ALİ İHSAN BEYHAN
Muhterem öğretmenimi
ağustos ayı içinde Marmaris’te ziyaret ettim. Yaşadığı yerler, onun folklorik
başarılarının bir sonucu gibi. Bir zamanlar Niğde yöresinde gezmedik ve anlatmadık,eserlerine işlemedik dağ bırakmayan Sayın Ali İhsan Beyhan, emekliliğini,
ve sanat olaylarını hem Niğde Bahçeli kasabasında, hem Ankara Oran’da ve hem de
Marmaris’te mütevazi yaşamı ile
sergilemektedir.
Senelerdir onu ziyaret
isteği içimi yiyordu. Tam fırsatı diyerek sıcak günlerde bunu gerçekleştirdim.
Allah nasib ederse bir de kış günlerinde ziyaretine varacağım.

Marmaris’in içindeki evi, çok mütevazi
ama denize sıfır bir konumda. Blokların en önünde. Balkonundan denizi seyretmek oldukça zevkli. Hele
onun anlattıklarını da buna eklerseniz, postu serip hiç ayrılmak istemezsiniz. Ama, (Kısmet bu çekip çekip
getirir sözünü tamamlayan ( Sopa bu vurur vurur
düşürür!) sözünden korktuğumuz için değil, Mersin, Antalya, Nazilli, Marmaris,
İstanbul, Sapanca, Ankara planlı bir
geziyi gerçekleştirme isteği vardı içimizde. Bir kısmını serin günlere bırakma
zarureti hasıl oldu.
Ama kısa zamanda Hocamın atmosferini gerçekleri ile, hülyalarıyla, çalışmalarıyla görmek eşsiz bir fırsat
oldu.
Dağların tepesinde en yüksek noktaları,
sahillerde, kır evlerinde ağaçları,
sebze bahçelerini birlikte gezdik.
Dünü ve bugünü o anlatıyor ben dinliyordum.
Daha büyük bir mutluluk nasıl düşünebilirdim.?

Yaşayacağı yerleri titiz bir kuyumcu edasıyla iyi seçmişti.

Gün gelir oğullarının, kızının, damadının ve
torunlarının da yaşamlarını anlatma fırsatı doğar. Ama, denizler hakimi,
Deniz vasıtalarının tamir ve bakımını ehil elleriyle
yapan bir oğlunun seyahati seven dünyanın her tarafından temin ettiği arkadaşlarıyla
sergilediği yaşam gıpta ile seyrediliyor ve dinleniyor.
Kimbilir belki bir gün bu sütunlarda kendisi yazar,
anlatır.

Hocamın bahçesinden denizin görünümü. Bu yere gelebilmek için Hazreti İsa’nın yanına çıkıyor
sonra yavaş yavaş sahile iniyorsunuz. Ne kadar bir
mesafe mi? Çok değil.

Resimde görülen deniz aracı, oğlunun dünyanın diğer ülkülerinden sayısız kimse ile birlikte bu sahada başarılar göstermesine, gezi sanatına yeni maharetler eklenmesine konu olan vasıtadır.
Niğdemizde edebiyat sanatının duayeni, nezaket ve anlayışın örneği değerleri Ali İhsan Beyhan’a Allah’tan hayırlı ve uzun ömürler diliyorum. İnşallah onun kütüphanesini, bir diğer oğlunun kütüphanesini, Niğdemizde kalıcı bir eserde okuma sevenlerin, düşüncenin derinliklerinde kulaç atmak isteyenlerin emrine tahsis etme mümkün olabilir. Aile efradının da güzel yaşamlarında mutluluk içinde olmalarını dilerim. Osman ÜÇER
ALİ İHSAN BEYHAN ÖĞRETMENİMİN BİYOGRAFİSİ BU BÖLÜMÜN ALTINDADIR.
Politikasız bölümü
-------------------------
Ali İhsan Beyhan’ın son eseri Bahçeli Belediyesi tarafından bastırıldı. Bir adet edininiz ve kütüphaneniz zenginleşsin!
Tuvana’yı okuyunuz!
Ardından da Niğde manileri ağıtlar kitabını okuyunuz.
-----------------------------------
POLİTİKASIZ BÖLÜMÜ
ALİ İHSAN BEYHAN HOCAM BİR HAFTA SONRA YUVASINDA. MARMARİSTE. YARARLANMAK İSTEYENLER İMEİL VE TELEFONUNU ŞİMDİDEN ELDE ETSİN.
*****************
BU BÖLÜM ALİ İHSAN BEYHAN HOCAMIN DEVAMLI SURETTE ESERLERİNİ YAYINLAYACAĞIM BÖLÜM OLACAKTIR.
İLAN EDİYORUM:
1- ALİ İHSAN BEYHAN HOCAMIN ESERLERİ YAYINLANDIĞINDA NİĞDE’NİN TÜRKİYE’YE TANITILMASI ÖNEMLİ BİR ŞEKİLDE BAŞARILMIŞ OLACAKTIR. SANATIN YAPTIĞINI PARAYLA YAPILAN PROBOGANDA YAPAMAZ.
2- ALİ İHSAN BEY HOCAM ESERLERİNİN BÜTÜNÜNÜN BASTIRILMASI ACİL BİR SURETTE BELEDİYLE, ÜNİVERSİTE VE ÖZEL İDARE TARAFINDAN YÜKLENİLİP SAĞLANMASI GEREKİR. BU HOCAMIN ŞAHSI İÇİN DEĞİL, NİĞDE KÜLTÜRÜNE EBEDİYET KAZANDIRILMASI İÇİN GEREKLİDİR.
3- YAZARIMIZ İDRİS YAVUZ, KÜLTÜR VE FOLKLOR DERNEĞİ BAŞKANI SABRİ ÖZDAĞ, ŞAİRİMİZ FİKRET DİKMEN’İN EL BİRLİĞİYLE YAKINDA SANIYORUZ Kİ BİR SALONUMUZDA HOCAM ÜNİVERSİTELİ VE HALKIMIZA SESLENECEKTİR. BUNDA EN ÖNEMLİ ETMEN 82 YAŞINDA OLAN HOCAMIN SAĞLIĞININ ELVERDİĞİ İMKANLAR OLACAKTIR.
4- KURBAN BAYRAMI NİĞDE EDEBİYAT SEVENLERİNİN İKİNCİ BİR BAYRAMI YAŞAMALARINA SEBEP OLDU. ÇÜNKÜ ALİ İHSAN BEYHAN NİĞDE’DEYDİ. İMKANLARI FIRSAT VERDİĞİ KADAR ARKADAŞLARIMIZA EDEBİYAT VE FOLKLOR SOHBETİ YAPIP GÖNÜLLERİ HOŞ ETTİ. ALLAH ÖMÜR VERSİN KIYMETLİ ÖĞRETMENİMİZE..
5- HOCAM BİR HEYET HUZURUNDA ŞÖYLE KONUŞTU: ((ESERLERİMİ ÖNCELİKLE OSMAN ÜÇER’İN SİTESİNDE YAYINLAMAYI UYGUN BULUYORUM.)) GÖSTERİLEN YAKINLIĞA EN DERİN SAYGILARIMI SUNARIM. BEN BU ESERLERİN ÖNCE BASILMASI TARAFTARIYIM.
6- NE YALAN SÖYLEYEYİM? NAZİLLİ’DEN SICAKLAR SEBEBİYLE TEKRAR NİĞDEYE DÖNERKEN NİĞDE FOLKLORU KONUSUNDA KENDİMİ EN ÇOK ARAŞTIRMA YAPMIŞ KİŞİ BİLİYORDUM. SONRA HOCAMIN ESERLERİNİN TAMAMINI TANIYINCA ( BİZ ONUN ÜÇ BEŞ DEFA DÖNDÜĞÜ DAİREYE YENİ GİRDİĞİMİZİ FARK ETTİM. ONUN ESERLERİNİN YAYINLANMASINI KENDİ ESERLERİMİN YAYINLANMASINDAN ÇOK İSTİYORUM. MESELE TÜRK KÜLTÜRÜNE EN ÇOK HİZMET EDENİ BULMAK..
7- HOCAMIN ESERLERİNİ HOCAMIN İSTEDİĞİ BÖLÜMÜ YAYINA VERMEYE VE AYRICA İHTİYAÇ DUYULAN TARAFLARI YAYINLAMAYA HAZIRIM. AMA BU HAFTAYI NİĞDE’DE ALİ İHSAN BEY HAFTASI İLAN ETTİK. BU SİTE’NİN BÜTÜN BÖLÜMLERİNDE HOCAMDAN BAHSEDECEĞİM. BU ARADA ÜÇ ADET YAZIYI ÖNEMİNE BİNAEN ARZ EDECEĞİM. O’DA ALİ İHSAN BEY HOCAMIN YAZDIĞI TOKMAKÇI NACİ BEY, CAFER ÜNERİ VE…FİKRET TAYANÇ OLACAKTIR. ONLARI ANDIKÇA KÜLTÜRÜN NE DEMEK OLDİUĞUNU, ÖĞRETMENLİĞİN NE ASİL BİR MESLEK OLDUĞUNU DAHA İYİ İDRAK EDİYORUM ÇÜNKÜ. EPEY ÖĞRETMENLİK YAPTIM. TADI DAMAĞIMDA. ÖĞRETMENLİĞİN VE HAKİMLİĞİN ARZ ETTİĞİ TEHLİKELERE AİT BİR YAZIMI YAKINDA ZİYARETÇİLERİME SUNACAĞIM. MİLLİ KÜLTÜRE, VATANINA BAĞLI ÖĞRETMENLERİ SELAMLIYORUM. YAŞASIN BÜYÜK TÜRK MİLLETİNİN KENDİNİ YETİŞTİRMİŞ ÖĞRETMENLERİNE…
8- EVET BİR HAFTA SÜREYLE BU SİTEDE ALİ İHSAN BEY ANLATILACAKTIR. ŞİMDİ BİR KAÇ ÖĞRETMENİMİZİ DAHA O’NUN KALEMİNDEN TANIYALIM:
*****************
ÇOK DEĞERLİ BİLGİLERLE DOLU DEYİMLER VE ATASÖZLERİ KİTABI
ALİ İHSAN BEYHAN
Bor’un Bahçeli köyünde 1923 yılında doğdu. Babası Aksaray’ın Göstük köyünden Bahçeli’ye gelmiş Hatip Süleyman Hoca’dır. Anası Etemoğullarından Rabiş kadın. Babasını 6, anasını 16 yaşandayken kaybeden Ali ihsan Beyhan 1940’ta köyünden ilk kez okuyup öğretmen çıkan iki kişiden biridir.(1942)
O, ilkokulun üç sınıfını köyünde, 4-5’nci
sınıfları
1961 yılında “Radyo ile Eğitim” dalında bilgilenmek üzere bir yıllığına Amerika’ya gönderildi. Dönüşte M.E.B Radyo ile Eğitim Merkezi’nin kuruluşunda yönetici olarak çalıştı. Öğrenciler ve yetişkinler için senaryolar yazdı. Bu konuda hazırlanan yüzlerce radyo izlencesini denetledi.
Yeniden yuvaya dönüş yapan Ali İhsan Beyhan Öğretmen, Ankara Öğretmen Okulunda, 1974 yılında Gazi Eğitim Enstitüsü Türkçe Edebiyat Bölümünde öğretmen ve Bölüm Başkanı olarak görevini sürdürdü. 32 yıl çalıştıktan sonra 1976 da emekli oldu. Bundan sonra Köy Kalkınma Kooperatifleri Genel Merkezinde 4 yıl eğitim danışmanlığında bulundu.
“İşte, yüzlerce öğrenci okutup, dört çocuk yetiştirdikten sonra bugünlere geldik...” diyen Ali İhsan Beyhan 1946 da İvriz Eğitim Dergisini dört yıl yayınladı; 1956 da Soy Aşkı, 1960 ta Atamız Atatürk, 1965 te Radyo da Atatürk, 1978 de Tarım Kooperatifçilik adlı yapıtlarını yazdı. Atatürk, eğitim-öğretim, Türk Dili ve Kültürüyle ilgili konularda hazırladığı yazıları çeşitli dergi ve gazetelerde basıldı.
1942 de Türk Dil Kurumuna üye olan Ali İhsan Beyhan o günden bu yana yöremizin kültürü üzerindeki araştırmalarını aralıksız sürdürdü: 1) Yöremizden Çevremizden Deyimlerimiz- Atasözlerimiz, 2) Bilmecelerimiz ve Fıkralarımız, 3) Türkülerimiz ve (Mani ve Ninni) – Ağıtlarımız 4) Gelenek- Göreneklerimiz (İlençler- Yergi- yerel ve takma adlar-inançlar – sayrılık ve sağıltım yolları ile yöremizin Tarihi ve Coğrafyası üzerine görüşleri Dağları yurtyerlerini- obaları ürünlerde değişmeleri) – Yörenin Tarihine Toplu Bakışı yayınlanmak üzere hazırladı.
Bunlardan sonra Atatürk’ümüz ve Devrimlerini, buna ek olarak Milli Eğitimle ilgili yazılarını ayrı bir eserde toplamak üzere çalışmalarını sürdürecektir.
Ali İhsan BEYHAN
Kafa kağıdımda 1923 yılında Bor - Bahçeli köyünde
doğduğum yazılıdır. 1942
de Gazi Eğitim Enstitüsü'nü bitirdikten sonra değişik okullarda öğretmenlik
ve yöneticilik yaptım. Bir yıl Amerika'da uzmanlık öğreniminden sonra Radyo
ile Eğitim Merkezinde senaryolar yazdım. Yönetici ve denetçi olarak burada
altı yıl çalıştım. Gazi Eğitim Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı -
Kompozisyon öğretmeni iken 33 yıl hizmetten sonra emekli oldum.
1944'ten bu yana çeşitli gazete ve dergilerde yazılarım yayınlanmaktadır.
Atatürk'ün kurduğu TDK'na 1942 yılında üye olduktan
sonra yarım yüzyılı
geçkin yöre ve çevremde dil ve halk bilgileri (folklor) konusunda
derlemeler, araştırmalar yaptım.
Basılan 5 yapıtımın yanı sıra 7 tane de basıma
hazırladıklarım vardır:
ALİ İHSAN BEYHAN’IN VE BENİM ÖĞRETMENLERİM:
I
NACİ ERDEM
Naci ERDEM adı, salt Niğde Ortaokulu’nda değil öğrenimlerine Kayseri, Adana, Konya Liselerinde devam eden öğrencilerin başarılarıyla da duyulmuştur. Matematiği Naci Bey’den öğrendiklerini söylediklerinde oradaki matematik öğretmeni yanında bir değer kazanmışlardır.
Benim tanıdığım yüzlerce öğretmen arasında Naci Bey gibi görevine titiz bir öğretmen görmedim. Ders zili çaldıktan yarım dakika sonra, hep böyle hiç aksatmadan, derse girerdi. Elinde çantası öğretmen masasına geçer, ayağa kalkan öğrencileri el işaretiyle oturturdu. Sınıfa bir göz atar kaç kişi derse gelmediğini bilirdi. Onun gözünde öğrenciler üç kategoriye ayrılıyordu: İyiler, öğrenmede bocalayanlar, tembel, derse aklı ermeyenler.
Ceketinin iç cebinden not defterini çıkartır, yapraklarını çevirmeye başlayınca öğrencilerin yüreği dalda yaprak gibi titrerdi. Daha çok öğrenmede bocalayan öğrencileri tahtaya kaldırır, konuyu ona sorular sorarak işlerdi. Takıldığı yeri anımsatır, yardım ederdi ama, çalışıp gelmediği için sağ elinin şahadet parmağının ikinci boğumu ile başına vururdu. Vurduğu yer bazen ceviz gibi şişerdi. O vurdukça öğrenci şaşırır, şaşırdıkça başına tokmak inerdi. Bu nedenle adı “Tokmakçı”ya çıkmıştı Naci Bey’in.
Dersinde başarılı olan öğrencileri bütün bir yıl içinde tahtaya bir-iki kez kaldırırdı. Sınıfın bilmediği zor soruları oturdukları yerde onlara sorardı. Matematiği sevmeyen, çalışmayan, tembel olarak tanıdığı kız, erkek öğrencilere “Olmaz yavrum, olmaz, sen git ev süpür, annene yardım et…”, ya da “Sen git kendine başka iş bul…” dedi mi yandı demekti. Bir daha onun üzerinde durmaz, soru sormaz, tahtaya kaldırmazdı.
Naci Bey’den bir kez de ben tokmak yedim.
Bizim Bahçeli Köyüne yakın Kemerhisar kasabasından Yusuf Akgör adında bir arkadaşla Niğde’nin Pancarcı Mahallesi’nden aylığı 50 kuruşa kiraladığımız köhne, bir odalı evde birlikte otururduk. Onun matematiği sevmediğini, çalışmadığını biliyordum. Aynı sınıftaydık. Bir gün geometri dersinde Naci Bey onu derse kaldırdı. Tahtaya silindir çizmesini söyledi. Arkadaşın elinde tebeşir bir türlü silindiri çizemedi. Naci Bey, “Soba borusu görmedin mi sen?” “Gördüm” deyince ilk tokmağı yedi. “Soba borusunun resmini çiz.” Bir türlü çizemedi. Ardı ardına tokmak yedi. “İki dikey çizgi çiz”dedi. Eğri bir çizgi çizdi, başka bir şey çizemedi. Birkaç tokmak daha yiyince dayanamadı… “Sen nerelisin?” Üzüntülü ses tonuyla “Kemerhisar.” “Kiminle, nerede kalıyorsun?” Beni gösterdi. “Onunla.” Naci Bey, “Sen gel” dedi bana. “Silindir çiz.” Kitaptaki resmin benzerini çizdim. “Silindirin tabanı nedir?” “Daire.” “Çiz” dedi. “Çapını göster. T cetveli al, yarı çapını ölç. Pi sayısını söyle.” “3,1,4,6.” Amacı silindirin alanını buldurmaktı. Soruyu yaptım. Bu sırada yanıma geldi. Başıma bir tokmak indi. Gözümden yaş boşandı. “Sen bunları biliyorsun da arkadaşını niçin çalıştırmıyorsun?.. Otur sen, 8 . Arkadaşımın yanına vardı. “Olmaz yavrum, sen köyüne git, çift sür... Otur, zayıf.”
Bundan sonra ne arkadaşımı, ne de beni derse kaldırdı. Karnemizde arkadaşıma 1, bana 8 geldi. Yusuf matematikten sınıfta kalacağını anladı. “Arkadaş, git, konuş, hazırlandım de, birlikte çalışırız. Kuralları ezberlersin…” Gözü yıldı, gitmedi hocanın yanına. O yıl matematikten sınıfta kaldı.
Bitirme sınavında kısa bir soru sordu Naci Bey bana. Bildim. Diğer öğrencileri 15 dakikadan az içerde bırakmayan hocamız beni iki dakikada çıkardı. Çok az kişiye verdiği 9 vermişti.
Bana matematiği sevdirmiş, okumak için güven kazandırmıştı...
Öğretmen olup 1950 yılında Niğde Lisesi’ne öğretmen olarak geldiğim de beni bakışlarıyla sever, yüzüme güler, evine davet ederdi. Birinde Halkevi Başkanı olduğu yıllarda hazırladığı “Niğde Folklor”unu gözden geçirmiştik. Benden ayrıntılarıyla yazmamı istemişti…Nur içinde yatsın. Bu konuda 350 sayfalık bir kitap hazırlayarak dileğini yerine getirmeye çabaladım öğretmenimin.
II
FİKRET TAYANÇ
Niğde ortaokul ve Lisesine üç çeyrek yüzyıl damgasını vurmuş olanlardan biri de tarih öğretmenimiz Fikret TAYANÇ’tı. Kısa boylu, esmer, ciddi, disiplinli, kişilikli biriydi. Aslen Kıbrıslıydı. Konuşmasında çok az değişik ağız farkı vardı. Sınıfa girince ayağa kalkan öğrencileri süzer, “Oturun” der, not defterinden numara ve isimleri tek tek okuyarak yoklama yapardı. Dersin yarısında geçen dersleri sorarak sözlü sınav yapar, yarısında da yeni konuyu kendisi anlatırdı. Dersi dinlemeyen, dalga geçip başka bir şeyle uğraşan öğrenciyi yakalarsa kaldırır yüzüne öyle bir tokat vururdu ki parmaklarının izi kalırdı. Dersini bilen çalışkan öğrencileri severdi. Derse kaldırdığı öğrenci sorduğu soruyu bilemezse sınıfa sorardı. Parmak kaldıranlardan çok arkadaşının arkasına sinen, parmak kaldırmayan öğrencileri görür, soruyu onun yanıtlamasını isterdi. Bilemezse azarlardı. En sonunda bildiğine inandığı öğrencilere sorardı. Öğünmek gibi olmasın, ben bunların arasındaydım.
Fikret Bey okulun “kitaplık kolu rehber öğretmeni” olduğu yıl C şubesinden beni, A şubesinden Celal Tüzün’ü (Dr. Prof. Ankara Fen Fakültesinde Öğretim Üyesi) ve Hakkı Ülkü’yü (Dr. Göğüs hastalıkları uzmanı) seçmişti. Biz son dersten sonra okulun kitaplığında buluşur, kitap alacak öğrencilere bir hafta sonra geri vermesi için istediği kitabı, adını ve sınıfını deftere yazıp teslim ederdik. Zamanında getirmeyenleri koğuştururduk. Okuyan öğrenci sayısı azdı. Daha çok kendimiz beğendiğimiz kitapları alıp okuyorduk. Ben o yıl Kara Murat, Robenson, Donkişot, Kan Lekesi gibi kitapları okuduğumu anımsıyorum. Buradaki çalışmam bana “okuma alışkanlığı” kazandırdığı gibi Tarih öğretmenimi ve tarih dersini sevmemi de sağlamıştı.
Fikret Bey’in dersinin
olduğu gün anlatacağı konuyu tarih kitabından önceden okurdum. O
anlatırken “Bu tarihte başka neler olmuştu?” diye soru sorardı. “Söyle
Atamız Atatürk’ümüzün öldüğü 1938’in 10 Kasım Perşembe günü akşamı Fikret Bey öğretmenimiz onun yaşam öyküsünü anlatmıştı. Sonunda üzüntülü ses tonuyla “Bugün onu kaybettik…” dedi.
Unutmadım, unutamadım bu sözü. Şiirler yazdım: (*)
Bugün Perşembe.
1938’in 10 Kasım akşamı,
Öğrenciyim Niğde Ortaokulu’nda.
Atam,
Acı haberini duyunca,
yıldızlar söndü.
Güneşim batık,
Işıktan yoksun
Çevrem karanlık…
“Atatürk’ü kaybettik dedi tarih öğretmenim.
Saygı duruşu, sessizlik…
Birden yere düştü elimdeki kitaplar.
Dizlerimin bağı çözülüverdi,
Atatürkümüz ölmüş demek…
Canım Atatürk’üm!
Duramadım ayakta, çöküverdim olduğum yere.
Gök gözlü, güneş saçlı bir rüzgarla sallandı Türkiyem…
Her 10 Kasım aynı rüzgarla sallanıyor Türkiye’m…
Ah Fikret Bey öğretmenim, ben seni hiç unutmadım, hiç…Nur içinde yat.
(*) Bu şiir Varlık dergisinde sonra Atamız Atatürk’ümüz adlı kitabımda yayınlandı.
III
CAFER ÜNERİ
Niğde Ortaolulu’nun açıldığı yıllardan başlayıp 40 yılı aşkın emek vermiş, binlerce öğrencinin tek müzik öğretmenidir Cafer Üneri. Düzenli, disiplinli, batı müziği yolunda yürüyen, kendine özgü özellikleriyle tanınmış saygın bir kişidir. O derse girmeden karatahtaya porte çizilir, sol anahtarı ve sırasıyla notalar yazılır. Elinde sarı pirinçten, zarif sopası ile derse girer, sınıf tıss… sinek uçmaz. Herkesin adını ve numarasını ezbere bilir. Ne güçlü, ne yaman belleği vardı Cafer Bey’in. Yıllar geçer unutmazdı binlerce öğrencinin numarasını…
Notaları tanıtır, ardından öğrencilerin solfej yapmakta başarısını ölçerken kemanıyla ses verirdi. İstiklal Marşı üzerinde çok dururdu. Çoğu zaman notalarıyla söylenmesini isterdi. Çok az öğrenci bunu yapabilirdi. Yapamayanlara canı sıkılır, zayıf verirdi ama sınıfta bırakmazdı. Son sınıfta ünlü müzisyenlerin biyografilerini yazdırır, bunları bitirme sınavında sorardı.
Müdür yardımcısı olduğu yıllarda sabah okula geç gelenler ondan izin kağıdı almadan derse giremezdi. Kışın köyden gelip üşüyen öğrencilere acır, onların kendi odasında ısınmalarını ister, ondan sonra sınıfa gönderirdi. Hocamız sert olduğu kadar merhametliydi. Ortaokulu bitirip başka okula gidemeyenleri görünce adını, numarasını söyleyerek yanına çağırır, konuşur, üzülürdü.
Müzik öğretmenimiz Cafer Bey Atatürk’ün Niğde’ye geldiği 1934’ün 5 Şubat Perşembe günü akşam yemeğinde batı müziğinden parçalar çalarak takdirini kazanmış bir müzisyendi.
0kulun açık olduğu aylar boyunca her hafta pazartesi sabahı derse girmeden önce tüm öğrenciler ana giriş kapısıyla merdivenlerden okula giriş kapısı arasında sınıflara göre üçerli dizilirler. Müzik Öğretmenimiz Cafer Bey Merdiven sahanlığında durur, ses verir, elindeki sopasını sallayarak İstiklal Marşı’nı söyletirdi. Beğenmediği zaman daha dikkatli yeni baştan, içten söylenmesini isterdi.
Sınıflardan sesleri güzel olan öğrencileri seçerek iki, üç sesli korolar oluşturur, zaman zaman mandolin ve koro eşliğinde konserler verirdi.
Okulda görevli hizmetliler göçmendiler. Cafer Bey’in de Niğde’ye yerleşen göçmenlerden olduğunu sanıyorum. Kayabaşı Mahallesi’nde otururlardı.
Sonradan tanıdığım eşi kibar, sevecen bir hanımdı. Öğretmenimizin titiz giyiminde, bakımlı ve düzenli olmasında onun etkisi vardı.
Kısaca tanıtmaya çalıştığım, Niğde Ortaokulu’nda okuduğum yıllarda benim üzerimde unutamadığım etkileri olan Naci Erdem, Fikret TAYANÇ, Cafer ÜNERİ öğretmenlerimi saygı, sevgi, rahmetle anıyorum. Bunlar da diğer insanlar gibi iki, üç kuşak sonra unutulmanın yumağına sarılacaklar. Bozulmayan bu yazgı değimeyecektir…
Derslerini hiç aksatmadan, hiç oturmadan ayakta öğreten, çalışkan; bu, herkese belli mesafede durmasını bilen; bu, “efendi”; bu, yaşamını Niğde’ye adamış, binlerce öğrenciye “örnek” olmuş öğretmenlerimize “vefa” borcumuzu ödemek için oturdukları mahallenin bir sokağına, oradaki bir parka ya da alana adları verilmelidir. Onlar bunu hak etmişlerdir. Nur içinde yatsınlar…
ALİ İHSAN BEYHAN BU BÖLÜMDE
************
Niğde bölgesinin gelmiş geçmiş edebiyat öğretmenlerinden en seçkinlerinden, Niğde folklorunu en iyi bilen kişi
ALİ İHSAN BEYHAN
GEÇMİŞTEN BUGÜNE
Ali İhsan Beyhan sitemizin kurucusu Osman ÜÇER’in 1953 yılında Niğde Lisesi (Orta okul) 1 B de Türkçe öğretmeniydi. Tesadüf eseri yıllarca da o okuttu. Neşesi, edebiyata tutkunluğu, öğrenci halinden anlayan kişiliğiyle Ali İhsan Beyhan ismi öğrencilerdin gönlüne yerleşmiştir. Allah uzun ömürler versin.
Niğde folklorunu araştıracağım diyen genç neslin önce hocamızın eserlerini okuması gerekir. Sonra bu ana yol olmak üzere ona ekler mümkünse araştırılır. Aksi halde boşa kürek çekilir. Hocamın Niğde folkloru hakkındaki bütün derlemeleri konunun bilimsel yanı bilinerek en tafsilatlı bir şekilde tamamlanmıştır. Bundan böyle derlenecekler ancak ve ancak, bütünü tamamlayan mütemmim cüzler, Türkçe tabiriyle bütünü süsleyen parçalar olabilir. Bu bakımdan aşağıdaki metni anlayarak, özenerek okuyunuz. Bu konuda ana esiri anlamış olursunuz.
Düşle gerçek, acılar, üzüntüler arasında yaşadım durdum. Sevinçlerimse kısa
sürdü. 60 yaşında yüreğime yenik düştüm. Büyük bir darbe yedim ama, her şeye
karşın bu yürek direndi, yaşattı beni. Bezginliklerim arttı, ama direncim
eksilmedi.
Türkiye'nin gidişatına baktıkça 80 yıl içinde içim sürekli karardı.
Atatürk'ün devrim ve ilkeleri yaşam biçimine dönüşmedi dönüşemedi. Baştaki
yetkililer parlak sözlerle geçiştirdiler onları. Atatürkçülükten ödün üstüne
ödün verdiler.
Eğitimde yolunu şaşırmış yolcu örneği zikzaklar çizip bir arpa boyu yol
alamadılar. Amaca ters düştüler, bocalayıp duruyorlar.
Algı, vergi, hak hukuk, yolsuzluk, onursuzluk kararttı ülkenin ufuklarını.
Çıkmazlar içinde debelenip yaşamını sürdürüyor halkımız.
Geçen 81 yıl onarılmaz tahribat açtı yüzümde, bedenimde. Aynalardaki
görüntüm eski ben değilim. Hiçbir şey yüzümdeki yılların izlerini silemez
artık. Oysa iki evli, 12 kızdan sonra tekne kazıntısı köy imamı Süleyman
Hoca'nın "teberiği"ydim ben. 5 yaşında
babadan öksüz kalmış, okumak
sevdalısı, ama çaresiz, parasız, pulsuz, orta yaşlarını geçkin anamın
gönülsüz desteği ile nasıl bitirdim bir saat uzaktaki ilokulu
ve köye dört
saat uzaktaki ortaokulu. Bir ben , bir de Allah bilir
çektiğim sıkıntıları.
Varsıl, şımarık kentli arkadaşlarımın yanında, sessiz boynu bükük, ama
zihinsel aydınlanmanın ışığında yaşamsal güdülerini varoluş
bilincine
dönüştürmüş, savaşımcı, okuma inadında direnen, sabırla tamamladığım
çileli
öğrenim yılları.Sonra Adana Öğretmen Okulu'nda geçen
başarılı üç yıl,
ardından bir üst okulun sınavını kazanma. Gazi Eğitim Enstitüsü'nde aykırı,
isyankar, kırgın, duyarlı iki yıl.Köy Enstitülerinde
öğretmen olarak geçen
beş yıl.Askerlik ve okullarda yöneticilik. Okuldan okula savrulmalar. Derken
Amerika'da bir yıl ve son görevler. İçimden bir ses "Hadi bunları
ayrıntılarıyla yaz sana." diyor. Aynı ses yanıtlıyor, "Zaman .?" "Eh, zaman
elverirse." diyorum.
Kökenimle bağım koptu sayılır. Ayırdında bile
değilim, kuşaklar değişmiş.
Köyüme gittiğimde beni tanımıyorlar. "Kim bu yabancı?" diyorlar.
Demek ki
buradan iyice kopmuş, unutulmuşum. Onlara göre gizemli durumda biriyim.
Zamanı toprağın yağmur damlalarını emerek kaybettiği örneğin yok etmişim ya
da zaman beni yok etmek üzere. Oysa ben kendi yöremin kültürü ile beslenmiş
onu damıtmaya çalışmışım. O günlerin özlemlerini bugünlere taşımışım.
Güney
Ege'nin fiyorlarından birinin bitimindeki köyde acı,
tatlı günlerimi
yazgımın yumağına sarmaktayım. Harup, zeytin, badem,
incir ağaçları arasına
gizlenmiş barınakta, büyüleyici mistik bir panoramayla iç içe, her gün
füsunlu gün batımında son yıllarımın takvim yapraklarını koparıyorum.
Denizden gelen serin esintiler içinde, düşük nem oranı ve bol oksijen
soluyarak yaşam enerjimi sürdürüyorum. Tin, zihin, beden sağlığımı
kazanıyorum. İki yüzlü insanlar arasında tedirgin de
olsam, kabuğuma
çekilsem de pes etmiyorum.
Çocukluğumdan bu yana kimse elimden tutmadı. Dost diye sarıldıklarım saman
alevi gibi söndüler gitti. Özverili olmaktan usandım. Zaten yaşdaşı
tükenen,
türü nerdeyse kalmayan insanlardan biriyim. Çıranın titrek ışığında, dersimi
ezberlediğim, sabah kalkınca erkenden çorba içip koltuğumda odunla okulun
yolunu tuttuğum günleri unutmadım hiç.
Yaşam ne ki? Gözünü açmakla kapamak arasındaki zaman dilimi.
Son noktası
ölüm. Konuk olarak kaldığımız bu dünyadan hiçbir canlının görüp
bilmediği
yere varmak.Acılı günler, kısa mutluluklara son verip
"Elveda dünya"
diyeceğimiz anın gelmesi yakın, bundan kaçınılmaz.
32 yıl meslek yaşantımda kendimce yaşamda gerekli öğretileri vermeye
çalışmıştım. Binlerce öğrencimin ne kadar çok ödevlerini, sınav kağıtlarını
okumuştum. Yazar, çizerler, senaristler, hakimler,
hekimler, millet
vekilleri, bakanlar, proflar rahle-i tedrisimden
geçmiş, onlara ders vermiş,
okutmuştum. Bu arada dar bütçemle ailemi muhtaç duruma düşürmemeye çaba
göstermiş, 4 çocuğumun yüksek öğrenim görmelerini sağlamışım.
Yaşamım boyunca üzerimdeki kara bulutları dağıtmak için uğraştım durdum.
Kimi zaman küskün, kimi zaman dargın, içe dönük, uykusuz gecelerde aydınlığa
çıkmak için kendimle konuşup önlemler düşündüm. Ama hep öfkeli, yorgun, zor
işlere, sert taşlara vurdum kafamı.
Organlarımdan, özellikle yüreğimde, midemde, karaciğerimdeki tanılardan
hangisi öne çıkıp bedenimi yataklara düşürecek bakalım? Ne zaman kolay kolay
pes etmeyen direncimi bitirecek?..Kendimi SİSLER
İÇİNDEKİ DORUKLARda
düşleyerek ne zaman o gidip dönülmeyen sonsuz sessizliğin içinde kaybolup
gideceğim. Bakalım.
ALİ İHSAN BEYHAN
Bor’un Bahçeli köyünde 1923 yılında doğdu. Babası Aksaray’ın Göstük köyünden Bahçeli’ye gelmiş Hatip Süleyman Hoca’dır. Anası Etemoğullarından Rabiş kadın. Babasını 6, anasını 16 yaşandayken kaybeden Ali ihsan Beyhan 1940’ta köyünden ilk kez okuyup öğretmen çıkan iki kişiden biridir.(1942)
O, ilkokulun üç sınıfını köyünde, 4-5’nci
sınıfları
1961 yılında “Radyo ile Eğitim” dalında bilgilenmek üzere bir yıllığına Amerika’ya gönderildi. Dönüşte M.E.B Radyo ile Eğitim Merkezi’nin kuruluşunda yönetici olarak çalıştı. Öğrenciler ve yetişkinler için senaryolar yazdı. Bu konuda hazırlanan yüzlerce radyo izlencesini denetledi.
Yeniden yuvaya dönüş yapan Ali İhsan Beyhan Öğretmen, Ankara Öğretmen Okulunda, 1974 yılında Gazi Eğitim Enstitüsü Türkçe Edebiyat Bölümünde öğretmen ve Bölüm Başkanı olarak görevini sürdürdü. 32 yıl çalıştıktan sonra 1976 da emekli oldu. Bundan sonra Köy Kalkınma Kooperatifleri Genel Merkezinde 4 yıl eğitim danışmanlığında bulundu.
“İşte, yüzlerce öğrenci okutup, dört çocuk yetiştirdikten sonra bugünlere geldik...” diyen Ali İhsan Beyhan 1946 da İvriz Eğitim Dergisini dört yıl yayınladı; 1956 da Soy Aşkı, 1960 ta Atamız Atatürk, 1965 te Radyo da Atatürk, 1978 de Tarım Kooperatifçilik adlı yapıtlarını yazdı. Atatürk, eğitim-öğretim, Türk Dili ve Kültürüyle ilgili konularda hazırladığı yazıları çeşitli dergi ve gazetelerde basıldı.
1942 de Türk Dil Kurumuna üye olan Ali İhsan Beyhan o günden bu yana yöremizin kültürü üzerindeki araştırmalarını aralıksız sürdürdü: 1) Yöremizden Çevremizden Deyimlerimiz- Atasözlerimiz, 2) Bilmecelerimiz ve Fıkralarımız, 3) Türkülerimiz ve (Mani ve Ninni) – Ağıtlarımız 4) Gelenek- Göreneklerimiz (İlençler- Yergi- yerel ve takma adlar-inançlar – sayrılık ve sağıltım yolları ile yöremizin Tarihi ve Coğrafyası üzerine görüşleri Dağları yurtyerlerini- obaları ürünlerde değişmeleri) – Yörenin Tarihine Toplu Bakışı yayınlanmak üzere hazırladı.
Bunlardan sonra Atatürk’ümüz ve Devrimlerini, buna ek olarak Milli Eğitimle ilgili yazılarını ayrı bir eserde toplamak üzere çalışmalarını sürdürecektir.
Ali İhsan BEYHAN
Kafa kağıdımda 1923 yılında Bor - Bahçeli köyünde
doğduğum yazılıdır. 1942
de Gazi Eğitim Enstitüsü'nü bitirdikten sonra değişik okullarda öğretmenlik
ve yöneticilik yaptım. Bir yıl Amerika'da uzmanlık öğreniminden sonra Radyo
ile Eğitim Merkezinde senaryolar yazdım. Yönetici ve denetçi olarak burada
altı yıl çalıştım. Gazi Eğitim Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı -
Kompozisyon öğretmeni iken 33 yıl hizmetten sonra emekli oldum.
1944'ten bu yana çeşitli gazete ve dergilerde yazılarım yayınlanmaktadır.
Atatürk'ün kurduğu TDK'na 1942 yılında üye olduktan
sonra yarım yüzyılı
geçkin yöre ve çevremde dil ve halk bilgileri (folklor) konusunda
derlemeler, araştırmalar yaptım.
Basılan 5 yapıtımın yanı sıra 7 tane de basıma
hazırladıklarım vardır:
B a s ı l a n l a r
1- SOY AŞKI (1956),
2 - ATAMIZ ATATÜRK (1960),
3- MİKRAFONDA ATATÜRK (1970),
4-TARIM ve KOOPERATİFÇİLİK
(İngilizce'den çeviri, Köy Koop
Yayını - 1978),
5-YÖREMİZ ÇEVREMİZDEN DEYİMLER ve ATASÖZLERİMİZ.
(Başkent Niğde Vakfı Yayını - 1998)
B a s ı m a h a z ı r l a m ı ş o l d u ğ u
m k i t a p l a r: (7
tane)
1 - YÖREMİZ ÇEVREMİZDEN TÜRKÜLERİMİZ
Özellikleri:
a) 1930'lu yıllardan bu yana yöremiz ve çevremizden
derlediğim 240 türkümüz
üzerinde saz çalan, türkü söyleyen 25 kaynak kişinin görüş, düşünce ve
eleştirilerini alarak, bu konuda yazılmış 25 yapıt ve bir o kadar yazıdan
yararlandım.
b) Önsöz'de kaynak kişileri tanıttım. Türkülerle ilgili görüşlerimi
açıkladım. Türkülerdeki ağız özelliklerini gösterdim.
Yöre türkülerinin içinde geçen yerel sözcüklerin anlamlarını alfabetik
sıraya göre kitabın sonuna ekledim.
c) Her türkünün ayrı ayrı: 1) Kimden derlendiğini, 2)
Kimin tarafından
notaya alındığını, 3) Konu ve öyküsünü yazdım.
d) 240 türküyü ezgilerine göre ayırdım ve adlarına göre alfabetik sıraya
dizdim.
e) Yöre ve çevremizde 19. yy'da bilinip söylenen
türkülerimizi benden önce
derleyenlerle karşılaştırarak eksiklerini tamamladım.
f) Türkü konusunda Kültürel varsıllığımızı kanıtlamak için çevremizde
söylenen türkülerimizi 375 sayfalık bir yapıtta topladım.
Türkülerimizin
unutulmamasına çalıştım. Bu konudaki zengin halk kültürümüzü ilgi
duyanlara
ve gelecek kuşaklara ulaştırmaya, çoğu türkülerimizin tümüyle bilinmediğini
varsayarak bunları çevre insanımıza anımsatıp dağarcıklarını
genişletmelerine çaba gösterdim.
2 - YÖREMİZ ÇEVREMİZDEN MANİ - NİNNİ- AĞITLARIMIZ
Özellikleri:
a) Yöremizde bilinen, söylenen mani - ninni - ağıtları
söyleyenlerin
ağzından, öğrencilerimin ev ödevlerinden ve bu konuda yayınlanmış yazı ve
yapıtlara yazılanlarla karşılaştırarak derledim.
b) Derlediklerimin içinden yöremize özgü olanları seçmeye özen gösterdim.
d) Mani - ninnileri konularına ve dizelerindeki ilk sözcüğün ilk harfine
göre alfabetik sıraya koydum.
c) Mani, ninni, ağıtların önsözlerinde gerekli açıklamaları yaptım.
e) Kaynak kişilerden derlediğim, yararlandığım yapıtlardan aldığım, kendi
bildiğim mani - ninni- ağıtların içinde geçen, herkes tarafından bilinmeyen
yerel sözcüklerin anlamlarını yazdım, harf sırası ile kitabın sonuna
ekledim.
f) Basıma hazır durumda olan bu yapıt 136 sayfadır.
g) Yöre ve çevremizde söylene gelen mani, ninni, ağıtları gelecek kuşaklara
ulaştırmaya, kültürel varsıllığımız içinde yöre insanımızın bu konuda
yaratıcılığını göstermeye çalıştım.
3-YÖREMİZ ÇEVREMİZDEN BİLMECELERİMİZ, FIKRALARIMIZ
Özellikleri:
a) Bildiğim ve derlediğim bilmeceleri, benzeri 25
yapıt, bir o kadar da bu
konuda dergilerde yazılmış yazılarla karşılaştırıp seçkiler yaparak
ayırdım.
b) Bir nesne için değişik biçimde söylenmiş bilmecelerle birden çok
yanıtı
bulunan bilmeceleri ayrı ayrı yazdım.
c) Bilmeceleri yanıtlarına göre alfabetik sıraya dizip her biri için
ipuçları verdim.
d) Yöremizde bilinen atasözlerimizi de bilmece biçiminde düzenledim, bunu da
harf sırasına göre yazdım. 'Önsöz'ünde gerekli açıklamaları yaptım.
e) Çevremizde söylenen yanıltmacı, şaşırtmacı tekerlemeleri kitabın
sonuna
ekledim.
f) Kişileri düşündürmek, onlara fikir jimnastiği yaptırmak, belleklerini
taze tutmak, dilde yaratıcılık özelliğini artırmak, zihinsel konularda
yarışarak hoşça zaman geçirmelerine yardım etmek, eski geleneklerimizi
yaşatmak, kuşaklar arasında köprü kurmak amacı ile 160 sayfalık ' Yöremizden
Çevremizden Bilmecelerimiz ' adlı yapıtımı basıma hazır duruma
getirdim.
FIKRALARIMIZ
a) Yöremizde ve meslek yaşantımda ilginç bulduğum 70
yerel fıkranın yanı
sıra 60 yapıttan seçtiğim Nasrettin Hoca'nın az duyulmuş fıkralarını bilmece
biçeminde değişik biçemde yazdım.
b) Hoca'yı tanıtmayı, sevdirmeyi, onun fıkralarının unutulmamasını,
belleklere iyice yerleşmesini istediğim için soru - yanıt - sonuç tarzında
yazmayı denedim.
c) Kişileri gülümsetmek, düşündürmek, bildiklerini anımsatmak,
beğendiklerini fıkra dağarcığına katmak için 150 sayfadan oluşan bu
yapıtı
BİLMECELER yapıtıyla birlikte yayımlamayı düşündüm.
4 - YÖREMİZ ÇEVREMİZDEN GELENEK - GÖRENEKLERİMİZ
Özellikleri:
a) 50 yıldan çok üzerinde çalıştığım bu yapıtta önce
yöremiz ve çevremizi
(Niğde ve Tuana -Tyana)
tanıttım. Kısaca çevremizin tarihi ve coğrafyası
üzerinde durdum. Anıt yapıtları ve tarihteki önemli yöneticileri ele aldım.
Yörenin turizmine ve sosyal yapısına değindim.
b) Geleneklerden, önce baştan sona, bölüm bölüm
yöremizde 'Düğün'ü
anlattım.
c) Yörede yapılan, konuklara ikram edilen, ilginç, özel yemek çeşitlerimizi
sınıflandırarak nasıl yapıldıklarını ayrı ayrı
tanımladım.
d) Yörede Hangi Aylarda Hangi İşlerin Yapıldığını açıkladım.
e) Yöremiz Çevremizde İnanışları,
"
" Sayrılıklar ve Sağıltım
Yollarını,
"
" Yerel Adları,
"
" Takma Adları (Lakaplar),
"
" İlenmeleri,
"
" Yakarışları,
"
" Övgüler, Sevgileri,
"
" Yergileri (Sövgüler)
"
" Yerel Konuşmalardan Örnekleri,
her bölümün başındaki 'önsöz'de konu ile ilgili açıklamaları, kaynak
kişileri ve yararlanılan yazı ve yapıtları, ayrıntılarıyla yazdım.
f) 300 sayfa kapsamlı, 50'den fazla yapıttan ve yüzlerce kaynak kişiden
yararlanarak hazırladığım, derleme yönünden 50 yılı geçkin bir sürede oluşan
bu yapıt da halk bilimi (folklar) yönünden Niğde ve Çevresini irdeleyerek
buranın kültürel varsıllığını sergilemeye çalıştım; unutulmanın perdesi
arkasında kalan gelenek - göreneklerimizi bugünlere aktarmaya çaba
gösterdim.
5 - H E Y D A Ğ L A R
Özelliği:
a) 120 sayfalık bu yapıtta, Niğde ve çevresinde yayla
ve yaylacılığı, dağ
merakını, dağcılığın koşullarını ele aldım. Çevredeki dağlardan Toroslar ve
Aladağlardaki zirvelere çıkışımı çarpıcı yönleriyle açıkladım. Bunlardan:
İtilutmaz'a, Emirler Dağı'na, 7 Göller'e,
Dibek Tepe'ye, Turasanlar'a,
Kızılkaya'ya, Demirkazık'a, Erciyes'e, Hasan Dağı'na,
çıkışları-dönüşleri
öyküleriyle anlatarak fotoğraflarıyla belgeledim.
b) Doğuda Bey Dağları, Kartal Dağı, Süphan ve
Nemrut'a tırmanışı
izlenimleri, anı ve fotoğraflarıyla süsleyerek anlattım.
c) Hey Dağlar'ın ikinci bölümünde Marmaris yöresi ve
çevresindeki çıktığım
tepe ve dağları tarihsel özellikleriyle belirttim.
d)Doruklarda gördüklerimi, yaşadıklarımı, fotoğraflarında görüleceği gibi,
öykü havası içinde ele aldım.
e) Doğa sevgisinin, dağ sporunun önemini vurguladım.
f) Doruklardan görünen çarpıcı göreyleri betimlemeye
çalıştım.
g) 80 yaşıma sağlıklı gelmemin nedenini doğa sevgime, uzun düzenli
yürüyüşlerime, yüksek noktalara tırmanışlara borçlu olduğumu kaleme almaya
çabaladım; özellikle bu konuya dikkatleri çekmeye uğraştım.
h) İnsanların sağlık yönünden her fırsatta severek ve isteyerek doğaya,
doruklara çıkmalarının gereğine değindim.
6 - TUANA (TYANA)
Özelliği:
a) Tuvana (Tyana), Niğde çevresinde Bahçeli, Kemerhisar Beldelerinin
bulunduğu yerin tarihteki adıdır.
b) 57 kaynaktan araştırarak 'Tuana' adının
nereden geldiğini, tarihteki
yerini beirttim.
c) Sırasıyla Köşk Höyük'te yapılan kazılar anlattım.
d) Eski başkent Tuana'nın tarihini
Fotoğraflarıyla, zaman dilimlerine göre,
devir devir açıkladım.
e) Anlatılanlar akılda kalacak biçimde özetledim. Yabancı turistlerinde
yararlanmaları için bu bölümün İngilizce'ye
çevirisini yaptırdım.
f) Kitabın sonunda fotoğrafları ile Tuana (Tyana) çevresinin Turizm
açısından değerini gösterdim. Bu konuda yapılması gerekenlerle ilgili
düşüncelerimi sundum.
g) 100 sayfalık Tuana'yı (Tyana)
tanıtan bu yapıtta beldenin 50-60 yıl
içinde gelişmesine de değindim ...
h) Tuana adlı yapıtımın üzerinde - kalıcı bir belge
olması açısından - üç
yıldır titizlikle çalıştım.
7 - KOOPERATİF KRONOLOJİSİ
Özelliği:
Önsöz'de kooperatifin tarihçesi, amacı, ilkeleri yazdım. Sonra bizde 'imece'
ve esnaf sanatkarlar arasında benimsenen
"ahilik" üzerinde durdum.
Ayrıntılara yer vermeden bu yapıtım da Türkiye'de başlangıcından bugüne dek
tarih sırasına, zaman dizimine göre kurulan kooperatiflerin kuruluşları,
amaçları, etkinlikleri kısa olarak 60 sayfada özetledim.
Özellikle yapıtta Atatürk'ün kooperatifçiliğe verdiği önemi belirttim.
8- KARİALILARÖZELLİĞİ:
Karia tarihi yazar(ailmi İhsban Beyhan tarafından özet olarak veriliyor.)
B) Karia adı ve karia bölgesi tanıtılıyor.
C)Tarihnsel süreç içinde Karialılar hakkında bigil veriliyor.
d) Karia bölgesindeki antik kentler ve ören yerlerinin son durumu, eskiden burada yaşıyan devletler, onların uygaürlıkları sırayla tarihsel dizine göre anlatılıyor.
e) Bu bilgileri yazabilmek için yazar 32 yapıt , bir o kadar kitapçıkla iki üç sayfalık tanıtım –
reklam broşürleri okuyarak birbiryle karşılaştırıyor,
bu yapıtlarda anlatılan son araştırmalarını en son araştırmalarını yapıyor tüm
bunların şığı altında, fotoğraflarıyla birlikte yedi
forma, yüz sayf
ayı geçkin bir yapıtın basımı hazırlıyor.
_________________________________________________________________
B O R - N İ Ğ D E
BAHÇELİ BELEDİYESİ KÜLTÜR YAYINI
1
T U A N A (TUWANA) - T Y A N A -
Ali İhsan BEYHAN
İÇİNDEKİLER
Sunuş .................................................................................
Giriş ................................................................................
Tuana - Tyana) Adı..........................................................
Tuana Neresi ..................................................................
İlkçağlarda Tuana ..........................................................
Köşk Höyük’te Kazı Çalışmaları ………………………
Kemerhisar Işığa Kavuşuyor …………………………...
Tuana Çevresinde Kazı Yapılması Gereken Yerler…….
Hitit Döneminde Tuana-Tyana .......................................
Roma Dönemi .................................................................
Bizans Dönemi ................................................................
Selçuklu ve Osmanlı Döneminde Tuana-Tyana .............
Tuana’da Son Dönemler....................................................
Tarihsel Dizine Göre (özet olarak) Tuana Tarihi ( İngilizce )
75 Yıl Önce Bahçeli’nin (Tuana) Genel Görünümü ……
Tuana Yöresinde Yaylacılık .............................................
Turizm Yönünden Bahçeli-Kemerhisar (Tuana Yöresi)...
Elli Yıl İçinde Bahçeli Beldesi’nin Son Durumu ……….
Bahçeli Beldesi'nin Kısaca Sosyal Durumu .....................
Dipnot ..............................................................................
Kaynakça
Sunuş
Orta Anadolu’da, Niğde sınırları içinde yer alan Tuana yöresi Bahçeli, Kemerhisar beldelerinin bulunduğu yeri kapsıyor. Beldemizde Köşk Höyük’te yapılan kazılardan ele geçen buluntular ilk çağlarda (Neolotik, Kalkolotik) Köşk Tepe’nin bir yerleşim alanı olduğunu kanıtlıyor. Buradan çok değerli eserler çıkaran Sayın Prof. Dr. Arkeolog Aliye Öztan’a içten teşekkürler ederiz. 7-8 bin yıl önceden başlayıp çağlar boyunca birçok uygarlıklara ev sahipliği yapıyor Tuana - Tyana. Nice krallar, kraliçeler, Apollon gibi ünlü bilge kişiler damgasını vuruyor bu yöreye.
Beldemizde yetişen öğretmenlerden sayın hemşehrimiz yazın öğretmeni Ali İhsan Beyhan’ın hazırladığı Tu a n a (Tuwana) –Tyana adlı kitap bize bölgenin tarihi ve son durumu hakkında kısa, öz, aydınlatıcı bilgiler veriyor. Çeşitli yönleriyle güzel beldemizi tanıtıyor ve böylece bir boşluğu dolduruyor. Bize de kültür hizmetlerine eğilme olanağı sağlamış oluyor. Bu hizmetinden dolayı yazar hemşerimize teşekkürler ediyor, “sağ olun” diyoruz.
Kitabın bir boşluğu doldurduğunu söylemiştik: Beldemizde Köşk Havuz’a piknik yapmaya gelen kişilere, Köşk Höyük’ü ve Kemerhisar’da Tyana kalıntılarından su kemerlerini ve İtalyan ekibinin yaptığı kazıda gün ışığına çıkan antik yapıtları görmeye gelen yerli, yabancı turistlere bu kitabın yardımcı olacağını umuyoruz.
Sonuç olarak basımını sağladığımız bu eserle, bu yıl komşumuz Kemerhisar Beldesi ile birlikte yapmaya karar verdiğimiz Tuana Festvali’ne katılanlara, Türkiye’mize ve yabancı ülkelere antik güzel yöremizi, beldelerimizi gösterip tanıtmak, aramızda sağlam bağlar kurmak dileğiyle…
Fatih KAYA
Bor-Bahçeli Belediye Başkanı
GİRİŞ
TUANA (TUWANAWA)-TYANA:
Niğde'nin
Bor İlçesi'ne bağlı, Niğde İli'nin güneyinde, il merkezine uzaklığı 15-
Tuana 15 kadar devlete ev sahipliği yapmıştır: Hattileri, Luvileri, Hititleri, Firigleri, Asurluları, Kimmerleri, Tabalları, Persleri, Helenler’i, Romalıları, Abbasileri, Bizanslıları, Selçukluları, Karamanoğullarını, Osmanlıları, Cumhuriyet’i görmüştür. Üzerinde yaşadığımız bu topraklarda geçmişte hüküm süren devletlerin birbirleriyle anlaşamadıkları, zaman zaman savaştıkları bilinmektedir. Özellikle Bizanslılarla İslam Arap devletleri arasındaki savaşlarda zor günler yaşanmış, çok kan dökülmüştür.
Tyana 10. yüzyılın başlarında (931), Arap saldırısına kendi gücüyle karşı koyduktan sonra Araplar bir daha buraya gelememişler ama, Bizanslılar Tyana ile ilgilenmeyince eski görkemini yitirmiştir. Selçuklular ve Osmanlılar zamanında da önemsenmemiş, unutulmuş, sönükleşmiş, kendi haline bırakılmıştır.
20. yüzyılın ortalarından başlayarak suskun eski başkent Tuana, şimdi tarihteki önemini kanıtlamaya çalışmaktadır. Üzerindeki örtüyü kaldırıp sesini yavaş yavaş duyurmaktadır:
Bilimsel kazılardan ele geçenler değerlendirildikçe sessiz eski başkentin kültürel varsıllığı ortaya çıkmakta; tarihin alaca karanlığı içindeki durumu aydınlanmaktadır. "Sit" alanlarında ve ören yerlerindeki araştırmalar sürdürüldükçe devir devir yaşanan, gelişen karma kültürlerin, uygarlıkların harman olduğu Tuana yöresinde daha nice tarihsel buluntular meydana çıkarılacaktır. Böylece varsıl Anadolu tarihi içinde Tuana’nın değeri artacak, turizm açısından hak ettiği önemi kazanacaktır.
Tuana'da zamana karşı direnmiş olan ve çoğu toprak altındaki gizli yapıtlar binlerce yıl ötelerden bizlere seslenmektedir: "Eski suskun Başkent Tuana zaman tünelinden çıkarak asıl kimliğine kavuşmalıdır!.."
Ele geçen tabletlerden, Hitit Resim yazısından öğrendiklerimize göre, kaya oymacılığı, uygarlık alanındaki sanatsal buluntular, tanrılar, tanrıçalar, savaşlar, yağmalar, yıkımlar, zulümler, kıtlık, bolluk ve törenlerle ilgili tüm bilgiler, insanlık tarihinin geniş deneyim havuzunda birikmektedir.
Binlerce insanın emekleriyle yoğurduğu toprakların altından çıkarılan ve çıkarılacak olan anıtsal yapıtlar hem Tuana'nın, hem Niğde'nin, hem de Anadolu'nun tarihine yeni bilgiler eklemekte, bölgenin tarihiyle ilgili sorunların gizemleri çözülmekte, karanlık noktalar aydınlanmaktadır. Fırtınaların, sellerin, toprak kaymalarının ve savaşlar sırasında yağmaların, yangınların, yıkıntıların altında kalan uygarlıklara ait yapıtların araştırılma işlemi aralıksız sürdürüldüğü oranda suskun eski başkent Tuana–Tyana’nın sesi yükselmekte, her yerden duyulmaktadır.
Eski başkent Tuana uzun süre niçin "suskun" kalmıştır?
Tarihte Tuana - Tyana başkent olarak kısa kesintilerle uzun yıllar direnebilmiş, ama İS 10. yüzyılda Bizans Yönetimi burayı ihmal edince o da kabuğuna çekilmiştir.
Yıllar geçtikçe başkent kimliğini kaybetmiş, suskunlaşmıştır. Bizce bu suskunluğun nedeni, burada kurulan devletlerin uygarlıklarını uzun süre yaşatamamış ya da yaşatma olanağı bulamamış olmalarıdır. Tarihten silinip giderken bu topraklarda onlardan üzeri kapanan izler kalmıştır. Umudumuz, bu topraklarda onların izlerinin aranması, toprak altında ve üstünde çözümlenmeyi ve okunmayı bekleyen pek çok yazıt ve tabletin bulunup çıkarılması, değerlendirilmesidir. Bunun için gönüllü, özverili çalışan uzmanlara gereksinim vardır.
*
Başkent olduğu yıllardan bu yana Tuana – Tyana’dan nice kavimlerin, ulusların, devletlerin kralları, imparatorları, prensleri, komutanları gelip geçmiş, konup göçmüştür. Bunların arasında adlarını tarihe iri harflerle yazdıranlar, taşlara, kayalara resimlerini yaptıranlar olmuştur. Örneğin Kral Urpalla gibi. (Warpalavas İÖ 740 -717).
Urpalla üzerinde biraz duralım: Tuana bölgesinin beş yerinde, Tanrı Tarhun'la (Tarhunzas) birlikte kayaların yüzeyinde şık giysisi ile Kral Urpalla'nın kabartma resimleri bulunmaktadır. O, bu resimlerde görüldüğü gibi çalışkan insanların temsilcisi olarak Tanrı Teşup’un huzuruna varmıştır. Bir elinde ana besinlerin simgesi olan başak, diğer elinde üzüm salkımı tutan bereket, yağmur ve Fırtına Tanrısı Teşup’a bol ürünler verdiği için memnuniyet ve saygısını sunmaktadır. Yüzünde Tuana kralı olmanın mutluluğu ve bu bereketli topraklarda yaşamaktan hoşnut olmanın belirtisi görülmektedir. Bu kabartmalardan
Kral Urpalla'dan yüz yıl sonra Tuana, Asur, Firig, Kimmer komutanlarıyla karşılaşır. İÖ 609 yılında ünlü Asur Kralı Asarhaddon girer Tuana topraklarına. Ardından Persler gelir. Tuana iki yüzyıl onların eğemenliğinde kalır. Ta ki İÖ 333-4 yılında Büyük İskender ordusu ile Anadolu'ya girip de bu bölgeyi alıncaya değin.
Tuana'ya Roma Kralı Ösep girince (İS 114) adı "ÖSEPYA" olur. Tuana'yı yönetenler kısa sürelerde değişirler. Tuana - Tyana olarak Roma ve Bizans yönetimlerinde zaman zaman parlak dönemler yaşar.
1. yüzyılda İsa'nın havarilerinden kutlu Sent Pol'ün ziyaretinden sonra Tyana'ya bilge, filozof Appollon damgasını vurur.
İmparatorlardan Valens, Traianus, Hadriyanus ve Pompulüs Tyana'da yaptırdıkları anıt yapıtlarla ünlenirler: Jupiter mabedi, Köşk Havuz’un yanındaki Köşk, Olimpik Havuz, Su kemerleri, Hamam… gibi.
İsa'dan sonra VII. - X. yüzyıllarda Tyana kenti ve çevresi Arap akınlarıyla sarsılır. Halife Velid, Harun Reşid, Me'mun ve başka Arap komutanları Tyana'yı alıp İslam yönetimine katmak için akın akın gelirler. Cami de yaptırmalarına karşın uzun süre kentte kalamazlar, Bizanslılarla çatışmalar sonucunda kent dokuz kez el değiştirir.
1074 yılında Türk komutanlarından Emir Gazi Tyana ve çevresini Bizanslılardan alır. Ardından Moğollar ve İlhanlılar gelir bu yöreye. Karamanoğullarından sonra 1471'de Tyana bölgesi Osmanlı topraklarına katılır.
Anadolu'da yaşayan halklar önce Lüvi dilini sonra o kökten gelen Hitit dilini, sonra Helen dili ile Latince’yi daha sonra da Türkçe, Farsça, Arapça karışık Osmalıca’yı konuşurlar.
Tuana çevresinde yaşayanlar, çok tanrılı dinden sonra, karnı üçüz doğuracak gibi şişkin, kalçası yok gibi, gövdesinin alt kısmı yağlı, baldırları, beli belirsiz, omuz ve kolları düzgünce Ana Tanrıça Kıbele'yi (Kubala) kutsal tanımışlar, ardından Hıristiyanlığı, daha sonra da İslamiyet’i kabul etmişlerdir.
Tuana - Tyana 1923'ten sonra Niğde-Bor İlçesinin iki yakın köyü Bahçeli (Diravun-Kergah) ve Kemerhisar, birbirine bitişik beldeler olarak bugünlere gelmişlerdir. Kemerhisar Beldesi'nde dört yıldır 'Tyana Şenliği' yapılmaktadır.

Tyana Şenliği’nden görüntü
RESİM 10
Amaç,
Tuana -Tyana'yı yöreye, çevreye, Türkiye'ye ve
dünyaya tanıtmaktır. Bu şölene Tuwanawana (Tuanalı) olarak Bahçeli Beldesi’nin de katılması
gerekir. Bu nedenle iki komşu, kardeş belde, Kemerhisar’
Geçmişte su yüzünden çıkan kavgalardan, dökülen kanlardan ders alarak barışmalı, arzu edilen dostluğu, kardeşliği gerçekleştirmelidirler.
Duydum ki, şimdi istenilen duruma gelinmiştir. 2005 yılında Bahçeli Belediyesi ile Kemerhisar Belediyesi konuşup anlaşmışlar ve bu anlaşmayı meclis üyeleri imzalamışlardır. Bundan böyle birlikte düzenlenecek ‘Tuana Şenliği’nin adına yakışır biçimde daha anlamlı, daha kapsamlı, daha görkemli şekilde ele alınacağına inanıyoruz. Tuana - Tyana’da geniş çapta düzenlenecek şölen ve etkinliklere devletin üst düzeydeki yöneticilerinin de katılmalarını, katkılarda bulunmalarını bekliyoruz. Gerçekleştirilecek etkinliklerin iletişim araçlarıyla tüm dünyaya duyurulmasını umuyoruz. Artık, her yıl uzmanlardan, toprakları tarihi hazinelerle dolu, çeşitli uygarlıkların mozaiği olan bu yörede, “uygarlık ve sanat sempozyumları” düzenlemelerini istiyoruz.
Sanatçılardan, bir gün burada geçen tarihsel olayların romanlarını yazmalarını, filmlerini yapmalarını, resim sergileri açmalarını, konserler, temsiller vermelerini temenni ediyoruz... A. İ. B.
Not: