Niğde bölümü
NİĞDE
EMNİYET MÜDÜRÜ YUSUF ALBAYRAK GÖZ ALTINA ALINDI...
Niğde
Emniyet Müdürü başta olmak üzere ildeki bir çok emniyet yetkilisinin evine
operasyon düzenlendi. Emniyet Müdürü Yusuf Albayrak gözaltında
Niğde
Emniyet Müdürlüğü ekipleri, nisan ayında başlatılan 'çete' soruşturması
kapsamında Emniyet Müdürü Yusuf Albayrak, Emniyet Müdür Yardımcısı Raşit
Çavdar, Bor Emniyet Müdürü Köroğlu Kıraç ile Niğde Ticaret ve Sanayi Odası
(NİTSO) Başkan Yardımcısı Arif Arı'nın ev ve işyerlerine operasyon düzenledi.
Zanlıların ev ve işyerlerinde arama yapan polis, şüphelilerin kullandığı
bilgisayarlara el koydu.
Yetkililerden
alınan bilgilere göre, operasyonda Emniyet Müdür Yardımcısı Raşit Çavdar'ın
Kuşadası'ndaki evi de arandı. Halen devam eden operasyon, Niğde'de geçen nisan
ayında başlatılan ve Niğde Emniyet Müdürlüğü ile NİTSO yöneticilerinin de
içinde bulunduğu 'Menfaat temin etmek amacıyla örgüt kurmak, yönetmek veya suç
örgütüne yardım etmek' suçlamasıyla başlatılmıştı.
Emniyet
Müdürü Yusuf Albayrak'ın gözaltına alındığı bildirildi.
--
GAZETECİ VE YAZAR NECDET SEVİNÇ VEFAT ETTİ...
KERİM ÖZBEKLER
GAZETECİ-YAZAR-ŞAİR
Gazeteci ve yazar Necdet Sevinç İstanbul'da vefat etti, cenazesi 24 Temmuz 2011
Pazar Günü İstanbul'da ki Fatih Camii'nden ikindi namazına müteakip kaldırılacaktır.
NECDET SEVİNÇ KİMDİR ?
1944 yılında Gaziantep'te doğdu, Gaziantep Lisesi son sınıf öğrencisiyken okul
dergisine “Allah'ın olmadığını” yazan felsefe öğretmenine bir gazetede verdiği
cevap sebebiyle okuldan uzaklaştırıldı. Bu olaydan sonra, Gaziantep'te
başladığı gazetecilik mesleğini devam ettirmek için İstanbul’a gitti. Haber ve
Durum gazetelerinde çalıştı. 1969'tan itibaren Bizim Anadolu, Hergün, Ortadoğu,
Günaydın, Kurultay ve Yeni Çağ gazetelerinde genel yayın müdürü ve köşe yazarı
olarak görev yaptı. Yazılarından dolayı birkaç kez kurşunlandı, hakkında en çok
dava açılan ve yüzlerce yıl mahkûmiyeti istenen yazarlarımızdan oldu. Asliye
Ceza, Ağır Ceza ile Devlet Güvenlik ve Sıkıyönetim Mahkemelerinde yargılandı.
1974 affıyla Bayrampaşa Cezaevi’nden çıktı, 12 Eylül 1980 müdahalesinde tekrar
tutuklandı. 1987 yılı sonuna kadar iki kez Bayrampaşa Cezaevi’nde, iki kez
Paşakapısı Cezaevi’nde olmak üzere; Silivri, Kastamonu/Daday, Erzincan/Tercan
cezaevlerinde yaklaşık 5 yıl yattı. Binlerce köşe yazısı yazdı. Ülkücü camianın
önde gelen yazarlarından birisi idi, 23 Temmuz 2011 tarihinde İstanbul'da vefat
etti...Kurşunladılar yıldıramadılar... Hapse attılar pes etmedi... İşsiz
bıraktılar yılmadı... Teslim olacağı tek Makam vardı; O'na teslim oldu... Bir
Eserinde şöyle diyordu;
''BİZ TÜRK’SÜZ BİR DÜNYANIN MEVCUDİYETİNİ DÜŞÜNMEKTENSE, O DÜNYANIN BİZİM
YÜZÜMÜZDEN İNFİLAK ETMESİNİ DAHA UYGUN BULUYOR VE BÖYLE BİR DÜŞÜNCEYE
SAHİP OLMAKTAN DA GURUR DUYUYORUZ. BÜTÜN BUNLARA RAĞMEN İNSANLIĞIN
KURTULUŞU TEK BİR DÜNYA DEVLETİNİN KURTULUŞUNDA GÖRÜLÜYORSA O DEVLETİ
TÜRK KURMALI, TÜRK YÖNETMELİDİR. ÇÜNKÜ BUYURUCULUK TÜRK’ÜNDÜR…
DÜNYANIN NERESİNDE BİR TÜRK VARSA BİZİM TABİİ HUTUTLARIMIZ DA ORADA BAŞLAR...''
NECDET SEVİNÇ'İN YAZDIĞI KİTAPLARIN İSİMLERİ;
Yazarını Kurşunlatan Yazılar, Sanık Yazılar, Tutanak, Ferman, Ülkücüye Notlar,
Ajan Okulları, Gaziantep'te Türk Boyları, Osmanlı'nın Yükselişi ve Çöküşü,
Osmanlı’dan Günümüze Misyoner Faaliyetleri, Eski Türkler’de Kadın ve Aile,
Osmanlılar’da Sosyo-Ekonomik Yapı, Arşiv belgeleriyle Tehcir, Ermeni İddiaları
ve Gerçekler, Pontus’
NOT.FOTOĞRAFTA SOLDAN SAĞA;ORTADOĞU GAZETESİ GENEL YAYIN MÜDÜRÜ VE TARLA
DERGİSİ SAHİBİ TAHİR KUTSİ MAKAL, GAZETECİ-YAZAR-ŞAİR KERİM ÖZBEKLER VE GAZETECİ-YAZAR
NECDET SEVİNÇ YILLAR ÖNCE ORTADOĞU GAZETESİ'NDE BİRLİKTE GÖRÜLÜYORLAR.
--
![]()
BU TAKDİRİ İLAHİYİ NASIL YORUMLAYIM?
MÜSLÜMANLIK EN İLERİ OLMAK, MANTIKLI OLMAK., VATANPERVER OLMAK, NAMUSLU
OLMAK, İLİMCİ OLMAK DEMEKKEN, GÜNÜMÜZDE AB Cİ OLMAK, Amerikancı olmak gibi bir
yanlış anlama ile karşı karşıya.
Bu nasıl iş aslını bilen varsa anlatsın ona dua edeyim…
-----------------
Dokuma yerine tekstil demek, ad levhası yerine tabela
demek,
Ev fırını yerine şömine demek,
Isı ölçen yerine termometre demek,
Malzeme evi yerine şantiye demek,
Oyun yeri yerine tiyatro demek,
Ön yarışçı yerine şampiyon demek,
Sürücü yerine şofor demek,
Ayıp değil mi? Türkçe konuşsan itibarın mı azalır?

Soğancı Niğdeliler:
SOĞAN DEYİP TE
GEÇME EMİ?
Yararları için alfabetik
kavramları sayalım:
İnanmayan sitemize
telefon ederse kaynak veririz…
Arpacıkta yararlı
olur
Astım nöbeti,
akciğer hastalıklarında yararlıdır
BAYGINLIĞI GEÇİRİR
BÖBREK AĞRISINI
DİNDİRİR
Bronşları temizler
Cerehatlerin
boşalmasına yardımcı olur
Cilt
hastalıklarında önleyici rolü vardır.
CİNSEL GÜCÜ ARTIRIR
EKZAMAYA FAYDALIDIR
Grip ve soğuk
algınlığında yararlıdır
İDRAR SÖKTÜRÜR
İhtiyarlamayı
geciktirir
İKTİDARSIZLIKTA
FAYDALIDIR
İştah açar
Kalbi
kuvvetlendirir
Kandaki şeker
seviyesini düşürür
Kroner damlarları
genişletir
Öksürük söktürür
PROSTAT BEZİNİN
HASTALANMASINI ÖNLER
Şeker
hastalıklarında faydalı kolera ve veremde bağırsak solucanlarının düşürülmesine
yardım eder
ZAYIFLAMAYI SAĞLAR
ZİHİN YORGUNLUĞUNU
GİRERİR
******
KEL ALİ, KÖR EMMİ
MACERALARI
-------------------------------
KEL ALİ’NİN KARISI
HANİFE KADIN:
İŞ, ÜÇ OĞLAN
PEYDAHLAMADA DEĞİL. GİT ELİNİ YILANIN DELİĞİNE SOK, BU ÇOCUKLARA EKMEK GETİR!…
Yazan: Ali Meraklı
EFENDİM,
MAKSADIM İnönü devrini karalamak değil. O devrin kendine has izahları vardır.
Son iki seçimde, belediye başkanlığı seçiminde CHP adayına oy vermiş kimseyim.
940 lı
yıllardaki kıtlık hikayesini sunacağım. İster folklor konusu, ister siyaset
konusu sayınız. Ama bu mesele hafızanızda yer alsın. Hatta ne yapayım biliyor
musunuz? Babamın 1946 seçimlerine nasıl katıldığını bu hikayenin devamında
anlatayım ki, ilk ağızdan hatıra nasıl olur öğrenmiş olursunuz..
Yılını bilmeme
imkan yok. Sanırım 942 ile 944 arası bir yıl. Ben iki yaşında olsam gerek.
Belki de büyük bacım daha doğmamıştır.
Hilmi ve fikri ağabeylerim ve ben hayatta olmamız lazım. Annem on çocuk doğurmuş, beşi yaşamış. Kabaklı oğullarından Osman kızı Huriye KADIN.
Bahsedilen
yıllarda eve ekmek gelmiyor. Gelse de pek nadir.
Eski nüfus
kağıdımı devlete teslim etmeden yeni nüfus kağıdı aldım. Nüfus kağıdım da
belediyle ilgilisinin düştüğü not halen mevcut. Dört yüz gram un vermiş
belediye ilgilisi. Nüfus kağıdına da yazmış.,
İşte o günlerde
büyük annem açlıktan kıvır kıvır kıvranan üç torunun gözünün önünde erimesine
gönlü razı olmamış ki, babama bağırmış:
-
Git çabuk bu çocuklara ekmek getir. Elini yılanın
deliğine sok. Akşama kadar vızılıyorlar. Doymadıkları için de ağlıyorlar. Git
nereden bulursan bul, bu çocuklara ekmek getir! Diyor, babama.
Bu kadın kendi üç
erkek evladını Cihan savaşında haramdan korumuş kimse. Küçük boyuyla onun bunu
cevizini çırpıyor, aldığı üçte bir beşte bir cevizi buğdaya karıştırıp
pişiriyor ve çocuklarına zaman zaman yediriyor.
Büyük oğlu
mübadele sırasında bir okulda İngiliz kumaşları buluyor, anasına Bucakçayır’a
bu kumaşları eşekle taşıyacağını söylüyor, anası reddediyor, kovuyor. Bunun
üzerine küserek Konya’ya yaya gidiyor.
Oraya yerleşiyor. Bu arada üç hikaye anlatmam gerekir.
Zümrüt
değerinde çünkü. Demek ki, üç olayı anlatacağım.
-
1- Musa Amcam Konya’ya niye yerleşti?
2- Ulukışla’dan
tren merdiveninde buğday ÇUVALI nasıl getirildi?
3- 1946
seçimlerinde Torbalı Mesçidi’nde Ahmet ÜÇER nasıl oy kullandı?.
-
Olamaz… Savaş dönüşü Kel Ali nasıl ev bastı bunu da
anlatmam gerekir. Laf açılında not edersek, yerine güm! Diye oturur..
-
1- Musa amcam, Kel
Ali’nin en büyük oğlu. 15-16 yaşlarında olsa gerek. Niğde’de bir okulun
hademeliğine getiriliyor. TARİF EDİLEN BENİM DE SONRADAN KİRACI OLDUĞUM KUDDUSİ
KİTAPLI’NIN EVİ GİBİ. Daha yaşlılardan tanık olursa belki bir başka evdir
bilemem.
Bir gece
salonun tahtalarında gezinirken bir kırılma oluyor. Bir baksa da aşağıda bir
ambar var. Nasıl giriyorsa ambara giriyor.
Bir de ne
görsün? Çam ışığında. Aşağısı Tamamen
İngiliz kumaşı dolu.
1905-1906
doğumlu olduğuna göre, Mübadele ne zaman yapıldı?, 1922 diyelim. Demek ki,
demekki tam on altı yaşında. Ambardan bir top İngiliz kumaşı çıkarır. Ertesi
sabah Buçak Çayır’da (Derbent mezarlığının arkasında bulunan bağlık bahçelik
yerdeki bağımızda oturan annesi Kel Ali karısı Hanife’ye götürür. Hanife’nin
gözleri fal taşı gibi açılır.. Oğlunun maaşı belli. Annesine bir top İngiliz
kumaşı alacak parayı nereden bulsun.? Burnuna kötü koku geldiği için teşekkür
edeceği yerde bağırır.:
-
Nerden buldun bunu?. Bana çabuk cevap ver.
-
Ana nereden bulduğumu değil, bunun gibi iki yüz kadar
kumaşı gece nasıl taşıyacağımı ve çürütmemek için Bucak Çayır’da nereye
salkıyacağımı söyle.
-
Ulan gevezelik etme. Ben haram mal sokmam evime. Çabuk
söyle nereden çaldın bunu?
-
Ana çalan filan yok. Gavur malı. Herkes bulduğu yerden
evine taşıyor. Sen almazsan başkası alacak. Bizde sittin sene elin okulunda
hademelik yapacağız. Gel beni kırma. Günahı benim. Bana akıl ver de şu
kumaşları geceleri Bucakçayır’a taşıyayım.
-
Ulan gavur sıpası, bizim miğdemize haram girmez. Hem bak
sen bilmiyorsun. Hırsızlık Türk’e yapılırsa bir günah. Gavura yapılırsa bin
günah. Çabuk yerine söyle ve geri bırak gel. Söylemezsen bile götür yerine koy, hakkımı sana helal etmem lafımı
dinlemezsen...
Anasıyla tartışması
iki gün sürer. O’nu mal taşımaya ikna edemediği için Niğde’yi terk etmeye karar
verir. Ben bunları hem Hanife ’den hem Talip Ağa’dan ve hem de en genişini MusA
amcamdan dinledim.
Tek ilavem
varsa onların paylaşamadığı günahlar benim olsun. Aynen bu olaylar böyle
cereyan etmiş.
Üçünü günde
anasını ikna edemeyince:
-
Ana bu gün taşımaya başlamazsam, Konya’ya yaya gideceğiz
Talip ağamla. Sen bilirsin oğlunu kayıp etmeyi göze alın mı?
-
Cehennemin zımına kadar yolun var. Ben onun bunun
cevizini şu dul halimde çırpıp size ekmek buluyorum. Haram yedirmiyorum. Sen
bedavadan zengin olmak istiyorsun. Rumlar gittiyse gitti. Mülkiyet el mi
değiştirdi? Haram haramdır.. Tekrar söylüyorum. Hırsızlığın Türk’e karşı
yapılması birse, Gavura karşı yapılması bin günahtır. Bunu unutma.
Biz onlarla bir
tarih boyu beraber yaşadık..
Adamlar bu gün
yarın gelir mallarını götürürler. Ben o hırsızlık malları çocuklarıma
yedirirsem, miğdelerinde sıraca kaynar. Gidebilirsin, Cehennem’in dibinde
ölebilirsin. Ama Dul Hanife’nın oğluna hırsızlık izni yoktur der.
-
Haaa. Bak dördüncü hikaye. Laf lafı açacak ki Ali Meraklı
yakın tarihe ışık tutsun.
-
Dedem Kel Ali bir harpten sanırım izinli döner. Sanırım
Balkan harbi’nden izinli gelir mi nedir hatırlayamıyorum. Bir bakar çocukları
aç. Olsa olsa ya Çanakkale..Ya Balkan. Aslında eski yazı bilen birinin eline
bilgi verip hangi harp olduğunu tespit mümkün. Neyse.. Bir bakar Songur
önündeki kahve varmış orada büyüklerinin elini öper, evine varmadan yanlarına
ilişir. Baban geldi denince çocuklar koşuşur. Dizine yapışırlar.
Büyük yanında
çocuk sevmek ayıp olduğu için elinin tersiyle ittirir çocuklarını, oğullarını.
Bilmem ama sanırım dedemin babasının da üç oğlu varmış.. Böylelikle dört
nesilden beri böyle gelirmiş.. Bu böyle gidiyor. Babam gile soyadlarını nüfus
memuru verir..
Konumuza
dönelim. Elinin tersiyle çocukları ittirdikçe çocuklar gitmiyor.. gitmeyince
Oradan amcası kör emmisinin arkadaşı
seslenir:
- Hadi Ali
evine git. Çocuklarını da hemen kucağına al.
Ha baaaakkk.
Kör Emmi deyince O’nun hali vakti iyi olmasına rağmen, Kel Ali hörfünden
faydalanarak bedavadan nasıl içki alemlerine
götürüldüğüne de burada anlatsam laf bir ay bitmez.
Söz..bu
meseleyi de bir başka hikayede, bir başka hatırada anlatacağım. Hatta onun bir de
dövüşe katılması var. İhtiyar arkadaşları ile Kör Emmisini kel Ali ayırırken
bir de böğrüne bıçak saplanması var.
Aman ne
orijinal hekayeler hekayeler.
Haaa.. nerede
idik? Kel ali üç oğlunu kucağına alır.
Evine çıkan
bayıra tırmanır. Kale camiin yanında istimlak olmuş ev.. Bir vay villim kopar. Ailesiyle sarmaş dolaş. Bir
iki gün derken, Herkes sevinç içinde. Hanife kadın durumları anlatınca içi
yanar. Çocukları çok açlık çekmiştir.
Yarın altı dönüm tarlayı sürelim de buğday ekelim hiç olmazsa o sizi destekler
der.
Efeendiiiiim
uzatmayalım. Öküz nerde eşek nerde? Kendisini pulluğa bağlar. Karasaban denir
sanırım. Karısı da karasaban’ın saplarına yapışır. Kuru tarlayı zorla sürmeye
başlarlar. Sert bir yere geldiler mi, zaten cüssesiz olan kadın havalara kalkar.
Pulluğun ucu yürümeyince çekim sebebiyle saplar havaya kalkar...
Hanife’nin
tuttuğu pulluk böylece Hanife’yi yukarılara kaldırır. Bu uğraş içinde iken,
yine anlatılana göre bakın ne oluyor?
Üç dört kişi
gelir başlarına. Bizler vergi toplayıcılarız. Derler. Biri:
Ali efendi altı
(siz Meciye deyin, altın değil sanırım) vereceksin. Der.
-
Niye? Vergi. ?
-
Bu tarlanın maliki sizseniz, ya da siz ekiyorsanız bu
parayı alacağız..
-
Yahu ben eskerden izinli geldim. Bu gün yarın gideceğim.
Üç çocuğuna ekmek çıksın diye görüyorsunuz nasıl bir uğraş içindeyim? Ne
parası?
-
Biz onu bunu anlamayız. Hemen bu parayı bulmazsan evine
hacize gideceğiz.
-
Eve haciz gitseniz bit düşse başının yarıldığını
görürsünüz... Para nerde mal nerde?
-
Rezil olmak var ya.. Bizi evine yorma şu parayı bul buşur
ver.
-
Doğru bu yara bulunacak Kel Ali’nin evine haciz gitti
deseler kim bilir nedendir diye herkesin ağzı çuval değil ya rezil oluruz.
-
Ha işte öyle.
-
Git Hanif e.. Kör
Emmimi hemen bul.. altı mecidiyeyi al getir. (Kör Emmi şehitlerden sekizin
karısının üzerine üzerine nikah yapıldığı, malı mülkü karınca kaderince bulunan
biridir. Para gelir ve adamlar giderler.
İyi de bakalım gece neler olur?
Kel Ali meşhur
bir haylazdır. Şu vereceğim sırra göre siz isterseniz eşkıya deyin. Harpten geldi ama, huyu
değişmez. Gündüz ki gelen üç dört kişi içinde birini tanıyordur. Gece o adamın
evini sessizlikle basar.
- İfşa edecek
olursan geberirsin! der. Gündüz ki aldığın paranın dört mislini hemen
ver..Yoksa beni tavuk boğazlar gibi boğazlarım der. Adam altına etmektense Kel
Ali’nin, yani dedemin istediği parayı
verip kuyruğu kurtarır.
Çünkü kel
Ali’nin haylazlığı memleketin bildiği bir husustur. Namı yedi mahalleyi ve
çevreyi kaplamıştır.
Irz, namus
düşmanlığı duyulmamıştır. Belli ve şhur meslek sahibi olmadığı, ömrü cephelerde
geçtiği için fakirlik boqnunda yafta gibidir. Niğdede bulunduğu zamanki
tavırları ise yedidüle nam salan kahramanca tavcırlarla doludur.
Ha şimdi
numaraladığımız hikayelerin hangisine
geldik?. Hanife kadın eve haram sokmuyor. Keşke Kel Ali ‘de öyle olsa ama, o
namını köreltecek olaylardan gıcık kaptığı için yukarda ki durumu düzenlemiştir
sanırım..
O olsa bu
İngiliz kumaşını taşıma işi sağde yağdan kıl çeker gibi halledilirdi.. Sizin
bildiğiniz dedikodusu yapılan Niğde zenginleri gibi şimdi biz de milyarlarla
oynardık.
Ben istiyor
muyum? Şu var ki hangi Rum gelmiş te malını götürmüş.? Size lafın yeri
gelmişken, Filorina’dan Türkiyeye göçerken, zorulu göçe zorlandığında, bir
sandık altın getiremeyen kayınpederimin babası Salih ağa’nın hikayesini sonra
anlatacağım. Sandığın içindeki altına sınırda el koyarlar sandığı boş olarak
ellerine verirler. OO’da bomba gibi bir yakın tarih hikayesi. O sandık halen
kayınpederimin eşyaları arasındadır. Sınırdan geçerken aranıp; bir sandık altın
Yunanlılar alır ve büyük bir iyilik ederek sandığı boş olarak Salih ağaya geri
verirler.
Evet sonra
anlatacağım.
Efeeendimmm..
Hanife Kadın İngiliz kumaşlarını taşımaya izin vermedi diye Musa, akrabağsı
Talip ile yürüye yürüye Konya’ya gider. Mevlana’nın muhitinde arabacılık
çıraklığına başlar. Oraya yakın bir ev alır.(Ben o dört beş yaşında iken, otuz altı gün kalıp
geveme oldum. Hikayesi sonra bir başka anlatımda)
Böylelikle okul
altındaki İngiliz kumaşları bir başka Niğdeli’yi şimdiki tabiriyle ( milyarder
etti) bizimki Konya’da, Çumra’da zengin oldu ama, elli beş yaşına kadar avrat
oynatıp; sonra da hacılığa gidip gelmeye merak sardığı için çocuklarına,
torunlarına etin suyunun suyu kaldı, çoğu zor geçinmekteler şu an.
Nerede mi? Hatay
da, Antalya da, Niğde’de deyiver gitsin…
Efendim şu an
sıra Ulukışla’dan gelen buğday meselesinde mi ?
Yine o Hanife
kadın torunlarının açlıktan kıvranması karşısında oğlu Ahmed’ e şöyle yüklendi
demiştik.
-
Git nereden bulursan bul, bu çocuklara ekmek getir. Yoksa
geberecekler açlıktan. Sen besleyemeyecektin de niye peydahladın bunları?.
Gavurun malını
çaldırmayan Hanife kadın, buğday meselesinde zikretmese bile ikinci oğluna:
Git al bul
gel.derken belki de gizli olarak çal da getir mi demek istedi acaba?
Konu evlat
olunca sorumluğu omuzlarına alıp aza razı oluyordu ama torun olunca kuralları
yıkmayı da beceriyordu demek ki?
.Bilemem.. Torun sevgisinin evlat sevgisinden de yüksek olduğunu bu hikayeleri
tekrarladıkça anlıyorum. Bildiğim şu elli defa dinledim.
Ahmet trenle mi başka bir vasıtayla mı Ulukuşla’ya
gider. Bilmem Ulukışla içinden bilmem köyünden bir çuval buğday bulur. Getirme
işi mesele. İstasyon’da memura yalvarır:
((- Yasak
olduğunu biliyorum ama hayvan vagonlarında getireyim.. Şehre girmeden
Dabakna’ya atlarım!.))der.
- - Mümkünse en
arka vagona yükleyeyim buğdayı mı.Bunu götürmezsem torunlarının acısıyla
kıvranan anam beni eve sokmaz der. Kim
bilir belki de çocuklarım can çekişle haline girebilir, der.
Bu yalvarış bir
memurun gönlünü acıtır ki:
-
Biz seni görmedik. En son vagona tren ötünce atıver.
Kendinde üstüne gizlice otur.Hayvanların arasında kaybol ha derler.. Niğde’ye
girerken dabakna da geçitte tren hafifleyince çuvalını kakala. Nasıl götürsün
evine götür der. Buna, bu izne sevinen Ahmet, tren kalkarken çuvalı yüklemek ister ama nafile Ancak merdivene
koyabilmiştir. Merdivelere kendi de sürünerek biner. Sonra gövdeyi hayvan
ayakları altına çeker. Başı dışarda, bir eliyle, evet, bir eliyle Çuvalı
Niğde’ye kadar tutar. Nasıl donmadı?
Nasıl zaturre olmadı?. Hava sıcak mı idi bilemem?. Ben bana
anlatılanların nakilcisiyim,
yalancısıyım.
Niğde’de
geçide, Dabahna’ya yaklaşırken çuvalı iter ve kendi de atlar ama, hatırladığıma
göre buğdayın ya tamamı ya de bir kısmı dökülür. Toplayıp eve götürmesi de pey
maceralı olur.
İşte eski
hekayeler..Yahu madem ki vaad ettik. Anlatmadığımız iki hekayeyi de nakledelim
ki unutur gideriz. Yetmiş bir yaşına girerken belki dünya değiştiririz. İki
tatlı hikayeyi de birkaç defa yazdım ama böylelikle önemli bir nottan mahrum
olmasın.
Efendim eskiden
neyin doğru neyin eğri desem kayınpederimin babasının hikayesi 1922 ler sırası…
Kör Emmi’nin
bedavacılığı daha eski ama, konu Niğde olunca Kör Emmi’yi arkaya bırakalım. Ha
bak aklıma geldi. Kayardı ve Aravan Kurdunus mağalarında avrat oynatmalar
hikayesine sıra gelmese de, anlatamazsam da Gökçe Dede roman ciltlerinde
yazılıdır.. Oradan okursunuz.
Salih ağa,
Yunanistan’ın Florina muhitinde çiftliği
var. Hatta İstanbul’da fabrikası olduğu
söylendi. Önemli olan Yunanistan’da ki çiftlik. Konumuz o.. Florina da ki
çiftlik. Bir Rum’la ortak. Bu mübadele lafı çıkınca ortağı Rum:
-
Salih ağa seni severim. Bizim hükümet, sizi Türkiye’ye
gönderecekmiş. Malın ben de kalacağına göre ben bulabildiğim kadar bedelini
ödeyim. .Ben bulup buşurayım senden eski tarihle satın alayım da sen parayı
götür der.Tabi oda bir kumar. Artık nasıl olur bilemem. Bir sandık altın eder. Sarıp sarmalamaya
rağmen sınırda bulur çıkarır Yonan jandarması. Elinden alırlar ve sandığı boş
olarak Salih ağaya verirler.
6 yaşında
Türkiye’ye İzmir’e gelen kayınpeder anlatırken heyacanlanırdı. Çünkü olanları
hatırlıyordu. Kayınpeder tren tamircisi olarak hayatını kazanan gün görmüş, hoş
sohbet biri idi. Sosyal olaylara getirdiği yorumlar, olaylara müdahalesi tam
bir Osmanlı erkeği idi.
Onun
hikayelerini Nazilli Anadolu gazetesi’nde çok yazdım. Biri kollaksiyonlardan
bulup çıkarırsa orijinal şekilleri pek
çok.
-
Vardığı memleket te vali, kaymakam, Müftü’yü ziyaret eden kayınpeder Niğde’ de
altuncuların cemekanına ilk defa etiket koyduran adamdır, desem doğru olur. Hele simitçi çocukların belediye çavuşları
tarafından kovalanmasını alaya alan anlatımları pek meşhurdur. Kısaltalım.. Yok
ben geveze miyim ki lafı uzatayım.? Bir kaç cümle kurarak sizinle sohbet ettim
o kadar….
-
Lafı kısa keselim derken Marangoz Ahmet Ağa’nın Torbalı
Mescidinde ki 1946 seçiminde Altı ok’ a nasıl oy olarak sandığa attığını anlatmayı unuttuk.
/*/
Mağden Hanı
karşısındaki ekseriya hakim, jandarma komutanı gibi kimselerin icara oturduğu evin
yapılışı sırası. Memlekette çeşmelerde su yok.Marangoz Ahmet amelelere çayır mahallesi Fesleğenden
su getirtiyor. (Şimdi stadın yanında idi.) Çatı örülmeğe çalışıldığı gün ben de
damdayım. Küçük çişim geldi. Merdivenden aşağı indirmektense, meşgul olmaktansa
bir köşeye arttır! dediler Küçük çişimi dama ettim. O sırada idi. Tam altı
yaşında olduğum için sinema gibi aklımda., Aşağıda bir polis belirdi.
-
Ahmet ağa aşağı gel dedi Babam nefesini merdivenlerde
alarak hemen indi. Sonra ki durumu anlatımları şöyle:
Polis babamı,
Torbalı mescidine götürür. Seçim var oy kullanacağın der. Babam altı oku
bildiği için almıyor karşısındaini DP oypusulasını alıyor zarfa yerleştirmek istiyor. Açık oy,
gizli tasnif buyur buradan yak.
-
Polis bunu görünce Ahmet ağa o kağıdı deyil şunu zarfa
koyacaksın der. Altı oku uzatır. Babam
oynanan oyunu hemen fark ettiği için direnmek ister.
-
-Memlekektte çeşmeler akmıyor. Su yok. Amelelere
omuzlukla fesleğenden su getirtiyorum. Beni meşgul edeceğinize, sizin at
dediğinizi atacağıma göre siz benim yerime sandığa onu atıverse idiniz ya! der.
Polis gür
sesiyle:
-
Ahmet ağa lüzumsuzluk etme. Şunu at dedik. Direnmek
mümkün mü.? Marangoz Ahmet eline tutuşturulan altı oku zarfa koyar ve sandığa
atar. Buyur ne gozel hekayet.
Bu hikayeleri
internete yerleştirdikten sonra fark ettim. İki önemli hususu daha
nakletmemişim. Birisi Kör Emmi ve arkadaşlarının kavgası. Ardından kel Ali’nin
böğrüne bıçak sokuluşu.Diğeri ise, Kör Emme’nin bedava oturak alemlerinde misafir
edilişi..
Kör ve
Arkadaşları sarhoş. Zamanında çarşı hamamının
olduğu muhitte büyük milli kahraman Alaybeyoğlu’nun evi vardı. İşte o
muhitte, iki arkadaşı veya üç arkadaşı Kör Emmi’ye yüklenirler. Hepsi sarhoş.
Kör Emmi’nin sesi ta Alaaddin tepesi yanında bulunan Kel Ali ‘nin balkonuna
ulaşır. Kel Ali’yi oturak alemine götütrken muhafız olyarak götürürler sbanırım
sonradan da masraf ettirmek isterler. Olsa olsa ihtilaf böyle çıkmıştır.
Kel Ali karısı
Hanife’ye:
-
Yine amcamı hırpalıyor arkadaşları, gideyim de şunu
getireyim! der. Tepeden aşağı inip, Alaybeyoğlu’nun evinin yanına gelir.
Aralarına girer ve Kör Emmisini kucaklar aralarından çeker.
-
Bizim arkadaşımızı nereye götürüyorsun diye biri elindeki
çakıyı Kel Ali’nin beline dürtüverir. Kel Ali böğründe yanmayı hisseder ama
biri bir demirle böğrüne vurdu sanır ve oradan amcası ile birlikte uzaklaşır.
Eve gelinceye kadar epey kan akmalı ki, Kel ali kendisini halsiz hisseder ve
evinin kapısına yığılır. Kör emminin uyarmasıyla, Ali’nin karısı kocasını içeri
alır bir bakar ki kan revan. Hemen pansuman ve
Kılıç otu eker yaraya ..
-
Şaka maka Kel Ali bir hafta yatıverir. Ama olay o muhite
yayılır. Kel ali amcasını arkadaşlarının elinden alırken, birisi beline bıçak
sokmuş. Herkes merak içinde .Kel Ali kahveye çıkanca hangisinin leşini yere
serecek ve ya hangisini paluza yapacak?
Kel ali iyi
olur. Kahveye çıkar herkes pür dikkat.
Kel Ali:
-
Kimlerdi o gün münakaşa edenler der. Karanlıkta kim
olduklarını bile zamanında merak etmemiştir. Faillerden birisi üç kişinin ismini
verir. İkisi kahvededir. Kel ali onlara döner. Bu bu basit bir olay değil.
Ödeşmemiz için birinizin karnını deşmem lazım. Ama ne yazık ki amcamın sarhoş
arkadaşlarısınız. Bu defalık affediyorum. Sakın ola ki bir daha bıçak mıçak
taşımayın.
Ayıp söylemesi
bıçağı en saklı yerlerinizde bulursunuz, şaşmayın ha. Der.
Kel ali’nin
amcası Kör Emmi Ali sayesinde memlekette dayı gibi rahat bir hayat sürmektedir.
. Kimseye eyvallahı yoktur. Herkes,
O’nunla münakaşa çıkar da Kel Ali meseleye bulaşır diye endişe içindedir.
O sıralar
bucakçayır mevkiinde hiç kimse avrat oynatamıyor. Çünkü Kel Ali giriyor
eğlenceye.. Kadını alıp, hangi muhutin kadını ise o muhite bırakıp gidiyor.
Fuhuş katiyen söz konusu değil. Kimse de ağzını açıp, ne yapıyorsun, Türk’ün
elinden kadın alınır mı bu ne cesaret??? diyemiyor.
Birkaç kişiye
çarpıştırıyor. Bu da işin cabası. Çıkıp gidiyor. Dim diyen olmuyor.
Aldığı
kadınları ekseriya Pancarcı mahallesinde hatırı sayılır bir adama teslim ediyor
ve oda ya evlenmesi için veya helal ekmek bulması için mücadele ediyor.
Bir gün
bakmışlar yine bucak çayına yakın bir mevkiinde avrat oynatıyorlar. Biri
sormuş:
-
Ne cesaret yahu? Kel Ali adamın imanını keser. Ne
cesaret? der.. Birisi cevap verir:
-
Şu baş köşedeki Kör Emmi’yi görüyor mu?
O Kel Ali’nin (haşa)
Allah’ıdır ..
Onun olduğu
muhite Kel Ali’nin gelmesi ve kadın götürmesi söz konusu olamaz! derlerler. Gel
zaman git zaman o muhitte kadın oynatmak isteyenler Mutlaka kendisinden para
almadan Kör emmiyi alıp baş köşeye oturtuyorlar. Körün işi tıkırında. Bedava
rakı ve bol sohbet. İtibar o biçim. Bu seneler boyu devam ediyor.. Kel Ali
huzursuz. Bıçaklanma olayından sonra, bir gün amcasını evinde sekiz hanımı
yanında sıkıştırır:
-
Emmi yeter ettiğin. Sen zıkkımlanacaksın diye Bucak çayır
mahvoldu. Bucakçayırda kadın oynatmayı kaldırmak için senin sokağa çıkmaman
lazım. Aksi halde hemen seni koltuklayanlar oluyor! der. İtibarımız kayıp
omlmasın diye bulunduğun yeri basamıyorum. Bu son bak karışmam ha. Seni de yaka
paça ederim yoksa… Amcası utatır ve gerçekten dışarı çıkmamaya çalışır. Çıksa
da sınarlarına görünmeden çıkar.
Saklanarak çıkar. Kimse de evinden zorla götürme esaretini bulamaz..
-
Kısa konuşuyum diyom ama, bu site var olalı, bizi iyice
geveze etti vesselaaaaam…...
***************

RECEP TAYYİP ERDOĞAN VE ARKADAŞLARI İDAM İLE YARGILANMAYA
BAŞLADIKLARINDA, BU GÜNKÜ PALAVRACILAR KAFALARINI NEREYE SAKLAYACAKLAR?
Bu dünya Sultan Süleyman’a bile kalmadı.
Kıyametçi Hoca’nın dedikleri çıkıyor mu?
Aman canım onun dedikleri de pek palavra yani?
Yağ çekmekle yer tutar gibi hareket ediyor..
-------------------
BTP Lideri Prof. Dr. Baş, terör meselesinin halledilmesi için yapılması
gerekenleri aktardı. BTP Lideri, “Devletin siyasi iradesine düşen vazife o
kardeşlerimizin karnını doyurmak, sırtını giydirmektir” dedi
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, son günlerde
yeniden alevlenen Güneydoğu ve Doğu Anadoludaki bölücülük faaliyetlerinin
tarihsel analizini yaptı.
Dış güçlerin bölgedeki faaliyetlerine dikkat çeken Prof. Dr. Baş, şunları
söyledi: “Mavi gözlü, sarışın, uzun boylu adamlar. Bunlar kim yahu? Bir
böyle, iki böyle, üç böyle.. Bizim de tanıdığımız siyasi kişiler var: Biz böyle
acayip insanlar görüyoruz ve bunlar gidiyorlar en mukaddes yerlerimizde oturup
kalkıyorlar. Kim olduklarını bilmiyoruz. Birileri çıkıp, ‘Sen sus canım, öyle
şey mi olur? Bunlar Müslüman olmuşlar’ diyor. Öyle mi? Kusura bakma. Sonunda
zaman içinde kalbimizin endişe ettiği o insanların ülkenin insanını birbirine
çarpıştırmak için gelen ajanlar olduğunu öğrendik. Bunun istihbarat tarafından
bilinmesine rağmen hepsi elini kolunu sallayarak o bölgede çalıştımaya imkan
buldular. Ne oldu sonra? 1984 yılının sonlarından itibaren bir de baktık ki
Güneydoğuda bir fırtına koptu.”
Kimliğimizi kaybettik
Geçmişte Hicaz bölgesini Osmanlı’dan koparan oyunların aynısının şimdi de
Güneydoğuda oynandığına işaret eden Prof. Dr. Baş, yıllar önce başlayan ajanlık
faaliyetlerinin hedefinin ‘hem milli, hem de dini bütünlüğümüzü parçalamak’
olduğuna dikkat çekti. Prof. Dr. Baş, bu çerçevede şu örneği verdi:
“Kolluk kuvvetleri anarşinin önüne geçemez. Çok yanlış bir mantık var.
Eğitim, öğretim, bunlar anarşinin önüne geçer. İnsanı yetiştireceksin.
Kanunları yapan da insandır, uygulayan da. O kanunları yapan insanlar uygulama
ahlakından mahrumsa, dünyanın en güçlü nizamını getir hiç bir netice
alamassınız. Bugün bizim yetiştirme tarzımız o bakımdan maalesef iflas etmiş
vaziyettedir. Bir kimliğimiz kalmamıştır. Soruyorum hangi Türk büyüğünün
karakterini edinmek için gayret ediyorsunuz? Hangi Müslüman Türk kimliği
gibi olmaya çalışıyorsunuz? Soruyorum var mı örnek aldığınız bir insan? Var mı
arkadaşlar? Böyle millet olur mu?”
Terör sorunu nasıl çözülür?
BTP lideri bu açıklamalarının ardından sözü teröre ve terörün çözümüne getirdi.
“Devletin en önemli görevlerinden biri de vatandaşının geçimini garanti
altına almaktır” diyen Prof. Dr. Baş, siyasilerin yaptıkları yanlışlıklara
da dikkat çekerek, şunları söyledi: “Sen oraya işi getirmezsin, sanayiyi
taşımazsın, hayvancılığı ve madenciliği terk edersin, insanları işsiz halde
bırakırsın. Ne karısının işi vardır, ne kocasının işi vardır, ne oğlunun işi
vardır, ne gelininin işi vardır, hiç birinin işi ve eğitimi yok. Senin gayen
onu dağa çıkartmak mıdır? Bu siyasetin cinayetidir, devletin değil. Var mısınız
hesap sormaya?”
Siyaset halka hizmet etmeli
Milli Ekonomi Modeli’ndeki sosyal devlet projeleriyle devlet millet
kaynaşmasını sağlayacaklarını söyleyen Prof. Dr. Hayar Baş, şöyle konuştu; “Geldik
dedik ki ülkenin düzelmesi için bu insanları hiç birşeye muhtaç etmemeniz lazım.
Devletin siyasi iradesine düşen vazife o kardeşlerimizin karnını doyurmak,
sırtını giydirmektir. Milletvekili seçilerek, millete caka satan adama
ihtiyacımız yok. Millete posta koyan adama ihtiyacımız yok. Hizmetçiye
ihtiyacımız var.”
[18.02.2011]
NAZIM HİKMET NEDİR,
NE DEĞİLDİR?…
ŞİMDİ İSLAMI YERİN
DİBİNE BATIRMAK İÇİN AMERİKANIN GÖLGESİNE SIĞINAN, ONUN DEDİKLERİNİ YAPANLARI
GÖRÜNÜCE, NAZIM HİKMETİ MAZİDE SUÇLARKEN AŞIRIYA KAÇTIK MI BİLMİYORUM.
AMA, CUMHURİYET
GAZETESİNİN 1950 DE YAZDIKLARINI YALAN KABUL EDEMEYİZ. Nazım, komünizme
inanırken Türk’e ve İslam’a korkunç darbe vurmuştur. Dürüst bir insan deme
mertebesine varmadan, ölürken Rusya’nın istismar ettiği komünizmi çok güzel
anlatmıştır. Demirperde gerisi memleketler, nazımı överken bazen sapıtırlar.
Şöyle derler:
Türkiye de Nazım’a
fazla yüklenilmiştir. Onlar İşte ocaktaki 1950 deki Nazımı bilmez görünürler. O
Nazım sıfırdı. Kurşuna dizilmesi gerekirdi.
Sonra milletimizin ve maneviyatımızın değerini anladığını söyleyebiliriz.
Bu bakımdan Nazım Moskova’da iken onu anlatan üstatlarım tamamen haklı idi.
Necip Fazıl, Osman Yüksel serdengeçti, Ahmet Kabaklı ve bilhassa Ergun Göze
yazdıkları ile tarihe mal olmuş büyük milliyetçilerdir.
Azerilerin vs ülke
düşünürlerinin bu bakımdan Türkiye’de anlatılan Nazım’dan dolayı hiç kimseyi
suçlama durumları yoktur. Demirperde gerisinde düşünmeye çalışmışlar ama ne
kadar düşünebilmişler, neleri ifade edebilmişlerdir bizce malum.
Nazım şiirlerinde
Türkçe’yi kullandığı zaman en
büyük edebiyatçımız sayılabilirdi. Kendisini Müslüman sayan, Türk sayan nice
gafil yazar ve şair Arab’ın ve Farsın taklitçisi durumda iken, Nazım Türk gibi
yazmıştır.
Onun Polonya asıllı
oluşunu, vs zikretmek meseleye su katmaktır. Tek kusuru Komünizm’e taparken
ölçülerin hepsini yitirmesidir. Ama, öleceği zamana yakın gerçek Komünizm’i ve
Rusya’yı görünce kendisini bir nebze affettirecek görüşler ileri sürdüğünü bu
gün açıklıkla biliyoruz. Bunun için de Ilıman İslam’ı çıkaranların onun ayağına
yüz sürmesi gerekir diyoruz. Çünkü onların ihaneti Nazımdan hiç aşağı değildir.
Ne zamanda uyanacakları belli değildir.
Bu bakımdan nazım
tarihte büyük hata yapan bir şairdir. Öleceği zamana yakın dürüst görüşler
ileri sürmüştür. Türkçeyi çok saf kullanmakla, çok seri kullanmakla vatanperver
gibi davranmıştır. O’nu değerlendirirken gerçeklere dayalı yukarda ki
düşünüşleri unutmamak gerekir.
Hiçbir Azeri ve
benzerleri de nazım’ın üstatlarım
tarafından değerlendirilişine sakın ola ki, dil uzatmamalıdırlar. Bu
bakımdan nazımın ortak değerimiz sayılabilmesi için bu yazdıklarım
hazmedilmelidir. Yok onu Komünist tarafı ile yüceltirlerse, yerle bir edilecek
elimizde çok malzeme vardır.
Bizim sonuç
cümlemiz şöyle: Yanlış davranalar Nazım gibi uyanmalı, onun kullandığı dili
kullanmalıdır.
************
BANKALAR
Düzende faizciler, karanlık kimseler bulunduğu için bankaların ayrıca bulunması yararlıdır. Şu
varki, bankalarda astronomik yarar elde etmek için pek çok suistmali
yürütmektedirler. İdareci denen bir kısım şerefsiz iyi takip ederse bankaların
suistimali önlenirl. Bu bakımdan bankanın bulunması yararlıdır.
Şu varki kimlik ibiliglerini daha baştan alıp işlememiş gibi her kart
değişmesinde araya ne olduğu belli olmayan tebligatçıları koyup, kimlik
bilgilerini genel ev bilgilerine çeviren bazı bankacıların
Öküzlüğüne tahammül mümkün
değildir. Bir çok bankadan kart istenmediği halde sokaklarda öpücük dağıtır
gibi kart dağtılması bir şerefsizlik örneğidir. Hele gereksiz kuyruklar. Devlet
olsa bunları sıraya koyar. Devlet var mı?
****************
Bir gazete yazmış.. Erbakan meydanlara iniyor! Nasıl dedim..
Sürünerek üç kişi tutarak dediler.
------------------------------
Yeniçağ’dan Sabahattin Önkibar’ın makalesini okuyunca Türkiye gazetesinden Ahmed’in ne kadar canhil biri olarak sunulduğunu daha iyi anladım. Cahil köpek, sabahları bir saat içinde aklına göre nutuk atardı. Kuranın tefsir edilmesinin günah olduğunu söylerdi. Binlerce telkininin en küçüğü bu gibi idi.Türkiye’nin en büyük yazarı aşağıdaki makaleyi yazınca demekki gördüklerim gerçek facia imiş diyorum.
ÖNDER İNSAN
MEFAİL BEY
Her insanın
bilinçli veya tesadüfi olarak, kendisine önder seçtiği kimseler vardır. Benim
bu konuda başımı yastığa koyduğumda önder seçtiğim insan olarak Mefail Bey’in adını
anmam gerekir. Kendisini çocukluğumdan beri tanırım. Sonradan hısım da olduk.
Ama, hısım olmadan öncede ağır ve vakur hareketleriyle benimsediğim bir
kimseydi.
Müze Müdürü
Celal Bey’le Kayseri’ye milliyetçi bir toplantıya mı gidecektik, Kayseri’de Arif
Nihat ASYA’yı mı dinleyecektik, muhakkak, kurulumuzun üyesi, Mefail bey
beraberimizde olurdu. Şöyle desek doğru olurdu:
Beraber
olacağımız yegane insan, olmadan olmayacak tek insan Niğde’de Mefail Bey’di.
Sonradan en büyük ağabeyimle bacanak oldular. O’nun tavır ve hareketlerinde
yine değişiklik olmadı.
Bin türlü
eksiği bulunan bin insan olarak kendimin en bariz özelliğinin yedi yaşında
Türklüğe ve İslamiyet’e hizmet nasıl olur bunun projesini yapmış kimseyim. Bu
fikri bana Kel Ali’nin karısı Hanife kadın, baba annem, bizim söyleyişimizle
büyük annem verdi. . Bildiğim
bildiğim ölçüde ve vasıfta yolumda yürüdüm. Acizliğimi kabul ettiğime göre,
tevazuyu bırakıp özeti de söylemem gerekir:
Yaştaşlarımın
yirmi fazlası veya yirmi eksiğiyle birlikte yaşadığım şehrin, civarın en çok
dava hizmetçisi olan kimseydim. Bundan otuz sene öncesinde beynimde bir fikir
belirdi:
İslam’a hizmet
edeyim derken önemli bir hususu ihmal etmiştim, bilmiyordum: ((Yobazlık,
İslam’ı yaşayışın bitişiğinde, düşünülmez ve şuurlu bir şekilde önlenmezse her
zaman fışkıracak bir kavramdı. Bunu bana anlatan ve ikaz edeni görmedim. Kendim
bu konuyu sonradan böyle düşündüm.
Kafamdan Mefail
bey geçmeden kendime o zamandan beri, otuz senedir söylediğim bir şeyi tekrar
edeyim:
Bir emekli
öğretmen olsaydı ve çalışmalarımı takip edip bana şu nasihatı verseydi, muhitim
de sanırım yobaz yığınlar bulunmazdı. ((Osman bey, hizmet ettiğini sandığın
şeyin yalnız İslamiyet olduğunu sanma. Muhafazakarlığa çalışırken paralel bir
kavram vardır ki, adı yobazlıktır. Komünizm’in çeşitlerinden de tehlikelidir.
Zira, gelişmesinden herkesin o anda haberi olmaz. Sinsi bir şekilde İslam’ı
mahvedecek bir akım olarak gelişir ve insanlığa, milletimize, muhitimize,
ailelerimize zarar verir!))
Evet.. Bunu
otuz senedir söylerim..Düşünürüm..Eğer beni aydınlatan biri olsaydı sanırım
Niğde muhitinde yobazlık gelişmezdi. AB ve ABD’nin işine gelen, tahrik ettiği
yobazlığın kökünü elli sene önce kazırdık önemli bir ölçüde.
Bu gün gece
saat dörtte uyandım. O’nu düşün bunu düşün derken aklıma bu geldi. Yahu benim
önderim, beğendiğim insan Mefail bey yobazlıktan bahsetti mi? Bana anlattı mı
bu konuyu. Münibüste Kayseri’ye giderken, Emekli öğretmenler derneğinde çay
içerken, mutlaka bu meseleden bahsetmiştir.
Bir konuyu
anlatırken ben onun sesini yükselttiğini görmedim. Ağır sakin anlatır ve
beyninize yerleştiğini hissederdiniz. Bir gün Emekli öğretmenler derneğine bir
isim taktım.: Ihlamurcular Derneği. O’na çok güldü ve tasdik etmişti.
Onaylamıştı yani.
Buraya toplanan
Müslüman insanlar, sohbet ederler, çoğunlukla ıhlamur içerler, Milliyetçi
muhafazakar insanları desteklerler, ama içlerinde Mefail bey bulmak çok zor
idi. İtilirse yürürler, teşvik edilirse konuşurlar. Velhasıl pek de görevlerini
yapan insanlar değildi. Her zaman söylerim:
Niğde’de din
adamları arasında Sütçü İmam örneğinde değil, onda biri etkisinde bir kimseyi
ben görmedim. Hepsiyşle yakınoldum. Teşvik ettim. Anlattığım fikri ve siyasi
hatıralarım arasında bu zümrenin çok büyük hatalarını zikretmişimdir., Halbuki
örnek olması gereken bir sınıftı.
Gelelim Mefail
bey’e.. Örnek insandı benim için. Eğer ondan bir konuşu sormuşsanız bütün
sadeliği, tevazusuyla durumu anlatır, sorduğunuzdan dolayı mutlu olurdunuz.
Faydalı konuları aşılardı size.
Niğde’de ilk Bozkurt
levhasını asan kişi olarak yetmişli yılın başında Ülkü ocakları derneğinin
duvarında sallandıran kişi olarak Osman ÜÇER olduğunu herkes bilir. Ötesini
hatırlamadığım için sözüm yalan sayılmasın.
Yakasına ilk
bozkurt takan kimsenin de Niğde’nin Mefail Bey’i olduğunu bu gün yetmiş ikiye
ayak basacak olan ben söylüyorum. Mefail bey, Niğde’de Türk Milliyetçiliği’nin
en çok sözü dinlenir, itimat ettiği, değerli insandı. Allah rahmet eylesin.
Mefail bey,
örneği az bulunan ender insandı. Ağırlığı, sakinliği, bıraktığı etkiyle aranan
insandı. Geceleri evinde okur muydu bilmem? Meseleleri takip ettiğini, namazını
kaçırmadan kıldığını, hayat arkadaşının da bulunduğu sohbetlerde fikri
sohbetler yapmasının yetişmede ekti yaptığını biliyorum. Kurdunus Rumları’nın
(Türklerinin) bir çok özelliğini ben O’nun karısının anlatımından biliyorum.
Allah rahmet
eylesin. Mekanını Cennet olarak nasip etsin. Bir kaç yıl Cehennem hayatı
yaşadıktan sonra tahmin ediyorum Cennete yolcu edileceğiz. İlk soracağımız
adres Mefail bey’in oradaki mekanı olacaktır.
--------------------------------------------
ALLAHIM ! TOPLUM NE
KADAR LAÇKA
İNZİVAYA ÇEKİLDİĞİM
MEKANIMDAN MECBURİYET HASIL OLUP DA ŞEHRE İNERSEM ŞEREFSİZLİKLERLE
KARŞILAŞMAMAYA İMKAN YOK..
BU YAŞTA
İHTİLAFLARA KARIŞMAK BANA YAKIŞMAZ. ŞU VAR Kİ YAKIŞAN KİMSELER DE ŞEREFSİZCE
SUSMAKTADIR.
YAZAN: ALİ MERAKLI
Yaşım
sebebiyle, yorgunluklarım sebebiyle inzivaya çekildim. Kitap okumak ve
internetle uğraşmaktan öte olaylara girmemeye çalışıyorum.
Gel gör ki, can
çıkmayınca ihtiyaçlar da bitmiyor.
Elektrik su paralarını yatırmak, bankalardan almak vermek, PTT ile
ilgili işleri yürütmek, maliyeye uğrama durumu var.
Gel gör ki,
daha şehre uzanırken şoforların önemli bir kısmının laletayin hareket etmeleri
insanı kahrediyor. Üzerinize sürmeleri, haklarına hiç razı olmamaları kafanızı
haddinden8 fazla bozuyor. Belinde tabanca olsa boşaltacak nisbette
haksızlıklara uğruyorsunuz. İnsan hayatı bunlar için bozuk para kadar önemli
değil.
Üzerinize
üzerine sürmeler, hakkı olmadığı halde hamleler yapmalar bu şoforların vatan
haini olduğu kanaatini uyandırıyor. İçinizden:
- Orrrospu
çocuğu! diye bağırmak geliyor. Muhterem Trafik ilgilileri politikacıya rastlayıp durup dururken tayin
olma korkusuyla görevlerini yapmıyorlar. Önemli bir kısım şofor tam anlamıyla
vatan haini gibi.
Elektronik
aletlere milyarları veririz. Çoğu çalışmaz. Para ödemesi için kartı uzatırsınız
Affedersiniz para veremiyoruz.. İçeri girersininiz sizi memura götürürler.
Mademki açtım ödemem gerekir der. O da sokurdanarak paranızı öder. Elinizde
olmayarak başkalarının sırasını aldınız. Arkanızdan bir kişi ne yapıyorsun
arkadaş dese mahvoldunuz., Banka gişeleri tamamı öyle. Anlatmayla bitmez
rezaletler.
Sevmek insanı
küçültür. Bir akıl verseniz de o yoldan gitsem. Yaşlanınca aklım başımdan iyice
gitti mi yoksa toplum denen kavram anasının ……
mı? Gördü?
***********

İŞİ İŞ. PANTOLON VS UYDU AMA, ŞAPKA GİYMEYE BOZNUZLAR MANİ OLUYOR.
-----------------------
BU KADAR HUKUKSUZLUK
OLMAZ
TUTUKLAMA İÇİN E GÖSTERİLEN
SUÇ ARAŞTIRILACAKKEN,
16-12 SENE ÖNCEYE
AİT (Kİ BENİM DEĞİL DİYOR) BANTLARDA ADI GEÇEN HIYARLARI, EĞİLİMLERİ BELLİ
HIYARLARI ÇAĞIR ONLARI ŞİKAYETÇİ ET.
Terk ettiği yerden
bant buluyorlar. Yuh be?
BU KADAR DÜZMECE
ADALET OLMAZ.
BU TÜRK TARİHİNDE EŞİ
GÖRÜLMEMİŞ ADALET REZALETİDİR,.
AKP BU GİDİŞLE
İÇİNDEKİ İDAMLIKLARIN SAYISINI EPEYCE ARTIRACAK GİBİ GÖRÜLÜYOR..GEREKÇEKTEN
KORKUNÇ GÜNLER
YAŞIYORUZ.
GERİCİ OYLARLA
BAŞA GELEN BİR İKTİDAR, İDAMLIK SUÇLAR İŞLİYOR. UTANMADAN HUKUKSUZLUK YAPIYOR
VE İNSANLARI GÖZ ALTINA ALIYOR. BUNLAR AKP’NİN AMERİKAN VE AB EĞİLİMİNDE
OLMASINI, İHANETİNİ İSPATLAYAN KİMSELER.
BU GİDİŞ, TÜRKİYE
İÇİN ÇOK KORKUNÇ GÜNLERİ GETİREN BİR ZAVALLI TUTUMDUR.
ALLAH KAHRETSİN
HUKUKUSUZLUĞU DESTEKLEYENLER, BELADAN KURTULMASINLAR.
NAMUSLU VE
VATANPERVER VATANDAŞLAR VAR İSE BU KORKUNÇ GİDİŞE DUR DEMEK İÇİN ÇILGINCA
MÜCADELE BAŞLATMALARI GEREKİR.
*********
Dr.gürbüz Turgay
gönderdi.
Yine teslim edildi.
Yine eylemler
yapıldı.
Şırnak
'ta 50 000 kişi toplandı.
Lanetliyorum,eylemleri
değil artık!
Teröristi teslim
eden vatan hainini !
--
jin.dr.gürbüz turgay
ADAM SANKİ
ALLAH İLE ORTAK
Değerli
Dostlar,
Adam,
sözüm ona din adamı. Referandumda “Evet demek vaciptir” ya da “Evet demek umreden daha hayırlıdır” diye fetva veriyor.
“Evet” demenin vacip olduğunu nereden biliyor? Kuran-ı Kerim’de
böyle bir ayet var mı? YOK.
“Evet” demenin, umreden daha hayırlı olduğunu nereden biliyor?
Kuran-ı Kerim’de böyle bir ayet var mı? YOK.
Adam
sanki “ Allah ile ortak” veya peygamber gibi o
kadar mübarek bir adam ki, Allah ona vahiy yoluyla “evet
demenin umreye gitmekten daha hayırlı olduğunu” bildirmiş.
Dinimize
göre bunun adı “ŞİRKTİR” ve Yüce Rabbimizin
asla affetmeyeceği en büyük günahtır. Bu adama kanarak oyunu kullananların da
bu şirke ortak olup olmadıklarını ise Allah bilir.
Adam
din tüccarı. Siyasal ve maddi çıkarları için Müslümanlığı düpedüz pazarlıyor.
Dini duyguları siyasal reklama dönüştürüyor. Saf ve mütedeyyin Müslüman kardeşlerimize
üçkâğıt açıyor. Allah adını siyasal çıkarlarına alet etmeye çalışıyor. Allahtan
korkmuyor ve kuldan utanmıyor. Bu milleti aptal yerine koyuyor.
Bu
gibi tiplerin nasıl canhıraş, nasıl hayâsızca bir hamle ile "EVET"
oyu için İslam dinini kullandıklarını görüyor musunuz? Demek ki bu referandum
bazı “EVETÇİLER” için demokratik bir oylama değil ölüm-kalım meselesi olmuş.
Çünkü
“HAYIR” oyları galebe ettiği an, kendilerine biat etmiş yandaş hukuku
oluşturamayacaklarını, iktidardan düştükleri gün tarafsız yargı önünde hesap
vermek zorunda kalacaklarını ve bütün cephelerdeki çıkar tezgâhlarının altüst
olacağını biliyorlar.
İşte
bu nedenlerden dolayı, mütedeyyin Müslüman kardeşlerim, oylarını kullanırken
bir defa değil bin defa düşünmelidirler.
Saygılarımla.
Hikmet
YAVAŞ (İZMİR)
1-
Necip Fazıl, Türk tarihi’nin en büyük
hatibi ve şairidir.
2-
Hoca dedikleri Amerika kaçkını vatan
hainlerini ve dinsizleri gölgeleyen adi bir adamdır.
3-
Bir kitabı okuyunca bu iki not aklıma
geldi ve onun için yazdım.
4-
Nurculuk İslamiyet’se ben inkarcıyım
arkadaş. 1960 da inceledim. Eşek yükü ile Risalie Nur okudum. Eğer hakkım varsa
hiç birine hakkımı bağışlamıyorum.
-------------



Bu kapı ender güzelliktedir
----------------------------------------
DÜNYANIN EN
REZİL, EN KORKUNÇ KAVRAMI
YOBAZLIKTIR,
DÜNYANIN EN
BİLİMSEL, EN GÜZEL KAVRAMI MÜSLÜMANLIKTIR.
OSMAN ÜÇER
Şimdi bu
hükümlerin doğruluğu için aklımızın erdiğini ziyaretçilerimize sunalım.
Yanlışımızı bulup da bize ulaştırana en derin teşekkürlerimizi sunacağız.
Ayrıca dualarımızı takdim edeceğiz.
1947 yılından
beri fikriyatla uğraşırım. Zaman zaman
dejenerasyonu,. Zaman zaman dinsizliği, zaman zaman komünistliği, zaman zaman
Maocoluk ve Leninciliği, hele hele Masonluğu insanlığın düşmanı bildik.
Bunu proboganda
ederek, mücadelemizin gerçekliği için muhataplarımızı ikaz ve iknaya çalıştık.
Son
saydıklarımızın Komünizm; Masonizm gibi olanları yine İnsanlık düşmanı
kavramlar olarak kabul ederiz ve insanların bu kavramların şerrinden uzak
kalmaları için duacı oluruz. Şu var ki, Komünizm, Masonizm gibi kavramların
etkisini bireysel aklımızla enine boyuna tartışma kabiliyetimiz olmadığı için,
insanlar olarak o meseleyi bilimsel tartışacak ortamlara bırakmanın daha doğru
olacağı kanaatindeyiz.
Peki.. Yobazlık
bunlardan değil mi? Yobazlık basit bir akılla bile kavramların en kötüsü
olduğunu kabullenmek mümkündür. Neden? Çünkü her gün içiçe olduğumuz meseleler
vardır. Örneklerini anlamak için insanın enine boyuna öğrenim yapmasına gerek
yoktur., Aklı olanı imanı olur düsturu gibi,
Zaman zaman
devrimciliği,. Zaman zaman dinsizliği, zaman zaman komünistliği, zaman zaman
Maoculuk ve Leninciliği, hele hele Masonluğu insanlığın düşmanı bildik. Bunu
probogğanda ederek, mücadelemizin gerçekliği için muhataplarımızı iknaya
çalıştık.
Son
saydıklarımızın Komünizm; Masonizm gibi olanları yine insanlık düşmanı
kavramlar olarak kabul ederiz ve insanların bu kavramların şerrinden uzak
kalmaları için duacı oluruz. Şu var ki, Komünizm, Masonizm gibi kavramların
etksini bireysel aklımızla enine boyuna tartışma kabiliyetimiz olmadığı için,
insanlar olarak o meseleyi bilimsel tartışacak ortamlara bırakmanın daha doğru
olacağı kanaatindeyiz.
Peki.. Yobazlık
bunlardan değil mi? Yobazlık basit bir akılla bile kavramların en kötüsü
olduğunu kabullenmek mümkündür. Neden? Çünkü her gün içiçe olduğumuz meseleler
vardır. Örneklerini anlamak için insanın enine boyuna öğrenim yapmasına gerek
yoktur., Aklı olanı imanı olur düsturu gibi, yobazlık ta akıllı insanların bir
çırpıda kavrayabileceği kavramlardandır.
Yobazlığın
çeşitleri vardır. İlericilik yobazlığı.
Dinin, toplumun
en değerli kavramı olan ilericiliğin yobazlığı mı olurmuş demeyin sakın. İşin
içine istismar girdi mi, dinin de, ilmin de, sosyal bilimlerinde yobazlığı
olur.
Yobaz bilinçli
olduğu gibi, yani düşmanın silahı olarak bağrımızdan vurduğu gibi, bilerek ve
isteyerek kavramlara, olaylara yobazlığı karıştırdığı gibi, yobaz ne yaptığını
bilmeyen kimselere de denir. Yani, kasıtlı değil ama, yetiştiği ortamda
düstursuz aldığı fikirler yüzünden, ne kadar bilimsel, dini konu varsa mutlaka
onlar da bir manyaklık arar ve bulur . Bu tip yobazların ayıktırılması için
milletin el birliği etmesi gerekir. Diğer yobazla mücadelede de, kanunu
yapanlar, uygulayanlar, kendisine aydın deyenler uyanık davranmak zorundadır.
Korkmadan karşılarına dikilip rezillikleri ilan edilerek, kanunun pençesine
verilerek mücadele edilmesi mümkündür.
Bu kalemin din
sanıp., probogandasını yaptığı zamanlarda cehalet yüzünden yobazlığa bulaştığı
katidir. Ancak, çocukluktan gençliğe geçerken, memlekette demek ki, kendini
aydın sananlardan yakınımızda bulunanlar ötlek imişler. Memleketin en hareketli
gencinin yaptığını sağır sultanlar duydu.
Bir öğretmenin
veya kendini alim bilen birinin, bir köşeye çekip;
- Bu
yaptıklarını İslam ve manevi değerler için yaptığını sanıyorsun. Kimseye bir
zararın yok gibi. Ama şunu unutma ki, bu yolda yetişeceklerin önemli bir kısmı
yarınlarda Maoculardan, Lenincilerden, vatan düşmanlarından daha tehlikeli hale
gelebilirler. O zaman onlarla mücadele etmek istesen bile arkalarına sahte
dini, alçakça manevi değerleri aldıkları için mücadele etmen zorlaşır. Bu
bakımdan yürüdüğün yolda şu, şu konuları unutma, dinsel yaşayışın kuvvetlenmesi
ve kudretlenmesi için aynı zamanda yobazlığın ezilmesi, yaşanılan olayların
dinle alakasının kaynaklarla karşılaştırarak bilinmesi gerekir denmedi.
Allah’ımıza
şükür. Kapalı kapılar ardındaki vatansızların Atatürk düşmanlığı, Cumhuriyet
düşmanlığı mantığımıza hitap etmemiş olmalı ki, kafamıza yatmadı ve tehlikeyi
bertaraf etmeyi bildik.
Biz bocalamadan
yolumuzu, gerçek İslam’ın şeklini , manevi değerlerin anlamını idrak ettik.
Ama, on binler İslam’ı yaşıyorlar zannederek, bir takım kapalı kapılar ardında
telkin edilen tariklerin batağına gömüldüler. Onlarla ayıktırma yürüyüşünü fark
eden paracılar, menfaatçiler bu sefer kancayı bize taktılar. İşte yıllar boyu
mücadele sonucu bu günlere geldik.
İslam’a ihanet
halinde bulunanlar inşallah tez zamanda ayıkırlar. Hele hele bu konuyu siyasete
bulaştıran, 40-50 senedir siyasete lağım yağdıran Allahsız ve kitapsız bazı
kimseler vardır ki, en büyük dileğim yaşadığımız günlerde bunların gerçek
dindarların aydınlatması ile kendilerine gelmeleridir. Düşmandan
yararlandıkları için kendine gelmeyenlerin de cehennemin dibine yolculuğa
çıkarılması en büyük dileğimdir.
Akrabağ, dost
dediğin bazı kimseler bile karanlık tarikatlerin etkisiyle., yazdıklarımızdan
dolayı bize düşman olduklarını basit olayları vesile ederek, yakın dostlarımıza
anlattık ve tescil ettik. Bunların yaşadığımız sürece aydınlandıklarını, gerçek
İslam’ı Kur’an da aramalarını öyle istiyorum ki. Zararı yok bizden özür
dilemesinler ama, doğru yolu bulduklarını bize belli etsinler.
Müslümanlık
neden bilimsel diyoruz?. Bu tabire yabancısınız. Çünkü bir kavrama bilim
yaftasını yapıştırabilmek için dünya kanunları ile labaratuar, vs açısından ispatlı sonuçlar
aranır. Her iki dünya ile alakalı, uhrevi bir kavram olan Din meselesi ,
Müslümanlığa en bilimsel demek nereden çıktı diyeceksiniz?. Cevabı: Ben
doğduğum da bir yıldıztan çıkan ışık saniyede iki yüz bin km.yol aldığı halde,
halen dünyaya varmamıştır deniyor. Düşünebiliyor musunuz? Böyle bir şeyi
kafalarımız alır mı? Bu nasıl büyüklük?. Peki, böyle bir evren tesadfi olur mu?
Bunun bir yaratıcısı olduğunu düşünmek hiç aksini iddiaya müsait mi? İlim bu
işte. Tesadüfen olmaz Böyle bir evren.
Bunun bir evveliyatı yaratanı var. Nasıl olmuş, hangi dine göre izah gelmiş?
Bunları da burada tartışmıyorum. Önemli olan tesadüfi demek kabaklık, bir
maddenin mutlaka yaratıldığını kabul ise mantık ve ilim gereğidir. Şu var ki,
meselenin ilimde bundan daha belirgin
tarifi de mümkün olamaz. İslam öyle yüce
kavramdır ki, kimse kimseyi tanıkla vs.ile kandıramayız. Beylin denen kavram
var ise kendi kenhdine meseleyi kavrar. Ve gözünhde canlandırır. Kimse mevcuda
kendiliğinden inkar anlamı veremez.
İslam tamamen
objektif kurallara göre anlaşılır. Allah var mı ? Var. Yok diyebilmek için
insanın bana göre geri zekalı olması gerekir. Ama zatı nasıldır? O şu anda
önemli değil. Var olduğu belli ama, izahı için binlerce yoldan gidebiliriz.
Öyle ise, İslam dünyanın en güzel kavramı. En temel kavramı.
Sen gel bu
kadar muazzam bir kavramın içine yobazlığı sok. Vallahi bilmem ama, İslamı
öğretip, sonra da yobazlık üremesini görmek, dünyada en büyük cinaya tanık
olmak demektir. Bu halde yobazlığı
yapana bir araba sopa atmak gerekir. Yobazlık böyle şerefsiz bir
kavmadrır işte.
Bu uzun
makaleyi bitirmek için yobazlığı bir tarif edelim, ilerde belki yine aynı
konuya döneriz: Nedir kavramaya çalışalım.
Yobaz, içinde bulunduğu kavramın anlamını bilmez. Bu
sebeple içten değildir düşünüşlerinde. kafasında oluşmuş sapık görüşlerin hayat
alanı bulması için, ortalığı birbirine katmak, kavrmları kuralsız hale getirmek
hedefidir. Geçmişte veya gelecekteki bir
değeri muhafaza etmek gibi olumlu bir gayenin sahibi değildir. Hedefe hakim
olmak için önüne gelen ne gibi anlamlı kavramlar varsa, onların olumsuz
gösterebilmek maharetidir. Gayesidir. Baskı ve yıkım idaalidir. Bilime, dini kurallara uyma diye bir hedefi
de hiçbir zaman söz konusu değildir.
***********
******
TÜRKÇE İBADET
FATİHA
SURESİ ŞİİRLEŞTİRİLMESİ
Övmek
ve övülmek, alemlerin Rabbi’ne,
Rahman
ve Rahim O’dur, Ahiret sahibi’ne,
Hesap
günü maliki, yetkisi Allah’ımın,
Bil
ki, yalnız o lâyık, tapmaya, ibadete!
Kulluk,
yakarış, istek, ibâdet yalnız O’na,
Yardım
için dilekler, yönümüz yalnız O’na,
Doğru
yol talepleri, hidâyet istek O’na,
Bol
bol nimetler ve de bahtiyarlık yoluna…
Azmayan,
dönmeyenler, gazaba uğramazlar,
Yolu
doğru olanlar, kötüye hiç sapmazlar,
Gönüller
güzel ister, yanlışları yapmazlar,
Duâ
kabulü güzel, batıllara sapmazlar..
OSMAN
ÜÇER
--------------------
TÜRKÇE
İBADETİN ZEVKİ HİÇ BİR ŞEYDE YOKTUR.
TÜRKÇE İBADET
ETMEK KURAN’A AYKIRI BİR DURUM YARATMAZ.
AKSİNİ İDDİA
EDENLER VARSA ORTAYA ÇIKSIN. ORTAYA ÇIKMAYIP
DA ARKADAN KONUŞANLAR GENEL EV ÇOCUĞU SAYILSIN...
YOBAZLIK GERÇEK MÜSLÜMANLARI ÇOK ÜZMÜŞTÜR. MECBUREN
MÜEYYİDE KÜFÜRÜN YERİ GELEBİLİYOR.
DİN ADAMLARININ TÜRKÇE İBADETE AİT BİR KİTAP YAZMALARI GÜNAHLARINI
TEMİZLEYECEKTİR.
1-
MÜSLÜMANLARIN
YOBAZLAR
TARAFIDAN KANDIRILMALARI MÜMKÜN OLMAYACAKTIR. HER ŞEY AYAN BEYAN VE
ANLAŞILIR OLACAKTIR. EZBERE MIRILDANAN APAPÇA SURELERİN VE DUALARIN AĞIRLIĞINI, İSLAMIN VERDİĞİ HUZUR
KALPLERİMİZDE AÇIK BİR ŞEKİLDE YERLEŞECEKTİR.
2-
En azından
Elham, İhlas, Ettehiyatü, İnnaateyna, okudukça akıla yerleşir.
3-
Hafızlığın hafıza yorması önlenir. TÜRKÇE SÖYLENEN SURE
VE DUALAR KALBİMİZE KURANIN İLKELERİ OLARAK YERLEŞİR. ÖNCELERİ TEPTEN
DİNLEDİĞİNİZİ TEKRAR EDEBİLİRSİNİZ. ZAMAN GEÇİNCE HAFIZANIZA YERLEŞENLERİ
TEKRAR DURUMUNDA KALACAK, BÜYÜK BİR HUZUR İÇİNDE BULUNACAKSINIZ.
4-
Ayet ve
duaların türkçesini öğrenen Müslüman namazda ne dediğini bilir ve aydın bir
kimse olur.
5-
Müslüman en
aydın kimsedir. Kimse onu küçümseyemez. İlimle iman birleşir.
6-
Ayetlerin
Türkçesini bilince tefsir okumak ve anlamak kolaylaşır. Bu zaman Müslümanlığın
bilimle çatışan bir tarafı olmadığı anlaşılır. Hatta bilimsel olaylara bakış
açısında çok muazzam gelişmeler olur.
7-
Müslümanlar
verdikleri verginin karşılığını alırlar. (Bir çok Müslüman denen adamın,
devlete vergi vermediğini herkes
biliyor. O parayı, tarikatlara veriyorlar ve
8-
Müslüman
vatanperver kimse olduğu halde, çoğunluk vatan sevgisinden ve İslam’ın
anlamından uzak yaşıyor.
Daha yazacak çok şey var ama, kötü niyetliler bu sözleri hemen
kavramadığı için dinsizliğimiz hakkında hokum verirler. Oh ne iyi günahlarımızı
yükleyecek bir aptal bulmuş oluruz..
Dinsiz olanın da (kendi hesabıma) diyenin de..
TÜRKÇE İBADET
YARABBİ İYİNİYETLEBAŞLADIĞIM BU TEŞEBBÜSÜ BAŞARIYA ULAŞTIR VE BEĞENDİĞİM YENİ İBADET ŞEKLİ İLE
MESUT OLAYIM DİNİMİ YAŞAYIM. HAYIRLI BİR YOL İSE BAŞKALARINA DA ÖRNEK OLAYIM.
TÜRKÇE İBADET İÇİN SIRALAMAYA
BAŞLIYORUM: 1.1.2009
Bu seride namaz dualarının mutlaka ilmihallerdeki durumlarını değil, halkın
her an elini attığı zaman bulabileceği namaz hocası kitabı olan birinden
faydalandık. 7 den yetmişe dini b.ilgiler ve namaz isimli kitaptaki Türkçeleri
tercih ettik. Ezanı İnternetten aldık. 1950 yılına kadar bildiğimiz Türkçe ezan
örneğimizdi.
Türkçe ibadet lafını duyunca kuduran bazıları şöyle ürerler:
Nerede namaz kılmayan tipler varsa onlar Türkçe namazı savurnuyorlar.
Böyle olmaması için Türkçe Namaz kılanların çoğalmasını Allah’tan dileriz.
Ayrıca Türkçe namaz kılanlar tercüme meselesinde ellerine daha yetkili
kaynaklar geçince sitemize gönderdikleri takdirde bu seriye dahil edileceğini
bilmelidir.
Allah namazı niyazı riyadan, reklamdan uzak kılsın. Biz bunu sitemizde
yayınlıyorsak, sırf örnek olsun diye.
Siyasetten hayatımız boylunca tek kelime yarar görmedik.Arzulamadık.
Siyasetçi istismarına uğramaz inşallah. Arapça ibadet bana gore İslamı
çok geriletmiştir. Eğer Türkler İslama gireli beri Türkçe ibadet etselerdi.
Şimdiki seviyelerinden bin misli daha ilerde olurlardı. Arapçı Emenive Abbasi
safsataları İslamı ve Türklerin onu yaşayışını çok yaralamıştır.
TÜRKÇE EZAN;
Tanrı uludur
Tanrı uludur
Tanrı uludur
Tanrı uludur
Şüphesiz bilirim ve bildiririm: Tanrı’dan başka yoktur tapacak
Şüphesiz bilirim ve bildiririm: Tanrı’dan başka yoktur tapacak
Şüphesiz bilirim, bildiririm: Tanrı’nın elçisidir Muhammed
Şüphesiz bilirim, bildiririm: Tanrı’nın elçisidir Muhammed
Haydi namaza, haydi namaza
Haydi felaha, haydi felaha
(Namaz uykudan hayırlıdır)
Tanrı uludur, Tanrı uludur
Tanrı’dan başka yoktur tapacak.
VAKİT OLDUKÇA AŞAĞIDAKİ
KAVRAMLARIN TÜRKÇELERİ İŞLENECEKTİR. SURELERİN TÜRKÇE ANLAMLARI AKTARILACAKTIR.
ABDEST DUALARI
İnternetten Mes’ut Hazar
|
1) Abdest alacak kimse,
abdeste başlarken "Eûzü ve Besmele" çektikten sonra: |
İKİ REKAT
SÜNNET
NİYET
1.REKAT
TEKBİR
SÜBHANEKE
EUZÜ BESMELE
FATİHA
BİR SURE
RÜKU
SECDE 2 DEFA
2.REKAT
BESLEMELE
FATİHA
SURE OKU
SECDE 2 DEFA
TAHİYYAT OTURUŞ
ETTEHİYATÜ
SALLİ VE BARİK
RABBENA DUALARI
SELAM.
İKİ REKAT FARZ
1.REKAT
ERKEKLER KAMET GETİRİR.NİYET
ETTİM ALLAH RIZASI İÇİN
TEKBİR
SÜBHANEKEEUZÜ BESMELEFATKİHA
BİR SURE
RÜKU
SECDE 2 DEFA
2.REKAT
BESMELE
FATİHA
SURE
RÜKU
SECDE 2 DEFA
TAHİYAT OTURUŞ
ETTEHİYATÜ
SALLİ VE BARİK
RABBENA DUALARI
SELAM
* ÖĞLE NAMAZI
DÖRT REKAT İLK SÜNNET
NİYET ETTİM ALLAH RIZASI İÇİN
ÖĞLE NAMAZININ İLK SÜNNETİNİ KILMAYA
1.REKAT
TEKBİR
SÜBHANEKEEÜZÜ BESMELE
FATİHA
SURE
RÜKU
SECDE 2 DEFA
2.REKAT
BESMELE
FATİHA
SURE
RÜKU
SECDE 2 DEFA
TAHİYAT OTURUŞ
ETTEHİYATÜ
3.REKAT
BESMELE
FATİHAÜ
SURE
RÜKU
SECDE 2 DEFA
4.REKAT
BESMELE
FATİHA
SURE
RÜKU
SECDE 2 DEFA
TAHİYAT OTURUŞ
ETTEHİYATÜTSALLİ VE BARİK
RABBENA DUALARI
SELAM
DÖRT REKAT FARZ
ERKEKLER
1.REKAT
TEKBİR
SÜBHANEKE TÜRKÇESİ: 127
EÜZÜ BESMELE 11
FATİHA
BİR SURERÜKU
SECDE 2
2.REKAT
BESMELE
FATİHA
SURE
RÜKU
SECDE 2 DEFA
TAHİYAT OTURUŞ
ETTEHİYATÜ
3.REKAT
BESMELE F
FATİHA
SURE
RÜKU
SECDE 2 DEFA
4.REKAT
BESMELE
FATİHA
SURE
RÜKU
SECDE 2 DEF A
TAHİYAT
ETTEHİYATÜ
SALLİ VE BARİK
RABBENA
Selam
2 REKAT SON SÜNNET
NİYET ETTİM ALLAH RIZASI İÇİN
ÖĞLE NAMAZININ SON SÜNNETİNİ KILMAYA
1.REKAT
TEKBİR
SÜBHANEKEEÜZÜ BESMELE
FATİHA
SURERÜKU
SECDE 2 DEFA
2.REKAT
BESMELE
FATİHA
SURE
RÜKU
SECDE2 DEFA
TAHİYAT OTURUŞ
ETTEHİYATÜ
SALLİ VE BARİK
RABBENADUALARI
SELAM
İKİNDİ NAMAZI 8 REKAT
4 REKAT SÜNNET
NİYET ETTİM ALLAH RIZASI İÇİN İKİNDİ
NAMAZININ SÜNNETİNİ KILMAYA
1.RAKET
TEKBİR
SÜBHANEKE
EÜZÜ
BESMELE
FATİHA
SURE
RÜKU
SECDE 2 DEFA
2.REKAT
BESMELE
FATİHA
SURE
RÜKU
SECDE2 DEF A
TAHİYAT OTURUŞ
ETTEHİYATÜ
SALLİ BARİK
3.REKAT
SÜBHANEKE
EÜZÜ
BESMELE
FATİHA
SURE
RÜKU
SECDE 2 DEFA
4.REKAT
BESMELE
FATİHA
SURE
RÜKU
SECDE 2 DEFA
TAHİYYAT
ETTEHUYATÜ
SALLİ VE BARİK
RABBENA
SELAM
4 REKAT FARZ
ERKEKLER
1.REKAT
TEKBİR
SÜBHANEKE
EÜZÜ
BESMELE
FATİHA
SURE
RÜKU
SECDE 2 DEFA
2.REKAT
BESMELE
FATİHA
SURE
RÜKU
SECDE 2 DEFA
TAHİYAYAT OTURUŞ
ETTEHUİYATÜ
3.REKAT
BESMELE
FATİHA
RÜKU
SECDE 2 DEFA
4.REKAT
BESMELE
FATİH
RÜKUSECDE 2 DEFA
TAHİYYAT OTURUŞ
ETTEHİYATİ
SALLİ VE BARİK
RABBENA
Selam
AKŞAM NAMAZI 5 REKATTIR
3 REKAT FARZ
ERKEKLER
1.REKAT
TEKBİR
SÜBHANEKEEÜZÜ
BESMELE
FATİHA
BİR SURE
RÜKU
SECDE 2 DEFA
2.REKAT
3.REKAT
2 REKAT SÜNNET
1. REKAT
2.REKAT
YATSI NAMAZI 10 REKATTIR
4 REKAT İLK SÜNNET
NİYET ETTİM ALLAH RIZASI İÇİNH
DÖRT REKAT SÜNNETE
1.REKAT
2.REKAT
3.REKAT
4.REKAT
4 REKAT FARZ
ERKEKLER
1.RAKET
2 REKAT
3 REKAT
4 .REKAT
2 REKAT SON SÜNNET
1 REKAT
2.RAKET
VİTİR NAMAZI 3 REKATTIR
BU NAMAZ YATSI NAMAZINDAN
SONRA KILINIR.
1.REKAT
2.REKAT
3.REKAT
SÜBHANEKE TÜRKÇESİ: ALLAHIM
FATİHANIN TÜRKÇESİ RAHMAN VE
RAHİM ALLAH ADIYLA.HAMD ALEMLERİN RABBİ , DİN GÜNÜNÜN HAKİMİ ALLAHA
MAHSUSTUR.YALNIS SANA KULLUK EDERİZ.VE LYALNIZ SENDEN YLARDIM DİLERİZ. BİZİ
DOĞRU YOLA ,.NİMETE ERDİRDGİN KİMSELERİN YOLUNA ULAŞTIR. GAZABINA UĞRAYANLARIN
VE SAPANLARIN DEĞİL.
ETTEHİYATÜ DİLLE VÜCUTLA VE MALLA YAPILAN İBADETLERİN HEPSİ ALLAH
İÇİNDİR. EY NEBİ SELAM VE ALLAHIN RAHMET VE BEREKETLERİ SENİN ÜZERİNE OLSUN.
ALLAHIN SELAMI BİZİM ÜZERİMİZE VE ALLAHIN SALİH KULLARI ÜZERİNE OLSUN.BEN ŞAHADET EDERİM Kİ ALLAH’TAN
BAŞKA İLAH YOKTUR VE ŞAHADET EDERİM Kİ MUHAMMET ONUN KULU VE RESULÜDÜR.
SALEVAT SALLİ VE BARİK DUALARI TÜRKÇESİ: ALLAHIM EFENDİMİZ HAZRETİ
MUHAMMEDİN ŞANINI YÜCELT. MUHAMMEDİN ALİNİN DE YÜCELT. HAZRETİ İBRANHİMİN
KENDİSİNE VE HAZRETİ İBRAHİMİN ALİNE
VERDİĞİ ŞEREF GİBİ.
..YİNE HAZRETİ MUHAMMEDE (S.A.V)BEREKET
VER. MUHAMMEDİN ALİNE DE İBRAHİME VE İBRAHİMİN ALİNE VERDİĞİN BEREKET GİBİ. MUHAKKAK Kİ SEN HEMD
EDİLMEYE LAYIKSIN. YÜCELİK VE ŞEREF
RABBENA ATİNA
RABBENAFİRLİ TÜRKÇESBİ: RABBİMİZ BUİZE HEM DÜNYADA İYİLİK VER, HEM
AHİRETTE İYİLİK VER VE BİZİ ATEŞ CEHENNEM AZABINDAN KORU. RABBİMİZ, HESAP
GÜNÜNDE BENİ, ANAMI BABAMI VE BÜTÜN MÜMİNLERİ BAĞIŞLA.
KUNUT DUALARI TÜRKÇESİ: RABBİMİZ
SENDEN YARDIM SENDEN MAĞFİRET SENDEN HİDAYET
DİLERİZ.
RABBİMİZ BİZ YALNIZ
TESBİH TÜRKÇESİ: ALLAHIM SEN SELAMSINL SELAM SENDEN. İKRAM VE CELAL
SAHİBİ. SEN MUBAREKSİN. ALLANHIM! EFENDİMİZ, MUHAMMET VE EFENDİMİZ MUHAMMED VE
EFENDİMİZ MUHAMMEDİN ALİNERAHMET ET. ALLAHIM HAMD OLSUN. ALLAHTAN BAŞKA İLAH
YOKTUR. ALLAH EN YÜCEDİR. HER TÜRLÜ KUVVET ANCAK YÜCE VAZİM OLAN ALLAHLADIR.BU
DUALAR OKUNDUKTAN SONRA AYETEL KÜRSİ OKUYUP TESBİH ÇEKERİZ.
AYETEL KÜRSİ TÜRKÇESBİ: RAHMAN VE RAHİM ALLAHIN ADIYLA. ALLAHTAN BAŞKA
İLAH YOKTUR. O BİRDİR.KADİMDİR. O UYUMAZ, UNUTMAZ. G2ÖKLERDEKİ VE LYERMLERDEKİ
HER ŞEY ONUNDUR. ŞEFAAT ANCAK ONUİN İZLİNİYLEDİR. O HLER ŞEYİ BİLİR. ONUN BİLDİKLERİNDEN ANCAK
ONUN DİLYEDİKLERİ KAVRAYABİLİRLER. ONUN KÜRSÜS GÖKLERİ VE YERİ KAPLAR. BUNLARI
MUHAFAZA ETMEK ONA AĞIR GELMEZ. O ÇOK YÜCE VE ULUDUR.
33 DEFA SÜBHANALLAH
33 DEFA ELHÜMDÜLİLLAH
33 DEFA ALLAHÜEKBER
ALLAHÜEKBER LA İLAHE İLLAHU VAHDEHULA ŞERİKELEH LEHÜL MÜLKÜ VELEHÜL
HAMDÜ VE HÜVE
SÜBHANE RABBİYEL ALEYYİL ALEL VEHHAB
OKUNDUKTAN SONRA ELLER OMUZ HİZASINDA DUALAR BAŞLAR.
ALLAHA HAMD
PEYGAMBERE SALADVE SELAMDAN SONRA ANNEYE, BABAYA, TÜM MÜMİNLERE DUA
EDİLİR.
NAS SURESİ
FELAK SURESİ
İHLAS SURESİ
LEHEP SUİRESİ
NASR SURESİ
KAFİRUN SURESİ
KEVSBER SURESİ
MAUN SURESİ
KUREYŞ SURESİ
FİL SURESİ
HÜMEZE SURESİ
ASR SURESİ
TEKASÜR SURESİ
KZARİA SURESİX
ADİYAT S URESİ
ZİLZAL SURESİ
BEYYİNE SURESİ
KADİR SURESİ
ALAK SURESİ
TİLAVET SECRDESİ
TİN SURESİ
İNŞİRAH SURESİ
DUHA SURESİ
AMENER RESULÜA
AMENTÜ DUASI
RÜKU
Sübhane rabbiyel azim Türkçesi:
Seminallahü limen türkçesi
Sübhanerobbiyel ala TÜRKÇESİ
Allahüekber türkçesi “
Sübhanerabbiyel ala türkçesi
Ayağa kalkış Allahüekber
Besmele
ALLAHÜMMESALLİ TÜRKÇESİ
ESSEALÜMEN ALEYKÜM VE RAHMETULLAH TÜRKÇESİ
SONRAKİ DUALAR
ALLAHÜMME ENTESSELAMÜ VE MİNKESSELAM
TEBAREK TEYALZELCELAL VE İKRAM
.***************
************
********