1950
– 2002 YILLARI ARASINDAKİ
DENENEN
VE ELENEN PARTİLER
Hazırlayan: İdris YAVUZ
“Tarih tekerrürden ibarettir” denir.
Eğer tarihten ibret alınsaydı tarih hiç tekerrür eder miydi? Haziran1946’da çok
partili sisteme geçildiğinde, CHP baskın bir siyasi manevra yaptı. Demokrat
Parti teşkilatlarını tamamlayamadı, CHP tek başına iktidara geldi
—1950
yılında yeni seçim yasası değişikliği yapıldı. Bu seçimlere iki parti katıldı
—D.P;
4.241.393 Oy-aldı- Genel oyların %
—C.H.P;3.176.561
Oy-aldı, 69 Milletvekili.
—DP 1954
ve 57 seçimlerinde, tek parti iktidarları, TBMM'ye DP ve CHP girebildi.
—27
Mayıs 1960 ihtilali oldu. 1961 seçiminde CHP birinci parti, Adalet Partisi ise
ikinci oldu.
—1965
seçiminde Milli Bakiye sistemi getirildi Süleyman Demirel'in liderliğindeki
Adalet Partisi' birinci parti oldu, CHP ikinci parti olarak meclise girdi
—1969
seçiminde yine. Meclis'e Adalet Partisi ve CHP girdi.
—1973
seçiminde Meclis’e; CHP, AP ve MSP girdi.
—1977
Kıbrıs Harekâtı'nın ardından Ecevit'in başında olduğu CHP oldu
—2 Eylül
1980 askerî müdahalesinin ardından yeni anayasayla yapılan (1983) ilk seçimde
Turgut Özal rüzgârı esti. Yüzde 10 ülke barajı ilk kez uygulandı
—ANAP, %
45 15oyla 400 milletvekilinin 211'ini alarak tek başına iktidar oldu.
—HP,
%30.46 oyla 117 milletvekili aldı
—MDP,%23,27
oyla 71 vekil çıkardı
—Bağımsızlar;%1.12
oy aldı
—1987
erken seçiminde Meclis'e ANAP, CHP ve SHP girdi. İktidarda yıpranan Özal, erken
seçim kararı aldı. Süleyman Demirel, Necmettin Erbakan ve Bülent Ecevit yeniden
siyaset sahnesine çıktı. 1987 seçiminde sadece Demirel DYP'yi Meclis'e
sokabildi.
—1989'da
cumhurbaşkanı olan Özal'ın ardından ANAP'ta iktidar kavgası çıktı. Başbakan
Mesut Yılmaz erken seçim kararı aldı. Demirel'in DYP'si birinci parti oldu.
—1991 seçimi ittifaklara sahne oldu. RP, MÇP, IDP örtülü ittifak
yaparak RP listelerinden, -HEP de SHP listelerinden seçime katılarak Meclis'e
girmeyi başardı.
—DYP;%27.03
oy alarak 178 milletvekili çıkardı
—ANAP;%24.01
oy alarak 115 milletvekili çıkardı.
—SHP;%20.75
ile 88 milletvekili aldı
—RP;(İttifakla),%
16.88 oyla 62 vekil çıkardı.
—DSP;%10.75
oyla 7 mebus aldı.
Özal'ın
ölümünün ardından Demirel, Çankaya'ya çıktı ve yine erken seçime gidildi.
Milletvekili sayısı 450'den 550'ye çıkarıldı. 100 Türkiye milletvekili
belirlendi. Tercihli oy sisteminin kaldırıldı. Yüzde 10 ülke barajlı D'hont sisteminin uygulandığı 1995 seçimlerinde Refah
Partisi'nin çıkışı yaşandı. RP birinci, DYP ikinci, ANAP üçüncü parti oldu.
DSP'nin Anayasa Mahkemesi'ne müracaat etmesiyle Türkiye milletvekilliği ve
bölge barajı iptal edildi
—1995
yılında DYP-CHP hükümeti, Cumhurbaşkanı Demirel tarafından onaylandı
—28
Şubat sürecinin ardından birbiri ardına kurulan koalisyon hükümetleri
yürütülemedi,1999 seçimlerinde;
—DSP;6.980.423
oy alarak %18.77 ile 136 vekil çıkardı.
—MHP;5.592.891’lik
oy oranıyla %14.91 ile 130 milletvekili çıkardı.
—FP;4.764.523
oy alarak%12.70 ile 110
Millet vekili. çıkardı.
—ANAP;4.108.267.
rey alarak %10.95 ile 86 milletvekili aldı.
—DYP;3.726.977
oyla%10.00 ile 85 milletvekiline sahip oldu.
DSP
azınlık hükümeti döneminde CHP yüzde 10 barajına takıldı. DSP-MHP-ANAP
koalisyon hükümeti, Başbakan Bülent Ecevit'in sağlığının bozulması, peş peşe
yaşanan ekonomik krizlerin ardından yıprandı. Fazilet Partisi bölündü.
Yenilikçiler olarak bilinen Tayyip Erdoğan ve
Abdullah Gül liderliğinde Adalet ve Kalkınma Partisi'ni kurdu.
Cumhurbaşkanı
Ahmet Necdet Sezer'le Başbakan Ecevit arasında MGK toplantısında yaşanan
Anayasa kitapçığı kriziyle başlayan süreç, ülkeyi ekonomik bir buhrana
sürükledi. Koalisyon ortakları arasında anlaşmazlık oldu. MHP lideri Devlet
Bahçeli'nin 3 Kasım erken seçim kararını aldı
—3 Kasım
2002 seçimlerine yüzde 10 ülke barajlı sistemiyle gidildi. Erken seçim, koalisyon
ortaklarının siyasi sonunu getirdi. DSP, MHP ve ANAP yüzde 10 barajını aşamadı.
Siyasi yasaklı olması nedeniyle 3 Kasım seçimlerine giremeyen Erdoğan, Siirt
seçimlerinin yenilenmesiyle Meclis'e girdi ve 59. hükümetini Kurdu. 3 Kasım 2002 genel seçiminde;
—AKP;10.848.000
oyla,%34,29 la 365 milletvekili çıkardı,
—CHP;6.114.000
oy oranıyla ve %19,41 le 178 milletvekili aldı Diğer
partiler % 10 barajını aşamadıkları için meclise giremediler..
3
Kasımda erken genel seçim yapıldı. 41 milyon 407 bin 27 seçmenden, 32 milyon
768 bin 161'i sandık başına gitti. 8 milyon 638 bin 866 seçmen, katılmadı
Seçimde, DSP % 1.22, MHP % 8.36 ve ANAP % 5.13, ana muhalefet partisi DYP % 9.54, SP yüzde 2.49, YTP yüzde 1.15, BBP’si %1,5 oy oranı ile barajı aşamayan partiler arasında
bulundular.
—MHP
Genel Başkanı Devlet Bahçeli, görevi bırakacağını ilan etti.
—ANAP
Genel Başkanı Mesut Yılmaz, politikadan ayrılmayı kararlaştırdığını bildirdi.
—DYP
Genel Başkanı Tansu Çiller, genel başkan adayı olmayacağını açıkladı.
Başbakan
Bülent Ecevit, Ahmet Necdet Sezer'e hükümetin istifasını sundu.
Siirt
bağımsız milletvekili Fadıl Akgündüz’e verilen gıyabi
tutuklama kararı geri alındı.
7
Kasımda Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, AK Parti Genel Başkanı Erdoğan ve CHP
Genel Başkanı Baykal'ı ayrı ayrı kabul etti. Bu
görüşme, Erdoğan'ın milletvekili olmaması nedeniyle Başbakan atamasına
''Muhatap'' tartışmalarına neden oldu.
15
Kasımda Cumhurbaşkanı Sezer, Ak Parti Genel Başkanı Erdoğan'ı kabul etti. ve 16 Kasımda Abdullah Gül'e hükümeti kurma görevi verildi
18
Kasımda Başbakan Abdullah Gül, 58. Hükümet'in listesini Cumhurbaşkanı’na sundu.
19
Kasımda Abdullah Gül, Bülent Ecevit'ten Başbakanlık görevini devraldı. TBMM’de yapılan oylama sonucunda, Bülent Arınç 369 oy alarak ilk turda Meclis Başkanı oldu.
23
Kasımda Başbakan Gül, hükümet programını TBMM Genel Kurulu'na sundu.
27
Kasımda Mesut Yılmaz, 3 Kasım seçimlerinin ardından aldığı Genel Başkanlıktan
ve aktif politikadan ayrılma kararını aldı. ANAP Genel Başkan Vekilliği'ne
Ekrem Pakdemirli getirildi. Daha sonra da Erkan Mumcu
Genel başkan olarak ANAP’ın başına getirildi
28
Kasımda Abdullah Gül başkanlığında kurulan 58. Hükümet, 170 milletvekilinin
''ret'' oyuna karşı 346 milletvekilinin ''kabul'' oyuyla güvenoyu aldı.
Fadıl Akgündüz’den boşalan Siirt Milletvekilliği seçimlere
katılıp kazanan AKP Genel Başkanı Erdoğan daha sonra Başbakanlığa getirilmiştir
Halka
verilen sözleri tutmayan, ya da şahsi çıkarlarını ön planda tutan, yolsuzluğa,
yandaş korumacılığına pirim veren, bir takım değerleri istismar eden partilere
oy verenler gerektiğinde inandığı partileri sandığa gömmesini bilmiştir.
Bir kere
bu millet, geçmişten ders almasını bilen siyasiler ve partileri yeniden
bağışlayabiliyor. Ama ne hikmetse her defasında seçimlerden sonra verilen
sözler unutuluyor, aynı hatalar, aynı senaryolarla tekrarlanıyor. Seçimlerden
sonra seçmenine tepeden bakanlar, bunun bedelini geçmişte yeterince
ödemişlerdir.
Yukarıda
çizdiğim siyasi tablodan her parti kendine ait özeleştirisini yapmalı ve
kendisine vazife çıkarmalıdır.
Bu gün
işçisi, çiftçisi, memuru, esnafı, milyonlarca işten çıkarılan gariban
vatandaşıyla, kapanan iş yerleriyle ülkenin perişanlığı dikkate alınmadan,
sürekli gündem değiştirerek günü kurtarma adına hamasetle iktidar koltuğuna
sarılanlar, geçmişten ibret almalıdırlar.” Mahkeme
kadıya mülk değildir” Keşke gelen gideni aratır duruma gelmeseydi. Hak ve adalet bir gün yerini mutlaka
bulacaktır. Herkesin bir hesabı, C.Allah’ın da bir hesabı vardır.
NİĞDE’DE EN KÂRLI ÇIKACAK PARTİ
BÜYÜK BİRLİK OLACAKTIR
BBP’si Niğde’nin genelinde seçimlere katılıyor. Denenmiş
partilerden beklentileri kalmayan siyasiler Büyük Partisinden aday olmak, ya da
ona destek verme adına bu partide hizmete hazır olduklarını ifade etmişlerdir.
BBP NİĞDE İL VE İLÇE BELEDİYE
ADAYLARININ LİSTESİ
1- Niğde
Merkez Belediye Başkan adayı: A.Nabi Tekiner,
2-Bor
İlçe Belediye Başkan adayı: Mahmut
Çetiner,
3-Ulukışla İlçe Belediye Başkan adayı: Hulusi Kiper
4-Altunhisar İlçe Belediye
Başkan adayı: Ramazan Doğanay
5-Çamardı İlçe Belediye Başkan adayı Yunus Şekerci
BELDE BELEDİYE BAŞKAN ADAYLARI
Karaltı: Süleyman
Soylu
Aktaş: Bilal
Tarım
Hacı Abdullah: Ramazan
Tanındı
Yıldıztepe: Hüseyin
Babaoğlu
Dündarlı: H.
Hüseyin Gezer
Hacıbeyli: Adem Tanındı
Gölcük: Yaşar
Sevinç
Kiledere: Onur
Baydemir
Sazlıca: Erhan
Turan
Fertek: Kenan
Atıcı
Koyunlu: Musa
Sarıçam
Çayırlı: Levent
Oymak
Elmalı: Coşkun
Kumsal
İçmeli: Adem Aslan
Bozköy: Kemal
Doğruer
Divarlı: Yusuf
Demirci
Burç: Fatih
Uğur
Bademdere: Yusuf
Ören
Çiftehan: Yılmaz
Yüksel
Bahçeli: Menderes
Şengül
Karakapu: Cumali Baysal
Yakacık: Tekingöze
Niğde Merkez İl Genel Meclis
Adayları
1.
Kemalettin Ören
2.
Hacı Ahmet Kılınç
3.
Murat Gümüş
Çiftlik İl Genel Meclis Adayları
1.
Burhaneddin Tekin
2.
Rüstem Gültekin
3.
Sefa Yıldız
Ulukışla İl Genel Meclis Adayı
Mehmet
Erdoğan
Çamardı İl Genel Meclis Adayı
Yakup
Gün
Bor İl Genel Meclis Adayları
1.
Tahir Faruk Ataman
2.
Hasan Yılmaz
3.
Yahya Özkan
4.
Ahmet Kıran
Altunhisar İl Genel Meclis
Adayları
1.
Nurettin Bircan
2.
Murat Çiçek
ÜLKE KİRLENMİŞ, KOKMUŞ SİYASETLE
YÖNETİLEMEZ
Araştırmacı-Yazar
İdris YAVUZ
Büyük Birlik
Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun, Ankara
Tez-İş Sendikası tesislerinde 81 ilin il, ilçe başkanları, yerel seçimde aday olacak
belediye başkanları ve il genel meclis üyelerine yaptığı konuşmasını başından
sonuna kadar bizzat izledim. Burada çok önemli mesajlar verildi. Sözde
demokrasi havarisi kesilen liderlerin ülkeyi ne hale getirdiği anlatıldı.
Güvenin
olmadığı yerde, elbette ki haktan, adaletten, özgürlükten bahsedilemez.
Günümüzde seçmenler, seçim listelerinin sağlıklı olmadığını yüksek sesle dile
getirirken, yetkililerin verdiği cevap hiç kimseyi tatmin etmiş görünmüyor.
Birçok vatandaş seçmen listelerinde ismini bulamamanın şaşkınlığı
içerisindeyken, boş arazilerde, hayali kondurulmuş binalarda yazılanlar,
dağdaki teröristler listelerde yer almaktadır. Hâlbuki demokrasinin yolu
sandıktan geçmektedir. Eğer sandık şaibeli ise demokrasiden bahsetmek mümkün
değildir. Temiz siyaset ve temiz yönetimin şartı haktan, adaletten, özgürlükten
geçer. Dokunulmazlık zırhı ortadan kaldırılmadıkça hırsızlığın, yolsuzluğun,
yoksulluğun, haksızlığın önüne geçemezsiniz. Hele hele
adaletin siyasileştiği bir ortamda huzur ve güven de kalmaz.
Fakir-fukaraya
yardım yapılmasına kim ne diyebilir ki! Türk-İslam geleneğinde sağ elin
verdiğini, sol elin bilmemesi gerekirken, peki şimdi ne yapılıyor? TV
ekranlarında, ulusal basında, herkesin gözü önünde Vali ve Kaymakamlara
kamyonlara binip ev ev yardım paketlerini dağıtmaları
talimatı veriliyor. Burada hem ilin yöneticileri hem de yardım alan halkımızın
gönlü inciniyor. Bu yardımların seçim dönemine rastlaması da pek hoş
karşılanmıyor.
Demokrasi
adına siyaset yapanlar, dokunulmazlığın kaldırılması, adil, şeffaf bir yönetim
vaat ettiler, ama sonuç ortada hırsızlıklar, yolsuzluklar, haksız kazanç temin
edenler gün geçtikçe artmaktadır. “Tarih tekerrürden ibarettir”. Eğer tarihten
ders alınabilseydi, tarih hiç tekerrür eder miydi? Geçmişte aynı hataları
yapanlar, iktidar sarhoşluğuna kapıldılar, bedelini de sandıkta ağır ödediler.
“Devletin malı deniz” demek yerine yetimin, yoksulun hakkını koruyan bir
yönetim anlayışı olmalıydı. Hiçbir zaman “Mahkeme Kadıya Mülk Değildir”.
Gördüğüm
kadarıyla Yazıcıoğlu halka hizmetin, Hakka hizmet
olduğunu savunan liderlerden biridir. Ona göre; “Çürük demokrasiyle devlet
yönetilmez. Anadolu insanı Kürdü, Lazı,
Çerkezi, Alevisi ve Sünnisi, başı açık ya da kapalı olanıyla bir bütün olarak
hepsi bizim kardeşimizdir” diyor. Doğru da söylüyor. İktidar, sırf siyasi rant uğruna “üst kimlik, alt kimlik, Kürt sorunu benim
sorunum” diyerek bölücü örgütlere cesaret vermiştir. “Kriz bizi teğet geçti”
deme gafletinde bulunarak bu milleti perişan etmiştir. Bunun neticesinde
fabrikalar, iş yerleri bir bir kapanırken, on
binlerce işçi işten çıkarılmıştır. Bugün çiftçinin, memurun, emeklinin, esnafın
feryadını dinleyen var mıdır? Ülkede sefiller sahnededir. Yetkililere göre ise
ülke güllük gülistanlıktır. Doğrusu bu pişkinliğe söyleyecek söz bulamıyorum.
Yazıcıoğlu,
“Gönüllerin Sultanı Sandıktan Çıkacaktır” diyor. Onun bu sözüne yürekten
katılıyorum. Ama nerede o günler? Hani ülke sorunları çözüldü mü? Terör
önlenebildi mi? İşsizliğe çare bulunabildi mi? Tam aksine gün günü aratır hale
geldi. Taşınır-taşınmaz milli değerlerimiz yabancılara peşkeş çekildi ve
geleceğimiz ipotek altına alındı. Çocuklarımız değil, torunlarımız borçlu
doğmaya başladı. Bu bağımlılıktan kurtulmanın bir yolu olmalıdır. Aksi takdirde
yardım aldığınız yere hizmet etmek durumunda kalırsınız!
Yazıcıoğlu,
“AKP bu yerel seçimlerde kan kaybedecektir. BBP %5 ve üzerine çıktığı takdirde
iki yıl sonra genel seçimlerde baraj sorunumuz olmayacaktır. Biz laf cambazlığı
ile hamaset yaparak bu milleti kandırmayacağız. Bu yolu seçenler, ait oldukları
yere döneceklerdir” diye ifade etti.
Görünen odur
ki, BBP’si ve onun lideri Yazıcıoğlu
bugüne kadar duruşuyla, davranışıyla, karizmatik yapısıyla denenmeye değerdir
ve halk arasında gündem olarak yerini almış görünmektedir.
Samimi
eleştirimi burada belirtmek isterim; Yazıcıoğlu
yıllarca Ülkü ocakları başkanlığı yaptı. Davanın çilesini çekti. Bence MHP ile
BBP arasında inatlaşmanın dışında siyasi ve dünya görüşü açısından herhangi bir
farklılık göremiyorum. Bu birliği, beraberliği sağlamanın bir yolu olmalıdır.
Aksi takdirde ülkenin içinde bulunduğu kirlenmiş ve kokuşmuş siyasetin etkileri
devam edecektir.
Bu uğurda kendilerine başarılar diliyor ve yolunuz açık olsun diyorum.
ATATÜRK
VE HZ.MUHAMMED
İdris Yavuz
Araştırmacı Yazar
Prof..Dr.Nevzat Yalçıntaş, Atatürk'ün İslam dini konusunda ne kadar hassas davrandığına dair bir anısını şöyle
nakletmektedir;
“Suudiler 1926 yılında sınırları içinde tüm mezarlıkları yıkıyorlardı.
Atatürk, sıranın Hazreti Muhammed'in kabrine geldiğini öğrenince, Suudi Kralına
bir telgraf çekerek, Eğer Peygamber’in bir tekmezar
taşına dokunursanız ordumu üzerinize gönderirim” demiştir. Bunun üzerine
Suudiler Hazreti Muhammed (AS)'in kabrine dokunmaktan vazgeçmişlerdi. Ama bu
telgraf, bu güne kadar sır olarak saklanmıştır” itirafında bulundu..
Yalçıntaş, 1981 yılında, İlim Kurulu'nun başında
bulunuyordu. Gayesi, Atatürk'le ilgili çeşitli kaynaklardan arşiv araştırması
yapmak ve “Bilinmeyen Atatürk'ü'”ortaya çıkarmaktı..
O dönemde Dışişleri Bakanlığı arşivlerinde araştırılma görevi yapan
Münir Bey, Çok ilginç bir belgeyi buldu ve Prof. Dr.Yalçıntaş’a
getirip gösterdi. Bu belge, bir telgraf metniydi. Henüz yeni kurulan Suudi
devletinin kralına gönderilmişti. Telgrafta;“Hazreti Muhammed'in mezarının
yıkılacağını derin üzüntü içinde öğrendim. Bu kutsal emanete asla
dokunamazsınız. Bir tek taşının bile zarar gördüğünü duyarsam orduyu üzerinize
gönderirim” anlamına gelen cümleler yer almıştı.
Yalçıntaş, bu konu ile ilgili bir başka anısın
da ise; İngiliz işgali sırasında komutan olan Fahrettin Paşa'nın Medinede bulunan, Hz.Muhammed
(sav) nin kabrini terk etmemek için uzun süre
direndiğini, aç kaldıklarını bu nedenle çekirge yiyerek beslendiklerini,
sonunda İngilizler'in hiçbir şekilde, Hazreti
Muhammed'in mezarına dokunmayacaklarına dair bir andlaşmayı
yaptıktan sonra oradan
ayrılırken, kutsal emanetleri de yanlarına getirdikleri dair belgeden
bahsetmektedir.
Prof. Dr.Nevzat Yalçıntaş'ın
anlattığına göre Münir Bey belgeyi önce bir üst amirine götürüyor. Belge oradan
daha yukarı taşınıyor. Sonunda müsteşara oradan da Bakan İlter Türkmen'e veriliyor.Tabii
bundan Evren Paşa veMilli Güvenlik Konseyi'nin
de haberi oluyor.
Bu belgenin akibeti sır olup ortalıktan
kayboluyor. Birileri bu belgeyi her nedense gizlemeyi ve Atatürk’ün Hz.
Muhammed(SAV) ye olan bağlılığının açığa çıkmasına mani oluyor. Kısacası konu
adeta kapatılıyor.
Peki bu belge şimdi nerede? Kimin koruması
altında? Bu da bilinmiyor. Bilinen tek şey, Atatürk'ün İslam aleminin
peygamberi, Hazreti Muhammed (SAV)'in mezarının ortadan kaldırılmasını önlemesi
herkesten saklanıyor.
Bugün 600 bin kişinin aynı anda namaz kılabildiği. Mescidi Nebevi'nin
korumasını, uzun yıllar Osmanlı askerleri yapmıştı.
Arabistan'da mezar adeti yoktur. Ölüler
herhangi bir yerde toprağa verilir, üzerine belirleyici bir şey konmaz. Bu
nedenle sadece Hazreti Muhammed'in mezar yeri ile ilgili bilgi vardır. O'nun
dışındaki İslam büyüklerinin mezarlarının yeri bilinmez. Bir süre önce Hazreti
Muhammed'in annesine ait olduğu ileri sürülen bir mezar ortaya çıkarılmış fakat
Suudi yönetimi bu mezarı da ortadan kaldırmış ve yerine otopark yapmıştı.
Atatürk'ün müdahalesi olmasa Suudiler, Mescidi Nebevi'nin hemen
dibindeki Hazreti Muhammed (SAV)'in mezarını da tamamen ortadan kaldıracaktı.
Nitekim Hazreti Muhammed'le aynı yere defnedildikleri bilinen Sahabe'nin mezar
yerleri bugün dümdüzdür.
Atatürk'ü din ve İslam dışı göstermek isteyenler elbette bu belgeden rahatsız olacaklardır. Bu nedenle dini siyasete alet edenlerle Ateistler bu belgenin ortaya çıkmasını asla istemezler .
TÜRKLER
3000 YILDAN BERİ ANADOLUDA
Türkler Anadoluya.1071 Malazgirt savaşından çok daha önceleri
gelmiştir. Son zamanlarda Anadolu’da bulunan tarihi kalıntılarda bunu isbat etmektedir. Eskişehir’in Yazılıkaya köyünde, ortaya
çıkarılan
Orta
Anadolu'da yüzlerce tarihi Türk eserinden biri olan YAZILIKAYA’nın
hâlâ Yunanca "MİDAS" adıyla anılması, geçmişimize yapılan en büyük
haksızlıktır. Tarihçi Kazım Mirşan;
"Türkler,
göçlerle sahip oldukları medeniyeti her gittikleri yere taşımışlardır. Bu göçbe kollardan biri de Etrüsklerdir. Etrüskler, M.Ö.
1600'lerden itibaren İtalya'nın Toskara bölgesinde
büyük bir medeniyet meydana getirmişlerdir. Etrüks
yazısı olarak bilinen Türk yazıtları bugünkü Avrupa yazısının temelini teşkil
etmektedir. Etrüskler Anadolu'ya İsa'dan binlerce yıl önce gelmişlerdir. Bu
yüksek medeniyete sahip halkın yerleştiği topraklar, bugünkü Limni Adası'ndan başlayan Eskişehir, Ankara, Afyon ve
Uşak'ı kapsayan Orta Anadolu topraklarıdır. Anadolu başından beri Türk
vatanıdır Anadolu Etrüsklerindeki bütün kelimeler öz Türkçedir. Buna göre
Yazılıkaya'nın hâlâ Yunanca "MİDAS" adıyla anılması doğru olmasa
gerek” diyor.
Eski
Kültür Bakanlarından Namık Kemal Zeybek bu konudaki görüşlerini
açıklarken;"Avrupalı bilim adamları bir türlü bu yazıtların üzerini
okuyamıyorlar. Şimdiye kadar okunamadı. Neden okunamadı? Çünkü kendilerine mal
etmeye çalışıyorlar. Ne yazık ki, bizde de cesaretle, Avrupa, bizbilebiliriz, biz bilebiliriz diyen bir bilim adamı da
bugüne kadar çıkmamıştır. Türk yazıları okunamamıştır. Şimdi Kazım Mirşan bu yazıları okuyor. Atatürk'ün ruhunun bizim aramızda
ve sevinç içinde olduğuna inandığımı söylemek istiyorum. Atatürk bu gerçeği,
Kazım Mirşan beyden de, başkalarından da önce
söylemişti. Ama o bekledi ki oğulları, kendisinin kurduğu ve temeline bilimi,
Türk kültürünü koyduğu bu Cumhuriyet'te yetişen nesiller, bunları bilim yoluyla
okusunlar. Hayır olmadı. Ne yazık ki, biz bu anlayışı Atatürk'den
sonra terk ettik. Ama şimdi Atatürk'ün büyük vasiyetini yerine getiren Kazım Mirşan, Atatürk'ün ruhunu da şad etti” demektedir.
Türkler,
Güneyde Himalaya dağları, kuzeyde Kuzey Buz Denizi,
doğuda Kore Denizi, Batıda Balkanlar"a kadar uzanan, Asya ve Avrupa
kıtalarında, milyonlarca kilometre karelik topraklarında, 12 bin yıldan beri
yaşayan bir toplumdur. Yazılı eserlerde ortak dil olarak da Türkçeyi kullanmışlardır.
Türklere Ait İlk Parayı Göktürkler Bastırmış.
Kırgızistan,
Özbekistan ve Tacikistan’da yapılan arkeolojik kazılarda ilk büyük Türk
uygarlığı olan Göktürklere ait ay yıldızlı paralar bulunduğu ortaya çıkmıştır.
Dokuz Eylül
Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Yavuz Daloğlunun
yaptığı araştırmalarda;
“Göktürklerden
sonra 8′inci yüzyılda Türgişlere ait paralar
bulunmuştu. Ancak Göktürklere ait paralar onlardan 150–200 sene daha önceye,
dayanır. Göktürk sikkeleri, Orhun Yazıtları kadar önemlidir. Ancak, yeni
bulunan Göktürk paralarında da ay-yıldızlı figürler vardır. Altıncı ve yedinci
yüzyılda basıldığı tahmin edilen ay yıldız motifli sikkeleri, Türk tarihindeki
en eski paralardır” diyor.
Mustafa Kemal
Atatürk’e Göre “Tarih Türklerle Başlamışır”.
Bundan 74 bin yıl önce başlayan ve bugün Almanya’nın Berlin şehrine kadar
uzanan buzul döneminin 12 bin yıl önce sona ermesiyle, dünya ısısı 4–5 C°
artmaya başlamıştır. Artan ısıya bağlı olarak buzulların erimesi ve şiddetli
yağmurlar nedeniyle deniz ve göllerdeki su seviyesi
Diğer yandan Türklerin ana yurdu Orta Asya topraklarında yaşayan Türkler
suyun bol olduğu dönemlerde bu topraklarda yerleşerek tarım yapmış, hayvanları
ehlileştirmiş, yeraltı madenlerini bulup işletmişler Dünyada yazıyı ilk
kullanan da Türkler olmuştur.
Asya kıtasının ortasında Baykal gölü, Tanrı dağlarından Hazar Denizine
kadar uzanan Altay, Kazakistan ve Kırgızistan toprakları, ilkyazının ortaya
çıktığı yerlerdir. Buralarda 20.000 yıllarına ait Mağara resimleri ve
heykelcikler, petroglifler, 15.000 yıl önce tamgalar, 10.000 yıl önce harfler ve sonunda alfabeye
geçişin dünyada ilk kez Türkistan topraklarında görülmüştür.
Kazakistan’da Altın
Elbiseli Adam, ilk Türk tamgaları, 10.000 yıllık Yedi
Su yazıtları, Yakutistan’da Baykal-Lena yazıtları, İtalya’da Etrüks
yazıtları, Moğolistan’da Kül Tigin yazıtları, Yenisey yazıtları, Rusya Yazılıkaya Karayüz
yazıtı, Altaylar’daki Pazırık,
Kurganı yazıtları, Anadolu’da; Antalya Side yazıtı, Eskişehir’in Han İlçesinde
Yazılıkaya ve Uçuz yazıtları, Konya Çatalhöyük
yazıtları, Ankara Polatlı da Yassı Höyük’teki Erken Türk yazıtları, Hakkâri’de Gevaruk yaylası Sat Köyü tamgaları,
Antalya’da Beldibi mağarasındaki tamgalar,
Şanlıurfa Göbekli Tepedeki tamgalar, Hakkari Çelo Dağı Kahn-ı Melik ve Taht-ı Melih kaya üstü resimleri, Erzurum
ili Karayazı ilçesi Salyamaç Köyünde Cunni Mağarası yazıtları, Burdur Hacılar Höyüğünde kaya
yazıtları, Çatalhöyük yazıtları, Van Tirşin alanı Çilgiri Köyü yazıtları, İstanbul Erenköy yazıtları, Sinop
kalesinde kapı yazıtları, Trabzon Mağara Yazıtları, Suriye Lazkiye’de
Ras Şamra’da Ugarit yazıtları, Ege denizi Lemnos
Adası yazıtları, şu ana kadar bulunan ve bilinen eserlerden bazılarıdır.
1789 yılında bir
İngiliz İstihbarat subayı Anadolu topraklarından geçerken Eskişehir
Yazılıkaya’ya rastlar Yazılı Kaya’yı Bizans kültürüne ait olduğunu ve metin
içerisinde geçen “Midai” ibaresinden dolayı da kral
Midas’a ait olduğunu iddia eder ve literatüre de bu
şekilde geçer. Bu da gerçek değildir. Aslında bu mezar M.Ö.740’a aittir. Oysa
bu tarihlerde Yunan’a ait hiçbir yazılı eser bulunmadığını Yunanlı tarihçi Herodot da belirtmiştir.
Atatürk, genç bir subayken Sinop’ta yazmış
olduğu şiirde;
Gafil, hangi üç asır, hangi on asır
Tuna ezelden Türk diyarıdır.
Bilinen tarihler söylememiş bunu
Kalkıyor örtüler; örtülen doğacak
Dinleyin sesini, doğan tarihin,
Aydınlıkta karaltı, karaltıda şafak
Yalan tarihi görüp, doğru tarihe giden.
Asya’nın ortasında Oğuz Oğulları
Avrupa’nın Alplerinde Oğuz Oğulları,
Doğudan çıkan biz, Batı da yine biz,
Nerede olsa, ne de olsa kendimizi biliriz.
Hep insanlar kendilerini bilseler,
Bilinir o zaman ki hep biriz.
Türk sadece bir milletin adı değil,
Türk bütün adamların birliğidir.
Ey birbirine diş bileyen yığınlar,
Ey yığın yığın
insan gafletleri,
Yırtılsın gözlerdeki gafletten perde,
Dünya o zaman görecek,
Hakikat nerede, hakikat nerede?
Mustafa Kemal Atatürk
Mustafa Kemal ATATÜRK, 1922"de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 130.
toplantısının açılışında yaptığı konuşmada:“Efendiler, bu insanlık dünyasında
en az yüz milyonu aşkın nüfustan oluşan büyük bir Türk Milleti vardır ve bu
milletin yeryüzündeki genişliği oranında da tarih alanında da bir derinliği
vardır. Türk Milletinin kökünün dayandığı Türk adındaki insan, insanlığın
ikinci babası Nuh Aleyhisselamın oğlu Yasef"in
oğlu olan kişidir...”
Atatürk öncülüğünde 2 Temmuz 1932 ve 20 Eylül 1937 tarihlerinde yapılan
Türk Tarih Kurultaylarında yerli ve yabancı bilim adamlarıyla bu konuyu gündeme
getirmiştir. Fakat ne yazık ki bu çalışmalar, Atatürk"ün ölümünden sonra
durdurulmuştur.
Etrüskler,
Türk Müdür? Orta Asya"dan dünyanın diğer yerleşik yerlerine
yapılan göçler, ilk olarak M.Ö. 5.000’lerde İskandinav ülkelerine doğru
başlamıştır. ETRÜSK olarak adlandırılan bu toplum İtalya’ya gelmeden önce,
Fransa’da, Glozel’de ve Avusturya’da (M.Ö. 4.000)
yaşamışlardır. Roma şehri M.Ö. 743’de Etrüsklü Romulus
tarafından kurulmuştur. Roma şehrinin simgesi olan heykeller, Türklere
Ergenekon’da yol gösteren dişi kurt Asena’nın memelerinden süt emen iki çocuk
heykelleri yer almaktadır.
Roma şehrini kuranların Etrüskler olduğu ve
bunların da Türk oldukları, 2004 yılında Etrüsk mezarlarındaki kemiklerin
genetik araştırmalarından da anlaşılmıştır. İtalya’da Ferrara Üniversitesi Genetik bilimci Prof. Guido BARBUJANİ, Prof. Guido
BARBUJANİ, Firenze Üniversitesinden Prof. Davit CARAMELLİ, Bologna Üniversitesi Prof. Loredana CASTRY, Parma Üniversitesi Prof. Antonella CASOLİ, Pisa
Üniversitesi Prof. Francesco MALLEGNİ, İspanya
Barselona’da Pompeu Farba Üniversitesi Prof. Carles LALUEZA imzalı raporda yaşları 2700 ile 2300
arasında değişen 80 Etrüks iskeletinin genetik
araştırması sonucunda Etrüsklerin Doğulu olduğu sonucu açıklanmıştır.
Etrüsklerin Orta
Asya’dan gelip Avusturya’daki İnsburg bölgesineoradan da İtalya’nın Po
ovası bölgesine yerleşmişlerdir.
İtalya’da 1995
yılında Etrüsk konusunda en yetkili bilim adamı olan Floransa’dan Prof.Dr. Giovannangelo
CAMPOREALE, Mirşan ile bir hafta süren görüşmeleri
sonrasında Etrüsk yazıtlarının Erken Türkçe olduğunu kabul etmiştir.
Ayrıca
araştırmacı-yazar rahmetli Adile AYDA, “Etrüskler Türk mü idi?” (Ankara 1974),
kitabında da aynı konuyu işlemiştir. Adile AYDA ayrıca,“Herodot
(M.Ö. 484–425 ) Attika halkının Helen asıllı
olmadığını söylemekte” diyerek, Etrüsklerin Türk olduğunu belirtmektedir.
Roma’yı kuran
Etrüsklerin M.Ö. 100 yılına kadar bu bölgede üstünlüklerinin sürmesine karşın
bir süre sonra kendi dillerini konuşmayı bırakarak Latince konuşmaya
başlamışlar, sonrasında da kültürlerini kaybederek tarih sahnesinden
silinmişlerdir.
Türklerin Orta
Asya’dan, Avrupa içlerine, Anadolu topraklarına 7000 yıl önce gelmişlerdir Avrupada, İsveç, Norveç, Danimarka, Almanya, İsviçre,
Romanya, Fransa gibi coğrafyalarda, birçok tarihi eserlerdeki yazıların
okunmasıyla bu durum ortaya çıkmıştır.
Çin"Deki Beyaz Piramitler. Doğu Türkistan’da Himalaya Dağı eteklerinde Shensi
Bölgesinde Çin hükümeti tarafından dünyadan gizlenen Beyaz Piramit ve
civarındaki 100 kadar piramit Türk’ün Orta Asya’daki geçmiş tarihinin birçok
sırlarını içlerinde saklamaktadır. Meksika’daki ve Mısır’daki piramitlerin
atası kabul edilen bu Beyaz Piramitin Mısır’daki
büyük piramitten iki misli büyüklükte ve yaşının 5000 yıldan fazla olduğu
bilinmektedir.
Beyaz Piramit
bölgesinden dünyada ilk defa 1912’de iki Avusturyalı gezgin tarafından ortaya
çıkarılmıştır.1957’de Life dergisindeki II. Dünya Savaşı’nda uçaktan çekilmiş
resminin yayınlanması takip etti. En sonunda da yasaklanan bu bölgeye girmeyi
başaran Alman araştırmacı Harwig Hausdort’ın
fotoğrafları yayınlandı. Prof. Dr. Cevdet Bayburtluoğlu
da;
“Günümüze kadar
ulaşan yüzlerce Likya yazıları mademki eski Yunancadır, neden Yunanca temel
alınarak hala okunamamaktadır! Batılı bilim adamlarının Etrüsk yazılarını okunmayamamışlardır Etrüsk, Attika
ve Firik yazısı ile Likya yazısı aynı kökten doğan alfabenin farklı zaman ve
coğrafyalarda çok az değişmiş halleridir, ama ana kök aynıdır ve bu yazılar
Tarihçi Doç.Dr. Haluk Berkmen
tarafından okunabilmektedir” derken.
Tarihçi Dr. Serhat Kunar ;“Antalya ve yakın çevresi” adlı kitabında,
Midilli’de oturan Yunanlıların Anadolu’da yaşayan Türklere bayraklarındaki Kurt
başından dolayı, Yunancada Kurt anlamına gelen Likos
diye hitap ettiklerini belirterek Likyalıların bıraktıkları yazılardan da
bunların Erken Türk olduklarının anlaşıldığını” söylemektedir.
Sunuş
olarak;
İlk Alfabetik yazıyı Türkler buldu.12
Hayvanlı Türk Takvimi dünyadaki ilk takvimdir.
İlk devleti Türkler kurmuştur.
Pusulayı, saati, kâğıdı ve matbaayı Türkler bulmuştur. Avrupa medeniyetinin
temeli Etrüskler Türk’tür. Türk Topraklarının en eski sahibi Türklerdir.
Anadolu
topraklarının eski Yunan medeniyeti ile hiçbir alakası yoktur! Anadolu
topraklarının en eski sahipleri Atatürk’ün de dediği gibi Türklerdir! Bizlerden
önce bu topraklarda başkalarının olduğunu kabul etmek, büyük bir yanılgıdır!
Tarihini
bilmeyen nesil, geleceğine güvenle bakamaz. Ne yazık ki, Milli Eğitim
politikası bugüne kadar bu konuda milli bir duruşla, ciddi bir araştırma da
yapmamıştır Bilinmeli ve hiç unutulmamalıdır ki, bu devletin temelinde “Bağımsızlık
benim karakterimdir!” diyen Mustafa Kemal ATATÜRK vardır.