İDRİS YAVUZ

YAZARIMIZ BİR KONGRE TAKİP ETTİ.

HABERİ DİĞER SİTEMİZDE KÖŞESİNDE



ÖNCEKİ HABERİ

 

HÜKÜMET-MEDYA SAVAŞI, KASIMPAŞA KABADAYILIĞINI BİTİRECEK

Araştırmacı-Yazar

İdris YAVUZ

BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ile Ankara’da yaptığım bir röportajda, hükümet-medya ilişkileri ve ülke sorunları konusunda, kendilerine yönelttiğim sorularıma aldığım cevapları, burada siz okurlarımla paylaşmak istiyorum.

YAVUZCA       : Sayın Yazıcıoğlu, sizce ülke iyi idare ediliyor mu?

YAZICIOĞLU : Ne gezer! Ülke günden güne daha da kötüye gitmektedir. İşsizlik, yolsuzluk, yoksulluk hat safhada. Komşu ülkelerde kan ve gözyaşları dinmiyor. Yüce Allah’ma, bu mübarek Ramazan ayının, iyilik ve barışa vesile olması adına dua ediyorum.

Bakınız vatandaşımız vergisini ödediği halde, işçimiz, çiftçimiz, sanayici ve yatırımcı vatandaşlarımız bunalım içinde. Buna nasıl iyi yönetimdir diyebiliriz?. Bu çarpık yönetimin faturası zavallı vatandaşımıza kesiliyor. Çiftçimiz gübreyi 2-3 kat daha fazlasına, fahiş fiata almaktadır. Yakıt parası el yakıyor. Üretilen ürünler, buğdayda olduğu gibi bundan dört yıl önceki fiyatlara alınıp satılıyor .

YAVUZCA       : Sayın Başbakan; “Ülke yatırım cenneti oldu, kişi başına düşen milli gelir onbin dolarlara yükseldi ” diyor. Buna ne dersiniz?

YAZICIOĞLU : Olur mu öyle şey? Vatandaş şu anda yatırımlardan vazgeçiyor. Ülkede değişen hiçbir şey yok. Gelen gideni aratır duruma geldi. Her iktidar kendi çevresini zenginleştirmenin çabası içinde olmuştur. Vergi rekortmenlerine bakın! Bankalar ve sigorta şirketleri dev gibi büyüyor. Bu iktidar döneminde para ile para kazananlar revaçta. Üretim yapan halk’a bakın, fakir. Yabancı sermayedarlar ülkeyi adeta sömürüyor. Emekliler, asgari ücretle çalışanlar, esnaf ve çiftçi sefilleri oynuyorlar. Bu dönemde İnsanca yaşamak çok zorlaştı. Sırça köşklerde oturanlara bir bakın! Onlar, Anadolu insanının derdini nereden bilecekler?. Bir kere gelir dağılımında korkunç  bir şekilde adaletsizlik var.

YAVUZCA       : Sayın başkan, AKP’nin kapatılması davası sizce bir senaryo muydu?

YAZICIOĞLU : Aynen öyle. Ülke gündemini değiştirme ve senorya yazmakta bu hükümet başarılı olmuştur, diyebiliriz. İktidar medya tartışmları bu milletin midesini bulandırıyor. Ortada varsa bir haksızlık, her türlü imkan elinizde, gereğini yapın. Bir başbakan ekranlarda şov yapmamalı. TV ekranlarında görülen bu öfkenin anlamı, suçluluk duygusundandır. Almanya’daki bir denek, korkunç yolsuzluklara bulaşmıştır. Hayır derneklerini bu hale getirenler, halkın inancını sömürenler, keşke Peygamberimizin (s.a.v.) ; “Komşusu açken, kendisi tok yatan bizden değildir” hadis-i şerifine uygun hareket edebilseydiler. Biz bu istismarların kesinlikle karşısındayız. Şahsım itibariyle,  hiçbir zaman  bu yanlışları yapanların yanında olmadım. Özellikle dini istismar edenleri asla affetmeyi düşünmüyorum.

YAVUZCA       : Efendim, eğer siz başbakan olsaydınız, medya patronlarıyla TV ekranlarında tartışmaya girer miydiniz?

YAZICIOĞLU : Asla böyle bir şey yapmazdım. Eğer söylendiği gibi basında yalan haber ve iftira kampanyası yürütülüyorsa, bu işi ilgili kurumlara iletirim, onlarda gereğini yaparlar. Yalan haber ne denli iğrençse, Başbakanın, muhatabına söylediği sözlerde o denli berbat. ve çirkindir. Bir başbakan “Siz bu yazdıklarınızı ispat edemezseniz şerefsizsiniz” diyor. Muhatabı da Başbakan’a verdiği cevap da aynı üslup’u kullanıyor.. Bunun neresi kabul edilir? Bu ciddiyetsiz tartışmalar, ülkenin sorunlarını çözecek formüller midir?

YAVUZCA       : Ergenekon olayı hakkında ne düşünüyorsunuz?

YAZICIOĞLU : Ergenekon konusu, bu gün magazinleştirildi. Kimin eli kimin cebinde olduğu belli değil. Suç işleyenin konumu, rütbesi, makamı ne olursa olsun, onların  kesinlikle himaye edilmeden cezalandırılmasından yanayız. Hukuk ne güne duruyor. Bu iş onun görevidir. Ergenekon üzerinden rant sağlamak, hiç kimseye fayda getirmez.

YAVUZCA       : Efendim yasalarımızda bir boşluk var mıdır diye sormak istiyorum.

YAZICIOĞLU : Evet var. 12 Eylül ve öncesi hazırlanan bazı “anti demokratik” anayasa maddeleri mutlaka değiştirilmelidir. Dokunulmazlık zırhı mutlaka kaldırılmalı, yönetimler şeffaf olmalı, yolsuzlukların üzerine kararlılıkla gidilmeliydi, ama olmadı. Türkiye bugün kırılma noktasına getirildi. Kritik bir dönemden geçiyoruz. AKP’nin kapatılma davası, Ergenekonla ve özellikle Genel Kurmay Başkanının seçilmesine bir gün kalaya denk getirip “pazarlık haline dönüştürülmesi pek hoş şeyler değildir. AKP “laik karşıtı bir parti” dediler, ama bu partinin kapatılmasının tersine karar aldılar. Biz de parti kapatılmasına karşıyız. Fakat pazarlık usulu yapılan yanlışlığa da tepkimiz vardır. Çünkü AB, zımmen iktidar partisini domuz bağı ile bağlamıştır. Bu nedenle de AKP’nin infazı durdurulmuştur.

YAVUZCA       : Sayın Yazıcıoğlu, AKP’nin öncelikleri arasında başörtüsü ve dini inanç konuları yer alıyordu. Ne oldu da bu ifadeler gündemden kaldırıldı mı?

YAZICIOĞLU : AKP oy alma gayesiyle halkın inancını istismar etmiştir ve bugün şu sözü üzerine basa basa dillendiriyorlar;“Biz, dini konular ve başörtüsü hususunda yeterince dersimizi aldık. Bundan böyle laik, Cumhuriyet ilkelerinin savunuxusu olmaya hazırız, dersimize iyi çalıştık” diyorlar.

YAVUZCA       : Efendim, Erdoğan hükümeti yolsuzlukların ortaya çıkarılmasında başarılı olmuş mudur?

YAZICIOĞLU : Kim diyor onu? Göreceksiniz AKP’yi yolsuzluklar bitirecek. Dişli olayı, Deniz Feneri yolsuzluğu, medya-hükümet tartışmaları, Kasımpaşa kabadayılığını sona erdirecek. Aydın Doğan’ın üslubu ne kadar çirkinse, sayın Tayyip Erdoğan’ın ifadeleri de o kadar yanlıştır. Her ikisi de birbirlerini şerefsizlikle itham etmektedir ve bütün bunlar kamuoyu önünde cereyan etmektedir. Bunun neticesinde ekonomi çökme noktasına getirilmiştir. Küresel kriz kapıda, tehlike çanları çalmaktadır. Bir kere Başbakan hırçınlığını bir türlü yenemiyor. Ülkenin geleceğini karartmaya, vahim hale getirmeye hiç kimsenin hakkı yoktur.

YAVUZCA       : Efendim bütün yanlışlıklarına rağmen AKP hümüketi anketlerde yine en çok oy alacak parti olarak gündemini korumaktadır, deniyor. Buna ne dersiniz?

YAZICIOĞLU : Sağ olsun Deniz  Baykalın CHP si ve  Bahçelinin MHP si, AKP’nin oy oranını artıracak çok yanlış politikalar üretiyorlar. AKP kurmayları da bundan vaziyet çıkararak haksızlığa uğrama numarasıyla, gündemi değiştirecek yeni senaryolar yazıyorlar

YAVUZCA       : Efendim, BBP bu yerel seçimlerde istenileni alacak mıdır?

YAZICIOĞLU : BBPsi olarak biz, 81 ilde, 923 olan genel meclis üyeliğine adaylarımızı koyacağız. Bu seçimlerde %2,5 oy alırız. Şayet % 4,5 oy alırsak, bizim önümüzde kimse duramaz. Şimdi biz hızla yerel seçimlere hazırlanıyoruz.

YAVUZCA       : Sayın Genel Başka,n yolunuz açık olsun. Verdiğiniz bilgilerden dolay sizeı teşekkür ediyorum. Cenab-ı Allah muininiz olsun. Size başarılar diliyorum.

BU DA GELİR, BU DA GEÇER

Araştırmacı-Yazar

İDRİS YAVUZ

Dervişin biri, uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra bir köye varır. İlk rastladığı kimseye, aç olduğunu, kendisini konuk edecek bir yer aradığını söyler. Bu köy halkı genelde fakirdir. Köyde Ahmet ağa ya da Halil ağa diye zengin iki zat vardır. Onların çiftliğine gitmesini tavsiye ederler.

Derviş,  Önce Ahmet ağanın çiftliğe doğru hareket eder ve çiftliğe varır. Burada çok iyi karşılanır, misafir edilir, yer içer, dinlenir. Bu ailenin, hayırsever olduğunu bilmeyen yoktur.

Derviş, yapılan ikramlardan çok memnun olmuştur. Ev sahibine teşekkür ederken; “Sizin mal varlığınız olduğu kadar gönlünüz de zengindir. Bundan dolayı Allah’a ne kadar şükretseniz yeridir.”der. Ahmet ağanın cevabı; “Hiçbir şey olduğu gibi kalmaz. Bazen görünenler belki de gerçek değildir. Bu da gelir, bu da geçer” diye cevap verir.

Derviş, Ahmet ağanın çiftliğinden ayrılırken, bu sözün ne anlama geldiğini düşünür. Ama bunun sırrını çözemez. Bir kaç yıl sonra dervişin yolu yine aynı bölgeye düşer. Ahmet ağayı hatırlar ve onun yanına uğramaya karar verir. Yolda rastladığı köylüler ile sohbet ederken; Ahmet ağanın fakir düştüğünü ve şimdi Halil ağanın yanında uşak olarak çalıştığını öğrenir.

Derviş hemen Halil ağanın çiftliğine gider, Ahmet ağanın orada çalıştığını görür. Eski dostu yaşlanmıştır, üzerinde eski püskü giysiler vardır. Üç yıl önceki bir sel felaketinde bütün sığırları telef olmuş, evi yıkılmıştır. Toprakları da işlenemez hale geldiği için Halil ağanın yanına sığınmıştır. Ahmet ağa ve ailesi üç yıldır Halil ağanın hizmetkârıdır.

Ahmet ağa bu kez, Derviş’i son derece mütevazı olan evinde misafir eder. Kıt kanaat yemeğini onunla paylaşır. Derviş, oradan ayrılırken, bu güzel insanın haline üzülür. Ahmet ağa derviş’e;” Unutma, bu da gelir, bu da geçer” der.

Derviş oradan ayrılırken, olanlardan oldukça etkilenmiştir. Tesadüfen yedi yıl sonra yolu yine o bölgeye düşer. Halil ağa ölmüş, ailesi olmadığı içinde bütün mal varlığını, en sadık hizmetkârı ve eski dostu Ahmet ağaya bırakmıştır. Şimdi Ahmet ağa, Halil ağanın, konağında oturmaktadır. Uçsuz bucaksız arazileri ve hayvan sürülerine sahiptir.

Derviş, eski dostunu bu halde görünce memnuniyetini bildirir ve sevindiğini söyler. Ama onun cevabı yine aynı; “Bu da gelir, bu da geçer”

Aradan uzun zaman geçer, Derviş yine Ahmet ağayı arayıp hatırını sormak için onun ziyaretine gider. Köylüler yüksekçe bir tepeyi göstererek; “Ahmet ağanın mezarı tepenin üstündedir” diye tarif ederler. Derviş, işaret edilen tepeye çıktığında, gördüğü manzara şaşırtıcıdır. Mezar taşında “Bu da gelir, bu da geçer” yazılıdır.

Derviş, “ölümün nesi gelip geçecektir?” diye düşünür ve oradan ayrılır. Ertesi yıl Ahmet ağanın mezarını ziyaret etmek için geri döner; ama ortada ne tepe vardır, nede mezar. Büyük bir sel gelmiş, tepeyi önüne katmış, Ahmet ağanın mezarından geriye bir iz dahi kalmamıştır. Derviş, olanlardan oldukça etkilenmiştir.

Günlerden bir gün, ülkenin sultanı, kendisi için bir yüzük yapılmasını ister. Bu öyle bir yüzük ki, mutsuz olduğunda bu yüzük umudunu tazelesin, mutsuzluğa düştüğünde ise kendisini mutluluğun sarhoşluğuna kapılmaktan alıkoysun. Hiç kimse Sultanı tatmin edecek böyle bir yüzük bulamaz ya da yapamaz. Sultanın adamları ararlar, sorup soruştururlar neticede bu Derviş’i bulup ondan yardım isterler. Derviş, Sultanın kuyumcusuna hitaben bir mektup yazıp verir. Kısa bir süre sonra yüzük Sultan’a sunulur. Sultan önce bir şey anlamaz; çünkü bu son derece sade bir yüzüktür. Sonra Sultanın gözü yüzüğün üzerindeki yazıya takılır. Biraz düşünür ve yüzünde büyük bir mutluluk peyda olur. Yüzüğün üzerinde “Bu da gelir, bu da geçer” yazmaktadır. Bu sözcük, sultanı düşünmeye sevk eder.

“Buda gelir, bu da geçer Ya Hu” sözünün aslı, Selçuklular ve Osmanlılar döneminde sıkça kullanılan bir ifadedir. Bu sözcük, tekkelerde ve dergâhlarda ; “Ya Allah” manasına gelen, “Ya Hu”, “BU DA GEÇER YA HU” şeklinde kullanılmıştır.

Görülüyor ki, hayat inişli çıkışlıdır. Her şeyin gelip geçici olabileceği muhakkaktır. Saltanatlar, makamlar, zenginlikler, şan ve şöhretler, hayatta hiç kimseye baki değildir.  Hem iktidar hem muktedir olanlar, ya da “Her şeyi ben bilirim, benim dediğim olur” diyenler de bir gün gelir.” Eyvah! Hata ettik! Yanılmışız, üstelik de yanıltmışız.” Diyecekler. Ama burada son pişmanlık para etmeyecektir.

 

TÜRKLER 3000 YILDAN BERİ ANADOLUDA

Türkler Anadoluya.1071 Malazgirt savaşından çok daha önceleri gelmiştir. Son zamanlarda Anadolu’da bulunan tarihi kalıntılarda bunu isbat etmektedir. Eskişehir’in Yazılıkaya köyünde, ortaya çıkarılan 24 metre yüksekliğinde, 20 metre enindeki 3 bin 200 yıllık “Kaya Anıt’ın” üzerindeki yazılar, Türkçe olarak yazılmıştır.

Orta Anadolu'da yüzlerce tarihi Türk eserinden biri olan YAZILIKAYA’nın hâlâ Yunanca "MİDAS" adıyla anılması, geçmişimize yapılan en büyük haksızlıktır. Tarihçi Kazım Mirşan;

"Türkler, göçlerle sahip oldukları medeniyeti her gittikleri yere taşımışlardır. Bu göçbe kollardan biri de Etrüsklerdir. Etrüskler, M.Ö. 1600'lerden itibaren İtalya'nın Toskara bölgesinde büyük bir medeniyet meydana getirmişlerdir. Etrüks yazısı olarak bilinen Türk yazıtları bugünkü Avrupa yazısının temelini teşkil etmektedir. Etrüskler Anadolu'ya İsa'dan binlerce yıl önce gelmişlerdir. Bu yüksek medeniyete sahip halkın yerleştiği topraklar, bugünkü Limni Adası'ndan başlayan Eskişehir, Ankara, Afyon ve Uşak'ı kapsayan Orta Anadolu topraklarıdır. Anadolu başından beri Türk vatanıdır Anadolu Etrüsklerindeki bütün kelimeler öz Türkçedir. Buna göre Yazılıkaya'nın hâlâ Yunanca "MİDAS" adıyla anılması doğru olmasa gerek” diyor.

Eski Kültür Bakanlarından Namık Kemal Zeybek bu konudaki görüşlerini açıklarken;"Avrupalı bilim adamları bir türlü bu yazıtların üzerini okuyamıyorlar. Şimdiye kadar okunamadı. Neden okunamadı? Çünkü kendilerine mal etmeye çalışıyorlar. Ne yazık ki, bizde de cesaretle, Avrupa, bizbilebiliriz, biz bilebiliriz diyen bir bilim adamı da bugüne kadar çıkmamıştır. Türk yazıları okunamamıştır. Şimdi Kazım Mirşan bu yazıları okuyor. Atatürk'ün ruhunun bizim aramızda ve sevinç içinde olduğuna inandığımı söylemek istiyorum. Atatürk bu gerçeği, Kazım Mirşan beyden de, başkalarından da önce söylemişti. Ama o bekledi ki oğulları, kendisinin kurduğu ve temeline bilimi, Türk kültürünü koyduğu bu Cumhuriyet'te yetişen nesiller, bunları bilim yoluyla okusunlar. Hayır olmadı. Ne yazık ki, biz bu anlayışı Atatürk'den sonra terk ettik. Ama şimdi Atatürk'ün büyük vasiyetini yerine getiren Kazım Mirşan, Atatürk'ün ruhunu da şad etti” demektedir.

Türkler, Güneyde Himalaya dağları, kuzeyde Kuzey Buz Denizi, doğuda Kore Denizi, Batıda Balkanlar"a kadar uzanan, Asya ve Avrupa kıtalarında, milyonlarca kilometre karelik topraklarında, 12 bin yıldan beri yaşayan bir toplumdur. Yazılı eserlerde ortak dil olarak da Türkçeyi kullanmışlardır.

Türklere Ait İlk Parayı Göktürkler Bastırmış.

Kırgızistan, Özbekistan ve Tacikistan’da yapılan arkeolojik kazılarda ilk büyük Türk uygarlığı olan Göktürklere ait ay yıldızlı paralar bulunduğu ortaya çıkmıştır.

Dokuz Eylül Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Yavuz Daloğlunun yaptığı araştırmalarda;

“Göktürklerden sonra 8′inci yüzyılda Türgişlere ait paralar bulunmuştu. Ancak Göktürklere ait paralar onlardan 150–200 sene daha önceye, dayanır. Göktürk sikkeleri, Orhun Yazıtları kadar önemlidir. Ancak, yeni bulunan Göktürk paralarında da ay-yıldızlı figürler vardır. Altıncı ve yedinci yüzyılda basıldığı tahmin edilen ay yıldız motifli sikkeleri, Türk tarihindeki en eski paralardır” diyor.

Mustafa Kemal Atatürk’e Göre “Tarih Türklerle Başlamışır”.

Bundan 74 bin yıl önce başlayan ve bugün Almanya’nın Berlin şehrine kadar uzanan buzul döneminin 12 bin yıl önce sona ermesiyle, dünya ısısı 4–5 C° artmaya başlamıştır. Artan ısıya bağlı olarak buzulların erimesi ve şiddetli yağmurlar nedeniyle deniz ve göllerdeki su seviyesi 125 metre kadar yükselmiş, dünya iklim ve coğrafyasında büyük değişiklikler olmuştur. Bu dönemde Anadolu topraklarında, Tuz gölü, Konya-Ereğli Havzasını kaplayan büyük bir göldür ve Çatalhöyük de bu gölün kıyısında kurulmuştur. Anadolu’dan daha büyük yüzölçüme sahip Asya topraklarında da bu iklim değişikliği neticesi çok sayıda su havzaları; akarsular, göller ve iç denizler meydana gelmiştir.

Diğer yandan Türklerin ana yurdu Orta Asya topraklarında yaşayan Türkler suyun bol olduğu dönemlerde bu topraklarda yerleşerek tarım yapmış, hayvanları ehlileştirmiş, yeraltı madenlerini bulup işletmişler Dünyada yazıyı ilk kullanan da Türkler olmuştur.

Asya kıtasının ortasında Baykal gölü, Tanrı dağlarından Hazar Denizine kadar uzanan Altay, Kazakistan ve Kırgızistan toprakları, ilkyazının ortaya çıktığı yerlerdir. Buralarda 20.000 yıllarına ait Mağara resimleri ve heykelcikler, petroglifler, 15.000 yıl önce tamgalar, 10.000 yıl önce harfler ve sonunda alfabeye geçişin dünyada ilk kez Türkistan topraklarında görülmüştür.

Kazakistan’da Altın Elbiseli Adam, ilk Türk tamgaları, 10.000 yıllık Yedi Su yazıtları, Yakutistan’da Baykal-Lena yazıtları, İtalya’da Etrüks yazıtları, Moğolistan’da Kül Tigin yazıtları, Yenisey yazıtları, Rusya Yazılıkaya Karayüz yazıtı, Altaylar’daki Pazırık, Kurganı yazıtları, Anadolu’da; Antalya Side yazıtı, Eskişehir’in Han İlçesinde Yazılıkaya ve Uçuz yazıtları, Konya Çatalhöyük yazıtları, Ankara Polatlı da Yassı Höyük’teki Erken Türk yazıtları, Hakkâri’de Gevaruk yaylası Sat Köyü tamgaları, Antalya’da Beldibi mağarasındaki tamgalar, Şanlıurfa Göbekli Tepedeki tamgalar, Hakkari Çelo Dağı Kahn-ı Melik ve Taht-ı Melih kaya üstü resimleri, Erzurum ili Karayazı ilçesi Salyamaç Köyünde Cunni Mağarası yazıtları, Burdur Hacılar Höyüğünde kaya yazıtları, Çatalhöyük yazıtları, Van Tirşin alanı Çilgiri Köyü yazıtları, İstanbul Erenköy yazıtları, Sinop kalesinde kapı yazıtları, Trabzon Mağara Yazıtları, Suriye Lazkiye’de Ras Şamra’da Ugarit yazıtları, Ege denizi Lemnos Adası yazıtları, şu ana kadar bulunan ve bilinen eserlerden bazılarıdır.

1789 yılında bir İngiliz İstihbarat subayı Anadolu topraklarından geçerken Eskişehir Yazılıkaya’ya rastlar Yazılı Kaya’yı Bizans kültürüne ait olduğunu ve metin içerisinde geçen “Midai” ibaresinden dolayı da kral Midas’a ait olduğunu iddia eder ve literatüre de bu şekilde geçer. Bu da gerçek değildir. Aslında bu mezar M.Ö.740’a aittir. Oysa bu tarihlerde Yunan’a ait hiçbir yazılı eser bulunmadığını Yunanlı tarihçi Herodot da belirtmiştir.

Atatürk, genç bir subayken Sinop’ta yazmış olduğu şiirde;

Gafil, hangi üç asır, hangi on asır

Tuna ezelden Türk diyarıdır.

Bilinen tarihler söylememiş bunu

Kalkıyor örtüler; örtülen doğacak

Dinleyin sesini, doğan tarihin,

Aydınlıkta karaltı, karaltıda şafak

Yalan tarihi görüp, doğru tarihe giden.

Asya’nın ortasında Oğuz Oğulları

Avrupa’nın Alplerinde Oğuz Oğulları,

Doğudan çıkan biz, Batı da yine biz,

Nerede olsa, ne de olsa kendimizi biliriz.

Hep insanlar kendilerini bilseler,

Bilinir o zaman ki hep biriz.

Türk sadece bir milletin adı değil,

Türk bütün adamların birliğidir.

Ey birbirine diş bileyen yığınlar,

Ey yığın yığın insan gafletleri,

Yırtılsın gözlerdeki gafletten perde,

Dünya o zaman görecek,

Hakikat nerede, hakikat nerede?

Mustafa Kemal Atatürk

Mustafa Kemal ATATÜRK, 1922"de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 130. toplantısının açılışında yaptığı konuşmada:“Efendiler, bu insanlık dünyasında en az yüz milyonu aşkın nüfustan oluşan büyük bir Türk Milleti vardır ve bu milletin yeryüzündeki genişliği oranında da tarih alanında da bir derinliği vardır. Türk Milletinin kökünün dayandığı Türk adındaki insan, insanlığın ikinci babası Nuh Aleyhisselamın oğlu Yasef"in oğlu olan kişidir...”

Atatürk öncülüğünde 2 Temmuz 1932 ve 20 Eylül 1937 tarihlerinde yapılan Türk Tarih Kurultaylarında yerli ve yabancı bilim adamlarıyla bu konuyu gündeme getirmiştir. Fakat ne yazık ki bu çalışmalar, Atatürk"ün ölümünden sonra durdurulmuştur.

Etrüskler, Türk Müdür? Orta Asya"dan dünyanın diğer yerleşik yerlerine yapılan göçler, ilk olarak M.Ö. 5.000’lerde İskandinav ülkelerine doğru başlamıştır. ETRÜSK olarak adlandırılan bu toplum İtalya’ya gelmeden önce, Fransa’da, Glozel’de ve Avusturya’da (M.Ö. 4.000) yaşamışlardır. Roma şehri M.Ö. 743’de Etrüsklü Romulus tarafından kurulmuştur. Roma şehrinin simgesi olan heykeller, Türklere Ergenekon’da yol gösteren dişi kurt Asena’nın memelerinden süt emen iki çocuk heykelleri yer almaktadır.

Roma şehrini kuranların Etrüskler olduğu ve bunların da Türk oldukları, 2004 yılında Etrüsk mezarlarındaki kemiklerin genetik araştırmalarından da anlaşılmıştır. İtalya’da Ferrara Üniversitesi Genetik bilimci Prof. Guido BARBUJANİ, Prof. Guido BARBUJANİ, Firenze Üniversitesinden Prof. Davit CARAMELLİ, Bologna Üniversitesi Prof. Loredana CASTRY, Parma Üniversitesi Prof. Antonella CASOLİ, Pisa Üniversitesi Prof. Francesco MALLEGNİ, İspanya Barselona’da Pompeu Farba Üniversitesi Prof. Carles LALUEZA imzalı raporda yaşları 2700 ile 2300 arasında değişen 80 Etrüks iskeletinin genetik araştırması sonucunda Etrüsklerin Doğulu olduğu sonucu açıklanmıştır.

Etrüsklerin Orta Asya’dan gelip Avusturya’daki İnsburg bölgesineoradan da İtalya’nın Po ovası bölgesine yerleşmişlerdir.

İtalya’da 1995 yılında Etrüsk konusunda en yetkili bilim adamı olan Floransa’dan Prof.Dr. Giovannangelo CAMPOREALE, Mirşan ile bir hafta süren görüşmeleri sonrasında Etrüsk yazıtlarının Erken Türkçe olduğunu kabul etmiştir.

Ayrıca araştırmacı-yazar rahmetli Adile AYDA, “Etrüskler Türk mü idi?” (Ankara 1974), kitabında da aynı konuyu işlemiştir. Adile AYDA ayrıca,“Herodot (M.Ö. 484–425 ) Attika halkının Helen asıllı olmadığını söylemekte” diyerek, Etrüsklerin Türk olduğunu belirtmektedir.

Roma’yı kuran Etrüsklerin M.Ö. 100 yılına kadar bu bölgede üstünlüklerinin sürmesine karşın bir süre sonra kendi dillerini konuşmayı bırakarak Latince konuşmaya başlamışlar, sonrasında da kültürlerini kaybederek tarih sahnesinden silinmişlerdir.

Türklerin Orta Asya’dan, Avrupa içlerine, Anadolu topraklarına 7000 yıl önce gelmişlerdir Avrupada, İsveç, Norveç, Danimarka, Almanya, İsviçre, Romanya, Fransa gibi coğrafyalarda, birçok tarihi eserlerdeki yazıların okunmasıyla bu durum ortaya çıkmıştır.

Çin"Deki Beyaz Piramitler. Doğu Türkistan’da Himalaya Dağı eteklerinde Shensi Bölgesinde Çin hükümeti tarafından dünyadan gizlenen Beyaz Piramit ve civarındaki 100 kadar piramit Türk’ün Orta Asya’daki geçmiş tarihinin birçok sırlarını içlerinde saklamaktadır. Meksika’daki ve Mısır’daki piramitlerin atası kabul edilen bu Beyaz Piramitin Mısır’daki büyük piramitten iki misli büyüklükte ve yaşının 5000 yıldan fazla olduğu bilinmektedir.

Beyaz Piramit bölgesinden dünyada ilk defa 1912’de iki Avusturyalı gezgin tarafından ortaya çıkarılmıştır.1957’de Life dergisindeki II. Dünya Savaşı’nda uçaktan çekilmiş resminin yayınlanması takip etti. En sonunda da yasaklanan bu bölgeye girmeyi başaran Alman araştırmacı Harwig Hausdort’ın fotoğrafları yayınlandı. Prof. Dr. Cevdet Bayburtluoğlu da;

“Günümüze kadar ulaşan yüzlerce Likya yazıları mademki eski Yunancadır, neden Yunanca temel alınarak hala okunamamaktadır! Batılı bilim adamlarının Etrüsk yazılarını okunmayamamışlardır Etrüsk, Attika ve Firik yazısı ile Likya yazısı aynı kökten doğan alfabenin farklı zaman ve coğrafyalarda çok az değişmiş halleridir, ama ana kök aynıdır ve bu yazılar Tarihçi Doç.Dr. Haluk Berkmen tarafından okunabilmektedir” derken.

Tarihçi Dr. Serhat Kunar ;“Antalya ve yakın çevresi” adlı kitabında, Midilli’de oturan Yunanlıların Anadolu’da yaşayan Türklere bayraklarındaki Kurt başından dolayı, Yunancada Kurt anlamına gelen Likos diye hitap ettiklerini belirterek Likyalıların bıraktıkları yazılardan da bunların Erken Türk olduklarının anlaşıldığını” söylemektedir.

Sunuş olarak;

İlk Alfabetik yazıyı Türkler buldu.12 Hayvanlı Türk Takvimi dünyadaki ilk takvimdir.

İlk devleti Türkler kurmuştur. Pusulayı, saati, kâğıdı ve matbaayı Türkler bulmuştur. Avrupa medeniyetinin temeli Etrüskler Türk’tür. Türk Topraklarının en eski sahibi Türklerdir.

Anadolu topraklarının eski Yunan medeniyeti ile hiçbir alakası yoktur! Anadolu topraklarının en eski sahipleri Atatürk’ün de dediği gibi Türklerdir! Bizlerden önce bu topraklarda başkalarının olduğunu kabul etmek, büyük bir yanılgıdır!

Tarihini bilmeyen nesil, geleceğine güvenle bakamaz. Ne yazık ki, Milli Eğitim politikası bugüne kadar bu konuda milli bir duruşla, ciddi bir araştırma da yapmamıştır Bilinmeli ve hiç unutulmamalıdır ki, bu devletin temelinde “Bağımsızlık benim karakterimdir!” diyen Mustafa Kemal ATATÜRK vardır.

 

 

ABD'NIN HAİN PLANI: "DOĞUDA KÜRDİSTAN DEVLETİ KURMAKTIR”

Araştırmacı Yazar

İdris YAVUZ

“Domuzdan post, ABD den dost olamaz” Son zamanlarda ABD Başkanı George W. Bush ve onun ordu komutanlarının, basın aracılığı ile yaptıkları beyanatlara baktığımızda,Türkiye üzerinde nasıl bir oyun oynadıklarını daha net olarak görmekteyiz. Burada açık ve net olarak, “Büyük Ortadoğu’da Kürdistan” sınırları çizilmektedir. Önce adım adım, sinsice, Federatif, sonra da bağımsız Kürdistan devletinin kurulması için zemin yoklamaları yapılmaktadır

Türk askerinin başına çuval geçiren, ABD'nin Irak ve Yakın Doğu bölgesinden sorumlu komutanı Oramiral William Fallon, TSK'nın Şubat sonunda kuzey Irak'ta terör örgütü PKK'ya karşı düzenlediği sınır ötesi harekâtına, kendilerinin yardım ettiğini belirterek; “Soruna gerçek çözüm, terör örgütüyle uzlaşma sağlanması gerektiğini" savundu.

Temsilciler Meclisi Silahlı Hizmetler Komitesi'nin oturumunda konuşan Oramiral Fallon, bir milletvekilinin, TSK'nın operasyonunda ABD'nin işbirliği yapıp yapmadığını ve harekatın başarı derecesini sorması üzerine, şöyle konuştu:

"Türk askeri istihbaratına dolaylı destek sağladık, operasyonun taktik başarı kazanmasına yardım ettik. Ancak sanırım burada kilit mesele, Türklerin, PKK konusuyla yüzleşmesi için bir yol bulunması, Türklerin (PKK'yı) sadece askeri yönden tasfiye etmesi değil." Diyen Oramiral Fallon, “Ancak bana göre Türkler kesinlikle PKK ile bir çeşit uzlaşmaya varması gerekir" dedi. Kuzey Irak'tan "Kürdistan", PKK'dan da "KGK" (Kongra Gel) diye bahseden Oramiral Fallon, kuzey Irak'taki "bu tip bir istikrarsızlığın ve hareketliliğin, ABD'nin Irak'taki operasyonlarına potansiyel olarak istikrarsızlık ve zarar verebileceğini" ifade etti. Fallon, şunları söyledi:

"Biz, Türklerin, bu grubun yasa dışı ve terörist faaliyetlerinden duyduğu acıları kesinlikle anlıyoruz. Ancak uzun dönemli çözümün, bir çeşit uzlaşma, KGK'nın bazı sıkıntılarının giderilmesi olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla biz Türklere verebileceğimiz yardımı vereceğiz ve onları burada siyasi bir çözüm bulunması yönünde güçlü şekilde cesaretlendiriyoruz" dedi.

Yukarıdaki açıklamalarda sanki Türk milletinin dostu gibi görünmenin bedelini istediklerini ima etme değil, açıkça ifade etmektedirler. Burada öyle bir oyun oynanıyor ki, PKK operasyonu konusunda tereyağından kıl çekercesine önce muhalefet partilerini tahrik edecek ortam hazırladılar, bu milletin göz bebeği olan ordumuzu küçük düşürecek, fırsatlar yarattılar. Bu gelişmelere, iktidar partisi, seyirci kalmıştır.

Türkiye’nin geleceğine ipotek konan Vakıflar kanunu çıkarılmış, azınlıklar ellerindeki mal varlıklarını yine Azınlık vakıflarına vermek üzere sıraya girmişlerdir. Çok yakında  “Ekümenlilik” adı altında İstanbul, kapılarını Hıristiyan dünyasına açacaktır. Ayasofya’yı kiliseye çevirme gündeme gelmiştir. AB ve ABD’nin bir tek emeli vardır, O da, tarihten gelen “Haçlı intikam” duygularını yeniden hayata geçirmek, Anadolu’yu parçalara bölmektir Allah sonumuzu hayra tebdil eylesin “Âmin”.

 

BU DEVLETİ YIKMAYA KİMSENİN GÜCÜ YETMEZ

İdris Yavuz-Araştırmacı-Yazar

Bu ülkede hükümetler değişir, politikalar, sistemler, kanunlar, yönetmelikler değişebilir. Ama devlet geleneği asla değişmez ve değişmemelidir.

Yine bu ülkede bazı rant çevreleri, basın kartelleri, siyasi kirliliğe sebep olan birtakım politikacılar, devletin resmi kurumlarını sanki “kendi partilerin arpalığı” gibi düşünmektedir.

Diğer taraftan AB’nin baskısıyla Heybeli adada bulunan Rumlara ait Ruhban Okulunun bünyesinde Harp Okulunun açılması istenmektedir Kuşkusuz, asıl görevi din adamı yetiştirmek olan bu okulların, din adamı değil gayeleri militan yetiştirmek olacaktır.

Heybeliada 16.936 metrekarelik bir alan üzerinde, 809 yılında bir Manastır kurulmuş, 1772 yılında bu manastıra küçük bir okul ilave edilmiştir. Daha sonra bu manastırın ülkeye zararlı Faaliyetleri tespit edilerek kapatılmıştır. İngilizlerin devreye girmesiyle 1844 yılında manastır ve papaz okulu yeniden faaliyete geçirilmiştir. 1951–1952 yılında Heybeliada’da dört yıllık liseye dayalı Ruhban Okulu açılmasına izin verilmiştir 1957 yılında Kıbrıs meselesi ortaya çıkınca bu oyunun farkına varılmış ve duruma el konulmuştur.

12 Ocak 1971 yılında Anayasa Mahkemesi’nin kararıyla Heybeli adada papaz yüksek okulunun açılması reddedildiği halde AB’nin baskısıyla yeniden bu konu gündeme gelmiştir 1971 yılında açılan  “Özel Heybeliada Rum Erkek Lisesi” Lazan anlaşmasına aykırı olduğu için1984 yılında okul yeniden kapatılmıştır.

Anayasa’nın ikinci maddesi; “Türkiye Cumhuriyeti Devleti laiktir; dolayısıyla dini öğrenim yapan özel bir okul açmak ve yönetmek yasaktır.” 625 sayılı kanunun 3. maddesinde; “Askeri okullar, dini eğitim ve öğretim yapan özel öğretim kurumları ile emniyet teşkilatına bağlı okulların aynı veya benzeri özel öğretim kurumu açılamaz” denmektedir

Buna göre; Patrikhane, bir vakıf statüsünde olmadığı için Patrikhane’ye bağlı özel yüksek öğrenim kurumu açamaz. Bu temel şartlar ortadayken, Patrikhane’nin Heybeliada Ruhban Okulu için talep ettiği statü yasalara aykırıdır.

1772 yılında, Türklerin aleyhinde, Patrik III. Pantenios, Eflak ve Boğdan voyvodalarını isyana teşvik etmiştir. Sadrazam Köprülü Mehmet Paşa, Patriğin asılmasını emretmiştir. 1827 yılında ise Mora ve Yunan isyanında Patrik Gregorios’un isyanın içinde olduğu anlaşılmış, Padişah II. Mahmut ve sadrazamı Benderli Ali Paşa, Patriği azlederek astırmışlardır.

Osmanlı’nın son döneminde İstanbul’da ve Anadolu’da bulunan papazlar dini görevlerini yerine getirmek yerine, birer militan gibi çalışmışlar, okulları ve kiliseleri cephaneliğe çevirmişlerdir.. Mustafa Kemal Atatürk bu şer yuvası için bakınız ne diyor;

“İstanbul Patrikhanesi ve Yunan Konsoloshanesi silah ve cephane deposu halini almıştır ve hatta kiliseler ibadet yerleri olmaktan ziyade askeri ambarlar gibi kullanılmaktadır.” (Vesika 1, Nutuk, Kemal Atatürk) demektedir.

Son günlerde İstanbul Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın İstanbul’u “Dünya Devletlerinin Başkenti” yapma çabalarının altında da zımnen bu gerçekler yatmaktadır.

Türkiye üzerine oynanan oyunlar sadece bunlardan ibaret değildir. BM, AB, UNESCO, ABD, Dünya Kiliseler Birliği, İstanbul’daki Patrikhaneye maddi yardım yapmakta adeta birbirleriyle yarışıyorlar. Acaba neden? Gayeleri eski Bizans’ı yeniden canlandırmaktır.. İstanbul’u önce uluslararası bağımsız şehir haline dönüştürmek, sonrada Ekümeniklik kararı aldırıp Bizans’ın resmen kuruluşu için T.C’nin hükümdarlığını tartışır hale getirmek olacaktır.

Türkiye, dış baskılarla, AB’ye girme hevesiyle taviz üstüne tavizler vermeye yönelik çalışmalar yapmaktadır. Doğu’da Ermeniler, verimsiz Türk arazilerini, boş köyleri iyi para vererek satın almakta, Urfa’da İsrail devleti, Orta Doğunun en büyük kadın doğum hastanesini kurup, doğum yapacak kadınları helikopterle buraya getirip doğum ve kayıt işlemlerinden sonra geri götürmektedir. Yahudilerin mukaddes kitapları Tevrat’a, “Arz-ı mev’ud” saçmalığı ile Güneydoğu Anadolu’nun büyük bir kısmının kendilerine ait olduğunu iddia etmektedir

Ege, Marmara, Akdeniz sahilleri, Doğu ve Güney Doğu bölgelerinde en güzel yerler yabancılara satılmaktadır. Devlete ait kurumlara gelince;

Telsim, Türk Telekom, Araplara,.Kuşadası Limanı İsrail’e, İzmir Limanı Hong Kongluya, Araç muayene işi Alman şirketine, Başak Sigorta Fransızlara, Adabank Kuveytlilere, İETT Garajı Dubaili' bir şirkete, Avea Lübnan’a, Petkim Ermeni şirketine, Rakı, Amerikalı bir firmaya,.Finansbank Yunanistan’a,.Oyakbank Hollanda’ya,. Denizbank Belçika’ya, Türkiye Finans Kuveytli' bir firmaya,. TEB Fransıza,. Cbank İsrail’e, MNG Bank Lübnan’a, Alternatif Bank Yunanlıya, Dışbank Hollanda’ya, Şekerbank Kazak şirketine, Yapı Kredi'nin yarısı İtalyan'a. Turkcell'in yarısı Finli'nin yarısı Rus'un, Beymen'in yarısı Amerikalının,. Enerjisa'nın yarısı Avusturyalının,. Garanti'nin yarısı Amerikalının, Eczacıbaşı İlaç, Çek'in,.  İzocam, Fransız'ın, TGRT(Fox) Amerikalının,. Demirdöküm Alman'ın,. Döktaş Fransız'ın, Süper FM Kanadalının.(Hepsi TÜRKtü. 4.5 yıl önce.) Etibank özelleştirilecek.. (ve alıcısı Amerika -) Bor işletmeleri, Etibank bünyesinde konulan fiyat 40 milyon $. dır.

Türkiye’de Bor madeni rezervi Dünya ölçeğinde yüzde 70`ine sahiptir. Uluslararası teröristler Türkiye uyanmadan bu kaynağı ele geçirmeyi planlıyor Bu bilgi, TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi verilerilerine dayanmaktadır.

Mustafa Kemal Atatürk, 1925 tarihinde Meclisten çıkarttığı “Medeni kanunla” azınlıklara tanınan bazı hakları ortadan kaldırmıştı. Çünkü bu sıkıntılı dönemde Yunanistan ve Ermenistan Türkiye’den toprak talep etmişlerdi. Çeşitli ülkelerde yaşayan Rum ve Ermenileri yeniden Türkiye’ye dönmeleri ve iskân edilmeleri talep edilmiştir

TBMM inden geçirilen vakıflar yasası Türk milletinin kalbine saplanan hançer gibidir. Sabah gazetesine demeç veren Fener Rum Patrikhanesi Avukatı Kezban Hatemi, Vakıflar yasasının bu haliyle "sadece kanunsuzluğu kanuni hale getirdiğini" söyledi. Hatemi"Yasa yayınlanınca 18 ay içinde malların iadesi için mahkemeye başvuracağız, olmazsa AİHM'nin yolu gözükecek" dedi.

Görülüyor ki, çıkarılan vakıflar kanunu, azınlıklara geniş haklar tanımıştır. İstanbul’da ve diğer illerimizde en değerli taşınır-taşınmaz mal ve mülklere bundan böyle Rum Patrikhane vakıfları sahip olacaklardır Sırf İstanbul’da 167 vakıf arazisi resmen. Fener Rum Patrikhanesine aktarılmış olacaktır.

Azınlıkları ve Avrupalı dostlarımızı memnun etmek için çıkarılan Vakıflar kanunu Atalarımızın kemikleri sızlatacaktır. Atatürk’ün yasakladığı azınlıklara mal edindirme kanununu ortadan kaldıran Erdoğan hükümeti bu milletin geleceğine ipotek koymuştur.

“Tarih tekerrürden ibarettir. Eğer tarihten ibret alınsaydı Tarih hiç tekerrür eder miydi?”

 

 

YALANCIYI NASIL TANIRSINIZ?

İdris Yavuz Araştırmacı Yazar

Bu bozuk düzen içinde o kadar yanlışlar ve aykırılıklar var ki, burada doğruyu yanlıştan ayırmamız pekte kolay olmuyor. Özellikle çevremizde  “Ben hiç yalan söylemem” deyip de yalan söylemeyen insana hiç rastladınız mı?  Her insan az yâda çok yalan söylemeyi alışkanlık haline getirmektedir. Bunların başında bazı siyasiler oy avcılığı için verdikleri sözlerin kaçta kaçını yerine getiriyorlar?

Ticaret erbabı malını satmak içine ne dalavereler uydurmaktadır. İbadetle uğraşanların% kaçı riyasız bu görevi hakkıyla ifa etmektedir? Eşlerini kandıranlar, pembe yalan uyduranlar, yalancı şahitlik yapmayı sanat haline getirenlerin sayısını kim ortaya koyabilir? Günlük hayatımızda yalan sözlerle doğruları ayırmak o kadar zor ki, bunları yazarak sıralamaya koysak, kalemler biter sayfalar dolusu örnekler karşımıza çıkar.. Bu yalanları söyleyenleri nasıl anlarız? Diyeceksiniz ki; “Yalancının mumu yatsıya kadar yanar” sonra onun foyası ortaya çıkar. “Atı alan Üsküdar’ı geçtikten sonra” gerçeği anlamanın ne faydası olacaktır?

Öncelikle, karşınızdakinin yalan söyleyip söylemediğini davranışlarına bakarak anlayabilirsiniz. Örneğin;

1-Yalancı, sürekli göz temasından kaçınır ve parmaklarıyla oynar

2. Yalancının yüz hatları değişir, aniden heyecanlanır, donuk tavırlarla konuşmaya başlar.

3. Yalancı, sorduğunuz basit sorulara kaçamak cevaplar verir, birden bocalama devresine girer, cevap vermek için zaman kazanmaya çalışır.

4. Yalancı, şaşkınlık, korku ya da mutluluk gibi duyguları sadece ağız bölgesiyle sınırlı kalır.

5. Yalan söyleyen kişi, ayakta dururken ya da otururken genellikle sırtını dik tutmaz.

6. Yalancı, bulunduğu ortamdan rahatsız olur, derhal oradan ayrılmak için gözünü kapıya çevirir ve konuştuğu kişiyle arasına mesafe koyar.

7. Yalancı, sorulan sorulara kaçamak cevaplarla, aşırı tepkiler verir. Kendisi size soru yöneltmez.

8. Yalancı, espri yaparak konuyu geçiştirmek ister ya da sizi duyarsızlıkla suçlar.

9. Yalancı, sık sık bir yerleriyle oynar, başını kaşır. Özellikle ağız bölgesine yakın bölgelere dokunması dikkat çeker.

10.Yalancı, sıkıntıda bunalır, gömleğinin yakasını gevşetir.

İşte hayat bu, bu devirde hiç yalan söylemedim diyen bir insan varımıdır? Peygamberler, veliler ve Allah dostu insanları bu sıralamadan ayrı tutuyoruz

DÜNYADA YAŞANAN İLGİNÇ OLAYLAR
BBC programcısı Jessica Williams’ın yaptığı araştırmalar neticesi hazırladığı rapora göre;
— Bir Japon kadını ortalama 84 yıl, bir Botswanalı kadın 39 yıl yaşıyor.
— Rusya’da yılda 12 bin kadın aile içi şiddetten hayatını kaybediyor.
— 15 yaşındaki İngilizlerin yarısı uyuşturucu, dörtte biri sigara içiyor.
— Dünyadaki obezit’e nüfusun üçte biri, gelişmekte olan ülkelerde görülmektedir.
— Çin’de 44 milyon kadın kayıp.
— 2002’de idamların yüzde 81'i ABD, Çin ve İran'da gerçekleşmiştir.
— Dünya nüfusunun beşte biri, günlük 1 doların altında gelirle yaşıyor.
— 1 yılda 13,2 milyon Amerikalı, estetik ameliyat yaptırmaktadır..
— Motorlu araçlar dakikada 2 insanı öldürüyor.
— 1977’den bu yana ABD'deki kürtaj kliniklerinde 80 bin şiddet ve taciz vakası yaşanmıştır.
— Kenya’da bir ailenin gelirinin üçte biri rüşvete gidiyor.
— Dünyadaki yasadışı uyuşturucu pazarı 400 milyar dolar.
— Her gün dünya nüfusunun yedide biri, yani 800 milyon insan aç kalıyor.
— Dünyanın üçte biri savaş halinde.
— Petrol rezervleri 2040'da tükenebilir.
— Sigara içenlerin yüzde 82'si gelişmekte olan ülkelerde yaşıyor.
— Dünya nüfusunun yüzde 70'i, bugüne dek hiç çevir sesi duymadı.
— Silahlı çatışmaların dörtte biri, doğal kaynakları ele geçirmek için yaşanıyor.
— Afrika’da 30 milyon kişi AIDSLI.
— Her yıl 10 dil ölüyor.
— Dünyada İntiharla ölenlerin sayısı, çatışmalarda ölenlerden fazladır.
— Silahlı çatışmalarda 300 bin çocuk asker savaşıyor.
— ABD, pornografiye yılda 10 milyar dolar harcıyor.
— Dünyada 27 milyon köle var.
— Her yıl 120 bin kadın veya genç kız, Batı Avrupa'ya satılıyor.
— ABD’nin, BM'ye 1 milyar dolardan fazla borcu var.
Yukarda sıraladığımız ilginç olaylar, medeni diye nitelediğimiz devletlerin gerçek yüzü ortaya koymaktadır.

OSMANLI İMPARATORLUĞU'NUN YERİNE

KURULAN DEVLETLER

Bir zamanlar dünyanın süper devleti olan Osmanlı İmparatorluğu, üç kıtaya hükmedip dördüncü kıtaya el attığı dönemlerde; Türkler Avrupa’da, Asya da, Afrika’da birçok medeniyetlerin öncülüğünü yapmış buralarda kurduğu Eyaletleri idare ederken din, dil, renk,  mezhep ayrımı yapmadan insanlara eşit davranmıştır. Halkın huzuru için her türlü hizmeti kendisine ibadet saymış, adaleti ön planda tutmuştur Hint Okyanusundan Dalmaçya kıyılarına, Viyana kapılarına kadar uzanan bölgelerde hanlar, hamamlar, kervansaraylar, imarethaneler, çeşmeler, köprüler, köşkler, saraylar inşa edip, Osmanlı Türk kültür ve medeniyetini buralarda tesis etmişlerdir. Bu dönemde Türkler, haksızlığa uğrayan devletlerin yardımına koşmuş, zalimlerin korkulu rüyası olmuştur. Ama gelin görün ki bu imparatorluğu, içimizdeki işbirlikçilerle birlikte hareket eden Rusya, İngiltere, Fransa, Almanya, Amerika, İtalyan- Roma Papa işbirliği sayesinde, tarihten gelen“ Haçlı intikam duyguları” ağır basarak bu büyük imparatorluğu, elbirliği ederek yıkmayı başarmışlardır.

Bu koca İmparatorluğun enkazı üzerine yepyeni Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti kurulmuş, şimdiler de yeniden “ Büyük Ortadoğu” hayallerini gerçekleştirmek isteyen bu emperyalist devletler yeniden, sinsi planlarını uygulamaya koymak için harekâta geçmiş durumdalar. Bu günlerde Doğu Anadolu’da Ermenistan,” Arz-ı Mev’ud” adı altında İsrail devleti ve Kürdistan devleti kurdurmak için zemin hazırlanmaktadır. Batıda Eğe bölgesini, düne kadar Türkiye’nin bir eyaleti olan Yunanistan’a peşkeş çekme, Karadeniz yöresinde Pontus devletinin yeniden hortlatmanın hazırlığı yapılmaktadır. İstanbul’u Dünya Başkenti yapma düşüncesiyle yapılan gayretlerin ve desteklerin altında ise “Bizans İmparatorluğu” hayalleri yatmaktadır.

Azınlık vakıflarına mülk edindirme kanunu, Devlet yönetiminde bulunan işletmelerin  “Özelleştirme “ adı altında yabancılara satılması,  düne kadar Osmanlı İmparatorluğunun birer eyaleti olan aşağıdaki devletler ise Türkiye’nin AB ye girmesine engel olmaktadırlar

Osmanlı İmparatorluğunun buyruğu altında asırlarca yaşayan ve İmparatorluğun enkazı üzerinde kurulan devletlerin listesi aşağıya çıkarılmıştır.

Avrupa:

1.Türkiye Cumhuriyeti,

2.Bulgaristan (545 yıl) Osmanlı İmparatorluğunun buyruğu altında yaşamıştır

3.Yunanistan (400 yıl) Osmanlı İmparatorluğunun buyruğu altında yaşamıştır

4.Sırbistan (539 yıl) Osmanlı İmparatorluğunun buyruğu altında yaşamıştır

5.Karadag (539 yıl) Osmanlı İmparatorluğunun buyruğu altında yaşamıştır

6.Bosna-Hersek (539 yıl) Osmanlı İmparatorluğunun buyruğu altında yaşamıştır

7.Hırvatistan (539 yıl) Osmanlı İmparatorluğunun buyruğu altında yaşamıştır

8.Makedonya (539 yıl) Osmanlı İmparatorluğunun buyruğu altında yaşamıştır

9.Slovenya (250 yıl) Osmanlı İmparatorluğunun buyruğu altında yaşamıştır

10.Romanya (490 yıl) Osmanlı İmparatorluğunun buyruğu altında yaşamıştır

11.Slovakya (20 yıl) :Uyvar, Osmanlı İmparatorluğunun buyruğu altında yaşamıştır

12.Macaristan (160 yıl) Osmanlı İmparatorluğunun buyruğu altında yaşamıştır

13.Moldova (490 yıl) Osmanlı İmparatorluğunun buyruğu altında yaşamıştır

14.Ukrayna (308 yıl) Osmanlı İmparatorluğunun buyruğu altında yaşamıştır

15.Azerbaycan (25 yıl) O Osmanlı İmparatorluğunun buyruğu altında yaşamıştır

16.Gurcistan (400 yıl) Osmanlı İmparatorluğunun buyruğu altında yaşamıştır

17.Ermenistan (20 yıl) Osmanlı İmparatorluğunun buyruğu altında yaşamıştır

18.Guney Kıbrıs (293 yıl) Osmanlı İmparatorluğunun buyruğu altında yaşamıştır

19.Kuzey Kıbrıs (293 yıl) Osmanlı İmparatorluğunun buyruğu altında yaşamıştır

20.Rusya'nın güney toprakları (291 yıl) Osmanlı İmparatorluğunun buyruğu altında yaşamıştır

21.Polonya (25 yıl) Lehistan Osmanlı İmparatorluğunun buyruğu altında yaşamıştır

22.İtalya 'nın güneydoğu kıyıları (20 yıl) Osmanlı İmparatorluğunun buyruğu altında yaşamıştır

23.Arnavutluk (435 yıl) Osmanlı İmparatorluğunun buyruğu altında yaşamıştır

24.Belarus (25 yıl) - Osmanlı İmparatorluğunun buyruğu altında yaşamıştır

25.Litvanya (25 yıl)- Osmanlı İmparatorluğunun buyruğu altında yaşamıştır

26.Letonya (25 yıl) Osmanlı İmparatorluğunun buyruğu altında yaşamıştır