


HÜKÜMET-MEDYA SAVAŞI, KASIMPAŞA
KABADAYILIĞINI BİTİRECEK
Araştırmacı-Yazar
İdris YAVUZ
BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ile Ankara’da yaptığım bir röportajda, hükümet-medya ilişkileri ve ülke sorunları konusunda, kendilerine yönelttiğim sorularıma aldığım cevapları, burada siz okurlarımla paylaşmak istiyorum.
YAVUZCA : Sayın Yazıcıoğlu, sizce ülke iyi idare
ediliyor mu?
YAZICIOĞLU : Ne gezer! Ülke günden güne daha da kötüye gitmektedir. İşsizlik, yolsuzluk, yoksulluk hat safhada. Komşu ülkelerde kan ve gözyaşları dinmiyor. Yüce Allah’ma, bu mübarek Ramazan ayının, iyilik ve barışa vesile olması adına dua ediyorum.
Bakınız vatandaşımız vergisini ödediği halde, işçimiz, çiftçimiz, sanayici ve yatırımcı vatandaşlarımız bunalım içinde. Buna nasıl iyi yönetimdir diyebiliriz?. Bu çarpık yönetimin faturası zavallı vatandaşımıza kesiliyor. Çiftçimiz gübreyi 2-3 kat daha fazlasına, fahiş fiata almaktadır. Yakıt parası el yakıyor. Üretilen ürünler, buğdayda olduğu gibi bundan dört yıl önceki fiyatlara alınıp satılıyor .
YAVUZCA : Sayın Başbakan; “Ülke yatırım cenneti oldu,
kişi başına düşen milli gelir onbin dolarlara yükseldi ” diyor. Buna ne
dersiniz?
YAZICIOĞLU : Olur mu öyle şey? Vatandaş şu anda yatırımlardan vazgeçiyor. Ülkede değişen hiçbir şey yok. Gelen gideni aratır duruma geldi. Her iktidar kendi çevresini zenginleştirmenin çabası içinde olmuştur. Vergi rekortmenlerine bakın! Bankalar ve sigorta şirketleri dev gibi büyüyor. Bu iktidar döneminde para ile para kazananlar revaçta. Üretim yapan halk’a bakın, fakir. Yabancı sermayedarlar ülkeyi adeta sömürüyor. Emekliler, asgari ücretle çalışanlar, esnaf ve çiftçi sefilleri oynuyorlar. Bu dönemde İnsanca yaşamak çok zorlaştı. Sırça köşklerde oturanlara bir bakın! Onlar, Anadolu insanının derdini nereden bilecekler?. Bir kere gelir dağılımında korkunç bir şekilde adaletsizlik var.
YAVUZCA : Sayın başkan,
AKP’nin kapatılması davası sizce bir
senaryo muydu?
YAZICIOĞLU : Aynen öyle. Ülke gündemini değiştirme ve senorya yazmakta bu hükümet başarılı olmuştur, diyebiliriz. İktidar medya tartışmları bu milletin midesini bulandırıyor. Ortada varsa bir haksızlık, her türlü imkan elinizde, gereğini yapın. Bir başbakan ekranlarda şov yapmamalı. TV ekranlarında görülen bu öfkenin anlamı, suçluluk duygusundandır. Almanya’daki bir denek, korkunç yolsuzluklara bulaşmıştır. Hayır derneklerini bu hale getirenler, halkın inancını sömürenler, keşke Peygamberimizin (s.a.v.) ; “Komşusu açken, kendisi tok yatan bizden değildir” hadis-i şerifine uygun hareket edebilseydiler. Biz bu istismarların kesinlikle karşısındayız. Şahsım itibariyle, hiçbir zaman bu yanlışları yapanların yanında olmadım. Özellikle dini istismar edenleri asla affetmeyi düşünmüyorum.
YAVUZCA : Efendim,
eğer siz başbakan olsaydınız, medya
patronlarıyla TV ekranlarında tartışmaya girer miydiniz?
YAZICIOĞLU : Asla böyle bir şey yapmazdım. Eğer söylendiği gibi basında yalan haber ve iftira kampanyası yürütülüyorsa, bu işi ilgili kurumlara iletirim, onlarda gereğini yaparlar. Yalan haber ne denli iğrençse, Başbakanın, muhatabına söylediği sözlerde o denli berbat. ve çirkindir. Bir başbakan “Siz bu yazdıklarınızı ispat edemezseniz şerefsizsiniz” diyor. Muhatabı da Başbakan’a verdiği cevap da aynı üslup’u kullanıyor.. Bunun neresi kabul edilir? Bu ciddiyetsiz tartışmalar, ülkenin sorunlarını çözecek formüller midir?
YAVUZCA : Ergenekon olayı hakkında ne düşünüyorsunuz?
YAZICIOĞLU : Ergenekon konusu, bu gün magazinleştirildi. Kimin eli kimin cebinde olduğu belli değil. Suç işleyenin konumu, rütbesi, makamı ne olursa olsun, onların kesinlikle himaye edilmeden cezalandırılmasından yanayız. Hukuk ne güne duruyor. Bu iş onun görevidir. Ergenekon üzerinden rant sağlamak, hiç kimseye fayda getirmez.
YAVUZCA : Efendim yasalarımızda bir boşluk var mıdır
diye sormak istiyorum.
YAZICIOĞLU : Evet var. 12 Eylül ve öncesi hazırlanan bazı “anti demokratik” anayasa maddeleri mutlaka değiştirilmelidir. Dokunulmazlık zırhı mutlaka kaldırılmalı, yönetimler şeffaf olmalı, yolsuzlukların üzerine kararlılıkla gidilmeliydi, ama olmadı. Türkiye bugün kırılma noktasına getirildi. Kritik bir dönemden geçiyoruz. AKP’nin kapatılma davası, Ergenekonla ve özellikle Genel Kurmay Başkanının seçilmesine bir gün kalaya denk getirip “pazarlık haline dönüştürülmesi pek hoş şeyler değildir. AKP “laik karşıtı bir parti” dediler, ama bu partinin kapatılmasının tersine karar aldılar. Biz de parti kapatılmasına karşıyız. Fakat pazarlık usulu yapılan yanlışlığa da tepkimiz vardır. Çünkü AB, zımmen iktidar partisini domuz bağı ile bağlamıştır. Bu nedenle de AKP’nin infazı durdurulmuştur.
YAVUZCA : Sayın Yazıcıoğlu, AKP’nin öncelikleri
arasında başörtüsü ve dini inanç konuları yer alıyordu. Ne oldu da bu ifadeler
gündemden kaldırıldı mı?
YAZICIOĞLU : AKP oy alma gayesiyle halkın inancını istismar etmiştir ve bugün şu sözü üzerine basa basa dillendiriyorlar;“Biz, dini konular ve başörtüsü hususunda yeterince dersimizi aldık. Bundan böyle laik, Cumhuriyet ilkelerinin savunuxusu olmaya hazırız, dersimize iyi çalıştık” diyorlar.
YAVUZCA : Efendim, Erdoğan hükümeti yolsuzlukların
ortaya çıkarılmasında başarılı olmuş mudur?
YAZICIOĞLU : Kim diyor onu? Göreceksiniz AKP’yi yolsuzluklar bitirecek. Dişli olayı, Deniz Feneri yolsuzluğu, medya-hükümet tartışmaları, Kasımpaşa kabadayılığını sona erdirecek. Aydın Doğan’ın üslubu ne kadar çirkinse, sayın Tayyip Erdoğan’ın ifadeleri de o kadar yanlıştır. Her ikisi de birbirlerini şerefsizlikle itham etmektedir ve bütün bunlar kamuoyu önünde cereyan etmektedir. Bunun neticesinde ekonomi çökme noktasına getirilmiştir. Küresel kriz kapıda, tehlike çanları çalmaktadır. Bir kere Başbakan hırçınlığını bir türlü yenemiyor. Ülkenin geleceğini karartmaya, vahim hale getirmeye hiç kimsenin hakkı yoktur.
YAVUZCA : Efendim bütün yanlışlıklarına rağmen AKP
hümüketi anketlerde yine en çok oy alacak parti olarak gündemini korumaktadır,
deniyor. Buna ne dersiniz?
YAZICIOĞLU : Sağ olsun Deniz Baykalın CHP si ve Bahçelinin MHP si, AKP’nin oy oranını artıracak çok yanlış politikalar üretiyorlar. AKP kurmayları da bundan vaziyet çıkararak haksızlığa uğrama numarasıyla, gündemi değiştirecek yeni senaryolar yazıyorlar
YAVUZCA : Efendim, BBP bu yerel seçimlerde istenileni
alacak mıdır?
YAZICIOĞLU : BBPsi olarak biz, 81 ilde, 923 olan genel meclis üyeliğine adaylarımızı koyacağız. Bu seçimlerde %2,5 oy alırız. Şayet % 4,5 oy alırsak, bizim önümüzde kimse duramaz. Şimdi biz hızla yerel seçimlere hazırlanıyoruz.
YAVUZCA : Sayın Genel Başka,n
yolunuz açık olsun. Verdiğiniz bilgilerden dolay sizeı teşekkür ediyorum.
Cenab-ı Allah muininiz olsun. Size başarılar diliyorum.
BU DA GELİR, BU DA
GEÇER
Araştırmacı-Yazar
İDRİS YAVUZ
Dervişin biri, uzun ve yorucu
bir yolculuktan sonra bir köye varır. İlk rastladığı kimseye, aç olduğunu,
kendisini konuk edecek bir yer aradığını söyler. Bu köy halkı genelde fakirdir.
Köyde Ahmet ağa ya da Halil ağa diye zengin iki zat vardır. Onların çiftliğine
gitmesini tavsiye ederler.
Derviş, Önce Ahmet ağanın çiftliğe doğru hareket eder
ve çiftliğe varır. Burada çok iyi karşılanır, misafir edilir, yer içer,
dinlenir. Bu ailenin, hayırsever olduğunu bilmeyen yoktur.
Derviş, yapılan ikramlardan çok
memnun olmuştur. Ev sahibine teşekkür ederken; “Sizin mal varlığınız olduğu
kadar gönlünüz de zengindir. Bundan dolayı Allah’a ne kadar şükretseniz
yeridir.”der. Ahmet ağanın cevabı; “Hiçbir şey olduğu gibi kalmaz. Bazen görünenler
belki de gerçek değildir. Bu da gelir, bu da geçer” diye cevap verir.
Derviş, Ahmet ağanın
çiftliğinden ayrılırken, bu sözün ne anlama geldiğini düşünür. Ama bunun
sırrını çözemez. Bir kaç yıl sonra dervişin yolu yine aynı bölgeye düşer. Ahmet
ağayı hatırlar ve onun yanına uğramaya karar verir. Yolda rastladığı köylüler
ile sohbet ederken; Ahmet ağanın fakir düştüğünü ve şimdi Halil ağanın yanında
uşak olarak çalıştığını öğrenir.
Derviş hemen Halil ağanın
çiftliğine gider, Ahmet ağanın orada çalıştığını görür. Eski dostu
yaşlanmıştır, üzerinde eski püskü giysiler vardır. Üç yıl önceki bir sel
felaketinde bütün sığırları telef olmuş, evi yıkılmıştır. Toprakları da
işlenemez hale geldiği için Halil ağanın yanına sığınmıştır. Ahmet ağa ve
ailesi üç yıldır Halil ağanın hizmetkârıdır.
Ahmet ağa bu kez, Derviş’i son
derece mütevazı olan evinde misafir eder. Kıt kanaat yemeğini onunla paylaşır.
Derviş, oradan ayrılırken, bu güzel insanın haline üzülür. Ahmet ağa derviş’e;”
Unutma, bu da gelir, bu da geçer” der.
Derviş oradan ayrılırken,
olanlardan oldukça etkilenmiştir. Tesadüfen yedi yıl sonra yolu yine o bölgeye
düşer. Halil ağa ölmüş, ailesi olmadığı içinde bütün mal varlığını, en sadık
hizmetkârı ve eski dostu Ahmet ağaya bırakmıştır. Şimdi Ahmet ağa, Halil
ağanın, konağında oturmaktadır. Uçsuz bucaksız arazileri ve hayvan sürülerine
sahiptir.
Derviş, eski dostunu bu halde
görünce memnuniyetini bildirir ve sevindiğini söyler. Ama onun cevabı yine
aynı; “Bu da gelir, bu da geçer”
Aradan uzun zaman geçer, Derviş
yine Ahmet ağayı arayıp hatırını sormak için onun ziyaretine gider. Köylüler
yüksekçe bir tepeyi göstererek; “Ahmet ağanın mezarı tepenin üstündedir” diye
tarif ederler. Derviş, işaret edilen tepeye çıktığında, gördüğü manzara
şaşırtıcıdır. Mezar taşında “Bu da gelir, bu da geçer” yazılıdır.
Derviş, “ölümün nesi gelip
geçecektir?” diye düşünür ve oradan ayrılır. Ertesi yıl Ahmet ağanın mezarını
ziyaret etmek için geri döner; ama ortada ne tepe vardır, nede mezar. Büyük bir
sel gelmiş, tepeyi önüne katmış, Ahmet ağanın mezarından geriye bir iz dahi
kalmamıştır. Derviş, olanlardan oldukça etkilenmiştir.
Günlerden bir gün, ülkenin
sultanı, kendisi için bir yüzük yapılmasını ister. Bu öyle bir yüzük ki, mutsuz
olduğunda bu yüzük umudunu tazelesin, mutsuzluğa düştüğünde ise kendisini
mutluluğun sarhoşluğuna kapılmaktan alıkoysun. Hiç kimse Sultanı tatmin edecek
böyle bir yüzük bulamaz ya da yapamaz. Sultanın adamları ararlar, sorup
soruştururlar neticede bu Derviş’i bulup ondan yardım isterler. Derviş, Sultanın
kuyumcusuna hitaben bir mektup yazıp verir. Kısa bir süre sonra yüzük Sultan’a
sunulur. Sultan önce bir şey anlamaz; çünkü bu son derece sade bir yüzüktür.
Sonra Sultanın gözü yüzüğün üzerindeki yazıya takılır. Biraz düşünür ve yüzünde
büyük bir mutluluk peyda olur. Yüzüğün üzerinde “Bu da gelir, bu da geçer”
yazmaktadır. Bu sözcük, sultanı düşünmeye sevk eder.
“Buda gelir, bu da geçer Ya Hu”
sözünün aslı, Selçuklular ve Osmanlılar döneminde sıkça kullanılan bir
ifadedir. Bu sözcük, tekkelerde ve dergâhlarda ; “Ya Allah” manasına gelen, “Ya
Hu”, “BU DA GEÇER YA HU” şeklinde kullanılmıştır.
Görülüyor ki, hayat inişli
çıkışlıdır. Her şeyin gelip geçici olabileceği muhakkaktır. Saltanatlar,
makamlar, zenginlikler, şan ve şöhretler, hayatta hiç kimseye baki değildir. Hem iktidar hem muktedir olanlar, ya da “Her
şeyi ben bilirim, benim dediğim olur” diyenler de bir gün gelir.” Eyvah! Hata
ettik! Yanılmışız, üstelik de yanıltmışız.” Diyecekler. Ama burada son
pişmanlık para etmeyecektir.
TÜRKLER
3000 YILDAN BERİ ANADOLUDA
Türkler Anadoluya.1071
Malazgirt savaşından çok daha önceleri gelmiştir. Son zamanlarda Anadolu’da
bulunan tarihi kalıntılarda bunu isbat etmektedir. Eskişehir’in Yazılıkaya
köyünde, ortaya çıkarılan
Orta
Anadolu'da yüzlerce tarihi Türk eserinden biri olan YAZILIKAYA’nın hâlâ Yunanca
"MİDAS" adıyla anılması, geçmişimize yapılan en büyük haksızlıktır.
Tarihçi Kazım Mirşan;
"Türkler,
göçlerle sahip oldukları medeniyeti her gittikleri yere taşımışlardır. Bu göçbe
kollardan biri de Etrüsklerdir. Etrüskler, M.Ö. 1600'lerden itibaren İtalya'nın
Toskara bölgesinde büyük bir medeniyet meydana getirmişlerdir. Etrüks yazısı
olarak bilinen Türk yazıtları bugünkü Avrupa yazısının temelini teşkil
etmektedir. Etrüskler Anadolu'ya İsa'dan binlerce yıl önce gelmişlerdir. Bu
yüksek medeniyete sahip halkın yerleştiği topraklar, bugünkü Limni Adası'ndan
başlayan Eskişehir, Ankara, Afyon ve Uşak'ı kapsayan Orta Anadolu
topraklarıdır. Anadolu başından beri Türk vatanıdır Anadolu Etrüsklerindeki
bütün kelimeler öz Türkçedir. Buna göre Yazılıkaya'nın hâlâ Yunanca
"MİDAS" adıyla anılması doğru olmasa gerek” diyor.
Eski
Kültür Bakanlarından Namık Kemal Zeybek bu konudaki görüşlerini
açıklarken;"Avrupalı bilim adamları bir türlü bu yazıtların üzerini
okuyamıyorlar. Şimdiye kadar okunamadı. Neden okunamadı? Çünkü kendilerine mal
etmeye çalışıyorlar. Ne yazık ki, bizde de cesaretle, Avrupa, bizbilebiliriz,
biz bilebiliriz diyen bir bilim adamı da bugüne kadar çıkmamıştır. Türk
yazıları okunamamıştır. Şimdi Kazım Mirşan bu yazıları okuyor. Atatürk'ün
ruhunun bizim aramızda ve sevinç içinde olduğuna inandığımı söylemek istiyorum.
Atatürk bu gerçeği, Kazım Mirşan beyden de, başkalarından da önce söylemişti.
Ama o bekledi ki oğulları, kendisinin kurduğu ve temeline bilimi, Türk
kültürünü koyduğu bu Cumhuriyet'te yetişen nesiller, bunları bilim yoluyla
okusunlar. Hayır olmadı. Ne yazık ki, biz bu anlayışı Atatürk'den sonra terk
ettik. Ama şimdi Atatürk'ün büyük vasiyetini yerine getiren Kazım Mirşan,
Atatürk'ün ruhunu da şad etti” demektedir.
Türkler,
Güneyde Himalaya dağları, kuzeyde Kuzey Buz Denizi, doğuda Kore Denizi, Batıda
Balkanlar"a kadar uzanan, Asya ve Avrupa kıtalarında, milyonlarca
kilometre karelik topraklarında, 12 bin yıldan beri yaşayan bir toplumdur.
Yazılı eserlerde ortak dil olarak da Türkçeyi kullanmışlardır.
Türklere Ait İlk Parayı Göktürkler Bastırmış.
Kırgızistan,
Özbekistan ve Tacikistan’da yapılan arkeolojik kazılarda ilk büyük Türk
uygarlığı olan Göktürklere ait ay yıldızlı paralar bulunduğu ortaya çıkmıştır.
Dokuz Eylül
Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Yavuz Daloğlunun yaptığı araştırmalarda;
“Göktürklerden
sonra 8′inci yüzyılda Türgişlere ait paralar bulunmuştu. Ancak
Göktürklere ait paralar onlardan 150–200 sene daha önceye, dayanır. Göktürk
sikkeleri, Orhun Yazıtları kadar önemlidir. Ancak, yeni bulunan Göktürk
paralarında da ay-yıldızlı figürler vardır. Altıncı ve yedinci yüzyılda basıldığı
tahmin edilen ay yıldız motifli sikkeleri, Türk tarihindeki en eski paralardır”
diyor.
Mustafa Kemal
Atatürk’e Göre “Tarih Türklerle Başlamışır”.
Bundan 74 bin yıl önce başlayan ve bugün Almanya’nın Berlin şehrine kadar
uzanan buzul döneminin 12 bin yıl önce sona ermesiyle, dünya ısısı 4–5 C°
artmaya başlamıştır. Artan ısıya bağlı olarak buzulların erimesi ve şiddetli
yağmurlar nedeniyle deniz ve göllerdeki su seviyesi
Diğer yandan Türklerin ana yurdu Orta Asya topraklarında yaşayan Türkler
suyun bol olduğu dönemlerde bu topraklarda yerleşerek tarım yapmış, hayvanları
ehlileştirmiş, yeraltı madenlerini bulup işletmişler Dünyada yazıyı ilk
kullanan da Türkler olmuştur.
Asya kıtasının ortasında Baykal gölü, Tanrı dağlarından Hazar Denizine
kadar uzanan Altay, Kazakistan ve Kırgızistan toprakları, ilkyazının ortaya
çıktığı yerlerdir. Buralarda 20.000 yıllarına ait Mağara resimleri ve
heykelcikler, petroglifler, 15.000 yıl önce tamgalar, 10.000 yıl önce harfler
ve sonunda alfabeye geçişin dünyada ilk kez Türkistan topraklarında
görülmüştür.
Kazakistan’da Altın
Elbiseli Adam, ilk Türk tamgaları, 10.000 yıllık Yedi Su yazıtları,
Yakutistan’da Baykal-Lena yazıtları, İtalya’da Etrüks yazıtları, Moğolistan’da
Kül Tigin yazıtları, Yenisey yazıtları, Rusya Yazılıkaya Karayüz yazıtı,
Altaylar’daki Pazırık, Kurganı yazıtları, Anadolu’da; Antalya Side yazıtı,
Eskişehir’in Han İlçesinde Yazılıkaya ve Uçuz yazıtları, Konya Çatalhöyük
yazıtları, Ankara Polatlı da Yassı Höyük’teki Erken Türk yazıtları, Hakkâri’de
Gevaruk yaylası Sat Köyü tamgaları, Antalya’da Beldibi mağarasındaki tamgalar,
Şanlıurfa Göbekli Tepedeki tamgalar, Hakkari Çelo Dağı
Kahn-ı Melik ve Taht-ı Melih kaya üstü resimleri, Erzurum ili Karayazı ilçesi
Salyamaç Köyünde Cunni Mağarası yazıtları, Burdur Hacılar Höyüğünde kaya
yazıtları, Çatalhöyük yazıtları, Van Tirşin alanı Çilgiri Köyü yazıtları,
İstanbul Erenköy yazıtları, Sinop kalesinde kapı yazıtları, Trabzon Mağara
Yazıtları, Suriye Lazkiye’de Ras Şamra’da Ugarit yazıtları, Ege denizi Lemnos
Adası yazıtları, şu ana kadar bulunan ve bilinen eserlerden bazılarıdır.
1789 yılında bir
İngiliz İstihbarat subayı Anadolu topraklarından geçerken Eskişehir
Yazılıkaya’ya rastlar Yazılı Kaya’yı Bizans kültürüne ait olduğunu ve metin
içerisinde geçen “Midai” ibaresinden dolayı da kral Midas’a ait olduğunu iddia
eder ve literatüre de bu şekilde geçer. Bu da gerçek
değildir. Aslında bu mezar M.Ö.740’a aittir. Oysa bu tarihlerde Yunan’a ait
hiçbir yazılı eser bulunmadığını Yunanlı tarihçi Herodot da belirtmiştir.
Atatürk, genç bir subayken Sinop’ta yazmış
olduğu şiirde;
Gafil, hangi üç asır, hangi on asır
Tuna ezelden Türk diyarıdır.
Bilinen tarihler söylememiş bunu
Kalkıyor örtüler; örtülen doğacak
Dinleyin sesini, doğan tarihin,
Aydınlıkta karaltı, karaltıda şafak
Yalan tarihi görüp, doğru tarihe giden.
Asya’nın ortasında Oğuz Oğulları
Avrupa’nın Alplerinde Oğuz Oğulları,
Doğudan çıkan biz, Batı da yine biz,
Nerede olsa, ne de olsa kendimizi biliriz.
Hep insanlar kendilerini bilseler,
Bilinir o zaman ki hep biriz.
Türk sadece bir milletin adı değil,
Türk bütün adamların birliğidir.
Ey birbirine diş bileyen yığınlar,
Ey yığın yığın insan gafletleri,
Yırtılsın gözlerdeki gafletten perde,
Dünya o zaman görecek,
Hakikat nerede, hakikat nerede?
Mustafa Kemal Atatürk
Mustafa Kemal ATATÜRK, 1922"de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 130.
toplantısının açılışında yaptığı konuşmada:“Efendiler, bu insanlık dünyasında
en az yüz milyonu aşkın nüfustan oluşan büyük bir Türk Milleti vardır ve bu
milletin yeryüzündeki genişliği oranında da tarih alanında da bir derinliği
vardır. Türk Milletinin kökünün dayandığı Türk adındaki insan, insanlığın
ikinci babası Nuh Aleyhisselamın oğlu Yasef"in oğlu olan kişidir...”
Atatürk öncülüğünde 2 Temmuz 1932 ve 20 Eylül 1937 tarihlerinde yapılan
Türk Tarih Kurultaylarında yerli ve yabancı bilim adamlarıyla bu konuyu gündeme
getirmiştir. Fakat ne yazık ki bu çalışmalar, Atatürk"ün ölümünden sonra
durdurulmuştur.
Etrüskler,
Türk Müdür? Orta Asya"dan dünyanın diğer yerleşik yerlerine
yapılan göçler, ilk olarak M.Ö. 5.000’lerde İskandinav ülkelerine doğru
başlamıştır. ETRÜSK olarak adlandırılan bu toplum İtalya’ya gelmeden önce,
Fransa’da, Glozel’de ve Avusturya’da (M.Ö. 4.000) yaşamışlardır. Roma şehri
M.Ö. 743’de Etrüsklü Romulus tarafından kurulmuştur. Roma şehrinin simgesi olan
heykeller, Türklere Ergenekon’da yol gösteren dişi kurt Asena’nın memelerinden
süt emen iki çocuk heykelleri yer almaktadır.
Roma şehrini kuranların Etrüskler olduğu ve
bunların da Türk oldukları, 2004 yılında Etrüsk mezarlarındaki kemiklerin
genetik araştırmalarından da anlaşılmıştır. İtalya’da Ferrara
Üniversitesi Genetik bilimci Prof. Guido BARBUJANİ, Prof. Guido BARBUJANİ,
Firenze Üniversitesinden Prof. Davit CARAMELLİ, Bologna Üniversitesi Prof.
Loredana CASTRY, Parma Üniversitesi Prof. Antonella CASOLİ, Pisa Üniversitesi
Prof. Francesco MALLEGNİ, İspanya Barselona’da Pompeu Farba Üniversitesi Prof.
Carles LALUEZA imzalı raporda yaşları 2700 ile 2300 arasında değişen 80 Etrüks
iskeletinin genetik araştırması sonucunda Etrüsklerin Doğulu olduğu sonucu
açıklanmıştır.
Etrüsklerin Orta
Asya’dan gelip Avusturya’daki İnsburg bölgesineoradan da İtalya’nın Po ovası
bölgesine yerleşmişlerdir.
İtalya’da 1995
yılında Etrüsk konusunda en yetkili bilim adamı olan Floransa’dan Prof.Dr.
Giovannangelo CAMPOREALE, Mirşan ile bir hafta süren görüşmeleri sonrasında
Etrüsk yazıtlarının Erken Türkçe olduğunu kabul etmiştir.
Ayrıca
araştırmacı-yazar rahmetli Adile AYDA, “Etrüskler Türk mü idi?” (Ankara 1974),
kitabında da aynı konuyu işlemiştir. Adile AYDA ayrıca,“Herodot (M.Ö. 484–425 )
Attika halkının Helen asıllı olmadığını söylemekte” diyerek, Etrüsklerin Türk
olduğunu belirtmektedir.
Roma’yı kuran
Etrüsklerin M.Ö. 100 yılına kadar bu bölgede üstünlüklerinin sürmesine karşın
bir süre sonra kendi dillerini konuşmayı bırakarak Latince konuşmaya
başlamışlar, sonrasında da kültürlerini kaybederek tarih sahnesinden
silinmişlerdir.
Türklerin Orta
Asya’dan, Avrupa içlerine, Anadolu topraklarına 7000 yıl önce gelmişlerdir
Avrupada, İsveç, Norveç, Danimarka, Almanya, İsviçre, Romanya, Fransa gibi
coğrafyalarda, birçok tarihi eserlerdeki yazıların okunmasıyla bu durum ortaya
çıkmıştır.
Çin"Deki Beyaz Piramitler. Doğu Türkistan’da
Himalaya Dağı eteklerinde Shensi Bölgesinde Çin hükümeti tarafından dünyadan
gizlenen Beyaz Piramit ve civarındaki 100 kadar piramit Türk’ün Orta Asya’daki
geçmiş tarihinin birçok sırlarını içlerinde saklamaktadır. Meksika’daki ve
Mısır’daki piramitlerin atası kabul edilen bu Beyaz Piramitin Mısır’daki büyük
piramitten iki misli büyüklükte ve yaşının 5000 yıldan fazla olduğu
bilinmektedir.
Beyaz Piramit
bölgesinden dünyada ilk defa 1912’de iki Avusturyalı gezgin tarafından ortaya
çıkarılmıştır.1957’de Life dergisindeki II. Dünya Savaşı’nda uçaktan çekilmiş
resminin yayınlanması takip etti. En sonunda da yasaklanan bu bölgeye girmeyi
başaran Alman araştırmacı Harwig Hausdort’ın fotoğrafları yayınlandı. Prof. Dr.
Cevdet Bayburtluoğlu da;
“Günümüze kadar
ulaşan yüzlerce Likya yazıları mademki eski Yunancadır, neden Yunanca temel
alınarak hala okunamamaktadır! Batılı bilim adamlarının Etrüsk yazılarını
okunmayamamışlardır Etrüsk, Attika ve Firik yazısı ile Likya yazısı aynı kökten
doğan alfabenin farklı zaman ve coğrafyalarda çok az değişmiş halleridir, ama
ana kök aynıdır ve bu yazılar Tarihçi Doç.Dr. Haluk Berkmen tarafından
okunabilmektedir” derken.
Tarihçi Dr. Serhat
Kunar ;“Antalya ve yakın çevresi” adlı kitabında, Midilli’de oturan
Yunanlıların Anadolu’da yaşayan Türklere bayraklarındaki Kurt başından dolayı,
Yunancada Kurt anlamına gelen Likos diye hitap ettiklerini belirterek
Likyalıların bıraktıkları yazılardan da bunların Erken Türk olduklarının
anlaşıldığını” söylemektedir.
Sunuş
olarak;
İlk Alfabetik yazıyı Türkler
buldu.12 Hayvanlı Türk Takvimi dünyadaki ilk takvimdir.
İlk devleti Türkler kurmuştur. Pusulayı,
saati, kâğıdı ve matbaayı Türkler bulmuştur. Avrupa medeniyetinin temeli
Etrüskler Türk’tür. Türk Topraklarının en eski sahibi Türklerdir.
Anadolu
topraklarının eski Yunan medeniyeti ile hiçbir alakası yoktur! Anadolu
topraklarının en eski sahipleri Atatürk’ün de dediği gibi Türklerdir! Bizlerden
önce bu topraklarda başkalarının olduğunu kabul etmek, büyük bir yanılgıdır!
Tarihini
bilmeyen nesil, geleceğine güvenle bakamaz. Ne yazık ki, Milli Eğitim
politikası bugüne kadar bu konuda milli bir duruşla, ciddi bir araştırma da
yapmamıştır Bilinmeli ve hiç unutulmamalıdır ki, bu devletin temelinde “Bağımsızlık
benim karakterimdir!” diyen Mustafa Kemal ATATÜRK vardır.
ABD'NIN HAİN PLANI: "DOĞUDA
KÜRDİSTAN DEVLETİ KURMAKTIR”
Araştırmacı
Yazar
İdris YAVUZ
“Domuzdan
post, ABD den dost olamaz” Son zamanlarda ABD Başkanı George W. Bush ve onun
ordu komutanlarının, basın aracılığı ile yaptıkları beyanatlara
baktığımızda,Türkiye üzerinde nasıl bir oyun oynadıklarını daha net olarak
görmekteyiz. Burada açık ve net olarak, “Büyük Ortadoğu’da Kürdistan” sınırları
çizilmektedir. Önce adım adım, sinsice, Federatif, sonra da bağımsız Kürdistan
devletinin kurulması için zemin yoklamaları yapılmaktadır
Türk
askerinin başına çuval geçiren, ABD'nin Irak ve Yakın Doğu bölgesinden sorumlu
komutanı Oramiral William Fallon, TSK'nın Şubat sonunda kuzey Irak'ta terör
örgütü PKK'ya karşı düzenlediği sınır ötesi harekâtına, kendilerinin yardım
ettiğini belirterek; “Soruna gerçek çözüm, terör örgütüyle uzlaşma sağlanması
gerektiğini" savundu.
Temsilciler
Meclisi Silahlı Hizmetler Komitesi'nin oturumunda konuşan Oramiral Fallon, bir
milletvekilinin, TSK'nın operasyonunda ABD'nin işbirliği yapıp yapmadığını ve harekatın başarı derecesini sorması üzerine, şöyle konuştu:
"Türk
askeri istihbaratına dolaylı destek sağladık, operasyonun taktik başarı
kazanmasına yardım ettik. Ancak sanırım burada kilit mesele, Türklerin, PKK
konusuyla yüzleşmesi için bir yol bulunması, Türklerin (PKK'yı) sadece askeri
yönden tasfiye etmesi değil." Diyen Oramiral Fallon, “Ancak bana göre
Türkler kesinlikle PKK ile bir çeşit uzlaşmaya varması gerekir" dedi.
Kuzey Irak'tan "Kürdistan", PKK'dan da "KGK" (Kongra Gel)
diye bahseden Oramiral Fallon, kuzey Irak'taki "bu tip bir
istikrarsızlığın ve hareketliliğin, ABD'nin Irak'taki operasyonlarına
potansiyel olarak istikrarsızlık ve zarar verebileceğini" ifade etti.
Fallon, şunları söyledi:
"Biz, Türklerin, bu grubun yasa dışı ve terörist
faaliyetlerinden duyduğu acıları kesinlikle anlıyoruz. Ancak uzun dönemli
çözümün, bir çeşit uzlaşma, KGK'nın bazı sıkıntılarının giderilmesi olduğunu
biliyoruz. Dolayısıyla biz Türklere verebileceğimiz yardımı vereceğiz ve onları
burada siyasi bir çözüm bulunması yönünde güçlü şekilde
cesaretlendiriyoruz" dedi.
Yukarıdaki açıklamalarda sanki Türk milletinin dostu
gibi görünmenin bedelini istediklerini ima etme değil, açıkça ifade
etmektedirler. Burada öyle bir oyun oynanıyor ki, PKK operasyonu konusunda
tereyağından kıl çekercesine önce muhalefet partilerini tahrik edecek ortam
hazırladılar, bu milletin göz bebeği olan ordumuzu küçük düşürecek, fırsatlar
yarattılar. Bu gelişmelere, iktidar partisi, seyirci kalmıştır.
Türkiye’nin geleceğine ipotek konan Vakıflar kanunu
çıkarılmış, azınlıklar ellerindeki mal varlıklarını yine Azınlık vakıflarına
vermek üzere sıraya girmişlerdir. Çok yakında
“Ekümenlilik” adı altında İstanbul, kapılarını Hıristiyan dünyasına
açacaktır. Ayasofya’yı kiliseye çevirme gündeme gelmiştir. AB ve ABD’nin bir
tek emeli vardır, O da, tarihten gelen “Haçlı intikam” duygularını yeniden
hayata geçirmek, Anadolu’yu parçalara bölmektir Allah sonumuzu hayra tebdil
eylesin “Âmin”.
BU DEVLETİ YIKMAYA KİMSENİN GÜCÜ YETMEZ
İdris Yavuz-Araştırmacı-Yazar
Bu ülkede hükümetler
değişir, politikalar, sistemler, kanunlar, yönetmelikler değişebilir. Ama
devlet geleneği asla değişmez ve değişmemelidir.
Yine bu ülkede bazı
rant çevreleri, basın kartelleri, siyasi kirliliğe
sebep olan birtakım politikacılar, devletin resmi kurumlarını sanki “kendi
partilerin arpalığı” gibi düşünmektedir.
Diğer
taraftan AB’nin baskısıyla Heybeli adada bulunan Rumlara ait Ruhban Okulunun
bünyesinde Harp Okulunun açılması istenmektedir Kuşkusuz, asıl görevi din adamı
yetiştirmek olan bu okulların, din adamı değil gayeleri militan yetiştirmek
olacaktır.
Heybeliada
16.936 metrekarelik bir alan üzerinde, 809 yılında bir Manastır kurulmuş, 1772
yılında bu manastıra küçük bir okul ilave edilmiştir. Daha sonra bu manastırın
ülkeye zararlı Faaliyetleri tespit edilerek kapatılmıştır. İngilizlerin devreye
girmesiyle 1844 yılında manastır ve papaz okulu yeniden faaliyete
geçirilmiştir. 1951–1952 yılında Heybeliada’da dört yıllık liseye dayalı Ruhban
Okulu açılmasına izin verilmiştir 1957 yılında Kıbrıs meselesi ortaya çıkınca
bu oyunun farkına varılmış ve duruma el konulmuştur.
12
Ocak 1971 yılında Anayasa Mahkemesi’nin kararıyla Heybeli adada papaz yüksek
okulunun açılması reddedildiği halde AB’nin baskısıyla yeniden bu konu gündeme
gelmiştir 1971 yılında açılan “Özel
Heybeliada Rum Erkek Lisesi” Lazan anlaşmasına aykırı olduğu için1984 yılında
okul yeniden kapatılmıştır.
Anayasa’nın
ikinci maddesi; “Türkiye Cumhuriyeti Devleti laiktir; dolayısıyla dini öğrenim
yapan özel bir okul açmak ve yönetmek yasaktır.” 625 sayılı kanunun 3.
maddesinde; “Askeri okullar, dini eğitim ve öğretim yapan özel öğretim
kurumları ile emniyet teşkilatına bağlı okulların aynı veya benzeri özel
öğretim kurumu açılamaz” denmektedir
Buna
göre; Patrikhane, bir vakıf statüsünde olmadığı için Patrikhane’ye bağlı özel
yüksek öğrenim kurumu açamaz. Bu temel şartlar ortadayken, Patrikhane’nin
Heybeliada Ruhban Okulu için talep ettiği statü yasalara aykırıdır.
1772
yılında, Türklerin aleyhinde, Patrik III. Pantenios, Eflak ve Boğdan voyvodalarını
isyana teşvik etmiştir. Sadrazam Köprülü Mehmet Paşa, Patriğin asılmasını
emretmiştir. 1827 yılında ise Mora ve Yunan isyanında Patrik Gregorios’un
isyanın içinde olduğu anlaşılmış, Padişah II. Mahmut ve sadrazamı Benderli Ali
Paşa, Patriği azlederek astırmışlardır.
Osmanlı’nın
son döneminde İstanbul’da ve Anadolu’da bulunan papazlar dini görevlerini
yerine getirmek yerine, birer militan gibi çalışmışlar, okulları ve kiliseleri
cephaneliğe çevirmişlerdir.. Mustafa Kemal Atatürk bu
şer yuvası için bakınız ne diyor;
“İstanbul
Patrikhanesi ve Yunan Konsoloshanesi silah ve cephane deposu halini almıştır ve
hatta kiliseler ibadet yerleri olmaktan ziyade askeri ambarlar gibi
kullanılmaktadır.” (Vesika 1, Nutuk, Kemal Atatürk) demektedir.
Son günlerde İstanbul Belediye Başkanı Kadir
Topbaş’ın İstanbul’u “Dünya Devletlerinin Başkenti” yapma çabalarının altında
da zımnen bu gerçekler yatmaktadır.
Türkiye üzerine oynanan oyunlar sadece
bunlardan ibaret değildir. BM, AB, UNESCO, ABD, Dünya Kiliseler Birliği, İstanbul’daki
Patrikhaneye maddi yardım yapmakta adeta birbirleriyle yarışıyorlar. Acaba
neden? Gayeleri eski Bizans’ı yeniden canlandırmaktır..
İstanbul’u önce uluslararası bağımsız şehir haline dönüştürmek, sonrada
Ekümeniklik kararı aldırıp Bizans’ın resmen kuruluşu için T.C’nin
hükümdarlığını tartışır hale getirmek olacaktır.
Türkiye, dış baskılarla, AB’ye girme hevesiyle
taviz üstüne tavizler vermeye yönelik çalışmalar yapmaktadır. Doğu’da
Ermeniler, verimsiz Türk arazilerini, boş köyleri iyi para vererek satın
almakta, Urfa’da İsrail devleti, Orta Doğunun en büyük kadın doğum hastanesini
kurup, doğum yapacak kadınları helikopterle buraya getirip doğum ve kayıt
işlemlerinden sonra geri götürmektedir. Yahudilerin mukaddes kitapları
Tevrat’a, “Arz-ı mev’ud” saçmalığı ile Güneydoğu Anadolu’nun büyük bir kısmının
kendilerine ait olduğunu iddia etmektedir
Ege, Marmara, Akdeniz sahilleri, Doğu ve Güney
Doğu bölgelerinde en güzel yerler yabancılara satılmaktadır. Devlete ait kurumlara
gelince;
Telsim, Türk Telekom, Araplara,.Kuşadası Limanı
İsrail’e, İzmir Limanı Hong Kongluya, Araç muayene işi Alman şirketine, Başak
Sigorta Fransızlara, Adabank Kuveytlilere, İETT Garajı Dubaili' bir şirkete,
Avea Lübnan’a, Petkim Ermeni şirketine, Rakı, Amerikalı bir firmaya,.Finansbank
Yunanistan’a,.Oyakbank Hollanda’ya,. Denizbank Belçika’ya, Türkiye Finans
Kuveytli' bir firmaya,. TEB Fransıza,.
Cbank İsrail’e, MNG Bank Lübnan’a, Alternatif Bank Yunanlıya, Dışbank
Hollanda’ya, Şekerbank Kazak şirketine, Yapı Kredi'nin yarısı İtalyan'a.
Turkcell'in yarısı Finli'nin yarısı Rus'un, Beymen'in yarısı Amerikalının,. Enerjisa'nın yarısı Avusturyalının,.
Garanti'nin yarısı Amerikalının, Eczacıbaşı İlaç, Çek'in,. İzocam, Fransız'ın, TGRT(Fox) Amerikalının,. Demirdöküm Alman'ın,. Döktaş
Fransız'ın, Süper FM Kanadalının.(Hepsi TÜRKtü. 4.5
yıl önce.) Etibank özelleştirilecek..
(ve alıcısı Amerika -) Bor işletmeleri, Etibank bünyesinde konulan fiyat 40
milyon $. dır.
Türkiye’de Bor madeni rezervi Dünya ölçeğinde yüzde 70`ine
sahiptir. Uluslararası teröristler Türkiye uyanmadan bu kaynağı ele geçirmeyi
planlıyor Bu bilgi, TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi
verilerilerine dayanmaktadır.
Mustafa Kemal Atatürk, 1925 tarihinde Meclisten çıkarttığı “Medeni
kanunla” azınlıklara tanınan bazı hakları ortadan kaldırmıştı. Çünkü bu
sıkıntılı dönemde Yunanistan ve Ermenistan Türkiye’den toprak talep etmişlerdi.
Çeşitli ülkelerde yaşayan Rum ve Ermenileri yeniden Türkiye’ye dönmeleri ve
iskân edilmeleri talep edilmiştir
TBMM inden geçirilen vakıflar yasası Türk milletinin kalbine saplanan
hançer gibidir. Sabah gazetesine demeç veren Fener Rum Patrikhanesi Avukatı
Kezban Hatemi, Vakıflar yasasının bu haliyle "sadece kanunsuzluğu kanuni hale getirdiğini" söyledi.
Hatemi"Yasa yayınlanınca 18 ay içinde malların iadesi için mahkemeye
başvuracağız, olmazsa AİHM'nin yolu gözükecek" dedi.
Görülüyor ki, çıkarılan vakıflar kanunu, azınlıklara geniş haklar
tanımıştır. İstanbul’da ve diğer illerimizde en değerli taşınır-taşınmaz mal ve
mülklere bundan böyle Rum Patrikhane vakıfları sahip olacaklardır Sırf
İstanbul’da 167 vakıf arazisi resmen. Fener Rum Patrikhanesine aktarılmış
olacaktır.
Azınlıkları ve Avrupalı dostlarımızı memnun
etmek için çıkarılan Vakıflar kanunu Atalarımızın kemikleri sızlatacaktır. Atatürk’ün
yasakladığı azınlıklara mal edindirme kanununu ortadan kaldıran Erdoğan
hükümeti bu milletin geleceğine ipotek koymuştur.
“Tarih tekerrürden ibarettir. Eğer tarihten
ibret alınsaydı Tarih hiç tekerrür eder miydi?”
YALANCIYI NASIL TANIRSINIZ?
İdris Yavuz Araştırmacı Yazar
Bu bozuk
düzen içinde o kadar yanlışlar ve aykırılıklar var ki, burada doğruyu yanlıştan
ayırmamız pekte kolay olmuyor. Özellikle çevremizde “Ben hiç yalan söylemem” deyip de yalan
söylemeyen insana hiç rastladınız mı?
Her insan az yâda çok yalan söylemeyi alışkanlık haline getirmektedir.
Bunların başında bazı siyasiler oy avcılığı için verdikleri sözlerin kaçta
kaçını yerine getiriyorlar?
Ticaret
erbabı malını satmak içine ne dalavereler uydurmaktadır. İbadetle uğraşanların%
kaçı riyasız bu görevi hakkıyla ifa etmektedir? Eşlerini kandıranlar, pembe
yalan uyduranlar, yalancı şahitlik yapmayı sanat haline getirenlerin sayısını
kim ortaya koyabilir? Günlük hayatımızda yalan sözlerle doğruları ayırmak o
kadar zor ki, bunları yazarak sıralamaya koysak, kalemler biter sayfalar dolusu
örnekler karşımıza çıkar.. Bu yalanları söyleyenleri
nasıl anlarız? Diyeceksiniz ki; “Yalancının mumu yatsıya kadar yanar” sonra
onun foyası ortaya çıkar. “Atı alan Üsküdar’ı geçtikten sonra” gerçeği anlamanın
ne faydası olacaktır?
Öncelikle,
karşınızdakinin yalan söyleyip söylemediğini davranışlarına bakarak
anlayabilirsiniz. Örneğin;
1-Yalancı, sürekli
göz temasından kaçınır ve parmaklarıyla oynar
2. Yalancının yüz hatları değişir, aniden
heyecanlanır, donuk tavırlarla konuşmaya başlar.
3. Yalancı, sorduğunuz basit sorulara kaçamak cevaplar
verir, birden bocalama devresine girer, cevap vermek için zaman kazanmaya
çalışır.
4. Yalancı, şaşkınlık, korku ya da mutluluk gibi duyguları
sadece ağız bölgesiyle sınırlı kalır.
5. Yalan söyleyen kişi, ayakta dururken ya da
otururken genellikle sırtını dik tutmaz.
6. Yalancı, bulunduğu ortamdan rahatsız olur, derhal
oradan ayrılmak için gözünü kapıya çevirir ve konuştuğu kişiyle arasına mesafe
koyar.
7. Yalancı, sorulan sorulara kaçamak cevaplarla, aşırı
tepkiler verir. Kendisi size soru yöneltmez.
8. Yalancı, espri yaparak konuyu geçiştirmek ister ya
da sizi duyarsızlıkla suçlar.
9. Yalancı, sık sık bir yerleriyle oynar, başını kaşır.
Özellikle ağız bölgesine yakın bölgelere dokunması dikkat çeker.
10.Yalancı, sıkıntıda bunalır, gömleğinin yakasını
gevşetir.
İşte hayat bu, bu devirde hiç yalan söylemedim diyen
bir insan varımıdır? Peygamberler, veliler ve Allah dostu insanları bu sıralamadan
ayrı tutuyoruz
DÜNYADA YAŞANAN İLGİNÇ OLAYLARBBC programcısı Jessica Williams’ın yaptığı araştırmalar neticesi hazırladığı rapora göre;— Bir Japon kadını ortalama 84 yıl, bir Botswanalı kadın 39 yıl yaşıyor.— Rusya’da yılda 12 bin kadın aile içi şiddetten hayatını kaybediyor.— 15 yaşındaki İngilizlerin yarısı uyuşturucu, dörtte biri sigara içiyor.— Dünyadaki obezit’e nüfusun üçte biri, gelişmekte olan ülkelerde görülmektedir.— Çin’de 44 milyon kadın kayıp.— 2002’de idamların yüzde 81'i ABD, Çin ve İran'da gerçekleşmiştir.— Dünya nüfusunun beşte biri, günlük 1 doların altında gelirle yaşıyor.— 1 yılda 13,2 milyon Amerikalı, estetik ameliyat yaptırmaktadır..— Motorlu araçlar dakikada 2 insanı öldürüyor.— 1977’den bu yana ABD'deki kürtaj kliniklerinde 80 bin şiddet ve taciz vakası yaşanmıştır.— Kenya’da bir ailenin gelirinin üçte biri rüşvete gidiyor.— Dünyadaki yasadışı uyuşturucu pazarı 400 milyar dolar.— Her gün dünya nüfusunun yedide biri, yani 800 milyon insan aç kalıyor.— Dünyanın üçte biri savaş halinde.— Petrol rezervleri 2040'da tükenebilir.— Sigara içenlerin yüzde 82'si gelişmekte olan ülkelerde yaşıyor.— Dünya nüfusunun yüzde 70'i, bugüne dek hiç çevir sesi duymadı.— Silahlı çatışmaların dörtte biri, doğal kaynakları ele geçirmek için yaşanıyor.— Afrika’da 30 milyon kişi AIDSLI.— Her yıl 10 dil ölüyor.— Dünyada İntiharla ölenlerin sayısı, çatışmalarda ölenlerden fazladır.— Silahlı çatışmalarda 300 bin çocuk asker savaşıyor.— ABD, pornografiye yılda 10 milyar dolar harcıyor.— Dünyada 27 milyon köle var.— Her yıl 120 bin kadın veya genç kız, Batı Avrupa'ya satılıyor.— ABD’nin, BM'ye 1 milyar dolardan fazla borcu var.Yukarda sıraladığımız ilginç olaylar, medeni diye nitelediğimiz devletlerin gerçek yüzü ortaya koymaktadır.
OSMANLI İMPARATORLUĞU'NUN YERİNE
KURULAN DEVLETLER
Bir zamanlar
dünyanın süper devleti olan Osmanlı İmparatorluğu, üç kıtaya hükmedip dördüncü kıtaya
el attığı dönemlerde; Türkler Avrupa’da, Asya da, Afrika’da birçok
medeniyetlerin öncülüğünü yapmış buralarda kurduğu Eyaletleri idare ederken
din, dil, renk, mezhep ayrımı yapmadan
insanlara eşit davranmıştır. Halkın huzuru için her türlü hizmeti kendisine
ibadet saymış, adaleti ön planda tutmuştur Hint Okyanusundan Dalmaçya
kıyılarına, Viyana kapılarına kadar uzanan bölgelerde hanlar, hamamlar,
kervansaraylar, imarethaneler, çeşmeler, köprüler, köşkler, saraylar inşa edip,
Osmanlı Türk kültür ve medeniyetini buralarda tesis etmişlerdir. Bu dönemde
Türkler, haksızlığa uğrayan devletlerin yardımına koşmuş, zalimlerin korkulu
rüyası olmuştur. Ama gelin görün ki bu imparatorluğu, içimizdeki
işbirlikçilerle birlikte hareket eden Rusya, İngiltere, Fransa, Almanya,
Amerika, İtalyan- Roma Papa işbirliği sayesinde, tarihten gelen“ Haçlı intikam
duyguları” ağır basarak bu büyük imparatorluğu, elbirliği ederek yıkmayı
başarmışlardır.
Bu koca
İmparatorluğun enkazı üzerine yepyeni Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti kurulmuş,
şimdiler de yeniden “ Büyük Ortadoğu” hayallerini gerçekleştirmek isteyen bu
emperyalist devletler yeniden, sinsi planlarını uygulamaya koymak için harekâta
geçmiş durumdalar. Bu günlerde Doğu Anadolu’da Ermenistan,” Arz-ı Mev’ud” adı
altında İsrail devleti ve Kürdistan devleti kurdurmak için zemin
hazırlanmaktadır. Batıda Eğe bölgesini, düne kadar Türkiye’nin bir eyaleti olan
Yunanistan’a peşkeş çekme, Karadeniz yöresinde Pontus devletinin yeniden
hortlatmanın hazırlığı yapılmaktadır. İstanbul’u Dünya Başkenti yapma
düşüncesiyle yapılan gayretlerin ve desteklerin altında ise “Bizans
İmparatorluğu” hayalleri yatmaktadır.
Azınlık
vakıflarına mülk edindirme kanunu, Devlet yönetiminde bulunan işletmelerin “Özelleştirme “ adı altında yabancılara satılması, düne kadar Osmanlı İmparatorluğunun birer
eyaleti olan aşağıdaki devletler ise Türkiye’nin AB ye girmesine engel
olmaktadırlar
Osmanlı
İmparatorluğunun buyruğu altında asırlarca yaşayan ve İmparatorluğun enkazı
üzerinde kurulan devletlerin listesi aşağıya çıkarılmıştır.
Avrupa:
1.Türkiye
Cumhuriyeti,
2.Bulgaristan
(545 yıl) Osmanlı İmparatorluğunun buyruğu altında yaşamıştır
3.Yunanistan
(400 yıl) Osmanlı İmparatorluğunun buyruğu altında yaşamıştır
4.Sırbistan
(539 yıl) Osmanlı İmparatorluğunun buyruğu altında yaşamıştır
5.Karadag (539
yıl) Osmanlı İmparatorluğunun buyruğu altında yaşamıştır
6.Bosna-Hersek
(539 yıl) Osmanlı İmparatorluğunun buyruğu altında yaşamıştır
7.Hırvatistan
(539 yıl) Osmanlı İmparatorluğunun buyruğu altında yaşamıştır
8.Makedonya
(539 yıl) Osmanlı İmparatorluğunun buyruğu altında yaşamıştır
9.Slovenya
(250 yıl) Osmanlı İmparatorluğunun buyruğu altında yaşamıştır
10.Romanya
(490 yıl) Osmanlı İmparatorluğunun buyruğu altında yaşamıştır
11.Slovakya
(20 yıl) :Uyvar, Osmanlı İmparatorluğunun buyruğu altında yaşamıştır
12.Macaristan
(160 yıl) Osmanlı İmparatorluğunun buyruğu altında yaşamıştır
13.Moldova
(490 yıl) Osmanlı İmparatorluğunun buyruğu altında yaşamıştır
14.Ukrayna
(308 yıl) Osmanlı İmparatorluğunun buyruğu altında yaşamıştır
15.Azerbaycan
(25 yıl) O Osmanlı İmparatorluğunun buyruğu altında yaşamıştır
16.Gurcistan
(400 yıl) Osmanlı İmparatorluğunun buyruğu altında yaşamıştır
17.Ermenistan
(20 yıl) Osmanlı İmparatorluğunun buyruğu altında yaşamıştır
18.Guney Kıbrıs
(293 yıl) Osmanlı İmparatorluğunun buyruğu altında yaşamıştır
19.Kuzey
Kıbrıs (293 yıl) Osmanlı İmparatorluğunun buyruğu altında yaşamıştır
20.Rusya'nın
güney toprakları (291 yıl) Osmanlı İmparatorluğunun buyruğu altında yaşamıştır
21.Polonya (25
yıl) Lehistan Osmanlı İmparatorluğunun buyruğu altında yaşamıştır
22.İtalya 'nın
güneydoğu kıyıları (20 yıl) Osmanlı İmparatorluğunun buyruğu altında yaşamıştır
23.Arnavutluk
(435 yıl) Osmanlı İmparatorluğunun buyruğu altında yaşamıştır
24.Belarus (25
yıl) - Osmanlı İmparatorluğunun buyruğu altında yaşamıştır
25.Litvanya
(25 yıl)- Osmanlı İmparatorluğunun buyruğu altında yaşamıştır
26.Letonya (25
yıl) Osmanlı İmparatorluğunun buyruğu altında yaşamıştır