NİĞDE BÖLÜMÜ
KERİM
ÖZBEKLER
Şair,
yazar, kıdemli politikacı, sanatçılar organizatörü
KERİM
ÖZBEKLER NİĞDE’YE GELİYOR.
ADANA’DA
SANAT PROĞRAMLARINA KATILAN ŞAİRİMİZ
KADİM
DOSTU OSMAN ÜÇER’İ ZİYARET GAYESİYLE BU GÜNLERDE NİĞDE’YE TEŞRİF EDECEKLERDİR.
ZİYARET
GERÇEKLEŞTİĞİ TAKDİRDE SİTELERİMİZDE DUYURACAĞIMIZI ARZ EDERİZ.
|
|
12:07 |
|
CHP'nin Niğde Belediye Başkan Adayı Belli Oldu… DR.NADİ ÖZDAMAR… |
|
CHP'nin Niğde Belediye Başkanı adayının belirlendiği bildirildi.
|
|
|
SİZİ GİDİ KÖFTEHORLAR SİZİ. GÜNÜN
BİRİNDE İFTİRALARINIZIN BALON OLDUĞU ANLAŞILACAK DİYE ŞİMDİ DE HAYALİ HIRSIZLIK
ÜRETTİNİZ.
ULAN TARİH BU ŞAKLABANLIĞI
UNUTMAYACAK.
|
Ergenekon
delilleri mahkemede kayboldu 15 Ağustos 2008 Cuma : 07:52 Ergenekon iddianamesinin
ek klasörlerinde de yer alan 'arazi yolsuzluğu'na ait dokümanlar mahkemede
kayboldu. |
|
|
|
|
|
'Cumhuriyet tarihinin en büyük arazi yolsuzluğu' olarak
nitelenen Büyükçekmece'deki arazi yağmasıyla ilgili emekli orgeneraller Çevik
Bir ve Teoman Koman'ın da adı kaçak yapılaşma iddialarına karışmıştı. Bu
belgeler Büyükçekmece Adliyesi'nde halen devam eden başka bir davanın da
delilleri arasında yer alıyordu. Zaman |
|
|
Aşık korhani- canım kardeşimiz yine mısralarla gönül
hanemizi vuruyor. Okuyun ve sanatı için onu tebrik edin. Memleket hasreti ile
yanıyor. Onu unutmayalım. Ona seslenelim. O.Ü.
Sılaya Doğru
Güzel olur bizim elin havası.
Dostluğun mertliğin daim mayası.
Bizim elden çıkar yiğidin hası.
Kalk
Gönül gidelim sılaya doğru.
Şimdi kayardın da yeşerdi bağlar.
Burcu burcu kekik kokuyor dağlar.
Çoş eyledi gönül durmadan çağlar.
Kalk gönül gidelim bizim ellere.
Yücelerden baksam görünmez sılam.
Hayat yol vermiyor ben nasıl varam.
Gurbette ucuza gidiyor daram.
Kalk gönül gidelim bizim ellere.
Korhani Yanarken sıla aşkına.
Felek şu gurbeti dikti karşıma.
Ömür değdi şimdi elli yaşına
Kalk gönül gidelim sılaya doğru.
Aşık Korhani
İnsanı Oku
Cehalet kisvesin giyinme
dostum,
İlimden geçmeyen, yol
karanlıktır.
Cahil meclisine atarsan postun.
İlimden geçmeyen yol karanlıktır.
İlim yapacaksan insanı oku.
Nakkaş ol insanı sevgiyle doku.
İlim deryasının, yok sağı solu.
İlimden geçmeyen yol karanlıktır.
İman, itikadı bilmezsin niçin.
Kötü söz eyleme Yaradan için.
Sorulmaz cahile neden ve niçin.
İlimden geçmeyen yol karanlıktır.
İnsana yön veren kendi aklıdır.
İnsanlar görüşler farklı
farlıdır.
Geceyle gündüz de bir sır saklıdır.
İlimden geçmeyen yol karanlıktır.
Korhaniyim, hak yolunda yoruldum.
Erenler cem’in de, dostta sarıldım.
Hak divanda sorgulandım yerildim.
İlimden geçmeyen yol karanlıktır.
Aşık Korhani/Niğde
Namerdin Ekmeği Aşı
Yenilmez
Namerdin ekmeği aşı yenilmez.
Merdin sofrasında doydum doyalı.
Kula kul olana insan denilmez.
Merdin töresine uydum uyalı.
Kanma hilebaza mert ile otur.
Namert sofrasında sayılmaz hatır.
Verdiği her lokma boynunda satır.
Namert’lere öfke duydum duyalı.
Düz yolda gitmezken merdin kervanı
Bu devran dost alıp satma devranı.
Düzenbaz madrabaz sarmış her yanı.
Merdin hatırını saydım sayalı.
Namerdin bağında yetişmez bostan.
Mert düşman iyidir, hilebaz dosttan.
Namert sofrasında her türlü aştan
Merdin soğanıyla doydum duyalı.
Alçak sofrasında içilmez dostla
Sırtını her daim bir merde yasla
Korhani namert’le olmaz ki asla
Eğriyle doğruyu koydum, koyalı
Aşık Korhani /ANTALYA
GURURUMUZ,
DAHİ CENGİZ AYTMATOV
VE
AŞAĞILIK, YERLİ SATILIKLAR
YAZAN: OSMAN ÜÇER
Yazılarımın tiryakisi
okuyucularım bilir ki, ben homoseksüelliği filan hakaret unsuru kabul etmem.
Allah’ın verdiği hastalıklardan biri kabul ederim. Bu yolda Bu bakımdan onların
tedavisi insanlığın daha çok hayrına olacağına inanırım. Ama dedeleri erik
yedikleri için dişleri kamaşan bir takım haramzadalar, soyu karışıklar
homoseksüaliteyi gölgede bırakacak adilikleri milletimiz ve vatanımız aleyhinde
kullanıyorlarsa konuyu hatırlatma yarar olduğuna inanırım.
Yollarında
ısrar edenlere, toplumlara tarihte nasıl felaketler yağdığını da bilmeyeniniz
yoktur sanırım.
Öyle aşağılık
satılıklar vardır ki, ırzlarını, namuslarını, kirli çamaşırlarını en adi seks
pazarlanan yerlerde dünyanın gözü önünde sergilemeyi şeref bilirler.
Masum
milletlerinin insanlığa mutluluk getirme mücadelesini baltalayabilmek için,
tarihte mağdur oldukları konuları bile onların aleyhine atmosferde işlerler.
Güya doğruları kabul eden kahraman rolündedirler.
Bu aşağılık
mahluklar şerefsizler, homoseksüel yaratıklar, ırzlarını, namuslarını, penes
bile etmeyecek paralarla satarak, dünyada isim sahibi olurlar. İri yerlerden
mükafat alırlar. Bu mükafatlarla öğünürler.
Hele hele
Mütareke basını, vatan haini bir kısım basın bunların yelkenlerine korkunç
rüzgarlar üfürürler ve onların hiç hak etmedikleri seviyelere çıkmalarını
sağlarlar.
Masum vatanın masum evlatları çevrelin dolapları bilmedikleri için bunları uzun
zaman iri yazar sanırlar.
Halbuki
bırakınız iri yazarlığı,. Şeref ve haysiyetten mahrum yaşayışlarında doğru
dürüst bir eser bile yazmamışlardır.
Bunlardan yakın
zamanda harmanı savrulan bir vatan haininin bir kitabını elime aldım. Ve Karsa
gittim. Oralarda okuyorum. İnanın her türlü objektiflikten, olumluluktan mahrum
deli saçması şeyler. Ama Bab-ı ali’nin satılık varakparelerinde Allah’ın her
günü yelkenlerine fırtına üfürüldüğü için millet de onu,onları bir bok sanır.
Yine bunlardan
biri iri yazarın birkaç eserini okudum. Boğazıma yığıldı kaldı. Hele biri çok
ilgimi çeken mübadillerle ilgili olanını okumak için çaba gösterdim.
İnanın en
tahtalaşmış, harnup bile daha tatlı ve daha lezzetliydi. Dört yüz sayfalık
kitapta, birinci sayfada başlayan birkaç yüz cümle ile yazılıp bitirilmişti.
Giriy gelişme sonuç bölümlerini bırakın, bir zibil çuvalına elinize ne geçse
bassanız bile bu kadar anlamsız ve çirkin bir manzara elde edemezsiniz.
Kan davalarının
yazarı, soyu bozuk adi herif öyle şeyler yazmış ki, değil Türk gençliğine güzel
roman cümleleri aktarmak, kerhane edebiyatında bile bulunmayan rezillikler
sergilenmişti.
O zaman anladım
ki, Enderun takımının millete ne mal olduğunu daha iyi anlıyordum. Enderun
yalnız Osmanlıyı yakıp kül etmedi. Türkmen’in kanını emmedi, Cumhuriyette de
çeşitli kılıklarda namussuzluk ve haysiyetsizliğini son derece hızlı devam
ettirmektedir.
İşte son
zamanlarda ipliği iyice pazara çıkmış AB ve ABD meselelerinde ip cambazlarının
nasıl Enderun piçleri olduğu gözler önünde ise, bu romanların yazarları ve
devamlı pompalanan ve fakat çiğneyip yutmak istediğinizde zerre tat
almayacağınız, hazım teşkilatınızı kansere bulayacak manzaralarla
karşı karşıya
kalıyorsunuz.
Meşhur yazar.
Dünya çapında yazar. Eserleri kırk dile çevrili yazar. Böyük şair. Nerede lan?
Vatanını satan,
manevi değerlerini helaya döken bu şerefsizleri büyük yazar diye pompalayan
satılıklara iştirak edenler, dünyanın en namussuz adamlarıdır.
Nerede kimin
eserinde nasıl bir seviye ?.
Bir Necip
Fazıl, Yahya Kemal, Ömer Seyfettin, Halide Edip
gibi onlarca dev terk edilmiş değirmen havasına sürünürken, satılık,
ırzlarını ve namuslarını düşmana peşkeş çekenleri şair ve yazar diye bu masum
millete takdim edenlerin günahı ölçülemez derecede gözler önünde bir faciadır.
Biz, bizim
yazarlarımızın beynelmilel sahada sivrilmesini istemiyor muyuz? İstemez olur
muyuz be?
Bir Mevlana
dünyaının gözleri önünde dahiliğini döktürürken Türk ve Müslüman olarak nasıl
gurur duyduğumuzu anlatmıyor muyuz?
Eserlerini
Farsça yazmak gibi bir gafletin sahibi olduğu halde, acımızı içe atarak,
edebiyatının, felsefesinin, söz üstatlığının harikalığı karşısında dünya ile
birlikte onu takdirle yad ediyoruz.
Bir Yunus, gün
gelecek tüm dünyanın sevgilisi olduğu tesçil edilecektir.
Ama tarihimizi
karıştırdığımızda bu satılık köpekler, bu ihtiyar domuzlar, bu homoseksüel soyu
karışık hamam olanları milletimiz ve insanlık tarafından lanetle anılacaktır.
Günlerini gün
ededursunlar. Gün gelecek Türk düşmanlarıyla birlik hareket etmenin cezasını
çok feci şekilde göreceklerdir.
Şimdi sorun
bana…
Beynelmilel
şöhrete sahip yazarlarımız olmasın mı?
Şekspir kadar önemli
, ondan bin kat değerli bir yazar Necip Fazıl’ın dünyada tanınması için bizim
sahte Müslümanlar, babı ali köpekleri ne emek harcadı?
Bir Reis Bey,
bir Ahşap konak, Bir Sakarya şiiri, bir kaldırımlar şiiri ve binlerce benzeri
haykırışlarını kim sahiplenip dünyaya yayma faaliyeti yaptılar?
Şimdi biz
soralım.
Bütün Türkler
bir ordu ise CENGİZ AYTMATOV GİBİ BİR DAHİYİ BİLİYOR MUSUNUZ? DÜNYANIN BÜTÜN
DİLLERİNE ÇEVRİLMİŞ, ROMANLARI YAZILARI EZBERLENMİŞ, EN ÜST SEVİYEDE KABUL
BULMUŞ BİR HARİKA İNSANI NEDEN BAŞ KÖŞENİZE YERLEŞTİRMİYORSUNUZ.?
Kırgız
türklerinin olduğu kadar, bütün Türk boylarının okuyanı tarafından tanınan bu
dahi için söyleyecekleriniz nelerdir?
Kaçımızın
evinde eserleri yer alır? Satılık şerefsizler tozlu kitap dolaplarınızı
doldururken, Türk’ün mahalli örf ve adetine, törelerine göre yazan, dertlerini
terennüm eden bu yazarın nasıl dünya çapında olduğunu neden sohbetlerinizi
süslemiyor?
Ey millet. Sana
kırk defa Yazıtlara kazılsa, seni ayıktırmak mümkün olmuyor. Bilge Kagan gibi
onlarca lider sana sesleniyor ama sen gaflet dalalet ve ihanetten sıyrılmıyor,
zelil olmaktan zevk alıyorsun.
Bir Karamanoğlu
Mehmet Bey’in yolunda gitmek var iken, çoluk çocuğunun giydiği pamuklu
giysilerin bağrında yazılı İngilizce laflar ile ibadethane
şekline soktuğun
giysi dolapların senin yüz karan değil midir?.
Alışveriş
ettiğin yerlerin, eğlendiğin yerlerin Türkçeye ihanet edercesine namussuz
kelimeler isimlendirildiği zamanlarda huzur bulabilmenin adı ne olabilir?
Hamam
oğlanlarının, kan davaları yazarlarının törelerimize söverken isyanını belli
etmemen seni nasıl bir seviyeye koyuyor?
ALLAH’IM CENGİZ
AYTMATOV GİBİ DEVLERİN SAYISINI ARTIRSIN. İHANET ŞEBEKELERİNİN ÇANLARINA OT
TIKASIN.
YOKSA BU
MİLLETİN KENDİLĞİNDEN UYANACAĞINI VE YOLUNU ÇİZECEĞİNİ SANMIYORUM.
HAKSIZLIK
KARŞISINDA SUSMALARI NEREYE KADAR UZANACAK?
Ne zamanki Ata’nın Nutuğu, Gençliğe hitabesi
ve Bursa nutku halka mal olur belki, bir hareket ve kendine dönmeye tanık
oluruz?
Haksız mıyım?
SELCEN MELİKE ÖZTÜRK BİLDİRİYOR
DOĞRU MUDUR BİLİNMEZ?
TÜRK BAYRAĞININ TARİHİ
Bilinen efsaneye göre,
1. Kosova Savaşı sonrasında Türk askerlerin kanının bir çukurda toplanması
sonucunda, Ay ve Yıldız'ın yan yana gelmesi ile oluştuğu söylenmektedir.
Yapılan tüm varsayımlar arasında, 1. Kosova Savaşı'nın sebep olması en büyük
imkanlardan biridir, lakin bu savaş tarihinin akşamında gökyüzünde Jüpiter ve
Ay yan yana nadir anlarından birini yaşamıştır. Bu savaş sonunda ele geçirilen
bir Sırp askeri, dönemin padişahı Murat Hüdavendigar'a Sırp savaş planlarını vereceği
taahhütü ile yaklaşmış; hançeri ile Osmanlı İmparatorluğu galibiyeti ile
sonuçlanan savaş sonrasında şehit edilmiştir. Yerine büyük oğlu Yıldırım
Beyazıt geçmiştir.
1.
Kosova Savaşı sırasındaki, Kosova'da gökyüzündeki görüntüye ulaşmak için örnek resimlerde
Stellarium isimli ücretsiz planetarium programı kullanılmıştır. Planetarium
programımızı 1. Kosova Savaşı tarihine (28 Temmuz 1389), ve Kosova
koordinatlarına (Lat: 43.41 , Long: 25.65) alırsak ; gökyüzündeki Ay ve
Yıldız'ın aslında Ay ve Jüpiter olduğu ortaya çıkar.
14.
yüzyılda, Astronomi konusunda dünyaca ilerleyememiş olmamız; halen dünyanın
yuvarlak olamaması gibi vahim sorunlar yüzünden, kan çukurunda gözüken yıldıza benzeyen
parıltı da doğal olarak yıldıza benzetilmiştir. Jüpiter her ne kadar eski
zamanlardan beri bilinmesine rağmen, ilk olarak 1610 yılında Galilei tarafından
Jüpiter'e ait 4 Ay keşfedilmiştir. Jüpiter'in gözükebilen 4 ay'ının da
etrafında kısmen parlaması (basit bir teleskopla gözükebilir, ancak çıplak
gözle en iyi ihtimal Jüpiter'e yakın bir parıltı gözükür); büyük bir ihtimal
Jupiter'i köşeli bir yıldıza benzetilmesini sağlamıştır. Lakin, Güneş'in
herhangi bir gezegen üzerindeki yansımasının Dünya'daki insanlar tarafından
parlak bir yıldıza benzetilerek de izlenebilir. Uranüs gezegeni de, bu süre
içerisinde Jüpiter'e olan yakınlığı (her ne kadar çıplak gözle gözükmesi çok
zor olsa da, küçük bir parıltı olarak gözükebilir); Jupiter etrafında farkedilebilir
5 köşe gözükmesine sebebiyet verir.
Eğer
ki bu yansımayı, olası bir kan çukuru üzerinde düşünürsek de; bize Türk
Bayrağı'nın şu anki hali gözükür. Bunun için gece yarısı saatlerindeki gökyüzü
görüntüsünü, dikey ve yatay olarak tersine çevirirsek (Ayı arkanıza alarak kan
çukuru üzerindeki yansımayı izlemek isterseniz) karşımıza aşağıdaki resimdeki
gibi bir görüntü çıkar, ve Türk Bayrağı ile arasında müthiş bir benzerlik
vardır
Bayrağımızın
Derin manası
Türk
Bayrağı rengini şehitlerin kanından, ilhamını da kan gölüne yansıyan ay ve
yıldızdan aldığını biliyoruz. Fakat bayrak hakkındaki bu bilgi, bayrağın
taşıdığı kutsal anlamı, o anlamdaki sembolizmi, ondaki derinliği ve yüceliği
anlatmaya yetmez.
Bilindiğ
gibi, genellikle Hristiyan milletler bayraklarına Haç şeklinde semboller yer
almaktadır. Müslüman milletlerde ise Hilal görünmektedir. Haç’ın anlamı Hazreti
İsa (a.s.)’nın çarmıha gerilerek haç şeklinde şehit edildiğine inandıkları için
Hristiyanlar onu sembol olarak alırlar. Peki ya Hilal? Müslümanlarca sembol
olarak kabul edildiğini biliyoruz. Ancak bunun sembolik değeri nereden
gelmektedir? Dolunay (Bedir) ayın ondördüncü gecesindeki haliyle daha parlak
olmasına rağmen niçin ayın en az ışık verdiği yay şeklindeki zayıf şekil sembol
almıştır? İşte burda Hilal’in gücü burda çıkmaktadır. Çünkü Hilal, Haç gibi
doğrudan şekil olarak alınsaydı Dolunay kullanmak daha uygun olurdu. Halbuki
“Hilal” şekli dolayısıyla değil, ismi dolayısıyla sembol olmuştur. Bu anlamı da
“ALLAH (c.c.)” isminden almıştır. Bilindiği gibi arapça aslında Hilal
kelimesinde; 1 “He”, 1 “Lam”, 1 “Elif”, ve yine 1 “Lam” harfleri bulumaktadır.
Yani 1 “He”, 1 “Elif” ve 2 tane “Lam” bulunmaktadır. Bu harflerin ebced
hesabıyla rakam değeride:
•
“He
•
“Lam”
•
“Elif”
•
“Lam”
•
Toplam Olarak =99
ALLAH
(c.c.) kelimeside yine bir “Elif”, iki “Lam” ve bir
“He”
ile yazılmaktadır. Bu harflerin de değeri yine ebced hesabıyla toplandığında
yine 99 rakamını verir. Her iki kelimede harfler değişmediği içinrakam
değerleri de değişmiyor. Yani Hilal yazarken ALLAH (c.c.) isminin harflerni
kullanıyoruz. 99’da Esmaul Hüsna’yı temsil eder.Öyleyse bu iki kelimeyi
bilhassa sembolik olarak birbirinin yerine kullanmak mümkündür. O halde Bayrak
üzerine ALLAH (c.c.) yazacak yerde, aynı ismin eş değerlisi olan Hilal’i koymak
hem anlamlı, hem inançlarımıza daha uygundur.Çünkü inancımıza göre, “ALLAH
(c.c.)”ı sembol olarak bile ifade etmek mümkün değildir. Aksi halde
putperestlerin düştüğü hatayı tekrarlamış oluruz. Bu sakıncadan dolayı “ALLAH
(c.c.)” ın zatı ve ismi tenzih edilerek, o ismin harf ve ebcedi bakımından eş
değerlisi olan “Hilal” sembol yapılmıştır. Madem ki sembolik anlam taşıyacaktır
o halde Hilal yazmaktansa Hilalin şeklini yapmak arasında hiç fark yoktur.
Aksine sembol olarak Hilal şekli daha uygun, daha anlamlıdır. Böylece Hilal’in
sembol olarak seçilmesinde şu mantık silsilesi görülmektedir:
ALLAH
(c.c.) à Hilal (isim) à Hilal (şekil)
ALLAH(c.c.)’ın
birliği (Tevhid) inancı ve bu inancın La ilahe İllallah (ALLAH
(c.c.)
tan başka Tanrı yoktur) formulüyle ifade edilen manası böylece Hilal şeklinin
içinde sembol olarak ifadesini bulmuştur.
Bilindiği
gibi bazı İslam ülkeleri bayrağında, özellikle Suudi Arabistan doğrudan doğruya
Kelime-i Tevhid’i yazarak sembole gidilmeden bayrağına koymuştur.Ancak birtakım
manaların sembol ile ifadesi, sözle ifadesinden daha derin ve anlamlıdır.
Hilal’in kucağındaki Yıldız, Hilalde olduğunun aksine doğrudan doğruya
şeklinden alınmıştır. Ancak bu şekil yine Arapça “Muhammed” yazısının şeklidir.
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimizin ismi yazıldığı zaman birinci
“mim” in başı, “ha” harfinin dirseği, ikinci “mim” in kıvrımı ve “dal” harfinin
alt ve üst kanadı beş tane çıkıntı meydana getirir ve tam bir yıldız şeklini
alır. Zaten İslam’ın şartları da beş tanedir. Hilal ALLAH (c.c.) inancını,
yıldız Peygamber’e bağlılığı dile getirir.
ALLAH
(c.c.) inancı, amentü ile bildirilen iman şartlarının temeli olduğu için iman
esaslarının hepsi bu sembolle ifadesini bulmuş olur. O zaman Hilal iman
şartlarını, yıldız da İslam’ın şartlarını remz (sembol) olarak dile getirir ki,
bayraktaki bu iki sembolle, ay ile yıldızla İslam dini bütün yönleriyle ifade
edilmiş olur.
Claude
Farrere dilimize “Türklerin Manevi Gücü” adıyla çevrilen eserinde (s.36) Hilal
şekli üzerinde durarak bu şeklin Türklerin hayatında nasıl bir önem taşıdığını
anlatmaya çalışır: “En mükemmel gemiler, yarım ay şeklinde amiral gemisinin
etrafına sıralanmıştı. Evet yarım ay şeklinde... Ve hilal şekli gerçekten
müslüman, gerçekten Türk olan herkesi heyecandan titretmeye yeter!...” diyerek
Türk toplumunun hayatında örf ve geleneklerin ne kadar köklü bir yeri olduğunu
anlatır. İstiklâl marşımızda, “Çatma kurban olayım çehreni ey nazlı hilal.”
“Kahraman ırkıma bir gül ne bu şiddet bu celâl?” mısralarında bayrağın ve hilalin
şahsına dile gelen hitap, aslında doğrudan doğruya ALLAH (c.c.)’a niyazdır.
ALLAH (c.c.)’dan, artık bu millete rahmet ve merhametiyle nazar etmesi
istenmektedir. Zaten “Ruhumun senden ilâhî şudur ancak emeli;” mısrasında bu
dilek daha açık bir dille ortaya konmaktadır.
Hilal
sadece bayrağımızda değil, kandil geceleri yapılıp dağıtılan ay çöreğindede
görülür. Camide ve kışladaki ders nizamı da, Mehter Takımının nöbet vurma
sırasında aldığı şekil de hep Hilal şeklidir..
TÜRK
BAYRAĞI KANUNU
Kanun
No: 2994
Kabul
Tarihi: 29/5/1936
Madde
1 - Türk bayrağı, bu kanuna bağlı örnekte gösterilen şekil ve nisbetlerde olmak
ve al zemin üzerine beyaz ay - yıldız konmak, şartile, yerli şaliden yapılır.
Ancak
şalinin tedarikinde zorluk olur ise en büyük mülkiye memurunun iznile zemin
rengi al olmak üzere başka kumaştan da yapılabilir.
Madde
2 - Ordu kuvvetlerile resmî daire ve teşekküller tarafından bayrakların çekiliş
ve indirilişlerinde ve sair hususlarda yapılacak tören ve bunların
kullanacakları hususî alâmet ve filâmaların şekilleri, nisbetleri ve cinsleri
ve Türkiye Cümhurluğunun yabancı memleketlerde bulunan resmî ve millî
binalarına (Uluslar arası metotlarına göre) Türk bayrağının çekiliş ve
indirilişleri ve resmî dairelerle teşekküllerden başka yerlerde Türk
bayrağının, ve diğer hususî bayrakların ve forsların gerek temsil ve gerek
süsleme için ne zaman ve nasıl çekileceği ve nerelerde kullanılabileceği ve bu
kanunun tatbik şekilleri bir nizamname ile tesbit edilir.
Madde
3 - Türk bayrağı ordu kuvvetlerile resmî dairelerde ve millî teşekküllerde
sabah sekizde çekilir ve gün batarken indirilir. Şu kadar ki limanlara giren ve
çıkan ve seyir halinde bulunan harp ve tüccar gemilerinin bayraklarının çekiliş
ve indiriliş saatleri için nizamnameye istisnaî hükümler konulabilir.
Yalnız,
millî bayramlarda ve umumî tatil günlerinde tatilin devam ettiği müddetçe
bayrak gece ve gündüz çekili kalır.
Her
gün bayrak çekecek resmî daireler, İcra Vekilleri Heyeti tarafından tayin
edilir.
Madde
4 - Yas alâmeti olmak üzere bayrağın yarıya çekileceği haller ve devam müddeti
Devlet protokolunca tesbit ve vaktinde alâkadar dairelere bildirilir.
Madde
5 - Resmî dairelerde ve teşekküllerde çekilecek bayrak, bu iş için yapılmış
hususî direk ve göndere çekilir.
Madde
6 - Bu kanun hükümlerine ve yapılacak nizamnameye muhalif olarak bayrak yapmak
ve satmak yasaktır. Bu yasağa aykırı gidenler, Türk Ceza Kanununun 526 ncı
maddesine göre cezalandırılır. Nizamnameye muhalif olarak çekilmiş bayraklar
mahallin en büyük mülkiye memuru emrile indirilir.
Madde
7 - Alay sancaklarının şekli ve yapılış tarzı kendi hususî ahkâmına tabidir.
Madde
8 - Bu kanun neşri tarihinden bir sene sonra muteberdir.
Madde
9 - Bu kanun hükümlerini yerine getirmeğe İcra Vekilleri Heyeti memurdur.
3/6/1936![]()
__._,_.___
Merhabalar dediğiniz gb (iki
şekilde metin ve resim ) olarak gönderiyorum
iyi çalışmalar
S. Melike ÖZTÜRK
Uygur
kelimesi uygar, medenî anlamındadır. Uygur orta Asya'da büyük bir devlet ve
medeniyet kurmuş, bir Türk ulusu'nun adıdır.
Karız Kanalları bundan
2500 yıl önce Orta Asya'da Turfan bölgesinde yapılmış uzunluğu
"Karız"
sözcüğü; kehriz, lağım ve yeraltı su yolu demektir. Suyun aktığı yeraltı kanalı
anlamına gelen "teşme" olarak da söylenmekte. Aslında, bölgede
Karız'ın yapımında kullanılan bazı Türkçe kökenli sözcüklerden de anlaşılacağı
gibi, bu uygarlık harikasını yapanların Türk olduğu anlaşılmakta. Örneğin:
Tuynuk: Kuyu. Kurutka: Sert çamur. Küz: Kaynak. Karizçi: Kuyu kazan kişi.
Geltekçi: Hayvan sürücüsü. Yuklima: Kuyu ağzına konulan örtü. Tirek: Direk.
Yanlık: Yana konulan tahta. Çukka: Tehlike işareti. Suğuk çüşüş: Soğuk havanın
içeri girmesi. Suğukçi: Sucu kişi. Kuduk seviti: Çubuktan örülmüş küçük sepet.
Ketmin: Kazma, kazıcı. Çığrık: çamur makinesi (elle). Yağ: Yağ. İlmek: Dut ya
da karaağaç çatalından yapılan tarak. Tilma: İlk kuyunun başı…vb".
Karız yer altı su kanalları, belli bölgelerde yerin
"Orta Asya'da bulunan antik uygarlık harikası olan çölün
Şimdiye
dek batının, Avrupa merkezli tarihçilerin ve kimi Türkologların yazdıkları;
"Asyalılar, hiç bir zaman yerleşik olamadı. At üstünde, çadırlarda ve su
başlarında sürekli göçebe toplum biçiminde yaşarlardı…" şeklindeki savları
çürüten bir tarihi gerçek olan Karız Su Tüneli, Çin Halk Cumhuriyeti'nin Uygur
Özerk Bölgesi'nde bulunan ve Tanrı Dağları'ndan Turfan şehrine kadar yer
altında uzanan dünyanın en önemli uygarlık harikalarından biri olarak
değerlendiriliyor.
"Karız, deniz seviyesinin altında kalan tarım alanlarına, köylere ve
yerleşim merkezlerine suyu taşımaya yarayan yatay ve düşey yeraltı su tünelleri
galerileridir. Çinliler bu kanalları ülkelerindeki üç harikadan biri olarak
gösteriyorlar. Bu kanallar bundan 2500 yıl önce M.Ö
Bu
kanalları yaklaşık
Hâlâ sorunsuz bir şekilde çalışan Karız kanalları, Turfan
vahasına her yıl yaklaşık 200 milyon metreküp su taşıyor. Bundan dolayı
kanallar, Turfan için hayat kaynağı olmaya devam ediyor. Karız kanallarının her
birinde dik kuyular, yeraltı kanalı, yer üstü kanalı ve barajlar bulunuyor.
Yeraltı kanalları, bazen birkaç kilometre, bazen de onlarca kilometre
uzunluğunda olabiliyor. Yeraltı kanalları inşa edilirken işçiler, havalandırma
sağlamak ve kazılan çamurları boşaltmak için 20-
Göçebe,
barbar, uygarlıktan nasibini almamış diye tanıtılan, anlatılan Türk Milletinin
aslında medeniyeti yaratan insanlar olduğu ortaya çıkıyor. Atalarımız
matematiğin, fiziğin mühendisliğin ileri düzeyde olduğu bir toplumdu bu şekilde
Dünya tarihinin en büyük medeniyetlerini kurdular. Bu büyük imparatorluklar
halka zülüm ederek insanları sömürerek, köleleştirerek değil, halka hizmetle,
adaletle kuruldu.
DOĞAL GAZ
Türkiye enerji alanında her yıl aynı
sorunları yaşamaya devam etmektedir. 2006 yılında Rusya ile Ukrayna
arasında yaşanan kriz Türkiye'de ciddi endişelere sebep olmuştu. Ardından
2007 yılı başlarında bu kez İran gazı kesmişti ve biz aynı endişeleri tekrar
yaşamıştık. Bu kez artık ders alınır ve Türkiye'nin her kış yaşadığı doğalgaz
korkusu tekerrür etmez diye düşünmüştük Ancak maalesef Türkiye aynı korkuları
bu yıl da yaşamaya mahkum edilmiştir. Türkiye'nin doğalgaz kabusu her yıl
Aralık-Ocak aylarında yeniden ve yeniden tekerrür etmektedir. Bu okuduğunuz
rapor aslında bundan tam bir yıl önce İran'ın Türkiye'ye verdiği doğalgazı
kesmesi üzerine hazırlanmıştı. Bugün rapora çok küçük bazı ilaveler yaparak
raporu aynen yayınlıyoruz. İşin ilginç yani tarihler dışında değişen hiçbir şey
yoktur. Açıklamalar aynı, bahaneler aynıdır…
Küresel sistemin gündeminin baş
sırasında yer alan enerji, Türk dış politikası kadar iç kamuoyu açısından
doğrudan etkiler doğurabilmesi sebebiyle iç politikanın da en önemli
konularından birisini oluşturmaktadır. Hayatın her alanında ihtiyaç duyulan bu
önemli kaynak, kimi zaman bağımlılığın kimi zaman siyasi baskının kimi zaman
ise uluslararası krizlerin konusu olabilmektedir.
Stratejik konumu nedeniyle enerji
güzergahları açısından potansiyel transit ülke olarak değerlendirilen Türkiye
ise henüz bu oyununun maalesef belirleyicileri arasında değil, piyonları
arasında yer almaktadır. Türkiye enerji ithalinde kendisi açısından stratejik
tercihler yapamamakla birlikte, Doğu- Batı enerji güzergahları içindeki önemli
konumunu da yeterince kullanamamaktadır.
|
Türkiye enerji ithalinde kendisi
açısından stratejik tercihler yapamamakla birlikte, Doğu- Batı enerji
güzergahları içindeki önemli konumunu da yeterince kullanamamaktadır. |
Soğuk Savaş sonrası dönemde,
Türkiye'nin ulusal bir enerji stratejisini gerçek anlamda oluşturamadığı çok açıktır.
Proje sayısının fazlasıyla artması ve değişik kaynaklardan çelişkili
istatistiksel tahminler gelmesi de bundan kaynaklanmaktadır. Türkiye enerji
ihtiyacını karşılamak amacıyla çeşitli anlaşmalara imza atmakta ancak yeterli
verimliliği sağlayamadığı gibi pek çok açıdan kendisini daha da bağımlı hale
getirmektedir. Türkiye'nin doğalgaz konusunda stratejiden yoksunluğunu dönemin
Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in Ekim 1999'da Azerbaycan ziyareti sırasında
yapmış olduğu "biz kimde doğal gaz varsa alacağız" açıklaması açıkça
ortaya koymuştu. Bugün ise Enerji Bakanı Hilmi Güler'in "biz elimizi açık
oynamıyoruz" dedikten sonra Türkmen gazını İran üzerinden alma girişimleri
örneği de yine bu stratejisizliğe iyi birer örnektir.
Bu rapor son günlerde önemi gittikçe
artan doğalgazın ve bir bütün olarak enerjinin nasıl bir dış politika aracı
olarak kullanıldığından hareketle Türkiye'nin İran ve Türkmenistan gazı
konularındaki yanlış tutum ve strateji eksikliğini konu almakta ve politika
önerilerinde bulunmaktadır. Enerji konusu ve Türkiye'nin enerji stratejisi ve
diplomasisi daha geniş bir konu olmakla beraber burada bu bütünün sadece bir
parçası ele alınmıştır.
İran Doğalgazı
İran'la 8 Ağustos 1996 tarihinde
imzalanan anlaşma gereği 25 yıl süreli ve 10 milyar m3/yıl (plato periyoda) gaz
alınması öngörülmüştür. Anlaşmayla 2001'de başlaması planlanan gaz alımlarının
2007'de plato miktarına ulaşması planlanmıştır. Ancak bugün gelinen noktada
bazı dönemlerde İran'dan alınan gazın önce azaltıldığı ve ardından ise tamamen
kesildiği görülmüştür. Erzurum-Gürbulak'dan sınırımıza girip Kayseri üzerinden
Ankara ve Konya-Seydisehir'e ulaşması planlanan İran Doğalgaz Boru Hattı'nın
proje 630 milyon dolara malolmuştur. Boru kapasitesi senede 26 milyar m3 olan
bu hat ile 10 milyar m3 İran gazı ve geri kalan kısmı için de Türkmen gazı
alınması hedeflenmiştir.
|
İran'a ABD baskısının devam ettiği
ve Irak'ta şartların giderek kötüleştiği bu günlerde İran daha önce PKK'ya
karşı ABD'nin yapamadığını yaparak Irak ile sınır bölgelerindeki PKK
kamplarını bombalamış ve Türkiye'nin gerçek müttefikinin ABD değil kendileri
olduğu mesajını vermişti. İran kış şartlarının kötüleştiği bu günlerde
Ankara'ya ikinci mesajını vermektedir. |
Bir yıl önce tam da bu günlerde
Türkiye İran'dan aldığı doğalgazın kesildiğini İran Haber Ajansı İRNA'ya
mülakat veren İran İslam Cumhuriyeti Petrol Bakanı Kazım Veziri Hamane'den
öğrenmişti. Hamane bu mülakatında İran halkına seslenerek kötüleşen hava
şartları sebebiyle İran'ın iç talebi karşılayamaması sebebiyle Türkiye'ye karşı
kesintiye gittiklerini ve İran halkının enerjiyi tasarruflu kullanmaları
halinde doğalgaz artışı sağlayarak Türkiye'ye yeniden doğalgaz verilebileceğini
ifade etmektedir. Veziri Hamane ayrıca Enerji Bakanı Hilmi Güler ile telefon
görüşmesi yaparak İran'ın Türkiye karşısında anlaşmalar çerçevesinde
taahhütlerini yerine getiremediğine ve Türk yetkililerden bu konuda özür
dilendiğine dikkat çekerek, hali hazırda Türkiye'ye doğalgaz verilemediğini ama
yapılmakta olan ve bir hafta ya da en fazla on gün sonra tamamlanacak Parsiyan
doğalgaz arıtma tesisinin tamamlanmasıyla Türkiye'ye doğalgaz ihracının yeniden
başlayacağını vurgulamıştır. Geçtiğimiz yıl İran kesintiyi fazla uzun tutmamış
ve İran 7 Ocak 2007 tarihinden itibaren Türkiye'ye yeniden doğalgaz vermeye
başlamıştır.
RefahYol Hükümeti döneminde
imzalanan anlaşmanın 14. maddesine göre (şimdi olduğu gibi doğalgaz tesislerini
su basması sebebiyle) mücbir sebeplere dayandırılarak tazminat da ödemeyen
İran'ın benzer kesintilere geçtiğimiz yıllarda da gittiğini göz önüne alırsak
bu kesintileri tek başına "mücbir sebeplere" dayandırmanın
dayanaksızlığı ortaya çıkmaktadır. Her ne kadar İran İslam Cumhuriyeti Petrol
Bakanı Kazım Veziri Hamane bu kesintiyi doğal sebeplere bağlasa da İran'ın bu
kesintiyi stratejik sebeplerle yaptığı izlenimi ağır basmaktadır. İran'a ABD
baskısının devam ettiği ve Irak'ta şartların giderek kötüleştiği bu günlerde
İran daha önce PKK'ya karşı ABD'nin yapamadığını yaparak Irak ile sınır
bölgelerindeki PKK kamplarını bombalamış ve Türkiye'nin gerçek müttefikinin ABD
değil kendileri olduğu mesajını vermişti. İran kış şartlarının kötüleştiği bu
günlerde Ankara'ya ikinci mesajını vermektedir. Türkiye'nin bu tür durumlara
karşı adeta sigorta olarak gördüğü Şahdeniz Gazındaki hakkından Gürcistan ve
Azerbaycan lehine feragat etmesinden sonra Türkiye'nin köşeye sıkıştığını gören
İran'ın bu gaz kesintisiyle Türkiye'ye verdiği mesajın Ankara'dan iyi okunması
ve buna uygun politikalar geliştirilmesi gerekmektedir.
Bu İran'ın geçen yılki gaz kesintisi
sebebiyle verdiği mesajdı. Bir de bu yıla bakalım: Bu yıl da geçen yıl
yaşananların aynısına şahit olmaktayız. 2008 yılının ilk günlerinde İran, Türkiye'ye
günlük olarak vermesi gereken 28 milyon metreküplük gaz miktarını 3.5 milyon
metreküpe kadar düşürdü. Ardından ise ülkedeki kötü hava şartlarını ve
Türkmenlerin gazı kesmesini bahane göstererek gazı tamamıyla kesti. Yalnız
Enerji Bakanı Hilmi Güler bu defa geçen yıllardan farklı olarak ilginç bir
çözüm silahını devreye sokacaklarını bildirdi. Enerji Bakanı konuyu çözmek için
başbakan Erdoğan'ı aracı/ricacı yapmak istiyordu. Erdoğan Ahmedinejad ve
Putin'i arayarak gazı kesmemeleri ricasında bulunacaktı. Zira burada sorun
sadece İran değil Rusya'dan alınan gazda da bir düşüş sözkonusudur. Rusya'nın
önerdiği Mavi Akım 2 hattının Türk tarafınca kabul edilmemesi üzerine Rusya'nın
Karadeniz'in dibinden geçen ve Türkiye'yi by-pass eden (petrolden sonra doğalgazda
da) bir hattı devreye almıştı. Şimdi Rusya burada Türkiye'ye bir ders vermek
için aslında tarihi bir fırsat yakalamıştır. Umarız ki İran sorunu çabuk
çözülür ve Rusya'da elindeki bu fırsatı kullanmaz. Zira bu takdirde Türkiye'de
elektriğin neredeyse yüzde 50'sini, özellikle de büyük şehirlerde ısınmanın
tamamına yakınını ve daha bir çok alanın bağımlı olduğu doğalgazın kesilmesi
durumunda Türkiye'de yaşam felç olabilir. Görüldüğü gibi Türkiye'nin bu
günlerde ulusal çıkarları ve güvenliği Ahmedinejad ile Putin'in ellerine
terkedilmiş durumdadır.
Stratejik Dış Politika Aracı Olarak
Doğalgaz
Doğalgazın yaşamımızın her alanında
vazgeçilmez konuma yükselmesi bu stratejik hammaddeye sahip olan ülkelerin onu
bir dış politika aracı olarak kullanmaya başlamalarına sebep olmuştur. Bunu en
başarılı kullanan ülkelerin başında Rusya Federasyonu gelmektedir. Rusya'nın
enerjiyi ve özellikle de doğalgazı stratejik bir dış politika aracı olarak
kullanma isteği Batı tarafından "stratejik şantaj aracı" olarak algılanmıştır.
Zira daha önce Rusya'nın doğalgazı bir baskı aracı olarak Moldova, Gürcistan ve
Ukrayna'ya karşı kullandığı hafızlarda yer etmiştir.
Bölgemizdeki en başarılı dış
politika uygulamalarından birisini gerçekleştiren İran'ın, özellikle ABD ve
Batıya karşı tansiyonu istediği gibi yükseltme ve gerektiğinde düşürme
politikasından sonra Rusya'nın uyguladığı "enerjiyi dış politika aracı
olarak kullanma" pratiğini uygulamaya başladığı görülmektedir. İran bir
yandan dolar yerine Euro'ya geçme politikası güderken diğer yandan enerjiyi
özellikle de doğalgazı bir dış politika aracı olarak kullanmaya başlamış, bunun
ilk uygulamasını ise Türkiye üzerinde deneme yoluna gitmiştir.
Avrupa'nın en hızlı büyüyen doğal
gaz pazarına sahip olan Türkiye'nin 1984'de SSCB ile yaptığı ilk doğal gaz
anlaşmasından sonra gaza olan talebi hızla artmış ve 1996'da Rusya Federasyonu
ile ikinci doğal gaz anlaşmasını imzalamıştır. Bu tarihten itibaren Türkiye,
alternatif doğal gaz kaynaklarına yönelmiş, başta Azerbaycan ve Türkmenistan
olmak üzere birçok ülke, Türk doğal gaz pazarı için Rusya'yla rekabete
girişmiştir. Rusya'da oldukça etkili olan 'Enerji Lobisi'nin bu rekabette
üstünlük sağlamak için girişimlerine Türkiye'de o dönemki hükümet nezdinde
destek bulması, Rusya ile Türkiye arasında Mavi Akım olarak bilinen aynı
zamanda Türkiye'de büyük tartışmalara sebep olan üçüncü doğal gaz anlaşmasının
imzalanmasına sebep olmuştur. Bu süre zarfında Türkiye Türkmenistan gazından
bir netice alamamış, ancak Azerbaycan ile imzalanan Şahdeniz Gazı Projesi 2007
yılı başı itibarıyla tamamlanmıştır. İran ile de yapılan anlaşma gereği bir
boru hattı anlaşması imzalanmış ve ABD'nin bütün itirazlarına rağmen bu ülkeden
doğalgaz alınmaya başlanmıştır. İran'dan aldığımız doğalgazda zaman zaman
sorunlar yaşanmış ve iki ülke tahkim sürecine girmiştir.
Türkiye'nin Doğalgaz Temin Ettiği
Ülkeler
2007 yılı başı itibarıyla Türkiye
Rusya Federasyonu'ndan üç ayrı hattan ve bunun yanında İran'dan, Cezayir'den
(LNG), Nijerya'dan (LNG) doğalgaz ve spot piyasadan da sıvılaştırılmış doğalgaz
(LNG) almaktadır. Türkiye bugün doğalgaz ihtiyacının yaklaşık yüzde 65'ten
fazlasını Rusya'dan karşılamaktadır. Bunun için üç ayrı anlaşma ile iki ayrı
güzergahtan gaz alınmaktadır. Bu hatların birisi Batı güzergahı olarak geçmekte
ve Rusya-Ukrayna-Moldova-Romanya-Bulgaristan üzerinden Türkiye'ye gelmektedir.
Bir diğer hat ise Mavi Akım olarak bilinen ve Karadeniz'in dibinden Türkiye'ye
doğrudan çekilen bir boru hattıdır. Diğer yandan Türkiye İran'dan gelen bir
boru hattı aracılığı ile de gaz satın almakta ve Nijerya ve Cezayir'den de
sıvılaştırılmış doğalgaz ithal etmektedir. Aynı şekilde zaman zaman spot
piyasalardan da gaz alım yapılmaktadır.
Türkiye aldığı doğalgazın büyük bir
bölümünü elektrik üretimi ve ısınma amaçlı kullanmaktadır. 2004'te tüketilen
22.1 milyar metreküp gazın yüzde 61'ini santrallerde elektrik üretimi için
kullanılmıştır. Yüzde 19'u evlerde ısınma amaçlı kullanılmış ve yüzde 2'si ise
gübre olmuştur. Bugün toplam elektrik üretiminin yüzde 43.8'ini doğalgaz yakan
santrallerde üretiyor olması bu kadar su ve kömür kaynakları olan bir ülke için
fazlasıyla lükstür.
Depolama Sorunu:
Türkiye BTC ve Kerkük-Yumurtalık
petrol boru hattı dışında, Bakü-Erzurum-Ceyhan arasındaki Güney Kafkas Doğalgaz
Boru Hattı ve Türkiye-Yunanistan-İtalya Doğalgaz Boru Hattı yapım aşamasında
bulunmaktadır. Bakü-Erzurum-Ceyhan boru hattı BTC boru hattına paralel inşa
edilmekte olup Şahdeniz'den çıkartılan Azeri doğalgazını Türkiye'ye ulaştırması
planlanmaktadır. Tabi bu gazın bir kısmının zor durumda olan komşumuz
Gürcistan'a verildiği, geri kalanının da 149 dolar gibi komik bir rakamla
Yunanistan'a satıldığını unutmamak gerekir. İran gazı da ayrıca Türkiye`ye
taşınmaktadır. Rusya`dan Mavi Akım dışında iki ayrı hattan (Batı hattı) daha doğal
gaz alınmaktadır. Ayrıca Ruslar Karadeniz'in altından geçen Mavi Akım Doğalgaz
Boru hattının ikincisini de çekmeyi ve bu hattı İsrail`e kadar uzatmayı
önermektedirler. Yalnız Türkiye son derece büyük projelere girmesine rağmen
doğal gaz depolama tesislerini halen kuramamış olması onun stratejik eksikliği
olarak değerlendirmekteyiz. Aynı şekilde ihraç amaçlı doğalgaz şebekesini halen
genişletememesi bir eksiklik olarak karşımıza çıkmaktadır.
|
Türkiye yurtdışı doğal gaz alım
anlaşmalarını "al yada öde" şeklinde yaptığı için depolayamayan ve
bu sebeple kullanılamadığı için havaya bırakılan doğal gazın da parasını
ödemek durumunda kalmaktadır. Diğer yandan bu durum stratejik olarak
Türkiye'nin doğal gazda yurt dışına olan bağımlılığını oldukça kırılgan noktalara
gelmesine sebep olmaktadır. |
1987 yılından beri yurt dışından
doğalgaz alımı yapılan Türkiye'de yaklaşık 15 yıldır doğalgaz yeraltı
depolarına ihtiyaç duyulmasına rağmen bu soruna bir türlü nihai çözüm
bulunamamıştır. Petrolden farklı olarak yurtdışından alınan doğal gazı
depolayamadığı için anında tüketime verilmek durumundadır. Bu durum Türkiye
açısından çeşitli sakıncalar doğurmaktadır. Türkiye yurtdışı doğal gaz alım
anlaşmalarını "al yada öde" şeklinde yaptığı için depolayamayan ve bu
sebeple kullanılamadığı için havaya bırakılan doğal gazın da parasını ödemek
durumunda kalmaktadır. Diğer yandan bu durum stratejik olarak Türkiye'nin doğal
gazda yurt dışına olan bağımlılığını oldukça kırılgan noktalara gelmesine sebep
olmaktadır. Doğal gaz satan ülkeler de (ki bu daha çok Rusya ve kısmen de İran
için geçerli olabilecek bir seçenektir) şu anda olmasa bile doğal gazı
Türkiye'ye karşı bir silah olarak kullanma imkanı vermektedir. Rusya
Federasyonu doğal gaz sattığı Ukrayna ve Gürcistan'a karşı ilişkilerinin
bozulduğu zamanlarda siyasi bir baskı olarak kullanmış ve bu ülkeleri kışın
doğal gazı kesmekle tehdit etmiş ve zaman zaman da bu tehdidini hayata
geçirmiştir. The New York Times, Türkiye'nin enerjide dışa bağımlılığını
'Enerji İhtiyacının yüzde 98'ini ithal eden Türkiye'den daha fazla enerji
şantajına açık ülke sayısı çok azdır' diyerek tehlikeyi özellikle
vurgulamıştır. Ancak 2008'e girdiğimiz şu günlerde Türkiye'nin enerji
politikasını stratejik olarak planlamaktan yoksun zihniyetler depolama sorununu
hala çözememişlerdir.
Türkiye'nin batısındaki Silivri'de
1.6 milyar metre küp hacmindeki bir depolama tesisi tamamlanarak devreye
alınmıştır. Ayrıca İzmir'de de özel sektöre ait bir depo devrededir. Ancak bu
iki deponun toplam kapasitesi Türkiye'yi 1 ay bile idare edememektedir. Diğer
yandan İç Anadolu'daki Tuz Gölü'nün altında inşa edilecek 5 milyar metre küplük
daha büyük bir depolama tesisi projesine de hız verileceği açıklanmaktadır.
Ancak 1987 yılından beri doğalgaz alan bir ülkenin şimdiye kadar yeraltı
depolama tesislerini kuramamış olması bir zaifiyetin göstergesi olarak
karşımıza çıkmaktadır.
Doğalgazda Rusya'ya Bağımlılık
|
Doğal gazda birbiri ardına
imzalanan üç ayrı anlaşma ile Rusya'ya yaklaşık 2/3 oranında bağımlı olunması
'Ankara'nın stratejik bir hatası' olarak değerlendirilebilir. |
Doğalgazda Türkiye'nin Rusya'ya
ciddi oranda bir bağımlılığı mevcuttur. Şu an Rus doğalgazını alan 19 ülke
içerisinde Türkiye, Almanya'dan sonra ikinci en büyük tüketici
durumundadır. Avrupa'da doğal gazda Rusya'ya en fazla bağımlı ülke olan
Avusturya'da bu bağımlılığın oranı en fazla yüzde 45 iken, Rusya'nın AB
içerisindeki stratejik partneri Almanya'da yüzde 33'tür. Doğal gazda
birbiri ardına imzalanan üç ayrı anlaşma ile Rusya'ya yaklaşık 2/3 oranında
bağımlı olunması 'Ankara'nın stratejik bir hatası' olarak değerlendirilebilir.
Rusya'ya olan bağımlılık orta vadede
Türkmenistan, Irak, Mısır, Yemen ve Katar gibi ülkelerle sürdürülen görüşmelerin
olumlu neticelenmesi durumunda azalabilir. Ancak bu durumda ihtiyaç fazlası
doğal gazın ne yapılacağı sorunu ortaya çıkacaktır. Dünyanın en büyük doğalgaz
rezervlerine sahip Rusya sadece kendi gazını değil Türkmenistan gibi diğer
üreticilerden aldığı gazı da bize satmaktadır.
Türkmen Gazı ve Trans-Hazar Boru Hattı Sorunu