ALPER KAĞAN ÜÇER

 

EFRASYAP

 

Efrasyap kelime anlamı itibariyle "Tanrının Kamçısı" anlamına gelir. Yani Yüce Yaratıcının yer yüzündeki yaşayan, azmışları yola getireceği aracıdır.

Azmış kavimleri dindireceği, adaleti sağlayacağı, hırsızı, soyguncuyu, uğursuzu yola getireceği aracıdır efrasyap

Efrasyap adı tarihi kaynaklarda çokça karşımıza çıkar. Örneğin Alp Er Tunga destanında yiğit Alp Er Tunga'ya İslam kaynaklarında Efrasyap denilmektedir. Asur kayıtlarında "Maduva", Heredot da ise "Madyes" denilir. Ayni zamanda Alp Er Tunga bir İran destanı olan Şeh Name de efsanevi Turan Hükümdarı Efrasyap olarak geçmektedir.

Bunların ötesinde Karahanlı devleti hükümdarları kendilerinin Efrasyap soyundan geldiğine inanırlardı. Yine Moğol tarihçi Cuveni de Uygur devleti Hükümdarlarının Efrasyap soyundan geldiğini yazar. Şecere-i Terakkime'ye göre Selçuklu Sultanları da Efrasyap soyundandır. Tarihçi Mesudî de M.S. 7. Yüzyılın başındaki Gök Türk hakanlarının da Efrasyap soyundan geldiğini  yazmaktadır.

Bu kadar tarihi bilgi yeterlidir herhalde. Bu kaynaklardan da anlaşılacağı gibi EFRASYAP tarih boyunca Turan devletinin komutanı, hükümdarı, lideri olan şahsa verilmiş bir unvan, bir soydur….

Efrasyap adının ne olduğunu merak edenlere duyurulur

 

------------------------------------------------------------

VAR SAYALIM Kİ PKK ŞERİATÇI OLDU

imkân buldukça, dilim döndüğünce birkaç ayrı siteden olaylar karşısındaki düşüncelerimi ifade etmeye çalıyorum. Diyeceksiniz ki yazıyorsun da ne oluyor? Kim dikkate alıyor, kaç kişi okuyor, yazdığın ya da yazmadığın zaman ne değişiyor?

İşin aslı okunma oranı, elimizdeki imkânlar dâhilinde çok çok düşük olduğunu düşünüyorum. Yazıların mahiyetleri ve doğurduğu etkilerde cidden kendi adıma hiç yazılmasa da olur denecek kadar. Peki, o zaman bu zahmete ne gerek var?

Yaşadığım sürece etrafımızdaki olup bitenlerle ilgili ajandama bir not düşmek adına 20’li yaşlardan beri değişik dergilerde yazdığım yazılarla olaylar karşısında ne kadar namuslu ne kadar isabetli düşündüğümü, ya da yanıldığımı görmek adına bu tür bir meşgaleye hizmet ediyorum.

Gelelim PKK’nın şeriatçılığına; Allaha şükürler olsun ki bu lanet belayı başımıza saranlar çok büyük bir stratejik yanlış yaptılar. “kendi pencerelerinden” çıkış noktasında PKK’yı Marksist bir ateist örgüt olarak kurdukları zaman kazandıkları kaybettiklerinden çok daha fazla idi. Belki örgütlenme şeması olarak hazıra konmuşlar ideolojik bir jargonun üzerine oturmuşlardı, fakat bölgedeki mütedeyyin insanlara ateist bir dünya görüşü sundukları için kaybettiler.

Günümüze geldiğimiz zaman kendimce bazı gelişmeleri sizlerle paylaşmak ve sizlere sormak istiyorum. Örgüt ideolojik sahada hatalarını görmüş ve yeni bir frankeştayn olarak sahneye mi çıkıyor? Bundan birkaç ay önce Güneydoğuda bazı imamların PKK propagandası yaptıkları iddiası ile gözaltın da alındıklarını duymuşunuzdur. Daha evvelki gün İstanbul’da 2 PKK’ itin leşleri için Mevlit verildiğini duydunuz mu? Bu değişimle ilgili olarak bence en dikkate değer gelişme Apo’nun son verdiği beyanatlarda “dilinin dişinin arasında” Hangi PKK sorgulamasını yaparken; PKK’nın kurulduğu yılların sosyalizmin bitiş sürecinde hayat bulduğunu vurgularken Marksizm’i hiç de öyle sahiplenmedi.

Hadi şimdi birlikte bir gelecek tasarlayalım ve hayal kuralım; PKK tüm Marksist ideolojinden vazgeçmiş tamamen dindar hatta din için vatan mücadelesi vermeye başladığını açıklamış olsun. Elindeki eroin paralarını bölgedeki insanların dini ihtiyaçları için kullanmaya başlamış camilere yardım yapmaya başlamış, kapatılan engellenen kuran kurslarını illegal olarak kendi bünyesi altında açmaya ve tüm bölgedeki kürt kökenli imamları maddi destekleriyle ihya etmiş olsun.

Hatta sadece Kürt halkını değil, Türk halkını da istismar etmek için; sorumsuz ahmakça verilen din düşmanı laik cephenin beyanatını hedef alan birkaç eylem yapsa, işler değişir mi ne dersiniz? En azından bölgedeki cahil okumamış kürt kardeşlerimiz için?

Yazıyı bitirmeden bir anı ile noktalayalım. Bundan 10 sene kadar önce “güneydoğu”da bir kış gecesi Diyarbakır civarında bir yer sofrasında bir PKK dönmesi itirafçı üst düzey eleman bir anısından bahsetti; Aklıma geldi bunu da yazıya dâhil edeyim dedim kim ne isterse onu alsın.

PKK’lı dönme, teröristlik yaptığı yıllarda bir Kürt köyünü basmış adamlarıyla, zavallı halk lanet okuyarak ne derlerse yapıyor, kimse yok, Allah’la baş başa tüm mazlum köy halkı yat diyorlar herkes yatıyor. Kalk diyorlar tüm halk ayakta... Kimse yok aman dileyecek. Zaman geçiyor PKK’lıların karınları acıkıyor sofra kuruluyor. Köyün ileri geleni gayri ihtiyari yemeğe başlamadan besmele çekiyor. Bizim dönme her şeye hâkim olmanın verdiği öz güvenle başlıyor, dinin bir afyon olduğunu, çağ dışı bir gericilik olduğunu anlatmaya kendince ateist bir ders veriyor. Tüm zulümlere sabreden köyün aksakallısı patlıyor ve diyor ki;

lan bu dünyada anamızı……….., bırakın öbür dünyamızı mahvetmeyin.

Dönme ne diyeceğini bilememiş, hayatları iki dudağının arasında olan bu garip insanların iş bu noktaya gelince ne kadar pervasız olabileceklerini görmüş. Dünün Marksistleri, bugünün laik liboşları kutsal Türk ordusunu da yanlarındaymış gibi gösterip Allah korusun yüce Türk devletine isyan haline getirmiyorlar mı?

PKK‘ hain Ahmet Kaya’ya sormuşlar gebermeden önce, tesettür hakkında ne düşünüyorsun diye; kızım mini etek giyiyor ama anamın başındaki örtüye el uzatanın elini koparırım demiş. Bu ateistin gösterdiği erkekliğin onda birini Müslüman kardeşlerimizde gösterebilse hiçbir sorunumuz kalmazdı ne dersiniz?

Selam ve dualarımla

Yüce Allah Asakir-i Mansure-i Muhammediyye’mizi emperyalist işbirlikçilerden korusun

Bir sonraki yazım ‘Asakir-i Mansure-i Muhammediyye saldırma ihaneti’ başlıklı olacak.

 

--------------------
                                                                                                                                                            

 

A.K.Ü.

 

HAYATINI FİKRE VE SİYASETE ADAYAN, HİÇ BİR DEVRESİNDE KENDİ İÇİN BİR MİLİM AYIRIM YAPMAYAN,

KARŞILIKSIZ HİZMETİN DESTANINI YAZMIŞ İNSAN.

 

ALPER KAĞAN ÜÇER

 

(( ÜÇER AİLESİ TOHUMU SİYASET VE İDEOLOJİYLE YIKANMIŞ OLDUĞU HALDE  KEL ALİ OĞLU AHMET ÜÇER’DEN BERİ KATİYEN VE ASLA BİR KURUŞ MENFAAT SAĞLAYICI GÖREV ALMAMIŞLARDIR.

BU HALKA ALPER İLE DE BÖYLE DEVAM ETMEKTEDİR.  Yıllardan beri MHP ye hizmet edenlerin SİCİLLERİNİ ONDAN SORUNUZ . DEFALARCA  TÜRKİYE’Yİ DOLAŞAN VE HEMEN HEMEN MİLLİYETÇİ CAMİANIN YÜZDE DOKSAN BEŞİNİ BİLEN BU İNSAN, UÇAK- TREN-OTOBÜS YAYA GEZİLERİNDE ANADOLU’YU KARIŞ KARIŞ HATMETMİŞTİR.

PEKİ AİLENİN SİTESİNDEKİ BU SİTAYİŞLE BAHSETMEK DOĞRU MU.?

BİR TARİKATIN  REŞİT OLMAYAN ÇOCUKLARINI AHLAK VE FAZİLET TİMSALİ GÖSTEREN ANSİKLOPEDİLERİ OKUYUNCA VE BU TARİKATIN NİHAYET BİRİKTİRDİĞİ SERVETİ YAHUDİLERE DEVRETTİĞİNİ NAZARA ALIRSAK, ALPER KAĞAN’IN AİLESİ ZIRNIK YARAR GÖRMEDİĞİ BİR DAVADA KONUMLARINI TARİF ETMELERİ SANIRIZ Kİ ACAİP DÜŞMEMEKTEDİR.))

Niğde 1972 doğumlu. İlk, Orta okulları Niğde’de, Liseyi Nazilli’de bitirdi. Bursa Uludağ Üniversitesi Uluslar arası ilişki mezunudur. Fikri ve siyasi konularda memleket, millet derken hayatta kendisini düşünme fırsatı hiç olmadı.  Öğrenciliği boyu bir takım uluslar arası dergi yayınında, büyük dergiler de makale yazarak sanatını ilerletti.   Samimiyet kokan makaleleriyle Türk Milliyetçiliğini geçirdiği badireleri en güzel şekilde ifade etmektedir. Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın  fikri ve siyasi sahadaki yardımcılığını yürütmektedir.

Alper Kağan ÜÇER, hayatı boyunca mevcut maddi ve manevi varlığını arkadaş bildiği kimselerle

Birlikte harcamayı karakter unsuru haline getirmiştir. Bu bakımdan öğrenciliği ve sonrasındaki maceraları Alperenliğin alınyazısı gibi , şerefle tesçil edilmiştir.

Türklük, maneviyat diye kavramlar varsa bunlarda cep doldurmanın, makamları işgal etmenin bu aileye haram olduğu herkesçe biline..

Bir zamanlar milliyetçileri toplumun en ahlaklı kişileri bilirdim. Bunun böyle olmadığını,

Yaşadığım ve el koyduğum olaylarla tarihe tesçil ettim. Bu bir kader meselesidir. Kadro namusluların elindeyken belki. Kadro aydının baskılardan kaçtığı zamanlarda teessüs etmişse sokak kabadayıları,

Türkeş’le birlikte temelini attığımız davanın en önemli makamlarını işgal edebileceklerini, milliyetçiliğin salon sosyalistlerinin asaletini bile arattıran bir lağıma bulandığını görmüş bulunuyorum.

Hele hele kendisine Ülkücü diyen bir takım hayalperest bu vasfın layıkı olamamanın sarhoşluğu içinde bir mechule doğru yol almaktadırlar.

Komünizme, Faşişizme ve bilhassa Masonizm’e karşıydık ve senelerle başbuğla bu sıfatla koşturduk.

Şimdilerde bir çok serseri Masonizm’in lafını bile ağzına almıyor. Çünkü oradan beslenenler bulunuyor içlerinde..

Madde ve makam için kendini en ahlaksız ölçülerde alçaltanları görüyoruz..

Bunu inkar edene de rastlamadım.

AB ye taraftar olmak, Amerika’ya ses çıkaramamak bu günün ülkücülerinin ortak vasfı dersem insafsızlık olur muyum?

Bu yazdıklarımı ne zaman geri alırım bilir misiniz. Tarif ettiğim şekilde davrananları analarından doğduğuna pişman edecek kadrolar belirinceye kadar.. Ben bu yolda uğraşmayı bile anlamsız buluyorum. Sorarlarsa fikrimi söylüyorum.  Eğer bu davaya emeğim varsa onu haram etme durumundayım.

Lafı burada kesiyorum. Evlatlarım haram yememeli. Evlatlarım makam ve madde peşinde olmamalı. Olurlarsa kendimizi savunmaya bile fırsat bulamayacağımızı sanıyorum.

Çünkü ben ülkücülüğü senden öğrendim diyenin, hırsız köpeklere uşak olduğunu bile  gördü bu garip gözler.

Parmağımızı kaldırdığımızda harekete geçen beş yüzler, halsizliğin anlamsızlığın, yönsüzlüğün batağında debelenip durmaktadır.

Kim bir kuruş ve makam istediğimi ispat ederse bu yazdıklarımı tükürdüğüm baklam kabul edip, yalayacağım..

Osman ÜÇER

 

ALPER KAĞAN BİR YAZISINDA ŞÖYLE DİYOR

 

Nihal Atsız'ın talebelerinden olan babam vesilesiyle, Ülkücü Hareketle tanışmam çocukluk yıllarında gerçekleşti. Ağabeyim Alpagut Kürşad Üçer üniversite yıllarında Rahmetli Başbuğumuzun özel kaleminde görev almış, daha sonra avukatlık yaptığı Nazilli' de MHP ilçe Baskanlığı yapmıştır.

Rahmetli Metin Tokdemir' in Genel Başkanlığı döneminde, 17 yaşında iken, Gençlik Kültür Sanat Ocakları'nın ilk şubelerinden birisini, Nazilli'de açarak baskanlığını üstlendim.

Üniversite tahsilimi, Bursa Uludağ Üniversitesi, Uluslararası ilişkiler bölümünde tamamladım. Bu dönemde, Üniversite başkanlığı, Ülkü Ocakları Marmara Bölgesi'nde yöneticilik gibi görevler yürüttüm.

Daha sonra verilen görev üzerine, Ülkü Ocakları'nın eğitim ve taşra teşkilatlarından sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı için Ankara’ya geldim. Başbuğ' un son özel eğitim grubunda seminerlere katılma şansına sahip oldum. Başbuğ'un vefatının ardından, Ülkü Ocakları'nda yaşanan görev değisimini müteakip Bursa'ya döndüm Bir yanda MHP il teşkilatında çalışırken Ülkücü Harekete yönelik “Tanrıkut” ve “Gönül Köprüsü” isimli iki dergi çıkardım.

3 Kasım seçimlerinin ardından, Türkiye genelindeki, aynı dönemlerde görev yaptığımız yaklaşık 400 il, ilçe ve bölge başkanı ile iştişare ederek, yaşanan politik ve ideolojik buhrana ilişkin olarak hazırladığımız raporu, başta Sayın Devlet Bahçeli olmak üzere çeşitli Ülkücü önderlere sunduk. Bu süreçte; medyadan takip ettiğim, kitaplarını okuyarak etkilendiğim, Ülkü Ocakları eski genel başkanlarından Ulvi Batu'dan, Ocak'ta özel eğitim gruplarına ders verdiğini ögrendiğim, Ülkücü Önder Prof. Dr. Ümit Özdağ'la da bir dizi görüşme gerçekleştirdim. Görüşmeler sırasında, kendisinde gözlemlediğim, Başbuğumuzdan öğrendiğimize uygun, Ülkücü duruş ve ideolojik bakış açısı beni oldukça etkiledi. Bu tarihten itibaren kendisi ile birlikte hareket etmeye karar vererek, 3 yıldan bu yana gerek Ankara'da, gerekse Türkiye'nin her köşesinde 200'den fazla konferans ve gezide birlikte olma imkânı buldum.

Sayın Ümit Özdağ'a ilişkin çok söz söylenebilir, uzun hamasi söylemler geliştirebilirdi, ancak bu küçük kitapçıkla en azından sizlere geçmişten, geleceğe en objektif şekliyle, beni ve çevresindekileri etkisi altına alan Ümit Özdağ'í bir nebze daha yakından tanıtabilmeyi amaçladım.

Cenab-ı Allah yar ve yardımcımız olsun.

Alper Kaan Üçer

 

HADİSE NEDİR? VE NASIL ÇIKARILIR?

HADİSE ÇIKARICILARIN PİRLERİ

 

Hadise nedir?

Meclisin açılmasına birkaç gün kala MHP milletvekillerinin SEBAHAT TUNCEL denen mağara cariyesine karşı tutumunun ne olacağı merakla bekliyorum. Malumunuz çok uzun zamandır Soros Basını’nın Devlet Bahçelin’in ne kadar yiğit, ne kadar kadirşinas, ne kadar beyefendi olduğunu anlata, anlata bitiremiyorlar. Kendilerince amaçlarına da hâsıl olmuş görünüyorlar. Hırsız evi boşaltırken kimse ses çıkarmayacak, ırz namus elden giderken kimse elini beline atmayacak.

Tayyibin seçim çalışmaları sırasında, MHP ve DTP’ lileri kastederek ve aynı kefeye koyarak; ‘bunlar meclise girerse hadise çıkarırlar’ demesi, sanırım sırf bu beyanı yalanlama adına ‘köpeklerin olduğu köyde taşları yere bağlatacak’.

Makalenin sınırları içinde Tayyibe bu sözü nelerin söylettiğini anlatmak sanırım imkânsız. Bu konudaki güzel bir analiz sunan www.bozkurtlar.org adresinde ki lan Tayyibadlı makaleyi Müslüman Türklerin okumalarını ısrarla tavsiye ediyorum.

Hadise çıkarmak PKK militanı olan bir kadının mecliste yemin ettirilmesini engellemek ve Türk’ün meclisinde Türk’ün vekili yapmamak ise ben o zaman o hadise çıkaranın ayaklarının altını öperim.

Maddi ve manevi hiçbir ortak değerini kabul etmediğim MHP Aydın milletvekili Ertuğrul Kumcuoğlu ‘had bildirme’ konusunda zaten mahir bir ‘ülküdaşımız!’ Hatırlayın Merve kavakçının(*) sırf başı örtülü diye mecliste üstüne hücum eden bu muhterem o gün Merve Kavakçı’yı yemin ettirmeyerek milletvekilliğini nasıl engelledi ise umuyoruz ve bekliyoruz ki PKK’lı nın da vekilliğini engelliyecektir.

Hadise nasıl çıkarılır neye yarar?

Tayibin zırvasından yola çıkarak kaleme alına bu yazı da hadisenin ne olduğunu söyledikten sonra gelelim hadise nasıl çıkarılır ve neye yarar kısmına;

İnsanı insan yapan kutsallarının sınırları ihlal edildiği zaman, eğer o muhatap insansa, canını da vermek göz önünde bulundurularak, hesapsızca olaya el koyma hadisesi; hadise çıkarmaktır.

Hadise çıkardığınız zaman beklide ayıplanır kınanırsınız

Hadise aferin almak için çıkarılmaz

Hadise pastadan pay almak içinde çıkarılmaz

Hadise çıkarırken sonu düşünülmez hesap yapılmaz

Hadise çıkarmak ‘papaya günah çıkarmaya!’ benzemez

Hadise çıkarmak gömlek çıkarmaya benzemez ‘dün dündür bugün bugündür’ diyemezsin. Hadise çıkaracak adam ‘12 Eylülde babalarınızın düştüğü hataya düşmeyin’ dedirtmez

Hadise çıkarmaya başladın mı boynuna urganını kendin takar, sehpanı kendin tekmelersin, çingeneler sana yanaşmaz

Hadise çıkarmak hele hiç pasaport çıkarıp cebinde uçak bileti hazır dolaşmaya benzemez

Hadise çıkarmak, kafana geçen torbayı çıkarmadan omuzundaki tüm apoletleri takmamaktır.

Hadise çıkarmak, liboşlara Allahsızlara hoş görünmek için tesettürüyle milletvekili yaptığın kadının başındaki örtüyü çıkarmaya benzemez

Hadise çıkarmak Rahşan’ı mutlu etmek için tecavüzcüye, hırsıza, ite, çakala af çıkarmaya benzemez

Hadise çıkarmak uyum yasası çıkarmaya, ikiz yasaları çıkarmaya hiç mi hiç benzemez

Hadise çıkarmak akıllı adamın işi değildir.

Yuvandan huzuru, cebinden paranı, dünyadan rahatı çıkarmak gibi bir şeydir hadise çıkarmak.

 

Hadise çıkarıcıların pirleri

 

Muhteşem mazimiz o kadar çok hadise çıkarıcılarla doludur ki bunları saymak anlatmak bu makalede ancak haddini bilmezlik olacaktır.

Onun için tarihi sıralamaya tabi tutarak, kısaca göz atalım birkaç büyük sayfayı aralayalım.

Hz Muhammet Mustafa (s.a.v) tüm dünya karşısın da iken 40 kişi olduğu zaman Kâbe ye karşı yürüyerek hadise çıkarmadı mı? Herkes onu ‘huzursuzluk çıkaran toplum düşmanı’ ilan etmedi mi? Ona büyülenmiş delirmiş demediler mi?

Tüm ‘İslam muhafazakârları’ evlerine saklanıp mehdi bekledikleri günlerde, tek başına yalnız damarındaki kanına ve atalarının rabbi olan Hz Allaha güvenip yola çıkan Aziz Atatürk çıkardığı kuvvay-ı milliye hadiseleriyle’ bizzat halife tarafından kâfir ilan edilmedi mi?

Koskoca Sovyet imparatorluğu ve onun yedi düvende yardakçılarına karşı, yüce başbuğ ‘12 Eylül öncesinde çıkardığı hadiselerle’, vatan mücadelesi verirken bizzat öz be öz Türk çocukları tarafından faşist, katil, Amerikancı ilan edilmedi mi?

Yurt dışındaki diplomatlarımız her gün öldürülürken, ‘12 Eylülün aslanları’ tısmış evlerine saklanmışken içimizden biri olan, herhangi birimiz olan, yiğidimiz; rahmetli Abdullah Çatlı çıkardığı ‘küçük birkaç hadise ile’ asala terörüne set çekmedi mi?

Milli kahraman ilan edilmesi gerekirken mafyacı, gladio tetikçisi ilan edilmedi mi?

(*) hayat görüşü ve üslubu konusunda ortak bir paydamız olmayan Merve Kavakçı’nın her şeye rağmen bu PKK militanıyla eş tuttuğumuz gibi bir düşüncenin hâsıl olması tüm meramımızı yok eder. Sadece haddini bilmez had bildiricilere gönderme yapmak için bu örneği yazıya dâhil ettik

Alper Kağan ÜÇER

2 / 8 / 2007

---------------------------------------------------------------------------------------------------

AKP NASIL TEK BAŞINA İKTİDAR YAPILIR?

Alper Kağan Üçer

Cumhuriyet aydının onlarca yıldır halkının tüm temel referanslarından kopuk, ‘yaptım oldu’ zihniyetiyle yaptığı her eylem Türk milletini radikal arayışların içerisine sürükledi. Sağ politikalar adına halkı soyan ABD’ye itaat eden icraatlar Türk çocuklarını Marksist arayışlar içine itti. Gün geldi bu mandacı zihniyetin siyaset sahnesinde köşeye sıkıştırdığı Türkmen çocukları devletine başkaldırdı. Sağcılık adına kemik yalayıcılar servetlerini büyütürken sadece kaybeden Müslüman Türk halkı oldu.

Sömürge aydınını hep birlikte izliyoruz. Cumhurbaşkanlığı seçimleri dolayısıyla AKP’nin önünü kesmek için her gün her ayrı TV kanalında değişik renkteki açık oturum programlarında güya kendilerince AKP’ye zarar veriyorlar. Her nefes alışları, her mimikleri adım adım AKP’yi iktidara taşımakta, haberleri yok. Türk insanından o kadar uzaklar ki artık bırakın fikri ayrılıklarını konuştukları dili dahi halk anlamamakta.

Tayyip Erdoğan ve etrafındaki her renkten toplama grubu, oturup bu son kriz döneminde “karşı cephe ne derse biz yükseliriz” diye bir metin hazırlasa ancak bu kadar isabetli olurdu. Ruhlarının derinliklerindeki deva bulmaz din ve millet düşmanlığını Atatürkçülük kisvesi altına sokan bu 1402’likler AKP’nin üzerinden dine ve tüm kutsal değerlere vurdukça sömürge valisi ve ekibi ellerini ovuşturmaya devam etmekte.

Eğer esas gayeniz AKP’nin gerçek yüzünü göstermek ise alın size adam gibi gerekçeler. İnsanların başındaki örtüyü yüzündeki sakalı tüyü oynayıp milletle devleti düşman etmeyin.

Ramazan ayında tüm Müslümanların oruçlu olduğu günlerdi İtalya gezisi sırasında AKP’li yöneticiler zafer şarhoşluklarını perçinlemek için uçakta öğlen saatlerinde içkilerini yudumlarken pek mesuttular. Taraftar gazetelerde ve TV’lerde tek bir haber geçmedi.

İktidarın ilk günlerinde o kadar sisteme adapte oldular ki diyanetin verdiği bir resepsiyonda likör ikramı artık çüş dememize sebep oldu.

Erbakan’ın provakatif söylemlerinden önce tek bir üniversitede başörtüsü meselesi yokken milletin başına bela ettikleri başörtüsü meselesi sonrasında kendi kızlarını ihale verdikleri iş adamlarının sponsorluğunda Amerika’ya göndererek kendilerince bu sorunu da hallettiler. Dar gelirli vatandaşın kızı en yüksek puanla kazandığı tıp fakültesine giremeyip kapıdan kovulurken birileri Amerika’daki maceralarını anlatıp kahkaha atıyordu.

Şimdi cumhurbaşkanlığına aday gösterilen Türk büyüğü başkomutan adayımız askerin başına çuval geçirildiği saatlerde memleketinde mantı partisinde o kadar mesuttu ki işin doğrusu unutulmayacak sahnelerdi.

Çok dindar başbakanımız ve dini bütün reisi cumhur adayımız, papanın heykeli altında Avrupa Birliği anlaşmasını imzalarken hatırlıyor musunuz ne kadar keyifliydiler.

AKP’li bakanların oğulları cep harçlıklarıyla trilyonluk gemiler alırken Hz. Ömer’in adaletli hayatından vurgular yapan bu zavallı güruhun naraları geldi aklımıza.

İstanbul Belediyesi üzerinden çalışan şirketlerin başında yer alan damatlar yine yüce Ömer’in adaletini hatırlattı bize.

O kadar hoş görülü bir iktidar süreçleri oldu ki özel hazırladıkları kanun sayesinde apartman dairelerinin kiliselere çevrilmesine de yine bu dini bütün güruh imkân sağladı.

Erbakan’ın devlet malından yaptığı hırsızlık konusunda (Allah var) ellerinden gelen bütün her şeyi yaptılar.

Kültür turizmi adında tek bir cemaati olmayan yıkılmış kiliseleri, havraları bizim vergilerimizle bize sormadan açan bu iktidar kime hizmet ettiğini, kime diyet ödediğini her fırsatta gösterdi. Bu konuda en bariz örnek içerisinde Türk kadınlarına tecavüz edilen Van’daki Ermeni kilisesinin açılışını tüm dünyaya şov yaparak sergilemeleri ibret vericiydi.

Rumların Osmanlı’ya karşı saldırı karargâhı olan papaz okullarını açmak en büyük sevdaları oldu. Misyonerlerin önüne kırmızı halılar serdiler.

Türk milleti o kadar uyuşturuldu ki Hz. Muhammet Mustafa (s.a.v) efendimize küfredilmesi sırasında bu konuda eylem yapmak isteyen Türk milleti gene bu iktidar tarafından ezildi.

Sadece çok az bir kısmını yazabildiğimiz bu büyük ihanetler bile AKP’nin nasıl ve ne şekilde incelenmesi gerektiğine birer ipucudur. Yoksa şu an dine ve değerlerimize söverek AKP’ye saldırmak maalesef ilk seçimde yine tek başına AKP iktidarlarını engelleyemeyecektir.  Bilakis ellerinizle, dillerinizle bu üslupla tek başına  AKP iktidarını inşa edeceksiniz.

 

 

SUS ARTIK EY TÜRK!..

 

ALPER KAĞAN ÜÇER

((BU YAZI BOZKURTLAR SİTESİ’NDEN AKTARILMIŞTIR))

Her  sabah iş yerimize gelip elektronik postalarımıza baktığımız zaman hepimiz görüyoruz ki onlarca vatan kurtaran postalar, Çanakkale’den tutunda Malazgirt’ e uzanan binlerce makale, slayt, haykırışlar meydan okuyuşlar uzayıp gitmekte… Düşman ilerlemekte…

Meydanlarda adlarını dahi bilmediğimiz o kadar çok vatan kurtaran, Kuvayi Milliyeci,  yüzlerce dernek, parti ülkenin ve milletin bekası için cılız bir sesle ‘vızıldamak’ da. Tüm bu derneklerin, partilerin yönetim kurullarını toplasanız hatta üzerine de bu yöneticilerin ailelerini ekleseniz gülünç ve acınası hali yok edememekte... Toplanan kalabalık herhangi birimizin düğün meclisinin yarısını dahi geçmeyecek bir sayıda çaresizce çırpınmakta. Düşman ilerlemekte….

Bazı Türkler sadece vızıldamakta, sadece aşağılık egolarını tatmin etmek için buldukları masaları korumak için çevresindeki ‘diğer’ Türklere “bok” atmaya devam etmekteler, düşman ilerlemekte.

Türk’ü temsil noktasındaki partiler Türk ten başka herkesle anlaşmış ve yapılan tüm eylemleri Türk’ün menfaati için yaptığına önce kendilerini sonra çevrelerindeki aşağılık dalkavuk sürüsüne inandırmakta.

Büyük bir uğultu var, kimin ne yaptığı kimin neye hizmet ettiği belli değil, sadece bitmeyen sonuçlanmayan bir hazırlık evresi var. Millici Ülkücü sömürücüler hayatlarını bu hazırlık evresi adını verdikleri başı ve sonu belli olmayan zaman aralığında devam ettirmeye çabalıyorlar. Düşman ilerliyor, teker teker burçlar düşüyor…

TÜRK artık zaman konuşma zamanı değil eylem zamanıdır. Lanet olası hazırlık devresi sadece pis korkaklığınızın üzerine örttüğünüz pis bir örtü olduğunu artık ilk önce kendinize itiraf etmek zorundasınız.

Korkaklar, acizler, sinsi insanlar ve kapitalistler sadece konuşurlar

Diyet ödeyemeyen insan namustan bahsedemez, namussuzdur. Diyet ödemeyen insan zaferi kucaklayamaz zafer diyet ödeyenlerin anasının ak sütü gibi helalidir. Diyet ödeyemeyen insan sevdalanamaz sevdaların yaşam kaynağı bedeli verilmiş kutlu diyetlerdir.

Karakollara düşmeden, yusufiyelerde yatılmadan, kazançlarımızı ülkü yoluna seferber etmeden, gün gelip eşimizden dostumuzdan kınanmadan, iftiralara uğramadan ve zaman gelip kutlu çağrı geldiğinde canlarımız hediye edilmeden erdemli insan olunmaz.

Beş yıldızlı otellerin salonlarında, sıcak koltuklarımızda, ellerimizde meyve kokteylleriyle vatan kurtarmak ne güzel, ne kadar da ucuzladı değil mi?

Geçenlerde yine vatan kurtaran aslanlara rastladım bir parkın kenarında büyükçe bir ağacın altına sinmişler yağmurdan ıslanmamak için birbirlerinin sırtlarına basmaya çalışıyorlardı. Ola ki, yağmur o narin ve naif bedenlerine değerde incinirler diye o kadar ürkmüştüler ki…

Polisin herhangi bir zor kullanmasına da gerek yoktu zaten bir avuçtular ve haşmetli polis şefinin konuşma seyri ve atılan vızıltı sloganlara kaşını eğmesi tüm sesleri kesiyor, “aferin alır mıyız diye” onun hoşuna gidecek satırların altını çizerek vurgu yapıyordu muhteşem hatibimiz.

Her grup, her dernek, her parti diğerini hainlikle suçlamakta…

Amerikan Konsolosluğu önünden aracınızla geçmişseniz hayatınızın bir döneminde bir kere kesinlikle siz artık Amerikan köpeğisinizdir ya da komşunuz olan bir baş çavuşla kahvede oturup çay içmişseniz kesinlikle kökü nerde olduğu belli olmayan derin devletin uşağısınızdır.

Bu aşağılık karalama kampanyası sayesinde birileri millicilikten nemalanmakta vampirleri utandıracak şekilde Türkün kanını Türk adına emmeye devam etmekteler.

Kırk parçaya bölünmüş milli güçlerin hangisine sorarsanız kendi dışındaki grup haindir.

Bir ara 12 Eylül sonrası İslami yapılanmalar değişik yerlerde mantar hızıyla çoğalırken onlarda kendi şeyhlerinin mehdi olduğuna imanları üzerine yemin etmekteydiler.

Zaman geçti bu şeyh efendiler sapır sapır döküldü öldü gittiler ne ihtilal yaptılar ne de dünyayı kurtardılar ama bu hayâsız güruhlar utanmadan dükkânı işletebilmek için derhal yeni mehdiler türettiler ve yine imanları üzerine yemin etmeye devam ediyorlar junior mehdiler adına…

Susma zamanıdır artık…

Susup iş görme zamanıdır.

Eylem ne olmalıdır? Kimlerle olmalıdır? Nasıl ve nerde olmalıdır ?

Bu binlerce soru zaten bugüne kadar işin olmamasının sebepleridir.

Yapılması gereken herkesin kendini tanıması neyi ne kadar yapacağına önce kendi özünde iman etmesi ve artık susup işe başlaması zamanıdır.

Hiç birimiz Malkoçoğlu değiliz ya da Battal Gazi.

Sadece dürüst olalım ne kadar korkağız ne kadar cimriyiz ne kadar geleceğimizden şüpheliyiz ya da ne kadar kariyer delisiyiz, parayı ne kadar çok seviyoruz ve son olarak ne kadar başkaları bizi beğensin en önde ben olayım kimse benden daha uzağa işemesin diye düşünüyoruz bunları görelim bunları kendimize itiraf edelim.

İyi birer insan olmadan iyi bir Türk olamayız.

Tanrı Türkleri Türklerin şahsi menfaatlerinden korusun, o zaman mutlaka Türk yücelecektir…

 

xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

 

İmeille gelen

 

Çıkdum erik dalına anda yidüm üzümi
Bostan ıssı kakıyup dir ne yirisn kozum

Kerpiç koydum kazana poyrazıla kaynatdum
Nedür diyü sorana bandum virdüm özini

İplik virdim çulhaya sarup yumak itmemiş
Becid becid ısmarlar gelsün alsun bizini

Bir serçenin kanadın kırk katıra yükledüm
Çift dahi çekemedi şöyle kaldı kazanı

Bir sinek bile kartalı salladı urdı yire
Yalan değül gerçekdür ben de gördüm tozını

Bir küt ile güreşdümelsüz ayağum aldı
Güreşip basamadum köyindirdi özümi

Kaf tağından bir taşı şöyle atdılar bana
Öğlelik yola düşdi bozayazdı yüzümi

Balık kavağa çıkmış zift turşusın yimeğe
Leylek kodık toğırmış baka şunun sözini

Gözsüze fısıldadum sağır sözüm işirmiş
Dilsiz çağırup söyler dilimdeki sözimi

Bir öküz boğazladum kakıldum sere kodum
Öküz ıssı geldü eydür boğazladun kazumı

Bunda da kurtulmadum n'idesini bilmedüm
Bir çerçi geldi eydür kanı aldıun gözgümi

Tospağaya sataşdum gözsüz sepek yoldaşı
Sordum sefer kancaru Kayseri'ye azimi

Yunus bir söz söyledün hiçbir söze benzemez
Münafıklar elinden örter ma'ni yüzüni









Şu anda Ankara’da bulunmaktadır.  Milli kültüre sadık kuruluşlar arasında organize çalışmalar yapmaktadır.