Niğde bölümü

NİĞDE EMNİYET MÜDÜRÜ YUSUF ALBAYRAK GÖZ ALTINA ALINDI...

Niğde Emniyet Müdürü başta olmak üzere ildeki bir çok emniyet yetkilisinin evine operasyon düzenlendi. Emniyet Müdürü Yusuf Albayrak gözaltında

Niğde Emniyet Müdürlüğü ekipleri, nisan ayında başlatılan 'çete' soruşturması kapsamında Emniyet Müdürü Yusuf Albayrak, Emniyet Müdür Yardımcısı Raşit Çavdar, Bor Emniyet Müdürü Köroğlu Kıraç ile Niğde Ticaret ve Sanayi Odası (NİTSO) Başkan Yardımcısı Arif Arı'nın ev ve işyerlerine operasyon düzenledi. Zanlıların ev ve işyerlerinde arama yapan polis, şüphelilerin kullandığı bilgisayarlara el koydu.

Yetkililerden alınan bilgilere göre, operasyonda Emniyet Müdür Yardımcısı Raşit Çavdar'ın Kuşadası'ndaki evi de arandı. Halen devam eden operasyon, Niğde'de geçen nisan ayında başlatılan ve Niğde Emniyet Müdürlüğü ile NİTSO yöneticilerinin de içinde bulunduğu 'Menfaat temin etmek amacıyla örgüt kurmak, yönetmek veya suç örgütüne yardım etmek' suçlamasıyla başlatılmıştı.

Emniyet Müdürü Yusuf Albayrak'ın gözaltına alındığı bildirildi.

--

GAZETECİ VE YAZAR NECDET SEVİNÇ VEFAT ETTİ...


KERİM ÖZBEKLER
GAZETECİ-YAZAR-ŞAİR


Gazeteci ve yazar Necdet Sevinç İstanbul'da vefat etti, cenazesi 24 Temmuz 2011 Pazar Günü İstanbul'da ki Fatih Camii'nden ikindi namazına müteakip kaldırılacaktır.


NECDET SEVİNÇ KİMDİR ?


1944 yılında Gaziantep'te doğdu, Gaziantep Lisesi son sınıf öğrencisiyken okul dergisine “Allah'ın olmadığını” yazan felsefe öğretmenine bir gazetede verdiği cevap sebebiyle okuldan uzaklaştırıldı. Bu olaydan sonra, Gaziantep'te başladığı gazetecilik mesleğini devam ettirmek için İstanbul’a gitti. Haber ve Durum gazetelerinde çalıştı. 1969'tan itibaren Bizim Anadolu, Hergün, Ortadoğu, Günaydın, Kurultay ve Yeni Çağ gazetelerinde genel yayın müdürü ve köşe yazarı olarak görev yaptı. Yazılarından dolayı birkaç kez kurşunlandı, hakkında en çok dava açılan ve yüzlerce yıl mahkûmiyeti istenen yazarlarımızdan oldu. Asliye Ceza, Ağır Ceza ile Devlet Güvenlik ve Sıkıyönetim Mahkemelerinde yargılandı. 1974 affıyla Bayrampaşa Cezaevi’nden çıktı, 12 Eylül 1980 müdahalesinde tekrar tutuklandı. 1987 yılı sonuna kadar iki kez Bayrampaşa Cezaevi’nde, iki kez Paşakapısı Cezaevi’nde olmak üzere; Silivri, Kastamonu/Daday, Erzincan/Tercan cezaevlerinde yaklaşık 5 yıl yattı. Binlerce köşe yazısı yazdı. Ülkücü camianın önde gelen yazarlarından birisi idi, 23 Temmuz 2011 tarihinde İstanbul'da vefat etti...Kurşunladılar yıldıramadılar... Hapse attılar pes etmedi... İşsiz bıraktılar yılmadı... Teslim olacağı tek Makam vardı; O'na teslim oldu... Bir Eserinde şöyle diyordu;


''BİZ TÜRK’SÜZ BİR DÜNYANIN MEVCUDİYETİNİ DÜŞÜNMEKTENSE, O DÜNYANIN BİZİM YÜZÜMÜZDEN İNFİLAK ETMESİNİ DAHA UYGUN BULUYOR VE BÖYLE BİR DÜŞÜNCEYE
SAHİP OLMAKTAN DA GURUR DUYUYORUZ. BÜTÜN BUNLARA RAĞMEN İNSANLIĞIN
KURTULUŞU TEK BİR DÜNYA DEVLETİNİN KURTULUŞUNDA GÖRÜLÜYORSA O DEVLETİ
TÜRK KURMALI, TÜRK YÖNETMELİDİR. ÇÜNKÜ BUYURUCULUK TÜRK’ÜNDÜR…
DÜNYANIN NERESİNDE BİR TÜRK VARSA BİZİM TABİİ HUTUTLARIMIZ DA ORADA BAŞLAR...''


NECDET SEVİNÇ'İN YAZDIĞI KİTAPLARIN İSİMLERİ;


Yazarını Kurşunlatan Yazılar, Sanık Yazılar, Tutanak, Ferman, Ülkücüye Notlar, Ajan Okulları, Gaziantep'te Türk Boyları, Osmanlı'nın Yükselişi ve Çöküşü, Osmanlı’dan Günümüze Misyoner Faaliyetleri, Eski Türkler’de Kadın ve Aile, Osmanlılar’da Sosyo-Ekonomik Yapı, Arşiv belgeleriyle Tehcir, Ermeni İddiaları ve Gerçekler, Pontus’la Hesaplaşma, Duruşmalar, Acının Tadı.
 
NOT.FOTOĞRAFTA SOLDAN SAĞA;ORTADOĞU GAZETESİ GENEL YAYIN MÜDÜRÜ VE TARLA DERGİSİ SAHİBİ TAHİR KUTSİ MAKAL, GAZETECİ-YAZAR-ŞAİR KERİM ÖZBEKLER VE GAZETECİ-YAZAR NECDET SEVİNÇ YILLAR ÖNCE ORTADOĞU GAZETESİ'NDE BİRLİKTE GÖRÜLÜYORLAR.

--

 

 

 


 

BU TAKDİRİ İLAHİYİ NASIL YORUMLAYIM?

MÜSLÜMANLIK EN İLERİ OLMAK, MANTIKLI OLMAK., VATANPERVER OLMAK, NAMUSLU OLMAK, İLİMCİ OLMAK DEMEKKEN, GÜNÜMÜZDE AB Cİ OLMAK, Amerikancı olmak gibi bir yanlış anlama ile karşı karşıya.

Bu nasıl iş aslını bilen varsa anlatsın ona dua edeyim…

-----------------

Dokuma yerine tekstil demek, ad levhası yerine tabela demek,

Ev fırını yerine şömine demek,

Isı ölçen yerine termometre demek,

Malzeme evi yerine şantiye demek,

Oyun yeri yerine tiyatro demek,

Ön yarışçı yerine şampiyon demek,

Sürücü yerine şofor demek,

Ayıp değil mi? Türkçe konuşsan itibarın mı azalır?

 

 

Soğancı Niğdeliler:

 

SOĞAN DEYİP TE GEÇME EMİ?

Yararları için alfabetik kavramları sayalım:

İnanmayan sitemize telefon ederse kaynak veririz…

 

Arpacıkta yararlı olur

Astım nöbeti, akciğer hastalıklarında yararlıdır

BAYGINLIĞI GEÇİRİR

BÖBREK AĞRISINI DİNDİRİR

Bronşları temizler

Cerehatlerin boşalmasına yardımcı olur

Cilt hastalıklarında önleyici rolü vardır.

CİNSEL GÜCÜ ARTIRIR

EKZAMAYA FAYDALIDIR

Grip ve soğuk algınlığında yararlıdır

İDRAR SÖKTÜRÜR

İhtiyarlamayı geciktirir

İKTİDARSIZLIKTA FAYDALIDIR

İştah açar

Kalbi kuvvetlendirir

Kandaki şeker seviyesini düşürür

Kroner damlarları genişletir

Öksürük söktürür

PROSTAT BEZİNİN HASTALANMASINI ÖNLER

Şeker hastalıklarında faydalı kolera ve veremde bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardım eder

ZAYIFLAMAYI SAĞLAR

ZİHİN YORGUNLUĞUNU GİRERİR

 

******

 

KEL ALİ, KÖR EMMİ

MACERALARI

-------------------------------

 

KEL ALİ’NİN KARISI

 

HANİFE KADIN:

 

İŞ, ÜÇ OĞLAN PEYDAHLAMADA DEĞİL. GİT ELİNİ YILANIN DELİĞİNE SOK, BU ÇOCUKLARA EKMEK GETİR!…

Yazan: Ali Meraklı

EFENDİM, MAKSADIM İnönü devrini karalamak değil. O devrin kendine has izahları vardır. Son iki seçimde, belediye başkanlığı seçiminde CHP adayına oy vermiş kimseyim.

940 lı yıllardaki kıtlık hikayesini sunacağım. İster folklor konusu, ister siyaset konusu sayınız. Ama bu mesele hafızanızda yer alsın. Hatta ne yapayım biliyor musunuz? Babamın 1946 seçimlerine nasıl katıldığını bu hikayenin devamında anlatayım ki, ilk ağızdan hatıra nasıl olur öğrenmiş olursunuz..

 

Yılını bilmeme imkan yok. Sanırım 942 ile 944 arası bir yıl. Ben iki yaşında olsam gerek. Belki de büyük bacım daha doğmamıştır.  Hilmi ve fikri ağabeylerim ve ben hayatta olmamız lazım. Annem  on çocuk doğurmuş, beşi yaşamış. Kabaklı   oğullarından Osman kızı Huriye KADIN.

Bahsedilen yıllarda eve ekmek gelmiyor. Gelse de pek nadir.

Eski nüfus kağıdımı devlete teslim etmeden yeni nüfus kağıdı aldım. Nüfus kağıdım da belediyle ilgilisinin düştüğü not halen mevcut. Dört yüz gram un vermiş belediye ilgilisi. Nüfus kağıdına da yazmış.,

İşte o günlerde büyük annem açlıktan kıvır kıvır kıvranan üç torunun gözünün önünde erimesine gönlü razı olmamış ki, babama bağırmış:

-         Git çabuk bu çocuklara ekmek getir. Elini yılanın deliğine sok. Akşama kadar vızılıyorlar. Doymadıkları için de ağlıyorlar. Git nereden bulursan bul, bu çocuklara ekmek getir! Diyor, babama.

Bu kadın kendi üç erkek evladını Cihan savaşında haramdan korumuş kimse. Küçük boyuyla onun bunu cevizini çırpıyor, aldığı üçte bir beşte bir cevizi buğdaya karıştırıp pişiriyor ve çocuklarına zaman zaman yediriyor.

Büyük oğlu mübadele sırasında bir okulda İngiliz kumaşları buluyor, anasına Bucakçayır’a bu kumaşları eşekle taşıyacağını söylüyor, anası reddediyor, kovuyor. Bunun üzerine  küserek Konya’ya yaya gidiyor. Oraya yerleşiyor. Bu arada üç hikaye anlatmam gerekir.

Zümrüt değerinde çünkü. Demek ki,  üç olayı anlatacağım.

-         1- Musa Amcam Konya’ya niye yerleşti?

2- Ulukışla’dan tren merdiveninde  buğday ÇUVALI  nasıl getirildi?

3- 1946 seçimlerinde Torbalı Mesçidi’nde Ahmet ÜÇER nasıl oy kullandı?.

-         Olamaz… Savaş dönüşü Kel Ali nasıl ev bastı bunu da anlatmam gerekir. Laf açılında not edersek, yerine güm! Diye oturur..

-         1- Musa  amcam, Kel Ali’nin en büyük oğlu. 15-16 yaşlarında olsa gerek. Niğde’de bir okulun hademeliğine getiriliyor. TARİF EDİLEN BENİM DE SONRADAN KİRACI OLDUĞUM KUDDUSİ KİTAPLI’NIN EVİ GİBİ. Daha yaşlılardan tanık olursa belki bir başka evdir bilemem.

Bir gece salonun tahtalarında gezinirken bir kırılma oluyor. Bir baksa da aşağıda bir ambar var. Nasıl giriyorsa ambara giriyor.

Bir de ne görsün?  Çam ışığında. Aşağısı Tamamen İngiliz kumaşı dolu.

1905-1906 doğumlu olduğuna göre, Mübadele ne zaman yapıldı?, 1922 diyelim. Demek ki, demekki tam on altı yaşında. Ambardan bir top İngiliz kumaşı çıkarır. Ertesi sabah Buçak Çayır’da (Derbent mezarlığının arkasında bulunan bağlık bahçelik yerdeki bağımızda oturan annesi Kel Ali karısı Hanife’ye götürür. Hanife’nin gözleri fal taşı gibi açılır.. Oğlunun maaşı belli. Annesine bir top İngiliz kumaşı alacak parayı nereden bulsun.? Burnuna kötü koku geldiği için teşekkür edeceği yerde bağırır.:

-         Nerden buldun bunu?. Bana çabuk cevap ver.

-         Ana nereden bulduğumu değil, bunun gibi iki yüz kadar kumaşı gece nasıl taşıyacağımı ve çürütmemek için Bucak Çayır’da nereye salkıyacağımı söyle.

-         Ulan gevezelik etme. Ben haram mal sokmam evime. Çabuk söyle nereden çaldın bunu?

-         Ana çalan filan yok. Gavur malı. Herkes bulduğu yerden evine taşıyor. Sen almazsan başkası alacak. Bizde sittin sene elin okulunda hademelik yapacağız. Gel beni kırma. Günahı benim. Bana akıl ver de şu kumaşları geceleri Bucakçayır’a taşıyayım.

-        Ulan gavur sıpası, bizim miğdemize haram girmez. Hem bak sen bilmiyorsun. Hırsızlık Türk’e yapılırsa bir günah. Gavura yapılırsa bin günah. Çabuk yerine söyle ve geri bırak gel. Söylemezsen bile götür yerine  koy, hakkımı sana helal etmem lafımı dinlemezsen...

Anasıyla tartışması iki gün sürer. O’nu mal taşımaya ikna edemediği için Niğde’yi terk etmeye karar verir. Ben bunları hem Hanife ’den hem Talip Ağa’dan ve hem de en genişini MusA amcamdan dinledim.

Tek ilavem varsa onların paylaşamadığı günahlar benim olsun. Aynen bu olaylar böyle cereyan etmiş.

Üçünü günde anasını ikna edemeyince:

-        Ana bu gün taşımaya başlamazsam, Konya’ya yaya gideceğiz Talip ağamla. Sen bilirsin oğlunu kayıp etmeyi göze alın mı?

-        Cehennemin zımına kadar yolun var. Ben onun bunun cevizini şu dul halimde çırpıp size ekmek buluyorum. Haram yedirmiyorum. Sen bedavadan zengin olmak istiyorsun. Rumlar gittiyse gitti. Mülkiyet el mi değiştirdi? Haram haramdır.. Tekrar söylüyorum. Hırsızlığın Türk’e karşı yapılması birse, Gavura karşı yapılması bin günahtır.  Bunu unutma.

Biz onlarla bir tarih boyu beraber yaşadık..

Adamlar bu gün yarın gelir mallarını götürürler. Ben o hırsızlık malları çocuklarıma yedirirsem, miğdelerinde sıraca kaynar. Gidebilirsin, Cehennem’in dibinde ölebilirsin. Ama Dul Hanife’nın oğluna hırsızlık izni yoktur der.

-        Haaa. Bak dördüncü hikaye. Laf lafı açacak ki Ali Meraklı yakın tarihe ışık tutsun.

-        Dedem Kel Ali bir harpten sanırım izinli döner. Sanırım Balkan harbi’nden izinli gelir mi nedir hatırlayamıyorum. Bir bakar çocukları aç. Olsa olsa ya Çanakkale..Ya Balkan. Aslında eski yazı bilen birinin eline bilgi verip hangi harp olduğunu tespit mümkün. Neyse.. Bir bakar Songur önündeki kahve varmış orada büyüklerinin elini öper, evine varmadan yanlarına ilişir. Baban geldi denince çocuklar koşuşur. Dizine yapışırlar.

Büyük yanında çocuk sevmek ayıp olduğu için elinin tersiyle ittirir çocuklarını, oğullarını. Bilmem ama sanırım dedemin babasının da üç oğlu varmış.. Böylelikle dört nesilden beri böyle gelirmiş.. Bu böyle gidiyor. Babam gile soyadlarını nüfus memuru verir..

Konumuza dönelim. Elinin tersiyle çocukları ittirdikçe çocuklar gitmiyor.. gitmeyince Oradan amcası kör emmisinin arkadaşı  seslenir:

- Hadi Ali evine git. Çocuklarını da hemen kucağına al.

Ha baaaakkk. Kör Emmi deyince O’nun hali vakti iyi olmasına rağmen, Kel Ali hörfünden faydalanarak bedavadan nasıl içki alemlerine  götürüldüğüne de burada anlatsam laf bir ay bitmez.

Söz..bu meseleyi de bir başka hikayede, bir başka hatırada anlatacağım. Hatta onun bir de dövüşe katılması var. İhtiyar arkadaşları ile Kör Emmisini kel Ali ayırırken bir de böğrüne bıçak saplanması var.

Aman ne orijinal hekayeler hekayeler.

Haaa.. nerede idik? Kel ali üç oğlunu kucağına alır.

Evine çıkan bayıra tırmanır. Kale camiin yanında istimlak olmuş ev.. Bir  vay villim kopar. Ailesiyle sarmaş dolaş. Bir iki gün derken, Herkes sevinç içinde. Hanife kadın durumları anlatınca içi yanar. Çocukları çok açlık çekmiştir.  Yarın altı dönüm tarlayı sürelim de buğday ekelim hiç olmazsa o sizi destekler der.

Efeendiiiiim uzatmayalım. Öküz nerde eşek nerde? Kendisini pulluğa bağlar. Karasaban denir sanırım. Karısı da karasaban’ın saplarına yapışır. Kuru tarlayı zorla sürmeye başlarlar. Sert bir yere geldiler mi, zaten cüssesiz olan kadın havalara kalkar. Pulluğun ucu yürümeyince çekim sebebiyle saplar havaya kalkar...

Hanife’nin tuttuğu pulluk böylece Hanife’yi yukarılara kaldırır. Bu uğraş içinde iken, yine anlatılana göre bakın ne oluyor?

Üç dört kişi gelir başlarına. Bizler vergi toplayıcılarız. Derler. Biri:

Ali efendi altı (siz Meciye deyin, altın değil sanırım) vereceksin. Der.

-        Niye? Vergi. ?

-        Bu tarlanın maliki sizseniz, ya da siz ekiyorsanız bu parayı alacağız..

-        Yahu ben eskerden izinli geldim. Bu gün yarın gideceğim. Üç çocuğuna ekmek çıksın diye görüyorsunuz nasıl bir uğraş içindeyim? Ne parası?

-        Biz onu bunu anlamayız. Hemen bu parayı bulmazsan evine hacize gideceğiz.

-        Eve haciz gitseniz bit düşse başının yarıldığını görürsünüz... Para nerde mal nerde?

-        Rezil olmak var ya.. Bizi evine yorma şu parayı bul buşur ver.

-        Doğru bu yara bulunacak Kel Ali’nin evine haciz gitti deseler kim bilir nedendir diye herkesin ağzı çuval değil ya rezil oluruz.

-        Ha işte öyle.

-        Git Hanif e.. Kör Emmimi hemen bul.. altı mecidiyeyi al getir. (Kör Emmi şehitlerden sekizin karısının üzerine üzerine nikah yapıldığı, malı mülkü karınca kaderince bulunan biridir. Para  gelir ve adamlar giderler. İyi de bakalım  gece neler olur?

Kel Ali meşhur bir haylazdır. Şu vereceğim sırra göre siz isterseniz  eşkıya deyin. Harpten geldi ama, huyu değişmez. Gündüz ki gelen üç dört kişi içinde birini tanıyordur. Gece o adamın evini sessizlikle basar.

- İfşa edecek olursan geberirsin! der. Gündüz ki aldığın paranın dört mislini hemen ver..Yoksa beni tavuk boğazlar gibi boğazlarım der. Adam altına etmektense Kel Ali’nin, yani dedemin  istediği parayı verip kuyruğu kurtarır.

Çünkü kel Ali’nin haylazlığı memleketin bildiği bir husustur. Namı yedi mahalleyi ve çevreyi kaplamıştır.

Irz, namus düşmanlığı duyulmamıştır. Belli ve şhur meslek sahibi olmadığı, ömrü cephelerde geçtiği için fakirlik boqnunda yafta gibidir. Niğdede bulunduğu zamanki tavırları ise yedidüle nam salan kahramanca tavcırlarla doludur.

Ha şimdi numaraladığımız hikayelerin  hangisine geldik?. Hanife kadın eve haram sokmuyor. Keşke Kel Ali ‘de öyle olsa ama, o namını köreltecek olaylardan gıcık kaptığı için yukarda ki durumu düzenlemiştir sanırım..

O olsa bu İngiliz kumaşını taşıma işi sağde yağdan kıl çeker gibi halledilirdi.. Sizin bildiğiniz dedikodusu yapılan Niğde zenginleri gibi şimdi biz de milyarlarla oynardık.

Ben istiyor muyum? Şu var ki hangi Rum gelmiş te malını götürmüş.? Size lafın yeri gelmişken, Filorina’dan Türkiyeye göçerken, zorulu göçe zorlandığında, bir sandık altın getiremeyen kayınpederimin babası Salih ağa’nın hikayesini sonra anlatacağım. Sandığın içindeki altına sınırda el koyarlar sandığı boş olarak ellerine verirler. OO’da bomba gibi bir yakın tarih hikayesi. O sandık halen kayınpederimin eşyaları arasındadır. Sınırdan geçerken aranıp; bir sandık altın Yunanlılar alır ve büyük bir iyilik ederek sandığı boş olarak Salih ağaya geri verirler.

Evet sonra anlatacağım.

Efeeendimmm.. Hanife Kadın İngiliz kumaşlarını taşımaya izin vermedi diye Musa, akrabağsı Talip ile yürüye yürüye Konya’ya gider. Mevlana’nın muhitinde arabacılık çıraklığına başlar. Oraya yakın bir ev alır.(Ben o  dört beş yaşında iken, otuz altı gün kalıp geveme oldum. Hikayesi sonra bir başka anlatımda)

Böylelikle okul altındaki İngiliz kumaşları bir başka Niğdeli’yi şimdiki tabiriyle ( milyarder etti) bizimki Konya’da, Çumra’da zengin oldu ama, elli beş yaşına kadar avrat oynatıp; sonra da hacılığa gidip gelmeye merak sardığı için çocuklarına, torunlarına etin suyunun suyu kaldı, çoğu zor geçinmekteler şu an.

Nerede mi? Hatay da, Antalya da, Niğde’de  deyiver gitsin…

Efendim şu an sıra Ulukışla’dan gelen buğday meselesinde mi ?

Yine o Hanife kadın torunlarının açlıktan kıvranması karşısında oğlu Ahmed’ e şöyle yüklendi demiştik.

-        Git nereden bulursan bul, bu çocuklara ekmek getir. Yoksa geberecekler açlıktan. Sen besleyemeyecektin de niye peydahladın bunları?.

Gavurun malını çaldırmayan Hanife kadın, buğday meselesinde zikretmese bile  ikinci oğluna:

Git al bul gel.derken belki de gizli olarak çal da getir mi demek istedi acaba?

Konu evlat olunca sorumluğu omuzlarına alıp aza razı oluyordu ama torun olunca kuralları yıkmayı da beceriyordu  demek ki? .Bilemem.. Torun sevgisinin evlat sevgisinden de yüksek olduğunu bu hikayeleri tekrarladıkça anlıyorum. Bildiğim şu elli defa dinledim.

Ahmet  trenle mi başka bir vasıtayla mı Ulukuşla’ya gider. Bilmem Ulukışla içinden bilmem köyünden bir çuval buğday bulur. Getirme işi mesele. İstasyon’da memura yalvarır:

((- Yasak olduğunu biliyorum ama hayvan vagonlarında getireyim.. Şehre girmeden Dabakna’ya atlarım!.))der.

- - Mümkünse en arka vagona yükleyeyim buğdayı mı.Bunu götürmezsem torunlarının acısıyla kıvranan anam beni eve sokmaz der.  Kim bilir belki de çocuklarım can çekişle haline girebilir, der.

Bu yalvarış bir memurun gönlünü acıtır ki:

-        Biz seni görmedik. En son vagona tren ötünce atıver. Kendinde üstüne gizlice otur.Hayvanların arasında kaybol ha derler.. Niğde’ye girerken dabakna da geçitte tren hafifleyince çuvalını kakala. Nasıl götürsün evine götür der. Buna, bu izne sevinen Ahmet, tren kalkarken çuvalı  yüklemek ister ama nafile Ancak merdivene koyabilmiştir. Merdivelere kendi de sürünerek biner. Sonra gövdeyi hayvan ayakları altına çeker. Başı dışarda, bir eliyle, evet, bir eliyle Çuvalı Niğde’ye kadar tutar. Nasıl donmadı?  Nasıl zaturre olmadı?. Hava sıcak mı idi bilemem?. Ben bana anlatılanların nakilcisiyim,  yalancısıyım.

Niğde’de geçide, Dabahna’ya yaklaşırken çuvalı iter ve kendi de atlar ama, hatırladığıma göre buğdayın ya tamamı ya de bir kısmı dökülür. Toplayıp eve götürmesi de pey maceralı olur.

İşte eski hekayeler..Yahu madem ki vaad ettik. Anlatmadığımız iki hekayeyi de nakledelim ki unutur gideriz. Yetmiş bir yaşına girerken belki dünya değiştiririz. İki tatlı hikayeyi de birkaç defa yazdım ama böylelikle önemli bir nottan mahrum olmasın.

Efendim eskiden neyin doğru neyin eğri desem kayınpederimin babasının  hikayesi 1922 ler sırası…

Kör Emmi’nin bedavacılığı daha eski ama, konu Niğde olunca Kör Emmi’yi arkaya bırakalım. Ha bak aklıma geldi. Kayardı ve Aravan Kurdunus mağalarında avrat oynatmalar hikayesine sıra gelmese de, anlatamazsam da Gökçe Dede roman ciltlerinde yazılıdır..  Oradan okursunuz.

Salih ağa, Yunanistan’ın  Florina muhitinde çiftliği var.  Hatta İstanbul’da fabrikası olduğu söylendi. Önemli olan Yunanistan’da ki çiftlik. Konumuz o.. Florina da ki çiftlik. Bir Rum’la ortak. Bu mübadele lafı çıkınca ortağı Rum:

-        Salih ağa seni severim. Bizim hükümet, sizi Türkiye’ye gönderecekmiş. Malın ben de kalacağına göre ben bulabildiğim kadar bedelini ödeyim. .Ben bulup buşurayım senden eski tarihle satın alayım da sen parayı götür der.Tabi oda bir kumar. Artık nasıl olur bilemem.  Bir sandık altın eder. Sarıp sarmalamaya rağmen sınırda bulur çıkarır Yonan jandarması. Elinden alırlar ve sandığı boş olarak Salih ağaya verirler.

6 yaşında Türkiye’ye İzmir’e gelen kayınpeder anlatırken heyacanlanırdı. Çünkü olanları hatırlıyordu. Kayınpeder tren tamircisi olarak hayatını kazanan gün görmüş, hoş sohbet biri idi. Sosyal olaylara getirdiği yorumlar, olaylara müdahalesi tam bir Osmanlı erkeği idi.

Onun hikayelerini Nazilli Anadolu gazetesi’nde çok yazdım. Biri kollaksiyonlardan bulup çıkarırsa orijinal şekilleri pek  çok.

-        Vardığı memleket te vali, kaymakam, Müftü’yü  ziyaret eden kayınpeder Niğde’ de altuncuların cemekanına ilk defa etiket koyduran  adamdır, desem doğru olur. Hele  simitçi çocukların belediye çavuşları tarafından kovalanmasını alaya alan anlatımları pek meşhurdur. Kısaltalım.. Yok ben geveze miyim ki lafı uzatayım.? Bir kaç cümle kurarak sizinle sohbet ettim o kadar….

-        Lafı kısa keselim derken Marangoz Ahmet Ağa’nın Torbalı Mescidinde ki 1946 seçiminde Altı ok’ a nasıl oy olarak sandığa attığını  anlatmayı unuttuk.

/*/

Mağden Hanı karşısındaki ekseriya hakim, jandarma komutanı gibi kimselerin icara oturduğu evin yapılışı sırası. Memlekette çeşmelerde su yok.Marangoz  Ahmet amelelere çayır mahallesi Fesleğenden su getirtiyor. (Şimdi stadın yanında idi.) Çatı örülmeğe çalışıldığı gün ben de damdayım. Küçük çişim geldi. Merdivenden aşağı indirmektense, meşgul olmaktansa bir köşeye arttır! dediler Küçük çişimi dama ettim. O sırada idi. Tam altı yaşında olduğum için sinema gibi aklımda., Aşağıda bir polis belirdi.

-        Ahmet ağa aşağı gel dedi Babam nefesini merdivenlerde alarak hemen indi. Sonra ki durumu anlatımları şöyle:

Polis babamı, Torbalı mescidine götürür. Seçim var oy kullanacağın der. Babam altı oku bildiği için almıyor karşısındaini DP oypusulasını  alıyor zarfa yerleştirmek istiyor. Açık oy, gizli tasnif buyur buradan yak.

-        Polis bunu görünce Ahmet ağa o kağıdı deyil şunu zarfa koyacaksın der. Altı oku uzatır.  Babam oynanan oyunu hemen fark ettiği için direnmek ister.

-        -Memlekektte çeşmeler akmıyor. Su yok. Amelelere omuzlukla fesleğenden su getirtiyorum. Beni meşgul edeceğinize, sizin at dediğinizi atacağıma göre siz benim yerime sandığa onu atıverse idiniz ya! der.

Polis gür sesiyle:

-        Ahmet ağa lüzumsuzluk etme. Şunu at dedik. Direnmek mümkün mü.? Marangoz Ahmet eline tutuşturulan altı oku zarfa koyar ve sandığa atar. Buyur ne gozel hekayet.

Bu hikayeleri internete yerleştirdikten sonra fark ettim. İki önemli hususu daha nakletmemişim. Birisi Kör Emmi ve arkadaşlarının kavgası. Ardından kel Ali’nin böğrüne bıçak sokuluşu.Diğeri ise, Kör Emme’nin bedava oturak alemlerinde misafir edilişi..

Kör ve Arkadaşları sarhoş. Zamanında çarşı hamamının  olduğu muhitte büyük milli kahraman Alaybeyoğlu’nun evi vardı. İşte o muhitte, iki arkadaşı veya üç arkadaşı Kör Emmi’ye yüklenirler. Hepsi sarhoş. Kör Emmi’nin sesi ta Alaaddin tepesi yanında bulunan Kel Ali ‘nin balkonuna ulaşır. Kel Ali’yi oturak alemine götütrken muhafız olyarak götürürler sbanırım sonradan da masraf ettirmek isterler. Olsa olsa ihtilaf böyle çıkmıştır.

Kel Ali karısı Hanife’ye:

-        Yine amcamı hırpalıyor arkadaşları, gideyim de şunu getireyim! der. Tepeden aşağı inip, Alaybeyoğlu’nun evinin yanına gelir. Aralarına girer ve Kör Emmisini kucaklar aralarından çeker.

-        Bizim arkadaşımızı nereye götürüyorsun diye biri elindeki çakıyı Kel Ali’nin beline dürtüverir. Kel Ali böğründe yanmayı hisseder ama biri bir demirle böğrüne vurdu sanır ve oradan amcası ile birlikte uzaklaşır. Eve gelinceye kadar epey kan akmalı ki, Kel ali kendisini halsiz hisseder ve evinin kapısına yığılır. Kör emminin uyarmasıyla, Ali’nin karısı kocasını içeri alır bir bakar ki kan revan. Hemen pansuman ve  Kılıç otu eker yaraya ..

-        Şaka maka Kel Ali bir hafta yatıverir. Ama olay o muhite yayılır. Kel ali amcasını arkadaşlarının elinden alırken, birisi beline bıçak sokmuş. Herkes merak içinde .Kel Ali kahveye çıkanca hangisinin leşini yere serecek ve ya hangisini paluza yapacak?

Kel ali iyi olur. Kahveye çıkar herkes pür dikkat.

Kel Ali:

-        Kimlerdi o gün münakaşa edenler der. Karanlıkta kim olduklarını bile zamanında merak etmemiştir. Faillerden birisi üç kişinin ismini verir. İkisi kahvededir. Kel ali onlara döner. Bu bu basit bir olay değil. Ödeşmemiz için birinizin karnını deşmem lazım. Ama ne yazık ki amcamın sarhoş arkadaşlarısınız. Bu defalık affediyorum. Sakın ola ki bir daha bıçak mıçak taşımayın.

Ayıp söylemesi bıçağı en saklı yerlerinizde bulursunuz, şaşmayın ha. Der.

Kel ali’nin amcası Kör Emmi Ali sayesinde memlekette dayı gibi rahat bir hayat sürmektedir. . Kimseye eyvallahı yoktur. Herkes,  O’nunla münakaşa çıkar da Kel Ali meseleye bulaşır diye endişe içindedir.

O sıralar bucakçayır mevkiinde hiç kimse avrat oynatamıyor. Çünkü Kel Ali giriyor eğlenceye.. Kadını alıp, hangi muhutin kadını ise o muhite bırakıp gidiyor. Fuhuş katiyen söz konusu değil. Kimse de ağzını açıp, ne yapıyorsun, Türk’ün elinden kadın alınır mı bu ne cesaret??? diyemiyor.

Birkaç kişiye çarpıştırıyor. Bu da işin cabası. Çıkıp gidiyor. Dim diyen olmuyor.

Aldığı kadınları ekseriya Pancarcı mahallesinde hatırı sayılır bir adama teslim ediyor ve oda ya evlenmesi için veya helal ekmek bulması için mücadele ediyor.

Bir gün bakmışlar yine bucak çayına yakın bir mevkiinde avrat oynatıyorlar. Biri sormuş:

-        Ne cesaret yahu? Kel Ali adamın imanını keser. Ne cesaret?  der.. Birisi cevap verir:

-        Şu baş köşedeki Kör Emmi’yi görüyor mu?

O Kel Ali’nin (haşa) Allah’ıdır ..

Onun olduğu muhite Kel Ali’nin gelmesi ve kadın götürmesi söz konusu olamaz! derlerler. Gel zaman git zaman o muhitte kadın oynatmak isteyenler Mutlaka kendisinden para almadan Kör emmiyi alıp baş köşeye oturtuyorlar. Körün işi tıkırında. Bedava rakı ve bol sohbet. İtibar o biçim. Bu seneler boyu devam ediyor.. Kel Ali huzursuz. Bıçaklanma olayından sonra, bir gün amcasını evinde sekiz hanımı yanında sıkıştırır:

-        Emmi yeter ettiğin. Sen zıkkımlanacaksın diye Bucak çayır mahvoldu. Bucakçayırda kadın oynatmayı kaldırmak için senin sokağa çıkmaman lazım. Aksi halde hemen seni koltuklayanlar oluyor! der. İtibarımız kayıp omlmasın diye bulunduğun yeri basamıyorum. Bu son bak karışmam ha. Seni de yaka paça ederim yoksa… Amcası utatır ve gerçekten dışarı çıkmamaya çalışır. Çıksa da sınarlarına görünmeden çıkar.  Saklanarak çıkar. Kimse de evinden zorla götürme esaretini bulamaz..

-        Kısa konuşuyum diyom ama, bu site var olalı, bizi iyice geveze etti vesselaaaaam…...

 

***************

RECEP TAYYİP ERDOĞAN VE ARKADAŞLARI İDAM İLE YARGILANMAYA BAŞLADIKLARINDA, BU GÜNKÜ PALAVRACILAR KAFALARINI NEREYE SAKLAYACAKLAR?

Bu dünya Sultan Süleyman’a bile kalmadı.

Kıyametçi Hoca’nın dedikleri çıkıyor mu?

Aman canım onun dedikleri de pek palavra yani?

Yağ çekmekle yer tutar gibi hareket ediyor..

 

-------------------

BTP Lideri Prof. Dr. Baş, terör meselesinin halledilmesi için yapılması gerekenleri aktardı. BTP Lideri, “Devletin siyasi iradesine düşen vazife o kardeşlerimizin karnını doyurmak, sırtını giydirmektir” dedi

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, son günlerde yeniden alevlenen Güneydoğu ve Doğu Anadoludaki bölücülük faaliyetlerinin tarihsel analizini yaptı.
Dış güçlerin bölgedeki faaliyetlerine dikkat çeken Prof. Dr. Baş, şunları söyledi: “Mavi gözlü, sarışın, uzun boylu adamlar. Bunlar kim yahu? Bir böyle, iki böyle, üç böyle.. Bizim de tanıdığımız siyasi kişiler var: Biz böyle acayip insanlar görüyoruz ve bunlar gidiyorlar en mukaddes yerlerimizde oturup kalkıyorlar. Kim olduklarını bilmiyoruz. Birileri çıkıp, ‘Sen sus canım, öyle şey mi olur? Bunlar Müslüman olmuşlar’ diyor. Öyle mi? Kusura bakma. Sonunda zaman içinde kalbimizin endişe ettiği o insanların ülkenin insanını birbirine çarpıştırmak için gelen ajanlar olduğunu öğrendik. Bunun istihbarat tarafından bilinmesine rağmen hepsi elini kolunu sallayarak o bölgede çalıştımaya imkan buldular. Ne oldu sonra? 1984 yılının sonlarından itibaren bir de baktık ki Güneydoğuda bir fırtına koptu.”

Kimliğimizi kaybettik

Geçmişte Hicaz bölgesini Osmanlı’dan koparan oyunların aynısının şimdi de Güneydoğuda oynandığına işaret eden Prof. Dr. Baş, yıllar önce başlayan ajanlık faaliyetlerinin hedefinin ‘hem milli, hem de dini bütünlüğümüzü parçalamak’ olduğuna dikkat çekti. Prof. Dr. Baş, bu çerçevede şu örneği verdi:

Kolluk kuvvetleri anarşinin önüne geçemez. Çok yanlış bir mantık var. Eğitim, öğretim, bunlar anarşinin önüne geçer. İnsanı yetiştireceksin. Kanunları yapan da insandır, uygulayan da. O kanunları yapan insanlar uygulama ahlakından mahrumsa, dünyanın en güçlü nizamını getir hiç bir netice alamassınız. Bugün bizim yetiştirme tarzımız o bakımdan maalesef iflas etmiş vaziyettedir. Bir kimliğimiz kalmamıştır. Soruyorum hangi Türk büyüğünün karakterini edinmek için gayret ediyorsunuz? Hangi Müslüman Türk kimliği gibi olmaya çalışıyorsunuz? Soruyorum var mı örnek aldığınız bir insan? Var mı arkadaşlar? Böyle millet olur mu?”

Terör sorunu nasıl çözülür?

BTP lideri bu açıklamalarının ardından sözü teröre ve terörün çözümüne getirdi. “Devletin en önemli görevlerinden biri de vatandaşının geçimini garanti altına almaktır” diyen Prof. Dr. Baş, siyasilerin yaptıkları yanlışlıklara da dikkat çekerek, şunları söyledi: “Sen oraya işi getirmezsin, sanayiyi taşımazsın, hayvancılığı ve madenciliği terk edersin, insanları işsiz halde bırakırsın. Ne karısının işi vardır, ne kocasının işi vardır, ne oğlunun işi vardır, ne gelininin işi vardır, hiç birinin işi ve eğitimi yok. Senin gayen onu dağa çıkartmak mıdır? Bu siyasetin cinayetidir, devletin değil. Var mısınız hesap sormaya?

Siyaset halka hizmet etmeli

Milli Ekonomi Modeli’ndeki sosyal devlet projeleriyle devlet millet kaynaşmasını sağlayacaklarını söyleyen Prof. Dr. Hayar Baş, şöyle konuştu; “Geldik dedik ki ülkenin düzelmesi için bu insanları hiç birşeye muhtaç etmemeniz lazım. Devletin siyasi iradesine düşen vazife o kardeşlerimizin karnını doyurmak, sırtını giydirmektir. Milletvekili seçilerek, millete caka satan adama ihtiyacımız yok. Millete posta koyan adama ihtiyacımız yok. Hizmetçiye ihtiyacımız var.”

[18.02.2011]

 

 

 

NAZIM HİKMET NEDİR, NE DEĞİLDİR?…

ŞİMDİ İSLAMI YERİN DİBİNE BATIRMAK İÇİN AMERİKANIN GÖLGESİNE SIĞINAN, ONUN DEDİKLERİNİ YAPANLARI GÖRÜNÜCE, NAZIM HİKMETİ MAZİDE SUÇLARKEN AŞIRIYA KAÇTIK MI BİLMİYORUM.

AMA, CUMHURİYET GAZETESİNİN 1950 DE YAZDIKLARINI YALAN KABUL EDEMEYİZ. Nazım, komünizme inanırken Türk’e ve İslam’a korkunç darbe vurmuştur. Dürüst bir insan deme mertebesine varmadan, ölürken Rusya’nın istismar ettiği komünizmi çok güzel anlatmıştır. Demirperde gerisi memleketler, nazımı överken bazen sapıtırlar. Şöyle derler:

Türkiye de Nazım’a fazla yüklenilmiştir. Onlar İşte ocaktaki 1950 deki Nazımı bilmez görünürler. O Nazım sıfırdı. Kurşuna dizilmesi gerekirdi.  Sonra milletimizin ve maneviyatımızın değerini anladığını söyleyebiliriz. Bu bakımdan Nazım Moskova’da iken onu anlatan üstatlarım tamamen haklı idi. Necip Fazıl, Osman Yüksel serdengeçti, Ahmet Kabaklı ve bilhassa Ergun Göze yazdıkları ile tarihe mal olmuş büyük milliyetçilerdir.

Azerilerin vs ülke düşünürlerinin bu bakımdan Türkiye’de anlatılan Nazım’dan dolayı hiç kimseyi suçlama durumları yoktur. Demirperde gerisinde düşünmeye çalışmışlar ama ne kadar düşünebilmişler, neleri ifade edebilmişlerdir bizce malum.

Nazım  şiirlerinde  Türkçe’yi kullandığı zaman  en büyük edebiyatçımız sayılabilirdi. Kendisini Müslüman sayan, Türk sayan nice gafil yazar ve şair Arab’ın ve Farsın taklitçisi durumda iken, Nazım Türk gibi yazmıştır.

Onun Polonya asıllı oluşunu, vs zikretmek meseleye su katmaktır. Tek kusuru Komünizm’e taparken ölçülerin hepsini yitirmesidir. Ama, öleceği zamana yakın gerçek Komünizm’i ve Rusya’yı görünce kendisini bir nebze affettirecek görüşler ileri sürdüğünü bu gün açıklıkla biliyoruz. Bunun için de Ilıman İslam’ı çıkaranların onun ayağına yüz sürmesi gerekir diyoruz. Çünkü onların ihaneti Nazımdan hiç aşağı değildir. Ne zamanda uyanacakları belli değildir.

Bu bakımdan nazım tarihte büyük hata yapan bir şairdir. Öleceği zamana yakın dürüst görüşler ileri sürmüştür. Türkçeyi çok saf kullanmakla, çok seri kullanmakla vatanperver gibi davranmıştır. O’nu değerlendirirken gerçeklere dayalı yukarda ki düşünüşleri unutmamak gerekir.

Hiçbir Azeri ve benzerleri de nazım’ın üstatlarım  tarafından değerlendirilişine sakın ola ki, dil uzatmamalıdırlar. Bu bakımdan nazımın ortak değerimiz sayılabilmesi için bu yazdıklarım hazmedilmelidir. Yok onu Komünist tarafı ile yüceltirlerse, yerle bir edilecek elimizde çok malzeme vardır.

Bizim sonuç cümlemiz şöyle: Yanlış davranalar Nazım gibi uyanmalı, onun kullandığı dili kullanmalıdır.

************

BANKALAR

 

Düzende faizciler, karanlık kimseler bulunduğu için  bankaların ayrıca bulunması yararlıdır. Şu varki, bankalarda astronomik yarar elde etmek için pek çok suistmali yürütmektedirler. İdareci denen bir kısım şerefsiz iyi takip ederse bankaların suistimali önlenirl. Bu bakımdan bankanın bulunması yararlıdır.

Şu varki kimlik ibiliglerini daha baştan alıp işlememiş gibi her kart değişmesinde araya ne olduğu belli olmayan tebligatçıları koyup, kimlik bilgilerini genel ev bilgilerine çeviren bazı bankacıların

Öküzlüğüne tahammül mümkün değildir. Bir çok bankadan kart istenmediği halde sokaklarda öpücük dağıtır gibi kart dağtılması bir şerefsizlik örneğidir. Hele gereksiz kuyruklar. Devlet olsa bunları sıraya koyar. Devlet var mı?

 

****************

Bir gazete yazmış.. Erbakan meydanlara iniyor! Nasıl dedim..

Sürünerek üç kişi tutarak dediler.

------------------------------

Yeniçağ’dan Sabahattin Önkibar’ın makalesini okuyunca Türkiye gazetesinden Ahmed’in ne kadar canhil biri olarak sunulduğunu daha iyi anladım. Cahil köpek, sabahları bir saat içinde aklına göre nutuk atardı. Kuranın tefsir edilmesinin günah olduğunu söylerdi. Binlerce telkininin en küçüğü bu gibi idi.Türkiye’nin en büyük yazarı aşağıdaki makaleyi yazınca demekki gördüklerim gerçek facia imiş diyorum.

 

ÖNDER İNSAN

MEFAİL BEY

 

Her insanın bilinçli veya tesadüfi olarak, kendisine önder seçtiği kimseler vardır. Benim bu konuda başımı yastığa koyduğumda önder seçtiğim insan olarak Mefail Bey’in adını anmam gerekir. Kendisini çocukluğumdan beri tanırım. Sonradan hısım da olduk. Ama, hısım olmadan öncede ağır ve vakur hareketleriyle benimsediğim bir kimseydi.

Müze Müdürü Celal Bey’le Kayseri’ye milliyetçi bir toplantıya mı gidecektik, Kayseri’de Arif Nihat ASYA’yı mı dinleyecektik, muhakkak, kurulumuzun üyesi, Mefail bey beraberimizde olurdu. Şöyle desek doğru olurdu:

Beraber olacağımız yegane insan, olmadan olmayacak tek insan Niğde’de Mefail Bey’di. Sonradan en büyük ağabeyimle bacanak oldular. O’nun tavır ve hareketlerinde yine değişiklik olmadı.

Bin türlü eksiği bulunan bin insan olarak kendimin en bariz özelliğinin yedi yaşında Türklüğe ve İslamiyet’e hizmet nasıl olur bunun projesini yapmış kimseyim. Bu fikri bana Kel Ali’nin karısı Hanife kadın, baba annem, bizim söyleyişimizle büyük annem verdi. .         Bildiğim bildiğim ölçüde ve vasıfta yolumda yürüdüm. Acizliğimi kabul ettiğime göre, tevazuyu bırakıp özeti de söylemem gerekir:

Yaştaşlarımın yirmi fazlası veya yirmi eksiğiyle birlikte yaşadığım şehrin, civarın en çok dava hizmetçisi olan kimseydim. Bundan otuz sene öncesinde beynimde bir fikir belirdi:

İslam’a hizmet edeyim derken önemli bir hususu ihmal etmiştim, bilmiyordum: ((Yobazlık, İslam’ı yaşayışın bitişiğinde, düşünülmez ve şuurlu bir şekilde önlenmezse her zaman fışkıracak bir kavramdı. Bunu bana anlatan ve ikaz edeni görmedim. Kendim bu konuyu sonradan böyle düşündüm.

Kafamdan Mefail bey geçmeden kendime o zamandan beri, otuz senedir söylediğim bir şeyi tekrar edeyim:

Bir emekli öğretmen olsaydı ve çalışmalarımı takip edip bana şu nasihatı verseydi, muhitim de sanırım yobaz yığınlar bulunmazdı. ((Osman bey, hizmet ettiğini sandığın şeyin yalnız İslamiyet olduğunu sanma. Muhafazakarlığa çalışırken paralel bir kavram vardır ki, adı yobazlıktır. Komünizm’in çeşitlerinden de tehlikelidir. Zira, gelişmesinden herkesin o anda haberi olmaz. Sinsi bir şekilde İslam’ı mahvedecek bir akım olarak gelişir ve insanlığa, milletimize, muhitimize, ailelerimize zarar verir!))

Evet.. Bunu otuz senedir söylerim..Düşünürüm..Eğer beni aydınlatan biri olsaydı sanırım Niğde muhitinde yobazlık gelişmezdi. AB ve ABD’nin işine gelen, tahrik ettiği yobazlığın kökünü elli sene önce kazırdık önemli bir ölçüde.

Bu gün gece saat dörtte uyandım. O’nu düşün bunu düşün derken aklıma bu geldi. Yahu benim önderim, beğendiğim insan Mefail bey yobazlıktan bahsetti mi? Bana anlattı mı bu konuyu. Münibüste Kayseri’ye giderken, Emekli öğretmenler derneğinde çay içerken, mutlaka bu meseleden bahsetmiştir.

Bir konuyu anlatırken ben onun sesini yükselttiğini görmedim. Ağır sakin anlatır ve beyninize yerleştiğini hissederdiniz. Bir gün Emekli öğretmenler derneğine bir isim taktım.: Ihlamurcular Derneği. O’na çok güldü ve tasdik etmişti. Onaylamıştı yani.

Buraya toplanan Müslüman insanlar, sohbet ederler, çoğunlukla ıhlamur içerler, Milliyetçi muhafazakar insanları desteklerler, ama içlerinde Mefail bey bulmak çok zor idi. İtilirse yürürler, teşvik edilirse konuşurlar. Velhasıl pek de görevlerini yapan insanlar değildi. Her zaman söylerim:

Niğde’de din adamları arasında Sütçü İmam örneğinde değil, onda biri etkisinde bir kimseyi ben görmedim. Hepsiyşle yakınoldum. Teşvik ettim. Anlattığım fikri ve siyasi hatıralarım arasında bu zümrenin çok büyük hatalarını zikretmişimdir., Halbuki örnek olması gereken bir sınıftı.

Gelelim Mefail bey’e.. Örnek insandı benim için. Eğer ondan bir konuşu sormuşsanız bütün sadeliği, tevazusuyla durumu anlatır, sorduğunuzdan dolayı mutlu olurdunuz. Faydalı konuları aşılardı size.

Niğde’de ilk Bozkurt levhasını asan kişi olarak yetmişli yılın başında Ülkü ocakları derneğinin duvarında sallandıran kişi olarak Osman ÜÇER olduğunu herkes bilir. Ötesini hatırlamadığım için sözüm yalan sayılmasın.

Yakasına ilk bozkurt takan kimsenin de Niğde’nin Mefail Bey’i olduğunu bu gün yetmiş ikiye ayak basacak olan ben söylüyorum. Mefail bey, Niğde’de Türk Milliyetçiliği’nin en çok sözü dinlenir, itimat ettiği, değerli insandı. Allah rahmet eylesin.

Mefail bey, örneği az bulunan ender insandı. Ağırlığı, sakinliği, bıraktığı etkiyle aranan insandı. Geceleri evinde okur muydu bilmem? Meseleleri takip ettiğini, namazını kaçırmadan kıldığını, hayat arkadaşının da bulunduğu sohbetlerde fikri sohbetler yapmasının yetişmede ekti yaptığını biliyorum. Kurdunus Rumları’nın (Türklerinin) bir çok özelliğini ben O’nun karısının anlatımından biliyorum.

Allah rahmet eylesin. Mekanını Cennet olarak nasip etsin. Bir kaç yıl Cehennem hayatı yaşadıktan sonra tahmin ediyorum Cennete yolcu edileceğiz. İlk soracağımız adres Mefail bey’in oradaki mekanı olacaktır.

--------------------------------------------

ALLAHIM ! TOPLUM NE KADAR LAÇKA

 

İNZİVAYA ÇEKİLDİĞİM MEKANIMDAN MECBURİYET HASIL OLUP DA ŞEHRE İNERSEM ŞEREFSİZLİKLERLE KARŞILAŞMAMAYA İMKAN YOK..

 

BU YAŞTA İHTİLAFLARA KARIŞMAK BANA YAKIŞMAZ. ŞU VAR Kİ YAKIŞAN KİMSELER DE ŞEREFSİZCE SUSMAKTADIR.

 

 

YAZAN: ALİ MERAKLI

 

Yaşım sebebiyle, yorgunluklarım sebebiyle inzivaya çekildim. Kitap okumak ve internetle uğraşmaktan öte olaylara girmemeye çalışıyorum.

Gel gör ki, can çıkmayınca ihtiyaçlar da bitmiyor.  Elektrik su paralarını yatırmak, bankalardan almak vermek, PTT ile ilgili işleri yürütmek, maliyeye uğrama durumu var.

Gel gör ki, daha şehre uzanırken şoforların önemli bir kısmının laletayin hareket etmeleri insanı kahrediyor. Üzerinize sürmeleri, haklarına hiç razı olmamaları kafanızı haddinden8 fazla bozuyor. Belinde tabanca olsa boşaltacak nisbette haksızlıklara uğruyorsunuz. İnsan hayatı bunlar için bozuk para kadar önemli değil.

Üzerinize üzerine sürmeler, hakkı olmadığı halde hamleler yapmalar bu şoforların vatan haini olduğu kanaatini uyandırıyor. İçinizden:

- Orrrospu çocuğu! diye bağırmak geliyor. Muhterem Trafik ilgilileri  politikacıya rastlayıp durup dururken tayin olma korkusuyla görevlerini yapmıyorlar. Önemli bir kısım şofor tam anlamıyla vatan haini gibi.

Elektronik aletlere milyarları veririz. Çoğu çalışmaz. Para ödemesi için kartı uzatırsınız Affedersiniz para veremiyoruz.. İçeri girersininiz sizi memura götürürler. Mademki açtım ödemem gerekir der. O da sokurdanarak paranızı öder. Elinizde olmayarak başkalarının sırasını aldınız. Arkanızdan bir kişi ne yapıyorsun arkadaş dese mahvoldunuz., Banka gişeleri tamamı öyle. Anlatmayla bitmez rezaletler.

Sevmek insanı küçültür. Bir akıl verseniz de o yoldan gitsem. Yaşlanınca aklım başımdan iyice gitti mi yoksa toplum denen kavram anasının  ……   mı? Gördü?

***********

İŞİ İŞ. PANTOLON VS UYDU AMA, ŞAPKA GİYMEYE BOZNUZLAR MANİ OLUYOR.

-----------------------

BU KADAR HUKUKSUZLUK OLMAZ

 

TUTUKLAMA İÇİN E GÖSTERİLEN SUÇ ARAŞTIRILACAKKEN,

16-12 SENE ÖNCEYE AİT (Kİ BENİM DEĞİL DİYOR) BANTLARDA ADI GEÇEN HIYARLARI, EĞİLİMLERİ BELLİ HIYARLARI ÇAĞIR ONLARI ŞİKAYETÇİ ET.

Terk ettiği yerden bant buluyorlar. Yuh be?

BU KADAR DÜZMECE ADALET OLMAZ.

BU TÜRK TARİHİNDE EŞİ GÖRÜLMEMİŞ ADALET REZALETİDİR,.

AKP BU GİDİŞLE İÇİNDEKİ İDAMLIKLARIN SAYISINI EPEYCE ARTIRACAK GİBİ GÖRÜLÜYOR..GEREKÇEKTEN

 

KORKUNÇ GÜNLER YAŞIYORUZ.

 

GERİCİ OYLARLA BAŞA GELEN BİR İKTİDAR, İDAMLIK SUÇLAR İŞLİYOR. UTANMADAN HUKUKSUZLUK YAPIYOR VE İNSANLARI GÖZ ALTINA ALIYOR. BUNLAR AKP’NİN AMERİKAN VE AB EĞİLİMİNDE OLMASINI, İHANETİNİ İSPATLAYAN KİMSELER.

 

BU GİDİŞ, TÜRKİYE İÇİN ÇOK KORKUNÇ GÜNLERİ GETİREN BİR ZAVALLI TUTUMDUR.

 

ALLAH KAHRETSİN HUKUKUSUZLUĞU DESTEKLEYENLER, BELADAN KURTULMASINLAR.

NAMUSLU VE VATANPERVER VATANDAŞLAR VAR İSE BU KORKUNÇ GİDİŞE DUR DEMEK İÇİN ÇILGINCA MÜCADELE BAŞLATMALARI GEREKİR.

*********

Dr.gürbüz Turgay gönderdi.


Yine teslim edildi.

 

Yine eylemler yapıldı.

 

Şırnak 'ta   50 000 kişi toplandı.

 

Lanetliyorum,eylemleri değil artık!

 

Teröristi teslim eden vatan hainini !
--
 jin.dr.gürbüz turgay

 































 
   ADAM SANKİ ALLAH İLE ORTAK


























 

Değerli Dostlar,

Adam, sözüm ona din adamı. Referandumda Evet demek vaciptir” ya da “Evet demek umreden daha hayırlıdır” diye fetva veriyor.

Evet” demenin vacip olduğunu nereden biliyor? Kuran-ı Kerim’de böyle bir ayet var mı? YOK.

Evet” demenin, umreden daha hayırlı olduğunu nereden biliyor? Kuran-ı Kerim’de böyle bir ayet var mı? YOK.

Adam sanki “ Allah ile ortak” veya peygamber gibi o kadar mübarek bir adam ki, Allah ona vahiy yoluyla “evet demenin umreye gitmekten daha hayırlı olduğunu” bildirmiş.

Dinimize göre bunun adı “ŞİRKTİR” ve Yüce Rabbimizin asla affetmeyeceği en büyük günahtır. Bu adama kanarak oyunu kullananların da bu şirke ortak olup olmadıklarını ise Allah bilir.

Adam din tüccarı. Siyasal ve maddi çıkarları için Müslümanlığı düpedüz pazarlıyor. Dini duyguları siyasal reklama dönüştürüyor. Saf ve mütedeyyin Müslüman kardeşlerimize üçkâğıt açıyor. Allah adını siyasal çıkarlarına alet etmeye çalışıyor. Allahtan korkmuyor ve kuldan utanmıyor. Bu milleti aptal yerine koyuyor.

Bu gibi tiplerin nasıl canhıraş, nasıl hayâsızca bir hamle ile "EVET" oyu için İslam dinini kullandıklarını görüyor musunuz? Demek ki bu referandum bazı “EVETÇİLER” için demokratik bir oylama değil ölüm-kalım meselesi olmuş.

Çünkü “HAYIR” oyları galebe ettiği an, kendilerine biat etmiş yandaş hukuku oluşturamayacaklarını, iktidardan düştükleri gün tarafsız yargı önünde hesap vermek zorunda kalacaklarını ve bütün cephelerdeki çıkar tezgâhlarının altüst olacağını biliyorlar.

İşte bu nedenlerden dolayı, mütedeyyin Müslüman kardeşlerim, oylarını kullanırken bir defa değil bin defa düşünmelidirler.

Saygılarımla.

Hikmet YAVAŞ (İZMİR)

hikmetyavas@gmail.com













1-                Necip Fazıl, Türk tarihi’nin en büyük hatibi ve şairidir.

2-                Hoca dedikleri Amerika kaçkını vatan hainlerini ve dinsizleri gölgeleyen adi bir adamdır.

3-                Bir kitabı okuyunca bu iki not aklıma geldi  ve onun için yazdım.

4-                Nurculuk İslamiyet’se ben inkarcıyım arkadaş. 1960 da inceledim. Eşek yükü ile Risalie Nur okudum. Eğer hakkım varsa hiç birine hakkımı bağışlamıyorum.

-------------

 

Bu kapı ender güzelliktedir

----------------------------------------

 

DÜNYANIN EN REZİL, EN KORKUNÇ KAVRAMI

 

YOBAZLIKTIR,

 

 

 

DÜNYANIN EN BİLİMSEL, EN GÜZEL KAVRAMI MÜSLÜMANLIKTIR.

 

OSMAN ÜÇER

 

Şimdi bu hükümlerin doğruluğu için aklımızın erdiğini ziyaretçilerimize sunalım. Yanlışımızı bulup da bize ulaştırana en derin teşekkürlerimizi sunacağız. Ayrıca dualarımızı takdim edeceğiz.

1947 yılından beri  fikriyatla uğraşırım. Zaman zaman dejenerasyonu,. Zaman zaman dinsizliği, zaman zaman komünistliği, zaman zaman Maocoluk ve Leninciliği, hele hele Masonluğu insanlığın düşmanı bildik.

Bunu proboganda ederek, mücadelemizin gerçekliği için muhataplarımızı ikaz ve iknaya çalıştık.

Son saydıklarımızın Komünizm; Masonizm gibi olanları yine İnsanlık düşmanı kavramlar olarak kabul ederiz ve insanların bu kavramların şerrinden uzak kalmaları için duacı oluruz. Şu var ki, Komünizm, Masonizm gibi kavramların etkisini bireysel aklımızla enine boyuna tartışma kabiliyetimiz olmadığı için, insanlar olarak o meseleyi bilimsel tartışacak ortamlara bırakmanın daha doğru olacağı kanaatindeyiz.

Peki.. Yobazlık bunlardan değil mi? Yobazlık basit bir akılla bile kavramların en kötüsü olduğunu kabullenmek mümkündür. Neden? Çünkü her gün içiçe olduğumuz meseleler vardır. Örneklerini anlamak için insanın enine boyuna öğrenim yapmasına gerek yoktur., Aklı olanı imanı olur düsturu gibi,

Zaman zaman devrimciliği,. Zaman zaman dinsizliği, zaman zaman komünistliği, zaman zaman Maoculuk ve Leninciliği, hele hele Masonluğu insanlığın düşmanı bildik. Bunu probogğanda ederek, mücadelemizin gerçekliği için muhataplarımızı iknaya çalıştık.

Son saydıklarımızın Komünizm; Masonizm gibi olanları yine insanlık düşmanı kavramlar olarak kabul ederiz ve insanların bu kavramların şerrinden uzak kalmaları için duacı oluruz. Şu var ki, Komünizm, Masonizm gibi kavramların etksini bireysel aklımızla enine boyuna tartışma kabiliyetimiz olmadığı için, insanlar olarak o meseleyi bilimsel tartışacak ortamlara bırakmanın daha doğru olacağı kanaatindeyiz.

Peki.. Yobazlık bunlardan değil mi? Yobazlık basit bir akılla bile kavramların en kötüsü olduğunu kabullenmek mümkündür. Neden? Çünkü her gün içiçe olduğumuz meseleler vardır. Örneklerini anlamak için insanın enine boyuna öğrenim yapmasına gerek yoktur., Aklı olanı imanı olur düsturu gibi, yobazlık ta akıllı insanların bir çırpıda kavrayabileceği kavramlardandır.

Yobazlığın çeşitleri vardır. İlericilik yobazlığı.

Dinin, toplumun en değerli kavramı olan ilericiliğin yobazlığı mı olurmuş demeyin sakın. İşin içine istismar girdi mi, dinin de, ilmin de, sosyal bilimlerinde yobazlığı olur.

Yobaz bilinçli olduğu gibi, yani düşmanın silahı olarak bağrımızdan vurduğu gibi, bilerek ve isteyerek kavramlara, olaylara yobazlığı karıştırdığı gibi, yobaz ne yaptığını bilmeyen kimselere de denir. Yani, kasıtlı değil ama, yetiştiği ortamda düstursuz aldığı fikirler yüzünden, ne kadar bilimsel, dini konu varsa mutlaka onlar da bir manyaklık arar ve bulur . Bu tip yobazların ayıktırılması için milletin el birliği etmesi gerekir. Diğer yobazla mücadelede de, kanunu yapanlar, uygulayanlar, kendisine aydın deyenler uyanık davranmak zorundadır. Korkmadan karşılarına dikilip rezillikleri ilan edilerek, kanunun pençesine verilerek mücadele edilmesi mümkündür.

Bu kalemin din sanıp., probogandasını yaptığı zamanlarda cehalet yüzünden yobazlığa bulaştığı katidir. Ancak, çocukluktan gençliğe geçerken, memlekette demek ki, kendini aydın sananlardan yakınımızda bulunanlar ötlek imişler. Memleketin en hareketli gencinin yaptığını sağır sultanlar duydu.

Bir öğretmenin veya kendini alim bilen birinin, bir köşeye çekip;

- Bu yaptıklarını İslam ve manevi değerler için yaptığını sanıyorsun. Kimseye bir zararın yok gibi. Ama şunu unutma ki, bu yolda yetişeceklerin önemli bir kısmı yarınlarda Maoculardan, Lenincilerden, vatan düşmanlarından daha tehlikeli hale gelebilirler. O zaman onlarla mücadele etmek istesen bile arkalarına sahte dini, alçakça manevi değerleri aldıkları için mücadele etmen zorlaşır. Bu bakımdan yürüdüğün yolda şu, şu konuları unutma, dinsel yaşayışın kuvvetlenmesi ve kudretlenmesi için aynı zamanda yobazlığın ezilmesi, yaşanılan olayların dinle alakasının kaynaklarla karşılaştırarak bilinmesi gerekir denmedi.

Allah’ımıza şükür. Kapalı kapılar ardındaki vatansızların Atatürk düşmanlığı, Cumhuriyet düşmanlığı mantığımıza hitap etmemiş olmalı ki, kafamıza yatmadı ve tehlikeyi bertaraf etmeyi bildik.

Biz bocalamadan yolumuzu, gerçek İslam’ın şeklini , manevi değerlerin anlamını idrak ettik. Ama, on binler İslam’ı yaşıyorlar zannederek, bir takım kapalı kapılar ardında telkin edilen tariklerin batağına gömüldüler. Onlarla ayıktırma yürüyüşünü fark eden paracılar, menfaatçiler bu sefer kancayı bize taktılar. İşte yıllar boyu mücadele sonucu bu günlere geldik.

İslam’a ihanet halinde bulunanlar inşallah tez zamanda ayıkırlar. Hele hele bu konuyu siyasete bulaştıran, 40-50 senedir siyasete lağım yağdıran Allahsız ve kitapsız bazı kimseler vardır ki, en büyük dileğim yaşadığımız günlerde bunların gerçek dindarların aydınlatması ile kendilerine gelmeleridir. Düşmandan yararlandıkları için kendine gelmeyenlerin de cehennemin dibine yolculuğa çıkarılması en büyük dileğimdir.

Akrabağ, dost dediğin bazı kimseler bile karanlık tarikatlerin etkisiyle., yazdıklarımızdan dolayı bize düşman olduklarını basit olayları vesile ederek, yakın dostlarımıza anlattık ve tescil ettik. Bunların yaşadığımız sürece aydınlandıklarını, gerçek İslam’ı Kur’an da aramalarını öyle istiyorum ki. Zararı yok bizden özür dilemesinler ama, doğru yolu bulduklarını bize belli etsinler.

Müslümanlık neden bilimsel diyoruz?. Bu tabire yabancısınız. Çünkü bir kavrama bilim yaftasını yapıştırabilmek için dünya kanunları ile  labaratuar, vs açısından ispatlı sonuçlar aranır. Her iki dünya ile alakalı, uhrevi bir kavram olan Din meselesi , Müslümanlığa en bilimsel demek nereden çıktı diyeceksiniz?. Cevabı: Ben doğduğum da bir yıldıztan çıkan ışık saniyede iki yüz bin km.yol aldığı halde, halen dünyaya varmamıştır deniyor. Düşünebiliyor musunuz? Böyle bir şeyi kafalarımız alır mı? Bu nasıl büyüklük?. Peki, böyle bir evren tesadfi olur mu? Bunun bir yaratıcısı olduğunu düşünmek hiç aksini iddiaya müsait mi? İlim bu işte. Tesadüfen olmaz  Böyle bir evren. Bunun bir evveliyatı yaratanı var. Nasıl olmuş, hangi dine göre izah gelmiş? Bunları da burada tartışmıyorum. Önemli olan tesadüfi demek kabaklık, bir maddenin mutlaka yaratıldığını kabul ise mantık ve ilim gereğidir. Şu var ki, meselenin ilimde  bundan daha belirgin tarifi de mümkün olamaz.  İslam öyle yüce kavramdır ki, kimse kimseyi tanıkla vs.ile kandıramayız. Beylin denen kavram var ise kendi kenhdine meseleyi kavrar. Ve gözünhde canlandırır. Kimse mevcuda kendiliğinden inkar anlamı veremez.

İslam tamamen objektif kurallara göre anlaşılır. Allah var mı ? Var. Yok diyebilmek için insanın bana göre geri zekalı olması gerekir. Ama zatı nasıldır? O şu anda önemli değil. Var olduğu belli ama, izahı için binlerce yoldan gidebiliriz. Öyle ise, İslam dünyanın en güzel kavramı. En temel kavramı.

Sen gel bu kadar muazzam bir kavramın içine yobazlığı sok. Vallahi bilmem ama, İslamı öğretip, sonra da yobazlık üremesini görmek, dünyada en büyük cinaya tanık olmak demektir. Bu halde yobazlığı  yapana bir araba sopa atmak gerekir. Yobazlık böyle şerefsiz bir kavmadrır işte.

Bu uzun makaleyi bitirmek için yobazlığı bir tarif edelim, ilerde belki yine aynı konuya döneriz: Nedir kavramaya çalışalım.

Yobaz,  içinde bulunduğu kavramın anlamını bilmez. Bu sebeple içten değildir düşünüşlerinde. kafasında oluşmuş sapık görüşlerin hayat alanı bulması için, ortalığı birbirine katmak, kavrmları kuralsız hale getirmek hedefidir.  Geçmişte veya gelecekteki bir değeri muhafaza etmek gibi olumlu bir gayenin sahibi değildir. Hedefe hakim olmak için önüne gelen ne gibi anlamlı kavramlar varsa, onların olumsuz gösterebilmek maharetidir. Gayesidir. Baskı ve yıkım idaalidir.  Bilime, dini kurallara uyma diye bir hedefi de hiçbir zaman söz konusu değildir.

***********

 

******

TÜRKÇE İBADET

 

FATİHA  SURESİ ŞİİRLEŞTİRİLMESİ

 

Övmek ve övülmek, alemlerin Rabbi’ne,

Rahman ve Rahim O’dur,  Ahiret sahibi’ne,

Hesap günü maliki, yetkisi Allah’ımın,

Bil ki, yalnız o lâyık, tapmaya, ibadete!

 

Kulluk, yakarış, istek, ibâdet yalnız O’na,

Yardım için dilekler, yönümüz yalnız O’na,

Doğru yol talepleri, hidâyet istek O’na,

Bol  bol nimetler ve de bahtiyarlık yoluna…

 

Azmayan, dönmeyenler, gazaba uğramazlar,

Yolu doğru olanlar, kötüye hiç sapmazlar,

Gönüller güzel ister, yanlışları yapmazlar,

Duâ kabulü güzel, batıllara sapmazlar..

OSMAN ÜÇER

--------------------

TÜRKÇE İBADETİN ZEVKİ HİÇ BİR ŞEYDE YOKTUR.

TÜRKÇE İBADET ETMEK KURAN’A AYKIRI BİR DURUM YARATMAZ.

AKSİNİ İDDİA EDENLER VARSA ORTAYA ÇIKSIN. ORTAYA ÇIKMAYIP  DA ARKADAN KONUŞANLAR GENEL EV ÇOCUĞU SAYILSIN...

YOBAZLIK GERÇEK MÜSLÜMANLARI ÇOK ÜZMÜŞTÜR. MECBUREN MÜEYYİDE KÜFÜRÜN YERİ GELEBİLİYOR.

DİN ADAMLARININ TÜRKÇE İBADETE AİT BİR KİTAP YAZMALARI GÜNAHLARINI TEMİZLEYECEKTİR.

1-                 MÜSLÜMANLARIN YOBAZLAR

TARAFIDAN KANDIRILMALARI MÜMKÜN OLMAYACAKTIR. HER ŞEY AYAN BEYAN VE ANLAŞILIR OLACAKTIR. EZBERE MIRILDANAN APAPÇA SURELERİN VE  DUALARIN AĞIRLIĞINI, İSLAMIN VERDİĞİ HUZUR KALPLERİMİZDE AÇIK BİR ŞEKİLDE YERLEŞECEKTİR.

2-                 En azından Elham, İhlas, Ettehiyatü, İnnaateyna, okudukça akıla yerleşir.

3-                 Hafızlığın  hafıza yorması önlenir. TÜRKÇE SÖYLENEN SURE VE DUALAR KALBİMİZE KURANIN İLKELERİ OLARAK YERLEŞİR. ÖNCELERİ TEPTEN DİNLEDİĞİNİZİ TEKRAR EDEBİLİRSİNİZ. ZAMAN GEÇİNCE HAFIZANIZA YERLEŞENLERİ TEKRAR DURUMUNDA KALACAK, BÜYÜK BİR HUZUR İÇİNDE BULUNACAKSINIZ.

4-                 Ayet ve duaların türkçesini öğrenen Müslüman namazda ne dediğini bilir ve aydın bir kimse olur.

5-                 Müslüman en aydın kimsedir. Kimse onu küçümseyemez. İlimle iman birleşir.

6-                 Ayetlerin Türkçesini bilince tefsir okumak ve anlamak kolaylaşır. Bu zaman Müslümanlığın bilimle çatışan bir tarafı olmadığı anlaşılır. Hatta bilimsel olaylara bakış açısında çok muazzam gelişmeler olur.

7-                 Müslümanlar verdikleri verginin karşılığını alırlar. (Bir çok Müslüman denen adamın, devlete vergi  vermediğini herkes biliyor. O parayı, tarikatlara veriyorlar ve Amerikancı, AB ci yolda harcıyorlar. Kimse darılmasın; durumları bu kadar utanç vericidir.

8-                 Müslüman vatanperver kimse olduğu halde, çoğunluk vatan sevgisinden ve İslam’ın anlamından uzak yaşıyor.

Daha yazacak çok şey var ama, kötü niyetliler bu sözleri hemen kavramadığı için dinsizliğimiz hakkında hokum verirler. Oh ne iyi günahlarımızı yükleyecek bir aptal bulmuş oluruz..

Dinsiz olanın da (kendi hesabıma) diyenin de..

 

TÜRKÇE İBADET

 

YARABBİ İYİNİYETLEBAŞLADIĞIM BU TEŞEBBÜSÜ BAŞARIYA  ULAŞTIR VE BEĞENDİĞİM YENİ İBADET ŞEKLİ İLE MESUT OLAYIM DİNİMİ YAŞAYIM. HAYIRLI BİR YOL İSE BAŞKALARINA DA ÖRNEK OLAYIM.

TÜRKÇE İBADET İÇİN SIRALAMAYA  BAŞLIYORUM: 1.1.2009

 

Bu seride namaz dualarının mutlaka ilmihallerdeki durumlarını değil, halkın her an elini attığı zaman bulabileceği namaz hocası kitabı olan birinden faydalandık. 7 den yetmişe dini b.ilgiler ve namaz isimli kitaptaki Türkçeleri tercih ettik. Ezanı İnternetten aldık. 1950 yılına kadar bildiğimiz Türkçe ezan örneğimizdi.

Türkçe ibadet lafını duyunca kuduran bazıları şöyle ürerler:

Nerede namaz kılmayan tipler varsa onlar Türkçe namazı savurnuyorlar. Böyle olmaması için Türkçe Namaz kılanların çoğalmasını Allah’tan dileriz.

Ayrıca Türkçe namaz kılanlar tercüme meselesinde ellerine daha yetkili kaynaklar geçince sitemize gönderdikleri takdirde bu seriye dahil edileceğini bilmelidir.

Allah namazı niyazı riyadan, reklamdan uzak kılsın. Biz bunu sitemizde yayınlıyorsak, sırf örnek olsun diye.

Siyasetten hayatımız boylunca tek kelime yarar görmedik.Arzulamadık.

Siyasetçi istismarına uğramaz inşallah. Arapça ibadet bana gore İslamı çok geriletmiştir. Eğer Türkler İslama gireli beri Türkçe ibadet etselerdi. Şimdiki seviyelerinden bin misli daha ilerde olurlardı. Arapçı Emenive Abbasi safsataları İslamı ve Türklerin onu yaşayışını çok yaralamıştır.

 

 

TÜRKÇE EZAN;

Türkçe ezanın metni

Tanrı uludur

Tanrı uludur

Tanrı uludur

Tanrı uludur

Şüphesiz bilirim ve bildiririm: Tanrı’dan başka yoktur tapacak

Şüphesiz bilirim ve bildiririm: Tanrı’dan başka yoktur tapacak

Şüphesiz bilirim, bildiririm: Tanrı’nın elçisidir Muhammed

Şüphesiz bilirim, bildiririm: Tanrı’nın elçisidir Muhammed

Haydi namaza, haydi namaza

Haydi felaha, haydi felaha

(Namaz uykudan hayırlıdır)

Tanrı uludur, Tanrı uludur

Tanrı’dan başka yoktur tapacak.

 

VAKİT OLDUKÇA AŞAĞIDAKİ KAVRAMLARIN TÜRKÇELERİ İŞLENECEKTİR. SURELERİN TÜRKÇE ANLAMLARI AKTARILACAKTIR.









































ABDEST DUALARI

İnternetten Mes’ut Hazar

1) Abdest alacak kimse, abdeste başlarken "Eûzü ve Besmele" çektikten sonra:

        "Yüce Allah'a hamd olsun ki, suyu temizleyici ve İslâmı nur yapmıştır" der.
      
  2) Ağzına su alırken:

        "Allah'ım! Peygamberinin Kevser Havuzundan bana öyle bir kâse içir ki, ondan sonra asla susamayayım" der.
      
  3) Burnuna su verirken:

        "Allah'ım! Beni nimetlerinin ve cennetlerinin güzel kokularından mahrum etme" der.
      
  4) Yüzünü yıkarken:
      
       "Allah'ım! Bazı yüzlerin aklanacağı ve bazı yüzlerin kararacağı günde benim yüzümü ak yap" der.
      
  5) Sağ kolunu yıkarken:
   
         "Allah'ım! Kitabımı sağ elime ver ve benim hesabımı kolay yap" der.
    
    6) Sol kolunu yıkarken:
      
          "Allah'ım! Benim kitabımı soldan ve arka tarafımdan verme ve beni zor bir hesaba çekme" der.
     
   7) Başını mesh ederken:

        "Allah'ım! Beni rahmetinin içine koy, üzerime de bereketlerinden indir"der.

   8) Kulaklarını mesh ederken:

        "Allah'ım! Beni, hak sözü işitip de onun en güzeline uyanlardan yap"der.

   9) Boynunu mesh ederken:

        "Allah'ım! Bedenimi cehennem ateşinden azad et" der.

  10) Ayaklarını yıkarken:

      "Allah'ım! Birtakım ayakların kayacağı günde, ayaklarımı Sırat köprüsü üzerinde sabit kıl" der.

(Abdestten sonra Kadir suresini okuyanın 50 yıllık günahı affolur.) [Halebi]

(Abdestten sonra Kadir suresini 1 defa okuyan sıddıklardan, 2 defa okuyan şehitlerden yazılır. 3 defa okuyan, Peygamberlerle haşrolur.) [Deylemi]

(Abdestten sonra, 10 defa salevat-ı şerife getirenin gamı gider, duası kabul olur.)
 
 

ARAPÇASINI DA ÖĞRENMEK İSTEYENLER İÇİN

1–Abdeste başlarken şu dua okunur:

(Bismillâhil- azîm. Vel-hamdü lillâhi alâ dînil-İslâm. Ve alâ tevfîk-ıl-îmân. El-hamdü lillâhil-lezî ce’alelmâe tahûren ve ce’alel-islâme nûren.)
[Azim olan Allahü teâlânın adıyla başlarım. Bize İslâm dinini veren, imanı ihsan eden; suyu temizleyici, İslâm’ı nur kılan Allah’a hamd-ü senâlar olsun.]

2–Ağza su verirken:
(Allahümmes-kı nî min havdi nebiyyike ke’sen lâ ezmeu ba’dehü ebeden.)
[Ey Allahım, içtikten sonra bir daha hiç susuzluk duyulmayan havz-ı Nebi’den içir.]

3– Buruna su verirken:

(Allahümme erihnî râyihatel cenneti verzüknî
min ni’amihâ. Ve lâ türihnî râyihaten-nâr. )
[Ey Allahım! Cennet kokusunu koklat ve beni Cennet nimetleri ile rızıklandır. Cehennem kokularından uzaklaştır!]

4–Yüzü yıkarken:

(Allahümme beyyid vechî binûrike yevme tebyaddü vücûhü evliyâike ve lâ tüsevvid vechî bi zünûbî yevme tesveddü vücûhü a’dâike.)
[Ey Allahım! Nurunla, Evliyanın yüzünü ağarttığın gibi, benim yüzümü de ağart. Düşmanlarının yüzü karardığı günde, yüzümü, günahlarımdan dolayı karartma.]

5–Sağ kolu yıkanırken:
(Allahümme a’tınî kitâbî biyemînî ve hâsibnî hisâben yesîren.)
[Ey Allahım! Kitabımı sağımdan ver ve hesabımı kolay eyle.]

6–Sol kolu yıkanırken:

(Allahümme lâ tu’tinî kitâbî bi şimâlî ve lâ min verâi zahrî ve lâ tühâsibnî hisâben şedîden.)
[Ey
Allahım! Kitabımı solumdan ve arkamdan verme, hesabımı zor eyleme.]

7–Başı mesh ederken:
(Allahümme harrim şa’rî ve beşerî alen-Nâr. Ve ezıllenî tahte zılli arşike yevme lâ zılle illâ zıllü arşike.)
[Ey Allahım! Vücudumu ve saçlarımı Cehenneme atma. Başka gölgenin olmadığı günde Arş-ı âlânın gölgesinde gölgelendir.]

8– Kulakları mesh edilirken:

(Allahümmec’alnî minellezîne yestemi’ûnel-kavle fe yettebiûne ahsenehû.)
[Ey Allahım! Beni, sözü dinleyip, en güzelini tutanlardan eyle.]

9–Enseyi mesh ederken:

(Allahümme a’tık rakabetî minen-Nâr.)
[Ey Allahım! Boynumu ateşten azat eyle.]

10–Sağ ayağı yıkarken:
(Allahümme sebbit kademeyye ales-sırâtı yevme tezillü fîhil-ekdâmü)
[Ey Allahım! Ayakların kaydığı günde, sıratta ayaklarımı
sabit eyle.]

11–Sol ayağı yıkarken:

(Allahümme lâ tatrud kademeyye ales-sırâti yevme tatrudü küllü akdâmi a’dâike. Allahümme’c-al sa’yî meşkûren ve zenbî mağfûren ve amelî makbûlen ve ticâretî len tebûre.)
[Ey Allahım! Sıratta, düşmanlarının ayaklarının kaydığı günde, benim ayaklarımı kaydırma. Çalışmamı meşkûr et. Günahımı affet. Amelimi kabul et. Ticaretimi helâl et!]

12–Abdestten sonra:

(Sübhânekellahü mme ve bihamdike. Eşhedü en lâ ilâhe illâ ente vahdeke lâ şerîke leke estağfiruka ve etûbü ileyke eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdüke ve Resûlüke.)
[Ey Allah’ım! Seni, hamdinle tesbih ve tenzih ederim. Senden başka mabut olmadığına, bir olduğuna ve şerikin [ortağın] olmadığına ve Muhammed aleyhisselamı n senin kulun ve Resulün olduğuna şehadet
ederim.]

13–Abdest aldıktan sonra Kadir suresini okumak ve salevat getirmek de çok sevabdır. Birkaç hadis-i şerif meali:

"İnnâ enzelnâhu fî-leyleti'l- kadri. Vemâ edrâke mâ leyletu'l-kadri. Leyletu'l-kadri hayrun min-elfi şehr. Tenezzelu'l- melâiketu ve'r-rûhu fîhâ bi izni rabbihim min-kulli emr. Selâmun hiye hattâ metle'ıl-fecr"

(Güzelce abdest aldıktan sonra “Eşhedü en la ilahe illallahü vahdehü la şerikeleh ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Resulühü” diyene Cennetin sekiz kapısı açılır, istediğinden içeri girer.) [Nesai]

(Abdestten sonra Kadir suresini okuyanın 50 yıllık günahı affolur.) [Halebi]

(Abdestten sonra Kadir suresini 1 defa okuyan sıddıklardan, 2 defa okuyan şehitlerden yazılır. 3 defa okuyan, Peygamberlerle haşrolur.) [Deylemi]

(Abdestten sonra, 10 defa salevat-ı şerife getirenin gamı gider,
duası kabul olur.)                                                                                                                
                                                                                                                                                  
        alıntı: [Ey Oğul İlmihali]

 

 

 

  • SABAH NAMAZI
  •  

İKİ REKAT SÜNNET

NİYET

 

1.REKAT

TEKBİR

SÜBHANEKE

EUZÜ BESMELE

FATİHA

BİR SURE

RÜKU

SECDE 2 DEFA

2.REKAT

BESLEMELE

FATİHA

SURE OKU

SECDE  2 DEFA

TAHİYYAT OTURUŞ

ETTEHİYATÜ

SALLİ VE BARİK

RABBENA DUALARI

SELAM.

SABAH  NAMAZI

 

İKİ REKAT FARZ

1.REKAT

ERKEKLER KAMET GETİRİR.NİYET ETTİM ALLAH RIZASI İÇİN SABAH NAMAZININ 2 REKAT FARZINI KILMAYA

TEKBİR

SÜBHANEKEEUZÜ BESMELEFATKİHA

BİR SURE

RÜKU

SECDE 2 DEFA

2.REKAT

BESMELE

FATİHA

SURE

RÜKU

SECDE 2 DEFA

TAHİYAT OTURUŞ

ETTEHİYATÜ

SALLİ VE BARİK

RABBENA DUALARI

SELAM

* ÖĞLE NAMAZI

DÖRT REKAT İLK SÜNNET

NİYET ETTİM ALLAH RIZASI İÇİN ÖĞLE NAMAZININ İLK SÜNNETİNİ KILMAYA

1.REKAT

TEKBİR

SÜBHANEKEEÜZÜ BESMELE

FATİHA

SURE

RÜKU

SECDE 2 DEFA

2.REKAT

BESMELE

FATİHA

SURE

RÜKU

SECDE 2 DEFA

TAHİYAT OTURUŞ

ETTEHİYATÜ

3.REKAT

BESMELE

FATİHAÜ

SURE

RÜKU

SECDE 2 DEFA

4.REKAT

BESMELE

FATİHA

SURE

RÜKU

SECDE 2 DEFA

TAHİYAT OTURUŞ

ETTEHİYATÜTSALLİ VE BARİK

RABBENA DUALARI

SELAM

DÖRT REKAT FARZ

ERKEKLER KAMET GETİRİRNİYET ETTİM ALLAH RIZASI İÇİN ÖĞLE NAMAZININ FA4 REKAT FARZINI KILMAYA

1.REKAT

TEKBİR

SÜBHANEKE TÜRKÇESİ:  127

EÜZÜ BESMELE 11

FATİHA

BİR SURERÜKU

SECDE 2

2.REKAT

BESMELE

FATİHA

SURE

RÜKU

SECDE 2 DEFA

TAHİYAT OTURUŞ

ETTEHİYATÜ

3.REKAT

BESMELE F

FATİHA

SURE

RÜKU

SECDE 2 DEFA

4.REKAT

BESMELE

FATİHA

SURE

RÜKU

SECDE 2 DEF   A

TAHİYAT

ETTEHİYATÜ

SALLİ VE BARİK

RABBENA

Selam

2 REKAT SON SÜNNET

NİYET ETTİM ALLAH RIZASI İÇİN ÖĞLE NAMAZININ SON SÜNNETİNİ KILMAYA

1.REKAT

TEKBİR

SÜBHANEKEEÜZÜ BESMELE

FATİHA

SURERÜKU

SECDE 2 DEFA

2.REKAT

BESMELE

FATİHA

SURE

RÜKU

SECDE2 DEFA

TAHİYAT OTURUŞ

ETTEHİYATÜ

SALLİ VE BARİK

RABBENADUALARI

SELAM

İKİNDİ NAMAZI 8 REKAT

 

4 REKAT SÜNNET

NİYET ETTİM ALLAH RIZASI İÇİN İKİNDİ NAMAZININ SÜNNETİNİ KILMAYA

1.RAKET

TEKBİR

SÜBHANEKE

EÜZÜ

BESMELE

FATİHA

SURE

RÜKU

SECDE 2 DEFA

 

2.REKAT

BESMELE

FATİHA

SURE

RÜKU

SECDE2 DEF    A

TAHİYAT OTURUŞ

ETTEHİYATÜ

SALLİ BARİK

3.REKAT

SÜBHANEKE

EÜZÜ

BESMELE

FATİHA

SURE

RÜKU

SECDE 2 DEFA

 

4.REKAT

BESMELE

FATİHA

SURE

RÜKU

SECDE 2 DEFA

TAHİYYAT

ETTEHUYATÜ

SALLİ VE BARİK

RABBENA

SELAM

 

4 REKAT FARZ

 

ERKEKLER KAMET GETİRİR.NİYET ETTİM ALLAH RIZASI İÇİN İKİNDİ NAMAZININ 4 REKAT FARZINI KILMAYA

1.REKAT

TEKBİR

SÜBHANEKE

EÜZÜ

BESMELE

FATİHA

SURE

RÜKU

SECDE 2 DEFA

 

2.REKAT

BESMELE

FATİHA

SURE

RÜKU

SECDE 2 DEFA

TAHİYAYAT OTURUŞ

ETTEHUİYATÜ

 

3.REKAT

BESMELE

FATİHA

RÜKU

SECDE 2 DEFA

 

4.REKAT

BESMELE

FATİH

RÜKUSECDE 2 DEFA

TAHİYYAT OTURUŞ

ETTEHİYATİ

SALLİ VE BARİK

RABBENA

Selam

 

AKŞAM NAMAZI  5 REKATTIR

 

3 REKAT FARZ

 

ERKEKLER KAMET GETİRİR

 

1.REKAT

TEKBİR

SÜBHANEKEEÜZÜ

BESMELE

FATİHA

BİR SURE

RÜKU

SECDE 2 DEFA

2.REKAT

3.REKAT

2 REKAT SÜNNET

1. REKAT

2.REKAT

 

YATSI NAMAZI 10 REKATTIR

 

4 REKAT  İLK  SÜNNET

 

NİYET ETTİM ALLAH RIZASI İÇİNH DÖRT REKAT SÜNNETE

 

1.REKAT

2.REKAT

3.REKAT

4.REKAT

 

4 REKAT FARZ

ERKEKLER KAMET GETİRİR

1.RAKET

2  REKAT

3  REKAT

4  .REKAT

2 REKAT SON SÜNNET

1 REKAT

2.RAKET

VİTİR NAMAZI  3 REKATTIR

BU NAMAZ YATSI NAMAZINDAN SONRA KILINIR.

1.REKAT

2.REKAT

3.REKAT

SÜBHANEKE TÜRKÇESİ: ALLAHIM SANA HAMD EDEREK SENİ HER TÜRLÜ NOKSANLIKTAN TENZİH EDERİM. SENİN ADIN MÜBAREKTİR VE ŞANIN ÇOK YÜKSEKTİR. ÖVGÜN PEK AZAMETLİDİR. SENDEN BAŞKA İBADET EDECEK BİR İLAH YOKTUR.

FATİHANIN TÜRKÇESİ  RAHMAN VE RAHİM ALLAH ADIYLA.HAMD ALEMLERİN RABBİ , DİN GÜNÜNÜN HAKİMİ ALLAHA MAHSUSTUR.YALNIS SANA KULLUK EDERİZ.VE LYALNIZ SENDEN YLARDIM DİLERİZ. BİZİ DOĞRU YOLA ,.NİMETE ERDİRDGİN KİMSELERİN YOLUNA ULAŞTIR. GAZABINA UĞRAYANLARIN VE SAPANLARIN DEĞİL.

ETTEHİYATÜ DİLLE VÜCUTLA VE MALLA YAPILAN İBADETLERİN HEPSİ ALLAH İÇİNDİR. EY NEBİ SELAM VE ALLAHIN RAHMET VE BEREKETLERİ SENİN ÜZERİNE OLSUN. ALLAHIN SELAMI BİZİM ÜZERİMİZE VE ALLAHIN SALİH KULLARI  ÜZERİNE OLSUN.BEN ŞAHADET EDERİM Kİ ALLAH’TAN BAŞKA İLAH YOKTUR VE ŞAHADET EDERİM Kİ MUHAMMET ONUN KULU VE RESULÜDÜR.

SALEVAT SALLİ VE BARİK DUALARI TÜRKÇESİ: ALLAHIM EFENDİMİZ HAZRETİ MUHAMMEDİN ŞANINI YÜCELT. MUHAMMEDİN ALİNİN DE YÜCELT. HAZRETİ İBRANHİMİN KENDİSİNE VE HAZRETİ  İBRAHİMİN ALİNE VERDİĞİ ŞEREF GİBİ.

..YİNE HAZRETİ MUHAMMEDE  (S.A.V)BEREKET VER. MUHAMMEDİN ALİNE DE İBRAHİME VE İBRAHİMİN ALİNE  VERDİĞİN BEREKET GİBİ. MUHAKKAK Kİ SEN HEMD EDİLMEYE LAYIKSIN. YÜCELİK VE ŞEREF SANA MAHSUSTUR.

 

RABBENA ATİNA

RABBENAFİRLİ TÜRKÇESBİ: RABBİMİZ BUİZE HEM DÜNYADA İYİLİK VER, HEM AHİRETTE İYİLİK VER VE BİZİ ATEŞ CEHENNEM AZABINDAN KORU. RABBİMİZ, HESAP GÜNÜNDE BENİ, ANAMI BABAMI VE BÜTÜN MÜMİNLERİ BAĞIŞLA.

 

KUNUT DUALARI  TÜRKÇESİ: RABBİMİZ SENDEN YARDIM SENDEN MAĞFİRET SENDEN HİDAYET  DİLERİZ. SANA İMAN EDERİZ. SANA TEVBE EDERİZ. SANA GÜVENİRİZ. BÜTÜN HAYIRLAR ÜZERİNE SANA SENA EDERİZ. SANA ŞÜKREDER VE BÜTÜN NİMETLERİNİ İTİRAF EDERİZ. SENİ VE NİMETLERİNİ İNKAR ETMEYİZ. VE SANA İSYAN EDENLERİ KÖKÜNDEN SÖKERCESBİNE ATIP TERKEDERİZ.

RABBİMİZ BİZ YALNIZ SANA İBADET EDERİZ.SENİN RIZAN İÇİN MAMAZ KILAR VE SECDE EDERİZ. SENİN RIZANA UYGUN ÇALIŞIRIZ. KOŞARIZ. SENİN RAHMETİNİ DİLERİZ. VE SENİN AZABINDAN KORKARIZ. GERÇEKTEN SENİN AZABIN KAFİRLERE ULAŞICIDIR.

 

TESBİH TÜRKÇESİ: ALLAHIM SEN SELAMSINL SELAM SENDEN. İKRAM VE CELAL SAHİBİ. SEN MUBAREKSİN. ALLANHIM! EFENDİMİZ, MUHAMMET VE EFENDİMİZ MUHAMMED VE EFENDİMİZ MUHAMMEDİN ALİNERAHMET ET. ALLAHIM HAMD OLSUN. ALLAHTAN BAŞKA İLAH YOKTUR. ALLAH EN YÜCEDİR. HER TÜRLÜ KUVVET ANCAK YÜCE VAZİM OLAN ALLAHLADIR.BU DUALAR OKUNDUKTAN SONRA AYETEL KÜRSİ OKUYUP TESBİH ÇEKERİZ.

AYETEL KÜRSİ TÜRKÇESBİ: RAHMAN VE RAHİM ALLAHIN ADIYLA. ALLAHTAN BAŞKA İLAH YOKTUR. O BİRDİR.KADİMDİR. O UYUMAZ, UNUTMAZ. G2ÖKLERDEKİ VE LYERMLERDEKİ HER ŞEY ONUNDUR. ŞEFAAT ANCAK ONUİN İZLİNİYLEDİR.  O HLER ŞEYİ BİLİR. ONUN BİLDİKLERİNDEN ANCAK ONUN DİLYEDİKLERİ KAVRAYABİLİRLER. ONUN KÜRSÜS GÖKLERİ VE YERİ KAPLAR. BUNLARI MUHAFAZA ETMEK ONA AĞIR GELMEZ. O ÇOK YÜCE VE ULUDUR.

33 DEFA SÜBHANALLAH

33 DEFA ELHÜMDÜLİLLAH

33 DEFA ALLAHÜEKBER

ALLAHÜEKBER LA İLAHE İLLAHU VAHDEHULA ŞERİKELEH LEHÜL MÜLKÜ VELEHÜL HAMDÜ VE HÜVE ALA KÜLLİ ŞEYHİN KADİR.

SÜBHANE RABBİYEL ALEYYİL ALEL VEHHAB  OKUNDUKTAN SONRA ELLER OMUZ HİZASINDA DUALAR BAŞLAR.

ALLAHA HAMD

PEYGAMBERE SALADVE SELAMDAN SONRA ANNEYE, BABAYA, TÜM MÜMİNLERE DUA EDİLİR.

NAS SURESİ

FELAK SURESİ

İHLAS SURESİ

LEHEP SUİRESİ

NASR SURESİ

KAFİRUN SURESİ

KEVSBER SURESİ

MAUN SURESİ

 

KUREYŞ SURESİ

FİL SURESİ

HÜMEZE SURESİ

ASR SURESİ

TEKASÜR SURESİ

KZARİA SURESİX

ADİYAT S URESİ

ZİLZAL SURESİ

BEYYİNE SURESİ

KADİR SURESİ

ALAK SURESİ

TİLAVET SECRDESİ

TİN SURESİ

İNŞİRAH SURESİ

DUHA SURESİ

AMENER RESULÜA

AMENTÜ DUASI

 

 

RÜKU

Sübhane rabbiyel azim Türkçesi:

Seminallahü limen türkçesi

Sübhanerobbiyel ala  TÜRKÇESİ

Allahüekber türkçesi 

Sübhanerabbiyel ala türkçesi

Ayağa kalkış Allahüekber

Besmele

 

 

 

ALLAHÜMMESALLİ  TÜRKÇESİ

ESSEALÜMEN ALEYKÜM VE RAHMETULLAH TÜRKÇESİ

 

SONRAKİ DUALAR

ALLAHÜMME ENTESSELAMÜ VE MİNKESSELAM

TEBAREK TEYALZELCELAL VE İKRAM

.***************

************

********