Onurluhamle
giriş bölümü
Haberleşme
adreslerini soruyorsunuz?
1-
Osman Üçer.avukat kayardı cad(Menemen cad)
nu: 31 NİĞDE)
İmeil:
osmanucer@onurluhamle.com
2-
msn:
osmanucer@windowslive.com
3-
cep: 0
535 210 68 34
www.osmanucer.sitemynet.com
4-
0 388 233 20 25
Hikmet Yavaş
ZÜLFÜ LİVANELİ, KEŞKE BÖLÜCÜLERİN VE PKK’LILARIN BASİT DÜŞÜNCELERİNİ, BÜYÜK BİR BULUŞ GİBİ ŞEHVETLE SAVUNMASAYDINIZ.
Sayın Zülfü Livaneli,
Eski dostlarınızdan birisi;
“Sol öğretinin, kırsal ve meskûn mahallerde uygulama pratiği konusunda Deniz Gezmiş ile görüş ayrılığına düştüğünüzü ve bu nedenle O’nu ihbar ederek yakalanmasına sebep olduğunuzu, daha sonra korkudan İsveç’e kaçtığınızı ve Deniz Gezmiş asıldıktan sonra ise çok üzülmüş havalarında ‘Kardeşim Deniz Gezmiş’ diyerek ağıtlar düzdüğünüzü” söylüyor.
Yakın çevrenizden birisi de;
“ Türkiye’nin baskısıyla Abdullah Öcalan Suriye’den ayrılmak zorunda kalınca, yakın dostunuz olan Yunanlı ünlü müzisyen George Dalaras’ın aracılığıyla, Yunan Gizli Servisiyle işbirliği yaptığınızı ve terörist başının kaçmasına yardımcı olduğunuz” dile getiriyor.
Eski CHP’lilerden birisi ise;
“Zülfü Livaneli, CHP Lideri Deniz Baykal’a ait olduğu iddia edilen görüntülerin 8 yıl önce çekilmiş görüntüler olduğunu söylüyor. Bunu nereden biliyor? Mantığım bana bu işi Livaneli'nin ya da ona yakın çevrelerin yaptığını söylüyor. Çünkü önümüzde kurultay vardı. Kasetin zamanlaması 14 ay sonraki seçimle değil, o ay içindeki kurultayla ilgiliydi. Belki de Baykal'ı istifaya zorlayarak CHP'nin başına yeni bir kişiyi geçirme niyetinin başlangıç hamlesini yaptı” diyor.
AKP ileri gelenlerden birisi de;
“Zülfü Livaneli, UNESCO Genel Direktörlüğü’ne aday gösterelim diye AKP’yi iyice yağlayıp yıkadı. Hatta bizim, CHP’den daha solcu olduğumuzu bile söyledi. Ama aday gösterilmeyince birden bizi kötülemeye başladı. Keşke insanların birikimi daha büyük, egoları daha küçük olabilseydi” diyor.
Sayın Zülfü Livaneli, bu iddialara ne diyorsunuz?
Tepenizin tası attı mı?
Tüyleriniz diken diken olup kanınız dondu mu?
Bunların tümü yalan ve iftira diye düşündünüz mü?
Bunlar; tüm eski dostlarımı, yakın çevremi, eski CHP’lileri ve AKP’lileri töhmet altında bırakan ahlaksızca ve alçakça iddialar diye isyan ettiniz mi?
Ahlak sahibi, dürüst ve mert bir insansan; herkesi zan altında bırakan isimsiz, imzasız ve belgesiz şayialar yerine, sorumluların isimlerini ve iddialarını kanıtlayacak belgeleri gösterecek şekilde açık ve mert ol diye çıldırdınız mı?
Sayın Livaneli,
Vatan Gazetesinde yayınlanan “Fikir mi önemli, kimin söylediği mi?” başlıklı yazınızda; ülkemize yeni gelmiş bir yabancıyla hayali bir konuşma kurgulayarak Türkiye’nin sorunlarını irdelediniz. Ben de tıpkı sizin gibi isim vermeden, kaynak ve delil göstermeden hayali bir senaryo kurguladım. Bunu şunun için yaptım:
Vatan Gazetesinde 16 Temmuz 2011 günü yayınlanan “Analar helikopter doğurmaz ama insan doğurur” konulu yazınızda;
“Eski
Genelkurmay Başkanlarından birisinin dile getirdiği “Nasıl olsa bizde asker
bol, öldüre öldüre bitiremezler” anlayışı terkedilsin.
Çarpışma alanındaki ölümcül yaralı askerleri kurtarmak için telsizle helikopter
isteyen subaya komutanı, “O ateşin ortasına helikopter indiremem. Analar yine
asker doğurur ama helikopter doğuramaz” cevabını vermesin.
Çünkü analar “İNSAN” doğurur ve can, bir metal yığınından çok daha değerlidir”
diyerek:
a. Kaynak göstermeden, isimsiz ve belgesiz iddialarla tüm Eski Genelkurmay Başkanlarını ve çatışma bölgesindeki komutanları töhmet altında bıraktığınızı,
b. Halkı galeyana getirerek Türk Ordusuna karşı kışkırtmaya çalıştığınızı,
c. Milletin, teröristlere karşı yükselen nefretini bölgedeki komutanlara doğru yönlendirmeye uğraştığınızı,
d. Amacınızın eleştirmek değil, bağcıyı dövmek olduğunu düşünüyorum.
Çünkü 41 yıl üniforma altında yaşamış ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bütün eğitimlerini almış eski bir asker olarak; resmen, alenen ve açıkça iddia ediyorum ki “Türk Ordusunda verilen eğitimin odağında ve özünde, en öncelikli konu, can güvenliğidir.”
En küçük rütbeliden en büyüğüne kadar bizler:
a. Bir uçak düştüğünde, ilkönce “Pilotlar kurtuldu mu?” diye sorarız. Eğer pilotlar kurtulmuş ise derin bir oh çekeriz. Eğer şehidimiz varsa, içimiz yanar, yıkılırız. Elbette, tahrip olan tayyareye de üzülür ve sebebini araştırırız. Ama hiçbir maddi varlığı, bir tek askerin canından önemli görmeyiz.
b. Aynı şekilde, hiçbir kazada veya çatışmada; silah, malzeme ve teçhizatın korunması uğruna bir tek canın feda edilmesini hiçbir zaman aklımıza getirmeyiz.
Siz ise, bu Ordu’nun komutanlarının “Nasıl olsa bizde asker bol, öldüre öldüre bitiremezler. O ateşin ortasına helikopter indiremem. Analar yine asker doğurur ama helikopter doğuramaz” dediklerini iddia ediyorsunuz.
Daha önce, hayali konuşmalar kurgulayarak yazılar yazma alışkanlığınızın olduğunu biliyoruz.
Eğer, bu yazdıklarınız da, hayali konuşmalara dayanan bir kurgu ise, bunu okuyucularınıza dürüstçe açıklamalı ve Türk Ordusu ile Türk Milletinden özür dilemelisiniz.
Eğer, bu yazdıklarınızı isim, yer ve zaman göstererek kanıtlayabilecek durumdaysanız, gelmiş geçmiş tüm Genelkurmay Başkanlarını ve bölgedeki komutanları töhmet altında bırakmadan ismen açıklamalısınız.
Eğer, benim elimde belge yok, haber kaynaklarım bana bu bilgiyi verdi ve ben de doğru olduğunu kabul ederek yorum yaptım diyorsanız, açıkça söyleyeyim, haber kaynaklarınız size ilettiklerini ispat edemezlerse;
a. Ahlak ve dürüstlükten nasibini almamış alçak müfterilerdir.
b. Bölücü ve PKK ajanı hainlerdir.
c. Söz konusu kaynaklarınızı da açıklayarak teşhir etmelisiniz.
Sayın Livaneli,
18 Temmuz 2011 günü yayınlanan “Keşke” başlıklı yazınızdan ödünç aldığım şu sözlerinizle size diyorum ki:
a. Keşke her şeyi bu kadar ucuzlatmasaydınız ve basmakalıp, yalan ve yanlış fikirlerle pazarcı esnafı gibi bağıra çağıra dile getirmeseydiniz.
b. Keşke söylediğinizden bu kadar emin olmayıp gerçekleri araştırsaydınız.
c. Keşke bölücülerin ve PKK’lıların basit düşüncelerini, büyük bir buluş gibi şehvetle savunmasaydınız.
d. Keşke askerlerin de, en az sanatçılar kadar “insani duyarlılıklara sahip olduklarını” düşünebilseydiniz.
e. Keşke bu milletin can ve mal güvenliği için canını dişine takarak terörle mücadele edenlerin dişlerini önce ben sökerim diyerek Türk Ordusu’nun düşmanları safında mevzilenmeseydiniz.
Çünkü Ortega y
Gasset ne demişti:
“Ben kendimin ve çevremin toplamıyım!”
Evet, ne yazık ki öylesiniz.
Selam ve saygılarımla…
Hikmet YAVAŞ (İZMİR) hikmetyavas@gmail.com
--
jin.dr.gürbüz turgay
--
jin.dr.gürbüz turgay
--------------------
OÜ olarak derim ki:
AKP’NİN DİNLEYECEĞİ SÖYLEME
Gücüm yitik, düşman azgın,
Gayet korkunç olur baskın,
Elden gider Oğuz Yurdu,
Yüreğime kan oturdu…
Basri Gocul
|
5-
6-
7-
Niğde'nin ilk ve tek edebiyat, kültür,
sanat haber sitesi.
Böyle bir başlık ta var.
Edebiyat,haber anladım da ( kabule göre
değişebilir.) kültür sitesi ilk olunca bizim başlık hava da kalmıyor mu?
EVİNİZDE
- BAĞINIZDA SİNEK, SİVRİ SİNEK VE HAŞARETTAN KURTULMAK İÇİN EVİNİZİN ETRAFINDA
NANE,
Acı ağaç
Acı yonca
ARDIÇ
Ceviz
kabuğu suyu
Cönk otu
Çörek otu
FESLEĞEN,
Isırgan
otu püskürtmek
Kafur
ağacı
Kara
hindibağ
Karanfil
ağacı
Kavun
karpuz kabuğu
Kokar
ağacı
Komar
ağacı
MAYDANOZ,
Mürver
ağacı
Nim ağacı
Okaliptus
Pelin otu
PELİN,
SEDİR
sinemaki
DİKİLİ
OLSUN. ÇOK MUTLU OLACAKSINIZ.
-------------------------------------------
Bir coğrafya düşünün ki
ayrılıkçılar istediğinde esnaf kepenk indirsin!
Bir bölge düşünün ki bölücüler istediğinde banka şubeleri
bile kapılarını kapatsın!
Bir alan düşününüz ki toplumsal inisiyatif örgütten sorulsun!
Hayır; böyle bir yerde devletin hükümranlığından söz edilemez!
Kendimizi kandırmayalım, Güneydoğu bağlamında artık geriye sayım halindeyiz!
Tartışılan, bölünmenin olup olmayacağı değil ne zaman ve nasıl olacağıdır!
Öyle, çünkü bakın Başbakan ve Bakanları bile son kitlesel kepenk kapatılması
olayında acziyetlerini sergilediler!
Hiç kuşkunuz olmasın, 12 Haziran sonrasında ayrışma boyut kazanacaktır.
Süreç de muhtemelen şöyle işleyecektir:
1) Önce Hakkâri-Cizre hattında kaos yaratılacak.
2) Halk zorla K.Irak’a göç ettirilmeye çalışılacak.
3) Devlet daireleri bir bir işgal edilecek.
4) Belediyelere PKK bayrağı asılacak.
5) Bölgede ve bütün Türkiye’de sürekli eylem ve bombalamalar yapılacak.
6) Önce Hakkâri-Cizre hattında Gazze Modelini andıran özerk bölge ilanı
yapılacak.
7) Öcalan’ın serbest bırakılması için kitlesel gösteriler yapılacak.
Peki iktidar ne mi yapacak?
Kalkışan Kürtleri durdurmak için hemen Yeni Anayasa taslağını ilan edecek!
Yeni Anayasa’da Kürtçe ikinci resmi dil yapılacak ve Kürtçe eğitim serbest
olacak!
Yeni idari düzenlemeler ambalajı ile kademeli olarak özerkliğe geçilecek!
Türk bayrağı değiştirilecek!
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin adı Anadolu Milletler Topluluğu yapılacak.
Başkent İstanbul olacak!
Genel af ilan edilecek!
Öcalan serbest kalacak ve siyaset yapma hakkı verilecek.
Bu şekilde bağımsız Kürdistan’ın alt yapıları bizzat AKP iktidarı
tarafından düzenlenecek!
Sonrası mı?
Bir kalkışma ya da isyanla Güney ve Kuzey Kürdistan birleşecek ve
Müslüman bir İsrail kurulacak!
Hayır hayır, komplo teorisi kuruyor değilim, isteyen Güneydoğu’ya gitsin ve
manzarayı görsün!
Bölgede devlet artık sadece kendi karakollarını koruyabiliyor.
Hükümran olan irade örgüt yani PKK’dır..
Peki 2002’de sorun sıfırlanmış iken bugün bu nasıl mı oldu?
Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan sayesinde!
Güzel şeyler olacak dediler ve şunları yaptılar:
-Önce TSK’yı PKK’dan beter görüp ona savaş açtılar.
-Akabinde Kürtçe televizyon kurup 4 ayrı lehçeye bölünen Kürtleri millet
yaptılar.
-Sonrasında açılım deyip PKK eşkıyasını Habur’da kahramanlar gibi karşıladılar.
-Bizzat Başbakan bu manzaraya “Ne güzel görüntüler bunlar” dedi..
-Devletin müsteşarları, valileri Habur’da Tayyip’in emriyle PKK’ya selam durdu.
-Kurulan çadır mahkemeleri ile hukuk katledildi.
Hülasa Gül ve Erdoğan sayesinde Kürdistan artık ilan aşamasındadır!
Peki Kürdistan ilanı ile bu sorun kapanır mı?
Mümkün değil!
Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı İstanbul, İzmir, Antalya benzeri illerde
Yugoslavya misali katliamlar olur!
Son söz: 12 Haziran’da Tayyip Erdoğan alaşağı edilmezse evvah ki eyvah!..
SİYASETTE VE
EDEBİYATTA
YAVUZ HIRSIZ
HAREKET HALİNDE OLURSA…
BU MANZARAYI
ANLATABİLMEK İÇİN ÖNCELİKLE KENDİ KİMLİĞİMİZİ İZAH DURUMU VARDIR.
EN MÜSAİT
ZAMANLARDA HEP BAŞTA BULUNAN BİR KİMSENİN, BİR BELEDİYE ÜYELİĞİ, BİR
MİLLETVEKİLLİĞİ TALEP ETMEMİŞ BULUNMAMIŞ OLMASI
HAYAT BOYU İYİ NİYETİNİN DELİLİ DEĞİL MİDİR?
HELE HELE YAVUZ
HIRSIZLARLA ZİNA HALİNDE OLAN KİMSELERİN (BEN DİALİSTLİĞİ , İNSANLIĞI SENDEN
ÖĞRDENDİM ) DİYENLERİN BEYANLARI SABİTSE, KAMERALI RÖPORTAJLARIN SABİT
BULUNMASI HALİNDE ANLATANIN İYİ NİYETİ BAŞTAN BERİ TESÇİLLİ DEĞİL MİDİR?
ALLAHIN
YARATTIĞI KULLAR ÖYLE MERHALELERDEN GEÇMEKTEDİR Kİ, BIRAK BİZİM OLNALARI
DELELLERİYLE TANITMAMIZ, KENDİLERİ BİLE KENDİLERİNİ YAKIN ZAMANDA TANIYAMAZ
HALE GELMELERİ NE KADAR DERS ALICI BİR DURUMDUR. İKİ KELİMEYİ BİR AYA
AGETİREMEYEN BİR KİMSEYE YILLAR BOYU BAZI ŞEYLERİ ÖĞRETİRSİNİZ,
O GEREK ETRAFIN
HATIRLATMASIYLA VEYA GEREK SE KENDİ ZEKASIYLA BAŞTAN BERİ SİZDEN ALDIKLARINI MAHARETLE
GİZLEMESİ, SONRA DA KENDİ HAKKINDA YLAZDIĞINDA BU GERÇEKLERDEN BİR MİLİM
BAHSETMEMESİ DOĞRULARI TAHRİP DEĞİLDİR DE NEDİR?
Yazan: Ali
Meraklı
Bu gün sizlere
tanık olduğum siyasi ve edebi hırsızların,
YAVUZ HIRSIZ DİYE TARİF EDEBİLECEKLERİMDEN BAHSEDECEĞİM. Biz insanların
en masum olanlarından biri olsak gerek. Çünkü işin başı sayılacak
zamanlarda, en önemli tanzimleri yaptığımız
halde, şu anda etrafta meşhur geçinenlerin tanıtılmasında en önemli atılımları
yaptığımız halde, o kişilerin mazileri ile kıyaslandığında bin misli
gelişmelerini izah ederken gerçeklere dokunmamaları insan derin derin
düşündürmektedir.
Siyasette ve
edebiyatta tek ve en iri olma gibi bir gayemizin olmadığı hususunda yemin ederek
işe başlamalıyız ki, tarif ettiklerimizi milyonda bir bile olsa kıskanmadığım
kanaati hakim olmalıdır.
Tariflerimizin
teyple, fotoğrafla tespit edilmiş olması ispatın doğallağını gösterecektir.
Biz o kişilerin
hem kendimiz tarafından yetiştirilmeğe başlandığını iddia edip, hem de sonra
onların astronomik gelişmelerini kıskanmamızın tabii bir hal olmadığını ve bir
sapıklığın söz konusu olabileceğini ifade ediyoruz.
Ama bazı
gerçekleri anlatırken, dilimize dur dememiz, gördüklerimizi ve anladıklarımızı
birbirinin ardı sıra sunmamız bir dürüstlüğün işareti olması gerekir.
Gelişmeler, doğal zeminlerde doğal şekilde olması insanı şaşırtmaz. Ama,
bildiğiniz bir gelişmedeki milyar misli acayip şişinmelerin dünyanın kuralları
icabı olduğunu anlatmak zor olsa gerek. İki kelimeyi bir araya getirmekte
zorlanan bir kimsenin günün birinde jet hızıyla ilerleyip, korkunç mesafe
katetmesi bazı gerçekleri ortaya koyar.
Kimse kimsenin
gelişmesini kıskanmamalı. Ama gelişme adı altında hırsızlık olduğu aşikar olan
hamleler işaret edilmediği zaman, ilk baştaki emeklerimizin hiçe sayılması
anlamını taşır.
Siyasette
edebiyatta bu anlattıklarımızın örneklerini görmek bize nasip olmaktadır. Aynı
kişiyi tanıyanların bazı işaretlerini hemen bu anda not etmenin yararı vardır:
-
Bu adamı öğretmen evinde görürüm. Yanına yaklaşmak için
hamle yaptığımı görünce önündeki dört beş kitabı hemen toparlayıp kaldırdığına
tanık oldum. Önündeki kağıtlara çok, ama çok meşhur şairlerin kitabından kılişe
mısralar yazıyor. Sonra onlara eklemeler yapıp, kendi şiiri imiş havasına
soktuğuna bir kaç kez tanık oldum.
Bu ifade
doğrudur. Aynı kişinin de8rneklerde aldığı sözlerle, ifade ettikleriyle çapını
görüyorsunuz. On üzerinden aldığı başarı normal hayatında beşi bile
bulmuyor. Ama bir iki yıl içinde şiirlerindeki
kuvvetlenme, ortaya çıkan değerler ondan bir bile eksik değil. Hep süper
gelişmeler. Hep birinci sınıf.. Çapı, on üzerinden dört beş olan kimsenin normal hayatındaki
ifadelerindeki gelişmesi aynı iken, şiirlerinde ondan eksik olmaması, hep süper
seviyede bulunması normal aklın varacağı bazı gerçekleri ortaya koymamıza sebep
olmaktadır.
Bu teşhis ve
açıklamalar bir kıskançlığın sonucu olamaz. Çünkü hiçbir yarışa katılma arzusu
olmadan normal seyirde bir insansınız.
Kendi emeğiniz
geçmiş, şiirde gelişmesini uzun yıllar konu, vezin, anlam ve cümleler
bakımından hükümler bakımından yönettiğiniz emek verdiğiniz bir insanın
gelişmesini de takip hakkınız değil midir?
Bu insanın size
görünüşü başka, tekamüldeki astronomik hamlesi başka olamaz. Bu işin su
katılmamış hırsızlıklarla at başı yürüdüğünü ifa etmezseniz, toplumu siz iğfal
etmiş sayılırsınız. Hırsıza hırsız deme cesaretiniz yoksa siz adi bir
insansınız. Toplumu iğfalde en önde giden kimsesiniz demektir.
Siyasette de
böyle. Siz gelişmesiyle yakından ilgili iken, siyasete hırsız b.ir ekipte
atıldığını gördüğünüz zaman o kişinin kanaatlerindeki çarpıklıkları not
etmezseniz, havanda su dövmüş olursunuz.
Siyasetin
ucundan tutarken:
-
Ağabey yahu. Elde ne adamlar var. Öyle yardımlar
yapıyarlarki bizim eski bildiğimiz kimselerin rüyaları bile onlara ulaşamaz.
Diyor.
-
((İyi de kardeşim eski bildiğin adamların elbiseleri
keten. Cepleri fare düşse başı yarılır. İktidarın, belediyenin ucundan tuttu
diye ne varlık koyacaklar?. Hırsızların eriştiği seviyelere nasıl ersinler?.
Olmayan şey verilir mi?
-
Aslı Maocu, aslı aşırı solcu adama belediyenin
imkanlarını ayakları altına serersen, sana tabiî ki bonkör diye niteleyen davranışları sergiler. Bunu anlayamayan
adamın insanlıkla alakası var mıdır? Sen ve arkadaşlarının nefesi kokarken
nasıl oldu da birden bu gelişmeleri sağladınız?.
Belediyeden
kirası ile bir kamyon hizmeti talep etmeğe gittiğinizde:
-Ağabey senin
partiye çok hizmetlerin geçti, şu kadar bir para yeter diye konuşman alçaklık
değil midir? Normal hizmet bedelini al ki, biz de bir eziklik meydana gelmesin.
Sen daha hizmetin ucundan tutarken daha ilk geceden beynelmilel dernek
odalarında nasıl bir eğitime tabi tutuldun ki idealimin unutuldu gitti?
Yalan dünya.. Hırsızlıkları yakalama, delillerini kopya öyle kolay
mesele değildir. Gerçek anlatım Allahın kanunlarının sağ ve sol omuzdaki
tespitlerle ortaya çıkacağı belli. Bu bakımdan öbür dünyaya inanmadıkça, bu
dünyanın cereyan edenleri ile gerçekleri aşikar etmek mümkün değildir. Allah huzurunda
tespitler yapılıncaya kadar tereddüt ve bilinmezler önde gider. Kanaatler
serdetmekte de günahı kazanmamaya, iftiradan uzak olmaya dikkat etmek gerekir.
Siyasette ve edebiyatta hırsızlıkları tescil edilmiş kimselere karşı
tavırlarınız ölçülü olmak zorundadır..
Bırak onlar suistimalleri sonucu zirvede olsunlar, ama sen katiyen tam
bir kanaat içinde olma. Sabırlı ol, işaret et, gerçeklerin ortaya çıkacağı
günleri sabırla bekle. Allah’ın kanunları, mantık bunu icap ettirir.
***********
Bu site sahibi hayatı boyunca siyasete
tenezzül etmedi. Doğru bildiği yolda ufak bazı değerlerini feda etti.
Namussuzlarla uğraştı. En çok dindar geçinen ve milliyeti hırsızlık ve
şerefsizlik için alet edenlerden nefret etti. Buyurun bu gerçek ise, yorumlarınız ne olur?

Efelik
müessesesi, Osmanlı’nın çöküşündeki görünümleri ve sebeplerini anlatır. Türk
Milleti’nin namus ve haysiyetine düşkünlüğünü gösterir. Yobazlığa ve dejenere
olmuş din değerlerine en kudretli yumruğu vurmayı sergilemiştir.. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu sağlayan
kadronun maddi ve manevi değerlerinin toparlamasını sağlamıştır.
***********************
Bakara Suresi:
inanca ve hayata ait
hükümleri
bulundurur.
Elif, lam,
mim…kendisinde şüphe olmayan bu kitap, kötülükten korunacaklar için hidayet rehberidir.
Onlarki, gaybe
iman edip, namazı doğru kılarlar ve
kendilerine verdiğimiz rızıktan, Tanrı yolunda minnet etmeden harcarlar.
Onlar sana ve
senden önce indirilene ve ahiurete kesin olarak iman ederler.
İşte bu
insanlar hidayet üzerinedir. Kurtuluşa erenler de onlardır.
----------------
*************
------------------------------------
BİZE ÖĞRETEN BAZI
UTANMAZ EDEBİYATÇILAR, Mehmet Akif’i gerici diye tanıtmıştı.
Şimdi de,
söyleneceklere bakın, O’nun Türk-İslam tarihin en inkılapçı ve antiemperyalist şairi, Müslüman’ı olduğunu gizleyecekler.
Bu cümleyi,
tanıtımı söyleyen bulunursa bana
bildirin. Özür dileyeyim.
-----------------------------
ÖLÜM YARATILIŞTA
ÖNEMLİ YERİ OLAN, İNSANLARIN RİYAKARLIKLARDAN SIYRILMASI GEREKEN, DOĞRULARIN
KONUŞULDUĞU OLAY OLMASI GEREKİRKEN, HERKES İNANMADIĞI KONULARDA NUTUK ATMA
YARIŞINA GİRDİĞİ BİR MANZARA ŞEKLİNE BÜRÜNMEKTEDİR. SÖZLERİMİZİ AÇIKLAMAMA GİBİ
BİR NEZAKETİ DE BİZ GÖSTERELİM İSTERSENİZ.
29.2.1011
///////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////
KABAK LAF…
YARGI BANA
KARIŞMASIN, BEN YARGIYA KARIŞMAYIM,..
Yüzsüzlüğün arsızlığın bu kadarına
pes! Merhum Erbakan’ın Hakk’a yürümesini fırsat bilip mal bulmuş
mağribi gibi ekranlara koşuyorlar.
Neymiş efendim, o bir dava adamı imiş!
Neymiş efendim, Prof. Erbakan iman kalesi imiş!
Neymiş efendim, merhum Erbakan inanç abidesi imiş!
Söylenenlerin hepsi doğru!
Eksiği var, fazlası yok!
Ama söyleyenler yanlış!
Öyle çünkü bugün timsah gözyaşlarını akıtan bu güruh, Erbakan Hoca’yı arkadan
hançerleyenler değil mi?
Sevgili Erbakan madem iman ve inanç adamı idi, neden terk ettiniz onu?
Niçin ihanet ettiniz?
Neden yaşarken karşısına dikildiniz?
Ve bunu yapan siz şimdi hiç utanıp sıkılmadan onun naşı üzerinden
istismarlar yapıyorsunuz!
Bu yaptığınız ayıptır, günahtır, riyadır, çarpıtmadır!
Bunu yapan sadece siyasetçi takımı değil!
Medyadaki eski Erbakancılar da aynı şeyi yapıyor.
Dün baktım pek çoğu hiç sıkılmadan Erbakan’ın ne kadar büyük adam olduğunu
yazıyorlardı!
Bu ne utanmazlıktır!
Siz değil misiniz Tayyip’e yaranmak için yıllardır Erbakan Hoca’nın yüzüne
bakmayan ve onu küçümseyen!
Ve sen eyy Tayyip Erdoğan!
Tiyatrocu Nejat Uygur’u ziyaret için hastaneye koşarken, 2 dakikanı ayırıp eski
Hoca’nı niçin hatırlamadın?
Ne olurdu Güven Hastanesi’ne gidip helallik alsaydın?
Ahde vefa bu mudur?
Bak, Sayın Demirel günler öncesinden hastaneye koştu ve yaptı bunu!
Sadece o da değil, Numan Kurtulmuş da bir kaç gün önce hastanedeydi.
Keza Abdüllatif Şener’le Yalçın Topçu da oradaydı.
Dahası, senin iki Bakanın Bülent Arınç ile Cemil Çiçek bile Hoca’yı ziyarete
giderken senin hiç aklına gelmedi mi?
Güven Hastanesi dediğin yer Başbakanlık makamına 5 dakikalık bir mesafede, yani
zaman sorunu da yoktu!
O Erbakan Hoca ki onun sebeb-i vesilesiyle siyasettesin!
Onun himmetiyle İstanbul Belediye Başkanlığına aday oldun, seçimi kazandın ve
adını duyurdun!
Tiyatrocu Uygur’a zaman ayırabiliyorsun ama Erbakan Hoca’ya ayıramadın öyle mi?
Demek ki senin gözünde Nejat Uygur, Prof. Erbakan’dan daha değerli ve mübarek
imiş!
Ayinesi işse kişinin tablo budur!
(Sakın bu satırlarımı sevgili Nejat Uygur’a saygısızlık olarak yorumlamayın.
Yazdıklarım sadece Erdoğan’ı anlatmak içindir.)
NOT: Bugün yayın hayatına başlayan Aydınlık Gazetesi’ne başarılar diliyorum.
HOŞ SEDA...
Erbakan hakkında bilinmeyenler
Merhum Erbakan’ı yakından tanıyan bir gazeteciyim.
Defalarca röportajlar yaptım.
Televizyon programlarımda defalarca konuğum oldu.
Aleyhinde yazdığım da oldu ama kızdığını hiç görmedim.
1995 genel seçimleri öncesinde yazdığım bir yazıya çok hislenerek önce
telefonla teşekkür etti ve akabinde Hasan Hüseyin Ceylan aracılığıyla bana
maddi olarak değil ama manevi olarak çok çok değerli olan hediye bir saat
göndermişti.
Erbakan’la ilgili hükmüm
şudur:
Gerçek bir inanç ve iman adamı idi.
Türk’tü, devletti, bayraktı, vatandı!
Birkaç yıl önce şimdi Muş Belediye Başkanı olan BDP’li Selim Sadak’
- “Önkibar Bey, siz bu ülkeyi Türkler yönetiyor zannediyorsunuz ama öyle değil.
Bu ülkede Başbakan olanların büyük bölümü Türk bile değildir. Irk olarak en saf
Türk, Erbakan’dır ki asker onun farkında bile değildi ve alaşağı etti onu!”
Kuşkusuz Türklük olgusu, Selim Sadak’ın dediği gibi kafatası ile ilgili bir şey
değil ama Erbakan Hoca sadece kanı ile değil her şeyi ile Türkoğlu Türk’tü!
Devlet-i ebed müddet onun temel düsturu idi ki öyle olduğundan dolayı zaman
zaman devletin en temel kurumlarınca itilip kakılmasına rağmen savrulmadı ve de
yanlış bir pozisyon almadı yani meşruiyet aramak için Brüksel ve
Washington’a yaslanmadı!
Prof. Erbakan, 1970’lerden beri siyasetteydi ama merhume Nermin Erbakan hiç
siyasi figür olmadı. Ailesi ile hiç gündem oluşturmadı.
Prof. Erbakan, bazıları gibi lafta değil gerçekten milliydi.
Öyle olduğu içindir ki 28 Şubat post modern darbesine muhatap oldu!
Eğer Erbakan Hoca bugünkü AKP’liler gibi ABD ve İsrail ile kapalı kapılar
ardında iş çevirmiş olsaydı önü açılırdı.
Prof. Erbakan için amaç koltuğa erişmek ve orada sürekli kalmak değil,
inandıkları doğrultuda hareket etmekti ki kısa iktidarı ile bu özelliğini
kanıtlamıştır.
Hülasa merhum Erbakan her şeyi ile bu gök kubbede bir hoş seda idi!
Nüktedanlığı ile, müthiş zekası ve hırsı ile, mücadeleciliği ile Erbakan Hoca,
Türk siyasi tarihindeki mümtaz yerini alacaktır.
Güle güle Sayın Erbakan. Nur içinde yat. Mekanın cennet olsun...
**********************
KİMLER VARDI?
NEREDELER?
Efendim bendeniz, 1947 yılından beri Niğde’de folklor
derleyen ve folklorik hayat yaşayan biri olduğum için bazı hatıralarımı bu
açıdan nakletmezsem, haramzadalık edeceğim kanaatime vardım.
Bu sebeple bir gece gördüğüm rüya ile bir kitabın daha
temeleni atmaya karar verdim.
Hayat yerleşmem için bin yer tespit edip burnumun
önünne serdi. Gel görki, gençliğimde hizmet aşkı ile yandığım Niğde’ye bütün kazandığımı sermeme,
harcamamama rağmen, daha çok borcum olduğu kanaatiyle rüyalar görüp yeni
atılımlar yapıyorum.
Yaşar Nuri Öztürk gibi bir kuvvetli davanın yazarı
olmadıkça kimsenin kitap yazarak hizmet etmesi mümkün değildir. Mesela benim şu
anda on altıyı geçkin kitap konum bilgisayara yerleşmiştir. İstesem bunların
hepsini küçüklü büyüklü kitaplar haline getirir ve piyasaya sürerim.
İyi de, piyasaya kitap sürünce yüzde yetmiş beş
maliyetini sağlayabilsem. Mümkün değil. Hayatta hiçbir kitabım için hiç bir
özel veya resmi kuruluşun merdivenini aşındırmadım. Bunu yapmayınca mali külfet
tamamen omuzlarınıza biner.
O zamanda, çoluğun çocuğun rızkını dağıtma anlamına
gelen bir davranış içinde bulunursunuz. Yayınladığım altı yedi kitabın
masrafının en iyi bir görüşle yüzde ellisinin maliyetini elde ettiğime dair
bazı tespitler bile beni mutlu kılmaktadır.
Bakalım hayırlısı. 67 yaşında gelir elde etmek için mesleki çalışmaları noktaladım. Bu
bakımdan mesaimi kitap ve tespitler üzerinde topladığımı görüyorum. Şu anda
başaramadığım bir konu yok gibi. Hiç olmazsa tespitleri yapıyorum. Böylelikle
ben yayınlayamasam bile ilerde gelecek birine gerekli malzemeyi hazırlamanın
rahatlığı içindeyim.
Gökçe Dede serisini bitirebilsem iyi olurdu ama,
maalesef, itin kar yediği gibi hevesler bir birini kovaladığı için bu muazzam
teşebbüs, onda dört beş gibi gerçekleşebildi., yayınlanın sayısı ise tekle
görünmekte.
Bir çok makalemde dokundum. 1947 lerde folklor
derlemek, 1956 lardan
Sonra yazı konularından hiç uzaklaşmadan
Hepsinin bir çok makalede anlattığım özellikleri pek
bir tatlı. Ayağınızın tozu bir kalem olarak övünme yapmam anlam taşımaz. Şu var
ki, onlarca konuyu eleştiren, heveslenen biri olarak eğer becerebilsem eser
yaratmak için üretim yapan aptal bir beyine sahibim. Şu var ki, evvelce dediğim
gibi itin kar yediği gibi konudan konuya atlamam sebebiyle konu tespitini bol
bol yaptım ama, tam olarak sunduğum bir konu da olmadı.
Mesela on senedir pek yoğun uğraştığım internet
dünyanın çepeçevre muhitlerinden dost bulmama sebep olduysa da, yazdığım bazı
eserlerin ilk olma gibi onura sahipse
de, istediğim seviyeye geldiğini iddia etmem de anlamsız olur. Çünkü meselenin
alt hizmetlerinden doygun hizmet veren şahsa rastlamadım.
Bir çok bilgisayarcı ve internetçi ile beraber hareket
etme gibi şereflere ulaştım ama, insanoğlunda bulunan tembellik sergilendiği
için hiçbir zamanda bilgili biriyle çalışamadım. Zaman zaman bu konulara
şahısları anlatırken gireceğim tabii.
Sizlere kimler geçti konusunu aydınlatırken şahıslar
hakkında yüzde yüz doğruları yazamayacağımı şimdiden söyleyeyim. Mümkün değil
çünkü. İnsan oğlunun iyileri sıralanan vasıfları yanında, kötüleri de öyle
yığın yığın tespitli ki, eh artık. Bu bakımdan yağ çekme anlamı çıkmadan
yüzlerce kişinin iyiliklerini sayacağım. Bu iyilikleri sayarken güldürü unsurunun
ön sırada olması için gayret göstereceğimi yazmaya gerek yok. Yazma diyorum bu
da mümkün değil belki. Bir akıl hastanesi mekanı görünümündeki
Zira, yaşamakta olan nesiller kimlerin gelip kimlerin
gittiğini bilirlerse, yaşayanlar birbirlerinin kıymetini o ölçüde kavrarlar. Bu
isimler zikredilirken şöyle bir zorlama içinde bulunmayacağım. Efendim
bahsettiğim kimse ölmüş mü? Yaşamak mıdır?
Yurdun neresinde yaşamaktadır? Sağlıklı mı, yoksa bir
takım sağlık meseleleriyle mi güreşmektedir? Adresleri nedir? Haberleşme
bilgileri nedir? Bunları tespit için bir gayret içinde bulunmayacağım. Benim
kitap adresim veya internet bilgilerim ortada. Bu konuda bilgi verip malumata
eklemek isteyenlere ortam açıktır. İsteyen bilgiyi bize ulaştırır. Ben de pek
sakıncalı bir durum yoksa bu bilgileri kitaba eklerim. Bu konuda emek
harcayanların emeğinin boşa gitmemesi için emeği geçenlerin isimlerini
yazacağıma söz veririm. Sorumluluk getirmeyen bilgi verenler mahlas isim
kullanabilirler. Telefon ve adres şart.
Efeeeendim… Bismillahirrahmanirrahim diye başlamanın
hazzını tadıyorum. Daha doğrusu herkesin anlaması için şöyle diyerek
başlıyorum:
Esirgeyen ve bağışlayan Ulu Allah adıyla.. Hayırlısı
olsun iyi niyet hakim olduğu için sanırım son nefesi vermeden epey tespit yapma
fırsatı elde edeceğim…
Bu isimlerin Niğde’de doğmak gibi bir sıralamaya tabi
tutulması söz konusu değil. Bir gün bile gelip iz bırakmaları ve zihnimizde
özellikleriyle yer etmeleri kafidir. Ayrıca anlatılanlarla bağlantılı ismi
geçenler de Türkiye’nin neresinde olursa olsun, bu listeye dahil olacaklardır.
İsimlerinde hatıralarında, özelliklerinde hata edebiliriz. Gayemizde kötülük
olmadığına göre tanıyanların, yakınlarının darılmayacaklarını umarım.
Bazılarının ise Niğde’ye uğrayıp uğramadıklarını bile
bilmem ama, olayları anlatırken isimleri geçmesi zaruri olacağı için alfabetik
sırada bulunması olağandır. Bilge tutumları sebebiyle anılmaları tabii ki
yararlı olacaktır
Anlatımlarda ismi geçmesi değilse bile bahsedilmesi
zaruri olanlara ise rumuz anlatımlar kullanmak zorunluluğu olabilir.
************
***********************
DOĞRULUK HER ŞEYİN TEMELİDİR…
Doğruları söylemek, zaferlere uzanır,
Gerçeğe yaklaşanlar, hedefe vardım sanır,
Kaleler fetholdukça, toplum ortamı tanır,
Cennete kavuşmalar, dürüst olmakla mümkün…
Güzele kavuşmalar, bin bir eziyet ister,
Tek ki, hep kararlı ol, gücün her şeye yeter,
Sıralanır önünde, seçimler neler neler?
Mükemmeli bulmalar, dosdoğru olmakla mümkün!
OSMAN ÜÇER



1)
AKP’ye teşekkür borçluyuz çünkü onun
sayesinde devletimizin kofluğunu keşfettik ve Cumhuriyetimizle rejimin
kurumsallaşamadığını gördük.
2) AKP’ye müteşekkiriz
çünkü inanmış bir adam ya da liderle arkadaşlarının neleri başarabileceğine
tanıklık ettik.
3) AKP’ye teşekkür borçluyuz
çünkü Türk Silahlı Kuvvetlerinin, yapılan türlü psikolojik operasyonlara karşı
değil devleti ve ulusu, kendini bile savunmakta yetersiz olduğunu gördük.
4) AKP’ye müteşekkiriz
çünkü MİT’in CIA, KGB, MI5 ya da MOSSAD düzeyinde ve
hatta misyonunda olmadığını
öğrendik.
5) AKP’ye teşekkür
borçluyuz çünkü Cumhuriyetin kendine sadık yani kendisi için risk alabilecek
bir Milli Müteşebbis
Gurubunu ya da ulusçu bir işadamı sınıfını inşa edemediğini
gördük.
6) AKP’ye müteşekkiriz
çünkü bu ülkenin reflekslerinin köreldiğine şahit olmamızı sağladı!
7) AKP’ye teşekkür
borçluyuz çünkü çok sayıda insanın bir kilo bulgur ve iki torba kömür karşılığı
onurunu bile gömdüğüne
tanık olduk..
8) AKP’ye müteşekkiriz
çünkü demokrasi diye diye demokrasi katledilirken ona alkış tutan sözde ilim
irfan sınıfının tezahüratlarına tanığız. Dahası, ceberrut bir devlet anlayışı
yani korku devletinin demokrasi diye servis edilip yutturulmasını AKP sayesinde
görüp öğrendik.
9) AKP’ye teşekkür
borçluyuz çünkü evrensel değer pazarlamacılığı yapan sözde libarellerin
kendilerini kaça kapattırdıklarını gördük.
10) AKP’ye müteşekkiriz
çünkü devletin ve kurumların nasıl fethedilip dönüştürüleceğinin metodunu
gösterdi.
11) AKP’ye teşekkür
borçluyuz çünkü ülkeyi topyekün ele geçirmek için önce korkuyu korkutmanın
uygulamalarını yapıp gösterdi.
12) AKP’ye müteşekkiriz
çünkü Yargı dahil bütün devlet çalışanlarının önceliklerinin ülke ve devlet
olmadığı, şahsi ikbal ve çıkar hesapları olduğu ortaya çıktı. Örneğin yargıçlar
HSYK seçimlerinde korku adına bütün değerlerini ayaklar altına aldı ve iktidara
boyun eğdi.
13) AKP’ye teşekkür
borçluyuz çünkü kendilerine merkez ya da tarafsız medya diyen holding basınının
aslında yandaş medyadan bile çok daha tehlikeli ve tahripkar olduğunun
görülmesine vesile oldu.
14) AKP’ye müteşekkiriz
çünkü cemaat ve dini gurupların durakta beklemediklerini ve gelen her iktidar
otobüsüne bindiklerini bir kez daha gördük.
15) AKP’ye teşekkür
borçluyuz çünkü onun iktidarı sayesinde bir gece içinde masa başında yani matematik
oyunu ile ülkemizin yüzlerce milyar dolar nasıl zenginleştiğini ya da
zenginleşebileceğini öğrendik.
16) AKP’ye müteşekkiriz
çünkü, insanlara sağlık dağıtıp barış içinde yaşamaları için çırpınan doktor
Mehmet Haberal, gazeteci Mustafa Balbay ve parti başkanı Doğu Perinçek
gibilerinin onlarca mazlum insanı diri diri gömen Hizbullahçı katillerden daha
tehlikeli(!) olduğunu öğrendik.
17) AKP’ye teşekkür
borçluyuz çünkü iktidarı sayesinde Türkiye’de asıl tehdidin PKK ve
benzerlerinin olmadığı aksine gerçek tehdidin TSK olduğunu(!) gördük.
18) AKP’ye müteşekkiriz
çünkü korkutmanın kanun ve ahlaktan çok daha etkili olduğuna tanık olduk!
19) AKP’ye teşekkür
borçluyuz çünkü iktidarda sürekli kalmak için türlü tezgah ve manipülasyonlarla
siyaset mühendislikleri yapıp muhalefetin cılız kalmasının mümkün olabileceğini
sayesinde öğrendik.
20) AKP’ye müteşekkiriz
çünkü toplumumuzun AB gibi, türban gibi, demokrasi gibi, Ergenekon gibi
masallarla yıllarca yönlendirilip uyutulabileceğine şahit olduk.
21) AKP’ye teşekkür
borçluyuz çünkü adı Türkiye olan ülkemizde Türklerin aslında 20 küsür etnik
guruptan biri yani azınlık(!) olduğunu sayelerinde öğrendik!
22) AKP’ye müteşekkiriz
çünkü dönemlerinde ülke borcu iki misline çıkarken ve büyük bir ekonomik
çöküntü yaşanırken bunun başarı hikayesi diye sunulabileceğini sayelerinde
öğrendik.
Bu
yazı:
Yeniçağ gazetesinde yayınlanan Türk dünyası’nın en büyük yazarlarından
Sabahattin Önkibarın yazısı
********************************
BÜYÜK ÇAP NAMUSSUZLUĞUN,
HIRSIZLIĞIN, ALÇAKLIĞIN
BÜYÜK ÇAPTA YAPANLARI
belli YIĞINLARDIR
OSMAN ÜÇER
1955 DEN BERİ
MEMLEKETTEKİ DÖNEN DOLAPLARI ANLAMAK, SUİSTİMALCİLERİNİ KAHRETMEK İÇİN MÜCADELE
VERİRİM. BUNU SÖYLERKEN ARTIK, BİR TEVAZU DUYGUSUNA BİLE İHTİYACIM OLMADIĞINI
BİLİYORUM.
Zira, hiçbir
zaman ne şerefsiz politikadan, ne de devlet menfaatinden bir kuruş talep
ettiğime dair şahitlik yapacak kimse yoktur.
Kel Ali’nin
karısı Hanife ÜÇER’in telkinleri doğrultusunda 1945 yılından beri çırpınıp
durdum.
Edebiyat malzemeleri
baş uğraşım olmakla beraber, yaşadığım ortamlarda karşılaştığım namussuzluklar
mücadele ettim durdum. Şimdi altmış yaşını çok geçkin uğraşımda şu kanaate
vardım. Memlekette namussuzluklar, alçaklıklar, hırsızlıklar, ahlaksızlıklar
oldu ise bunların failleri, ne öğrenim
yapmışlar, ne cahillerdir. Baş etmen olanlar yığınların ta kendileridir. Bunlar
dini telkinler karşısında köpek gibi kılığa girer, sessiz sessiz dinler, baskı
kalkar kalkmaz, yani kendisine suistimal açık ve ya kapalı sunulduğu zaman
bütün kurnazlığını kullanarak alçağın teki olurlar.
Fert fert butün
suistimallerin sahibi yığınlardır.
Alçaklığın
böylesini düşünürler katiyen ve asla dile getirmezler.
Hele yüzde
sekseni ahlaksız olan politikacılar böyle yığınların namussuzluğunu hiç dile
getirmezler. Allaha karşı gelirler ama suçların ta merkezinde bulunan yığınları
suçlamak ve engellemek onlar için mümkün değildir. Çünkü muhtaç oldukları oy bu
köpeklerin inhisarındadır.
Halkın arasında
dolaşırlar, köpek gibi kimden nasıl oy alınacağının sırlarını politikacı denen
alçağa pek iyi öğretirler. İşbirlikçiliklerinin karşılığını ise pek ala çeşitli
şekillerde görürler.
Alçaklığın
sınırı yoktur. Yalancı dünyada dönen dolapların bu yığınların fertleri ile
olduğunu iyi biliyorum. Alçak politikacı ile bu kişiler el birliği yaptılar mı
bütün kapalı kapılar ardında namussuzun danıskası dillendirilir ve yapılır.
Halk bu
yığınlara engel olmaz. Çünkü yönlendirilişleri kıskaca alındığı için kişi
olarak karşı koymak gücünü kendinde bulamaz. Suistimallerin baş sorumlusu olan
yığınların birimleri kişiler politikacı ve memur, bürokrat tarafından köpekler
gibi yönlendirilir.
Din adamları
bunları dile getiremez. Öğretmenler bunları dile getiremez. Namusluyum diyen
politikacılar bunları dile getiremez.
Namussuzluk
yapan herkes suistimallerden şikayetçidir ama, hiçbir suistimal önlenemez.
Bazen kötülüklerin üzerine gidilir gibi olur ama, basına aktarılan yönüyle
tiyatro oynanır. Hiçbirinde namuslular, namussuzlara karşı amansız bir mücadele
veremezler.
Hakimin özel
seçime tabi olması gerekirken, belli öğrenimi becermişler de yargı organına
dahil olurlar. Hacca giden kişinin yaşadığı hayatta yapması gereken mücadele
ortada iken, parayı teminde başarı gösterdi mi önüne gerilecek hiç bir engel
yoktur. Bunun adı özgürlüktür. Din hürriyetidir. Hele bir gitsin bak ardından
gelen defalarca ümre oyununa..
Mazlumların,
dünyada uğradıkları haksızlığın öbür dünyada telafi edileceği yargısı ile
bazısının teselli edildiğini görürsünüz. Pek ender rastlanan bazı olaylarda
suçlular büyük cezalara çarptırılırsa da hırsızların başı olan bazı
politikacılar ve arkadaşlarının kurtulması için aklınız duracak nitelikte aflar
çıkarılır.
Cami minareleri
uzaya duyurmak üzere ezanlar, selalar haykırır. Bunun bilimdeki desiablı ile
ilişkilendirilmesi imkansızdır. Dinsizlik yaftasını hemen alnınızın ortasında
bulursunuz.
Eğer bu dünyada
Müslümanların gerçek İslam yolunda olduğunu iddia eden varsa ve yüzde on
doğruluğunu ispat edebilirlerse haram kazanılmış olması ihtimali olan malının
yüzde doksanını onlara bağışlayacağımı vaat ediyorum.
Allah’ın
gerçekleri sergilemekte çabukluk nasip etmesini dilerim.
---------------
Prof. Dr. İsa
Kayacan
Hakkımda
Prof. Dr. İSA KAYACAN
ECE KÖYÜ, BURDUR, Turkey
Hasan Hüseyin ve Güldali’nin
çocukları olarak, 20 Eylül 1943 tarihinde Burdur'un Tefenni İlçesi'ne bağlı Ece
Köyü'nde doğdu. İlk şiiri Nisan 1956’da, ilk yazısı 24 Ocak
41 bin dolayında makalesi, 3540
ayrı gazete ve dergide yer aldı. Değişik kamu kuruluşlarında basından sorumlu
görevler yaptı. 11 ayrı Bakanın “Basın Danışmanı” olarak çalıştı. “Bakanlıklar
arası en çalışkan ve başarılı Basın Danışmanı” seçildi. “Basında 25 yılın şeref
ödülü” başta olmak üzere, onlarca ödülle 215 plâket aldı.
Defalarca yılın yazarı, yılı
edebiyatçısı, yılın şairi ve yılın editörü seçildi. Azerbaycan’ın Başkenti
Bakü’de bulunan Üniversitelerce iki ayrı “Fahri Doktora”, bir “Fahri
Profesörlük” pâyesi alan ve “Guinees Rekorlar Kitabı” na girme çalışmalarını
sürdüren Kayacan’ın; Burdur merkez ve Tefenni ilçesinde Belediye Meclislerinin
kararlarıyla adı birer Cadde ve Sokağa verildi. 2006 yılında Ankara ve
Burdur’da “Türk Kültür ve Basın-Yayınına 50. Hizmet Yılı” kutlanan İsa Kayacan,
Anadolu’da yayınlanan yüzlerce gazetenin “yazar kadrosunda” yer almaktadır.
NOT: Ayrıntılı biyografi metinlerin içindedir.

Kayacan, Portre
Bu kısa yazı ile
yazarımızı hafızalarınıza sunuyoruz. Biz
kendisini yıllardır tanır ve okuruz. Nazilli şiir festivali birlikte resim
çektirdiğimiz iyi tanıştığımız ortamlardır. Kerim Özbekler’in götürdüğü
kitaplarımızdan sonra hakkımızda makaleler döşendiğini biliyoruz. Bildiğimiz ve
unutmayacağımız şudur:
((Dünyanın
neresinde Türk varsa ellerimizi uzatmalı kucaklamalıyız.
Herkes beni
Ankara’da sanır. Burdar’da bir dam çökse içim parçalanır.)) Deyişi yok mu ya?
Eh ne diyelim Allah
dilediği ömrü yaşamasını nasib etsin..
Yeniçağ- Sabahattin Önkibar’dan birkaç satır:
Yoksa
yoksa Fehmi Koru bu hizmetinden ötürü mü Bilderberg’e davet edildi? Malum ömrü
bu toplantıya katılanlara sövmekle geçen Fehmi, bu hizmetinden ötürü(!) olacak
Edelman’ın referansı ile birden o gizemli Siyonist merkezin davet ettiği adam
konumuna yükseldi!
--------------------------------------------
SİTENİN İLKELERİ
Ad: Arap’tan
alınan isimlerin bir çoğu, Cahiliye devrine ait Arap ismi olduğu için anlam
bakımından da çirkindir. Şu var, O isimler Türk’ün ulaştığı yerlerde haşmet
bulmuşlardır ama, kendi adları da olsaydı aynı durum hasıl olacaktı. Örnek mi
istersiz? Osman ismi yılan yavrusu kuş yavrusu anlamına gelir.
Ad: Bir
milletin var sayılması için isminin, adının kendisine ait olması gerekir.
Tarihin büyük tecrübesine rağmen insanoğlu aldanmağa devam etmiştir. Hazar
kıyısındaki Türkler Hıristiyanlığı kabul edince, başka işleri yokmuş gibi adlarını
da Hıristiyanların adlarından koymaya başlamışlardır. Din, dil, ad derken
ortada Türklük kalmamış, eriyip gitmişlerdir. İslam’ı kabul etmede de aynı oyun
oynanmış, Yüce Kur’an’ın hükümlerine göre hayatlarını tanzim edeceklerken,
isimlerini Kafir Arab’ın ismi ile değiştirip, acayip bir şekilde
Araplaşmışlardır. Emevi, Abbasi ye karşı benliklerini muhafaza için yoğun
mücadele etmişlerse de günümüzde durum pek açık bir şekilde görülmektedir.
Arab’ın bir
diğer ihaneti ise varlığını Mekke Medine’ye gömen Osmanlı’yı İngilizle,
Fransız’la beraber olup katletmiştir. Pek az bir Arap buna pişmandır.
Arab’ın birinci
ihaneti, İslam’ı bölmüştür. Diğer ırkları perişan etmiştir. Emevi, Abbasi
şerefsizliğini bilmeyenler yeniden bizim dediğimiz kitaplardan okusun.
Benim iddiam
doğrulanıyorsa, günümüzde kendisine Milliyetçi Parti diyenlerin dili,
Masonizm’e, Siyonizm’e karşı neden ahrazdır.?
CHP de zemin
kayması mahvolmaya doğru gittiğini gösterir. İstanbul il başkanı gibilerin
genel başkanı yanıltıp, aşırı solun kucağına ittiğini millet görmektedir. Türk
Milleti’nin istediği CHP Atatürk’ün
partisi olmasıdır. Sızanlar ne kadar kendilerini saklasalar, devamlı
bilinmektedirler.
Çalışmak ibadet
olduğuna göre, çalıştığını, bütün kudretini samimi bir şekilde ortaya koyup,
ileri hamle yapanın kardeşimiz olduğu ilan edilir.
Erken kalkıp,
erken yatmak başarı için esastır.
(günümüzdeki televizyon hastalığı, yararlı proğramlara yönlendirilmeli,
televizyon düğmesi kapatılmak için de kullanılmalıdır.
Hamle:
Devamlı.. Bir günü diğer gününe eşit kimsenin tembel ve kayıpta olduğu ilkedir.
Bu bakımdan her adım atışın ilerlemek için şart olduğu kabul edilir. Çalışkan
insanın devamlı ibadet etmiş bir kimse kadar kudretli olduğun kabul edilir.
İyilik, herkese
yapılarak, kural olmalıdır.
Kenan Evren’in
kültürü müsait olmadığına göre, fikir adamı gibi bazı fikirleri ileri sürmesi
bilgisinden değil, emrinde olduklarının talimatı sebebiyledir. Hele hele
Amerika’nın ((bizim oğlanlar iş başına geldi)) demesini hiç yalanladığını,
tekzip ettiğini germedim. Varsa tekrarlasın.
--------------------
Mason köpeği:
Milliyetçi Partilere sözü geçen adam yapılan kimse Mason localarının üyesi
olabilmektedir.
Mason,
Siyonist: Kendilerine İslamcı, muhafazakar diyen bir kısım yazar, eskiden
Masonluk aleyhinde idiler. Her gün çatarlardı. Amerikancı, AB ci bir grup iktidara gelince bu huylarını unuttular ve
hatta Bilderberg Masonları arısına kayıt edildiler. Şimdi soruyorum: O. çocuğu
demek ekmek için fuhuş yapan kadın çocuğu mu demektir? Yoksa Müslümanlığı
Bilderbege’ satan koca kafalara ait bir sıfat
mıdır? (Cuk oturdu.. Nasıl da tanıdınız?)
Mason,
Siyonist: Muhafazakarlar arasında bir ömür yaşadı. Kötü olduğunu, satılık
olduğunu biliyorduk. Halen, hakkında ki yazılan Siyonist ithamı yazılarına
tekzip göndermeden AB ve ABD köpekliği yapıyor. Kim diye sormayın. Bırakın
ihtiyarlık yaşlarımda Adliyelerde koşturmayım. Biliyorsunuz bal gibi işte..
Masonizm..Bazı düşünce sistemleri, kavramlar vardır ki, Müslüman’a ve Türk’e iyi
davranması söz konusu değildir. Zira, Allahsızlık üzerine
kuruludurlar.(Siyonizm, Masonizm)
MHP nin bu
günkü yönetimiyle, Türk Milliyetçiliği’ne vereceği bir şey yoktur. Ülkücülük
denen kavram tarihi uykusundan uyanmak istememektedir.
Millet
hayatının iyileşmesi, Müslümanların ve Türklerin ileri hatlara tekamül etmesi
için gayretli olanın muteber kişi olduğu tescil edilir.
Milletimizi
ayakta tutması gereken aydın gurubu gören ve tanıyan varsa Allah’ını seven bana
bildirsin. Yok oldular tümden ..
Milliyetçi,
Türkçü İlericidir.
Öğrencilerin
çalışmaları kadar dinlenmelerinin de ilkeler arasında tespiti gerekir. Devamlı
kurs,baygın ve sömürü organı haline getirilmeleridir.
Plaket: Yahudi,
Amerikalı, İngiliz, Fransız teslim alacakları siyasilere vesileli,
vesilesiz, plaketler vererek, boyunlarına
zincir geçirmektedir.
Sanat ve
edebiyatın toplumun kültüründe olumlu, yararlı bir etmen olduğuna inanmalıdır.
.
Sanayinin
millet hayatının devamında ve kudretli olmasında çok önemli etmen olduğuna
inanmalıdır.
Site mensubu olmak
için öğrenim derecesi söz konusu değildir. Şu var ki, bilime, edebiyata ve
seviye kültürüne inançlı olmanın haddini bilmek olduğu, tekamül için şart
olduğuna inanılır.
Sitede yer
almak isteyenlerin en ilerde edebiyatçı ve sanatçı olması gibi bir gerek
yoktur. Derdi olanın samimi bir şekilde bunu kaleme alıp siteye göndermesiyle
yazı ailesinden olması yeterlidir.
Siyonizm oylara
sahip olmuyor mu?: Oyların önemli bir kısmının Masonizm’i ve Siyonizm’i
karşısına alıp, Mason ve Siyonist olanların köpeği durumundadır. Yalansa haykır
da görelim? Ben iddia ediyorum. Türkeş
Hindistan’dan döndükten sonra yanına katılıp, fikir açıkladığımız günlerde
(Komünizm’e, Masonizm’e, emperyalizm’e karşıyız!) denirdi. (Bu sözüme itiraz
eden varsa buyursun!)
Suçluya imtiyaz
tanımak, hukuku ortadan kaldırmaktır. İmralı’ya müsaade eden ve onu
yargılamayan memlekette hükümet ve devlet yoktur. Dünkü Hain babı Ali’nin
yerini AB ve ABD ci basın yer almıştır.
Atatürkçü bir idare bunların tamamını İstiklal Mahkemelerinde yargılayacaklardır.
Tembellik
rezalettir. Kimsenin tembel olmasına tahammül edilemez.
Türkçü, Irkçı
değildir ama, Türklüğün Kendi soyuna ve Müslümanlar’a ve ayrıca mazlum
milletlere rehber olduğuna inanır.
Türkçü,
Milliyetçi ve İnkılapçı oluş genel esastır.
Türkiye Cumhuriyeti’nin
yaşatılmasının başta Türk dünyası ve bütün Müslümanlar için elzem bir hareket
olduğunu bilmek gerekir.
YOBAZLIK
DÜŞMANI, Müslüman ve Türk Milliyetçisi bir sitedir.
![]()
MASONLUK ŞEREFSİZLİK DEĞİL DE NEDİR YAHU?
Kimsenin Mason olup olmadığı, daha
doğrusu günümüzde yaşayan kişilerin şerefli şerefsiz olduğu meselesini
eleştirmek istemiyorum. Tarihin derinliklerinden bu güne kadar uzayan namussuzluk.,
kahpelik kaynayan, İnsanlığı mahveden ve bilhassa Müslüman ve Türkleri yerin
dibine batırmak isteyen, mahvellerden Masonluk’tan bahsediyorum. Günümüzde
hayır işleri derneğiymiş gibi gösterilen bu durum karşısında kendisine aydın
diyenlerin tam bir öküz olduğu, bu palavarları yutuşları çok şerefsiz bir
harekettir.
Buyurun rast gele ele alınmış tarih
kitaplarından birinden birkaç satır:
Eğer karşı koyan inanmayan varsa
aktarmalarımızı onlara yirmilere çıkaralım:
Masonların rolü: (3683 den)
İsyanı bastıran hareket Ordusu’nun
içindeki bir kısım subaylar, organizatör Talat Paşa, Refik ve Cavit beyler
Mason’du..
Emanuel karaso, Moiz Kohenve Heim Nahum
gibi Masonlar da ittihatçı ekibin önemli isimleriydi.
Theodor Herzil’in ölümünden sonra yerine geçen İtalyan Yahudisi Emanuel Karasso, Selanik’te yerleşti. Karasso, Nesim Russo Nesim Nazlıyah Selanikte masonların ilk şubesini açtılar. 1908 de
İkinci Meşrutiyet’in ilanıyla
milletvekili oldular. Üstelik Karasso seçildiğinde Osmanlı vatandaşı bile
değildi.
İlk iş olarak yeni dönemde taleplerinin
icraata yansıması için girişimlerde bulundular.
İtalyan Lisorta locası Üstadı azamı
Ettora Ferrari’nin 31 Mart vakası ndan sonra ittihatçı Emanuel Karasso’ya yazdığı (politikanın ihtiyatlı
sanatına dayanarak büyük yapının
temellerini pekiştirmenizi bekliyorum.) demesi anlamlıdır.
Meşrutiyete kadar Osmanlı idaresinin
yeniden yapılandırılması yönünde
politika izleyen ve ihtilalci
guruplara destek veren Masodn locaları
1910 yılından itibaren ittihatçılardan desteklerini çekmeye ve
Osmanlı’nın parçalanmasına yönelik tertipleri desteklemeye başladılar.
Fransız ve Bolşevik ihtilallerinin
gerisinde Mason localarının olduğu düşünülecek olursa Yeni Osmanlı siyaseti
kimse için sürpriz değildir.
------------
Günümüzdeki mason köpeği Yeni
Osmanlıcıları bunları bilmezler ve köpekler gibi çalışarak, Cumhuriyeti ve
Atatürkçülüğü yıkmaya çalışırlar. Beyinsiz yığınları Yeni Osmanlı laflarıyla
şartlandırırlar.
**************
27
Mayısta hangi boklar yenildi?
Tövbe
tövbe bu ne biçim başlık yahu?
Merak
eden olursa açıklarız deniyor!
-------------------------------------------
DEMOKRASİ NEDİR?
Yazan: OSMAN ÜÇER
Bir memlekette demokrasiden bahsedebilmek için mutlaka
muhalefetin bulunması gerekir. Demokrat parti seçimler sonrasında geldiği için
demokrasinin bir ürünü sayılır. Şu var ki seçimle geldikten sonra muhalefet
diye bir konuyu yasaklasa idi, demokrasiden bahsedilebilir miydi?
Demokrasi ileri bir siyasal kavramdır. Aydını olmayan
memlekette, birilerinin demokrasi getiriyoruz demesi mümkün değildir. Mutlaka
temelinde aydınların ileri görüş serdettiği toplum gereklidir.
Ayrıca bireylerin demokrasiyi yaşatma iradeleri söz
konusudur. Bireylerinin sustuğu, verilene razı olduğu memlekette demokrasi söz
konusu değildir.
Kafalarında dini yapılar, milleti din ilkelerine göre
idare etmek isteyen kimselerin demokrasiden bahsetmeleri tam bir aldatmacadır.
Neden? Zira, din hakim olan ülkelerde, kişilerin iradeleri, modern yapıları
ilgilendiren idare şekilleri zaten yaşayamaz.
Ayrıca, Türkiye’de demokrasi yukardan aşağı gelmiştir.
Atatürk ve arkadaşlarının millete layık görüp, padişahlığı kaldırıp,
demokrasiyi Cumhuriyeti baki kılmaları tam anlamı ile yukardan aşağı getirilen bir
demokrasi söz konusudur. Bunun içinde bu kişilerin hakimiyetlerinin yok olduğu
devirlerde demokrasi buharlaşmış, faşist idareler görülmüştür. Halkın leyine
olan sosyal adalet ilkelerini ne ileri süren ve ne de savunan bulunmamıştır.
Avrupa’da demokrasi sermaye ile işçi sınıfının
karşılıklı didişmeleri sonucu gelmiştir. Biraz evvel söylediğimiz gibi
Türkiye’ye demokrasinin gelmesinde bu gibi ilkeler hakim olmamış, yukardan
aşağı getirilmiştir.
Demokrasi çoğunluk rejimi demek olduğu ortada iken,
topluma karşı savunulması gerekir. Çoğunluk hakim olduktan sonra belli ilkelere
sadık kalınmadan belli hedeflere yönelme söz konusu olduğunda demokrasi değil,
alçaklık hakim olur. Dini esaslarla alakası olmayan davranışların adını bir
defa din koyup da halkı bir defa aldattılar mı, ayıktırmak mümkün değildir.
Demokrasi denir, tam bir esaret sistemi, sömürü sistemi hakim olur.
Çoğunluğun sözü dinlenir gibi görünürken, belli esaret
sistemleri bir kaç kişinin yönetiminde ortalığı allak bullak eder.
Hele hele Siyonist rejimlerin plaketler verdiği,
alçakça aldattığı, köpeklerin hakimiyeti söz konusu olabilir. Burada demokrasiden nasıl bahsedeceksiniz?.
Değil dahilde ki kişilerin hakimiyeti, beynelmilel Siyonist, Mason güçlerin
hakimiyeti iki üç köpek yüzünden vatkanı kasıp kavurur. Sömürü alabildiğine
yürür., Hadi burada demokrasiden bahset bakalım?
DEMEKKİ ÇOĞUNLUK ALDATILDIĞI, BELLİ GÖRÜŞLERİN ETKESİ
ALTINDA BIRAKILDIĞI ZAMAN, DEMOKRASİNİN EN BÜYÜK DÜŞMANININ ÇOĞUNLUK OLDUĞUNU
SÖYLEMEK TE YANLIŞ OLMAMAKTADIR.
DİNİ, SINIFSAL YÖNELİMLER, IRKİ YAPILAR DEMOKRASİNİN
CİĞERİNİ SÖKER. Bu bakımdan demokrasi hakim diyebilmek için bu üç kavramın
mutlak surette sakin bulunması, demokrasinin ilkelerine tecavüz etmemesi
gerekir. Bir toplumda dini ilkelerin serbest bırakılması demokrasinin icabıdır.
Ve teneffüs edilmesini zevklendirir. Irkların kendi
özelliklerini tedris etmeleri, örf ve adetlerini yaşatmaları hoştur. Eğer bir
sınıf diyelim ki, kapitalist güçler topluma hakim olmuşlarsa, verdikleri üç
kuruşla her türlü hürriyetin, teşebbüs gücünün ırzına geçiyorlarsa o zaman da
demokrasiden bahsetmek hayaldir.
Bir memlekette kapitalist güçler, beynelmilel
derneklerin çatısında yaşıyorlarsa, bir bakarsınız memleketin en önemli
iktisadi kaynaklarına yabancı şirketlerin burnunu sokarlar ve vatanı perişan
ederler.
Şimdi bu memlekette teşebbüs hürriyetinin varlığından
bahsetmek mümkün müdür? Katiyen ve asla.
Yabancıların köpeğidir böylesine zenginler.
Makalemizin başında demokrasiden bahsedebilmek için öncelikle
muhalefetin varlığından bahsettik. Bu ifadede yeterli değildir. Eğer muhalefet,
sıçan deliğine sığacak güçte ise, muhalefet ne anlama gelir?
Öyle ise muhalefetin iktidarın sahip olduğu nimetler
kadar büyük nimetlere kavuşmasının sabit olduğu memleketlerde demokrasiden
bahsedilebilir. Şartları mutlaka iktidarla eşit olacaktır. İktidar her istediği
zaman muhalefeti ezip bir köşeye atamayacaktır.
Bu görülmüyorsa demokrasi lafları lafı güzaftır.
Şerefsizce istismardır. İktidar, muhalefeti kedinin fare ile oynadığı gibi
oynayamaz. Efendim, seçim sonucu geldiğine göre, iktidar çok oy almışsa,
muhalefetin tümü de yeterli oyu alamamışsa nasıl eşitlikten bahsedilir. İşte
buradaki eşitlik oy oranı ile ölçülmez.
Demokrasinin sahibi halkın bu ilkeleri ciğerine
yerleştirmiş, dört yüz milletvekiline karşı elli millet vekili olan muhalefetin
sahip olduğu savunma ve iddia hakkının eşit olması toplumun kendi teslimiyeti
ve vermeleri el ortayla çıkar.
Ayrıca akla gelebilir ya, bir iktidar olması, bir de
muhalefetin olması demokrasinin varlığı için yine yeterli değildir. Mutlaka
farklı görüşlerde olmalıdırlar. Aynı davayı savunan kimselerin hem iktidar ve
hem de muhalefeti oluşturmaları olamaz. Gülünçtür.
Seçimlerin de dürüst yapılması gerekir. 1946
seçimlerinde olduğu gibi iktidarın tiyatro gibi kullandığı seçimler demokrasiyi
getirmek değil, rezaletin danıskasıdır. ((Şu oyu al şuraya at!))
denilebiliyorsa değil Avrupa’yı, dünya’yı kandırmak kendimizi de adice
kandırmak anlamına gelir.
Demokrasiler yalnız meclisin yapısı ile vücut
bulmazlar,. Anayasa mahkemesi, Danıştay, Sayıştay gibi kuruluşların gerçekten
hukuka uygun çalışmasıyla ortalıkta demokrasi var sayılır. Bu kuruluşlar da
görünüşte var ve fakat tayin gibi, maaş gibi meselelerle dejenere edilmişse,
demokrasiden bahsetmek yine havayı hevestir. Öyle ise demokrasinin var olması
için kudretli ve aydın bir kamu oyu’nun bulunması ve anlattıklarımızın var olup
olmadığını görmeleri ve açıklamaları ile ortaya çıkar.
Bugünlerde
dostum Ziyat Akkoyunlu ile birlikte yaptığımız Dîvânü Lugati’t-Türk tercümesi
üzerinde uğraşıyorum. Türk maddesine gelince heyecanlandım. Bu maddeyi yüzlerce
defa okuduğum hâlde yine gönlüm bir hoş oldu. Kâşgarlı şöyle diyor:
“Türk: Nuh’un (s.a.) oğlunun adı. Nuh’un oğlu Türk’ün oğullarına yüce Allah
tarafından verilmiş bir isimdir... Bunun gibi ‘Rûm’ da, İshak’ın (s.a.) oğlu
İsu’nun oğlu Rûm’un adıdır. Oğulları da o isimle adlandırılmıştır. Ne var ki
biz daha önce Türk’ün Allah tarafından verilmiş bir isim olduğunu söylemiştik.
Bize şeyh, imam ve zahid Hüseyn bin Xalef el-Kâşgarî haber verdi ve kendisine
de İbnu’l-Garqî’nin haber verdiğini söyledi. Ona da, âhir zaman hakkında
yazdığı kitabında İbni Ebi’d-Dünyâ diye tanınan şeyh Ebû Bekr el-Mugîd
el-Cercerânî, Allah’ın elçisine (s.a.) isnat ederek anlatmış. (Peygamber) dedi
ki: Allah (c.a.) diyor ki ’benim bir ordum vardır; onları Türk diye adlandırdım
ve doğuya yerleştirdim. Bir kavme kızdığım zaman onları (Türkleri) onlara
musallat ederim.’Bu, diğer bütün insanlara karşı, onlar için bir üstünlüktür.
Çünkü onların adını bizzat O (c.a.) vermiş; onları en yüce ve yeryüzünde havası
en güzel yere yerleştirmiş; onları kendi ordusu olarak adlandırmıştır. Bunun
yanında onlar; güzellik, tatlılık, aydın yüzlülük, edep, yaşlılara hürmet ve
riayet, ahde vefa, alçak gönüllülük, yiğitlik ve daha sayılamayacak birçok
meziyeti hak etmişlerdir.”
Bunları okudum ve ben de ulu Tanrı’ya şükürler olsun dedim. Sonra, yine
yüzlerce defa okuduğum kitabın giriş kısmına döndüm. Allah’ı övdükten, Kur’anı
yücelttikten, peygamber ve soyuna esenlikler diledikten sonra Kâşgarlı şöyle
diyor:
“Şimdi, Muhammed oğlu Hüseyin oğlu Mahmud kulunuz dedi ki: Yüce Allah devlet
güneşini Türk burçlarında doğdurdu; felekleri onların ülkeleri etrafında
döndürdü; bundan dolayı onları Türk diye adlandırdı; ülkelerin idaresini onlara
verdi; onları zamanın hakanları yaptı; zamanımızdaki insanların işlerini
onların eline verdi; onları herkese üstün kıldı ve hak üzre destekledi; onlara
sığınanları, idareleri altında çalışanları aziz kıldı; böylece onları
muratlarına eriştirerek ayak takımının şerrinden uzaklaştırdı. Aklı olan herkes
Türklerin istediği yolu tutmalı, böylece onların oklarından korunmalıdır.
Dertlerini onlara duyurabilmek, onları kendilerine meylettirebilmek için
Türklerin dilleriyle konuşmaktan başka çare de yoktur. Onların düşmanlarından
biri kendi takımından ayrılıp onlara (Türklere) sığınırsa, bunlar (Türkler) da
onun korkusunu giderirse sığınan düşmana başka düşmanlar da sığınmaya başlar.
Böylece üzerlerinden zarar da kalkmış olur.
Açıkça ve kesin olarak, Buhara imamlarından ve Nişaburlu bir başka imamdan
duydum. Onlar peygamber efendimize dayandırarak şöyle rivayet ettiler.
Peygamberimiz (s.a.) kıyamet gününün şartlarını, âhir zamanın fitnelerini, Oğuz
Türklerinin çıkışını anlatırken dedi ki: ‘Türk dilini öğreniniz, çünkü onların
çok uzun sürecek saltanatları vardır.’ Bu hadis doğru ise -sorumluluğu râvilere
aittir- Türk dilini öğrenmek vaciptir; eğer doğru değilse, aklın gereği budur.”
Bugünlerde birileri Türk sözünü ortadan kaldırmak için uğraşıp duruyor ya...
Türk ulusu daha önce yokmuş da Cumhuriyet döneminde tepeden inme bir Türk ulusu
meydana getirilmiş gibi safsataları birileri geveleyip duruyor ya... Onlara bir
defa daha som gerçeği anlatmak istedim. Kulakları olup da işitmeyenlere,
gözleri olup da görmeyenlere bir kere daha anlatmak istedim. Dîvânü
Lugati’t-Türk adlı kitap İstanbul Millet Kütüphanesi’nde durmaktadır. Dileyen
gidip gözleri ile görebilir. Dileyen, Kültür Bakanlığının yayımladığı
tıpkıbasımı edinip elleri ile dokunabilir. Yazmanın 176-177. sayfalarındaki
Türk maddesiyle giriş kısmını bizzat okuyabilir.
TAMAM. İNANIYORUM. BU YAZI İNANARAK
YAZILMIŞ VE TÜRKLER BU VASIFTA İNSANLARDIR. CİĞERİMİN KÖŞESİNİ – DOĞU
TÜRKİSTAN’I- ÇİN’İN SON ELLİ SENEDİR
TÜRK KATLİAMI MAHVEDİYOR. BU VASIFTAKİ TÜRKLER BUNU ÖNLEYECEK Mİ? İNTİKAMINI
ALACAK MI?..
YOKSA BU YAZI ELLİ SENEDEN ÖNCEYE Mİ
AİTTİR?
CEVAP VEREBİLENE TEŞEKKÜR.
----------------
ÜZEYİR
LOKMAN ÇAYCI BİLDİRİYOR:
ÖMER FETHİ
GÜRER,
SON
İKİ NİĞDE KİTABINI
HALKA
ARZ ETTİ.
YENİ NİĞDE KİTAPLARI
İMZA GÜNÜ İLGİ GÖRDÜ
Yazar Ömer Fethi Gürer "Niğde
ilinin tanıtımında Niğdeliler olarak el birliği içinde çabalarımızı birleştirmeliyiz"
dedi.
Davetlilerden Niğde kitaplarının tanıtımına Niğde Belediyesi, Niğde
Üniversitesi ve Niğde Milli eğitim Müdürlüğünün temsilci göndermemesi ise
dikkat çekti.
Yazar Ömer Fethi Gürer Niğde ilini anlatan Niğde Kapadokya Başkenti kitabı ve
Bor Şehri kitabından sonra bu kere Niğde Spor Tarihi kitabı ile Niğde Söylence
Şaka Fıkra Kitabını yazdı. Niğde ile ilgili bir ilk olan yeni kitapların
tanıtımı Niğde Kültür Sarayında yapıldı. HHP Milletvekili Mümin İnan, CHP İl
Başkanı Doğan Şafak, MHP İl Başkanı Hikmet Bekil, Bor Belediye Başkanı Sıtkı
Erat, Ulukışla Belediye Başkanı Hacı Avşar, Altunhisar Belediye Başkanı Erdal
Sarı, Kızılca Belediye Başkanı İbrahim Gülümser, Kitreli Belediye Başkanı
Abdullah Şener, Aktaş Belediye Başkanı Yaşar Çamur, Niğde Belediye Başkanlığı
yapmış Olan Av. Ahmet Oğuz Özmen, CHP Bor İlçe Başkanı Mahmut Temeltaş ve
Sekreter Aptullah Tuğrul Sayman Hacı Çopur, Aydın Birdal, Gazeteciler Cemiyeti
Onursal Başkanı Ali Osman Sayın, Gazeteciler Birliği Başkanı Hayrettin Yenel,
Kurucu Başkan Kazım Karakaya, Niğde Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Necmi Pişkin.
Eğitim Sen Başkanı Göksel Rıza Özkan, Niğde Esnaf Odası Başkan Yardımcısı,
Marangozlar Odası Başkanı Kani Demirbilek, Bor Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı
Emrah Çalapkulu, Kasaplar Odası Başkanı Hanifi Güçlü, Bor Bakkal odası başkanı
Kadir Yalçın, Muhtarlar Oda Başkanı Ali Önsoy, Şöferler Odası Başkanı Durmuş
Cengiz, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Suna Özmen, Gündem Gazetesi
yöneticisi Bekir Mumcu, İl Kültür ve Turizm Müdürü M. Öncel Koç,İbrahim
Tecimer, Niğde İl genel Meclis üyeleri Kamil Davarcı ve Teyfik Avanoğlu,
Belediye Meclis Üyesi Nadi Tanrıkulu ve Bor Belediye Meclis Üyeleri Hüseyin
Urcan, Recai Süleymanoğlu, Yusuf Demirbilek, CHP eski İlçe Başkanı Bülent Kıvanç,
İlçe Başkanı Sadettin Koçkesen, Akif Üstün, Mustafa Giray, Mesut, AKP eski İlçe
Başkanı Erdal Niğdelioğlu, Dr Suat Sönmez,Müteahit Yusuf Beyazıt, Öğretim Üyesi
Bekir Nacati Altın, Fırat Ensari, Tarım İl Müdürü Cemil Usanmaz Gençlik ve Spor
il Müdür Yardımcısı Gafur Emlek,Ulusal Basın Temsilcisi Cem Yıldırım, Gazete
yazar ve Muhabirleri, Yazar Osman Üçer, Şair Fikret Dikmen, Sabri Özdağ, Mehmet
Gökkaya iş adamları, iş yeri sahipleri ile siyasi parti temsilcileri ve
Abdurrahman Yılmaz ve Niğde Hamle, Niğde Haber, Niğde Anadolu, Niğde Gündem,
Niğde İHA, Niğde Yeniyıldız, Niğde Hasret, Yeşil Bor, Borun Sesi, Bor Haber,
Niğde Haberci, Bor Haberci, Niğdemiz, Niğde Manşet temsilcileri ile çok sayıda
Niğde'li kitap imza gününde yer aldı.
İmza gününde Niğde Belediye Başkan ve Yardımcıları, Niğde Milli Eğitim Müdür ve
Yardımcıları, Niğde Üniversitesi rektör ve yardımcılarının davet edildikleri
halde toplantıya iştirak etmemeleri dikkat çekerken Niğde Valisi Alim Barut
Başka bir programa iştraki nedeni ile gelemeyeceğini, Niğde Ticaret ve Sanayi
Odası Başkanı ile Niğde Esnaf ve Sanatkar Oda Başkanlarının Niğde dışında
oldukları için iştriak edemeyeceklerini ilettikleri de öğrenildi.
Ömer Fethi Gürer toplantıda yaptığı konuşmada amacım Niğde ilinin
bilinmeyenlerini gün ışığına çıkarmak dedi. Ve Niğde için önemli dört kaynak
eseri yazdım. Geleceğe önemli belge ve bilgileri taşıdım.Umarım Niğdemiz için
yararlı olur. Niğde ile anlatımından ele alınacak yol Niğde değerlerini gün
ışığına çıkarmaktır. Niğde Kapadokya'da olduğunu iyi anlatmak zorundayız. Niğde
için yapmamız gereken el birliği ile Niğdemizi daha çok tanıtma ve anlatma
çabası olmalıdır. Niğde kitaplarıma sahip çıkan çıkmayan herkese teşekkür
ediyorum. Niğde için yapılması gerekenleri yaptığım içinde mutluyum.Umarım
Niğdemiz bundan yarar görür" dedi.
http://site.mynet.com/meliha.zorlu/HaberABC/
![]()
![]()
YENİ NİĞDE
KİTAPLARI İMZA GÜNÜ İLGİ GÖRDÜ
Yazar
Ömer Fethi Gürer “Niğde ilinin
tanıtımında Niğdeliler olarak el birliği içinde çabalarımızı birleştirmeliyiz”
dedi.
Davetlilerden
Niğde kitaplarının tanıtımına Niğde Belediyesi, Niğde Üniversitesi ve Niğde
Milli eğitim Müdürlüğünün temsilci göndermemesi ise dikkat çekti.
Niğde. Yazar Ömer Fethi Gürer Niğde ilini anlatan
Niğde Kapadokya Başkenti kitabı ve Bor Şehri kitabından sonra bu kere Niğde
Spor Tarihi kitabı ile Niğde Söylence Şaka Fıkra Kitabını yazdı. Niğde ile
ilgili bir ilk olan yeni kitapların tanıtımı Niğde Kültür Sarayında
yapıldı. Milletvekili Mümin İnan, CHP İl
Başkanı Doğan Şafak, MHP İl Başkanı Hikmet Bekil, Bor Belediye Başkanı Sıtkı
Erat, Ulukışla Belediye Başkanı Hacı Avşar, Altunhisar Belediye Başkanı Erdal
Sarı, Kızılca Belediye Başkanı İbrahim Gülümser, Kitreli Belediye Başkanı
Abdullah Şener, Aktaş Belediye Başkanı Yaşar Çamur, Niğde Belediye Başkanlığı
yapmış Olan Av. Ahmet Oğuz Özmen, CHP Bor İlçe Başkanı Mahmut Temeltaş ve
Sekreter Aptullah Tuğrul Sayman Hacı Çopur,
Aydın Birdal, Gazeteciler Cemiyeti Onursal Başkanı Ali Osman Sayın,
Gazeteciler Birliği Başkanı Hayrettin Yenel, Kurucu Başkan Kazım Karakaya,
Niğde Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Necmi Pişkin. Eğitim Sen Başkanı Göksel Rıza
Özkan, Niğde Esnaf Odası Başkan Yardımcısı, Marangozlar Odası Başkanı Kani
Demirbilek, Bor Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı Emrah Çalapkulu, Kasaplar Odası
Başkanı Hanifi Güçlü, Bor Bakkal odası
başkanı Kadir Yalçın, Muhtarlar Oda Başkanı Ali Önsoy,Şöferler Odası
Başkanı Durmuş Cengiz, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği
Başkanı Suna Özmen, Gündem Gazetesi yöneticisi Bekir Mumcu, İl Kültür ve Turizm
Müdürü M. Öncel Koç,İbrahim Tecimer, Niğde İl genel Meclis üyeleri Kamil
Davarcı ve Teyfik Avanoğlu, Belediye
Meclis Üyesi Nadi Tanrıkulu ve Bor Belediye Meclis Üyeleri Hüseyin Urcan,Recai
Süleymanoğlu, Yusuf Demirbilek, CHP eski İlçe Başkanı Bülent Kıvanç, İlçe Başkanı Sadettin Koçkesen, AKP eski İlçe Başkanı
Erdal Niğdelioğlu, Dr Suat Sönmez,Müteahit Yusuf Beyazıt, Öğretim Üyesi Bekir
Nacati Altın, Fırat Ensari, Tarım İl Müdürü Cemil Usanmaz Gençlik ve Spor il
Müdür Yardımcısı Gafur Emlek,Ulusal Basın Temsilcisi Cem Yıldırım, Gazete yazar
ve Muhabirleri, Yazar Osman Üçer, Şair Fikret Dikmen, Sabri Özdağ, Mehmet
Gökkaya iş adamları, iş yeri sahipleri ile siyasi parti temsilcileri ve
Abdurrahman Yılmaz ve Niğde Hamle, Niğde Haber, Niğde Anadolu, Niğde Gündem,
Niğde İHA, temsilcileri ile çok sayıda Niğdeli kitap imza gününde yer
aldı.
İmza
gününde Niğde Belediye Başkan ve Yardımcıları, Niğde Milli Eğitim Müdür ve
Yardımcıları, Niğde Üniversitesi rektör ve yardımcılarının davet edildikleri
halde toplantıya iştirak etmemeleri dikkat çekerken Niğde Valisi Alim Barut
Başka bir programa iştraki nedeni ile gelemeyeceğini, Niğde Ticaret ve Sanayi
Odası Başkanı ile Niğde Esnaf ve Sanatkar Oda Başkanlarının Niğde dışında
oldukları için iştriak edemeyeceklerini ilettikleri de öğrenildi.
Ömer
Fethi Gürer toplantıda yaptığı konuşmada amacım Niğde ilinin bilinmeyenlerini
gün ışığına çıkarmak dedi. Ve Niğde için
önemli dört kaynak eseri yazdım. Geleceğe önemli belge ve bilgileri taşıdım.Umarım Niğdemiz
için yararlı olur. Niğde ile anlatımından
ele alınacak yol Niğde değerlerini gün ışığına çıkarmaktır. Niğde
Kapadokya’da olduğunu iyi anlatmak zorundayız. Niğde için yapmamız gereken el
birliği ile Niğdemizi daha çok tanıtma ve anlatma çabası olmalıdır. Niğde kitaplarıma
sahip çıkan çıkmayan herkese teşekkür ediyorum. Niğde için yapılması
gerekenleri yaptığım içinde mutluyum.Umarım Niğdemiz bundan yarar görür “dedi.
DÜZELTME İMZA
Not: Osman
ÜÇER’in notu. Bu eserlerden söşleşi, Şaka, fıkra anlatı adını taşıyanın 187
sayfasındaki Gössü adını taşıyan fıkranın nakledicisi olarak adım yazılmıştır.
Ben naklettiğimi sanmıyorum. Başkasına ait bir fikir eserine sahiplenme anlamı
taşımasın diye bu açıklamayı yapıyorum. Buna rağmen ben nakletti isem 72
merdiveni sayınız.
----------------------
<hr size=2 width="100%" align=center>
Facebook ve Twitter
hesaplarını tek yerden güncelle, anında paylaş! Hemen tıkla!
![]()
![]()
Kurt kaybolunca
Köpekten geçilmez oldu…
ON YILLIK ONURLU HAMLE SİTESİ’NİN
BEĞENDİĞİMİZ EN
ÖNEMLİ YAZILARI
Yazan: DOSDOĞRU GERÇEKÇİ
Zaman zaman
benim de yazılarım ve resimlerim bu siteye
konuldu. Bir çok sitenin de
Türkiye çapında takipçisi olduğum için sitelerde nelere dokunulduğunu da
biliyorum. İster siyaset, ister sosyal konular, ister manevi konular olsun bu
site gerçekten Türkoğlu’na yakışır bir site.
Beğendiğim ve
sık sık dokunulduğu zaman üçüncü kişilere de okutturduğum konuların aklımda
olan yüzlercesinden bir kaçını saymayı vicdani borç kabul ediyorum:
Sarınım ki, bu
yazıların bir çoğu Osman ÜÇER tarafından kaleme alınmıştır. Zaten sorumluluğu
onda olduğuna göre, siteye konulduğuna göre, başarıda da, yergide de sorumlu
odur.
1-
Hayatım da namuslu bir zengine rastlamadım. (Bu tabir
yüzde yüz anlamına gelmediği irdeleniyor, genellikle anlamında kullanılıyordu.)
2-
Dünyada işlenebilecek suçların en vahimi din istismarı ve
vatan ihanetidir.
3-
Yığınların en az on senedir Türk vatanının bütünlüğü ve
maneviyatının yok edilmesi için yobazlıkla hem hal olduğu ortadadır.
4-
Yığınlar yobazlıkla bütünleştiği için AB ve ABD gibi
vatan hainliği hedefli mahreçlere karşı hiçbir itici güç kullanmamıştır.
5-
Sosyal adaleti gerçekleştirici hiçbir atılım en az on
senedir yapılmamıştır.
6-
Milliyetçiliği kendisine perde edip, ülkücülüğü,
vatanperver şahısların ortamlarını dağıtma anlamında yıkıcı güç olarak kullanan
ve asılları mason localarına kayıtlı kişilerin at oynattığı ortamı maalesef
sessizlikle seyreden binlerce suçlu vardır.
7-
Bazı yıllar günde beş şehit veren ülkücülüğün Amerikan
emrinde oldukları gün gibi aşikar olan Kenan Evren ve arkadaşlarının,
Milliyetçilik karşıtı Beynelmilel dernek üyesi on binlerin yıpratmasına
bırakanlar, ihanete tıpa tıp uyan davranış içindedirler.
8-
Milli eğitimin yerini, dejenere tavırlar almış, gençliği
tarif etmek için kullanılacak kelimelerin telaffuzuna gönüller razı
olmamaktadır.
9-
PKK, gerici muhitlerle olan zinasında başarılı olmuştur.
Milliyetçi insanların da bir kısmı
korkunç gaflet içinde olduğu için Amerikan uşakları ortalıkta cirit atmaktadır.
10-
Velhasıl Türkiye Cumhuriyeti’nin özü yıpratılmış,
yarınlar hakkında hüküm vermek, falcılık yapmaya eşit hale getirilmiştir.
11-
Mümin İnan ülkücülüğü muhitte rezil etmiş durumdadır. Bu
kişiyi iş başına getiren bir iki salağın ismini saymayalım. Allah onları rezil
etti zaten..
12-
Moralleri yüksek tutacak tek cümlemiz ise şudur: Büyük
Türk Milleti tarihte bu kadar acı duruma düşürülmemiştir. Buna rağmen özünde
mevcut devlet kurma, başarılı olma, hainleri temizleme düsturu mutlaka yeşerecektir. Umulur ki,
yaralar cerahat kaplamadan tedavi edilir.
H.Alperen Burak - 13 Ekim 2010
Diliyle, kültürüyle yani özüyle asırlardır Türk olan ve Misak-ı Milli
sınırları içinde yer alan Kerkük, tüm etnik unsurların kardeşçe yaşadığı bir Türkmen
şehriyken; çatışma merkezi, güvensiz ve yarını belli olmayan bir kaos şehri
haline gelmiştir.
Türkmen şehri diyoruz, çünkü 1960 yılı
nüfus sayımı sonuçlarına göre Kerkük, %95’i Türkmen olan bir şehirdir. Bu oran
1990’larda Saddam Hüseyin’in Arapları bölgeye göç ettirmesiyle birlikte %75’e
gerilemiştir.
ABD’nin Irak’ı işgal süreci; boşluğu iyi
kullanan ve kendini ABD’ye kullandıran Peşmergelerin, yaptıkları hizmetin!
karşılığı olarak Irak’ın kuzeyini kontrol altına almalarıyla sonuçlandı.
Bölgesel Kürt yönetimi adıyla Irak’ın kuzeyine hâkim olan Barzani güçleri,
Selahattin, Musul, Erbil, Diyala gibi şehirleri yönetmeye başladılar. Askeri
kontrolle başlayan bu yönetme gücü, bölgedeki nüfus yapısında büyük değişiklik
yapmak suretiyle siyasi ve sosyal anlamda da kontrolü sağlamalarının zeminini
oluşturdu
Saddam döneminde Araplaştırılmaya çalışılan
Kerkük, son dönemde Kürtleştirme politikasına tabi tutuldu. ABD
yönetimince hazırlanan Geçici İdari Yasanın 58. Maddesi “Baas Rejimiyle
Kerkük’ten çıkarılanların geri dönebilmesi ve taşınmaz mallarının iadesi”
hakkını verdiği için; bunu niyetlerine yasal zemin olarak kullanan Kürt
gruplar, başta Erbil ve Sülaymaniye olmak üzere çevre vilayetlerden 350-500 bin
Kürt’ü Kerkük’e göç ettirdiler. ABD işgali öncesi 600 bin civarı olan Kerkük
nüfusu bu gün 1milyonu çoktan aşmıştır. ABD işgali öncesi %75 civarında olan
Türkmen nüfusu ise bu gün %25’e kadar gerilemiştir.
Geçici İdari Yasanın 53.maddesi ise
Kerkük’ün özel bir statü ile yönetilmesini ve hiçbir yere bağlanamayacağı
hükmünü taşımaktadır. Yeni Irak anayasasında da yer bulan bu özel statü için
demografik yapıyı ve siyasi ortamı hazırlayan Kürt gruplar, ilk fırsatta
Dünya kamuoyuna Kerkük’ün Kürt bölgesi olduğunu ve kendilerince yönetileceğini
ilan edeceklerdir. Bunun resmi rakamlarla ilan edileceği ilk fırsat nüfus
sayımı ve ardından yapılacak referandumdur. Referandum sonrası Kerkük’ün Kürt
bölgesi olmasının karşısında hiçbir güç duramayacaktır. Çünkü Şiiler ve Araplar
da kendilerinin çoğunlukta oldukları bölgelerde federe bir yapı talebinde
oldukları için kendi federe yapılarını kabul ettirebilme adına Kerkük’ün Kürt
bölgesi olarak ilanına karşı çıkmayacaklardır.
Türkiye; BM ve ABD’ye Kerkük konusunda ki
kaygılarını her fırsatta dilde getirse de, Türkmenler adına kazanım elde
edememiştir. Gerek BM gerekse dünya kamuoyu nezdinde Türkiye, Kerkük’ün Kürt
bölgesi olarak ilan edilmesinin doğuracağı sıkıntıları anlatmaya devam etmeli
ve Türkmenlerin sesinin daha gür çıkması için lobi desteği sağlamalıdır.
Kerkük’te Türkmenleri tek yumruk olmalı, Türkiye başta olmak üzere Türk Dünyası
el ele vererek, Dili, kültürü ve tarihi Türkmen olan Kerkük’ün peşmerge şehri
olmasına engel olmalıdır. Bu gerek Türk devletinin güvenliği, gerekse Türkmen
varlığının korunması için olmazsa olmazdır. Bu başlı başına bir insanlık
davasıdır. Türkiye’de yıllardır insan hakları savunma bahanesi ile ortada
dolaşan ve her fırsatta Türk Devletini küçük düşürme çabasındaki sözde insan
hakları dernekleri ve uluslar arası insani kuruluşlar Kerkük için sessiz
kalmaktadır.
Aklı ve vicdanı
olan herkesin Kerkük konusunda ses çıkartması ve bir oldubittiye müsaade
etmemesi gerekiyor. Zaman Türkmenlerin aleyhine hızla akmaktadır.Kerkük
düşmeden, dünya kamuoyunu ve uluslar arası kuruluşları harekete geçirmek gerekmektedir.
Tanrı, Türkü Korusun ve Yüceltsin
AMERİKAN KÖPEĞİ
SUUDİ ARABİSTAN
NEREYE KADAR SİLAHLANACAK?
BATMAKTA OLAN AMERİKA’YI SUUDİ KÖPEKLERİ AYAKTA
TUTUYOR.
PETROL PARASIYLA VE HACILARDAN TOPLADIĞI
PARALARLA ALDIĞI SİLAHLARI İSLAM
DÜNYASINA KARŞI KULLANIYORLAR.
*****************
Hırsız
şerefsiz ile onun yağcısı televizyona çıktılar. Biri ilan karşılığı onu
besledi. Diğeri onu layık olmadığı şekilde gazetesinde övdü. Bu namussuzların
hakim olduğu siyasette iyi ki dikiş tuturmaya çalışmamışım diyen Ali Meraklı
ise böyle alçakları seyrederek, aldığı kararın ne kadar isabetli olduğunu idrak
etmektedir.
Biriktirdiği
serveti emanet edeceği kimdir acaba?
Allah kendisi
bilir böylelerini cezalandırırken..
------------------------------
ERGENEKON
BU İSMİ BİR
YARGILAMAYA KOYAN ŞEREFSİZİM NAMUSSUZUN VATAN HAİNİNİN TA KENDİSİDİR.
SİLAHLI TERÖR
ÖRGÜTÜ DİYORLAR ERGENEKON’A. ÜÇ SENEDİR ELLERİNDE BU ADAMLARIN DEĞİL SİLAH,
KÜRDAN BİLE GÖREN, BULAN YOK.
. BÜYÜK YAZAR
EMİN ÇÖL AŞAN.MESELEYİ ÇOK DEHŞETLİ YAZIYOR.BROVA..
VE EKLİYOR,
((AKP KARŞITLARINI SİNDİRME OPERASYONU!)) DEYİP NOKTAYI KOYUYOR.
SÖMÜRÜCÜ GAZETE
PATRONLARININ BU HENGAMEDE NASIL HİZAYA SOKULDUĞUNU ANLATIYOR.
AYDIN DOĞAN,
KARAMEHMET,CİNER VE ŞAHENGİ SAYIYOR.
Necati doğan
Mine
Kırıkkanat,
Bekir Coşkunu
gazetelerin ekmeksiz bıraktıklarını yazıyor.
ART
Kanal B
Kanaltürk
Televizyon
kanallarının AKP baskısına karşı gelmeleri karşısında dört tanesinin nasıl
mahvedildiğini anlatıyor.
Ulusal kanal
ART
Kanal B
Kanaltürk
Destani
mücadelelerini sayıyor aşağıda ki kimselerin:
Doğu Perinçek
Mustafga ÖZBEK,
Mehmet Haberal
Tuncay Özkan
Mustafa Balbay
Mustafa Okkır
Fetullahçı
denen vatan hainliğinin iç yüzünü anlatıyor.
İslamı nasıl
batırdıkları, dejenere ettikleri milletin gözünün önünde. Allah nasıl bilirse öyle
yapsın. Ama yaşarken görelim de tadı çıksın..
ÖNEMLİ KONULAR
AMERİKAN
KÖPEKLİĞİ (GERİCİ YIĞINLARIN) OYLARI İLE BU KONU RENKLİ OLARAK DÜNYA TARAFINDAN
SEYREDİLMEKTEDİR.
Dünyadaki
ırkların en büyük katliama uğrayanı, Doğu Türkistan Türkleri’dir. Allah Çin’e
öyle bir felaket vermeli ki, Doğu Türkistan’da milyonları imha eden, ırzını
namusunu ayaklar altına alan, tepelerinde atom denemeleri yapan, toprnaklarını
işgal eden, Çin anasından doğduğuna pişman olmalıdır.
Onları ko r u m a k için
a)Türkiye’nin, b) dünya da demokrasi bokunu yiyenlerin yapacağı bir şey
olmadığı onlarca yıldır görülmektedir.
Sosyal adalet
ilkelerin ırzına geçen beynelmilel derneklerin Allah belasını versin.
Müslümanlık
adına konuşan ama yaşadıkları kafirden daha iki yüzlü olan yüzbinlerin
kahrolmasını diliyoruz. Yıllardır düzelmelerini beklemek için yaptığımız dualar
kabul edilmedi. Kahrolmaları mümkün mü acaba?
Şimdilik
yeter..
-----------------------------
Berna ve Ali düğünü
Sitemizin kurulduğu
günden beri yazarlığını yapan Öğretmen emeklisi İdris Yavuz bu günlerde
evlatlarından birini evlendirmektedir. Davetiye şöyle:
17 eylül Cuma saat
19 da öğretmenevi’nde kına,
18 eylül cumartesi
saat dokuzda gelin alma (Selçuk mah.Girne sokak, Başak ap. 7/3 ,
18 eylül cumartesi
19 da Kırıkkale’de Çınar restoranda Migros üstü düğün merasimi yapılacaktır.
Sayın Halide ve
İdris Yavuzlar ile Zehra ve Rifat Pehlivanlı imzaları ile duyuruluyor. Yuva
kuran Berna ve Ali çiftine mutluluklar dileriz.
Vatana , millete
hayırlı olsun!”
********
HİTLERİN
YAHUDİ KANINI TAŞIMASI SİZE NELERİ HATIRLATIYOR?
Yazan
Mehmet
Yaman
Medyayı takip eden
dostlar bugünlerde, basit bir haber gibi sunulan, ama esasında çok önemli
bilgileri ihtiva eden ve şimdiye kadar
dünya genelinde oynanan çok önemli oyunlara ışık tutacak bir tesbite tanık
oldular. Tanık olunan habere göre, bilim insanları Hitler’in DNA sını tahlil etmişler ve bu tahlilden sonra,
O’nun Yahudi kanı taşıdığını tesbit
etmişlerdi. Bu tesbit, saygıdeğer okuyucularımızda ne gibi düşüncelerin
oluşmasına neden oldu, acaba?..
Yıllar önceden beri
ehlince bilinen ve zaman zaman da bazen kitaplarda ve bazen de sohbetlerde dile
getirilen önemli bir konunun yeniden gündeme getirilmesini ve üzerinde
derinlemesine düşünülmesini gerekli kılacak ve pek çok yanlış teorileri altüst edecek önemli bir gelişme idi bu
bilimsel tesbit. Bu ne idi acaba?..
Bilindiği gibi,
Dünya Siyonizmi’nin yıllar boyu sürdürdüğü mücadelede, müstakil bir devlet oluşturma, önemli bir stratejik hedefti ve bu
hedefte de Filistin toprakları önemli bir mekan konumunu oluşturuyordu.
Zira bu topraklar tarih boyunca, bütün dinlerin saygı duyduğu bir takım
peygamberleri (ve özellikle Hazreti Süleyman’ı) misafir ve dinlerin oluşturduğu
medeniyetlere kaynaklık etmiş bulunmakta idi. Bu nedenle, kurulacak devlet
burada bulunmalıydı ve bunun için de bazı gizli ve açık çalışmalara ihtiyaç
vardı. Yine bilindiği gibi, Dünya Siyonizmi’nin çok önemli önderlerinden
bulunan TEODOR HERZLE, bu toprakları, her
türlü oyunların, bozgunların, tahrik ve ihtilallerin kol gezmekte bulunduğu bir
zaman diliminde, 33 yıl dirayetle ve birlik içerisinde “Yüce Osmanlı Devleti”
ni yönetmiş bulunan merhum 2.Abdülhamit’ten istemiş, Abdülhamit’in
kendilerine, bu toprakları çok büyük bedellerle elde ettiklerini ve bu bedelin
ödenemeyeceğini belirterek, bir devlet kurmak istiyorlarsa, Kanada topraklarını
tavsiye etmeleri üzerine, çevrilen oyunlarla bu padişah devrilip, yönetim
ittihatçılara geçirildikten sonra, ittihatçıların içinde etkin bir biçimde
konuşlanmış bulunan mason ve Yahudilerin de destekleriyle, Filistin’de bulunan Araplar çeşitli baskın ve gasplarla yerlerinden
edilerek, bu topraklarda Yahudi kolonileşmesi sistemli bir biçimde
geliştirilmiştir.
İşte bu dönemde, bu topraklara tüm dünyadaki Yahudilerin (Türkiye’den
de belli bir azınlık gurup göç etmiştir)
göç ettirilmesi, ilerde kurulacak devletleri için çok önemli idi. Bundan
sonra, tüm dünyada bulunan Yahudileri bu topraklara göçmeye teşvik etmişler,
ancak bulundukları devletlerin içinde
önemli bir ekonomik ve bürokratik konum elde etmiş bulunan Yahudiler, yerlerini
terk etmediklerinden, Filistin’e yeteri kadar Yahudi yerleşimi sağlanamamış
ve bu nedenle de, birçok yeni mizansenlerin ve senaryoların düşünülüp
uygulanması çalışmalarına mecbur kalmışlardır.
Amerikan Yahudileri,
Amerika ve Kanada civarında önemli ve gelişmiş konumda bulunduklarından buradan
göç sağlanamaması üzerine, bu
senaryolar, Avrupa ve Rusya’da bulunan Yahudilerin üzerine yoğunlaştırılmış,
ancak Avrupa’dan ciddi bir göç yine sağlanamamış, Rusya gelişmemiş ve insani
problemlerin oluşturduğu bir devlet olması hasebiyle, Rusya’dan çeşitli vaad ve
baskılarla bir kısım Yahudi ailesi, Filistin topraklarına göç ettirilmişti.
Filistin
toprakları gelecekteki Yahudi devleti için organize ediliyor, Dünya Yahudilerinin
önemli destek ve teşvikleri ile, bu topraklarda yeni ve çağdaş bir yapılanma
hızla devam ettiriliyordu. Ama devlet için mevcut nüfus henüz yeterli değildi
ve kitleler halinde yığınla göç gerekli idi. Bu da, yapılan çok yönlü
özendirmelerle sağlanamamış bulunmakta idi. Bir taraftan kurulan çetelerin
yıkıcı ve tahrip edici faaliyetleriyle, Filistinli Araplar sürekli
topraklarından atılırken, bir taraftan da özellikle, göç etmeye hiç itibar
etmemiş bulunan Avrupalı Yahudi aileleri, kendilerine verilecek çok acı
derslerle Filistin’e göç ettirilmeliydi. İşte bu aşamada bütün senaryolar bunun
üzerine kurulmuş olup bu senaryolardan birine göre, Avrupa’da ciddi bir Yahudi
düşmanlığı geliştirilmeliydi. Dünya Siyonist liderleri, bu düşmanlığı kendi
kontrollerinde ve kendi amaçlarına uygun hareket edecek dozajlarda bir planlama
ile ve sağlıklı bir biçimde götürmelilerdi. Bu plan gayet gizli ve başarılı bir
biçimde geliştirilmeli ve başarıyla sonuçlanmalı idi.
Bu
aşamada Avrupa devletleri içindeki Yahudiler tedirgin edilmeli, hatta acı da
olsa bazı kayıplar vermeli, tüm dünyanın dikkati bu harekete çevrilmeli, gaz
odaları gibi, gerçekte olmayan bir takım iddialar ortaya atılıp, uydurma
senaryolar ve mekan hazırlıklarıyla iddiaları pekiştirilmeli, işkence programları
uygulanmalıydı. Bu büyük organizasyonda bazı kayıplar ve üzüntü kaynağı
şeyler olabilecekti ama, çok önemli ve tüm dünya Yahudilerinin menfaatlerini
sağlayacak bir proje için, bu kayıplar değerdi ve göz yumulabilirdi. Yeter ki, nihai büyük amaç
gerçekleştirilsin (işin burasında, İsrail
gizli örgütü, İngiliz gizli örgütü ve Amerikan gizli örgütü işbirlikleri ile
oluşturularak, Amerikan ikiz kulelerine yapılan 11 eylül saldırı senaryosunu da
dikkatle incelemelerini, saygıdeğer okuyucularımızın takdirlerine sunarız)
ve İsrail Devleti kurulsundu.
Dünya devletlerinin
mihverini oluşturan Almanya ile, Yahudilerin başarılı bir biçimde yerleştikleri
Fransa, bu senaryonun uygulama alanı olmalıydı. Bu nedenle buralarda ve diğer
çevre devletlerde etkili olabilecek bir çıkış, buralardaki tüm Yahudi aileleri
tedirgin eder ve kendilerinin güven içinde olabilecekleri yerleri aramalarına
neden olabilir ve böylece de geniş bir Yahudi göçü sağlanabilirdi, Filistin’e.
Proje başarı ile uygulanmış ve bir Yahudi olan Adolf Hitler, bu rolü büyük bir
gizlilikle üstlenmişti. Bu projeye göre
oluşturulan senaryolar artık yavaş yavaş gün yüzüne çıkıyor, Yahudi düşmanlığı
tüm Avrupa’yı kaplıyor, çıkartılan 2.Dünya Savaşı ile, milletler (aynı
sonradan uydurulma pek çok sözlerin ayet olarak katıldığı Tevrat’ta bu
katışıklıklarla da istendiği gibi) birbirine
kırdırılıyor, bir tarafta Avrupa yıkılırken bir taraftan da Filistin bağımsız
bir devlet olarak, Yahudi devletine güvenlikle hazırlanıyordu. Nihayet 1945
yılında bu savaş bitiriliyor ve akabinde, hem uluslararası alanda ve hem de
yöresel olarak yapılan pek çok kan dökme ve toprak işgalleri ile dünya
devletleri yanında Filistinli Arapların büyük mağduriyetleri hiç te dikkate
alınmaksızın, İsrail Devletinin kuruluş hazırlıkları tamamlanıyordu.
Böylece
kontrolle çıkartılıp, kontrolle bitirilen bu 2.Dünya Savaşı, İsrail’in dünya
sahnesine bağımsız bir devlet olarak sunulmasını sağlıyor ve tüm organları
birkaç yılda oluşturulan İSRAİL DEVLETİ bağımsızlığını 1948 yılında ilan
ediyordu. Tabii bunu tanıyan ilk ülke Amerika, ikincisi
Rusya ve üçüncü ülke de Türkiye(!)
olacaktı.
Kuruluş dahil tüm
aşamaları problemlerle dolu bulunan İsrail Devleti, problemleri bundan sonra da
devam ettirecektir. Zira kuruluş
felsefesi tamamen Yahudi ırkı dışındaki insanların koyun sürüsü gibi idare
edilmesi, kendisinin üstün ve yönetici ırk olarak dünyaya tek sahip olması,
İsrail dışında diğer devletlerde yerleşik bulunan Yahudilerin, bulundukları
devletlerin zenginlik ve bürokrasisi ile siyasetine sahip olmaları sonucunda,
devletlerinin kuruluş felsefesi ve
resmi projeleri olan Siyonizm’e hizmet ettirilmesi çalışmaları ve çabaları
sonucu, hep diğer bağımsız devletleri görünür görünmez projelerle hegemonyasına
alma savaşını durdurmayacaktır.
Tüm dünyada, bu
ideolojinin hegemonyasına alet olmayan namuslu ve tüm insanlığın huzur ve
refahını düşünen dürüst insanların, ülke yönetimlerine sahip olmaları ile
Siyonizm’i reddeden akılcı ve insancıl değerleri üstün gelen Yahudilerin de
destekleri alınarak, buna uygun ülkeler arası politikaların geliştirilmesidir
ki, yanlış teoriler içeren Siyonist felsefenin gerilemesine ve dünya
insanlarının rahat ve huzuruna zemin hazırlayacaktır.
İla nihaye
gerçeklerin saklanması mümkün değildir. Bazı art niyetliler saklama
gayretlerine devam etseler de objektif, tarafsız bilim adamları bazı gerçekleri
yıllar sonra da olsa, su yüzüne çıkaracaktır. Bu tarihin kaçınılmaz bir
zaruretidir. Ancak bu arada pek çok senaryolar ve oyunlar sonucu, dünya genelinde
tahribatlar, kaybolan insanlar ve insanlıklar bize ışık tutmalıdır ve sağlıklı
düşüncelerin hakim olmasına vesile olmalıdır, sanırız.
Geçen
hafta yapılan bu bilimsel araştırmanın sonucunun ortaya koyduğu tesbit demek
ki, küçücük ve tarihte kalmış bir haber parçası değil, çok önemli tarihi
tesbitlerin su yüzüne çıkmasının ve bundan sonra da senaryolar gereği
düzenlenmeye devam edilecek olan (ki, ta o zaman yazdığımız gibi, 11 eylül
provokasyonunun iç yüzü de yakınlarda ortaya çıkacaktır sanırız) provokasyonlara
karşı dikkatli ve uyanık olunması gerektiğinin, önemli bir hatırlatma
belgesidir.
Küçük ve basit
çıkarsal duygularla birbirimize girip, birbirimizi yok etmeye çalışma yerine,
tüm insanlığı hedef edinen, ciddi ve insancıl proje ve eylemlerle, ülkemiz ve
dünya insanlarını güçlendirme çalışmalarını yapmamızın ve tabir-i caizle, artık
aklımızı başımıza almamızın zamanı geçmek üzere olduğunu, bir kere daha
hatırlamamıza neden olan bu araştırmayı yapanları ve bu araştırma sonucunu
düşünmeleri için, insanlığa sunanları tebrik ediyoruz.
30 Ağustos 2010
Mehmet Yaman
Araştırmacı-Hukukçu
Çankaya- Ankara
OSMAN ÜÇER
DİYOR Kİ:
İKİ GURUPTA
SEÇİM YAPMAK
BİRİNCİ GURUP:
Milliyetçi
muhafazakar olduğunu söylüyor. Bu yolda siyasi ve fikri tercihler yapıyor. Ama,
eline fırsat geçiverince yiyor, içiyor, yakın kayırıyor, menfaat için yemlediği
bok kalmıyor. Göreve gelirken veya getirilirken dürüstlükle alakası bulunmuyor.
Rakipleri kendi fikrinde de olsa onlara iftira yaydırırken Allah’ını ve
kitabını unutuyor.
İKİNCİ GURUP:
Fikri eğilimi
sebebiyle kendisine Mao’cu, Lenin’ci de denebiliyor. Ama, bir işin başına
geçtiği zaman kendisini düşünmüyor. Yemiyor, içmiyor, sosyal adalet ilkelerine
uyuyor. Görece gelirken ve adam getirirken dürüstlük kurallarını ihmal etmiyor.
BİRİNCİ GURUPTAKİ
ADAM TAM BİR ŞEREFSİZDİR. MİLLETİN BAŞINA BELADIR.
İKİNCİ GURUPTAKİ
ADAM İSE ALLAH İYİLİK VERSİN SANIRIM MİLLETİN LEYHİNDE DAVRANAN BİR İNSANDIR.
SİZ NE
DÜŞÜNÜYORSUNUZ?



CEMİL
DERELİOĞULU KİMDİR?
NİĞDELİ
BİR BESTEKARDIR. ESERLERİNİ Mİ SORUYORSUNUZ?
DÜNYANIN
EN EFENDİ İNSANLARI ARASINDA SINIFLANDIRIRIZ BİZ. BÜTÜN ESERLERİNİ SAYMAMIZ
İMKANSIZ. BAZILARININ İSİMLERİNİ SUNALIM. ARKASINDAN DİĞER SÖZLERİMİZİ
SIRALARIZ.
AKLIMDAN
HİÇ ÇIKMIYORSUN
ATEŞİMSİN
YAKIYORSUN BAKINCA
AYNADA
DÜN GECE BİR RESİM GİBİ
BAKMA
YEŞİLGÖZLERİNLE
BEN
BU CANI KAÇ SENEDİR SENİN İÇİN TAŞIYORUM
BEN
ÇOBANDIM SEN YILDIZIM
HAYALİMDEN
GİTMEYEN ANILARIM VAR
KALBİMDE
ALEV ALEV
MAZİYE
DALINCA GÖZLERİM DALAR
MEVSİMLERDEN
BİR İLKBAHAR
ÖMRÜMÜ
BEN SANA NASIL BAĞLADIM?
PETEKLERİN
BALI SENSİN
SEN
EKTİN YÜREĞİME EN ACI DUYGULARI
SEN
SEVDİM DİYORSUN AŞKI SENDE BULMALIYIM
SEN
ŞİMDİ DÜŞLERDE AŞKI ARAR GİBİSİN
SEVGİ
SENSİZ AŞK SENSİZ
SÜZÜLÜRSÜN
GÖZLERİMDEN HER GECE
YILDIZLARIN
ALTINDA BİR YAZ GECESİ
YILLARDIR
ÖZLER GİBİ
----------------------------------------------------
BU
ŞARKILAR ALFABETİK SIRAYLA SUNDUĞUMUZ BAZI ÖRNEKLERDİR. BESTEKARI CEMİL
DERELİOĞLUDUR.
BAŞKENT
NİĞDE VAKFI’NIN
TÜRK SANAT MÜZİĞİ
KORUSUNU DİNLİYORUZ BU SATIRLARI BİLGİSAYARA YAZARKEN.
NEŞE-İ MUHABBETLİ
NAĞMELER KONSERİ DEMEKTEDİR.
Şef: Yavuz Ahmet
Demirden.
Sunucu: Ülgen
ÖZALP
Yerimizin ve
gayretimizin müsaade ettiği nisbette bu konserin sanatçılarını, Koristleri
Yavuz Ahmet Demirden hakkında bilgiyi ve 2 bölümünde hangi şarkıların
sunulduğunu yazacağız., teknolojik seviyemiz elverdiği zaman şarkıları da
sunarız tabii.
BU ŞARKILAR
ARASINDA İKİ ADET ŞARKI BESTEKARIMIZIN ESERİDİR:
1- Yıldızların
altında bir yaz gecesi Ülgen Özalp söylüyor , güfte: Yasemin Balkan,
Makam:
Acemkürdi.
2- Kalbimde alev alev Necmettin Akıncı
dillendiriyor. Güfte:Bekir mutluya ait. Makam: Muhayyer kürdi.
Şimdi BESTEKARIMIZ
CEMİL DERELİOĞLU’NUN BİYOGRAFİSİNİ SUNALIM. Ama hem folklorik olsun ve hem de
samimi şekilde anlatalım. İstanbul da hangi fikir adamlarının dizi dibinde
oturduğumuzu (Nihal Atsız-Necip Fazıl Kısakürek- Ergun Göze- Nejat Muallimoğlu-
senarist Yücel Çakmaklı ‘dan değil, dizimiz üstüne çökmeyi öğrendiğimiz
zamanlarda Niğde’nin Kayardı Bağları’ndan bahsedeceğiz.
Hani Niğde
bağları diye türkülerini dinlediğiniz muhitleri anlatacağız.
Cemil
Derelioğlu, Niğde Sakarya İlk okulu’nda öğretmenimiz Nadire Dereli’nin büyük
oğlu idi. Kayardı’nın Hacı Osman Çayırı denen muhitten (Aravan köprüsüne
bitişik) Çınarlar’a kadar uzayan muhitte (Kurdunus köprüsüne gidilecek
muhitte) tanınan kimselerin en saygı
kimselerinden Nadire Dereli’nin oğlu. Bu öğretmen Osman ÜÇER’i beş yıl okuttu
ilk okulda. Aynı okulda Tahsin bey’in,
Süleyman Özdamar’ın (Değerli
dernekçimiz, doktorumuz Nadi Özdamar’ın babasının) müdürlük yaptığını iyi
hatırlıyoruz. Hacı Osman Çayırı tarihi Cami’nin bulunduğu muhitin adıdır. Biz
buralarda elle balık tutarken, Çayırlar üzerine fırınlar yapıp, peksimetler
pişirirken öğretmenimiz Nadire Dereli’nin incelemesine tabi tutulurduk.
Kitapçılardan
Tahsin efendi’nin kontrolunda, toplanan
parayla Ahmet ÜÇER tarafından meçside minare eklendi. Cami tamir edildi. Hemen
bütün Kayardı’nın bayramlarda bu camide bayram namazı kılmak için geldiğini
hatırlarız.
O sıralarda
mahallenin bazı gençleri vardı. Adlarını mı istiyorsunuz.? Bazılarını
günümüzdeki adlarıyla, bazılarını o zamanki adları ile sunma zarureti vardır.
Aylardır
Başkent Niğde Vakfı’nın NİĞDEMİZ dergisinde merakla ve takdirle okuduğunuz H.Naim Şenol’u gözlerinizin önüne getiriniz.
Sihirli folklor yazılarını okuyor nefesiniz kesilmiyor. İşte onun yanında Cemal
ağabeyi, Niyazi Recan’ı, Muhtar Latif ağabeyi,
Öğretmen İrfan Gürbüz’ü, İğneci
Haciemin’in oğlu Tekin’i ve ağabeylerini, Musaffa’nın ağabeyi Şair Ali’ beyi,
Yemen Gazisi Celalettin Birim’in (annemin dayısı) oğlu Hayrettin Birim’i
(Bakkalbaşıoğlu),Yıllarca Niğde’de ikamet eden ve Niğdelilerle kaynaşan
Zonguldaklı Apti Ağa’nın oğulları Yaşar ve İhsan’ı, muhitin çocukları Hikmet,.
Fikret, Osman ÜÇER, Orhan Recan, İlhan Gürbüzü, Ormancı’nın oğlu Hulkiyi,
Kitapçıların çocukları Nezihe hanım ve
kardeşlerini, Köçeğin Murtaza’nın boy boy çocuklarını, Öğretmen İbrahim
efendi’nin çocuklarını, Nisari Hoca’nın çocuklarını, damadını vs. düşünün
gözlerinizin önüne getirin. İrfan beyi Niğde öğretmen evinde görürsünüz bu
günlerde. Emekli oldu ya sağlığının iyiliğine rağmen, hastalık hastalığı yapar
öyle.
Bu saydığım
yerlerin büyüklerinin isimlerini söyleyeceğiz?
Kitapçı Halil
efendi, kitapçı Kuddusi Efendi, Marangoz Ahmet ÜÇER Efendi, Celalettin Birim,
Zonguldaklı Apti Ağa.,Kunduracı Akif Özkale (Çocukları Gülseren, Gülderen,
Önder Özkale), Orhan’nın babası Hancı, Mübaşir Mehmet Efendi (Mubaşir
Şeref, Mediha, Semiha, doktor Nezihe,
doktor Nermin ,Şair ali beyin ablası Musaffa, Annesi, babası, zaman zaman
misafirleri akrabağları A.Vehbi ECER, H.
Naim Şenol aile efradı, edebiyat öğretmenimiz Nebahat hanım’ı (Naim Ağabeyin
ailesi) , Sinanoğulları aile efradı, Kendirlilerin bağlarının arkalarında Şükrü
ve Noter Emin ve diğerleri, İrfan Gürbüz, İlhan Gürbüz, İğneci Hacıemin efendi,
Cemil beyin karısı olan hacıemin beyin kızını,
Çınarların etrafını süslüyen ağa evleri, onların hepimizin tariflerine
giren binek hayvanları, Öğretmen İbrahim efendi ve oğulları, köçeğin Murtaza efendi ve aile efradı..
İşte bu
saydıklarımız arasında Cemil Bey. Nadire Hanımın büyük oğlu Cemil Derelioğlu.
Efendi efendi gelir, herkesin hatırını sorar. Etrafı seyreder. Ben bir
taşkınlığını görmedim.
On onbeş sene
öncelere gelelim. Ben Nazillideyken (onbir sene kaldım her yıl üç defa Niğde’ye
geldim) ve Niğde’ye geri döndüğümde,
dostlarımı aramak için cep telefonlarının mesajını kullanarak dostlarımın Cuma
günlerini, Cuma bayramı olarak kutlardım. Cemil Bey’in hanımı bir okur iki okur
ve Cemil beye çıkışır:
-
Yahu, senin böyle Müslüman arkadaşların
var da senin bu yolda tutumuna neden tanık olmuyoruz diye azarlar. Bir gün
Cemil Beyden benim gibi beynamaza bir telefon geldi. Ve şöyle dedi:
-
- Yahu sen devamlı Cuma kutlayınca
bizim hanım bana çıkışıyor, sen neden bu yolda emek harcamıyorsun? Namaz
kılmıyorsun? diyor. Ben gülmekten yıkıldım. Çünkü, Yenge nerden bilsin benim
gibi bir beynamazın İslam istismarcısı olduğunu?. Her zaman Cuma kutlayınca
gerçekten hiç bırakmadan abdestli namazlı bir adam sanmış beni. İşe bak! Durum
ne oldu? Son beş altı bayramdan beri Cemil bey telefonla kandil kutlar,
bayram kutlar bizden tın çıkmaz. Bu da bir hatıra işte.
-
Nazilli’de şair arkadaşımın şiirini
bestelemiş. Benim haberim bile yok. Bayağı meşhur oldu mesele. O arkadaş
yanında forsumu bir göreydiniz. Rahmetli ölünceye kadar beni yere göğe
bastırmadı.. Cemil Derelioğlu bestekarın arkadaşı, hemşerisi olduğumdan devamlı
taltifledi beni.
-
Şiir yazan kimselerin yeni bir merak
sahası oldu bu besletelenme meselesi. İnanın ben hiç heveslenmedim. Çünkü kavga
şiirinden aşk ve tabiat şiiri yazmaya vakit bulamam zaten.
-
Bacanağım Alaaddin Şensoy beyin evinde
iken masasının üzerinde çanta çanta mektup görürdüm. Çoğu kimse şiirini
gönderiyor ve bestelenmesini istiyordu.
-
Bacanak, birkaç defa şiir istedi.
Besteleyeceğim diye. Ismarlama yazamamışım demek ki, ölünceye kadar kendisine
şiir veremedim.
-
------------
-
Üstadım Cemil Derelioğlu, Niğde her
geldiğinde bizi ihya eder. Biz Sabri Özdağ’ın kitabında anlattığı ziyafeti
verecekken üstadımız, yedirir içirir bizi. Eh daha ne diyelim.? Gönlümüzü hoş eden sohbeti, sihirli müziği,
maziye ait hatıraları ile bizi ihya eden Cemil Ağabeyimizden Allah razı olsun.
Gelemediği düğünün hediyesi Cumhuriyet altınını yerine ulaştıran böyle adam
gördünüz mü?
-
1939 yılında doğduğuna göre kardeşi
Osman ÜÇER’den bir yaş büyüktür., Şehir evlerine de komşuluk yaptık. Yenice
mah. Mezgit önünde biz Nüshet beyin evinde otururken, iki alt sokakta Nadire Hanımın evi vardı..
-
Babasının Konya eşrafından oluşu
(Mithat hocanın oğlu seyit Ali bey’dir. (Bizim sülalemizin dörtte birinin de
Konya’da bulunuşu üstadımla müşterek bir yanımız olsa gerek.
-
İlk okulu Sakarya’da, orta okulu, Niğde
Ortaokulu’nda, Lise’yi Mersin’de, Ankarada deneme lisesinde okudu. Almanya’nın
München Hochscule Politische Wissenchten (siyasal bilgiler fakültesi) ve Ankara
İktisadi ve ticari ilimler akademisinde yüksek tahsil yaparak maliyeci oldu.
-
TC. Emekli sandığının bir kuruluşu
oylan Emek inşaat ve işletme şirketinde çalışma hayatına başladı. 13 yıl burada
çalıştı. 1979 dan sonra özel sektörde görürüz kendisini. Güneş sigortada teknik
müşavirlik yaptı. 80-85 yılları arasında serbest inşaat müteahhitlik
hizmetlerinde çalıştı ve emekli oldu.
-
Niğde ortaokulu’nda 1. sınıfta
mandolini öğrendi. Almanya tahsili esnasında Çekoslovak piyanist Cihictinta Girag dan piyano dersleri
aldı. Merhum kemani bestekar Salahattin
İnal’dan makam ve usul dersleri halen İstanbul radyosunda görevli kanun
sanatçısı Şener Altırnbaşa’dan kanun dersleri aldı.
o Bestekar
olarak karşımıza 1987 yılında çıkar. 19 tanesi TRT reportuarında olmak üzere
toplam 45 adet Türk sanat müziği dalında 2 tanede pop müzik dalında bestesi
vardır. Yazımızın başında alfabetik sunduğumuz eserlerinin bir gün sitemizde
müziğini verebilmeden ölmek istemiyoruz. Bu kıymetli arkadaş bizleri
gururlandırıyor. Sıcak kişiliği ile heyecanlandırıyor. Şereflendiriyor.
o Bu
yazıya müsait bir zamanda devam edersek olumlu şeyler söylemiş oluruz sanırım.
o Dedik
ama, dinlemekte olduğumuz bantta Üstadımız Cemil Derelioğlu’na plaketin
verildiğini seyir edince birkaç satır daha yazma gereği doğdu. Konserin birinci
kısmını havi bantın böyle bir sahneyi bulundurması şarkılara daha çok
eğilmemizi sağladı. Cemil bey bütün tevazu ile plaketini alıp, ağır
başlılığıyla yerine gitti.
Sonra ikinci
Bantta hocası bestekar ve ses sanatçısı Alaaddin Bey hakkında beyanları ve okumaları
çok takdir topladı. Seyirci sık sık olayları vesile ederek kendisini sahneye
çağırdı. Velhasıl iki DVD de de Cemil bey
izleyenleri ihya etti. Niğdeli sanatçı olarak hafızalara iyice yerleşti.
İnşallah uygun
bulursak, bu konuda önemli notları da sunarız. Bir mektubu var elimde . bu
günlerde bana ulaşan. Sağlık ve esenlikle kalınız.
Kadim dost
Osman bey diye başlıyor. Bu bölümü meydana getirdiğim de muhterem zata
duyurdum. Beğenmediğin veya ifşa sayacağın husus olursa işaret et, bazı
kısımları kaldırabilirim dedim. Bu güne kadar
ikaz gelmediğine göre, uzun mektubun da önemli sayılan yerlerine
dokunmam, çizeceğim Cemil Derelioğlu’nu daha iyi tanıtmaya yarayacaktır.
En son
görüşmemiz, Niğde lisesi mezunlarının Lise bahçesinde bir araya geldiğinde idi sanırım.
Mektubunda:
Emekli olan
insan ne yapar, yaşlar yetmişi geçse de, bizler devamlı çalışan insanlarız. Siz
edebiyat alanında hem şair, hem de naşir olarak en yüksek mertebesindesiniz
sanırım.
Ben de
musukiden sonra, şiir yazmaya özendim ama, becermem çok zor. Şair, Yahya kemal
Beyatlı şiir konusunda diyor ki, “Şiir nesirden bambaşka bir hüviyette ve
musukiden başka türlü musukidir. Eğer şiirin tarifi yapılabilseydi bir türü
değil, bin türlü tarifi olurdu.” Der.
Bu bakımdan,
ben de derim ki, “şiir ve beste, şairle ve bestekarlar Tanrı bir iletişim
duygusudur” diye tarif ediyorum.
Bu satırlarını
okudukça bir sohbet değil, kavramların inceliklerini öğreten bir öğretmen gibi
üstadım. . Devam edelim:
Tabiî ki bu
arada siz de gelmiştiniz bir kere. Niğde Vakfına vakit buldukça uğrarım. 2009
un son haftasında eski bakanlarımızdan Boırlu Haydar Özalp’ın gelini Ülgen
Özalp de ona bu konuda destek benden de maddi manevi katkı istediler. Ben de
bir nebzede olsa gereğini yaptım. Tabiî ki, amatör de olsa bir yankı uyandırdık.
Eleştirilecek de olsa maksat bir adım da olsa Niğde’nin sesini duyurmak.
Velhasıl
Ankara’da havadisler bu kadar. Telefonda bahsettiğim TSM korosunun V.C.D sini
Niğdemiz dergisinin bu konuda çıkan yeni sayısını da gönderiyorum.
Sevgili
dostum. Sağlığına dikkat et. En kısa zamanda Niğde’de görüşmek ümidi ile
tanıyan tanımayan herkese selamlar.
Son halimi
görmek istersen 19 haziranda Orhan baba ile çekilmiş bir resmi de gönderiyorum.
Cemil Derelioğlu imza
Bu mekbupta
konser için tevazulu bir anlatım var. Bende çok güzel bir sanat gösterisi.
Herkese teşekkürler.
Konumuz olan
Cemil Bey’in’de katkıları kişiliğini yansıtıyor.
Herkes , her
şey fani. Dileriz ki bu hazırlanan belgeler, bizim tanıtım şeklimiz nesillerin
eline sağlıklı bir şekilde geçer de, sanatın dejenere olmasına kimse müsaade
etmez.
Cemil Bey
üstaaaadııııııımmmmm.
Allah razı olsun ve korusun!
Bir yeni ek:
Şu anda
sesi Bordum’dan geliyor. Yakınlarıyla
beraber orda. Bana denizden bahsetmemi değil, Niğdeyi anlat diyor. Ben ona Kayardı
Bağlarının
gündüzünü ve gecesini anlattım dakikalarca..
Mersin’e
kaçabileceğim günmleri bekliyorum.
***********************************************************
2- ESAS RAHATSIZLIK NE?
Hamas’a propaganda serbest, şehit
haberine sansür!
AKP ve Tayyip Erdoğan sayesinde artık bu ülke için toprağa düşenlerden bile
haberdar olmayacağız. Evet Başbakan dün ültimatomu verdi ve şehit haberlerine
karartma talep etti. Görüyorsunuz AKP diktatörlüğü şehit cenazelerine katılımı
ve cenaze namazını kılmak için camilere gitmeyi yasaklaması yetmiyormuş gibi
şimdi şehit haberlerine karartma getiriyor. Neymiş efendim bu şehit haberleri
PKK propagandası imiş!. Anlamıyorum şehit cenazeleri nasıl PKK propagandası
olur? Tersine o haber ve görüntüler bu toplumun millet olma bilincine katkı
yapar çünkü toprak eğer uğrunda ölen varsa vatan olur... Hadise PKK
propagandası falan değil, AKP’nin o görüntülerden oy olarak olumsuz
etkilenmesidir. Evet bu ülkede Hamas’ın propagandası serbest ama Türkiye için
ölenlerin isimlerinin açıklanmasına bile sansür talebi var..
SORU-YORUM...
Sen AKP’nin sözcüsü müsün Paşa?
Olağanüstü hal ilanına gerek yokmuş! Hayır bunu Tayyip Erdoğan ya da diğer
siyasi kişilikler söyleyebilir de Genelkurmay Başkanı Orgeneral Başbuğ
iki sebepten ötürü söyleyemez. 1) Olağanüstü Hal teklifini yapan bir siyasi
yani muhalefet önderidir. Dolayısı ile Orgeneral Başbuğ siyasi bir kişiliğe
yani Devlet Bahçeli’ye karşılık vermek ya da laf yetiştirmek konumu ve
pozisyonunda olamaz. Bizim böyle bir yetkimiz yok der, hükümetin işi der,
onların takdiri der ki gerçek öyle yani olağanüstü hal’i ilan yetkisi
hükümette. Durum bu iken Genelkurmay Başkanı Tayyip Erdoğan’a ve AKP’ye teknik
destek ve hatta omuz veriyor ve Olağanüstü Hal’i ilan etmekten uzak duran
AKP’ye arka çıkıyor.. Ha varsa bir görüşün, onu basın önünde AKP’ye destek gibi
değil, kapalı kapılar ardında söylersin! 2) Olağanüstü Hal’e gerek yok ise şu
şehitler ve şehadetler niçin Sayın Başbuğ? Senin askerin, “Yetkim yok,
teröristle mücadele edemiyorum” diye feryad edip toprağa düşerken, sen
AKP’ye şirin görünme adına nasıl böyle bir sözü edersin?
BOŞA KÜREK ÇEKİYORLAR...
Hükümet PKK ile müzakereye mi
oturacak?
Çocuktan al haberi derler ya, aynı hesap. Gaze-tecilikte varlık nedeni ve tek
güvencesi Tayyip Erdoğan olan kalemler birden PKK ile müzakereyi seslendirmeye
başladı. Evet Tayyip Erdoğan yarın kazara Hıristiyan olsa, bunda bir hikmet var
deyip anında din değiştirecek durumda ve konumda olanlar, ekranlara çıkıp
hükümetin PKK’yı muhatap almasını dillendiriyor. Hayır bu işleri iyi bilen biri
olarak vereceğimi hüküm şudur. O kalemler, Tayyip Bey’e rağmen ve hele onun
kızacağı hiçbir şeyi yapmazlar, çünkü Erdoğan velinimet. Dolayısı ile ben
o tekliflerin Erdoğan adına kamuoyu oluşturmak için yapıldığı kanaatindeydim. Evet
AKP’li kalemşörler, bu tezi ortaya atarak hem tepkileri ölçüyor hem de zemin
inşa etmeye çalışıyorlar. Tabii bu teklifleri ile aynı zamanda açılımın balon
olmadığını da güya ispata uğraşıyorlar.
13752 defa okundu
YETMİŞ YILLIK NOT
DEFTERİNDEN SÜZÜLENLER:
Düşünmek, pişman
olmamanın ilacı, az yemek şişman olmamanın ilacıdır. (Bilmem uzun uzun izaha
gerek var mı?)
Ev (bina)
taştan, iş baştan yapılır. ( Beton arme ile gök delenler yapılsa da, sağlık,
güzellik bakımından binaların taştan olmasının gereğine inanmışım bir kere. Bir
işin salimen sonuca uğraması için de işe başlarken palanı yapılmalı, ilk
girişimler, sonucun ucuz, başarılı olmasını sağladığı unutulmamalıdır)
Kini kalbinden
silip, tecrübeyi istifleyen,
Kutsalı,
maneviyatı olmayanın, havayi hayatı
yaşadığını söyleyebiliriz. (Anlamlı, başarılı yaşama için objektif bilimsel
bilgiler, gayret ne kadar önemli ise, manevi hayatı gözden uzak tutmamak da,
sağlam esaslara bağlı olmak demektir. Aksi halde, yalnız mantık ve beyin yolu
ile olsa olsa zerre mesafe katedebiliriz.)
OSMAN ÜÇER’DEN
VECİZELER
Tökezmemenin
anahtarına sahip demektir. ( Kin, insanı mutlu kılmaz. Dinen yasaktır. Ama,
gördüğü kötülükleri anlamlı tespitlere dönüştüren, salim ve akıllı bir yolun
yolcusu olur.
Günün sözü:
İSRAİL DEVLETİ’Nİ
KURANLARA TOPRAKLARINI SEN, BEN, BİZ SATMADIK.
BİZZAT,
ARAPLAR, FİLİSTİNLİLER SATTI. ÖZDEMİR İNCE- HÜRRİYET
--------------------
NAZIM HİKMET’İ ULUSAL
TELEVİZYON ANLATTIKTAN SONRA FİKRİM DEĞİŞTİ:
NAZIM HİKMET’İN
MEZARI TÜRKİYE’YE GETİRİLMELİDİR.
1950 TARİHLİ
CUMHURİYET GAZETESİ’NİN HABERİ DAHİL, ULUSAL TELEVİZYON’UN NAZIM HİKMET
PROĞRAMI DA TÜRK AYDINI’NA TEKRAR YAYINLANIP, NAZIM’IN MEZARİ’NİN TÜRKİYE’YE
GETİRİLMESİNİN RUSYA’YA BİR TOKAT OLDUĞU KABULLENİLMELİDİR.
NAZIM 1950 DE MOSKOVA TOPRAĞINI ÖPMÜŞ MÜDÜR? NELER
SÖYLEMİŞTİR. Cumhuriyet doğru mu yazmıştır?. Sonra ne olmuştur?
Rusyadaki Rusçu
komünizm ile Nazım bıçak bıçağa gelmiş midir?
Bunları
aydınlatırlarsa, Nazım’ın mezarının Türkiyede beklenmesinde şu yaşımda nöbet
tutacağımı vaat ederdim.
Hadi, bu kadar
kısa yazayım ki işin gerçeği için seyirci, okuyucu, ziyaretçi gerçekleri
arasın. Nazım’ın Türk Milleti’ne borcu var mıdır? Türkiye’nin ona borcu var
mıdır?
Anadolu da köy
mezarlığını Nazım’a kapamak, onun gerçeğini karanlıklar içinde bırakmaktır.
NAZIM’IN, ((BİZ
ŞU KADAR ERMENİYİ ÖLDÜRDÜK, ŞU KADAR KÜRDÜ ÖLDÜRDÜK!)) DİYENLERİ İYİ TANIYALIM.
Bu gibiler piçtir.
Nazımsa,
Rusya’ya karşı mücadele verip, Türkiye’yi daima yüce kavram olarak görmüştür.
Bu gerçekleri ortaya çıkarıp, Nazım’ın mezarı getirilirse, Türkiye’de olumlu
havalar eseceğini sanıyorum..
ALİ MERAKLI YANIKIYOR..
Bütün değerli
yazar arkadaşlarım folklorik, tarihi, fikri eserler yazıyor. Görüşmeler sonucu bir
müessese bastırılması eziyetini üzerine alıyor. Böylelikle mali durumlarını
perişan etmeden eser sahibi oluyorlar.
Benim durumum
öyle mi ya? Hem yazarken becelleş. Hem ailenin kısıtlı gelirini o işe harca.
Hem de kitap çıkınca yok beynelmilel dernek, yok Masonluk, yok hırsız, yok
arsız derken toplumda hiç huzurun kalmasın.
Böyle
yazarlığın sen değil, ben içine…..
************
*******
Üstadın
kitabından
Yemek duası
Önünde sofra kurduk
Yüce Tanrım bu
günde
Karnımızı doyurduk,
Hamdolsun bu öğün
de
Nimetini bollaştır,
Her şeyi ziyade et,
Kudretinle ulaştır
Rızkımıza bereket..
Fakir yetim
kulları,
Düşürürüz elbette,
Esirleri dulları,
Eksik etme nimette…
Her canlıya
rızkını,
Yolculara yolluk
ver,
Her kuluna hakkını,
Yurdumuza bolluk
ver..
Yurduma ver selamet,
Bizi nura çek
Tanrım,
Hepimize afiyet
Olsun bu yemek
Tanrım!
---------
Kerim Özbekler,
Nazilli’ye kitabını götüren ÜÇER’e böyle poz verdirtiyor.

DEHŞETLİ
MÜSLÜMAN HACI EFENDİ.
ÇOK MUAZZAM BİR
İNSANDI. MÜSLÜMANLIĞI KİMSEYE VERMEZ, ALLAH DER YATAR, PEYGAMBER DER KALKARDI.
BASTIĞI YERLER
TİTRER EV HALKINI SOĞUK MEMLEKETTE HİÇ ÜŞÜTMEZDİ. HERKESTEN GİZLİ ÇALDIĞI
ELEKTİRİĞİ YILLARCA TEK ZIRNIK ÖDEMEDENKULLANDI.
BU YETER Mİ
YAHU? ADAMDA AİLE SEVGİSİ VAR. DUVARLARININ İÇİNDE KAÇAK ELEKTİRİĞİ DÖŞEDİ. YILLAR
BOYU SICACIK EVDE OTURTTU AİLESİNİ.
HACI EFENDİ
DİYE HERKES YATARIR KALDIRIRDI.
HÖRMETKAR
DAVRANIRDI. KİMSE ÖNÜNDEN GEÇMEZDİ VALLAAAAA!...
ALÇAĞI BİR GÜN
YAKALADILAR. KAÇAK ELEKTİRİKTEN MAHKUM OLDU. HACILIĞI BİN KATLANDI. NE ADAMLAR
VAR BE? HELAL OLSUN.. ÖYLE DE BENZERİ ÇOKKİ!
---------------
BAŞINI
KAŞIMAYA ELİ DEĞMEDİ KEL’İN, SU ELİN, ÇEŞME ELİN, TEKNE ATÇALI KEL’İN
--------------
ÇEŞMEYİ KEL
YAPTIRDIĞI HALDE, BAŞKALARINDAN TOPLANAN PARAYLA YAPTIRDIĞI İÇİN, KENDİSİNE AİT
SAYMIYOR,
SU DA ELİN…
KEL, ÇEŞMENİN
ÖNÜNE BİR TEKNE YAPTIRMIŞ BU DEYİŞ ORTAYA ÇIKMIŞ. BENZER OLAYLAR İÇİN NE KADAR
KIYMETLİ BİR DEYİŞ. DİLİMİZİ ALIŞTIRSAK,
BİR ÇOK İNSANIN, BİR ÇOK OLAYDAN DERS ALMASINI KOLAYLAŞTIRMIŞ OLURUZ
SANIRIM.
VALİY-İ VİLAYET,
HADEMEİ DEVLET, ATÇALI KEL MEMET!
OSMAN ÜÇER’İN EN
ÇOK SEVDİĞİ EFE HİKAYESİ..
ATÇALI KEL
MEMET’İ MUTLAKA OKUYUN..
Bu günlerde
Atçalı’yı üçüncü defa okuyorum. Nefis bir kalemden, harika anlatım. Allah,
rahmet eylesin Sertoğlu’na..
Ege’de Milli Mücadele’nin
araştırılmasında, ilk İstiklal Mücadelesi anıtının araştırılmasında fikirlerim ve kameramla katkıda bulunmuş bir
adam olarak, Yörük Ali’leri, Demirçi
Mehmet Efe’leri, Sökeli Cafer Efeleri,
i, Çete Ayşeleri, Çakırcalıları, Gökçen efeleri, Kamalı
Zeybekleri’n hayatını ARAŞTIRANLARI TAKİP EDEN, YA DA EN AZINDAN TAMAMINI
DEFALARCA OKUYAN BİRİ OLARAK biri olarak, neden Atçalı Kel Memet gibi bir
çırakın ismi ile nokta koymaktayım?
Efeler Türk
İstiklal Savaşı’nın kazanılmasını sağlayan, Konya isyanlarını bastırıp
Cumhuriyetin kurulmasında en önemli etkenlikte bulunan, Egedeki milli
mücadeleleri ile bir çoğu mazisindeki kiri temizleyen kimselerdir. Yonan’a
zaman zaman en meşhur darbeleri indiren kahramanlardır. Zaten efelik çoğunlukla
haksızlığa karşı durmaktır.
Kötülük yapmak
için dağa çıkanlar efe değildir. Çalı kakıcıdır. Eşkiyadır. Benim ismini
saydıklarım heykelleri dikilecek kimselerdir.
Böyle bir
atmosferi tanıyan bir kimse olarak neden meşhur birini adını takmıyorum
da, Atçalı’da karar kıldım?
Niğde gibi bir
yerde kimsenin yürü demesine gerek olmadan tek başına yolunu çizen, yüzleri
yönlendirmek için başlangıçta çok eziyet çeken, cereyan sırasında kimseden bir
para ve makam ummayan biri olarak yaşadığım hayatın Atçalı’nın hayatına
benzediğini gördüğüm için, bu benzetmeden gurur duyuyorum! demekteyim..
Valiyi vilayet
olmadık isek de zaman zaman fikir adına, tek sözü geçen kimse olarak
yaşadığımız devirler oldu.
Ben kel
değilsem de, dedem Kel Ali idi. O’ndan
irsiyeti devam ettirenler vardır. Allah rahmet eylesin dürüst yolun
yolcularına..
Sonumuzun nasıl
noktalanacağını bilmemekle beraber, gidiş o gidiştir.
SEVGİ
BUNALIMLAR
İÇİNDE KİNLE KÜÇÜLMEMELİ,
İSLAMİ
DUYGULARLA ÖNLERE TAM GEÇMELİ
GÖNLÜMÜZ DOLUSU
SEVGİYLE YÜKSELMELİ
TEVAZUYLA
YERLERDE,, SEVGİYLE GÖKLERDEYİZ!
Osman
Üçer
***************
A.VEHBİ
ECER TANITIMI

Sağ baştaki
gözlüklü A. Vehbi ECER’dir
MİLLİ KÜLTÜRDEN MİLLİ
BİRLİĞE

NİĞDE’NİN İKİ BÜYÜK
YAZARINDAN BİRİ
A.VEHBİ ECER’İN
YENİ KİTABINI
SİZLERE TANITACAĞIZ.
İSLAMI VE TÜRKLÜĞÜ
İYİ TANIMAK İSTEYENLERİN MÜRACAAT EDECEĞİ KALEM
AHMET VEHBİ ECER’İ
TANIYINIZ.
1950 LİLİ YILLARDAN
BERİ GAZETELERDE DERGİLERDE YAZAN, TELEVİZYONLARDA KONUŞAN BU BÜYÜK İNSAN,
BÜYÜK YAZARIN TÜM ESERLERİ TÜRK MİLLETİ’NİN FERTLERİ İÇİN GÖZDEN UZAK
TUTULMAMASI GEREKEN NİTELİKTE DEĞERLİ
KIYMETLİ ESERLERDİR.
Kalemimizi ve
mazisini bilenlere söylüyoruz. Menfaat için kimsenin gıyabında ve vicahi olarak
methini yapmayız. Bazen bir açıklama olarak Nihal Atsız, Necip Fazıl Kısakürek, Basri Gocul gibi fikir adamlarının rahleleri dibinde
aldığımız gıdalardan bahsettik.
O zamanlardan
beri hiçbir makam ve madde peşinde olmadığımızı herkes bilmektedir. Öyle
olsaydı, maaşla Babıali’de Sabah Gazetesindeki iş teklifini kabul ederdik.
Niğde yanılgısı sebebiyle mahrum olduğumuz bu seviyenin acısını halen
hissetmekteyiz.
Niğde’yi
kafasının sokacağı samanlık sayan bazı kişiliksiz yazarları ise çekinmeden
daima teşhir ettik eserlerimizde.
Şu anda da
yalnız yazı dünyası ile yalanlarımızla,
yazdıklarımızı bu milletin evlatlarına verme çabası altındayız.
Fikri
himayesinden yararlandığımız bazı kimseleri de öğretmen veya öğretim üyesi
olmaları sebebiyle ifşa etmedik. Sanırım bunlardan birinin ismini verme zamanı
gelmiştir.
A.
Vehbi ECER, fikri hayata başladığımız günden beri
sorularımıza muhatap olan ve bu sebeple 1950 den öncesinden beri
yararlandığımız bir kimsedir.
Eserlerinin
hepsi ortada. Türk Milleti’nin gerçek İslam’ı ve Türklüğün meselelerini
öğreneceği en yetkili kalemlerden biridir.Makaleleri ve eserleri türkiyemizin
seçilmiş en önemli meselelerini ibilimsel yoldan teşhir eder ve açıklyar. Bu
bakımdan ailelerinizin yastık altı baş eser kabul edeceği eserler arasında
olması gerekir. Sahip olduğu tevazu sizi okurken ayrı bir sihrin etkisinde
bırakacaktır.
Bu günkü
seviyesini tırnak tırnak çabalayarak yakalamıştır A.Vehbi ECER.
Bunu ispatlamak
için on senelik sitemizin başladığı zamanlarda kendisi için köşe açtık.
Senelerde
yazılarını yayınladık. Şu anda da yazdığı eserlerin özetlerini, tavsiyelerini
ve geniş biyograf isin vereceğiz.
Şimdilik bu
kadar vakit buldukça bu sütuna göz atıp, Niğdemiz’in medarı iftiharı saydığımız
yazarımız hakkında yazdıklarımızı takip ediniz. Bize göre diğer büyük yazarımız
bildiğiniz gibi yazar öğretmen Ali İhsan Beyhan’dır. İnşallah onun için de
benzeri yayın yapıp, okuyucuların belli konularda en yetkili ağızdan folklor
bilgisine sahip olmalarını sağlamak istiyoruz.
Sağlık ve
esenlikle kalınız.
A.Vehbi
ECER.Yard.Doç. Ahmet Vehbi ECER eserlerinden edinmek isteyenler sitemize
şimdiden müracaat edebilirler. Yakında bu konuda yayın yapacağız.
------------------------------
RİSALEİ NUR KAVRAMINA
AİT BİLİMSEL GERÇEKLER:
BU SİTENİN
SAHİBİ TARAFINDAN 1960 YILINDA BÜTÜN KİTAPLARI
alınmış ve yurtta okunmuştur. O zamanki dünyayı ele geçirmeye çalışan
bir beynelmilel Komünizm karşısındaki kalleş tutumları bile bunların milli ve
dini bütün olmadığı kanaatini uyandırmıştır. Bu kanaatimiz İst-Aksaray’da ileri
derecede bir Nurcu’ya şöyle iletilmiştir:
((Eğer öbür
dünyada (Çünkü bu dünyada akıllanmaları ve ikna edilmeleri Himalaya Dağına
tırmanmaktan zordur) Nurcular üzerinde bir hakkımız tespit edilirse, ben şahsen
hakkı mı helal etmeyeceğim. Beynelmilel komünizm karşısında suskun, köşelere
sinmiş, üniversitenin kapıları tutulduğunda (biz nurluyuz!) diyerek iceri kayan
ve dinle en ifak alakası olmayan bu sürü de benim hakkım vardır. İfgtira isze
İlahi ceza düşerse razıyım.
Bu vatanın
ekmeğini yemişler cahilleri kendilerine bende ederek, Muazzam İslam’ın
Türkiyenin ve dünyanın kurtarılmasındaki muazzam yapısını köreltmişlerdir.
Eserde ki iman
telkini ilk zamanlar insanı büyülüyorsa da, toplantılara katılıp tercüme
izahları dinleyen Nurcuların memleketin karşı karşıya olduğu (Masonluk,
Komünizm, hırsızlık, ipsizlik, gayrı milli tutumlar karşısındaki nötr tutumları
insanı böyle bir cereyanın okşamadığını ortaya koymuştur.
Hele hele
karanlık kimselerin özel toplantılarda ki yorumları bir başka alem. Yahu
Arapça, Kürtçe, Farsça uzun ve karmaşık cümleleri anlatmak böyle uzun
yıllardaki toplantıların zamanını alacaksa bir normal tercüme yapın ve halk
okusun. Hayır bu yol doğru yol olur. Karanlık muhitlerde Cumhuriyet ve İslam
düşmanlığını karmaşık cümlelerle izah edecek karalık kimselerin zifiri
izahlarına ihtiyaç görüyorlar.
Bant ticareti,
kitap ticaretine diyecek yok. Ticari kabiliyetlerine diyecek yok.
Velhasıl
meseleyi namuslu bilim adamaları izah etmezlerse öbür dünya odununda
yanacaklardır. Şahsen ben Nurculuğu Bir general takışmasında savundum ise de
buna layık olmadıklarını zamanla anladım. (Nurculara hücum eden bir generale
komünist dediler. Takıştılar.) İftira ve kötülememiz varsa bunu ispat için
yazışmayanları öbür dünya kuralları
kahretsin.
Şu anda
okuduğum bir bilimsel eserin belli kısımlarını arz ediyorum: Araştırma sizden..
((…Siyasetçiler
oy korkusuyla hoş karşıladı. Anadolu’nun cahil halkını kapladı. Dili anlaşılmaz
bir ihanette idi…))
(( Saidi
Nursi’nin Risalei Nur isimli adlı kitaplarını okuyanlar kendilerine Nurcu
demişlerdir.
Kendilerince
Kur’an çağdaş tefsiri okuyarak görülen ve inanılan Risaleler bu gün Türkiye’nin
her yerinde, toplantılar yapılarak okutulmaktadır.
Risaleler
yoluyla Eş’arilik anlayışı da yaygınlaştırılmaktadır. Yazıcılar, Yeni Asya
Gurubu, Meşveret gurubu, Yeni Nesil Gurubu, Med Zehra ,Zehra, Aczimendiler ve
Fethullahçılar gibi guruplara ayrılan Nurculuk Anadolu’da çok yaygın ve etkin
durumdadır. Şimdiye kadar silahlı bir başkaldırıya teşebbüs etmeyen Nurcular,
akla, değişime, modernleşmeye, çağdaşlaşmaya karşıdırlar.
Eşariliğin ve
Şafi mezhebinin temsilciliğini yapmaktadırlar.
Aklı dinin
kaynaklarından biri olarak gören ehli sünnet bilginlerinden Maturidiye
karşıdırlar. Hanefi Maturidi anlayışını
Anadolu halkı üzerinde zayıflatıyorlar.
Bu gerçeği
İslam mezhepleri tarihi uzmanı Prof. Dr
Sönmez Kutlu şu hüküm cümlesiyle ( bakz.
İmam Maturidi ve Maturidilik Ankara
2003, 54) ortaya koyar
“Osmanlı
döneminde Gazali’nin sufilikle ilgili eserleri, Cumhuriyet döneminde de Saidi Nursi (Eşari mezhebindendir) nin
eserleri Türkler arasında
Hanefi-Maturudi kimliğinin zayıflamasında etkili olmuştur.”
Tanrımız
Kur’anı Kerim’de iyi veya kötüyü yapmamız için
bizi zorlamaz. İyi veya kötüyü anlatır. Ve seçmeyi bizlere bırakır.
Kur’anda ki insan iradesini en iyi anlayan büyük bilgin Ebu Hanife ve Maturi’dir. Dini yaşantımızı akıl dışı ve sert uygulamalardan kurtarmanın, akılcı,
kucaklayıcı, hoşgörülü, hürriyetçi, ilimci ortama çekmenin yolu Hanefiliği,
Maturudiliği ve Yeseviliği Anadolu Türk Kültürüne sokmak ve halka bunların anlayışlarını
ulaştırmaktır.
Böylece
toplumumuz kadercilikten ve tembellikten kurtulabilir.
Halkı
Aydınlatma konusunda İlahiyat Fakülteleri’nin
değerli bilim adamlarına, TC. Diyanet işleri Başkanlığına ve yayın
organlarına, eğitimcilerimize gayretler ve görevler düşmektedir. (Yeni Hayat
dergisi, mart 2007, sayı B: 149, Yesevi dergisi Ocak 2007 sayı:157)
((Ahmet Vehbi
ECER, MİLLİ KÜLTÜRDEN MİLLİ BİRLİĞE))
Türkler Zorla mı Müslüman Oldular?
Yrd. Doç. Dr. Ahmet
Vehbi ECER
Erciyes Üniversitesi Emekli Öğretim Üyesi
Bazı yayın
organlarında atalarımızın İslâm dinini isteyerek değil de zorla
benimsediklerine dair yayın ve propagandalar yapıldığını görüyoruz. Bu anlayışı
bütün olarak kabul etmek mümkün değildir. Her şeyden önce insanlar zorlanarak
inanmazlar, ancak zor karşısında inanmış görünebilirler. Ayrıca Türk atalarımız
Hz. Peygamberin yaşadığı dönemlerde ve daha önceleri Tek Tanrı’ya, âhiret’e, cennet-cehennem’e, iyilik ve kötülüğe, âhirette
sorgu-suale inanıyorlardı. Tengri
dedikleri öncesiz, sonrasız, güçlü, yaratıcı bir ilâhın varlığına inanmakla
kalmayıp, iyi insanların gideceği yer olan cennete uçmak, cehenneme tamu,
kıyamet gününe uluğ gün diyorlar,
ahlâkî değerleri sahipleniyorlar, öldükten sonra yeniden dirileceklerini ifade
ediyorlardı (Bu konular için bk. M. Ergin, Orhun
Abideleri, İst. 1970; A. V. Ecer, “Türklerin Eski Dini”, Töre Dergisi, Aralık 1982, S. 139, s.
33-35; “Eski Türklerde Vahdaniyet”, Töre
Dergisi, Ocak 1983, S. 140, s. 62-63; Bahaeddin Ögel’in bütün eserleri…).
Bu ve benzeri
özellikleri dolayısıyla Türklerin eski dinleri ile İslâm dininin inanç ilkeleri
arasındaki paralellikler bir çatışmayı gerektirmiyordu. Eski Türklerin
inanışları ilâhî din izlerini taşıyordu. Bakara Suresinin 61. âyetinde Allah’a,
âhirete inanmanın ve iyi işler yapmanın (=amel-i salih’in) faydalı olacağı
hususundaki ilkeler ile atalarımızın inançları arasında çatışma yoktu. Bu
paralellik, atalarımıza da bir peygamberin geldiğine de işarettir (Kur’an-ı Kerîm’deki şu âyetlere bakınız:
Yunus/44, 47; Fatır/24; Rum/47; Nahl/36; Enbiya/7; Mü’min/78).
Bu konuyu 1983
yılında Töre dergisinde (Şubat 1983,
S. 41, s. 62-64) yazdığım “Türklerin Eski
İnançlarında İlahî Din İzleri” başlıklı makalemde yazdığım için, konunun
ayrıntılarına girmek istemiyorum. İnanç ilkelerinin dışında kurban kesmek, dua
etmek, vatan ve namus için savaşmanın kutsallığı… gibi geleneklerin varlığı,
ayrıca ahlakî değerlerle İslâm dinindeki benzerlikler bir direnmeye değil,
kabullenmeye zorlayan özellikler olarak değerlendirilmelidir. Daha açık ifadeyle atalarımız eski inançları
ile İslâm dininin inanç ve ahlâk
ilkelerinin örtüşmeleri sebebiyle İslâm dinini benimsemekte zorlanmamışlardır. Âdeta din değiştirmemiş, dininin
adını değiştirmiştir (bk. A. V. Ecer, “Türklerin Müslüman Olmalarında Eski Dinî
İnanışlarının Rolü”, Millî Kültür Dergisi,
Nisan 1991, S. 83, s. 42-44). Böylece kendi tanrı telâkkilerine ters düşmeyen Kur’an’ın bildirdiği Allah inancını
kolaylıkla benimsemiştir.
Türklerin
Müslüman Araplarla karşılaşmaları pek de dostane şartlar altında olmamıştır.
İki değerli bilim adamımızın birlikte yazdıkları ve birkaç baskı yapan
kitaplarında ifade edildiği üzere Türklerin: “… Müslüman olmalarını görebilmek
için XIII. ve XIV. yüzyılları beklemek gerekmiştir.” (bk. Ü. Günay– H. Güngör, Türklerin Dinî Tarihi, İst. 2007, s.
239). Ancak ilk temaslar için bazı tarihçilerce 751 yılında Talas savaşı gösterilir.
Türklerin
İslâm dinine girmemek için direndiği iddiasındaki yanlışlık, İslâm dini ile
Emevi Araplarının yönetim ve hâkimiyet anlayışlarının aynılaştırılmasından
doğmaktadır. Araplar, Müslüman olduktan sonra da aşırı ırkçılıklarını ve
cahiliye dönemi geleneklerini İslâm dinine aykırı olmasına rağmen
sürdürmüşlerdir.
Cahiliye çağı
Arapları arasında bir nevi kast sistemine benzeyen toplumsal bir sınıflama
vardı. Toplumu üç sınıfa ayırıyorlardı: 1) Hürler:
Arap asıllı hür kişilerdi. 2) Esirler:
Pazarlardan satın alınan ya da savaşlarda tutsak edilen kadın ve erkeklerdi.
Kadın olanlara cariye, erkek
olanlara köle denilirdi. Bunların
hiçbir hakları yoktu. Satılır, alınır, isterse sahibi öldürür; çalıştırılır,
mal ve eşya olarak düşünülür, miras yoluyla başkalarına kalırdı. Köle ve cariye
sahibi acımasızca davranabilir, zevk için dövebilir, elini, kulağını, burnunu
kesebilir, cariyelerin ırzına geçebilirdi. 3) Mevalî: Köle ve cariyelerin azad edilmesinden oluşan ara sınıftı.
Hiçbir zaman hürler hukukuna sahip olamazlardı (bk. N. Çağatay, Sorularla
İslâm Dini ve İslâm Tarihi, Ankara 1997, s. 94-96). Ayrıca aşırı ırkçı
idiler ve Arap olmayanları küçümserdiler. Gerçekten de Doç. Dr. M. Akoğlu’nun “… Bilinmektedir ki, cahiliye dönemi
dediğimiz eski Arap toplumu kültüründe kabile esası ve kabilecilik hâkimdi.
Sahabe olarak nitelendirdiğimiz insanların zihinlerinde de küllenmiş bir
şekilde de olsa, o kültürün devam ettiği ve ölmediği görülmektedir” cümleleriyle
ifade ettiği üzere Araplar Türkleri hiçbir zaman hür Müslüman saymadılar (bk.
M. Akoğlu, Cahiliye Dönemi Arap
Kültürünün Mezheplerin Doğuşuna Etkisi, E.Ü., Basılmamış Yüksek Lisans
Tezi, Kayseri 1995, s. 82).
Arapların Türk
illerine yaptıkları işgal hareketleri sırasında yaptıkları zulümler ve
haksızlıklar saymakla bitmez. Bu konuda bizzat Arap tarihçilerin yazdıkları
(Taberî’nin Tarih ül-Umem’i, İbn
ül-Esîr’in el-Kâmil’inde ve diğer
Emevîler dönemi tarihlerinde) eserlerde sabittir. Zalim ünvanıyla tanınan Haccac b. Yusuf es-Sakafî’nin vali ve
komutan olarak atadığı Kuteybe bin
Müslim (669-715) ve Nasr bin Seyyar
(öl. 748) ile ilgili yüksek lisans düzeyindeki tez çalışmalarında (bk. M.
Aslan, Kuteybe bin Müslim, E.Ü.
Yüksek Lisans Tezi, Kayseri 1990; Mehmet Yıldırım, Nasr Bin Seyyar, ERÜ,
Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Kayseri 1990) bazı örnekleri bulabiliriz.
Kuteybe 706
yılında Baykent’i işgal edince emân dilemeleri ve kelime-i şahadet
getirmelerine rağmen, Baykent halkının savaşabilecek bütün erkeklerini
öldürttü; genç erkekleri köle, kadınları cariye yaptı, ırzlarına geçildi.
Talkan yolu üzerinde
Emeviler işgal
ettikleri bölgelerdeki hiçbir Müslümanı kendi düzeylerinde kabul etmiyorlar ve
onlara mevalî yani azad edilmiş ama,
hiçbir şekilde hür Arap düzeyinde olmayan köle sayıyorlardı. Türklerin gönülden
değil (=Müslüman olmayan halktan alınan) cizyeden kaçmak için Müslüman
olduklarını, sünnet olup olmadıklarına ve namazlarına dikkatli devam edip
etmediklerine bakarak kelime-i şahadet getirenleri gayr-i Müslim saymak
istemişlerdir. Bir yabancı yazar Arapların mevalî uygulamasını şöyle anlatır:
“Araplarca… mevali’ye aşağı bir ırk, bir çeşit köle
olarak bakmak adet oldu… Meval’iye ekseriya abd (köle) ismi verilmiştir. Nitekim onların köleler gibi,
isimleriyle çağrıldıklarını ve şayet onlarla evlenilmek istenirse, kuracakları
aileye itiraz etme hakkına sahip efendilerine müracaat gerektiğini biliyoruz.
Mevalî, orduda hususi bir bölük teşkil ediyordu ve kendilerine mahsus reisleri
vardı… yaya harp edebiliyorlardı. Kendilerine mahsus camileri vardı ve
Araplarınkilere kabul edilmezlerdi.”
(Gerlof Van Vloten, Emevi Devrinde Arap
Hâkimiyeti, Çev: M. S. Hatiboğlu, Ank. 1986, s. 25-26.
İşgalci
Araplar Türkleri Müslüman olmalarına rağmen tahkir derecesinde bir uygulamayla
dışlıyorlar, hattâ uydurdukları bir hadise göre mevalînin dokunmasıyla
namazlarının bozulacağını iddia etmişlerdir (Vloten, s. 26). Müslüman
olmalarına rağmen Müslüman değilmiş gibi vergi almışlardır. “İslâm’a girme kapısı sünnet olmaktır”
diyerek yaşlı kimseleri sünnet olmaya zorlamışlardır (bk. Julius Wellhausen, Arap Devleti ve Sukutu, Çev: F. Işıltan,
Ankara 1963, s. 217). Savaşlara katılan Müslüman Türk askerlerine (=mevalîye)
ganimetten ve -fethedilen ülkelerden gelen- fey’den çok az hisse veriyorlar ya
da vermiyorlardı. Türklerin Emevî Arap ordularına direnmeleri, onlarla
savaşmaları, onların bu onur kırıcı tavırlarıydı. Yoksa evrensel, Tek Tanrıya
inanmayı, insan hürriyeti ve şahsiyetine değer veren, ahlâk ilkeleri getiren
bir dine karşı gelmeyi düşünmediler, aksine bu dini kabile dininden çıkarıp
dünya dini haline getirmiştiler. Bu gün de, hâlâ İslam dinini aslına en yakın şekilde yaşatan,
yaşayan ve herkesten çok sahiplenen
millet -Yüce Tanrı’ya şükürler olsun
ki- Türk Milletidir. Milletimiz ve
dinimizle gururluyuz..
|
Kaldırabilecek kadar yük isimli kitabımda işlediğim
konu ile ilgili bir imeil geldi. Buyurun okuyun. Demekki Roma imparatorluğu,
Komünizm, Amerika, İsrail demeden zulüm yapan, yanlış yolda giden mutlaka
tepesi üzerine dikilir. Biz 50 yıl evvel böyle düşündük örnekleri görüldü.
Siz de bu mesele için kafanızı yorunuz. Dikkat: Amerika
çöküyor; tik...tak….tik…tak Dünyanın önde gelen finans tarihçilerinden
Harvard'lı Niall Ferguson'un "Çöküş ve Karmaşa: Kaosun Kenarındaki
İmparatorluklar" adlı son çalışması büyük yankı uyandırıyor. Pazartesi 15.03.2010 - 18:55
|
Yahoo!
Türkiye açıldı!
Haber, Ekonomi, Videolar, Oyunlar hepsi Yahoo! Türkiye'de!
www.yahoo.com.tr
--
Bu grupta kainata farklı bakacaksınız;
insanlara da, olaylara da...
Mesajımız herkese:
"Ey insan düşün!
Nereden geldin? -Nereye gidiyorsun? - Necisin?"
Cevabını burda bulacaksın...
Bu mesajı şu gruba üye olduğunuz için aldınız: Google Grupları
"Sefkat" grubu.
Bu gruba posta göndermek için , mail atın : sefkat@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin:
sefkat-unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com.tr/group/sefkat
adresinde bu
grubu ziyaret edin
BİZ, BU FİKRİ
HAYATA TAHAMMÜL ETMİŞTİK.
MİLLETLER
LAYIK OLDUKLARI İDARELERLE İDARE EDİLİRLER.
YAZAN: ALİ
MERAKLI
1960-1975 ARASI
BİZ VATANDAŞIN NE GİBİ EĞİLİMLERİNE GÖĞÜS GERDİK. Bunları tüm teferruatı ile anlatmak
on sitelik bir hacmi öngörür. Şu var ki, özetlesek bile vatandaşın ne gibi
dansözlükler yaptığını görmüş oluruz.
Zikri kötü
şeyleri anlatmak için değil, vatandaşın kabul edebildiği bir sürü
oynadanlıkları oynayabildiğini, daima bu tiplerle karşı karşıya olabileceğimizi
görmemiz gerekmektedir.
Bir
fikirdaşımızın babası caddede bizimle karşılaşırsa,
Anlaşılıyor ki,
çocuklarının zamanın ezikliği içinde kaybolmasından memnun değildir. Biz onları
derneklerde eğitiyoruz. Saçından başından kıyafetinden tutunda bütün
davranışları ile ilgilendiğimizden bizden memnundur. İkametgahımıza gelip
teşekkür etmek ciğerini gösteremiyor. Henüz caddede olsun görüşmemizi yarar
sayıyor. İyi de Ali Meraklı gibi bir ile cadde ortasında kucaklaşıp, tanışık
olmak, samimi olmak gösterisinin de zararlı olduğunu idrak ediyordur.
Karşısındaki öküzün biri ya! Anlamıyor sanıyor. Her iki tarafına bakınıyor.
Sonra beşuş bir
çehre ile kucaklıyor. Her iki tarafına bakınmıştır. Pek sakıncalı bir durum
yoksa konuşmaya başlıyor.
Yahui Allah
senden razı olsun. Çocuklarımızın saçlarını kestiriyorsun. Davranışları ile
ilgileniyorsun. Marşlar söyletiyorsun. Velhasıl adam olmaları için ne lazımsa
yapıyorsun.
Sonra
ayrılıyoruz. İçi rahattır. Emek sahibini taltif etmiştir., kendisi ne yapıyor?.
Haram veya helal bir servetin üstünde çöreklenmiş, geliri ile sabahlara kadar
kulüplerde vakit geçirmekte, bazen fikir nutukları atmaktadır. Kafa dumanlı
iken kulüplerde ne nutukları atıyorsa ne rahat oluyordur. Aman Yarabbi. biz
bunları sanki idrak edemiyoruz.
Bir
arkadaşımızı aramak için kulüp kapısında bizi görürse hemen konuşmaya başlıyor:
- Girin yahu
içeriye. Cemiyet denen kavramı tanıyın. Kulüplere gelin yahu ara sıra. Gir gir
çekinme hadi gir içeri..
Orada da
münasip havayı basmıştır. İçi rahattır oradaki arkadaşlarına verdiği mesaj:
- Bu adam yani kendisi çok objektif biridir.
Sağla solla alakası yok, bulunmaz bursa kumaşı bir adamdır.
Aradan yıllar
böyle geçmektedir. Bir gün oğlu ile sohbetimize rastlıyor. Ne düşünüyorsa:
-
Bak inan ki Ali bey.. benim oğlum akıl hastalığı geçirdi.
Ondan ne köy olur ne kasaba. Bu kadarcık bir tanıtım ile ne yapmak istediğini
anlatmaya gerek var mı? Oğullarını karşısına alıp bir izahtan yoksun olduğu
için etrafını bu gibi izahlarla boşaltmak istemektedir. Kötehor yalnız para
kazansın. Hayatına baksın. Ne işi var fikirde zikirde.
-
O gençlerde, babalarını tasvip etmiyorlardır Ama iyi de
doğru bir yol bulmanın eziyeti içinde kıvranmaktadırlar. Memleketin Merkez
Camiine başlarını sağ omuz üzerine yıkıp girip çıktıklarında koskoca memlekette
şu kanaat yayılmaktadır:
-
- Yahu babaları akşamcı ama, çocuklar helal olsun Allah
yolunda. Evet, bu Allah yolunda olan çocukların kültürleri
emanet dağıtıldığı için ne sözün kıymeti vardır, ne okumanın ne de tutulan
yolun bir kıymeti. Eh işte kırk dalda, kırk fikirde böyle yıllarını heba edip
giderler. Hiçbir zaman memleketi kurtaracak, başkalarına örnek olacak bir
fikrin adamı olmadan silik gelip silik gitmektedirler.
-
Eh ne yapalım? Bu kadar işte. Bizde isim filan
zikretmeden birazcık bir açıklama yaparak, öbür dünya karşılaşması için delil
olsun diye bu kadar bir ifşaat yazıverdik işte. Ağzımızda amma sıka ha..
***************
GÜNCEL KANAAT:
TÜRKÇÜLÜK VE İSLAM
ARKACILIĞI NE GETİRİR?
Ömrümüz Turancı denen bir görüşün tutması yolunda
emek harcamakla geçti. Demir perde hain bir şekilde kapalı iken başlayan, bu günün Orta Asya Türklüğüne ihanet eden
hain görüşlerine kadar mesele bizim açımızdan canlılığını koruyor. Neden?
İş masal ve
ideal havasıyla yürümüyor. Gerçeklere
baktığımızda Türkler için Bir devlet lafı, Turancılık ideali şeker bir laf olsa
da gerçekler ancak ve ancak dış politikada Türklüğü temsil eden bir kuruluş
meydana getirilebilirse öpüp başımıza koymamız yeterli sayılacak. Yoksa bütün
Türk devletlerini bir devlet haline gelmesi çok uzak bir ihtimal. Bırakın bütün
Türk devletlerini Azerbeycan ve Türkiye açısından bile meseleye bakıldığı zaman
insan hayretler içinde kalıyor. Yüzde kırk yedinin oyları ile iş başında olan
gericilik Türklüğü can evinden vurmakta hiçbir beis görmüyor. Bu gerçek ortada
iken, biz yine elli sene geriden başlayarak, Yaşaşın Turancılık lafları ile
kendimizi aldatmayı bırakalım. Türk Aydınlarının asil fikirleri ayrı,
Gericilikle ciğerinden vurulmuş acaip bir halkın Türk düşmanlığını ön safta
tutanlara destek vermesini görmeyenler kör ve sağırdır. Öyle ise bırakın
Turancılığı, AB: boku yiyenler, Tür devletleri arasında bir iktisat dayanışmayı
bile Amerikan köpekliği ile paralel tutmaktadırlar.
Gelelim hemen şu
Kudüs meselesine. Kudüs’ün Yahudi hakimiyetinden kurtulmasını istemeyenler ne
Türk ve ne de insan sayılır. Ama öyle eşek kafalılarla karşı karşıyayız ki,
köpekler gibi Kudüs diye uluyanlar bir tarihi gerçeği bile ifa edemiyorlar.
Size sorarım.
Lavrensle zina halinde bulunan Arap ileri gelenleri Kudüse Hıristiyanları sokup
bu ara da Türk’ü arkasından hançerlemediler mi? Şerefini biraz korumak
isteyenler bu günkü Kudüs bok yemesini bir tarafa bırakıp şu soruyu
cevaplasınlar. Kudüse Hıristiyanları sokan alçak Arap liderleri bu arada Türk
ordusunu arkadan hançerlemediler mi? Ulan şerefsizler. Kudüs Kudüs derken bu
tarihi gerçeği millete bir ifade edin de, Türk’ün İslam’a yine hizmet etmesine
karşı olan varsa onu birlikte suçluyalım. Arap köpekleri bu gerçekleri
gizliyor, Azeri’yi Ermeni kurşunu ile vururken, Kudüs boku yemeği de istismarın
şahı olarak sunmaktadırlar. İşte buyurun yalanımız varsa yaptığımız küf ürleri bizim boğazımıza elli misli ile
birlikte sokunuz.
Yalan mı?
Çevaplamayan alçaktır. Bunun cevaplanmasından sonra Kudüs konusunda destek
yapmayan varsa oda şerefsizdir,.
ÖCALANI
YAKALAYANLAR ÇETE ÜYESİ ADINI ALIYOR. ÖCALAN TARAFTARLARI TÜRKİYE’DE CİRİT
ATIYORLAR.
AÇILIM BU İSE
İHANET BELGESİDİR.
BANA ÖYLE
GELİYOR Kİ, ERDOĞAN VE ARKADAŞLARI İÇİN İSTİKLAL MAHKEMESİ KURULACAK..
İKTİDAR
KARŞITLARININ KANI BOZUK DİYEN VARSA O KİMSE MUTLAKA ÇOCUĞUDUR.
MHP’DE bir kimsenin
de böyle halt yediğini gazeteler yazmıştı…
MHP İDARECİLERİN
KARŞITLARI PKK YA EŞİT DENMİŞTİ. Haber doğru çıkarsa bu lafı eden vatan haini
ve şerefsizdir. Çünkü ben hem bu günkü MHP ye karşıyım ve hem de PKK ya.
Nasıl olur da PKK
lı olurum?. Alçak laf eden yoksa MHP bunu yalanlaması lazım. Nerede o
duyarlık?. Türk Milliyetçiliğini mahvedenler, Türkiye’yi mahvedenlerin
yayındadırlar. AB ye taraftardırlar.
Yuh olsun bu
kılıkta olanlara…
---------------
GÜNÜMÜZDE ORDUYA
KARŞI ÇIKIŞ İYİ DEĞİLDİR. BUNUN HESABINI BU GÜN SORULMALI? KİM SORACAK
GERİCİLER Mİ? YUH OLSUN O VATAN HAİNİ ALÇAKLARA!AB VE ABD UYŞAKLARINA..
ADALETE
HÜRMETSİZLİK AKLIMIZDAN GEÇMEZ. AMA YÜRÜYEN ADALET MEKANİZMASINI ELEŞTİRMEK
HUKUK ÇULUĞUMUZUN İCABIDIR. BASKIN, GÖZ ALTI FURYALARI İLE TUHAF BİR SEYİR
TAKİP EDEN ERGENEKON DENEN OYUN BİRİLERİNİN BAŞINI YEMESİN SAKIN. ELLİ BEŞ DEFA
BASKIN YAPILMAZ….
YAPTIĞINIZ
BASKINLARDAN BİRİNİ SONE ERDİRİN. İKİ GÜN BİRİ HAPİS ALSIN Kİ, YAHU BUNLARIN
TAKİP ETTİĞİ BİR ŞEY VAR DİYELİM. HİÇ NETİCE YOK, SENELERDİR ADAMLAR AMBARA
DOLDURULUYOR.
OLMAZ BÖYLE
ŞEY,,,
********
BU İKİ HIRSIZIN İŞ
BİRLİĞİNİ ANCAK ALLAH AÇIK EDER
DÜNYADA HERKES
KENDİ İŞİNDE. KİMSE KİMSENİN TAVUĞUNA KİŞT DEMEDİĞİ İÇİN KİMSE BİR diğerinin
NASIL OLUP DA KENDİSİNDE EDEBİYAT BAŞARISI OLMADIĞI HALDE DERGİ
ÇIKARABİLDİĞİNİ, DİĞERİNİN DE HIRSIZLIKLA ELDE ETTİĞİ ŞİİRLERİ PİYASAYA SÜRÜP,
BAZI YARIŞMALARDA İSMİNİ DUYURDUĞUNUN SIRRINI AÇIKLAYAMIYOR.
Hal bu ya.. Bir
arkadaş anlatıyor. Gizli bir oturum yerinde bir kaç kitabı önüne koymuş,
onlardan bir şeyler not ederken gördüm, dedi. Yanına yaklaşırken beni fark
edince bazılarını hızla toparladı. Alamadıkları içinde bir kağıt gördüm. Rast
gele mısralar yazılmıştı aralıklı. Anladım ki kitaplardan mısralar not ediyor
sonra onlara uygun yeni mısralar üretip şiir haline getiriyordu. Dedi.
Ben de bu
hırsızın peşindeyim ama vaktim de yok, hedefim de yok. Çalabildiği kadar
çalsın. Toplumu şairim diye kandırsın. Sorumlusu ben miyim? Allah iyiliğini
versin. Bir gün idrak eder., Yaptığının yanlış olduğunu topluma ikrar etmeyince
geceleri uyuyamaz.
O zaman bizim
şüphelerimizin doğru olduğu anlaşılır.
Kalas gibi bir
adam. Yazdığı şiirler ise dünyanın en nazik adamlarınca yazılabilecek şiirler.
Gel de sırtından çatlama. Hırsızlık olduğu yüzde doksan dokuz belli.
Diğeri ise
mesleğinde hep çaldı. Normal edebiyat davranışları var. Ama hiç bir zaman sivri
olamadı. Çaldıkları ile dergi filan çıkarıyor. Ondan bundan şundan bundan
derken toplumda kendi kılıklılarına karşı edebiyatçı geçiniyor.
Halbuki azılı
hırsız olduğunu ben iyi biliyorum onun. Bir kuruluş bulur ona kitap bastırır
yalvarır yakarır. Sonra o kitapları o kuruluştan
ucuzca alır. Devlete on misline satar. Suç kimin? Görev başındaki ilgililerin,.
O toplumda hırsızlığa payanda olanların.
Yuh olsun böyle topluma be…
Tarif edilen
iki hırsız elele .Televizyoncu, gazeteciler vs.
vs. Onları kabına koymakla meşguller.
**********
ÖMER FETHİ GÜRER
ŞİİRİ
MELENDİZ
Gözümün nuru
yazarımız, Niğde üzerine harika eserler veren Ömer Fethi Gürer, 52 sene öncesine ait araştırdığı gazete sayfaları arasında Osman ÜÇER şiirleri bulunca hemen sitemize
postalar. Meil gelince bizde altın bulmuş gibi sevinir ve bundan böyle elimize
geçmesine imkan olmayan eskiden yazılmış, yeni bir şiirimiz bulununca
seviniriz. Bu defa da öyle sandık. Melendiz isimli şir mi yazmışız diye
düşünürken şiirin bu defa yazarımızın kendisine ait olduğunu görüp çok daha
mutlu olduk. Bakınız usta deyişe. Okuyunuz ve okutunuz..
Niğde'den çıktın yola
Çok dolandım ora bura
Tarihin izleri sağda solda
Melendiz dediler daldım ovana
Asmasız Kula, Kitreli, Divarlı
Boz köy Ramat Azatlı, Çınara
Yirmi iki köy dağılmış bir o yana bir bu yana
Çiftlik merkezin adı olmuş sonunda
Bir tepe hemen yanında ne ola ki demişler
Başlamışlar bilim adamları kazmaya
Taa ötelere ermişler Hitit'ten haber vermişler
Ova değil gölmüş buralar onu da bilmişler
Tarih uzanırda sekiz bin yıl öncesi yaşama
Melendiz'li durur mu boz kırın yokluğunda
Şeleğin Gediği, Çardak Gediği ,Bel koru Gediği, Keten Çimeni
Yol vermişler komşu yerleşimlere
İnsanlar bu yollardan geçmişler ermişler uzak diyarlara
Dağılmışlar aş iş aramak için güzel ülkemin her yanına
Ekmek arslanın ağzında arslanlar esasında Göllüdağ'da
Bir Nar göl bir Kayırlı'da, Murtandı'da kale var ki sorma
Hacı Abdullah, Kömürcü, Komşu sana
Mahmutlu, Çardak, Şıhlar, Bağlama unuttum sanma
Gelenek görenek sevgi yaylada her alanda
İnsanın mert, toprağı boz, yokluğun adı olsan da
Arayan bulur sende özelliklerini dört yanında
Bazen kıtlık, bazen yokluk kaderin olmuş Ama
Yaşam zorda olsa bakmışın ki insana yaşam sürmüş boz toprağında
Göç edenlerin çok olmuş amma terk eylememişler seni
Gürer derki görmeli Melendiz'i hiç olmazsa bir defa
Yaşamın güzelliğine ermek için Melendiz bambaşka
Ömer Fethi GÜRER
*****************************
MİGREN SEBEPLERİ
Açlık
Az uyuma
Çikolota
Çok uyuma
Devamlı gürültü
Doğum kontrol
hapları
Hava kirliliği
Sigara dumanı
Kabuklu yemiş
Kadınlarda
hormonal değişiklikler
Kırmızı şarap
gibi yiyecek ve içecekler
Kimyasal
maddeler
Kuvvetli
kokular
Mevsimsel
değişiklikler
Öğün atlama
Parfüm kokusu
Parlak ışık
Titreyen ışık
Uçak
yolculukları
Uyku
düzeyindeki bozukluklar
Yüksek ses
Yükseklik
değişiklikleri
**********
TÜRK DÜNYASI’NIN EN
MEŞHUR OZANI
ARİF OZAN
VE MEMLEKETİMİZİN
EN SEVİLEN SANATÇILARINDAN SAYIN TÜRÜT BERAAT ETTİLER.
ALÇAKLARIN KIÇLARINI
SOĞUK SUYA KOYMALARI İCAP ETMEKTEDİR..
EN ZOR YAZACAĞIM YAZI
ÇİN MESELESİNİ
DÜŞÜNDÜĞÜM ZAMAN KAHROLUYORUM
DOĞU
TÜRKİSTAN’IN YER YÜZÜ YARATILALI GÖRDÜĞÜ
ZULMÜ HİÇ BİR MİLLET GÖRMEMİŞTİR..
BENİM İÇİN
DÜNYANIN EN ZOR MESELESİ DOĞU TÜRKİSTANA
İZAH GETİRMEKTİR.
OSMAN BATUR’u
okuyarak büyüdüm. Altay Türkleri’ni inceleyerek büyüdüm. Kooperatif sayesinde çok şey öğrendim.
Dünyada hiçbir milletin Türkler kadar zulüm görmediğinin delillerini toplayarak
büyüdüm.
Güllale milli
oyunun zerafetini görerek içim yandı.
Altay
Türklerinin macerasını öğrenerek ve anlatarak ciğerlerim pare pare oldu.
Dünya şerefsiz
arka çıkmaz. Komşuları sorunlu desteği söz konusu değildir.
İçinden hep
Doğu Türkistan’ı yazmak için fikirler kükrer gelir, Gerçeklere bakınca bayılmamak
için suskunluğa bürünürüm!,. Benim için en zor makale, Doğu Türkistan ve
meselelerini anlatmak için teşebbüs ettiğimde ortaya çıkan yazıdır..
Kundakta
anasından ayrılan babayiğidin hikayesi, insanlık dramıdır. Doğu Türkistanlı’yı
anlatmak, yürükleri parçalayan dramları sıralamaktır.
Allah’ım..
Bundan büyük bir acı yoktur. Bunu dindirmek için hangi gerçeklerle yüz yüze
getireceksin ki, teselli bulayım?
Osman
Baturlar..
İlk çağ
hayatını yaşayanlar.
Milyonlarca
katliama uğrayan insanlar.
Milli liderler.
Anlatılanlar..
Anlatılanlar. Anlatılmayanlar..
Sen bilirsin
Yarabbi? Hangi çalışmayı istersen onu yapayım da, Doğu Türkistan konusunda
ciğerlerimize ferahlık ver Yarabbi? Sen bilirsin Yarabbi? Bu zulme insan olanın
kalbi dayanmaz, mantığı kabul etmez Allah’ım!
Beyinlerinde
atom denemeleri yapılan insanların karşısında alçak dünyalının suskunluğu…
Doğu
Türkistan benim için dünyanın en zor meselesidir. Bu çözüldüğü zaman dünyanın
sırrı çözülmüş demektir.
Mao ihtilali
patlar. Anası ile arasında on km. yol bulunan bebek alındığı gibi firar başlar.
Yolculuğu, yıllar süren ülkelerdenTa ki delikanlı oluncaya kadar bir daha
anasını göremez.
Doğu
Türkistan ziyaretinde hoca ile namaz kılır. Hocaya korkunç yaklaşma arzusu onun
ezilmesine sebep olur. Kafasındaki külah çıkarılınca canı kurtulur.
On binlerce
Türk kızı, insanlığından uzaklaştırılmak, kötü yola itilmek gayesiyle ana
kucağından teslim alınır.
Alçak
dünyanın kılı bile kıpırdamaz.
Yobaz, AB ve
ABD uşağı muhafazakarların hakimiyetindeki Türkiye’den teşhis beklemek, mümkün
olmayanı hayal etmektir.
Manyak
kişilerin milliyetçileri idare ettiği atmosferde mutlu olmak, yarınlardan
davranış beklemek ne kadar zor Yarabbi?
Çin’i , doğu
Türkistan’ı düşünmek, meselelerine çözüm üretmek sağlığı bozan düşünce sistemi
halindedir. Çıkış yolu yok mu Yarabbi!
Akape secdesi
Kırıkkalede ki,
bir cami cemaati yanlış kıbleye YETMİŞ yıldır namaz kılmış.
Ne şaŞıYoRsunUz
laN?
AKP yedi yıldır
yanlış secdeye namaz kılıyor.
HEM TAM
YÜZSEKSEN DERECE YANLIŞI VAR.
Ab ve abd.. 29
harfin içinde ne açılımlar Yarabbi?
Biz niye hayret
etmiyoruz sizin kadar…
************
Bu da başga bi
mesele..
Vay alçaklar vay…
Ekranda gördüm.
PKK’nın dağ ve meclis kadrosunu beyinlerinde taşıyorlar.
Köpekler gibi
davranıyorlar…
İşçilere Moskofun reva
görmeyeceği muameleyi reva görüyorlar…
Amaaaaannnn. Nasıl
da ağır yazıyor…Korkmuyor musun yaaaaa?
Kardeşim. Türkçe
diye bir şey var. Suç diye bir kavram varrrr. Burada kim sorusunun cevabı
verilmedikçe suç oluşmaz.
Sen illa bu
meseleye eğilmek istiyorsan benim satırları tekrar tekrar oku ve kendin bul…
Fışşşşııııkkkk.
Ben de suç
işleyecek göz var mı laaan!
------------
GÜNÜMÜZÜN ÜNLÜ ŞAİRLERİNİN ADI VE CEP
TELEFON NUMARALARI
Yazan:
KERİM ÖZBEKLER
GAZETECİ-YAZAR-ŞAİR
------------
HANİFİ KARA GSM.0-505-2200272
BİRDAL CAN TÜFEKÇİ GSM.0-542-5516652
GÜLAY BİRKL GSM.0-536-2608703
AYŞE PASLANMAZ GSM.0-544-6094271
OSMAN ÜÇER GSM.0-535-2106834 osmanucer@onurluhamle.com
---------------
SALİM ATICI GSM.0-535-229 31 43
CEMİLE DÜZGÜN GSM.0-546-6638870
BEKİR ALİM GSM.0-536-5214981
İLKAY COŞKUN GSM.0-546-4984762
SABİHA SERİN GSM.0-505-3890270
CAHİDE ULAŞ GSM.0-532-4067235
ATAKAN ŞENİZ GSM.0-544-2254060
ÜNAL KAR GSM.0-544-5736066
OSMAN BAŞ GSM.0-536-6820252
GÜLNAZ SEDA KAPLAN GSM.0-533-2395890
AHMET SARGIN GSM.0-505-2918293
ÇELEBİ ÖZTÜRK GSM.0-535-8757353
HACI YİĞİT GSM.0-532-4959412
HİKMET ELİTAŞ GSM.0-535-2021214
ADİL ACAR GSM.0-532-4105802
OSMAN BAYMAK GSM.0-536-2128297
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU GSM.0-536-3272330
ÇİĞDEM KÖPRÜLÜOĞLU GSM.0-532-3234481
ABDULLAH ÇAĞRI ELGÜN GSM.0-532-2331413
MÜNEVVER DÜVER GSM.0-537-9590989
HAKKI YURTLU GSM.0-555-4779249
FİLİZ KILINÇ GSM.0-546-4939277
DURAN SAPER GSM.0-536-3920216
NECDET TEZCAN GSM.0-539-4408972
HÜSAMETTİN TAT GSM.0-505-6234134
SALİM GÜLBAHÇE GSM.0-543-9474623
MUSTAFA TAHİR ÖNCEL GSM.0-537-4782539
OSMAN YÜKSEL GSM.0-546-6443511
DAVUT CÖMERT GSM.0-537-8698542
DURALİ DOĞAN GSM.0-533-3468889
MANSUR EKMEKÇİ GSM.0-535-2549329
AYŞEGÜL DİNÇBAŞ GSM.0-533-8656722
GÜRKAN OVALIOĞLU GSM.0-534-2287908
AŞIK YORGUNİ GSM.0-535-7356764
İHSAN IŞIK GSM.0-532-2873332
AŞIK ALİ AMBARCI GSM.0-542-6188051
İBRAHİM KİRAZ GSM.0-505-6758555
HATİCE ALTAŞ GSM.0-532-6945097
AHMET YELER GSM.0-535-7370153
NECATİ OCAKCI GSM.0-546-2178897
AHMET ŞAHİNOĞLU GSM.0-542-5060867
MEMDUH SOLMAZ GSM.0-535-5145202
İLKNUR MERSİN GSM.0-536-2144360
ŞAKİR NUYAN ŞİN GSM.0-536-7178572
DURSUN TOMBUL GSM.0-533-2635622
MUSTAFA GÜR GSM.0-535-8960106
MUSTAFA BERÇİN GSM.0-505-6810670
ÖZNUR KEÇİCİ DEMİREL GSM.0-539-8438989
SALİH ARMAĞAN GSM.0-536-9515314
LEVENT TOPLUDAL GSM.0-505-5494502
DOÇ.DR.TAMİLLA ALİYEVA GSM.0-542-4067516
RASİM KÖROĞLU GSM.0-542-7253717
DURŞEN MERT GSM.0-535-5583239
İBRAHİM SAĞIR GSM.0-536-3867455
AHMET AYAZ GSM.0-542-7617425
MELAHAT ECEVİT GSM.0-542-5844092
YADİGAR ATİLA GSM.0-536-4117956
FATMA UÇARLAR GSM.0-532-4760686
HASAN HİSARARDINLI GSM.0-542-6566263
DURSUN YEŞİL GSM.0-536-4176884
ABİDİN GÜNEYLİ GSM.0-532-4928999
ŞÜKRÜ AKAT GSM.0-532-2640602
İSMAİL SEZGİN GSM.0-532-4460888
TAHİR SIRAL GSM.0-533-7602880
MUHSİN DURUCAN GSM.0-532-5947039
MUAMMER BAYDERE GSM.0-535-6199388
İSHAK ÖZLÜ GSM.0-539-5196830
ERHAN TIĞLI GSM.0-535-7983791
İSMAİLOĞLU MUSTAFA YILMAZ
GSM.0-536-7289018
HASAN AZKIRAN GSM.0-536-3163762
İSMAİL ALTINIŞIK GSM.0-532-5521331
ZİYA ÖĞÜTÇEN GSM.0-533-6518608
AŞUR EYLEN GSM.0-537-2140444
ÖZEN GÜLAY ATACAN GSM.0-536-8858429
FEYYAZ SAĞLAM GSM.0-542-3217563
SABİT İNCE GSM.0-505-3926707
SERGÜL VURAL GSM.0-505-4920961
MUSTAFA FERİT YILDIZ GSM.0-532-5135472
HÜSEYİN KEMAL TÜRKMEN GSM.0-536-7361942
RABİA SAĞLAM GSM.0-546-2113202
MEHMET CEM YİĞİT GSM.0-535-2713549
AYŞEGÜL AŞKIM KARAGÖZ GSM.0-537-8892111
OSMAN KARAARSLAN GSM.0-533-4712533
MEHMET UYGUN GSM.0-535-3589948
HALİL ARIKAN GSM.0-546-2064289
BEKİR KONÇİ GSM.0-537-5720538
NAZMİ ALPER TANRIVERDİ GSM.0-536-2454564
KAZIM POYRAZ GSM.0-537-2777376
AHMET OTMAN GSM.0-532-4726857
GÜNDÜZ AYDIN GSM.0-542-4278661
ZEKİ YÜCEEL GSM.0-546-4066541
NOT.ŞAİRLERİMİZİN İSİM VE TELEFON NUMARALARI 2 DEFA YAZILMIŞ OLABİLİR, BAZILARI
YAZILMIŞ OLDUĞU SANILARAK YAZILMAYABİLİR. BU DURUMDA LÜTFEN UYARINIZ,
YAZILMASINI İSTEDİĞİNİZ ŞAİRLERİN İSİM VE GSM NUMARALARINI kerimozbekler@gmail.com ADRESİNE
ULAŞTIRINIZ.
--
KERİM ÖZBEKLER
GAZETECİ-YAZAR-ŞAİR
GSM.0-534-4326054
24 SAAT SİZİN İÇİN ÇALIŞIR
HEDEFLERİNİZE ULAŞMANIN EN KOLAY YOLU;
KERİM ÖZBEKLER HABER SİTELERİ;
http://kerim.ozbekler.sitemynet.com/09/
http://kerim.ozbek.sitemynet.com/a/
http://kerimozbekler.azbuz.com
http://yazarkerimozbekler.sitemynet.com/123/
KERİM ÖZBEKLER FOTOĞRAF GALERİLERİ;
http://picasaweb.google.com/kerimozbekler
http://picasaweb.google.com.tr/ozbekler51
KERİM ÖZBEKLER'DEN ŞİİRLER SİTESİ;
www.antoloji.com/kerim_ozbekler
Osman Üçer’in notu:
Yukarda ki
liste Kerim Özbekler tarafından sitemin imeiline gönderildi.
Bizim ismimiz
de geçtiği için yüksek müsadenizle sitemizin başlangıcına koyduk.
Teşekkür
ederiz. Kerim Özbekler koyacağı isimleri kesinleştirince isim veya soyadı
sırasına göre alfabetik sıraya konursa okuyucu daha anlamlı ulaşır.
Bu bir tavsiye.
Gelelim tarihi notumuza.
1987 de
Niğde’den Nazilli’ye göçerken yazı hayatı ile, sanatla uğraşmayacağım yalnız
şiir yazacağım demiştim. Maalesef seneler öncesinden tanıdığım Kerim Özbekler
beni orada sanat evinden sanat evine, radyodan radyoya götürerek bu kuralımı
bozdu: Bir de Televizyonlara günlük proğramlar, yüzlerce banta varan
belgeseller örütme gelmesin mi arkadan.. İşte hayatımız tam o nokta da iyice
kaydı.
O, HAYATINI BU
KONULARA VERDİĞİ İÇİN BİZ DE, KAİDE KOYMA ALIŞKANLIĞINA EREMEDİK. Ben İklim
şartları sebebiyle Niğde’ye döndüm. Bu defa Kerim bu gibi çalışmalara ara
vermiş gibi idi. Ben ona bilgisayarın ve bu yoldan ulaşılan İnternetin tadını
anlattım gide gele.
Bir iki dinledi
yine beni gerilerde bırakan bir atılımla İnternet üstadı oldu. Ama ben,
Nazilli’ye gelişimde beni sanata döndüren Kerim’den tam bir intikam almış
oldum. Şimdi beni böyle bir listeye
koyarak yine bir planı olsa gerek. Yeter kardeşim, iki ay sonra yetmiş bire
gireceğim. Yeter. Birbirimizi süre süre rahata hasret gideriyoruz. Ben ne ünlü şairim ne de yazar. (Sitemizdeki şiirler
kısmında yayınlanan üç beş yüz sayfa şiir kitabımı inceleyerek siz bir kanaate
varabilirsiniz.) İşte Niğde’de yetişen, biraz da çevreye dağılan dağılmış bir
adamım. Böyle sözlerle beni şimdi beş yüz sayfalık şiir kitabı çıkarmaya teşvik
etme. Zaten mali sıkıntı çekiyorum mesleği bıraktığım için…
Kerim. Bunu
yapacağım diye çoluk çocuğun nafakasını bir kitaba daha dökersem, o zaman sana
yapacağımı bilirim. Kerim Özbekler şiirimdeki anlattıklarımı daha da
yeğinleştiririm ha…
Benden
söylemesi..
------------
Niğde’den siyasi
hatıralar:
VALLAHİ YETMİŞ BEŞ
LİRA BORCUM VAR…
“ “
İKİ YÜZ YETMİŞ BEŞ LİRA “ “
NİĞDE’NİN
TARİHİNDE KİRLİ VE TEMİZ POLİTİKACILAR GÖREV YAPMIŞTIR. BUNLARIN KİMİ CENNETE
ADAY OLARAK ÖBÜR DÜNYAYA GÖÇMÜş, KİMİ İSE CEHENNEMİN DİBİNE GİTME
HEVESLİSİDİR..
ALLAH İYİ NİYETLİ OLANLARI KORUSUN.
KÖTÜ NİYETLİLER İSE İKİ DÜNYADA CEZASINI ÇEKMELİ Kİ NESLİMİZ BUNLAR ARASINDA
TERCİHİNİ DOĞRU OLARAK YAPSINLAR…
Her makalede
insan siyasetten bir şey beklemediğini yazmak durumunda kalıyor. Maksat
söylediğimiz zehir zemberek şeylerin bir hedefe, menfaate bağlı olmadığını
ispat etmek içindir. Yoksa bazı şeyleri söylemek, bazı hatıraları anlatmak
yolunu seçerken hiçbir şekilde bir sıkıntı içinde olmamıza gerek yoktur.
1960lı yıllardan 1970 yıllara kadar siyaset hedefli
olmasa bile İslam’a hizmet, milliyetçiliğe hizmet gayeli çalışmalarımız
olmuştur. Bu hedefe yürürken Şener
Saruç, Ünal Songül, İrfan Bahar, Tabelacı Ahmet, Kitapçı Baki Akdoğan, Arif Özatamer, Mustafa Dinç, Kemal Özçelik, Şükrü Teksin,
İsmet Sayın, Ali Osman Sayın, İsmail Öztürk gibi isimler ilk aklıma gelenler.
Bu isimler bütün partilerde kendini göstermiştir. O zamanlar pek siyasi
eğilimleri yoktu.Kimi babamız yaşında, kimi yaştaşımız. Önemli olan bir kuyuya
taş atarken yanımızda olan bezim onun yanında olduğumuz onlarca kişiden bir
kaçının ismi.
Bu isimler
siyasette bir yere ulaşmak için kendini şartlandırmış kişiler değildi. Sırf
dediğimiz gibi İslam’a ve milliyetçiliğe yararlı olunsun diye omuz omuza
verildiği olurdu.
Askerlik
devremde bu isimlerden epey bir değişiklik olmuş. İstanbul Tuzla, Gökçe Ada,
Konya, Nazilli, Emirdağ da jandarma görevi yaparken bazı arkadaşlarımız dini
ağırlıklı siyasete kaymışlar.
Niğde’ye
geliyoruz. Böyle bir eğilim sezilecek diye, fikri sapmaları sezilecek diye
korku içinde, üzüntü içinde olanlar var. Neden? Dava arkadaşlığımıza haddinden
fazla önem verdikleri için kaşımızın çatılmasını istemeyenler var. İçlerinden
biri hem fakir ve hem de çok samimi. Dükkanına varıyorum. Kafasını kaldırıyor.
Boynumca sarılıyor. Siyasetten bahse geçince de en ufak bir karşı koyma
yapmıyor. Ama neden sonra öğrendiğime göre dini ağırlıklı tarafa kayma
niyetinde.
Hoşluğu
sebebiyle birkaç defa yazdım. Bu defa ki yazışım da, artık DVD ye böyle geçsin
diyorum.
-Yahu dedim.
Bana Ankara’dan telefon geldi. Türkeş bey, sonradan Ankara’da belediye başkanı
olacak M. S. Türkeş’in mersedesi ile
Niğde’ye geliyorlarmış. Adana yolunda kırk kilometrede karşılamamız lazım. Ne
diyorsun?.
-…………
Sükut..
Tekrarlanınca cevaba mecbur kalıyor.
-
Vallaha Osman bey, yetmiş beş lira borcum var. Ben
gitmemeyim de sen başka arkadaşlarla git. Bir iki saat sonra yine yanına
varıyorum. Aynı teklif bu defa:
-
- Valla Osman bey 125 lira borcum var. Benim yerime
Teksin’i al götür… Çok sonraları anladım ki biz askerde iken bu insanlar farklı
siyasi görüşlere kaymışlar. Bunu söylemesinin kabalık olacağını sanıyorlar ve
para borcunu ileri sürüyorlar. İyi.. Borç
yiğidin kaçması önemli mesele ama, yetmiş beş lira borç dört beş teklif
ardı arkasında gelince iki yüz yetmiş beş liraya çıktı. Avukatlık zamanım değil
ki, al şu parayı düş önüme diyeyim., Ziyaret gerçekleştikten sonra bu borç ve
bahane meselesi epey gülmüştük. Beş teklif beş defa iki üç saat içinde borcun
vehameti görünmesi için beş defa artması.
-
Sonra sonra belli oldu..Birisi iyice gömüldü o lafın
içine ki, Müslümanlık ve Tüklüğü karıştıracak kadar. Bu yazı kimseyi iğnelemek
olmadığına göre açıklamada yok. Borcu artan dünya iyisi, cenneti mekan olasıca
ise siyaset tarihinde en temiz bir insan. Adını şunun için vermiyoruz. Sülalesi
geride kalanları ile bir göğüs beraberliği yapamadığımız için belki ismin
geçmesi hoş karşılanmaz.
-
Ben kendi payıma söylüyorum. Dükkanında ki kitapları
geçim vasıtası bildiği kadar, dinini imanını, davasını Türklüğünü yayma
vasıtası bilen o yüce insan, bu dünyada ve öbür dünyada arkadaş söz konusu
olduğu zaman benden en çok puanı alacak kimsedir.
-
Rahmetli Türkeş i Adana yol ayırdımında karşıladım. Beni
Mehmet Ağamın yanına ön tarafa oturttular. Kızılca gibi birkaç köyde konuşmalar
yaptık. Niğde’ye gelirken ne konuda konuşayım Osman? dedi. Başbuğ..
-
- Vallahi takdir sizin ama, eğer mümkünse sarı zarf
meselesini anlatalım dedim. Merkez kahvesi hop kalktı hoş oturdu. Bizim Bozkurt
eğilimliler artık Niğde’de kendilerini belli etmeye başlamışlardı.Ne yazık ki
ne kadersizlik ki esrar kaçakçılığı ile milletvekilliği meselesi epey bir
köstek oldu. Uzun uzun anlattık bu meseleleri.
-
Bense politik eğilimi 1975 de noktaladım. Ben borcumu
artırarak değil, dava arkadaşlarının Mason kapısına uzaklığına göre karar
veriyordum. Yine dediğim gibi asker devresinden sonra bir de NAZİLLİ DEVRESİ
BAŞLADI. İrtibatım hiç kopmadı ama ne de olsa Nazillideyiz ya.. O UZAKLAŞMAMDAN
ÖNCE NİĞDE’DE BİRİSİ BEYNELMİLEL DERNEK KURACAĞI ZAMAN İLK AKLINA GELEN İSİM
BENİM İSMİM OLURDU. KİMSEYE BİR ZORLUK ÇIKARDIĞIMIZDAN DEĞİL. Fikri gücü
kendilerinde bulamazlardı. Biz yokken idarei maslahat milliyetçilerin razısı
ile bunlar arzı endam etmişler ve sonra ben dönünce bir sene sabrettiler.
Beynelmilel dernek aleyhindeki yazılarım çoğalınca yer altı teşkilatlarının
bütün irinliğini üzerime serptiler.
-
Ah o borcu artan arkadaş hayatta olacaktı da meseleleri
birlikte müteala edecekti. Bu dernekler çoğalırken ilanlarını sömüren gazeteci,
milliyetçiliği, dinciliği çoktan terk etmiş yakınlarının bile mali bakımdan
canına okumakta bir beis görmemişti.
-
Hele birisi Türklük lafını es geçip ben Müslüman’ım
deyince hayatımın en üzüntülü günlerini yaşadım. Meseleler bu kadar mı ele yüze
bulaştırılırdı.?
Keşke siyasette
çizdiğimiz zik zaklar borç yüzünden olsaydı. Ahlakımızı, namusumuzu,
haysiyetimizi satarak yönlendiğimizi görünce insanlığımdan utandım Hele hele aç
köpeklerin ortalığı boş bulup zirveye hırsızlık için tırmanması affedilir bir
şey değildir. Dindar görünümle beyinsiz yöneticiler dizginleri bunlara
kaptırmışlar siyasi haysiyet dolu dava, hırsızın, ipsizin elinde kalmıştı. Bilmem başka şeyleri yazmaya gerek var mı?
Dava adamı
olmak okumak ister. Dava adamı olmak, akıl bütünlüğü ister. Dava adamı olmak
şeref ve haysiyet ister. Muhalif hareket ettiğimiz kimselerin bu konulardaki
fakirliği yürekler acısıdır.
*********
MANEVİYATÇILARIN,
MÜSLÜMAN GEÇİNENLERİN BÖYLE ZAVALLI DURUMA GİRECEKLERİ KIRK SENE ÖNCE HİÇ
AKLIMA GELMEMİŞTİ..
Siyasetten,
maddi dünyadan bir şey istemediğim için bazı şeyleri 70 yaşımda çekinmeden
söylemem gerekir. Mezarın kenarına varırken tevazu göstermek de hata olur.
Elimden geldiği
kadar İslam’a ve Türklüğe hizmet ettim. 65 vilayetin küçük de olsa birinde,
İslam’ın yaşanır hale gelmesi için ölesiye mücadele verdim. Yirmi yaşını
geçince bu sınır Türkiye’nin bir çok bölgesini kapsadı.
Açık konuşmak
gerekirse, İslama hizmet ederken İslami da tam olarak tanımıyormuşuz. Müslmümanların İslami gerçeklere dayalı tavır ile nelere
kadir olduğunu da pek kestirememişiz.
Bir gün dahi
olsa fikri yapımızın yolu üzerinde menfaat beklemediğimizi, görev peşinde
olmadığımızı söyleyelim. Bunun aksi davrananların nasıl aşağılaştığını, en acı
bir şekilde mütalaa ettik.
Şimdi
okuduğumuz ve öğrendiğimiz İslam dünyanın en aydın, en milli tavırlar
sergilenecek muazzam bir düşünce ve inanç sistemidir. Kendisini Müslüman sanan
bazı yığınlar ise hallerinin ne derecede süklüm püklüm olduğunu kavrayamıyor.
Dünyanın en ilerici düşünce sisteminin adamları, üretilen dedikoduların eseri,
zavallı tavırlar sergileyen, istismarcı ve bazı alçakların peşi sıra giderken
durumlarını idrak edemeyecek durumdadırlar.
İstiklali
olmayan memleketlerde Cuma namazı kılınmayacağını, bir Müslüman kimsenin
hatırlatmasına gerek kalmadan idrak eder durumda olmalıdır.
Kölelerin ardı
sıra yol tutmak, İslam’da gafletin ta kendisidir.
Emevi , Abbasi
bozması serseriliklerle meşgul olmuşuz. Dinin esasının Kur’an’ın ehil ellerce
tefsirinden sonra anlamaya başladığımızı kabul etmek gerekiyor.
Ama; açık
söylemek gerekirse kitleler halen İslam’ın ruhunu öğrenmedi. Buna rağmen, batıl
ve geri kafalı davranışlara itibar gözde tavırlar oluyor. Hele hele Amerikan
baskısına, Avrupa birliği alçaklığına direnmenin İslam’ı korumak olduğunu biz
bu gün öğrendik ama, bazı kitleler böyle bir şuurdan mahrum görünüyor.
Gözlerinin önünde Müslüman memleketler bombalarla tarumar ediliyor, binlerce
adam öldürülüyor, kadınların ırzlarına geçiliyor,. Nesil mahvediliyor, gönülden
yaralanan maneviyatçı adam göremiyoruz., Bu nasıl alçaklık? Hele bu topraklarda
İslam’ın beş altı yüz yıl hakimiyeti varsa?
Amerikan ve
Avrupa Birliği uşağı kitlelerin oyuncağı haline gelmiş bazı yığınların
yarınlarımız için nasıl bir tehlike teşkil ettiğini görüyor, ciğerimiz
parçalanıyor. Allah’ım! Bizim gafletimiz
de zarar husule gelmiyordu. Bu günkü gaflet tam anlamıyla İslam’ın satılması,
Vatanın parçalanması anlamına geldiğini anlamak için çok zeki olmaya gerek
yoktur.
Bu yığınlar ne
zaman aklına başına devşirecek?
************

Arap şeyhlerinin masasında hayvan heykelleri var.
Tapıyorlar mı? Hayır.
Türk’ün Bozkurt’u milli bir hava verir. Tapıyorlar mı?
Haşa..
Eeee namussuz dinsiz dindar geçinenler.
Şu hayvanın dört yüz kilometre durmadan koşması,
hürriyetine sahip çıkması vs sebeplerle Türkler tarafından benimsenmesinin ne
sakıncası olabilir.?
Bir zaman Türklerde karga bile
Benimsenmiş. Son buluş Bozkurt ile
Gururlanmak en ufak bir sakınca taşımaz.
Kültür denen kavramı tanımayanlar. Allahsızdırlar.
Onların Bozkurt’u tanımaları mümkün olmayabilir.
Biz bir kültür değeri kabul ediyoruz. Sakıncasını ispat
edemeyenler, bu kavramın dinimize, inancımıza zararını ispat edemeyen ve fakat
aleyhte yalan uyduranlar Allahın en şerefsiz mahluklarıdır.
**********
BİR İLAÇ TERÖRÜ
YAZAN: GÜRBÜZ
TURGAY
T emmuz ayında
bir hekim tarafından Amasya Yeşilirmak gazetesinde
yazılmış bir yazı okudum.Konusu ilaç terörü.Ve yazan bir
doktor.Suçlananlar ise eczacılar.Amasya'da gündeme girmiş olması mutlu
etti.Kısaca bu bir terördür.Gıda terörü ile birlikte bir nesle ipotek koyan bir
terör.Ortada bir terör varsa doğal olarak da terörist de olmalıdır.Bu
terörün kurşunu ilaç ve gıdadır.Kilo yapan ilaç,1 liralık sucuk gibi.Ama
teröristi ise bunları imal edenler,satanlar,tostun içine koyup bizlere yediren
büfeci,eti bilerek bize satan market sahipleri,tohumu satan
ziraatçi,eken,satan.Yoğurt,süt,tavuk...İmal eden,satan,alıp bilmesine rağmen
çocuğuna içiren baba.Bütün bunları muhteşem bir aymazlıkla seyreden üst düzey
siyasiler,bürokratlar,sağlık müdürlükleri,hukukçular.BÜtün bunları gıda için
örnekleri ile çoğaltmak mümkün.Ama ilaç konusuna gelince doğal olarak da
teröristleri vardır.Doktor arkadaşım eczacılar diyerek tek hedef
görmüş,göstermiş.Bu kadar basit değil.Her iki konuda mağduriyet takdir
edersiniz ki ne trafikle ne de klasik terörle olmaktadır.Bu medeni bir
terördür.Bu korunan,kollanan,desteklenen sömürgeci terördür.Çok uluslu
acımasız,en acımasız terördür.Teröristleri ise doktorlar,eczacılar,üreticileri,pazarlayanlar,tanıtanlar,yazanlar,bilerek
göz yuman siyasilerdir.Hatta en kötü haberlere bolca vakit ayırıp bundan hiç
bahsetmeyen medya ve mensupları.Bütün bunları çoğaltmak mümkün.Ama haksızlık
olmaz mı sadece eczacılar demek.Bilmiyormuyuz bir lira değerinde
, eşantiyon dediğimiz,bana göre manası RÜŞVETLİK HEDİYE olan
malzemelerle reçetere giren gereksiz antibiyotikler,mağdurları minicik
hemodiyalizli çocuklar...İşte terörist varsa örgüt dediğimiz yapılanmada baş
aktör kim olur?Unutmayalım konumuz da ilaç!Eczcılara haksızlık etmiş oluruz.On
yaşında çocuğa en ağır(kimse duymasın en pahalı)ilacı tedavi amaçlı
diyebilirmiyiz?Asırlık terör ve benim teröristim.Biz,siz...Hepimiz!
jin.Dr.Gürbüz
Turgay Niğde
--------------------------
BİR HIRSIZLIĞIN HİKAYESİ
Ali Meraklı
Bir dava adamı
olarak hiçbir zaman bir menfaat beklemedim. Halk arasında dolaşırken
arabalarına mazot koyduklarını duydum. Bunu başkanlarına duyurdum., Yanındaki
yetiştirdiklerime söyledim. Ortada bir hırsızlık varsa sona erdirmelerini,
yoksa bunu televizyondan halka duyurmalarını söyledim. Nedense bundan sonra
köpekleştiler. Sanki hırsızlığı yapan ben mişim gibi proboganda yaptılar.
Aradan bir iki
sene geçti Ağır Ceza’da yargılanıp mahkum oldular. Bu yetiştirdiğimiz adamlar
bu rezalet karısında utançtan yerin dibine geçmeleri gerektiği halde olmadı.
Kapalı kapılar
ardında belki de benim mani oluş şeklimi bin menfaat talep ettiğim bu
menfaatler temin edilmediğinden böyle tahrikte bulunduğumu söylemişlerdir.
Eh..artık
şerefsizlik bu kadar olur. Yahu siyasetten bir şey ummadığımız halde durum
böyle oldu ya yanlarında bulunsaydık kim bilir neler yapıştırırlardı.
Bunların
maalesef belli bir kısmı rahlemizde tedris olmuştu. Alçaklığın tadı boğaza gidince kimse bir şeyi önleyemiyor.
9-

Nazillide Aybars
ÜÇER’in sünnet düğünü
-------------------
KİTAP YAYINLAMA
MESELESİ
Ali MERAKLI
Niğde
folkloru’nu düzenli bir kitap şeklinde yayınlamak için, bilimsel açıdan tek nizamlayan ve gazetelerde yayınlayan
benim. İşte arşivler, işte gazeteler. Şu var ki elli defa açıkladığım gibi
1960’dan sonra kitaplaştırmam gerektiği halde, 1960 dan sonra Türk Milleti’ni
çökertmek için öyle yoğun komünist saldırılar, Komşu devletler; Rus ve Amerikan
baskısı oldu ki, benim folklor kitabı yayınlayacak süt liman bir ruh halim
olmadı.
Vatanın
parçalanmaması, vatandaşın bölünmemesi için elimden ne gelirse yaptım.
İstikbalimi ve hayatımı düşünmeden korkunç bir mücadele içinde oldum. Bunu
fazla methiye konusu yapamam. Çünkü ölçüyorum, bir Dursun Önkuzu, Yusuf
İmamoğlu veya bir başka şehidin gösterdiği azimliliğin yüzde birini gösterecek
kabiliyette birisi olmadığımı biliyorum.
Hal böyle iken,
folklor konusunu bırakıp, en güzel büyük parti imkanlarını bırakıp (DP nin
kuyruğu AP yi kastediyorum.), hayatını peynir ekmek gibi yiyenler içinde oldum.
1980 den sonra bu konu tekrar aklıma geldi. Ha bu gün ha yarın derken önce
bilgisayar, sonra da internet denen konular öyle bir meşgul etti ki, milyarlar
harcayarak onları öğrenmek, en güzel kitabı daktiloda değil, bilgi sayarda yazmak, fikirleri ahlaksız bir
gazete patronuna mecbur kalmadan yaymak ve
yürütmek için internet çalışmaları için ömrümü tırpanlamaya devam ettim.
Velhasıl on
parmağında dokuz marifet bulunan biri olarak keşke iyi bir kaval çalsa idim de
her dalda, sanatın her dalında sekmese imişim..
Şu anda da eski
yazdıklarımı bile toplamak, bantlarımı nizamlamaya koymak, onlarda iki
fikirlerimi yazıya geçirmek, bir ömre sığmaz meşguliyetler. Demek ki, çok yoğun
çalışarak çok geniş Ürün bırakmışım. Bilmem ilerde kıymeti olur mu? Kim
….. ….’in eserlerini, çalışmalarını
yayın haline getirir şu anda onu da bilmiyorum.?
İstesem mahalli
konulu eserlerimi mesela bir Mihrali Bey’i ilgilileri tahrik ederek devlete,
özel idareye bastırırdım. Ama etrafta eser yazdıranların öyle lağım işleri bana
ulaştı ki tiksiniyorum. En iyisi çoluk çocuğun nafakasından ayırıp
müstakil olarak yazmak ve yayınlamak.
- Eseri dünya
meseleleri için önemli, en dokunulmadık konulara dokunuyor, gidelim de
kendisine rica edelim, eserini basalım! diyeni beklemek de dünya kanunlarına
aykırı. Bu hesapla beş altı eserim oldu. Şu anda 15 eserim var. Ama gel gör ki
basılması mesele.
Bir avukata
yakışmayan, Niğde folklorunda mevcut bir deyimle söyleyeyim. “Göt yalayacak
olsam!” eserlerim hem basılır ve hem de belki maddi menfaat de sağlardı. Hocam
Naci Bey’in topladığı Niğde küfürlerine
bakacak olursam, böyle bir deyim kullanmamı mesele etmemek lazım. Ben
folklorcuyum. Olur böyle şeyler..
Ama bazı
örneklerin, kişilerin göt yalaması, yaptığı suistimaller delilendikçe insan
eser yazmaktan tiksiniyor. Mesela birisi hem göt yalayıp eserini bastırıyor hem
de ortam değişince bunlar anbarda çürüyeceğine bana satın, diyor. Üç
kuruşayüzlerce kitabı alıyor. Suistikmalin şahını beceriyor. Böylelikle hem
bedava bastırıyor ve hem de süprüntü parasına devir alıp devletten bulduğu
kişiler vasıtasıyle paranın kaynağına ulaşıyor. Yani devlete satıyor. Buyurun
böyle eser bastırmak Gökçe Dede yazarına yakışır mı?
Bir konu daha
var.
Bir de, ben
eserlerimde Masonluk gibi toplumu mahveden,
beynelmilel derneklere çatıyorum. Bu ise idarenin kum gibi alçak
kaynadığı zaman eserlerimizi “tu kaka!” haline getirmiyor mu?
Öyle ise,
….. ….
eser bastıracaksa az sayıda ve çoluk çocuğunun ekmeğini vererek
başarabilir.
Maşallah
toplumda böyle eserleri peynir ekmek gibi satın alıyor. Ne karlı iş be?
En iyisi eser
bastırmaksa sitesinde yayınlasın yeter. İyi de o zaman da hırsızlar satırına
kadar alıp kendi adlarına yayınlıyor. Kitap olarak olsun, sitelerde olsun..
Olabilir. Allah
var., Adalet var. Hak var hukuk var. Bir gün bu terazi dengelenecektir
inşallah.
Ha aklıma
gelmişken söyleyeyim. Adlarını zikretmek
olmaz. Yazdığı eserleri sitemde sitayişle okuyucuya tavsiye ettiğim birkaç
kimse var ki, öyle asil kimseleri yağcı ve hırsızlarla, bu istimalcilerle
karıştırmamanızı istirham ederim. Onlar izinle belgelerimize uzun zaman eğilip,
aldığı yerleri açıklayan şerefli insanlardır. Biliyorum ki onlar bile büyük
eserlerine rağmen sıkıntı çekmektedir.
***************
ALPTUĞ AYBARS ÜÇER’İN SÜNNET DÜĞÜNÜNDEN BİR BÖLÜM
------------
ORDU’NUN DUASI
Yılmam ölümden yaradan
askerim
Orduma gazi dedi Peygamberim.
Bir dileğim var ölürüm
isterim
Yurduma tek düşman ayak basmasın
Amin desin hep birden
yiğitler
Allahü ekber gökten şehitler.
Amin amin amin Allahü ekber
Amin amin amin Allahü ekber
TÜRK ERİYİZ , SİLSİLEMİZ
KAHRAMAN…
MÜSLÜMANIZ. Hak’ka
tapan Müslüman.
Putları Allah tanıyanlar,
aman
Mesçidimizin boynuna çan
asmasın..
Amin desin hep birden
yiğitler,
“Allahüekber!” gökten
şehitler.
Amin amin! Allahü Ekber
Millet için etti mi ordum
sefer,
Kükremiş arslan kesilir
her nefer,
Döktüğü kandan göğe
vursun zafer,
Toprağa bir damlası boş
akmasın..
Amin! Desin hep birden
yiğitler,
“Allahü Ekber! Gökten
şehitler,
Amin! Amin! Allahü Ekber,
Allahü Ekber!
Ey ulu Peygamberimiz
nerdesin?
Dinle,minaresinde öten
gür sesin!
Gel,bana, yar ol ki cihan
titresin,
Kimse dönüp süngüme yan
bakmasın.
Amin! Desin hep birden
yiğitler,
“Allahü Ekber!” gökten
şehitler,
Amin! Amin! Allahü
Ekber,Allahü Ekber!
Rast
Mehmet Akif ERSOY
**************
TÜRK DÜŞÜNÜR KALMADI
MI?
BİR MİLLET DÜŞÜNEN
BEYİNLERİ İLE YÜKSELİR.
1947 DEN BERİ
FİKRİN İÇİNDEYİM. YAKIN YILLARA KADAR DÜŞÜNEN ADAMLARIMIZ VARDI. FİKİR
ADAMLARIMIZ VARDI. ŞU ANDA İSİMLERİNİ SAYACAK OLSAM BİR ELİN PARMAKLARI KADAR ÖRNEK
VERMEK MÜMKÜN OLMUYOR.
NEDEN NECİP
FAZILLAR GİBİ HAYKIRANLAR YOK.?
NEDEN NİHAL
ATSIZLAR GİBİ HAYKIRANLAR YOK.?
NEDEN BASRİ GOCULLAR GİBİ YOKLUKLAR İÇİNDE
KÜKREYEN KİMSELER YOK?
İNSANLARIN
KARAKTERİ Mİ DEĞİŞTİ? FİKRİNİ SÖYLEYENLER BİR ELİN PARMAKLARI KADAR ŞİMDİ..
İSİMLERİNİ SAYSAK ARKASINDAN ACEBA YARANMA DUYGUSU MU VAR AKLA GELEBİLİR..
ZAMANIMIZDA
TÜRK’ÜN FİKİR ADAMLARI ÇOK OLSA-
1-
KENDİSİNE GÜLDÜRÜ SANATÇISI DİYENLER KERHANE DİLİ
KULLANAMAZ,
2-
SİYASETTE DEMOKRASİ ADINI VATAN SATMA ADINA YAPIŞTIRANLAR
OLMAZ,
3-
MADENLERİMİZ GAVURLARA SATILMAZ,
4-
ATATÜRK’ÜN KURDUĞU TÜRKİYE’NİN FABRİKALARI SÜNNETSİZLERE
DEVREDİLMEZ,
5-
AB UŞAKLIĞI BU DERECE MİĞDE BULUNDIRMAZ,
6-
ABD KÖPEKLİĞİ GÖZE BATMAZ,
7-
TÜRK DÜNYASI İLE İLGİMİZ ASRA YAKIŞIR ŞEKLE GİRER,
8-
ALLAHSIZLIK
KİTAPSIZLIK YAPIP DA DİNDARLIĞI KİMSEYE BIRAKMAYAN NESLİ, SOYU, AHLAKI
BOZUKLAR ORTALIĞI KAPLAMAZ,
9-
TEKNİK OKULLAR ÇOĞALIR,
10-İLME YAPILAN YATIRIMLAR ÇOĞALIR,
11-KADIN HAKLARI GEREĞİNCE KORUNUR,
12-SOSYAL ADALET GEREĞİ YAPILIR,
13-MASON DERNEKLERİ MİLLİYETÇİ VE DİNCİ
DENEN ADAMLARLA ZİNA HALİNDE BULUNMAZ
14-ALLAHSIZLIK KİTAPSIZLIK BU DERECE
OLMAZ.
DÜN SOL
DEDİĞİMİZ ADAMLAR BİLE MİLLİYETÇİLERE GÖRE MİLLİYETÇİ OLDULAR. DİNCİ DENEN
ADAMLARDAN DAHA DİNDAR OLDULAR.
VATAN VE
MİLLETİN DERTLERİNİ O. ÇOCUKLARI DEJENERE ETTİ.
BU KADAR YETER.
HAKSIZLIĞIMI GÖRÜP DE BANA BİLDİRMEYEN NÜZÜLE UĞRASIN. ÖVME DUYGUSUNA GEREK YOK…
************
SEN
NASIL DİNAYETSİN YAAAA?
BÖYLE
DİYANET İŞLERİ OLUR MU?
ADNAN
HOCA VERİYORVERİŞTİRİYOR. YARIN BÜRGÜN HAYATIMIZA DOYMADAN BİZLERİ KIYAMETE
GÖTÜRÜYOR.DAHA YÜZ YETMİŞİ BİLE YAŞAMADAN-YETMİŞ YAŞINDAYIM-
HZ.İSAYI
İNDİRDİ, MEHDİYİ BİNDİRDİ LAFI GÜZAF…
DİYANET
AĞZINI AÇIP DA DIM DEMİYO YAAAAA?
HERAM
OSSUN VERDİĞİMİZ VERGİLER…
--------------
ADNAN
HOCA ERGENEKON’A (ŞU EVLERİNDEN GECE GÖTÜRÜLENLER. DAVASI MAVASI BELLİ
OLMAYANLAR-) HER GÜN SÖVÜYOR..
NE
ADALET BAKANLIĞI, NE YARGITAY NE BİLMEM NE DAİRESİ, HİÇ BİR SAVCI AĞZINI AÇIK
TEK KELİME SÖYLEMİYO…
HADİ
MASONLUĞA DOĞUŞTAN KARŞI OLDUĞUMUZ İÇİN ADNAN HOCAYI MÜLAHAZAT HANESİNİ BOŞ
BIRAKARAK SEVELİM.
İYİ
DE GARDAŞIM, ADAM AĞZINI AMERİKA ALEYHİNE HİÇ AÇMIYOR. SANKİ YEMİNLİ. GERİCİ
İKTİDARLAR DİNİ BERBAT ETTİĞİ HALDE ONLARA TEK KELİME SÖYLEMİYOR.
BÖYLE
GAİPTEN HABER VEREREK BİLİM ADAMLIĞI, FİKİR ADAMLIĞI OLUR MU?
EMRİNDEKİLER.
ALLAH’IN VARLIĞI İÇİN BİLİM OLAYLARINI KAFAMA GÖRE ELEŞTİRİYORLAR. BUYUR BURDAN
YAK. ADNAN HOCAYI ÖVEYİM Mİ? YOKSA………..
Yazdıklarım (bu makale)
Adnan Hoca’yı ilgilendirir
ÖĞRENİM
HAYATIMDA EVRİM TEORİSİ NASIL BİR HATIRA BIRAKTI?
BEN
BİOLOJİYİ SEVEMEDİM HER NEDENSE?
FİZİK, KİMYA.
MATEMATİK, CEBİR, GEOMETRİ GİBİ DERSLERDEN YERİ GELİNCE YÜKSEK NOT ALDIM VE ÇOK
SEVEREK ÇALIŞTIĞIM OLDU. NEDENSE BİYOLOJİ KONUSUNDA BU EVRİMİ HİÇ GÖRMEDİM.
ALİMERAKLI
BİR GÜN ANADOLU
ŞEHRİNDE LİSEDE OKURKEN YAZAR OLUP ÇIKTIM. FOLKLOR ARAŞTIRDIM. DEVAMLI
YAZILARIM ÇIKIYORDU. BU DURUMU ÖĞRETMENLER ODASINA GELEN GAZETELERDE GELEN
BÜTÜN ÖĞRETMENLERİM GÖRDÜ VE BANA BİR BAŞKA AÇIDAN BAKMAYA, SEVMEYE BAŞLADILAR.
BİR EDEBİYAT ÖĞRETMENİ (Çok zayıf yaradılışlı idi) nedense yazı yazmamdan
rahatsız oldu.
Biyoloji
derslerinde normalin altında bir öğrencisi olduğum bayan öğretmen beni
sevdiğini dersleri anlatırken de belli ediyordu. Niçin olduğunu biliyorum. Gazetede yazan kişi olmakla seçkin
duruma gelmiştim.
Bor’dan gelen
öğrenci ağabeyim (Mehmet Ali) (benden bir sınıf üsteydi. Ona dedim ki:
-
Evrim teorisine ait bir ödev verdi öğretmen. Ne yapayım?
-
Ben o konuda geçen yıl bir ödev verdim on aldım dedi.
Ödevi aynen
kopya ettim. Benim ödevimi de on
vermişti öğretmen.
Çok mutlu
oldum. Benim ödevimin benim bir derlemem-
buluşum olduğunu mu sandı yoksa kopya bile olsa böyle bir konuda böyle
bir ödev verişim mi hoşuna gitti?. Hocanın sevgisi on katına çıktı. Ödev ne
idi?
Topallığın irsi
olduğunu anlatıyordu ödevin konusu.
Öğretmenim beni
sözlüye hiç kaldırmadı. Sanırım iyi bilgiler sergileyeceğimi biliyor, sırf iyi
not almam için ödevi ve ara sıra soruları esas kılmak istiyordu.
Bir soru sorar
gibi ediyor bastırıyordu yüksek numarayı.
Bir gün yazılı
yaptı. Allah şaşırttı. Sıranın gözündeki açık biyoloji kitabından cevap arar
gibi tavrım vardı. Bunun adı kopya idi. Arkama baktım. Öğretmenim istese kopya
muamelesi yapar torunlarıma kadar utanç içinde bırakabilirdi beni. Mahsus yakalamadı
sanıyorum.