Niğde bölümü
TÜRKİYE
GERÇEKLERİ VE ÜMRE ALIŞKANLIĞI
CAMİLER, ÜMRE BÜROSU GİBİ ÇALIŞMAKLA İSLAMA AYKIRI DAVRANMIYORLARSA BEN
ALTMIŞ SENE OKUMANIN BİR YARARINI GÖRMEMİŞİMDİR.
BUNU MANEVİ ALEMDE VE SANIRIM YAKINDA GERÇEK İSLAMA DÖNÜNCE
ANLAYACAĞIZ. AMA KİM, NASIL GÜNAH
AFFETTİRECEKTİR?
**************************
SORU?
TÜRK
MİLLİYETÇLİĞİ’Nİ AĞIR CEZADA GEVELEYEN BABAYİĞİT KİMDİR?
KOLAY…KOLAY..
SÖYLE
LAN?
- MÜMİN İNAN MÜMİN İNAN..
- SOZÜME İNAN!
****
GÖNDEREN:
ALMILA KAHRAMAN
SURİYE SINIRINDA Kİ MAYINLAR
Doç. Dr. Oya Akgönenç
MAYINLAR, ZİRAAT VE SİYASET
Bugün
dünyanın çeşitli ülke ve bölgelerinde tehlikeli mayın yatakları bulunmakta
olup, bunlar Afrika’da, Asya’nın çeşitli ülkelerinde, Avrupa’nın ortasında ki
Bosna-Hersek ve Kosova gibi ülkelerde hala büyük bir problem teşkil etmekte ve
pek çok insanın ölmesine veya sakat kalmasına sebep olmaktadırlar.
BM
kararları bunların temizlenmesi ve dünya’nın bir an önce mayınlardan
arındırılması kararı alınmışsa da bu son derece yavaş işleyen bir uygulamadır.
İşlemin kendisi zordur. Mayınların tespit edilip, tek, tek patlatılması,
etkisiz hale getirilmesi gerekmektedir. Ne yazık ki mayın döşeme işini sadece
birbiri ile problemi olan ülkeler ve devletler değil, çeşitli terör grupları,
tedhişçiler ve istikrarsızlık yaratmak isteyen gruplar da kullanmaktadır. Bu
sebeple bunların durdurulması ve sonra da temizlenmesi gayet zor bir iştir.
Suriye
ile Türkiye arasında uzun yıllar “kapalı sınır politikası” uygulanmış, tel
örgüler ve mayın yatakları ile bu yasaklar pekiştirilmiştir. Son yıllarda ki
olumlu gelişmeler sonucunda iki ülke arada ki arazinin temizlenmesine ve
mayınların kaldırılmasına karar verilmiştir. Ama bu gün daha başka bir problem
ortaya çıkmış bulunmaktadır.
Bu
mayın temizleme konusu teknik bir olay olmanın çok ötesinde önemli etkileri
olacak bir olaylar dizisinin ilk adımı olarak görülüp, dikkatle izlenmelidir.
Muhakkak ki bu konuda daha birçok defa yazılacak ve sizlerin dikkatlerinin bu
konuya yoğunlaşması için gayret sarf edilecektir. Bu konuda üzerimize düşen
uyarma, aydınlatma, ikaz etme görevlerini yerine getirmeye çalışırken, bu
“temizleme işinin” bizatihi kendisinin tam bir gizli mayın yatağı olduğu
konusunun da aydınlatılmasına çalışılacaktır.
Olayda
ki çelişkiler:
Mayın temizleme konusu:
En az 10-15 yıldır fikri alt yapısı
yavaş, yavaş hazırlanan bu olayın eriştiği nokta hem Türkiye ve hem de Orta
Doğu açısından tehlikeli bir durum ortaya çıkartmaktadır.
• Mayın temizleme olayına birçok
değişik grup sahip çıkmaya veya elde etmeye çalışmaktadır. İşin en garip yanı
ise ellerinde bu konuda en son teknolojiye sahip olan ve her türlü imkanı
bulunan ve bu mayınların haritalarına da sahip olan Askeriye’nin, bu konu ile
ilişkisi kesilmiş bulunmaktadır.
Tekrar ediyorum: elinde teknolojisi
ve mevcut mayınların işaretlendiği arazi haritaları bulunduğu halde ve
herkesten ve her kurumdan daha ucuza ve daha iyi bir şekilde bu temizleme işini
gerçekleştirebilecekleri halde Genel Kurmaya bu görev tevdi edilmemektedir.
* Mayınlı arazinin tüm haritaları
Genel Kurmayda bulunmakta ve bu işi 35
36 milyon Dolara
halledebileceklerini söylemektedirler. Ama bu da
* Tam bu günlerde, TBMM’de bu
konuda yeni bir kanun çıkartılmaya çalışılmakta olup, bu kanunla mayın
temizleme işi halledilmeye çalışılmaktadır.
Bunun anlamı şudur: kanunda’ki
tarife uyan özel şirketlerin bu işi üstlenme hakları doğacaktır. Adeta
“şiparişe uygun şartlarda” hazırlanacak gibi görünen bu kanundan kimlerin
yararlanacağı BÜYÜK DİKKATLE İZLENMELİDİR.
Böyle bir durumda herhangi bir
paravan şirket olabilir, hatta görünürde TC uyruklu kişiler olabilir ama
onların kimlerle ortak olduğu bilinmelidir. Şu anda bu mayın temizleme işine en
çok İsrail devleti ilgi göstermektedir. Bu şirketlerin ortaklarının İsrail
uyruklu kişiler olması adeta kesin gibi görünmektedir.
Arazi mayından temizlendikten sonra
49 yıllığına da tarım için kiralanmış olacaktır. Burada yapılacak olan tarımdan
kazanılacak para çok yüksek bir meblağdır. Bu otomatik olarak, mayını
temizleyen kim ise o kimseye gidecek muhteşem bir kar’dır.
Böyle bir “Yabancı İhalenin”
Sakıncaları:
• Kendi
topraklarımızın üstünde, başka bir ülkenin fiili kontrol ve hakimiyetini
• Mayınlı
arazi en az 350,000 dönüm olup, buna Ceylan pınar ve diğer devlet çiftlikleri
de eklenince söz konusu kiralanacak arazi yaklaşık 650,000 dekar araziye
çıkmaktadır. Kimine göre nerede ise iki KKTC toprakları kadar bir yer. Ama , muhakkak ki Aydın
ilinin ekili-dikili topraklarının 2 katı kadar yer olacaktır.
üzere tarıma açılacaktır. İlaveten
içinden (büyük ihtimalle) petrol çıkarsa, bunun da kullanma ve işletme hakları
kiralayan devletin veya firmaların olacaktır.
* Zaten Türk
devleti GAP projesi ile buraları suladığı için, kiralayan her kim olursa,
onların su getirme zahmeti de olmayacaktır. Yani masraf ve zahmet’in tümünü
Türk devleti ve sonuçta Türk halkı karşılamış olduğu halde, faydasını ve
kar’ını başkaları kullanacak ve yararlanacaktır.
Gözden kaçan büyük tehlikeler:
•
AB 2004 İlerleme Raporuna bakıldığı takdirde Türkiyen’nin GAP sularının belli bir
tarihte “uluslarararası bir su yönetim idaresine” yerleştirilmesi gerektiği
vurgulanmaktadır. Bu husus, hernedense hiçbir zaman TBMM de görüşülüp,
tartışılmamıştır. (çok garip bir olay ! ) Yine aynı AB raporu’nun su ile ilgili
kısmında adeta bu işlemin gerekçesi gibi yazılan bir diğer husus da, bunun
İsrail’in ve komşularının eşit su haklarının korunması olduğu hususudur. (bunu
yazan AB devletleridir, kısaca niyetlerini belli etmektedirler).( 2004 İlerleme
Raporunun Ingilizce metninde, Meseleler Raporu kısmında, sayfa 10 da original
hali ile okunabilir)
•
Kıbrıs adası da vaktiyle, Ingilizlere , sadece donanmalarının bakım ve ikmali
gayesi ile geçici olarak kiralanmış ama ondan sonra da Ingilizler oradan
ayrılmamışlardır. İngilizler halen Kıbrıs’ta askeri üs bulundurmaktadırlar. Bu
alınacak büyük bir ders olmalıdır.
•
Adı geçen alanlar İsrail veya perde arkasında ki İsrail firmalarına
kiralandıktan sonra Israil’in hayali ve ideali olan Dicle-Fırat sularına
ulaşmış olacağı da gözden kaçmamalıdır. Acaba hükümet bu hususları göz önünde
bulundurmaktamı dır?
• Manavgat
suyunu “ pahalı “ diyerek almaktan vazgeçen İsrail’in su derdi de böylece
halledilirken ilerki yıllarda beklenen “gıda darlığı” sırasında da “gıda derdi”
de halledilmiş olacaktır.
•
Dünya’nın yakında” gıda kıtlığı ve su sıkıntısı ile “ karşı karşıya kalacağı
Dünya Çevre Raporlarında çokça anlatılmaktadır. Böyle bir dönemde yurdumuzda,
sınırlarımız içinde gelişeceği açıkca görünen böyle bir durum, vahim bir
gelişmedir.
•
Diğer taraftan, ilişkilerimizi geliştirmeye çalıştığımız Suriye açısından da
son derece zor bir durum ortaya çıkacaktır. Suriye’nin Güneydeki Golan
tepeleri( yine su kaynakları ile dolu olduğu için) zaten İsrail’in işgali
altındadır. Şimdi de mayın temizleme ve tarım yapma bahanesi ile Kuzeyinde ki
topraklar da İsrail kontrol’ü altına girerse ortaya
Bu durumda ,Suriye’nin Türkiye’ye
güvenmesi zorlaşacaktır. Bunun en vahim sonucunun da Türkiye’nin yalnızlığa
itilmesi ve tedricen Müslüman ülkelerden ve OrtaDoğu’dan kopmasıdır.
Buradan tekrarlıyoruz: bütün bu şartlar
altında ihaleyi yabancılara vermenin hiçbir alemi ve ihtiyacı yoktur hatta
sakıncalıdır, tehlikeli sonuçlar doğurabilir.
İşimizi, en iyi ve doğru şekilde, kendimiz YAPABİLİRİZ..