VATANDAŞ KEMAL KÖŞESİ

Vatandaş Kemal yeni
yazılar gönderdi. Bir de lafı gediğine oturtanlar diye bir yazı göndermiş. Onun
kendi çerçevesinde yayını mümkün olmadığı için, bölüm bölüm aktarmalar
yapıyoruz: (Biz bu fıkraları çok beğendik. İnşallah siz de beğenirsiniz.)
NAPOLYON
Vaktiyle Fransa hükümet ricalinden
biri Napolyon Bonapart‘ı bir muharebede tenkide kalkışıp parmağını harita
üzerinde gezdirerek:
`Önce şurasını almalıydınız, sonra
buradan geçerek ötesini zaptetmeliydiniz, gibi fikirler yürütmeye başlayınca
Napolyon:
`Evet demiş, onlar parmakla
alınabilseydi dediğin gibi yapardım.`
YAMA
İncili Çavuş, Osmanlı elçisi olarak
Fransa Kralına gönderildiğinde, elbiselerinin bazı yerlerinde yama varmış. Kral
bunları görünce dayanamayıp:
`Bana senden başka gönderecek adam
bulamadılar mı?` diye sorunca, İncili Çavuş:
`Osmanlılar, adama göre adam
gönderirler, Beni de sana
göndermelerinin hikmeti bu olsa gerek.` cevabını vermiş.
FARABİ
FARABİ’YE, UZUN KONUŞANLAR NE
YAPMALI DEMİŞLER.
UZUN KONUŞANI KISA DİNLEMELİ. DEMİŞ.
ELBİSE
İngiltere Kralı George ile görüştüğü
sırada, Gandi'nin üzerinde her zamanki gibi beyaz örtüsü vardır. Davetten
çıkınca bir gazeteci sorar:
‘Kıyafetiniz, bir kralla buluşmak
için yeterli miydi?`
Gandi, hiç aldırmadan cevap verir:
`Kral, ikimize de yetecek kadar
giyimliydi.
EĞİLMEK LAZIM
Meşhur bir filozofa:
- "Servet ayaklarınızın altında
olduğu halde neden bu kadar fakirsiniz?" diye sorulduğunda:
- "Ona ulaşmak için eğilmek
lazım da ondan" demiş.
YARIŞ
Bir ihtiyar, yaşlandığı için kendini
yormamasını ve istirahat etmesini isteyenlere şu cevabı vermiş:
`Eğer bir yarışa katılmış
olsaydınız, hedefinize yaklaştığınızda yavaşlar mıydınız?`
KARISI
Sokrates ve eşi bir türlü iyi
geçinemezlermiş. Bir gün eşi Sokrates'e verip veriştirmiş, ağzına geleni
söylemiş. Bakmış kocası hiç bir tepki göstermiyor; bir kova suyu alıp başından
aşağı boşaltmış.
Sokrat, gayet sakin:
- "Bu kadar gök gürültüsünden
sonra bir sağanak zaten bekliyordum" demiş.
EFLATUN
Bir gün Eflatun, talebelerinden
birini kumar oynarken yakalamış ve şiddetle azarlamış.
Talebesi:
- "İyi ama ben çok az bir paraya
oynuyordum" diye itiraz edecek olunca
Eflatun cevap vermiş:
- "Ben seni kaybettiğin para
için değil, kaybettiğin zaman için azarlıyorum."
XXXXXXXXXXX
Vatandaş Kemal, sıla hasreti giderdi.
Kışı Marmaris, İstanbul, Karamürsel’de geçiren
Vatandaş Kemal, Niğde’ye gelerek bir süre dost ve akrabağ ziyaretlerinde
bulunmuştur.

DEPREM.
17 .08.1999 PAZARTESİ gece saat 01.30 da yatmıştım.Büyük
bir gürültü ile uyandım sanki yer göğe kapanıyor, kulakları sağır edecek bir
uğultu ,beşik gibi sallanıyoruz . Birden
bina güldür , güldür çökmeye başladı yatağımız yatak odasının iki köşesinin
birleştiği yer . İlk hareket başımız yukarda ayağımız aşagıya dik bir şekil
aldık , ikinci hareket düz şekle geldik , üçünçü hareket ayağımız yukarda
başımız aşağıda eğik bir şekil oldu bu ara başımı sert bir şekilde duvara
vurduğunu hatırlıyorum. Üzerimize
yağmur gibi molozlar dökülüyor, mermi gibi değiyor canım yanıyordu. Ama hiç
gıkım çıkmadı.İlk aklıma gelen bu döküntülerin altnda kalacağımız oldu . Hikmet
hanım var gücü İle bağırıyordu ,
dördüncü hareket asansörün boşluğa düştüğü gibi bir düşüş oldu,birkaç saniye
içinde olanlar oldu, müthiş bir sarsıntı geçirdik. Sallantı
ve yıkım durdu , bu müthiş sarsıntıyı ne kadar zamanda atlattığımızı bilmiyorum
ama nefes almakta güçlük çektiğimi hissettim. Boğulmak üzere idim karanlıkta
görmek mümkün değil ama bulunduğumuz yer tamamen toz teneffüs ediyoruz.
Can havli ile başımı silkeledim, Hikmet hanımın sesi
çıkmaz olmuştu, hemen el yordamı ile başını bulup hafif doğrulttum, nefes al
dediğimi hatırlıyorum. Hafif oturur
duruma geldim onuda oturur duruma getirdim ayak tarafımızda bir ağırlık vardı.
Ayağımı çekemedim. Bir beton kütlesi idi herhalde, ayağımın birini altından
çıkarıp yavaş yavaş ağırlığı iterek
öbürünü de kurtardım.
Emekler vaziyete geldim bu ağırlığı boşluğa ittim ,
eşimin de ayakları boşa çıkmıştı bu ara Hikmet hanım bu ne diye sordu gayri
ihtiyari deprem, deprem dediğimi hatırlıyorum. Ne
durumda olduğumuzu bilmiyoruz ama, eşim kapıyı aç Dilek’e bakalım dedi, ben
biraz doğruldum tam kalkamadan başım üstümüzdeki kitleye vurdu, eğilerek takip
ettim bu büyük bir kitle idi, kapıya ulaşmak zor çıkılmaz dedim ve Dilek diye
bir ağızdan bağırmaya başladık, hiçbir yanıt alamadık. Elimle etrafı kontrol ederken bir
boşluk buldum, ancak başım sığıyordu. Geri döndüm eşime sen bu köşede otur hiç
kıpırdama ben bi etrafa bakayım dedim portatif elbise dolabımız vardı, onun
önünden geçemedim onu biraz eğerek arkasından eğilerek ilerledim.
Gayem odanın sonundaki
apartmanın hava boşluğuna ulaşmaktı , kolayca ulaştım ilk gördüğüm
gökyüzü oldu . Baca gibi içerdeki
toz oradan boşalıyordu, eşime korkma havalandırma açık biz burada yaşarız nasıl
olsa kurtuluruz dedim. O ara eşim benim gibi etrafını araştırmış ki , gel
burada bir delik var belki kızımıza gideriz dedi, ben anladım ve o sırada ilk
artcı sarsıntı geldi.
Bayağı güçlü idi eşime sen olduğun yerde kal kıpırdama
dedim.
Havalandırma boşluğu molozlarla dolmuş ,el yordamı ile iki beton blokunun arasında bir boşluk
hissettim , elime geçen molozları boşluklara atarak biraz ilerledim.Yer dar
molozları atamaz oldum, ileri geri giderek biraz temizlik yaptım , ama iş
zorlaştı yer dar her ileri geri gidiş gelişlerde bir şeylere takılıyordum.
. Geri gelip Hikmet hanımı da
oraya götürdüm. Bana yardımcı oldu ben
ilerledikçe molozları elden ele temizliyorduk.
Yer daraldı ilerleyemez oldum, elimdeki bir beton parçası ile ufak tefek
takıntıları da kırarak bir boşluğa çıktım. Ayağa
kalktım toz duman bitmişti yenile bir temiz hava aldığımı hissettim.
Tekrar oradan içeriye etrafımı düzelterek sürünerek
hanımın yanına geldim hadi bakalım çıkıyoruz dedim. Ben geri geri o ileri
sürünerek ilerleyip çıkmaya başladık. Eşim benden iki beden iri bir ara sıkışmaya başladı kendini küçült
yılan gibi ol uzayarak sürün dedim . Ama ilerleyemedi zorlayıp sıkışıp
kalmaması için, onu tekrar geri gönderdim. Elimdeki beton parçası ile elime takılan
yerleri biraz daha tımar ettim. Eşim yıkma oraları üzerimizi yıkacaksın dedi.
Nasıl çıkacağız peki yol acıyorum sen nasıl çıkacaksın, ben çıkamazsam ne
olacak dedi, orada kalırsın demişim. Şükür
ki olmadı, oluşturduğumuz dar yoldan
sürünerek boşlukta daha geniş bir yere ulaştık, ayağa kalktık. Yukarıya
baktığımızda boşluk ve üstünde üç metre kadar mesafe vardı, molozları merdiven
yaparak birbirimize tutunarak yukarıya çıktık. Ne olduğunu nerede olduğumuzu
bilmiyoruz ama ben sağı solu bir kolaçan ettim yol tarafından insanların sesi
geliyordu. Bir iki araba geçti hanıma sen burada otur ben bi bakayım dedim yol
tarafına gittim, aşağıya baktım bayağı bir yükseklik 3-
Kızımızla aramız bina içinde normalde dört metre idi ve
biz çıktığımız yerin etrafında bağırarak dolanıyoruz. Biraz
ilerledik bizim sesimizi duyan yaşlı teyzenin kızının sesini duyduk oda bizim
konuşmalarımızı duymuş’ki Kemal abi bizi kurtar yeğenimle biz buradayız, ben
sesini duydum iyi çok güzel sende iyi misin iyiyim dedi, annen ve yeğeninle de
konuştum haberin olsun onlarda iyiler
ama ben tek başıma bir şey yapamam nasıl sıkışık bir durum var mı yok iyi o
zaman sesinizi boşa harcamayın yerinizi tespit ettim benden ses alıncaya
kadarda bağırıp yorulmayın yeriniz tespit edildi sağ ve sağlamsınız inşallah ilk fırsatta kurtulacaksınız.
Dilekten hiç haber alamadık onu arıyoruz bulamadık dedim.
İlerledikçe her ikimizde var gücümüzle bağırıyorduk. Dilek, sesini duyduğumuz
teyzenin kızının altındaki odada yatıyordu .
Bizim çıktığımız yerle aramız on metreyi bulmuştu Sonradan öğrendik teyzenin
kızı altlı üstlü Dilekle konuşmuşlar
ama Dilek burada diyemedi korku ve heyecandan olacak.
Biraz daha
ilerledik , bir bayan sesi ortalığı yırtıyor çok feryat ediyor kendisine
seslendim beni duydu konuşmalarımızı bağırdığımızı duymuş’ki:
- Kemal ağabey, beni kurtar
kurbanın olayım çok kötü durumdayım , hiç olmazsa çocuğumu kurtar elimde alıver
onu diye feryat ediyordu. Bu ses beni çok etkiledi ama elimden gelen bir
şey yok dümdüz bir çatı ne yapacağımı bilemiyorum, ona da yerini tespit
ettiğimi ama şu an kurtarma imkanım olmadığını söyledim ama onun feryadı
gittikçe artıyordu. Bu
ara biz Dilek diye bağırmaya devam ediyoruz hiç olmazsa onun da bir sesini
duymak istiyoruz. . Çatıda santim, santim adım, adım
ilerleyerek yerden gelecek bir ses bekliyoruz. Eşim her geçen dakika daha da
ümitsizliğe kapılarak eyvah kızım öldü sesini duyamadan gidecek diye feryat
ediyordu. Ne kadar zaman geçti bilemem ama, derinden bir ses duydum baba ben
buradayım. . Derin
bir oh çektim ve eşime sus bakalım bir ses geliyor dinleyelim ve Dilek orada
mısın buradayım , ikinci kez sesini duydum çok derinden geliyor. Bulunduğumuz yer apartmanın bittiği iş
hanının usantısının başladığı yerdi. Burada bir boşluk oluşmuş sonradan
keşfettiğim binanın balkonlarının bulunduğu yer. Balkon demirleri sanki
sıyrılmış demirleri kalmış, ses o boşluğun altından geliyordu, demirleri eğerek
o boşluğa indim . Dilek’in sesi yaklaştı el yordamı ile
perdeye benzer bezler vardı birazını yırttım birazını kenara topladım . Dilek
bu ara baba senin sesin benim üstümde bir yerden geliyor dedi. Halbuki, onun
sesi benim bulunduğum yerin üstünde geliyordu, orada bulunan molozları
temizledim bir boşluk çıktı, iki beton blokun arası ve önümde bir kütle vardı
onu sallıya sallıya omuzlayarak boşluğa ittim, önüm açıldı.
. Sabah
gelip bu yeri gördüğümde o sutunu nasıl omuzlayıp attığıma inanamadım demekki o
anki heyecanın verdiği ilahi bir destek olmalı. . Bu
ara, Dilek elindeki fotoğraf makinesinin flaşını patlattı ışığını gördüm ,
binanın içinden tüp gaz kokusu geliyordu kendisini uyardım,
- Elindeki fotoğraf makinesini at bir daha patlatma yangın çıkabilir,
dedim. Durumunu sordum:
- Yatar vaziyetteyim kalkamıyorum! Dedi. Daha net duymaya başladım
aramızda birkaç metre mesafe vardı. Emekler vaziyete geç, sesime doğru yaklaş
dedim,
- Dönemiyorum! dedi
- o zaman sırt üstü sürünerek gel .
Bu ara oradaki delikten uzandım bir boy kadar gittim yer serbest ama
bir boşluk var altını bilmiyorum .Dilek bu ara:
( ha döndüm!) dedi.
-
sürünerek gel!
Biraz yaklaştı,
sesinden anladım. Orada bir uzun çubuk geçti elime içeri uzattım devamlı
salladım . Dilek bana yaklaşmış uzattığım çubuğu yakaladı, (burada önünün
daraldığını) söyledi .
-
Sağını solunu biraz temizle çubuğu tutarak gel!
-
buradan geçemem dedi.
Biraz sende gayret et etrafını temizle dedim sıkışıyorum dedi,
-
o zaman yer değiştir çıkamazsam ne olacak? dedi
-
orada kalırsın! dedim.
Moralim bozuldu
çubuğu biraz sağa kaydırdım oda kaydı tamam burası geniş ben oradan içeri uzandım
oda çubuğu takip ederek yaklaştı elini tuttum yavaş yavaş ben geri o ileri
oradan çıkardım, İndiğim yoldan demirleri basamak yaparak yukarı çıktık. Çatıda bir üçlü
oluşturduk, birbirimize sarılıp dakikalarca ağladık. Bu yüce Tanrı’nın bize büyük bir mucizesi idi.
Kendimize geldiğimizde (hadin bakalım buradan bir yol bulup inelim!) dedik.
- Siz burada
bekleyin ben bir çıkış yolu bulayım dedim. Az ilerimiz binanın arkası iş
hanının uzantısı dükkanların üstü idi. Normal bina durumunda
biz buradan iki kat yukarda idik, hafif bir eğimle buranın damına iniliyor,
geri dönüp onları da yanıma alıp tespit ettiğim yerden birbirimize tutunarak
beton dama indik. Yan tarafta bir arsa boşluğu
var üç metre yüksekliğe yakın , tek
çıkış yolumuz burası ,ben oradan aşağı
indim, orada ağaç kökü kütük vardı onun üstüne çıktım yüksekliği biraz azalttı
onlar teker, teker sarkındı ben tuttum
ve aşağıya indirdim. . Yola
çıktık orada kurtulan binası yıkılmamış komşular toplanmış, yanlarına vardık,
içlerinde tanıdığım yoktu ama sohbet ettik durumu anlattık . Bu arada bir
bayan kocamı da kurtarın kocamı da kurtarın diye haykırıyordu, Yanına yaklaştım
nerede kocan az ilerimizde yıkılmış bir binayı gösterdi bina yerle bir, kocam
balkonda duruyordu dedi, tabiiki bir şey gözükmüyor ama o kadın nasıl kurtuldu
anlayamadık. Bu ara kuvvetli bir
sarsıntı daha oldu depremi duyardık ama yaşamayınca tabiiki bilinmiyor. Şimdi
biz bunu bire bir yaşıyoruz ama şoktayız kızım Dilek ayağının ağrıdığını
söyledi tarifine göre topuğunda incinme gibi görünüyordu. Ben buradan da bir çıkış yolu aramaya
başladım. Bulunduğumuz yer üç yol ağzı, yolun
devamında bina yıkılmış orası kapalı, yolun solunda yola göre yolun sağındaki
bir bina yıkılmamış ama kayarak yolu tıkamış, 0rasıda kapalı, sağdan üst yola
çıktım o yolunda her iki yönü kapalı yıkılan binalar yolu kapamış. Arka
caddenin sonunda ziraat bankasının yanındaki binada yangın çıktı, rüzgarın
tesiri ile bize de dumanı dokunuyordu . Buradan
bir tek çıkış yolu kaldı belediyenin bahçe duvarı , iki metre kadar yüksek üstü
tel örgülü . Orada birkaç genç vardı onlara
buradan ancak duvarı yıkarak
çıkabileceğimizi anlattım. Yıkalım dedim elimize gecen demir ve
ağaçlarla duvarı yıktık. Belediyenin bahçesine girdik. Bahçeden geçerek evin
önündeki caddeye çıktık. . Gençlerden
biri:
- Amca nereye gideceksiniz? dedi,
- Bilmem! dedim
sigaran var mı? nereden olsun ki , iki paket sigara bir kibrit ve bir yarım
litrelik su verdi. Nereden aldıklarını o an bilmiyordum, orada bulunan herkese
bir şeyler dağıtmışlar. Sonradan öğrendim o gençler belediyenin altındaki
büfeye girip o yiyecek ve içecekleri almışlar. Hava
halen karanlık idi burada,da bizim yakınımızdaki yıkılmayan binadaki komşular
toplanmış, bir çoğunu tanıdım herkes heyacanlı heyacanlı yaşadıklarını
anlatıyordu bizde durumu anlattık. Bu sırada ezan sesi duydum ama bu sesi doğrulayan bir
şey bulamadım, bazıları merkez camiden okundu! dediler. Biraz sonra ortalık aydınladı,
insanların gelip gitmesi çoğaldı. Kimileri ağlıyor feryat ediyor yardım istiyor
büyük bir koşuşturma var. Yakın
komşumuz elimdeki sigaraları görmüş evden sigara mı aldın çıktın? dedi, anlattım
o ana kadar elimdeki sigaradan haberim bile yok. Hemen orada bulunanlara birer tane tuttum
aç karnına afiyetle içtik. Yol kenarında gelen giden çoğalınca yolun
karşısına donanmanın işçi giriş kapısının yanına taşındık.
Dileğe molozlar arasında bulduğum
tahtalarla yatak yapıp yatırdık. Aklım
hep binada onlar nasıl kurtarılacak? Herkes şokta bırakın binanın üstüne
çıkmayı ağaçların altına bile girmekten korkuyorlardı. Gözüm hep bir kurtarıcı arayışında iken,
yaşlı teyzenin oğlu gözüme çarptı. Değirmendere’den yeni gelmiş yıkılan binaya
bakıyor yanına koştum beni görünce sevindi. Durumu anlattım hemen benim indiğim
yoldan onu da binanın çatısına götürdüm, kurtulan yakınları ile konuşturdum.
Arkadaşlarım var onları bulup geleyim dedi gitti tanıdığı birkaç genci daha
bulup geldi. Dört kişilik bir kurtarma ekibi oluştu. İlk iş çocuklu
bayanı kurtarmaya karar verdik Elimizdeki imkanlarla molozları temizleyerek
ulaşmaya çalıştık. Çocuklar:
- amca sen görevini yaptın sen git dinlen biz
kalanı yaparız dediler. Ayağımda
bir kısa şort ve bir atlet ayakkabı yok,ortalık hep cam ve moloz yığını
yürümekte güçlük çekiyorum.Ama sık ,sık gelip çalışmaları izliyorum. Saat 10.00
sıralarında çocuklu bayanın sesi kesildi ‘ki ona ulaşılmakta iken biraz sonra
gençler ulaştı ama bayan ölmüştü çocuğunu çıkardılar, anneyi de çıkardılar
ağacın gölgesine yatırdık. Ölen bayan yeni doğum yapmış
çocuk 15 günlük feryat ediyor gençlerden birisi:
- yengem parkta
onunda çocuğu var ona teslim edelim dedi, çocuğu götürdü.
Gençler yaşlı
teyzenin kızını kurtarmaya başladılar, yıkıntılar arasında ses dağılıyor
tesadüf bir beton blokun arkasında imişler çevresini temizleyince onlara
ulaşıldı kısa zamanda,da kurtarıldı. O ara derinden bir ses
geliyordu bu inilti gibi kurtarılan teyzenin kızının üst tarafında onu
kurtarmaya karar verdi kurtarma ekibi açılan delikten ona da ulaşıldı.
Durumunun ağır olduğunu söylediler ama bayan biraz kilolu çıkarması çok zor
eldeki imkanlar ile çatıya çıkarıldı ama durumu iyi değildi.
Bu arada bir ambulansımız olmuştu belediyenin ambulansı bahçede boş duruyordu
belediyeyi iyi bilen bir genç giriş kapısının camından girerek içeri girdi
aracın anahtarını bulup geldi.
Yaralı bayanı
yola indirdiler ambulansa koyarken öldü, hastaneye götürüp teslim ettiler.
Ölen çocuklu
bayanın annesi gelmiş kızının ölüsünü görünce bayıldı ayıktırdık kızının
hastaneye götürülmesini istemedi kızına sarılıp sarılıp ağlıyordu bu çok kötü
bir andı. Akşama kadar kızını bırakmadı hastaneye götürmeye ikna edemedik. Bu araç çok işe yaradı bir
genç fırsat buldukça çevremizdeki birkaç yaralıyı hashaneye taşıdı. Hastahaneye
gitmek zor, yollar kapalı sokak aralarından birkaç kez gelip gittiler. Dilek
cep telefonunu elinde getirmiş yakınlarımızı aramış isek te hatlar tıkandı.
Saat 10/30 sıraları idi TRT 1 televizyonu gezici ekibi geldi bizim binanın
önüne düzenini kurdu. Buradan canlı yayın haber geçmeye başladı . Vatandaşlar
sıraya girdi yakınlarına mesaj gönderiyorlardı. Bu sırada belediye
başkanı geldi. ilk beyanatı:
- Burası çok
kötü çok ev ve iş yeri yıkıldı. Gölcük harabeye döndü hasar çok büyük. Yıkılan
binaların altında binlerce vatandaşımız kurtarılmayı bekliyor. Kurtulanlar aç susuz çıplak perişan
durumda dünya bizim sesimizi duyun çok acil yardıma ihtiyacımız var, bütün
yetkilileri yardıma çağırıyoruz, insani yardım bekliyoruz! dedi. Diğer
haberleri buradan izliyorduk, bu ara atv televizyonu da geldi canlı yayına
başladı. Donanma girişinde bidonlarla su
dağıtılıyormuş elimdeki yarım litrelik pet şişe ile su getirip çevremizdekilere
dağıttım. Parktaki kalabalık dikkatimi çekti halkın bir çoğu emniyetli
hissettiği parkta toplanmışlardı. Bir
çok kişinin yanında çeşitli yiyecek ve içecek vardı, sordum nereden
aldıklarını çiftlik marketini
yağmalamışlar. Bir kaç genç’in yanında oldukça çok su , kola bisküvit vardı,
yaklaşıp sordum kaç kişilik bunlar çok kalabalığız dediler içlerinden biri
anladı iki litrelik bir kola verdi. Hemen kurtarma ekibine götürdüm birkaç
yudumla hiç olmazsa ağızlarını ıslattılar. Su taşımak için iki
pet şişe oldu ama bu defada su bitti. Donanmanın içindeki kuyu çalışmaya
başlamış oraya gittim çok kalabalıktı ama sıra bekleyip doldurdum, dönerken bir
askeri araçta ekmek dağıtımı yapılıyor sıraya girdim ama bana birkaç kişi kala
ekmek bitti. Dönerken
yolda adamın birinde bir kucak dolusu ekmek taşıyamıyor yardım edeyim hemşerim
dedim yok, yok ben taşırım dedi o zaman bir tane ver de azalsın dedim gönülsüz
de olsa bir ekmek verdi. Çevremizde on kişi var birer lokma
paylaştık suyumuzda yeterli oldu. Kurtarma sırası yaşlı teyzeye gelmişti ekip
insanüstü bir gayretle çalışıyordu birkaç defa birkaç yerden çalışma yapılmış
ise de bir türlü ulaşılamadı ,sesin geldiği yerde bulmak mümkün olmadı. Halbuki
bizim yattığımız odanın üstünde idiler teyzeye eline bir taş alıp bulunduğu
yere vurmasını istedim ses hiç beklenmeyen bir yerden geldi oraya hız verildi
buda iyi bir şans kolay ulaşıldı onu ve torunu da kurtuldu. Onlarda parka indiler hemen
yanlarına gittim ama teyze buruktu daha işi anlamamıştı benim kızımı onları
unuttuğunu sanmışlar. Kurtarma ekibinin elinde kutlamak lazım hiçbir imkan yok
sadece insan gücü ile basit çalışma ile kurtulanların şansı bu, daha zor
durumda olsalar bu ekibinde yapacağı bir şey olmazdı. Onlara gece Dilek’i çok kolay bir yerde buldum kurtardım ama
sizin için bu imkan yoktu bak kaç kişi saatlerce çalıştılar yinede sizde
şanslısınız bu çocukları bulduk ve durup dinlenme bilmeden sizleri kurtardılar. Hakikaten bu
dört genç birer kahraman, çünkü ellerinde hiçbir imkan yokken beş kişiyi sağ
iki kişide ölü olarak kurtardılar. Bizim binadan bu kadar kişinin sağ olarak bu
imkanlarla kurtarılması yanımızdaki binanın çökmemesinden kaynaklanmıştır . Zaten
kurtulanlarda bu bina ile yıkılan bina arasında oluşan hayat üçgenlerinde
olmuştur. Bir etkisi de bina biraz sağa ve biraz öne kayarak çökmesi oldu biz
üçüncü katta iken üstümüzdeki üç kat öne yıkılınca biz birinci kat olduk ama
bina’nın dükkan katı tamamen yere battı biz dükkanların içinden çıkmış olduk
Tabii bu arada
çok şeyler yaşadık kısa bir zaman ama insan duyarlı olunca her şeyle ilgilenmek
gerekiyor. Biz kurtulduk ama
bir aklımda Değirmendere’de yeğenim Gökhan evde yalnızdı oğlum Murat’ın evi
boştu ama merak ediyordum İzmit’te Yahya kaptanda kardeşim yıldırım ve
ailesinden haber almaya çalıştım .
İlk haber Değirmendere’den geldi sahildeki
çay bahceleri tamamen yok oldu evler
yıkıldı park yok oldu evler dükkanlar denize kaydı. Oğlum Murat’ın evi orada idi ne yapalım ev
boş gelin ve torun Niğde’de oğlum yurt dışında idi canımız sağ olsun
dedik.Kadeşim Mehmet’in komşusu geldi evleri sağlam oğlu Gökhan’ı gördük
arkadaşları ile birleşip dağ tarafına gittiler dedi . TRT1
televizyonu İzmit’i gezerek gelmişti ekibe
sordum Yahya kaptan da hiç yıkılan ve hasarlı bina görmedik dediler ve
böylelikle kuşkularım gitmiş oldu.
Cep telefonunun
şarjı bitti televizyona verdik şarj yaptılar.
ama hatlar tıkalı kimse ile konuşamadık . Bir ara yaşlı bir adamın
telefonla konuştuğunu gördüm yanına gittim anladı telefon edeceğin yer var mı
dedi biz tutturamadık dedim .
Niğde’den gelinimi
aradım, tesadüf tuttu ona belki
konuşamayız bizim bina yıkıldı ama biz kurtulduk merak etmeyin soran olursa
söyleyin dedim kesildi .
Bu kadar bi
haber ulaştırmış olduk.İşte burada bir eleştiri yapmak gerekirse ne kadar
bilinçsiz bir millet olduğumuzu açıkça görürüz
herkes bir şeylere ulaşmak istiyor ama koskoca Türkiye’nin
haberleşmesini tıkamak niye.
Etrafımızda o
kadar çok olaylar oluyor ki her birisini anlatmak mümkün değil. Ama beni en çok
etkileyen bir olayda bizim apartmanın yanında yıkılan apartmanın ikinci katında
muayenehanesi olan doktorun kardeşi, bağırıp feryat ediyor kardeşim ve
hemşiresi bu binada sesleri geliyor yardım edin altı katlı bina bir kat olmuş
etrafında iki kez dolaştım dinledim ama hiç ses yok. Biraz sonra bir inşaat
makinası kepçe ile geldi akrabaları imiş kepçe ne yapacak binanın etrafında
dolaştı yapacağı bir iş olmadığı için gitti.
Depremden daha birkaç saat geçmişti ki millet ihtiyaçları için önüne ne
geliyorsa yağmalıyor. Tabii ki burada da devletin büyük rolü var her şey
kaderine terk edilmiş hiçbir emniyet tedbiri alınmadı. Öğle
saatlerinde trafik tamamen tıkandı şehre giriş ve çıkışlar tamamen
durdu.Ambulanslar çalışmaz oldu hayat durdu ama bu duruma müdahale eden hiçbir
kurum kuruluş yok . Bir kaç helikopter gelip gökyüzünde görünüp gittiler,
Devlet neredesin ?bütün kurum ve kuruluşların depremin altında mı kaldı . Bu
söz mübalağa değil en doğru söz dür. Bunları yazarken içim sızlıyor ama biz
bunu bire bir yaşadık deprem bölgesinde üç gün hiçbir tedbir alınmadı .Devlet
birkaç trafik polisi veya jandarmayı yol düzeni için görevlendiremedi, çok mu
zordu zaman zaman gençler ellerine sopaları alarak trafiğe müdahale ettiklerini
gördüm . O
zamanın pısırık hükümeti depremde de kendini gösterdi. Donanmanın
lojman girişine donanma sağlık personeli ve kızılay gezici ekibi gelmiş devlet
hastahanesinden aldıkları hemşirelerle ayakta yaralıları tedavi ediyorlar . Bizimde vucudumuzun
birçok yerinde kanamalı yara vardı ama kanama durmuştu kızım Dilek’in
ayağındaki ağrılar gittikçe artıyordu .Eşim ve kızımı alıp getirdim hiç olmazsa
yaralarımız temizlenmiş olur.
Ama birden irkildim bizi tedavi edecek hemşire bizden daha çok yaralı idi.Tabii
ki böyle fedakar insanlarımızda var.Bize biraz ilk yardım malzemesi
verdiler,kendi kendimize yaralanan yerleri temizledik kalan malzemeleri
konakladığımız terdeki insanlara verdik onlarda yararını tedavi ettiler.
Tuvalet ihtiyacını donanmada gideriyorduk su olmadığı için
tıkandı.Ağaçların arasına bir demir parçası ile basit bir tuvalet yaptım
etrafını kapattık buda işe yaradı. Komşumuz
emekli albay evinden birkaç ayakkabı getirmiş ayağınıza olanları alın dedi bize
göre büyük numara ama ben bağcıklı bir bez ayakkabı seçtim hikmet hanımda bez
ayakkabıyı seçti ikimizin de ayakkabısı olmuştu. Çok işe yaradı artık rahat
dolaşabiliyordum. Ben
sağa sola koşuştururken kardeşim Nuran telefonu tutturmuş eniştem Yaşar ve
yeğenlerim Ahmet ve Cüneyt’in Gölcüğe hareket ettiklerini bildirmiş kısa bir
haber ama çok sevindim. Ben PTT de
çalışırken iki defa sivil savunma kursuna gittim ilk yardım ve sivil savunma
öğretmenliği sertifikası aldım. Şükür
ki kullanma imkanı olmadı , ama demekki her şeyde olduğu gibi buda bir
gösterişmiş ,peki nerede kaldı bu kadar sivil savunma uzmanı.Depremin ilk
gününde en mühim saatlerde kurtarma ekibi göremedik. İnsanların
çoğu bağıra bağıra ölmüşlerdir. Bizim apartmanda dördüncü katta dört gün sonra
bir karı kocayı da kurtardıklarını öğrendim.Sonradan kendileri ile
karşılaştığımızda çatıda bazı sesleri duyduklarını ama kendi seslerini
duyuramadıklarını söylediler. Rus
ekibi cihazla dinleyerek tespit etmişler. Apartmanda 18 ölü tesbit edildi ama
ancak 5 kişinin cesedi bulundu. Yaşar eniştenin Gölcüğe gelecek olmasına
sevindik heyecanlandık artık saatler geçmez oldu. TRT1 tv nin önündeki kuyruk gittikçe büyüyordu mikrofonu alan
yakınlarına sağ olduklarını selamlarını bildiriyorlardı.Bende birkaç defa
teşebbüs ettim ama kalabalıktan fırsat bulamadım. Belediye
başkanı mesajını verirken ben yanında idim. Görevli buradan hatırladı ki benim
koluma girip mikrofonu elime verdi.
Benim sağ olduğum malum, ancak burada bizlerin sağ olması ikinci bir
üzüntü bir şey yapamamanın üzüntüsü içindeyiz saatler hızla ilerliyor ümitler
hızla yok oluyor.
Maalesef
bu felaket bölgesine hiçbir şey
ulaşamadı . Yollar kapalı birkaç ambulansta görev yapamıyor. Ölen ölmüştür ama
hiç olmazsa kalan sağların kurtarılması lazım bu kadar insan aç ve susuz , insanlar
bu psikoloji içinde önüne geleni yağmalıyor.
Halen felaketin
büyüklüğü anlaşılmamış ise bir kez daha hatırlatayım, buradaki felaketin
boyutunu hesaplamak çok zor. Burada bir insanlık ayıbı yaşanmaktadır. Her kurum
ve kuruluşu duyarlı olmaya görevlileri asli görevlerini insanlık adına yapmaya
davet ediyorum . . Buradan
canını kurtaranların birçoğu biran evvel uzaklaşmak isterken dışardanda
yakınlarını görmek bilgi almak üzere buraya akın etmeleri kara yollarını felç
etti, buda insanlarımızın ne kadar saygısız olduğunun göstergesidir.. Belki çok yakınıyorum ama böyle
şey olmaz otuz kilometrelik yola bir trafik ekibi görevlendirilip düzen
sağlanamamıştır. Bütün dikkatimiz ve beklentimiz Yaşar
eniştenin gelmesinde idi . Yol
durumunu görünce onlar içinde endişe etmeye başladık. O sırada Yaşar eniştenin
geçtiğini gördüm bizi göremedi herhalde, koşarak onu yakaladım,evin yıkılmış
olduğunu görüp ümitsizliğe düşmüşler, yinede üç koldan bizi aramaya başlamışlar
tabiiki şaşırdı ona sarılıp ağladım . Hemen
yeğenim Ahmet ve Cüneyt’ti de bulduk. Oturduğumuz yere geldik arabayı da
getirdiler. Dolmuşun arkasına yatak ve yorgan koymuşlar ve birazda yiyecek
getirmişler . Yiyeceklerin bir kısmını orada bulunanlara dağıttık.
Değirmendere’ye gitmek üzere yola çıktık yol kapalı bir ara Bursa yönüne bir
ilerleme oldu Değirmendere’ye ulaştık . İlk sahilde oğlum Murat’ın evine
ulaştık söylendiği gibi değil sahil denize kaymış ama ev tarafında hasar yoktu.
Buradan
kardeşim Mehmet’in evine vardık orası da iyi evde hasar bile yoktu. Yeğenim
Gökhan’ı aradık arkadaşları ile ormana gittiklerini öğrendik biraz daha ilerde
yaşar eniştenin amcasının oğlunun evi vardı oraya da uğradık ev iyi hasar yok
ama kendilerini bulamadık. Şükür ki, can kaybı ve hasara
rastlamadık. Ara yoldan ormana çıktık Gökhan’ı bulamadık ama oradaki su başına
oturup dinlendik ve getirdikleri üzüm karpuz ve ekmekle karnımızı doyurduk. Yola
çıkıp çıkmamak için tereddüt etmiş olsak ta herkesin düşündüğünü bizde düşünüp
elimize geçen bu fırsatla biran evvel buradan uzaklaşmayı uygun bulduk. Saat
19 sıralarında yola çıktık gölcüğe kadar zorda olsa adım, adım geldik işte
bundan sonrası zor o adım, adım ilerlemeyi de arar olduk. Bir ambulans geliyor o yol
bulursa millet hemen onun arkasına katılıyor tabiiki ilerde orası da tıkanıyor. Saatler ilerledi ama yol
alamadık gece yarısı oldu ambulansların sesi daha bizim ilerimizde geliyordu
ben hastaneyi geçtik sanıyorum ama daha geçememişiz. Yeğenlerimden biri araba
kullanırken biride yola inip arabaları tek sıraya koyup yol acıyorlardı ama bir
anlık . Gece
saat 02 sıralarında E 5 kara yoluna ulaştık elimizdeki su ve yiyecekleri
gidiyoruz diye dağıttık ama biz ac ve susuz kaldık. Geldiğimiz son 500 metrede
yardım kamyonları kurtarma araçlarını gördüm .Yola uzun süre çıkamadık
durduğumuz yolda bir kamyoncu ile konuştuk yardım malzemesi getirmişler,bize de
bir şeyler vermek istediler biraz süt ve
büsküvi verdiler . Buraya gelmişken , kardeşim
Yıldımı da görmek istedik yol biraz açıldı
Yahya kaptana ulaştık herkes dışarıda park ve bahçelere yatmışlar, araya
sora yıldırımı bulduk ailece parkta yatıyorlardı durumu anlattık oradan
ayrıldık.
Otobana çıktık
geliş yönü kalabalık idi çünkü çok miktarda yardım taşıyan araçlardı bunlar
gidiş yolu otobanda biraz rahattı saat
04/30 Erenköy’e eniştenin evine ulaştık iki saatlik yolu çok zorda olsa 9
saatte ulaşmış olduk. Burada da herkes
dışarıda parklarda arabaların içinde yatıyorlar annem yeğenlerim kardeşim le
sağ salim buraya ulaşmanın sevinci ile sarılıp ağlaştık.Sabah oluyor biraz
dinlenelim dedik herkes dolmuşun içinde yatmayı tercih etti. Ben evin
anahtarını verin her şey var bir banyo yapayım
dedim, anahtarı alıp 11 inci kata asansörle çıktım. Bundan güzel ne olur
,hemen banyoya koştum, kafamda büyükçe bir kan pıhtısını fark ettim kanamış ve
durmuş,zaten elim yüzüm her tarafım toz topraktı güzel bir banyo yapıp üzerime
iç çamaşırı bulup yattım. Hemen uyumuşum, uyandığımda saat 10/00 idi
acıkmışım evde her şey var, ocağa çay suyunu koydum dolapta ne varsa
kahvaltılık çıkardım masayı hazırladım. Asansörle
inip ailenin yanına geldim onlarda yeni uyanmışlar ne yiyelim ne yapalım diye
düşünüyorlarmış, bakkaldan bir şeyler alıp burada kahvaltı yapalım demişler
,ben hadin bakalım gidiyoruz kahvaltı yukarda yapılacak ben çay suyunu koydum
ekmek alalım çıkalım şaşırdılar ve korktular. Onlara
korkunun ecele faydası yoktur olan oldu burada daha ne kadar kalabilirsiniz
ikna ettim eve çıktık ,iyi bir kahvaltı yaptık. Telefonların normale dönmesi ile eş dost
ve akrabalarla oğlum Muratla Amerika’dan uzun uzun konuşup durumu anlattık
sohbet ettik , ama yaşayan bilir o şoku atamadık ama iyi idik. Ne
kadar sakin olmaya çalışsak ta o şoku atlatmak çok zordu.Kızım dilek’in
ayağındaki ağrıları arttı ağrı kesici bile fayda etmiyordu ,bize yakın olan
özel koç hastahanesine götürdük film çekildi ayak topuğu kas bağlarında ezilme
ve incinme tespit edildi tedavisine başlandı.
Depremden bu kadar az bir hasar ve kayıpla kurtulmamız tabiiki çok iyi bir
hadise buna mucize denirse bence mucizenin mucizesini yaşamış olduk. Altı katlı binanın bir katı yerin
dibine inmiş moloz yığını binanın altından kendi imkanlarımızla tere yağından
kıl çeker gibi kurtulup çıktık.Bize bu hayatı bağışlayan bize yeniden hayat
veren yüce allaha şükürler olsun. Buraya kadar kısa zamanda yaşananları
hikaye ettik ama, esas sorun bundan sonra bu hayata sarılmak o kadar kolay
değil her şeyini kaybedip bir kilot bir atlet ortada kalmak çok zor.
Peki paran olsa iş görür mü görmezdi orada parada geçerli değil.Biz bu bakımdan
kendimizi şanslı buluyoruz depremden 24 saat sonra istanbula ulaştık,artık
doslarımızın yanındayız. Bizleri o hengameden
alıp getiren yaşar enişteme ve yiğenlerime daima müteşekkirim.Eve geldik yazlık
kıyafetlerimizi temin ettik .Ev sahibi kız kardeşim Nuran bizlere ev hayatımızı
aratmadı, fırsat buldukça yeşilliklere giderek piknik yaptık eğlendik. Dünya
dönüyor hayat devam ediyor. Depremin altıncı günü Gölcüğe gitmek istedim,
yakınımızdaki efe tura geldim,istanbuldan otobüs gelirse yolcu veriyoruz, az
evvel gitti sonrakinin saatini bilemiyoruz, ama bir yardım kamyonu hazırlık
yapıyor soralım alırsa onunla git dediler.
Şöför yalnızmış yol arkadaşı olursun dedi bir saat sonra saat 10 gibi yola
çıktık,yol kalabalık ama yığılma yoktu saat 13/00 te gölcüğe geldik,geçtiğim
yollarda herkesin dışarıda olduğunu fark ettim. Her yerde yardım kamyonları
vardı,en dikkat çekicisi ve üzüntüm garajların tam ortasına bir kamyon dolusu
ekmeği toprak zemine dökmüşler,ihtiyacı olanlar oradan alıyor.
Buradan
hemşerimiz Yusuf dayının evinin yıkıldığını görmüştüm bir haber almak tekrar yıkılan evini görmek için gittim .
Yusuf dayının burada 20 dairesi 10 dükkanı ve kendisinin büyük bir halı
mağazası vardı. Yıkılan
binanın üstünde oğlunu gördüm,oğlu Yusuf dayıyı terk edip istanbula
gitmişti,beni görünce inip geldi sarıldı ağladı , o ana kadar babası ve
annesini bulamamışlar.Çok kötü bir kader giden büyük bir servet ama Yusuf dayı
ve eşinin çesetleride bulunamamıştır.Bu depremde çok üzüldüğüm konu bu çok
üzgün buradan ayrıldım. Yıkılan evimizin önüne geldim , bizim evin
altındaki askeri giyim eşyası satan adam gözleri dalmış oturuyordu .Selam
verdim beni görünce biraz irkildi , sen evet ben kurtuldum dedim,ona binadan
kimsenin kurtulmadığını bildirmişler,nasıl kurtulduğumuzu anlatınca şaşırdı. Mal
canın yongası bir şeyler kurtarabilir miyiz diye bekliyoruz ama çok zor ,
üzgündü büyük bir deposu vardı toptancılıkta yapıyordu, oturup biraz sohbet
ettik ayrıldım. Parka gittim yine ana baba günü çok kişi
yataklı yorganlı orada . Bir köşede park arkadaşım Kemal
bey ve eşinin oturduğunu gördüm . Yanlarına vardım selam verdim belli bir
noktaya gözünü dikmiş benim gelişimi bile görmedi.İyice yaklaşıp elini
tuttum beni görünce fırlayıp ayağa
kalktı,sordum evleri yıkılmış bunları kurtaran ekip onları buraya bırakmış,hanımı
Kemal bey kızımı hastahaneye götürmüşler bizi oraya götür kızımı göreyim dedi. Baba duraksadı boğazı düğümlendi.kötü
bir şey olduğunu anlamıştım.O sırada az ileride oturan bayan yanımıza yaklaştı
paşam neyi olursunuz bunların arkadaşı,bunlar iki gündür buradalar ne yediler
ne içtiler ne bir yere kıbırdadılar,kızlarının ve oğlunun gelmesini bekliyorlar
oğlu nerede izmitte demekki gelememiş. Bayan yavaşca kızının ölü olarak
çıkarıldığını fısıldadı, babasıda onayladı anne bilmiyordu.Bu kadar zamanda
oğlunun izmitten gelmemesi adamı daha sıkıntıya sokmuş. İlk işim çevrede yardım
dağıtılan yerlerden su ve biraz yiyecek bulup geldim,zorda olsa yediler
.Arkalarıda cıplak araştırdım sahilde çadırda dağıtılıyormuş , onları alıp
oraya gittik . Çadırdan
birkaç giyim eşyası aldılar.Ben durumumu anlattım akşama döneceğim size ne
yapalım ne düşünüyorsunuz ama halen şoktalar. Oğlumun evi boş isterseniz orada
durum düzelinceye kadar oturun veya çadır için muracaat edelim dedim. Biz
İzmite oğlumuzun yanına gidelim onunla birlikte hareket ederiz dedi. Efe tur
eğer giderse bende gideceğim sizi oraya bırakırım dedim.garajlara geldik efe
turda kalkmak üzere imiş birlikte otobüse bindik elimdeki harçlığın bir
kısmınıda onlara verdim, İzmit kuruçeşmeye gelince Kemal beyleri indirdik . O
iniş bir kez daha hiç karşılaşmadık. Otoban
açık istanbula geldim yiğenim Cüneyt beni duraktan alıp eve götürdü.Ama çok
bitkin bir haldeyim gölcükteki bu son görüntü ve gördüklerim inanılır gibi
değil kısa zamanda yaşadıklarım beni oldukca etkiledi çünkü binalardan ceset
kokuları gelmeye başladı artık gölcüğe girmek zor ve tehlikeli. Kira yardımından yararlanmak için
muamele yapmak üzere üzere Gölcüğe birkaç defa geldim her defasında üzüntüm dahada
arttı. Hikmet
hanım Muat’ın evini merak ediyordu onuda getirdim ,iki gün kaldık ben Gölcüğe
gitmiştim , öğle saatlerinde sahilde yürürken 5,9 artcı sarsıntı oldu. Hikmet hanım evde yalnızdı oradan
bir vasıta bulup Değirmendereye gitmek için yola koşarak çıktım ama ben yola
gelinceye kadar yol tıkandı ben koşarak yola devam ettim araçlardan daha hızlı
yol alıyordum,beni takip eden bir taksici amca acelenmi var neden koşarsın,
hanım evde yalnızdı o çok korkmuştur ona ulaşacağım dedim, ama soluk soluğa
kalmıştım. Gel hele bir dinlen bakalım yanına oturdum konuşacak takatım
kalmamış, biraz dinlendim ama yolda hiç kıbırdama yok,araçtan indim tekrar
koşarak Değirmendere ayrımına geldim,Benimle birlikte bir takside yola döndü el
kaldırdım beni aldı parka kadar geldik, indim koşarak eve gittim . Hikmet hanım evden
çıkmış yol kenarında komşularla oturuyordu beni görünce sevindi çok korktuğu
her halinden belli idi,o ara yaşar enişte telefonla aradı daha oradamısınız
hemen dönün dedi bizde hemen toparlanıp istanbula döndük. Kira
yardımı evraklarını tamamladoık ilgili yere teslim etmek üzere Gölcüğe
geldim.Ama çok kötü her taraf ceset kokuyor, dayanılmaz bir koku sahile
yaklaştığımda bir polis memuru maskeniz yokmu dedi, yok yeni geldim dedim bana
bir maske verdi taktım. Daha fazla
dayanamadım evrakları teslim edip hemen döndüm . Burada bir noktaya
işaret etmek lazım,devlet kayıtlı ölü sayısını 17800 olarak açıkladı ama kimse
gerçek rakamı bulmak istemedi yalnız gölcükte göcük altında kalan bu kadar
insan ne oldu gerçek rakamıda hiçbir şekilde öğrenemiyecegiz. Oğlum murat depremde amerikada idi Gölcüğe
dönecekti onu evinde karşılamak üzere tekrar değirmendereye geldik.Birgün sonra
birliğine geldi orada karşıladık.Öğlen saatlerinde eve geldik. Uzun zamandır eşini ve çocuğunu
görmüyordu, onu akşam Niğdeye gönderecektik yazıhaneden yer ayırtmak için
aradık bileti hemen almanız gerekir dediler. Aramız epeyce uzaktı vaz
gecip hep birlikte sabahleyin Niğdeye gitmeye
karar verdik. Bizde
uzun zamandır görmüyorduk ,oğlumuzla hasret giderdik Dilekte yanımızda idi gecenin ilerliyen saatinde Murat banyo yapmak istedi o banyoda bizde
odada otururken 4,9 artcı sarsıntı oldu , biz artık alışmıştık ama murat görmemişti,
oda depremi yaşamış oldu . Kendimizi dışarı attık dışarıda sabahladık
sabah eve dönüp eşyalarımızı alıp Dilek
fabrikasına gitti bizde,ankaraya oradan Niğdeye geldik. Yüce allahın mucizesi sayesinde
yuvamızıda gördük. Dilek
tek başına idi , depremi ilk anında yaşamış iki defa ayağa kalkmış ama düşmüş,
üçüncü çabalamasında yataktan düşmüş .
Asıl olan buydu ama bu bir şans eseri olmuş birdaha kalkamamış ayakta kalsa idi
kurtulma şansı olmazdı. İlk
düşüncesi annemle babam ölmüşler ise beni buradan kim kurtaracak burada öleceğini düşünmüş.Üst kattaki
teyzenin kızı ile zaman zaman konuşmuşlar .Tahminen orada bir saat kaldı ama
ona göre saatlerce kaldığını zannediyor. uzanarak
gelmezsen sıkışır kalırsın bende kurtaramam dememe oldukca üzülmüş. Depremden
birkaç gün sonra fabrikası açıldı , ayağındaki ağrılar hafifleyince depremin 25
inci günü görevine başladı .İlk günler fabrikanın lojmanında bekar kız
arkadaşları ile birlikte kalıyordu çalıştığı için niğdeye götüremedik. Okullar
acılamadığı için Aynur Niğdede kalacaktı
Murat işine döndü.Birkaç gün sonrada Murat’ın gemisi Marmarise
gönderildi.Aynurun tayin meselesi çıktı tayin işini ankaradan elden takip
ederek gerçekleştirdik. Murat
telefonla ev tutmuş, gidip gördüm.Birkaç gün sonrada evi taşıdım, Niğdeye
gelerek hikmet hanımı Aynur ve iremide
alarak marmarise geldik Dilek
iş yerine yakın kaytazderede fabrikanın kiraladığı evde üç arkadaş birlikte
kalıyorlardı,rahat olduğunu biliyorduk ama yinede içimiz rahat değildi. Oturdukları ev deniz kenarı ama
korkuyorlardı kışın ısınmıyordu, karamürselden bir ev tutup şimdiki oturduğumuz
eve taşıdık. 2001
yılı ocak ayında Dilek’in arkadaşları ayrıldı,onu yalnız bırakmamak için ben
yanına geldim .Hikmet hanım marmariste kaldı çünkü ireme bakılması gerekli idi.Aile içi ayrılık
başka bir şekil aldı. Bu
deprem benim için birçok konuda akıl ağacı oldu dostlarımı ve dostluğun ne
olduğunu daha iyi anlamış oldum hayatım boyunca yakınlarımın daima iyi ve kötü
günlerinde yanında oldum herkeze yardım ettim ama burada bunu göremedim. En yakınım kardeşim Mehmet oğlundan bizim evin çöktüğünü duyduğu
halde kılını bile kıbırdatmadı.
izmitteki kardeşim yıldırım eşinden izin
alamadığı için bizi aramaya gelmedi. Kız kardeşim Nurten abi evlerin kirasını
alamadım elimdeki bu deyip mazeretli olarak 15 milyon yardım etti . Eniştem Lebip sağ olsun işiniz çok kötü
Allah yardım etsin demekle yetindi. Manevi kayın
validem ve kayınım bizleri birkaç ay geçindirecek maddi yardımda
bulundular. Kardeşim
Nuranın evinde 40 gün kaldık her zaman olduğu gibi yine kötü
günlerimizde hep yanımızda oldu onu unutmak mümkün değil. Kurtarma ve yardım konusunda hanım köylü yakınlarımızıda
gördük. Belki sitem ettim ama haklı taraflarım var .Çünkü etrafıma baktığımda
insanların birbirine nasıl maddi ve manevi yardımda bulunduklarını ibretle
gördüm imrendim. Benim Allaha şükür hiç bir şeye ihtiyacım
yoktu emekli maaşım var kızım çalışıyor yaramızı kısa zamanda saracağımıza
inanıyordum ,ve öyle oldu. Bir şeyide söylemeden geçemiyeceğim
,Degirmenderede 10 gün kaldık , kardeşim Mehmet az ilerimizde oturuyor
balkondan birbirimizi görüyoruz ,bir akşam Mehmet içinde olan ezikliği
yaşayarak ziyarete geldi ,bizim kırgınlığımız ve onun umursamazlığı ister
istemez soğukluk yaratmıştı,biraz oturdu çadırda bir arkadaşımı ziyaretedeceğim
deyip gitti Gelinimiz nurdoğan ve çocukları maalesef ne aradı nede sordular, ne
yapalım buda insanlık hali.
Dilek’in fabrikaya serviç aracı ile gitmesini istemedim daha rahat ve
değişiklik olması onun moral ve motivasyonunda faydalı olur diye.
Eşimin ailesi tarafından yapılan yardımı ve kira yardımından bir
kuruşunu yemedim biriktirdim kızıma araba aldım. Hikmet hanımla yazları beraber
oluyorduk ve bu arada iremide büyütmüş olduk. Yüce Allah
ölüm vermesin her şeyin çaresi vardır,bu depremde ölen binlerce insanımıza ben
onlara (şehit)diyorum inşallah Allah indindede öyle olur gani,gani rahmet
eylesin kalanlarına sabır ve metanet nasip etsin.
Depremi
anlatmak hakikaten zor ama bu kısa zamanda yaşananlarıda bu satırlara sığdırmak
mümkündeğil.bu depremin en şanslı insanlarından biri olduğum için kendimi mutlu
hissediyorum.
Deprem gazisi
Vatandaş Kemal.(
Yeni mesajı
ÇARESİ VARDIR HER DERDİN
ÇARESİ OLMAYAN YALNIZ ÖLÜM DERDİM.
AYRILIK İKİSİNİN ARASINDA KALIR.
SILA HASRETİ HİÇ BİRİSİNE BENZEMEZ.
zamanımızın mikropsuz bulaşıcı hastalığı,
yalnızlık başka bir şeymiş.
Tarzan gibi yaşamakta
kadermiş,
Ne yapalım kadere inanıp
kedersiz olalım.
Kemal
Özçelik’ten DEN MESAJ VAR: