Türbanın Tarihçesi

 

 

 

Bugünlerde “Türban”la yatıyoruz, “Türban”la kalkıyoruz. Türban aş oldu, iş oldu, Türkiye’nin gündemi oldu. Tek sorun Türban!

İşsizlik, sefalet, geçim derdi, yaşlılılar, aile sorunları, sağlık güvencesi, eğitim, sosyal güvenlik yasası, işçi ve memurun geçim derdi, ekonomi, bütçe açığı unutuldu, Türkiye’nin tek problemi türban oldu. Ülke olarak türbana odaklandık. Fakat ülke böyle giderse elden gidecek hiç birimiz farkında bile değiliz. esnaf işsizlikten kan ağlıyor hiç kimse farkında değil. Ben kendimden örnek verecek olursam bu gün iş yerimin telefonu 2 defa çaldı ve kapıdan 3 müşteri geldi onlarda sadece ve sadece bilgi almak için gelmişti yani kısacası siftahsız iş yerini kapattım bunun hiç kimse farkında değil. benim gibi ne esnaflar var bu ülkede siftahsız dükkan kapatan. Hadi hayırlısı bakalım türban gündemi ne kadar tutacak ?

Medyanın ilk haberlerini oluşturan türban manşetlerden düşmez oldu. Hükümetin ve TBMM’nin birçok konuda yasalarda değişiklik yapması gerekirken, sadece türban için anayasada değişiklik yapacak formüller aranır hale geldi.

Kurumları karşı karşıya getiren, herkesin bir şekilde fikir sahibi olarak tartışma programlarında arzı endam ettikleri bu örtünün tarihçesi ve ilklerini bizzat sizler için araştırdım ve bulduğum bulgulara göre;

 

Kamusal alanda ilk:

1950'li yıllarda kamusal alanda başını örten ilk kadın Dr. Hümeyra Ökten olmuştu. Hastaneye başını örterek gittiği için tepki alınca ayrıldı ve muayenehane açtı. Daha sonra Suudi Arabistan'a gitti .

 

Üniversitelerdeki ilk öğrenci:

1964 yılında İstanbul Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nde ilk başörtülü tıp öğrencisi Gülsen Ataseven oldu. Birincilikle üniversiteyi bitirdi.

 

İlk öğrenci eylemi (toplu):

1967'de Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'ndeki derslere başını örterek girmeye başlayan tek öğrenci Hatice Babacan oldu. Okul yönetimi Hatice Babacan’ı engelleyince toplu öğrenci eylemi başladı. Bu eylem Türkiye tarihinin ilk öğrenci eylemi olarak tarih sayfalarına geçti. Daha sonra Hatice Babacan üniversiteden atıldı.

Hatice Babacan; İki dönem AKP Hükümetinde bakanlık yapan (Şimdi Dışişleri Bakanı olan) Ali Babacan'ın halasıdır.

 

Başörtüsü yüzünden ilk hapis:

Şule Yüksel Şenler, Mehmet Şevket Eygi ile şehirleri dolaşarak kadınlara tesettür propagandası yapan Şenler "Başörtüsü saçı ve gerdanı gizlemeli” çağrısında bulundu. Kadınlar “vücut hatlarını belli etmeyen manto veya pardösü giyilmeli" ifadeleri ile tesettürün çizgilerini belirledi. Bu dönemde farklı bir şekle giren baş örtüsü "Şulebaş" adını aldı. Dönemin Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay, "Sokaklardaki başı kapalı hanımların öncüleri cezalarını çekecekler” ifadesi üzerine Şule Yüksel Şenler; Cumhurbaşkanına hakaretten hapse girdi.

2 ay sonra Cumhurbaşkanı affetti, ancak Şenler affı reddetti. Şenler’i örnek alan genç kızlar saçlarını onun gibi örtünce[b] "Şulebaş" kavramı daha da yayıldı.

 

Adliyede ilk başörtüsü:

Avukat Emine Aykenar adliye koridorlarında ilk başörtüsünü kullanan oldu. Duruşmalara başörtüsü ile girmek isteyen Aykenar protesto edildi ve 29 Nisan 1973'te Baro, Aykenar'ı avukatlıktan ihraç etti. Konuyu Danıştaya götüren Emine Aykenar davayı kaybedince bir daha avukatlık yapamadı. Milli Gazete'de yazarlığa başladı.

 

Başörtüsüne üniversitelerde ilk serbestlik:

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) 1982'deki kıyafet genelgesi ile başörtüsü yasaklamasına rağmen 1984'te yasağı kaldırdı. Boynu açıkta bırakan ve kulakların arkasından dolanarak bağlanılan başörtülerine müsaade edildi.

Dönemin Cumhurbaşkanı Kenan Evren, "Türkiye’de irtica tehlikesi var" uyarısı ile 1987’de başörtüsü yeniden disiplin suçu kapsamına alınarak yasaklandı.

Bu dönemden sonra simge şeklinde bağlanan başörtüsü “Türban” adıyla anılmaya başladı.

 

Başörtüsüne ilk veto:

YÖK Kanunu’nda değişiklik yaparak başörtüsünün yeniden serbest bırakılmasını sağlamak amacı ile Özal (ANAP) hükümeti 1987 de "Yükseköğretim kurumlarında, dershane, laboratuar, klinik, poliklinik ve koridorlarında çağdaş kıyafet ve görünümde bulunmak zorunludur. Dini inanç sebebiyle boyun ve saçların örtü veya türbanla kapatılması serbesttir" hükmünü içeren yasayı Cumhurbaşkanı Kenan Evren "Türbanlılar tamam ama çarşaflı ve mayolular da gelirse ne olacak" diyerek yasayı veto etti.

 

Anayasa Mahkemesinden ilk iptal:

Özal hükümeti vetonun yaklaşık bir yıl ardından Aralık 1988’de Yükseköğretim kurumlarındaki kıyafet yasasını TBMM’den tekrar geçirdi. Cumhurbaşkanı Kenan Evren yasayı imzalamak zorunda kaldı ve Anayasa Mahkemesi’ne götürdü. Anayasa Mahkemesi, Mart 1989 da yasayı iptal etti.

Anayasa Mahkemesi iptal gerekçesini dikkate alan Özal hükümeti, 25 Ekim 1990’da YÖK’te başörtüye izin veren üçüncü kanunu çıkardı. SHP yasanın iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu, ancak talep reddedildi. Özal hükümetinin çıkardığı 2547 sayılı yasanın ek 17. maddesine göre üniversitelerde her türlü kılık ve kıyafet serbest oldu ve 1997’ye kadar bu serbestlik devam etti.

Üniversitelere kayıt yaptırmak (97-98 öğrenim yılı) için başvuran türbanlı öğrenciler kabul edilmeyince aylarca kitlesel eylemler başladı. Üniversite rektörlükleri ve Milli Eğitim Bakanlığı'nın 15 Eylül 1997 tarihinde genelge yayınlayarak türbanlı öğrencileri okullara alınmadı. Hayrünnisa Gül, fotoğrafı başörtülü olduğu için üniversiteye kaydı yapılmadığı gerekçesiyle 1998'de AİHM'e dava açtı.

 

AİHM'de ilk dava:

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) baş vuran Lamia Bulut ve Şenay Karaduman adlı iki öğrencinin, başörtüsü ile üniversiteye gitme isteklerini inceledi ve 3 Mayıs 1993'te iki öğrencinin talebinin aksine karar verdi. Karar özeti: Yüksek öğrenimini laik bir üniversitede yapmayı seçen bir öğrenci, bu düzenlemeleri kabul etmiş sayılır. Kısıtlama din ve vicdan özgürlüğüne bir müdahale oluşturmamaktadır, denildi.

 

Başbakanlık konutunda ilk türban:

Mayıs 1996’da ANAP-DYP ortaklığının bitmesi üzerine 8 Haziran 1996’da Hükümet kurma görevi Refah Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan’a verildi. 30 Haziran’da RP ile DYP arasında Refahyol adı verilen koalisyon hükümeti kuruldu. Erbakan’ın Başbakan olması ile Nermin Erbakan türbanı ile başbakanlık konutuna çıkan ilk kişi oldu. Bu süreç Haziran 1997'de Erbakan istifasına kadar devam etti.

 

TBMM'de ilk türban:

1999 seçimlerinden sonra FP Milletvekili seçilen Merve Kavakçı, türbanıyla Meclis'e gelerek yemin etmek istedi. DSP, MHP ve ANAP'lı milletvekilleri kürsünün önünü kapatması ile yemin etmesi engellendi. Yemin edemeyen Merve Kavakçı, FP partisinin kapatılma davasında gerekçelerinden biri oldu. FP kapatıldıktan sonra Türban konusu 2002 seçimlerine kadar unutuldu.

 

T.C. Devleti ile davalı ilk türbanlı Başbakan eşi:

Türban nedeniyle AİHM'e başvuranlar arasında Hayrunisa Gül de bulunuyordu. 1998'de fotoğrafı başörtülü olduğu için üniversiteye kaydı yapılmadığı gerekçesiyle AİHM'ye dava açtı,

AKP’nin Genel Başkanı olan ve 3 Kasım 2002 seçimlerinden sonra hükümeti kurma yetkisini alan Abdullah Gül’ün eşi Hayrunisa Gül, Başbakanlık Konutu'na çıkan ikinci türbanlı oldu. Daha evvel AİHM'e açmış olduğu dava ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile davalı ilk türbanlı başbakan eşi oldu.

 

T.C. Devleti ile davalı ilk türbanlı Dışişleri Bakanı eşi:

Tayip Erdoğan’ın Başbakan olmasından sonra Dışişleri Bakanı olan Abdullah Gül’ün eşi Hayrunisa Gül bu seferde AİHM'e açmış olduğu dava sürdüğünden Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile ilk davalı Dışişleri Bakanı eşi unvanını eline geçirdi.

Hayrunisa Gül AİHM'ye açtığı davayı, eşinin Dışişleri Bakanı oldukta bir süre sonra davayı geri çekti. (02 Mart 2004)

 

AİHM de son türban kararı:

İstanbul Tıp Fakültesi'nde başörtüsü nedeniyle disiplin cezası alan Leyla Şahin İdare Mahkemesi'ne dava açtı. Dava reddedilince AİHM'e başvuran Leyla Şahin, 4. Daire de davayı oybirliğiyle reddedilince itiraz etti ve bunun üzerine Büyük Daire'ye başvurdu. AİHM Büyük Dairesi 11.11.2005’te kararını verdi. "Türbanın dinin kurallarından biri olduğu için takıldığı" savunmasına da şu karşılığı verdi: "Öncelik dinin değil devletin kurallarıdır..." Mahkemenin gerekçeli kararı 16 oyla kabul edildi.

 

Çankaya Köşkü'nde ilk türban:

22. Temmuz seçimlerinden sonra AKP tarafından aday gösterilen Abdullah Gül, 28 Ağustosta 2007 de Cumhurbaşkanı seçildi. Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı olmasıyla Cumhuriyet Tarihi'nde bir ilk daha yaşandı ve türbanlı bir First Lady Çankaya Köşkü'ne çıktı.

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde 58 yıldır zaman zaman gündem oluşturan, kimi zaman unutulup rafa kaldırılan, seçim dönemlerinde ısıtılıp Türkiye’nin hayati bir sorunu gibi algılanan TÜRBAN yine tarihi rolünü oynuyor.

 

Anlayamadığım, anlayamadığımız asıl olay türbana neden bu kadar karşı çıkılıyor. hem demokrasi var diyoruz hem insan hakları var diyoruz hem her şey eşit diyoruz analarımızın bacılarımızın başının kapalı olmasından dolayı onların önüne bir çok engel koyuyoruz.

 

Evet Türban serbest bırakılsın fakat geniş bir açıdan bırakılsın nasıl ki denize giden biri mayoyla gidiyorsa nasıl ki bir hanım efendi mini etek sayılacak bir etekle işyerine gidiyor okuluna gidiyorsa türbanda o şekilde serbest olsun. zaten mevcut iktidar bu yasayı çıkarak ama sadece okullarda bu sebepten dolayı bu türban sorunu diye adlandırılan olay daha bizim ülkemizin çok gündemini tutup siyasi alet olarak seçim dönemlerinde çok kullanılacak.

 

Bu sorun ne zaman biteceği bilinmez ama şahsım adına madem özgür bir ülkede yaşıyoruz. o zaman herşey eşit diyorsak türbanda serbest olması gerekli...

 

Yorumlarınız İçin : ethemisbasar@isbasarbilgisayar.com

 

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

 

 

 

 

Türkiye’yi haritadan silmek istiyorlar!

 

Lütfen, yazıyı okumaya başlamadan önce, haritayı uzun uzun inceleyin.

 

Türkiye’nin olmadığı bir dünya tasavvur ettiklerini gördünüz mü?

 

Birtakım mihrakların…

 

                                                    ***

Bu haritada Türkiye yok!

 

Bu haritada Fransa da yok!

 

Ama bu haritada Paris ve Constantinople var! Yani İstanbul!

 

Avrupa’da sadece üç ülkenin adı geçiyor: Almanya, Avusturya-Macaristan, Rusya.

 

Britanya, İskandinavya ve Anadolu yarımadalarının kendileri var, adları yok.

 

İtalya hiç yok.

 

İspanya ve Portekiz’in bulunduğu İber Yarımadası da hiç yok.

 

Rusya kocaman.

 

                                               ***

 

Asıl bombaya dikkat ettiniz mi?

 

Haritadan Amerika Birleşik Devletleri de tamamen silinmiş!

 

Meksika, Kanada’yla komşu olmuş.

 

Devasa bir Labrador ve devasa bir Alaska var.

 

Güney Amerika’da sadece Peru’nun adı zikrediliyor.

 

                                               ***

 

Bu haritanın başka bir çarpıcı özelliği ise…

 

Dünyanın merkezinin Pasifik Okyanusu’na kaymış olması.

 

Ne eski Dünya haritaları gibi Akdeniz yeryüzünün merkezi…

 

Ne de geçen asırdaki gibi Atlantik…

 

İlle de Pasifik!

 

Pasifik adaları da tasarlanan yeni dünyada yerlerini büyüterek koruyorlar.

 

Japonya hariç!

 

                                               ***

 

Ortadoğu ufaldıkça ufalmış.

 

Hindistan minyatürleşmiş.

 

Çin, hemen hemen bildiğimiz Çin.

 

Afganistan epey önem kazanmış.

 

Afrika biraz minikleşmiş. Ve siyah kıtada hiçbir ülke adı geçmiyor.

 

                                               ***

 

Kim bu, yurdumuzu dünyadan silmek isteyen dış mihraklar?

 

André Breton adlı Fransız ve hempaları!

 

İşte haritanın yayınlandığı kaynağı açıklıyorum:

 

Variétés dergisi, yıl 1929, Fransa!

 

                                               ***

 

André Breton, Sürrealist Manifesto’nun yazarıdır.

 

Sürrealist sanatın resmi babasıdır.

 

Şair ve muharrirdir.

 

                                               ***

 

Sürrealist sanat, şuur dışını ifade etmeyi hedefler.

 

Şuur dışı, öğrenip unuttuğumuz her şeydir.

 

Mesela çocukluğumuzda yaşadıklarımız… Hafızamızın tozlu arşivlerinde kaybolmuş hatıralar…

 

Şuur dışı bütün duygularımızı, düşüncelerimizi, davranışlarımızı etkiler.

 

Ama biz şuur dışını bilmeyiz.

 

Sürrealist sanat, şuur dışını araştırır.

 

Şuur dışını araştırmanın yolu, düşüncemizi aklın esaretinden kurtarmaktır.

 

Bu yüzden şuur dışı en iyi rüyalarda ifade edilir.

 

Veya düşünmeden söylenen sözlerde, dil sürçmelerinde…

 

Sürrealist sanat ‘serbest çağrışım’ yöntemini kullanır. İlhamdan ilhama uçuverir.

 

Sürrealizmin en meşhur sanatkarı, Salvador Dali’nin resimlerini hatırlayın yeter: Eriyen saatler, vücudundan çekmeceler çıkan kadınlar, narın içinden çıkan balığın içinden çıkan aslanın içinden çıkan kaplan…

 

                                               ***

 

Sürrealist Harita!

 

Gördüğünüz haritanın adı budur.

 

Kimi dünyalıların şuuraltını yansıtır.

 

Fransa yok, Paris var…

 

Türkiye yok, İstanbul var…

 

Koca dünyada yalnız iki şehir…