Teknoloji bölümü

XXXXXXXXXX

GÜLER MİSİN AĞLAR MISIN?

 

konya keraneler - Top Search

İnsanlar arasında eski dostlukların yerini ... Ulukışla yöresi önce Anadolu Selçuklu devletine, arkasından da Konya ... http://www.olumluyol.com/gunluk.htm ...
gooara.com/src/?q=konya+keraneler&meta=ltr&s=10&b=30 - 11k - Önbellek - Benzer sayfalar

ŞU BÖLÜM Gogul’dan kopyalandı. Sanırsınız ki bizim sitede Konyadaki keraneler anlatılıyor. Yahu bizim www.olumluyol.com isimli sitemizde tek bir cümle var: (toplum çok huzursuz olduğunu anlatmak için cümle şöyle: ((Kerhaneler dolu, meyhaneler dolu.)) Bunun dışında ne Konya lafı var, ne de bir şey. İyi de bir Konyalı açsa Gogul’u.. Bu pasajı görse. Yahu neyin nesidir bu başlık. Konya’da kerhane gezen Olumluyol sitesi neyi anlatmak istiyor diye şüphelense. Tıklasa inanın karşısına bir şey çıkmıyor. Amma rezalet ha…

İşte bu açıklamayı niye Teknoloji bölümüne koydum biliyor musunuz? Teknoloji insanları büyülüyor. Benim sitelerden elli kadar site yazarlarımın yazılarını aktarıyor. Bunların listesini Gogul sayesinde buluyoruz. Memnunuz teknolojiden-bilişimden diyelim.

İyi de yukardaki bizim cümle: Her yer dolu meyhaneler kerhaneler. Bunun bir çaresine bakıp toplumu tedavi etmeli lafı ile Konya lafının ne alakası var?. Kim karıştırıyor ulan?
Böyle teknolojinin…

BEYİN KASLARINI GÜÇLENDİREN

7 EMİR

image001.jpg

Ünlü teknoloji dergisi Wired’ın hazırladığı IQ dosyası, daha yaratıcı bir zekâya, kuvvetli bir hafızaya ve iyi bir beyne sahip olmak için püf noktalarını içeriyor. IQ’yu bir bilgisayar gibi görmemiz gerektiğini söyleyen dergiye göre, bu cihaza program yüklemek bizim elimizde. Wired’ın 12 maddelik beyin egzersizi rehberinden bir seçme yaptık..

1.DİKKATİNİ DAĞITACAKSIN
Çok önemli bir bilgiyi ezberlemek mi gerekiyor? O zaman öğrenmeyi çalıştığınız konudan daha farklı bir şey üzerinde çalışmanız lazım. Böylece beyin asıl bilgiyi depolamak için daha çok güç harcayacak. 2007 yılında araştırmacılar UCLA Üniversitesi’nden öğrencilerden 48 çift kelimeyi ezberlemeye çalışmalarını istedi. Ülke=Rusya, çiçek=papatya gibi kelime çiftlerini çalışan öğrencilerden bazıları, papatyanın yanında diğer çiçeklerin isimlerini de inceledi ve bu öğrenciler daha çok kelime çiftini ezberlemeyi başardı. Eğer dikkatinizi çeken başka bir öğe daha varsa, asıl ezberlemek istediğiniz kavramı daha iyi öğrenirsiniz.

2.ÇOK KAHVE İÇMEYECEKSİN
İster kahve ister Red Bull yoluyla olsun, kafein mutlaka vücudu diriltip zekâyı keskinleştiren özellikler sunuyor. Ancak araştırmalara göre kafeinle kurduğumuz ilişkide yanlışlıklar var. Örneğin Türkiye ve İngiltere’de yapıldığı gibi düzenli aralıklarla çay içmek, beynimiz için Starbucks’da dev bir kahve içmekten daha iyi sonuç veriyor. Bunun sebebi de kafeinin beyindeki alıcıları bloke etmesi. En yüksek seviyede farkındalık için ufak dozlarda çay içmek daha faydalı. Üzerinde araştırma yapılan denekler, ufak dozda alınan içeceğin onları sakinleştirip zihinlerini açtığını söylüyor. Büyük boy bir kahve ise tam tersi etki yapabilir.

3.OLUMLU DÜŞÜNECEKSİN
Yeni şeyler öğrenmek beyni güçlendirir. Özellikle de yeni şeyler öğrendiğinizi düşünüyorsanız beyniniz güçlenir. Zekânızın güçlendiğini düşündükçe zekânızı güçlendirirsiniz. Stanford Üniversitesi’nden psikoloji profesörü Carol Dweck’in yaptığı araştırmalara göre önüne çıkan zorluklara rağmen denemeye devam et görüşünde olan deneklerin beyinleri daha çok geliştirilebilir. ‘Savunmacı ol, çabuk vazgeç’ yaklaşımındaki deneklerin beyinleri ise aynı şekilde gelişmiyor.

4.PANİK YAPMAYACAKSIN
Eğer bir ayıdan kaçıyorsanız, stres duygusu faydalı olabilir; stres sayesinde daha hızlı koşarsınız. Ancak satranç oynarken aynı endişe duygusu beyni işlevsizleştiriyor. Aşırı stres anlarında neandertal moduna geçip medeniyetin öğrettiği özelliklerimizi kaybediyoruz. Beynimizin amygdala isimli bölümü, ‘korku merkezi‘ işlevi görüyor ve endişe anlarında harekete geçiyor. O zaman yaratıcılık, espri duygusu yok oluyor. Peki içimizdeki mağara adamını (veya kadınını) nasıl yenebiliriz?  Sakinleşerek ve beyne her şey yolunda mesajı göndererek.  Yoga   yapmak da iyi bir seçenek.

5.DÜZENSİZLİĞİ SEVECEKSİN
Hayata karışın. UCLA’in psikoloji bölümünden Robert Björk, düzenli değil, düzensiz biçimde algıladığımız bilgileri daha iyi öğrendiğimizi söylüyor. Beynimiz hayatın kaotik yapısını içselleştirdiği için bilgiyle kurduğu ilişkide de kaostan hoşlanıyor.

6.EGZERSİZ YAPACAKSIN
Aerobik yapmak yaşlı insanların beynindeki gri ve beyaz bölgeleri yeniden oluşturuyor. Aerobik yapmanın zekâya faydası büyük.  Ağırlık kaldırmak ise zekâyı kesinlikle etkilemiyor. Stres yaratan durumlarla karşılaşınca insanlar çoğunlukla nefesini tutar; yoga yaparak bu tür kötü alışkanlıklardan kurtulmak mümkün. Baskı altında yanlış nefes alıp verdiğimiz için zekâmız geriliyor. Doğru nefes almayı öğreten yoganın bu  yüzden beyne etkisi çok olumlu.

7.ACELE ETMEYİP YAVAŞLAYACAKSIN
Bu cümleyi okumak iki buçuk saniyeden fazla zamanınızı almamalı. Eğer alıyorsa cümlenin içeriğini tam olarak anlayamayacaksınız. Retinadaki motor tepki ve kelime görüntüsünün beyne ulaşması sonucunda dakikada en çok 500 kelime okuyabiliyoruz. Massachusetts Üniversitesi’nden psikolog Keith Rayner, “Hızlı okumak diye bir şey yoktur. Tabii ki okurken yazılanı anlamaktan da bahsediyorsak,” diyor. Hızlı okurların okudukları metin konusunda kendilerine sorulan soruları yavaş okuyanlara göre çok daha yavaş cevaplayabildikleri kanıtlandı. O yüzden yavaş okumak iyidir, hatta dudaklarınızı oynatarak kelimeleri fısıldayabilirsiniz.

KAYNAK: http://www.sabah.com.tr

 

 

Kuzey Buz Denizi'ndeki buz tabakası 2012 yılında eriyebilir


       Kuzey Buz Denizi’ndeki buz tabakasının 2040 yılında tamamen eriyeceği öngörülürken, şimdi bu beklentinin 2012 yazı sonunda gerçekleşebileceği savunuluyor.
      Bu yaz hızla eriyen kuzeydeki buz tabakası, yaz sonunda, 4 yıl önceki aynı dönemde sahip olduğu alanın yarısına geriledi. Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) iklim uzmanı Jay Zwally, "erime bu hızla sürerse Kuzey Buz Denizi, beklentilerden çok daha yakın bir dönemde, 2012 yazı sonunda buzdan tamamen arınmış hale gelebilir" dedi. Denizdeki buz tabakasının, kapsadığı alanın daralmasının yanı sıra rekor düzeyde inceldiği de belirlendi.
      Henüz geçen yıl, kuzeydeki buz tabakasının 2040 yazı sonunda tamamen eriyeceğinin tahmin edildiği açıklanmış ve bu bile şaşkınlıkla karşılanmıştı.
      Zwally, eskiden kömür madencilerinin, metan gazı sızıntısı olup olmadığını anlamak için madende kanarya bulundurduklarını ve yoğun gazda kanarya ölünce dışarı kaçtıklarını anımsatarak, "Kuzeydeki buz tabakası da küresel ısınmanın kanaryası. Bu kanarya artık öldü" görüşünü savundu.
      AP haber ajansının görüştüğü NASA, Amerikan üniversiteleri ve hükümet kuruluşlarından konuyla ilgili toplam 18 bilim adamının tümü, bu yaz sonunda gelinen erime düzeyini büyük bir şaşkınlıkla karşıladıklarını söyledi. NASA’dan jeofizikçi Scott Lutchke, buzullardaki erimenin hızı değerlendirildiğinde de "yeni bir döneme girildiğinin kesin olarak söylenebileceğini" belirtti.
      Grönland’daki erimenin de oldukça hızlı olduğu tespit edildi. Grönland kara parçası üzerindeki buzullar da bu yaz, yazları kaydedilen ortalama erimeden yüzde 15 daha fazla eridi. Bu oran, 2005’te kaydedilen rekor erimenin de üzerinde oldu. Grönland üzerindeki buzulların tamamen erimesi, dünya deniz seviyesinin 6,6 metre yükselmesine yol açacak.
      Ancak karadaki bu buzulların tamamen erimesinin onyıllar değil yüzyıllar alacağı belirtiliyor.


 


Share life as it happens with the new Windows Live. Share now!

Türkiye’de bilim yapılabiliyor mu?

Bilim politikalarının olmaması nedeniyle üniversiteler vizyonsuz,

misyonsuz ve hedefsiz okyanuslarda kürek çekmekte, Prof. Dr. İbrahim Ortaş, iortas@cu.edu.tr

 


Prof. Dr. Bahattin Baysal, ‘Üni-versite Sorunları: Vurun Aba-lıya’ başlıklı yazısında (CBT Sayı 1005) benim zaman za-man e-posta aracılığı ile pay-laştığım yazılarımda ağırlıklı olarak; üniversitelerimizin ar-zulanan bilim ortamını sağla-yamadığını, bunun sorumlusu olarak başta siyasiler olmak üzere buraları şu veya bu şe-kilde yöneten akademisyen-leri sorumlu görmemden ra-hatsız olduğunu ve bir yazım-dan "Türkiye'de bilim yapılmı-yor" yargısını çıkararak duru-mu kaosa sürükleyen yakla-şımlar içinde olduğumu belir-tiyor. Sayın hocam; kızdığı ki-şilere adeta "Sen kaç kuruşluk adamsın dercesine "Benim şu kadar, senin 7 veya 14 tane yayının var, senin konuşma hakkın yok" demeye gelen ifa-deler kullanıyor. Yarın da bir başkası çıkar "Ben senden da-ha fazla yayın yaptım sen ko-nuşma" der. Ya da Batı’dan bir üniversite çıkar: "Siz kimsi-niz?" der. Bunun kimseye fay-dası yok.

"Arkadaş, sizin bilim yapma-manız için elinizi kolunuzu bağlayan mı var" diyor hoca. Evet, var hocam.

Uluslararası kongrelere katıla-mıyoruz, bilimsel makaleleri-min yazışma ve posta ücretleri karşılanamıyor. Araştırma -revlisi yok, teknik personel yok, altyapı sorunları ortada. Bilim yapmanın başlı başına bir felsefi tartışma ortamı işi oldu-ğunu siz de kabul edersiniz sa-nırım. Bu ülkenin ilk, orta ve yüksek eğitim sisteminin çalışmadığı ve arzulanan öğrenme ortamının yaratı-lamadığı, üniversitelerin evrensel anlamda birer bi-lim sanat felsefe ortamı oluşturamadıkları aşikâr. Bilim politikalarının olma-ması nedeniyle üniversiteler vizyonsuz, misyonsuz ve hedefsiz okyanuslarda kürek çekmekte. Bu nedenle, üni-versitelerimizde perfor-mansa dayalı verimlilik analizi yapılmıyor. Ders iş-leyişi ile ilgili hiçbir geri bil-dirim alınmıyor; eğitim öğ-retim, öğretme merkezli ve ek ders anlayışı ile okul dü-zeyine indirgenmiş durum-dadır.

Varsa yoksa yurtdışı yayın -nünden ilerliyoruz. Türkiye,en-deksli yayın sıralamasında 20. sırada. Çok güzel, ancak bilime olan katkımız % 1 civarında. Akademik aşamaya endeksli yayın anlayışı bilim etiğini artık zorlar duruma geldi.

Ölçütler gerekir

Türkiye'de bilim, felsefe ve sa-nat yapılabilmesini ölçebilme-miz için her şeyden önce ölçüt-lerimiz olması uygun olacaktır. Bu ölçütler arasında ilk aklıma gelenler; a. Yayın sayısı, b. Yayınlara atıf sayısı, c. Ya-yınların teknolojiye dönüş-mesi, d. Patent sayısı, e. Yetiştirilen öğrenci sayısı, f. Bilim kişilerinin toplumu aydınlatma düzeyi, g. Ya-yınlanan kitap ve diğer ya-yınlar toplamı, h. Düzenle-nen konferanslar vb. et-kinlikler düzeyi, i. Yetiştir-diği öğrencilerin uluslar-arası alanda iş bulma şansı, j. Bilimsel buluşların ve araştırmalarla toplumsal sorunların çözülmesi ve kalkınma arasındaki ilişki.

Hepsinden önemlisi Sayın Baysal tarafından "töre" olarak adlandırılan ancak doğrusu üniversite ortamı ve gelene-ğinin hızla kaybolduğu görü-lüyor. Bugün üniversitelerde başlıca değer; okumak, bi-limsel makale üretmek, ye-ni bir düşünce oluşturmak değil, aksine idari bir kad-roya gelmek, bir komisyona seçilmek, yöneticilerin et-rafından küçük çıkarları için pervane olmak, lojma-na girmek, asistan kadrosu almak.

Bunun nedeni de maalesef bi-lim ve düşünce yerine ‘ada-ma ve güce’ oynamak ve bunların yarattığı zincirle-me bozunumlardır. Bugün artık çok az istisna dışında ki-mi yönetim kadrolarınca, eği-tim ve bilim kurumları -çük birer padişahlık zihni-yetiyle yönetiliyor.

Ben de bu ülkenin içine -rüklendiği sürecin bir yan-sıması olan her bir yanlışı, ya-şım ve bilgimin müsaade ettiği günden bu yana, akıl ve dene-yimlere dayalı olarak anlat-maya çalışıyorum. Üniversi-teleri ortaokula dönüştüren hiçbir süreci alkışlamadım.

Sayın hocam diğer yandan da "Tarım Fakültesi" ve "Toprağa atılan bazı gübreler" diyerek çalıştığım bilimsel alanı -çümsüyor. Yaşam bir bütündür ve her alan bilimsel olarak ça-lışmaya değer niteliktedir. So-nuçta sebebini tek tek tar-tışabiliriz ama eğer soru "Tür-kiye'de bilim yapılabiliyor mu?" ise, yanıtı pek parlak bulun-muyor. Sorumlularını ise ülke ve üniversite üst yönetimle-rinden başlayarak tek tek ortaya koymamız gerekiyor.

(abç-Cum. Bilim/Tek.8.9.06)

En güvenli enerji

Hazırlayan: Emel ERATLI

 

Enerji üretiminde yıllardır fosil yakıtlardan yararlanıyoruz. Oysa bir yandan dünya nüfusu, diğer yandan enerji tüketimi hızla artmakta. Çevre kirliliği ve enerji kaynaklarımızın giderek azalması araştırmacıları yeni kaynaklara yönlendirmekte.

 

Rüzgâr enerjisi uygarlığın ilk tarihlerinden bu yana kullanılmaktadır. Rüzgâr gücüyle hareket edenler denildiğinde ilk akla gelenler, yelkenli gemiler ve değirmenlerdir. Fosil yakıtların yerini alabilecek enerji kaynaklarından, güneş ve rüzgâr ise, üstünde çalışmalar yapılan iki güçtür.

Rüzgâr öncelikle elektrik üretiminde kullanılmaktadır. Dünyada rüzgâr gücüyle elektrik üretimi uygulaması ilk kez, 1890'li yıllarda, Danimarka'da yapılmıştır. Başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere, birçok ülkede kullanılan rüzgâr türbini sayısı 20 binden fazladır. Ülkemizde de enerji üretiminde rüzgâr türbinlerinden yararlanılan yerler vardır.

Rüzgâr türbinleri genellikle, 25–30 metre yüksekliğindedir. Yapılan çalışmalar 50 metrenin üzerinde rüzgâr türbinleri inşa edebilmeyi amaçlar. Çünkü daha yüksek olmaları daha çok rüzgâr yakalayabilmelerini sağlayacaktır. Bu türbinler sadece elektrik üretmez, yeraltı sularının çıkarılması için de kullanılır. Çoğu, Kanada, ABD ve Avustralya'da bulunan ve rüzgâr gücüyle çalışan su pompalarının sayısı bir milyonun üzerindedir.

 

Rüzgâr elektriğe dönüşüyor

Dünyanın neresinde olursanız olun mutlaka rüzgâr eser. Bu da rüzgâr aracılığıyla enerji üretmenin ne kadar akıllıca olduğunun kanıtıdır. Rüzgârın gücünü elektriğe dönüştürebilmek için jeneratörün kanatları dönmeye başlar. Kanatlar döndükçe bağlı olduğu mili döndürür. Ve jeneratör, milin dönüşüyle elektrik üretir.

Rüzgâr türbinlerinin başlıca iki çeşidi bulunmaktadır. Birisi Fransız mucit Darrieus'un adıyla anılan ve rüzgârı her yönden yakalayabilen modeldir. Diğeri ise kanatları yel değirmenine benzeyen model. "Peki, rüzgâr durduğu zaman ne olacak?" diye soracaksınız: Böyle bir duruma önlem olarak elektrik depolanır. Tükenebilir kaynaklar yerine, sürekliliği bilinen ve enerjisi depolanabilen rüzgâr, ileriye dönük en güvenilir enerji kaynaklarındandır. Rüzgârımız hiç eksik olmasın!

(Cum./Bilim/ Tek. 9.9.06-Genç Bilimci)

 

Tıpta Mucize Yaratacak 6 İlaç!

Çağın belalı hastalıklarına deva olacak ilaçlar geliyor... Ünlü bilim dergisi Popular Science'ın 6 hastalığın kökünü kurutacak 6 ilacı kapak yaptı. İşte o ilaçlar...

Genetik bilimin ve kök hücre araştırmalarının giderek güçlendiği tıp dünyası, yeni devrimlere yelken açıyor. Son dönemde bilim adamları, zararlı genlerin işlevini durdurmak ya da diyabet ve obezite gibi çağın hastalıklarını önlemek için moleküler yöntemler geliştiriyor. Kanser tedavisinde sağlıklı hücrelere zarar vermeden kemotarapi uygulamak, felçli hastalara hareket yeteneğini geri kazandırmak, Alzheimer'ı engellemek ve bütün grip türlerine karşı tek bir aşıyla bünyeyi korumak ya da tıpkı yedek parça değiştirir gibi laboratuvar ortamında geliştirilmiş organları vücuda nakletmek de bu süre zarfında mümkün olacak.

Kanser Katilleri (2014):
Kemoterapi, tümörleri küçültüp yok etme sürecinde, kanserli hücrelerin yanı sıra sağlıklı hücrelere de zarar vererek kusma, saç dökülmesi ve döküntü gibi yan etkilere neden oluyor. ABD'deki Massachusetts Teknoloji Enstitüsü ve Harvard Üniversitesi tarafından yapılan araştırmalarda, sadece kanserli hücreleri hedef alacak bir yöntem geliştirildi. Her biri bir toplu iğne başından bin kat daha küçük moleküller geliştiren bilim adamları, kanserli bölgeye enjekte edildiklerinde sadece tümörü yok etme amacı güden kimyasalları kullanarak zararsız kemoterapi uygulamayı başardı. Farelerde etkisi kanıtlanan yöntem 2014'te geliyor.

Tüm griplere tek aşı (2007):
Bilim adamlarının en büyük sorunu, bir virüsün değişim geçirmesi durumunda aşıların da işe yaramaz hale gelmesi. Ancak araştırmacılar, tüm grip virüslerinde ortak olan ve gelecekte ortaya çıkacak tüm grip virüslerinde de bulunacak olan M2 adlı bir protein keşfetti. Uzmanlar bu proteini kullanarak dünyadaki gelmiş, geçmiş ve gelecek tüm grip hastalıklarına ve doğal olarak kuş gribi belasına da karşı koyacak bir aşı geliştirmeyi umuyor. Deneyler 2007'de başlıyor.

Felçlilere köprü (2010):
Omurilik zedelenmeleri, sinirler arası bağlantının kopmasına neden oluyor, bu da beyin travması ve felç gibi hastalıkları beraberinde getiriyor. Uzmanlar sinir hücrelerinin yeniden gelişmesini sağlayan ve hastalığın neden olduğu sinir boşlukları arasında köprü görevi gören bir teknik geliştirdi. Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nde yürütülen çalışmalarda, bir alyuvar hücresinin binde biri büyüklüğündeki farklı aminoasit zincirlerinin yan yana gelerek bu köprüyü oluşturacak altyapıyı sağladığı kanıtlandı. Tedavinin insanlar üzerinde uygulanabilmesi için araştırmacıların öngördüğü tarih 2010.

Alzheimer hapı (2009):
ABD'deki California Üniversitesi Alzheimer hastalarının yaşam standardını yükseltecek "ampakines" adlı bir ilaç geliştirdi. Nöronlar arasında yeni bağlantılar oluşturarak hafızayı güçlendiren 'BDNF adlı protein, Alzheimer olanlarda çok az salgılanıyor. Uzmanlar, bu proteinin vücuttaki düzeyini Ampakines'le artırmayı başardı. Beyni genç tutan ilaç, 2009 yılından itibaren kullanılabilecek.

Obeziteye son (2010):
Massachusets Üniversitesi, kilo almaya neden olan genleri basit bir enjeksiyon yaparak durdurmayı başardı. Bu enjeksiyon, hücreleri daha fazla yağ yakmaya ve insülin seviyesini düzenlemeye zorluyor. Milyonlarca insanı vuran obeziteye büyük bir darbe indirecek bu yöntemle ilgili araştırmaların 2010 yılında sona ereceği ifade ediliyor.

Yapay organ yolda (2016):
ABD'deki Wake Forest Üniversitesi uzmanları, geçen nisanda insandan aldıkları dokuyla laboratuvarda yapay mesane yaptı ve bir hastaya nakletti. 1 ay sonra aynı yöntem erkeklik organları hasar görmüş tavşanların cinsel işlevlerini yerine getirmesinde kullanıldı. İktidarsız olan erkekler için kökten çözüm sunan yöntemi geliştiren bilim adamlarının yeni hedefi, böbrek üretmek. 2016'dan itibaren organ siparişi verüebüecek.

 

 

 

İmeille: i.u ugih51@mail.com’dan gelen yazı:

 

Suyun debisinin ölçülmesinde kullanılan ölçü birimleri ;

Su kaynağının debisinin ölçülmesinde birim olarak "lüle" kullanılmıştır. 1 lüle yaklaşık olarak 26 mm çapında bir borudur ve dakikada 36 litre su akıtır. Günlük yaklaşık 52 m3 su olarak kabul edilir. Şehir içinde yer alan su taksim istasyonlarında bulunan dağıtım sandıklarında kullanılan boruların günlük debisi ise dağıtım yapılan bölgenin ihtiyacına göre ayarlanmıştır ve aşağıdaki gibidir.

1 Hilal 0,5625 lt/Dak. (Günde-0,81 m3)
1Çuvaldız 1,125 lt/Dak. (Günde-1,62 m3)
1 Masura 4,5 lt/Dak. (Günde-6,48 m3)
1 Kamış 9 lt/Dak. (Günde-12,96 m3)
1 Lüle 36 lt/Dak. (Günde- 51,84 m3 ~ 52 m3)

Uzunluk ölçüleri ;

Uzunluk ölçü birimi olarak "arşın" kullanılmış olmakla beraber , çarşı arşını ile mimar arşını ( Zira-ı Mimari / Zira ) ve dolayısıyla alt birimleride birbirinden farklıdır.

Çarşı ölçüleri

1 Arşın 0,6858 mt.
1 Rub (urub) 0,0857 mt. (1/8 Arşın)
1 Kerrab (Kirâh) 0,0428 mt. (1/16 Arşın)
1 Endaze 0,6525 mt.



Mimari ölçüler:


1 Arşın (Zira) 0,757738 mt.
1 Parmak (1/24 zira) 0,031572 mt.
1 Hat (1/12 parmak) 0,002631 mt.
1 Nokta (1/12 hat) 0,000219 mt.
Çarşı ölçü birimi ve 68,58 cm'e karşılık gelen Arşın ölçü birimi ile yine bir çarşı ölçü birimi olan ve 65,25 cm'e karşılık gelen Endaze ölçüleri birbirlerine çok yakın değerlerdedir.

Ağırlık ölçüleri ;

1 Çeki (4 Kantar) 225,79832 kg.
1 Kantar (44 Okka) 56,44958 kg.
1 Batman (6 Okka) 7,69767 kg.
1 Okka/Kıyye (400 Dirhem) 1,282945 kg.
1 Dirhem 3,2073625 gr.
1 Miskal 4,5819464 gr.
7 Miskal (10 Dirhem) 32,073625 gr.
1 Denk (1/4 Dirhem) 0,80184 gr.
1 Kırat (1/4 denk) 0,20046 gr.
1 Buğday (1/4 kırat) 0,05011 gr.

Mehmet İzzet'in 1912 baskısı İlm-i Hisab kitabına göre ise ağırlık ölçüleri farklı tarif edilmektedir.


Evzan-ı Kebire ( Büyük ağırlık ölçüleri) ;


1 Çeki 225,978 kg.
1 Kantar 56,450 kg.
1 Batman 7,692 kg.
1 Kıyye 1,282 kg.


Evzan-ı Mutavassıta ( Orta ağırlık ölçüleri) ;

1 Dirhem 3,207 gr.
1 Miskal 4,810 gr. ( 1,5 Dirhem )
1 Denk 0,80175 gr. ( 1/4 Dirhem )


Evzan-ı Hafife ( Hafif ağırlık ölçüleri) ;


1 Kırat 0,20043 gr. ( 1/4 Denk )
1 Bağdadi 0,0501 gr. ( 1/4 Kırat )
1 Fitil 0,0125 gr. ( 1/4 Bağdadi )
1 Nakir 0,00626 gr. ( 1/2 Fitil )
1 Kıtmır 0,00313 gr. ( 1/2 Nakir )
1 Zerre 0,00156 gr. ( 1/2 Kıtmır )

Alan Ölçüleri ;

1 Hektar = ( 11 Dönüm ) = 10.105,337 m2 = ( 17.600 zirakare )
1 Dönüm = ( 4 Evlek ) = 918,667 m2 = ( 1.600 zirakare ) = ( 40 x 40 zira )
1 Evlek = 229,666 m2 = ( 400 zirakare ) = ( 20 x 20 zira )
1 Zirakare= 0,57416 m2

 

 

MAKİNALAŞMA (TEKNOLOJİ)

 

Teknolojinin amacının üretim olduğu söyleniyor.

Teknoloji.

Üretim geliştirmek için yeni teknikler arayan bilimdir.

Böyle bakıldığında, teknoloji,toplumsal ilişkilerin dışında,kendine amaç edinilen bir nesne gibi görülüyor.

Zaten öyledir de;üretim insanın karşısında kendini nesnelleştirmişse,teknolojide derhal onu taklit etmelidir.

Teknolojinin amacı üretimdir;

Çünkü insanın amacı üretimdir.

Bu toplumda,insanların amacı üretim olduğu için teknolojinin de amacı üretim oluyor.

Öyleyse üretimin amacı ne ?

Elbette bu sorunun cevabında insanın sürdürmek zorunda olduğu bir ilişki var;

İnsanın doğasıyla ve insanın insanla ilişkisi.

Üretim eylemi,insanın doğayla doğal ilişkisinin ötesinde,ekonomik diye adlandırılan farklılaşmış bir ilişkiye geçmesi anlamına geliyor.

Teknoloji;bu farklılaşmış ilişkinin hem sonucu hem de aracıdır.

Teknoloji,insanın Doğa ile kendisi arasındaki aktif ilişki biçimini,insan hayatının devamını sağlayan dolaysız üretim sürecini ortaya çıkarır ve böylece,aynı zamanda,insanoğlunun toplumsal ilişkilerinin ve bunlardan kaynak alan manevi tasarımların meydana geliş biçimini de açıklığa kavuşturur.

Öyleyse teknolojinin,bu ilişkinin derecesiyle bir bağlantısı var.

Üretim araçlarının teknolojik gelişimi aynı zamanda insanın ekonomik ilişkilerinin geliştiği anlamına geliyor.

 

 

MİKTAT ALGÜL