NAZİLLİ
KUR’AN, ALEMLER İÇİNDE, ANCAK ARANIZDAN DOĞRU YOLA
GİRMEYİ DİLEYENE BİR ÖĞÜTTÜR.
S. 225
----------------
BİZ KUR’ANI İNANANLARA ŞİFA VE RAHMET OLARAK
İNDİRİYORUZ. O HAKSIZLIK YAPANLARIN
SADECE KAYBINI ARTIRIR. S. 227
---------------
SİZ DÜNYA HAYATINI TERCİH EDİYORSUNUZ. OYSA AHİRET
DAHA İYİ VE DAHA KALICIDIR.
S.243
-------------
MAL VE ÇOCUKLAR DÜNYA HAYATININ SÜSÜDÜR. KALICI OLAN
YARARLI İŞLER, RABBİ’NİN KATINDA SEVAPÇA
VE ÜMİT BAKIMINDAN DAHA İYİDİR. S.245
------------------
Milli Bilinç Yoksunluğu
Tarihte destanlar yazan Türk ulusu, binlerce yıllık tarihi
içerisinde kazandığı büyük başarılarla yoğrularak olgunlaşmış bir kişiliğe
sahip bireylerden oluşur. En güç durumlarda, kimsenin ummadığı kadar büyük
başarılar elde eden bizler, gücümüzü olgunlaşmış kişilik yapımızdan ve yüksek
düzeyde milli bilince sahip olmamızdan almışızdır. Fakat küreselleşen dünyanın
etkileriyle sarsılan ulusumuzda, özellikle genç kuşakların milli bilinçten
uzaklaşmalarına tanık olmak geleceğimiz için kaygılanmamıza neden olmaktadır.
Milli bilincin önemini ve toplumumuzdaki yozlaşmayı
belirtmeden önce, milli bilincin ne olduğuna değinelim. Milli bilinç, kişilerin
mensubu oldukları ulusun kültür, toplum, tarih, ahlâk… gibi değerlerini
hakkıyla benimsemeleri; birey - devlet ilişkisini kavrayarak kendilerini
devletlerine daha yararlı hâle getirebilmek için çaba göstermeleri; tarihsel
süreçlerin birikimiyle günümüze aktarılan değerlerin bilincinde olup, bunları
gelecek kuşaklara aktarmaları ve bu çabaların sonucu olarak hem kendi
refahlarını sağlamaları hem de devletlerini çağdaş ve uygar devletler
seviyesine ulaştırmalarıdır. Milli bilince sahip olmak, kendinde olmak, özünü
tanımaktır. Nasıl bir dünyada yaşadığımızı, bu günlere nasıl geldiğimizi ve
gelecek kuşaklar için neler yapmamız gerektiğinin ayırdın da olmaktır.
Günümüzde özellikle gençlerin, tarihinden, kültüründen ve
milliyetinden yavaş yavaş koptuğunu görüyoruz.
Yaşadığı devletin cumhurbaşkanının adını bilmeyen, Malazgirt Savaşı’nın önemini
kavrayamayan, Çanakkale’de atalarımızı şehit eden onlarca milletten
düşmanlarını tanımayan, ot gelip palak gitme
eğiliminde olan… milyonlarca genç var Türkiye‘de. Bunu söylemek çok acı; ama
her gün milliyetinden biraz daha kopan gençlerin varlığına tanık oldukça, artık
onları titreyip kendilerine döndürecek bir şeylerin yapılması gerektiğine daha
fazla inanıyorum. Dünya küreselleşmenin etkisiyle büyük bir hızla değişirken ve
dört yanımızda düşmanlar bize diş bilerken, bizim gençliğimizin tek uğraşı “msn” olmamalı diye düşünüyorum. Çünkü
Türklüğün ve Türk Devleti’nin devamını sağlayacak olan genç kuşak, her an her
türlü duruma hazır yetişmelidir.
Bazı gençlere bakıyorum, farklı olmak ve şekil yapmak adına
özlerini yitirmiş durumdalar. Artık otobüste yanıma oturan 10 - 12 yaşlarındaki
gençlerin yarısından çoğu küfürlerle dolu kalıplaşmış sözlerini duymak, bana
acı veriyor. Tarihine ve kültürüne, bir futbol takımı kadar değer
vermeyen; binlerce Türk bilgesi, kahramanı veya sanatçısı varken gidip “Beyonce”
adında sapık ruhlu bir zavallının adıyla e-posta adresi alan; babası ona “Gökçe” gibi kutlu bir ad vermişken,
kendini orada burada “qokce”
diye adlandıran; saçını taramaya ayırdıkları vakti, tarihini öğrenmeye
ayırmayan; 100 sayfalık kitapların bile özetini okuyup “bilge insan” edalarıyla ortalıkta
dolaşan; ellerinden düşürmedikleri cep telefonlarının yeni modellerini
araştırdıkları kadar bile, ülkede olup bitenlerle ilgilenmeyen; çevresindeki
birkaç cahil insandan etkilenip ona buna küfürler yağdırmayı meziyet sayan…
zavallı gençlerin durumu yakın gelecekte değişmezse, artık “Türk Ulusu“nun yalnızca adı kalır.
“Şu anda
istediğiniz her yere gitme olanağınız olsa, nereye gitmek isterdiniz?”
sorusunu yönelttiğimizde, acaba kaç Türk genci “Çanakkale Şehitlikleri“ni, “Anıtkabir“i veya başka bir “Türk devleti“ni
görmek ister? Yoksa siz de benim düşündüğüm gibi, gençlerin çoğunun görmek
istedikleri yerlerin “Hepsi 1” dizisinin film çekimlerinin
yapıldığı yer veya “Paris”
olduğunu mu düşünüyorsunuz? Bence yanılmıyoruz ve gençler gerçekten özlerine
yabancılaşmış durumdalar. Çanakkale’de bizler için gözlerini kırpmadan
canlarını veren 250 bin Türk‘e göstermediğimiz saygıdan çok daha fazlasını, her
yıl şehitlikte anma törenleri yapan Avustralyalı Anzaklar’ın
kendi atalarına gösterdiğini görünce kahroluyorum.
Yukarıda belirtilenlerden de anlaşılacağı üzere, Türk
gençliğinin bir kısmının milli bilinçten yoksun yetiştiği açıktır. Bugün dost
gibi göründükleri hâlde, bir savaş durumunda hiç tereddütsüz silahlarını bize
doğrultacak iç ve dış düşmanlarımızın, elle tutulur bir tarih ve kültür
mirasları olmadığı hâlde, yarattıkları yapma milliyetlerine ne kadar sahip
çıktıklarına dikkatle bakmanın ve kahraman, soylu, kültürlü… Türk Ulusu’nun
bireyleri olduğumuz için kendimizi şanslı saymanın zamanı geçiyor. Artık bir an
önce, İngilizce şarkı sözleri ezberlemekten vazgeçmek ve Türklüğümüzün yalnızca
damarlarımızda dolaşan asil kanla sınırlı kalmamasını sağlamak için,
bilinçlenmek gereklidir.
Ey Türk gençliği! İlkokulda “Ey Büyük Atatürk! Açtığın yolda, gösterdiği hedefe, durmadan
yürüyeceğime ant içerim.” diyerek verdiğin sözü ve “Varlığım, Türk varlığına armağan olsun.”
diyerek üstlendiğin sorumluluğu unutma. Unutma ki, onsuz yaşayamayacağın kutlu
vatanına yararlı olup, onu yüceltmeye çalıştıkça var olacaksın.
Milliyetini kaybetmiş bütün Türk gençlerinin, çok geçmeden
titreyip özlerine dönmeleri umuduyla…
Yavuz Tanyeri