NİĞDE BÖLÜMÜ

 

KERİM ÖZBEKLER

 

Şair, yazar, kıdemli politikacı, sanatçılar organizatörü

KERİM ÖZBEKLER NİĞDE’YE GELİYOR.

ADANA’DA SANAT PROĞRAMLARINA KATILAN ŞAİRİMİZ

KADİM DOSTU OSMAN ÜÇER’İ ZİYARET GAYESİYLE BU GÜNLERDE NİĞDE’YE TEŞRİF EDECEKLERDİR.

ZİYARET GERÇEKLEŞTİĞİ TAKDİRDE SİTELERİMİZDE DUYURACAĞIMIZI ARZ EDERİZ.

 

12:07

 

CHP'nin Niğde Belediye Başkan Adayı Belli Oldu…

DR.NADİ ÖZDAMAR…

 

 

CHP'nin Niğde Belediye Başkanı adayının belirlendiği bildirildi.
CHP İl Başkanı Durali Özçelik, düzenlediği basın toplantısında, gelecek yıl yapılacak yerel seçimlerde Niğde Belediye Başkanlığı için Dr
.

 

Nadi Özdamar'ı aday göstereceklerini belirtti.
Dr. Nadi Özdamar da, 2004 yılında da belediye başkanlığına aday olduğunu hatırlatarak, 2009'da yapılacak yerel seçimlerde yeniden belediye başkan adayı olacağını kaydetti.
Aday olmaktaki tek hedefinin çağdaş bir belediyecilik anlayışıyla Niğde'yi hak ettiği konuma getirmek olduğunu ifade eden Özdamar, diğer adaylara da başarılar diledi.
(KZ-TEV-İÇR-KAP)
AA

 

 

SİZİ GİDİ KÖFTEHORLAR SİZİ. GÜNÜN BİRİNDE İFTİRALARINIZIN BALON OLDUĞU ANLAŞILACAK DİYE ŞİMDİ DE HAYALİ HIRSIZLIK ÜRETTİNİZ.

ULAN TARİH BU ŞAKLABANLIĞI UNUTMAYACAK.

Ergenekon delilleri mahkemede kayboldu

15 Ağustos 2008 Cuma : 07:52

Ergenekon iddianamesinin ek klasörlerinde de yer alan 'arazi yolsuzluğu'na ait dokümanlar mahkemede kayboldu.

 

 

'Cumhuriyet tarihinin en büyük arazi yolsuzluğu' olarak nitelenen Büyükçekmece'deki arazi yağmasıyla ilgili emekli orgeneraller Çevik Bir ve Teoman Koman'ın da adı kaçak yapılaşma iddialarına karışmıştı. Bu belgeler Büyükçekmece Adliyesi'nde halen devam eden başka bir davanın da delilleri arasında yer alıyordu.

Arazi yolsuzluğu iddialarına adı karışan emekli hakim Adil Güreşçi, operasyonu yapan dönemin Jandarma Binbaşısı Zeki Bingöl aleyhine dava açmış; Bingöl de mahkemeye delillerin yer aldığı 38 klasörden oluşan 237 adet resim, ses ve data kayıtlarının bulunduğu CD'ler ile 4 adet rüşvet görüntülerini içerir video kaset sunmuştu. Büyükçekmece 2. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından, Bingöl'ün avukatlarına yazılan yazıda klasörlerin kayıp olduğu bildirildi.

Zeki Bingöl, yolsuzluğun parasal değerine ve bulaşan kişilerin kimliğine işaret ederek, "Klasörlerin kaybolması çok manidar." diyor. Yolsuzluğun parasal değeri milyar dolarlarla ifade edilirken, Ergenekon terör örgütünün para kaynakları arasında 'arazi yolsuzluğu'nun da gösterilmesi dikkat çekiyor.

Bingöl'ün, Ergenekon iddianamesi ek klasörleri arasında çıkan raporuna göre, bu yolsuzluğa karışanlar arasında üst rütbeli askerler, üst düzey yargı mensupları, siyasetçiler, iş dünyası, gazeteciler ve emniyet teşkilatından birçok isim bulunuyor. Arazi yolsuzluğunda, Ömer Lütfi Topal, Behçet Cantürk, Kenan Şeranoğlu, Kürşat Yılmaz ve Urfi Çetinkaya gibi mafya babalarının da ismi geçiyor. Yolsuzluk yapmakla suçlanan emekli hakim Adil Güreşçi, Abdi İpekçi cinayeti ve Korkut Eken davalarına da bakmıştı.

Yolsuzluk operasyonunda elde edilen bulguları Zeki Bingöl 'Türk İşi Mortgage' adlı kitabında anlattı. Operasyonun sebebi 775 sayılı Gecekondu Yasası'ydı. Bu yasa, fakirlerin ev sahibi yapılması amacıyla devletten ucuz arazi tahsisini sağlıyor. Fakat alınan ucuz araziler sanayi kuruluşlarına, devlet görevlilerine ve belediye başkanlarının yakınlarına peşkeş çekildi. Bu çerçevede şu anda adı Beylikdüzü olan Kavaklı Belediye Başkanı Orhan Tıraşoğlu da tutuklanmıştı. Operasyonda adı geçenlerden biri de eski İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi Hakimi Adil Güreşçi'ydi.

İddiaya göre Güreşçi, nüfuz kullanarak hemşehrisi olan Tıraşoğlu'nun 1994 seçimlerinde belediye başkanı olmasını sağlamıştı. Hakim Güreşçi, jandarmanın raporunda da, yolsuzluğun organizatörlerinden biri olarak gösterilmişti.

Zaman

 

 

 

Aşık korhani- canım kardeşimiz yine mısralarla gönül hanemizi vuruyor. Okuyun ve sanatı için onu tebrik edin. Memleket hasreti ile yanıyor. Onu unutmayalım. Ona seslenelim. O.Ü.

 

Sılaya Doğru

 

Güzel olur bizim elin havası.

Dostluğun mertliğin daim mayası.

Bizim elden  çıkar yiğidin hası.

Kalk  Gönül gidelim sılaya doğru.

 

Şimdi kayardın da  yeşerdi bağlar.

Burcu burcu kekik kokuyor dağlar.

Çoş eyledi gönül durmadan çağlar.

Kalk gönül gidelim bizim ellere.

 

Yücelerden baksam görünmez sılam.

Hayat yol vermiyor  ben nasıl varam.

Gurbette ucuza gidiyor daram.

Kalk gönül gidelim bizim ellere.

 

Korhani Yanarken sıla aşkına.

Felek şu gurbeti dikti karşıma.

Ömür değdi şimdi elli yaşına

Kalk gönül gidelim sılaya doğru.

Aşık Korhani

İnsanı Oku

Cehalet kisvesin giyinme dostum,
İlimden geçmeyen, yol karanlıktır.
Cahil meclisine atarsan postun.
İlimden geçmeyen yol karanlıktır.

İlim yapacaksan insanı oku.
Nakkaş ol insanı sevgiyle doku.
İlim deryasının, yok sağı solu.
İlimden geçmeyen yol karanlıktır.

İman, itikadı bilmezsin niçin.
Kötü söz eyleme Yaradan için.
Sorulmaz cahile neden ve niçin.
İlimden geçmeyen yol karanlıktır.

İnsana yön veren kendi aklıdır.
İnsanlar görüşler farklı farlıdır.
Geceyle gündüz de bir sır saklıdır.
İlimden geçmeyen yol karanlıktır.

Korhaniyim, hak yolunda yoruldum.
Erenler cem’in de, dostta sarıldım.
Hak divanda sorgulandım yerildim.
İlimden geçmeyen yol karanlıktır.

                  Aşık Korhani/Niğde

 

 

Namerdin Ekmeği Aşı Yenilmez

 

Namerdin ekmeği aşı yenilmez.

Merdin sofrasında doydum doyalı.

Kula kul olana insan denilmez.

Merdin töresine uydum uyalı.

 

Kanma hilebaza mert ile otur.

Namert sofrasında sayılmaz hatır.

Verdiği her lokma boynunda satır.

Namert’lere  öfke duydum duyalı.

 

Düz yolda gitmezken merdin kervanı

Bu devran dost alıp satma devranı.

Düzenbaz madrabaz sarmış her yanı.

Merdin hatırını saydım sayalı.

 

Namerdin bağında yetişmez bostan.

Mert düşman iyidir, hilebaz dosttan.

Namert sofrasında  her türlü aştan

Merdin soğanıyla doydum duyalı.

 

Alçak sofrasında içilmez dostla

Sırtını her daim bir merde yasla

Korhani  namert’le olmaz ki asla

Eğriyle doğruyu  koydum, koyalı

 

Aşık Korhani /ANTALYA

 

 

GURURUMUZ,

DAHİ CENGİZ AYTMATOV

VE

AŞAĞILIK, YERLİ  SATILIKLAR

 

YAZAN: OSMAN ÜÇER

 

Yazılarımın tiryakisi okuyucularım bilir ki, ben homoseksüelliği filan hakaret unsuru kabul etmem. Allah’ın verdiği hastalıklardan biri kabul ederim. Bu yolda Bu bakımdan onların tedavisi insanlığın daha çok hayrına olacağına inanırım. Ama dedeleri erik yedikleri için dişleri kamaşan bir takım haramzadalar, soyu karışıklar homoseksüaliteyi gölgede bırakacak adilikleri milletimiz ve vatanımız aleyhinde kullanıyorlarsa konuyu hatırlatma yarar olduğuna inanırım.

Yollarında ısrar edenlere, toplumlara tarihte nasıl felaketler yağdığını da bilmeyeniniz yoktur sanırım.

Öyle aşağılık satılıklar vardır ki, ırzlarını, namuslarını, kirli çamaşırlarını en adi seks pazarlanan yerlerde dünyanın gözü önünde sergilemeyi şeref bilirler.

Masum milletlerinin insanlığa mutluluk getirme mücadelesini baltalayabilmek için, tarihte mağdur oldukları konuları bile onların aleyhine atmosferde işlerler. Güya doğruları kabul eden kahraman rolündedirler.

Bu aşağılık mahluklar şerefsizler, homoseksüel yaratıklar, ırzlarını, namuslarını, penes bile etmeyecek paralarla satarak, dünyada isim sahibi olurlar. İri yerlerden mükafat alırlar. Bu mükafatlarla öğünürler.

Hele hele Mütareke basını, vatan haini bir kısım basın bunların yelkenlerine korkunç rüzgarlar üfürürler ve onların hiç hak etmedikleri seviyelere çıkmalarını sağlarlar.
Masum vatanın masum evlatları çevrelin dolapları bilmedikleri için bunları uzun zaman iri yazar sanırlar.

Halbuki bırakınız iri yazarlığı,. Şeref ve haysiyetten mahrum yaşayışlarında doğru dürüst bir eser bile yazmamışlardır.

Bunlardan yakın zamanda harmanı savrulan bir vatan haininin bir kitabını elime aldım. Ve Karsa gittim. Oralarda okuyorum. İnanın her türlü objektiflikten, olumluluktan mahrum deli saçması şeyler. Ama Bab-ı ali’nin satılık varakparelerinde Allah’ın her günü yelkenlerine fırtına üfürüldüğü için millet de onu,onları bir bok sanır.

Yine bunlardan biri iri yazarın birkaç eserini okudum. Boğazıma yığıldı kaldı. Hele biri çok ilgimi çeken mübadillerle ilgili olanını okumak için çaba gösterdim.

İnanın en tahtalaşmış, harnup bile daha tatlı ve daha lezzetliydi. Dört yüz sayfalık kitapta, birinci sayfada başlayan birkaç yüz cümle ile yazılıp bitirilmişti. Giriy gelişme sonuç bölümlerini bırakın, bir zibil çuvalına elinize ne geçse bassanız bile bu kadar anlamsız ve çirkin bir manzara elde edemezsiniz.

Kan davalarının yazarı, soyu bozuk adi herif öyle şeyler yazmış ki, değil Türk gençliğine güzel roman cümleleri aktarmak, kerhane edebiyatında bile bulunmayan rezillikler sergilenmişti.

O zaman anladım ki, Enderun takımının millete ne mal olduğunu daha iyi anlıyordum. Enderun yalnız Osmanlıyı yakıp kül etmedi. Türkmen’in kanını emmedi, Cumhuriyette de çeşitli kılıklarda namussuzluk ve haysiyetsizliğini son derece hızlı devam ettirmektedir.

İşte son zamanlarda ipliği iyice pazara çıkmış AB ve ABD meselelerinde ip cambazlarının nasıl Enderun piçleri olduğu gözler önünde ise, bu romanların yazarları ve devamlı pompalanan ve fakat çiğneyip yutmak istediğinizde zerre tat almayacağınız, hazım teşkilatınızı kansere bulayacak manzaralarla

karşı karşıya kalıyorsunuz.

Meşhur yazar. Dünya çapında yazar. Eserleri kırk dile çevrili yazar. Böyük şair. Nerede lan?

Vatanını satan, manevi değerlerini helaya döken bu şerefsizleri büyük yazar diye pompalayan satılıklara iştirak edenler, dünyanın en namussuz adamlarıdır.

Nerede kimin eserinde nasıl bir seviye ?.

Bir Necip Fazıl, Yahya Kemal, Ömer Seyfettin, Halide Edip  gibi onlarca dev terk edilmiş değirmen havasına sürünürken, satılık, ırzlarını ve namuslarını düşmana peşkeş çekenleri şair ve yazar diye bu masum millete takdim edenlerin günahı ölçülemez derecede gözler önünde bir faciadır.

Biz, bizim yazarlarımızın beynelmilel sahada sivrilmesini istemiyor muyuz? İstemez olur muyuz be?

Bir Mevlana dünyaının gözleri önünde dahiliğini döktürürken Türk ve Müslüman olarak nasıl gurur duyduğumuzu anlatmıyor muyuz?

Eserlerini Farsça yazmak gibi bir gafletin sahibi olduğu halde, acımızı içe atarak, edebiyatının, felsefesinin, söz üstatlığının harikalığı karşısında dünya ile birlikte onu takdirle yad ediyoruz.

Bir Yunus, gün gelecek tüm dünyanın sevgilisi olduğu tesçil edilecektir.

Ama tarihimizi karıştırdığımızda bu satılık köpekler, bu ihtiyar domuzlar, bu homoseksüel soyu karışık hamam olanları milletimiz ve insanlık tarafından lanetle anılacaktır.

Günlerini gün ededursunlar. Gün gelecek Türk düşmanlarıyla birlik hareket etmenin cezasını çok feci şekilde göreceklerdir.

Şimdi sorun bana…

Beynelmilel şöhrete sahip yazarlarımız olmasın mı?

Şekspir kadar önemli , ondan bin kat değerli bir yazar Necip Fazıl’ın dünyada tanınması için bizim sahte Müslümanlar, babı ali köpekleri ne emek harcadı?

Bir Reis Bey, bir Ahşap konak, Bir Sakarya şiiri, bir kaldırımlar şiiri ve binlerce benzeri haykırışlarını kim sahiplenip dünyaya yayma faaliyeti yaptılar?

Şimdi biz soralım.

Bütün Türkler bir ordu ise CENGİZ AYTMATOV GİBİ BİR DAHİYİ BİLİYOR MUSUNUZ? DÜNYANIN BÜTÜN DİLLERİNE ÇEVRİLMİŞ, ROMANLARI YAZILARI EZBERLENMİŞ, EN ÜST SEVİYEDE KABUL BULMUŞ BİR HARİKA İNSANI NEDEN BAŞ KÖŞENİZE YERLEŞTİRMİYORSUNUZ.?

Kırgız türklerinin olduğu kadar, bütün Türk boylarının okuyanı tarafından tanınan bu dahi için söyleyecekleriniz nelerdir?

Kaçımızın evinde eserleri yer alır? Satılık şerefsizler tozlu kitap dolaplarınızı doldururken, Türk’ün mahalli örf ve adetine, törelerine göre yazan, dertlerini terennüm eden bu yazarın nasıl dünya çapında olduğunu neden sohbetlerinizi süslemiyor?

Ey millet. Sana kırk defa Yazıtlara kazılsa, seni ayıktırmak mümkün olmuyor. Bilge Kagan gibi onlarca lider sana sesleniyor ama sen gaflet dalalet ve ihanetten sıyrılmıyor, zelil olmaktan zevk alıyorsun.

Bir Karamanoğlu Mehmet Bey’in yolunda gitmek var iken, çoluk çocuğunun giydiği pamuklu giysilerin bağrında yazılı İngilizce laflar ile ibadethane

şekline soktuğun giysi dolapların senin yüz karan değil midir?.

Alışveriş ettiğin yerlerin, eğlendiğin yerlerin Türkçeye ihanet edercesine namussuz kelimeler isimlendirildiği zamanlarda huzur bulabilmenin adı ne olabilir?

Hamam oğlanlarının, kan davaları yazarlarının törelerimize söverken isyanını belli etmemen seni nasıl bir seviyeye koyuyor?

ALLAH’IM CENGİZ AYTMATOV GİBİ DEVLERİN SAYISINI ARTIRSIN. İHANET ŞEBEKELERİNİN ÇANLARINA OT TIKASIN.

YOKSA BU MİLLETİN KENDİLĞİNDEN UYANACAĞINI VE YOLUNU ÇİZECEĞİNİ SANMIYORUM.

HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSMALARI NEREYE KADAR UZANACAK?

Ne zamanki Ata’nın Nutuğu, Gençliğe hitabesi ve Bursa nutku halka mal olur belki, bir hareket ve kendine dönmeye tanık oluruz?

Haksız mıyım?

 

SELCEN MELİKE ÖZTÜRK BİLDİRİYOR

 











DOĞRU MUDUR BİLİNMEZ?

 

TÜRK BAYRAĞININ TARİHİ

 

Bilinen efsaneye göre, 1. Kosova Savaşı sonrasında Türk askerlerin kanının bir çukurda toplanması sonucunda, Ay ve Yıldız'ın yan yana gelmesi ile oluştuğu söylenmektedir. Yapılan tüm varsayımlar arasında, 1. Kosova Savaşı'nın sebep olması en büyük imkanlardan biridir, lakin bu savaş tarihinin akşamında gökyüzünde Jüpiter ve Ay yan yana nadir anlarından birini yaşamıştır. Bu savaş sonunda ele geçirilen bir Sırp askeri, dönemin padişahı Murat Hüdavendigar'a Sırp savaş planlarını vereceği taahhütü ile yaklaşmış; hançeri ile Osmanlı İmparatorluğu galibiyeti ile sonuçlanan savaş sonrasında şehit edilmiştir. Yerine büyük oğlu Yıldırım Beyazıt geçmiştir.

1. Kosova Savaşı sırasındaki, Kosova'da gökyüzündeki görüntüye ulaşmak için örnek resimlerde Stellarium isimli ücretsiz planetarium programı kullanılmıştır. Planetarium programımızı 1. Kosova Savaşı tarihine (28 Temmuz 1389), ve Kosova koordinatlarına (Lat: 43.41 , Long: 25.65) alırsak ; gökyüzündeki Ay ve Yıldız'ın aslında Ay ve Jüpiter olduğu ortaya çıkar.

14. yüzyılda, Astronomi konusunda dünyaca ilerleyememiş olmamız; halen dünyanın yuvarlak olamaması gibi vahim sorunlar yüzünden, kan çukurunda gözüken yıldıza benzeyen parıltı da doğal olarak yıldıza benzetilmiştir. Jüpiter her ne kadar eski zamanlardan beri bilinmesine rağmen, ilk olarak 1610 yılında Galilei tarafından Jüpiter'e ait 4 Ay keşfedilmiştir. Jüpiter'in gözükebilen 4 ay'ının da etrafında kısmen parlaması (basit bir teleskopla gözükebilir, ancak çıplak gözle en iyi ihtimal Jüpiter'e yakın bir parıltı gözükür); büyük bir ihtimal Jupiter'i köşeli bir yıldıza benzetilmesini sağlamıştır. Lakin, Güneş'in herhangi bir gezegen üzerindeki yansımasının Dünya'daki insanlar tarafından parlak bir yıldıza benzetilerek de izlenebilir. Uranüs gezegeni de, bu süre içerisinde Jüpiter'e olan yakınlığı (her ne kadar çıplak gözle gözükmesi çok zor olsa da, küçük bir parıltı olarak gözükebilir); Jupiter etrafında farkedilebilir 5 köşe gözükmesine sebebiyet verir.


Eğer ki bu yansımayı, olası bir kan çukuru üzerinde düşünürsek de; bize Türk Bayrağı'nın şu anki hali gözükür. Bunun için gece yarısı saatlerindeki gökyüzü görüntüsünü, dikey ve yatay olarak tersine çevirirsek (Ayı arkanıza alarak kan çukuru üzerindeki yansımayı izlemek isterseniz) karşımıza aşağıdaki resimdeki gibi bir görüntü çıkar, ve Türk Bayrağı ile arasında müthiş bir benzerlik vardır

Bayrağımızın Derin manası
Türk Bayrağı rengini şehitlerin kanından, ilhamını da kan gölüne yansıyan ay ve yıldızdan aldığını biliyoruz. Fakat bayrak hakkındaki bu bilgi, bayrağın taşıdığı kutsal anlamı, o anlamdaki sembolizmi, ondaki derinliği ve yüceliği anlatmaya yetmez.

Bilindiğ gibi, genellikle Hristiyan milletler bayraklarına Haç şeklinde semboller yer almaktadır. Müslüman milletlerde ise Hilal görünmektedir. Haç’ın anlamı Hazreti İsa (a.s.)’nın çarmıha gerilerek haç şeklinde şehit edildiğine inandıkları için Hristiyanlar onu sembol olarak alırlar. Peki ya Hilal? Müslümanlarca sembol olarak kabul edildiğini biliyoruz. Ancak bunun sembolik değeri nereden gelmektedir? Dolunay (Bedir) ayın ondördüncü gecesindeki haliyle daha parlak olmasına rağmen niçin ayın en az ışık verdiği yay şeklindeki zayıf şekil sembol almıştır? İşte burda Hilal’in gücü burda çıkmaktadır. Çünkü Hilal, Haç gibi doğrudan şekil olarak alınsaydı Dolunay kullanmak daha uygun olurdu. Halbuki “Hilal” şekli dolayısıyla değil, ismi dolayısıyla sembol olmuştur. Bu anlamı da “ALLAH (c.c.)” isminden almıştır. Bilindiği gibi arapça aslında Hilal kelimesinde; 1 “He”, 1 “Lam”, 1 “Elif”, ve yine 1 “Lam” harfleri bulumaktadır. Yani 1 “He”, 1 “Elif” ve 2 tane “Lam” bulunmaktadır. Bu harflerin ebced hesabıyla rakam değeride:

• “He

• “Lam”

• “Elif”

• “Lam”

• Toplam Olarak =99

ALLAH (c.c.) kelimeside yine bir “Elif”, iki “Lam” ve bir
“He” ile yazılmaktadır. Bu harflerin de değeri yine ebced hesabıyla toplandığında yine 99 rakamını verir. Her iki kelimede harfler değişmediği içinrakam değerleri de değişmiyor. Yani Hilal yazarken ALLAH (c.c.) isminin harflerni kullanıyoruz. 99’da Esmaul Hüsna’yı temsil eder.Öyleyse bu iki kelimeyi bilhassa sembolik olarak birbirinin yerine kullanmak mümkündür. O halde Bayrak üzerine ALLAH (c.c.) yazacak yerde, aynı ismin eş değerlisi olan Hilal’i koymak hem anlamlı, hem inançlarımıza daha uygundur.Çünkü inancımıza göre, “ALLAH (c.c.)”ı sembol olarak bile ifade etmek mümkün değildir. Aksi halde putperestlerin düştüğü hatayı tekrarlamış oluruz. Bu sakıncadan dolayı “ALLAH (c.c.)” ın zatı ve ismi tenzih edilerek, o ismin harf ve ebcedi bakımından eş değerlisi olan “Hilal” sembol yapılmıştır. Madem ki sembolik anlam taşıyacaktır o halde Hilal yazmaktansa Hilalin şeklini yapmak arasında hiç fark yoktur. Aksine sembol olarak Hilal şekli daha uygun, daha anlamlıdır. Böylece Hilal’in sembol olarak seçilmesinde şu mantık silsilesi görülmektedir:

ALLAH (c.c.) à Hilal (isim) à Hilal (şekil)

ALLAH(c.c.)’ın birliği (Tevhid) inancı ve bu inancın La ilahe İllallah (ALLAH
(c.c.) tan başka Tanrı yoktur) formulüyle ifade edilen manası böylece Hilal şeklinin içinde sembol olarak ifadesini bulmuştur.
Bilindiği gibi bazı İslam ülkeleri bayrağında, özellikle Suudi Arabistan doğrudan doğruya Kelime-i Tevhid’i yazarak sembole gidilmeden bayrağına koymuştur.Ancak birtakım manaların sembol ile ifadesi, sözle ifadesinden daha derin ve anlamlıdır. Hilal’in kucağındaki Yıldız, Hilalde olduğunun aksine doğrudan doğruya şeklinden alınmıştır. Ancak bu şekil yine Arapça “Muhammed” yazısının şeklidir. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimizin ismi yazıldığı zaman birinci “mim” in başı, “ha” harfinin dirseği, ikinci “mim” in kıvrımı ve “dal” harfinin alt ve üst kanadı beş tane çıkıntı meydana getirir ve tam bir yıldız şeklini alır. Zaten İslam’ın şartları da beş tanedir. Hilal ALLAH (c.c.) inancını, yıldız Peygamber’e bağlılığı dile getirir.
ALLAH (c.c.) inancı, amentü ile bildirilen iman şartlarının temeli olduğu için iman esaslarının hepsi bu sembolle ifadesini bulmuş olur. O zaman Hilal iman şartlarını, yıldız da İslam’ın şartlarını remz (sembol) olarak dile getirir ki, bayraktaki bu iki sembolle, ay ile yıldızla İslam dini bütün yönleriyle ifade edilmiş olur.

Claude Farrere dilimize “Türklerin Manevi Gücü” adıyla çevrilen eserinde (s.36) Hilal şekli üzerinde durarak bu şeklin Türklerin hayatında nasıl bir önem taşıdığını anlatmaya çalışır: “En mükemmel gemiler, yarım ay şeklinde amiral gemisinin etrafına sıralanmıştı. Evet yarım ay şeklinde... Ve hilal şekli gerçekten müslüman, gerçekten Türk olan herkesi heyecandan titretmeye yeter!...” diyerek Türk toplumunun hayatında örf ve geleneklerin ne kadar köklü bir yeri olduğunu anlatır. İstiklâl marşımızda, “Çatma kurban olayım çehreni ey nazlı hilal.” “Kahraman ırkıma bir gül ne bu şiddet bu celâl?” mısralarında bayrağın ve hilalin şahsına dile gelen hitap, aslında doğrudan doğruya ALLAH (c.c.)’a niyazdır. ALLAH (c.c.)’dan, artık bu millete rahmet ve merhametiyle nazar etmesi istenmektedir. Zaten “Ruhumun senden ilâhî şudur ancak emeli;” mısrasında bu dilek daha açık bir dille ortaya konmaktadır.

Hilal sadece bayrağımızda değil, kandil geceleri yapılıp dağıtılan ay çöreğindede görülür. Camide ve kışladaki ders nizamı da, Mehter Takımının nöbet vurma sırasında aldığı şekil de hep Hilal şeklidir..
TÜRK BAYRAĞI KANUNU

Kanun No: 2994

Kabul Tarihi: 29/5/1936


Madde 1 - Türk bayrağı, bu kanuna bağlı örnekte gösterilen şekil ve nisbetlerde olmak ve al zemin üzerine beyaz ay - yıldız konmak, şartile, yerli şaliden yapılır.
Ancak şalinin tedarikinde zorluk olur ise en büyük mülkiye memurunun iznile zemin rengi al olmak üzere başka kumaştan da yapılabilir.

Madde 2 - Ordu kuvvetlerile resmî daire ve teşekküller tarafından bayrakların çekiliş ve indirilişlerinde ve sair hususlarda yapılacak tören ve bunların kullanacakları hususî alâmet ve filâmaların şekilleri, nisbetleri ve cinsleri ve Türkiye Cümhurluğunun yabancı memleketlerde bulunan resmî ve millî binalarına (Uluslar arası metotlarına göre) Türk bayrağının çekiliş ve indirilişleri ve resmî dairelerle teşekküllerden başka yerlerde Türk bayrağının, ve diğer hususî bayrakların ve forsların gerek temsil ve gerek süsleme için ne zaman ve nasıl çekileceği ve nerelerde kullanılabileceği ve bu kanunun tatbik şekilleri bir nizamname ile tesbit edilir.

Madde 3 - Türk bayrağı ordu kuvvetlerile resmî dairelerde ve millî teşekküllerde sabah sekizde çekilir ve gün batarken indirilir. Şu kadar ki limanlara giren ve çıkan ve seyir halinde bulunan harp ve tüccar gemilerinin bayraklarının çekiliş ve indiriliş saatleri için nizamnameye istisnaî hükümler konulabilir.
Yalnız, millî bayramlarda ve umumî tatil günlerinde tatilin devam ettiği müddetçe bayrak gece ve gündüz çekili kalır.
Her gün bayrak çekecek resmî daireler, İcra Vekilleri Heyeti tarafından tayin edilir.

Madde 4 - Yas alâmeti olmak üzere bayrağın yarıya çekileceği haller ve devam müddeti Devlet protokolunca tesbit ve vaktinde alâkadar dairelere bildirilir.

Madde 5 - Resmî dairelerde ve teşekküllerde çekilecek bayrak, bu iş için yapılmış hususî direk ve göndere çekilir.

Madde 6 - Bu kanun hükümlerine ve yapılacak nizamnameye muhalif olarak bayrak yapmak ve satmak yasaktır. Bu yasağa aykırı gidenler, Türk Ceza Kanununun 526 ncı maddesine göre cezalandırılır. Nizamnameye muhalif olarak çekilmiş bayraklar mahallin en büyük mülkiye memuru emrile indirilir.

Madde 7 - Alay sancaklarının şekli ve yapılış tarzı kendi hususî ahkâmına tabidir.

Madde 8 - Bu kanun neşri tarihinden bir sene sonra muteberdir.

Madde 9 - Bu kanun hükümlerini yerine getirmeğe İcra Vekilleri Heyeti memurdur.

3/6/1936Korkma, Korkma.Net Yorumla Avatarlar Msn Resimler

__._,_.___








 

KARIZ KANALLARI

 

Merhabalar dediğiniz gb (iki şekilde metin ve resim ) olarak gönderiyorum

iyi çalışmalar

S. Melike ÖZTÜRK

 

Uygur kelimesi uygar, medenî anlamındadır. Uygur orta Asya'da büyük bir devlet ve medeniyet kurmuş, bir Türk ulusu'nun adıdır.

 

Karız Kanalları bundan 2500 yıl önce Orta Asya'da Turfan bölgesinde yapılmış uzunluğu 5000 km'yi bulan yeraltı su şebekesi sistemidir. Dünya uygarlık tarihinin en önemli buluntularından biridir ve insanlık tarihinde bir mucize olarak adlandırılmaktadırlar. Bu yeraltı kanaları Tanrı Dağları'ndan, Turfan şehrine su getirmek amacıyla Uygur Türkleri tarafından yapılmıştır ve bugün hala çalışır durumdadır.

 

 

 

 

"Karız" sözcüğü; kehriz, lağım ve yeraltı su yolu demektir. Suyun aktığı yeraltı kanalı anlamına gelen "teşme" olarak da söylenmekte. Aslında, bölgede Karız'ın yapımında kullanılan bazı Türkçe kökenli sözcüklerden de anlaşılacağı gibi, bu uygarlık harikasını yapanların Türk olduğu anlaşılmakta. Örneğin: Tuynuk: Kuyu. Kurutka: Sert çamur. Küz: Kaynak. Karizçi: Kuyu kazan kişi. Geltekçi: Hayvan sürücüsü. Yuklima: Kuyu ağzına konulan örtü. Tirek: Direk. Yanlık: Yana konulan tahta. Çukka: Tehlike işareti. Suğuk çüşüş: Soğuk havanın içeri girmesi. Suğukçi: Sucu kişi. Kuduk seviti: Çubuktan örülmüş küçük sepet. Ketmin: Kazma, kazıcı. Çığrık: çamur makinesi (elle). Yağ: Yağ. İlmek: Dut ya da karaağaç çatalından yapılan tarak. Tilma: İlk kuyunun başı…vb".

 



Karız yer altı su kanalları, belli bölgelerde yerin 110 metre altına kadar inmekte ve toplam uzunluğu beş bin kilometreye ulaşmaktadır. Bu haliyle, Çin seddinden daha önemli bir yapı olduğu ortadadır.

 


"Orta Asya'da bulunan antik uygarlık harikası olan çölün 110 metre altında derinlikte Karız su kanalları Türklerin yaratıcılığını özetliyor. Karız harikası; Orta Asya'daki yerleşik yaşam, kentleşme kültürü, mimari planlama, haritacılık ve bir teknoloji harikası olarak insan yaratıcılığının doruklarından biri.

 

Şimdiye dek batının, Avrupa merkezli tarihçilerin ve kimi Türkologların yazdıkları; "Asyalılar, hiç bir zaman yerleşik olamadı. At üstünde, çadırlarda ve su başlarında sürekli göçebe toplum biçiminde yaşarlardı…" şeklindeki savları çürüten bir tarihi gerçek olan Karız Su Tüneli, Çin Halk Cumhuriyeti'nin Uygur Özerk Bölgesi'nde bulunan ve Tanrı Dağları'ndan Turfan şehrine kadar yer altında uzanan dünyanın en önemli uygarlık harikalarından biri olarak değerlendiriliyor.



"Karız, deniz seviyesinin altında kalan tarım alanlarına, köylere ve yerleşim merkezlerine suyu taşımaya yarayan yatay ve düşey yeraltı su tünelleri galerileridir. Çinliler bu kanalları ülkelerindeki üç harikadan biri olarak gösteriyorlar. Bu kanallar bundan 2500 yıl önce M.Ö 500' ler de Uygur Türkleri tarafından yapılmış.

 

Bu kanalları yaklaşık 100 metre yeraltında konumlandırmanın amacı, güzergahın geçtiği çölde ortalama +40 derecenin bulunduğu hava koşulları düşünülerek, sızıntı ve buharlaşmadan kaynaklanan su kayıplarını azalmaktır. Bir karız tamamen yer çekimi kuvveti ile işlemektedir. Bu şekilde tasarlanıp, kendi içindeki eğim dikkate alınarak suyun doğal eğimi ve akar kotu, iki karız arasında eğim hesabı ile yapılmış olup, pompa gereksinimini ortadan kaldırmıştır. Eğim, açı, suyun akışının sağlanması doğru  yolda gidilmesi …  bunların yapılabilmesi için bilim gerekli. Bunu başarabilmeniz için matematiğin, fiziğin, mühendisliğin ileri bir düzeyde olması gerekiyor. Anlaşıldığı gibi burada büyük bir medeniyet var. Çok iyi organize olmuş başarıya ulaşmış ileri derecede teknoloji'ye sahip büyük bir uygarlık.

 

Hâlâ sorunsuz bir şekilde çalışan Karız kanalları, Turfan vahasına her yıl yaklaşık 200 milyon metreküp su taşıyor. Bundan dolayı kanallar, Turfan için hayat kaynağı olmaya devam ediyor. Karız kanallarının her birinde dik kuyular, yeraltı kanalı, yer üstü kanalı ve barajlar bulunuyor. Yeraltı kanalları, bazen birkaç kilometre, bazen de onlarca kilometre uzunluğunda olabiliyor. Yeraltı kanalları inşa edilirken işçiler, havalandırma sağlamak ve kazılan çamurları boşaltmak için 20-30 metre aralıkla dik kuyular açmış. Barajlar ise su miktarını ayarlayan su deposu işlevini yerine getiriyor. Turistler bu muhteşem mimari eseri görmek için şimdilerde Turfan'a akın ediyor. Yerli ve yabancı turistler hem Karız'ları geziyor hem de bal tatlısı üzümüyle ünlü Turfan'ın temiz havasını soluyor. Turistler için Turfan'da Karız Kanalları'nı tanıtan özel bir müze de kurulmuş.

 

Göçebe, barbar, uygarlıktan nasibini almamış diye tanıtılan, anlatılan Türk Milletinin aslında medeniyeti yaratan insanlar olduğu ortaya çıkıyor. Atalarımız matematiğin, fiziğin mühendisliğin ileri düzeyde olduğu bir toplumdu bu şekilde Dünya tarihinin en büyük medeniyetlerini kurdular. Bu büyük imparatorluklar halka zülüm ederek insanları sömürerek, köleleştirerek değil, halka hizmetle, adaletle kuruldu.

 

DOĞAL GAZ

Türkiye enerji alanında her yıl aynı sorunları yaşamaya devam etmektedir. 2006 yılında Rusya ile Ukrayna arasında yaşanan kriz Türkiye'de ciddi endişelere sebep olmuştu. Ardından 2007 yılı başlarında bu kez İran gazı kesmişti ve biz aynı endişeleri tekrar yaşamıştık. Bu kez artık ders alınır ve Türkiye'nin her kış yaşadığı doğalgaz korkusu tekerrür etmez diye düşünmüştük Ancak maalesef Türkiye aynı korkuları bu yıl da yaşamaya mahkum edilmiştir. Türkiye'nin doğalgaz kabusu her yıl Aralık-Ocak aylarında yeniden ve yeniden tekerrür etmektedir. Bu okuduğunuz rapor aslında bundan tam bir yıl önce İran'ın Türkiye'ye verdiği doğalgazı kesmesi üzerine hazırlanmıştı. Bugün rapora çok küçük bazı ilaveler yaparak raporu aynen yayınlıyoruz. İşin ilginç yani tarihler dışında değişen hiçbir şey yoktur. Açıklamalar aynı, bahaneler aynıdır…

 

Küresel sistemin gündeminin baş sırasında yer alan enerji, Türk dış politikası kadar iç kamuoyu açısından doğrudan etkiler doğurabilmesi sebebiyle iç politikanın da en önemli konularından birisini oluşturmaktadır. Hayatın her alanında ihtiyaç duyulan bu önemli kaynak, kimi zaman bağımlılığın kimi zaman siyasi baskının kimi zaman ise uluslararası krizlerin konusu olabilmektedir.

 

Stratejik konumu nedeniyle enerji güzergahları açısından potansiyel transit ülke olarak değerlendirilen Türkiye ise henüz bu oyununun maalesef belirleyicileri arasında değil, piyonları arasında yer almaktadır. Türkiye enerji ithalinde kendisi açısından stratejik tercihler yapamamakla birlikte, Doğu- Batı enerji güzergahları içindeki önemli konumunu da yeterince kullanamamaktadır.

 

Türkiye enerji ithalinde kendisi açısından stratejik tercihler yapamamakla birlikte, Doğu- Batı enerji güzergahları içindeki önemli konumunu da yeterince kullanamamaktadır.

 

Soğuk Savaş sonrası dönemde, Türkiye'nin ulusal bir enerji stratejisini gerçek anlamda oluşturamadığı çok açıktır. Proje sayısının fazlasıyla artması ve değişik kaynaklardan çelişkili istatistiksel tahminler gelmesi de bundan kaynaklanmaktadır. Türkiye enerji ihtiyacını karşılamak amacıyla çeşitli anlaşmalara imza atmakta ancak yeterli verimliliği sağlayamadığı gibi pek çok açıdan kendisini daha da bağımlı hale getirmektedir. Türkiye'nin doğalgaz konusunda stratejiden yoksunluğunu dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in Ekim 1999'da Azerbaycan ziyareti sırasında yapmış olduğu "biz kimde doğal gaz varsa alacağız" açıklaması açıkça ortaya koymuştu. Bugün ise Enerji Bakanı Hilmi Güler'in "biz elimizi açık oynamıyoruz" dedikten sonra Türkmen gazını İran üzerinden alma girişimleri örneği de yine bu stratejisizliğe iyi birer örnektir.

 

Bu rapor son günlerde önemi gittikçe artan doğalgazın ve bir bütün olarak enerjinin nasıl bir dış politika aracı olarak kullanıldığından hareketle Türkiye'nin İran ve Türkmenistan gazı konularındaki yanlış tutum ve strateji eksikliğini konu almakta ve politika önerilerinde bulunmaktadır. Enerji konusu ve Türkiye'nin enerji stratejisi ve diplomasisi daha geniş bir konu olmakla beraber burada bu bütünün sadece bir parçası ele alınmıştır.

 

İran Doğalgazı

 

İran'la 8 Ağustos 1996 tarihinde imzalanan anlaşma gereği 25 yıl süreli ve 10 milyar m3/yıl (plato periyoda) gaz alınması öngörülmüştür. Anlaşmayla 2001'de başlaması planlanan gaz alımlarının 2007'de plato miktarına ulaşması planlanmıştır. Ancak bugün gelinen noktada bazı dönemlerde İran'dan alınan gazın önce azaltıldığı ve ardından ise tamamen kesildiği görülmüştür. Erzurum-Gürbulak'dan sınırımıza girip Kayseri üzerinden Ankara ve Konya-Seydisehir'e ulaşması planlanan İran Doğalgaz Boru Hattı'nın proje 630 milyon dolara malolmuştur. Boru kapasitesi senede 26 milyar m3 olan bu hat ile 10 milyar m3 İran gazı ve geri kalan kısmı için de Türkmen gazı alınması hedeflenmiştir.

 

İran'a ABD baskısının devam ettiği ve Irak'ta şartların giderek kötüleştiği bu günlerde İran daha önce PKK'ya karşı ABD'nin yapamadığını yaparak Irak ile sınır bölgelerindeki PKK kamplarını bombalamış ve Türkiye'nin gerçek müttefikinin ABD değil kendileri olduğu mesajını vermişti. İran kış şartlarının kötüleştiği bu günlerde Ankara'ya ikinci mesajını vermektedir.

Bir yıl önce tam da bu günlerde Türkiye İran'dan aldığı doğalgazın kesildiğini İran Haber Ajansı İRNA'ya mülakat veren İran İslam Cumhuriyeti Petrol Bakanı Kazım Veziri Hamane'den öğrenmişti. Hamane bu mülakatında İran halkına seslenerek kötüleşen hava şartları sebebiyle İran'ın iç talebi karşılayamaması sebebiyle Türkiye'ye karşı kesintiye gittiklerini ve İran halkının enerjiyi tasarruflu kullanmaları halinde doğalgaz artışı sağlayarak Türkiye'ye yeniden doğalgaz verilebileceğini ifade etmektedir. Veziri Hamane ayrıca Enerji Bakanı Hilmi Güler ile telefon görüşmesi yaparak İran'ın Türkiye karşısında anlaşmalar çerçevesinde taahhütlerini yerine getiremediğine ve Türk yetkililerden bu konuda özür dilendiğine dikkat çekerek, hali hazırda Türkiye'ye doğalgaz verilemediğini ama yapılmakta olan ve bir hafta ya da en fazla on gün sonra tamamlanacak Parsiyan doğalgaz arıtma tesisinin tamamlanmasıyla Türkiye'ye doğalgaz ihracının yeniden başlayacağını vurgulamıştır. Geçtiğimiz yıl İran kesintiyi fazla uzun tutmamış ve İran 7 Ocak 2007 tarihinden itibaren Türkiye'ye yeniden doğalgaz vermeye başlamıştır.

 

RefahYol Hükümeti döneminde imzalanan anlaşmanın 14. maddesine göre (şimdi olduğu gibi doğalgaz tesislerini su basması sebebiyle) mücbir sebeplere dayandırılarak tazminat da ödemeyen İran'ın benzer kesintilere geçtiğimiz yıllarda da gittiğini göz önüne alırsak bu kesintileri tek başına "mücbir sebeplere" dayandırmanın dayanaksızlığı ortaya çıkmaktadır. Her ne kadar İran İslam Cumhuriyeti Petrol Bakanı Kazım Veziri Hamane bu kesintiyi doğal sebeplere bağlasa da İran'ın bu kesintiyi stratejik sebeplerle yaptığı izlenimi ağır basmaktadır. İran'a ABD baskısının devam ettiği ve Irak'ta şartların giderek kötüleştiği bu günlerde İran daha önce PKK'ya karşı ABD'nin yapamadığını yaparak Irak ile sınır bölgelerindeki PKK kamplarını bombalamış ve Türkiye'nin gerçek müttefikinin ABD değil kendileri olduğu mesajını vermişti. İran kış şartlarının kötüleştiği bu günlerde Ankara'ya ikinci mesajını vermektedir. Türkiye'nin bu tür durumlara karşı adeta sigorta olarak gördüğü Şahdeniz Gazındaki hakkından Gürcistan ve Azerbaycan lehine feragat etmesinden sonra Türkiye'nin köşeye sıkıştığını gören İran'ın bu gaz kesintisiyle Türkiye'ye verdiği mesajın Ankara'dan iyi okunması ve buna uygun politikalar geliştirilmesi gerekmektedir.

 

Bu İran'ın geçen yılki gaz kesintisi sebebiyle verdiği mesajdı. Bir de bu yıla bakalım: Bu yıl da geçen yıl yaşananların aynısına şahit olmaktayız. 2008 yılının ilk günlerinde İran, Türkiye'ye günlük olarak vermesi gereken 28 milyon metreküplük gaz miktarını 3.5 milyon metreküpe kadar düşürdü. Ardından ise ülkedeki kötü hava şartlarını ve Türkmenlerin gazı kesmesini bahane göstererek gazı tamamıyla kesti. Yalnız Enerji Bakanı Hilmi Güler bu defa geçen yıllardan farklı olarak ilginç bir çözüm silahını devreye sokacaklarını bildirdi. Enerji Bakanı konuyu çözmek için başbakan Erdoğan'ı aracı/ricacı yapmak istiyordu. Erdoğan Ahmedinejad ve Putin'i arayarak gazı kesmemeleri ricasında bulunacaktı. Zira burada sorun sadece İran değil Rusya'dan alınan gazda da bir düşüş sözkonusudur. Rusya'nın önerdiği Mavi Akım 2 hattının Türk tarafınca kabul edilmemesi üzerine Rusya'nın Karadeniz'in dibinden geçen ve Türkiye'yi by-pass eden (petrolden sonra doğalgazda da) bir hattı devreye almıştı. Şimdi Rusya burada Türkiye'ye bir ders vermek için aslında tarihi bir fırsat yakalamıştır. Umarız ki İran sorunu çabuk çözülür ve Rusya'da elindeki bu fırsatı kullanmaz. Zira bu takdirde Türkiye'de elektriğin neredeyse yüzde 50'sini, özellikle de büyük şehirlerde ısınmanın tamamına yakınını ve daha bir çok alanın bağımlı olduğu doğalgazın kesilmesi durumunda Türkiye'de yaşam felç olabilir. Görüldüğü gibi Türkiye'nin bu günlerde ulusal çıkarları ve güvenliği Ahmedinejad ile Putin'in ellerine terkedilmiş durumdadır.

 

 

Stratejik Dış Politika Aracı Olarak Doğalgaz

 

Doğalgazın yaşamımızın her alanında vazgeçilmez konuma yükselmesi bu stratejik hammaddeye sahip olan ülkelerin onu bir dış politika aracı olarak kullanmaya başlamalarına sebep olmuştur. Bunu en başarılı kullanan ülkelerin başında Rusya Federasyonu gelmektedir. Rusya'nın enerjiyi ve özellikle de doğalgazı stratejik bir dış politika aracı olarak kullanma isteği Batı tarafından "stratejik şantaj aracı" olarak algılanmıştır. Zira daha önce Rusya'nın doğalgazı bir baskı aracı olarak Moldova, Gürcistan ve Ukrayna'ya karşı kullandığı hafızlarda yer etmiştir.

 

Bölgemizdeki en başarılı dış politika uygulamalarından birisini gerçekleştiren İran'ın, özellikle ABD ve Batıya karşı tansiyonu istediği gibi yükseltme ve gerektiğinde düşürme politikasından sonra Rusya'nın uyguladığı "enerjiyi dış politika aracı olarak kullanma" pratiğini uygulamaya başladığı görülmektedir. İran bir yandan dolar yerine Euro'ya geçme politikası güderken diğer yandan enerjiyi özellikle de doğalgazı bir dış politika aracı olarak kullanmaya başlamış, bunun ilk uygulamasını ise Türkiye üzerinde deneme yoluna gitmiştir.

 

Avrupa'nın en hızlı büyüyen doğal gaz pazarına sahip olan Türkiye'nin 1984'de SSCB ile yaptığı ilk doğal gaz anlaşmasından sonra gaza olan talebi hızla artmış ve 1996'da Rusya Federasyonu ile ikinci doğal gaz anlaşmasını imzalamıştır. Bu tarihten itibaren Türkiye, alternatif doğal gaz kaynaklarına yönelmiş, başta Azerbaycan ve Türkmenistan olmak üzere birçok ülke, Türk doğal gaz pazarı için Rusya'yla rekabete girişmiştir. Rusya'da oldukça etkili olan 'Enerji Lobisi'nin bu rekabette üstünlük sağlamak için girişimlerine Türkiye'de o dönemki hükümet nezdinde destek bulması, Rusya ile Türkiye arasında Mavi Akım olarak bilinen aynı zamanda Türkiye'de büyük tartışmalara sebep olan üçüncü doğal gaz anlaşmasının imzalanmasına sebep olmuştur. Bu süre zarfında Türkiye Türkmenistan gazından bir netice alamamış, ancak Azerbaycan ile imzalanan Şahdeniz Gazı Projesi 2007 yılı başı itibarıyla tamamlanmıştır. İran ile de yapılan anlaşma gereği bir boru hattı anlaşması imzalanmış ve ABD'nin bütün itirazlarına rağmen bu ülkeden doğalgaz alınmaya başlanmıştır. İran'dan aldığımız doğalgazda zaman zaman sorunlar yaşanmış ve iki ülke tahkim sürecine girmiştir.

 

Türkiye'nin Doğalgaz Temin Ettiği Ülkeler

 

2007 yılı başı itibarıyla Türkiye Rusya Federasyonu'ndan üç ayrı hattan ve bunun yanında İran'dan, Cezayir'den (LNG), Nijerya'dan (LNG) doğalgaz ve spot piyasadan da sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) almaktadır. Türkiye bugün doğalgaz ihtiyacının yaklaşık yüzde 65'ten fazlasını Rusya'dan karşılamaktadır. Bunun için üç ayrı anlaşma ile iki ayrı güzergahtan gaz alınmaktadır. Bu hatların birisi Batı güzergahı olarak geçmekte ve Rusya-Ukrayna-Moldova-Romanya-Bulgaristan üzerinden Türkiye'ye gelmektedir. Bir diğer hat ise Mavi Akım olarak bilinen ve Karadeniz'in dibinden Türkiye'ye doğrudan çekilen bir boru hattıdır. Diğer yandan Türkiye İran'dan gelen bir boru hattı aracılığı ile de gaz satın almakta ve Nijerya ve Cezayir'den de sıvılaştırılmış doğalgaz ithal etmektedir. Aynı şekilde zaman zaman spot piyasalardan da gaz alım yapılmaktadır.

 

Türkiye aldığı doğalgazın büyük bir bölümünü elektrik üretimi ve ısınma amaçlı kullanmaktadır. 2004'te tüketilen 22.1 milyar metreküp gazın yüzde 61'ini santrallerde elektrik üretimi için kullanılmıştır. Yüzde 19'u evlerde ısınma amaçlı kullanılmış ve yüzde 2'si ise gübre olmuştur. Bugün toplam elektrik üretiminin yüzde 43.8'ini doğalgaz yakan santrallerde üretiyor olması bu kadar su ve kömür kaynakları olan bir ülke için fazlasıyla lükstür.

 

Depolama Sorunu:

Türkiye BTC ve Kerkük-Yumurtalık petrol boru hattı dışında, Bakü-Erzurum-Ceyhan arasındaki Güney Kafkas Doğalgaz Boru Hattı ve Türkiye-Yunanistan-İtalya Doğalgaz Boru Hattı yapım aşamasında bulunmaktadır. Bakü-Erzurum-Ceyhan boru hattı BTC boru hattına paralel inşa edilmekte olup Şahdeniz'den çıkartılan Azeri doğalgazını Türkiye'ye ulaştırması planlanmaktadır. Tabi bu gazın bir kısmının zor durumda olan komşumuz Gürcistan'a verildiği, geri kalanının da 149 dolar gibi komik bir rakamla Yunanistan'a satıldığını unutmamak gerekir. İran gazı da ayrıca Türkiye`ye taşınmaktadır. Rusya`dan Mavi Akım dışında iki ayrı hattan (Batı hattı) daha doğal gaz alınmaktadır. Ayrıca Ruslar Karadeniz'in altından geçen Mavi Akım Doğalgaz Boru hattının ikincisini de çekmeyi ve bu hattı İsrail`e kadar uzatmayı önermektedirler. Yalnız Türkiye son derece büyük projelere girmesine rağmen doğal gaz depolama tesislerini halen kuramamış olması onun stratejik eksikliği olarak değerlendirmekteyiz. Aynı şekilde ihraç amaçlı doğalgaz şebekesini halen genişletememesi bir eksiklik olarak karşımıza çıkmaktadır.

Türkiye yurtdışı doğal gaz alım anlaşmalarını "al yada öde" şeklinde yaptığı için depolayamayan ve bu sebeple kullanılamadığı için havaya bırakılan doğal gazın da parasını ödemek durumunda kalmaktadır. Diğer yandan bu durum stratejik olarak Türkiye'nin doğal gazda yurt dışına olan bağımlılığını oldukça kırılgan noktalara gelmesine sebep olmaktadır.

1987 yılından beri yurt dışından doğalgaz alımı yapılan Türkiye'de yaklaşık 15 yıldır doğalgaz yeraltı depolarına ihtiyaç duyulmasına rağmen bu soruna bir türlü nihai çözüm bulunamamıştır. Petrolden farklı olarak yurtdışından alınan doğal gazı depolayamadığı için anında tüketime verilmek durumundadır. Bu durum Türkiye açısından çeşitli sakıncalar doğurmaktadır. Türkiye yurtdışı doğal gaz alım anlaşmalarını "al yada öde" şeklinde yaptığı için depolayamayan ve bu sebeple kullanılamadığı için havaya bırakılan doğal gazın da parasını ödemek durumunda kalmaktadır. Diğer yandan bu durum stratejik olarak Türkiye'nin doğal gazda yurt dışına olan bağımlılığını oldukça kırılgan noktalara gelmesine sebep olmaktadır. Doğal gaz satan ülkeler de (ki bu daha çok Rusya ve kısmen de İran için geçerli olabilecek bir seçenektir) şu anda olmasa bile doğal gazı Türkiye'ye karşı bir silah olarak kullanma imkanı vermektedir. Rusya Federasyonu doğal gaz sattığı Ukrayna ve Gürcistan'a karşı ilişkilerinin bozulduğu zamanlarda siyasi bir baskı olarak kullanmış ve bu ülkeleri kışın doğal gazı kesmekle tehdit etmiş ve zaman zaman da bu tehdidini hayata geçirmiştir. The New York Times, Türkiye'nin enerjide dışa bağımlılığını 'Enerji İhtiyacının yüzde 98'ini ithal eden Türkiye'den daha fazla enerji şantajına açık ülke sayısı çok azdır' diyerek tehlikeyi özellikle vurgulamıştır. Ancak 2008'e girdiğimiz şu günlerde Türkiye'nin enerji politikasını stratejik olarak planlamaktan yoksun zihniyetler depolama sorununu hala çözememişlerdir.

 

Türkiye'nin batısındaki Silivri'de 1.6 milyar metre küp hacmindeki bir depolama tesisi tamamlanarak devreye alınmıştır. Ayrıca İzmir'de de özel sektöre ait bir depo devrededir. Ancak bu iki deponun toplam kapasitesi Türkiye'yi 1 ay bile idare edememektedir. Diğer yandan İç Anadolu'daki Tuz Gölü'nün altında inşa edilecek 5 milyar metre küplük daha büyük bir depolama tesisi projesine de hız verileceği açıklanmaktadır. Ancak 1987 yılından beri doğalgaz alan bir ülkenin şimdiye kadar yeraltı depolama tesislerini kuramamış olması bir zaifiyetin göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

Doğalgazda Rusya'ya Bağımlılık

 

Doğal gazda birbiri ardına imzalanan üç ayrı anlaşma ile Rusya'ya yaklaşık 2/3 oranında bağımlı olunması 'Ankara'nın stratejik bir hatası' olarak değerlendirilebilir.

 

 


Doğalgazda Türkiye'nin Rusya'ya ciddi oranda bir bağımlılığı mevcuttur. Şu an Rus doğalgazını alan 19 ülke içerisinde Türkiye, Almanya'dan sonra ikinci en büyük tüketici durumundadır. Avrupa'da doğal gazda Rusya'ya en fazla bağımlı ülke olan Avusturya'da bu bağımlılığın oranı en fazla yüzde 45 iken, Rusya'nın AB içerisindeki stratejik partneri Almanya'da yüzde 33'tür. Doğal gazda birbiri ardına imzalanan üç ayrı anlaşma ile Rusya'ya yaklaşık 2/3 oranında bağımlı olunması 'Ankara'nın stratejik bir hatası' olarak değerlendirilebilir.

 

Rusya'ya olan bağımlılık orta vadede Türkmenistan, Irak, Mısır, Yemen ve Katar gibi ülkelerle sürdürülen görüşmelerin olumlu neticelenmesi durumunda azalabilir. Ancak bu durumda ihtiyaç fazlası doğal gazın ne yapılacağı sorunu ortaya çıkacaktır. Dünyanın en büyük doğalgaz rezervlerine sahip Rusya sadece kendi gazını değil Türkmenistan gibi diğer üreticilerden aldığı gazı da bize satmaktadır.

 

 

Türkmen Gazı ve Trans-Hazar Boru Hattı Sorunu