GÜN BİRİ HAPİS ALSIN Kİ, YAHU BUNLARIN TAKİP ETTİĞİ BİR ŞEY VAR DİYELİM. HİÇ NETİCE YOK, SENELERDİR ADAMLAR AMBARA DOLDURULUYOR.

OLMAZ BÖYLE ŞEY,,,

********

BU İKİ HIRSIZIN İŞ BİRLİĞİNİ ANCAK ALLAH AÇIK EDER

 

DÜNYADA HERKES KENDİ İŞİNDE. KİMSE KİMSENİN TAVUĞUNA KİŞT DEMEDİĞİ İÇİN KİMSE BİR diğerinin NASIL OLUP DA KENDİSİNDE EDEBİYAT BAŞARISI OLMADIĞI HALDE DERGİ ÇIKARABİLDİĞİNİ, DİĞERİNİN DE HIRSIZLIKLA ELDE ETTİĞİ ŞİİRLERİ PİYASAYA SÜRÜP, BAZI YARIŞMALARDA İSMİNİ DUYURDUĞUNUN SIRRINI AÇIKLAYAMIYOR.

 

Hal bu ya.. Bir arkadaş anlatıyor. Gizli bir oturum yerinde bir kaç kitabı önüne koymuş, onlardan bir şeyler not ederken gördüm, dedi. Yanına yaklaşırken beni fark edince bazılarını hızla toparladı. Alamadıkları içinde bir kağıt gördüm. Rast gele mısralar yazılmıştı aralıklı. Anladım ki kitaplardan mısralar not ediyor sonra onlara uygun yeni mısralar üretip şiir haline getiriyordu. Dedi.

Ben de bu hırsızın peşindeyim ama vaktim de yok, hedefim de yok. Çalabildiği kadar çalsın. Toplumu şairim diye kandırsın. Sorumlusu ben miyim? Allah iyiliğini versin. Bir gün idrak eder., Yaptığının yanlış olduğunu topluma ikrar etmeyince geceleri uyuyamaz.

O zaman bizim şüphelerimizin doğru olduğu anlaşılır.

Kalas gibi bir adam. Yazdığı şiirler ise dünyanın en nazik adamlarınca yazılabilecek şiirler. Gel de sırtından çatlama. Hırsızlık olduğu yüzde doksan dokuz belli.

Diğeri ise mesleğinde hep çaldı. Normal edebiyat davranışları var. Ama hiç bir zaman sivri olamadı. Çaldıkları ile dergi filan çıkarıyor. Ondan bundan şundan bundan derken toplumda kendi kılıklılarına karşı edebiyatçı geçiniyor.

Halbuki azılı hırsız olduğunu ben iyi biliyorum onun. Bir kuruluş bulur ona kitap bastırır yalvarır  yakarır. Sonra o kitapları o kuruluştan ucuzca alır. Devlete on misline satar. Suç kimin? Görev başındaki ilgililerin,. O toplumda hırsızlığa payanda olanların.  Yuh olsun böyle topluma be…

Tarif edilen iki hırsız elele .Televizyoncu, gazeteciler vs.  vs. Onları kabına koymakla meşguller.

**********

ÖMER FETHİ GÜRER ŞİİRİ

MELENDİZ

 

Gözümün nuru yazarımız, Niğde üzerine harika eserler veren Ömer  Fethi Gürer, 52 sene öncesine ait  araştırdığı gazete sayfaları arasında  Osman ÜÇER şiirleri bulunca hemen sitemize postalar. Meil gelince bizde altın bulmuş gibi sevinir ve bundan böyle elimize geçmesine imkan olmayan eskiden yazılmış, yeni bir şiirimiz bulununca seviniriz. Bu defa da öyle sandık. Melendiz isimli şir mi yazmışız diye düşünürken şiirin bu defa yazarımızın kendisine ait olduğunu görüp çok daha mutlu olduk. Bakınız usta deyişe. Okuyunuz ve okutunuz..

MELENDİZ

Niğde'den çıktın yola
Çok dolandım ora bura
Tarihin izleri sağda solda
Melendiz dediler daldım ovana
Asmasız Kula, Kitreli, Divarlı
Boz köy Ramat Azatlı, Çınara
Yirmi iki köy dağılmış bir o yana bir bu yana
Çiftlik merkezin adı olmuş sonunda
Bir tepe hemen yanında ne ola ki demişler
Başlamışlar bilim adamları kazmaya
Taa ötelere ermişler Hitit'ten haber vermişler
Ova değil gölmüş buralar onu da bilmişler
Tarih uzanırda sekiz bin yıl öncesi yaşama
Melendiz'li durur mu boz kırın yokluğunda
Şeleğin Gediği, Çardak Gediği ,Bel koru Gediği, Keten Çimeni
Yol vermişler komşu yerleşimlere
İnsanlar bu yollardan geçmişler ermişler uzak diyarlara
Dağılmışlar aş iş aramak için güzel ülkemin her yanına
Ekmek arslanın ağzında arslanlar esasında Göllüdağ'da
Bir Nar göl bir Kayırlı'da, Murtandı'da kale var ki sorma
Hacı Abdullah, Kömürcü, Komşu sana
Mahmutlu, Çardak, Şıhlar, Bağlama unuttum sanma
Gelenek görenek sevgi yaylada her alanda
İnsanın mert, toprağı boz, yokluğun adı olsan da
Arayan bulur sende özelliklerini dört yanında
Bazen kıtlık, bazen yokluk kaderin olmuş Ama
Yaşam zorda olsa bakmışın ki insana yaşam sürmüş boz toprağında
Göç edenlerin çok olmuş amma terk eylememişler seni
Gürer derki görmeli Melendiz'i hiç olmazsa bir defa
Yaşamın güzelliğine ermek için Melendiz bambaşka

Ömer Fethi GÜRER


*****************************

MİGREN SEBEPLERİ

 

Açlık

Az uyuma

Çikolota

Çok uyuma

Devamlı gürültü

Doğum kontrol hapları

Hava kirliliği

Sigara dumanı

Kabuklu yemiş

Kadınlarda hormonal değişiklikler

Kırmızı şarap gibi yiyecek ve içecekler

Kimyasal maddeler

Kuvvetli kokular

Mevsimsel değişiklikler

Öğün atlama

Parfüm kokusu

Parlak ışık

Titreyen ışık

Uçak yolculukları

Uyku düzeyindeki bozukluklar

Yüksek ses

Yükseklik değişiklikleri

 

**********

TÜRK DÜNYASI’NIN EN MEŞHUR OZANI

ARİF OZAN

VE MEMLEKETİMİZİN EN SEVİLEN SANATÇILARINDAN SAYIN TÜRÜT BERAAT ETTİLER.

ALÇAKLARIN KIÇLARINI SOĞUK SUYA KOYMALARI İCAP ETMEKTEDİR..

 

 

 

EN ZOR YAZACAĞIM YAZI

 

ÇİN MESELESİNİ DÜŞÜNDÜĞÜM ZAMAN KAHROLUYORUM

 

DOĞU TÜRKİSTAN’IN  YER YÜZÜ YARATILALI GÖRDÜĞÜ ZULMÜ HİÇ BİR MİLLET  GÖRMEMİŞTİR..

 

BENİM İÇİN DÜNYANIN EN ZOR MESELESİ  DOĞU TÜRKİSTANA İZAH GETİRMEKTİR.

 

OSMAN BATUR’u okuyarak büyüdüm. Altay Türkleri’ni inceleyerek büyüdüm.  Kooperatif sayesinde çok şey öğrendim. Dünyada hiçbir milletin Türkler kadar zulüm görmediğinin delillerini toplayarak büyüdüm.

Güllale milli oyunun zerafetini görerek içim yandı.

Altay Türklerinin macerasını öğrenerek ve anlatarak ciğerlerim pare pare oldu.

Dünya şerefsiz arka çıkmaz. Komşuları sorunlu desteği söz konusu değildir.

İçinden hep Doğu Türkistan’ı yazmak için fikirler kükrer gelir, Gerçeklere bakınca bayılmamak için suskunluğa bürünürüm!,. Benim için en zor makale, Doğu Türkistan ve meselelerini anlatmak için teşebbüs ettiğimde ortaya çıkan yazıdır..

Kundakta anasından ayrılan babayiğidin hikayesi, insanlık dramıdır. Doğu Türkistanlı’yı anlatmak, yürükleri parçalayan dramları sıralamaktır.

Allah’ım.. Bundan büyük bir acı yoktur. Bunu dindirmek için hangi gerçeklerle yüz yüze getireceksin ki, teselli bulayım?

Osman Baturlar..

İlk çağ hayatını yaşayanlar.

Milyonlarca katliama uğrayan insanlar.

Milli liderler.

Anlatılanlar.. Anlatılanlar. Anlatılmayanlar..

Sen bilirsin Yarabbi? Hangi çalışmayı istersen onu yapayım da, Doğu Türkistan konusunda ciğerlerimize ferahlık ver Yarabbi? Sen bilirsin Yarabbi? Bu zulme insan olanın kalbi dayanmaz, mantığı kabul etmez Allah’ım!

Beyinlerinde atom denemeleri yapılan insanların karşısında alçak dünyalının suskunluğu…

Doğu Türkistan benim için dünyanın en zor meselesidir. Bu çözüldüğü zaman dünyanın sırrı çözülmüş demektir.

Mao ihtilali patlar. Anası ile arasında on km. yol bulunan bebek alındığı gibi firar başlar. Yolculuğu, yıllar süren ülkelerdenTa ki delikanlı oluncaya kadar bir daha anasını göremez.

Doğu Türkistan ziyaretinde hoca ile namaz kılır. Hocaya korkunç yaklaşma arzusu onun ezilmesine sebep olur. Kafasındaki külah çıkarılınca canı kurtulur.

On binlerce Türk kızı, insanlığından uzaklaştırılmak, kötü yola itilmek gayesiyle ana kucağından teslim alınır.

Alçak dünyanın kılı bile kıpırdamaz.

Yobaz, AB ve ABD uşağı muhafazakarların hakimiyetindeki Türkiye’den teşhis beklemek, mümkün olmayanı hayal etmektir.

Manyak kişilerin milliyetçileri idare ettiği atmosferde mutlu olmak, yarınlardan davranış beklemek ne kadar zor Yarabbi?

Çin’i , doğu Türkistan’ı düşünmek, meselelerine çözüm üretmek sağlığı bozan düşünce sistemi halindedir. Çıkış yolu yok mu Yarabbi!

 

Akape secdesi

 

Kırıkkalede ki, bir cami cemaati yanlış kıbleye YETMİŞ yıldır namaz kılmış.

Ne şaŞıYoRsunUz laN?

AKP yedi yıldır yanlış secdeye namaz kılıyor.

HEM TAM YÜZSEKSEN DERECE YANLIŞI VAR.

Ab ve abd.. 29 harfin içinde ne açılımlar Yarabbi?

Biz niye hayret etmiyoruz sizin kadar…

************

Bu da başga bi mesele..

 

Vay alçaklar vay…

Ekranda gördüm. PKK’nın dağ ve meclis kadrosunu beyinlerinde taşıyorlar.

Köpekler gibi davranıyorlar…

İşçilere Moskofun reva görmeyeceği muameleyi reva görüyorlar…

Amaaaaannnn. Nasıl da ağır yazıyor…Korkmuyor musun yaaaaa?

Kardeşim. Türkçe diye bir şey var. Suç diye bir kavram varrrr. Burada kim sorusunun cevabı verilmedikçe suç oluşmaz.

Sen illa bu meseleye eğilmek istiyorsan benim satırları tekrar tekrar oku ve kendin bul…

Fışşşşııııkkkk.

Ben de suç işleyecek göz var mı laaan!

------------

 

GÜNÜMÜZÜN ÜNLÜ ŞAİRLERİNİN ADI VE CEP TELEFON NUMARALARI
Yazan:

KERİM ÖZBEKLER
GAZETECİ-YAZAR-ŞAİR
------------
HANİFİ KARA GSM.0-505-2200272

BİRDAL CAN TÜFEKÇİ  GSM.0-542-5516652

GÜLAY BİRKL  GSM.0-536-2608703

AYŞE PASLANMAZ  GSM.0-544-6094271

OSMAN ÜÇER GSM.0-535-2106834  osmanucer@onurluhamle.com

---------------
SALİM ATICI   GSM.0-535-229 31 43

CEMİLE DÜZGÜN  GSM.0-546-6638870

BEKİR ALİM   GSM.0-536-5214981

İLKAY COŞKUN  GSM.0-546-4984762

SABİHA SERİN   GSM.0-505-3890270

CAHİDE ULAŞ   GSM.0-532-4067235

ATAKAN ŞENİZ  GSM.0-544-2254060

ÜNAL KAR  GSM.0-544-5736066

OSMAN BAŞ  GSM.0-536-6820252

GÜLNAZ SEDA KAPLAN  GSM.0-533-2395890

AHMET SARGIN   GSM.0-505-2918293

ÇELEBİ ÖZTÜRK  GSM.0-535-8757353

HACI YİĞİT  GSM.0-532-4959412

HİKMET ELİTAŞ  GSM.0-535-2021214

ADİL ACAR   GSM.0-532-4105802

OSMAN BAYMAK  GSM.0-536-2128297

EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU  GSM.0-536-3272330

ÇİĞDEM KÖPRÜLÜOĞLU   GSM.0-532-3234481

ABDULLAH ÇAĞRI ELGÜN   GSM.0-532-2331413

MÜNEVVER DÜVER  GSM.0-537-9590989

HAKKI YURTLU   GSM.0-555-4779249

FİLİZ KILINÇ  GSM.0-546-4939277

DURAN SAPER  GSM.0-536-3920216

NECDET TEZCAN  GSM.0-539-4408972

HÜSAMETTİN TAT  GSM.0-505-6234134

SALİM GÜLBAHÇE  GSM.0-543-9474623

MUSTAFA TAHİR ÖNCEL   GSM.0-537-4782539

OSMAN YÜKSEL  GSM.0-546-6443511

DAVUT CÖMERT  GSM.0-537-8698542

DURALİ DOĞAN  GSM.0-533-3468889

MANSUR EKMEKÇİ   GSM.0-535-2549329

AYŞEGÜL DİNÇBAŞ  GSM.0-533-8656722

GÜRKAN OVALIOĞLU  GSM.0-534-2287908

AŞIK YORGUNİ   GSM.0-535-7356764

İHSAN IŞIK  GSM.0-532-2873332

AŞIK ALİ AMBARCI  GSM.0-542-6188051

İBRAHİM KİRAZ  GSM.0-505-6758555

HATİCE ALTAŞ  GSM.0-532-6945097

AHMET YELER  GSM.0-535-7370153

NECATİ OCAKCI  GSM.0-546-2178897

AHMET ŞAHİNOĞLU  GSM.0-542-5060867

MEMDUH SOLMAZ  GSM.0-535-5145202

İLKNUR MERSİN  GSM.0-536-2144360

ŞAKİR NUYAN ŞİN  GSM.0-536-7178572

DURSUN TOMBUL  GSM.0-533-2635622

MUSTAFA GÜR  GSM.0-535-8960106

MUSTAFA BERÇİN GSM.0-505-6810670

ÖZNUR KEÇİCİ DEMİREL  GSM.0-539-8438989

SALİH ARMAĞAN  GSM.0-536-9515314

LEVENT TOPLUDAL  GSM.0-505-5494502

DOÇ.DR.TAMİLLA ALİYEVA  GSM.0-542-4067516

RASİM KÖROĞLU  GSM.0-542-7253717

DURŞEN MERT  GSM.0-535-5583239

İBRAHİM SAĞIR  GSM.0-536-3867455

AHMET AYAZ  GSM.0-542-7617425

MELAHAT ECEVİT  GSM.0-542-5844092

YADİGAR ATİLA  GSM.0-536-4117956

FATMA UÇARLAR GSM.0-532-4760686

HASAN HİSARARDINLI  GSM.0-542-6566263

DURSUN YEŞİL  GSM.0-536-4176884

ABİDİN GÜNEYLİ  GSM.0-532-4928999

ŞÜKRÜ AKAT  GSM.0-532-2640602

İSMAİL SEZGİN  GSM.0-532-4460888

TAHİR SIRAL  GSM.0-533-7602880

MUHSİN DURUCAN  GSM.0-532-5947039

MUAMMER BAYDERE  GSM.0-535-6199388

İSHAK ÖZLÜ  GSM.0-539-5196830

ERHAN TIĞLI  GSM.0-535-7983791

İSMAİLOĞLU MUSTAFA YILMAZ  GSM.0-536-7289018

HASAN AZKIRAN  GSM.0-536-3163762

İSMAİL ALTINIŞIK  GSM.0-532-5521331

ZİYA ÖĞÜTÇEN  GSM.0-533-6518608

AŞUR EYLEN  GSM.0-537-2140444

ÖZEN GÜLAY ATACAN  GSM.0-536-8858429

FEYYAZ SAĞLAM  GSM.0-542-3217563

SABİT İNCE  GSM.0-505-3926707

SERGÜL VURAL  GSM.0-505-4920961

MUSTAFA FERİT YILDIZ  GSM.0-532-5135472

HÜSEYİN KEMAL TÜRKMEN  GSM.0-536-7361942

RABİA SAĞLAM  GSM.0-546-2113202

MEHMET CEM YİĞİT  GSM.0-535-2713549

AYŞEGÜL AŞKIM KARAGÖZ  GSM.0-537-8892111

OSMAN KARAARSLAN  GSM.0-533-4712533

MEHMET UYGUN  GSM.0-535-3589948

HALİL ARIKAN  GSM.0-546-2064289

BEKİR KONÇİ  GSM.0-537-5720538

NAZMİ ALPER TANRIVERDİ  GSM.0-536-2454564

KAZIM POYRAZ  GSM.0-537-2777376

AHMET OTMAN  GSM.0-532-4726857

GÜNDÜZ AYDIN  GSM.0-542-4278661

ZEKİ YÜCEEL  GSM.0-546-4066541

NOT.ŞAİRLERİMİZİN İSİM VE TELEFON NUMARALARI 2 DEFA YAZILMIŞ OLABİLİR, BAZILARI YAZILMIŞ OLDUĞU SANILARAK YAZILMAYABİLİR. BU DURUMDA LÜTFEN UYARINIZ, YAZILMASINI İSTEDİĞİNİZ ŞAİRLERİN İSİM VE GSM NUMARALARINI kerimozbekler@gmail.com ADRESİNE ULAŞTIRINIZ.



--
KERİM ÖZBEKLER
GAZETECİ-YAZAR-ŞAİR
GSM.0-534-4326054
24 SAAT SİZİN İÇİN ÇALIŞIR

HEDEFLERİNİZE ULAŞMANIN EN KOLAY YOLU;
KERİM ÖZBEKLER HABER SİTELERİ;
http://kerim.ozbekler.sitemynet.com/09/
http://kerim.ozbek.sitemynet.com/a/
http://kerimozbekler.azbuz.com
http://yazarkerimozbekler.sitemynet.com/123/

KERİM ÖZBEKLER FOTOĞRAF GALERİLERİ;
http://picasaweb.google.com/kerimozbekler
http://picasaweb.google.com.tr/ozbekler51

KERİM ÖZBEKLER'DEN ŞİİRLER SİTESİ;
www.antoloji.com/kerim_ozbekler

Osman Üçer’in notu:

Yukarda ki liste Kerim Özbekler tarafından sitemin imeiline gönderildi.

Bizim ismimiz de geçtiği için yüksek müsadenizle sitemizin başlangıcına koyduk.

Teşekkür ederiz. Kerim Özbekler koyacağı isimleri kesinleştirince isim veya soyadı sırasına göre alfabetik sıraya konursa okuyucu daha anlamlı ulaşır.

Bu bir tavsiye. Gelelim tarihi notumuza.

1987 de Niğde’den Nazilli’ye göçerken yazı hayatı ile, sanatla uğraşmayacağım yalnız şiir yazacağım demiştim. Maalesef seneler öncesinden tanıdığım Kerim Özbekler beni orada sanat evinden sanat evine, radyodan radyoya götürerek bu kuralımı bozdu: Bir de Televizyonlara günlük proğramlar, yüzlerce banta varan belgeseller örütme gelmesin mi arkadan.. İşte hayatımız tam o nokta da iyice kaydı.

O, HAYATINI BU KONULARA VERDİĞİ İÇİN BİZ DE, KAİDE KOYMA ALIŞKANLIĞINA EREMEDİK. Ben İklim şartları sebebiyle Niğde’ye döndüm. Bu defa Kerim bu gibi çalışmalara ara vermiş gibi idi. Ben ona bilgisayarın ve bu yoldan ulaşılan İnternetin tadını anlattım gide gele.

Bir iki dinledi yine beni gerilerde bırakan bir atılımla İnternet üstadı oldu. Ama ben, Nazilli’ye gelişimde beni sanata döndüren Kerim’den tam bir intikam almış oldum.  Şimdi beni böyle bir listeye koyarak yine bir planı olsa gerek. Yeter kardeşim, iki ay sonra yetmiş bire gireceğim. Yeter. Birbirimizi süre süre rahata hasret gideriyoruz. Ben ne  ünlü şairim ne de yazar. (Sitemizdeki şiirler kısmında yayınlanan üç beş yüz sayfa şiir kitabımı inceleyerek siz bir kanaate varabilirsiniz.) İşte Niğde’de yetişen, biraz da çevreye dağılan dağılmış bir adamım. Böyle sözlerle beni şimdi beş yüz sayfalık şiir kitabı çıkarmaya teşvik etme. Zaten mali sıkıntı çekiyorum mesleği bıraktığım için…

Kerim. Bunu yapacağım diye çoluk çocuğun nafakasını bir kitaba daha dökersem, o zaman sana yapacağımı bilirim. Kerim Özbekler şiirimdeki anlattıklarımı daha da yeğinleştiririm ha…

Benden söylemesi..

------------

 

Niğde’den siyasi hatıralar:

VALLAHİ YETMİŞ BEŞ LİRA BORCUM  VAR…

               İKİ YÜZ YETMİŞ BEŞ LİRA “  

 

NİĞDE’NİN TARİHİNDE KİRLİ VE TEMİZ POLİTİKACILAR GÖREV YAPMIŞTIR. BUNLARIN KİMİ CENNETE ADAY OLARAK ÖBÜR DÜNYAYA GÖÇMÜş, KİMİ İSE CEHENNEMİN DİBİNE GİTME HEVESLİSİDİR..

 

ALLAH İYİ NİYETLİ OLANLARI KORUSUN. KÖTÜ NİYETLİLER İSE İKİ DÜNYADA CEZASINI ÇEKMELİ Kİ NESLİMİZ BUNLAR ARASINDA TERCİHİNİ DOĞRU OLARAK YAPSINLAR…

 

Her makalede insan siyasetten bir şey beklemediğini yazmak durumunda kalıyor. Maksat söylediğimiz zehir zemberek şeylerin bir hedefe, menfaate bağlı olmadığını ispat etmek içindir. Yoksa bazı şeyleri söylemek, bazı hatıraları anlatmak yolunu seçerken hiçbir şekilde bir sıkıntı içinde olmamıza gerek yoktur.

1960lı  yıllardan 1970 yıllara kadar siyaset hedefli olmasa bile İslam’a hizmet, milliyetçiliğe hizmet gayeli çalışmalarımız olmuştur. Bu  hedefe yürürken Şener Saruç, Ünal Songül, İrfan Bahar, Tabelacı Ahmet, Kitapçı  Baki Akdoğan, Arif Özatamer,  Mustafa Dinç, Kemal Özçelik, Şükrü Teksin, İsmet Sayın, Ali Osman Sayın, İsmail Öztürk gibi isimler ilk aklıma gelenler. Bu isimler bütün partilerde kendini göstermiştir. O zamanlar pek siyasi eğilimleri yoktu.Kimi babamız yaşında, kimi yaştaşımız. Önemli olan bir kuyuya taş atarken yanımızda olan bezim onun yanında olduğumuz onlarca kişiden bir kaçının ismi.

Bu isimler siyasette bir yere ulaşmak için kendini şartlandırmış kişiler değildi. Sırf dediğimiz gibi İslam’a ve milliyetçiliğe yararlı olunsun diye omuz omuza verildiği olurdu.

Askerlik devremde bu isimlerden epey bir değişiklik olmuş. İstanbul Tuzla, Gökçe Ada, Konya, Nazilli, Emirdağ da jandarma görevi yaparken bazı arkadaşlarımız dini ağırlıklı siyasete kaymışlar.

Niğde’ye geliyoruz. Böyle bir eğilim sezilecek diye, fikri sapmaları sezilecek diye korku içinde, üzüntü içinde olanlar var. Neden? Dava arkadaşlığımıza haddinden fazla önem verdikleri için kaşımızın çatılmasını istemeyenler var. İçlerinden biri hem fakir ve hem de çok samimi. Dükkanına varıyorum. Kafasını kaldırıyor. Boynumca sarılıyor. Siyasetten bahse geçince de en ufak bir karşı koyma yapmıyor. Ama neden sonra öğrendiğime göre dini ağırlıklı tarafa kayma niyetinde.

Hoşluğu sebebiyle birkaç defa yazdım. Bu defa ki yazışım da, artık DVD ye böyle geçsin diyorum.

-Yahu dedim. Bana Ankara’dan telefon geldi. Türkeş bey, sonradan Ankara’da belediye başkanı olacak M. S.  Türkeş’in mersedesi ile Niğde’ye geliyorlarmış. Adana yolunda kırk kilometrede karşılamamız lazım. Ne diyorsun?.

-…………

Sükut.. Tekrarlanınca cevaba mecbur kalıyor.

-         Vallaha Osman bey, yetmiş beş lira borcum var. Ben gitmemeyim de sen başka arkadaşlarla git. Bir iki saat sonra yine yanına varıyorum. Aynı teklif bu defa:

-         - Valla Osman bey 125 lira borcum var. Benim yerime Teksin’i al götür… Çok sonraları anladım ki biz askerde iken bu insanlar farklı siyasi görüşlere kaymışlar. Bunu söylemesinin kabalık olacağını sanıyorlar ve para borcunu ileri sürüyorlar. İyi.. Borç  yiğidin kaçması önemli mesele ama, yetmiş beş lira borç dört beş teklif ardı arkasında gelince iki yüz yetmiş beş liraya çıktı. Avukatlık zamanım değil ki, al şu parayı düş önüme diyeyim., Ziyaret gerçekleştikten sonra bu borç ve bahane meselesi epey gülmüştük. Beş teklif beş defa iki üç saat içinde borcun vehameti görünmesi için beş defa artması.

-         Sonra sonra belli oldu..Birisi iyice gömüldü o lafın içine ki, Müslümanlık ve Tüklüğü karıştıracak kadar. Bu yazı kimseyi iğnelemek olmadığına göre açıklamada yok. Borcu artan dünya iyisi, cenneti mekan olasıca ise siyaset tarihinde en temiz bir insan. Adını şunun için vermiyoruz. Sülalesi geride kalanları ile bir göğüs beraberliği yapamadığımız için belki ismin geçmesi hoş karşılanmaz.

-         Ben kendi payıma söylüyorum. Dükkanında ki kitapları geçim vasıtası bildiği kadar, dinini imanını, davasını Türklüğünü yayma vasıtası bilen o yüce insan, bu dünyada ve öbür dünyada arkadaş söz konusu olduğu zaman benden en çok puanı alacak kimsedir.

-         Rahmetli Türkeş i Adana yol ayırdımında karşıladım. Beni Mehmet Ağamın yanına ön tarafa oturttular. Kızılca gibi birkaç köyde konuşmalar yaptık. Niğde’ye gelirken ne konuda konuşayım Osman? dedi. Başbuğ..

-         - Vallahi takdir sizin ama, eğer mümkünse sarı zarf meselesini anlatalım dedim. Merkez kahvesi hop kalktı hoş oturdu. Bizim Bozkurt eğilimliler artık Niğde’de kendilerini belli etmeye başlamışlardı.Ne yazık ki ne kadersizlik ki esrar kaçakçılığı ile milletvekilliği meselesi epey bir köstek oldu. Uzun uzun anlattık bu meseleleri.

-         Bense politik eğilimi 1975 de noktaladım. Ben borcumu artırarak değil, dava arkadaşlarının Mason kapısına uzaklığına göre karar veriyordum. Yine dediğim gibi asker devresinden sonra bir de NAZİLLİ DEVRESİ BAŞLADI. İrtibatım hiç kopmadı ama ne de olsa Nazillideyiz ya.. O UZAKLAŞMAMDAN ÖNCE NİĞDE’DE BİRİSİ BEYNELMİLEL DERNEK KURACAĞI ZAMAN İLK AKLINA GELEN İSİM BENİM İSMİM OLURDU. KİMSEYE BİR ZORLUK ÇIKARDIĞIMIZDAN DEĞİL. Fikri gücü kendilerinde bulamazlardı. Biz yokken idarei maslahat milliyetçilerin razısı ile bunlar arzı endam etmişler ve sonra ben dönünce bir sene sabrettiler. Beynelmilel dernek aleyhindeki yazılarım çoğalınca yer altı teşkilatlarının bütün irinliğini üzerime serptiler.

-         Ah o borcu artan arkadaş hayatta olacaktı da meseleleri birlikte müteala edecekti. Bu dernekler çoğalırken ilanlarını sömüren gazeteci, milliyetçiliği, dinciliği çoktan terk etmiş yakınlarının bile mali bakımdan canına okumakta bir beis görmemişti.

-         Hele birisi Türklük lafını es geçip ben Müslüman’ım deyince hayatımın en üzüntülü günlerini yaşadım. Meseleler bu kadar mı ele yüze bulaştırılırdı.?

Keşke siyasette çizdiğimiz zik zaklar borç yüzünden olsaydı. Ahlakımızı, namusumuzu, haysiyetimizi satarak yönlendiğimizi görünce insanlığımdan utandım Hele hele aç köpeklerin ortalığı boş bulup zirveye hırsızlık için tırmanması affedilir bir şey değildir. Dindar görünümle beyinsiz yöneticiler dizginleri bunlara kaptırmışlar siyasi haysiyet dolu dava, hırsızın, ipsizin elinde kalmıştı.  Bilmem başka şeyleri yazmaya gerek var mı?

Dava adamı olmak okumak ister. Dava adamı olmak, akıl bütünlüğü ister. Dava adamı olmak şeref ve haysiyet ister. Muhalif hareket ettiğimiz kimselerin bu konulardaki fakirliği yürekler acısıdır.

*********

MANEVİYATÇILARIN, MÜSLÜMAN GEÇİNENLERİN BÖYLE ZAVALLI DURUMA GİRECEKLERİ KIRK SENE ÖNCE HİÇ AKLIMA GELMEMİŞTİ..

 

Siyasetten, maddi dünyadan bir şey istemediğim için bazı şeyleri 70 yaşımda çekinmeden söylemem gerekir. Mezarın kenarına varırken tevazu göstermek de hata olur.

Elimden geldiği kadar İslam’a ve Türklüğe hizmet ettim. 65 vilayetin küçük de olsa birinde, İslam’ın yaşanır hale gelmesi için ölesiye mücadele verdim. Yirmi yaşını geçince bu sınır Türkiye’nin bir çok bölgesini kapsadı.

Açık konuşmak gerekirse, İslama hizmet ederken İslami da tam olarak  tanımıyormuşuz. Müslmümanların  İslami gerçeklere dayalı tavır ile nelere kadir olduğunu da pek kestirememişiz.

Bir gün dahi olsa fikri yapımızın yolu üzerinde menfaat beklemediğimizi, görev peşinde olmadığımızı söyleyelim. Bunun aksi davrananların nasıl aşağılaştığını, en acı bir şekilde mütalaa ettik.

Şimdi okuduğumuz ve öğrendiğimiz İslam dünyanın en aydın, en milli tavırlar sergilenecek muazzam bir düşünce ve inanç sistemidir. Kendisini Müslüman sanan bazı yığınlar ise hallerinin ne derecede süklüm püklüm olduğunu kavrayamıyor. Dünyanın en ilerici düşünce sisteminin adamları, üretilen dedikoduların eseri, zavallı tavırlar sergileyen, istismarcı ve bazı alçakların peşi sıra giderken durumlarını idrak edemeyecek durumdadırlar.

İstiklali olmayan memleketlerde Cuma namazı kılınmayacağını, bir Müslüman kimsenin hatırlatmasına gerek kalmadan idrak eder durumda olmalıdır.

Kölelerin ardı sıra yol tutmak, İslam’da gafletin ta kendisidir.

Emevi , Abbasi bozması serseriliklerle meşgul olmuşuz. Dinin esasının Kur’an’ın ehil ellerce tefsirinden sonra anlamaya başladığımızı kabul etmek gerekiyor.

Ama; açık söylemek gerekirse kitleler halen İslam’ın ruhunu öğrenmedi. Buna rağmen, batıl ve geri kafalı davranışlara itibar gözde tavırlar oluyor. Hele hele Amerikan baskısına, Avrupa birliği alçaklığına direnmenin İslam’ı korumak olduğunu biz bu gün öğrendik ama, bazı kitleler böyle bir şuurdan mahrum görünüyor. Gözlerinin önünde Müslüman memleketler bombalarla tarumar ediliyor, binlerce adam öldürülüyor, kadınların ırzlarına geçiliyor,. Nesil mahvediliyor, gönülden yaralanan maneviyatçı adam göremiyoruz., Bu nasıl alçaklık? Hele bu topraklarda İslam’ın beş altı yüz yıl hakimiyeti varsa?

Amerikan ve Avrupa Birliği uşağı kitlelerin oyuncağı haline gelmiş bazı yığınların yarınlarımız için nasıl bir tehlike teşkil ettiğini görüyor, ciğerimiz parçalanıyor. Allah’ım!  Bizim gafletimiz de zarar husule gelmiyordu. Bu günkü gaflet tam anlamıyla İslam’ın satılması, Vatanın parçalanması anlamına geldiğini anlamak için çok zeki olmaya gerek yoktur.

Bu yığınlar ne zaman aklına başına devşirecek?

************

Arap şeyhlerinin masasında hayvan heykelleri var. Tapıyorlar mı? Hayır.

Türk’ün Bozkurt’u milli bir hava verir. Tapıyorlar mı?

Haşa..

Eeee namussuz dinsiz dindar geçinenler.

Şu hayvanın dört yüz kilometre durmadan koşması, hürriyetine sahip çıkması vs sebeplerle Türkler tarafından benimsenmesinin ne sakıncası olabilir.?

Bir zaman Türklerde karga bile

Benimsenmiş. Son buluş Bozkurt ile

Gururlanmak en ufak bir sakınca taşımaz.

Kültür denen kavramı tanımayanlar. Allahsızdırlar. Onların Bozkurt’u tanımaları mümkün olmayabilir.

Biz bir kültür değeri kabul ediyoruz. Sakıncasını ispat edemeyenler, bu kavramın dinimize, inancımıza zararını ispat edemeyen ve fakat aleyhte yalan uyduranlar Allahın en şerefsiz mahluklarıdır.

**********

BİR İLAÇ TERÖRÜ

YAZAN: GÜRBÜZ TURGAY





























































































































T emmuz ayında bir  hekim tarafından Amasya Yeşilirmak gazetesinde yazılmış bir yazı okudum.Konusu ilaç terörü.Ve yazan bir doktor.Suçlananlar ise eczacılar.Amasya'da gündeme girmiş olması mutlu etti.Kısaca bu bir terördür.Gıda terörü ile birlikte bir nesle ipotek koyan bir terör.Ortada bir terör varsa doğal olarak da  terörist de olmalıdır.Bu terörün kurşunu ilaç ve gıdadır.Kilo yapan ilaç,1 liralık sucuk gibi.Ama teröristi ise bunları imal edenler,satanlar,tostun içine koyup bizlere yediren büfeci,eti bilerek bize satan market sahipleri,tohumu satan ziraatçi,eken,satan.Yoğurt,süt,tavuk...İmal eden,satan,alıp bilmesine rağmen çocuğuna içiren baba.Bütün bunları muhteşem bir aymazlıkla seyreden üst düzey siyasiler,bürokratlar,sağlık müdürlükleri,hukukçular.BÜtün bunları gıda için örnekleri ile çoğaltmak mümkün.Ama ilaç konusuna gelince doğal olarak da teröristleri vardır.Doktor arkadaşım eczacılar diyerek tek hedef görmüş,göstermiş.Bu kadar basit değil.Her iki konuda mağduriyet takdir edersiniz ki ne trafikle ne de klasik terörle olmaktadır.Bu medeni bir terördür.Bu korunan,kollanan,desteklenen sömürgeci terördür.Çok uluslu acımasız,en acımasız terördür.Teröristleri ise doktorlar,eczacılar,üreticileri,pazarlayanlar,tanıtanlar,yazanlar,bilerek göz yuman siyasilerdir.Hatta en kötü haberlere bolca vakit ayırıp bundan hiç bahsetmeyen medya ve mensupları.Bütün bunları çoğaltmak mümkün.Ama haksızlık olmaz mı sadece eczacılar demek.Bilmiyormuyuz bir lira değerinde , eşantiyon dediğimiz,bana göre manası  RÜŞVETLİK HEDİYE olan malzemelerle reçetere giren gereksiz antibiyotikler,mağdurları minicik hemodiyalizli çocuklar...İşte terörist varsa örgüt dediğimiz yapılanmada baş aktör kim olur?Unutmayalım konumuz da ilaç!Eczcılara haksızlık etmiş oluruz.On yaşında çocuğa en ağır(kimse duymasın en pahalı)ilacı  tedavi amaçlı diyebilirmiyiz?Asırlık terör ve benim teröristim.Biz,siz...Hepimiz!

jin.Dr.Gürbüz Turgay Niğde

--------------------------

BİR HIRSIZLIĞIN HİKAYESİ

Ali Meraklı

Bir dava adamı olarak hiçbir zaman bir menfaat beklemedim. Halk arasında dolaşırken arabalarına mazot koyduklarını duydum. Bunu başkanlarına duyurdum., Yanındaki yetiştirdiklerime söyledim. Ortada bir hırsızlık varsa sona erdirmelerini, yoksa bunu televizyondan halka duyurmalarını söyledim. Nedense bundan sonra köpekleştiler. Sanki hırsızlığı yapan ben mişim gibi proboganda yaptılar.

Aradan bir iki sene geçti Ağır Ceza’da yargılanıp mahkum oldular. Bu yetiştirdiğimiz adamlar bu rezalet karısında utançtan yerin dibine geçmeleri gerektiği halde olmadı.

Kapalı kapılar ardında belki de benim mani oluş şeklimi bin menfaat talep ettiğim bu menfaatler temin edilmediğinden böyle tahrikte bulunduğumu söylemişlerdir.

Eh..artık şerefsizlik bu kadar olur. Yahu siyasetten bir şey ummadığımız halde durum böyle oldu ya yanlarında bulunsaydık kim bilir neler yapıştırırlardı.

Bunların maalesef belli bir kısmı rahlemizde tedris olmuştu. Alçaklığın tadı  boğaza gidince kimse bir şeyi önleyemiyor.

 

9-                    

 

Nazillide Aybars ÜÇER’in sünnet düğünü

-------------------

 

KİTAP YAYINLAMA MESELESİ

Ali MERAKLI

 

Niğde folkloru’nu düzenli bir kitap şeklinde yayınlamak için, bilimsel açıdan  tek nizamlayan ve gazetelerde yayınlayan benim. İşte arşivler, işte gazeteler. Şu var ki elli defa açıkladığım gibi 1960’dan sonra kitaplaştırmam gerektiği halde, 1960 dan sonra Türk Milleti’ni çökertmek için öyle yoğun komünist saldırılar, Komşu devletler; Rus ve Amerikan baskısı oldu ki, benim folklor kitabı yayınlayacak süt liman bir ruh halim olmadı.

Vatanın parçalanmaması, vatandaşın bölünmemesi için elimden ne gelirse yaptım. İstikbalimi ve hayatımı düşünmeden korkunç bir mücadele içinde oldum. Bunu fazla methiye konusu yapamam. Çünkü ölçüyorum, bir Dursun Önkuzu, Yusuf İmamoğlu veya bir başka şehidin gösterdiği azimliliğin yüzde birini gösterecek kabiliyette birisi olmadığımı biliyorum.

Hal böyle iken, folklor konusunu bırakıp, en güzel büyük parti imkanlarını bırakıp (DP nin kuyruğu AP yi kastediyorum.), hayatını peynir ekmek gibi yiyenler içinde oldum. 1980 den sonra bu konu tekrar aklıma geldi. Ha bu gün ha yarın derken önce bilgisayar, sonra da internet denen konular öyle bir meşgul etti ki, milyarlar harcayarak onları öğrenmek, en güzel kitabı daktiloda değil,  bilgi sayarda yazmak, fikirleri ahlaksız bir gazete patronuna mecbur kalmadan yaymak ve  yürütmek için internet çalışmaları için ömrümü tırpanlamaya devam ettim.

Velhasıl on parmağında dokuz marifet bulunan biri olarak keşke iyi bir kaval çalsa idim de her dalda, sanatın her dalında sekmese imişim..

Şu anda da eski yazdıklarımı bile toplamak, bantlarımı nizamlamaya koymak, onlarda iki fikirlerimi yazıya geçirmek, bir ömre sığmaz meşguliyetler. Demek ki, çok yoğun çalışarak çok geniş Ürün bırakmışım. Bilmem ilerde kıymeti olur mu? Kim …..  ….’in eserlerini, çalışmalarını yayın haline getirir şu anda onu da bilmiyorum.?

İstesem mahalli konulu eserlerimi mesela bir Mihrali Bey’i ilgilileri tahrik ederek devlete, özel idareye bastırırdım. Ama etrafta eser yazdıranların öyle lağım işleri bana ulaştı ki tiksiniyorum. En iyisi çoluk çocuğun nafakasından ayırıp müstakil  olarak yazmak ve yayınlamak.

- Eseri dünya meseleleri için önemli, en dokunulmadık konulara dokunuyor, gidelim de kendisine rica edelim, eserini basalım! diyeni beklemek de dünya kanunlarına aykırı. Bu hesapla beş altı eserim oldu. Şu anda 15 eserim var. Ama gel gör ki basılması mesele.

Bir avukata yakışmayan, Niğde folklorunda mevcut bir deyimle söyleyeyim. “Göt yalayacak olsam!” eserlerim hem basılır ve hem de belki maddi menfaat de sağlardı. Hocam Naci  Bey’in topladığı Niğde küfürlerine bakacak olursam, böyle bir deyim kullanmamı mesele etmemek lazım. Ben folklorcuyum. Olur böyle şeyler..

Ama bazı örneklerin, kişilerin göt yalaması, yaptığı suistimaller delilendikçe insan eser yazmaktan tiksiniyor. Mesela birisi hem göt yalayıp eserini bastırıyor hem de ortam değişince bunlar anbarda çürüyeceğine bana satın, diyor. Üç kuruşayüzlerce kitabı alıyor. Suistikmalin şahını beceriyor. Böylelikle hem bedava bastırıyor ve hem de süprüntü parasına devir alıp devletten bulduğu kişiler vasıtasıyle paranın kaynağına ulaşıyor. Yani devlete satıyor. Buyurun böyle eser bastırmak Gökçe Dede yazarına yakışır mı?

Bir konu daha var.

Bir de, ben eserlerimde Masonluk gibi toplumu mahveden,  beynelmilel derneklere çatıyorum. Bu ise idarenin kum gibi alçak kaynadığı zaman eserlerimizi “tu kaka!” haline getirmiyor mu?

Öyle ise, …..  ….  eser bastıracaksa az sayıda ve çoluk çocuğunun ekmeğini vererek başarabilir.

Maşallah toplumda böyle eserleri peynir ekmek gibi satın alıyor. Ne karlı iş be?

En iyisi eser bastırmaksa sitesinde yayınlasın yeter. İyi de o zaman da hırsızlar satırına kadar alıp kendi adlarına yayınlıyor. Kitap olarak olsun, sitelerde olsun..

Olabilir. Allah var., Adalet var. Hak var hukuk var. Bir gün bu terazi dengelenecektir inşallah.

Ha aklıma gelmişken söyleyeyim. Adlarını  zikretmek olmaz. Yazdığı eserleri sitemde sitayişle okuyucuya tavsiye ettiğim birkaç kimse var ki, öyle asil kimseleri yağcı ve hırsızlarla, bu istimalcilerle karıştırmamanızı istirham ederim. Onlar izinle belgelerimize uzun zaman eğilip, aldığı yerleri açıklayan şerefli insanlardır. Biliyorum ki onlar bile büyük eserlerine rağmen sıkıntı çekmektedir.

***************

ALPTUĞ AYBARS ÜÇER’İN SÜNNET DÜĞÜNÜNDEN BİR BÖLÜM

------------

ORDU’NUN DUASI

Yılmam ölümden yaradan askerim
Orduma gazi dedi Peygamberim.

Bir dileğim var ölürüm isterim
Yurduma tek düşman ayak basmasın

Amin desin hep birden yiğitler
Allahü ekber gökten şehitler.

Amin amin amin Allahü ekber
Amin amin amin Allahü ekber

TÜRK ERİYİZ , SİLSİLEMİZ KAHRAMAN…

MÜSLÜMANIZ. Hak’ka tapan  Müslüman.

Putları Allah tanıyanlar, aman

Mesçidimizin boynuna çan asmasın..

 

Amin desin hep birden yiğitler,

“Allahüekber!” gökten şehitler.

Amin amin! Allahü Ekber

 

Millet için etti mi ordum sefer,

Kükremiş arslan kesilir her nefer,

Döktüğü kandan göğe vursun zafer,

Toprağa bir damlası boş akmasın..

 

Amin! Desin hep birden yiğitler,

“Allahü Ekber! Gökten şehitler,

Amin! Amin! Allahü Ekber, Allahü Ekber!

 

Ey ulu Peygamberimiz nerdesin?

Dinle,minaresinde öten gür sesin!

Gel,bana, yar ol ki cihan titresin,

Kimse dönüp süngüme yan bakmasın.

 

Amin! Desin hep birden yiğitler,

“Allahü Ekber!” gökten şehitler,

Amin! Amin! Allahü Ekber,Allahü Ekber!

Rast
Mehmet Akif ERSOY

 

**************

TÜRK DÜŞÜNÜR KALMADI MI?

BİR MİLLET DÜŞÜNEN BEYİNLERİ İLE YÜKSELİR.

 

1947 DEN BERİ FİKRİN İÇİNDEYİM. YAKIN YILLARA KADAR DÜŞÜNEN ADAMLARIMIZ VARDI. FİKİR ADAMLARIMIZ VARDI. ŞU ANDA İSİMLERİNİ SAYACAK OLSAM BİR ELİN PARMAKLARI KADAR ÖRNEK VERMEK MÜMKÜN OLMUYOR.

NEDEN NECİP FAZILLAR GİBİ HAYKIRANLAR YOK.?

NEDEN NİHAL ATSIZLAR GİBİ HAYKIRANLAR YOK.?

NEDEN   BASRİ GOCULLAR GİBİ YOKLUKLAR İÇİNDE KÜKREYEN KİMSELER YOK?

 

İNSANLARIN KARAKTERİ Mİ DEĞİŞTİ? FİKRİNİ SÖYLEYENLER BİR ELİN PARMAKLARI KADAR ŞİMDİ.. İSİMLERİNİ SAYSAK ARKASINDAN ACEBA YARANMA DUYGUSU MU VAR AKLA GELEBİLİR..

 

ZAMANIMIZDA TÜRK’ÜN FİKİR ADAMLARI ÇOK OLSA-

1-     KENDİSİNE GÜLDÜRÜ SANATÇISI DİYENLER KERHANE DİLİ KULLANAMAZ,

2-     SİYASETTE DEMOKRASİ ADINI VATAN SATMA ADINA YAPIŞTIRANLAR OLMAZ,

3-     MADENLERİMİZ GAVURLARA SATILMAZ,

4-     ATATÜRK’ÜN KURDUĞU TÜRKİYE’NİN FABRİKALARI SÜNNETSİZLERE DEVREDİLMEZ,

5-     AB UŞAKLIĞI BU DERECE MİĞDE BULUNDIRMAZ,

6-     ABD KÖPEKLİĞİ GÖZE BATMAZ,

7-     TÜRK DÜNYASI İLE İLGİMİZ ASRA YAKIŞIR ŞEKLE GİRER,

8-     ALLAHSIZLIK  KİTAPSIZLIK YAPIP DA DİNDARLIĞI KİMSEYE BIRAKMAYAN NESLİ, SOYU, AHLAKI BOZUKLAR ORTALIĞI KAPLAMAZ,

9-     TEKNİK OKULLAR ÇOĞALIR,

10-İLME YAPILAN YATIRIMLAR  ÇOĞALIR,

11-KADIN HAKLARI GEREĞİNCE KORUNUR,

12-SOSYAL ADALET GEREĞİ YAPILIR,

13-MASON DERNEKLERİ MİLLİYETÇİ VE DİNCİ DENEN ADAMLARLA ZİNA HALİNDE BULUNMAZ

14-ALLAHSIZLIK KİTAPSIZLIK BU DERECE OLMAZ.

DÜN SOL DEDİĞİMİZ ADAMLAR BİLE MİLLİYETÇİLERE GÖRE MİLLİYETÇİ OLDULAR. DİNCİ DENEN ADAMLARDAN DAHA DİNDAR OLDULAR.

VATAN VE MİLLETİN DERTLERİNİ O. ÇOCUKLARI DEJENERE ETTİ.

BU KADAR YETER. HAKSIZLIĞIMI GÖRÜP DE BANA BİLDİRMEYEN NÜZÜLE UĞRASIN. ÖVME DUYGUSUNA GEREK YOK…

************

SEN NASIL DİNAYETSİN YAAAA?

 

BÖYLE DİYANET İŞLERİ OLUR MU?

ADNAN HOCA VERİYORVERİŞTİRİYOR. YARIN BÜRGÜN HAYATIMIZA DOYMADAN BİZLERİ KIYAMETE GÖTÜRÜYOR.DAHA YÜZ YETMİŞİ BİLE YAŞAMADAN-YETMİŞ YAŞINDAYIM-

HZ.İSAYI İNDİRDİ, MEHDİYİ BİNDİRDİ LAFI GÜZAF…

DİYANET AĞZINI AÇIP DA DIM DEMİYO YAAAAA?

HERAM OSSUN VERDİĞİMİZ VERGİLER…

--------------

ADNAN HOCA ERGENEKON’A (ŞU EVLERİNDEN GECE GÖTÜRÜLENLER. DAVASI MAVASI BELLİ OLMAYANLAR-)  HER GÜN SÖVÜYOR..

NE ADALET BAKANLIĞI, NE YARGITAY NE BİLMEM NE DAİRESİ, HİÇ BİR SAVCI AĞZINI AÇIK TEK KELİME SÖYLEMİYO…

 

HADİ MASONLUĞA DOĞUŞTAN KARŞI OLDUĞUMUZ İÇİN ADNAN HOCAYI MÜLAHAZAT HANESİNİ BOŞ BIRAKARAK SEVELİM.

İYİ DE GARDAŞIM, ADAM AĞZINI AMERİKA ALEYHİNE HİÇ AÇMIYOR. SANKİ YEMİNLİ. GERİCİ İKTİDARLAR DİNİ BERBAT ETTİĞİ HALDE ONLARA TEK KELİME SÖYLEMİYOR.

BÖYLE GAİPTEN HABER VEREREK BİLİM ADAMLIĞI, FİKİR ADAMLIĞI OLUR MU?

EMRİNDEKİLER. ALLAH’IN VARLIĞI İÇİN BİLİM OLAYLARINI KAFAMA GÖRE ELEŞTİRİYORLAR. BUYUR BURDAN YAK.  ADNAN HOCAYI ÖVEYİM Mİ? YOKSA………..

 

Yazdıklarım (bu makale)

Adnan Hoca’yı ilgilendirir


ÖĞRENİM HAYATIMDA EVRİM TEORİSİ NASIL BİR HATIRA BIRAKTI?

 

BEN BİOLOJİYİ  SEVEMEDİM HER NEDENSE?

 

FİZİK, KİMYA. MATEMATİK, CEBİR, GEOMETRİ GİBİ DERSLERDEN YERİ GELİNCE YÜKSEK NOT ALDIM VE ÇOK SEVEREK ÇALIŞTIĞIM OLDU. NEDENSE BİYOLOJİ KONUSUNDA BU EVRİMİ HİÇ GÖRMEDİM.

 

ALİMERAKLI

 

BİR GÜN ANADOLU ŞEHRİNDE LİSEDE OKURKEN YAZAR OLUP ÇIKTIM. FOLKLOR ARAŞTIRDIM. DEVAMLI YAZILARIM ÇIKIYORDU. BU DURUMU ÖĞRETMENLER ODASINA GELEN GAZETELERDE GELEN BÜTÜN ÖĞRETMENLERİM GÖRDÜ VE BANA BİR BAŞKA AÇIDAN BAKMAYA, SEVMEYE BAŞLADILAR. BİR EDEBİYAT ÖĞRETMENİ (Çok zayıf yaradılışlı idi) nedense yazı yazmamdan rahatsız oldu.

Biyoloji derslerinde normalin altında bir öğrencisi olduğum bayan öğretmen beni sevdiğini dersleri anlatırken de belli ediyordu. Niçin olduğunu  biliyorum. Gazetede yazan kişi olmakla seçkin duruma gelmiştim.

Bor’dan gelen öğrenci ağabeyim (Mehmet Ali) (benden bir sınıf üsteydi. Ona dedim ki:

-         Evrim teorisine ait bir ödev verdi öğretmen. Ne yapayım?

-         Ben o konuda geçen yıl bir ödev verdim on aldım dedi.

Ödevi aynen kopya  ettim. Benim ödevimi de on vermişti öğretmen.

Çok mutlu oldum. Benim ödevimin benim bir derlemem-  buluşum olduğunu mu sandı yoksa kopya bile olsa böyle bir konuda böyle bir ödev verişim mi hoşuna gitti?. Hocanın sevgisi on katına çıktı. Ödev ne idi?

Topallığın irsi olduğunu anlatıyordu ödevin konusu.

Öğretmenim beni sözlüye hiç kaldırmadı. Sanırım iyi bilgiler sergileyeceğimi biliyor, sırf iyi not almam için ödevi ve ara sıra soruları esas kılmak istiyordu.

Bir soru sorar gibi ediyor bastırıyordu yüksek numarayı.

Bir gün yazılı yaptı. Allah şaşırttı. Sıranın gözündeki açık biyoloji kitabından cevap arar gibi tavrım vardı. Bunun adı kopya idi. Arkama baktım. Öğretmenim istese kopya muamelesi yapar torunlarıma kadar utanç içinde bırakabilirdi beni. Mahsus yakalamadı sanıyorum.