POLİTİKASIZ
BÖLÜMÜ
VAHDETTİN-
VATANSEVER-HAİN-
OSMANLI
PADİŞAHLARI, NECİP FAZIL,
OBJEKTİF
TARİH VS…
YAZAN OSMAN ÜÇER
AŞAĞIDA
BİR YAYINDAN ALDIĞIMIZ BÜYÜK VATAN DOSTU VAHDETTİN İSİMLİ YAZIYI SUNMAK İÇİN
BELLİ KONULARDA BİR KAÇ CÜMLE DOKUNMA İHTİYACI BELİRDİ.
İmeil
adreslerime çeşitli kuruluşlardan imeiller gelir. Bunlardan çoğu tanınmak ve
okunmak için nedense Zemzem kuyusuna işemeyi- çöğdürmeyi- adet haline getirmiş
bulunmaktadır.
Gönderiliş
sebebi Osman ÜÇER’in kendilerine fikir neferi katılmasını beklemek değildir
tabii.
İki
adet sitenin bu yazılardan bazılarını iktibas etme ümidi ile gönderme yağmur
gibi devam etmektedir.
Gerçek
kültürlü bir insan bu yazıların çoğunun değil, amatör yazarlar tarafından
kaleme alınması, tarihimizi, kültürümüzü, milliyetçiliğimizi; büyüklerimizi hiç
tanımayan ve belki de ismi Türk ismi ama, soyu karışık kimseler tarafından
yazıldığını sanıyorum.
Durup
dururken kimi Necip Fazıl’ı Türk düşmanı ilan eder.. Al sana bir zemzem
kuyusuna işeme olayı. Durup dururken Abdülhamid’e; durup dururken Vahdetine söven
yazılar çıkar. Haydaaa.
Bir
çok kimse bu yazıları vesile ederek bir curcuna yaratırlar. Benim gibi ağzı
bozuk olanlar birbirine kusarlar. Gel sen bu yazışmalardan bereket um. Tamamen
milli değerlerimizin yıpranması sonucu doğmaktadır.
Bir
insanın Necip Fazıl için bu cümleyi kurması için vatan haini olması lazım.
Efendim büyük doğu ismini kullanan anarşik kuruluşlar varmış. Olabilir.Gaye
Türk <milletini yıkmak, onun milli ve manevi değerlerini karışıklığa
sürüklemek olduktan sonra Necip Fazıl mezardan çıkıp, ana avrat sövecek midir
bu şerefsizlere.
Ben
birkaç defa rahmetlinin teybini taşıdım., Konferanslarını da kaçırmamak için
çaba harcardım.
Bir
bavul kadar ağır teybi vardı. . Asıl bu görevi yapanı ve fedakarlıklarını daha
önce gazetelerde yazdım. Ağaçhan’dan bahsettim.
İnternette
çocuklarına ulaşmışlar. Sefer Ağaçhan kardeşim bana yıllar önce telefon açarak,
yahu şöhret yakıcıdır benim ismimi Necip Fazıl hatıralarını yazarken
kullanmışın diye söyledi ve epey gülüştük.
Bu
Sefer Ağachan ki, Necip Fazıl’ın teybini yıllar boyu taşıyan vatan evladıdır.
İlkesini mi istersiniz?. Müslüman kardeşimiz. Risale-i Nur talebesi desem bu
atmosferde ona bir zararım olur mu şu anda bilmiyorum.
Malta’da
millete yıllardır hizmet veren bir doktor.
Biz
öğrenci iken Site yurdundaki 4 numaralı odamıza gelip, yataklarımızın altını
kontrol eden bir arkadaş. Niğdeli milliyetçi insanlar acaba içki filan içiyor
mu diye yatakhanede şarap şişesi arayan yiğit.
Başta
Necip fazıl’ın konferanslarını takip ederdik. O zaten resmen görevli idi sanki.
Biz de arizi olarak ona yardımcı olduğumuz olurdu.
Maraşlı
öğrencilerle kebapçılarda Necip Fazıl’la yemek yediğimiz olmuştur. Yakın sohbetlerine
katıldık. Ama ne onun ve ne de Atsızın evlerine ziyarete gitmedim şahsen ..
Vaktim mi yoktu?=Yoksa ilkelerim arasında ev ziyareti mi yoktu bunu pek
bilmiyorum.
O
zamanın milliyetçi liderleri Atsız, Kabaklı,. Necip Fazıl gibi kimselerdi.
Diğer isimleri Savcı Ali Karcı’nın kitabında sayılı.
Marmara
lokali, Küllük meseleleri anlatılırsa bir çok isim zikretmek gerekir. Dediğim gibi
yüzlerce üniversite öğrencisi arkadaş içinde benim için önde isimler Niyazi Özdemir, Ali Karcı, Abidin Sungur, Hasan Kormazcan;
Rasim Cinisli..vs. Bunlar Niyazi’nin başkanlığında ( manevi olarak- kültür
bakımından ilerde olduğu için başkan) yurtları gezerler öğrencilerle sohbet
ederlerdi.
Saydığım
isimler site Yurduna geldiklerinde ilk uğradıkları 1 kat 4 numaralı odaydı. Velhasıl Türkçülük o zaman
saf ve temizdi. Bir Türkçü öğrenci hem Atsız’ı ziyaret eder ve hem de Necip
Fazıl’dan ayrılmazdı.
Bu
durumda olanlardın başında b.en olduğumu defalarca yazdım.
Daha
başka isimleri mesele genişlemesin diye saymıyorum.
Bir
insanın Türk düşmanı diye Necip Fazıl’a laf edebilmesi için şerefsiz olması
lazım. Ya düşmanın maşası, ya da, zır cahil olması lazım.
Efendim
Necip Fazıl’ın rahmetli Atatürk’e ters halleri var mıydı?
Sen
hadisi biliyor musun yavrum? (Ümmetim kıyamete doğru 70 bin fırkaya bölünecek
anlamına denmiş. Ben bu gün topluma bakıyorum ne kadar da isabetli bir hadis..
..
Malesef
birbirinin fikrini tornadan çıkmış gibi kabul eden iki kişiyi bulmak mümkün
değil. Atsızın sandalyası dibinde yıllarım geçtiği halde bu gün bu büyük
insanın benimsemediğim fikirleri yok mudur? Vardır. Ama bu durum onun
yüceliğine, büyük dava adamı oluşuna zarar vermez.
Esasen
benim onları yargılayacak bir seviyem bile yok. Yakınlarında olduğum halde..
Atsızın,
N.Fazıl’ın hapishanelere girme konusunda görüş ve düşüncelerini bilmeyen insanlar
onlara ağız dolusu küfür ediyorlarsa Türkçü ve Maneviyatçılar arasında
bulunmaları ancak ajanlık için olmaktadır. Saptırmak için olmaktadır.
Atsızı
ziyaret ettiğim günlerde tamamını 17 liraya aldığım risaleiNurları da gece
sabahlara kadar okuyordum. İstanbul’da okumanın ayrıcalığı idi bu. Bir taraftan
1961 de azmış bulunan Kızıl Kürtçülüğü DOĞU MENZİL KOMUTANI Güventürk’e
mektupla anlatıyor, bir taraftan nur ayinlerine (ayin diye bir şey yok. Kitap okumak
ve açıklamak..hepsi o. Cihatları o kadar işte) katılıyordum.
Efendim..
Vaktimiz olsa belki Lozan mı hezimet mi kitabının yazarına da ulaşırdık. Ama
mümkün olmadı.
Ali
Karıcı organize eder oraya buraya koştururduk.
Velhasıl
Sakarya şirinin yazarına, Reis Bey tiyatrosunun yazarına Türk Düşmanı demek
için insanın (tekraren söyleyeyim) şerefsiz ve bilgisiz olması lazım.
Abdülhamit
büyük Türkçü idi. Hukuk fakültesinde Amme hukuku hocasına yazdığım mektubun
hikayesini makalelerinde yazmıştım..
Nihat
Atsızın beyanları ile sabit Gök sultan..
Vahddettin..
Atatürk.. Atatürk en büyük Türktür. O
zamanlar on kasımlarda çizilen atmosfere üzülürdük. Tanrısal hava verirdi bazı
ateistler. Daha çok okudum. Niğde gazetelerinde yıllarca on kasımları kaleme
aldım. Milliyetçi ve Müslüman açısından yazılar yazarak halkın tepki
göstermesini önledim. Atatürk’ü bu gün insanımız gerçek çehresi ile görmekte ve
sevmektedir. Put pereslik yapmak isteyenler oyunları boşa gitmiştir. Tarihin en
Müslüman komutanlarından ve devlet adamlarından biridir Atatürk..Necip Fazıl’ın
muhalif olması bir gerçek olabilir. Atatürk’ün Vahdetin’e hain demesi yazılı
olabilir. Ama, tarihi gerçekler Vahdetin’in vatanperver olduğunu
göstermektedir.
Bunları
neden yazıyorum. Kavram anarşisi yaratarak milletimiz in değerlerini bombalayan
alçaklar var. Bazı milliyetçi kuruluşlarda hırsızları korumakla vakit geçirdikleri için böyle hassas konuları
işlemekten uzak durumdadırlar.
Bunun
için bazı şeyleri izah ve savurmak bizim gibi cücelere kalmıştır. Kim ki, Vatanımızın
meselelerine eğilirken tarihi iyi bilmediği için Vahdetine haddini aşan laflar
eder, Atatürk’ü karalar, Necip Fazılı olduğundan farklı gösterir, Atsızı bir
cephesi ile sunarak Türkçülüğü irkilen bir kavram haline getirir..İşte o zaman
kavram anarşisi ile mücadele etmeyen aydınlar alçaklaşır.
Necip
Fazıl Erbakan’ın estirdiği fırtınaya bir ara kandı. Sonra din istismarından
başka hiçbir olumlu şeyin olmadığını görüp ölmeden evvel yıllarını Ülkücü
olarak geçirdi. Gel şimdi adına Türkçü site diyen yerdeki salyangozun Necip
Fazıl üstadımıza Türk düşmanı demesi zavallığına ..
Bana
şunu soran olacaktır:
- Onun talebi olduğunu iddia eden bir sürü
şerefsiz politikacı var ki, AB ve ABD götünde vatanı satmakla meşgul. Baş örtüsü
gibi dini bir giyim sayılabilecek meselede istismarcı yobazlar vatandaşı elli
parçaya böldüler. Neden? Milliliğe samimi değiller de ondan. Haaa. Oraya
gelince biraz dur. Hangimizin çalışmaları istikbali kavrayan niteliğe
bürünmüştür?.Malesef ben bile boşa kürek çekmiş gibiyim. Niğde’de
1962 de Ülkücülüğü yaymaya başladım. Parmağımı 1974 e kadar kaldırdığım zaman
beş yüz kişi yürürdü. Kavgaya mahal vermediğime dair makalelerim sayısızdır.
Cinayetleri katliamları önledim. (Sandallı binasından beş bir kişinin üstüne
taşları atmak isteyen şerefsiz ajanları kovdum. Yazıhaneme gelen bazı gizli
dernek mensuplarını kovduğum için Avrupa ve ABD uşakları birkaç sene için de
kurduğum düzeni tarumar ettiler. Aydın rahatına düşkündü meseleleri
kavrayamadı. Eee? Ülkücülerin pek çoğu şimdi beynelmilel dernek yalakalığı yapıyor. Ayağımızı öpenler hırsız
politikacılardan para sızdırabilmek için şerefimizi ayaklar altına aldılar. Yalnız
Mevlit okutmayı ülkücülük sanan çanak yalayıcılar var. Bunlarda benim kabahim
ne? İbda C ya da ibne B olanların
gühanını neden Necip Fazıl üstadıma yüklüyorsunuz?. Sakarya yüceliği sizi
çarpar şerefsizler..
AB
ve ABD şerefsizliği silinmedikçe bu böyle devam edecektir.
Bir
kimsenin İslam idaresi istemesi için fikir sahibi olması korkunç değil. Artı ve
eksilerinin üniversite kürsülerinde incelenmesi gerekir. Makalelerde, bilimsel
yazılarla savunulabilir. Bu perdenin arkasına sığınıp AB:, ABD uşaklığı,
Atatürk cumhuriyetini yıkmak için uğraşmaları onları çirkin göstermektedir. Gerçekten
saf fikir ne olursa olsun komünizm ve İslam dahil savunulması suç olmamalı. Sağ
denen gürüh solun oyununa geldi. 1412 -163 meseleleri için konferanslarımda anlattığım
konuları yeniden bu makaleye sığdırmam mümkün değil.
Evet, kendisine sağcı diyenler solun oyununa
geldi.
Cumhuriyet
ilkelerine sol ile birlikte saldırdı. 141-142 kalkması için sola destek verdi.
163 meselesinde sol sağın azının ortasına….
Bunlarda
kafa olmadığı için saf ve temiz fikre değil, Cumhuriyeti yıkmaya kafa yordular.
Bunun için Osman ÜÇER en az on senedir (Sağlık bir bakıma sahtekarlıktır!)
demekten çekinmedi.
Çünkü
öğürülecek durumlar doğdu.
Bunları
izahn etmişken bir de beynelmilel dernekleri yazalım. Tamamı Türkük ve maneviyat
düşmanıdır. Komünizmi sunanlar, fikirlerini savunurken komünizmi olduğundan büyük göstererek onun probogandasını
yapıyorlar derlerdi bizim gibi komünizmi çürütmek isteyenlere... Şimdi de aynı
lafı beynemilel dernekler Masonluk, lionsluk, Rotaryenlik için söylüyorlar. Ben
de altmış senenin okumanın sonucu biriken fgikirlerimle diyorum: Bütün kirler Beynemilel derneklerden
bulaşıyor. Masonluk, vs milliyetimizin, bilimin, maneviyatımızın baş düşmanıdır.
Bunu kabul etmeyenin MHP li olması
mümkün bile değildir. Bir MHP ye bak ki, bu kavramları ağzına bile alacak
takatta değil. Kıyamet alameti değil de nedir kuzum?
Bu
kadar laf yeter. Bahis ettiğim kuruluşlardan gelen bir Vahdettin yazısını
sunuyorum benim vaktim olursa zaman zaman bu konulara girmeyi vaad ediyorum.
BÜYÜK VATAN DOSTU VAHDETTİN !
s400/vahdettin
Büyük Doğu Mimarı Necip Fazıl Kısakürek'in ''Vatan Haini Değil Büyük Vatan
Dostu Vahidüddin'' olarak tanımladığı ve Sultan Vahdettin'i anlattığı kitabı
okuyanlar bilirler gerçeği ve yahudi eli ile yalan olarak yazılan bize ait olan
tarihi....
Bugünlerde
Bir okula asılan Fotoğrafı ile gündeme gelen Sultan Vahidettün Han ile ilgili
tartışmalar ne dün ne de bugün bitmemiş aksine Gerçekle Yalan arasında
sıkıştırılan Tarihi Vak'a sözde adı Tarihçi olanlarca da sonlandırılamamıştır..
Öncelikle
Yeniçağ İsimli Gazete ile ilgili Net Tavır isimli internet sitesinden
alıntıladığımız aşağıda ki metni okuyalım...
''
MHP’ye genel başkan atamak dışında başka bir misyon yüklenmeyen yeniçag
gazetesi Osmanlı Padişahlarından Sultan Vahdettin ile ilğili olarak Solcu
Eğitim-iş
agzından yaptığı haber kafalarda soru işareti bıraktı.''.......
s200/1222549629
Yeni Çağ isimli gazete bildiğimiz kadarı ile kurtuluş Savaşında ki Ruh 'tan dem
vuran çağrıları ile gündeme gelen bir gazetedir..
Görünmektedir ki ''İşbirlikçi Vahidettin Milli Eğitim’de'' başlığı altında AKP
iktidarını vurmayı amaçlayan haberlerine Vahdettin Han'ı da alet etmiştir...
Ama akp yi karalamak adına yapılan bu girişim oldukça sırıtmış olmalı ki
milliyetçi azı çevrlerin bile tepkisini çekmiştir.. 1919 RUHU ndan
bahsedilecekse
Vahdettin HAN 'sız bir kurtuluştan bahsetmek ekmek yerine taş yemek gibi bir
hadiseye denk gelir ki Tarih kesinlikle kuru sıkı sallamalarla yürümez...Tarih
olguların bütünüdür..Bu olgular ise değiştirilmeye çalışıldığı için bugün
Türkiye bu durumdadır..Tarihini redettiğinden dolayı bu durumdadır.....
Bir
kaç sene evvel Sol'un bir zamanlar büyük devrimcisi olarak görülen 12 eylül
döneminde ki sol çıkışları ile de ünlenen ve en sonunda Başbakan olan ve
ölmeden önce de bütün bu siyasi karizma ve cumhuriyet savunuculuğunu bir kenara
iterek bir gerçeği İTİRAF etmek zorunda kalan Bülent Ecevit'in son Osmanlı
padişahı Sultan Vahdettin'in 'vatan haini' olmadığını söylemesi ile başlayan
tartışmalar da yakın bir dönemimize damgasını vurmuştu.... Vahdettin konusunda
ak-kara şeklinde ortaya çıkan görüşler dışında orta yolu takip eden tarihçiler
ve aydınlar da var.
Ancak
görüş Vahdettin'in kesinlikle vatan haini olmadığı yönünde... .....
Vahidettün
Han' ile ilgili bu tartışmalar sürüp giderken aslında Vatan Dostu Büyük Padişah
Vahdettin Han ile ilgili ciddi ve gündemi sarsıcı Kitaplık çaptaki
eser Üstad Necip Fazıl'dan gelmiştir..
....Resmi
Tarih tezine aykırı olarak bu konuda ilk kitap 1968'de Necip Fazıl tarafından
yayınlandı. Necip Fazıl'ın büyük gürültü koparan kitabı ilk olarak
1968'de Bugün gazetesinde tefrika edildi, ardından Toker Yayınları tarafından,
"Vatan Haini Değil, Büyük Vatan Dostu Sultan Vahidüddin" adıyla
neşredildi.
Necip Fazıl kitabında resmi tarih tezine aykırı olarak Sultan Vahdettin'in
Milli Mücadele'yi desteklediğini, Mustafa Kemal Paşa'ya bu konuda önderlik
etmesi
için yüklü miktarda para yardımı yaptığını öne sürdü. Necip Fazıl'ın
Vahdettin'i aklayan kitabının başına bir sürü iş geldi, defalarca toplatıldı,
dava
açıldı, beraat etti......yasaklandı....
Ve
Üstad Necip Fazıl Kısakürek yine bu Kitabı ile Tarihi kurtarırken soytarılar
elinden her hamlesi ile bizzat kendisi Tarihe geçiyordu....
Baran
Dergisinden Sayın Baki Aytemiz'in aşağıda aktardıklarını da hep beraber
okuyalım...
Vahidüddin
Hân ile ilgili olarak detaylı tafsilat Üstad Necip Fazıl’ın ilgili eserinde
mevcut olarak, oradan aldığımız tarihi bilgilerin ışığındameseleye
yanaşalım…
Anadolu’da
bir “İstiklâl Savaşı”başlatmak üzere, eldeki işe yarar subayların listesini
Genelkurmay Başkanı’ndan talep eden O… İstanbul’dabir takım siyaset
ve iktidar oyunlarına dalmış bu subaylarla görüşerek,onlara İstanbul’da bir
istikbâlin bulunmadığınıve mücadele merkezininAnadolu olduğunun gongunu çalarak
uyanmalarını sağlayan, onları Anadolu’yagitmeye ikna eden O… Veonlara
Anadolu’da bir takım göstermelik vazifeler vererek İstiklâl Savaşı’nı
örgütlemek
üzere Anadolu’ya gönderen O…
''Vahidüddin
Hân, bu plânı uygulayabilmek adına İngilizlere olabildiğince şirin gözükmeye
çalışırken,perde gerisinden de Anadolu’ya gönderdiği subaylar
eliyle örgütlenen Kuvay-ı Millîye’ye olanca desteğini vermektedir.
O’na
“hain” diyenler şunu unutmamalıki, artık meşrutiyet yönetimi ile idare
olunmakta olan ve işgâl altına girmiş bir devlet olan Osmanlı’da,Vahidüddin
Hân’ın yetkilerinin, bugünkü cumhurbaşkanınkinden bile çok daha az olduğunu
gözden kaçırmamalı.Ve kendisi o makamdan ayrılmış olsaydı, işgâlciler
emirlerini
dikte ettirecek birilerini muhakkak bulur ve o makama getirilerdi amaVahidüddin
Hân’ın o makamın imkânlarını kullanarak Anadolu’ya perde arkasından destek
vermesi sözkonusu olamazdı.
O,
kendisini vatanı uğruna feda etmiş, onca acılar yaşamasına,nihayetinde
vatanından kovulması acısını bile tatmış olmasına mukabil, yine de yabancı
ellerde
vatanı aleyhine, yeni iktidar aleyhine tek bir cümle bile sarf etmemiş bir
kahramandır. Bilakis buna teşebbüs edenleri, en şedit bir tavırla bundan men
etmiştir.
Vatanına
ve milletine olan bağlılığından dolayıdır ki, gurbet ellerde beş parasız ölmüş
ve cenazesi ortada kalmıştır. Yoksa İstanbul’dan sürülürken, Topkapı
Hazineleri’nden cebine atacağı birkaç elmasla hayatının sonuna kadar lüks içinde
yaşar, ihanet düşünecek olsaydı da, o hazineleri sırtlandıktan sonra,kuracağı
bir ordu ile emperyalistlerin desteğinde İstanbul üzerine yürüdü.
O,
vatanının selâmeti için -kendine vurulacak damgayı bilerek- kendini feda etmiş
ve kendinse vurulan o damganın acısını, ıstırabını kalbine gömerek, kendisinden
dolayı vatanına bir zarar gelmesine mani olmak için, köşesine çekilip ölümü
beklemiş bir vekar heykeli değil de nedir?
Efendi
Hazretleri, bizzat Vahidüddin Hân’ın emirleri mucibince, Anadolu’ya bir çok
yardım yaptığını ve verdiği desteği yarım asırdan çok daha fazla bir zaman
öncesinden ifâde etmekte değil midir?''
Ve
Üstad Necip Fazıl Kısakürekin Vahdettin Han'ı anlattğı eserinde ki PADİŞAH'IN
NEFS MUHASEBESİ başlığında yer alan ifadeleri dikkatle okuyunuz...
Beşer
takatinin üstündeki bu ağırlıklar sürüp gider ve her gün biraz daha bastırırken,
Sadrâzam Tevfik Paşa (enstantane) bir istifa ve onu takip edici yeni
tâyinle ikinci bir kabine kuruyor. Bu basit bir oyundur ve maksat, eskiler
kadar silik yeni nazırların iş başına getirilmesi veya eskilerden birkaçının
işbaşından uzaklaştırılmasıdır.
İkinci
Tevfik Paşa kabinesinin kuruluşundan bir gün sonra gazeteler bu değişikliği
tenkit etmeye başlıyorlar. Tenkitçiler arasında en ileri giden «Vakit»
gazetesidir ve iki halis Anadolu çocuğunun (Hakkı Tarık ve Âsım Us kardeşler)
sahibi bulundukları bu gazetenin başmuharriri, mahut Ahmed Emin Yalman'dır.
Amerika'dan yeni gelmiş ve bir müddet sonra kurt ve Ermenilerin istiklâlini
müdafaa edecek, Türkiye'yi Amerikan mandası altına sokmak, tek kelimeyle
istiklâl
ve bütünlüğünden uzaklaştırmak isteyecek olan Yahudilik kurmayı emrindeki bu
bedbaht kalem, ilk karargâhını böyle bir gazetede kurmayı bilmiştir.
İşte
bu kalem, kabinedeki değişikliği, Padişahın yakınlarından Refik Bey isimli bir
şahsın hususî telkiniyle meydana gelmiş göstermekte ve isimleri iaşe
mes'elelerine karıştırılan üç nazırın kabineye alınışını şiddetle yermektedir.
Ona göre, bu tâyinleri Sadrâzam istememiş de, yakınının tesiri altında Padişah
yaptırmıştır.
Hünkâr
gazeteyi Harem dairesinden getirtip Başkâtibine gösteriyor. Derken Başmâbeyinciyi
de çağırtıp sözü mahut Başmuharrire getiriyor ve diyor ki:
«—
Bu adamın siyaseten ve diyaneten (siyaset ve din bakımlarından) bu memleketle
ne alâkası var? Kendisi İspanya tebaasından ve Selanik dönmelerindendir!»
İşte,
o günden maşatlığa götürüleceği güne kadar işi gücü Türkün ruh kökünü
baltalamak, birliğini zedelemek, milliyet ve mukaddesat yolunda yürüyenleri
çürütmek ve «Vatan» ismiyle vatanı fesada vermekten ibaret; bu eseri yazanın
baş düşmanı Ahmed Emin Yalman!..
Ve ilâve ediyor:
«—
Ben umur-u devleti Refik'le istişare ederim. Siz, ikiniz de Mâbeyn erkânı
olduğunuz hâlde, vekilim olan Sadrâzamla aramızda cereyan eden şeyleri sizden
bile ketmediyorum (saklıyorum)... Neş-riyat-ı vakıanın münasip surette tekzip
ettirilmesi size ait bir vazifedir.»
Sultan Vahidüddin, yıkılan İmparatorluğun her ân omuzlarına çokücü, daha ağır
yükü altında, her gün daha ezgindir.
İşte,
Başkâtibine içini doküşü:
«—
Ecnebiler pek Maman (aman vermez, insafsız)... Gece gündüz ne çektiğimi bir
Allah(c.c.) bilir, bir ben bilirim! Bizi tazyik ile Meclis-i Meb'usan'i
dağıttırdılar.
Fikirlerini ihsas değil, âdeta açıktan açığa izhar ediyorlar. Ben meşrutî bir
hükümdar olduğum hâlde güya mutlak bir hükümdar imişim gibi muamelede
bulunuyorlar
ve doğrudan doğruya bana müracaat ediyorlar. Meşrutiyetten bahsedilince, hangi
meşrutiyet, diye mukabele ediyorlar. Karşımızda müracaat edecek kuvvet olarak
yalnız sizi tanırız ve yalnız sizi pak addederiz, diyorlar. Yâni sözlerimizi
isga etmezseniz (yerine getirmezseniz) sizi de tanımayız, demek istiyorlar.
İstikbalimizi kurtarmak İçin bizzarure bu hâllere tahammül ediliyor. Diğer
taraftan bir şey için kendilerine müracaat edilince henüz münasebat-ı
siyasiyemiz
iade olunmadı, buradaki memurlar askerî memurlardır, diye cevap veriyorlar. Ben
milletin ateşli külü üzerine oturdum; taht-ı saltanatın kuş tüyünden minderleri
üzerine oturup gömülmedim! Bunlardan kimseye bahsedilemiyor, millete de malûmat
verilemiyor. Elbette bir gün tarih bu bakayikı (hakikatleri) yazar. Siz
eminim olduğunuz için bu şeyleri mahremâne olarak yalnız size söylüyorum. Vakıa
merhum birader de dahilî bir kuvve-i galibenin taht-ı tazyikindeydi; lakin
ben onun kat kat fevkinde olarak donanmalarıyle mücehhez bir kuvvet karşısında
bulunuyorum. Eğer adilâne bîga-razane (garazsızca), bîtarafane (tarafsızca)
idare-i umur edecek bîr halefim olsaydı ömrümün devr-i âhirînde bu bâr-ı azîmi
(muazzam yükü) vAllah(c.c.)i, billahi, tAllah(c.c.)i kabul etmezdim. Taht-ı
saltanat ile teneşir arasında ne kadar mesafe olduğunu bilirim. Siz de
gözünüzle gördünüz; bir tarafta taht, bir tarafta da tabut duruyordu-»
Sultan
6. Mehmed Vahidüddin'in en yırtıcı, göğüs paralayıcı nefs muhasebesi çapındaki
bu sözleri, onun, 36 Osmanlı padişahı ve belki bütün insanoğlu kadrosu
içinde en talihsizi olarak, hakikatte ile büyük bir hükümdar, millet dostu ve
insan olduğunu ispat eder.
O, Türk hükümdarları arasında en küçük görünmeye mahkûm, en büyüklerden
biriydi.
Üstad
Necip Fazıl'ın Sultan Vahidüddin adlı eserinden alıntıdır.
KURTULUŞ
ANADOLU’DA !
Onun
kurtuluşun Anadolu’dan gerçekleşeceğine ümidi tamdı. Bizlerinde tam!
Bir
ara kendisi gitmeyi düşündü ise de, İngilizler, “Eğer Anadolu’ya geçersen
İstanbul’u Rumlara işgal ettirir, taş üstünde taş bırakmayız.” diyerek
engellediler.
Bunun üzerine bir gün saraya çağırdığı Mustafa Kemal’i; “Paşa! Paşa! Şimdiye
kadar devlete çok hizmet ettin. Ancak asıl şimdi yapacağın hizmet, hepsinden
mühim olabilir. Devleti kurtarabilirsin!” sözlerinden sonra, büyük yetkilerle
Anadolu’ya gönderdi.
Böylece İstiklâl mücadelesi başlamış oldu......!
Bizler
ne akp nede diğerleri uğruna bu değerlerimizi alaşağı etme ve artık bazı
gerçekleri sümen altı etme lüksüne sahip değiliz...Yalan söyleyen tarihi
de kabul etmek zorunda hiç değiliz...
Bu
vesile ile Sultan Vahidettün Han ve onu En güzel biçimde bize sunan Necip Fazıl
Kısakürek'e rahmet ve şükranlarımızı sunuyoruz..........
Anadolu
Haber Günlüğü
xxxxxxxxxx
EY TÜRKOĞLU KÖR MÜSÜN?
-------------
OZAN ARİF HARİKA SÖYLÜYOR
Gönderen:
http://rapidshare.com/files/13376537...esuen.mp3.html
Ey
Türkoğlu...
Kendine gel kendine!
Devletini deliyorlar kör müsün?
Düşmeyelim şu Batı'nın fendine
Kırk elekten eliyorlar, kör müsün?
Batı hep böyledir, borç verir önden,
Vatan ister vatan, yurt ister senden.
İktisadî yönden, coğrafi yönden,
Kuşatmaya alıyorlar, kör müsün?
'Türkiye, Türklerden nasıl alınır?'
Hesabı yapanla dost mu olunur?
Hangi dağda hangi maden bulunur,
Bizden iyi biliyorlar, kör müsün?
Batılı diyor ki 'şu kanun gerek',
Biz de sanıyoruz bal ile börek.
'İnsan hakkı', 'demokrasi' diyerek,
Ne hainler buluyorlar, kör müsün?
Hain çünkü; bunlar almış doları,
Alınca Batı'ya vermiş yuları;
Bunlar şu AB'nin kadim kulları!
AB diye meliyorlar, kör müsün?
Bazınız belki der; 'kim bunlar, nerde?'
Nerde deme nerde, bunlar her yerde;
Şehirde, kazada, hatta köylerde,
Akılları çeliyorlar, kör müsün?
Bunların içinde kim yok ki, oof, of!.
Kimisi medyatör, kimisi prof.
Seçtiklerin bile kof çıktılar kof,
Aynı telden çalıyorlar, kör müsün?
Son seçimde vebal attın boynundan,
Müslüman seçmiştin, emindin bundan!.
Bunun bile haç çıkıyor koynundan,
Frenk k..ı yalıyorlar, kör müsün?
İşte bu AB'ci aydın(!) zevatlar;
AB'yi överken göbeği çatlar!..
Pamuklar, yamuklar, bazı g...tlar,
Ermenici oluyorlar, kör müsün?
AB için her bağımız hiç artık,
Kan bağıymış, dil bağıymış geç artık,
Türkiye'de Türküm demek güç artık,
Türk adını siliyorlar, kör müsün?
AB ne yapıyor, bak vurup vurup?..
Mozaik diyorlar mermeri kırıp!..
Kürt'ü Türk'ten, Türk'ü Kürt'ten ayırıp,
Dilim dilim diliyorlar, kör müsün?..
Sonra Kürt'ün çocuğunu kandırıp,
'Hasan Sabbah' gibi tam inandırıp,
Büyütüp besleyip, silahlandırıp,
Üstümüze salıyorlar, kör müsün?
Bırak be milletim, gafleti bırak!
Aç gözünü artık, şu piçlere bak!
Vatanında bayrağını yırtarak,
Ay-Yıldız'ı yoluyorlar, kör müsün?
Açık artık felakete gittiğin,
Günden güne tükendiğin, bittiğin!
Davul zurna ile asker ettiğin,
Evlatların ölüyorlar, kör müsün?
Kör müsün diyorum, hiç kızma, affet;
Zıvanadan çıktım, nedir bu gaflet?
Savaş var karşında devlet yok devlet,
Sinsî sinsî geliyorlar, kör müsün?
Bakın 'yankiler'le verip el ele,
Çakalken it oldu iki hergele!..
Talabani bile, Barzani bile,
Paçamıza dalıyorlar, kör müsün?
Zaten PKK'yı kuran da Batı,
Kurup arkasında duran da Batı,
Bizi sırtımızdan vuran da Batı!..
Ensemizde soluyorlar, kör müsün?
Bitsin artık 'dostuz, mostuz' mavalı,
Gördük işte en dost olan düveli!
Başımıza kim geçirdi çuvalı?!..
Bir de kıs kıs gülüyorlar, kör müsün?
Vaşington, Brüksel, Strazburg, Roma,
Arif, bunlar dost mu olur adama?
Felaket tellalı değilim ama,
Türkiye'yi bölüyorlar, kör müsün?!..
Ozan Arif