NİĞDE’DE
ÜLKÜCÜLÜĞÜN YERLEŞMESİNDE İKİNCİ İSİM
YUNUS
ÇELİKBAŞ KÖŞESİ
Yunus
dinlenirken, Bahardır Çelikbaş gönderiyor:
Ne hale geldin hey, hey garip
yurdum,
Senin bir zamanlar hududun vardı.
Koynuna sığınır rahat uyurdum,
Bir bekçin, sahibin, bir ordun vardı.
Şerefli erlerin, asil kızların,
Beye de yükselen gür avazların,
Her bir Köroğlu’na, bir Can Ayvaz’ın,
Zalime ibretlik bir Bolu’n vardı.
Son nefer, son şehit düşerken yere,
Kalan son parçan da geçerken ele,
Son er, son kurşunu sıkarken bile,
Kadından çocuktan umudun vardı.
Dişinin namusu yerde değildi,
Örtü kahpeliğe perde değildi,
Erkeğin erkekti, böyle değildi,
Üstünde üstünce bir budun vardı.
Vatansız kalanlar kapına koşar,
Öz evladın değil, o kahpe beşer,
Sıkıştığım anda önüme düşer,
Yollarını bilen bir kurdun vardı.
Tıpkı başındaki şu köpek gibi,
Köpekler azmışken, tek kurt yok gibi,
O Mustafa Kemal Atatürk gibi,
“Ölmedim” diyecek başbuğun vardı.
Ellerim kırılsa yazmazdım ama,
Başımdan indirip ezmezdim ama,
Ben yine üstünü çizmezdim ama,
Beni yok saymaya niyetin vardı!!!
TAYMA
YUNUS
ÇELİKBAŞIN OĞLU BAHADIR ÇELİKBAŞ TERÖR KONUSUNDA YAZIYOR
Terör
saldırıları ve etnik bölünmüşlük neticesinde ülkemiz iç savaşa doğru
gitmektedir. Olası Türk-kürt savaşı için önceden karanlık senaryolar yazarak
Türk Milleti’ni sağduyu mavallarıyla uyutma vakti
çoktan geçmiştir. Savaş, içerde veya dışarıda diye ayrılmaz, savaş savaştır.
Ülkenin bütünlüğünü ve bağımsızlığını tehdit eden her durum silahlı kuvvetler
tarafından püskürtülür veya yok edilir. Ancak öyle zamanlar gelir ki ordu
üzerine düşeni yapmasına rağmen ulaşamadığı noktalar olur. Bu noktalar tahmin
ettiğiniz gibi kendi vatandaşlarımızdır. Nüfus cüzdanında Türkiye Cumhuriyeti
yazdığı için her gün isyan eden ve bu isyanını eyleme dönüştürme cesareti bulan
yabancı uyruklu vatandaşlar bugünkü sıkıntıların tek sebebidir. Yönetim
biçimimiz ve dini görüşlerimiz bizi ırkın esas alındığı milliyetçilik fikrinden
mahrum bıraksa da içten içe büyüyen bir kinin olduğu muhakkaktır. Şehit
cenazelerinde sesini yükselten insanlar daha sonra sessiz kalıyorsa bu
devletlerine olan bağlılıktan başka bir şey değildir. Şehidinin öcünü almak
isteyen Türk soylu vatandaşlara karşı alınan tedbirler kanında hainlik olanlar
için uygulanmamaktadır. Caddeleri paçavralarla donatan soysuzlara karşı iktidar
sahipleri net bir tavır takınamıyorsa görevi millete devretmelidir. Her
felaketten sonra duyduğumuz “geniş çaplı operasyon” lafı artık mide
bulandırmaktan başka bir işe yaramamaktadır. Ordu’ya tezkere vermek şehirleri
kurtarmaz, aksine daha da kötü durumlara düşürür. şehir
eşkıyaları için devletin herhangi bir stratejisi olmadığı artık sabitlenmiştir.
Basiretsiz yöneticiler ve malum yapılanmalar her kurumun içini kaplamıştır. Bu
şartlar altında köklü kararlar alınmasını beklemek hayalciliktir. Tüm bunlar
göz önüne alındığında geriye kalan tek çözüm milletin kendi kendini savunması,kendi iradesiyle saldırmasıdır.
Türk
Milleti kendi imkânlarıyla ordusuna destek olabildiğini yakın tarihimizde
defalarca göstermiştir. Gönüllü insanlar kendilerini bağımsızlık için siper
edip kanı bozuklara fırsat vermemiş, direnişten taarruza geçerek namusunu
kurtarmıştır. Bugün için de değişen bir şey yoktur. Yine işgalciler taarruzda
biz ise direnişteyiz. Direnerek sonuca ulaşılamayacağı kesin olmasına rağmen
uzun yıllardır beklenmekte, neticesinde Türk’ün ruh hali bozulmaktadır. Bugüne
kadar bir kere bile devlet kuramamış, azınlık olarak kalmayı benimsemiş
yığınlar binlerce yıllık mazisi olan Türk Irkı’na karşı tepelenmeye mahkûmdur.
Kundaktaki bebeği katledecek kadar hayvanlaşmış insanları Türklüğe ulamaya
çalışanlar da en az onlar kadar kansızdır. Korkak politikaların mahsulü olan bu
kardeşlik masalları Türk düşmanlarına moral sağlamaktan öteye geçmemektedir.
Herkesi birleştireyim derken Türkü Türk’ten koparan yöneticilerden artık
bıkmadınız mı?
Meclis
çatısı altında söylenenler de gözden kaçmayacak kadar büyük gaflet
belirtileridir. Siyasi mağlubiyetlerini bastırabilmek için ellerine geçen her
fırsatta dolaylı yoldan milli değerlere saldıran muhalefet partileri bazen
orduyu bile bu garabetlerine malzeme yapmaktan geri kalmamaktadır. Hesapsızca
sarf edilen sözlerin birçoğunun terör örgütü yanlılarıyla paralellik
gösterdiğinin farkına varamayan bu siyasiler uzun yıllardır kendisini
Milliyetçi ve Atatürkçü olarak tanımlamaktadır. Eğer bu partilerin Atatürkçü ve
Milliyetçi olduğunu savunursanız, sonuç olarak beş-on yıllık bir partinin tüm
bu değerlerden daha kuvvetli olduğunu kabullenmiş olursunuz. PKK’nın siyasi
kanadının uzun süredir tüm cesaretiyle yüce mecliste havlayabildiğini
düşündüğümüzde Milliyetçilik anlayışınızı yeniden gözden geçirme gereği
duyacağınızdan şüphem yok. Sokaktaki satın alınabilir insanları kullanarak
Cumhurbaşkanını protesto ettirmek belki size oy kazandırır ama düşmanı da bir o
kadar sevindirir. Bu kadar basit hesapları bile yapamayan kişilerin milyonlarca
vatandaşı idare etmelerini beklemek haksızlık değil mi?
Netice
itibariyle söylenenler ve yazılanlar amaca yönelik hiçbir katkı sağlamamıştır.
Artık deniz bitmiş, yol tek şeride binmiştir. Dağdaki teröristle savaşan şanlı
ordumuz ve şehirde mücadele veren polisimiz gerek yetkilerindeki zayıflık,
gerek rejimin kurallarını uygulama zorunluluğu açısından bize, yani Türk
Milleti’ne ihtiyaç duymuştur. Millet siyasiler gibi değildir. Herhangi bir
icazete veya ön hazırlığa ihtiyacı yoktur. Türk soyluların kararlı duruşu ve
üstün cesareti düşmanı deliğinde yok etmeye yetecektir. Uzun yıllardır
süregelen terör saldırıları neticesinde kaybettiğimiz tüm soydaşlarımız sadece
bu kutlu hareket sayesinde huzura erişecektir. En kısa zamanda çıkılmasını
umduğumuz bu yolda Tanrı Türk Irkı’na yardımcı olsun.
Bahadır ÇELİKBAŞ
09.10.2008
KERKÜK
DAVASI
Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünden sonra
devletimizin beklide en fazla ihmal ettiği konu Kerkük davasıdır. Musul
anlaşmasının ardından türlü karmaşalar olmuş, neticesinde bölgede olan
hâkimiyetimiz yok sayılmıştır. Irak Türkleri bu tarihten sonra sürekli baskı
altında tutulmuş, Türk unsuru yok edilmek istenmiştir. Avrupa, bölgesel kukla
devletleri maşa gibi kullanarak hem mezhep kavgalarına hem de etnik kargaşaya
zemin hazırlamıştır. Minarenin kılıfı o kadar büyük ki soydaşlarımızın gördüğü
işkenceler, uğradığı hakaretler her gün dünyaya “demokratikleşme süreci” olarak
anlatılabilmektedir. Peki, bizler Misak-ı Milli’nin ne demek olduğunu hala
öğrenemedik mi? Atamızın ömrü yetmedi diye unutup sırtımızı dönmek kişi onuruna,
daha da önemlisi Milliyetçilik ilkesine yakışır mı?
Stratejik açıdan düşündüğümüzde Kerkük,
Kıbrıs’tan çok daha önemli bir bölgedir. Kıbrıs’ta olması muhtemel felaketlerin
hepsi bugün Kerkük’te olanca hızıyla devam etmektedir. Sınır komşularımızla olan
ilişkilerimiz her gün biraz daha savaş zeminine doğru kaymakta, ticari ve
sosyal çizgiden uzaklaşmaktadır. Tüm dünya, Ortadoğu’nun alacağı yeni şekilleri
tartışır duruma gelmiştir. Kendilerine az çok her yerden pay biçen ABD ve
Avrupalı yandaşları için Türk varlığı bir tehlike, bir direniş kalesi
durumundadır. Tarih boyunca yönetilmeye alışmış olan bölgedeki azınlıklar
kendilerini hâkim bir güç gibi görmektedir. Bunun başlıca sebebi kullanılan
top, tüfek, bombadan ziyade bizden başka herkesin başvurduğu psikolojik harp
taktikleridir. İnsanlara her gün tekrarlanan “bölgesel yönetim” ve ismi lazım
olmayan hayali devlet hikâyeleri artık toplumun alıştığı, birçoğunun ise
kabullenebildiği gerçekler halini almaya başlamıştır.
Ülkemizin yıllardır basiretsiz kişiler
tarafından yönetilmesi, olmayan bir dış politika gerçeğini doğurmuştur. Savaşan
ülkelere arabuluculuk yapmaktan başka meziyeti olmayan siyasilerimiz kendi
savaşları için adım atmaktan her zaman çekinmiştir. Kıbrıs’a yaptığımız hareket
bile yıllarca bekletilmiş, bu sebeple birçok soydaşımız katledilmiştir. Şimdi
aynı tabloyu Kerkük ve diğer Irak Türk bölgeleri için seyretmeye devam
ediyoruz. Ekonomik sebepleri öne sürerek terörist elebaşlarına hak ettiği
tepkiyi gösteremeyenler İstiklal Mücadelemizin hangi şartlarda zaferle
sonuçlandığını tekrar gözden geçirmeliler. Ordumuzun dünya sıralamasındaki gücü
ölen Türkmen’leri geri getirmiyor. Direnişle övünmeye devam ederek taarruz
gücümüzü unutursak kaybetmeyi beklemekten başka hiçbir tavrımız kalmamış demektir.
İnanıyoruz ve biliyoruz ki ulu önderimizin
ömrü yetseydi şimdi o topraklarda Bayat’lar ve Kıpçak’lar gerici yobazlara
medeniyetin ne olduğunu öğretiyor olacaklardı. Bizim üzerimize düşen görev
apaçık ortadadır. Atamızın bir mirası olarak kabul etmemiz gereken Kerkük
davası milli politikalarımızın esas maddelerinden biri olmalıdır. Soydaşlarını
unutan, onları sadece ticari anlaşmalar için ziyaret eden bir devlet yapısını
kabullenmemizin imkânı yoktur. Milletin hür iradesiyle yönetilen bir ülke
olmamız bizi hem umutlandıran hem de üzen bir gerçektir. İnsanlarımızın kişisel
çıkar ve şahsi yükselme duyguları içerisinde yönetime katılması üzülmemizin en
büyük sebebidir. Ümit ettiğimiz ve heyecanla beklediğimiz yanı ise tüm tarih
boyunca yaşadığı topraklarda gerçek adaleti ve Türk Töresini kılavuz eden Türk
insanının Filistin’i, Somali’yi düşündüğü kadar kendi kandaşlarını da
düşünmeleridir. Yaşadığımız coğrafyada atacağımız her adım Tüm dünya devletleri
tarafından dikkatle izlenmektedir. Gücümüzün farkında olmalı ve bu gücü vasıflı
iktidarlar eliyle Türk’e yakışan bir şekilde uygulamaya başlamalıyız.
Bahadır ÇELİKBAŞ
24.08.2008
TÜRKÇÜLÜK ve
DEMOKRASİ
Osmanlı’nın çöküş
yıllarında birçok Türk düşünürü ve aydını, kurulması kaçınılmaz olan yeni
devlet için farklı fikirler öne sürmüştür. Kimileri İslami bir tabanı, Kimileri
Osmanlıcılığı bir kısmı da Türkçülüğü kurucu fikir olarak benimsemiştir. Ziya
Gökalp, Yusuf Akçura gibi isimler bölgede hâkim bir
güç olan Türk Milleti’nin sevk ve idarede de iktidar sahibi olmasının
menfaatimize olacağını keskin hatlarıyla belirtmişlerdir.
Türkiye
Cumhuriyeti’nin temelleri atılırken ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün en
çok faydalandığı fikir şüphesiz Türkçülüktür. Asırlardır geleneğimizde ve
töremizde ismi konulmasa bile demokrasinin izlerini görebilirsiniz. Atatürk’ün
umumi Türk Tarihine olan hâkimiyeti bu milletin demokrasiyi layıkıyla
yaşayacağı konusunda kendisini cesaretlendirmiştir. Ülkenin içinde bulunduğu
şartlar ve kısa zamanda yürürlüğe girmesi gereken inkılâplar sebebiyle çok
partili bir siyasi hayatı ertelemiştir. Bu süreçte “Egemenlik kayıtsız şartsız
milletindir” ifadesiyle karşıt güç odaklarına en sert cevabı vermiştir.
Bu güne
geldiğimizde kavramların kargaşa içerisinde tekelleştirildiği muhakkaktır. Türk
Milliyetçiliği ile demokrasiyi birbirinden koparan, kendilerini demokrat diye
adlandıran azınlıkların istediği özgürlükler dünyada eşine rastlanmayacak kadar
şaşırtıcı ve komiktir. Türk kültürünü inkâr ederek, ülkenin gerçek sahiplerini
görmezlikten gelerek, daha da önemlisi bölücülükle demokrasiyi paralel bir
doğrultuda kabul ederek toplumu yönlendirmek sadece dar fikirlilerin
başvurabileceği bir yöntemdir.
Türkçüler tarih
bilincine sahip insanlardır. Demokrasinin bir toplumda yerleşmesi iki-üç yüzyıl
sürebilmektedir. Genç bir devlet olduğumuz düşünüldüğünde önümüzdeki sürecin
uzun ve çetin geçeceği neticesine varılacaktır. Dar zümrelerin özgürlük mavalları binlerce yıllık hâkimiyet geleneğimiz içerisinde
eriyecektir çünkü “Türkiye Türklerindir”
Bahadır ÇELİKBAŞ
KAŞGARLI MAHMUD BİN YAŞINDA
Türk Tarihi her devrinde kahramanlar
yetiştirmiş, bu kahramanlar savaş meydanlarında soyumuzu ve kültürümüzü üstün
kılıp yaşatmak için canlarını feda etmişlerdir. Kanla sulanmış topraklarda
binlerce yıldır var olmamızı sağlayan önemli unsurlardan birisi de kuşkusuz
Türk Dili’dir, Türkçedir. Dilimizin varlığını koruması da tıpkı ırkımızın bu
güne kadar yaşaması gibi fedakârlıklar ve yiğitliklerle sağlanmıştır. Bu
Kahraman ve yiğit beylerimizden birisi de Kaşgarlı Mahmud’dur.
Şanlı tarihimizde bin yıl geriye
gidelim; Batı Karahanlı Devleti’nin taht kavgalarıyla
sallandığı bu yıllarda hanedan soyundan olan Kaşgarlı
Mahmud’da durumun farkına vararak türlü tuzaklardan
kendisini kurtarmış, devlet sınırları dışına çıkabilmiştir. Bunu bir kaçış bir
terk ediş şeklinde düşünmek ise tamamen ahmaklık olacaktır çünkü bu sayede
Türkçe en önemli dil kaynaklarından birini, tarihinde ilk sözlüğü olan Divanü Lügati’t Türk’ü
kazanmıştır. Ömrünün önemli bir kısmını Türkçeye ayırdığını ve şahsi
samimiyetini ise şu sözlerinden anlıyoruz.” Ben Türklerin, Türkmenlerin,
Oğuzların, Çiğillerin, Yağmaların, Kırgızların şehirlerini uzun yıllar
baştanbaşa dolaştım, sözlerini topladım, değişik sözlerin özelliklerini
öğrendim. Ben bu işleri dil bilmediğim için değil aksine bu dillerin en küçük
farklarını kaydetmek için yaptım.” Anlaşıldığı üzere kolay hazırlanmamış, ciddi
çabalar sonucunda ortaya çıkmış bir eser olduğu muhakkaktır.
Divanü Lügati’t
Türk sadece bir sözlük değil aynı zamanda dilimizin matematiğini de göz önüne
sermektedir. Milletimizi ve kültürümüzü tüm dünyaya yüz akıyla ifade
edebilmemizi sağlamış, neticesinde birçok bilim adamını arkasından
sürükleyebilmiştir. Umuyoruz ki bu bilim adamlarının içerisinde Türk soylular
ciddi bir oranı oluşturuyordur.
Bu güne gelene kadar dilimiz her
türlü saldırıya açık, hatta kendi soydaşlarımız tarafından yozlaştırılan bir
hal almıştır. Biz bu konuda kaybolup giden dilleri örnek olarak kabul edemeyiz
çünkü elimizde Divanü Lügati’t
Türk gibi bir kaynak mevcuttur. Bu eseri bilimsel ve kültürel hayatımıza
başarılı bir biçimde katabilirsek Türkçenin kısa bir zamanda olmasa bile eski
saflığını kazanabilmesi mümkündür. Arapçanın ve İngilizcenin Türk Dili üzerinde
yarattığı tahribat açık seçik görülmektedir. Bunlardan birini din
çığırtkanlığıyla diğerini medeniyet mavallarıyla kabul
ettirmektedirler. Perdenin arkasındaki gerçeği görmek için dahi olmaya gerek
yok, hedef Türk kültürü hatta Türk varlığıdır.
Doğumunun bininci yıl dönümünde Kaşgarlı Mahmud’un şanlı
hatırasına verebileceğimiz en büyük hediye kuşkusuz dilimize sahip çıkmak,
üstünlüğünü tüm dünyaya kabul ettirmektir. Bilim dili ve İslam dili diye bir
şey yoktur. İnsanlarımız böyle yalanlara inandığı sürece Türkçemiz gerileyecek,
yozlaşacaktır. Bilim de din de yorumlayanın ve inceleyenin diliyle
anlaşılabilir. Bugün Kaşgarlı Mahmud’un
ruhunu inciten bir durum varsa o da yabancı dille eğitimdir. Türk çocukları
kendi ülkesinde yabancı muamelesi gördüğü sürece şanlı atamıza karşı boynumuz
bükük kalacaktır. Bininci doğum günü törenlerine ciddi bir şekilde hazırlanmak
ve katılımı yüksek tutmak gerekli makamlara ve ilgililere birçok gerçeği
hatırlatacaktır.
Tanrı Türk Irkı’nı Korusun ve
Yüceltsin!
Bahadır ÇELİKBAŞ
DOĞU TÜRKİSTANI UNUTMAYIN UNUTTURMAYIN
Yazan: Bahadır ÇELİKBAŞ
Adını artık “kanayan yara” diye bildiğimiz,
uzaktan gazel okuduğumuz, Hiçbir şey yapmamakta inat ettiğimiz, Anayurdumuz
Doğu Türkistan; Çin zulmünün her geçen gün daha da arttığı, soydaşlarımızın
türlü bahanelerle işkencelere maruz kaldığı bu Türk elinde insanın kanını
donduran hadiseler meydana geliyor. Ticari ve sosyolojik alanda dünyaya
açılacağını tekrarlayıp duran Çin, sıra Türklere geldiğinde iç
politikasından(Türk düşmanlığından)taviz vermiyor. Buradaki Türkler artık ne
çoğalabiliyor ne de insan onuruna yakışır bir hayat yaşıyor. Belirli
hürriyetlere kavuşmuş Türk Devletleri hepimizin hayalini süsleyen birleşme
girişimlerinde bulunurken neslimizin kaynağı olan bu kutsal toprakları nasıl
oluyorsa dikkate almıyor. İçinde Uygurların olmadığı, Kaşgar’ın
yer almadığı bir Türk birliği düşünülemez. Böyle bir birliğin Avrupa’nın ticari
ortaklığından ne farkı kalır?
Tarihin her devrinde işgale maruz kalan bu
topraklar hem Çin hem de Rusya Tarafından hedef haline gelmiştir. Uygur
Türkleri bazı dönemlerde ayaklanarak bağımsızlık girişimlerinde bulunmuş fakat
herhangi bir dış destek bulamayarak tekrar esaret altında kalmışlardır.
Binlerce yıllık Türk düşmanları bu kahpeliği yaparken kandaşlarımız için
politik bir girişimde bile bulunamayışımızın sebebi ne olabilir? Türkleri
bastırabilmek için Sovyetler ve Çin her türlü birlikteliği sağlayabilirken biz
kendi kanımızdan, kendi canımızdan olan bu kahraman insanlara nasıl sırtımızı
dönebiliyoruz?
Dini sebepleri ileri sürerek dünyadaki her ırkı
dost olarak gören kafasızlar camiye gittiklerinde ensesine kurşun sıkılmış bir
imam ve komünizm figürleriyle karşılaşsalar ne yaparlar merak ediyorum çünkü
Uygurlar bu sahneyi sık sık yaşıyorlar. Sıcak
evlerinde oturup Milliyetçilik mavalları okuyan
fikirsiz gençlerimiz eğer bir gün babalarının gözleri önünde idama götürülüşünü
seyrederlerse zulmün ve işkencenin suç işleyip hapiste yatmak olmadığını çok
daha iyi anlayacaktır.
Katliamın tüm hızıyla devam ettiği yıllarda Çin
diktatörlerine madalya takan devlet adamlarımızı unutmayacağız. Anayasa
mahkemesi önünde bir metrekare bezle İslam’ı kurtarmaya çalışıp Müslüman
soydaşları için kılını kıpırdatmayanları da unutmayacağız. Çin’e gezmeye gidip
yılışa yılışa komünistlerle fotoğraf çektiren
siyasetçileri aklımızdan hiç çıkarmayacağız. Ya bunları millet olarak
cezalandıracağız ya da bu ayıbımızla hayvanlar gibi ölüp gideceğiz. Esir
kardeşlerini kurtarmak için aylarca at üstünde savaşan atalarımız sadece maçlar
ve zamlar sebebiyle sokaklara döküldüğümüzü görseler ne derlerdi? Hiç
düşünmeyin bunun cevabını Anadolu topraklarında bulamazsınız.
Doğu Türkistan’ı unutmayın, unutturmayın…
Bahadır ÇELİKBAŞ
HAİNLER
ve SOYSUZLAR
BAHADIR ÇELİKBAŞ
Yiğitliği ne
sandın, dağda nâra atmak mı?
Yoksa bir yosma için kaldırımda yatmak mı?
Sarhoş olup
yollarda soytarıca bağırmak
Senin layığın
budur, bununla övün ahmak!
Bu uruk senin
gibi hainlerin yüzünden
Neler çekti bir
düşün, neler gitti elinden?
Senin için
düşünmek can vermekten daha zor
Fındık kadar
beynini küçük emellere yor
Nice yıldır
aynı halt, aynı bozuk soysunuz
Yaşınız yüz
olsa da fikriyatta toysunuz
Bilmemekte
inatçı, öğrenmekte gariban
Tıpkı senin
gibiydi o soysuz said baban
O’ndan aldığın
emir seni böyle söyleten
O densiz
risaleler kansızlığı öğreten
Bunca uzun
senedir hep peşinden gittiniz
Hani sizin
yurdunuz, hani pislik diliniz?
Arap-Fars’ın
kırdığı nesil böyledir ancak
Ne söz var
anlaşılan, ne zevk var paylaşacak
Tanrı bile
biçimsiz yaratmış çehrenizi
Kitaplar inkâr
etmiş o bozuk lehçenizi
Zannetme ki
sadece soysuzlara kinim var
Sana kardeş
diyenler, senden beter kansızlar
Bu kansızlık
öyle bir sarmış ki insanlığı
Söyler, fakat
bilmezler edilen aptallığı
Divan-ı
muhacirler kurar kendi evinde
Hırsızlara taç
takıp, mebus yapar ilinde
Irk demeye
çekinir korkar kendi neslinden
Askere kafa
tutup takdir bekler hasmından
Ve nihayet
uzanır elleri birbirine
Bayramlaşıp iki
dost, söverler milletine
Uyan artık
Türkoğlu! Gidiyor kutlu vatan
Kabirde âh ediyor nice kefensiz yatan
Sana ne dedi
ecdat, hiç mi aklına gelmez?
“Atsız yere
düşmekle bu bayrak yere inmez!”
Bahadır
ÇELİKBAŞ
27.05.2008
YAZARLIK,
GAZETECİLİK;
ERKEKLİK
DEMEKTİR…
AŞAĞIDAKİ YAZI MEİLLE GELDİ. İMZAYA
BAKTIM, 1970 LERDEN ÜLKÜCÜ GENÇLİĞİ HEDEFİNE TAŞIYAN İSMİ GÖRDÜM. KONULAR DA,
DOKUNULAN MESELELERDE; GÜZEL SEÇİLMİŞ….
BİR USTA YAZAR
MAHARETİ VAR.
BİR İKİ KONU TASHİH
GEREKTİRİSE DE, YUNUS YAZISI ÜZERİNDE KALEM OYNATILACAK KİMSE DEĞİL. MAKALE
GÖNDERME ZAHMETİNE TEŞEKKÜR EDER, YARGININ ZİYARETÇİLERİMİZE AİT OLDUĞUNU
KAYDETMEKLE YETİNİRİM.
PARAYI VE SUİSTİMAL
YAPMA HAZZINI
GÖRÜNCE
ÜLKÜCÜLÜĞÜ
MEZARNDAKİ ATASINA BIRAKMIŞ BİR TAKIM SATILMIŞLARI HATIRLADIM YUNUS’U OKURKEN..
HER ŞEY LEVH-İ
MAHFUZ’DA AYAN BEYAN OLUNCA BİR TAKIM KİMSELERİN ZAVALLIĞINA DÜŞÜRME YARABBİ..
SİZLERİ YAZI İLE
BAŞBAŞA BIRAKIRKEN….
TEŞEKKÜRLER LİDER
YUNUS…
2007’DE SINIFTA KALANLAR
EMEKLİ ÖĞRETMEN YUNUS
ÇELİKBAŞ
2007 yılı, milli ve
manevi değerlerinin zaafa uğratıldığı, kültürel varlığımızın kaderine terk
edildiği, makam ve mevkilerin, şahsi menfaat ve kişisel zaaflar uğruna
yıpratıldığı bir yıl olmuştur. Bu nedenle 2007’de sınıfta kalanlar ve bütünleme
dönemi bekleyenleri görmekteyiz.
Bir ilin
üniversitesine bakalım. İlim ve irfan yuvası, bilginin ve bilimin Anadolu’ya
açılan penceresi, Ülkenin geleceğine sahip çıkacak insanlar yetiştiren en
önemli kurumlarımızdan biri olan. Niğde Üniversitesinde Bugüne kadar dört
rektör görev aldı,
Bunlardan üç tanesi
görev sürelerini doldurmadan görevinden uzaklaştırıldı, dördüncüsünün ise ne
olacağı belli değil. Bundan önceki iki rektör yüce Türk Adaleti’ne hesap
vermektedir. Böyle bir kurumun rektörleri böyle olunca hocasına ne diyelim?
Öğrencisinden ne bekleyelim?
Geçtiğimiz dönemin
üç milletvekiline bakalım, ikisi kendi partisinin yetkili organlarınca yetersiz
bulunup milletin arasına iade edilmiştir. Üçüncüsü ise millet tarafından
aralarına geri çağırılmış, vekâletleri ellerinden alınmıştır. Bunlar kamuoyu
vicdanında farklı değerlendirmelere tabi tutulmaktadırlar. Bunlarda 2007’in
sınıfta kalanlarıdır.
Milletin dininin ve
diyanetinin temsil edildiği, hak ve hukukunun vaaz edildiği, güzel ahlak ve kul
hakkının nasihat edildiği, ahiretin devlet yöneticilerince
sıkça anlatıldığı müftülük makamı temsilcisi yolsuzluktan Ağır Ceza
Mahkemesi’nde yargılanmaktadır. Buyurun, 2007’de imama ne dersiniz? Müezzinden
ne beklersiniz?
İlimizin imar ve
inşasından sorumlu, çevre sağlığının mesuliyet sahibi, gelişen kent oluşumunun
yetkililerine ne buyrulur? Ecdadımın şehrül emin
dediği inanılır, güvenilir, emin olunan kimselerin görev yapması gereken yerde
olanlara bakalım. Aralarında Fen işleri müdürü, ambar ve depo memuru da bulunan
beş kişi, sekiz yıla yakın hapis cezası, milyarlarca lira da para cezasına,
sadece mazot yolsuzluğundan mahkûm edilmişlerdir. Bunların suçuna iştirak eden,
işlenen suçların tamamını “Bilgim dâhilindedir” diyerek savunan zamanın
belediye başkanı, suç ortağı olarak bugün geciken adalet sayesinde meclis’te
hak ve hukuku yenen milletin vekâletini yürütmektedir.
Yukarda özet
halinde değindiğim 2007’nin önemli gördüğüm olaylarının cereyan ettiği Niğde
ilinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni temsil eden Cumhurbaşkanı, Başbakan,
Bakanlar adına yetki kullanan, birde valisi vardı. Kendisiyle 4 Nisan 2003
yılında resmi görevim münasebetiyle yanımda İl Milli Eğitim müdürünün de
bulunduğu bir görüşmemiz oldu.
Bu görüşmemizde
benim kendisine naklettiğim bir konuda “Ben valiyim, genel müdür de kim oluyor?
” demişti. Mili Eğitim Müdürü ile çıkıp kendi işimizi Vali Bey’in direktifi ile
kendimiz hallettik. Ancak o günkü görüşmemizden sonra ben, bu adamı kim vali
yapmış? Bundan devlet adamı olmaz demiştim. Yine bir gün, Aralık 2005, ülkem ve
vilayetim için yukarda bahsettiğim hususlarda gidişatın iyi olmadığı ve şehrin
yönetimine akıl erdiremediğim konusunda yerel basında bir beyanatım olmuştu.
2007 beni keşke
haklı çıkarmasaydı da görevinden ayrıldıktan sonra sayın vali Niğde İlinin
vatandaşlarını suçlayarak veda etmeseydi. Geride ismi lekelenen birçok genç
kızı bırakarak ayrılmasaydı. Adamın biri oğluna “Oğlum sen adam olmazsın”
demiş. Oğlu da okumuş ve bir vilayete vali olmuş. Babasını çağırtmış “Bak baba
bana adam olamayacağımı söylemiştin. Ben ise vali oldum” demiş. Babası bu
sözlere karşılık “Oğlum, ben sana vali olamazsın demedim ki, adam olamazsın
dedim” şeklinde ifade etmiştir. Valisi böyle olan bir vilayetin kurumları da
elbette yukarda özet olarak 2007’de ortaya çıkanlar olur.
Yunus ÇELİKBAŞ
Tel: 0532 766 99 36
E mail:yunus.celikbas@mynet.com
Çin Devlet Güvenlik Bakanlığı sözde
Grup ”Doğu Türkistan Teröristleri”nin Listesini Yayımladı
21.10.2008 Pekin’deki Asya Otelinde Çin Devlet Güvenlik Bakanlığı tarafından
bir basın toplantısı düzenlenerek 8 Uygur, “İkinci grup Doğu Türkistan
Teröristleri” olarak ilan edildi.
İlan edilen 8 Uygur’un “Doğu Türkistan İslami Hareketi”nin üyeleri ve
destekçileri oldukları ileri sürülerek onların Çin’in 2008 yılı Olimpiyatları
esnasında bir dizi terörist eylemler planladıkları ve icra ettikleri, onların
bu eylemleri sonucunda Çin’in devlet güvenliğinin ağır derecede zarar gördüğü
iddia edildi.
Onların Çin’in “Çin Halk Cumhuriyetinin Suç Faaliyetleri Yasası”, “Çin Halk
Cumhuriyeti Devlet Güvenlik Yasası” gereğice incelenerek tespit edildikleri de
açıklandı.
“Doğu Türkistan İslami Hareketi Teşkilatı” olarak anılan bu teşkilat 2002
yılının Eylül ayında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından terör
örgütü olarak ilan edilmişi.
Yayımlanan beyanatta, bütün devletlerin bu defa kimlikleri ilan edilen “8
terörist”in Çin devleti tarafından yakalamasına yardım etmelerini bekledikleri,
ya da yakalananları Çin devletine iade etmelerini ümit ettikleri açıklamıştır.
Basın toplantısında “Birinci grup Doğu Türkistan teröristlerinin listesi” de ek
olarak verilmiştir.
Bu defa Çin Devlet Güvenlik Bakanlığı tarafından ilan edilen
“İkinci grup Doğu Türkistan teröristleri”nin listesi aşağıdaki gibidir:
1. Memtimin Mehemmet
2. Emet Yakup
3. Tursun Imin
4. Memettursun Abduxaliq
5. Şemsiddin Ehmet Abdumicit
6. Ekrem Ömercan
7. Yaqup Memet
8. Tursun Tohti
yorum size ait:
acaba uygurların istiklal mücadelesinin terörle
alakası var mıdır?