Bu sütunda, bu bölümde Duran Tekinyel ve Ötüken Ötükenli’nin gönderdiği yazılar v ardır.

 

GÖNDEREN DURAN TEKİNYEL

 

Mutluluklar dilerim...



Gülse Birsel'den mutluluğun sırrı üzerine bir yazı:


Toplanın, mutluluğun sırrını veriyorum !

Bir kere şu ortaya çıktı: Para, mutluluk getirmiyor kardeşim! Modern dünya, sadece 'daha zenginlerin', 'daha az zenginlerden' biraz daha mesut olduğunu, bu saadetin de 'üstünlük' hissinden kaynaklandığını ve uzun sürmediğini keşfetti!

Psikologlar 'mutluluk' konusuna takmış durumdalar. Temel ihtiyaçları karşılandığı sürece, daha fazla para ekstra bir mutluluk getirmiyor.

Peki kim, niye mutlu oluyor ? Time dergisinin son sayısı, birçok bilim adamının bu konuda yaptığı araştırmalardan çıkan ilginç sonuçları konu alıyor.

Mutluluk, bizim sandığımız etkenlerden çoğuyla hiç bağlantılı değil!
Para ? Hiç alakası yok!
Eğitim ? Hiç etkisi yok!
Zekâ ? Aynı şekilde!
Gençlik ? Bilakis! Yaşlıların hayattan gençlere göre daha çok zevk aldıkları ve depresyona daha az meyilli oldukları kanıtlanmış!
Evlilik ? Araştırmalara göre, evli insanlar bekârlara göre biraz daha mutlu olsa da, bunun sebebi zaten mutlu olmaya meyilli insanların evlilikleri daha kolay yürütmesiyle ilgili olabilir!
Güneşli havalar ? Hayır! Amerika'nın bol yağmurlu bölgelerinde yaşayanların Kaliforniyalılara göre daha depresif olmadığı kanıtlanmış!

ARKADAŞLAR EN İYİ İLAÇ

O zaman insanları mutlu eden ne?

Bulgulara göre dini inanç insanların mutluluğunu artıran önemli bir etkenmiş.
İnanan insanlar zorluklara karşı daha kolay göğüs geriyor ve daha iyimser oluyorlarmış.
Arkadaşlar, mutsuzluğa karşı müthiş bir ilaçmış!
Ahbapları, dostları, aileleri ve çevreleriyle daha yakın ve sık ilişki kuran insanlar karamsarlıktan uzak kalmak için en etkili formülü bulmuşlar.

Bu arada, mutlu olmak için bir grup psikoloğun kullandığı 'gün inşa etme' metodundan bahsetmek lazım.

Denekler bir gün önce dakika dakika ne yaptıklarını hatırlayıp, bu aktivitenin onların açısından mutluluk düzeyini birden yediye kadar işaretliyorlar.
Bu test 900 kişide uygulanıyor.
Sonuçlar ilginç...
En çok mutluluk veren aktiviteler, arkadaşlarla sosyalleşme, evde yatıp gevşeme, dua etme ve yemek yeme... Bunları spor yapma ve televizyon seyretme takip ediyor.
Tuhaf ama 'çocuklarla ilgilenmek' listenin en altlarında, ev işinin bir sıra üstünde yer alıyor!
Çoğu insanın hayatında mutluluğunun kaynağı olarak gördüğü çocukların, günlük hayatın mutsuzluk sebeplerinden biri olması ilginç!
Demek ki, mutlu ettiğini sandığınız her şey mutlu etmiyor!
Ancak, günlük hayatta insanı sinirlendiren, geren, mutsuz eden ufak tefek olaylar, hayatın genelinde mutluluk kaynağı olabilirmiş!
Sürekli şikayet ettiğiniz stresli işiniz, hayatınızın en önemli rengi olabilir örneğin.

Psikologların bu konuyla ilgili edindiği farklı bir bulgu da: 'Sonların gücü'!

Sözgelimi, sizi çok mutlu eden bir ilişki, son bir haftasında berbat kavgalar ve gözyaşı dolu bir ayrılıkla sonlanıyorsa, bütün hayatınız boyunca o ilişkiyi kötü hatırlıyorsunuz!

Bu konu, kolonoskopi yaptıran bir grup insan üzerinde test edilmiş.
Biliyorsunuz kolonoskopi, bağırsaklarla ilgili rahatsız edici, biraz acılı bir muayene metodu.
Bir grup hastaya standard kolonoskopi yapılmış.
Diğer grupta ise kolonoskopi aleti, muayeneden sonra 60 saniye hareketsiz bırakılmış.
Hastalara acı veren bölüm aletin hareketleri olduğu için, uygulama 60 saniye daha uzun sürdüğü halde, muayenenin sonu 60 saniyelik acısız bir zaman dilimiyle bittiği için, ikinci gruptaki hastalar, uygulamayı, ilk gruba göre daha az rahatsız edici bulmuşlar!

Peki, herkes mutlu olabilir mi?
1996'da yapılan bir araştırmaya göre, bir insanın hayatından memnun olması, yüzde 50 oranında genetik yapısına bağlı!
Genler neşeli, rahat bir kişilik yapısını, stresle başa çıkma kapasitesini, depresyon ve endişeye meyili yönlendiriyor!
Eğer bir insan genetik olarak mutluluğa meyilliyse, başına berbat şeyler de gelse, hatta kaza sonucu bir uzvunu bile kaybetse, zaman içinde, eski mutluluk seviyesine ya da ona yakın bir noktaya dönebiliyor!


ÇALIŞ, ŞÜKRET SENİN DE OLSUN

Bütün psikologların üzerinde fikir birliğine vardıkları üç mutluluk formülü var:

Şükretmek, iyilik yapmak ve yaptığın işi sevip daha çok konsantre olmak!

Şükretmek, hayattan duyduğun memnuniyeti ifade etmek, hatta bunu düzenli olarak yazmak ve söylemek, sadece insanın keyfini yerine getirmekle kalmıyor; Kalifornia Üniversitesi'nin araştırmasına göre fiziksel sağlığı düzeltiyor, enerji seviyelerini yükseltiyor, acı ve yorgunluğu azaltıyor!
İyilik yapmak, sözgelimi düzenli olarak bir huzurevini ziyaret etmek, bir komşuya yardım etmek, babaanneye mektup yazmak, mutluluk derecesini ani ve dramatik biçimde artırıyor!

Ne para, ne aşk, ne güneş, ne gençlik.

Yaptığınız işi sevip, o işe bütün konsantrasyonunuzu ve enerjinizi severek vermek de, mutluluğun formüllerinden biri.
Marangoz olsanız da, doktor olsanız da böyle.
O kadar araştırma, kolonoskopide ekstra 60 saniyeye katlanan denekler (!), yazışmalar, toplantılar, istatistikler...

Psikologlar yine bize ana okulunda öğretilenlerle kutsal kitaplarda yazılanları bulmuşlar:

Mutlu olmak için çalış, iyilik yap, şükret!


 

Genç adamın biri, Dermiş babasına her gün;
'Benim de dostlarım var, sendeki dost gibi'
Baba, itiraz eder, Olmaz öyle çok dost, hakikisi
Belki bir, belki iki, Fazlasını bulamazsın gerçek, hakiki...
Devam eder durur konuşma...

Aralarında başlar bir tartışma, Karar verirler bir sınava,
Dostun hakikisini anlamaya...
Bir akşam bir koyun keserler, Ve koyarlar çuvala. Baba der ki oğluna,
'Hadi al bu çuvalı, şimdi ***ür dostuna'.

Çuvaldan kanlar damlamakta, Sanki öldürmüşler de bir adamı, Koymuşlar çuvala,
Dıştan böyle sanılmakta. Delikanlı sırtlar çuvalı, Gider en iyi bildiği dostuna,
çalar kapıyı. O dost, bakar ki bir çuvala hem de kanlı,
Kapar hızla kapıyı delikanlının suratına, Almaz içeri arkadaşını,
Böylece tek tek dolaşır delikanlı,
Kendince tanıdığı, sevdiği dostlarını.

Ne çare, hepsinde de sonuç aynıdır. evlat geriye döner.
Ama içten yıkılır...
Babasına dönerek; haklıymışsın baba ' der. Dost yokmuş bu dünyada ne sana, ne de bana.

Baba 'hayır Evlat 'der, benim bir dostum var bildiğim. Hadi, çuvalı alda bir kerede git ona.
Genç adam, çuvalı sırtlar tekrar. Alnından ter, çuvaldan kanlar damlar...
Gider, baba dostuna. Kabul görür, sevinir.
O dost, delikanlıyı alır hemen içeri. Geçerler arka bahçeye. Bir çukur kazarlar birlikte,

Çuvaldaki koyunu gömerler adam diye, Üzerine de serpiştirirler toprak. Belli olmasın diye

dikerler sarımsak...

Genç adam gelir babasına;

'Baba, işte dost buymuş' diye konuşunca, Babası; 'daha erken, o belli olmaz daha.
Sen yarın git O'na, çıkart bir kavga, Atacaksın iki tokat, hiç çekinmeden ona,
işte o zaman anlaşılacak, dostun hakikisi. Sonra gel olanları anlat bana...'
Genç adam, aynen yapar babasının dediğini, Maksadı anlamaktır dostun hakikisini,
babasının dostuna istemeden basar iki tokadı! Der ki tokadı yiyen DOST;
'Git de söyle babana, biz satmayız Sarımsak tarlasını böyle iki tokada'!

Sevilecek biri olmadığın zamanlarda bile Seni Sevmeli...
Sarılacak biri olmadığın zamanlarda bile Sana Sarılmalı...
Dayanılmaz olduğun zamanlarda bile Sana Dayanmalı...

Dost dediğin;

fanatik olmalı;

Bütün dünya seni üzdüğünde Sana moral vermeli.

Güzel haberler aldığında seninle dans etmeli,

Ve ağladığında, seninle ağlamalı...

Ama hepsinden daha çok;

Dost matematiksel olmali;

Sevinci çarpmalı...

Üzüntüyü bölmeli...

Geçmişi çıkarmalı...

Yarını toplamalıi...

Kalbinin derinliklerindeki ihtiyacı hesaplamalı... Ve her zaman bütün parçalardan daha büyük olmalı...

İşi bitince seni bir tarafa atmamalı...

Mevlana

 

MESLEĞİ’NİN VE TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ VE MANEVİYATÇILIĞI’NIN BİLİNEN İSMİ

DR.  Ötüken Ötükenli

Mersin’den gönderiyor…

GÖNDERİYOR…

 

Sayıştay Başkanı Damar görev süresince 41 kez yurt dışına çıktı. Damar birçoğuna eşini ve kızını da götürdüğü bu geziler için 400 bin YTL harcırah aldı

DAMAR 5 YILDA 32 ÜLKE GEZDİ

* Sayıştay Başkanı Mehmet Damar'ın çok sık yurtdışı ziyaretlerde bulunması tartışma yarattı CHP İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu'nun "Sayıştay yönetimiyle ilgili bazı iddialar, eylemler ve işlemlere ilişkin" soru önergesine, Meclis Başkanı Köksal Toptan yerine TBMM Başkanvekili Nevzat Pakdil yanıt verdi.


Pakdil yanıtında Sayıştay Başkanı'nın katıldığı yurtdışı geziler ve aldığı harcırah tutarları hakkında şu bilgileri verdi:

*Sayıştay Başkanı çeşitli ülkelerin Sayıştaylarını ziyaret etmek ve Dünya Sayıştayları Birliği'nin (INTOSAI) toplantılarına katılmak için 41 yurt dışı gezi yaptı.

*22 Mayıs 2002'de Sayıştay Başkanlığı'na seçilen Mehmet Damar ilk gezisini yaklaşık 1 ay sonra 27-30 Haziran 2002 tarihleri arasında KKTC Sayıştay'ını ziyaret ederek gerçekleştirdi.

*Damar, Lüksemburg'a 3 kez gitti.

* Damar'ın birer defa gittiği ülkeler Filipinler, Romanya, Macaristan, İngiltere, İran, Bulgaristan, Danimarka, Çek Cumhuriyeti, Pakistan, Letonya, Azerbaycan, Hindistan, İtalya, Almanya, Brezilya, Moğolistan ve Çin'e ikişer kez, İsveç, Kazakistan, Rusya, Fransa, Kolombiya, Tunus, Polonya, Güney Afrika Cumhuriyeti, Arnavutluk, Portekiz, Makedonya, Avusturya, Kuveyt ve Meksika oldu.

*Dalar Macaristan, İngiltere, Bulgaristan, Pakistan, Hindistan, Azerbaycan, İsveç, İngiltere, Rusya, Fransa, Bulgaristan, Tunus, Polonya, Arnavutluk, Makedonya, Avusturya olmak üzere 19 ülkeye eşi Arife Damar'ı da götürdü.

*Sayıştay Başkanı Filipinler gezisine ise kızı Serap Damar'ı da götürdü.

"Sayıştay yoğun değil"

Pakdil'in, Kılıçdaroğlu'nun "2006 yılı Kasım ayında 20 Sayıştay üyesinin ABD ziyareti'ne ve bu ziyaret nedeniyle Sayıştay Genel Kurulu, Daireler Kurulu, Temyiz Kurulu ve Yargılama Daireleri toplantı yeter sayısına ulaşılamadığı ve kurumun görevini yapamadığı iddiaları" ile ilgili sorusuna ise ilginç bir yanıt verdi. Pakdil, Sayıştay Başkanı ve üyelerinin, 2006 yılındaki ABD seyahatinin, "ABD Sayıştay'ının adli tatil olan 1 Ağustos-5 Eylül 2006 tarihleri arasındaki programının yoğunluğu nedeniyle 28 Ekim-18 Kasım 2006 tarihleri arasında yapıldığı" nı bildirdi. Pakdil, ayrıca bu seyehat nedeniyle Sayıştay bütçesinden toplam 137 bin 941 YTL harcırah ödendiğini de kaydetti. Pakdil, Sayıştay Başkanı'nın 5 yıl boyunca yaptığı yurtdışı geziler nedeniyle de yaklaşık 400 bin YTL harcırah aldığını belirtti.

Sayıştay hakkında 135 dava açıldı

Nevzat Pakdil, önergeye verdiği yanıtta Sayıştay Başkanlığı'nın işlem ve eylemleri hakkında 135 dava açıldığını da bildirdi. Bu davalardan 54'ünün Sayıştay Genel Kurulu'nun Sayıştay meslek mensuplarının birinci sınıfa ayrılma şart ve yöntemlerini tespit eden ilke kararındaki değişikliğe ilişkin olduğunu belirten Pakdil, davalardan 75'inin reddedildiğini, 5 davadan davacıların feragat ettiğini söyledi. Pakdil, davalardan 36'sında iptal kararı çıktığını da kaydederek 21 davada temyize gidildiğini ve henüz sonuçlanmadığını ifade etti. Davalardan birinin Danıştay'da bozulduğunu kaydeden Pakdil, 18 davanın ise idare mahkemesinde halen devam ettiğini bildirdi.

SEZER'İ GEÇTİ

Damar 5 yıllık görevi süresince çıktığı gezilerle 7 yılda 125 gezi yaparak 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in gezi sayısına ulaşamadı. Ancak, 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'i solladı. Sezer'in 7 yıllık görevi sırasında 54 defa yurt dışına çıkmasına rağmen, Damar'ın yıllık gezi sayısı Sezer'den fazla

--------------------

Halkın parası T'ye...Hazine parası D'ye...


İktidar yanlısı gazeteciler, iki günde bir sevgili değiştirip kucak
kucak dolaşan magazin yıldızlarının ve onları avlamak isteyen babası
zengin aşırı besili oğlanların bolca doluştuğu Akmerkez'deki Paper
Moon adlı "makarna lokantasına" gidiyorlarmış.

Lokanta İstanbul'dadır.

Çok pahalıymış.

Halk gidemez.

Ben haber aldım; iktidara "yıkama-yağlama yapan gazetelerde" köşe
yazısı, Ankara kulisi, Brüksel gözlemi, New York tespitleri yazan ünlü
gazeteciler; bir gün ara veriyorlarmış, ara verdikleri o gün
"TV'lerdeki tartışma programlarına" koşturup engin fikirlerini
anlatıyor, ikinci gün yine "Paper Moon"a uğruyorlarmış. Bu
gazeteciler, AKP iktidara gelmeden önce namaza giderlerdi. Namazdan
sonra kahveye uğrarlardı, muhalefet gazeteciliği yaparlardı, iktidar
gazetecisi olunca namazı da bıraktılar, doğrudan "Paper Moon'cu"
oldular.

***
Fakat gazeteci, gazetecidir. Paper Moon'cu, iktidar makarnacısı olsa
da haberi görünce refleksi dirilir. CHP'nin "parti yardımı olarak
aldığı paradan yani halkın parasından" 4 trilyon lirayı Tuncay
Özkan'ın Kanaltürk TV'sine "iş avansı" faslından aktardığını fakat
"paranın 3 trilyon lirasının avans hesabında bulunmadığını" belgelerse
oturup yazar.

Yazıyorlar.

Haklarıdır.

CHP bunu yapmışsa ve partiler yasası uyarınca kendisine parti yardımı
diye verilen paradan yandaş gazeteci yaratmak üzere Tuncay Özkan'a bu
parayı aktarmışsa, gazeteci de hesabını sorar, sormalıdır. Paper
Moon'cu olmasalardı, AKP'nin de Hazine parasını yani yine halkın
parasını parti genel başkanı Tayyip Erdoğan'ın yardımcısı Dengir Mir
Mehmet Fırat'ın büyük ortağı olduğu MENAS A. Ş. adlı ithalat-ihracat
şirketine aktarılmasını kapatmaya, örtemeye, gizlemeye çalıştığını da
yazarlardı.

Tuncay'ı yazıyorlar.

Dengir Mir'i saklıyorlar.

Çünkü Dengir AKP'li...

AKP kurucusu...

AKP'li milletvekili, iş adamı.

***
Dengir Mir Mehmet Fırat'ın ailesiyle birlikte yüzde 40'ına (büyük
ortak) sahip olduğu Menas A. Ş. adlı bir şirket var. Mersin'de
kurulmuş, Ukrayna'ya da narenciye satıyor. Bir gün; Ukrayna'dan bizim
Gümrük Müsteşarlığı'na; "Menas adlı şirketin kıymet tariflerinde bir
anormallik var" diye uyarı geçiyor. Gümrük Müsteşarlığı da işinde
tecrübeli olduğu için başkontrölörlüğe kadar yükselmiş Bayram Çolak'ı
"inceleme yapmak" için görevlendiriyor.

İnceleme başlıyor.

Yüzlerce satış yapılmış.

Yüzlerce beyanname...

Gümrük Müsteşarlığı Başkontrolörü Bayram Çolak, AKP'nin Genel Başkan
Yardımıcısı Dengir Mir Mehmet Fırat'ın şirketinde; "hayali ihracat
yapma, sahte mühür kullanma, sahte imza atma" izlerine rastlayıp birim
kıymet bazında sadece 2 beyannamede Türkiye Hazinesi'ne verilen
zararın 800 bin dolar olduğunu belgeliyor ve raporunu yazıyor: "Hazine
zararı 2 beyannamede 800 bin dolar.
Yüzlerce beyanname var. Toplam
zararın milyonlarca doları aştığı" gözlemleniyor.

***
"Hortumları kestik... Hortumları kestik..." diye halka umut müjdeleyen
Başbakan Tayyip Erdoğan, Dengir Mir Mehmet Fırat'a "ne bu iş..." diye
hesap soracağına incelemeyi yapıp, "hayali ihracat yoluyla Hazine
zarara uğratılmıştır" raporunu yazan Başkontrolör Bayram Çolak'ın
gözünü korkutmaya çalışıyor. Başbakanlık; "Raporunda Dengir Mir
Mehmet'in adını geçirerek kasıtlı davranmıştır" diye Bayram Çolak
hakkında soruştura açılmasına izin veriyor.

Paper Moon'cular!

Tuncay'ı yazıyor.

Dengir Mehmet'i ve Başbakan Tayyip Erdoğan'ın "görevini yapan
denetiçiyi cezalandırma çabasını" yazmıyorlar.

Bunları makarna çarpacak!
*
*
dengir mir mehmet fırat kimdir ??
aşağıda tempo dergisinden bir pasaj  ;



Şeyh Sait; AKP, RP, ANAP, DYP ve hatta DEHAP'a bile temsilci yollamış.
Bugün en dikkat çeken siyasetçileri ise AKP Genel Başkan Yardımcısı
Dengir Mir Mehmet Fırat ile Hak-Par Genel Başkanı Abdülmelik Fırat.
Dengir Mir Mehmet Fırat, AKP'nin Kürt politikasına yön veren isim
olarak biliniyor




KAVRAM ANARŞİSİ

Osman Üçer

-------------------

ERZURUM’DA DEMİŞTİM:

SENE 1968 DE ERZURUM HÜRSÖZ GAZETESİ’NDE ÇIKAN BİR YAZIMDA:

((SALİM BİR MÜSLÜMAN, KAFİR BİR TÜRK’TEN İYİDİR!)) DİYE BİR CÜMLE VARDI. Bu cümle Savcı bey ‘ce açıklanmaya değer görülmüş, Tuzla Piyade Okulu’ndan apar topar alınarak Kartal savcılığında ifade vermiştim.

Kastım şu idi ki:  o zamanlar çok meşhur olan M. Ali Clay bütün Müslümanların yüzünü ağartıyordu. Bir kısım Türk ise Demirperde arkasında inleyen Türklere sahip çıkmıyor, onları Rus milleti’nin, Çin’in adamları olarak görüyorlardı.

Onlarla ilgilenenleri de ırkçı, faşist, Turancı görüyordu.

Velhasıl ömrü boyunca Türkçü olan ben, neredeyse Türklüğe hakaretten yargılanacaktım.

ŞİMDİ KAVRAMLAR  O KADAR BİRBİRİNE GİRDİKİ DEME GİTSİN.

TÜRK GİBİ DÜŞÜNMESİ GEREKEN BİR ÇOK KİMSE KAFİR GİBİ DÜŞÜNÜYOR.

Kıbrıs’ta böyle olan binlerce insan var. Hem de eşek kadar iri insanlar.

Türklüğü, Türk Ordusu’na karşı düşünen bu insanların şerefsiz olduğunu söylüyorum.

Eee gelde 1968 de ki makalemde geçen cümleyi hatırlama.

Kafir bir Türk.. Vatansız bir Türk.. Hain bir Türk..

Köpekliğe alışmış bir Türk…

Salim bir Müslüman’ın eline su bile dökemez..,.

Yobazları katmıyorum. İyi bilin.

Yobazlık komünistlikten, Masonluk’tan daha adidir çünkü..

Yobazlık dünyanın en şerefsiz kavaramıdır da ondan..

Velhasıl mesele karışık. Adam Türk ama, Rum’a uşaklık hoşuna gidiyor. Rum ırzına geçince mutlu oluyor..

Anasını, atasını Rum katlettiği için ona tapıyor.

Gel de bu işlere genel kural koy bakalım.

Düşün Hasan düşün…

Kaşın Hasan kaşın..

-------------------------

 

HANGISI DAHA MİLLİYETÇİ?

RTE Mİ, BAHÇALI MI?

 

YEDİ SEKİZ SENENİN POLİTİKACILARI

RTE VE BAHÇELİ’Yİ MUKAYESE ET DESELER

İNAN ERDOĞAN AĞIR BASAR…

MİLLİYETÇİLİKTE, EKONOMİDE, HİTABETTE FİLAN FİLAN

 

YAHU NASIL OLUR? SEN ESKİ BİR MHP LİSİN. ERDOĞAN MİLLETİ VE MİLLİ DEĞERLERİMİZİ ABD VE AB’YE PAZARLAYAN BİR KİMSE..

ERDOĞAN ŞU ERDOĞAN BU…

BAHÇELİ NE YA KARDEŞİM?

ERDOĞANIN NE YAPTIĞINI SÖYLERSEN ÖNCE .BAHÇELİ İÇİN SÖYLE. ERDOĞAN’IN YÜRÜDÜĞÜ YOLU BAHÇELİ AÇTI.

BAHÇELİ 5 YILDIZLI OTELE

APOYU OTURTTU…

DAHA NEYİ SAYAYIM.

BAHÇELİ AB YE KARŞI MI YOOOOOO…

BAHÇELİ EKONOMİDEN ANLAR MI   YOOOOOO

E NESİ VAR KARDEŞİM.?

ERDOĞAN, BAHÇELİNİN YAPTIKLARINI BEŞE ONA KATLADI ARTI BİR DE DEMİR DÖVDÜ.

RTE TERAZİDE AĞIR BASAR.

İKİSİDE YÜCE DİVANLIK AMA

BAHÇELİ’NİN AFFI YOK. ONUN EN BÜYÜK SUÇU TÜRKEŞİN, TÜRK MİLLETİ’NİN MİLLİYETÇİ PARTİSİNİ TANINMAZ HALE GETİRDİ.

KADROSUYLA BİRLİKTE YÜCE DİVANLIK..

BAHÇELİ DENDİĞİ ZAMAN TARİFİ İMKANSIZ BİR POLİTİKACI GÖZLER ÖNÜNE SERİLİR.

BU BAKIMDAN RTE İLE OLAN ATIŞMALARINDA BİR PUVAN BİLE OLSA BAHÇELİ ÖNE GEÇEMİYOR.

TÜRK MİLLİYETÇİLERİ  BİLİYOR

BAHÇELİ TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ İLE BİRLİKTE TÜRK MİLLETİNİ YERİN DİBİNE BATIRMA HEVESİNDE BİRİNCİ GELİR…

BAHÇELİ DEME DE NE DERSEN DE…