PALANCI İSİMLİ TİYATRO ESERİ NİĞDE FOLKLOR VE KÜLTÜR
DERNEĞİ TARAFINDAN SAHNEYE KONULMUŞTUR.
2 PERDELİK OYUN
Halk hikayesi’nden derleyen: Sabri ÖZDAĞ
Mahalli şive, DEYİŞ ve tiyatro tekniğine
uyarlayan ve reji: Osman ÜÇER
Palancı ustası Fehmi : 45-50 yaşlarında,
Boylu poslu, Topal. Saz çalar.
Palancı çırağı Ali: 17 yaşlarında,
ilköğrenim tahsilli, saz bilgisi var.
1. 1. Müşteri : 35 yaşlarında, Orta boylu.
Nuri Efendi – Zengin ve cimri
Topal Müşteri : 40 yaşlarında o da topal,
Sırtında heybe köy kıyafetli
Naciye : Topal müşterinin kızı, 16-17
yaşlarında köy kızı
******************************************
Oynayanlar……….: Palancı ustası Sabri ÖZDAĞ
Palancı çırağı,,,,,,,,,,;
1. müşteri…………:
Topal müşteri……..:
Naciye…………….:
********************************************
1. perde
1. 1. SAHNE
Palancı Ustası- Palancı Çırağı sahnede
Palancı dükkanı. Soba kurulu olmadığına ve
kıyafetlere bakarsak, mevsim ilkbahar yaz ayları. Duvarda asılı birkaç
palan, kolan, yular, eğer, ustanın eski elbiseleri, havlu, iki de saz, post.
Yerde işlenecek palan malzemeleri, tokmak
ipi, ibrik lengeri, takonya, eski ayakkabı, dinlenmek
için küçük bir sedir.
Dükkan sabah saatlerinde çırak tarafından
açılır. Dükkanı temizler. Çalışır hale getirir. Ustasını bekler. Usta gelir
çırak ustasını karşılar. Ceketinin önünü kapatarak boyun büker.
USTA - Bismillahirrahmanirrahim,
selamınaleyküm. Bu zamanın hayırlı ossun. (Dükkana girer.)
ÇIRAK – (Yavaşça) Karnına saman dolsun.
(Seslice) Aleyküm selam usta, hoş geldin.
USTA - Arayan soran oldu mu?.
ÇIRAK – (Yavaşça) Ne demezsin, Çarşı
hamamı gibi doldu taştı. (Seslice) Olmadı usta. Yolda gelirken Kalaycı Hakkı
Emmi’yi gördüm selamı var.
USTA - Aleykümselam baban n’örüyor?
ÇIRAK – (Yavaşça) İyiki
anamı sormadın! (Seslice) N’örsün usta bilmen mi
yatalağın halini?. Çalışmıyor. Ayrıca Niğde’mizde kim ne yapıyor diye ne
diyelim? Yazın yanar, kışın donar. Bilmeyiz ki bu il ne zaman onar? Allah’tan
hayırlısı. Usta işimiz hazır. Emeğimiz bereketli olsun.
USTA – Oğlum demek ki Allah öyle takdir
etmiş. Kimisi de zottur zottur
gezer bir işin sapından tutmaz. Zobu gibi adamlar
alışmışlar bedavacılığa, bir vallık göstermezler.
Sülük gibi yapışır emerler. “Çalışın ulan!” diye baskı yapsan hemen zıllamaya başlarlar.
Amin hadi bi
soyunalım da işe goyulalım. Allah çalışanı
sever.
****************
(Üstünü soyunmaya başlar. Çırak yardımcı
olur. Usta ceketi pantolonu gömleği çıkarır. Altından uzun kaput beyaz don,
uzun kolla kaputtan çamaşır giyinmeye başlar.)
(Çırak, uzunca kumaşı alır, ustasına
göstermeden komiklikler yapar. ustasının yardımıyla ustasının beline
dolamak için etrafında döner. Bu arada giyinme işlemi biter.)
ÇIRAK - Hangi işten başlayayım usta?.
(Eliyle bu kadar iş başarılır mı gibi hareketler yapar.)
USTA – Oğlum yeğin at kendine çipki vurdurmaz. Yol yürümekle biter. Münasip işi bilmek ve
ona gore hareket etmek gerekir. Yaptığın iş bişiye benzemeli. Aşama gadar
çalışır görünüp de bir şey üretmezsen kime faydan olacak? “Yeldirerek yeldir
saç, elim hamur garnım aç!” olmamalı. Mutlaka işin
fendini bilmeli. Tamir olacak palan vardı ya. Çöp Osman’ın gönderdiği palan
önce onu tamir edelim. Görüyüm seni. Arı gibi.
ÇIRAK - Tamam usta! (ustaya
göstermeden komiklikler, işin çokluğunu anlatan)
USTA- (Usta konuşurken, çırak ona
göstermeden her cümleye göre mimikler ve jestler yapar.) Bu işi gendi işin gibi
bileceğin. Yeğin at gendine çıpkı
vurdurmaz. Varışına gelişim, tarhanana bulgur aşım. Gel sen bana bir adım ben
geleyim sana iki adım. Her şi garşılıklı.
Eğerkime ben senin iyi çalıştığını gorürsem, ben de saa arha çıharım. Yoğusam
ben de saa niye arka çıkayım? İşine iyi diggat et.
ÇIRAK- Tabii usta. (Göstermeden alın
ortasına selam oturtur, baş üstüne demek istiyor.)
USTA – (Usta konuşurken çırağın mimik ve
jesti devam ediyor çaktırmadan.) Ha açtırma kutuyu, söyletme kotüyü. Her işe iyi diggat
edeceğin. Urupsuya niye çocuğun olmuyor demişler cevabı şöyle olmuş: Biri yapar
biri bozar. Sen öyle iş yapmalısın ki kimse onu olmamış diye bozamasın. Her
gelen müşderiye datlı dilli
ol. Datlı dil yılanı deliğinden çıharır.
Ha ahlımdayken söliyeyim.
Ben yerli yersiz galbini gırmış olabilirim. İnsan
hali bu. Sakın olaki hemen bana garşı
galbin kararmasın.
Bu sırada usta çırağın yaptığını görür
gibi olur.
Usta – Ne o lan, Ayran geven! Ağzın aya,
gözün çaya bahıyon? Usdanı
mı dinliyon, yoğusam
keçileri mi gaçırıyon? Elin adamı gitgide ADAM
OLURKEN, SEN DE GİT GİDE CUDAM MI OLUYON NE?
ÇIRAK – Ne dimek
usda? Şiii. Sinek sinek. Sen gormeden yahalayım didim di ha.. Namuzsuz ağzımdan girip burnumdan çıkıyor sanki. Ağzımı da
pek açmam halbuki.
USTA- Daha yaz gelmedi. Ne zaman sinekler kabladı edirafı? Tabii ya.?
Helaların çıhdılarını bucakçayıra
götürmek için sohahlara çıharıyorlar.
Üstünü saman, toprak ile örtmedikleri için edirafı
koku kaplıyor, ayrıca sineklere bayram yeri oluyor. Hani Müslümanlık
temizlikti? Gaçımız temizik
ki? Helaların çatalından içeri kül dokmeye bile
üşenir olduh yahu? Gine de sen ağzının fermuarını iyi
çekte, ağzına sinekler yuva yapmasın. Haa..(Kahkaha
atar) Gerçi yeteri kadar sinek yirsen, öğleyin
pastırma, sucuh diye zıllayıp
durman.
Çırak – (Somurtur)
USTA – Olur ya? Ağır bi
laf didik. Hemen pörüşme. Sohranma.
Bu benim usdam, beni hayata hazıllıyor,
benim iyiliğimi isder. Sıracalı hayatın hangi yanı
onu gızdırdıysa hırsını benden almak isdemiş olabilir. Aslı iyi adam olduğuna göre, yeri gelir
bir de gönlümü alabilir de. Sen gençsin. Sakın ola ki, bu sözlerimi unutma.
Biri seni gızdırmışsa, dükkandaki hayatını unutup,
sen de bana ters davranma. Sırtı gaşınan goyun çobanın deyneğine sürünür.
Sen sakın olaki yanaz
davranma. Çünküm imtihan olan sensin. Ama şu var ki,
ben de sana vereceğin eğitimden dolayı iki dünyada yüzüm ak olmalı.
ÇIRAK – Sağ ol ustam sağol.
USTA – Hadi göreyim seni, İşin güçcüğü böyüğü olmaz. Sakın olaki hiçbir müşderiyi kustürme. Herkese ölçülü ol. Saygılı ol. Senden güccuk bile olsa geleni ayakta garşıla.
Canın sıkkın bile olsa rızkımız için daima neşeli gorün.
Burnun gaf dağında olmasın.
der tamir olacak palanı getirir, işe
başlarlar. (Usta düşünüyor, çırak, setreklik yapıyor,
için için kaynıyor)
USTA- Zemedin
gibi gaynıyon oğlum ama, Allah sonunu hayırlı etsin. Bahırkoye yol görünürsen didiydin
usta deme ha! Ulan gendini işe bir vir be! Gafanda bir gız mız mı var yoğusam?
ÇIRAK- Nirede
öyle şiler usta. ? Biz daha gendi garnımızı
doyuramıyoh! Der bir komiklik daha yapar.)
2. Sahne
Palancı
ustası- Palancı çırağı- 1. Müşteri
1. MÜŞTERİ - Selamınaleyküm
Fehim usta! Hayırlı işler.
USTA : Vay aleykümselam. Öte mahalleli.
Buyur gel. Eğer selam virmeden lafa başlasan sabağnan lafı duyardın benden. Selam kelamdan önce olmalı
her zaman.
1. MÜŞTERİ - Eşşeğin
golanı gopdu da bi kolan alayım dedim.
(USTA, Çırağına asılı olan kolanı
gösterir.)
Usta - Oğlum şu golanı
alıvir de emmime ver.
(Çırak kolanı alır müşteriye uzatır. O
almakta gecikince, gendi beline sarmaya başlar. Komiklikler yaratır.)
MÜŞTERİ - Nörüyon
oğlum, senden bel kuşağı isdemedim. Golan dedim golan.
ÇIRAK – Şeey.
Hani sen almayınca bir ölçeyim dedim.
MÜŞTERİ - Borcum ne Fehim usta?. Bu golan nasıl iyi mi?
Usta - Bu kolan tam sana göre. Sen yabancı
değilsin teberik sayılırsın. 150 kuruş ver yeter.
MÜŞTERİ – Siz ahlınızı
kuşak ile bozmuşunuz. Niye bana gore ossun ya? Belime takacak , saracak değilim ya!
USTA – Demem o ki, parası bahımından sana gore.
(1. MÜŞTERİ, Çıkınını çıkarır. İçinden
parayı verir. Tekrar çıkını kuşağının altına yerleştirir.)
USTA - Bereket versin ötemahalleli.
Siftah senden bereketi Allah’tan. (Adettendir) diyerek parayı yere atar.
1. 1. MÜŞTERİ - Bereketini bul. Hadi bana
eyvallah.
(Dükkandan
çıkar.)
3. 3. SAHNE
Palancı
ustası- çırağı-
USTA - Ver oğlum şu siftah parasını.
ÇIRAK – Paraları yerden alır. (Cebine atar
gibi eder ustasına uzatır.) - Buyur usta.
(Çıraktan aldığı parayı masaya çekmeceye
kor.Usta parası çekmeceye koyarken çırak, uzaklara bakar gibi elini gözlerinin
üzerine perde ederek, komik hal takınır.)(Paranın nereye konulduğunu
öğrenmekten sevinmiş gibidir.)
USTA - Bak oğlum babanın hali belli.
Okumadığına da göre yaptığın işi iyi belle. Zavallı baban felç geçirdi iki
büklüm yatar kalenderim.
ÇIRAK - Doğru söylen usta ama kim okuyor
da adam oluyor onlar okuyup da adam olana kadar biz köşeyi dönerik valla. Kolay para kazanma varken kim netsin okulu,
kim netsin okumayı?.
USTA - Oğlum okumak kadar iyi bir şey var
mı?. Hem Yüce Allah ne demiş kullarına?. Oku demiş hiç okuyanla okumayan,
bilenle bilmeyen bir olur mu? Demiş! Keşke ohusaydım
da atın eşşeğin gıçını
koklamasaydım. Keşke okusaydım da gine palancı
olsaydım.
Bu sırada çırak gülümser. Usta bunu görür:
USTA – Silecek, silecek senin ne halin var
ele gülecek?
(Çırak bu defa yine gülümser)
ÇIRAK – Aman ciğerim usdam,
bi gün baharsın ben de möhüm
adam oluviririm.
USTA – İnşallah, inşallah! Goreyim seni. Yol tozu gibi gozüme
gir ki, bende senin möhüm adam olacağına inanayım.
ÇIRAK - Az kalsın unutuyordum usta. Hani
geçenlerde eşşeğine yular alıp ta parasını sonra
veririm diyen güdük Osman vardı ya o artan parayı verdi buyur.
(USTA, Parayı alır çekmeceye kor. Çırak
yine paranın nereye konduğun keşfeder gibi bakar. Bu arada tekrar
çalışmaya başlarlar. Bir iki iş yapılır.)
ÇIRAK – Hani usda
beni ilgilendirmez de, sen parayı çekmeceye koyuyon,
sen gidince ben bir iş için çekmeceyi çekince çekmeceyi boş görüyon.
Bunun sırrını anlayamadım. Panzehir olsa elimi değmem de bu iş nasıl oluyor?
USTA – Dügganda
sen varıkan biri alıp gidecek değel
ya? Sen gine gendi işine bak. O işlerle ilgilenme.
ÇIRAK – (Hani bana ne der gibi mimiklerle)
Usdanın hikmetinden sual olmaz. Hani bana ne diyesim geliyor.
USTA - Oğlum şu ibriği caminin avlusundan
dolduruver gel de bi abdest tazeleyim.
ÇIRAK - Peki usta! (Yine baş üstüne
işaretini ustaya göstermeden çakar.)
( Çırak
yandaki ibriği alır suya gider.)
4. 4. sahne
5. 5.
Palancı
ustası Fehmi-
(USTA, Alelacele çekmecedeki paraları alır
yarı işlenmiş olan kınalı palanın içerisine saklar.)
USTA – Oğlum eşeğini sağlam kazığa bağla,
sonra Allah’ına öyle yalvar. Sakla sana paranı! diye sokurdanır.
(para
sakladığı palanı yine kontrol eder. Yerine yerleştirir.)
6. 6. sahne
Usta Fehmi - çırak
(Çırak elindeki ibrikle içeri girer.
Ustası’nın abdest alması için ibriği havluyu takonyayı
hazırlar. Usta da abdest için ellerini sıvar ayaklarını çıkarır. Çırak
ustasına su döker.)
USTA- Oğlum eğilip bükülmesin diye,
anan sana oklava mı yutturdu? Diye seslenir.
(Çocuğun kulağından tutar eğdirir. Sırtına
bir şaplak indirir.)
USTA - Bak oğlum, yeri geldiğinde
dik durmayı bileceksin. Yeri geldiğinde eğileceksin!.
ÇIRAK – (Mimikle alay ettikten sonra) Peki
benim canım usdam!
(USTA, Biraz sesli abdest alır.)
6. sahne
Usta- çırak- Topal Mehmet- Topal Mehmet’in
kızı Naciye
O sırada dükkana sırtında heybe elinde
baston, Topal Mehmet Kızı Naciye ile girer. Topal Memet’le
Usta konuşurken çırak ile Naciye fingirdeşme hevesiyle bakışmaya başlarlar.
TOPAL MEHMET- Selamın aleyküm Fehmi Usta.
USTA- Vay aleyküm
selam Mehmet. Hoş geldin sefalar getirdin!
TOPAL MEHMET- Hoş bulduk! Abdestiyin hayrını gör.
USTA - Allah razı olsun sende hayırlar
gör. Şuraya oturak bi dinlen topal gıçının üstünde durma. Ne var ne yok köyünüzde.
TOPAL MEHMET - N’olsun
bildiğin gibi. Sığırı, sıpası, tanası, öküzü, eşşeği, atı… Bir de şu sümüklü kızın anasıydı uğraşıp gidiyok köy yerinde. Bir ayağımız dağda bir ayağımız
yazıda, yarı aç yarı tok geçinip gidiyok. Allah’a
şükür.
(Çırak sümüklü lafını duyunca kıza işaret
ederek burnundan çok mu akıyor? Anlamına işaretler yapar. Kız da ona ya ya ne demezsin anlamına mimikler yapar.
USTA - Oh oh
ne iyi kazanın! Kazanın!. Ama fazla da kazanmayın gözünüz birden açılıverir de
şaşırırsınız sonra.
TOPAL MEHMET - Köy yerinin
kazancından n’olcak be usta?. Altı ayda kazandığın
parayı şehir yerinde bir günde bitiriveriyon .
USTA – Bizim de şehir yerinde
kazandığımızla ( Bir yılda İstanbul’da adamı üç günde gezdirmiyorlar.
Geçenlerde İstanbul’a gittim. Adamlar bir türkü tutturmuşlar. Al para ver para.
Al para ver para. “Hele bi ufak su dökeyim!” dedim.
Dünyanın parasını aldılar. Bir günde beş sefer ufak su döksen bir yevmiye
gidiyor vallaha sidiği tut tutabilirsen.
TOPAL MEHMET - Anaaaaaa!
Çöğdürmeye de mi mi para alıyorlar? Bizim çoğdüreğimiz nerde gelse oraya bir duvar dibine
ıhınıveririk.. Bu işin parası mı olurmuş.?
USTA – İşine gelirse. Maalesef burada
böyle.
Topal Mehmet - Amanıııın.
Ahlımı oynadacağım!
……………………..
USTA - Hayırdır gıç
oğlan?. Ne alıp ne satacan?
TOPAL MEHMET - Çoktandır şehre gelmedik.
Önümüz kış hele bi inek te
ufak tefek alışıkları yapak dedik. Eşeği Çöp Osman’ın hanına goyduh!
USTA – Kızımız da pek gozelmiş.
Senin kız heralde Allah bağışlasın, oğlanları niye
getirmedin?
(Bu lafın üstüne, Çırak parmaklarını
birleştirerek, ne demezsin, bir tane anlamına gelen işaret yapar.)
TOPAL MEHMET - Bildiğin gibi ben topal gıçımla zor yürüyorum. Bu sümüklü kız yanıma destek oluyor.
Hem oğlanlara kıyılır mı, nasıl olsa bu sümüklü gün gelir el kapısına gitmiyecek mi, hem şehir yüzü görsün. Belki kısmeti şehirde
açılıverir.
USTA – Gızıma gıyma, iftira etme. Maşallah pek de gozel.
Ben seni bilmez miyim ulan gıçı eğri? Alemi şaşırdacak işler çevirin. Benim yapacağım bişey var mı?
TOPAL MEHMET - Zaten gıçın
eğri. Palansız eşeğe de binilmiyor, azıcık biniversek eğri gıçım
yara oluyor. Eşşeğe göre bir palan alayım dedim.
USTA - Tamam şu palan tam sana göre. Oğlum
indir hele şu palanı. ( Palana bakılır beğenilir)
TOPAL MEHMET - Kaç para benim borcum Fehmi
usta?
USTA - Valla gıçı
eğri seni ben kendimden bilirim. Bu palan sana beşyüz
guruş olur. Ama bidaha da
gelişine birkaç yumurta ile bir de horoz getirirsen ödeşirik..
TOPAL MEHMET - Zaten bize senin palanların
iyi gelir. Sen varken bi de başgasına
mı gidelim?. Üç beş liramız gidecekse sana gitsin. Senin çok iyiliğini gördük
zamanında. Diğer geleceklere gelince, canın savulsun, palan almasak da onlardın
zaten sana hediye gelmesi lazım!
USTA - Sağol gıçı eğri, çırağa dönerek hadi oğlum iki bardak çay kapıver
de gel Memduh’un kahvesinden. Ha bir bardakta fazla al. Gelirken demirci
Cemal Emmine veriver.
TOPAL MEHMET: Yahu niye zahmet ettiriyon çocuğa?. N’olucak
içmeyiversek.
USTA: Olur mu? Ayda yılda bi geliyom!.
(Kıza döner)
Bu kızcağzım kaç
numara? Kocamanda olmuş maşallah!. Topal babana da hayli başlık getirirsin.
( Kız güler, çırak oğlana bir oyun-işmar
yapar çıraktan da tepki gelir. Burada çırak başlık vermem işaretini kıza
gizlice gönderir.)
(Sahnenin görünmez yerinden, arkasından
Demirci Cemal’in sesi gelmektedir.)
DEMİRCİ CEMAL: Ulan palancı Fehmi gine işin iş heralde?. Çay
gönderdiğine göre.
(Demirci Cemal, develi türküsünü
söylemeye başlar bitirir. Sahnedekiler bir iki mimik hareketi yaparlar. )
TOPAL MEHMET: Şu sümüklüyle biraz dolanak. Gideceğimiz zaman palanı alırıh.
Al şu parayı hadi. Bize eyvallah.
USTA: Kıza sümüklü dersen diğer bacağını
da ben gırarım ha! Bereket versin! hadi güle güle
(Çırak kıza, yalan yalan
dercesine işaretler çakar. Çırağın yanında usta aldığı parayı çekmeceye koyar)
USTA - Al şu çıkını da iki şehir ekmeği
al. Noğmananın fırınından koparak al gel de, evimize
veriver de gel. Bir de yengene sor isteği var mı benden?
( cebinden çıkardığı büyük mendili
çırağına verir çırak çıkar gider.)
Sahne: 7
Usta- Nuri
efendi
(Usta hemen çekmecedeki paraları yarım
olan kınalı palanın döşüne yerleştirir.)
O sırada açık kapıdan Nuri efendi
girmiştir. PHalyancının palana bir takım paraları
sokuşturduğunu görmüştür. Bıyık altından gülümser.)
Nuri - Selamün aleyküm, bu zamanın hayrolsun Feğmiağa!
Fehmi – Aleyküm
selam. (Selamı alırken heyecanlanmıştır. Aceba palana
para sokuşturduğunu görüp görmediğini bilememektedir.)
Nuri- Ha Nuri efendi, gizli iş çevirnir gibi norüyon ya?
Fehmi – Norüyüm gardaş. Meşgul oluyok işde.
Nuri -
Kafasını eyer. Biraz düşündükten sonra
hızla yerinden kalkar ve duvardan sazı alır. Bir iki Niğde türküsü (Palancı
ustası hangi türküleri çalmayı iyi biliyorsa onları çalmaya başlar.)
Sahne: 8
Usta- çırak
Bir müddet
sonra çırak girer
ÇIRAK - Yengemin selamı var. Usta
akşam eve erken gidecekmişsin de sırtını değiştirecekmişsin.
USTA: Zaten sırtımda kaşınıp duruyordu.
Çırak - (Bıyık altından güler)
(O sırada
ezan okunur.)
USTA - Oğlum ben namaza gidiyorum. Sen
dükkanımıza göz kulak ol.
ÇIRAK: Güle güle
usta. Allah kabul etsin. ( Usta çıkar)
Sahne: 8
Çırak-
Çırak - Hıhhh
usta sanki kendi gıçı eğri değil de Mehmet
Emmi’nin gıçı eğri gibi konuşuyor. Kendi gıçının eğri olduğunu görmüyor sanki
(Çırak içeriyi düzenlerken türkü
mırıldanır. Kendi türküsü kendinin hoşuna gidince duvardan sazı alır ve bir
Niğde türküsü söylemeye başlar.)
Cındallı çarşısında alimamman
aman, gülüm amman amman
Gız oynar garşısında..
Adam kemlik mi umar, Alim amman ammman
Gülüm amman amman
Gapı bir gomşusundan
Gapı bir gomşusundan
Al gayadan at
beni alimim Amman amamman
Gülüm Amman Amman
Amman,
İn aşağı dut beni alim Amman Amman amman
Gollarının üstünde dut beni.
Oy cındallı Cındallı
Türkü bitince sazın üstüne başını koyar ve
düşünmeye başlar. Tekrar başını kaldırır ve şöyle söylenir:
- Ulan sümüklü filan diyorlar amma kız
içimi gıdıklıyor be! Nöörsek de mercimeği fırına virsek. İçimi pek yahıyor kızın
uğrun uğrun bakışı ve gülümsemesi. Amaaan ne biçim dünya be? Der ve
yine bir oynak Niğde türküsü söylemeye
başlar:
Sazalca’dan çıktım ben de gelirim aman
Devamı...
Bu türkü devam ederken Topal Mehmed’in kızı gülümseyerek içeri girer.
Sahne : 9
Çırak- Naciye
(Çırak, sanki sazı inceliyormuş, çalmayı
bilmezmiş gibi bir tavır alır. Bunun üzerine kız seslenir:
Naciye – Bırakma, bırakma hele. Gayet
güzel çalıyon!
Çırak – Yoh
canım ne çalması.? Saz kim biz kimik?
Naciye – Bırah
şimdi gendini güccuk gormeyi! Bal kimin saz çalabiliyon
işde. Hele şu Halime’yi bi daha bi çal Allasen!
(Çırak, biraz nazlanır gibi eder ve sazı
eline alır. Söylemeye başlar:
Sazalca’dan çıhdım ben de
gelirim Amman…
..............................
Bir satırı yanlış okur. İşte o an Naciye
söze girer:
Naciye – Bu dize şöyle olmalıydı der:
Halime gız çay
aşağı gidiyo!
Çırak – Şey! Sen nireden
biliyon gı?
Naciye – Sen nereden biliyor ne demek?
Niğde’nin hiçbir Türküsü yok ki Niğdeli kızlar bu türkülerin hepsini satır satır bilmesin!
Çırak – Yoh ya?
Naciye – Ne sandın ya? Adına türkü
diyorsun, sonrada siz bunnarı nereden oğrendiniz diyorsun. Türk Kızı olur da türkü bilmez olur
mu? Elma yanaklı Niğdeli genç kız olur da muhitin bütün türkülerini satır satır bilmez olur mu? Bir türkünün bir satırını bile
bilmeyen gız arhadaşları
arasında çok ayıplanır. Türk kızı öncelikle türkü bilir.
(Bu sırada çırak gozlerini
belerdip, afal afal
bakmaktadır. Şöyle konusur:
Çırak – Aşk olsun, artık sizin gibi gızlarımızı depemizde daşımayan, onnarı aşağı gören, cahal görenin gozü çıhsın. Allah sizden ırazı ossun! Diye yüksek sesle konuşmalar yapar.
Naciye – Ben neye geldim biliyon mu?
Çırak- Yooo!
Naciye – Palanı alıp gideceem!
Yalınız o palanı değil de, şu palanı isterim diye ustanın para sakladığı palanı
gösterir. Hemen kalkıp eline alır.
Çırak – Norüyüm?
Madem ki onu isdemişsin canın savulsun. İnşallah usta
bişi dimez.
Naciye – Sağol
lan, eline sağlık! Hoşuma giden palanı almah tabii ki
daha iyi. Ben gideyim.
Çırak – Otur biraz gııız.
otur hele.diye ısrar eder.
Naciye – Yok şimdi merak ider. Gideyim ben der ısrarlı konuşur ve çıkar gider.
NACİYE: Babam topal gıçınan
gitmeyim dedi palanı ben alıp gidecem.
ÇIRAK: Ama, bu palan tam işlenmedi
birazcık işi var.
NACİYE: Olsun ben beklerim. Sende
işleyiverirsin
Hem senin adın ne?
ÇIRAK - Çalgıcının Hacimin’in
oğlu Ali. Ya senin ki ne?
NACİYE: Üstü açık köylü, gıçı açık Mehmet’in evde kalan kızı Naciye
ÇIRAK - Yaşın kaça geldi de evde kalasın?
NACİYE - Bizim köylü kızları onbeşine varmadan kocaya verirler. Benim yaşım on altı
bilemedin on yedi. İlkokul’a geç gittim de geç kaldım.
ÇIRAK: Adın nasıl güzel?. Hem ben bir Naciyem Türküsü bilirim.
NACİYE: Essah mı la? Amanın şu
çaldığın saz senin mi?
ÇIRAK: Benim değil ustamın ama ben de
öğrendim. Hem benim babam da eskiden çalgıcıymış şimdi yatalak evde yatıyor.
NACİYE: Hele bi
çal Naciye türküsünü ...
ÇIRAK - Hele şu palanı dikiveriyim
de
(Palanın yarım yerini alelacele tamamlar.
Duvardaki asılı sazı alır eline. Başlar Naciyem
türküsünü söylemeye)
Dere boyu gidelim Naciyem
Koyun kuzu güdelim Naciyem
İkimizi görmüşler Naciyem
Nasıl inkar edelim Naciyem?
Öylolur da gavur kızı öylolur
Eller sarar içerime dert olur
Dereye inişelim Naciyem
Atlara binişelim Naciyem
İki yüzük bir ayna Naciyem
Bahcada, dügganda
buluşalım Naciyem
NACİYE: Pek de güzel çalıp söyledin, hani
neydi o iki yüzük gibi bişey dedin.
ÇIRAK: Dereye inişelim
Atlara binişelim
İki yüzük bir ayna
Dügganda buluşalım
NACİYE: (Güler sırtarır) Amma da oturup
eğlendik kaldık. Eh artık ben gideyim laaan?
(ÇIRAK, Kınalı palanı yerden Naciye’nin
sırtına yükler.)
NACİYE: Hadi Allah’a
ısmarladık. Şeher yeri de pek gozelmiş, insana hoş vakit geçiriyor! Amma ayrılma zamanı
geldi.
ÇIRAK: Getmesen
pek iyi olacak. N’apalım ki gader
böyle istiyor. Hadi güle güle. Dağ dağa gavuşmaz ama insan insana gavuşur
inşallah. ( Naciye sırtında palanla çıkar)
Sahne : 10
Çırak-Usta
(USTA,
Namazdan dönmüştür.)
Usta - Arayan soran oldu mu?
ÇIRAK: Gıçı eğri
Topal Mehmet Amcanın kızı geldi. Palanı gotüreceğim
dedi. Ama, o palanı almadı.Yerdeki kınalı palan vardı ya hani tam işlenmemiş,
ille de onu isterik dedi. Ben de hafif tamir edip virivirdim.
USTA: (Yüksek sesle) Neeeeee?!
ÇIRAK: İşte o palanı yarım yamalak işleyivirdim Kızın sırtına yükledim gönderivirdim.
USTA: İyi halt etmişsin eşş…..
ÇIRAK - Ne dedin usta bişey
mi dedin? Kötü bi şiy mi
oldu yoğusam?
USTA: Yok canım GİTTİ PALAN GİTTİ PALAN!
(Dükkanda dört dolanır.) ( Çırak ustanın
bu haline şaşırmaktadır)
USTA - Oğlum ben bi
gaç günlüğüne İstanbul’a gidecem
al şu haftalığını da sen de bikaç gün dinlen (Perde
kapanır)
İKİNCİ PERDE
1. Sahne
Usta- çırak
Birkaç gün geçer aradan usta İstanbul’dan
döner. Sabah usta dükkanı açmış olur. Çırak ustadan sonra gelir.
ÇIRAK: Selamın aleyküm
Usta! Hoşgelmişsin İstanbul’dan. Düggana da benden önce gelmişsin. (Elini öpmek için
ustasını yanına gider)
Nasıl geçti yolculuğun? Epiy alışveriş ettin mi?
USTA: İyi geçti ama para pul dayanmıyor
oralara. İn para bin para. Ye para s.ç para. Gözünü seveyim yine bizim
memleketin. Sanki acaip yeller oraları. Bizim melmeket bi başga
canım.
ÇIRAK: Usta hazırlayım mı elbiselerini?
Arkanı değiştirecen mi?
USTA: Yok oğlum hele yol yorgunluğunu bir
atak üstümüzden.
ÇIRAK: Usta aşam
yatmadın mı? Evde atmadın mı yorgunluğunu?Yatmadın mı fosur fosur
yün yatakta?
Usta – Kes lan deli oğlan!
(Çırak güler)
Sahne:2
Usta- çırak- Naciye
USTA: Vasüpanallah.
( O sırada Topal Mehmet’in kızı Naciye önce aldıkları kınalı palanı sırtına
yüklemiş dükkana girer)
(Usta’nın gözleri faltaşı gibi açılmıştır.)
USTA: Hayrola kızım- Naciye sabah sabah ne işin var buralarda?
(Böyle
konuşmakta ama gözleri palandadır.)
NACİYE: Hiç bişey
yok Fehmi Emmi bu palan bizim eşşeğin sırtını yara
etti de. Babam o dükkana götürüver de bi çaresine
baksınlar dedi. Babamın da selamı var.
USTA: Koy kızım koy. Lan ne bakıyon aval aval kızın
sırtındaki palanı alıversene.
( çırak kızın sırtındaki palanı alır.
Tezgahın önüne koyar. Usta hemen para koyduğu yeri alelacele açar paralar
yerinde duruyor. Paraları çıkarır savurmaya başlar. Naciye ile çırak şaşakalır
USTA - GİTTİ PALAN GELDİ PALAN GİTTİ
PALAN GELDİ PALAN
Usta gülerek ve hareketlenerek paraya
kavuşmanın tavırlarını belli eder.)
(Usta duvarda asılı sazı alır o anda
aklına gelen dörtlüklerden oluşan aşağıdaki türküyü
(Usta iyi bildiği bir türkünün makamında
söyleyecek)
Allı palan eşeğe de dar gelmiş
Gıçı eğri paraları görmemiş
Yara oldu eşşek
sırtı diyerek
Burnu gozelcecik
kızıyla da göndermiş
(bu bölüm nakarat türkünün devamı var )
ÇIRAK: (Şaşkınlığı atar.) Anaaaaa valla bişeyler
anlamıştım! Palanı sattım dediğim de. Nerdeyse GİTTİ PALAN GİTTİ PALAN diye
kafayı oynadacağdın usta!.
USTA – Ulan, çırak senin bu gız da bu gızın da
sende gözü var! hem biraz okumuş şehir yerine de yakışır. Allah’ın emriyle
bu kızı sana isteyecem. Bundan sonra benim bir
oğlum bir kızımda siz olun. Bu paraları da size harcaycağım.
ÇIRAK: Amma da iyi yapan be usta: zaten
babamın hali vakti yok. Beni evermeye.
USTA: Hadi oğlum çalgıcılar kahvesinden
çalgıcı emmilerini alıver de gel. Çarşı bi şenlik
görsün.
Sahne : 3
Usta- Naciye Saz gurubu- çırak
Usta ile Naciye içerde iken klasik saz
grubu ve diğer oyuncular sazlar eşliğinde sahneye girerler. Böylece müzik ve
sohbet şiir bölümü başlar.
Oynayanların isteğine göre saz gurubuyla
tiyatro biter la da uzar şiirler okunur, müzik devam eder.
OSMAN ÜÇER’DEN ÖZEDOĞRU:
ATATÜRK SİROZ DEĞİL, SITMA HASTALIĞINDAN
ÖLMÜŞTÜR…
BU BİLİMSEL VERİLER, BİR TARİHİ GERÇEĞİ,
BÜTÜN İSTİSMARLARI YOK ETMEK BAKIMINDAN ÇOK ÖNEMLİDİR. CUMHURİYET GAZETESİ
BÖYLE BİR ARAŞTIRMAYI YAYINLAMAKLA, ÖNEMLİ BİR GÖREVİ YERİNE GETİRMİŞTİR.
Bir kadın bilirim. 80 yaşında öldü.
Doktorlar sirozdan öldü demesinler mi? Ölür müsün, öldürür müsün?
Yahu ölünceye dek, kafasını secdeden
kaldırmayan bu kadın için böyle bir hüküm nasıl olur diye epey kafa yormuştuk.
Cenaze evi olmasına rağmen, yakınlarına takılan takılanaydı.
Bu hikaye bir tarafa, yakında Cumhuriyet
gazetesi çok önemli bir yazı yayınladı. Gazetemizin sayfa sayısı, bana ayrılan
yer göz önünde bulundurulursa, Cumhuriyetin geniş yayınını aynen aktaracak
durumda değilim. Şu var ki, insanı ikna eden yazı Operatör Dr. Aytekin ERTUĞRUL tarafından yazılmıştır.
Açıkça söylemektedir ki: Yabancı doktorlar
kasıtlı olarak yanlış tanı yapmışlardır. Büyük Atatürk, sağlığında
söylememiş miydi? Beni Türk Doktorlarına emanet ediniz. Ama, aşağılık
duygusunda bir sürü insan ne varsa ya Amerika, ya Avrupa için trilyonların
dökülmesine sebep olurlar. Hısımım bir Prof’un
Amerika’ya kalp için tedaviye gittiğini bilirim. Dönüşündeki sohbetimizi halen
hatırlarım.
İlim batı’da ise mutlaka eleman gönderip
tedavi şekillerinin öğrenilmesi gereklidir. Ama, Atatürk gibi Mason localarını
kapatmış, Türk Devleti’ni dünyada sözü dinlenir bir devlet haline getirmiş bir
dahi, hem de kendi vasiyetine rağmen yabancı doktorlara nasıl bırakılır?
Tam bir Cumhuriyet sayfası büyüklüğünde
sekiz punto büyüklüğünde yazı ile verilmiş bu malumatı arşivime koydum.
Atatürk, siroz’dan ölmemiştir. Sıtmadan
ölmüştür. Bu gerçek ilerde de enine boyuna yazılınca, gerçek bütün Türkiye’ye
yayılınca, Allah ömür verirse o zaman yeniden bu konuyu yazacağım.
Prof. Dr. Necip Berksan
(Gata’da uzun yıllar Halk sağlığı Kürsüsü
başkanlığı yapmış bir bilim adamı):
- Atatürk, Kurtuluş Savaşı yıllarında hiç içki içmemiştir. Bu kendisinin ne kadar ciddi bir devlet adamı olduğunu gösterir. İçki içtiği zaman bile hareketleri ve konuşma düzeni hiç bozulmamış, fikir ve düşüncelerini g