Resimler bölümü
OSMAN ÜÇER’İN YENİ ŞİİR
KİTABI ŞUBAT AYINDA ELİNİZDE

--------------------------------
İSRAFİL K. KUMBASAR’ION
GÜNÜMÜZLE ALAKALI MAKALESİ: (YENİÇAĞ GAZETESİ)
TÜRK KÜRT KARDEŞLİĞİNE AKP ‘NİN
SIKTIĞI KURŞUN
Türk Milleti,
tarihinin hiçbir döneminde Kürtlere ‘ayrı bir ırk’ muamelesi yapmadı.
‘Kültürel’ planda herhangi bir fark görmediği Kürtleri, hep ‘kendinden bir
parça’ olarak kabul etti.
Anadolu’nun kapılarını açan Malazgirt Zaferi’nden çok daha önce onlarla içiçe oldu, kız aldı, kız verdi.
Vatan her tehlikeye girdiğinde, Çanakkale’de, Birinci Cihan Harbi’nde, Kurtuluş
Savaşı’nda ‘ortak düşmana’ karşı onlarla omuz omuza mücadele etti.
Cumhuriyet’in ilanının ardından, emperyalizmin desteği ile peşpeşe
patlak veren isyanlar, ‘ortak gelecek’ inşa etme arzusunu ortadan kaldıramadı.
Emperyalizmin bir maşası olarak ortaya çıkan bölücü örgüt PKK ve siyasi
uzantılarının yaklaşık 25 yıldan beri sürdürdüğü ‘örtülü’ savaş bile, Türk’ü
Kürt’e düşman etmeye yetmedi.
Anadolu’nun her bölgesinde şehit cenazelerine katılanlar, acılarını yüreklerine
gömüp, hep bir ağızdan şu sloganı haykırmaya devam ettiler:
- “Türk-Kürt kardeştir, bizi bölen kalleştir”
Ta ki AKP iktidara gelinceye kadar.
* * *
‘Dini’
referanslar üzerinden ‘milli iradenin’ üzerine ipotek koyarak iktidarı ele
geçiren ‘etnik’ çıkar koalisyonu, ‘sıfır terör’ ile teslim aldığı ülkeyi,
‘bölücülüğe çanak tutan’ söylemler ve icraatlar ile kısa süre içerisinde
yeniden ‘kardeş kavgasının’ eşiğine sürükledi.
Teslimiyetçi iktidarın, kendisini ayakta tutan güçlere ‘kapalı kapılar’
arkasında verdiği taahhütlerin bir neticesi olarak, hiçbir sebep yokken
başlattığı ‘Kürt açılımı’ tartışmaları, ‘yandaş’ ve ‘yanaşma’ medya aracılığı
ile eksen değiştirerek adeta ‘Türk-Kürt kardeşliğine’ sıkılan bir kurşuna
dönüştü.
İktidarın, ‘terörü sona erdirme’ bahanesi ile ‘terör örgütü’ ile dolaylı
yollardan ‘müzakere masasına’ oturmaya kalkışması, muhtemel bir ‘Türk-Kürt
çatışması’ senaryonu yeniden gündeme getirdi.
Korkarız ki, bundan yine en fazla zarar görecek kesim, zamanında bölücü örgütün
tehdit ve şantajlarına teslim olmayıp, ‘canlarını’ kurtarabilmek için Batı’daki
vilayetlere sığınan ve ‘açılım’ diye herhangi bir dertleri bulunmayan
vatandaşlar olacak.
* * *
Yıllardan beri
ekilen ‘kin’ ve ‘nefret’ tohumları nihayet filiz veriyor.
‘Et’ ve ‘tırnak’ birbirinden ayrılıyor.
Daha dün Kürtleri ‘kardeş’ görenler, bugün onlara ‘başka bir gözle’ bakar
oldular.
Öyle ki, bazı büyük kentlerde, daha düne kadar ‘yaradılanı
hoş gör, yaratandan ötürü’ felsefesi ile hareket edenler bile, artık
‘arkadaşlarının’, ‘komşularının’, ‘kiracılarının’, hatta mahallerinde iş yapan
esnafın ‘etnik kimliğini’ sorgulamaya başladılar.
Bazı yerlerde Kürtçe konuşanlara kiralık ev verilmediğini, Kürtçe konuşan
esnaftan alışveriş yapılmadığını duyuyoruz.
Bırakın ‘Kürtçe’ konuşanları, Türkçe’yi ‘bozuk bir
şive’ ile konuşanlara bile ‘iyi göz’ ile bakılmadığına tanık oluyoruz.
Daha dün “Bir tek çakılı dahi vermeyiz” diyenler, bugün artık “Verelim bir kaç
vilayeti, ama aramızda bir Kürt bile bırakmayalım” diye ortalıkta dolaşıyorlar.
Bu tehlikeli süreç, “Güneydoğu bizim, Türkiye hepimizin” diye sırıtan
birilerine birşeyler anlatmıyor mu?
* * *
Bugüne kadar karşı
kaldığı her türlü ihanete rağmen, ırkçılığın ‘ı’sına
dahi prim vermeyen bir milletin evlatları, ırkçılığı ‘inanç perdesi’ ile
gizleyen iktidar ve ırkçılığı ‘kimlik olarak’ dayatan bölücüler tarafından
sürüklendiği ‘ayrışma’ ortamında, ‘kendini koruma’ refleksi ile ‘ırkçılık’
yapmaya zorlanıyor.
Yarın durumdan vazife çıkaracak holiganların, bir takım evlerin kapısına
‘çarpı’ işareti koymayacağını kim garanti edebilir?
Görünen köy, kılavuz isemez.
TÜRKİYE’NİN ARABA VAPURLARI TAŞIYA DURSUN DA BÜTÜN MİLLİ GELİRİMİZ İSTANBUL’A DÖKÜLMESİN. BİRİLERİ KÖPRÜ MÖPRÜ DEYİP YİNE YANLIŞLAR YAPIYOR GİBİ.

EN MODERN YATIRIMLARA EVET DEMEYEN KAFA KAFA DEĞİLDİR DE.. GÖRDÜNÜZ.ONLARCA YIL ÜNİVERSİTE İSTANBUL, ANKARA, İZMİRE AİT KALDI. MEMLEKETE DAĞILINCA SANIRIM DAHA YARARLI OLDU.

KADI KÖYÜ’NDEN HAKKARİSİNE, KARSI’NDAN MUĞLASINA KADAR BU VATANA SAHİP ÇIKTIĞIMIZI TÜRK MİLLETİ OLARAK KARARLI BİR ŞEKİLDE GÖSTERMELİYİZ. EN BÜYÜK ENGEL BU GÜN YOBAZLIKTIR. ALLAH KENDİSİ BİLİR.

DÜNYANIN EN GÜZEL MEMLEKETİ BİZİM. AMA BİZE BİR ŞEYLER OLDU. AMERİKA VE AB ELİYLE YOBAZLIK ÇOK KİMSENİN DİNİ HALİNE GETİRİLDİĞİ İÇİN ÇIKMAZDA GİBİ GÖRÜNÜYORUZ.

BU CENNET VATANIN UĞRUNDA ÖLMEYİ GÖZE ALMAYANLARIN CESEDİ ÇÖPLÜKLERDE ÇÜRÜSÜN. ONA ZARARI DOKUNANLAR UYUZ OLSUN KAŞINA KAŞINA GEBERSİN.. ISLAH OLANLAR MUTLU OLSUNLAR.
Bu bölümü de fikir
yazılarına tahsis ediyoruz şimdilik.
Not: Tasavvufta bir aşırılıkların ya da hükümlerin
şirk anlamına geldiğini sanıyorum. Ama, tasavvufu küllüyen ortadan kaldırmak istiyen
fikir arkadaşları da hoşuma gitmiyor. Şimdilik bu konuda bir yazı sunarak,
meseleye katkı da bulunalım…
|
Sahibinden orijinal DTP=PKK BELGESELi |
|
VARAN
1
47
DTP’liye 70 yıl hapis cezası verildi *HABER-ANALİZ:
MUSTAFA DURAN Fotoğraf
ve belgelerle DTP-PKK ilişkisini yayınlıyoruz
Murat
Karayılan Kandil’den mesaj yollamıştı. Karayılan:
DTP’yi destekleyin
DTP’liler bölücülerle bağlarını gizlemiyor
DTP
Genel Başkan Yardımcısı Emine Ayna: DTP
Diyarbakır Milletvekili Gülten Kışanak: Gerilla ile çatışmada başarı elde etmek mümkün değil. DTP
Iğdır milletvekili Pervin Buldan: Hakkari’de çocuklarımız, toplarla, tüfeklerle, gaz
bombalarına maruz kaldı. Bu coğrafya, Kürdistan coğrafyasıdır. Bugün bu
ülkede sayın Abdullah Öcalan, bu halkın iradesidir. DTP
Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır: ‘Sayın Öcalan’ dediği için birçok insan yargılanmış,
gözaltına alınmış ve tutuklanmıştır. ’Sayın’ demek suçsa bu saygın değere
sahip çıktık ve çıkacağız. DTP
Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş: İster aydınlarla ister DTP ile ister Öcalan’la görüşürsünüz.
Başbakan DTP’ye ’Terör örgütüyle aranıza mesafe
koyun’ diyorsa, bundan vazgeçecek. Batman’dan sesleniyoruz. Bu muhataplardan
biriyle mutlaka er ya da geç görüşeceksiniz DTP
Tunceli Milletvekili Şerafettin Halis:
Devlet TRT 6’yı bize sunarken, TRT Şeş için mücadele eden Kürt dinamikleri
yani PKK’yı yani, PKK’nın lideri sayın Abdullah
Öcalan’ı muhatap almazsanız bu sorun çözülmez.
DTP’li Sırrı Sakık: Yıllardır Türkiye’de bütün siyasi partiler ’PKK terör
örgütüdür’ diyor, sorun çözüldü mü? Çözülmüyor. Turgut Özal da bize
’Eğer PKK terör örgütüdür derseniz, sizin onların üzerinizdeki etkiniz
kalmaz’ demişti... DTP
eski Genel Başkanı Nurettin Demirtaş: 9 gencin üzerine 10 bin kişilik ordu gönderiliyor.
Şimdi buna ister kahramanlık deyin, ister zafer deyin. Bundan utanç
duymuyorlar. Bundan utanç duymayacak mıyız? Her gün bu acılar yaşanırken biz
halen barış diyoruz. Biz direneceğiz DTP
İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel: DTP
Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici:
Kürt sorununun çözümünde çarptırıldığı ömür boyu hapis cezasını İmralı
Cezaevi’nde çeken ’sayın’ Abdullah Öcalan’ın muhatap
alınması gerekiyor. DTP
Genel Başkan Yardımcısı Kamuran Yüksek: Değişik çevreler “PKK’yı kınayın, terör örgütü olarak
görün, çizginizi değiştirin” telkinleri yapıyor. Bizi biz yapan bunlar.
Siyasi çizgimizi değiştirmeyiz. Bedelini ödemeye de hazırız.
Fezlekelerin
çoğu terörden! YENİ ÇAĞ GAZETESİNDEN |
MEHMET Şevki Eygi ‘den bir nakil:
|
"İSLAM'da tasavvuf yoktur, tasavvuf şirk,
küfür ve dalâlettir" gibi sözler Ehl-i Sünnet
ve Cemaat ulemasına ait değil; Vehhabîlere aittir.
Binaenaleyh bu gibi aşırı görüşler biz Sünnî Müslümanları bağlamaz ve bunlara
asla itibar etmeyiz. Gerçek İslâm tasavvufunun Hind'ten, Kadim Yunan'dan, şuradan buradan geldiğini
iddia edenler de yalan söylüyor. Tasavvuf İslâm'ın ahlâk, zühd, bâtın boyutudur. Gerçek
tasavvuf yüzde yüz Kitab'a, Sünnete, Şeriata
uygundur. İmamı Gazalî
hazretlerinin, el-Munkizu min
ed-dalâl kitabında buyurduğu gibi İslâm'ı en iyi
anlayanlar, en iyi yaşayanlar, en takvalı ve kâmil Müslümanlar sûfîlerdir. Evliyaurrahman'ın çoğu sûfîler içinden çıkmıştır. Gerçek sûfîler her asırda yeryüzünde Allah'ın şâhidleri olmuşlardır. Gerçek sûfîler
Resûl-i Kibriya aleyhissalatü
vesselam Efendimizin vekilleri, varisleri, halifeleri olmuşlar ve onun
sünnetini yaşamış ve yaşatmışlardır. Gerçek sûfîler
kuru lâfla değil, hâl ile İslâm'ı tebliğ etmişler ve nice insanın hidâyetine vesile olmuşlardır. Gerçek sûfîlere
bakan onlarda İslâm'ı görür. Gerçek sûfîler
insanın en büyük düşmanı olan nefs-i emmâre ile büyük cihad
yapmışlardır. Gerçek sûfîler
yalancı, aldatıcı, azdırıcı dünya tuzaklarına düşmemişler ve Müslümanları da
bundan korumak için çalışmışlardır. Gerçek sûfîler
emr-i mâruf ve nehy-i münker yapmışlardır. Gerçek sûfîler
İslâm'ın baş emri olan beş vakit namazı dosdoğru kılmışlardır. Gerçek sûfîler
Kur'ân'ın ve Sünnet'in askerleri olmuşlardır. İhlâs, sıdk, vefa, seha, mürüvvet, fütüvvet gerçek sûfîlerin
hasletleridir. Tasavvuf düşmanları bazı meczubîn'in şatahatını ön plana
çıkararak saldırıyor. Şathiyat örnek olmaz. Tasavvuf şathiyat değildir. Cihan tarihinin gördüğü en büyük ve
doğru devlet olan (Kuruluş ve yükseliş devrini kasd
ediyorum) Osmanlı'ya bakalım. Sultan Osman Gazi Han'dan, Son Padişah Vahidüddin Han'a kadar bütün Selâtin-i Osmaniye (nevverallahu merakidehum)
tasavvuf ve tarikat mensubu idiler, bir veya birkaç şeyhe intisabları
vardı. Tasavvuf ve tarikat olmasaydı Devlet-i Aliyye
600 sene değil, 60 sene pâyidar olamazdı. Osmanlı sultanları dünya sultanı
olarak mâneviyat sultanlarına tâbi olmuşlardır.
Onların büyüklükleri ve sultanlıkları buradadır. Selâtin-i Osmaniye'nin çoğu büyük
velidir. Bu velayete tasavvuf ve tarikat sayesinde nâil
olmuşlardır. Osmanlı devleti sadece ordularıyla
değil şeyhleri ve dervişleriyle de fütuhat yapmıştır. Gazi Sultan MehmedHan-ı
Sâni efendimiz henüz 21 yaşında iken İstanbul'u, biiznillahi teala, şeyhi ve
mürşidi Akşemseddin hazretlerinin dua ve himmeti
ile almıştır. Asıl bid'at,
Vehhabîlerin ve diğer bazı ehl-i
bid'atin tasavvufu ve tarikati
inkar etmeleri, bid'at
saymaları, sûfileri müşrik ve kâfir ilan
etmeleridir. Tasavvufu kaldırın, Osmanlı'dan ne
kalır? Vehhâbîlik hareketi Osmanlı İslâm devletine ve Hilafet-i İslâmiyeye
karşı tuğyan ve isyandır. Vehhâbîlerin Osmanlılar gibi fütuhatı var mıdır? Vehhâbîler, baştan beri İngiliz ve düvel-i muazzama-i Salîbiyye
tarafından desteklenmiştir ve el'an
desteklenmektedir. Bugün ABD ayakta duruyorsa Vehhâbîlerin ABD bankalarında sakladıkları bir trilyon
dolarla durmaktadır. Tarih boyunca Fahr-i
Kâinat Resulullah sallallahu
aleyhi ve sellem efendimize en büyük saygıyı
Osmanlı sultanları, Osmanlı devlet ricali, Osmanlı Müslümanları göstermiştir. Resûlullah'ın kubbesini yıkacağız, nâşını kabrinden alıp
başka yere gömeceğiz, toprağını da düzleyeceğiz diyen Vehhâbîlerde
Peygamber-i zîşan efendimize hürmet var mıdır? Tarih boyunca Hulefa-i
Râşidin (radiyallahu
aleyhim ecmain) devrinden sonra Tevhid
bayrağını en fazla yüceltmiş, en fazla fütuhat ve i'lâ-i
kelimetullah yapmış devlet ve topluluk Osmanlı'dır. Osmanlı atalarımız Din-i Mübin-i İslâm, Kur'ân, Sünnet ve
Şeriat-ı garra-i Ahmediyye
yolunda milyonlarca şehid vermiştir. Bunca mü'mine,
şehid, gaziye, fâtihe, din
hizmetkârına, ulemaya, meşayihe, mürşitlere, evliyaullaha; müşrik, kâfir ve sapık diyenler ne kadar
hayâsız ve insafsız kişilerdir. Onlardan petro-dolarlar
alıp mü'min, muvahhid,
muhlis ecdadını sövenlere yazıklar olsun. Yâ Rabbi içimizdeki beyinsizler yüzünden bizi helâk etme... |
|
|
BİLMİYORUM DİYEMEYEN CAHİLLER
YAZAN: ALİ MERAKLI
1975 DEN BERİ siyasetten tiksindiğim için seçimle ilgili kanunları, kuralları bile öğrenmek istemiyorum. Bu yıl, belediye
başkanı için kararlıydım da encümeninde bir isim hoşuma gitmemişti.
O listeye oy versem aceba bir
ismi çizse idim. listenin
tümü iptal mi edilirdi.? Arkadaşlara rast getirip soramadım. Tam oy
sandığı sırasına girince aklıma geldi. Oradaki görevlilere sordum.
Kalaklı kulahlı bir kadın soruyu
anladı, ama cevabını bilmediği için kıvarmıya başladı
- bakın belediye başkanı ile encümen listesi
bir zarfa konuyor. Siz işaret
etmeyin,işaret koymayın.. İkisini bir zarfa koyun atın.
-
Ablacığım, çizip çizmeyeceğimi sormuyorum, çizilmiş bir liste ile
belediye başkanı
adı bir zarfta
olunca belediye başkanını oyu da
iptal edilir mi?
-
Edilir, iptal
edilir. Şey edilmese de siz çizmeyin..
O sırada sandık başında üç kişiden
bir erkek lafa karıştı. Arkadaş,
istediğiniz partiye oy verin biz karışmayız.t
Tekrar genişce
izah. yaptım. Anlamamış
pozuna değil de anlamış pozuna girip yine soruya
cevaptan uzak zırvalar.
O zaman işaret parmağımı ağzıma götürüp, sus işareti
yaptım. Ve kabalıkla ((kusura
bakmayınız.bu sorunun cevabını bilmiyorsunuz. Ben de araştırmadan geldiğime
pişmanım!)) dedim.
Oyu mu belediye başkanı adayına kullandım ama listede çizim
yapmadım.Çünkü kazara tüm zarfı geçersiz
kılar da yazık olur diye
çizmeden oy kullandım.
Vaaah
vaaah. Bir sürü para alan
adamlar ve ben zamanında böyle
bir meseleyi öğrenmemişiz.
Istemediğim adayın üstüne kalın bir çizik
atamladığım için ve bilgisizliğin huzursuzuyum..
****
MATAMATİK, ASTRONOMİ,
KELAM, FELSEFE, FIKIH, GRAMER
KONULARINDA ESERLER
VEREN ALİM KİMDİR?
-
ALİ KUŞÇU…
-
BİLDİNİZ EFENDİM.
-
BUNDAN BÖYLE BENZERİ ALİMLERİN
YETİŞMESİ İÇİN GAYRET GÖSTERECEĞİNİZDEN EMİNİZ…
DR. SALİH YILMAZ’IN BU ESERİ MUTLAKA ELDE
EDİLMELİ
0 532 585 77 80
0 505 708 01 04

SİTELERİMİZ SAHİBİ 2000 YILINDA
MİHRALİBEY’İ YAZDI. Kimileri bu konuda dünyada ilk eserdir
diyorlar.
OSMAN ÜÇER’SE: - EĞER TARİHPTE YUKARDAKİ ESER ELİMDE
OLSAYDI, MİHRALİBEY HAKKINDA YAZDIĞIM ESER DÜNYA ÇAPINDA OLURDU. DİYOR..
DR. SALİH YILMAZ
BU ESERİ İLE TÜRK TARİHİNE BÜYÜK KATKIDA BULUNMUŞTUR.
EN AĞIR KONULAR, AKICI BİR DİLLE VERİLMİŞ,
KARAPAPAKLAR ŞANI ŞÖHRETİYLE
TARİHİMİZE KAZANDIRILMIŞLARDIR.

TÜRKLER HEM TARİH YAZIYORLAR,
HEM DE BUNU ESERLERE RAPTEDİYORLAR..
BUNUNLA KIVANÇ DUYUYORUZ..
---------------------
SÜSLÜ
NESİBE
Yazan:
Osman ÜÇER
Niğde
Folkloru’nda ismi geçmesi gereken muhterem kadınlardandı. Hayatının önemli bir
kısmını dul olarak yaşadı. Şansından aldığı iki kocada öldü. Akrabağları ve Niğdeli sakinlerce iyi tanınan, sevilen bir
kimseydi.
Uzun,
süslü ve yeni entariler giydiği için adı süslü Nesibe’ye çıktı. Kendisi bu
lakaptan memnundu. Cicili bicili basma elbiseler içinde salınıp gezmek ruhunda
bir dinlenme husule getiriyordu hazaaar..Çünkü, asaleten iyi yaşamayı, iyi giyinmeyi severdi,. Ne
yazık ki felek, bunu nasib etmemiş, yek ekmeğe
muhtaçtı.
Tanıdığı
kadınların evlerine gündüzleri ziyarete gider, evin çocuklarıyla arkadaş olur,
onlara mani söyler, masallar anlatırdı. Sırf onların hafızasında yer etmek için
bazen oyunla karışık türküler de söylerdi. Hisse olarak, bölüm olarak bir
taşınmaza sahip olduğu halde, maalesef ya kira ya da bağış olarak onun bunun
evinde, hayır sahiplerinin evinde otururdu.
Gittiği
evlerde hoş sohbeti, söylediği mani ve türküleri, anlattığı güldürü
unsurlarıyla sevilir, ayrılırken illa yakında yine gelmesi istenirdi. Hele hele evlerin çocukları tarafından samimiyetle tutulur, her
zaman gelmesi istenirdi.
O’da
vakti oldukça, yeni söyleyecekleri bulunduğunda, yeni şeyler öğrendiğinde bu
evleri teker teker sıraya kor ve ziyaret ederdi.
Dul
oluşu bazı hısımları tarafından kötüye yorumlanmış olacak ki, gelip gitme
konuları biraz problemli olurdu. Hele hele hissesi
söz konusu olduğu evin sahibi hiç yüz vermez hayatı boyunca hatırını sorduğu
hatırlanmazdı.
Bir
zaman oldu ki,. Hatay’lı bir
er evlenmek istedi. Akrabağlarını topladılar. ER’in talebi uygun görülmedi ve reddedildi. ((İyi de, madem
bu kadar sahip çıkacaktınız, bu kadına bir ev temin etseydiniz ya!)) demek
geliyordu insanın içinden.
Süslü Nesibe,
bu kimsesizlikle geziyor, geziyor, bazı evlerin istenilen yakını oluyordu. Ama,. Akrabağlarının sahip çıktığı
yine görülmüyordu. Bir küçük bağı vardı. Çok güzel çekirdek armutları olurdu.
Nesibe’nin parası pulu yoktu. Çekirdek armutlarından mevlit okutturmuştu.
Kimsenin böyle bir şey yapmadığı, yani çekirdek armudu ile mevlit okutmak
aklına gelmediğine göre Nesibe’nin tavrı çok dikkat çekici olmuştu..
Zaman zaman, Nesibe’nin Niğde Folkloruna ait bilgilerinden
derlediğimiz bölümleri sunacağız. Bir örnek arz ederek Nesibe bahsini şimdilik
kapatalım: (Nesibe’nin anlattığına göre)
Bir evde
bir dul teyze ile bir genç kız koca beklemekte. Dul olan tabii ki dünürcünün
kendisine gelmesini istemekte, kız ise bir an evvel baş göz edilmek
istenmektedir. Teyze olan dul, kıza şöyle der:
-
Korkma sana dünürcü geldiğinde ben seni
onlara iyice överim. Kız buna inanır görünür ama,
teyzesi’nin ne mal olduğunu bildiği için de içinde kuşkusu vardır.
o Günün
birinde dünürcüler gelir. Kız dışarıda kahve pişirmektedir. Teyze kızı övme
hazırlıklarındadır ama, yine de kızın kapıyı
dinleyeceğini tahmin eder.
-
(Yüksek sesle) İyi kız has kız
(Kısık
sesle) Huyu pek çıtız.
Böylelikle
kız yüksek sesli olanı duyacak ve mutlu olacak,. Ama,
kısık sesle söylediğini de
dünürcüler anlayacağı için kıza dünür olmalarına rağmen
beğenmeyecekler. Kim bilir? Belki kendisine talip olurlar. Dul mul.
-
(Yüksek sesle) Sandık dolu sepet dolu,
(Yavaş sesle) arkasına giyecek hırkası yok..
-
(Yüksek sesle) Saçı çok, başı çok, (kısık
sesle) başında kavurgası- biti de çok..
İşte
süslü Nesibe böyle hikayelerin en güzel anlatanıydı.
Nesibe
bir gün girdiği bir toplantı da bir kadının çok gururlu oturduğunu görür.
Etrafa bunun kim olduğunu sorar. (Vali’nin karısı) cevabını alınca gıcık kapması daha da artar. Tam karşısındadır. Valinin
karısı ne hareket yaparsa aynını yapmaya başlar. Bunun farkına varan kadın
sinir olur ama muhatap olup da kavgada edemez. Kalkıp gider. Bunu niye yaptığı
Nesibe’ye sorulur, cevabı:
-
Vali’nin karısı olmuş da N’olmuş? Güzellikse ben ondan güzelim. Boy bossa benim ki
daha yeğin. Ne gurulup durur öyle? İyi etimde
kaçırttım! der.
-
Nesibe Niğde Folkloruna örnek alınacak bir
bayandı. Acılar içinde yaşarken, acısını belli etmeden binleri güldürmeyi
bildi. Arandı soruldu. Gel velakin akrabağları
sahip çıkmadı. Bir göçmenin evinin merdivenleri altındaki çukurda hayatının
sonunu yaşadı. Akbarağları arayıp sorduğu yoktu. Bir
gün Süslü Nesibe’nin öldüğü haberi yayıldı.
Akrabağlarına haber
yollandı. Bir kaç kadın geldi. Eşyalarını tasnif ettiler. Sandığında ne varsa
alıp götürdüler. O’na sahip çıkmamışlardı ama,
eşyalarına bir güzelce sahip çıkmışlardı.
o Nesibe’yi
evinin altında yıllarca ücretsiz oturtan kişi Nesibe’nin eşyalarından hiç
birine el sürmemişti. Hazreti Adem’in nesli.
o Böyle
bir olayın anlatımında bundan başka ne izah olabilirdi. Başkaca cereyan eden ne
olabilirdi ki?
Yıllarca
sahip çıkmayıp, aramayıp sormayıp da sonra, ölünce sandıklarını arayan, bazı
eşyaları alıp götüren akrabağ kadınlarını göçmen
mahallesinde kadınlar gizli gizli seyrettiler. Hele hele bazılarının bileklerinde congur
congur adana bilezikleri sallandığını görünce:
n
Vah vah! Dünya
işlerine bak.. Sen arama sorma. Bayramdan bayşrama bile olsa fakir kadına ne yiyecek, ne giyecek
getirme. Alıp götürüp misafir edip hoş tutma. Günün birinde ölünce,
kollarınızdaki bilezikleri sallaya sallaya sandık
karıştırın., Vaaaaah… Vaaaah. YŞazıklar olsun dendiği
duyuldu…
n
Süslü Nesibe..
Allah rahmet eylesin. Nesillere bu hikayen anlatılsın da ders olsun ders!...
xxxxxxxxxxxxx
Derleme yazılar:
Türk kilimleri
Türklerin geleneksel sanatı
olan halı, sanat tarihimizde haklı olarak seçkin bir yere sahiptir. Türk halı
sanatı, Türk tarihinin akışı içinde biçimlenmiştir. Halıya dokuma sanatı içinde
karakterini veren düğümlü teknik, ilk kez Orta Asya’da Türklerin bulunduğu
bölgelerde ortaya çıkmış, gelişimini Türklerle sürdürmüş ve tüm İslam dünyasına
Türkler tarafından tanıtılmıştır. Bu geleneksel sanatımızın varlığından, sağlam
tekstil motifleri ve düğüm tekniği ile günümüzde de söz edebiliriz. Türk halısının
bu teknik özellikleri, düzenli ve sürekli gelişmesinin en büyük dayanağı
olmuştur. Düğümlü halıların çok uzun bir geçmişi vardır. Bu tekniğin bulunuşu,
göçebe bir kavmin daha kalın ve ısıtıcı bir zemin bulmak arzusu gibi, pratik
bir nedene dayanmaktadır.
Buluntular, düğümlü halının ilk kullanıldığı yerin Orta Asya olduğunu
göstermektedir. Önemli olan,daha sonra büyük sanat
değeri kazancak olan bu dokuma biçiminin, Türklerin
bulunduğu bölgede ortaya çıkmış olmasıdır. Altayların eteğinde, Pazırık kurganlarının birinde bulunmuş olan halı, konunun
uzmanlarını çelişik düşüncelere yöneltecek teknik ve dekoratif özelliklere
sahiptir. Türk düğümü tekniği (Gördes düğümü) ile yapılmış olması, Türk halı
sanatının geleneksel tekniğinin çok eski bir geçmişe dayandığını
göstermektedir. Bugün için tek örnek olan bu halıyı, Hun Türklerine ait kabul
etmek, hem bulunduğu yer hem de tarihlendirme bakımından -M.Ö. 3. ile 1. yüzyıl
arası- uygun görülmektedir.
Bu halının bulunmasından önce bilinenen eski düğümlü
örnekler ise, Doğu Türkistan’da ele geçmiş olan küçük parçalardır. Bu örnekler,
M.S. 3. ile 6. yüzyıl arasına tarihlenirler. Tek argaç üzerine açık düğümleme
tekniği ile yapılmış olan bu halı parçaları, yalın geometrik motifleri ve
parlak renkleri ile dikkati çekerler.
Bu tarihlerden sonra, buluntu açısından yine uzun bir boıluk
dönemi vardır. Ancak, 8. 9. ve 10. yüzyıllarda İslam kaynaklarında söz edilen
halıların gerçek düğüm tekniğinde olduğu ispat edilemez. Mısır’da Eski
Kahire’de (Fustat) bulunan bazı parçalar, Orta
Asya’da bulunan halı örnekleri gibi, tek argaç üzerine düğümleme tekniği ile
yapılmıştır. Yalnız, Abbasi dönemine ait kabul edilen bu parçaların Mısır’da mı
yapıldığı, yoksa başka yerlerden mi ithal edildiği açıklığa kavuşmamıştır.
Ancak, baklava biçimi desenleri ile Orta Asya örneklerine benzemektedirler. Bu,
önemli bir durumdur. Çünkü 9. yüzyıl Abbasi sanatında, özellikle de Samarra kentinde, Türklerle gelen etkiler söz konusudur.
Düğüm tekniğinin de İslam sanatına, bu yolla girmiş olduğu söylenebilir. 11.
yüzyıldan itibaren Horasan’dan inerek ıran’a egemen
olan Selçuklular, düğümlü halı tekniğini tüm Yakındoğu’ya tanıtmışlardır. Ne
yazık ki, Selçukluların ıran’daki egemenlikleri
döneminden günümüze hiçbir örnek gelmemiştir.
Elimizdeki gerçek Türk düğümlü halıların, ilk kez Anadolu Selçukluların
başkenti Konya’da bulunmuş olması, çok önemli bir temellendirme olanağı
sağlamaktadır. Anadolu’da Türk halı sanatı, 13. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar
düzenli ve sürekli bir gelişme göstermiş, her gelişmede ise yeni yeni halı tipleri ortaya çıkmıştır. Bu gelişme zincirinin
ilk büyük halkası ise Anadolu Selçuklu dönemi halıları olmuştur. Bu halıların
Konya Alaeddin Camii’nde bulunmuş olan sekiz tanesi,
bugün İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesi’ndedir. Bundan başka Beyşehir Eşrefoğlu Camii’nde bulunan üç halının ikisi Konya
Müzesi’nde, uzun zamandan beri kayıp olarak bilinen bir tanesi de ıngiltere’de keir Kolleksiyonu’ndadır. Ayrıca, Mısır’da (Fustat)
bulunan 100’e yakın parça içinde yedi tanesi, Selçuklu halısı olarak
belirlenmiştir. Bunlar bugün ısveç müzelerindedir.
Türk halı sanatının ilk parlak dönemini tanıtan bu 18 halı, zeminde sonsuz
biçimde sıralanan çeşitli geometrik ve stilize bitkisel motifler, olgun renkler
ve belirleyici özellikleri olan iri kufî yazılı kenar şeritleriyle büyük bir
yaratıcı gücü yansıtırlar. Kaynaklarda hayranlıkla söz edilmeleri ve dışarıya
ihraçları da üstünlüklerinin bir başka kanıtıdır
|
Türkiye'de
kahve kültürünün kaynakları |
|
Yakınlarda bütün kapalı mekanlarda
sigara yasağı kanunu gündeme gelmiştir. Bilindiği gibi tütün, dünyaya
Amerika'nın keşfinden sonra yayılmıştır. Dördüncü Murad
devrinde tütün yasağı bütün şiddetiyle tatbik edilmiş ve yüzlerce insan bu
yüzden hayatını kaybetmiştir. Bu vesile ile Türkiye'de kahvehanelerin
kuruluşunun ve kahve kültürünün gelişmesinin yanında, tütün alışkanlığının
başladığı tarihlerin de bir yorumunu vermek istiyoruz. Tütünle ilgili pek çok
eser yayınlanmış, bu arada tütünle ilgili pek çok fıkralar da ortaya
çıkmıştır. Tütünle ilgili en eski kaynak Peçevîli
İbrahim Efendi'nin ünlü 'tarihi'dir. |