SEÇME YAZILAR
BÖLÜMÜ
AŞAĞIDAKİ YAZIYI
ANLAYABİLENLER, İSLAMI DOĞRU YAŞAMANIN LEZZETİNİ TADANLAR OLACAKLARDIR
YARABBİ, BUNLARDAN
İNSANLARI KORU!..
Masyonisya halkı tam bir sallan yuvarlan içindeydi.
Meyhaneler ağzına kadar dolu.. Kerhaneler yine öyle.. Hapishaneler alabildiğine.. Mahkeme
koridorlarında geçilecek yer yok. İcralar tavana kadar dosya dolu…
Cuma vakitleri de
camilerde ayak basacak yer yok..
17.10.2008 ikindi
namazı vakti. Şehrin büyük camilerinden Paşa camii hoparlörü, uzaydaki
Müslümanları namaza davet için çın çın..Bazı
vatandaşlar caddeden geçerken neredeyse kulaklarını tıkayacaklar.
Ali meraklı o
sırada geçiyor. Desiyablısı çok yüksek sesten
rahatsız oldu. Rast gele bir esnaf dükkanına daldı.
-
Affederseniz merakımı mucip oldu. Ezanın böyle teknik
aletin son raddesine açılıp okunması sizi rahatsız etmiyor mu?
-
(Gülümseyerek) günde üç defa –öğle,ikindi-akşam- korkunç
bir ses, ciğerlerimize işliyor ama, kime neyi anlatırsın,.
Muhataplar tartışmaya, bilime kapalı kimseler. Böyle bir şikayeti
götürürsen yaşama hakkını elinden alırcasına tavırlara girerler dedi.
-
Niye..
-
Niyesi var mı? Geçenlerde filan yerdeki
camimizde bir imamdan rahatsız olduk. (İzahları mahfuz) Müftüye gittik. Lütfen
şu.. şu
vasıflarda, bir imam rica ediyoruz,. Bunun için
yapamayacağım fedakarlık yok. Böyle bir talebi uzun uzun dinleyen müftü ne dedi biliyor musun?
-
Ne demiş olabilir?
-
- Öyle imamı sen bulda ben de namazımı
onun arkasında kılayım! Ses insan sağlığını yitirten nitelikte, lütfen
hoparlörü biraz az açın desen, Allah’ı kitabı inkar eden bir adam kılığında
görülür, cezalandırılman için söylenmedik laf
bırakmaz bu zihniyet..
Ali Meraklının
boynu ısındı. Allaha ısmarladık bile diyemeden dükkandan çıktı. Hem
yürüyor hem de 1947 yılları gözünün önüne geliyordu. Aman Allah’ım.. Okumuş
zümresinin Allah, peygamber, din iman demesinin mümkün olmadığı yıllardı o
günler. Ne eziyetler çekmişlerdi. Bu kavramların oğlan hale gelmesi için ne
çatışmalar yaşamıştı.?
Yüz elli metre
adımlamamıştı ki caminin merdivenlerini tırmanan bir uzun boylu adam, önünde yürüyen
iki kızın önüne geçerek (kızlar on beş on altı yaşlarında):
-
Hadi siz de camiye girin. Namaz kılın! dedi.
(Tek kelime yalansa Allah kahretsin)..
Yetişkin gelinlik
kızların kızardığı görüldü. Başlarını öne eğdiler. Kaçarcasına yürüyorlardı. O
sırada arkalarından yürüyen Ali meraklı bu manzaraya baka kaldı. Bu konuşmayı
duyan tıknaz, çirkin suratlı biri elini uzatarak Ali Meraklı’nın
elini tuttu. Yutkunuyordu. Bir şeyler demek istiyordu. Meraklı adamı tanımıyor ama, bir muhabbet lafı söyleyeceğini sanarak birkaç saniye
bekledi.
Tıknaz sordu:
-
Bu adam, kızlara ne dedi?
-
Girin de namaz kılın dedi. Bence çocuklar girerlerdi ama bu
kadar yüksek sesle ezan okunursa rahatsızlık verilir diye girmemişlerdir! dedi.
Tıknaz elini niye
tutmuştu?,. Neler söyleyecekti bilmiyoruz. Ama Ali Meraklı’nın böyle bir yorumu onu rahatsız etmişti. Elini
daha fazla sıkmaya başladı. Bu sırada da ezan bitmişti. Ali elini çekip yoluna
gitmek istedi. Ama sımsıkı yapışıyor, her nedense söyleyeceği kelimeleri sıraya
koyamıyor ve el sıkmaya devam ediyordu.
Ali, elini çırpıp
kurtardı. Yeter bırak şu elimi dedi ve yürüdü.
Tıknaz arkadan
bağırıyordu:
- Ezandan rahatsız olan bu
memlekette yaşamasın! Dar yaya kaldırımında gelip geçenler bu bet ses ile
yapılan tehdit ve ahlaksız hüküm karşısında bağıran ve muhatabı Ali Meraklı’ya baktılar.
Ali Meraklı
saldırgandan biraz uzaklaşınca söyle söylendi:
-
Yarabbi bu magandalardan dinimi ve Müslümanları koru
yarabbi!
Bu sözleri duyan
yayalardan şu mırıldı işitildi. Allah bunların
şerrinden milletimizi korusun..
Ali Meraklı
düşünmeye devam ediyordu. Bu adamın sözlü saldırısı onu üzmezdi. Çünkü Müslümanlar’ın içinde böyle saldırgan tavırlı yüzde otuz
insanın bulunduğu tahmin ediyordu. Dini, Emevi
açısından gören ve yaşayan, şekle riayeti, namazı ve içki düşmanlığını İslam’ın
şaşmaz şartı gören bu insanların Müslümanlığın yaşayışını genişletmek bir
tarafa, kapana kıstırdıklarını iyi biliyordu.
Dönse de sözlü veya
fiili bu adamın terbiyesizliğini hak ettiği cevapla cevaplasa, imamın cami
avlusunda fiil işlerken kendisine tüküren kimseye:
-
Neeeey? Sen cami avlusuna tükürürsün haaaa! Deyişi yaşanacaktı. Bunların cezasını ancak Allah’ın
vermesini dilemekten başka çare yoktu. Bu terbiyesiz aşağılık ardam, uzun boylu
adamın kızlara lafını duymuş olmalı ki, o ‘da İslama
hizmet için Ali Meraklı’ya:
-
- Nereye geçip gidiyorsun
be adam. Üç beş dakika namaz kılıp yoluna gitsen daha iyi olmaz mı diyecekti
beli?. Ama Ali’nin ezan gibi çok kutsal bir vakıa için
zikrettiği yüksek okunuş, yavaş okunuşu söylemesini fırsat vererek ve hele hele elini tutup cümle ararken elini çırpıp çekilmesi
karşısında en iyi tavırının:
-
- Ezandan rahatsız olanlar
bu memlekette yaşamasın! Demeyi uygun bulduğu görülüyordu.
EY YÜCE ALLAH’ IM!
Bunlarla örülen Müslüman yaşayışı maalesef çok geniş sahaları kaplamaktadır. Çoluğunun çocuğunun rızkı tarlaları satıp Hacca giden, Ümrelere defalarca giden kimselerin yarattığı atmosferde,
gerçek İslam yaşayışı kaybolup gitmektedir. Bu işin sonu nereye varacaktır?
Diye düşünüyordu. Başına giren ağrının giderilmesi için, İslam’ı yaşıyor
görünün birkaç kişi ile sohbet etmek için ziyaretler tertipledi. Yüzde seksen bu hallerden şikayet eden Müslüman gördü. Ama;
başına giren ağrının tedavisi için yarınlar için ümit besletecek bir atmosefere kavuşamadı.
Yüce İslamın toplumca yaşanması ne kadar zora vardı Yarabbi? Her
kutsal tavır örümcekleri tarafından istismar ediliyor. İnsanlara yardım gibi bir konu istismar
ediliyor, hırsızlar üşüşüyor. İnsanlardaki Yüce İslam duygusunu üç kağıtçılar istismar ediyor. Çalan çarpan İslam dışı yaşayışı
kimseler olmasına rağmen, Şekli riayet ettiğini sanan bir sürü insan arasında
öyle zavallı tipler var ki, halk bunları görünce felç olacakmış şekilde
üzülüyor. Allahın böyle suçlara vereceği cezalar çok büyük olur. Pompei örneğini unutanlar gaflettedir. Gözlerimizin önünde
bazı şehirlerin yerin dibine batmasının hikmetinin anlaşılması lazımdır.
Allah’ım senin
adını, Kur’anı’nı, hadislerini, şerefsizliklere alet
edenler varsa onları doğru yola hemen ilet. Çünkü bizlerin iradesi zayıftır.
Yanılır da bu işlerin İslam’ın bünyesinde olduğunu düşünürsek bize yazık değil
mi?
YARABBİ!
TENAKUZLARDAN UZAK KIL…
İBRAHİM VERİCİ’NİN HİKAYESİ…
ALİ MERAKLI
Yarabbi!
Yaratan’dan ötürü yaratılanı sevme mecburiyetini biliyoruz.
Şu var ki, bazı
kullar, devamlı surette toplumun aleyhine davranır, iki yüzlü,
yağcı, menf aatçi, namussuz ve ahlaksız tavırları ile toplumda bir yara
gibidirler.
Bunlarla
beraber olup iç yüzlerini bilen ve insanların böylelerine muhatap edilmemesi
için toplumda bunların haddi bildirmek istemek senin emrin icabı olduğunu
sanıyorum.
Bir tasavvuf
görüşü olarak bunları kendi haline bırakmak yanlış bir tavırdır. İnsanlar
diğerlerinin zarar görmemesi için böyle urları teşhis edip, tavırlarıyla
topluma zarar vermemeleri için bunları pasifize etmek
zorundadır. Bu hareket şekli, İslam’a
aykırı bir tavır olmaması gerekir.
Adam, hayatı
boyunca Allah için bir defa hareketi olmuyor. Menfaat nereden gelirse oraya
sokulma şekliyle miğdeler bulandırıyor. Servet ediniyor. Hiçbir fikrin veya
hayırlı işin tutması için bir davranışı olmuyor. Yalnız ve yalnız kendi
menfaati için mücadele veriyor.
İnsanlara
sokuluş şekliyle üzerine riyacı yoktur.
Bir aydın
olarak memleketin hayrına mücadeleler yapması gerekirken, istihbarat görevi
alıp trilyonlara konuyor. Hiçbir erkek tavrına kimse tanık değildir.
Toplumda ne hoş
görüyle karşılanırsa o davranışların adamı oluyor. Aslında inancı da sıfırdır.
Allah’a inansa karşılıksız hizmeti şiar edinir. İnancı yoktur ama bu
konulardaki suskunluğu kendisini hiç kimsenin hedefi haline getirmiyor. Büyük
bir sezi ile hangi gurup hakim olacaksa hemen o
gurubun adamı oluvermeyi becermektedir.
Toplumda ağır
bir kimse görünmek, saygı duymak için aslında olmayan sıfatları takınmayı,
başkalarının başarılarına sahip çıkıvermeyi pek becermektedir. Aslında olmadığı
halde edebiyatçı görünmek, bir hedefi olmadığı halde edebi yazılar yazar
görünmek usulleri arasındadır.
Belli yaşa
gelmiştir artık. Tekamül ona uzaktır. Bilimsel
devrimlere intibak edemiyor.. Ama,
haram kazanılmış milyarlar yine nefsi için harcanıp, bir matah olduğu havasını
verebilmek için gayretler içindedir. Bir tane insana rastlamazsınz
(helal olsun, dürüst adam!) diyen onun için. Fırsat elde etmesin. Saçı bitmedik
yetimlerin varlıklarını hemen kendisine kanalize
edebilir. Bir hükmi şahsa bastırdığı kitabını en ucuza satın alır, sonra onu
kendisi pahalı bir fiyattan yerini bulur pazarlar.
Yüzüne tükürsen
yağmur yağıyor sanır. Kalleşlik yapısının en belirgin özelliğidir. Bu gibileri
ifşa etmek, hareketsiz ve zararı dokunmayacak hale getirmek için tavırlar
içinde olmak haram mıdır Yarabbi? Bu gibilerin cezalandırılacağı makamlara
inancımız tamdır ama, dünya madem ki imtihan
dünyasıdır, biz kullara düşen hiçbir görev yok mudur Yarabbi?
Var diyor ve
böylelerini rezil rüsvay edip, toplumun az zarar görmesini sağlıyorsak, günahkar mı oluyoruz? Tenakuzlar dünyası ne zor yarabbi?
Ben böyle
birini eserlerimde teşhir ettim. Toplum içinde teşhis ettim,.
Kendisine seksen defa hatırlattım. Eşeğin adam olması mümkün bunun düzelmesi
mümkün değil.
Bu tavrımla
zararda mıyım, doğru yolda mıyım Allahım!
Xxxxxxxxxxxxx
Bu sütunda, bu bölümde Duran Tekinyel
ve Ötüken Ötükenli’nin
gönderdiği yazılar vardır.
GÖNDEREN DURAN
TEKİNYEL
turan yeltekin
gönderdi
:06 +0200
Zamanın birinde Erzurum'dan
bir grup insan hacca gitmek için yola
çıkmışlar. Van'a gelmişler. Van'ın bir köyünde konaklamaya karar
vermişler. O köyün de imamı yokmuş. Köylüler aralarında konuşmuşlar ve
Erzurum'dan çıkıp hacca giden bu topluluktan birini imam yapmaya karar
vermişler.
Bu insanlar hacca gidiyorlarsa boş insan
değillerdir diye
düşünmüşler. Nitekim tekliflerini içlerinden birisi kabul etmiş. Her yıl
400 koyun verilecekmiş imama. Adam hacca gidip masraf yapacağıma burada
kalıp yalandan imamlık yapar ve her yıl 400 koyun sahibi olurum diyerek
işe başlamış. Köylü camide toplanmış namaz kılınacak. Sayın imam başlamış
namazı kıldırmaya :
- Erzurum'dan çıktım yola Van'da verdim mola 400
koyun verdiler bana, Allahuekber. .. Bu günlerce aynı biçimde devam
etmiş. Köylü bu işe biraz şaşırmış ve konuşmuşlar aralarında : - Daha
önceki imam mı yanlış kıldırıyordu, yeni imam mi
yanlış kıldırıyor? Bunu
gidip Müftüye soralım. Sayın müftü has Trabzon'lu
JJ Müftüye gelen halk
her şeyi anlatmış. Müftü köylüye dönerek :
- Siz şimdi hiç imama
çaktırmadan köyünüze dönün ve namaz vakti camide toplanın ben de namaza
geleceğim, diye emir verir. Herkes köyüne döner ve namaz vakti cemaat
camide toplanır. Tabi ki Sayın müftüde camidedir. İmam namazı kıldırmaya
başlar. Birinci rekat :- Erzurum'dan çıktım
yola, Van'da verdim mola, 400
koyun verdiler bana, Allahuekber. ..
der hoca.
Arkadan "öhö.. öhö!.."
şeklinde bir ses duyulur. İmam yakalandım
herhalde diye korkmaya başlar.
İkinci rekatta sözlerinde biraz değişiklik yapar
:- Erzurum'dan çıktım
yola, Van'da verdim mola, 400 Koyun verdiler bana, yarısı sana yarısı
bana... Allahuekber. ..
Namaz bitince köylü Müftüye dönerek
"İmam efendi
namazı doğru mu kıldırıyor? diye sorar. Müftünün
cevabı : - Haçen birinci
rekatta biraz şaşirdi ama
ikinci rekatta işi düzeltti
>
İngiliz
Aristokrasisinin Kökenleri
Hafta
Sonu birazda eğlenceli şeyler okuyalım , içimiz
açılsın , kötü şeyler okuyup görmekten paranoyak
olduk
!!!
Ingilterede yaşayanlar bilir , bazı manasız görünen deyimleri vardır , aşağıda
bunların bazılarının tarihteki
çıkış noktalarnın
bulacaksınız. Ayrıca kendilerini çok üstün gören Ingilizlerin
temizlik alışkanlıklarınıda
daha iyi tanıyacaksınız. Şu andada geçmişteki alışkanlıkların çok fazla değişmediğinide hatırlatayım
Bu
yazı bana seneler evvel Londra’da bir evi paylaştığım Ingiliz
arkadaşın bulaşıkları nasıl yıkadığını
(
yani yıkamadığını !!) görünce , bir daha o mutfaktan
su bile içemediğimi ve ilk fırsatta evden taşındığımı
hatırlattı
!!
Tarihi
Gerçekler
Bir
dahaki sefer ellerinizi yıkarken, suyun sıcaklığı tam istediğiniz gibi
değilse, eskiden İngiltere’de bu
işlerin nasıl yapıldığını
düşünün.
1500’lerde
İngiltere’de işler şöyle yapılıyordu: insanların çoğu Haziran’da evleniyordu.
Çünkü senelik
banyolarını Mayıs ayında
yapıyorlar, Haziran’da hala çok kötü
kokmuyorlardı. Ama yine de kokmaya
başladıkları
için gelinler vücutlarından çıkan kokuyu
bastırmak amacıyla ellerinde bir buket
çiçek taşıyordu.
Banyolar
içi sıcak suyla doldurulmuş büyük bir fıçıdan
meydana geliyordu. Evin erkeği temiz suyla
yıkanma imtiyazına sahipti.
Ondan sonra oğulları ve diğer erkekler, daha sonra kadınlar, sonra
çocuklar
ve en son olarak ta
bebekler ayni suda yıkanıyordu. Bu esnada
su o kadar kirli hale geliyordu ki içinde
gerçekten bir şeyleri kaybetmek
mümkündü. İngilizce’deki; “banyo suyuyla
birlikte bebeği de atmayın!”
(Don't throw the
baby out with the bath water)
deyimi buradan gelmektedir.
Evlerin
çatıları üst üste yığılmış kamıştan yapılıyor, kamışların altında
tahta bulunmuyordu. Burası
hayvanların ısınabilecekleri
tek yer olduğu için bütün kediler,
köpekler ve diğer küçük hayvanlar
(
fareler, böcekler ) çatıda
yaşıyordu. Yağmur yağdığı zaman çatı kayganlaşıyor ve bazen
hayvanlar
kayarak çatıdan aşağı
düşüyordu. İngilizce’deki;
“Kedi-köpek yağıyor!..” (
It's raining cats and dogs
)
deyimi buradan gelmektedir.
Yukarıdan
evin içine düşen şeyleri engelleyecek hiçbir şey yoktu. Böceklerin
ve buna benzer nesnelerin
yatakların içine düşmesi
büyük bir sıkıntı oluşturuyordu.
Etrafında yüksek direkler ve üstünde örtü bulunan
İngiliz
usulü yataklar buradan gelmektedir.
Zemin
topraktı. Sadece zenginlerin zemini topraktan başka bir şeyden yapılmıştı.
“Toprak kadar fakir”
(dirt poor) tabiri buradan
çıkmıştır. Zenginlerin ahşaptan
yapılmış zeminleri vardı. Bunlar kişin ıslandığı
zaman kayganlaşıyordu. Bunu
önlemek için yere saman (thresh) seriyorlardı.
Kış boyunca saman sermeye
devam ediliyordu. Bir zaman geliyordu
ki kapı açılınca saman dışarıya taşıyordu. Buna mani olmak üzere
kapının altına bir
tahta parçası konuyordu ki bunun ad; “thresh hold”
(saman tutan; Türkçe’si eşik) idi.
Yemek
pişirme işlemi her zaman ateşin üzerine asılı durumdaki büyük bir kazanın
içinde yapılıyordu. Her
gün ateş yakılıyor ve kazana
bir şeyler ilave ediliyordu. Çoğu
zaman sebze yeniyor, et pek bulunmuyordu.
Akşam yahni
yenirse artıklar kazanda bırakılıyor, gece boyunca soğuyan yemek ertesi
gün tekrar ısıtılarak
yenmeye devam ediliyordu.
Bazen bu yahni çok uzun
süre kazanda kalıyordu. “Bezelye lapası sıcak,
bezelye lapası soğuk,
kazandaki bezelye lapası dokuz günlük.” (Peas porridge hot, peas porridge
cold, peas
porridge in the pot nine days old)
tekerlemesinin menşei budur.
Bazen domuz eti buluyorlar
o zaman çok
seviniyorlardı. Eve ziyaretçi
gelirse domuz etlerini asarak onlara gösteriş yapıyorlardı.
Birisinin
eve domuz eti getirmesi zenginlik işaretiydi. Bu
etten küçük bir parça keserek misafirleriyle
oturup paylaşıyorlardı. Buna;
“yağ çiğnemek” (chew the
fat) adı veriliyordu.
Parası
olanlar kalay-kurşun alaşımından yapılmış tabaklar alabiliyordu. Asidi
yüksek olan yiyecekler
kurşunu çözerek yemeğe
karışmasına sebep oluyor, böylece
gıda zehirlenmelerine ve ölüme yol açıyordu.
Domatesler buna
sık sık sebep olduğu için bunda sonraki yaklaşık 400
yıl boyunca domateslerin zehirli
olduğu düşünülmüştü. Çoğu
insanin kalay-kurşun alaşımından
yapılmış tabakları yoktu. Onun yerine
tahta tabaklar kullanıyorlardı.
Çoğu zaman bu tabaklar bayat ekmekten yapılıyordu. Ekmekler
o kadar
bayat ve sertti ki uzun zaman
kullanılabiliyordu. Bunlar
hiçbir zaman yıkanmadığı için içinde kurtlar ve
küfler oluşuyordu.
Kurtlu ve küflü tabaklardan yemek yiyen insanların ağızlarında
“tabak ağzı” (trench mouth)
denen hastalık ortaya
çıkıyordu.
Ekmek
itibara göre bölüşülüyordu. işçiler yanık olan alt
kabuğu, aile orta kısmı,
misafirler de üst kabuğu
alırdı. Bira ve viski içmek
için kurşun kadehler kullanılıyordu.
Bu bileşim insanları bazen birkaç gün şuursuz
vaziyette tutabiliyordu.
Yoldan geçen insanlar bunların öldüğünü
sanıp defnetmek için hazırlık yapıyordu.
Bunlar
birkaç gün süreyle mutfak
masasının üstüne yatırılıyor¸ aile etrafına toplanıp yiyip-içerek
uyanıp
uyanmayacağına
bakıyordu. Buna uyanma nöbeti deniyordu.
İngiltere
eski ve küçük bir yerdi, insanlar ölülerini gömecek yer bulamamaya
başlamıştı. Bunun için mezarları
kazıp tabutları çıkarıyor, kemikleri
bir kemik evine götürüyor ve mezarı yeniden kullanıyorlardı. Tabutlar
açıldığında her 25 tabutun
birinde iç tarafta kazıntı izleri olduğu
görüldü. Böylece insanların diri diri gömüldüğü
ortaya çıktı. Buna
çözüm olarak cesetlerin bileklerine bir ip bağlayıp bu ipi tabuttan
dışarıya taşıyarak bir
çana bağladılar. Bir kişi
bütün gece boyu mezarlıkta
oturup zili dinlerdi. Buna “mezarlık nöbeti”
(
graveyard shift
) denirdi. Bazıları zil sayesinde kurtulur (saved by the
bell), bazıları
da ölü zilci
(dead ringer)
olurdu.
Gerçekler
bunlar. Kim demiş tarih sıkıcıdır
*Kanada'ya tasinan
bir Mersinlinin Günlügü
Kanada'daki yeni evime tasindim.çok heyecanliyim.
Burasi çok güzel.Daglarin manzarasi muhtesem.
Onlarin karlarla kapli
halini gorebilmek için
Kanada dünyanin en güzel yeri.Yapraklar
kirmizi ve turuncunun tonlarina
dönmeye basladi.Bir atla kir gezintisi yaptim ve
bir kac
Muhtemelen yeryüzündeki en harika hayvanlar.
Burasi cennet olmali.Burayi çok seviyorum
Geyik avlama sezonu kisa bir süre sonra basliyor.
Böyle harika hayvanlari öldürmeyi nasil
olurda isterler anlamiyorum.
Umarim yakinda kar yagisi baslar.
Dün gece kar yagdi.Heryerin beyaz bir örtü ile kaplanisini
seyretmek için gece kalktim.Tipki karpostal
gibi.
Disari çiktik
merdivenlerdeki ve garajin önündeki karlari kürekle
temizledik. Kartopu oynadik(ben
kazandim).
Kar temizleme makinasi (belediye'nin)gelince,garajin önündeki
karlari tekrar temizlemek zorunda
kaldik.Harika
bir yer.Kanada'yi seviyorum.
Dün gece biraz daha kar yagdi. Kar temizleme
makinasi ile garajin
önündeki karlari tekrar temizledik.
Dn gece biraz daha kar yagdi.Ise
gitmek için garajdan
cikamadim.Burasi ok güzel bir yer fakat kürekle kar
temizlemekten
Kar temizleme makinesina Lanet olsun!
Bu beyaz boktan dün gece biraz daha yagdi.Kürekle kar atmaktan
ellerim su topladi ve belim agrimaya basladi. Kar temizleme
makinasinin ben garajin
önün kürekle temizleyene kadar yolun
kösesinde gizlendigini düsünüyorum.
S....ttigimin yilbasisi.Yine yagdi.Eger kar temizleme makinasini
kullanan pezevengi bir elime geirirsem
yemin ederim o pustu
Yollardaki lanet buzlari eritmek için neden daha
fazla tuz
Allahin belasi dün gece
yine yagdi.Kar
temizleme makinasinin en
son gelisinden beri 3 gündür
karlari kürekle atamadigim
için eve
hapsoldum.Hi bir yere
gidemiyorum.Hava durumunu sunan spiker
bu gece 25 santim daha yagacagini
söyledi. 25cm karin kaç kürek
Kusbeyinli spiker yanilmis.83cm daha yagdi.Bu gidisle karlar yazdan