Seçme yazılar bölümü

EĞER ALLAH İNSANLARI HAKSIZLIK YAPMALARINDAN ÖTÜRÜ HEMEN YAKALAYACAK OLSAYDI, YER YÜZÜNDE BİR CANLI BIRAKMAZDI. FAKAT ONLARI BELLİ BİR SÜREYE KADAR ERTELER. SÜRELERİ GELDİĞİ ZAMAN ONU NE BİR AN GECİKTİREBİLİRLER, NE DE BİR AN ÖNE ALABİLİRLER. S. 251

HÜKMÜN DÜŞÜNDÜRDÜĞÜ:

HEM DÜNYADA HEM AHİRETTE MUTLU YAŞAMAK İSTİYORUM. HIRSIZIN, HIRSIZLARIN

-ANINDA CEZALANDIRNILMASINI İSTEYECEK KADAR KAFAM ÇALIŞMIYOR.   HALKIN ARASINDAN MENFAATÇİLERLE İŞBİRLİĞİ YAPAN SİYASETİ ALET EDEN HIRSIZLAR, GÖREVLİLER CİĞERİMİ PARÇALIYOR. HEPİMİZ KÖTÜLÜĞE MEYYALİZ. KENDİMİZİ DÜZELTSEK MUTLU OLUR MUYUZ ACABA?

 -----------------------

AYET:

KİMSE KİMSENİN YÜKÜNÜ TAŞIMAZ.

BİZ ELÇİ GÖNDERMEDİKÇE KİMSEYE AZAP ETMEYİZ. S. 271

DÜŞÜNDÜRDÜĞÜ:

YARDIMLAŞMA, ALLAH’IN EMRİ. BU SEBEPLE BAZILARININ YÜKÜNÜ TAŞIMASINA ORTAK OLMAK İSTİYORUZ. GEL GÖRKİ YUKARDAKİ HÜKÜM DE ANLAMLI. İSABETLİ TAYİN NASİB OLACAKTIR İNŞALLAH.

ELÇİLERİ ALAY EDEN MİLLET, AZABINDAN GELDİĞİNDEN HABERLİ OLMUYOR İŞTE..

-------------------

AYET:

İŞLEDİKLERİNDEN ÖTÜRÜ HERKESİN BİR DERECESİ VARDIR.  HERKESE HAKSIZLIĞA UĞRATILMAKSIZIN İŞLEDİKLERİNİN KARŞILIĞI ÖDENİR.S. 277

DÜŞÜNDÜRDÜĞÜ:

İLAHİ ÖLÇÜ ŞAŞMAZ. SİYASETTE NE KADAR İSTİSMARCI VARSA ONLARI BİRARAYA TOPLAYANLAR, ALABİLDİĞİNE ÇALANLAR, KENDİLERİNDEN BAŞKA HERKESİ DİNSİZ GÖRENLER, BU AYETTEN DERS ALMADIKLARINI NE ZAMAN ANLAYACAKLAR..?

--------------------

------------------------------------------

ATATÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ’NE FAŞİZM DİYEBİLEN ERMENİ PİÇLERİYLE ONLARLA RÖPORTAJ ADI ALTINDA CUMHURİYETİMİZİN, TÜRKLÜĞÜMÜZÜN DÜŞMANLIĞINI YAPABİLEN YAZARLAR VARDIR.

BULUN OKUYUN. VEHAMETİ KAVRAYIN…

-------------------------

 

SEÇME YAZILAR BÖLÜMÜ

AŞAĞIDAKİ YAZIYI ANLAYABİLENLER, İSLAMI DOĞRU YAŞAMANIN LEZZETİNİ TADANLAR OLACAKLARDIR

 

YARABBİ, BUNLARDAN İNSANLARI KORU!..

 

Masyonisya halkı  tam bir sallan yuvarlan içindeydi. Meyhaneler ağzına kadar dolu.. Kerhaneler yine öyle.. Hapishaneler alabildiğine.. Mahkeme koridorlarında geçilecek yer yok. İcralar tavana kadar dosya dolu…

Cuma vakitleri de camilerde ayak basacak yer yok..

17.10.2008 ikindi namazı vakti. Şehrin büyük camilerinden Paşa camii hoparlörü, uzaydaki Müslümanları namaza davet için çın çın..Bazı vatandaşlar caddeden geçerken neredeyse kulaklarını tıkayacaklar.

Ali meraklı o sırada geçiyor. Desiyablısı çok yüksek sesten rahatsız oldu. Rast gele bir esnaf dükkanına daldı.

-         Affederseniz merakımı mucip oldu. Ezanın böyle teknik aletin son raddesine açılıp okunması sizi rahatsız etmiyor mu?

-         (Gülümseyerek) günde üç defa –öğle,ikindi-akşam- korkunç bir ses, ciğerlerimize işliyor ama, kime neyi anlatırsın,. Muhataplar tartışmaya, bilime kapalı kimseler. Böyle bir şikayeti götürürsen yaşama hakkını elinden alırcasına tavırlara girerler dedi.

-         Niye..

-         Niyesi var mı? Geçenlerde filan yerdeki camimizde bir imamdan rahatsız olduk. (İzahları mahfuz) Müftüye gittik. Lütfen şu..  şu vasıflarda, bir imam rica ediyoruz,. Bunun için yapamayacağım fedakarlık yok. Böyle bir talebi uzun uzun dinleyen müftü ne dedi biliyor musun?

-         Ne demiş olabilir?

-         - Öyle imamı sen bulda ben de namazımı onun arkasında kılayım! Ses insan sağlığını yitirten nitelikte, lütfen hoparlörü biraz az açın desen, Allah’ı kitabı inkar eden bir adam kılığında görülür, cezalandırılman için söylenmedik laf         bırakmaz bu zihniyet..

Ali Meraklının boynu ısındı. Allaha ısmarladık  bile diyemeden dükkandan çıktı. Hem yürüyor hem de 1947 yılları gözünün önüne geliyordu. Aman Allah’ım..    Okumuş zümresinin Allah, peygamber, din iman demesinin mümkün olmadığı yıllardı o günler. Ne eziyetler çekmişlerdi. Bu kavramların oğlan hale gelmesi için ne çatışmalar yaşamıştı.?

Yüz elli metre adımlamamıştı ki caminin merdivenlerini tırmanan bir uzun boylu adam, önünde yürüyen iki kızın önüne geçerek (kızlar on beş on altı yaşlarında):

-         Hadi siz de camiye girin. Namaz kılın! dedi. (Tek kelime yalansa Allah kahretsin)..

Yetişkin gelinlik kızların kızardığı görüldü. Başlarını öne eğdiler. Kaçarcasına yürüyorlardı. O sırada arkalarından yürüyen Ali meraklı bu manzaraya baka kaldı. Bu konuşmayı duyan tıknaz, çirkin suratlı biri elini uzatarak Ali Meraklı’nın elini tuttu. Yutkunuyordu. Bir şeyler demek istiyordu. Meraklı adamı tanımıyor ama, bir muhabbet lafı söyleyeceğini sanarak birkaç saniye bekledi.

Tıknaz sordu:

-         Bu adam, kızlara ne dedi?

-         Girin de namaz kılın dedi. Bence çocuklar girerlerdi ama bu kadar yüksek sesle ezan okunursa rahatsızlık verilir diye girmemişlerdir! dedi.

Tıknaz elini niye tutmuştu?,. Neler söyleyecekti bilmiyoruz. Ama Ali Meraklı’nın böyle bir yorumu onu rahatsız etmişti. Elini daha fazla sıkmaya başladı. Bu sırada da ezan bitmişti. Ali elini çekip yoluna gitmek istedi. Ama sımsıkı yapışıyor, her nedense söyleyeceği kelimeleri sıraya koyamıyor ve el sıkmaya devam ediyordu.

Ali, elini çırpıp kurtardı. Yeter bırak şu elimi dedi ve yürüdü.

Tıknaz arkadan bağırıyordu:

- Ezandan rahatsız olan bu memlekette yaşamasın! Dar yaya kaldırımında gelip geçenler bu bet ses ile yapılan tehdit ve ahlaksız hüküm karşısında bağıran ve muhatabı Ali Meraklı’ya baktılar.

Ali Meraklı saldırgandan biraz uzaklaşınca söyle söylendi:

-         Yarabbi bu magandalardan dinimi ve Müslümanları koru yarabbi!

Bu sözleri duyan yayalardan şu mırıldı işitildi. Allah bunların şerrinden milletimizi korusun..

Ali Meraklı düşünmeye devam ediyordu. Bu adamın sözlü saldırısı onu üzmezdi. Çünkü Müslümanlar’ın içinde böyle saldırgan tavırlı yüzde otuz insanın bulunduğu tahmin ediyordu. Dini, Emevi açısından gören ve yaşayan, şekle riayeti, namazı ve içki düşmanlığını İslam’ın şaşmaz şartı gören bu insanların Müslümanlığın yaşayışını genişletmek bir tarafa, kapana kıstırdıklarını iyi biliyordu.

Dönse de sözlü veya fiili bu adamın terbiyesizliğini hak ettiği cevapla cevaplasa, imamın cami avlusunda fiil işlerken kendisine tüküren kimseye:

-         Neeeey? Sen cami avlusuna tükürürsün haaaa! Deyişi yaşanacaktı. Bunların cezasını ancak Allah’ın vermesini dilemekten başka çare yoktu. Bu terbiyesiz aşağılık ardam, uzun boylu adamın kızlara lafını duymuş olmalı ki, o ‘da İslama hizmet için Ali Meraklı’ya:

-         - Nereye geçip gidiyorsun be adam. Üç beş dakika namaz kılıp yoluna gitsen daha iyi olmaz mı diyecekti beli?. Ama Ali’nin ezan gibi çok kutsal bir vakıa için zikrettiği yüksek okunuş, yavaş okunuşu söylemesini fırsat vererek ve hele hele elini tutup cümle ararken elini çırpıp çekilmesi karşısında en iyi tavırının:

-         - Ezandan rahatsız olanlar bu memlekette yaşamasın! Demeyi uygun bulduğu görülüyordu.

EY YÜCE ALLAH’ IM! Bunlarla örülen Müslüman yaşayışı maalesef çok geniş sahaları kaplamaktadır. Çoluğunun çocuğunun rızkı tarlaları satıp Hacca giden, Ümrelere defalarca giden kimselerin yarattığı atmosferde, gerçek İslam yaşayışı kaybolup gitmektedir. Bu işin sonu nereye varacaktır? Diye düşünüyordu. Başına giren ağrının giderilmesi için, İslam’ı yaşıyor görünün birkaç kişi ile sohbet etmek için ziyaretler tertipledi.     Yüzde seksen bu hallerden şikayet eden Müslüman gördü. Ama; başına giren ağrının tedavisi için yarınlar için ümit besletecek bir atmosefere kavuşamadı.

Yüce İslamın toplumca yaşanması ne kadar zora vardı Yarabbi? Her kutsal tavır örümcekleri tarafından istismar ediliyor.  İnsanlara yardım gibi bir konu istismar ediliyor, hırsızlar üşüşüyor. İnsanlardaki Yüce İslam duygusunu üç kağıtçılar istismar ediyor. Çalan çarpan İslam dışı yaşayışı kimseler olmasına rağmen, Şekli riayet ettiğini sanan bir sürü insan arasında öyle zavallı tipler var ki, halk bunları görünce felç olacakmış şekilde üzülüyor. Allahın böyle suçlara vereceği cezalar çok büyük olur. Pompei örneğini unutanlar gaflettedir. Gözlerimizin önünde bazı şehirlerin yerin dibine batmasının hikmetinin anlaşılması lazımdır.

Allah’ım senin adını, Kur’anı’nı, hadislerini, şerefsizliklere alet edenler varsa onları doğru yola hemen ilet. Çünkü bizlerin iradesi zayıftır. Yanılır da bu işlerin İslam’ın bünyesinde olduğunu düşünürsek bize yazık değil mi?

 

YARABBİ! TENAKUZLARDAN UZAK KIL…

 

İBRAHİM VERİCİ’NİN HİKAYESİ

 

ALİ MERAKLI

 

Yarabbi! Yaratan’dan ötürü yaratılanı sevme mecburiyetini biliyoruz.

Şu var ki, bazı kullar, devamlı surette toplumun aleyhine davranır, iki yüzlü, yağcı, menf aatçi, namussuz ve ahlaksız tavırları ile toplumda bir yara gibidirler.

Bunlarla beraber olup iç yüzlerini bilen ve insanların böylelerine muhatap edilmemesi için toplumda bunların haddi bildirmek istemek senin emrin icabı olduğunu sanıyorum.

Bir tasavvuf görüşü olarak bunları kendi haline bırakmak yanlış bir tavırdır. İnsanlar diğerlerinin zarar görmemesi için böyle urları teşhis edip, tavırlarıyla topluma zarar vermemeleri için bunları pasifize etmek zorundadır. Bu hareket şekli,  İslam’a aykırı bir tavır olmaması gerekir.

Adam, hayatı boyunca Allah için bir defa hareketi olmuyor. Menfaat nereden gelirse oraya sokulma şekliyle miğdeler bulandırıyor. Servet ediniyor. Hiçbir fikrin veya hayırlı işin tutması için bir davranışı olmuyor. Yalnız ve yalnız kendi menfaati için mücadele veriyor.

İnsanlara sokuluş şekliyle üzerine riyacı yoktur.

Bir aydın olarak memleketin hayrına mücadeleler yapması gerekirken, istihbarat görevi alıp trilyonlara konuyor. Hiçbir erkek tavrına kimse tanık değildir.

Toplumda ne hoş görüyle karşılanırsa o davranışların adamı oluyor. Aslında inancı da sıfırdır. Allah’a inansa karşılıksız hizmeti şiar edinir. İnancı yoktur ama bu konulardaki suskunluğu kendisini hiç kimsenin hedefi haline getirmiyor. Büyük bir sezi ile hangi gurup hakim olacaksa hemen o gurubun adamı oluvermeyi becermektedir.

Toplumda ağır bir kimse görünmek, saygı duymak için aslında olmayan sıfatları takınmayı, başkalarının başarılarına sahip çıkıvermeyi pek becermektedir. Aslında olmadığı halde edebiyatçı görünmek, bir hedefi olmadığı halde edebi yazılar yazar görünmek usulleri arasındadır.

Belli yaşa gelmiştir artık. Tekamül ona uzaktır. Bilimsel devrimlere intibak edemiyor.. Ama, haram kazanılmış milyarlar yine nefsi için harcanıp, bir matah olduğu havasını verebilmek için gayretler içindedir. Bir tane insana rastlamazsınz (helal olsun, dürüst adam!) diyen onun için. Fırsat elde etmesin. Saçı bitmedik yetimlerin varlıklarını hemen kendisine kanalize edebilir. Bir hükmi şahsa bastırdığı kitabını en ucuza satın alır, sonra onu kendisi pahalı bir fiyattan yerini bulur pazarlar.

Yüzüne tükürsen yağmur yağıyor sanır. Kalleşlik yapısının en belirgin özelliğidir. Bu gibileri ifşa etmek, hareketsiz ve zararı dokunmayacak hale getirmek için tavırlar içinde olmak haram mıdır Yarabbi? Bu gibilerin cezalandırılacağı makamlara inancımız tamdır ama, dünya madem ki imtihan dünyasıdır, biz kullara düşen hiçbir görev yok mudur Yarabbi?

Var diyor ve böylelerini rezil rüsvay edip, toplumun az zarar görmesini sağlıyorsak, günahkar mı oluyoruz? Tenakuzlar dünyası ne zor yarabbi?

Ben böyle birini eserlerimde teşhir ettim. Toplum içinde teşhis ettim,. Kendisine seksen defa hatırlattım. Eşeğin adam olması mümkün bunun düzelmesi mümkün değil.

Bu tavrımla zararda mıyım, doğru yolda mıyım Allahım!

 

Xxxxxxxxxxxxx

 

Bu sütunda, bu bölümde Duran Tekinyel ve Ötüken Ötükenli’nin gönderdiği yazılar vardır.

 

GÖNDEREN DURAN TEKİNYEL

turan yeltekin gönderdi

:06 +0200

Zamanın birinde Erzurum'dan bir grup insan hacca gitmek için yola
çıkmışlar. Van'a gelmişler. Van'ın bir köyünde konaklamaya karar
vermişler.  O köyün de imamı yokmuş. Köylüler aralarında konuşmuşlar ve
Erzurum'dan  çıkıp hacca giden bu topluluktan birini imam yapmaya karar
vermişler.

Bu  insanlar hacca gidiyorlarsa boş insan değillerdir diye
düşünmüşler. Nitekim  tekliflerini içlerinden birisi kabul etmiş. Her yıl
400 koyun verilecekmiş  imama. Adam hacca gidip masraf yapacağıma burada
kalıp yalandan imamlık  yapar ve her yıl 400 koyun sahibi olurum diyerek
işe başlamış. Köylü camide  toplanmış namaz kılınacak. Sayın imam başlamış
namazı kıldırmaya :

-  Erzurum'dan çıktım yola Van'da verdim mola 400
koyun verdiler bana,  Allahuekber. .. Bu günlerce aynı biçimde devam
etmiş. Köylü bu işe biraz  şaşırmış ve konuşmuşlar aralarında : - Daha
önceki imam mı yanlış  kıldırıyordu, yeni imam mi yanlış kıldırıyor? Bunu
gidip Müftüye soralım.  Sayın müftü has Trabzon'lu JJ  Müftüye gelen halk
her şeyi anlatmış. Müftü  köylüye dönerek :

- Siz şimdi hiç imama
çaktırmadan köyünüze dönün ve namaz  vakti camide toplanın ben de namaza
geleceğim, diye emir verir. Herkes  köyüne döner ve namaz vakti cemaat
camide toplanır. Tabi ki Sayın müftüde  camidedir. İmam namazı kıldırmaya
başlar. Birinci rekat :- Erzurum'dan  çıktım yola, Van'da verdim mola, 400
koyun verdiler bana, Allahuekber. ..  der hoca.

Arkadan "öhö.. öhö!.."
şeklinde bir ses duyulur. İmam yakalandım  herhalde diye korkmaya başlar.
İkinci rekatta sözlerinde biraz değişiklik  yapar :- Erzurum'dan çıktım
yola, Van'da verdim mola, 400 Koyun verdiler  bana, yarısı sana yarısı
bana... Allahuekber. .. Namaz bitince köylü  Müftüye dönerek

"İmam efendi
namazı doğru mu kıldırıyor? diye sorar.  Müftünün cevabı : - Haçen birinci
rekatta biraz şaşirdi ama ikinci rekatta  işi düzeltti
>

İngiliz Aristokrasisinin Kökenleri

 

Hafta Sonu birazda eğlenceli şeyler okuyalım , içimiz açılsın , kötü şeyler okuyup görmekten paranoyak

olduk !!!

 

Ingilterede yaşayanlar bilir , bazı manasız görünen deyimleri vardır , aşağıda bunların bazılarının tarihteki

çıkış noktalarnın bulacaksınız. Ayrıca kendilerini çok üstün gören Ingilizlerin temizlik alışkanlıklarınıda

daha iyi tanıyacaksınız. Şu andada geçmişteki alışkanlıkların çok fazla değişmediğinide hatırlatayım

 

Bu yazı bana seneler evvel Londra’da bir evi paylaştığım Ingiliz arkadaşın bulaşıkları nasıl yıkadığını

( yani yıkamadığını !!) görünce , bir daha o mutfaktan su bile içemediğimi ve ilk fırsatta evden taşındığımı

hatırlattı !!

 

 

Tarihi Gerçekler

 

Bir dahaki sefer ellerinizi yıkarken, suyun sıcaklığı tam istediğiniz gibi  değilse, eskiden İngiltere’de bu

işlerin nasıl yapıldığını düşünün.

 

1500’lerde İngiltere’de işler şöyle yapılıyordu: insanların çoğu Haziran’da evleniyordu. Çünkü senelik

banyolarını Mayıs ayında yapıyorlar, Haziran’da hala çok kötü kokmuyorlardı. Ama yine de kokmaya

başladıkları için gelinler vücutlarından çıkan kokuyu bastırmak amacıyla ellerinde bir buket çiçek taşıyordu.

 

Banyolar içi sıcak suyla doldurulmuş büyük bir fıçıdan meydana geliyordu. Evin erkeği temiz suyla

yıkanma imtiyazına sahipti. Ondan sonra oğulları ve diğer erkekler, daha sonra kadınlar, sonra çocuklar

ve en son  olarak ta bebekler ayni suda yıkanıyordu. Bu esnada su o kadar kirli hale  geliyordu ki içinde

gerçekten bir şeyleri kaybetmek mümkündü. İngilizce’deki;  “banyo suyuyla birlikte bebeği de atmayın!”

(Don't throw the baby out with  the bath water) deyimi buradan gelmektedir.

 

Evlerin çatıları üst üste yığılmış kamıştan yapılıyor, kamışların altında  tahta bulunmuyordu. Burası

hayvanların ısınabilecekleri tek yer olduğu için  bütün kediler, köpekler ve diğer küçük hayvanlar

( fareler, böcekler ) çatıda yaşıyordu. Yağmur yağdığı zaman çatı kayganlaşıyor ve bazen hayvanlar

kayarak çatıdan aşağı düşüyordu. İngilizce’deki; “Kedi-köpek yağıyor!..”  ( It's  raining cats and dogs )

deyimi buradan gelmektedir.

 

Yukarıdan evin içine düşen şeyleri engelleyecek hiçbir şey yoktu. Böceklerin ve buna benzer nesnelerin

yatakların içine düşmesi büyük bir sıkıntı oluşturuyordu. Etrafında yüksek direkler ve üstünde örtü bulunan

İngiliz usulü yataklar buradan gelmektedir.

 

Zemin topraktı. Sadece zenginlerin zemini topraktan başka bir şeyden yapılmıştı. “Toprak kadar fakir”

(dirt poor) tabiri buradan çıkmıştır. Zenginlerin ahşaptan yapılmış zeminleri vardı. Bunlar kişin ıslandığı

zaman kayganlaşıyordu. Bunu önlemek için yere saman (thresh) seriyorlardı. Kış boyunca saman sermeye

devam ediliyordu. Bir zaman geliyordu ki kapı  açılınca saman dışarıya taşıyordu. Buna mani olmak üzere

kapının altına bir  tahta parçası konuyordu ki bunun ad; thresh hold (saman tutan; Türkçe’si eşik) idi.

 

Yemek pişirme işlemi her zaman ateşin üzerine asılı durumdaki büyük bir kazanın içinde yapılıyordu. Her

gün ateş yakılıyor ve kazana bir şeyler ilave ediliyordu. Çoğu zaman sebze yeniyor, et pek bulunmuyordu.

Akşam yahni yenirse artıklar kazanda bırakılıyor, gece boyunca soğuyan yemek ertesi gün tekrar ısıtılarak

yenmeye devam ediliyordu. Bazen bu yahni çok  uzun süre kazanda kalıyordu. “Bezelye lapası sıcak,

bezelye lapası soğuk,  kazandaki bezelye lapası dokuz günlük.”  (Peas porridge hot, peas porridge

cold, peas porridge in the pot nine days old) tekerlemesinin menşei budur.  Bazen domuz eti buluyorlar

o zaman çok seviniyorlardı. Eve ziyaretçi  gelirse domuz etlerini asarak onlara gösteriş yapıyorlardı.

Birisinin eve  domuz eti getirmesi zenginlik işaretiydi. Bu etten küçük bir parça keserek  misafirleriyle

oturup paylaşıyorlardı. Buna; “yağ çiğnemek” (chew the fat) adı  veriliyordu.

 

Parası olanlar kalay-kurşun alaşımından yapılmış tabaklar alabiliyordu. Asidi yüksek olan yiyecekler

kurşunu çözerek yemeğe karışmasına sebep oluyor, böylece gıda zehirlenmelerine ve ölüme yol açıyordu.

Domatesler buna sık sık sebep olduğu için bunda sonraki yaklaşık 400 yıl boyunca domateslerin zehirli

olduğu düşünülmüştü. Çoğu insanin kalay-kurşun alaşımından yapılmış tabakları yoktu. Onun yerine

tahta tabaklar kullanıyorlardı. Çoğu zaman bu tabaklar bayat ekmekten yapılıyordu. Ekmekler o kadar

bayat ve sertti ki uzun zaman kullanılabiliyordu. Bunlar  hiçbir zaman yıkanmadığı için içinde kurtlar ve

küfler oluşuyordu. Kurtlu  ve küflü tabaklardan yemek yiyen insanların ağızlarında “tabak ağzı” (trench mouth)

denen hastalık ortaya çıkıyordu.

 

Ekmek itibara göre bölüşülüyordu. işçiler yanık olan alt kabuğu, aile orta  kısmı, misafirler de üst kabuğu

alırdı. Bira ve viski içmek için kurşun  kadehler kullanılıyordu. Bu bileşim insanları bazen birkaç gün şuursuz

vaziyette tutabiliyordu. Yoldan geçen insanlar bunların öldüğünü sanıp  defnetmek için hazırlık yapıyordu.

Bunlar birkaç gün süreyle mutfak  masasının üstüne yatırılıyor¸ aile etrafına toplanıp yiyip-içerek uyanıp

uyanmayacağına bakıyordu. Buna uyanma nöbeti deniyordu.

 

İngiltere eski ve küçük bir yerdi, insanlar ölülerini gömecek yer bulamamaya başlamıştı. Bunun için mezarları

kazıp tabutları çıkarıyor, kemikleri bir kemik evine götürüyor ve mezarı yeniden kullanıyorlardı. Tabutlar

açıldığında her 25 tabutun birinde iç tarafta kazıntı izleri olduğu görüldü. Böylece insanların diri diri gömüldüğü

ortaya çıktı. Buna çözüm olarak cesetlerin bileklerine bir ip bağlayıp bu ipi tabuttan  dışarıya taşıyarak bir

çana bağladılar. Bir kişi bütün gece boyu mezarlıkta  oturup zili dinlerdi. Buna “mezarlık nöbeti”

( graveyard shift ) denirdi.  Bazıları zil sayesinde kurtulur (saved by the bell), bazıları da ölü zilci

(dead ringer) olurdu.

 

Gerçekler bunlar. Kim demiş tarih sıkıcıdır

*Kanada'ya tasinan bir Mersinlinin Günlügü

 

       Sevgili Günlük

 

       12 Agustos

       Kanada'daki yeni evime tasindim.çok heyecanliyim.

       Burasi çok güzel.Daglarin manzarasi muhtesem.

       Onlarin karlarla kapli halini gorebilmek için

       sabrimi zorluyorum.

 

       14 Ekim

       Kanada dünyanin en güzel yeri.Yapraklar kirmizi ve turuncunun tonlarina

       dönmeye basladi.Bir atla kir gezintisi yaptim ve bir kac

       geyik gördüm.çok güzeldiler.

       Muhtemelen yeryüzündeki en harika hayvanlar.

       Burasi cennet olmali.Burayi çok seviyorum

 

       11 Kasim

       Geyik avlama sezonu kisa bir süre sonra basliyor.

       Böyle harika hayvanlari öldürmeyi nasil olurda isterler anlamiyorum.

       Umarim yakinda kar yagisi baslar.

       Burayi seviyorum.

  

       2 Aralik

       Dün gece kar yagdi.Heryerin beyaz bir örtü ile kaplanisini

       seyretmek için gece kalktim.Tipki karpostal gibi.

       Disari çiktik merdivenlerdeki ve garajin önündeki karlari kürekle

       temizledik. Kartopu oynadik(ben kazandim).

       Kar temizleme makinasi (belediye'nin)gelince,garajin önündeki

       karlari tekrar temizlemek zorunda

       kaldik.Harika bir yer.Kanada'yi seviyorum.

  

       12 Aralik

       Dün gece biraz daha kar yagdi. Kar temizleme

       makinasi ile  garajin önündeki karlari tekrar temizledik.

       Burayi seviyorum.

  

       19 Aralik

       Dn gece biraz daha kar yagdi.Ise gitmek için garajdan

       cikamadim.Burasi ok güzel bir yer fakat kürekle kar temizlemekten

       yoruldum.

       Kar temizleme makinesina Lanet olsun!

  

       22 Aralik.

       Bu beyaz boktan dün gece biraz daha yagdi.Kürekle kar atmaktan

       ellerim su topladi ve belim agrimaya basladi. Kar temizleme

       makinasinin ben garajin önün kürekle temizleyene kadar yolun

       kösesinde gizlendigini düsünüyorum.

       Pezevenk...

 

       25 Aralik

       S....ttigimin yilbasisi.Yine yagdi.Eger kar temizleme makinasini

       kullanan pezevengi bir elime geirirsem yemin ederim o pustu

       gebertecem.

       Yollardaki lanet buzlari eritmek için neden daha fazla tuz

       kullanmadigini  anlamiyorum.

  

       27 Aralik

       Allahin belasi dün gece yine yagdi.Kar temizleme makinasinin en

       son gelisinden beri 3 gündür karlari kürekle atamadigim için eve

       hapsoldum.Hi bir yere gidemiyorum.Hava durumunu sunan spiker

       bu gece 25  santim daha yagacagini söyledi. 25cm karin kaç kürek

       edecegini Biliyormusun ?

 

       28 Aralik

       Kusbeyinli spiker yanilmis.83cm daha yagdi.Bu gidisle karlar yazdan