Onurluhamle giriş bölümü

Haberleşme adreslerini  soruyorsunuz?

1-                 Osman Üçer.avukat kayardı cad(Menemen cad) nu: 31 NİĞDE)

2-                 İMEİL:  osmanucer@ttmail.com

3-                 msn:  osmanucer@windowslive.com

4-                 cep: 0 535 210 68 34

5-                 0 388 233 20 25

6-                 141 07 92 ÇEK NU.

904 003 48 19 VERGİ NU

 

GÜNHÜN ŞİİRİ

 

OSMAN ÜÇER

 

BİLDERBERG DOMUZU KAÇTI KIÇINA

 

 

Cinsi sapıktan yazar olursa

Ya Rusya’ya tapar, ya ABD ye,.

Sahte din markalı siyaset olursa

Ya AB ye tapar, ya ABD ye..

 

 

Yahudi’nin bağrından bitenler

Allah’ın dinini alet edenler,

Her türlü ahlaksızlığı güdenler

Ya Yıldıza tapar,Ya da domuza..

 

Yıllarca sövdüler Mason piçine,

Bilderberg domuzu kaçtı kıçına,

Gel deyince giriverdi içine,

Ya dolara tapar, ya da Yüro’ya..

 

 



Xxxxxx

 

 

BİLMECE BİLDİRMECE

İYİCE SİNDİRMECE

O’NUN DENSİZ TUTUMU

KÖKÜNE İNDİRMECE…

 

ALİ MERAKLI

 

Fenerimi yakarım

Ben keyfime bakarım

Hangi işe sarılsam

Bulunmaz bir sakarım

 

KÜFÜRLERİ DÜZERİM

MENFAATİ SÜZERİM

KAFAM BOZUK OLURSA

GÖZLERİMİ BÜZERİM

 

Hainlerle birliğim

Yandaşlarla dirliğim

İhanetler örerken

Fazlaca kibirliyim!

 

İstismarda bir tane

Okunur tane tane

O bir nutuk atarsa

Kapanır on bin hane…

 

Atlara binemem ben

Binince inemem ben

Tepe takla düşünce

Köşeye sinemem ben…

 

Avrupa Amerika

İşlerim hep antika

Siyaset ürünümdür

Yabancı sertifika!

 

Başörtümü bağlarım

Gerekirse ağlarım

Meydanlarda haykırıp

Menfaati sağlarım…

 

Aman yavaş dur kuzum

Konuşunca tuzsuzum

Bağırmam başlayınca

Çekilmez bir soysuzum!

 

Kalmadı hiçbir tadım

İstismar benim adım

Tahammül yoksa eğer,

Kaçınız adım adım

 

Kendimi de överim

Kızarsam ben söverim

Saram gelip çatınca

Kafamı ben döverim…

 

Bulunmaz bir kumaşım

Yığılı benim aşım

Haramları yedikçe

Ağrıyor her gün başım

 

Tanıdım hey tanıdım

İzlerim adım adım

Bu kadar hainliği

Bilip de susamadım!

 

 

xxxxxxxxxxxxxx

 

 

MİLLİ ÜLKÜLER ve ÜLKÜ DIŞI MESELELER

 

 

Milletlerin varlıklarında rol oynayan en büyük manevi güç, muhakkak ki, ülküleridir. Çünkü insanlar, bir ülkü etrafında toplandıkları zamandır ki, sadece kendi küçük meseleleri için yaşayan basit varlıklar olmaktan kurtulur ve o manevi hava içinde adeta devleşirler. Böyle bir manevi güçle silahlı insanlardan meydana gelen bir cemiyet, elbette ki, bundan yoksun cemiyetleri arka plana bırakacaktır.

Türk Milletini, tarihin en eski çağlarından beri, dünyanın en güçlü topluluğu halinde yaşatan, ülkü olmuştur. Soyumuzun "Kızıl Elma" diye adlandırdığı bu ülküye erişebilmek içindir ki, eski dünyanın üç kıtası üzerinde durmadan at koşturmuştur. Bu ruhla güçlenen, büyüyen, maddi ve manevi mutluluğa erişen ve başka cemiyetlere yüzyıllarca hükmeden Türk milletinin, yakın çağlarda kuvvetsiz, dağınık ve –hepsinden de acı- tutsak hale gelmesinin sebepleri arasında ise, ülküsünü kaybetmiş olmasının rolü de vardır.

XX. Yüzyıl, milli ülkülerin çarpışmakta olduğu çağdır. O kadar ki, dünya coğrafyasının yeni varlıkları olan küçük devletler bile, kendi çaplarındaki ülküler ardında görülmektedirler. Milli varlıkların üzerinde tek dünya yaratmak davası şeklinde öne sürülen komünizm dahi, ele geçirdiği ülkelerde, hakim milletin milli davasının gizli silahı halini almaktadır. Kızıl ülkelerin birbirlerine karşı cephe almış olmalarının sebebi de, işte bu ırklar ve ülküler çarpışmasıdır.

Ülküsüz bir cemiyet, millet olmaktan çok, bir insanlar topluluğudur. Böyle cemiyetler, ülküsü olan milletlerin hırslarını, ister istemez, üzerlerine çekerler. Çünkü ülküsüz millet, kolay yutulur bir yemdir. Büyük davalar ardındaki, cemiyetler, göz koydukları yurtları ellerine geçirebilmek için, bundan dolayı, vatanın sahibi milleti ülküsünden koparma yoluna başvururlar.

Ancak unutulmamalıdır ki, günümüzün dünyasında, cemiyetlerin ülkülerinden koparılmaları açık bir şekilde değil, sinsice ve kurnazca yapılmaktadır. Milletin milli ülküsü, asıl mahiyetinin dışında ve cemiyet için zararlı ve tehlikeli bir fikirmiş gibi gösterilerek baltalanmakta, böylece, kütleler davadan uzak durmaya, hatta ona karşı olmaya zorlanmaktadır. Bir yandan bu yalan propaganda aralıksız devam ettirilirken, diğer taraftan da, milletin okumuşlarına ve bilhassa gençlerine, üçüncü, dördüncü derecedeki bir takım cemiyet meseleleri, büyük ve ana davalar şeklinde gösterilmeye çalışılmaktadır.

Bu oyunun ülkemizdeki şekli, önce, Türk Ülküsünün uydurma bir Turancılık ve ırkçılığa bağlanması yolundaki malum harekette görüldü.  Dışardan sevk ve idare edilen propaganda, resmi, ağızlarla, devletin ve cemiyetin fikir yayma vasıtalarını da bu yolda kullanma imkanını elde edince, Türk Ülküsü, kendi vatanında sinsice hançerlenmiş oldu.

Böylece "kalplerden ve kafalardan sökülüp atılmaya çalışılan ve kısmen de sökülüp atılan ülkünün yerini, daha geri planlardaki meseleler ile başka cemiyetlerin kılık değiştirmiş davaları" almaya başladı.

Türk Ülküsünün, Türkiyeli okur-yazarlarının bir kısmı ile çeyrek aydınların kafalarında tehlikeli bir macera ve hatta bir emperyalizm (!!) hareketi olarak yer etmesi, işte bunun sonucudur. Son yılların, durmadan tekrarlanmak suretiyle, boş kafalara, cemiyet hayatının en mühim meselesi olarak kabul ettirdiği "ekonomik ve sosyal sorunlar!" tekerlemesindeki "sosyal!"in neyi dile getirmekte olduğu dahi pek düşünülmeden daha çok "ekonomik!" kelimesine saplanılmış, böylece bir cemiyette iktisattan, dolayısıyla paradan daha mühim bir mesele olmayacağı düşüncesi doğmuştur. Türkiye'nin son yıllarda aşırı bir maddeciliğe sürüklenmesinde, bu propagandanın rolü büyüktür. Personel Kanunu'nun ele alınması sıralarında, çeşitli meslek mensuplarının ve ailelerinin, başkalarından daha az para almış olmamak için sokaklara dökülmeleri, bu propagandanın bir bakıma hazin bir neticesi, bir bakıma da zaferidir.

Hayatta en mühim meselenin madde olduğuna inanan beyinler için, mana hareketleri ve bu arada ülkü, elbette ki, boş ve romantik bir kuruntu sayılacaktır. Okumuşların ve aydın sayılan kadrosunun çoğu bu yolla milli davalardan koparılan ve milli ülküyü aşırı, tehlikeli bir macera sayan cemiyetlerin, milli ülküler ardındaki devletler karşısında ne derece aciz, güçsüz ve zavallı kalacakları ise, artık meydandadır.

Türk'ün Milli Ülküsü, milletinin ortak vicdanında "Kızıl Elma" adı ile anılan ve yaşayan davadır. Bu dava, tarihte yüzyıllarca, tek devletin sınırları içinde, maddi ve manevi bakımlardan üstün ve mutlu bir cemiyet olarak yaşayan soyumuzun, gelecekte de, aynı mutlu seviyeye ulaşması ve erişmesidir. Türk Cemiyetinin daha aşağı derecelerdeki bütün davalarını ve meselelerini, bu milli ülkünün halesi içinde ele almak ve değerlendirmek şarttır.

Milli ülküsü olamayan veya olduğu halde ondan kopmuş bulunan bir cemiyet, bu günkü devler dünyasında, fırtınalı ve kudurmuş bir denizde, kaptansız kalmış bir gemiden farksızdır. Böyle bir cemiyetin sonu, dalgaların kendisini vuracağı kayalıklarda parçalanacak kaptansız geminin akıbetinin aynıdır.


NEJDET SANÇAR, DEVLET-TÖRE YAYINEVİ

 

NİĞDE’DEN

BİR RASİM TUNCER

GELİP GEÇTİ

 

OSMAN ÜÇER

 

HOCAM RASİM TUNCER.. Konfiçyüs Rasim Tuncer.. Temiz insan Rasim Tuncer.. Niğde’den gelip geçen Rasim Tuncer. Allah rahmet eylesin.

Vefat haberini duyduktan sonra hemen yazı yazma duygusu belirdi içimde. Yazının nitelikleri nasıl olacaktı?. Gerçekçi mi? Olağan baş sağlığı yazısı mı? Her iki dünyamıza ışık tutmasının istediğim bir yazı mı?

Askerliğimden önce adliye stajımı bitirmiştim.  Düşündüm taşındım, yanında staj yapmak için  sakin, ciddi görünümle Rasim Tuncer isminde karar kıldım. Hem de bizim ideolojisinin partisiyle ilgili başkanlığı vardı.

Yazıhanesine gidip fikrimi açtım. Yanımda staj yapabilirsin dedi. Başladım. O sıralar hem evliyim şiddetle paraya ihtiyacım var hem de yazı yazma hastalığı  denen meret ile sargınım. Türkiyenin dört bir tarafında yayınlanan yazılarım geliyor. Bazan masasına bırakıyorum. Çoğunlukla okuyor. Neşeli olursa eleştirmeler yapıyordu. Bu eleştirmeler aynaya bakıyor muşum havasını veriyordu.

O’nu en çok mutlu eden hukuki meselelere ait sorduğum sorular olduğunu görüyordum.

Hiçbir üşenme alameti göstermeden meseleyi objektif yanları ve ayrıntılarıyla mukayeseli olarak anlatıyordu. İdari davalarda dilekçenin usul yönünden eksiklik arz etmesi onu üzüyordu. Birkaç dilekçesi geri dönmüştü. Ama hukuk davalarında tashihi karandan dava kazanması adet haline gelmişti. Daktilosuyla saatlerce kapanırdı dilekçelere.

Bu konuda yeri gelmişken hemen söylemem gerekir. Ben Niğde’de hukuk ve ceza bilgisi olarak reklamsız en bilgili şahsın Rasim Tuncer olduğunu görmüş ve kabul etmiştim. O’da beni fikir konuşmaları ve staj sebebiyle, sonrada avukatlık yaparken danıştığım meselelerde gösterdiğim istikrar sebebiyle seviyordu sanırım.

Ne zamana kadar? Sevgisinin ölünceye kadar  sönmediğini sanıyorum. Çünkü onu neşelendirecek sohbetleri alevlemeyi beceriyordum.

Günün birinde bir seçim sathı mealinde seçim masrafları konuşuldu İsmail Öztürk’ün dükkanında. Herkes fikrini söyledi. Ben hayatım boyunca muhtarlığa, belediye meclis üyeliğine vsye bir adaylığım olmadığı halde seçimlerde masraflara iştiraki dava gereği saydığımdan otuz bin lira (?) kabullenmiştim. O tarihte yarım araba parası idi bu  miktar..

Rasim Tuncer aday olmak ister mi diye sordular. Herkes fikrini söyledi ben de, adaylığı iyi olur, masraf yapmakta da zorlanmayan kişi olacağı için münasip olur dedim.

Hz. Adem’den beri fare yapılı insanlar en kutsal davaları kokuşturuyor. Murat isimli bir serseri yaranma duygusu ile bu kanaati başka şekle sokmuş olmalı ki, Rasim Bey’i bir süre, süzgün ve üzgün gördüm. Meseleyi anlamakta gecikmedim. Çünkü Rasih Arısoy’da bana meseleyi açıklamıştı.

Kendisine olaydan bir süre sonra meseleyi izah ettim ve netleştirdim.

Sonra uzun yıllar sohbetimiz devam etti. Niğde’den ayrılıncaya kadar da hiçbir zaman hukuk hocalığıma ambargo koymadı. Niğde’den o ayrılınca ağır ve oturaklı bilgi sır olmuştu.

Müşterisine katiyen ve asla  heyecanlı, davasını alıvereyim gibi bir hava içinde davranmaz, (iyice ikna olmuş ve hadi vekaletimi çıkarıyorum!) diyen olmadıkça onu notere göndermezdi. Bir defasında o kadar ağır davrandı ki, ben ayağa kalktım ve küçük kağıda noter için lazım olan bilgileri yazdım ve adamın eline verdim. Adam gitti vekaleti çıkardı geldi.

Çok seneler önce aile ziyaretleri de yaptık. Uzun kış geceleri Rasim Tuncer’i böyle sohbetlerde dinlemek ayrı bir zevkti. Meseleleri faizsiz ve eklentisiz anlatımı zevk verirdi. Çok önemli anlatılan olursa dikkatle dinler fikirlerini söylerdi.

Bir gün Mersin, İskenderun gezisi tertiplendi baroda. Ben de Niğde’ye ilk Reno 12 yi getirmiştim. Ehliyetimi aldım. Kazasız belasız kullanıyorum. Bir gün önce kim kimin arabasına kim binecek konuşulmadı. Sabah millet toplanırken Rasih Arısoy bana: - Git, Rasim Ağabeyini al gel de gecikmesin dedi. Giyinmiş çıkıyormuş. Binilecek arabayı yenge ile konuşmuşlar. Benim şoforluk ta acemiliğimden de bahsetmişler. Nasıl yapsak da bir başkası arabayla gidip gelsem diye düşünürken kapısına dayanınca itirazsız bindi.

Yolculuk başladı Haydarpaşa’dan. Yollarda dikkatle araba kullanışımı takip ediyordu. Ulukışla’dan sonra Ana yola girince rahatladığını gördüm. Arkaya binen bir başka avukatta biraz hız yaptığımı görünce :- Ağabey yollarda biraz hız istiyor mu ne diye hatırlatma yapınca ben durumu iyice idrak ettim. Ama Rasim Tuncer rahatlamıştı. Artık arabamda endişe içinde değildi. Ve durumu izah etti. Korkmuştuk ama, endişemin yersizliğini anlamış bulunuyorum… dedi. Epey gülüşmüştük o yolculuk da. Sağ salim evine bırakınca ben de rahat nefes almıştım.

Baro sohbetlerini dinler, tartışmalardan uzak kalır, fikrini sorana sakin sakin meramını anlatırdı. Kalitesizlik olursa birkaç zaman sonra duyduğu rahatsızlığı söylerdi. Milliyetçi yaşadı. Rahat yaşadı. Heyecanlardan uzak kaldı.

Bir defasında ukala bir müşteri olmadık lafı saydı Rasim ağabeye. Yaka paça atacağım ama onun izni olmadan nasıl yaparım? Adama hiç bağırıp çağırmadı. Ama birkaç gün üzüntüsünü yok edemedim. Kendi kendini yedi bitirdi.

Niğde’den ayrılınca birkaç defa davalara geldi. Sohbet ettik. Niğde’de bulunmaktan çok zevk aldığını görüyordum. Bir gün geldi ki artık gelmez oldu. Telefonla aramalar da zaman seyrekleşti. Ölüm haberi iri bir nokta oldu. Ama öyle sanıyorum ki, gerçek dünya olan öbür dünyada Rasim Tuncer ile eski neşeli günlerimiz geri gelecektir. Onun Cennette mekanına bizi sokarlarsa tabii. Çünkü, benim için saç üstü zamanı ne kadar devam eder bilemiyorum.

Allah rahmet eylesin. Mekanı Cennet olsun. Hiçbir kötü alışkanlığı olmayan bu mükemmel insan da ölürmüş demekki. Cebindeki kuru üzüm onu dinç yaşattı. Bir kuvvet denemesi yaptığımızda parmaklarımızın birbirine yapıştığını hissederdik. Her yaşında kudretli yaşadı.  İnançlı bir mümindi.

Şu anda onu hissetmenin acısıyla hatıralarımı zorlayamıyorum. Zaman zaman biriken hatıra buketleri olursa ziyaretçilere sunacağım. O’nun gibi olmayı yeğleyenler  kazançlı çıkarlar. Sorularıma sakin sakin cevap verirken bazan şaka yapar:- Ey Konfiçyüs şu konuyu anlat bakalım derdim. Gülümser ve anlattıkları ile etrafa ışık olurdu.

O’na Allah’tan rahmet diliyorum. Kederli ailesine baş sağlığı dilerken, onun ömrünü hayırlı yoldan  geride kalanlarına  vermesi için Tanrı’ya yakarıyorum. Notlarımı almaya başladım. Onun için yazmak onu hatıralarda yaşatmak anlamını taşıdığını biliyorum.

 

 

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 21 üniversiteye YÖK'ün önerdiği adaylar arasından rektör atadı. İşte 21 üniversitenin yeni rektörleri:

 

 

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 21 üniversiteye rektör atadı.
Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezinden yapılan açıklamaya göre, Cumhurbaşkanı Gül Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 130. ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 13. maddesi uyarınca YÖK'ün önerdiği adaylar arasından rektör atadığı bildirildi.
Rektör atanan üniversiteler ve rektörlerin isimleri şöyle:
- Akdeniz Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. İsrafil Kurtcephe,
- Ankara Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Cemal Taluğ,
- Atatürk Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Hikmet Koçak
- Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Kadri Özçaldıran,
- Cumhuriyet Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. İlyas Dökmetaş,
- Çukurova Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Alper Akınoğlu,
- Dicle Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Ayşegül Jale Saraç,
- Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Mehmet Füzün,
- Ege Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Candeğer Yılmaz,
- Erciyes Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Hasan Fahrettin Keleştemur,
- Fırat Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Ahmet Feyzi Bingöl,
- Gazi Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Rıza Ayhan,
- Gaziantep Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. M. Yavuz Coşkun,
- İnönü Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Cemil Çelik,
- İstanbul Teknik Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Muhammed Şahin,
- Karadeniz Teknik Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. İbrahim Özen,
- Ondokuz Mayıs Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Hüseyin Akan,
- ODTÜ Rektörlüğüne Prof. Dr. Ahmet Acar,
- Trakya Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Enver Duran,
- Uludağ Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Medet Mete Cengiz,
- Yıldız Teknik Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. İsmail Yüksek.

2 KANUNU ONAYLADI
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 5791 sayılı ''Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun ile Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'' ve 5794 sayılı ''Kamu İhale Sözleşmeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun''u onayladı.
Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklamada, Gül'ün her iki kanunu yayımlanmak üzere Başbakanlık'a gönderdiği bildirildi.

AA

 

 

 

 

Kaçak yurt. Kontrolsuz halk..saçma sapan herifler. . Allah sizi islah etsin.. Acımız sonsuz,. Küfür etmesek iyi olur.

MASYONİSYA VE ELEKTİRİK

 

HİKAYESİNİ UZUN YŞILLARDIR SUNDUĞUMUZ MASYONİSYANIN BU GÜN DE ELEKTİRİK MESELESİNİ ARZ EDELİM. OKYANUS’TA KAYIP OLMUŞ ADA GİBİ BU MASYONİSYA’NIN BİR ÇOK TANITIM MESELESİ VARDIR. ELEKTİRİK MESELESİ ÜLYKE KURULALI HOLLALMAMIŞTIR. A’DAN z’YE BÜTÜN MESELELERİ ALK ÜST OLMUŞ MASYONİSYADA ELEKTİRİK İDARESİ DE DİĞER KURULUŞLAR GİBİ KANSERE BULANMIŞ, SUİSTİMALLER, YAN YATMALAR, ÇAMURA BATMALYAR GÖZ ÖNÜNDEDİR.

Bir ülküde Allah’ın her günü elektirik söner mi? Bal gibi söner. Masyonisya’nın yanındaki büyük ülke Amerika’da seksen sene de bir defa elektirik sönmüşte herkes hayretler içinde kalmış. Ne kadar hırsız yağmacı varsa faaliyete geçmişler. Çünkü görülmemiş bir olay.

İyi ama Masyonisya’da her gün her hangi bir sebep/ halk edilerek elektirikler karanlığa girer. Ara ki bulasın. Çoğu zaman bir sebep bulurlar. Ya barajlarda su biter, ya akaryakıt biter. Ya da arızalar meydana gelir.

Çoğu zaman hiçbir haber vermeden tamir gayesiyle elektirik tesisatı kesilir. Bazan da Günler verilir, saatler verilir  ve fakat o süreler uygulanmaz, bu idarede çalışanların izanına göre elektirikler kesilir ve saatlerce gelmez.

Bu idarenin ürettiği elektiriği Masyonisya’nın bazı bölgelerindeki açık gözler tellere tel atarak aylarca bütün yıl boyunca bedava harcar. Kimse ağzını açıp dim diyemez. Politikacı bilir, zabıta bilir, elalem bilir hırsızlar aleni elektirik kullanırlar. Bazan bazı vatanperver memurlar takip açarsa da ya vurulur ya da oradan sürülür veya ailevi felaketlere uğrama durumuyla kendisi apar topar kaçar. Böylece açık gözlerin harcadığı elektiriğin parası da namuslu vatandaşlara ödetilir.

Masyonisya aptalların ülkesidir. Masyonisya tetkik ettikçe irin aktığının görüleceği bir ülkedir. Masyonisya baştan başa sorun kokan, insanlarının akıllanacağı sanılmayan bir yaratıklar diyarıdır.

 

 

İRAN’IN YARISI TÜRKTÜR.

1638 KASRİ ŞİRİN ANLAŞMASINDAN BU YANA CİDDİ SORUN YOKTUR.

İRAN’A İSRAİL VE AMERİKA SALDIRISINDA TÜRKİYEYİ  ONLARA PAYANDA YAPMAK ŞEREFSİZLİKTİR. İRAN-RUSYA AB YERİNE ANLAŞMA YAPACAĞIMIZ ÜLKELERDİR.

 

---------

 

MİLLETİMİZİN HAYATINDA İKİ KAVRAM:

 

KENELER VE HAYAT İKSİRLERİ

 

Ey Büyük Türk Milleti!

 

Nefesini tatil ederek oku. Hiç çekinmeden suçluyorum. Şöyle sor: senin sitelerin huzuru isteyen ve vatandaşı bir birine  sevdirmek isteyen sitelerdir. Yazdıkların, makalelerin, romanların bir kaynaşma destanıdır. Sen nasıl olur da böyle ifadeler kullanırsın?

Senin hakemliğinde ve senin huzurunda dünyanın duyacağı şekilde tarafları tartışmaya ve fikir birliği yapmak için meseleleri konuşmaya çağırıyorum.

 

Ona cevap verebilmek için önce keneleri sayayım:

-        Gayrı milli basın. Dünün azılı bazı sosyalistleri, şimdi AB ve ABD’den para alan ve bunlar da hiç gizli olmayan para almalarla sabit hale gelmiş kişilikler.

-        Gericilerin tamamı. Dine bakış açıları menfaatten öte gitmeyen sahtekar maneviyatçılar.

-        İstiklal savaşı anında savaşa gitmeyip Köyde Ayşe’nin Fatma’nın ırzına geçen, Egede Yunan subaylarına yaklaşıp hangi evde kadın kız bulunduğu anlatan bazı  namussuz ve şerefsizleri taklit eden günümüzdeki  gavatlar,

-        Milliyetçi- maneviyatçı geçinip halkı soyan, suistimaller yapan ve bu uğurda mahkemelerde haklarında dava açılıp mahkum olanlar,

-        Bu gerçekler göz önünde iken bir kaç kuruş para sızdırma uğrunda bu adamların gözlerini içine, milletin gözü içine baka baka bazı kimselerin onların yanında olanlar, Türkçü-Milliyetçi cephede iken menfaat karşılığı hırsız, arsız ve namussuzun siyasi probogandasını yapan bazı paçavra gazete sahipleri, gazeteciler ve onların yardakçısı kalemşorlar.

-        Kızıl Kürtçüler.

-        Atilla İlhan’ın Türk basını için yorumuna giren bazı paçavraların mensupları,

-        Alnı secdeye deyme yarışında bulunan ve ama katiyen ve asla etraftan edindikleri bilgilere göre, televizyon ve gazete yayınlarından öğrendiği AB ve ABD uşaklığına ses çıkarmayan bazı sahtekarlar,

-        Halkı sömüren kapitalist gurubu. (Allahı ve peygamberi askıya aldıkları halde, onlardan görünün sahtekarlar gurubu)

-        Görevini suistimal eden görev sahipleri,

-        Suya sabuna karışmama ilkesiyle namussuzluk yapan kişiler

-        Ticaretine, mesleğinin yapılmasına haram karıştıran alçaklar,

-        Allah adını menfaat ve makama merdiven yapan dinsiz imansızlar,

-        AB ve ABD ye kendilerini, maneviyatlarını satanlar,

-        Türk Ordusuna dil uzatanlar,

-        PKK nın siyasi destekçileri olduklarını din ve iman perdesi ile gizleyenler,

-        En güzel siyasi teşekkülleri alçakça ve çaktırmadan elde eden, aslı ve nesli bozuk satılmışlar,

-        Dinimi ve milliyetimi düşünerek içimizde böylesine şerefsizler bulunduğunu düşünmek beni utandırdığı için şu anda devam etmiyorum ve devamını sizin izanınıza bırakıyorum.

 

PEKİ… KARŞILARINDA MANEVİ DEĞERLERİMİZE, VATANIMIZA, ATATÜRKÜMÜZE SAHİP ÇIKANLA GURUPLARI SAY MI DİYORSUNUZ? ZAMANI GELİNCE SAYARIZ. HELE SİZ YUKARDAKİ SAYDIKLARIMI BİR HAZMEDİN BAKALIM

XXXXX

 

BÜTÜN TÜRKLER BİR ORDU KATILMAYAN KAÇAKTIR.

GERÇEĞİ HAZMETMEYENLER KATIKSIZ BİR ALÇAKTIR

 

 

 

 

------------

CHP ATATÜRK’ÜN PARTİSİ OLMAK İÇİN  KONUŞ..

AB VE ABD’Yİ BİZE TARİF ET..

---------

HALEN AKP’DEN TARAFA OLMAK, ANAHTARLARI AB VE ABD YE TESLİM ETMEKTİR.

------------

İSLAM MI?

ILIŞTIRAYIM DERKEN

ORTADAN KALDIRAN DEMEKTİR..

---------------

HATALARI İLE BİRLİKTE HALEN İKİ ANIT  VAR:

TÜRK ADALETİ

VE

TÜRK  ORDUSU!

-------------

ALLAH ADIYLA HALKI KALDIRANLARI ALLAH ÇARPSIN..

PAHALIK İLE HALKI CANINDAN BEZDİRENLERİ ELEKTİRİK ÇARPSIN!

MİLLETİ AB VE ABD YE BENDE EDENLERİ CİN ÇARPSIN

--------------------------

 

ŞANLI ERCİYES

 

MHP ZİHNİYETİ TASFİYE EDİLİRKEN  ALIK VE SALAK ÜLKÜCÜLER ESRAR İÇEN HASAN SABBAH ERLERİYDİ.

HALEN SUSTUKLARI İÇİN DE

KAFASIZ MAHLUK DURUMUNA GELMİŞLERDİR.

---------------

 

ÖNEMLİ OLAN ZİHNİYETİN YOK EDİLMESİ

 

AKP KAPATILINCA DEĞİL, TELEVİZYONLARDA HALK EĞİTİLİP, MİLLİYET DÜŞMANLIĞI  YOK EDİLİNCE

GURUR DUYACAĞIM…

-----------------

O.Ü.

---------------

 

--------------------------


Demokrasiymiş, hukukmuş, geçiver onları,
Bize kavgalardan, darbelerden söz eyle sen..
Laiklikle doyursun herkes karınlarını,
Emre uymayanları tepele, toz eyle sen

 

A. KARAKOÇ

 

 

DERNEKÇİLİK VE GERÇEKLER

 

Bir zamanlar Niğde Gençlik Derneği’ni hayatımız, istikbalimiz pahasına kumru, dernslerimizi ihmal pahasına  yaşatıyorduk.(1964)

Memleket sever gençler sayesinde olumlu tavırlar gördük.Zincirin halkalarından biri, bir kapitalist yavrusu  CHP li geçinirdi, derneği Rusçular’a satmış. Onların çalışmaları kanun dışı olduğu için polis tahkikatı ile kapatılmış.

Şimdilerde, istifa ettiğimiz durumların da bu ve buna benzer sebeplerle olduğunu, zamanında ayaklarımız altında sürünüp minnettarlık beyan eden ve fakat şimdilerde kapitali kendisine Tanrı edinmiş kimselere

Tahammülümüz olmadığını açıklamak erkeklik gereği değil midir?

Biz kurduk. Hayırlı iş yaptık. Zamanın karakterine uyarak, ökse otları işgal etti. Hırsız ile ipsiz ile., kirli  siyasetten beslenen

Kimselere tahammülümüz yoktur. Dün : - Ağabeyimin yalı ile beslenirdi, onun ölümünden sonra bir görev bile yapmadı dediği kimseleri kanadı altında işgallere vesile edenlerin bu yalancı dünyada ne değeri olduğunu düşünmek bile istemiyoruz..

 

-x-

SİTEMİZİN İLKELERİ:

GİRİŞ:

 

HIRSIZIN NAMUSSUZUN MİLLİYETÇİSİ SOLCUSU SAĞCISI OLMAZ

YIĞIN YIĞIN HER GURUBUN İÇİNDE CİRİT ATIYORLAR…

 

Eğer bir insan, evveliyatından beri Milliyetçi ise de, kendisini yönetenlerin davaya ihanetini göremiyorsa, ve sırf kendisi için, 11 trilyon yiyebilmek  için politika yapıyorsa, bu ve ihanetleri defalarca milliyetçi bilim adamlarınca ispatlanmışsa, birileri, buna aldırmayıp, bölünmeyelim diye aynı yolun yolcusu oluyorsa biliniz ki, o milliyetçiden ne köy olur ne kasaba.

O kadro hemen terk edilmelidir.

Ne zamanki günah çıkarırlar, ihanet edenleri, milliyetçi fikir adamlarını birilerinin yok etmek istediğini anladıklarını, düşmana değil de kendimize kötülüğü dokunduklarını anladığını beyan ederlerse işte o zaman eski dava arkadaşlarıyla bir olmak mümkündür.

Bu ayıkma olmadıkça tamamının ihanetini tescil etmek için onlarla aynı yoldan gitmemek gerekir.

Kirli, şirret, suistimalci dava arkadaşın olacağına, şimdiye kadar karşı cephede gördünüz insanlarla birlik olmak daha güzel.

EFENDİM, ONLARLA DA  AYRILIK MUKADDERMİŞ. O DA ALLAH’IN BİLECEĞİ İŞ…

Ne kadar ömrümüz kaldı ki şuracıkta?..

Hiç olmazsa dürüst olarak, dürüst yolda noktalamak ve öbür dünyanın hesabını biraz kekelemeden verebilmek önemli değil mi?

Lanet olsun dâvaya ihanet etmişlere.

Lanet olsun davayı şahsı için basamak yapmışlara

Lanet olsun AB; ABD uşaklığının temellerini atmışlara..

Lanet olsun Milliyetçiliği ve maneviyatçılığı ticaret haline getirip, sulandırmışlara..

BEYNELMİLEL DERNEKLERİN EMRİNDE RUH HASTASI LİDERLER ARKASINDA ERİYİP GİTMEKTENSE, ….

SON BEŞ ALTI SENEDİR EMPERYALİZME KARŞI DURMAKTA DESTAN YAZAN PARTİLERE DESTEK OLMAK DOĞAL BİR YOL OLMAKTADIR.

Ne zamanki herkes 1962-2000 yılları ruhuna döner o zaman milliyetçiliğin bir anlamı olur ve bir kuyuya taş atma vakti gelmiş demektir. Yoksa şu anda Milliyetçiliği katletmişlerle bir arada olmak, Cumhuriyete ihanettir.

Türk Milliyetçiliği ile yobazlığı katiyen ve asla yan yana getirmeyiniz.

12 eylülde bir takım ………   gardiyanın zulmün uğramış olabilirsiniz. Ama, bunda suçu orduya yüklemek şerefsizliktir.

Bakınız Amerikan emrindekiler zaten kendilerini belli ediyor ve eyalet sistemi savunuyor. Sokağa çıkamazlar bundan böyle.

Türk Siyaseti’nde Barzani ve köpeklerine cesaret veren mason köpekleri vardır.

Ne mutlu Türküm diyene lafına karşı çıkan ve etnik gurup destekçisi siyasetçiler ne kadar yüksekte bulunurlarsa bulunsunlar tepelerinin üstüne dikilmeleri için gayret göstermemiz ve halkı uyandırmamız gerekir.

Vatan düşmanları tarafından istismar edilen sahalarda sayımlar dürüst bir şekilde yapılmalı, kendisini Kürtçü sayan, ayıran kimselerin sayısı ortaya konulmalıdır.

Bu konuya gereğince önem verilmeli, bütün bölücülerin anasından emdiği süt burunlarından getirilmelidir.

Siyasete cehalet destekli, Yahudi asıllı bir takım Allahsızlar hakimiyet kurma noktasındalar. Eksikleri bulunduğun da partileri kapatılmalı, sıkı bir takiple hainlikleri millete ilan edilmelidir.

Tekrar ediyoruz. Gericilik, tarikatçılık, vatan hainliği, BEYNELMİLELCİLİK, el eledir Türkiye’de. En bariz şekli ile Türk devletine son vermeye çalışmaktadırlar.

Türk Ordusu konuşmasının kısıtlı olmasına rağmen çok güzel bildiriler yayınlamaktadır. Vatanperverlerin ordunun yanında yer almakta gecikmemeleri tavsiye olunur.

Ordu da baş örtü meselesini biraz ipe assa iyi olur..Çünkü baş örtü meselesini gerici AB ve ABD uşakları dejenere ettiği kadar, inansızlar da dejenere etmek için çaba göstermektedirler. Ordu bu konuda objektif davranmanın nasıl olacağını, din ve sosyoloji alimlerini dinleyerek ve soğukkanlı davranmalıdır.

---------

Hırsızlık, arsızlık, ihanet haddinden fazla sarmıştır etrafı. Bu meselelerle uğraşırken gaflette olanlara yedikleri, içtikleri haram olsun.

Atatürk’ün Bursa nutkunu öğrenmeyene ve tatbikten korkana, insan dememeye karar verdik.

İktidar sahipleri için söylenenler aynen vaki olabileceği görülmektedir.

Yapılan mitingler tarihimizin en zengin kültürel davranışlarıdır. Bayraklarımızın vatanımızda   dalgalandığı güzel anlar görülmemiştir.

Türk, sabrının sonunda nasıl patlayacağını göstermektedir.

Mitingleri iyi anlayalım ve altını çizelim.

Halka sakın yağ çekmeyin. Bu vatanın ürünlerini senin benim gibi yoğaltan bu insanlar gerçek çehreleriyle belirmelidir. Halkın içinde önemli sayıda kimse, işine geldiği gibi davranmakta, fedakarlık denen kavramdan uzak yaşamaktadır.

Senin benim gibi eleştirilmezse şımarıklıkla ne halt ettiği belli olmaz.

Aydını eleştirdiğiniz gibi halkın oyun oynamasını da eleştirirseniz dürüst hareket etmiş olursunuz.

Kim ki oy için, okunmak için, yağcılık için halka yağ çeker Allah onu kahretsin.

İşte bakın son maharete. (Sen mi satıldın ben mi satıldım yoksa o mu satıldı?)

Çoğunluk diye kimse kasalmasın. Önemli olan milli menfaatlere uygunluk? Emperyalizme karşı kale olmak. Bu yoksa yığınların oyu fasaryadır fasarya..

Gelelim bazı ilkeleri madde madde saymaya…