VATANDAŞ KEMAL KÖŞESİ

 

 

Vatandaş Kemal yeni yazılar gönderdi. Bir de lafı gediğine oturtanlar diye bir yazı göndermiş. Onun kendi çerçevesinde yayını mümkün olmadığı için, bölüm bölüm aktarmalar yapıyoruz: (Biz bu fıkraları çok beğendik. İnşallah siz de beğenirsiniz.)

 

 

NAPOLYON

Vaktiyle Fransa hükümet ricalinden biri Napolyon Bonapart‘ı bir muharebede tenkide kalkışıp parmağını harita üzerinde gezdirerek:

`Önce şurasını almalıydınız, sonra buradan geçerek ötesini zaptetmeliydiniz, gibi fikirler yürütmeye başlayınca Napolyon:

`Evet demiş, onlar parmakla alınabilseydi dediğin gibi yapardım.`

 

 

YAMA

İncili Çavuş, Osmanlı elçisi olarak Fransa Kralına gönderildiğinde, elbiselerinin bazı yerlerinde yama varmış. Kral bunları görünce dayanamayıp:

`Bana senden başka gönderecek adam bulamadılar mı?` diye sorunca, İncili Çavuş:

`Osmanlılar, adama göre adam gönderirler,  Beni de sana göndermelerinin hikmeti bu olsa gerek.` cevabını vermiş.

 

 

FARABİ

 

FARABİ’YE, UZUN KONUŞANLAR NE YAPMALI DEMİŞLER.

UZUN KONUŞANI KISA DİNLEMELİ. DEMİŞ.

 

ELBİSE

İngiltere Kralı George ile görüştüğü sırada, Gandi'nin üzerinde her zamanki gibi beyaz örtüsü vardır. Davetten çıkınca bir gazeteci sorar:

‘Kıyafetiniz, bir kralla buluşmak için yeterli miydi?`

Gandi, hiç aldırmadan cevap verir:

`Kral, ikimize de yetecek kadar giyimliydi.

 

EĞİLMEK LAZIM

 

Meşhur bir filozofa:

- "Servet ayaklarınızın altında olduğu halde neden bu kadar fakirsiniz?" diye sorulduğunda:

- "Ona ulaşmak için eğilmek lazım da ondan" demiş.

 

YARIŞ

Bir ihtiyar, yaşlandığı için kendini yormamasını ve istirahat etmesini isteyenlere şu cevabı vermiş:

`Eğer bir yarışa katılmış olsaydınız, hedefinize yaklaştığınızda yavaşlar mıydınız?`

 

KARISI

Sokrates ve eşi bir türlü iyi geçinemezlermiş. Bir gün eşi Sokrates'e verip veriştirmiş, ağzına geleni söylemiş. Bakmış kocası hiç bir tepki göstermiyor; bir kova suyu alıp başından aşağı boşaltmış.
  Sokrat, gayet sakin:
  - "Bu kadar gök gürültüsünden sonra bir sağanak zaten bekliyordum" demiş.

 

 

EFLATUN

Bir gün Eflatun, talebelerinden birini kumar oynarken yakalamış ve şiddetle azarlamış.
  Talebesi:
  - "İyi ama ben çok az bir paraya oynuyordum" diye itiraz edecek olunca

Eflatun cevap vermiş:

- "Ben seni kaybettiğin para için değil, kaybettiğin zaman için azarlıyorum."

 

XXXXXXXXXXX

 

 

Vatandaş Kemal, sıla hasreti giderdi.

Kışı Marmaris, İstanbul, Karamürsel’de geçiren Vatandaş Kemal, Niğde’ye gelerek bir süre dost ve akrabağ ziyaretlerinde bulunmuştur.

 

 

DEPREM.

 

17 .08.1999 PAZARTESİ gece saat 01.30 da yatmıştım.Büyük bir gürültü ile uyandım sanki yer göğe kapanıyor, kulakları sağır edecek bir uğultu ,beşik gibi sallanıyoruz .                                                                                                         Birden bina güldür , güldür çökmeye başladı yatağımız yatak odasının iki köşesinin birleştiği yer . İlk hareket başımız yukarda ayağımız aşagıya dik bir şekil aldık , ikinci hareket düz şekle geldik , üçünçü hareket ayağımız yukarda başımız aşağıda eğik bir şekil oldu bu ara başımı sert bir şekilde duvara vurduğunu hatırlıyorum.                                                                                     Üzerimize yağmur gibi molozlar dökülüyor, mermi gibi değiyor canım yanıyordu. Ama hiç gıkım çıkmadı.İlk aklıma gelen bu döküntülerin altnda kalacağımız oldu .                                                                                 Hikmet hanım  var gücü İle bağırıyordu , dördüncü hareket asansörün boşluğa düştüğü gibi bir düşüş oldu,birkaç saniye içinde olanlar oldu, müthiş bir sarsıntı geçirdik.                                                                                   Sallantı ve yıkım durdu , bu müthiş sarsıntıyı ne kadar zamanda atlattığımızı bilmiyorum ama nefes almakta güçlük çektiğimi hissettim. Boğulmak üzere idim karanlıkta görmek mümkün değil ama bulunduğumuz yer tamamen  toz teneffüs ediyoruz.

Can havli ile başımı silkeledim, Hikmet hanımın sesi çıkmaz olmuştu, hemen el yordamı ile başını bulup hafif doğrulttum, nefes al dediğimi hatırlıyorum.       Hafif oturur duruma geldim onuda oturur duruma getirdim ayak tarafımızda bir ağırlık vardı. Ayağımı çekemedim. Bir beton kütlesi idi herhalde, ayağımın birini altından çıkarıp yavaş yavaş ağırlığı  iterek öbürünü de kurtardım.

Emekler vaziyete geldim bu ağırlığı boşluğa ittim , eşimin de ayakları boşa çıkmıştı bu ara Hikmet hanım bu ne diye sordu gayri ihtiyari deprem, deprem dediğimi hatırlıyorum.                                                                                Ne durumda olduğumuzu bilmiyoruz ama, eşim kapıyı aç Dilek’e bakalım dedi, ben biraz doğruldum tam kalkamadan başım üstümüzdeki kitleye vurdu, eğilerek takip ettim bu büyük bir kitle idi, kapıya ulaşmak zor çıkılmaz dedim ve Dilek diye bir ağızdan bağırmaya başladık, hiçbir yanıt alamadık.                                Elimle etrafı kontrol ederken bir boşluk buldum, ancak başım sığıyordu. Geri döndüm eşime sen bu köşede otur hiç kıpırdama ben bi etrafa bakayım dedim portatif elbise dolabımız vardı, onun önünden geçemedim onu biraz eğerek arkasından eğilerek ilerledim.

Gayem odanın sonundaki  apartmanın hava boşluğuna ulaşmaktı , kolayca ulaştım ilk gördüğüm gökyüzü oldu .       Baca gibi içerdeki toz oradan boşalıyordu, eşime korkma havalandırma açık biz burada yaşarız nasıl olsa kurtuluruz dedim. O ara eşim benim gibi etrafını araştırmış ki , gel burada bir delik var belki kızımıza gideriz dedi, ben anladım ve o sırada ilk artcı sarsıntı geldi.

Bayağı güçlü idi eşime sen olduğun yerde kal kıpırdama dedim.

Havalandırma boşluğu molozlarla dolmuş ,el yordamı ile  iki beton blokunun arasında bir boşluk hissettim , elime geçen molozları boşluklara atarak biraz ilerledim.Yer dar molozları atamaz oldum, ileri geri giderek biraz temizlik yaptım , ama iş zorlaştı yer dar her ileri geri gidiş gelişlerde bir şeylere takılıyordum.

.                        Geri gelip Hikmet hanımı da oraya götürdüm.  Bana yardımcı oldu ben ilerledikçe molozları elden ele temizliyorduk.  Yer daraldı ilerleyemez oldum, elimdeki bir beton parçası ile ufak tefek takıntıları da kırarak bir boşluğa çıktım.      Ayağa kalktım toz duman bitmişti yenile bir temiz hava aldığımı hissettim.

Tekrar oradan içeriye etrafımı düzelterek sürünerek hanımın yanına geldim hadi bakalım çıkıyoruz dedim. Ben geri geri o ileri sürünerek ilerleyip çıkmaya başladık.                                                                                                Eşim benden iki beden  iri bir ara sıkışmaya başladı kendini küçült yılan gibi ol uzayarak sürün dedim . Ama ilerleyemedi zorlayıp sıkışıp kalmaması için, onu tekrar geri gönderdim.                                                                                 Elimdeki beton parçası ile elime takılan yerleri biraz daha tımar ettim. Eşim yıkma oraları üzerimizi yıkacaksın dedi. Nasıl çıkacağız peki yol acıyorum sen nasıl çıkacaksın, ben çıkamazsam ne olacak dedi, orada kalırsın demişim. Şükür ki  olmadı, oluşturduğumuz dar yoldan sürünerek boşlukta daha geniş bir yere ulaştık, ayağa kalktık.                                                              Yukarıya baktığımızda boşluk ve üstünde üç metre kadar mesafe vardı, molozları merdiven yaparak birbirimize tutunarak yukarıya çıktık.                                       Ne olduğunu nerede olduğumuzu bilmiyoruz ama ben sağı solu bir kolaçan ettim yol tarafından insanların sesi geliyordu. Bir iki araba geçti hanıma sen burada otur ben bi bakayım dedim yol tarafına gittim, aşağıya baktım bayağı bir yükseklik 3-4 metre var, buradan inilmez, gayemiz evin merdivenlerine ulaşıp evde kızımıza ulaşmak.                                                              Gezindiğimiz yerlerde kiremitler vardı ve düz bir beton.  Bulunduğumuz yerin çatı olduğunu yenile anlamıştım.                                                         Kızımızı burada aramalıyız,  ikimiz bir ağızdan Dilek diye bağırmaya başladık, korkudan olacak ki sanki kolkola yürüyorduk O ara bizim sesimizi duyan bizim üst kattaki yaşlı teyzenin sesi geldi. Bizim bağırdığımızı ve konuşmalarımızı  birbirimize hanımın ismen konuşmasını duymuş’ki Kemal bey biz torunumla buradayız bizi kurtar, ses derinden boğuk geliyordu.                                        .                    Onlarda bizim yattığımız odasının üstündeki odada yatıyorlardı. Etrafa bir baktım karanlık ve hiçbir şey görünmüyor kendisine teyze rahat mısın sıkışık bir durum var mı dedim yok ama karanlık dedi , sen o zaman kendini yorma ben şu an hiç bir şey yapamam inşallah en kısa zamanda seni kurtarırız dedim.

Kızımızla aramız bina içinde normalde dört metre idi ve biz çıktığımız yerin etrafında bağırarak dolanıyoruz.                                                                  Biraz ilerledik bizim sesimizi duyan yaşlı teyzenin kızının sesini duyduk oda bizim konuşmalarımızı duymuş’ki Kemal abi bizi kurtar yeğenimle biz buradayız, ben sesini duydum iyi çok güzel sende iyi misin iyiyim dedi, annen ve yeğeninle de konuştum haberin olsun onlarda  iyiler ama ben tek başıma bir şey yapamam nasıl sıkışık bir durum var mı yok iyi o zaman sesinizi boşa harcamayın yerinizi tespit ettim benden ses alıncaya kadarda bağırıp yorulmayın yeriniz tespit edildi sağ ve sağlamsınız  inşallah ilk fırsatta  kurtulacaksınız.

Dilekten hiç haber alamadık onu arıyoruz bulamadık dedim. İlerledikçe her ikimizde var gücümüzle bağırıyorduk. Dilek, sesini duyduğumuz teyzenin kızının altındaki odada yatıyordu .                                                                                Bizim çıktığımız yerle aramız on metreyi bulmuştu Sonradan öğrendik teyzenin kızı altlı üstlü   Dilekle konuşmuşlar ama Dilek burada diyemedi korku ve heyecandan olacak.

Biraz daha ilerledik , bir bayan sesi ortalığı yırtıyor çok feryat ediyor kendisine seslendim beni duydu konuşmalarımızı bağırdığımızı duymuş’ki:

-  Kemal ağabey, beni kurtar kurbanın olayım çok kötü durumdayım , hiç olmazsa çocuğumu kurtar elimde alıver onu diye feryat ediyordu.                                                        Bu ses beni çok etkiledi ama elimden gelen bir şey yok dümdüz bir çatı ne yapacağımı bilemiyorum, ona da yerini tespit ettiğimi ama şu an kurtarma imkanım olmadığını söyledim ama onun feryadı gittikçe artıyordu.                      Bu ara biz Dilek diye bağırmaya devam ediyoruz hiç olmazsa onun da bir sesini duymak istiyoruz.                                                                              .        Çatıda santim, santim adım, adım ilerleyerek yerden gelecek bir ses bekliyoruz. Eşim her geçen dakika daha da ümitsizliğe kapılarak eyvah kızım öldü sesini duyamadan gidecek diye feryat ediyordu. Ne kadar zaman geçti bilemem ama, derinden bir ses duydum baba ben buradayım.                              .             Derin bir oh çektim ve eşime sus bakalım bir ses geliyor dinleyelim ve Dilek orada mısın buradayım , ikinci kez sesini duydum çok derinden geliyor.                     Bulunduğumuz yer apartmanın bittiği iş hanının usantısının başladığı yerdi. Burada bir boşluk oluşmuş sonradan keşfettiğim binanın balkonlarının bulunduğu yer. Balkon demirleri sanki sıyrılmış demirleri kalmış, ses o boşluğun altından geliyordu, demirleri eğerek o boşluğa indim .                                                     Dilek’in sesi yaklaştı el yordamı ile perdeye benzer bezler vardı birazını yırttım birazını kenara topladım . Dilek bu ara baba senin sesin benim üstümde bir yerden geliyor dedi. Halbuki, onun sesi benim bulunduğum yerin üstünde geliyordu, orada bulunan molozları temizledim bir boşluk çıktı, iki beton blokun arası ve önümde bir kütle vardı onu sallıya sallıya omuzlayarak boşluğa ittim, önüm açıldı.                                                                                            .             Sabah gelip bu yeri gördüğümde o sutunu nasıl omuzlayıp attığıma inanamadım demekki o anki heyecanın verdiği ilahi bir destek olmalı.                           .            Bu ara, Dilek elindeki fotoğraf makinesinin flaşını patlattı ışığını gördüm , binanın içinden tüp gaz kokusu geliyordu kendisini uyardım,

- Elindeki fotoğraf makinesini at bir daha patlatma yangın çıkabilir, dedim. Durumunu sordum:

- Yatar vaziyetteyim kalkamıyorum! Dedi. Daha net duymaya başladım aramızda birkaç metre mesafe vardı. Emekler vaziyete geç, sesime doğru yaklaş dedim,

- Dönemiyorum! dedi

- o zaman sırt üstü sürünerek gel .

Bu ara oradaki delikten uzandım bir boy kadar gittim yer serbest ama bir boşluk var altını bilmiyorum .Dilek bu ara:  ( ha döndüm!) dedi.

-         sürünerek gel!

Biraz yaklaştı, sesinden anladım. Orada bir uzun çubuk geçti elime içeri uzattım devamlı salladım . Dilek bana yaklaşmış uzattığım çubuğu yakaladı, (burada önünün daraldığını) söyledi .

-         Sağını solunu biraz temizle çubuğu tutarak gel!

-         buradan geçemem dedi.                                                                                         Biraz sende gayret et etrafını temizle dedim sıkışıyorum dedi,

-         o zaman yer değiştir çıkamazsam ne olacak? dedi

-         orada kalırsın! dedim.

Moralim bozuldu çubuğu biraz sağa kaydırdım oda kaydı tamam burası geniş ben oradan içeri uzandım oda çubuğu takip ederek yaklaştı elini tuttum yavaş yavaş ben geri o ileri oradan çıkardım, İndiğim yoldan demirleri basamak yaparak yukarı çıktık.                                                                          Çatıda bir üçlü oluşturduk, birbirimize sarılıp dakikalarca ağladık.                      Bu yüce Tanrı’nın bize büyük bir mucizesi idi. Kendimize geldiğimizde (hadin bakalım buradan bir yol bulup inelim!) dedik.

- Siz burada bekleyin ben bir çıkış yolu bulayım dedim. Az ilerimiz binanın arkası iş hanının uzantısı dükkanların  üstü idi.                                                                     Normal bina durumunda biz buradan iki kat yukarda idik, hafif bir eğimle buranın damına iniliyor, geri dönüp onları da yanıma alıp tespit ettiğim yerden birbirimize tutunarak beton dama indik.                                                                             Yan tarafta bir arsa boşluğu var üç metre yüksekliğe  yakın , tek çıkış yolumuz burası ,ben oradan  aşağı indim, orada ağaç kökü kütük vardı onun üstüne çıktım yüksekliği biraz azalttı onlar teker, teker  sarkındı ben tuttum ve aşağıya indirdim.                                                                                             .                  Yola çıktık orada kurtulan binası yıkılmamış komşular toplanmış, yanlarına vardık, içlerinde tanıdığım yoktu ama sohbet ettik durumu anlattık .                               Bu arada bir bayan kocamı da kurtarın kocamı da kurtarın diye haykırıyordu, Yanına yaklaştım nerede kocan az ilerimizde yıkılmış bir binayı gösterdi bina yerle bir, kocam balkonda duruyordu dedi, tabiiki bir şey gözükmüyor ama o kadın nasıl kurtuldu anlayamadık.                                                        Bu ara kuvvetli bir sarsıntı daha oldu depremi duyardık ama yaşamayınca tabiiki bilinmiyor. Şimdi biz bunu bire bir yaşıyoruz ama şoktayız kızım Dilek ayağının ağrıdığını söyledi tarifine göre topuğunda incinme gibi görünüyordu.    Ben buradan da bir çıkış yolu aramaya başladım.                                                     Bulunduğumuz yer üç yol ağzı, yolun devamında bina yıkılmış orası kapalı, yolun solunda yola göre yolun sağındaki bir bina yıkılmamış ama kayarak yolu tıkamış, 0rasıda kapalı, sağdan üst yola çıktım o yolunda her iki yönü kapalı yıkılan binalar yolu kapamış.                                                                                   Arka caddenin sonunda ziraat bankasının yanındaki binada yangın çıktı, rüzgarın tesiri ile bize de dumanı dokunuyordu .                                                          Buradan bir tek çıkış yolu kaldı belediyenin bahçe duvarı , iki metre kadar yüksek üstü tel örgülü .                                                                                      Orada birkaç genç vardı onlara buradan ancak duvarı yıkarak   çıkabileceğimizi anlattım. Yıkalım dedim elimize gecen demir ve ağaçlarla duvarı yıktık. Belediyenin bahçesine girdik. Bahçeden geçerek evin önündeki caddeye çıktık.                                                                                        .                           Gençlerden biri:

-  Amca nereye gideceksiniz? dedi,

- Bilmem! dedim sigaran var mı? nereden olsun ki , iki paket sigara bir kibrit ve bir yarım litrelik su verdi. Nereden aldıklarını o an bilmiyordum, orada bulunan herkese bir şeyler dağıtmışlar. Sonradan öğrendim o gençler belediyenin altındaki büfeye girip o yiyecek ve içecekleri almışlar.                                Hava halen karanlık idi burada,da bizim yakınımızdaki yıkılmayan binadaki komşular toplanmış, bir çoğunu tanıdım herkes heyacanlı heyacanlı yaşadıklarını anlatıyordu bizde durumu anlattık.                                                        Bu sırada  ezan sesi duydum ama bu sesi doğrulayan bir şey bulamadım, bazıları merkez camiden okundu! dediler.                                                          Biraz sonra ortalık aydınladı, insanların gelip gitmesi çoğaldı. Kimileri ağlıyor feryat ediyor yardım istiyor büyük bir koşuşturma var.                                    Yakın komşumuz elimdeki sigaraları görmüş evden sigara mı aldın çıktın? dedi, anlattım o ana kadar elimdeki sigaradan haberim bile yok.                          Hemen orada bulunanlara birer tane tuttum aç karnına afiyetle içtik.  Yol      kenarında gelen giden çoğalınca yolun karşısına donanmanın işçi giriş kapısının yanına taşındık.                                                                                                    Dileğe molozlar arasında bulduğum tahtalarla yatak yapıp yatırdık.      Aklım hep binada onlar nasıl kurtarılacak? Herkes şokta bırakın binanın üstüne çıkmayı ağaçların altına bile girmekten korkuyorlardı.                                                Gözüm hep bir kurtarıcı arayışında iken, yaşlı teyzenin oğlu gözüme çarptı. Değirmendere’den yeni gelmiş yıkılan binaya bakıyor yanına koştum beni görünce sevindi. Durumu anlattım hemen benim indiğim yoldan onu da binanın çatısına götürdüm, kurtulan yakınları ile konuşturdum.                                       Arkadaşlarım var onları bulup geleyim dedi gitti tanıdığı birkaç genci daha bulup geldi. Dört kişilik bir kurtarma ekibi oluştu.                                                  İlk iş çocuklu bayanı kurtarmaya karar verdik Elimizdeki imkanlarla molozları temizleyerek ulaşmaya çalıştık.  Çocuklar:

-  amca sen görevini yaptın sen git dinlen biz kalanı yaparız dediler.                                         Ayağımda bir kısa şort ve bir atlet ayakkabı yok,ortalık hep cam ve moloz yığını yürümekte güçlük çekiyorum.Ama sık ,sık gelip çalışmaları izliyorum. Saat 10.00 sıralarında çocuklu bayanın sesi kesildi ‘ki ona ulaşılmakta iken biraz sonra gençler ulaştı ama bayan ölmüştü çocuğunu çıkardılar, anneyi de çıkardılar ağacın gölgesine yatırdık.                                                                                                 Ölen bayan yeni doğum yapmış çocuk 15 günlük feryat ediyor gençlerden birisi:

- yengem parkta onunda çocuğu var ona teslim edelim dedi, çocuğu götürdü.

Gençler yaşlı teyzenin kızını kurtarmaya başladılar, yıkıntılar arasında ses dağılıyor tesadüf bir beton blokun arkasında imişler çevresini temizleyince onlara ulaşıldı kısa zamanda,da kurtarıldı.                                                                                      O ara derinden bir ses geliyordu bu inilti gibi kurtarılan teyzenin kızının üst tarafında onu kurtarmaya karar verdi kurtarma ekibi açılan delikten ona da ulaşıldı. Durumunun ağır olduğunu söylediler ama bayan biraz kilolu çıkarması çok zor eldeki imkanlar ile çatıya çıkarıldı ama durumu iyi değildi.                             Bu arada bir ambulansımız olmuştu belediyenin ambulansı bahçede boş duruyordu belediyeyi iyi bilen bir genç giriş kapısının camından girerek içeri girdi aracın anahtarını bulup geldi.

Yaralı bayanı yola indirdiler ambulansa koyarken öldü, hastaneye götürüp teslim ettiler.

Ölen çocuklu bayanın annesi gelmiş kızının ölüsünü görünce bayıldı ayıktırdık kızının hastaneye götürülmesini istemedi kızına sarılıp sarılıp ağlıyordu bu çok kötü bir andı. Akşama kadar kızını bırakmadı hastaneye götürmeye ikna edemedik.                                                                       Bu araç çok işe yaradı bir genç fırsat buldukça çevremizdeki birkaç yaralıyı hashaneye taşıdı. Hastahaneye gitmek zor, yollar kapalı sokak aralarından birkaç kez gelip gittiler.                                                                                              Dilek cep telefonunu elinde getirmiş yakınlarımızı aramış isek te hatlar tıkandı. Saat 10/30 sıraları idi TRT 1 televizyonu gezici ekibi geldi bizim binanın önüne düzenini kurdu. Buradan canlı yayın haber geçmeye başladı .                            Vatandaşlar sıraya girdi yakınlarına mesaj gönderiyorlardı.                                 Bu sırada belediye başkanı geldi. ilk beyanatı:

- Burası çok kötü çok ev ve iş yeri yıkıldı. Gölcük harabeye döndü hasar çok büyük. Yıkılan binaların altında binlerce vatandaşımız kurtarılmayı bekliyor.             Kurtulanlar aç susuz çıplak perişan durumda dünya bizim sesimizi duyun çok acil yardıma ihtiyacımız var, bütün yetkilileri yardıma çağırıyoruz, insani yardım bekliyoruz! dedi.                                                                                         Diğer haberleri buradan izliyorduk, bu ara atv televizyonu da geldi canlı yayına başladı.                                                                                                     Donanma girişinde bidonlarla su dağıtılıyormuş elimdeki yarım litrelik pet şişe ile su getirip çevremizdekilere dağıttım. Parktaki kalabalık dikkatimi çekti halkın bir çoğu emniyetli hissettiği parkta toplanmışlardı.                                              Bir çok kişinin yanında çeşitli yiyecek ve içecek vardı, sordum nereden aldıklarını  çiftlik marketini yağmalamışlar. Bir kaç genç’in yanında oldukça çok su , kola bisküvit vardı, yaklaşıp sordum kaç kişilik bunlar çok kalabalığız dediler içlerinden biri anladı iki litrelik bir kola verdi. Hemen kurtarma ekibine götürdüm birkaç yudumla hiç olmazsa ağızlarını ıslattılar.                                      Su taşımak için iki pet şişe oldu ama bu defada su bitti. Donanmanın içindeki kuyu çalışmaya başlamış oraya gittim çok kalabalıktı ama sıra bekleyip doldurdum, dönerken bir askeri araçta ekmek dağıtımı yapılıyor sıraya girdim ama bana birkaç kişi kala ekmek bitti.                                                                   Dönerken yolda adamın birinde bir kucak dolusu ekmek taşıyamıyor yardım edeyim hemşerim dedim yok, yok ben taşırım dedi o zaman bir tane ver de azalsın dedim gönülsüz de olsa bir ekmek verdi.                                                Çevremizde on kişi var birer lokma paylaştık suyumuzda yeterli oldu. Kurtarma sırası yaşlı teyzeye gelmişti ekip insanüstü bir gayretle çalışıyordu birkaç defa birkaç yerden çalışma yapılmış ise de bir türlü ulaşılamadı ,sesin geldiği yerde bulmak mümkün olmadı.                                              Halbuki bizim yattığımız odanın üstünde idiler teyzeye eline bir taş alıp bulunduğu yere vurmasını istedim ses hiç beklenmeyen bir yerden geldi oraya hız verildi buda iyi bir şans kolay ulaşıldı onu ve torunu da kurtuldu.                 Onlarda parka indiler hemen yanlarına gittim ama teyze buruktu daha işi anlamamıştı benim kızımı onları unuttuğunu sanmışlar. Kurtarma ekibinin elinde kutlamak lazım hiçbir imkan yok sadece insan gücü ile basit çalışma ile kurtulanların şansı bu, daha zor durumda olsalar bu ekibinde yapacağı bir şey olmazdı.     Onlara gece Dilek’i çok kolay bir yerde buldum kurtardım ama sizin için bu imkan yoktu bak kaç kişi saatlerce çalıştılar yinede sizde şanslısınız bu çocukları bulduk ve durup dinlenme bilmeden sizleri kurtardılar.                                    Hakikaten bu dört genç birer kahraman, çünkü ellerinde hiçbir imkan yokken beş kişiyi sağ iki kişide ölü olarak kurtardılar. Bizim binadan bu kadar kişinin sağ olarak bu imkanlarla kurtarılması yanımızdaki binanın çökmemesinden kaynaklanmıştır .                                                                                            Zaten kurtulanlarda bu bina ile yıkılan bina arasında oluşan hayat üçgenlerinde olmuştur. Bir etkisi de bina biraz sağa ve biraz öne kayarak çökmesi oldu biz üçüncü katta iken üstümüzdeki üç kat öne yıkılınca biz birinci kat olduk ama bina’nın dükkan katı tamamen yere battı biz dükkanların içinden çıkmış olduk

Tabii bu arada çok şeyler yaşadık kısa bir zaman ama insan duyarlı olunca her şeyle ilgilenmek gerekiyor.                                                                               Biz kurtulduk ama bir aklımda Değirmendere’de yeğenim Gökhan evde yalnızdı oğlum Murat’ın evi boştu ama merak ediyordum İzmit’te Yahya kaptanda kardeşim yıldırım ve ailesinden haber almaya çalıştım .                         İlk haber Değirmendere’den geldi sahildeki  çay bahceleri tamamen yok oldu evler  yıkıldı park yok oldu evler dükkanlar denize kaydı.                                              Oğlum Murat’ın evi orada idi ne yapalım ev boş gelin ve torun Niğde’de oğlum yurt dışında idi canımız sağ olsun dedik.Kadeşim Mehmet’in komşusu geldi evleri sağlam oğlu Gökhan’ı gördük arkadaşları ile birleşip dağ tarafına gittiler dedi .                                                                                       TRT1 televizyonu İzmit’i gezerek gelmişti ekibe  sordum Yahya kaptan da hiç yıkılan ve hasarlı bina görmedik dediler ve böylelikle kuşkularım gitmiş oldu.

Cep telefonunun şarjı bitti televizyona verdik şarj yaptılar.  ama hatlar tıkalı kimse ile konuşamadık . Bir ara yaşlı bir adamın telefonla konuştuğunu gördüm yanına gittim anladı telefon edeceğin yer var mı dedi biz tutturamadık dedim .

Niğde’den gelinimi aradım, tesadüf  tuttu ona belki konuşamayız bizim bina yıkıldı ama biz kurtulduk merak etmeyin soran olursa söyleyin dedim kesildi .

Bu kadar bi haber ulaştırmış olduk.İşte burada bir eleştiri yapmak gerekirse ne kadar bilinçsiz bir millet olduğumuzu açıkça görürüz  herkes bir şeylere ulaşmak istiyor ama koskoca Türkiye’nin haberleşmesini  tıkamak niye.

Etrafımızda o kadar çok olaylar oluyor ki her birisini anlatmak mümkün değil. Ama beni en çok etkileyen bir olayda bizim apartmanın yanında yıkılan apartmanın ikinci katında muayenehanesi olan doktorun kardeşi, bağırıp feryat ediyor kardeşim ve hemşiresi bu binada sesleri geliyor yardım edin altı katlı bina bir kat olmuş etrafında iki kez dolaştım dinledim ama hiç ses yok. Biraz sonra bir inşaat makinası kepçe ile geldi akrabaları imiş kepçe ne yapacak binanın etrafında dolaştı yapacağı bir iş olmadığı için gitti.

Depremden daha birkaç saat geçmişti ki millet ihtiyaçları için önüne ne geliyorsa yağmalıyor. Tabii ki burada da devletin büyük rolü var her şey kaderine terk edilmiş hiçbir emniyet tedbiri alınmadı.                                                          Öğle saatlerinde trafik tamamen tıkandı şehre giriş ve çıkışlar tamamen durdu.Ambulanslar çalışmaz oldu hayat durdu ama bu duruma müdahale eden hiçbir kurum kuruluş yok . Bir kaç helikopter gelip gökyüzünde görünüp gittiler, Devlet neredesin ?bütün kurum ve kuruluşların depremin altında mı kaldı . Bu söz mübalağa değil en doğru söz dür.                                                                             Bunları yazarken içim sızlıyor ama biz bunu bire bir yaşadık deprem bölgesinde üç gün hiçbir tedbir alınmadı .Devlet birkaç trafik polisi veya jandarmayı yol düzeni için görevlendiremedi, çok mu zordu zaman zaman gençler ellerine sopaları alarak trafiğe müdahale ettiklerini gördüm .                                                              O zamanın pısırık hükümeti depremde de kendini gösterdi.                              Donanmanın lojman girişine donanma sağlık personeli ve kızılay gezici ekibi gelmiş devlet hastahanesinden aldıkları hemşirelerle ayakta yaralıları tedavi ediyorlar .                                                                                            Bizimde vucudumuzun birçok yerinde kanamalı yara vardı ama kanama durmuştu kızım Dilek’in ayağındaki ağrılar gittikçe artıyordu .Eşim ve kızımı alıp getirdim hiç olmazsa yaralarımız temizlenmiş olur.                                                 Ama birden irkildim bizi tedavi edecek hemşire bizden daha çok yaralı idi.Tabii ki böyle fedakar insanlarımızda var.Bize biraz ilk yardım malzemesi verdiler,kendi kendimize yaralanan yerleri temizledik kalan malzemeleri konakladığımız terdeki insanlara verdik onlarda yararını tedavi ettiler.

Tuvalet ihtiyacını donanmada gideriyorduk su olmadığı için tıkandı.Ağaçların arasına bir demir parçası ile basit bir tuvalet yaptım etrafını kapattık buda işe yaradı.                                                                                                  Komşumuz emekli albay evinden birkaç ayakkabı getirmiş ayağınıza olanları alın dedi bize göre büyük numara ama ben bağcıklı bir bez ayakkabı seçtim hikmet hanımda bez ayakkabıyı seçti ikimizin de ayakkabısı olmuştu. Çok işe yaradı artık rahat dolaşabiliyordum.                                                              Ben sağa sola koşuştururken kardeşim Nuran telefonu tutturmuş eniştem Yaşar ve yeğenlerim Ahmet ve Cüneyt’in Gölcüğe hareket ettiklerini bildirmiş kısa bir haber ama çok sevindim.                                                                            Ben PTT de çalışırken iki defa sivil savunma kursuna gittim ilk yardım ve sivil savunma öğretmenliği sertifikası aldım.                                                                  Şükür ki kullanma imkanı olmadı , ama demekki her şeyde olduğu gibi buda bir gösterişmiş ,peki nerede kaldı bu kadar sivil savunma uzmanı.Depremin ilk gününde en mühim saatlerde kurtarma ekibi göremedik.                            İnsanların çoğu bağıra bağıra ölmüşlerdir. Bizim apartmanda dördüncü katta dört gün sonra bir karı kocayı da kurtardıklarını öğrendim.Sonradan kendileri ile karşılaştığımızda çatıda bazı sesleri duyduklarını ama kendi seslerini duyuramadıklarını söylediler.                                                                      Rus ekibi cihazla dinleyerek tespit etmişler. Apartmanda 18 ölü tesbit edildi ama ancak 5 kişinin cesedi bulundu. Yaşar eniştenin Gölcüğe gelecek olmasına sevindik heyecanlandık artık saatler geçmez oldu.                                               TRT1 tv nin önündeki kuyruk gittikçe büyüyordu mikrofonu alan yakınlarına sağ olduklarını selamlarını bildiriyorlardı.Bende birkaç defa teşebbüs ettim ama kalabalıktan fırsat bulamadım.                                                               Belediye başkanı mesajını verirken ben yanında idim. Görevli buradan hatırladı ki benim koluma girip mikrofonu elime verdi.

Benim sağ olduğum malum, ancak burada bizlerin sağ olması ikinci bir üzüntü bir şey yapamamanın üzüntüsü içindeyiz saatler hızla ilerliyor ümitler hızla yok oluyor.

Maalesef bu  felaket bölgesine hiçbir şey ulaşamadı . Yollar kapalı birkaç ambulansta görev yapamıyor. Ölen ölmüştür ama hiç olmazsa kalan sağların kurtarılması lazım bu kadar insan aç ve susuz , insanlar bu psikoloji içinde önüne geleni yağmalıyor.

Halen felaketin büyüklüğü anlaşılmamış ise bir kez daha hatırlatayım, buradaki felaketin boyutunu hesaplamak çok zor. Burada bir insanlık ayıbı yaşanmaktadır. Her kurum ve kuruluşu duyarlı olmaya görevlileri asli görevlerini insanlık adına yapmaya davet ediyorum .                    .              Buradan canını kurtaranların birçoğu biran evvel uzaklaşmak isterken dışardanda yakınlarını görmek bilgi almak üzere buraya akın etmeleri kara yollarını felç etti, buda insanlarımızın ne kadar saygısız olduğunun göstergesidir..                                                                                            Belki çok yakınıyorum ama böyle şey olmaz otuz kilometrelik yola bir trafik ekibi görevlendirilip düzen sağlanamamıştır.                                           Bütün dikkatimiz ve beklentimiz Yaşar eniştenin gelmesinde idi .                 Yol durumunu görünce onlar içinde endişe etmeye başladık. O sırada Yaşar eniştenin geçtiğini gördüm bizi göremedi herhalde, koşarak onu yakaladım,evin yıkılmış olduğunu görüp ümitsizliğe düşmüşler, yinede üç koldan bizi aramaya başlamışlar tabiiki şaşırdı ona sarılıp ağladım .                    Hemen yeğenim Ahmet ve Cüneyt’ti de bulduk. Oturduğumuz yere geldik arabayı da getirdiler. Dolmuşun arkasına yatak ve yorgan koymuşlar ve birazda yiyecek getirmişler . Yiyeceklerin bir kısmını orada bulunanlara dağıttık.                                                                                                       Değirmendere’ye gitmek üzere yola çıktık yol kapalı bir ara Bursa yönüne bir ilerleme oldu Değirmendere’ye ulaştık . İlk sahilde oğlum Murat’ın evine ulaştık söylendiği gibi değil sahil denize kaymış ama ev tarafında hasar yoktu.                                                                                      Buradan kardeşim Mehmet’in evine vardık orası da iyi evde hasar bile yoktu. Yeğenim Gökhan’ı aradık arkadaşları ile ormana gittiklerini öğrendik biraz daha ilerde yaşar eniştenin amcasının oğlunun evi vardı oraya da uğradık ev iyi hasar yok ama kendilerini bulamadık.                               Şükür ki, can kaybı ve hasara rastlamadık. Ara yoldan ormana çıktık Gökhan’ı bulamadık ama oradaki su başına oturup dinlendik ve getirdikleri üzüm karpuz ve ekmekle karnımızı doyurduk.                                            Yola çıkıp çıkmamak için tereddüt etmiş olsak ta herkesin düşündüğünü bizde düşünüp elimize geçen bu fırsatla biran evvel buradan uzaklaşmayı uygun bulduk.                                                                                        Saat 19 sıralarında yola çıktık gölcüğe kadar zorda olsa adım, adım geldik işte bundan sonrası zor o adım, adım ilerlemeyi de arar olduk.                Bir ambulans geliyor o yol bulursa millet hemen onun arkasına katılıyor tabiiki ilerde orası da tıkanıyor.                                                            Saatler ilerledi ama yol alamadık gece yarısı oldu ambulansların sesi daha bizim ilerimizde geliyordu ben hastaneyi geçtik sanıyorum ama daha geçememişiz. Yeğenlerimden biri araba kullanırken biride yola inip arabaları tek sıraya koyup yol acıyorlardı ama bir anlık .                                             Gece saat 02 sıralarında E 5 kara yoluna ulaştık elimizdeki su ve yiyecekleri gidiyoruz diye dağıttık ama biz ac ve susuz kaldık. Geldiğimiz son 500 metrede yardım kamyonları kurtarma araçlarını gördüm .Yola uzun süre çıkamadık durduğumuz yolda bir kamyoncu ile konuştuk yardım malzemesi getirmişler,bize de bir şeyler vermek istediler  biraz süt ve büsküvi verdiler  .                                                                           Buraya gelmişken , kardeşim Yıldımı da görmek istedik yol biraz açıldı  Yahya kaptana ulaştık herkes dışarıda park ve bahçelere yatmışlar, araya sora yıldırımı bulduk ailece parkta yatıyorlardı durumu anlattık oradan ayrıldık.

Otobana çıktık geliş yönü kalabalık idi çünkü çok miktarda yardım taşıyan araçlardı bunlar gidiş yolu otobanda  biraz rahattı saat 04/30 Erenköy’e eniştenin evine ulaştık iki saatlik yolu çok zorda olsa 9 saatte ulaşmış olduk.                                                                                      Burada da herkes dışarıda parklarda arabaların içinde yatıyorlar annem yeğenlerim kardeşim le sağ salim buraya ulaşmanın sevinci ile sarılıp ağlaştık.Sabah oluyor biraz dinlenelim dedik herkes dolmuşun içinde yatmayı tercih etti.                                                                              Ben evin anahtarını verin her şey var bir banyo yapayım  dedim, anahtarı alıp 11 inci kata asansörle çıktım. Bundan güzel ne olur ,hemen banyoya koştum, kafamda büyükçe bir kan pıhtısını fark ettim kanamış ve durmuş,zaten elim yüzüm her tarafım toz topraktı güzel bir banyo yapıp üzerime iç çamaşırı bulup yattım.                                              Hemen uyumuşum, uyandığımda saat 10/00 idi acıkmışım evde her şey var, ocağa çay suyunu koydum dolapta ne varsa kahvaltılık çıkardım masayı hazırladım.                                                                             Asansörle inip ailenin yanına geldim onlarda yeni uyanmışlar ne yiyelim ne yapalım diye düşünüyorlarmış, bakkaldan bir şeyler alıp burada kahvaltı yapalım demişler ,ben hadin bakalım gidiyoruz kahvaltı yukarda yapılacak ben çay suyunu koydum ekmek alalım çıkalım şaşırdılar ve korktular.       Onlara korkunun ecele faydası yoktur olan oldu burada daha ne kadar kalabilirsiniz ikna ettim eve çıktık ,iyi bir kahvaltı yaptık.                             Telefonların normale dönmesi ile eş dost ve akrabalarla oğlum Muratla Amerika’dan uzun uzun konuşup durumu anlattık sohbet ettik , ama yaşayan bilir o şoku atamadık ama iyi idik.                                                          Ne kadar sakin olmaya çalışsak ta o şoku atlatmak çok zordu.Kızım dilek’in ayağındaki ağrıları arttı ağrı kesici bile fayda etmiyordu ,bize yakın olan özel koç hastahanesine götürdük film çekildi ayak topuğu kas bağlarında ezilme ve incinme tespit edildi tedavisine başlandı.                               Depremden bu kadar az bir hasar ve kayıpla kurtulmamız tabiiki çok iyi bir hadise buna mucize denirse bence mucizenin mucizesini yaşamış olduk.         Altı katlı binanın bir katı yerin dibine inmiş moloz yığını binanın altından kendi imkanlarımızla tere yağından kıl çeker gibi kurtulup çıktık.Bize bu hayatı bağışlayan bize yeniden hayat veren yüce allaha şükürler olsun.                                                                                                 Buraya kadar kısa zamanda yaşananları hikaye ettik ama, esas sorun bundan sonra bu hayata sarılmak o kadar kolay değil her şeyini kaybedip bir kilot bir atlet ortada kalmak çok zor.                                                              Peki paran olsa iş görür mü görmezdi orada parada geçerli değil.Biz bu bakımdan kendimizi şanslı buluyoruz depremden 24 saat sonra istanbula ulaştık,artık doslarımızın yanındayız.                                                       Bizleri o hengameden alıp getiren yaşar enişteme ve yiğenlerime daima müteşekkirim.Eve geldik yazlık kıyafetlerimizi temin ettik .Ev sahibi kız kardeşim Nuran bizlere ev hayatımızı aratmadı, fırsat buldukça yeşilliklere giderek piknik yaptık eğlendik.                                                                          Dünya dönüyor hayat devam ediyor. Depremin altıncı günü Gölcüğe gitmek istedim, yakınımızdaki efe tura geldim,istanbuldan otobüs gelirse yolcu veriyoruz, az evvel gitti sonrakinin saatini bilemiyoruz, ama bir yardım kamyonu hazırlık yapıyor soralım alırsa onunla git dediler.                  Şöför yalnızmış yol arkadaşı olursun dedi bir saat sonra saat 10 gibi yola çıktık,yol kalabalık ama yığılma yoktu saat 13/00 te gölcüğe geldik,geçtiğim yollarda herkesin dışarıda olduğunu fark ettim.                          Her yerde yardım kamyonları vardı,en dikkat çekicisi ve üzüntüm garajların tam ortasına bir kamyon dolusu ekmeği toprak zemine dökmüşler,ihtiyacı olanlar oradan alıyor.

Buradan hemşerimiz Yusuf dayının evinin yıkıldığını görmüştüm bir haber almak  tekrar yıkılan evini görmek için gittim . Yusuf dayının burada 20 dairesi 10 dükkanı ve kendisinin büyük bir halı mağazası vardı.                            Yıkılan binanın üstünde oğlunu gördüm,oğlu Yusuf dayıyı terk edip istanbula gitmişti,beni görünce inip geldi sarıldı ağladı , o ana kadar babası ve annesini bulamamışlar.Çok kötü bir kader giden büyük bir servet ama Yusuf dayı ve eşinin çesetleride bulunamamıştır.Bu depremde çok üzüldüğüm konu bu çok üzgün buradan ayrıldım.                                                                       Yıkılan evimizin önüne geldim , bizim evin altındaki askeri giyim eşyası satan adam gözleri dalmış oturuyordu .Selam verdim beni görünce biraz irkildi , sen evet ben kurtuldum dedim,ona binadan kimsenin kurtulmadığını bildirmişler,nasıl kurtulduğumuzu anlatınca şaşırdı.                                                 Mal canın yongası bir şeyler kurtarabilir miyiz diye bekliyoruz ama çok zor , üzgündü büyük bir deposu vardı toptancılıkta yapıyordu, oturup biraz sohbet ettik ayrıldım.                                                                                     Parka gittim yine ana baba günü çok kişi yataklı yorganlı orada .                 Bir köşede park arkadaşım Kemal bey ve eşinin oturduğunu gördüm . Yanlarına vardım selam verdim belli bir noktaya gözünü dikmiş benim gelişimi bile görmedi.İyice yaklaşıp elini tuttum  beni görünce fırlayıp ayağa kalktı,sordum evleri yıkılmış bunları kurtaran ekip onları buraya bırakmış,hanımı Kemal bey kızımı hastahaneye götürmüşler bizi oraya götür kızımı göreyim dedi.          Baba duraksadı boğazı düğümlendi.kötü bir şey olduğunu anlamıştım.O sırada az ileride oturan bayan yanımıza yaklaştı paşam neyi olursunuz bunların arkadaşı,bunlar iki gündür buradalar ne yediler ne içtiler ne bir yere kıbırdadılar,kızlarının ve oğlunun gelmesini bekliyorlar oğlu nerede izmitte demekki gelememiş.                                                                        Bayan yavaşca kızının ölü olarak çıkarıldığını fısıldadı, babasıda onayladı anne bilmiyordu.Bu kadar zamanda oğlunun izmitten gelmemesi adamı daha sıkıntıya sokmuş.                                                                                         İlk işim çevrede yardım dağıtılan yerlerden su ve biraz yiyecek bulup geldim,zorda olsa yediler .Arkalarıda cıplak araştırdım sahilde çadırda dağıtılıyormuş , onları alıp oraya gittik .                                                   Çadırdan birkaç giyim eşyası aldılar.Ben durumumu anlattım akşama döneceğim size ne yapalım ne düşünüyorsunuz ama halen şoktalar. Oğlumun evi boş isterseniz orada durum düzelinceye kadar oturun veya çadır için muracaat edelim dedim.                                                                                             Biz İzmite oğlumuzun yanına gidelim onunla birlikte hareket ederiz dedi. Efe tur eğer giderse bende gideceğim sizi oraya bırakırım dedim.garajlara geldik efe turda kalkmak üzere imiş birlikte otobüse bindik elimdeki harçlığın bir kısmınıda onlara verdim, İzmit kuruçeşmeye gelince Kemal beyleri indirdik . O iniş bir kez daha hiç karşılaşmadık.                                                              Otoban açık istanbula geldim yiğenim Cüneyt beni duraktan alıp eve götürdü.Ama çok bitkin bir haldeyim gölcükteki bu son görüntü ve gördüklerim inanılır gibi değil kısa zamanda yaşadıklarım beni oldukca etkiledi çünkü binalardan ceset kokuları gelmeye başladı artık gölcüğe girmek zor ve tehlikeli.              Kira yardımından yararlanmak için muamele yapmak üzere üzere Gölcüğe birkaç defa geldim her defasında üzüntüm dahada arttı.                           Hikmet hanım Muat’ın evini merak ediyordu onuda getirdim ,iki gün kaldık ben Gölcüğe gitmiştim , öğle saatlerinde sahilde yürürken 5,9 artcı sarsıntı oldu.              Hikmet hanım evde yalnızdı oradan bir vasıta bulup Değirmendereye gitmek için yola koşarak çıktım ama ben yola gelinceye kadar yol tıkandı ben koşarak yola devam ettim araçlardan daha hızlı yol alıyordum,beni takip eden bir taksici amca acelenmi var neden koşarsın, hanım evde yalnızdı o çok korkmuştur ona ulaşacağım dedim, ama soluk soluğa kalmıştım. Gel hele bir dinlen bakalım yanına oturdum konuşacak takatım kalmamış, biraz dinlendim ama yolda hiç kıbırdama yok,araçtan indim tekrar koşarak Değirmendere ayrımına geldim,Benimle birlikte bir takside yola döndü el kaldırdım beni aldı parka kadar geldik, indim koşarak eve gittim .                                                                   Hikmet hanım evden çıkmış yol kenarında komşularla oturuyordu beni görünce sevindi çok korktuğu her halinden belli idi,o ara yaşar enişte telefonla aradı daha oradamısınız hemen dönün dedi bizde hemen toparlanıp istanbula döndük.                                                                                                      Kira yardımı evraklarını tamamladoık ilgili yere teslim etmek üzere Gölcüğe geldim.Ama çok kötü her taraf ceset kokuyor, dayanılmaz bir koku sahile yaklaştığımda bir polis memuru maskeniz yokmu dedi, yok yeni geldim dedim bana bir maske verdi taktım.  Daha fazla dayanamadım evrakları teslim edip hemen döndüm .                                                                               Burada bir noktaya işaret etmek lazım,devlet kayıtlı ölü sayısını 17800 olarak açıkladı ama kimse gerçek rakamı bulmak istemedi yalnız gölcükte göcük altında kalan bu kadar insan ne oldu gerçek rakamıda hiçbir şekilde öğrenemiyecegiz.                                                                                             Oğlum  murat depremde amerikada idi Gölcüğe dönecekti onu evinde karşılamak üzere tekrar değirmendereye geldik.Birgün sonra birliğine geldi orada karşıladık.Öğlen saatlerinde  eve geldik.                                                            Uzun zamandır eşini ve çocuğunu görmüyordu, onu akşam Niğdeye gönderecektik yazıhaneden yer ayırtmak için aradık bileti hemen almanız gerekir dediler. Aramız epeyce uzaktı vaz gecip  hep birlikte sabahleyin Niğdeye gitmeye karar verdik.                                                                                      Bizde uzun zamandır görmüyorduk ,oğlumuzla hasret giderdik             Dilekte yanımızda idi gecenin ilerliyen saatinde  Murat banyo yapmak istedi o banyoda bizde odada otururken 4,9 artcı sarsıntı oldu , biz artık alışmıştık ama murat görmemişti, oda depremi yaşamış oldu .                                            Kendimizi dışarı attık dışarıda sabahladık sabah eve dönüp eşyalarımızı alıp  Dilek fabrikasına gitti bizde,ankaraya oradan Niğdeye geldik.                             Yüce allahın mucizesi sayesinde yuvamızıda gördük.                                       Dilek tek başına idi , depremi ilk anında yaşamış iki defa ayağa kalkmış ama düşmüş, üçüncü çabalamasında yataktan düşmüş .                                           Asıl olan buydu ama bu bir şans eseri olmuş birdaha kalkamamış ayakta kalsa idi kurtulma şansı olmazdı.                                                                                   İlk düşüncesi annemle babam ölmüşler ise beni buradan kim kurtaracak  burada öleceğini düşünmüş.Üst kattaki teyzenin kızı ile zaman zaman konuşmuşlar .Tahminen orada bir saat kaldı ama ona göre saatlerce kaldığını zannediyor.                                                                                           uzanarak gelmezsen sıkışır kalırsın bende kurtaramam dememe oldukca üzülmüş.                                                                                              Depremden birkaç gün sonra fabrikası açıldı , ayağındaki ağrılar hafifleyince depremin 25 inci günü görevine başladı .İlk günler fabrikanın lojmanında bekar kız arkadaşları ile birlikte kalıyordu çalıştığı için niğdeye götüremedik.                    Okullar acılamadığı için Aynur  Niğdede kalacaktı Murat işine döndü.Birkaç gün sonrada Murat’ın gemisi Marmarise gönderildi.Aynurun tayin meselesi çıktı tayin işini ankaradan elden takip ederek gerçekleştirdik.                         Murat telefonla ev tutmuş, gidip gördüm.Birkaç gün sonrada evi taşıdım, Niğdeye gelerek hikmet hanımı Aynur ve  iremide alarak marmarise geldik                        Dilek iş yerine yakın kaytazderede fabrikanın kiraladığı evde üç arkadaş birlikte kalıyorlardı,rahat olduğunu biliyorduk ama yinede içimiz rahat değildi.           Oturdukları ev deniz kenarı ama korkuyorlardı kışın ısınmıyordu, karamürselden bir ev tutup şimdiki oturduğumuz eve taşıdık.                                  2001 yılı ocak ayında Dilek’in arkadaşları ayrıldı,onu yalnız bırakmamak için ben yanına geldim .Hikmet hanım marmariste kaldı çünkü  ireme bakılması gerekli idi.Aile içi ayrılık başka bir şekil aldı.                                                       Bu deprem benim için birçok konuda akıl ağacı oldu dostlarımı ve dostluğun ne olduğunu daha iyi anlamış oldum hayatım boyunca yakınlarımın daima iyi ve kötü günlerinde yanında oldum herkeze yardım ettim ama burada bunu göremedim.                                                                                                               En yakınım kardeşim  Mehmet oğlundan bizim evin çöktüğünü duyduğu halde kılını bile kıbırdatmadı.                                                                izmitteki kardeşim  yıldırım eşinden izin alamadığı için bizi aramaya gelmedi.          Kız kardeşim Nurten abi evlerin kirasını alamadım elimdeki bu deyip mazeretli olarak 15 milyon yardım etti  . Eniştem Lebip sağ olsun işiniz çok kötü Allah yardım etsin demekle yetindi.                                                             Manevi kayın validem ve kayınım bizleri birkaç ay geçindirecek maddi yardımda bulundular.                                                                                   Kardeşim  Nuranın evinde 40 gün kaldık her zaman olduğu gibi yine kötü günlerimizde hep yanımızda oldu onu unutmak mümkün değil.                                  Kurtarma ve yardım konusunda hanım köylü yakınlarımızıda gördük. Belki sitem ettim ama haklı taraflarım var .Çünkü etrafıma baktığımda insanların birbirine nasıl maddi ve manevi yardımda bulunduklarını ibretle gördüm imrendim.                                                                                              Benim Allaha şükür hiç bir şeye ihtiyacım yoktu emekli maaşım var kızım çalışıyor yaramızı kısa zamanda saracağımıza inanıyordum ,ve öyle oldu.                        Bir şeyide söylemeden geçemiyeceğim ,Degirmenderede 10 gün kaldık , kardeşim Mehmet az ilerimizde oturuyor balkondan birbirimizi görüyoruz ,bir akşam Mehmet içinde olan ezikliği yaşayarak ziyarete geldi ,bizim kırgınlığımız ve onun umursamazlığı ister istemez soğukluk yaratmıştı,biraz oturdu çadırda bir arkadaşımı ziyaretedeceğim deyip gitti Gelinimiz nurdoğan ve çocukları maalesef ne aradı nede sordular, ne yapalım buda insanlık hali.                                       Dilek’in fabrikaya serviç aracı ile gitmesini istemedim daha rahat ve değişiklik olması onun moral ve motivasyonunda faydalı olur diye.                                           Eşimin ailesi tarafından yapılan yardımı ve kira yardımından bir kuruşunu yemedim biriktirdim kızıma araba aldım.                                                             Hikmet hanımla yazları beraber oluyorduk  ve bu arada  iremide büyütmüş olduk.                                                                                                            Yüce Allah ölüm vermesin her şeyin çaresi vardır,bu depremde ölen binlerce insanımıza ben onlara (şehit)diyorum inşallah Allah indindede öyle olur gani,gani rahmet eylesin kalanlarına sabır ve metanet nasip etsin.

Depremi anlatmak hakikaten zor ama bu kısa zamanda yaşananlarıda bu satırlara sığdırmak mümkündeğil.bu depremin en şanslı insanlarından biri olduğum için kendimi mutlu hissediyorum.

Deprem gazisi Vatandaş Kemal.(kemalzclk@hotmail.com.)

 

 

 

Yeni mesajı

 

ÇARESİ VARDIR HER DERDİN
ÇARESİ OLMAYAN YALNIZ ÖLÜM DERDİM.
AYRILIK İKİSİNİN ARASINDA KALIR.
SILA HASRETİ HİÇ BİRİSİNE BENZEMEZ.
       zamanımızın mikropsuz bulaşıcı hastalığı,
        yalnızlık başka bir şeymiş.
         Tarzan gibi yaşamakta kadermiş,
          Ne yapalım kadere inanıp kedersiz olalım.

Kemal Özçelik’ten DEN MESAJ VAR: