Ömer Fethi Gürer
NİĞDE’DE AVÖREN VE ANTİK DOKU
ÖMER FETHİ GÜRER
Niğde ili tarih boyunca Torosların geliş-geçiş
konaklama kapısıdır. Ondan olacak farklı kültürlerin önemli izlerine sahip bir
zenginliğe sahiptir. Antik Tyana(Bor-Kemerhisar) Şehri Kapadokya Krallığına Başkent ,Göllüdağ Hitit Şehri döneminin merkezi olmuş
yerleşmelerdir. Karamanoğulları’da dönem dönem Niğde Sancağını Başşehir
kılmışlardır.
Niğde ilinin on bin yıllık
tarihinin aydınlandığı Bahçeli Köşk Höyük Bilimsel kazısı ile Çiftlik Tepecik ve Ulukışla Porsuk
Höyük Bilimsel kazıları da M.Ö 3-5 bin yıllık derinliğe erişilen alanlardır.
Tyana, Porsuk, Çiftlik, Köşk kazıları bu yılda devam etmektedir. Yine Niğde ili
Kömürcü Kaletepe Obsidiyen Atölye kazılarında açığa çıkan bulgularda İlk İnsan
Afrika’dan Anadolu’ya geçişte ayak izine rastlanan ilk yer olma özelliğini
korumaktadır. Bu bölgeden Mezepotamya’ya hayvan ehlîleştirilmeden mal sevki ise
bilim adamlarınca incelemesi süren bir konudur. Gümüşler Manastırı, Kavlaktepe
yer altı şehri gibi günümüzde gezilebilen tarihi dokunun önemli değerleri yanında
Niğde ilinde çok sayıda görülebilecek farklı dönemlerin kültürel izleri
taşıyan yapı mevcuttur.
Geçiş yolları korumak ve
haberleşmek amaçlı yapılan Keçikalesi, Yeşilyurt Kalesi, Bademdere Ciniviz
Kalesi, Murtandı Kalesi, Ulukışla Lüle Kalesi gibi kalıntıları günümüze eren
kalelerdir. Karatlı Kalesi ,Bor Kalesi gibi yok
edilenler ise adı kalmıştır. Niğde Kalesi ise onarılıp Turizm amaçlı açılan
kale olmuştur.
Bilimsel çalışma yapılan alanlar
dışında Niğde ilinde 100’e yakın höyük ve belirlenen incelenmesi gereken alan
bulunmaktadır. Selçuklu,İlhanlı, Karamanlı ve Osmanlı
eserlerinin önemli bölümü günümüze gelmiştir. Ancak Niğde’de antik kentler gerek savaşlarda, gerek
yağmalarla yok edilmiştir. Ne yazık ki
kaçak kazılar günümüzde dahi devam etmektedir.
Çukurkuyu,İftiyan, Yeşilyurt, Karatlı, Kitreli,
Kula,Edikli, Karanlıkdere, Ballı, Tepeköy,
Misli, Hasaköy,Nar Köy,Postallı, Gökbez, Başmakçı, Fertek,Çömlekçi,
Altunhisar,Hüsniye,Kayırlı, Divarlı, Gölcük, Bağlama, Yeşilburç, Hançerli,
Kurdunus, Eski Köy, Azatlı,Aktaş Dikilitaş,İçmeli, Elmalı,Çarıklı,Kavlaktepe
gibi yerleşmelerin çevresinde varlığı
saptanan çok sayıda kalıntı, yer altı şehri, kaya yerleşmesi, tapınma alanları
bilinmektedir. Bütün bunların yanında
yeri bilinen bilimsel kazı bekleyen höyükler vardır. Her adımı tarihin izleri ile dolu Niğde kentini
Cumhuriyet’e kadar olan dönemini Niğde Kapadokya Başkenti kitabında 768
sayfa da anlattım. Yine de köy kasaba gezilerimde yeni yerlerde saptamaya devam
ediyorum. Sit alanı ve koruma altına alınmasına son yıllarda vesile olduğum
Yeşilburç Rum Hamamı, Çukurkuyu yerleşmeleri, Saray,Han,
Balcı Antik ağacı gibi çok sayıda eseri ilk resimleyip gündeme taşıyan oldum.
1974 yılından beri ise yüzlerce yazı ve resim ile bölgede önemi ve özelliği olan
alanları gündeme taşıdım.
Bu kere Hasandağ eteklerinde Altunhisar ilçesi
Ulukışla Kasabasında iki bin metre yüksekte
Avaören bölgesinde antik alanına
gittim. Ulukışla İlçesi ile adı
benzerliğinden karıştırılan Kasabadan ayrılıp önce toprak bir yolda ilerledik.. Hava bulutlu, yol bozuktu. Her olumsuluğa rağmen gidip
görmeliyim dedim ve aracımı dağa
sürdüm. İki bin metreye varan
yükseklikte bir yerde aracı bırakıp yürümeye başladık. Hasandağ eteklerinde
meşe ağaçları ile kaplı alanda yer alan antik kent bölgesinde geniş bir alanda(Yabancı ortaklı bir
şirketten söz ettiler) kiraz dikimi
yapılmıştı. Kiraz dikim alanın beşyüzmetre ilerisinde ormanlık alanda ise
yüzlerce ev, mezar ve dönemin sarnıçları ile üç ayrı yer altı
girişi ve bir tapınma noktası olması muhtemel sutunları kalan alan vardı.
Bölgede önemli bir yağma yaşanmıştı. Büyük dört sarnıç dışında sarnıçlar ise
taşlarla doldurulmuştu. Sarnıçlardan birbirine bağlantı sağlanarak bir yerde su
dağıtım sistemi oluşturulması ilginçti. Havuz biçiminde geniş bir daire alanına
sahip sarnıçların içleri sıvanmış bir birlerinden bağlantılı ve geçişli idi ki
bölgede gördüğüm en ilginç su dağıtım ağı buradaydı. Kemerhisar Tyana antik
kent su kemerlerinden sonra bölgede en önemli su dağıtım şebekesi inceleme ve
görmeye değerdi. Muhtemel Romalılar dönemine ait bu bölgede İki yer altı şehri sonu belli değildi. Bölge bilimsel çalışma ve
araştırma bekliyordu. Geçen yıllarda bölgede yapılan bilimsel araştırmalar
nedeni ile bölgeye kaçak kazı için gidenlerde artış olduğu ifade ediliyordu.
Antik kent kalıntıları arasında kilise olduğu söylenen alanda yıkılan sutun ve
sutun başları antik kentten geriye kalan en önemli ayrıntılardı.
Dağdan ova muhteşem görülüyordu.
Doğa harika idi. Ağaçlar arasında bu alanda yaşamış insanlar doğadan yeterince
nasiplerini aldıkları
anlaşılıyordu. Ne yazık ki bu muhteşem doku da turizme açılsa
inanılmaz bir ilgi bulması olası alanda taş üstünde taş bırakılmamak için her
saldırı yapılmıştı.
En azından birbirine su akışı
sağlanan ve bir düzen içinde yapılan sarnıçlar tamamı parçalanmamıştı onlar dahi kurtarılıp
turizme açılsa çok önemli bir çekim merkezi doğması olasıdır. Kilise olduğunu
düşündüğüm alanda sutun taşları yerinde idi. Onların üst üste
konması, sarnıçların kurtarılması bölge tel örgü ile çevrilmesi kısmı düzenleme
sağlanması ile Niğde çok önemli bir çekim alanına erebilirdi. Ömer Fethi Gürer
olarak gördüğüm bölgeden çok etkilendim. Muhteşem bir tarihi doku olduğu belli alanda özellikler yok
ediliyordu. Umarım yetkililer bir an
önce bölgenin kalanlarının yok olmaması için önlemler alır ve umarım ki bilimsel çalışma ile bölge kurtarılıp turizme
kazandırılır.
CULLAZ SOKAK
ÖMER FETHİ GÜRER
Niğde’de ilinde yerel basında tarihi
dokunun korunması için yüzlerce yazı yazdım. Gazete arşivleri bu konuda farklı
önerilerim ile doludur. Bu konuda önemli bir blinçte oluştu. 2001 yılında Vali Refik Arslan Öztürk
döneminde Niğde ile ilgili yazdığımız her yazı önemsendi. Kiminde yazılı, kiminde sözlü valimizin çaba ve çalışmalarıma destek
verdi.
Niğde’de bugun onarılan çok
sayıda tarihi eserde onun gayretinin imzası vardır. Bizim yazdıklarımızı
samimiyetle ele alan ve
bağlamda olması gerekeni yapandı. Öyle ki Erzincan Valisi olduğu
dönemde Niğde’de
yazılarımda yerel tarih ve doğa sorunları yerine farklı yazılara
yöneldiğimde arayarak tarihi dokuyu sahiplenmemi sürdürmemi önerecek
kadarda Niğde’yi izleyendi. Ondan
sonrasi Sebahattin Öztürk’e kadar bir duralama dönemi yaşandı ama başlayan
projeler öyle böyle devam etti. Sonuçta 2001 sürecinde başlayan Mehmet Paşa
Sarayı, Bedesten, Kale, Gümüşler Manastırı, Esenbey Türbesi gibi yerlerde
çalışmalar önemli gelişmelere erdi. Cullaz Sokağı’da Vali Refik Arslan Öztürk
hayalleri içinde idi. Birkaç ev almış girişimlere başlamıştı ama proje ondan
sonra demeçlerde kaldı. Oldu olacak ile gitti.
Murat Süslü ve ardından Mehmet Öncel
Koç il Kültür ve Turizm Müdürü olarak
konuya sahip çıktılar. İl Özel İdare Genel Sekreteri Muhittin Öztürk’de proje
yaşama geçmesi adına katkı verenlerden oldu. Hamle Gazetesi Genel Yayın
Yönetmeni Ali Osman Sayın
ve İl Kültür ve Turizm Müdürü Mehmet Öncel Koç ile Cullaz Sokağına gittik. Sokak iyileştirme proje başlamıştı ve çalışmalar önemli bir
hızla sürüyordu. O muhteşem eski evlerinin onarımını görmekten büyük keyif
aldım. Büyük Dedem Alaybeyzadelerin
evlerininde bu bölgede olduğunu biliyordum. Hangi evdi. Onu saptamam zor ama
bir tarihin canlanışına tanık oldum. Yaklaşın 30 ev onarılıyordu. Tarih bölgede yeniden ayağa kalkıyordu. O
eski evlerdeki doku
canlanması Niğde için yeni umuttu. Kemerli sutunlu revakları, geniş odaları,
pencerleri, kışlık, yazlık oturma odaları, kelerleri ile dünde kalanlar geri
geliyordu. Beton yığınları ile dokusu değişen kentte yüzlerce yıkılan ya da
harap olan eski evlerden
30’u olsun kurtuluyordu. Konuyu çok kere yazıp gündeme taşıyan benim için ise bu güzellikten
sonra ilgilenen herkese teşekkür etmek bir görev oldu. Oradan Kaleye çıktık.
Kale girişinde eski yapılar düzenlenip tuvalet, idare binası gibi yerler
yapılmıştı. Kültür ve Türüzim Müdürü M.Öncel Koç yapılan çalışmalar
hakkında bilgi verdi.
Niğde adına yapılan her güzel
çaba bizleri sevindirirdi. Kale’de çıkıp dinlendik. Aladdin Tepesi çevresinde
de yapılacak çalışmaların varlığından söz etmesi de güzeldi. Bor’da Cığızoğlu Konağında bu kapsamda kısa
sürede kurtarılcak yapılar içinde olduğunu öğrendim. Bu güzel geziden ayrılıp Ermeni Kilisesi
yanındaki eski konağın yanından geçtim. Konak yıkılmak üzere idi. İl Özel İdare
Müdürü Muhittin Öztürk ziyaretimde ise bu yapınında onarılacağını öğrendim.
Kültür Varlıkları ile ilgili Genel Müdürlük görevine gelen eski kültür ve
turizm Müdürümüz Murat Süslü Niğde’den evli idi. Onu kutlamak için aradığımda
Niğde adına farklı alanlarda çalışmalar yapılacağını söylemesi umutlarımı
artırdı. Her ne kadar her gün bir yapı yok olsa da yine de geleceğ birkaç konak
kalacaktı. Cullaz Sokağında değişim Yukarı ve Aşağı Kayabaşı ile Kiliseler ve
Sungur Bey İle Aladdin Cami çevresini de ele alacak biçimde geliştiğinde Niğde
dünde neleri yok etti Daha iyi anlaşılacaktı.
Niğde Üniversitesi bir yapıyı restore etti. Otuz yapıyı Kültür ve Turizm Müdürlüğü kurtardı.Şimdi Sanayi ve Ticaret Odamız, Organize sanayi bölgemiz gibi iş adamlarımızda birkaç yapıyı kurtarsa Niğde bu bağlamda çok hızlı değişim yaşanırdı.
BU YAZ BAHÇELİ
Ömer Fethi Gürer
Yaz döneminde,
okullarında tatil olması ile büyük kentlerden Anadolu’ya önemli bir göç
yaşanır. Bu dönemde köyüne kasabasına
giden insanlar için daha çok dündeki yaşamlarından anılar öne çıkar.Ancak büyük kentlerde doğan yeni kuşak için ise anısı
olmadığı Anadolu kentlerinde arayış içinde olurlar. Memleket özlemi ile kentine
gidenlerin bildiklerinden öte farklı yer arayışları da biraz çocuklarının
talebi ile doğar. İşte Niğde ilinde bu yıl gideceklere farklı sayılacak
altenatifler sunmayı amaçlayarak bu yazıyı yazdım. Öncelikle Niğde ilinde her köy
ksaba da mutlaka ilgi çekecek bir ayrıntı vardır ama özellikle gidilmesini
önerdiğim yerler;
Gümüşler
Manastırı
Tyana Antik
kenti su kemerleri
Niğde Kalesi
Alaeddin Cami saat
10’da taç kapıda oluşan kadın yüzü
Sungur bey Cami
kuş, yılan, at v.s hayvanların figüre edildiği doğu kapı
İnsan başlı
kuşlar ve bebek yüzü bulunan Hüdavend Hatun Türbesi
Kayardı
bağları-Bor ve Çamardı Bağları
Öküz Mehmet
Paşa Kervansarayı
Aladağlar-Bolkarlar
Yeşilyurt ve
Yeşil burç Vadileri
Misli-Hasaköy-Kurdunus
Kilisleri
Fertek evleri
Dikilitaş
Kasabası-Karatlı Kasabası Kaya mezarları
Nar göl ve Nar
Vadi
Kavlaktepe yer altı şehri
Bahçeli, Köşk
İlk anda
görülmesi gereken bu yerlere ek olarak Çiftlik, Kayırlı, Aktaş, Uluağaç, Kiçiağaç, Tepeköy, Balcı, Değirmenli,
Hacıbeyli, Dündarlı, Ferhenk,Çukur kuyu, İftiyan,
Bademdere, Darboğaz, Akkaya, Gebere,Murtaza gibi yerlerde tarihi yapılar ve
doğal güzellikler sayılabilir.
Doğal olarak
bölgeye gidenlerin konaklama ve yeme içme gibi ihtiyaçları olacaktır. Niğde
dört yıldız kadar farklı konaklama olanağı bulunan oteller mevcuttur. Yemek
için ise Niğde merkezde birden çok yer bulunmaktadır. Yaz boyunca ilgi çeken
Fertek ve Kemerhisar Restaurant vardır. Daha önce anlattığım mekânlardan olan
Kemerhisar’da Hüseyin Ertan işlettiği Tyana Hitit Restaurant özellikle aileler
için tercih edilen yerlerden olup yaprak sarması ile saç tavası tadılmaya
değerdir. Geniş bir iç dokusu yanında bahçesi bulunan Tyana Hitit restaurant
beğeni ile gittiğim mekânlardandı.
Fertek’te
Çamlık Restaurantda daha önce yazmıştım. Önder Temel'in işlettiği mekan geniş bahçesi içinde peri bacalarının görünümde ve
otantik döşeli bölümleri ile farklı bir mekan olarak tanzim edilmişti.
İçkisizdi.
Fertek’te
Tırtıroğlu’na ait Gülbahçe’de her dönem müşterisi ve işletmesi ile ilgi çeken
yerlerdendi. Burada da doğal bir ortamda yemek yeme keyfine eriliyordu. İçkili
olan mekanda bölümlere ayrılmış yeşil bir doku
eğemendi.
Bor’da Sami
Şadan Eriç işlettiği Hilmi Bey Restaurant ise içkisiz ailece yerel yemek
arzulayanların tercih edeceği yerlerdendi. Öğle yemeklerinde yoğun ilgi gören mekan akşamda açıktı. Niğde tava yanında sipariş ile söğürme
yapılan Hilmi Bey’de tandırında tadı farklıdır. Çamardı Aladağlarda ve Ulukışla
Bolkarlarda alabalık tesisleri ve kendin pişir kendin ye mekânları ile su başlarında ilgi bulan merkezlerdi.
Bütün bunların
yanında Antik kent kalıntılarına erilen ve Niğde onbin yıllık tarihi açığa
çıktığı Bahçeli Köşk Höyük yanındaki Roma Havuzu Restaurantda bu yıl yeni
yönetimi ile sezona farklı hazırlanan yerlerdendi. Bahçeli Köşk bu yıl yeni
yönetimi ile ilgi merkezlerinden olacak durumda idi. Uğur Kemer işlettiği mekanda canlı müzik ile farklı tadlar mevcuttu. Geçmişe göre
işletme anlayışında önemli değişim olan mekanda
servisin yanında düzen ve hizmet olumlu bir konuma ermişti.
Niğde ve
özellikle Bor için Bahçeli Köşk bir gezi alanı olmasına karşın zaman zaman
işletmeciliğinde yaşanan sorunlarla ilgi çekmez olmuştu. Bu kere yeni yönetim
anlayışı ile mekânda değişim yapılmıştı. Tarihi Havuzun yanında yaz döneminde
de Bahçeli Köşk farklı etkinliklerle ilgi bulması gereken konumda idi. Yerel müzik dinlemek isteyenlerinde
gidebileceği Bahçeli Köşk eğer hizmet anlayışını sürdürür ise yeniden
geçmişteki kadar ilgi gören duruma erebilirdi. Kayseri-Adana karayoluna bir
kilometre uzakta olan Köşk havuzun antik dokusu ile bütünleşip ilgi çekmesi
olası idi.
M.S 2 yy Roma
imparatoru Hadrian ve Trojan dönemlerinde yapılan eserler arasına gösterilen
Bahçeli Köşk havuzu tarihi kadar doğal güzelliği ile de erdiği ünle çekim alanı
olduğu gibi bu kere restauratı ile de dikkat çekebilir.
Neollitik çağın
yerleşim yerlerinin bulunduğu M.Ö 7-6 bin yıllarında
yaşamın olduğu Köşk Höyük yanındaki havuzun görünümüne hakim mekan için bu yaz
önemli bir sınav dönemi olacaktır.
Cleopatra’nın yüzdüğü
söylenen Roma havuzu boyutlarına göre Anadolu en eski büyük havuzlarından
biridir Daha önce Dikdörtgen havuzun sağındaki yer alan lokanta yıkılıp ön
cephede bir Restaurant inşaa edilmişti.
Bahçeli Köşk
‘te Niğde birkaç gün kalacak olanlar için mutlaka bir akşam uğrak verilecek
konuma gelmiştir. Umarız işletmesinde süreklilik devam eder ve ailece gidilecek
mekanlardan olma özelliğini korur.
Kemerhisar’da
Tyana Restaurant ve Bahçeli Köşk restaurant ve Fertek Gül Bahçe de alkol verilmekte
Bor Hilmi Bey ve Fertek’te Çamlık’ta
ise içki servisi bulunmamaktadır.
********
GAZETECİ YAZAR ÖMER
FETHİ GÜRER SUNGURBEY CAMİİ ORJİNAL DOKUSUNA DÖNDÜRÜLMESİ İÇİN VAKIFLAR GENEL
MÜDÜRÜNE MEKTUP İLE BAŞVURDU
GÜRER ‘SELÇUKLU ESERİ CAMİ 18.YY
YANGIN ÖNCESİNDE Kİ GİBİ ÇİFTE MİNARELİ OLMASINI İSTEDİ.
Niğde- Niğde
Kapadokya Başkenti ve Bor Şehri kitaplarının yazarı olan araştırmacı gazeteci
yazar Ömer Fethi Gürer
Vakıflar Genel Müdürü Yusuf Beyazıt’a bir mektup göndererek
caminin yapılışındaki gibi çifte minareli duruma döndürülmesini istedi. Gürer
mektubunda caminin 18 yy yangın ile üst dokusunun yok olduğunu ve minarelerinin
de yıkıldığını belirterek o gün bu gundur temelleri duran minarenin
yapılmamasını eleştirdi. Selçuklu dönemine ait muhteşem bir anıt eser olan camide
gereken düzenlemelerin yapılmasını şart olduğunu söyleyen Ömer Fethi Gürer
dönem dönem yapılan onarımlarda da aslına sadık kalınmaması ve bitki, geometrik
şekillerin yok sayılmasını eleştirerek Kilislerde fresklere gösterilen itina
camilerde taş işlemelere de gösterilmesi
gerektiğini vurguladı. Cami içinde ayakkabılıkların da kaldırılması gerektiğini
söyleyen Gürer içi boş olarak bilinen Sungurbey Türbesi
kapısının açılarak vakıf eserleri müzesi olarak tanzimini de önerdi. Ömer Fethi
Gürer mektubunda şu görüşlere yer verdi.
Sayın
Yusuf Beyazıt
Vakfılar Genel
Müdürü
ANKARA
Sayın Genel
Müdür, Niğde ilimizde Vakıflara ait
önemli eserler bulunmaktadır. Bu
eserlerde farklı dönemlerde Vakıflar Genel Müdürlüğünce onarımlarda yapılmaktadır.
Niğde Sungur Bey Cami’de, 1335 yılında yapılmış anıt bir eserdir. Dönemin Niğde
Yöneticisi Seyfettin Sungur Ağa tarafından yaptırılan bu şahaser Selçuklu
döneminin izlerini taşımaktadır. Cami yapılışında çifte minareli ve kubbeli
olarak inşa edilmiştir.
Ancak 18, yy'da, Rum Mahallesi'nde çıkan yangından etkilenmiş
ve yakınlarında yer alan bir çarşı ile birlikte kubbesi ile minareleri yanarak
önemli zarar görmüştür. İki minaresi de yıkılmıştır. Kubbe çökmüştür. Cami
yeniden onarılmışsa da kubbe yapılmamıştır. Çatılı olarak ve tek minare
yapılarak ibadete açılmıştır. Böylece çifte minareli camiler grubundan olan
eser tek minareli kalmıştır. Caminin doğu kapısının üzerinde yer alan diğer
minarenin temelleri halen mevcuttur.
Sungurbey Cami orijinal yapısında çifte
minareli olmasına karşın bugune kadar nedense ikinci minare yapılmamıştır.
İkinci minare çıkış kapısı cami içinden örülerek kapatılmıştır. Bu yerde
bellidir. Bu kapı açılması ve Sungur Bey Cami diğer minaresi de yapılması
konusunda gerekenlerin yapılması hususunda sizin ilginizi istemek amacı ile bu
mektubu yazdım.
Ayrıca, cami
dönem dönem yapılan onarımlarda onarılan yerlerde taş işlemeler nedense yok
sayılıp düz taş ile onarılmakta ve bu durum caminin orijinal görünümünü giderek
bozmaktadır. Aslına uygun bitki ve
geometrik şekiller onarılan bölümlerde mutlaka yapılması da sağlanmalıdır. Onarılan kiliselerde freskler dahi aslına
uygun düzenlenirken camilerde taş işleme sanatının örneklerinin benzer bir
şekilde yaşatılmaması anlaşılır değildir.
Sungurbey Cami doğu kapı portalının cephesi bu anlamda canlı örnektir.
Günümüz teknolojisi ile aslına yakın cephede bitki ve geometrik şekiller
mutlaka yapılabilecek iken düz kesme taş ile sade bir görünüme cephe
döndürülmüştür. Bu durumda sonlandırılıp onarılan yerlere aslına uygun kalan
bölümdeki geometrik şekil ve bitki işlemeleri yapılmalıdır. Unutulmamalı ki
gelecek kuşaklara devir edilecek miras gerçeğe ne kadar yakın olursa o kadarda
özellik ve önemi ile anılacaktır.
Yine doğu portelinde yer alan
keklik, arslan başı, balık, çift başlı yılan gibi çok sayıda hayvan kabartması
bulunan iki yüzey korumalı ve cam kafes içine alınmalıdır.
Niğde'nin bir
doğal müzesi gibi olan Cami’de, ne yazık
ki; Kuzey kapısı üzerine hoparlör takmak için delinmiş, ,delinirken taş işleme
bölüm kırılmıştır. Dönemin Müftüsüne uyarım ve yazım üzerine hoparlör
kaldırılmışsa da kırılan yer halen belirgindir ve takma yeri kapı üzerinde
durmaktadır..
Cami yanında
türbe ise Sungur Bey için yapılmış, muhtemel ki yangında boşaltılmış olmalıdır,
çünkü boş türbe kapısı örülerek kapatılmıştır. Bu türbe kapısı açılması boş
türbenin Niğde vakıf eserleri resimlerinin sergilendiği bir konuma taşınması
doğru olandır. Cami içinde ayakkabılıklarda bu tarihi cami dokusuna yakışmamaktadır.
Bu konuda da bir çözüm üretilmesi şarttır. Ata yadigari önemli anıt cami için
önerilerimin değer bulması diliyor. Gereği için bilgilerinize sunuyorum.
ÖMER FETHİ
GÜRER
26 Nisan 2010
Niğde
Kapadokya’nın Başkenti Kitabı yazarı--Gazeteci- Yazar
GÜRER AİLESİ
100 YILLIK GİYSİYİ MÜZEYE HİBE ETTİ.
ÖMER FETHİ
GÜRER “BÜYÜK DEDEMİZDEN BUGUNE EREN
ORJİNAL GİYSİ NİĞDE’DE SANIRIM TEK ÖRNEK” DEDİ
Gazeteci Yazar Ömer Fethi Gürer
Niğde erkek giysilerinden orijinal bir kıyafeti Niğde Müze Müdürlüğüne hibe
etti. Orijinal dokusu ile en az 100 yıllık olan, Orijinal giysi Niğde Balhasan
Mahallesi’nde doğan Alaybeyzadelerden Ahmet Bey torunu, Ömer Bey ile Aliye
Hanım oğlu Dava vekili Alaadin Gürer’e ait olduğu öğrenildi. Keten dokuma giysi
yaka bölümünde yer alan bitkisel motiflerin ile giysinin döneminin önemli bir
giysi örneği olduğu belirtiliyor
H.1300 yılında doğan Aladdin
Gürer, Bor’dan Orta Mahalle cami yanında
yatır Asumani müderris Fetullah Efendi Hoca kızı Fehime Hanım ile evlenerek
Bor’a yerleşmişti. Bor Belediye Meclis
üyeliği ile Bor Zücca Bankası kurucuları arasında yer alan Aladdin Gürer, eşi
Fehime Hnaım, Oğulları Aşkı Gürer, Fikret Gürer, Suphi Gürer ile kızları Feriha
Gürer(Çalapkulu), Nesime Gürer(Ünlenen) ile vefatına kadar Bor’da yaşadı. İstiklâl
Savaşı Madalyası bulunan Alâeddin Gürer, 1905 yılında Mahkeme Kâtibi olarak
memuriyet yaşamına girdi. Niğde Köklü ailelerinden olan Aladdin Gürer 1965
yılında Bor’da vefat etti. Aladdin Gürer giysileri
içinde yer alan keten dokuma ve altın işlemeli olduğu söylenen giysi miras yolu ile giysi oğlu M. Fikret Gürer’e
geçti. Liman Daireler Başkanlığını uzun
süre yapan Yüksek Gemi Makine Mühendisi M. Fikret Gürer’de geçtiğimiz günlerde
vefat etmesi ile
çocukları Bediz ve Tuncay Gürer,
Aladdİn Gürer Torunu Ömer Fethi Gürer ile birlikte giysinin Niğde Müzesi
hibe edilmesi konusunda görüş birliği sağladılar. Aile bu konuda Ömer Fethi
Gürer’in giysiyi müzeye teslim etmesi konusunda yetkilendirdi.
Orijinal giysi Müze yetkililerine
teslim ederek hibe belgesini alan Ömer Fethi Gürer “Bugüne kadar ben benzer bir
örneğini görmedim. Bu vesileyle
belirtmeliyim ki; Etnoğrafya Müzesi Niğde’de için şarttır. Eski bir konakta
açılması için yıllardır yazıyorum. Eğer bu gerçekleşse idi inanıyorum ki bu ve
benzeri çok ev eşyası ve giysi bu müzede sergilenecekti. Etnoğrafya müzesi için geç kalındı. Dilerim
ki Niğde Etnoğrafya Müzesi kısa sürede açılır.
Büyük Dedem Alaaddin Gürer’e ait bu giysi en az 100 yıllık.Daha
fazlası da olabilir. Örneğini ben görmedim. Üzerinde işlemeler altın işleme
olduğu amcam anlatırdı. Keten dokuma, çok özel bir giysi, Antika özelliği ile
bunu satarak değer elde etmek olası idi ama Niğdemizde böyle bir eserin gelecek
nesillere aktarılması ve ilgi duyanlarında görmesi açısından Niğde Müzesine
hibe etmeyi uygun gördük. Umarım müze bunu teşhir salonunda giysiler
bölümünde sergiler. Düne ait önemli bir ayrıntıdan yeni kuaşklarda haberdar
olur”dedi.
Niğde Kapadokya Başkenti Kitabı ve Bor Şehri kitaplarınında yazarı olan Ömer Fethi Gürer giysinin incelenerek kaç yıllık olduğununda saptanabileceğini de belirterek “bu ve benzeri çok sayıda orijinal giysi ve eşya ne yazık ki bir çok ailede günümüze eremedi. Nedeni önemi ve değeri yeterince anlaşılamamısıdır. Bu giysi gerek işlemesi , gerek orijinal dokusu ile görülmesi ve bilinmesi gereken incelikte bir giysi örneği ile dünde ne kadar farklı ayrıntıların olduğunu gösteren güzel bir örnek, Umuyorum ki gerekli koruma ve ilgi ile gelecek kuşaklara ulaşacak” diye sözlerini tamamladı. Niğde dününden ailemize ait bir özel eşya gelecek kuşaklara dünde olanları anlatması adına bir örnek olmasıdır.”dedi.
GEÇİŞ
KAPISI NİĞDE
ÖMER
FETHİ GÜRER
Toroslar
dağlarının duvar gibi ördüğü zor coğrafyanın gidiş ve gelişte kapısı olan
Niğdemiz tarih boyunca konaklama ve yaşam alanı olarak önemli bir konumda
olmuştur. On bin yıllık yaşamın önemli bulgularına bilimsel kazılarla erilen
bölgedir. Göllü Dağ’da Afrika’dan Avrupa’ya geçişte Anadolu’da ilk ayak
izlerine de rastlanmıştır. Mezopotomya’ya daha hayvan ehlileştirilmeden, ilk el
paltası, mızrak gibi düzenlenen Obsidiyen’den aletler de Niğde’den
gitmiştir.
Ticaret
ve yaşam merkezi olarak tarih boyunca çok önemli bir konumda olan Niğde
ili, dünde olanları tanıtıp, sunarak
ilgi merkezi olmaya adaydır.
Birden
çok devletin başkentini bünyesinde barındıran Niğde ili, ülkemizde özellik ve güzellikleri ile
yeterince anlaşılamamış, öyle olunca da turizm adına alması gereken payı
halende alamamıştır.
Hangi
bölge de bir kazı yapılsa tarih fışkıran bu topraklar farklı uygarlıkların
medeniyetlerine bağrını açmış ve onların yaşadığı alan olduğu bilimsel
çalışmalarla kanıtlanmıştır.
Hitit,
Frig, Roma, Geç Roma, Arap, Selçuklu, Karamanoğulları ve Osmanlıların gelip geçtikleri bu coğrafya; Türkler Anadolu’ya geldiğinden
beri Türk yurdudur. O nedenle yalnız tarihsel süreç izleri değil Türk
Kültürünün önemli izleri de günümüze değin gelmiş ve geleceğe bırakılacak en
önemli mirasımızdır.
Niğde
Kapadokya Başkenti Kitabımda, Niğde ilini ve özellikle merkez ilçe de tarihin izlerini
tüm detayları ile anlattım. Tarih boyunca değişik yerleşmelerin, kültürlerin
izlerini taşıyan bölgede adım adım yaptığım gezilerde gördüklerimin yanında,
yüzlerce belgede olanları bir kez daha gün ışığına taşıdım. Çok sayıda eseri belgeleyip koruma
kurularınca tarihi eser kapsamına alınmasını sağlamadan öte kimi eserlerin
onarım ve kurtarılmasında da sayısız yazım ile çaba ve çalışma içinde oldum.
Bizim
gibi bu işe gönül vermiş bir avuç insanın çabaları ile Niğde ilinin dokunun
varlığını gündeme taşımaya çalıştık. Çalışıyoruz. Biliyorum ki
Niğde için yapılması gereken çok iş vardı. Son on yıl da başlatılan
çalışmalarla sınırlı da olsa bazı kültür varlıklarımız kurtarıldı.
Kale, Mahmut-Ahmet
Bilgin Konağı, Ulukışla Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı, Bedesten. Murat
Paşa Cami, Torbalı Cami, Begüm Cami, Dışarı Cami, Bor Alaeddin
Cami, Recep Ağa Cami, Şeyh İlyas Cami onarım gören yerler oldu.
Onarım bekleyen mescitler, camiler,
hamamlar, kaleler ve kaçak kazılarla yok
edilememesi için başta İftiyan, Tepeköy gibi yerlerimizin önemseneceğini
düşünüyorum.
Kavlaktepe
ve Kayırlı Yer Altı Şehri gibi kurtarıldığı halde tahrip edilen, Değirmenler
Mağarası gibi bir türlü istenen konuma taşınamayan yerlerimiz de 2010 yılında
yeniden mutlaka dikkate alınacağını umuyorum.
Şüphesiz
ki; İl Turizm ve Kültür Müdürlüğü, Müze Müdürlüğü, Vakıflar Müdürlüğü uğraşları
yanında Valilerin ve duyarlı yetkililerin uğraşlarını biliyoruz. Onların
ötesinde Bilim adamalarının beş ayrı yerde bilimsel Kazı çalışmalarını da ilgi
ile izliyoruz ama bunlardan öte halkın konuya sahip çıkması gerekiyor. Niğdeli
iş adamlarının meseleyi önemsemesi ve desteklemesinin şart olduğuna
inanıyorum.
Özellikle tarihi konakların evlerin tek
tek yok olmasını kabullenemiyorum. Bu bağlam da Niğdeli sanayicilere geçmişte
bir çağrım olmuştu. Onu da yinelemek istiyorum. Gelin bir ev kurtarın, her
kurtulan ev sizin konuklarınız için bir misafirhane olsun. Bu sayılar
arttığında harcadığınızdan çok kazanacaksınız. Bunun ülkemizde çok yerde örneği
var. Niğde dokusu böylece daha zengin
olacaktır. Bu konuda Üniversite bir evi
kurtardı. Daha çok yapı ayağa kalkmalıdır.
Cullaz Sokağı bu arada 2010’da gözle görülür bir ilerleme yaşaması da
dileğimdir. Kadıoğlu Konağı ve Begüm Cami ile Rum Kilisesi yakınındaki eski
konakların kurtarılması geleceğimiz için çok önemli fayda sağlayacak
özellilerdir.
Yıllardır yapılsın, yapılsın dediklerimizden yapılanlar için emek verenlere
teşekkür ediyoruz ve iddia ediyoruz Niğde'nin eski evler tarihi dokusu
onarılırsa Mardin ne kadar önemseniyorsa Niğde'de o kadar önemsenir olacaktır.
Çünkü o zenginliğe sahiptir.
Niğde,
Anadolu'da önemli bir yaşam merkezi olmuş, ne var ki her alanda olduğu gibi
tarihsel süreç içinde
gündemde olmayı ve değerlerini gün ışığına çıkarmayı başarmamıştır. Bu artık sona ermelidir.
Niğde ile ilgili olarak yüzlerce yazı yazdım. Çoğunluğu tarihi dokusu ile
ilgili. Zaman buldukça köy kasaba geziyorum ve anlatılanları dinledikçe ve
kiminde gösterilen alanlardaki durumu izleyince üzülüyorum. O nedenle Niğdeliler olarak her değerimizi
sahiplenme adına çaba ve çalışma içinde olmamız şarttır. Unutmayalım ki
Torosları aşmada Çukurova’ya açılan Kapı gidişte gelişte Niğde’dir.
ÖMER FETHİ GÜRER

İSTANBUL NİĞDE KÜLTÜR VE YARDIMLAŞMA DERNEĞİ
YENİ YÖNETİCİLERİ SEÇTİ.
Haber Bekir
Kayra
Resim Dursun
Özden
İstanbul Niğde
Kültür ve Yardımlaşma Derneği
genel kurulu yapıldı.
Küçük Ayasofya Caddesi No:71/1 Sultanahmet / İSTANBUL Adresinde kırkbir üyenin katıldığı toplantının açılış konuşmasını Yönetim Kurulu Başkanı DOĞAN AVCI tarafından
yaptı.
Doğan Avcı bu
dönem başkanlık için aday olmadığını iki dönemdir yürütüğü başkanlığı ve
yıllardır süren yöneticilik döneminde amaçlarının Niğdelileri bir ve bir arada
tutmak olduğunu belirterek İstanbul Niğde Yurdu satılmasını eleştirdi.
Niğde İl Genel
Meclisi’nin aldığı karar sonucunda, Niğde İl Özel İdaresi mülkiyetinde olan ve
Niğdeli üniversite öğrencilerinin kontenjanlı girebildiği Öğrenci Yurdu’nun
sembolik bir bedel karşılığı, Kredi Yurtlar Kurumu’na satılmasına yanlış olduğunu çok yerde
anlattıklarını ve milletvekilleri dahil
her yere ulaştıklarını ancak sonuç alamadıkları için çok üzgün olduklarını
söyledi. Divan Başkanı Cahit Aydın, Başkan yardımcıları İbrahim
Arıkan ve
Arif Yalçın olduğu genel kurulda gazeteci
yazar Ömer Fethi Gürer bir konuşma
yaptı. Gürer Dernek
binasını alan başkan Süleyman Bozbuğa’nın emeklerini anarak o dönemde yönetimde
olduğunu ve derneğe olan ilgisinde yüksek olduğunu anımsatıp o yıllarda
yönetici ve emek verenlerle son başkan Doğan Avcı çaba ve çalışmalarına
teşekkür etti. Ömer Fethi Gürer İstanbul’Da 300 bin civarında Niğdeli olmasına
karşın gereken örgütlülüğün sağlanamadığını belirtip birbrimizi eleştirip hangi
partiden kimin adamı nereden
hangi köyden demeden
birbirimizi sevip sahiplenmeliyiz. Biz birbirimizi ötelemeye destek olmaya
başlar isek Niğde içinde yararlı işler üretiriz dedi. Ömer Fewthi Gürer Niğde
çok göç verdiğine dikkat çekerek her on yılda Niğde merkezde yapı değişiyor.
Niğdeli dahi niğdenin değerlerini yeterince görmüyor fark etmiyor. Niğde tarihi
kitabında Niğde ilini anlatmaya çalıştım bir o kadar daha yazacaklarım var. El
ele gönül gönüle Niğde için emek ve çaba vermeye devam edelim dedi. Daha sonra
gezgin yazar şair Dursun Özden konuşma yaptı. Özden Niğde için
önemli şahsiyetler adına etkinlikler yapılması dergi çıkarılması daha geniş bir
yaygınlık sağlanmasını önerdi. Yayıncı yazar Vahit Mahmatlı’da yeni dönemin
program ve planlanarak dündeki eksiklikleri doğru saptayım geleceği doğru
oluşturmak için yola çıkması gerektiğini belirtti. İş Adamı Şenol Bengü’de
Niğde ilinin sorunları ve yapılması gerekenlere değindi. Nejla Filibelinin
vefatı sonrası dernek başkanı
Doğan Avcı ile cenazeye katıldıklarını ama Niğde 5 okul yaptırmış olan Filibeli
cenazesine dahi yeterince Niğde yönetenlerin ilgi gösterememesinin bir eksiklik
olduğunu vurguladı. Niğde adına her çaba ve çalışmaya varım dedi. Eski
başkanlardan Arif Yalçın’da yıllarca emek verdiğimiz derneğimizin gelişmesi
adına yapılacak çaba ve çalışmalarda her zaman varız diye konuştu. Merve Göksel’de dernek çalışmalarında faal
uğraş vereceğin ve bayanlarında dernekte daha yoğun uğraşması için çaba
göstereceğini söyledi. Açıklanan listede adı bulunan Ömer Fethi Gürer iki dönem
dernek yönetiminde bulunduğunu, ayrıca Niğde ile ilgili dört kitap daha
yazmakta olduğunu belirtip bu nedenle yeni arkadaşların görev alması isteyerek
yerine isim önerdi. Genel kurula yaptığı açıklama ışığında listede değişikliğe
gidildi. Niğde Kültür ve Yardımlaşma
Derneği yeni başkanı Halil Gül
başkanlığında şu isimlerden oluştu Halil Gül
yaptığı teşekkür konuşmasında sorunları bildiklerini çözümlerini de
düşündüklerini yeni dönemde Niğde derneğini çok aktif kılmayı hedeflediklerini
belirterek verieln desteğe teşekkür etti.
A)-YÖNETİM KURULU
|
Sıra |
YÖNETİM
KURULU(ASİL) |
Sıra |
YÖNETİM
KURULU(YEDEK) |
|
1 |
HALİL GÜL |
1 |
MEHMET ÖZTÜRK |
|
2 |
HALİL İBRAHİM
AVCI |
2 |
ADEM TEMUROK |
|
3 |
ALİ ULUSOY |
3 |
YASİN ÜNLÜ |
|
4 |
MERVE GOKSEL |
4 |
ŞULE İNAN |
|
5 |
MUSTAFA
KARAZEYBEK |
5 |
ERCAN AVŞAR |
|
6 |
MUHİTTİN
ŞAFAK |
6 |
NURETTİN
YEŞİLDAL |
|
7 |
LÜTFÜ BOZKUŞ |
7 |
CAHİT AYDIN |
|
8 |
ALİ GÜNDÜZ |
8 |
MEHMET ZEKİ
MALIÇOK |
|
9 |
KEMAL ÇELİKER |
9 |
AZMİ GÖKTAŞ |
|
10 |
ŞENOL BENGÜ |
10 |
MUSTAFA YAVUZ |
|
11 |
VAHİT MAMATLI |
11 |
SİNAN KILIÇ |
|
12 |
KEMAL AVCU |
12 |
ÜNAL ECEMİŞ |
|
13 |
YUNUS COŞGUN |
13 |
İDRİS ERTUFAN |
|
14 |
TALİP PINAR |
14 |
ATİLLA YAVUZ |
|
15 |
ŞABAN TUNCER |
15 |
MEDİNE
AKYILDIZ |
![]()
Öncelikle tüm halkımızın bayramını en
iyi dileklerimle kutluyorum. Dini Bayramlar yılda iki kez yaşıyoruz. Geçmişte
kalan bayramları çok kere anlattım.
Her bayramın kendine özgü özelliği
var. Büyük kentlerde bayramlar daha çok orta ve dar gelirli için anlam ve mana
ifade ediyor. Belli kesim ise bayramları dinlenme ve dinlence olarak algılıyor.
Evinde olmuyor. Bayramda kafa dinlemeye gidiyor. Kurban kesimi ise daha çok
orta kesimin sürdürdüğü bir uygulamaya dönüştü. Varlıklısı bir kuruma
bağışlıyor. Dar gelirli kurban
kesemiyor. Orta kesim kurban kesmeye devam ediyor. Birde yardım kuruluşları
dışında farklı cemaat örgütleri kurbanı kurban sahibi adına kesiyor. Bu durumda
kurban kesiminin şekli özellikle büyük kentlerde değişiyor. Ev önünde kurban
kesilmesi izin verilmeyince bir yerde kurban kesecek yerde bulmak zorlaşıyor.
Anadolu ise bu yönden dünden gelen anlayışın daha çok devam ettiği yer
durumunda. Niğde’de hali vakti yerinde olanların kurban kesmeleri devam ediyor.
İstanbul’da bir kurban altı yedi yüz lira. Hayvancılığı her geçen gün eridiği
dikkate alındığında birkaç yıl sonra bir maaşa kurban almak olası olmayacak
görülüyor.
Oysa Kurban bayramının Dini bayram
olarak özelliği güzelliği yanında kurban kesmeninde ayrı bir önemi var.
Adı üzerinde kurban bayramı.
Amaç kurbanın kesildikten sonra
önemli bölümünün dağıtılması.
Bu sayede aynı çevre içinde yılda
bir kez de olsa et girmeyen evlere et girmesinin gerçekleşmesi ile yoksulların
gözetilmesi, dayanışmanın sağlanması.
Bu noktada unutulmamalı ki kimi
insanımız vardır. İsteyemez aç olduğunu söyleyemez yokluk içinde yaşar ama
mutlu olmasını bilir. Kimi de ihtiyaç sahibi değildir ama her verileni ister.
İşte bayram en azından yardımlaşma adına kimsenin kimseyi incitmeden olağan ve
doğal sayarak bir birine kurban eti göndermeye vesile olması bakımından dahi
ayrı bir özellik ve önemdedir.
Bayram sabah namazı ve büyüklerin
mezarı ardından kesilecek kurbanın hazırlanması ve kesimden sonra onun ciğeri
soğan ile çevirerek orucunun açılması ile başlar. Bu süreç dünde her yerde
uyulurdu ama şimdi kesimi, temizlenmesi, düzeni derken öğleye kadar süre
uzadığından olacak kurban orucu diye tanımlanan sabah kahvaltısı kurban ile
yapma alışkanlığı da giderek azalıyor.
Bazı gelenekler vardır. Toplum
onları nesilden nesile taşır. Bunlar güzel uygulamalardır. Kurbanın
kesilmesi, parçalara ayrılıp
dağıtılması, kurban ile kahvaltı yapılması,
gelen giden hısım akrabaya pişmiş kurban ikram edilmesi gibi
alışkanlıklarımızı sürdürmeliyiz.
Bayram vesilesi ile dostlukları
tazelemeli, siyaset yerine yaşamdan kesitlerle bayramda muhabbet etmeliyiz.
Günümüz ve güzelliğimiz sevgi yoğunluklu olmalıdır.
Yaşam hırsı olanlara geçmişe göre artık şehir içlerinde kaldı sayılan mezarları göstermeli ve mezarların vazgeçilmezlerle dolu olduğu anımsatılıp en önemli değerin iyilik sevgi ve paylaşım ile oluşacağı bir kez de bayram vesilesi ile anımsatılmalıdır.
Yazarımızın
kitabı
![]()
![]()
NİĞDE KAPADOKYA
BAŞKENTİ KİTABI ALMANYA’DA KÖŞE YAZISINA KONU OLDU
YAZAR-ÖĞRETİM ÜYESİ
ALTINKAYNAK-“GÜRER’İN KİTABI, ALANINDA GERÇEKTEN BÜYÜK BİR BOŞLUĞU DOLDURACAK
nitelikte GÖRÜNÜYOR”
Almanya’da yayınlanan ve
binlerce Türk okura dağıtımı yapılan Toplum Gazetesi’nde gazeteci yazar, Yıldız
Üniversitesi Öğretim Üyesi Hikmet Altınkaynak köşesinde “İstanbul–2010-Kültür
başkenti” ile ilgili yazdığı köşe yazısında Niğde Kapadokya Başkenti kitabını
örnek verdi.
Ömer Fethi Gürer yazdığı Niğde
Kapadokya Başkenti adlı Niğde ilini Kuruluşundan Cumhuriyet ilk yıllarına değin
anlatan ve bugüne kadar Niğde için yazılmış en kapsamlı eser olan kitapta ile
ilgili Hikmet Altın kaynak yazısında şu görüşlerine yer verdi.
“Ömer Fethi Gürer’in geçen ay
yayımlanan Kapadokya’nın Başkenti Niğde kitabını anımsatmak isterim. Niğde
üzerine 5.000’den fazla yazısı olan yazar Gürer’in, kültür varlıkları, somut
olmayan kültür varlıklarını bir bir inceleyen, coğrafyasından tarihine,
ekonomisinden ticaretine, siyasetine varıncaya kadar bütün bilgileri kronolojik
bir disiplinle kaleme aldığı 768 sayfalık Niğde kitabını önermek isterim.
Gürer’in kitabı, alanında gerçekten büyük bir boşluğu dolduracak görünüyor”
dedi
Almanya’da yaygın dağıtım gören
gazete 20 bini aşkın abonesi bulunuyor.
Ömer Fethi Gürer yazdığı Niğde
Kapadokya Kitabı Niğde yerel basınında yoğun ilgi ve destek görürken çok sayıda
yerel ve Ulusal internet sitesinde haber olarak yer aldı. Adana’da yayınlanan Hürriyet Adana Bölge
sayfasında Sinan Tanyıldız köşesinde, Sabah Gazetesi Çukurova ekinde Hürriyet
Gazetesi Yalçın Bayer, köşesinden de ve
çok sayıda farklı kent gazetesinde haber olarak yer aldı.
KIŞ
GÜNLERİ
ÖMER
FETHİ GÜRER
Kış
Günleri Niğde’de
ayrı önemi vardı. Önceden hazırlanan yakacaktan giysiye, yiyecekten gecesıra
gezmelerine kadar kış planlanırdı. Soğuk havalarda kar, çamur, birde köylerde dağdan gelen kurt ile mücadele
kalırdı.
Şıh
Kuddusi Hz, Bor’da yaşanmış kış olayını anlattığı şiirinde yaşamın durduğu
hayatın donduğuna değinir ve ‘böyle bir kış görmedim’ der. Günümüzde o kışların
benzeri daha olmadı ama Kış koşulları zordur. Günümüzde kış ile panikler olduk.
Oysa yakın dünü bir düşündüğümüzde olanaklarımız çok çok gelişti. Belki de bu
süreç bizi biraz rahata alıştırdı. Ondan olacak kış olunca şaşırıyoruz.
Elektrik olmadığını, sobanın yerine ocakların bulunduğunu, gaz yağının dahi zor
sağlandığını kısacası
mevcudun tamamının
elimizden alındığını bir düşünün. Ne yaparız.? Dedelerimiz, ninelerimiz o yoklar ile bu
kışlardan kat be kat soğuk olanını yaşamışlar.
O dönemde çocuk olmakta zor idi.
Ve gözlerinizi bir an kapatıp o yaşamı düşlediğimizde sıkıntıları
hissederken bile yoruluruz. Kapı önünde bir metre kar olan yerde günlük işler yapılacak, erkeklerde işe gidip çarşı pazar yaptıkları
mesleği icra edecekleri, çocuklar üst baş bugünden çok zor sağlandığı durumda buldukları giysi ile okula gidecek ve
gün işleri yolu olmayan, suyu, elektriği, okulu sorunlu koşullarda
yaşanacak. Ulaşım merkeple gidilip,
gelindiği yoklukların her alanda yaşandığı anda, birde kışın ayaz ve soğuk
olduğu günlerde sıkıntılara rağmen yaşamayı öğrenmiş ve kışa hazırlıklı
olarak başlamanın yollarını öğrenmiştir.
Yiyeceklerin,
giyeceklerin hazırlanması yapılması dahi farklı idi. Ayaklarda yün çorap ile mest vardı. Mest lastik yolda yürüme için sağlıklı olduğu
kadar namaz kılan içinde kış günleri ayak yıkama yerine mest ederek abdest
almak için kolaylıktı.
Her
evde el işi yün çoraplar olurdu. Eldiven, başlık, kaşkol elde örülürdü. Gece
gezme gezen ailenin kadını gündüz temizlik dışında ya halı dokur ya örgü
örerdi. Kış onları değil onlar kışı
aşardı. Kışlıkları sonbaharda hazırlar. Gidip gelinecek komşular sıra gecesi
ile saptanır, yakacaklar hazırlanır kışlıklar dokunur. Hayvanlar için gereken
koşullar sağlanır ve kış önceden tedbir ile hazırlanılırsa olağandı.
Tasarruftan
öte o süreçlerde yıllar sonrası değil bir mevsim sonrası önemli idi. O kışı
geçirebilmek ve o kışa karşı durmak önemli bir mücadele idi.
Bizim
kuşak ise radyo olsa da televizyon ve bilgisayar olmadığı dönemlerin son
kuşağı, ondan olacak dünü azda olsa anımsayanlar bizleriz. Ama şunu hemen
yazmak lazım ki insanın insana yaklaştığı ve dostlukların pekiştiği süreç kış
günleri idi. Çünkü kış evde olunduğu ve komşuluk ilişkilerinin yaşandığı bir
toplumsal dayanışma sürecini yaratıyordu. Yaz aylarında bağ bahçe işleri ile
ayrışan hane halkı kış
ile toplanıyordu. Televizyon yoktu ama her gece gezmeler olağandı. Konu komşu
birbiri ile gider gelirdi. Belki bu misafirlikte bir tasarruf yolu idi. Çünkü
ortak toplanılan ev dışı sobalar yanmazdı.
Genelde
bir evde Arap aşı çorbası kaynardı. Kazan ile kaynar en az dört aile o akşam
bir evde toplanırdı. Mutlaka Arap aşı yanında köfter, kuru üzüm, ceviz gibi
kuru yiyecekler aynı gecede tüketilendi. Aileler bir arada oyunlarda olurdu.
Kiminde elektrik söner lamba altında o yaşam durmaz akardı.
Gece
gezmeleri eksilmeyen bir tat idi. Çünkü Televizyon insanı esir almadığı için insan
insanla daha çok ‘hasbıhal’ ederdi.
Kış
içinde o dayanışmada farklı amaçlar bilinmeden yaşanırmış demek ki. Toplu
olarak bir evde olmak doğal bir sıcaklık yaratıyor. Aynı anda diğer evlerde
yakacak tüketilmiyor. Yemek yapılmıyor. Böylece ciddi bir dayanışma ile gece
yarısına eriliyor.
Yaşamın
gerçeği insanı çözümcü ve üretken kılardı. İnsan kendi gerçeğine karşı önlemini
üretiyordu. Günümüzde dünden gelen geleneği kaloriferli dairelerde oturup
kısmen sürdüren bizim kuşak var ama genelde gençler TV olmaz ise Bilgisayar ile
olmayı daha anlamlı buluyorlar.
Eski kışlarda,kış hazırlıkları da kalmadı ama şimdilerde az bir kar yağsa panikliyoruz .Okullar kapanıyor, Trafik duruyor. Sorunlar oluşuyor. Dünde kalan kışları o koşullarda yaşayacak kadar insanımız dayanıklımı? Onu test etmekse olanaksız kalıyor.
OTAĞ VE NİĞDE KALESİ
ÖMER FETHİ GÜRER
Niğde Kapadokya Başkenti kitabımın imza günü sonrası
yorgunluğu atmaya tarihe yolculuğa çıktım. Selçukluların muhteşem eseri Sungur
Bey Cami, Alaaddin Cami’ni geçerek Kalede onarılan ve düzenlenen son burçların
içine girdim. Yapılışı kesin olarak
belli olmasa da Selçuklu ve Bizans döneminden izler ile Osmanlı döneminde
yapılan saat kulesi ile Niğde için çekim alanı bölgede bu kere bizi yeni bir
değişim karşıladı. Kale işletmesini üstlenen Abdulkadir Bor Kale’de iç avlunun
orta yerine bir Otağ çadırı kondurmuştu. Çadır Türk kültürünün
önemli parçası idi. Orta Asya’da yola çıkan ve farklı yerleşim alanlarında
konaklayanların çadırları değişik özelliklere sahipti. Yörükleri, konargöçerlerin çadırları, ordunun
çadırı, uzun süreli yerleşenlerin çadırı amaç olarak aynı ama şekil ve
dokumaları ile farklı farklıydı.
Atalarımızın yaşamlarının önemli bölümlerini çadırlarda geçirmişlerdi. Genelde Yörük çadırları büyük kıl çadırlardı.
Siyah ya da koyu kahve renk olarak hâkimdi.
Otağ adı tek başına daha çok kağanların konakladığı süslü çadırlara
verilse de sefer anında kurulan çadırların genel adı olarak ta
tanımlanmaktaydı. Günümüzde düne özlem olarak farklı kentlerde çadırlara rastlar
olduk. Genelde büyük kıl çadırlar içlerinde oturma düzeni aslından çok uzak
yapılıyordu.
Niğde Kalesinde ise daha çok
Kaanların konaklama çadırları andıran güzel bir çadır kale avlusunun ortasına
kondurulmuştu. Niğde yayla olduğu için yıllarca yaylaya gelen Yörüklerin kıl
çadırlarına göre daha görkemli yapılmıştı. Niğde’da Altay Köyü olarak bilinen
ve Kazakların göç ederek yerleştiği köydeki çadır kültürüne yakın bir düzenleme
yapılmıştı. Çadırda farklı otantik giysileri sergilendiği gibi resim çekinmek
isteyenlerde giysileri kullanmakta idi. Burada ot yastıklara yaslanıp yer
minderlerinde çay yudumlarken Niğde İl Kültür ve Turizm Müdürü Mehmet Öncel Koç
geldi. Onunla Niğde kültürü üzerine söyleşirken yerel bir saz sanatçımızın
çadıra gelmesi bizi sazın sözün güzelliği içine taşıdı. Yer minderlerinde
oturarak sazı sözü yaşamak ayrı bir yolculuğa insanı taşıyordu. Hoş ve güzel
bir düşünce ile gerçekleşen bu düzenlemeyi yaptığı için Abdülkadir Bor’a
teşekkür ettim. Tabii bu tür uygulamalarda Niğde İl Kültür ve Turizm Müdürü
Mehmet Öncel Koç, İsmail Tecimer gibi yöneticilerinde katkısı vardı. Biz çadırda otururken insanlar bakıp
geçiyordu. İlk günlerin bakışı olsa gerek içeri girmeye çekiniyorlardı.
İşletmeci Abdülkadir Bor’da bakıp geçenlere içeri girebilirisiniz ücretsizdir.
Resimde çekinebilirsiniz diye çadırı anlatmaya çalışıyordu. Abdulkadir Bor
Çadırımız ziyaretçilerimize açık, ne zaman isterlerse ailesi çocukları ile kaleye çıkıp
bu çadırda bir çay içme keyfine erebilirler diyordu. Resim
çekinmek ve dinlenmek yanında zaman zaman saz ustalarının yerel müziği dinlemek
adına tüm Niğdelileri çadıra beklediklerini belirtiyordu.
O sırada üç bey geldi. Girdi.
Oturdu. Kayseri’den gelen doktorlarmış. Kaleyi gezip çadırı görünce meraktan
grimişler. Niğde için bu gibi yerlerin varlığına şaşırdıklarını ve gezdikleri
Niğde ile düşündükleri Niğde farklı gördüklerini söyleyip Niğde bu kadar
çeşitliliğin olduğunun biz dahi farkında değildik. Özellikle Selçuklu eserleri,
kale ve bu çadır için Niğde gelmeye değer dediler.
Yıllardır Niğde anlatımında sorun
var. Hak ettiği payı alamıyor diyen bizim için dinlediklerimiz sürpriz olmadı. Niğde çok farklı özellikleri olan bir kent. Birde buna
çadırımız eklendi. Otağ’da bir gün mola vererek bir dönemlerin yaşam kültürü
ile buluşmak olası oluyor. Büyük kentlerde olsa yer bulunamayacak kadar dikkat
ve ilgi çekecek çadır Niğde için yeni ve farklı bir ayrıcalık olarak
konuklarını bekliyor.
OTAĞ VE NİĞDE KALESİ
ÖMER FETHİ GÜRER
Niğde Kapadokya Başkenti kitabımın imza günü sonrası yorgunluğu
atmaya tarihe yolculuğa çıktım. Selçukluların muhteşem eseri Sungur Bey Cami,
Alaaddin Cami’ni geçerek Kalede onarılan ve düzenlenen son burçların içine
girdim. Yapılışı kesin olarak belli
olmasa da Selçuklu ve Bizans döneminden izler ile Osmanlı döneminde yapılan
saat kulesi ile Niğde için çekim alanı bölgede bu kere bizi yeni bir değişim
karşıladı. Kale işletmesini üstlenen Abdulkadir Bor Kale’de iç avlunun orta
yerine bir Otağ çadırı kondurmuştu. Çadır Türk
kültürünün önemli parçası idi. Orta Asya’da yola çıkan ve farklı yerleşim
alanlarında konaklayanların çadırları değişik özelliklere sahipti. Yörükleri, konargöçerlerin çadırları, ordunun
çadırı, uzun süreli yerleşenlerin çadırı amaç olarak aynı ama şekil ve
dokumaları ile farklı farklıydı.
Atalarımızın yaşamlarının önemli bölümlerini çadırlarda
geçirmişlerdi. Genelde Yörük çadırları
büyük kıl çadırlardı. Siyah ya da koyu kahve renk olarak hâkimdi. Otağ adı tek başına daha çok kağanların
konakladığı süslü çadırlara verilse de sefer anında kurulan çadırların genel
adı olarak ta tanımlanmaktaydı. Günümüzde düne özlem olarak farklı kentlerde
çadırlara rastlar olduk. Genelde büyük kıl çadırlar içlerinde oturma düzeni
aslından çok uzak yapılıyordu.
Niğde Kalesinde ise daha çok
Kaanların konaklama çadırları andıran güzel bir çadır kale avlusunun ortasına
kondurulmuştu. Niğde yayla olduğu için yıllarca yaylaya gelen Yörüklerin kıl
çadırlarına göre daha görkemli yapılmıştı. Niğde’da Altay Köyü olarak bilinen
ve Kazakların göç ederek yerleştiği köydeki çadır kültürüne yakın bir düzenleme
yapılmıştı. Çadırda farklı otantik giysileri sergilendiği gibi resim çekinmek
isteyenlerde giysileri kullanmakta idi. Burada ot yastıklara yaslanıp yer
minderlerinde çay yudumlarken Niğde İl Kültür ve Turizm Müdürü Mehmet Öncel Koç
geldi. Onunla Niğde kültürü üzerine söyleşirken yerel bir saz sanatçımızın
çadıra gelmesi bizi sazın sözün güzelliği içine taşıdı. Yer minderlerinde
oturarak sazı sözü yaşamak ayrı bir yolculuğa insanı taşıyordu. Hoş ve güzel
bir düşünce ile gerçekleşen bu düzenlemeyi yaptığı için Abdülkadir Bor’a
teşekkür ettim. Tabii bu tür uygulamalarda Niğde İl Kültür ve Turizm Müdürü
Mehmet Öncel Koç, İsmail Tecimer gibi yöneticilerinde katkısı vardı. Biz çadırda otururken insanlar bakıp
geçiyordu. İlk günlerin bakışı olsa gerek içeri girmeye çekiniyorlardı.
İşletmeci Abdülkadir Bor’da bakıp geçenlere içeri girebilirisiniz ücretsizdir.
Resimde çekinebilirsiniz diye çadırı anlatmaya çalışıyordu. Abdulkadir Bor
Çadırımız ziyaretçilerimize açık, ne zaman isterlerse ailesi çocukları ile kaleye çıkıp
bu çadırda bir çay içme keyfine erebilirler diyordu. Resim
çekinmek ve dinlenmek yanında zaman zaman saz ustalarının yerel müziği dinlemek
adına tüm Niğdelileri çadıra beklediklerini belirtiyordu.
O sırada üç bey geldi. Girdi.
Oturdu. Kayseri’den gelen doktorlarmış. Kaleyi gezip çadırı görünce meraktan
grimişler. Niğde için bu gibi yerlerin varlığına şaşırdıklarını ve gezdikleri
Niğde ile düşündükleri Niğde farklı gördüklerini söyleyip Niğde bu kadar
çeşitliliğin olduğunun biz dahi farkında değildik. Özellikle Selçuklu eserleri,
kale ve bu çadır için Niğde gelmeye değer dediler.
Yıllardır Niğde anlatımında
sorun var. Hak ettiği payı alamıyor diyen bizim için dinlediklerimiz sürpriz
olmadı. Niğde çok farklı özellikleri olan bir kent. Birde
buna çadırımız eklendi. Otağ’da bir gün mola vererek bir dönemlerin yaşam
kültürü ile buluşmak olası oluyor. Büyük kentlerde olsa yer bulunamayacak kadar
dikkat ve ilgi çekecek çadır Niğde için yeni ve farklı bir ayrıcalık olarak
konuklarını bekliyor.
ESKİ
KIŞ GÜNLERİ
ÖMER
FETHİ GÜRER
Bildiklerimizden
ötesini dedelerimizden, ninelerimizden dinlerdik. Onlarında dinledikleri dilden
dile gelirdi. Şıh Kuddusi Hazretleri, Bor’da yaşanmış kış olayını anlattığı
şiirinde yaşamın durduğu hayatın donduğuna değinir ve ‘böyle bir kış görmedim’
der. Günümüzde o kışların benzeri daha olmadı ama Kış koşulları zordur.
Günümüzde kış ile panikler olduk. Dünü bir düşündüğümüzde olanaklarımız çok çok
gelişti. Belki de bu süreç bizi biraz rahata alıştırdı. Ondan olacak kış olunca
şaşırıyoruz. Elektrik olmadığını, sobanın yerine ocakların bulunduğunu, gaz
yağının dahi zor sağlandığını kısacası olanaklarımızın tamamının elimizden
alındığını bir düşünün. Ne yaparız. Ama dedelerimiz, ninelerimiz o yoklar ile
bu kışlardan kat be kat soğuk olanını yaşamışlar. Ve o günlerde elektrik
olmadığı yerde televizyon, bilgisayar gibi günümüzde ‘zaman çalma’ oyuncakları da yoktu. Ve gözlerinizi bir an
kapatıp o yaşamı düşleyelim. Çıra yanan ocakta ısınılan kapı önünde bir metre
kar olan hayvanlara bakılacak,günlük işler yapılacak bir zaman diliminde
erkeklerde işe gidip çarşı Pazar yaptıkları mesleği icra edecekleri süreçte
kışı bir düşünün.. Otomobil olmadığı uzak yere
merkeple gidilip, gelindiği yoklukların varlığında birde kışın ayaz ve soğuk
olduğu günlerde dünde insanımız sıkıntılara boğun eğmeden yaşamayı öğrenmiş ve
kışa hazırlıklı durmuş.
İşte
önceden tedbirli yaşamayı insana öğreten yaşam koşulları vardı. Tasarruftan öte o süreçlere hazırlık
yapılırdı. Çünkü yıllar sonrası değil bir mevsim sonrası önemli idi. O kışı
geçirebilmek ve o kışa karşı durmak ne zor bir mücadeledir.
Bizim
kuşak ise radyo olsa da televizyon ve bilgisayar olmadığı dönemlerin son
kuşağı, ondan olacak dünü azda olsa anımsayanlar bizleriz. Ama şunu hemen
yazmak lazım ki insanın insana yaklaştığı ve dostlukların pekiştiği süreç kış
günleri idi. Çünkü kış evde olunduğu ve komşuluk ilişkilerinin yaşandığı bir
toplumsal dayanışma sürecini yaratıyordu. Yaz aylarında bağ bahçe işleri ile
ayrışan yapılar kış ile toplanıyordu. Televizyon yoktu ama her gece gezmeler
olağandı. Konu komşu birbiri ile gider gelirdi. Belki bu misafirlikte bir
tasarruf yolu idi. Çünkü ortak toplanılan ev dışı sobalar yanmazdı.
Genelde
bir evde Arap aşı çorbası kaynardı. Kazan ile kaynar en az dört aile o akşam
bir evde toplanırdı. Mutlaka Arap aşı yanında köfter, kuru üzüm, ceviz gibi
kuru yiyecekler aynı gecede tüketilendi. Aileler bir arada oyunlarda olurdu.
Kiminde elektrik söner lamba altında o yaşam durmaz akardı.
Gece
gezmeleri eksilmeyen bir tat idi. Çünkü Televizyon insanı esir almadığı için
insan insanla daha çok ‘hasbıhal’ ederdi.
Kış
içinde o dayanışmada farklı amaçlar bilinmeden yaşanırmış demek ki. Toplu
olarak bir evde olmak doğal bir sıcaklık yaratıyor. Aynı anda diğer evlerde
yakacak tüketilmiyor. Yemek yapılmıyor. Böylece ciddi bir dayanışma ile gece
yarısına eriliyor.
Yaşamın
gerçeği insanı çözümcü ve üretken kılardı. İnsan kendi gerçeğine karşı önlemini
üretiyordu. Günümüzde dünden gelen geleneği kaloriferli dairelerde oturup
kısmen sürdüren bizim kuşak var ama genelde gençler TV olmaz ise Bilgisayar ile
olmayı daha anlamlı buluyorlar.
Yiyeceklerin,
giyeceklerin hazırlanması yapılması dahi farklı idi. Bor’da mest yapanlar
vardı. Lastik Konya’dan gelirdi. Mest lastik erkekler için yolda yürüme için
sağlıklı olduğu kadar namaz kılan içinde kış günleri ayak yıkama yerine mest
ederek abdest almak için kolaylıktı.
Her
evde el işi yün çoraplar olurdu. Eldiven, başlık, kaşkol elde örülürdü. Gece
gezme gezen ailenin kadını gündüz temizlik dışında ya halı dokur ya örgü
örerdi. Kış onları değil onlar kışı
aşardı. Kışlıkları sonbaharda hazırlar. Gidip gelinecek komşular sıra gecesi
ile saptanır, yakacaklar hazırlanır kışlıklar dokunur o alınır hayvanlar için
gereken koşullar sağlanır ve kış önceden tedbir ile hazırlanılırsa olağandı.
Kış
gerçeği her yönü ile eziyet olmadan aşılırdı.
NİĞDE KALESİNDE OTAĞ KURULDU
Niğde Kalesinde onarım ve düzenlemelerden sonra bu
kere kurulan Otağ çadırı ilgi noktası oldu.
Kale işletmecisi Abdülkadir Bor gazeteci yazar
Ömer Fethi Gürer’i Otağ’da konuk eyledi. Niğde Kapadokya Başkenti kitabı imza
günü için geldiği süreçte çadırda konaklayan Ömer Fethi Gürer izlenimlerini
şöyle anlattı. “ Otağ Türk kültürünün önemli parçalarından biridir.
Atalarımızın yaşamlarının önemli bölümlerini çadırlarda geçirmişlerdir. Bu
çadırlar da kullanıcının kimliğine göre değişmiştir. Genelde Yörük çadırları
büyük kıl çadırlardır. Siyah hâkim olur. Konargöçer çadırları yaylaya gelenlere
göre daha yerleşik yapılır. Otağ adı tek başına daha çok kağanların konakladığı
süslü çadırlara verilse de sefer anında kurulan çadırların genel adı olarakta
tanımlanmaktadır. Niğde Kalesinde ki Çadır daha çok Kaanların konaklama
çadırları andırmaktadır. Niğde yayla olduğu için yıllarca yaylaya gelen
Yörüklerin kıl çadırlarına göre daha görkemli yapılmıştır. Kazak Türklerinin
çadır kültürünü yansıtmaktadır. Kalede çadır ilgi ve dikkat çekecek biçimde
düzenlenmiş Türklerin farklı otantik giysileri çadır içinde sergilendiği gibi resim çekinmek isteyenlere de figür
olmaktadır. Burada ot yastıklara yaslanıp yer minderlerinde oturarak sazı sözü
yaşamak ayrı bir yolculuğa insanı taşımaktadır Hoş ve güzel bir düşünce
ile gerçekleşen bu düzenlemeyi yaptığı için Abdülkadir Bor kutluyorum ” dedi.
Abdülkadir Bor’da Çadır ziyaretçilere açık olduğunu ailesi çocukları ile her saat kaleye
çıkıp bu çadırda bir çay içme keyfini tüm Niğdelilere sunduklarını, resim çekinmek ve dinlenmek
yanında zaman zaman saz ustalarının
yerel müziği dinlemek adına tüm Niğdelileri çadıra beklediklerini söyledi.
OTAĞ VE NİĞDE KALESİ
ÖMER FETHİ GÜRER
Niğde Kapadokya Başkenti kitabımın imza günü sonrası
yorgunluğu atmaya tarihe yolculuğa çıktım. Selçukluların muhteşem eseri Sungur Bey
Cami, Alaaddin Cami’ni geçerek Kalede onarılan ve düzenlenen son burçların
içine girdim. Yapılışı kesin olarak
belli olmasa da Selçuklu ve Bizans döneminden izler ile Osmanlı döneminde
yapılan saat kulesi ile Niğde için çekim alanı bölgede bu kere bizi yeni bir
değişim karşıladı. Kale işletmesini üstlenen Abdulkadir Bor Kale’de iç avlunun
orta yerine bir Otağ çadırı kondurmuştu. Çadır Türk kültürünün
önemli parçası idi. Orta Asya’da yola çıkan ve farklı yerleşim alanlarında
konaklayanların çadırları değişik özelliklere sahipti. Yörükleri, konargöçerlerin çadırları, ordunun
çadırı, uzun süreli yerleşenlerin çadırı amaç olarak aynı ama şekil ve
dokumaları ile farklı farklıydı.
Atalarımızın yaşamlarının önemli bölümlerini çadırlarda
geçirmişlerdi. Genelde Yörük çadırları
büyük kıl çadırlardı. Siyah ya da koyu kahve renk olarak hâkimdi. Otağ adı tek başına daha çok kağanların
konakladığı süslü çadırlara verilse de sefer anında kurulan çadırların genel
adı olarak ta tanımlanmaktaydı. Günümüzde düne özlem olarak farklı kentlerde
çadırlara rastlar olduk. Genelde büyük kıl çadırlar içlerinde oturma düzeni
aslından çok uzak yapılıyordu.
Niğde Kalesinde ise daha çok
Kaanların konaklama çadırları andıran güzel bir çadır kale avlusunun ortasına
kondurulmuştu. Niğde yayla olduğu için yıllarca yaylaya gelen Yörüklerin kıl
çadırlarına göre daha görkemli yapılmıştı. Niğde’da Altay Köyü olarak bilinen
ve Kazakların göç ederek yerleştiği köydeki çadır kültürüne yakın bir düzenleme
yapılmıştı. Çadırda farklı otantik giysileri sergilendiği gibi resim çekinmek
isteyenlerde giysileri kullanmakta idi. Burada ot yastıklara yaslanıp yer
minderlerinde çay yudumlarken Niğde İl Kültür ve Turizm Müdürü Mehmet Öncel Koç
geldi. Onunla Niğde kültürü üzerine söyleşirken yerel bir saz sanatçımızın
çadıra gelmesi bizi sazın sözün güzelliği içine taşıdı. Yer minderlerinde
oturarak sazı sözü yaşamak ayrı bir yolculuğa insanı taşıyordu. Hoş ve güzel
bir düşünce ile gerçekleşen bu düzenlemeyi yaptığı için Abdülkadir Bor’a
teşekkür ettim. Tabii bu tür uygulamalarda Niğde İl Kültür ve Turizm Müdürü
Mehmet Öncel Koç, İsmail Tecimer gibi yöneticilerinde katkısı vardı. Biz çadırda otururken insanlar bakıp
geçiyordu. İlk günlerin bakışı olsa gerek içeri girmeye çekiniyorlardı.
İşletmeci Abdülkadir Bor’da bakıp geçenlere içeri girebilirisiniz ücretsizdir.
Resimde çekinebilirsiniz diye çadırı anlatmaya çalışıyordu. Abdulkadir Bor
Çadırımız ziyaretçilerimize açık, ne zaman isterlerse ailesi çocukları ile kaleye çıkıp
bu çadırda bir çay içme keyfine erebilirler diyordu. Resim
çekinmek ve dinlenmek yanında zaman zaman saz ustalarının yerel müziği dinlemek
adına tüm Niğdelileri çadıra beklediklerini belirtiyordu.
O sırada üç bey geldi. Girdi.
Oturdu. Kayseri’den gelen doktorlarmış. Kaleyi gezip çadırı görünce meraktan
grimişler. Niğde için bu gibi yerlerin varlığına şaşırdıklarını ve gezdikleri
Niğde ile düşündükleri Niğde farklı gördüklerini söyleyip Niğde bu kadar
çeşitliliğin olduğunun biz dahi farkında değildik. Özellikle Selçuklu eserleri,
kale ve bu çadır için Niğde gelmeye değer dediler.
Yıllardır Niğde anlatımında sorun
var. Hak ettiği payı alamıyor diyen bizim için dinlediklerimiz sürpriz olmadı. Niğde çok farklı özellikleri olan bir kent. Birde buna
çadırımız eklendi. Otağ’da bir gün mola vererek bir dönemlerin yaşam kültürü
ile buluşmak olası oluyor. Büyük kentlerde olsa yer bulunamayacak kadar dikkat
ve ilgi çekecek çadır Niğde için yeni ve farklı bir ayrıcalık olarak
konuklarını bekliyor.
VALİMİZDEN
BEKLENTİLERİMİZ
ÖMER FETHİ GÜRER
Niğde yeni valisi
göreve başladı. Her başlangıç gibi bu geliştende umutlarımız var. Niğde hizmet veren her valisini çok
sevmiştir. Gittikten sonra ardından güzel sözler, yazılar hatta şiirler ile
uğurlamıştır. Genelde iktidar partilerinin değil devletin valisi olanlara ayrı
bir sevgi beslemiştir. Devlet yerine iktidar partisi olanların ise adlarını
bilen dahi yoktur. Niğde için hizmet üreten Faik Üstün, Niyazi Mergen, Vefik
Kitapçıgil, Selami Celayir, Bedri Nazlıoğlu,Ünal
Özgödek, Ahmet Özyurt, Refik Arslan Öztürk gibi valiler yaptıkları ile aklıda
kalmışlardır. Birkaç valimizi daha bu isimlere eklemek olasıdır. Son valimiz
Sebahattin Öztürk bir alışma döneminden sonra Niğde kültür ve turizmi için bir
dizi çalışma başlatmış ve Niğde ilinde çalışmaları ile beğeni toplamıştır. Yeni
süreçte Âlim Barut göreve başlamıştır. Öncelikle
hayırlı olmasını diliyorum. Daha önce Yozgatlı valimiz Refik Arslan Öztürk
Niğde için çok emek ve çaba verdi. Mütevazı ve çalışkan bir değer idi. Onun
dönemine başlayan Kale, Bedesten, Öküz Mehmet Paşa, Esenbey Türbesi, Gümüşler
Manastırı düzenlenmesi gibi çalışmalardan olumlu sonuçlar alındı. Huzurevinde
yaşlıdan sokakta insana kadar ilgilenen ve görüşen bir değerdi. İnsana insan
değeri veren çok kıymetli bir idareci idi. Bu kere hemşerisi Alim
Barut içinde Niğde yararlı olacağı düşüncemiz var.
Vali
Âlim Barut, “Hizmetten maksat refahı ve
mutluluğu getirmek, güveni sağlamak. Hizmetin gerektirdiği kalkınmayı temin
etmek. Buna ilişkin çalışmalarımızı yapacağız” demiş ve adil ve tarafsız
olmaya çok önem verdiğini
belirterek “Adil, tarafsız ve iyi
niyetle gece gündüz hep birlikte çalışacağız. Günü geldiğinde buradan
ayrılırken de hoş bir seda bırakmak istiyorum. Niğde'nin elma ve patates gibi
tarım potansiyeli, Kapadokya gibi turizm potansiyeli var. Yine bildiğim kadarı
ile iki adet organize sanayi bölgesi var. Artık günümüzde kalkınmanın motoru
sanayileşmedir. Bizim çalışmalarımız da bunları daha ileriye götürmek
olacaktır” diye konuşmuştur.
Valimiz
başlangıç temennileri güzel temennilerdir. Özellikle Niğde Kapadokya Başkenti
olarak turizmden gerekli payı alamamaktadır. Bu bağlamda turizm değerleri ve
kültür varlıklarının önemsenmesi Niğde adına başlamış çalışmaların sürmesi çok
önemlidir. NİĞDE HER DÖNEM GÜNDEME GELEN
AMA BİR TÜRLÜ YAPILAMAYAN KÜLTÜR EVİ BU VALİMİZE NASİP OLMASI DİLEDĞİMİZDİR.
Bunun için KADIOĞLU KONAĞI İLE YASA EVLERİ ideal yerlerdir. Cullaz Sokağı
projesinin devam etmesi, Bedestenin bir an önce açılması, Öküz Mehmet Paşa
tanıtılması, Akmedrese nin bir an önce yerel yaşam müzesi olarak açılması,
Narlıgöl kaplıcasının hayata geçmesi, Kavlaktepe yer altı
şehrinin ve değirmenler Kasabası yer altı mağarasının ışıklandırmalarının
yeniden düzenlenerek turizme açılması, Aladağlar ve Boklarlarda dağcılık
yanında kış sporlarının önemsenmesi, Niğde eski tarihi yapıların cami ve
kiliselerin kurtarılması ve eski kiliselerin birer sanat atölyesi olarak
kullanılması, Üniversite ile Niğde arasında diyalogun geliştirilmesi, tarım ve
hayvancılığın teşviki sağlanması, elma üreticilerinin sorunlarına çözüm
aranması, Niğde Tıp Fakültesi açılması, Niğde Havaalanın yapılması, Akkaya
Barajının temizlenmesi, Ecemiş suyunun Niğde getirilmesi, Otoban yolun
tamamlanması, Kemerhisar İçmelerinin yeniden kullanılır kılınması, Hayat Su
şişelerinden silinen Niğde adının yeniden yazılması gibi Niğde için gerekli
olan çalışmalar vardır. Valimiz bu dönemde bu çalışmaları da yerinde görerek ve
denetleyerek çözeceğini umuyoruz. Bunun yanında Niğde üçüncü liğde bir takım
ile temsili içinde bir çalışma gerekliliği düşünüyoruz. Bu bağlamda da
valimizden beklentilerimiz var.
Niğde
her kasabası köyünde dünün izleri tarihi eserlerin kurtarılmayı beklediği gibi
sürekli işsizlikle göç veren Niğde yeni yatırım alanları da gerekiyor. Bu
bağlamda valimizin önderlik edeceğini umuyoruz. Bu sahipsiz kente sahip çıkacak
bir idareci olacağını umuyoruz. Ayrıca Niğde dışında Niğde dernekleri ile
toplantı organize ederek bu bağlamda dayanışma ve Niğde için bir şeyler üretme
anlamında önderlik etmesini de bekliyoruz.
Kısacası
Valimizden doğu Anadolu illerinin gerisine düşen Niğde ilinin yapısal ve
kültürel gelişimi için önderlik edeceğini devletin valisi olarak her kesime
herkese eşit ama hizmet üreten bir vali olacağını umuyoruz.
Valimiz
için Niğde’de ayrıldıktan sonra güzel anılarla anacağımız bir değer olacağınız
düşünüyoruz. İşi çok biliyoruz ama yıllara dayanan devlet tecrübesi ile kısa
sürede iyi işler yapacağını umuyor bu düşüncelerle hoş geldiniz diyorum.
CHP BOR İLÇE ÖRGÜTÜ
:
ŞEHİTLERİN KEMİKLERİNİ SIZLATMAYIN
HABER: KENAN ZIMBA
Cumhuriyet Halk Partisi Bor İlçe
örgütü son günlerde yaşanan olayların toplum vicdanında incitici görüntüler
olduğunu belirterek PKKlıların bir kahraman gibi karşılanması ve törenler
yapılmasını doğru bulmadıklarını açıkladılar.
Cumhuriyet Halk Partisi ilçe Başkanı
Mahmut Temeltaş, Kadın Kolları Başkanı Belgin Gevrekçi, Gençlik Kolları Başkanı
Ramazan Demirtaş ile parti saymanı Mahmut Taş, Aptullah Tuğrul, Hacı Çopur,
Hüseyin Yalçın, Erdal Gevrekçi,
yaptıkları ortak açıklamada ülkede huzurun olması ve terör bitmesinden
yana olduklarını ancak barış adı altında PKK şovuna dönüşen davranışların
sergilendiği gösterileri anlayışla karşılamanın mümkün olmadığını söylediler.
Binlerce şehit için göz yaşı dökmüş anaların babaların ve halkın duyarlılığının
unutulmaması gerektiğini ve yaşanan sürecin kabul edilemez olduğunu belirten
CHP Bor Örgütü şehit cenazelerinde dahi önlemler alarak kurallar koyan AKP
hükümetin PKK bayrakları ve İmralı’da terör örgütü başının resimlerine yer
aldığı büyük toplulukların oluşmasını göz yummasını anlaşılır görmediklerini
belirttiler.
Şehitlerin kemiklerini sızlatmayın
çağrısı yapan Cumhuriyet Halk Partisi Bor İlçe örgütü devam eden sürecin
ülkemizin birlik ve beraberliğine zarar vermemesini dilediklerini söyleyerek
Atatürk kurduğu Türkiye Cumhuriyetinin ilelebet yaşayacağını sözlerine
eklediler.
----- Özgün İleti -----
Kimden : "Uzeyir Cayci"
Kime : borbir@mynet.com
Gönderme tarihi : 18/10/2009 23:40
Konu : Selamlar
UCBBA - Forêt des Mille poètes
kuruluşu tarafından
Üzeyir Lokman
ÇAYCI
Eylül
2009’da Fransa’da
Ayın kişisi seçildi
Aynı kuruluş daha önce 1000 şair
ormanında ona ve şiirlerini Fransızca’ya tercüme
Yakup
YURT adına ayrı ayrı birer ağaç dikerek mermer plaketlerle isimlendirmişti…
![]()
![]()
YAZARIMIZ Gürer’in gönderdiği bu
haberin altındaki resimleri nakledemedik.
BÖLGEMİZİN ELLİ SENEYİ GEÇKİN
YAZARI, SANATÇISI VE BİZİ FRANSA’DA VE AVRUPA’A ŞEREFLE TEMSİL EDEN
YAZARIMIZ ÜZEYİR LOKMAN ÇAYCI’YI TEBRİK
EDİYORUZ. BAŞARILARININ DEVAMLI OLMASINI ALLAH’TAN DİLİYORUZ..
--------------------
NİĞDE KAPADOKYANIN
BAŞKENTİ KİTABI İSTANBUL İMZA GÜNÜ BÜYÜK İLGİ GÖRDÜ.
GÜRER’E NİĞDELİLER
DERNEĞİ PLAKET VERDİ.
HABER
FOTO: Aziz Kaan Kirişçioğlu
Niğde ilini kuruluşundan
Cumhuriyet ilk yıllarına değin kapsamlı biçimde anlatan Niğde Kapadokya
Başkenti kitabı İstanbul’da okuyucu ile buluştu.
Niğdeliler Derneğinde düzenlenen
imza gününe eski Niğde Valisi Refik Arslan Öztürk, Gazeteci-Yazar –Eleştirmen
Hikmet Altınkaynak, Gazeteci Yazar Nurten Ertul, Kent Haber Genel Yayın
Yönetmeni Erdem Yücel, Şair Fikret Dikmen, Gazeteci Mehmet Gökkaya,Mühendis
yazar İbrahim Arıkan ile Niğdeliler
Dernek Başkanı Doğan Avcı ile dernek başkanları Hacıabdullah Kasabası Erol Urhan, Nar Köy
Azmi Göktaş, Hasandağ Ulukışla dernekten Fuat Yağız ve çok sayıda Niğdeli katıldı.
İmza Günü açış konuşmasını yapan
İstanbul Niğdeliler Dernek Başkanı Doğan Avcı Niğde için böylesi değerli bir
eseri meydana getirdiği için Ömer Fethi Gürer’e teşekkür ettiklerini belirterek
bir ansiklopedi özelliğinde kitabın her Niğdelinin evinde olması gereken bir
eser olduğunu söyledi. Daha sonra
katılımcılar görüşlerini açıkladı. Yazar Hikmet Altınkaynak Niğde ile ilgili
yazılan Niğde Kapadokya Başkenti
kitabının kapsamlı bir çalışma olduğuna değinerek Gürer’i çalışmalarından
dolayı kutladı Altınkaynak Niğde ile
ilgili düşündüğü projeleri anlatıp Hazım Tepeyran için daha çok yaptıkları ve
yazdıklarının anlaşılması yönünde bir çalışma başlattıklarını açıkladı. Niğde Kapadokya
Başkenti kitabının önemli bir çalışma olduğuna değinerek Niğde açısından güzel
bir kazanım olarak gördüğünü belirtti. Gazeteci Yazar Nurten Ertul’da
Niğdelilerin sorunlarını ve bu anlamda yapılması gerekenleri vurguladığı
konuşmasında yazmanın ne kadar zor olduğuna dikkat çekerek böyle bir kitabın
Niğde adına yazılmasının önemine değindi. Ertul Niğde adına yapılan her
çalışmanın olumlu olduğunu,eleştiri den öte dayanışma ve bir arada olabilme
kültürünün geliştirilmesi gerektiğini söyledi. İş adamı Şenol Bengü’de yaptığı
konuşma da Niğde için yapılan her güzel
çaba ve çalışmayı tüm Niğdeliler olarak sahiplenmesi gerektiğine vurgu
yaparak Niğde için yazılmış bu güzel
kitap gerçekten çok önemli bir eser. Niğde’mize böylesi bir eser kazandıran
Ömer Fethi Gürer’i kutluyorum. Diğer kitaplarını da ilgi ile bekliyorum.
Niğdemizin tanınması adına çok çaba ve çalışması var. Kutluyorum” dedi. Gazeteci Vahit Mahmatlı’da yaptığı
konuşmada örnek bir eser olan Niğde Kapadokya Başkenti kitabının çok kapsamlı
bir çalışma olduğuna değindi. Kitapta olması gerekenler ya da rastlanılan
eksiklerinde ikinci baskı da düzeltilebileceğine ve böylece Niğde adına çok
önemli bir kaynak eserin geleceğe taşınacağına vurgu yapan Mahmatlı Niğde
Kapadokya Başkenti kitabının ülkemizde az örneği bulunan bir çalışma olduğunu
da belirterek Niğde için güzel bir çalışma yapılmıştır. dedi.
Nar Köy, Hacıabdullah, Hasandağ
Ulukışla dernek başkanlarının da birer konuşma yaparak Niğde için böyle bir
kitap yazılmasından duydukları memnuniyeti ifade etmelerinden sonra Niğde eski valilerinden Refik Arslan Öztürk
bir konuşma yaptı. Öztürk, Niğde ve Niğdelilere olan sevgisine değinerek tüm
Niğdelilere selamlarının iletilmesini istediği konuşmasında görev yaptığı süre
içinde Niğde’de tarih ve kültürel mirasın tanınması ve kurtarılması adına
yapılanları özetledi. Dönemimde Ömer
Fethi Gürer yerel basında çıkan yazılarından önemli ölçüde yararlandık diyen
Merkez Valisi Öztürk Niğde Kapadokya
Başkenti kitabının Niğde için büyük bir kazanç olduğunu söyledi. Gürer’i
kutlayan Vali Öztürk Niğde için çalışmalarının devamını diledi. İmza Günü nedeniyle son konuşmayı gazeteci
yazar Ömer Fethi Gürer yaptı. Gürer katılımcılara teşekkür etti ve Niğde için
hazırda üç kitabının daha olduğunu bu kitap sonrası o çalışmaları da yaparak
Niğde için yaklaşık 2800 sayfayı bulan bir kaynak hazırlamış olacağını
açıkladı. Gürer Niğde ili ile ilgili beş bini aşan makalesi ve hemen hemen her
köy kasabaya giderek yaşadığı anısı ile kenti ayrı bir tutku ile sevdiğine
değinerek “30 yılda yazdıklarımda hep Niğde ilini anlattım. Yeterince
tanınmayan bilinmeyen Niğde her geçen gün daha iyi anlaşılmaya başladı. Niğde
Turizmden pay almaya başladığı anda bambaşka bir konuma erecektir.” Dedi.
Konuşmalardan sonra kitap için katkı veren Süleyman Bozbuğa, Şenol Bengü, Vahit
Mahmatlı, Ali Gündüz, Doğan Avcı, Mahir Yoleri, Selahattin Tavusbay ve yazar
Ömer Fethi Gürer’e İstanbul Niğdeliler Derneğince birer plaket verildi. İş adamı Muzaffer Uyanık, Halil Gül, Dinçer
Atlı, Gürcan Uzcan, Uğur Soylu Rahmi Hızar, Mustafa Andaç, Turgut Akgül,
Fesleğenden Mehmet Aktaş, Hâkim Şükrü Baran,
Eski dernek başkanları Mustafa Karazeybek, Arif Yalçın ile çok sayıda
Niğdeli imza gününe iştirak ettiler.
Ömer Fethi Gürer’e plaketi Refik
Arslan Öztürk takdim etti.
Toplantıda konuklara
Niğde’den Niğde Gazozu, Niğde
Köfteri, kuru üzümü, kayısı kurusu
ikram edildi.
Niğde kitabı 15 Ekim 2009 saat 14.30’da Niğdelilerle Niğde Kültür
Merkezinde buluşacak.
KİTAP İSTEME- TEMİN ADRESİ:
İshakpaşa Cad. Kutlugün Sok. No:9
Sultanahmet/İstanbul
Tel: 0212 638 64 08- Fax: 0212
638 64 09
E-Posta:grafik@mayadergi.com
ÖMER
FETHİ GÜRER’İN NİĞDE KAPADOKYA’NIN BAŞKENTİ KİTABI ÇIKTI.
GÜRER
10 EKİMDE İSTANBUL’DA 15 EKİM 2009 KİTABINI NİĞDE’DE KÜLTÜR
MERKEZİNDE İMZALAYACAK
HABER:Kenan
Zımba
Gazeteci-
Yazar Ömer Fethi Gürer’in beklenen Niğde Kitabı çıktı. Niğde Kapadokya Başkenti adı ile çıkan kitap Cumhuriyet döneminde Niğde ilini anlatan en
kapsamlı kitap olarak yayınlandı. Maya Yayınevi tarafından çıkarılan kitapta
Niğde Coğrafyası ve Cumhuriyet ilk yıllarına kadar tarihinden insanına Niğde
yaşananları anlatıyor. 768 sayfa büyük
boy kitapta Niğde ili detayları ile tanıtılıyor. Giriş bölümünde Niğde yerleşim
alanının özellikleri dağları, ovaları, vadileri, iklim koşulları, deprem, orman
ve bitki örtüsü gibi konulara yer verilen kitapta tarih kapsamlı olarak ele
alınıyor. Tarih bölümünde Niğde adından başlayarak İlk yerleşimlerden günümüze
Niğde, Gezginlerin Niğde ile ilgili
izlenimleri, Niğde Adı, Hititlilerden Osmanlıya kadar geçen süreda yaşam,
Bilimsel kazılar, Niğde’de kaleler, Yer altı şehirleri, tarihi camiler, türbeler, kiliseler,
medreseler, çeşmeler, hamamlar, koruma
kurulunca belirlenen eserler ile müze
ayrıntılı olarak anlatılıyor.
Bor,
Ulukışla, Çiftlik, Çamardı, Altunhisar hakkında bilgilere de yer verilen
kitapta Osmanlı döneminde yaşanmış
ilginç olaylar, Mutasarrıflar, ilk nufus ve yerleşmeler, Etnik kökenler,
göçler, değişen köy adları, Osmanlı
dönemi yöneticileri, Osmanlı dönemi yaşam, sağlık, eğitim, adliye ve çarşı
pazar, Osmanlı döneminde doğan Cumhuriyet ünlüleri, Milli Mücadele dönemi Niğde, şehit ve
gazilerden anılar, Mübadele ve Atatürk Niğde gelişini içeren bilgiler kitapta
ayrıntılı olarak ele alınıyor.
Araştırmacı
gazeteci yazar Ömer Fethi Gürer kitabı ile ilgili şunları söyledi.-“1974
yılından beri, konusu Niğde olan, beş bini aşkın makale yazdım, Niğde’nin
tarihi, doğası, insanı ile kent dokusu yazılarımın konusu oldu. Bu yazıların
tamamı başta yerel basın olmak üzere çeşitli yayın organlarında yer aldı. 2004
yılında Bor ilçemizin tüm detaylarını anlatan, altı yüz otuzbeş sayfayı bulan
'Bor Şehri' kitabımı yayınladım. Kitap yoğun bir ilgi gördü. ilk baskı kısa
sürede tükendi. İkinci baskı yaptım. ‘Bor Şehri’ dört bini aşkın evde ve
kütüphanelerde yerini buldu. Bu
kere Niğde ili ilgili araştırmalara başladım. Gördüm ki Niğde ili gerçek anlamda Kapadokya Başkent
olduğunu belgelerle sabittir ancak yeterince tanınmayan ve bilinmeyen onlarca
tarihi esere sahip bölgeyi her yönüyle anlatmayı amaçladım. Niğde Cumhuriyet dönemi, sosyal yaşam,
siyaset ile ilgili kitap hazırlıklarımda son aşamasına geldi. Bu ilk kitap
sonrası ğç cilt daha Niğde ile ilgili yayına hazır çalışmam bulunuyor. Bor ilçemizin kitabında, Evliya Çelebi ‘Bor
Şehri’ tanımlamasından yola çıkarak kitabın adını ‘Bor Şehri’ koymuştum. Niğde
kitabı için, Adı ne olmalı? diye düşünürken, 1834 yılında Niğde’ye gelen
Charles Texier’in kitabında, Niğde için yaptığı ‘Sancak Başkenti’ tanımı usuma
geldi. İlk yazılı tarihten bugüne, değişik dönemlerde bölgede kurulmuş
devletlere başkent olduğu belgelerle sabit Niğde’miz için yazdığım bu kitaba
“Kapadokya Başkenti” adını koymaya karar verdim. Gerçek anlamda bu tanıma uyan,
ama günümüzde “gözden, gönülden ırak kalan” Niğde’nin tarihsel özelliği ve önemini
en iyi bu ifadenin yansıtacağını düşündüm.
Niğde’nin
tarih sayfalarında kimi zaman, tek satır ile anıldığı dönemde dahi, çok önemli
detay ile tanım bulduğunu gördüm. Niğde bölgesi, önemli bir geçit noktasında
yer almasından dolayı, saldırı, işgal ve savaşları sıkça yaşamıştı; birden çok
kere yıkılmış, yakılmış ama yeniden inşa edilerek var olmuştur. İşte bu kitap,
yerleşim alanı açısından çok derin tarih ve doğa zenginliğine sahip bir
bölgenin genelinde olanları anlatan bir çalışmadır. Basılmış eserler, güncel
kaynaklar, yaşayan şahitler ile mevcutta var olan tarihi eserlerin tamamına
yakını yerinde gidilerek, görülerek, izlenerek okunmuş, bakılmış, bilgi ve
belge derlemesi yapılmıştır. Niğde, İç Anadolu’da Toroslar, Erciyes, Hasandağı,
Melendiz dağları arasında, Anadolu’dan Suriye’ye açılan kapının en önemli geçit
noktalarındandır. İlk insanın Anadolu’ya gelişinden beri yerleşim alanı olan,
tarih ve doğa zengini Niğde ne yazık ki yeterince bilinmemektedir. Gün ışığına
çıkması gereken çok değerli eserleri ve bilgileri inceleme beklemektedir.
Doğası, tarihi, yaşamı ile farklı ayrıntılar dolu Niğde Coğrafyası’nda
Cumhuriyet’e kadar geçen süre ile ilgili derleyebildiklerimle Niğde’yi derli
toplu anlatmaya çalıştım. Bulunduğu yer, dağları, suyu, havası; sonra tarihi,
yerleşenler, eserleri ve Osmanlı döneminden ilginç detaylarla Milli Mücadele
sürecine kadar geçen dönemlerini anlattım. Milli Kütüphane, Beyaz›t
Kütüphanesi, Niğde il Halk Kütüphanesi, Kartal, Maltepe, Atatürk
Kütüphanelerinde onlarca eser tek tek tarayarak, Niğde gazete arşivleri
inceleyerek kitabı hazırladım. Umarım Niğde’miz için yararlı ve katkı verici
bir çalışma olmuş”dedi.
Ömer Fethi Gürer kitabını 10 Ekim 2009 tarihinde saat 14.30’da
İstanbul’da Niğdeliler Derneği- Küçük
Ayasofya Cad. No 71/1 Sultanahmet/İstanbul adresinde ve 15 Ekim 2009 saat 14.30’da Niğde Kültür Merkezinde tanıtım
toplantısından sonra imzalayacaktır.
(ÖMER
FETHİ GÜRER email: nigdekent@mynet.com
KİTAP İSTEME- TEMİN
ADRESİ: Maya Basın. Yay. Mat. Tic. Ltd. Şti.
İshakpaşa Cad.
Kutlugün Sok. No:9 Sultanahmet/İstanbul
Tel: 0212 638 64
08- Fax: 0212 638 64 09
E-Posta:maya@dergi.com
ÖMER FETHİ GÜRER
20 Eylül 1957 yılında doğdu. Babası Lütfi Gürer,Annesi
Kadriye Gürer’dir.
Bor Zafer İlkokulu, Bor ŞNP Orta bölümü, Balıkesir
Bandırma Endüstri Meslek Lisesi, Niğde Meslek Yüksek Okulu ve Adana Çukurova
Üniversitesi Endüstri Mühendisliği bölümünden Endüstri Mühendisi olarak mezun
oldu.
Gazeteciliğe ise 1974 yılında Yeşil Bor gazetesinde
köşe yazıları ve haber yazarak başladı. Niğde’nin Sesi, Niğde Hamle, Aksaray
Hasandağ, Ulu ırmak, Konya Ereğli, Nevşehir İç Anadolu, Adana Bölge
gazetelerinde yazıları ve makaleleri ile değişik meslek dergileri ile
yayınlarda da yazıları yer aldı. Hürriyet, Güneş, Cumhuriyet Gazetelerinde
muhabirlik yaptı. Son yıllarda Niğde
yayınlanan Niğde Anadolu, Niğde Haber, Bor’un Sesi, Yeşil Bor, Niğde Hamle
gazeteleri ile Turizm Forumu.net, Niğde Haberci, Onurlu Hamle, Niğde Hasret,
borun.sesi, bor.sehri sitelerinde ve
Niğde’miz dergisinde köşe yazılarına devam etmektedir. Niğde ili ilgili hiç bir
ücret almadan beş bini aşkın makale yazarak bölgenin sorunları, tarihini,
doğasını ve özelliklerini gündeme taşımıştır.
Yeşil Bor Gazetesi’nde Kumar, Kader ve Bizim Ramazan
Hikâye denemeleri yayınlanmıştır. Laf Ola Şiiri kitabı ve Bor ilçesinin tarihi
anlatan (625 sayfa, büyük boy. ISBN 975–270–668) BOR ŞEHRİ kitabı
bulunmaktadır. Ayrıca İstanbul Niğdeliler Derneğinde iki ayrı dönemde Yönetim
Kurularında görev aldı. Niğde Başkent
Vakfı, İstanbul Niğdeliler Derneği, Uluslararası Turizm Yazarları
Derneği(FİJET), Türkiye Turizm Yazarları Derneği (ATURJET) Üyesi Ve Niğde
Gazeteciler Birliği Onur Kurulu üyesidir.
İş yaşamına Adana ÇUKOBİRLİK İş yerine başladı.
Tekstil iş kolunda çalışırken DİSK-TEKSTİL Sendikası Adana ÇUKOBİRLİK Şubesi
kurucu başkanı oldu. 1978 yılında seçimle geldiği görevini 12 Eylül 1980
tarihine kadar sürdürdü. Bu dönemde Başkan olarak imzaladığı Toplu İş
Sözleşmesi Türkiye Tekstil iş kolunda imzalanan en kapsamlı ve işçi kazanımı
açısından en önemli sözleşmelerden biri olarak tarihe geçti.
1985 yılında ise İstanbul’da Inter Kamyon- Minibüs-
Traktör üreten T.O.E kuruluşu Motorlu Araçlar Ticaret A.Ş’de mühendis olarak
işe başladı. Servis, İmalat ve Bölge Müdürlüğü görevlerinde bulundu.
Başarılarından dolayı Yönetim Kurulunca takdir edilerek ödüllendirildi.
Şirketin 1992 yılında el değiştirmesi ile bu kere gıda iş koluna geçti. Meysan
Yağ San. A.Ş Fabrika Müdürü Kaynak Gıda A.Ş. ( Safir Tuz, Sultan Makarna, Divan
Kahve, Niksar Su ürünleri) Pazarlama ve Satış Müdürlüğü, Genel Müdür
Yardımcılığı ve Genel Müdürlüğü görevinde bulundu. Niksar Ayvaz Su Genel Müdürü
iken bu görevden ayrılıp bir süre Taşdelen A.Ş ve Beyza Su Genel Müdürlüğü
yaptı.
Öğretmen Tülin Gürer ile evli Övgü ve Lütfi Övünç adı
ile iki çocuk babasıdır.
SUNGURBEY CAMİ MİNARESİ YAPILMALIDIR
ÖMER FETHİ GÜRER
Sungur Bey Cami , Niğde merkezde 1335 yılında dönemin Niğde yöneticisi Seyfettin Sungur Ağa
tarafından yaptırılmış, Selçuklu döneminin izleri taşıyan bir anıt camidir.
Cami ilk yapıldığında çifte minareli ve kubbeli yapılmıştır.
Halil Ethem’in Niğde Kitabında
anlattığı üzere cami 18 yy’da ibadete kapalı olduğu dönemde barut deposu olarak kullanılırken Rum Mahallesi’nde çıkan yangından etkilenmiş
ve yakınlarında yer alan bir çarşı ile birlikte Cami kubbesi ile minareleri
barutlarında patlaması ile yanarak önemli zarar görmüştür. Cami İki minare yıkılmış, kubbe göçmüştür. Bu süreçte cami içinde sütunlardan bazıları
Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından Nevşehir’de adı ile anılan camiye nakl
edilmiştir. Kimi sütun, sütun başları bu arada yok olmuştur. 18 yy’da bu kere cami yeniden onarılarak
kubbe yapılmamış bilahare tek minare yapılarak ibadete açılmıştır. Doğu Kapı
üzerinde yer alan tek minarenin paralelinde diğer minarenin temelleri halen
mevcuttur. Minareye çıkış kapısı ise
cami içinden örülerek kapatılmıştır.
Sungur Bey Cami için mutlaka
yapılması gereken bir girişim ise minare eklenmesidir. Sungurbey cami orjinal yapısında çifte minare
bulunmaktadır. Halen bu minarenin yeri
açıkta görülmektedir. Minare çıkış kapısı cami içinden örülerek kapatılmıştır.
Bu yerde bellidir. Bu kapı açılmalı ve Sungur Bey cami 18 yy yangında yıkılan
diğer minaresi de yapılmalıdır.
Anadolu’da Çifte minareli camilerin önemli örneklerinden olan cami minaresi ile
en azından minaresinde olsun yapılışına uygun kılınmalıdır. Minare yapılırken
olası ise orijinal minarenin dokusu örneklenerek yapılması doğru olandır.
Cumhuriyet döneminde Vakıflar
Genel Müdürlüğünce camide dönem dönem onarımlar yapılmış ise de aslına sadık
kalmadan yapılan düzenlemelerle de kimi özellikleri yok edilmiştir. Özellikle
doğu kapı portalının cephesi bu anlamda canlı örnektir. Oysa günümüz
teknolojisi ile aslına yakın taş işlemeler mutlaka yapılması da şarttır.
Kiliselerde freskleri aslına uygun kurtarıldığı günümüzde camilerde özelliği
olan taş işlemeler orjinaline yakın yapılmaması önemli eksikliktir. Mutlaka
uzman desteği ile onarılan yerlerde taş
işlemeler canlandırılmalıdır.Cami kesme trakit taştan yapılmış kısmen Selçuklu
sanatının görkemli sanatının izlerini taşımaktadır. Sungur bey cami günümüze
değin ulaşan bölümlerinde çok önemli orijinalinden kalan kabartmalar mevcuttur.
Kuzey Kapısı girişi üzerinde yer alan Sungur Kuşu dikkat çekicidir. Keklik,
Arslan başı, balık, çift başlı yılan gibi çok sayıda hayvan kabartması ile
çokgenli yıldızlı penceresi, kitabeleri ile Niğde için bir doğal müzesi
gibidir. Ne yazık ki bu kabartmalarda önemli ölçüde yıpranmıştır. Aslına uygun
korunmalı ve onarılmalıdır. Dikkatle bakan görecektir ki cami yarısına kadar
ilk yapıldığı ile günümüze eren bir yapı olarak ayaktadır ki bu haliyle bile bir şaheserdir.
Sungur Bey cami kapılarının
orijinaldir. Yeterli koruma olmadığı için giderek yıpranmaktadır. Kapıların bir
an önce müzeye alınmasını
gereklidir. Bakım ve geleceğe
taşınmasının bu şekilde mümkün olabilecektir
Caminin dikkate değer farklı yerlerinde işlemeler günümüze ermiştir.
Özellikle geçme ağaç işi kapıların işçiliği dikkate değerdir. Bir kapı
müzededir. Diğer kapılar ise caminin kuzey ve doğu giriş kapılarıdır. Bu
kapılar doğal hava koşullarından
yıpranmaktadır. Oysa nesiller boyu görülmesi gereken bir teknik ve incelik ile
yapılmış önemli ve kıymetli özelliği olan bu kapılar uzmanlarca bakım
yapılmalıdır. Mevcut haliyle yıpranmaktadır.
Yine özelliği olan Sungur Bey cami minberi de yangından sonra Dışarı
Cami taşınmıştır. Mihrabı ve yan
duvarlarında sutunları günümüze orijinal eren yerlerdir. Sonradan yapılan
eklemelere rağmen görkemini korumaktadır. Bu eserde müzemize alınmalıdır.
Cami farklı yerlerinde yanlış
olarak yapılan eklemeler ve düzenlemeler vardır. Tarihi camiler için cami içi ayakkabılıklar
hoş değildir ama başka bir çözüm yaratılmadığı için ayakkabılar cami içi çevre
duvarlarındadır. Bu sorun çok yerde olan
bir sorundur. Ona bir formül bulmakta mevcutta zor görülmektedir. Cami yapısında orijinalinde olmayan kimi
yakın zaman eklemeleri ise mutlaka kaldırılmalı ve orijinal doku mutlaka
korunmalıdır.
Cami bulunduğu bölgende yapılması gereken düzenlemeler de vardır.
Sungurbey Cami, Bedesten, Alâeddin Cami, Kale, Rum kilisesi ve tarihi çeşmesi
ile bu alan önemli bir konumdadır. Geleceğe taşınması gereken başlıca eserlerden
biri de Sungur Bey cami olduğu mutlaktır. Cami orjinalinde ki doğu kapısı
üzerine temelleri bulunan çift minareli görünümü yeniden kazandırılması ile ilk yapılışına en
azından görünüm olarak erecektir. Ayrıca doğu kapı portelinde önemli tarihi
işlemeler dökülmeye başlamıştır. Bunları korumak ve kurtarmak içinde ne
gerekirse yapılmalıdır. Ayrıca cami
duvarlarına sonradan eklenen elektrik
panosu, kablolar, su tahliye boruları gibi dıştan görünen her eklenti bir yolla
yapının duvarlarından alınarak daha
farklı yöntemlerle bu düzenlemelerde
sağlanmalıdır.
Sungur Bey cami ibadet hane olduğu gibi bir müze kadarda zengin özellikler taşımaktadır ki mutlaka geleceğe bu özellikleri ile aktarmakta her Niğdeli içinde bir görevdir.”
ZENGEN DİKKATE ALINMALIDIR
ÖMER FETHİ GÜRER
Zengen Konya iline bağlı bir
kasabamız ama yıllardır Niğde ile iç içe yaşar. 30 yıldır aralıkla gittiğim
Kasaba yıllar önce Niğde bağlanmış olsa idi bügün ilçe olmuş olacaktı. Çünkü
Nevşehir’den sonra Aksaray il olunca Niğde ili oldukça daraldı. Zengen,
Niğde’ye bağlanması bir açılım yaratacaktı. Ancak olmadı.
1980 öncesi Hürriyet Gazetesi
Muhabiri iken Zengenlilerle görüşüp haberler yaptım. Sorunlarını gündeme
taşıdım. 1980’den sonrada Zengen gazeteci olarak gittiğim yerdi. Zengenliler her zaman içten ve samimi
karşılama gördüm. Onun için Zengen’e
ayrı bir ilgim vardır.
Genelde Zengen’e gittiğim her
dönemde Niğde bağlanmak isteğinden söz ederler.
Kamuoyu oluşur ve tam Niğde iline bu kez bağlanıyor derken birileri
çıkarak nedense bu işi referandumda ya da Konya’da engellemişlerdi. İşin
ilginci bağlanalım diyenle bağlanmayalım diyenlerde her dönem değişiyordu.
İsteyen kim? istemeyen kim? karıştığı oluyordu. Zengen ayrılma kararlılığını
gören Konya işi çözmek için kiminde Zengen’e sahip çıktı ama Zengen hep
Konya’dan az pay alan Kasaba oldu. Zengen Konya’ya nerede ise Niğde dört katı
daha uzaktı. Bir yerde kenarda kalıyordu. Uzakta kalıyordu. Gözden ırak olunca
gönülden ırak olduğu içinde Zengen sorunları bitmiyordu. Niğde için ise gözde
bir yerleşim alanı olma şansı vardı. Zengenlilerin çoğu Niğde ve Bor’da ikamet
ediyorlardı. Bor’da dernekleri de vardı.
Seçim öncesi gittim. Konuştuk. Zengenliler
bir özelliği de insani yönden
sıcak ve saygılıdırlar. Misafirperver yanları da vardır. Bu kere Bektikliler Şenliği için Kızılca
gittiğimde davet ettiler gittik. Belediye Başkanı Metin Karakaya aday olduğu
dönemde de Zengen’e gitmiştim. Bu kere
tebrik için gittim. Konu Niğde bağlanma meselesine gelince eski başkanlardan
Zihni Işık, ile kasaba ileri gelenleri İsmail Demir, Doğan Sayar, Şahin
Yurttaş, Muhittin Çoban, Cahit Aksoy’da davet edildiler.
CHP Bor İlçe Başkanı Mahmut
Temeltaş, Kızılca belediye başkanı İbrahim Gülümser, Harp-iş Sendikası eski şube başkanı Abdullah
Tuğrul, Can Taksi durak başkanı Hacı Çopur ile Kasabaya gitmiştik. Sohbette
neden geçmişte bağlanmak olası olmadı? Neler yapılmalıyı konuştuk. Tüm
katılımcılar dışında Zengen’de önemli bir kesim Niğde bağlanmak istiyordu.
Katılımcılşarın hepsi Niğde bağlanma yanlısı idi. Doğal olarak bu toplantıda
olmayan belki birkaç kişi de aykırı görüştedir. Bu da normaldir ama
genelde katılım yanlıları çoğunlukta
görülmektedir.
Zengen için bu düşünce doğru bir
girişimdi. Böylece hem
Konuya olumsuz yönden değil olumlu
yönden bakan Zengenliler çoktur. Gereken destek sağlandığında Zengen Niğde
bağlanması gerçekleşmiş olacaktır. Bu kezde Zengen referandumunda Niğde
bağlanma kararı çıkmazsa bu işten umudu kesmek gerekir. Çünkü o zaman akla
Zengen sorunlarını çözmek için “Niğde katılma” kartını kullandığı akla
gelebilir. O nedenle bu girişim iki taraf içinde son şanstır.
çok doğru :)
ADALETİN BUMU
DÜNYA
ÖMER FETHİ GÜRER
Yaz
aylarında Niğdemiz ayrı bir güzeldir. Niğde Merkez Kayardı, Tepe bağlar,
Bor, Bahçeli, Kemerhisar, Çamardı bağlarında bağı olan bağına bağı olmayanda komşusuna
gider. Davetler ziyafetler yerli halkın kış yorgunluğunu tüketir. Bu yılda Bol bol bağların tadına erdim. İşte onlardan biri tam kültür ve folklor
ziyafeti ile buluşunca açıkçası seçim yorgunluğunu da üzerimizden aldı götürdü.
Değerli hemşerimiz, Niğde folklor sevdalısı Sabri Özdağ bağına davetine hayır
demedik.
Araştırmacı, yazar, folklorcu Avukat
Osman Üçer, 29 Mart yerel seçimlerinde
Niğde Belediye Başkan Adayı olarak bilinse de Niğde için her alanda bir gönüllü
Dr. Yunus Nadi Özdamar, Sazının tellerine vurduğunda sanatçı geçinenlere ders
veren usta Ziya Özdağ ve Niğde’nin sazda, sözde, son dönemlerde çevirdiği
televizyon dizilerinde ünlü ismi Ali Ercan ile Sabri Özdağ bağında
buluştuk. Sabri Özdağ yakınları Ünal ve
Murat Aslan ’da bu güzel ortamda yer alarak sohbet zenginliğine katkı verdiler.
Niğde ile ilgili tarih, müzik
kısacası folklor sohbeti olunca tadı ayrı bir güzel oldu. Osman Üçer’in Sabri
Özdağ şaka ile takılmaları yanında yazıdan, sohbetten sonra fotoğrafa olan
ilgisini de bir kezde bu ortamda yaşadık. Üstad neşesi yerinde idi. Folklor
üzerine konuştu. Duygu ve düşüncelerini aktarırken gençlik yılları heyecanını
taşıyordu. Niğde için iyi ve güzel bir şey oldumu onu mutsuz gören olmamıştı.
Ev sahibi Sabri Özdağ kendi ocağında
toprak tencere de yöremiz tavasını yapmıştı.
Özdağ bağına son yıllarda her gittiğimizde bir farklı özelliği ile
tanışıyorduk. Geçen yıl fındık, brokoli yanında yetiştirdiği ürünleri tek tek
gezdirmişti. Bu kere toprak tencerede tavanın hasını hazırlamış. Yer sofrasında tavaları yedik, karpuzda ardından geldi.
Üsdatların bol olduğu yerde sazlarda olunca biz güzel müzik ziyafeti
dinledik. Önce Ziya Özdağ sazı konuşturdu. Ardından Ali Ercan okudu. Son kez
sazın tellerine kendi besteleri ile Sabri Özdağ vurdu. Üç sanatçıda kendi
besteleri, kendi sözleri ile yazdıkları güzelliklerden örneklerle müzik
keyfinde katılımcıları doruğa taşıdı. Neşeli keyifli dedikodudan yalandan uzak
yalnız sanat ve Niğde adına konuşulunca muhabbet uzadı. Ali Ercan Usta “Adaletin bumu dünya kimine kavun yedirdin
kimine şalak dünya” diye sazın tellerine dokunuyordu. Sesi değişmemiş, sazı
yine doyumsuz güzelliği ile insanı alıp götürüyordu. . Siyaset konuşmadık ama “Adaletin bumu dünya türküsü” Ali Ercan
ustanın aklına nerden geldi ki!
Sazlar çaldı diller söyledi ve üçer parça ile bir nefis konser dinledik.
Saz ve söz Tepe bağlarında ağaçların altında yeşilin olanca güzelliğinde
bizleri Niğde ile bir kez daha buluşturdu. Yine yeşillenmişti Niğde bağları ve
dost meclisinde sazda sözde yemekte Niğde adresine sahipti. Birde giderayak Sabri Özdağ yeni aldığı file savanlarla dut çırparak ikram etti ki bu
toprakta her şey yetişiyordu Hemde hası
dedirtecek tadı ile de dutları da afiyetle yedik. İşte bir güzel yaz
günü Niğde muhabettinin keyfi ile bir gün daha aktı, geçti.
Niğde için düşünen, Niğde sevgisi
ile yaşayanların meclisinde saza söze muhabbete doyduk mutlu oldu. Kimi ihale
peşinde, kimi kazancına kazanç eklemenin derdinde iken bizde memleket sevmenin
zenginleri olarak söyleştik. Hiç kimse için bir tek kötü söz etmeden yalnız
Niğde daha güzel ve gelişsin diye konuştuk. Ölümlü dünyada memleketini
sevenlerin çok olması o memleketin yaşamının güzel kılınmasına vesile olur.
Umarım ve dilerim ki her ortamda Niğde düşünülür ve Niğde il olarak hak ettiği
güzellikleri yaşar. Sabri Özdağ böylesi
bir ortamı hazırladığı için teşekkür ederiz.
--------------------------------
ETEM RUHİ ÜNGÖR
ARDINDAN
ÖMER FETHİ GÜRER
Bir
önemli değerli ve yetenekli hemşerimizi daha yitirdik. Onun başarısını ve
Niğdeli olarak varlığını bir köşe yazımda gündeme taşımıştım. Çanakkale
Şehitimiz Muallim Etem yeğeni olan Ruhi Etem Öngör kasabalıları Hacı Abdullah
Derneği unutmamış ve geçen yıl ziyaret etmişti. O da çok ünlü ama mütevazi
Niğdeli gibi bildiği işi en iyi yapan bir sanatçı olarak yaşadı. Tek başına
kaldığı Kadıköy’de evinden sabah erken saatlerde çıkıp bakkalından ekmek ve süt
alıp dönerken evi önünde düşerek yaşama veda etti.
Bakkalı Şenol Akyıldız, Üner'in sessiz biri olduğunu söyledikten sonra söylediği
"Ünlü olduğunu öldükten sonra öğrendik" sözü onun yıllardır başarılı
bir çizgide sürdürdüğü çalışmalara
sadeliği temsil etttiğininde açık belgesi idi. 101 Türk Büyüğü'nden biri
olan Devlet "Üstün Hizmet
Ödülü" almıştı.O çalışmayı ama hep çalışmayı seçerek önemli işler yaptı.Türkiye’de müzik tarihinin en önemli derleme ,araştırma
ve 40 yılı aşkın bir müzik dergisini
yayınlama başarısına erdi..
Niğdeli Hacı Abdullah kasabasından
Çanakale şehit Muallim Etem yeğeni sanatçı 1922 yılında Niğde ‘de doğmuştu.
Istanbul Belediye Konseratuarı’nı 1955 yılında bitirdi.
Babası Ahmet Halit Bey ve amcası Muallim
İbrahim Etem, Çanakkale'de savaştı.
Babası gazi , amcası şehit düştü. Babası oğluna amcası Etem Ruhi Üngör'e ismini verdi. Eğitimi
sonrası müziğe yöneldi. 1955-68
yılları arasında konservatuarlarda, müzik derneklerinde ve özel okullarda
öğretmenlik yaptı .İstanbul Radyosu'nda 1950'deki açılışından itibaren 10 yıl
kanun çaldı. Koro şefi Hulusi Öktem’in
çoksesli korosunda görev aldı. Fransa’nın Poitiers ve Rpoen Uluslararası
Festivallerine katıldı.. Müzikolojik
araştırmalar yaptı. , Etnomüzikolojik araştırmalarıyla uluslararası bir kimlik
kazandı. Türk Çalgıları konusunda uzman
düzeyine erdi. 400 çalgıdan oluşan özel kolleksiyonu, bu alanda dünyanın en
zengin kolleksiyonu kabul edilmektedir. Evinde, Tamburi Cemil Bey'in tamburu, Şeyh Nasır
Abdülbakî Dede'nin, Kazasker Mustafa İzzet'in ve Neyzen Tevfik'in neyleri,
Sultan Abdülaziz'in lavtası (telli bir çalgı) ve Anadolu ile yurtdışından
birçok nadide enstrümanın bulunduğu 750'den fazla müzik aletine sahip olduğu
bilinmektedir.1967-76 yılları arasında
Bu koleksiyon için kızı Zerrin
Ergül babasının en büyük hayalinin
kendi enstrümanlarının yer aldığı Türk Çalgı Müzesi olduğunu söylemesi bu anlamda hemşehrileri
Niğdelilere de bir çağrı gibidir. Kızı Ergül
"Her hükümetin Kültür bakanı ile temasa geçtiğini ancak bu hayalini
gerçekleştiremediğini ve bu nedenle
kırgın gittiğini basına açıklarken
Ünver’in amcası Çanakkale şehidi olduğu
için öldüğünde Çanakkale'ye gömülmek istediğini ve Çanakkale'de ki Alçıtepe Köyü’ne
gömeceklerinide söylemiştir. Kızı Ergül 750 parçalık koleksiyonu bulunduğunu
ve iyi bir teklif gelirse satmayı
düşündüğünüde belirtmişti. Bu Müze için
Niğde Milletvekileri ve belediye öncülüğünde Niğde’de bir müze kurulması ne büyük bir tanıtım ve ilgi merkezi oluşmasına
vesile olacağı düşünülmelidir. Büyük şehirlerde bu tür koleksiyonlar değer
bulur ama Niğde’de böyle bir müze her anlamda dikkate değer bir girişim
olacaktır.
Dünyanın en büyük bilimsel enstrüman koleksiyonunu yanında eserleri ve resimleri ile Niğde Ethem Üngör Müzesi ayrı bir zenginlik
katacaktır. Kadıköy'de 87 yaşında hayata veda eden Üngör vasiyeti yerine getirmede Hacı
Abdullah Kasabası derneği ve Niğdelilerinde çaba ve çalışması olacağını
umuyorum.
**************
CHP BOR İLÇE ÖRGÜTÜ GÜMÜŞLER
MANASTIRI VE TARİHİ CAMİLERİ GEZDİ
Cumhuriyet Halk Partisi Bor ilçe örgütü Gümüşler Manastırı, Sungurbey Cami, Alaaddin Cami ve Niğde Kalesini gezdi. CHP ilçe Başkanı Mahmut Temeltaş ile Sayman Aptullah Tuğrul,Kadın Kolları Başkanı Belgin Gevrekçi ve 29 Mart yerel seçimlerinde CHP Bor Belediye Başkan adayı Endüstri Mühendisi Ömer Fethi Gürer meclis üyesi adayları Hacı Çopur, Nazife Yazar, Nursel Varol, Erdal Gevrekçi, Yaşar Belendir ile çok sayıda kişi katıldığı gezide rehberliği Ömer Fethi Gürer yaptı. Gazeteci Yazar Ömer Fethi Gürer Niğde ili genelinde çok sayıda özelliği olan önemli tarihi eserlerin bulunduğunu ve bunların yeterince tanınmadığını belirterek amacımız her kişinin Niğde’nin değerlerini bilmesi ve sahiplenmesidir dedi. Ömer Fethi Gürer 9 yy’da oluşumu başlayan Gümüşler Manastırında kilise duvarında yer alan Gülen Meryem Ana freskinin Kapadokya’da tek örnek olduğuna dikkat çekerek kaya oyma yapının yer altı şehri ve diğer ayrıntıları ile yurt içi gerek yurt dışından gerekli ilgiyi görür boyuta ermesinin Niğde içinde önemli bir turizm potansiyeli yaratacağını belirtti. Otobüs ve taksiler ile daha sonra Sungurbey Cami’ine gelen gruba buradada anlatımda bulunan Ömer Fethi Gürer Sungur bey caminin çifte minareli Camiler grubundan olduğunu ve büyük bir yangın ile kubbe ve minarelerinin 1800’lü yıllarda yıkıldığını söyledi. Gürer Caminin İlhanlı Valisi Sungur Ağa döneminde yapılmış muhteşem bir eser olduğunu ve doğu kapısı ve kuzey kapısında yer alan figürler ile mihrabı yanında Dışarı camine götürülmüş olan minberi ile bir şahseser olduğunu söyledi. Cami içinde çok sayıda sütunun ve çatının yangın sonrası yapıldığını anlatan Gürer orijinal yapılışında kubbeli olan camide yangın ardından yıkılan iki minareden birinin yapıldığını diğerinin temelinin bulunduğunu bu minareninde yeniden yapılması gerektiğini belirterek Vakıfların bir an önce bu minareyi orjinaline uygun inşa etmesini dilediğini söyledi. Gürer cami kapı üzerinde yer alan çift başlı kartalında Sungur Ağa arması olduğunu vurguladı. Daha sonra geziye katılanlar topluca Alaaddin Camiine geçtiler . Burada yaz aylarında beliren kadın yüzü yanında iki ayrı kadın başı ve arslan başlı çörtenler ile zengin taş işçiliği örneklerini de geziye katılanlara gösteren ve anlatan Ömer Fethi Gürer daha sonra son haline Selçuklular döneminde gelen kale ve saat kulesi hakkında bilgi verdi. Kalede çift başlı Sungur kuşunu yerinde gösteren Gürer farklı anlatılarda bir höyük olduğuna işaret edilen kale ve çevresinin mutlaka bir proje çerçevesinde ele alınarak tarihe yakışır konuma taşınmasınında şart olduğunu vurguladı. Katılımcılara Niğde ilinde farklı yerlerde yer alan tarihi doku hakkında da bilgi veren Ömer Fethi Gürer bu tür etkinliklerin her kurum kuruluş tarafından tekrarlanması gerektiğini böylece Niğde için daha çok tanıtıcı çalışmanın olası olacağını sözlerine ekledi.
ZENGENLİLER
NİĞDE’YE BAĞLANMAK İÇİN ÖMER FETHİ GÜRER’DEN DESTEK İSTEDİLER.
ZENGENLİLER BU KERE
NİĞDE’YE BAĞLANMAYA KARARLILAR.
Foto.haber KENAN ZIMBA
Konya İline bağlı Zengen Kasabası
Niğde bağlanmak istiyor. Kasaba Belediye Başkanı Metin Karakaya’yı ziyaret eden Gazeteci yazar Ömer Fethi Gürer ve CHP Bor
İlçe Başkanı Mahmut Temeltaş, Kızılca belediye başkanı İbrahim Gülümser, CHP
ilçe yöneticileri Abdullah Tuğrul, Hacı Çopur’dan oluşan heyet Zengenlilerce
konuk edildiler. Zengen Belediye Başkanı Metin Karakaya yanı sıra eski
başkanlardan Zihni Işık,ile kasaba ileri gelenleri İsmail Demir, Doğan Sayar,
Şahin Yurttaş, Muhittin Çoban, Cahit Aksoy ve kasabalılar gazeteci yazar Ömer Fethi Gürer
öncülüğünde kamuoyu oluşumu ile Niğde
bağlanmak isteğinin gerçekleşmesi için destek istediler.
Zengen Belediye Başkanı Metin
Karakaya Niğde ili ile her anlamda daha
yakın olduklarını belirterek geçmiş
dönemde referandumda Niğde bağlanma
konusunda hayır kararı çıktığını bu kere ise tüm Zengen halkının ortak
düşüncesinin Niğde bağlanmak olduğunu belirterek bu konuda Ömer Fethi Gürer kamuoyunun
oluşumunda katkısını beklediklerini
söyledi. Eski belediye başkanı Zihni Işık’ta öetden beri Niğde bağlanma
düşüncesinin yanında olduğunu bu konuda belediye meclisi karar alması ile
başlayacak yeni süreçte Niğde bağlanma kararının çıkacağına inandığını Zengen
geleceği içinde bunun şart olduğunu belirtti.
Zengen tanınmış isimlerinden Doğan Sayar’da geçen referandumda Niğde
bağlanmasına karşı çıktığını ancak geçen süreçte Zengen ile Niğde arasındaki
bağın Konya’dan daha güçlü ve önemli olduğunu gördüğünü bu kere Niğde
bağlanılması yönünde düşünce sahibi olduğunu vurguladı. Kızılca Bettik Şenliklerinde Ömer Fethi Gürer
yaptığı konuşmadanda etkilendiğini söyleyen Sayar öncülük edin bu kere kesin
Niğde bağlanma yönünde kararımızı uygulamaya geçirelim dedi. Kızılca Belediye
Başkanı İbrahim Gülümser’de yaptığı
konuşmada komşu kasaba ile güzel bir dayanışma içinde olduklarını ve Zengen
Niğde bağlanmasından büyük memnunluk duyacağını ifade etti. Bor CHP İlçe başkanı
Mahmut Temeltaş’da Zengen Kasabasından aldıkları davet üzerine geldikleri
kasabada gördükleri sıcak ve samami ilgiden memnun kaldıklarını ve parti olarak
Zengen Niğde katılması için her türlü desteğe hazır olduklarını ifade etti.
29 Mart yerel seçimlerinde Bor Belediye
Başkan Adayı olan Gazeteci Yazar Ömer Fethi Gürer Kasaba halkının Niğde bağlanma isteğinden duyduğu memnuniyeti
dile getirip 1976 yılından beri gazeteci olarak farklı dönemlerde geldiğim
Zengen her açıdan bağı Niğde ile ,bu güzel yerleşim yeri Niğde yıllar önce
bağlanmalı idi. Niğde
ALADAĞLARDAN
YÜKSELEN IŞIK DOĞAN ŞAFAK.
______________________________________________________
ÖMER FETHİ
GÜRER
Niğde için emek veren, çaba
harcayan, kentimizi doğası tarihi ile tanıtan anlatan her kişiyi çok önemli
görüyorum.Çünkü onlar gönüllüler ordusu doğdukları yaşadıkları topraklara borçlarını bir yerde onun
değerlerini anlatarak,yaşatarak ödeme çabası ve çalışması içinde bulunuyorlar.
Bu sayede bacasız sanayi turizmden
ilimizin daha çok pay alması gelişmesi adına uğraş veriyorlar. İşte bu uğraş ve
emek verenlerden biride Doğan Şafak’tır.
Niğde’mizde SOBEK, DİJON,
DEMAVEND, SAMİSTAL, AVRASYA, HAZZ turizm seyahat acenteleri da faaliyettedir.
Amaç Niğde iline daha çok turistin gelmesini ve Niğde tanınmasını sağlamaktır.
SOBEK’in Niğde temsilciliğine
uğrak verenler Bölgede doğa turizmi açısından her noktaya vakıf bir isim ile
karşılaşırlar. Doğan Şafak. Bu genç turizmci bir değişle “ Çekirdekten yetişme”
turizmcidir. Çocukluğunda hissettiği duygu ve sevda ile bu işe gönül vermiştir.
Çamardı Aladağlar Demirkazık
Köyü’nde doğmuştur. İlkokulu köyünde okuyan ve eğitim için ailesi ile Niğde göç
eden Doğan Şafak’ın turizm ile ilgisi doğduğu topraklara olan sevdasınında
etkisi olduğu mutlaktır.
Niğde için ilk turizm şirketi
1991 yılında kuran ve açan Doğan Şafak olmuştur. Tutkusu olan dağlara ve doğaya
ilgisi onu turizmci yapmıştır.
Beyefendi kişiliği, farklı
sosyal faaliyetlerdeki çaba çalışma gayreti ile sevilen Doğan Şafak,
yalnız Aladağ zirvelerini değil aynı zamanda yerel sayılabilecek hayvan ve bitki türleri
üzerinde de ilgisini yoğunlaştırarak bu bağlamda da önemli bir gözlemci ve bilgi birikimine sahip kişidir. Daha çocuk yaşlarda yöreye gelen
turistlerle konuşabilme arzusu ile yabancı dil öğrenmeye merak salan ve küçük
kâğıtlara yazdığı İngilizce sözlerle dil öğrenen Doğan Şafak turistlerle konuşma dilini de
onların nerelere ilgi duyduğunu düşünerek geliştirmiştir. İngilizcesini
geliştirmek adına anlama zorluğu olsa da BBC gibi radyoları dinleyerek kendini
bu yönlüde eğitime önem vermiştir. Lise
öğrencisi iken Aladağlara gelen
turistlere rehberliğe başlayan Şafak 15 yaşında Demirkazık zirvesine çıkmayı da
başarmıştır. Öncelikle dilini geliştirerek bu alanda başarılı bir rehber
olmuştur.
Doğan Şafak için ilginç bir
süreçte 1985 yılında tanıştığı Fransız Claude’den sonra İngilizce ve Fransızca
7 günlük tur programları yapmaya başlamasıdır. Bir yıl sonra Fransa’dan 12’şer
kişilik 5 grubun Niğde gelmesine vesile olması onun bu alanda ilgisini de
geliştirmiştir. Bir yıl sonra grup sayısı 12,ülke sayısı da İtalyanlarında
gelmesi ile ikiye çıkmıştır. Doğan Şafak bu süreçten sonra askerliğini yapar ve
dönüşünde artık yapacağı iş turizm konusu olmuştur. Önce dağ rehberlik ofisini
açarak 1991 yılında Niğde’de ilk turizm şirketini kurmuştur.
Ayrıca Göreme’de otel işleten Şafak 30 rehber,30
şöfer ve aşçısı ile yörede önemli bir
hizmet potansiyeline de ermiştir. Türkiye genelinde dağ-doğa turizmi
alanında önemli bir atılım sağlayarak 9 ülkeden 2500 yabancı turisti Türkiye’ye
getirmeyi başarmış ve Halen turizm alanında faaliyetine devam etmektedir.
Özellikle dağlarımızı en iyi tanıyanlardan ve en iyi tanıtanlardandır.
Genç sayılacak yaşta Niğde
ilinden yetişen önemli bir turizm elçisi olan Doğan Şafak gibi Niğde için uğraş
veren sınırlı kişi vardır.
Yıllardır emek verdiği bu alanda
eksikleri de en iyi görenlerdir. Özellikle turizm konusunda dünde yaşadıkları
ve deneyimlerinde bölge turizmi gelişmesi ciddi katkı sağlayacak bilgilerdir.
Niğde’de bu bağlamda gelecekte turizmden daha çok pay alabilmesi için mutlaka
Doğan Şafak gibi tecrübelerden yararlanılmalıdır. Niğde ilinde ilgili resmi kurum kuruluşlar düzenli bu tür
deneyim ve bilgi sahibi değerlerle toplanıp çalışmalar yapmaları da yararlı
olacaktır.
Niğde her yerleşim çevresinde
tarihin izleri taşımaktadır. Doğa- Dağ turizmi içinde Aladağlar ve Bolkarlar
çekim noktasıdır. Aladağlara olan ilgi çeşitlenmesi, Değirmenler Mağarası,
Kavlaktepe Yer Altı, Şehri, Çamardı kilise gibi ayrıntılarında dikkate alınması
bölgeyi daha da çekici kılacaktır. Bu süreçte Doğan Şafak gibi yöreyi ile
bilenlerin önemi çok daha fazla olacaktır. O nedenle Doğan Şafak Kapadokya’nın
en önemli kenti olmasına karşın ötelenip gözden ırak kalmış Niğde için bir
şanstır.
Sonuçta Niğde ilinden sınırlı sayıda bu işi hem severek hem ticari amaçlı yapan kişi vardır. Onlardan sağlanacak destek ve işbirliği Niğde için yeni ufuklara yol almasını sağlayabilir.
ATATÜRK GÖMLEĞİ
BOR’DA
ÖMER FETHİ GÜRER
Atatürk’te
her insan gibi doğdu, yaşadı ve genç sayılacak yaşta ama her anı dolu dolu bir
yurtsever olarak mücadele ile geçen yılların ardından yeni bir Cumhuriyet
kurarak aramazından bedenen ayrıldı.
Mustafa Kemal Atatürk ülkemiz için hedef olarak belirlediği yolda çağdaş
medeniyet yolu idi. Yaşadığı sürece her alanda örnek oldu.
Onun giyim tarzı da resimlerden
gördüğümüze göre uyum, düzen ve moda olana karşı ilgisini yansıtıyordu. Atatürk’ün kullandığı
iki ayrı giysisi de yıllardır Bor’dadır.
Bor’da Halil Nuri Yurdakul tarafından yıllar önce bir kitaplık ve
kitaplık içinde bir müze oluşturmuştu. Ancak müzede eşyaların bir kaçı hariç
diğerleri Niğde Müzesine taşınarak Bor Müzesi kapatıldı. Bu arada bazı özel
eşyaların akıbeti konusunda bir bilgi edinemedim ancak Büyük Önder
Mustafa Kemal Atatürk gömleği ve ayakkabısı Halil Nuri Yurdakul Kitaplığında
iken onarılan Bilginler Konağı’nda özel koruma altında alınarak sergilenmeye
başlanmıştır. Atatürk bu iki özel eşyası görenler ilgi ile izlenmektedir.
Bilginler Konağı ikinci katında
orta salon güzel bir teşhir olanağı yaratılmıştır. Salon ortasında muhafaza
içinde sergilenen gömlek katlanmış halde bulunmaktadır. Bağcıklı ayakkabısı da
hemen gömleğin altında teşhirdedir.
Mustafa Kemal Atatürk yalnız
komutan olarak değil bir lider olarak ta her alanda örnek girişimlerde
bulunmuştur. Giyimden yaşama değişik çok sayıda yenilik onun sayesinde
gerçekleşmiştir. Atatürk ile ilgili resimlerde dikkate değer olan her koşulda
şık olmayı başaran bir giysi tarzının da bulunmasıdır. Bazı kişilere giydiği
her şey yakışır. Atatürk böyle bir özelliğe de sahipti. Atatürk gibi onun
çevresinde yer alan çok kişi de giyim ve yaşam tarzı olarak kaliteli bir
çizgide oldukları belgelerden anlaşılmaktadır.
Atatürk özel eşyalarının korunması ve Niğde gelmesinde Halil Nuri
Yurdakul adı önemlidir. Halil Nuri Yurdakul Atatürk yakın olan isimlerdendir.
Kız Kardeşi Makbule hanımda Niğde geldiklerinde Bor’da onların evinde
konaklamıştır. Atatürk diğer yakın isimler Halit Mengi, Ahmet Songur, Muhittin
Soylu, Şefik Soyer gibi tanınmış Niğdelilerdir. Atatürk otomobillerinden
birinin Halil Nuri Yurdakul’da olduğu ayrıca Ankara aşçısının Halit Mengi
Bor’da evinde çalıştığı da diğer ayrıntılardır.
Esasında Atatürk Niğde gelişinde bindiği otomobil akıbeti belli
değildir. Keşke o otomobil günümüze erebilse ve müzede teşhir edilebilse idi.
Atatürk için her konuda
yaptıkları ve başardıkları birçok kaynakta detayları ile yer almaktadır. Onun
asker ve devlet adamı olarak Türkiye Cumhuriyet Kurucusu olduğu tartışma
götürmez. İşte bu önemli değerimizin döneminde her ilde ilçede gelişen Türkiye
içinde önder olanların çoğunluğu eğitimcilerdir. Onlarda Cumhuriyet sürecinde
değişim ve gelişimi yakinen gören izleyen sahiplenen ve yansıtanlar
olmuşlardır. Eğitim her alanda çok çok önemlidir. Günümüzde kitaplarla
televizyon ile verilen bilgiler yanında dünde yaşananları yerinde giderek
görmeye meraklı bir genç kuşakta vardır. Çanakkale Savaşı gibi tarihimizin
önemli evreleri için okullarımızın turlar yapması çok doğru ve güzel işlerdir.
İşte bu cümleden olarak Niğde ilinde okullarında Bor’da Bilginler Konağında yer
alan Atatürk gömlek ve ayakkabısını görmeleri onlar için farklı bir anı
olacaktır. Okullarımızı her yıl özellikle 10 Kasım’da böylesi bir ziyarette bulunabilirler.
Burada Atatürk’ümüzün Niğde ziyaretleri, Makbule Hanım Bor ziyaretleri resimleri de ayrıca sergilenmesi
güzel bir girişim olacaktır.
Atatürkçü olmak sözde değil yaşam biçimi ile örtüştüğünde anlam kazanır.Atatürk’ü salt anmak yetmez anlamakta gerekir. Günümüzde Atatürkçü olmayan kalmadı ama ne yazık ki onun gösterdiği yolda değerlerde kişilikte ve kimlikte bir toplum olmaktan hızla uzaklaşıyoruz. Çağdaş medeniyet seviyesine ulaşmanın yolu yaşam biçimi ile de ilgilidir.
HAVAALANI HAVADAMI KALDI?
ÖMER FETHİ GÜRER
Tansu
Çiller Başbakanlığı döneminde Niğde Havaalanı yapılacağı açıklandı ve o dönemde
şaşalı bir temel atma töreni de yapıldı. O temel atmadan bu yıla seneler
tükendi. Niğde Havaalanı yapılamadı.
Niğde Hava alanını kim yapacaktı biliyormuşsunuz? Niğde İl Özel İdaresi
tarafından havaalanı yapılacaktı. Yani işin başında işin olmayacağı bir yerde
açıkça da belli idi. Temel atıldıktan
bir süre sonra çalışmalar durdu. 1996 yılından 2000 yılına kadar bir şey
yapılmadı. Oysa 1999 yılında havaalanı açılacağı açıklanmıştı.
2000
yılında bir köşe yazısı ile durumu gündeme taşıdım. Havaalanı ne oldu? diye
sordum. Dönemin Valisi Refik Arslan Öztürk çok değerli ve dürüst bir yönetici
idi. Bu konularda hassastı. Yazım basında yer alınca açıklama gönderdi. Özetle
diyordu ki: Geçen döneme kadar Havaalanı inşaatının yapılamamış olması kaynak
yetersizliğindendir. Niğde Havaalanı yapımı İl Özel İdare tarafından yapılması
düşünülmüştür... Niğde İl Özel İdaresi Bütçesinden ayıracağımız kaynakla
yıllarca bu çalışma bitmez. Ayrıca Niğde ilinin köylerin kasabaların
sorunlarına il Özel İdare bütçemiz zor yetmektedir. Havaalanın yapımının İl
Özel İdare Kaynakları ile yapılması zor görülmektedir. Konu programdan
çıkarılmamıştır. Kaynak yetersizliğinden yapılamamaktadır. Ayrıca Aksaray,
Nevşehir, Niğde için tek Havaalanı yapılmasının doğru olacağını düşünüyorum.
Kullanım açısından da bunun uygun olur” demişti.
Aradan
dokuz yıl daha geçti. Yine yapılan bir çalışma olmadı. İl Özel İdarede bu
konuda bir çalışma olmadı. 1999 yılında bitecek yatırım,
ödenek yokluğundan ortada kaldı. Halen
tabelası, tel örgüler ve inşaat barakası haraptır. Proje tamamlanması için en
az 20
trilyona ihtiyaç bulunmaktadır. Özel idarenin ise bütçesi ile
yapılabilmesi için kaynak sağlanması şarttır.Hava alanının yatırım programından
çıkarılmamasına rağmen yıllar geçse
de gelişmede olmamıştır.
Geçen
sürede Nevşehir havaalanı yapılmıştır. Aksaray içinde bu işin tamamlanacağını
düşünüyorum. Öyle olunca bölgede Konya Kayseri, Adana dâhil tek havaalanı
olmayan il Niğde kalmaktadır. Havaalanı günümüzde ticaretten turizme,
Üniversitenin gelişmesinden yurt dışına açılma adına her alanda çok önemlidir.
Ayrıca Niğdelilerden yurt içi yurtdışında çok sayıda kişi havaalanı ile Niğde
gelecek konumdadır. Aladağlar ve Bolkarları varlığında Niğde kış turizmi içinde
bir merkez olması söz konusudur.
Son günlerde Niğde Hava alanı için değişik anlatılar da duymaya
başladık. Bor ilçesi Emen Ovasında temeli atılan hava alanı yerine
Niğde-Kayseri arasında bir yerde havaalanı yapılacağını söylenmektedir
Söylentiler
ne kadar gerçektir bilmiyorum ama Hava alanı da Niğde’de ortada kalan
işlerdendir. Esasen Hava alanı bir temel atma töreni ile adı kalmıştır. Dünde
kalanları kısaca anımsar isek, 10- 10- 1996’da Emen Ovasında Hava alanı inşa
işi ihale edilmiştir.1075 metre kotuna yerleştirilen havaalanı
10.10.1996
yılında yapılan Hava alanı inşaatı temel atma töreni anılarda kaldığı
düşünülerek bir temel atma töreni daha yaşanması doğaldır. Özellikle genel
seçimlere doğru bir kez daha havaalanı gündeme gelirse şaşmamak lazımdır. Çünkü
bir tesisi birkaç kez açılması ya da yarım yamalak bitmemiş işlerin açılış
törenleri yapılması ülkemizde olağandır. Hatta gidişine ayrı, gelişine ayrı yol
açma törenleri dahi gördük. Onun için 1996 yılında atılan temel artık eski
kalmıştır. Mutlaka eğer yatırım olacaksa yeni bir törende olacaktır. Sonuçta
yapılsın da biz törenlere alışığız hatta yapılan işten çok tören için harcama
yapılmasını dahi olağan görenlerimiz çoktur.
Birde yatırım tamamlanınca sen
yaptın ben yaptım kavgası başlar ama yapılmayan yarım kalan işin sahibi hiç
olmaz.
Niğde için hava alanın çok farklı
alanlarda katkı sağlayacağı mutlaktır. Sanayide, tarımda turizmde kongre
toplantılarında üniversitede havaalanın avantajlarından yararlanılması değişik
alanlarda çalışma derinliğine vesile olacaktır.
Niğde İl Özel İdaremiz Havaalanı
inşaası ne haldedir. Yeni yer arayışı doğrumudur? Açıklarsa öğrenmiş oluruz.
Niğde hava alanı mutlaka şarttır.
BİR EĞİTİM GÖNÜLLÜSÜ NEJLA
FİLİBELİ ARDINDAN
ÖMER FETHİ
GÜRER
Niğde’de doğmayan,Niğde’yi
görmeden dört okul birden yaptıran ve beşinci okulu için Niğde gelerek Niğde
ile geçen yıl tanışan Nejla Filibeli İstanbul’da vefat etti.
Niğde için çok önemli bir değer olan Nejla Filibeli vefatına çok üzüldüm.
İstanbul Niğdelier Derneği mesajı yanında genç yaşta Niğde okul yaptıran iş adamı hemşehrimiz
Şenol Bengü arayıp haberi verdi. İzmir’e cenazesine gideceğini söyledi.
Sanırım VALİMIZ- BELEDİYE BAŞKANLARI-
YAPTRIDIĞI OKULLARDAN heyetler cenaze
töreninde yer alacaktır.
Esasında iki yıl önce yaptığım söyleşi de mezarının
Niğde’de yapılmasını istiyordu ve şöyle demişti.-“Niğde'ye yaptırdığı
okullardan sonra Niğdeli gibi görülüyorum.
Niğde valisine, "Öldüğüm zaman beni, yaptırdığım okullardan birinin
yanına gömer misiniz?" dedim.Vali Bey
"İsterseniz şehitliğimize gömelim." cevabı verdi.Çok
duygulandım. "Ben orayı hak
etmiyorum." diyerek teklifi kibarca geri çevirdim.
Cenazesi vasiyeti gereğimi
İzmir’e gidiyor Bilmiyorum.Ama gönlünde yatan yer Niğde idi. Onun adını Niğde
bir caddeye vermek Niğde belediye meclisinin dilerim yapacağı bir iş olur.2004 yılında Nejla
Filibeli ile yaptığım söyleşi de beşinci
okul daha yapılmamıştı. Şimdi Niğde’de
yaptırdığı beş okul var. İşte Nejla Filibeli ile 2004 yılında yaptığım şöyleşi
:
Nejla Filibeli, Niğde iline hiç uğrak vermeden 4
yılda 4 okul yaptıran hayırsever bir insan, Niğde kitabı için özgeçmişini
yazmak üzere İstanbul’da Beyoğlu’nda Eczanesine doğru yola
çıktım. Gün ortasında eczaneyi bulmam
kolay oldu çünkü Yılbaşı gecesi sapıkların
turist kızlara saldırmalarından sonra sığındıkları Eczane burası idi.
Gazetelerde televizyonlar da haber olmuş kızılar bu eczaneye sığınarak
kurtulmuşlardı.
Kapıdan girdim. Kasada Nejla Filibe’li resimlerden tanıdığım için
kendimi tanıttım. Kalfası Niğdeli Kemal’de karşılayanlardandı. Oturduk sohbet
ettik. Konuştukça yaşam sevgisi ile insan sevgisini buluşturan bir kişinin
içtenliğini gördüm. Babası Ahmet Nazmi Bey
annesi Rabia hanımdı. Balkanlardan İzmir’e göç eden köklü ve varlıklı
bir ailenin kızı olarak okumuş. İstanbul’da sağlık sorunlarından Amerikan
Koleji 3 sınıftan ayrılmak zorunda kalmış ama
sağlığına kavuştuğunda sınıfları birer değil ikişer ikişer derslerini vererek
bitirmiş. Eczacı olmuş. Beyoğlu’nda ailesine ait 7 katlı binada yalnız Eczacı
dükkanını alıp diğer hissilerden vazgeçmiş, Yaşını söylemek istemiyorum. Ruhen
gencim. İşimin başında her gün çalışarak yaşıyorum. Kendimi bildim bileli
sosyal olmayı benimsedim. Gençliğimde tenis basketbol gibi sporlarda yaptım.
İnsan çalışırsa mutlu olur. Bende mutluyum diye konuşuyor. Niğde ve Niğdeliler
için ayrı bir sevgisi var. İşte biz sorduk
Nejla hanım yanıtladı.
ÖMER FETHİ GÜRER: Niğde 4 okul yaptırdınız. Niğde bağınız nasıl
oluştu?
NEJLA FİLİBELİ: Biz İzmir’de 3 Adana’da 1 fabrikamız vardı. Babam Ahmet
Nazmi Filibeli dul kadın ve yoksullara
sürekli yardım dağıtırdı. İzmir’de bizim çevremizi de herkeste bunu bilirdi ama
bizim yardımlarımız öyle davul zurna ile olmazdı. İhtiyacı olanın evine
gönderilirdi. Bu nedenle daha
çocukluğumuzda yardım etmenin güzel bir duygu olduğunu aileden öğrendim. Sonra
okudum Eczacı oldu. Ve Evlenmedim. Mali
yönden olanaklarımı hayır işlerine yönlendirmek istedim. O arada Doğu illerinde
okul yapmayı düşündüm. Çevremde ise çok tanıdığım varlıklı doğulu komşum
arkadaşım var.Ama bakıyorum onlar memleketlerine çoğunun bir katkısı yok esasen onların
memleketlerini düşünmeleri gerektiği kanısına
vardım. O arada yanımda çalışan Kemal bey 20 yıldır işini düzgün yapan
bir Niğdeli.Onların hemşerileri ile ilişkileri hoşuma giderdi. Bakarım bir cenaze var Niğdeliler hemen
haberleşip oradalar. Yardımlaşmaları güzel. Niğde okul yaptırmak fikri Kemal ve
Niğdelilerin tutkunluğu ile aklıma yattı. Ve Niğde okul yaptırmaya karar verdim. Niğde'nin
Fesleğen köyüne kendi adıma , Bozköy kasabasında babamın adına, Kızılören'de
annemin adına ve son olarak ta dedesini ismini yaşatmak için Kırkpınar
köyüne okul yaptırdım.
ÖMER FETHİ GÜRER:Necla Filibeli
Niğdeli olmayıp ta Niğde için bir şeyler yapan birkaç örnek değerden
birisiniz. Niğde yaşamadınız ama
Niğde için çok çok özel ve önemli bir eğitim gönüllüsü oldunuz Ne kadar teşekkür etsek ne
kadar alkışlasak azdır.
Okullar yaptıran biri olarak
Eğitim konusunda ne düşünüyorsunuz?
NEJLA FİLİBELİ:Öncelikle hemen belirtmeliyim ki ben Atatükçüyüm. Tüm
çocukların gençlerin Atatürk’ü iyi anlamaları öğrenmelerini ve onun yolundan
gitmelerini isterim.Laiklik ülkemiz için çok önemli kesinlikle bu konuda geriye
gidilmemeli. Bakınız ben her sabah mutlaka Yasin okur evden çıkarım. Haca gidip
hacıda oldum. Din insanın kendine ait olan önemli ve olması gereken bir değer.
Ancak din hiçbir zaman bir kişinin kendisine ayrıcalık sağlayacağı yer
olmamalı. Kişi dinini yaşamalı bunun
yanında eğitimde geleceğe yürüdüğümüz
yolda çağdaş medeniyet seviyesin,in üzerine çıkma konusunda ağabeylime sahip
çıkmalıyız. Bilgi ve bilim çok çok önemlidir.Atatürk’ün gösterdiği yol babalarımızdan bize ve bizden sonraki
kuşaklara ülkemizin yolunu aydınlatacak
ışıktır.mutlaka ve mutlak çok çok iyi
öğretilmelidir.
ÖMER FETHİ GÜRER: Niğde hiç
görmediniz. Ne zaman gitmeyi düşünüyorsunuz. ?
NEJLA FİLİBELİ: Niğde yaptırdığım okullardan 300 aşkın mektup
aldım. Mutlaka Niğde gelmemi istiyorlar. Çok duygulandım. O mektupları tek tek
okudum. Öğrenci Şerife Ertaş diyor ki’
Sınıfımız karanlıktı.soğuktu.yaptığımız
bazı deneylerimiz gerçekleşmiyordu ve
sınıf bize çok itici geliyordu.Bu sorunumuz sizin sayenizde yok oluyor. Sizi çok merak
ediyorum.Öğretmenlerimiz gazetede resminizi getirdi. Ve gördük. Yapılan okulumuza
dedeniz ismini vermişiniz dedeniz
ismini de çok merak ediyorum.İşallah
bu mektubumu da okursunuz.
Sizi ben ve okulum öğrencileri
çok seviyoruz yapılan okulun açılışına
bekliyoruz.Büyüyünce bende sizin gibi
okul cami vb topluma yararlı
şeyler yapmak istiyorum.
Başka bir mektupta Yeliz
Arslan’dan 4 sınıf öğrencisi Yeliz
mektubuna kalp resmi çizip N ve Y harflerini koymuş Yeliz mektubunda ‘Sen bize okul yaptırdın,seni iyi bir ablalık
yaptın.Senin adın çok güzel, Bizim öğretmenimizin de adı Nejla’ydı. Seni görmek
istiyoruz.Sen iyi bir anne olabilirsin
çünkü sen bize iyilik
yaptın seni çok sevindik okul yaptırdın diye hepimiz mektup gönderdik. Çünkü sen bize çok
sevindirdin.Onun için seni çok seviyoruz. Bzi kötü okullarda derslerimizi yapıyorduk ama şimdi çok
mutluyuz. Ve sevinç içindeyiz. Biz seni görmek istiyoruz.Senin iyi bir ablasın çok iyisin bir gün inşallah
köyümüze gelirsin çok teşekkür ediyoruz seni çok seviyoruz.
Ve 8 sınıf öğrencisi Dürdane Gültekin’de mektubunda şunları yazmış.Eğer bu okul
olmasaydı Biz herkesin gibi yukarıdaki
okula gitmeye devam edecektik. Bize çok
zor oluyordu.Sabahleyin saat 5’de
kalkıyorduk.Saat 6 ‘da yukarı okula yola çıkardık.Sabah 7’de der başlıyordu sabah cı öğlenci oluyorduk ve gerçekten bize çok zordu birde bizim ev
çok çok uzaktaydı Havalar soğuk
olurdu.Bizi okula giderken çok üşürdük Köpeklerde önümüze çıkardı çok
korkardık.Bizim eski yukarı okulda kalorifer yoktu.Sobalar vardı.O da
bazen yanıyordu.Sınıflar çok soğuk
olurdu. İyi ki bu okulu yaptırmışın Okul kalorifer var yani okul çok güzel Size ne kadar teşekkür
etsek azdır.
Sizden Allah razı olsun Sizi
okulumuzda görmek istiyoruz.
İşte bunlar gibi
300 davet mektubu aldım.Onun için Niğde
gelmeyi istiyorum. Nisan sonlarına doğru Niğde’de olacağımı düşünüyorum.
Bende Niğde merak ediyorum.
ÖMER FETHİ GÜRER: Niğde için
farklı yeni bir çalışma düşünüyormusunuz?
NEJLA FİLİBELİ: Niğde içim bir
okul daha düşüncem var. Bunun için Ulukışla ilçesinde okumaya merak fazla imiş
köylerinde okul sorunu olan bir köye
belki okul yaptırırım Ulukışla olmaz ise Niğde yine bir okul yaptırmayı
daha istiyorum. Niğdeli iş adamları da Niğde için sanırım okul ve benzeri
konularda destek veriyordu. Ayrıca Niğdeli
öğrenciler için İzmir’de bir hanım var. Akrabalarla ortak yarısı benim.
Bu hanın tarihi eser kapsamında onarımında sorun çıkıyor. Niğdeli
milletvekilleri İstanbul’a gelince görüştüm sorun çözülürde onarım olanağı
doğar ise bu handa benim hisseme düşen dükkanların ben öldükten sonra tüm
geliri Niğdeli başarılı okuyan öğrencilere bırakacağım İzmir Kemeraltı’nda
güzel bir yerde. Bu konuda
milletvekillerinin yapacaklarının sorusuna göre olursa bende bağış
yapacağım. Niğdeli çocukların okuması başarılı olmasını diliyorum
ÖMER FETHİ GÜRER: Sizi
tanımaktan mutlu oldum. Niğde için örnek
bir insan olarak ilgi ile dinledim Niğde
için farklı önerileriniz varmı?
NEJLA FİLİBELİ: Niğde okullar yaptırdıktan sonra ilgim arttı.
Tanımak için inceler oldum. Baktım ki ilginç güzel ve değişik dokuya sahip. Resimlerde anlatılanlardan
dinleyince neden gerektiği kadar tanınmıyor onu düşündüm ve bu konuda aklıma
gelen Niğde mutlaka bir dizi yada film çekilmesi için Niğdeliler çabası olsun
istedim. Bakınız bir Asmali Konak ne kadar
ilgi yarattı .Gaziantep ile ilgili filmlerde öyle. Niğde içinde bir
sinema veya televizyon filmi mutlaka hedeflenmeli, yapımcılarla senaryo
yazarları ile görüşüp bu anlamda bir çaba olursa çok yararlı olur.
ÖMER FETHİ GÜRER: Ben size teşekkür ediyorum. Son olarak vefat sonrası
Niğde mezarım olsun isteğiniz vardı.Ömrünüz uzun olsunda bu konuda ne
söyleyeceksiniz?
NEJLA FİLİBELİ: Vali beyle görüştüğümüzde ben Niğde yaptırdığım
okulların birinin yanında mezarım olsun istedim. O da sağolsun ömrünüz uzun olsun şehitliğimizde size yer
verelim dedi. Ben estağfurullah diye söyleyip okullarımın birinin yanında
istiyorum dedim .Olursa mutlu olurum. Bu sırada söze kalfa Niğdeli Kemal bey
karışarak ‘ben Fesleğenliğiyim, Fesleğene okulda yapıldı. Vefatı sonrası Fesleğen götüreceğim’ dedi
Bizde ömrünün uzun olması
dileğini tekrarlayarak güzel insanın yanından ayrıldık.
Ne yazık ki Nejşa Filibeli artık
yaşamıyor.Bizce anıtı dikilmesi gereken bir değerdir.
Esasen bu toprakların rantını
yiyen ve yaşamın topu topu 70 yıl ortalamasında olduğunu düşünmeden “hep bana”
diyenlere bu eli öpülesi insan Necla Filibeli yaptıkları ile ayrı bir ders
veriyor. Paraları ile övünen ve yaşamında tabutları kadar adam olanlar bu
değerine eserlerinden ders alıp acaba memlekete bir katkıları olur mu? Necla Filibeli
Niğde için çok özel taktiri çoktan hak etmiştir.
Niğde'nin Fesleğen köyüne kendi
adını taşıyan, Bozköy kasabasında babası adına, Annesi için Kızılören'de
ve dedesini ismin yaşatmak için
Kırkpınar Köyünde okullarına bir yenisini de bu öğrenim döneminde eklemişti.
İzmir Kemeraltı'nda bir işhanı
da öğrenci yurdu haline getirerek,
Niğde'de okullarında okuyan kız
öğrencilere, üniversiteye geldiklerinde burs verip bu handa barındırmak istediğini ve bu amaçla çabaladığını da söylüyordu. Şahenk lere gidip Niğde için fabrika yapmalarını isteyeceğim
diyordu. Niğde için üç ayrı projeden daha
söz ediyordu.Niğdelilerin fahri hemşerisi olarak Niğdeliden çok Niğde
düşünen olarak aramızdan ayrıldı.
NİĞDE’DE DOĞMAYAN YAŞAMINDA BİR
KEZ GEÇEN YIL NİĞDEMİZE GELEN AMA
NİĞDEMİZE BEŞ OKUL BİRDEN YAPTIRAN GÜZEL
İNSAN CENNETİN MEKAN OLSUN.
TURİZM
TURİZMİ? ALTINMI?
ÖMER FETHİ GÜRER
ENDÜSTRİ MÜHENDİSİ
GAZETECİ-YAZAR
Niğde ili genelinde tarihsel süreç on bin yıllık bilinen bir dönem ve öncesini içermektedir. Bu Bölgede her adımda
mutlaka yeni bir bulgu ve yeni bir
bilinmeyenin aydınlanacağı zenginlik vardır. İşte bu bölge için yıllardır yazıp
dikkati Niğde iline çekmeye çalışırız. O
arada Niğde farklı turizm zenginliklerini de anlatır, bunlarında gelişme için
sahiplenilmesini isteriz.
Niğde sınırları
içinde Ulukışla ilçesinin bulunduğu alanda tarihsel süreçten öte doğal
zenginlikleri de sıkça yazarız. Keza Niğde ilinin maden varlıklarının da değer
bulması gerektiği düşünürüz. Ancak tüm bu değerlendirmelerimiz içinde
temel aldığımız nokta var olanın
korunması, bilinmesi, tanınması çevre, doğa, tarihin korunması
eksenindedir. Niğde Göllüdağ gibi ilk
insan ayak izleri bulunan dağda ABD bağlantılı bir firmaya maden işleme ruhsatı verilmesi ile bölgedeki
çok önemli obsidyen kaynakları ve tarihsel bulguların zarar görme noktasında
olduğu gidip gördük ve bilim
adamlarının haykırışına kulak
tıkanmasını anlayamadığımızı geçen yıllarda yazmıştık. Bu kere başka bir
bölgede Ulukışla doğal dengeyi bozacak
boyuta yol almaya başladığını öğrenince
‘Eyvah’dedik. Çünkü Turizm açısından çok elverişli bir bölge Altın çıkarma adına sorunlar yaşayabilir.
Altın bir dönem çıkar ve biter ama altın gibi sürekli değer bulacak bu bölgede
elden gitmemesi lazım. Altının çıkarılmasından çok çıkarılma yönteminin
yaratacağı sakıncalar çok yerde tartışılıyor. Siyanürle altın çıkarmanın doğaya
zarar verdiği bilim adamları gözlemleri ile açıklıyorlar.
Niğde turizmden pay alsın kalkınmasında turizme önem versin derken ve Darboğaz Kayak Dağcılık ve Tenis Kulübü(DARKAY)'nün Kılan-Emirler-Darboğaz-Porsuk-Gümüş-Alihoca ve Maden'i içine alan bölgenin milli park ilan edilmesine yönelik başlattığı “BOLKARLAR MİLLİ PARK OLSUN KAMPANYASI”ıyla, Çevre ve Orman Bakanlığı başta olmak üzere tüm ilgili kamu ve sivil kurum, kuruluşlara yaptığı başvuru olumlu sonuçlanmasını beklenirken Altın ile bölge gündeme geliverdi. Turizm ve doğal güzellikler içinmi bölge sahiplenilmeli yoksa Altın içinmi? Şimdilerde soru bu.
Doğal Kayak pisti ile bölgede kış sporları için ideal olan yerde, ayrıca inanılmaz doğa zenginliğinin yanında Çiftehan Kaplıcaları gibi sağlık turizmi için önemli bir merkezinde yer aldığı alanın geleceği ne olacağı artık ciddi tartışılıyor . Tarihsel ve turizm potansiyeli açısından zenginliğinin adresi geleceği ne olacağı sorusu şimdilerde askıda kalıyor. Ulukışla Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı, Lüle Kalesi, Porsuk Zeyve Kazı çalışması gibi bilinen önemli tarihsel varlık bir gerdanlık gibi bölgeyi kucaklıyor. Bolkarları hayvan ve bitki zenginliğine görüntü katan gölleri ile mutlaka görülmesi gereken bir güzelliğinde adresi durumundadır. Bu arada tarihsel süreçte işlenmiş antik döneme kadar eren maden ocakları ile mağaralarda bölgeyi çekim alanı kılabilecek çekiciliktedir. Bütün varlığı doğal zenginlikleri ve tarihsel derinliğin izleri ile dolu bölgenin geleceği ile ilgili kaygılar mutlaka önemsenmesi gerekendir.
Niğde, Ulukışla
İlçesi ve Darboğaz Beldesinde bazı Sivil
Toplum Kuruluşları ve Belediyelerin birlikteliğiyle “Maden Çevre Platformu” oluşturuluyor.
Bu konuya tepkili Köy muhtarı ve ihtiyar
heyeti neden altın aranmaması gerektiğini
konusunda duyuruları bu bağlamda dikkate değerdir.İşte o bildiri aynen
şöyledir.
Maden Köyü Ve
Civarında
Siyanür İle Altın
Üretilmesini İstemiyoruz!
Niğde ili, Ulukışla ilçesi, Maden Köyümüz Bolkar Dağlarında geçmiş dönemlerde idari şekli kaymakamlık olan eski bir Rum köyüdür, köyde asırlık Rum evleri vardır, korunmalıdır.
Bolkar Dağlarında bulunan endemik ve soyu tükenmeye yüz tutmuş bitki ve hayvanların büyük bir çoğunluğu Maden Köyü sınırları içinde yaşamını sürdürmektedir. Karagöl'de endemik Rana Holtzi, Meydan Yaylası'nda endemik yediuyur, kardelen, yayla çiçekleri, dağ sümbülü, boynu bükük dağ lalesi, nevruz, dağ sarımsağı, kuzukulağı, vb. Pek çok bitki ve hayvan olmak üzere yaban hayatı mevcuttur.
Maden Köyü civarında endemik sarı benekli siyah semender(madenlilerce yağmur böcüsü olarak bilinen) ve o bölgede yaşayan endemik bir tür akrep, kuzugöbeği mantarı, kuşlar ve bazılarının henüz keşfedilmediği binlerce bitki ve hayvan türü yaşamaktadır. Proje bazında bazı üniversitelerin araştırmaları mevcuttur.
Maden Köyü coğrafyasında tadını suyundan, toprağından alan maden fasulyesi(beyaz kuru fasulye) Niğde ve civarında nam salmıştır. Önceleri üzüm bağlarıyla, şimdilerde de ihraç ürünü kaliteli siyah kiraz(Napolyon) bahçeleriyle, cevizleri ve diğer meyve ağaçlarıyla Niğde İli Ulukışla ilçemizin küçük ve şirin bir köyü konumundadır.
Köyün E90 karayolundan girildiğinde tarihsel özelliği bulunan bir anıt niteliğinde Kalkan Kayası görülmeğe değer.
Bölgeye gelen turistler, araştırmacılar ve dağcılar Medetsiz Tepesi'ne, Meydan Yaylası'na, Karagöl ve Çinigöl’e ulaşımda E90 karayolundan Alihoca-Maden güzergâhını kullanmaktadırlar.
Bölgede ağaçlı orman mevcut olup yaban hayatın yaşam alanıdır.
Alihoca-Maden arasında tatlı su balıkçılığı da yapılmakta ve su kaynaklarının mineral yönünden çok zengin oluşu balıkların lezzetini daha bir arttırmaktadır.
Maden Köyü ve çevresi turizme aday konumdadır.
GÜMÜŞTAŞ MADENCİLİK AŞ.'nin Niğde Ulukışla Maden Köyünde “Siyanür liç yöntemi” ile üreteceği altın ve diğer madenler için ÇED(Çevresel Etki Değerlendirmesi ve Planlama) sürecinde; 3 Nisan 2009 Tarihinde saat 14.00’te yapmayı planladıkları “halkın katılımı toplantısı”na Maden ve Alihoca çevresinde yaşayanlar olarak katılmadık ve toplantı yapılamadı.
“BİZ
BÖLGEMİZDE SİYANÜRLE ALTIN ÇIKARILMASINI İSTEMİYORUZ.”
“BİZİM
ALTINIMIZ İHRAÇ ÜRÜNÜ KİRAZIMIZ.”
diyerek tepkimizi dile getirdik.
Siyanürün insan sağlığına ve doğaya verdiği zarar bilinmekte, ancak altını ayrıştırmanın en kolay yolu oluşu ve yasalarımızdaki birtakım boşluklar, ülkemizde siyanürle altın üretilmesine, yaşam-insan-doğayı, dahası geleceğimizi tehlike altına atma pahasına, olanak tanımaktadır.
Niğde-Ulukışla-Maden-Alihoca-Darboğaz ve çevre insanları olarak;
“BİZLER DE ÇOLUĞUMUZ-ÇOCUĞUMUZ-EKMEĞİMİZ-SUYUMUZ-GELECEĞİMİZ PAHASINA BURADA SİYANÜRLE ALTIN ÜRETİLMESİNE KARŞIYIZ! SONUNA KADAR MÜCADELEMİZİ KARARLILIKLA VE SABIRLA SÜRDÜRECEĞİZ.” diyoruz.
Buraya gelen turistler, dağcılar, araştırmacılar, kayakçılar bölgenin doğallığından ve bakir oluşundan dolayı geliyor. Siyanürün adını duyan bir daha buradan geçmez. Oysa biz buraya daha çok turist çekmenin yollarını arıyoruz, bölgemizin turizme açılmasını istiyoruz. Maden işletmesinde bizleri işe alacaklarını varsayanlar; bizlere ekmek, iş sahası olarak bunları yapsınlar, biz madende çalışıp erken ölmek istemiyoruz. Bu bakir mekânı torunlarımıza böyle bırakalım, onlar da görsün yaşasın. Siyanürün adını duyan ihracatçı firmalar bizim kirazımızı almaz, maden fasulyesini altın gibi arayanlar artık satın almaz, yemez de. Tüm bunlar bir yana biz kendimiz nasıl yiyeceğiz, sularımızı kana kana içebilecek miyiz eskisi gibi, koyunumuzu keçimizi otlatabilecek miyiz?
Madenin işlemeye başlamasıyla birlikte buraya ağır vasıta niteliğinde araçlar gelecek, bu araçların çıkaracağı toz ve gürültü olacak. Siyanür ve diğer kimyasallar, benzeri araçlarla getirilecek ve taşıma sırasındaki herhangi bir sızıntı ya da kaza durumunda ne olacak?
Çatı, balkon ve bahçelerimizde tarhanamızı, bulgurumuzu, salçamızı vb. gönül rahatlığıyla sağlıklı diyebileceğimiz bir ortamda yapabilecek miyiz?
Siyanürle altın üretimi konusunu araştırdık, sorduk soruşturduk, jeoloji ve maden mühendisleriyle görüştük. Sonuç olarak yaşama ve yaşanılmışlıklara dair olumlu şeyler duyamadık ne yazık ki... Tam tersine Türkiye ve dünyada ne denli acı ve yıkıma neden olduğunu öğrendik.
Altın madeni üretim çalışmaları sırasında; altın madeni ve çevresindeki alan coğrafik, topoğrafik, jeolojik, minerolojik, fizyolojik, biyolojik olarak bozulacak ve yıkıma uğrayacaktır.
Üstelik dünyada siyanürle altın üretiminde; altın üretilirken olası zehirlenme riskinin az olduğunu, ancak yıllar sonra bile; atık havuzları ya da diğer yalıtımların yetersizliği-denetimsizliği ve en önemlisi de doğal afet diyebileceğimiz aşırı kar-yağmur-sel ya da yer sarsıntısı vb. durumlardan dolayı “atık deposu” sızıntı, taşma, patlaması sonucu atıkların çevreye yayıldığını ve etrafa ölüm saçtığını, suların kirlendiğini, toprağın kullanılamaz duruma geldiğini, hayvanların öldüğünü, insanların hastalandığını öğrendik.
Böylesi bir durum yaşandığında; Maden-Alihoca’da yaşam tamamen ölür. Alihoca'daki balık çiftliği ölür. Sızıntı yeraltı kaynaklarına da ulaşacaktır, bu durumda; kireçlenmeye ve pek çok hastalığa şifa olan Çiftehan kaplıcaları ölecektir. Sonrasında E90 Karayolu üzerindeki tatlı su(doğal kaynak suları) kaynakları ölür. Zehirli atığın Çakıt dereleriyle Seyhan Barajına, dahası Akdeniz’e kadar ulaşması ve ulaştığı yerlerde tüm yaşamı öldürmesi ve beraberinde hastalıkları getirmesi söz konusudur.
Böyle bir durumda çıkarılacak altın miktarı, kaybedilecek yaşamsal değerin yerini asla tutamaz.
YAŞAMIMIZ,
DOĞAMIZ VE DÜNYAMIZ SATILIK DEĞİLDİR!…
YOK
EDİLEN YAŞAM, DOĞA VE DÜNYA
ASLA
BİR DAHA GERİYE GELMEYECEKTİR!...
Doğanın, ağacın, yeşilin, suyun, toprağın, havanın, hayvanların olmadığı yerde insan da yaşayamaz. Doğa varsa biz varız.
“DOĞA
BİZİM CANIMIZ, CANIMIZA KIYMAYIZ, KIYDIRMAYIZ!”
Ayrıca; tüm canlıların yaşamını ve yaşam alanlarını korumak, tarihi ve kültürel mirasımıza sahip çıkarak onları gelecek kuşaklara devretmek hepimizin görevidir. Bu nedenlerle Darboğaz Kayak Dağcılık ve Tenis Kulübü(DARKAY)'nün Kılan-Emirler-Darboğaz-Porsuk-Gümüş-Alihoca ve Maden'i içine alan bölgenin milli park ilan edilmesine yönelik başlattığı “BOLKARLAR MİLLİ PARK OLSUN KAMPANYASI”ıyla, Çevre ve Orman Bakanlığı başta olmak üzere tüm ilgili kamu ve sivil kurum, kuruluşlara yaptığı başvuru ve çağrıyı tüm gücümüzle destekliyoruz.
14.04.2009
Erdoğan
ÖZGÜLER
Maden
Köyü Muhtarı
Maden Köyü Muhtarlığı İhtiyar Heyeti Üyeleri
Alihoca Köyü Muhtarı
Alihoca Köyü Muhtarılığı İhtiyar Heyeti Üyeleri adına
BOLKARLARDA SİYANÜRLE ALTIN
ÖMER FETHİ GÜRER
Niğde ili Ulukışla ilçesi Bolkar dağlarında bir şirkete altın arama izni verilmesi
tepkilere neden oldu. Altıncılara Maden
Köy ve komşu Köy Muhtar ve ihtiyar heyeti karşı çıkarak, İl özel idaresine başvurdular. Niğde Çevre Eğitim ve Kültür
Derneği Başkanı Abidin Özkaynak Niğde, Ulukışla ve
Darboğaz'da bazı sivil toplum kuruluşları ile belediyelerin birlikteliğiyle
"Maden Çevre Platformu" oluşturulacağını ve 2
Mayısta konu ile ilgili köylüleri bilgilendirme adına toplantı
planlanmadıklarını belirterek Siyanürle
Altın aranmasının doğayı katledeceğini öne sürdü
Bu bölgeyi yakınen bilenlerdenim. Doğa ve
tarih zenginliği ile çekici bir bölgedir.Niğde
Kitabını yazarken Ömer Fethi Gürer olarak bölgeye bir kez daha gittim.’’Niğde ili
on bin yıllık bilinen bir dönem ve öncesini içermektedir. Bu yörede, her
adımda mutlaka yeni bir bulgu ve yeni bir bilinmeyenin aydınlanacağı zenginlik
vardır. İşte, bu bölge için yıllardır yazıp dikkati Niğde iline çekmeye
çalışırız. O arada Niğde farklı turizm zenginliklerini de anlatır, bunların da
gelişme için sahiplenilmesini isteriz.
Niğde il sınırlarının sınırları içinde, Ulukışla ilçesinin yer aldığı alandaki
tarihsel süreçten öte, doğal zenginlikleri de sıkça yazarız. Keza Niğde ilinin
maden varlıklarının da değerini bulması gerektiğini düşünürüz. Ancak tüm bu
değerlendirmelerimiz içinde temel aldığımız nokta, var olanın korunması,
bilinmesi, tanınması; çevre, doğa ve tarihin korunması eksenindedir.
Niğde Göllüdağ gibi ilk insanın ayak izlerinin bulunduğu dağda, ABD bağlantılı
bir firmaya maden işleme ruhsatı verilmesi ile bölgedeki çok önemli obsidyen
kaynakları ve tarihsel bulguların zarar görmek üzere olduğunu gidip gördük.
Bilim insanlarının haykırışına kulak tıkanmasını anlayamadığımızı geçen
yıllarda yazmıştık.
Bu kere başka bir yörede, Ulukışla'da doğal dengeyi bozacak boyutta yol almaya
başlandığını öğrenince eyvah dedik. Çünkü turizm açısından çok elverişli bir
yöre altın çıkarmak hevesi yüzünden sorunlar yaşayabilir.
Altın bir dönem çıkar ve biter ama altın gibi sürekli değer bulacak bu bölgede
elden gitmemesi lazım.
Altının çıkarılmasından çok çıkarılma yönteminin yaratacağı sakıncalar çok
yerde tartışılıyor. Siyanürle altın çıkarmanın doğaya zarar verdiğini bilim
adamları gözlemlerine dayanarak açıklıyor.
Niğde turizmden pay alsın, kalkınmasında turizme önem versin derken ve Darboğaz
Kayak Dağcılık ve Tenis Kulübü (DARKAY)'nün Kılan, Emirler, Darboğaz, Porsuk,
Gümüş, Alihoca ve Maden'i içine alan bölgenin milli park olarak ilan edilmesine
yönelik olarak başlattığı "BOLKARLAR MİLLİ PARK OLSUN KAMPANYASI" ile
Çevre ve Orman Bakanlığı başta olmak üzere tüm ilgili kamu ve sivil toplum
kuruluşlarına yaptığı başvurunun olumlu sonuçlanması beklenirken Altın ile yöre
gündeme geliverdi.
Yöre turizm ve doğal güzellikler için mi sahiplenilmeli yoksa Altın için mi?
Şimdilerde soru bu...
Doğal kayak pisti ile yörede kış sporları için ideal olan yerde, ayrıca
inanılmaz doğa zenginliğinin yanında Çiftehan Kaplıcaları gibi sağlık turizmi
için önemli bir merkezin de yer aldığı alanın geleceğinin ne olacağı artık
ciddi olarak tartışılıyor.
Tarihsel ve turizm potansiyeli açısından zenginliğinin adresi geleceği ne
olacağı sorusu şimdilerde askıda kalıyor. Ulukışla Öküz Mehmet Paşa
Kervansarayı, Lüle Kalesi, Porsuk Zeyve Kazı çalışması gibi bilinen önemli
tarihsel varlık bir gerdanlık gibi bölgeyi kucaklıyor. Bolkarları hayvan ve
bitki zenginliğine görüntü katan gölleri ile mutlaka görülmesi gereken bir
güzelliğinde adresi durumundadır. Bu arada tarihsel süreçte işlenmiş antik döneme
kadar eren maden ocakları ile mağaralarda bölgeyi çekim alanı kılabilecek
çekiciliktedir. Bütün varlığı doğal zenginlikleri ve tarihsel derinliğin izleri
ile dolu bölgenin geleceği ile ilgili kaygılar mutlaka önemsenmesi gerekendir.
Bu konuya tepki gösteren köy muhtarı ile ihtiyar heyeti, yörede neden altın
aranmaması gerektiği konusundaki Erdoğan
ÖZGÜLER Maden Köyü Muhtarı ,Maden Köyü Muhtarlığı İhtiyar Heyeti Üyeleri
,Alihoca Köyü Muhtarı ve Alihoca Köyü
Muhtarılığı İhtiyar Heyeti Üyeleri adına yayınlanladıkları bildiri de şu
görüşlere yer verdiler.
" Maden Köyü ve Civarında Siyanürle Altın Üretilmesini İstemiyoruz!
Niğde ili, Ulukışla ilçesi, Maden Köyümüz Bolkar Dağlarında geçmiş dönemlerde
idari şekli kaymakamlık olan eski bir Rum köyüdür, köyde asırlık Rum evleri
vardır, korunmalıdır.
Bolkar Dağlarında bulunan endemik ve soyu tükenmeye yüz tutmuş bitki ve
hayvanların büyük bir çoğunluğu Maden Köyü sınırları içinde yaşamını
sürdürmektedir. Karagöl'de endemik Rana Holtzi, Meydan Yaylası'nda endemik
yediuyur, kardelen, yayla çiçekleri, dağ sümbülü, boynu bükük dağ lalesi,
nevruz, dağ sarımsağı, kuzukulağı, vb. Pek çok bitki ve hayvan olmak üzere
yaban hayatı mevcuttur.
Maden Köyü civarında endemik sarı benekli siyah semender(madenlilerce yağmur
böcüsü olarak bilinen) ve o bölgede yaşayan endemik bir tür akrep, kuzugöbeği
mantarı, kuşlar ve bazılarının henüz keşfedilmediği binlerce bitki ve hayvan
türü yaşamaktadır. Proje bazında bazı üniversitelerin araştırmaları mevcuttur.
Maden Köyü coğrafyasında tadını suyundan, toprağından alan maden
fasulyesi(beyaz kuru fasulye) Niğde ve civarında nam salmıştır. Önceleri üzüm
bağlarıyla, şimdilerde de ihraç ürünü kaliteli siyah kiraz(Napolyon)
bahçeleriyle, cevizleri ve diğer meyve ağaçlarıyla Niğde İli Ulukışla ilçemizin
küçük ve şirin bir köyü konumundadır.
Köyün E90 karayolundan girildiğinde tarihsel özelliği bulunan bir anıt
niteliğinde Kalkan Kayası görülmeğe değer.
Bölgeye gelen turistler, araştırmacılar ve dağcılar Medetsiz Tepesi'ne, Meydan
Yaylası'na, Karagöl ve Çinigöl'e ulaşımda E90 karayolundan Alihoca-Maden
güzergâhını kullanmaktadırlar.
Bölgede ağaçlı orman mevcut olup yaban hayatın yaşam alanıdır.
Alihoca-Maden arasında tatlı su balıkçılığı da yapılmakta ve su kaynaklarının
mineral yönünden çok zengin oluşu balıkların lezzetini daha bir arttırmaktadır.
Maden Köyü ve çevresi önemli bir turizm merkezi olmaya aday konumdadır.
GÜMÜŞTAŞ MADENCİLİK AŞ.'nin Niğde Ulukışla Maden Köyünde "Siyanür liç
yöntemi" ile üreteceği altın ve diğer madenler için ÇED(Çevresel Etki
Değerlendirmesi ve Planlama) sürecinde; 3 Nisan 2009 Tarihinde saat 14.00'te
yapmayı planladıkları "halkın katılımı toplantısı"na Maden ve Alihoca
çevresinde yaşayanlar olarak katılmadık ve toplantı yapılamadı.
"BİZ BÖLGEMİZDE SİYANÜRLE ALTIN ÇIKARILMASINI İSTEMİYORUZ."
"BİZİM ALTINIMIZ İHRAÇ ÜRÜNÜ KİRAZIMIZ." diyerek tepkimizi dile
getirdik.
Siyanürün insan sağlığına ve doğaya verdiği zarar bilinmekte, ancak altını
ayrıştırmanın en kolay yolu oluşu ve yasalarımızdaki birtakım boşluklar,
ülkemizde siyanürle altın üretilmesine, yaşam-insan-doğayı, dahası geleceğimizi
tehlike altına atma pahasına, olanak tanımaktadır.
Niğde-Ulukışla-Maden-Alihoca-Darboğaz ve çevre halkı olarak "BİZLER DE
ÇOLUĞUMUZ-ÇOCUĞUMUZ-EKMEĞİMİZ-SUYUMUZ-GELECEĞİMİZ PAHASINA BURADA SİYANÜRLE
ALTIN ÜRETİLMESİNE KARŞIYIZ! SONUNA KADAR MÜCADELEMİZİ KARARLILIKLA VE SABIRLA
SÜRDÜRECEĞİZ." diyoruz.
Buraya gelen turistler, dağcılar, araştırmacılar, kayakçılar bölgenin
doğallığından ve bakir oluşundan dolayı geliyor. Siyanürün adını duyan bir daha
buradan geçmez. Oysa biz buraya daha çok turist çekmenin yollarını arıyoruz,
bölgemizin turizme açılmasını istiyoruz. Maden işletmesinde bizleri işe
alacaklarını varsayanlar; bizlere ekmek, iş sahası olarak bunları yapsınlar,
biz madende çalışıp erken ölmek istemiyoruz. Bu bakir mekânı torunlarımıza
böyle bırakalım, onlar da görsün yaşasın. Siyanürün adını duyan ihracatçı
firmalar bizim kirazımızı almaz, maden fasulyesini altın gibi arayanlar artık
satın almaz, yemez de. Tüm bunlar bir yana biz kendimiz nasıl yiyeceğiz,
sularımızı kana kana içebilecek miyiz eskisi gibi, koyunumuzu keçimizi
otlatabilecek miyiz?
Madenin işlemeye başlamasıyla birlikte buraya ağır vasıta niteliğinde araçlar
gelecek, bu araçların çıkaracağı toz ve gürültü olacak. Siyanür ve diğer
kimyasallar, benzeri araçlarla getirilecek ve taşıma sırasındaki herhangi bir
sızıntı ya da kaza durumunda ne olacak? Çatı, balkon ve bahçelerimizde
tarhanamızı, bulgurumuzu, salçamızı vb. gönül rahatlığıyla sağlıklı
diyebileceğimiz bir ortamda yapabilecek miyiz?
Siyanürle altın üretimi konusunu araştırdık, sorduk soruşturduk, jeoloji ve
maden mühendisleriyle görüştük. Sonuç olarak yaşama ve yaşanılmışlıklara dair
olumlu şeyler duyamadık ne yazık ki... Tam tersine Türkiye ve dünyada ne denli
acı ve yıkıma neden olduğunu öğrendik.
Altın madeni üretim çalışmaları sırasında; altın madeni ve çevresindeki alan
coğrafik, topoğrafik, jeolojik, minerolojik, fizyolojik, biyolojik olarak
bozulacak ve yıkıma uğrayacaktır.
Üstelik dünyada siyanürle altın üretiminde; altın üretilirken olası zehirlenme
riskinin az olduğunu, ancak yıllar sonra bile; atık havuzları ya da diğer
yalıtımların yetersizliği-denetimsizliği ve en önemlisi de doğal afet
diyebileceğimiz aşırı kar-yağmur-sel ya da yer sarsıntısı vb. durumlardan
dolayı "atık deposu" sızıntı, taşma, patlaması sonucu atıkların
çevreye yayıldığını ve etrafa ölüm saçtığını, suların kirlendiğini, toprağın
kullanılamaz duruma geldiğini, hayvanların öldüğünü, insanların hastalandığını
öğrendik.
Böylesi bir durumda Maden-Alihoca'da yaşam tamamen ölür. Alihoca'daki balık
çiftliği ölür. Sızıntı yeraltı kaynaklarına da ulaşacaktır, bu durumda;
kireçlenmeye ve pek çok hastalığa şifa olan Çiftehan kaplıcaları ölecektir.
Sonrasında E90 Karayolu üzerindeki tatlı su(doğal kaynak suları) kaynakları
ölür. Zehirli atığın Çakıt dereleriyle Seyhan Barajına, dahası Akdeniz'e kadar
ulaşması ve ulaştığı yerlerde tüm yaşamı öldürmesi ve beraberinde hastalıkları
getirmesi söz konusudur.
Böyle bir durumda çıkarılacak altın miktarı, kaybedilecek yaşamsal değerin
yerini asla tutamaz.
YAŞAMIMIZ, DOĞAMIZ VE DÜNYAMIZ SATILIK DEĞİLDİR!…
YOK EDİLEN YAŞAM, DOĞA VE DÜNYA ASLA BİR DAHA GERİYE GELMEYECEKTİR!...
Doğanın, ağacın, yeşilin, suyun, toprağın, havanın, hayvanların olmadığı yerde
insan da yaşayamaz. Doğa varsa biz varız.
"DOĞA BİZİM CANIMIZ, CANIMIZA KIYMAYIZ, KIYDIRMAYIZ!"
Ayrıca, tüm canlıların yaşamını ve yaşam alanlarını korumak, tarihi ve kültürel
mirasımıza sahip çıkarak onları gelecek kuşaklara devretmek hepimizin
görevidir. Bu nedenlerle Darboğaz Kayak Dağcılık ve Tenis Kulübü(DARKAY)'nün
Kılan-Emirler-Darboğaz-Porsuk-Gümüş-Alihoca ve Maden'i içine alan bölgenin
milli park ilan edilmesine yönelik başlattığı "BOLKARLAR MİLLİ PARK OLSUN
KAMPANYASI"ıyla, Çevre ve Orman Bakanlığı başta olmak üzere tüm ilgili
kamu ve sivil kurum, kuruluşlara yaptığı başvuru ve çağrıyı tüm gücümüzle
destekliyoruz.
Erdoğan ÖZGÜLER Maden Köyü Muhtarı
Maden Köyü Muhtarlığı İhtiyar Heyeti Üyeleri
Alihoca Köyü Muhtarı
Alihoca Köyü Muhtarılığı İhtiyar Heyeti Üyeleri adına"
Gürer’in ,
yoksulluk hızla yayılıyor.adlı yazısını diğer bölümlerimize koyduk.
CHP ADAYI GÜRER HUZUREVİNE ZİYARETTE BULUNDU.
Cumhuriyet Halk Partisi Belediye Başkan Adayı Endüstri Mühendisi Ömer Fethi Gürer, CHP İlçe Başkanı Mahmut Temeltaş, Belediye Meclis Üyesi adayları ile birlikte Bor Huzurevinde kalanları ziyaret ederek bir süre görüştüler.
Huzurevi Müdürü Selahattin Yücel’e de ziyarette bulunan heyet yaşlı,engelli yurt sakinlerini tek tek karanfil dağıtarak hal hatırlarını sordular. Cumhuriyet Halk Partisi Bor Belediye Başkan Adayı Gazeteci Yazar Endüstri Mühendisi Ömer Fethi Gürer Huzurevinde bulunanların yaşamın bir gerçeğini yansıttığını belirterek toplum olarak sorunları,sıkıntıları olan, başta engelli yurttaşlarımız olmak üzere yaşlılarımızı sahiplenmek her yurttaşın görevidir. Huzurevleri insanların ders almasını bilirlerse öğrenecekleri çok şeyin olduğu kurumlardır. Gazeteci olarak yılda en az bir kez uğrak verdiğim huzurevinde insanın görmesi gereken her gerçek vardır. Bu kere belediye başkan adayı olarak ziyaret etmem onların başkanlığım döneminde sorunları ile ilgilenmeden öte sahiplenme anlayışımında bir başlangıcıdır.’dedi. Ömer Fethi Gürer Huzurevinde kalan 100’ü aşkın yaşlı ve engelli yurttaşımıza sahip çıkmak ve yaşamın salt gündelik koşturmaca dan öte anlam taşıdığını hissetirmek için zaman buldukça herkesin huzurevleri, çocuk yuvalarına gitmelerini ve bu yerlere mutlaka destek çıkmalarını yaşamaları için katkı vermelerini de diledi.
CHP ADAYI GÜRER
‘ÇOCUKLARIMIZ VE GENÇLERİMİZ KENTTE
YAŞADIKLARININ FARKINA VARACAKTIR.’

Cumhuriyet Halk Partisi Belediye
Başkan Adayı Endüstri Mühendisi Ömer Fethi Gürer mahalle gezilerine devam ediyor. İlçemizde
her mahalle ve sokağını Bor Şehri kitabı yazarken gezdiğini söyleyen Gürer
bugün gördüğüm Bor ile o günkü Bor
arasında sorunlarda önemli bir artış yaşanmaktadır dedi.
Alt ve üst yapı sorunları yanında
mahalleler arasında gelişmişlik düzeyinde de sorunların yoğunlaştığına dikkat
çeken CHP adayı Endüstri Mühendisi Ömer
Fethi Gürer mahalle gezilerinde çocuklarında istek ve önerilerini dinledi.
Sokak aralarında çocuklar ve
gençlerle söyleşen Gürer ,Özellikle
kenar mahallelerde çocuklarımız bizde
şehir yaşamını özlüyoruz demelerinden etkilendiğini belirterek ‘Televizyonlarda gördükleri oyun parkları,
bahçeleri, sosyal tesisleri
mahallelerinde olmasını bekliyorlar. Çarpık kentleşme sonucu hizmetin
ulaşamadığı yerde çocuklarda sahipsiz kalmış durumdadır. Bor’da merkeze göre
çevrede yaşam daha sorunlu ve özellikle gençler çocukların belediyeden çok
beklentisi var. Bu sorunları tek tek dinlerken yapacaklarımı da anlatıyorum. Bu
şehirde her yerde birden gelişme ve büyümenin önü mutlaka halkın oyu ile
seçildiğimde açılacaktır. Ekonomik ve
toplumsal yapıda görülen yokluk ve yoksulluğu arıtıcı etkenlerin ilçemizde
özellikle dar gelirliler üzerinde yarattığı baskı hızla yayılmaktadır. Yoksulluk
kader değildir. Bu bağlamda ekonomik sorunların faturası beslenme bakım olarak
aile bütçesinde yansıdığı için çocuklarımızında geleceği düne göre daha sorunlu
haldedir. Belediye Başkanı olduğumda sosyal sorumluluk anlayışı ile
çocuklarımızı gençlerimizi de sahipleneceğiz. Spor alanları, çocuk parkları,
dinlenme ve sosyal tesisler yanında gençlerimiz içinde meslek edinme ve iş
konusunda yapacaklarımızı biliyoruz. Dedi.
Cumhuriyet Halk Partisi Belediye
Başkan adayı Ömer Fethi Gürer planlı bir yerleşim düzeni içinde bir mahallede
olması gereken her türlü alt ve üst yapı
ile ilgili hizmetleri ayrımsız
yapacağız. Ondan gençler öğrenciler çocuklar ve halkımız yararlanacak.
Mutlu huzurlu ve güzel bir kent için biz hazırız.’diye konuştu.
Şeker Mahallesinde ‘Başkan amca bizimde oyun bahçemiz olsun, buraları köy gibi’diyen ilk okul öğrencisi Gizem’le resim çekinen CHP Adayı Ömer Fethi Gürer, Başkan seçilirsem ilk işlerimden biri Gizem’in gözlerindeki pırıltı ve heyecanla istediğini oyun parkını bölgede yapmak olacak diye konuştu.
CHP BOR BELEDİYE
BAŞKAN ADAYI ÖMER FETHİ GÜRER ‘TARİH-DOĞA VE KÜLTÜREL DEĞERLERİMİZİ
SAHİPLENECEĞİM’DEDİ
29 Mart 2009
tarihinde yapılacak yerel seçimlerinde CHP Bor Belediye Başkan adayı olan Ömer Fethi Gürer Tarih,doğa ve kültürel değerleri
sahipleneceğim’ dedi.
Ömer Fethi
Gürer 1974 yılından beri yazdığı çok
sayıda makalede gündeme taşıdığı tarih
doğa ve kültür değerleri ile ilgili düşüncelerini başkan seçildikten sonra
uygulamaya koyacağını ve Bor’da bu anlamda önemli değişim yaratmayı
hedeflediğini söyledi.
Bor ilçesinin
tarihsel geçmişi yanında doğal güzellikleri ile de tanınan bir yer iken her
alanda gerilediğini belirten Gürer kültürel anlamda da dünde olanları
yaşatılmamasından üzüntü duyuyorum.
Başkan seçildiğimde ilçemizin dününde
kalan özelliklerini tekrar canlandıracağım. Folklor ve Kültür olarak Bor
merkezi çevresi ile yeniden hayat bulacak, gelenek, görenek ananelerimizi
yaşatacağım’ diye konuştu.
Ömer Fethi
Gürer şöyle dedi-‘ İlçemizde tarihi özelliği olan bazı yapılar koruma kurullarınca koruma kararları verildi.
Ne yazık ki bu kararlar korumadan öte yıkılmalarına neden olacak kadar sahipsiz
kalmalarına neden oldu. Bu yapıların onarılması ve turizm amaçlı yeniden değer
bulması şarttır. Belediye olarak bu konuya öncülük vererek
eski yapıların kurtarılması ve tanıtımı adına çalışmalarımız olacaktır.
Orta Mahallede farklı kentlerde olduğu
gibi kültürel değeleri de yaşatan , eski yapıları koruyan düzenlemeler ilk hedeftir. İlgili uzmanlarla
bölgemizde herkesin dikkatini çekecek bir tarihsel koruma bu bölgede uygulanacaktır.
Atalarımızdan kalan önemli birlik ve beraberliğimizi pekiştirci etkinlikler,
Bor folkloru, Bor mutfağı mutlaka ve mutlaka
özellikleri ile yeniden var edilecektir. Cumhuriyet ilk yıllarında Bando
takımı bulunan Bor ilçemizde ne yazık ki
sanatsal anlamda önemli bir gerileme yaşanmaktadır. Dericiliğin simgesi
Tuluk ekibi yeni kuşakların bilmediği bir meslek oyunu olarak unutulmak
üzeredir. Mutlaka yeniden canlandırılması sağlanacaktır. Bor yöresi şiir,
türkülerimizin derlenmesi korunması bu bağlamda şair ve sanatçıların
sahiplenilmesi yanında ulusal anlamda
isim olmuş değerler sokak ve caddelerde
adlarının yaşatılması sağlanacaktır.
Kurtuluş Savaşına katılmış dedelerimiz gazi ve şehitlerin eşyalarının
korunduğu Kurtuluş müzesi, meslek
gruplarının geçmişte kullandığı alet
edavatların yer aldığı Meslek müzesi Bor ilçemizde mutlaka oluşturulacak yeni
mekanlarda düzenlenecektir. Yeni yapraktan üzüm turşusuna, bebelere beşikten tahta kaşıklara,Çan çıngırak kepenek,palan ot
yastık vs. bölgede özellik katan her alanda çalışmalar yapılacak ve Bor ilçesinde yaşayanların işi, aşı olan , gezi yerlerinden
dinlenen, mutlu insanlar olması için
çalışırken kültürel zenginliklere yaşamaları
sağlanacaktır.’dedi.
Gürer Bor ilçesinde doğal özellik ve güzelliğinde
giderek bozulduğunu bu anlamda koruma ve kurtarma çalışmalarında bulunacağını
ve mutlaka bağ ve bahçeleri bakımlı kılınması yönünde proje ve çalışması
bulunduğunu da söyledi.
FOTO:DAHİ
GEDİK. BOR ORTAMAHALLEDE ÖMER FETHİ GÜRER SOKAK MUTLAKA KURTARILACAKTIR..
VALİMİZ ÖNSÖZLERİ
ÖMER FETHİ GÜRER
Valimiz Sebahattin
Öztürk, Niğde tanıtılması adına bir dizi
çalışma başlattı. Özellikle yeni yayınlar ve Cd ile Niğde tanıtımı için gerekli
görsel dökümanların yeniden düzenlenmesi
ve İnternette bu bağlamda yeni bir tanıtım çalışması yapıldı.
Niğde adı ile çıkan
kitapçık sonrası “10 bin yıllık Hatıra Niğde” kitabı ,Fotoğraflarla Niğde
Kitabı,Aladağlar ve Niğde haritası, kale ve müze broşürleri ile yararlı yayınlar çıktı. “10 bin yıllık Hatıra” kitap önsözünde valimiz “Türkiye Konumu
itibariyle dünyanın önemli bir
merkezinde bulunmaktadır.Uygarlıklar
kavşağında bulunan ülkemiz,geçmişte olduğu kadar,bugünde tarihi değerleri,doğal güzellikleri ve statejik öneminden dolayı
dünyanın ilgi odağı olmaya devam
etmektedir. Bir çok uygarlıkların yaşandığı ülkemizde, günümüzde ulaşan taşınır ve taşınmaz kültür
varlıkları,sahip olduğumuz hazinenin
önemini ortaya koymaktadır. Tarihin binlerce yıllık sürecine tanıklık eden ve yerleşik yaşamı günümüzden
onbinyıl öncesine kadar uzanan
Niğde ili,tarihi değerleri,doğal güzellikleri,termal kaynakları ile ülkemiz
Kapadokya bölgesinde bulunan önemli
bir turizm merkezidir.Camiler Medreseler,
Bedestenler,Türbeler ve diğer tarihi
eserler bu kentin dokusunu adeta
bir nakış gibi işlemiştir. Bu kentin turizm gelişmesinde önemli katkılar
sağlayan Bolkarlar ve Aladağlar ise dağcılık ve doğa sporları bakımından dünyaca
bilinen önemli
merkezlerdir.Çiftehan kaplıcları ve Narlıgöl termal turizm merkezi, Niğde’nin
termal turizmininde gelişebilirliğini
ortaya koymaktadır.” Diye yaptığı girişte
Niğde ürünleri ve el sanatlarına da
vali Öztürk önsözde değiniyor. Niğde
tarihi değerleri ve doğal güzellikleri görsel ağırlıklı işlendiği bu
kitaptan sonra bu kere fotoraflarla Niğde kitabı bastırıldı. Vali Öztürk bu
yayının önsözünde de“ Tarih ve turizm Kenti Niğde ,ülkemizin İç Anadolu
Bölgesinin güneydoğusunda,Kapadokya yöresinde
bulunmaktadır .Yapılan bilimsel kazılarda sonucu ortaya çıkartılan
arkeolojik buluntular,bu tarihi kentin
kuruluşunun 600 bin yıllara kadar
uzandığını ortaya koymaktadır.
Binlerce yıllık tarihi
geçmişe sahip olan bu güzel kentte tüm dönemlerin ve kültürlerin izlerine rastlamak mümkündür.” diye başladığı sözlerinde
Niğde bölgesinin özelliklerini anlattıktan sonra sözlerini şöyle
tamamlamıştır. “Sanatın gücüne inanan
insanları yetiştiren bu tarihi kent,
gelişmişlik yönünden her geçen gün bir
çok yeni projeye imza atmaktadır. Ve önümüzdeki yıllarda Niğde, her alanda kalkınmışlığını tamamlayarak örnek bir il
olarak kendinden söz ettireceğine
inancım sonsuzdur” demiştir.
Valimiz iki kitabın
önsözünde de Niğde özellik ve önemine vurgu yapmaktadır.Keza üçüncü bir Niğde
kitabında”-“ Tarihin binlerce yıllık sürecine
tanıklık eden Niğde ili,ülkemizin
İç Anadolu Bölgesi’nin güneydoğusunda bulunmakta olup,antik adı “Nahita” diye
sunuşuna başlamıştır. Niğde kitabında Arkeolojik kazılardan,doğal
güzelliklerine Niğde hakkında kısa bilgiler yer almaktadır. Vali Bu kitap
önsözünü de şöyle bağlamıştır-“ Tarım ve Hayvancılık Niğde için önemli bir
geçim kaynağıdır. Elma ve Patates
üretimi ile Niğde, ülkemizde ilk
sıralarda yer almaktadır. Halı fabrikaları,organize sanayi bölgeleri ve diğer
sanayi kolları Niğde halkı için önemli istihdam alanlarıdır. Niğde geleneksel el sanatları
yönündende önemli bir merkezdir. Niğde iline
ait el dokuma halıları yöre halkı için önemli gelir kaynağıdır. Bu nadir el dokuma
halılar dünyanın bir çok yerinde alıcı bulmaktadır. Kapadokya
bölgesinde bulunan ve bünyesinde bir çok tarihi eser barındıran müzeler kenti ,Niğde mutlaka
ziyaret ediniz.”
Valimizin çağrısına
Niğde keşif için herkesi bizde katılmaya davet ediyoruz. Evet Niğde mutlaka
ziyaret edin.
Niğde her adımında
düne ait bir şeyleri saklamayı korumayı başarmış bir kenttir . Bir gün mutlaka
Niğde özellikleri güzellikleri ile anlaşılıp sahiplenilecektir.O gün geç
gelmesin hemen olsun diyenlerin çabası çalışması gayretine çok ihtiyaç
vardır.Özellikle sanayici ve iş adamları bu alanda daha fazla Niğde tanıtımına
ağırlık vermeleri, bilimsel kazılara sponsor olup destek sağlamaları yeni
bulguların açığa çıkmasına vesile olacaktır.
ALADAĞLAR VE
NİĞDE GEZİ HARİTALARI
ÖMER FETHİ GÜRER
Niğde Valiliği ve İl
Kültür Turizm Müdürlüğü Niğde ile ilgili
ziyaretçileri bilgilendirmek amacı ile üç ayrı kitap yanında iki de
haritanın basımı sağlandı. Niğde’de turizme yönelik bu çalışmalarda kent
merkezi ve Aladağları gezmek isteyenler için yararlı iki çalışma
gerçekleştirilmiş oldu
Haritaların
gerçekleşmesinde Dr. Cengiz Kayacılar
önemli emeği var. Niğde tanıtımı ve
Niğde değerlerini tanıma adına çaba ve çalışma gösteren birkaç değerli öğretim
görevlisinden birisi olan Dr. Cengiz Kayacılar
Aladağlar ile ilgili hazırladığı haritada Şule Erdilmen ile Niğde için önemli bir eksiği daha
tamamlamıştır.
Mükemmel bir çalışma
ile haritanın yapılmış olması Aladağlar kadar Niğde içinde bir sanstır. Bu
konuda 2002 raporunda yer alan yapılması gereken işlerden biri böylece
sonuçlandırılmıştır.
Gerek resimler, gerek
yerler ile başarılı bir çalışma olarak harita yapılmıştır. Niğde Aladağlardan
yararlanmak isteyenler için bir boşluğun dolmasını sağlamıştır. Niğde Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü
ve NİÇEV(Niğde Çevre Koruma ve
Geliştirme Derneği) iş birliği ile hazırlanıp,İl özel idaresinin maddi kaynağı
ile bastırılan harita da çizim Dr. Cengiz Kayacılar, grafik tasarımı Şule
Erdikmen yapmıştır. Dağ Kullanım Haritası Niğde
Aladağlar ile ilgili detayları içermektedir. Dr. Cengiz Kayacılar
Aladağlar ile ilgili özet bir tanıtıda yazmıştır.Dr Kayacılar-“ Mediyetlerin
beşiği” diye bilinir Anadolu. Bunun
sebebi, “Bereketin Beşiği” olan cömert
topraklarının doğal bir kalede bulunmasıyla ilgilidir. Ortalama 1100
metrenin üzerindeki yükseltisiyle
kenarlarına sıradağları,etrafında da denizleri olan Anadolu,bir ana şefkatiyle
medeniyetleri beşiğinde büyütmüştür.
Etrafında denizler
yağmuru gönderir. Kenarlarındaki sıra dağlar suyu depolar. Dağlardan doğan
akarsular bereketli toprakları sulamaktan yorulmaz.Doğal kalenin olmazsa
olmazı dağlardır. Dağları olmasaydı Anadolu’nun, ne analığı kalırdı ne
de beşikliği… Boşuna dememiş coğrafyacılar, “Kartal yuvası Devleti” diye. Bu
dağ yuvasına sahip olan,kartal gibi özgür kalır….
Elinizde bu harita,
“Kartal Yuvası”nın güney boylu boyunca kuşatan Toros sıradağları üzerinde Orta
Toros Aladağlar’ı tanıtmak amacıyla hazırlanmıştır.
Niğde, Adana ve
Kayseri illerinin kavuşma sahasında yaklaşık 1024 kmkarelik bir yayılıma sahip
olan Aladağlar, etrafında yaşayana yöre halkının kendine özgü bir yayla yaşamı
ve dağ kültürü geliştirmesine sebep olmuştur. Sosyo-ekonomik ve kültürel açıdan
olduğu kadar doğal coğrafya yapısı ve dağ ekosistemi bakımından da eşsiz bir
özgünlüğe sahiptir.
Aladağlar Demirkazık
Zirvesi
Ancak ulusal ve
uluslar arası düzeyde sportif ve
turistik kullanımın giderek denetimsiz biçimde
yoğunlaşması, Aladağlar Ekosistemi üzerinde antropojen baskıları
ağırlaştırmaktadır. Bu nedenle T.C Çevre ve Orman Bakanlığı’nca koruma
çalışmaları başlatılmıştır. İlk olarak 1991 yılında Kayseri bölümünde kalan
“Hacer Ormanı Tabiat Parkı”, ardından 1995 yılında hemen bütün Aladağlar’ı
kapsayan “Aladağlar Milli Parkı” Bakanlar Kurulu kararı ile ilan edilmiştir.
Aladağlar’ın sahip olduğu turizm potansiyelinin de “koruma-kullanma dengeleri”
oluşturmak kaydıyla değerlendirilmesi kaçınılmazdır. Nitekim bu amaçla T.C Kültür ve Turizm Bakanlığı, “ Birinci Derecede Öncelikli
Yüksek Dağlık Alanlar” kapsamında ,6 dağlık bölgeden biri olarak Toros
Aladağlar’ı da değerlendirmeye almıştır.
Aladağlar’ın
dağcılık,doğa sporları ve dağ turizmi açısından en yoğun kullanılan ve başlıca
doğal değerlere sahip bölümü Niğde bölümüdür. Aladağlar’ın başlıca giriş
kapılarına,Niğde Bölümü’ndeki Demirkazık ve Çukurbağ köylerinden ulaşılır. Bu
bölümde dağ ve kayak evi, milli park tanıtım merkezi ve profesyonel rehberlik
hizmetleri ziyaretçilerin faydasına sunulmuştur.”
Dr. Cengiz Kayacılar
Harita sunuş yazısında yer verdiği bu görüşler ile kısaca Aladağların genel
durumunu da özetlemiştir. Ayrıca Şule
Erdilmen’de İngilizce çevirisi yayında yer almaktadır. Bazı zirvelerin
rakımları ile yer aldığı harita da Köyler, dam yerleşmeleri, yayla alanları,kış
ve yaz kamp yerleri, arazi ve patika yolları,su kaynakları,tırmanış
rotları,akarsular, göller,kaya buzulları,kalıntı buzullar, aktif ve atıl maden
ocakları,dağda yer alan ağaç kümeleri, dağ çiçekleri, Vaşak,Dağ Keçisi gibi
yöre hayvanları,seyir tepeleri, Kanyon geçişleri, Dap bisiklet ve yamaç paraşüt alanları, kayak ,kar sörfü gibi
spor alanları, dağ geçitleri,zirveler
yer almaktadır. Ayrıca Milli Park Tanıtım yeri, dağ evi, kaya anıtı gibi
ayrıntılarda harita da gösterilmiştir.
Bu harita
hazırlanması,düzenlenmesi ve basılmasına vesile olan herkesi Niğde adına
yaptıkları bu güzel çalışmadan dolayı kutluyorum.Ayrıca Niğde ili Toros
dağları’na Yaslanan Kapadokya haritası da yine Dr. Cengiz Kayacılar ve Şule Erdilem
tarafından Niğde Valiliğince yaptırılmıştır.Harita resmi verilerde yer alan bilgilere göre
düzenlenmiştir. Bu iki harita Niğde için önemli bir boşluğu doldurmuştur.
Niğde iline gelecek
kişi Niğde il Kültür ve Turizm Müdürlüğüne uğrak vererek iki haritayı yanına
alıp gezisine başlamasında büyük yarar vardır.
ÇALIŞMALAR
ÖMER FETHİ GÜRER
Niğde İl Kültür ve
Turizm Müdürlüğü 2008 yılında tanıtıma
yönelik vali Sebattin Öztürk’ünde desteği ile bir dizi çalışma yaparak yayınladı.
Buçalışmalarda Niğde ile ilgili farklı ve ayrıntılı detaylar yer alıyor.Üç
kitap yanında iki harita iki broşür ve iki Cd çalışmayı kapsamlı kılan yayınlar
oldu. Bu konuda düşüncelerimizi yazacağız. Bu kere bu çalışmayı yapan başta İl
Kültür ve Türizm Müdürü Mehmet
Öncel Koç ile diğer emek verenlere
Niğdeli bir yurttaş olarak teşekkür ediyorum.Yazılarımızı izlyen bilir. Niğde
ili genelinde tarih doğa turizm ile
ilgili yüzlerce yazı yazdık.O yazılarımızda Niğde tanıtımı amaç ve çabamız
oldu. Niğde birkaç yeri hariç adım adım denecek kadar gezdim. Niğde her
gittiğimde farklı ve ayrı bir detay ile tanıştığım bir dokuya sahip. Bir konuda
bir çalışma olduğunda bir süre sonra yeni çalışma gerekli olacak kadar yeniden
bilgiye erilen bir durumuda var. O nedenle her yıl belli çalışmaların yapılması
ve yenilenmesinde yarar var. Keza Niğde için çıkan çalışamalarda dünden olandan
farklı bazı yeni görünümler yer alıyor.
Bu gibi çaba ve çalışmalarda geniş bir uğraşta gerektiği mutlak o
nedenle emek veren çaba harcayanları
kutlamak gerekiyor.
Niğde ile ilgili ilk
yayında Mehmet Öncel Koç,Emin Kılıç,
İsmail Tecimer, Yrd.Doç. Dr Cengiz Kayacılar adı yer alıyor Fotoğraflar
ise Atilla Alp Bölükbaşı ve Cengiz
Kayacılar imzasını taşıyor. Metin düzeltmeler Emel Taşçı tarafından yapılmış,
10 bin yıllık Hatıra Niğde kitabında Mehmet Öncel Koç, Cengiz Kayacılar, Fazlı
Açıkgöz, Emin Kılıç, İsmail Tecimer, M.
Haris Peker, Ebru Kavaklı ve fotoğraflar İsmail Küçük, Cengiz Kayacılar, Niğde Müzesi
arşivinden alınmış.Fotoğraflarla ilgili Niğde kitabında Mehmet Öncel Koç,
Dursun Şimşek, Emin Ayiş, Nedim Urcan,İsmail Tecimer,Emin Kılıç yayına
hazırlayanlar olarak yazılmış. Grafik
tasarım Kadir Doğan, fotoğraflarda
Dursun Şimşek, Emin Ayiş, Nedim Urcan, H.Ali Dönmez, Oğuz Ecemiş tarafından çekilmiş. Üç çalışma beğeni ile
baktım. Ayrıca iki Niğde Haritasıda yapılmış. Ayrıca bu konularda yazacaklarım
olacak ama Niğde adına bu tür çaba ve çalışmaları doğru buluyorum.
Yapılmış bir çalışma
çok güzel bir emek ürünü olarak Niğdemiz için kazançtır.
Doğal olarak benim
gibi Niğde adım adım sayılacak gezmiş biri için
neden yok dediğim yerler vardır.
Ama bu eksikler zaman içinde mutlaka giderlecektir. Umudundayım. Yapılan
her çalışma faydalıdır. Her ne kadar bu çalışmalarda olması gerekenlerde bulunsa da hiç yoktan iyidir.
Yapıla yapıla en güzel
olanı mutlaka ortaya çıkacaktır. Niğde bilinmeyen yer sayısı çok sınırlı
kalmıştır.Gün gelecek bu bilinmeyenlerde
keşif edilecektir. Her çalışmadan sonra yeni bir çalışma beklentiside
olur. İyi ve güzel yapılan girişimler umudumuzu artırır. Bu bağlamda İlk Kültür
ve Turizm Müdürü Mehmet Öncel Koç çabalarını olumlu buluyorum.
Yaz aylarında
Çukurkuyu Yer Han ve Balcı Kestane
ağacını ve iftiyanı resimlemeye beraber gitmiştik. Heyecanla gördüklerini değerlendiriyordu.İftiyan bölgesinde de
çekimlerinden kitapta yer vermemiş ama o
bölgede gördüklerinden çok etkilenmişti.
Niğde için dünde
çalışmalarda bulunanları hiç unutmadık. Bu gibi eselerin oluşumu için emek
verenlerin olması Niğde adına şanstır. Niğde Kitabımı ilk bölümü yazdım Eğer bir
sponsor bulur bastırabilirsem Niğde Cumhuriyet döneminde belki de gidilip
görülüp yazılan en kapsamlı çalışma olacaktır. Tek başıma bu çaba ve uğraşı
verirken Niğde tüm detayları ile de tanıdığım için eksik olanı görüyorum ama esas eksik olan
Niğde için bugune kadar seksenbeş yılda seksenbeş kitabın dahi çıkmamış
olmasıdır. Yeni yeni Üniversite ile başlayan bir kıbırdanma vardır. Bunun diğer
kurumlarca desteklenmesi lazım. Bugune kadar
yapılanlar emek verilenler olmuştur. Niğde Yıllıkları ile Şahenklerin
bastırdığı Niğde çalışmaları yakın dönem
için yararlı yayınlardır. Keza Cumhuriyet döneminde Niğde tarihi içeren kitaplarda yapılmıştır
ama dediğim gibi halende Niğde tüm detayları ile tanıtım sürecine erememiştir.
Olumlu gidiş ve çabalar bunun her
keresinde bir eksiğini tamamlamak şeklinde devam etmektedir.
Niğde İl Kültür ve
Truizm Müdürlüğü çaba ve çalışmalarından dolayı kutluyorum ve devamının Niğde
adına faydasına inandığımı belirtmek istiyorum.
HATIRA
ÖMER FETHİ GÜRER
Niğde valiliği tarafından Niğde ile ilgili “ 10 bin yıllık Hatıra” adı
ile yayınlanan kitap Niğdemizde farklı yerlerin anlatımı yapılıyor. Kitap Niğde
tarihçesi, Niğde Müzesi, Niğde Kalesi, Gümüşler Ören Yeri, Köşk Höyük, Ak Medrese,Sarıhan,
Sokullu Mehmet Paşa Bedesteni, Ulukışla Öküz Mehmet Paşa Külliyesi, Camiler,
Türbeler, Hamamlar, Niğde Evleri, Kiliseler özet olarak kitapta anlatılıyor.
Kitapta Niğde ile
ilgili bir harita yanında Aladağlar, Bolkarlar,Doğal Güzelliklere de yer
veriliyor. İngilizce-Türkçe boyutu
düzeni ile Niğde için ihtiyaç olan bir çalışma gerçekleştirilmiştir. Emek
veren, çaba gösteren, resimleri çeken ve yayınlanmasını sağlayanlara bir Niğdeli olarak teşekkür ediyorum ama
birkaç nokta var ki onları da yararlı olacağını düşündüğüm için belirtmek
istiyorum.Çünkü bu çalışma bir ekip işi, tek başına bir kişi yapmış olsa bazı
eksikler olağan görülebilir ama Niğde
için doğru ve yararlı bu çalışmada saptadığım bazı eksiklikler var.Örneğin “10 bin yıllık Hatıra” kitabında 12 sayfada Niğde Müzesi resmi var ki benim
gibi çok kere müzeyi gören biri için dahi “burası neresi?” denecek kadar anlaşılmaz bir resim kitapta yer verilmiştir. Keza 41 sayfada yüksekten camii görünümü de
oldukça koyu bir çalışma olmuş.Dijital ortamda resimler konusunda daha titiz
seçimler yapılabilirdi.. Onun dışında kitapta yer alan bilgiler Niğde tanıtımında gerekli olan bilgilerdir.
Niğde Tarihi konularda özellikleri detayları ile çok kere yazdık. Bu kere kitapta yer alan Niğde mesire ve gezi
alanları olarak belirtilen yerleri bir kez daha anımsatalım. Çünkü bu konuda
diyeceğimizde var. Kitapta deniliyor ki Niğde gezi ve mesire alanları:
Kayardı Bağları, Tepe
Bağları, Fertek Bağları, Bahçeli
Kasabası Köşk Mesire yeri, Gebere Barajı Mesire
alanı, Gümüşler Manstırı, Keten Çimen Mesire Alanı, Demirkazık Bölgesi Mesire alanı ve
yayla turizmi Hasandağ Ulukışla yaylası, Yeşilyurt Yaylası, Emli Vadisi, Meydan
Yaylası.
Niğde için Bor,Çamardı Bağları nedense burada anılmamış,
Keza Bor Üstün Park, Pınarbaşı gibi
yerlerden söz edilmiyor ama kitapta en dikkatimi çeken bu yerlerin daha önce
yazılmış yayınlardan aynen alınıp güncel durumlarına gidip bakılmamış. Gelecek
çalışamalarda mutlaka son haline bakarak durumunu Eğer bakılsa idi Niğde beş km
ötedeki Mandilmonos adıyla bilinen Fertek mesire yeri çevresi düzenlenli
ve park olduğu bilgisi yer almazdı.Çünkü
Ağustos ayında ben Mandilmonos’a gittim.
Gittiğime pişman oldum.Gördüklerime çok üzüldüm. Bu yerde yer alan park harap
edilmişti. Çevre tanımaz halde idi. Birkaç şarapçı su başına oturmuştu. Etraf
rezalet pislik içinde idi. Birkaç ağaç
yakılmış tarihi alan gezilmeyecek görülmeyecek şekilde düzensizdi.Ailemi alıp
gitmiştim. Kapısı klübesi yıkık kırık görünce “siz bekleyin bakıp geleyi”dedim
.Gördüklerime inanamadım.Oysa bir yıl öncesi düzenli bir yerdi. Kitap bilgilerinde güncelleme yapılmadığı için
o bu bölgelerin son hali değil eski hali yazılmış. Hançerli su başı
kitapta yok ama yine Fertek Mandilmonosa göre biraz iyi durumda idi.
Keza Kayardı Bağları
ve Tepe Bağları bu kitapta gezi ve
mesire yeri olarak anılıyordu ama aileniz ile gidip orada piknik yapacak bir
alan yoktu.Bu bölgede kişilere ait bağa bahçeler vardı. Çünkü bölgede bulunan
çimenlik alanlar artık atıklardan yararlanılamaycak boyutta idi.Oysa Ömerler
Çayırı bulunduğu bir alanda ya da bu
bölgeye bakan yamaçlarda halkın yararlanacağı en azından bir gözleme yapılan
alan yaratılmadan bu bölgelerin yalnız gezi alanı olabilirdi. Ayrıca yol
levhaları çıkmaz sokak araç girebilir gibi olması gereken tabelalar bu
bölgelerde hali hazırda olmadığı için
yabancı biri bu alanda yolunu bulmada sıkıntısı da olabilir. Esasen Niğde için
birkaç paytonla Kayardı turları yaz aylarında düzenlense birkaç kişi bu işten ekmek yer diye
düşünüyorum.
Kitapta bu küçük
ayrıntılarıda yazalım ki daha mükemmeli bulunması için çaba harcanmış
olsun.Dedik ya Kitap doğru ve yerinde bir çalışma idi ama teferruatlara kadar her ayrıntı titizlikle
ele alaınmasının Niğde gibi gelecekte
turizmden pay alamayı düşünen yerlerde önemi vardır.Niğde için yararlı bir çaba
çalışma . Eksikleri süreç içinde tamamlanması olası olduğu için anımsatmakta
yarar gördüm.
RESİMLER
ÖMER FETHİ GÜRER
Niğde Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü
Fotoğraflarla Niğde kitabınıda bu yıl yayınlayarak Niğde için doğru bir çalışma
yaptı. Bir yılda üç kitap oldukça yararlı oldu. Kitap kısa bir tarihçe ve
valimiz önsözü sonrası resimlerle dolu. Niğde farklı görüntüleri kitapta yer
alıyor. Niğde Gece Manzarası, Hükümet Meydanı, İstasyonda Kış, Niğde Müzesi, Alaaddin Cami, Taşlı Kapı,
Sungurbey Cami, Sungur Bey Cami Kapısı,Kığılı Cami, Rahmaniye Cami, Paşa Cami,
Sarısaltuk Türbesi, Hüdavent Hatun Türbesi,Dörtayak Türbesi Ve Cami, Ahmet
Kuddusi Türbesi Ulukışla Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı, Bedesten, Çukurkuyu Yerhan, Niğde Kalesi,
Saat Kulesi, Gece Kale, Akmedrese, Bor Eski Hamam, Yeşilburç Hamam, Anabalis
Hellena Kilisesi, Gümüşler Manastırı, Eski Köy Kilise,Yeşilburç Kilise, Niğde
Merkez Rum Kilisesi, Hamamlı Kilise, Dikilitaş Kilise,Roma Köşk Havuzu, Tyana
Su Kemerleri, Niğde Anadolu Lisesi Olarak Kullanılan Tarihi Bina, Niğde
Öğretmen Evi Olarak Kullanılan Bina, Eski Niğde Evleri, Bilginler Konağı,
Üniversite Onardığı Konak, Cullaz Evleri, 168 Metrekarelik Niğde Dokunan Halı, Çancı,
Palan Yapımı,Doğal Güzellikler Dağlar,Maden Boğazında Karagöl,
Yedigöller, Misli Ovasında Patates Üretim Alanları,Bolkarlar,İçmeli, Burç
Kasabası, Melendiz Dağ Kardelenler, Emli Vadisi Martı Mahallesi, Elma
Bahçeleri, Kayısı ,Kiraz, Üzüm Bahçeleri,
Beş Asırlık Balcı Kestane Ağacı, Niğde Üniversitesi, Kapısı, Halk
Oyunları İle Niğdeli Öğrenciler,19 Mayıstan Görüntü, Aladağlar Ve
Bolkarlarda Dağcılık Ve Kış Sporlarından
Resimler, Akkaya Barajı, Flamingolar, Medetsiz Zirvesi, Bolkar Lalesi
görüntüleri ile kitapta derlenmişti. Niğde için bu gibi çabaların çalışmaların
devamı dileğimizdi.
Niğdemizin özellikli
bazı yerlerinin yer aldığı resimlerle Niğde anlatılan bu çalışmada Niğde’de ilk
kez benim gündeme taşıdığım ve yazdığım Balcı Kestane ağacı,Çukurkuyu Yer Han, Yeşilburç
Hamam gibi yerlerin resimleri ilk kez
bir valilik yayınlarında yer almakta idi.
Niğde tanıtımını
önemsenmesi ve bu anlamda çalışmalarda
bulunulması umut vericidir.Bunun devamı geleceğini düşünüyoruz.Valiliğin geçmiş
yıllarda da benzer çalışmaları da olmuştur ama o çalışmalar araştırmacıların
dışında çok az kişiye ermiştir. Bu kere yapılan çalışmalar Niğde içinde de
dağıtımı belli yerlere yapılmalıdır.
Valimiz Niğde tarihi
dokunun önemli merkezlerini yerinde görerek onlarında öne çıkması adına bir
uğraş vermektedir. Niğde Kalesi
,Bilginler Konağı gibi yerlerin düzen bulması adına önemli çabalarda
bulunmaktadır. Cullaz Sokağı içinde mutlaka iyileştirme projesinin yaşama
geçeceğini bize de söylemişti.
Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı,
Bedesten gibi yerlerinde bir an önce gereken düzeni bulması ile bu alanda yeni
gezi noktaları da doğmuş olacaktır.
Valimiz Kültür evi
düşüncesi de Niğde ve Bor’da kısa dönemde devreye alınacağı umudumuzda devam
etmektedir. Niğde Kadıoğlu Konağı bu bağlamda önemli bir yapıdır. Onarımı ile
düzenlenerek Abdullah Yasa evi ile birlikte kültür evi olarak kılınması için
onlarca yazımız oldu. Bu vesile ile anımsatmış olalım.
Kısacası valimiz Niğde
tanıtımı ve değerleri ile ilgili göreve gelişinin ilk yılında ciddi ve doğru
çalışmalarda bulunmuştur. 2009 yılında valiliğinin Niğde ikinci yılında
umudumuz odur ki bu çaba ve çalışmalarının Niğde için yansımaları olmasıdır.
Niğde anlatan
kitapların yenilenmesi ile bu anlamda önemli yayınlar Niğde için iletişim olan her yerde
sergilenmelidir.
Niğde Cdleri
otellerde, okullarda gösterilmelidir. Kitapların tüm sanayi kurumlarında,
okullarda , otellerde,önemli iş merkezlerinde olması sağlanmalıdır.
Diyeceksiniz ki
bu kitapta daha olması gereken yerler varmıdır.Evet
vardır. Bazı bölgeler eksiktir ama bu
bir yerde olması gereken bir çalışmadır.
Aladağ Ciniviz Kalesi
Ömer Fethi GÜRER

Niğde ilinde yeni bir keşif gezisine
doğru yola çıktık.
Bademdere Belediye Başkanı Zekayi Turasan'ın sağladığı bir jip ile önceki dönem
Belediye Başkan Cengiz Ecemiş ve Milli Park Koruması İsmail Kayhan ile kaleye
doğru yola koyulduk.
Önce Yörük çadırları karşımıza geldi. Kozan'dan Aladağlar'a gelen son
Yörüklerdi bunlar. Sekiz büyük kıl çadır saydım. Geleneksel göçerliğe devam
ediyorlardı. Onlardan uzaklaşmıştık ki bu kere yol üzerinde bir kafileyle
karşılaştık.
Yaş ortalaması altmışa merdiven dayamış bir Alman turist kafilesi, Aladağlar'ın
içlerinden yürüyerek tur atıyordu. Aladağlar için harika diyen kafile
Nevşehir'e gelmiş oradan Aladağları turlayarak geri Nevşehir'e dönüyordu.
Niğde Tyana, Gümüşler gibi önemli merkezleri; Kale, Alaeddin Camisi, Müze gibi
kent merkezindeki yerleri görmeden, hatta yol üzerinde, bir kilometre içeride
Kavlaktepe yeraltı şehrini, Değirmenli mağaralarını merak etmeden geçip
gitmelerinin bir tek izahı vardı. Niğde bu yerlerin varlığından gerektiği kadar
tanıtım ile haberdar edememişti.
Biz yolumuza devam ettik.
Göreceğimiz kale Çamardı ilçemizin Bademdere kasabasının sınırları içinde,
Aladağlar'ın eteklerinde Helenistik döneme ait bir kale idi. Büyük İskender'in
resimlerinin yer aldığı paraların ele geçirildiği anlatılan kalede saklı bir
hazinenin var olduğu söylentisi yayılmıştı.
Kale çok sarp bir yerde yapılmıştı. Yanındaki alan çok dar ve uzun idi. Önce
jip ile zirvenin eteklerine erdik. Sonrasına araç gidemediği için jipten inerek
tırmanışa geçtik. Bülbül sesleri arasında çam ağaçları altında kuşlar ayak
seslerimiz nedeniyle havalanıyordu. Bir saatrten fazla tırmandık. Arada mola
verip su içtik. Bir ara artık tamam diyecek kadar yorulup terledim ama
bırakmadım. Sonunda kuş yuvası gibi zirvedeki kaleye vardık.
Halkın Gavur Kalesi olarak adlandırdığı kalenin burçlarından bir küçük kısım
ayakta kalmıştı. Kalenin içinde on iki adet olduğu söylenen beşik tonoz ile
örtülü odalardan ikisinin kalıntıları görülüyordu. Uçurumun kenarındaki yapılar
da yıkılmıştı. Gözetleme noktasına çıktığımda açıkçası aklım dondu.
Anlaşılan bizden bir gün önce hilti
ve jeneratörle açılmış, dinamit için hazırlanmış delikler bu alanda vardı. Akıl
alacak gibi değildi. Niğde kitabında kaleyi yazacağım ama kitap çıktığında
toptan yok edilmiş olması da olası. Kalenin her yeri tahrip edilmişti.
Kale karşı yamaçta maden işlenen alanlar ve çevrede kelerler görülmekteydi.
Kalenin içinde birden fazla uygarlığın izleri bulunmakta idi. Bir bölümde
kayalar oyularak muhtemelen taptıkları, tanrı tasvirleri olan bir alanda,
kayalarda yapılmış sekiler mevcut. Kalenin ayakta kalan burçları kesme taştan,
arası ise moloz taş dolgu olarak yapılmıştı.
Ordu Başı olarak belirtilen bir yer ile At Koruma Alanı olarak tanımlanan iki
ayrı alan da dikkate değer yerlerdi. Kalede para, çamak, çömlek, kız heykeli,
kama ve bıçak gibi kalıntıların bulunduğu anlatılıyordu.
Kaleye çıkarkenki zorluktan olacak, İsmail Kayhan bir kestirmenin var oluğunu
söyledi. Ben de peşine takıldım. Cengiz başkan ile Niğde Tv Kameraman Murat ve
ekip şöferi bu dik bir yamaçtan inmek istemedi. Geldikleri yöne dönüler ben ise
inmeye karar verdim. Yaklaşık iki yüz metre dağcılar gibi çok küçük hatada
uçuruma yuvarlanma riski ile inişe geçtim.
Zorlak denilen alandan Zindan Deresi çok zor koşulları aşarak indik.
Gazetecilik yaşamımda çok ilginç anlarım oldu ama bu iniş kolay kolay
unutamayacağım zorlukta idi. Sigara içmemenin yararını bir kez daha gördüm.
Benim kilomda benim yaşımda bir kişi daha aynı yerden inebilirmi? Bilmem.
Dileyen denesin.
Muhteşem doğa,muhteşem hava ama bir o kadar zor inişi seçtim. Keşke çıktığım
yerden inse idim demedim çünkü yaşamaya değer güzellikti.
Dağ çiçekleri, ada çayı bitkileri arasında muhteşem bir vadiden yürüyerek jipin
yanına erdiğimde Aladağlar'ın görkemi gözlerimin önünden akmaya devam ediyordu.
* Mersin - Taşucu yöresine dikkat!
* Niğde'de dikkati çeken noktalar
* Turizm Bakanı'na çağrı: Katliam var!
* Fertek Çamlık Resturant'ta Testi Kebabı
* Yenilenen Niğde Kalesi turizme kazandırıldı
* Yüz sekiz yabancı turist!
* Unutmayacağız Valim
* Valimizin kültür evi düşüncesi
* Kapadokya Yaşam ve Gezi Rehberi 2008
* Antik mezarlar ve Tepeköy
* Hamam ve Turizm
* Niğde'de doğa turizmi: Yaban hayatı ve milli park
* Yaban Hayatı ve Milli Park
* Anadolu'da İlk Ticaret ve Turizmde Niğde
* Kış turizmi cenneti Niğde
* Bilginler Konağı ve yapılanlar
* Niğde Valisi'nden davet var
* Niğde Kalesi
*Çiftehan Hamam-Kaplıca
* Aladağlar
ŞÜCADDİN TÜRBESİ
ÖMER FETHİ GÜRER
İlginç bir dönem yaşıyoruz. Şekerpınar tesislerine cami yaptıracak
kadar dindar görünüyoruz.Sonra camiden
halı,ayakkabı çalacak kadar gözümüz kararanlarla aynı havayı soluyoruz.
Kimi türbeleri önemli kılıp onları
bakıp düzenleyenler ve dualar
edenler var.,Kimi türbeler ise bakımsızlıktan harap halde,üstelik Allahtan
korkmadan mezarı açıp altın varmı diye
yağmalayanlar var.
Diriye saygı kalmadı, Ölü soyucuların sayıda giderek artıyor. Tarihi alanlarda
mezarlar talan ediliyor. Karatlı Kasabasında, Tepeköy’de alenen tarihi mezar alanlarının
yağmalandığını gidi gördüm.
Sonuçta insanın mezarı parçalanandı. Ancak İslam mezarlarına kadar işin
gideceğini düşünmemiştim.
Son olarak Ulukışla Beyağıl Köyü’nde iki ayrı yerde
türbe diye bilinen yerler vardır. Şüçaaddin Türbesi sorduk. Gençler ilk kez
duyduk dediler.O sırada ikiyaşlı bayan geldi. Onların tarifi ile türbe yerini
öğrendik. Adana-Ankara Asfaltı üzerinde Ulukışla ilçesine yaklaşık
Esasen Sücaaddin , Ulukışla
İlçesi ilk kurulduğu yerinde adı
idi. Şücaaddin, Mısırlı İbrahim Paşa
Kumandanlarından olduğu ve Anadolu
düzenlenen akınlarda burada yerleştiği bilinmektedir. Mezarın bulunduğu alan define
avcılarında delik deşik edilmiştir. Köylü kadınlar türbede kaçak kazı
yapanların sonradan çarpıldığı yönünde rivayetler anlatmıştır.
Diğer mezar tepe Niğde dönüş yolu tepede haraptır.
Ulukışla 1279 H yılına kadar Şücaaddin adı ile Bor’a bağlı nahiye olup
merkezi Beyağıl idi. Bu tarihte ilçe olan Ulukışla, 1887’de Hamidiye adını aldı ve o zaman adı Bulgar Dağı olan, Bolkar Dağı Maden Köyü merkez sayıldı. Ulukışla adı
Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı yapılması ve bu bölgede yerleşmelerin olması ile
başladı. 1919’da ilçe merkezi Ulukışla oldu.
Bu iki türbe yapıların
bakımsızlığı yanında tarihsel süreci ile ilgili de yeterli bilgi yoktu.
Gerçekten bu türbe sücaddin türbesi ise bu ecdata büyük saygısızlıktır.
Ulukışla ilk merkezi olan alanda yer alan bu türbe bir tarihi sürecin başlangıcıdır.
Ulukışla Kaymakamlığı ve Ulukışla Müftülüğünün bu türbe ile ilgili
düzenleme ve bakım için ilgi göstereceğini düşünüyoru. Konuyla ilgili
basına açıklama yaparlarsa bizde bu konuda
neler olduğundan haberdar oluruz.
Niğde farklı yerlerde çok sayıda türbe var. Bu türbelerin bazıları
düzenli ve sonradan yapıldı.
Ulukışla’da Şeyh Ömerli Köyünde türbede
bakımlı idi. Niğde,Bor,Altunhisar
ilçesinde onarılan türbeler oldu.
Türbe bir yerde dünde önemli komutan,şair, yazar, bilim
adamı, vali, kahramanlar için yapılmış kapalı mezar alanlarıdır. Selçuklulardan
gelen bu gelenek yine selçuklularda
görkemli örnekleri vardır.
Tarihe ve ecdata saygı gereği türbeler onarılıp tahrip edilmesi
engellenmeldir.
TARİHİ YAPILARDA YAZILAR
ÖMER FETHİ GÜRER
Sabah erken
saatlerde Hüdavent Hatun Türbesi ile Gündoğdu Türbesi bulunduğu alana gittim. Eserlerde birkaç ayrıntıya bir kez daha bakmam
gerektiği orada idim.
O güzelim eserlerin işlemelerine ve türbe taşlarına bakarken Gündoğdu
Türbesi’nde duvarda koskocaman boya ile
bir kalp yapılmış üzerinde Nuriye yazısı yer alıyordu.Tüylerim diken diken
oldu. Acaba hangi geri zekalı mezar
duvarına sevgilisine aşk ilan etti diye düşünmeden edemedim.
O yazıyı oraya yazanda
zeka olmadığı kesin ama eğitim aldığı da belli ki duvara boya ile yazı yazacak kadar yeteneği var. Şiddete karşıyım ama eğer o
anda orada olsam görsem kendimi nasıl frenlerdim bilemiyorum. Eşek desem eşeğe hakaret
olur.Aşkını yazacak yer bula bula bir türbeyi,bir tarihi eseri ama sonuçta bir
mezar duvarı bulan kafa nasıl aşık oluyor onuda çözemedim.
O bakış ile gezerken baktım ki Niğde rastgele çok yere farklı aşk yazıları yazılmış,Otubus
durakaları,çeşmeler,tarihi eserler de filan filana aşık yazıları yer alıyor.
Bu devirde teknoloji bu kadar ileri iken duvara isim yazarak aşk sunan gerzeklerin halende
olması demekki ne kadar değişim olsa da genetik
bozuklukların sürdüğünü gösteriyor.
Bu durumun sorumlusu
varmı yokmu demeyi gerekli görmüyorum çünkü devir o hale geldi ki kime
neyi nasıl anlatacağınız bilemiyorsunuz.Her kişi savunacağı kendini haklı
göreceği çok neden hemen sıralıyor. Bu nedenle
ailemi, mahallemi, okulmu bu süreçleri düzeltecek onu tespitte zorlanıyorum.
Görsellik içinde televizyon,basın,cep telefonu her alanda
en etkili noktaya erdi. Belki bu konuları televizyonlarda eğitici konumda
taşımak lazım ama gençler özellikle Amerikan flimlerinde rastgele yerde duvar
yazısını görünce kim bilir o işin doğallığına kaptırıp kendileri benzer boyalarla akıllarına gelen yerde yazılar
döktürüyor.
Geçmişte yol boyu,
tuvalet kapısı arkaları hatıra dafteri
gibi idi. Kim kime ne yapmış yazardı. Adam sanki helaya gitmezde oturu yazı
yazar gibi döşenirdi. Sonraları kapılar değişti. Ahşap kapı azaldıkça meramını
yazanda azaldı.
Biz öğrenci ikende vatanı kurtarmaya çıkanların duvar
yazıları her yerde idi. Sınır tanımaz dağa taşa yazılar yazılırdı.Ama o
yıllarda türbe ve mezar gibi yerlerde duvarlarda yazı ben çok
anımsamıyorum günümüzde ise daha çok
tarihi mekanlara saldırı var.
Misli kilise duvarlarında fresklerin üzerinde aşkını sunan
geri zekallılar vardı. O durumu görünce üzülmüştüm ama Niğde merkezde göz öününde Gündoğdu türbesinin duvarına
kadar bu iş taşınack açıkcası aklıma gelmemişti.
Şimdi genç kızlar düne göre daha özgür. En azından kim kime
arkadaş olacak onu belireme şansı var. Kızlar bu konuda titiz ve dikatli olmalı.Örneğin Gündoğdu
Türbasine adı yazılı Nuriye her kim ise kendisine bu sunumu yapanı kısa yoldan dehlemeli,çünkü nereye yazacağını
bilemeyen zeka nerede ne yapacak onu da bilemez. Onun için kızlar adlarını her
yere yazan gerzeklere bu konuda tepki vermeli. Cami duvarında,mezar duvarında
çeşme duvarında adı olanlar bu bir aşk sunumu değil bir
beyinsizin nerede ne yapılacağını
bilmediğinin sunumu olduğunu bilmeldir.
Her elde cep telefonu var.Yazacaksa oradan mesaj atıyor.
Türbe gibi kutsal bir yerin duvarına yazı yazmak düşünen akıl işi değildir.
BİRAZ SAYGI LÜTFEN
ÖMER FETHİ GÜRER
Niğde ve Bor’da zamanım olunca mezar yerlerine giderim. O
yerlerde dünde yaşamış olanları anar ziyaret ederim.
Niğde ve Bor’da mezar yerleri geçmişte şehrin dışında idi
yaşanan gelişme ile artık mezar yerleri şehir içinde kaldı.
Bundan kırk yıl önce biz çocuk iken mezar yerleri müşthiş
saygı gösterilirdi. Mezarlığa girildiğinde konuşmalar biter sesszilik içinde
mezar alanında ziyaret yapılırdı.
Mezar yerlerinden gelip geçen dua okur ve mutlak araçlarda
teyip radyo kapatılırdı.O nedenle mezar bölgesine gelmeden araçta sessizlik
başlardı.
Yıllar aktı geçti kent dokusu gelişti. Bor’da babam Lütfi
Gürer mezarına bu yazda sık
gittim.Mezarda çam badem ağaçlarını,çiçekleri suladım. Diğer tanıdıklara
uğradım. Oturdum dua ediyorum düğün konvoyu geçiyor sonuna kadar çalgı sesi
açılmış. Mezardan geçildiğinin farkında değiller.Yadırgadım ama düşündüm
İstanbul’da şehir içinde mezar yerleri
var kimse radyosunu kapatmıyor demek ki o kültür giderek yayılmış dedim.Çünkü
nufus artınca her kişi kendi mezar alanı dışında artık mezarları olağan
görüyor.Aile mezarı varsa orada sessiz kalıyor.
Bir tek ezan
okunurken müzik susuyor. Bu durum gelecekte nasıl olur bilemem ama mezarlarda
kent içlerinde kalınca olağanlaştı. Adam evi mezar yanında balkona çıkıyor
mezara karşı müzik dinlemem diyecek hali yok, yada mezara bizim ev bakıyor
eğlenemem diyecek halide yok.Belki mezar yerleri onun içinde şehir dışında idi.
Kimbilir.
Sonuçta vatandaş yaşam aktığı için olağan gününü yaşıyor.
Yoldan geçen konvoy müziği susmuyor mezara iki adım ötede ev düğünü var.Müzik
sesi mezara yayıllıyor.
Yaşamda değişenler içinde mezara saygı anlayışı da dünde
kalmaya başlamış.Bunu mezara sık giden
daha iyi görüyor.
Esasen camilerde
özellikle Cuma hutbelerinde mezarlar saygı gösterilmesi, temiz
tutulması, müzik sesi kesilmesii mezar ziyaret adabı gibi konuların sık sık
anlatılması gerekir diye düşünüyorum.
Keza mezara tarihi yerlere yazı yazılmaması korunamsı
bakılması ve temiz kılınmasıda bu cümleden anlatılmasıgerekendir.
Niğde bazı özellikle
konulardan biri saygı ve sevgidir. Ölsüne dirisine saygısı kalmayanın kendisine
saygıda kalmaz.
Bunun için bazı
gelenek göreneklerimiz adetlerimizi sahiplenmeli korumalıyız. Mezar yerlerine
en azından KARAYOLLARI YADA BELEDİYE tarafından
korna çalınmaması,müzik yayını kesilmesi gösteren tabelalar dikilmeldir.
Bu anlamda topluma eğitici bilgi aktarmak görevi tüm
kurumlarında işi olmalıdır. Çevre düzeni temizliği yanında davranış kültürü çok
önemldir.
Düne göre daha çok olanağımız var ama düne göre büyük küçük
saygı sevgi yanında ölüye saygıda kimi alanlarda gerilemey başladık. En
azından bir kıs an radyo
kapatmayı,müziği sustrumayı unutmayacak kadar duyarlı olamlıyız.
DÖNMELER-TECAVÜZLER
ÖMER FETHİ GÜRER
Osmanlı arşiv belgelerinde yer alan bilgilerde günümüzde çok şaşırıp ne oluyor bu memlekete dediğimiz konuların esasen yaşanageldiğini görüyoruz. Hırsızlıklar,tecavüzler, kaçırmalar, dönmeler Osmanlı arşiv belgelerinde yer buluyor. Çoğunu okudum .Kimi isimleri bugün aile devam ettiği için gündeme getirmedim. Niğde valiliği Osmanlı arşiv belgeleri ile ilgili bir çalışma yapacağı duyruldu. O çalışmada bu detaylar yer alacakmı bilmiyorum ama tarih yazılacaksa o zaman şu iyi bu kötü diye ayırmak olmaz. Niğde ile ilgili olan her şey gün ışığına çıkması gerekir. Ama ben genelde bu tür dün araştırmasında ne var ne yok ortaya dökülmesine karşıyım. Buna rağmen bazı konularında sanki ilk kez oluyor gibi abartılmasını yanlış buluyorum.
Bu bizim tarihimizde değil her ülke tarihinde olmuş olaylar. Esasen ben kendimi Osmanlı’dan çok Selçuklu’ya yakın bulurum. Bir yerde bölgede Selçuklular, Karamanlılar daha etkin ve egemen olmuş. O nedenle Selçuklu döneminin Niğdesi beni daha çok çeker ve tarihi belgelerde o dönem daha çok ilgilenirim.
Osmanlı dönemi Niğde göç aldığı farklı yerleşmelerin arttığı dönemdir. Bu nedenle Niğde önemli değişimi Osmanlı döneminde nufüs hareketleri ile yaşamıştır.
İşte Osmanlı arşiv belgelerinde yer alan ilginç detaylardan örnekler
Tarih: 25/Ra/1306 (Hicrî)
Dosya No:1569Gömlek No:60Fon Kodu: DH.MKT.
Fatıma isimli bir kızı dağa kaldıran Nevşehir Redif
Yüzbaşısı Kadri Efendi ile cebren fi'l-i livata meselesinden kürek cezasına
mahkum olan Niğde Redif çavuşlarından Raşid ve Arif hakkında kanunî muamele
yapılması.
Tarih: 23/Ş /1311 (Hicrî)Dosya No:211Gömlek No:53Fon Kodu:
DH.MKT.
İslamiyeti seçen Rum milletinden Niğdeli İsmail'e Aydın
tarafında gittiğinde yardımcı olunulması.
Tarih: 29/Za/1330 (Hicrî)Dosya No:90Gömlek No:8Fon Kodu:
DH.İD..
Niğde'ye tabi Kentedala köyünden İspiro'nun zevcesi
Anastasya'nın kaçırılarak cebren Müslüman edildiğine dair Anadolu Gazetesi'nde
yayınlanan bir makalenin yalan olduğu, kızın kendi rızasıyla Müslüman olduğu.
Tarih: 21/Ra/1335 (Hicrî)Dosya No:12Gömlek No:26Fon Kodu:
DH.EUM.KLU.
Balkan Harbi esnasında yüzkırk liralık posta paketini
çaldığı için aranmakta olan Poliroz Posta ve Telgraf eski Müdürü Receb
Lütfi'nin Aydın ve Niğde'de bulunmadığı.
Tarih: 25/Ş /1335 (Hicrî)Dosya No:33Gömlek No:23Fon Kodu:
DH.EUM.ADL.
Kayseri'den Niğde'ye askeri kararla sürülmüş olan
fahişelerin serbest bırakılmalarının muvafık olduğu.
Tarih: 08/C /1336 (Hicrî)Dosya No:16Gömlek No:6Fon Kodu:
DH.EUM.ECB.
Yunan tebaasından olup Niğde'de ikamet etmekte olan Fesli
oğlu Timo Leon ve biraderi Atanaş ile zevcelerinin Osmanlı tabiiyetine
geçmeleri.
Tarih: 04/Ş /1339 (Hicrî)Dosya No:53Gömlek No:10Fon Kodu:
DH.EUM.AYŞ.
Adana'dan, Niğde'ye giden iki Rum'u, Ulukışla ile Çiftehan
arasında soyan Halil ve Ahmed Çavuşlar'ın, Çiftehan'daki İngiliz zabitinin
idaresindeki müfreze ile yakalanamaması üzerine Osmanlı takib müfrezelerince
ölü olarak ele geçirildikleri.
Benzer yüzlerce
belge var ama daha fazlasına gerek görmedim. Şimdilik bu kadar.
ASMAZDA YOK EDİLEN KALINTILAR
ÖMER FETHİ GÜRER
30 yıldır Altunhisar Yeşilyurt Asmaz tarihi Eserlerin korunması için yazdık. Ne acı ki bu yıl korunmalı dediğimiz rahibeler evinin tamamı ile katledildiği gördüm. Geçen yıl İ kültür ve Turizm Müdürü Murat Süslü ile bu yere gittik. Kapısında aracımızı durdurup gösterdiğimizde Murat Süslü abi bu mağarlardan Niğde çok var dedi. Bende inip bir içine bak dedim. Arçatn indi içine girince birden irkildi. Muhteşem bir yer hemen korunmaya alınmalı’ dedi. Yeşilyurt belediyesine yazı yazıp kapın kapatılmasını isteneceğini söyledi. Çok önemli bir yer ile karşı karşıyayız diye konuştu. Bende bu yer 30 yıl önce yol açma çalışmların da açığa çıktığını anlattı.
Bu yer e 2008 yılında bu kere İl kültür ve turizm müdürü Mehmet Koç ile gittik. Müdür beyle içeri girdiğimizde dehşete düştüm daha geçen yıl var olan frseklerin tamamı kazınmış, yerler oyulmuş ve bu alan tam anlamı ile tüketilmişti. Ne kapısı ne bir önlem olmadığı için bu alan yok edilmişti.
Frsekleri ile ben gördüğümdeki o canlılık özellik katl edimişti. Yapılacak bir şey yoktu.Niğde için çok önemli bir tarihi dün artık silinmiş yok edilmişti. Çok üzgün ayrıldım. Aşağıda yer alan yer altı şehrine baktık. O bölgede yine define avcılarınca talan edilmişti.
Roma kilisesi ve çevresi de delik deşik edildiği daha önce görmüştüm.
Ihlara gibi özelliği ve önemi olan bu alanların yok edilmesi esasen Niğde gelecğeinden çalınan maddi manevi gelirdi.
Ömer Fethi Gürer
olarak ilk kez 1975 yılında haber olarak
gündeme taşıdığım bölgeye yıllar sonra gittiğimde gördüklerim turizm için
merkez olabilecek bölgede her geçen gün
yok ediliyordu. Bölgeye
zaman zaman yabancılarda geliyordu. Kapadokya merkesi saydıkları alanda
incelemeler yapıyorlardı. Belki o freskleri
detayı ile saptayn ve resimleyen
Fransız bir turistin rahibeler evinde
yaptığı incelemede Meryem ana freski,İsa ve havariler ilgili söylediği
bir gün belgelerde gün ışığına çıkınca neler yok olduğu daha iyi
anlaşılacaktır.
Niğde bölgesindeki en eski yapılardan sayılan Roma Kilisesi olarak tanımlanan yapının büyük ölçüde harap edilmesinin yanında ilk kez 1975 yılında açığa çıkan Rahibelerin evinin freskleri ise tamamına yakını kazınarak yok edilmesi bölge için önemli kayıptı.
Yeşilyurt Kasabası Bergama Krallığı bölgesinde adına rastlanan Antigu(Altunhisar) ilçesi ile içiçe sayılacak mesafede yer alıyor. Doğasıda
tarihi kadar görülmeye değer
Yeşilyurt(Asmaz) vadisi Ihlara Kasabasının görünümünü andıran zenginliğe
sahip.. Kasabada Vadiye bakan çok sayıda kaya oyma mağara var. Bu kaya oyma
mağaralardan biri taş değirmeni. Taş
değirmeninde ise halen tarihi taş bir
kenarda atılmış bulunuyor.
Helenistik dönemde askeri ve yerleşim açısından önemli bir bölge olan Hasan dağı’nın eteklerinde bulunan tarihi kale ise yağmacılar oraya
kadar ermişlerdi.
Yeşilyurt kasabasında Keşlik bölgesinde de
yapılan kazılarda önemli bulgulara erilmişti.Roma ve Bizans dönemine ait
yerleşim yeri olan bölgede manastır ve
kilise kalıntıları ,kaya oyma mağara evler
ile görkemli tarihi bir doku olmasına karşı bölgeye sahip çıklamadı.
Yeşilyurt Kasabasında Vadi mağara oyma
evlerin yanında yakın dönemlere kadar halkın hamam olarak kullandığı oyma yapı,
taş değirmen yanında üst katlara çıkılan mağaraları ile vadiye bakan alanlar
ile Roma Kilisesi ve oyma mağara yapılar
olsun yok olmadan kurtarılmalıdır.
YAYLACILAR
ÖMER FETHİ GÜRER
Son birkaç yıldır Niğde bölgesi yeniden
yaylacılar için çekim alanı olmaya başladı. Yaylacılar 1930’lu yıllarda
Çukurova’dan bölgeye gelmeye başlamışlardı. Bir ara bölge yerine
Toroslara önem verdiler.
Özellikle Tekir bu anlamda büyük
bir yayla merkezi oldu.
Son yıllarda ise
Niğde özellikle Adanalı sayısında artış var .TOKİ benim oturduğum daire
16 kişiden iki aile hariç tamamı Ceyhanlı hemşehrilerimiz almışlar, yaz
aylarında gelip kışın gidiyorlar.
Çamardı ve
Ulukışla gittiğimde Adana Çukobirlik’ten tanıdığım Adanalı hemşerilerimize rastladım. Gördüğüm kadarı ile Niğde bu bağlamda yeniden
ilgi buluyor.
Vahap Okay, ilk
yazlığa Adana’lı öğretmenler Matematikçi
Muhittin Bey, Fransızcacı Hazım Bey, Hilmi Bey, Rasim Bey, İlkokul Müfettişleri
Ali Rıza Bey, Mahmut Bey,gibi isimlerin öncü olduğunu yazmıştı.
Son yıllarda her
kesimden yaylacının Niğde gelmesi Niğde
için olumlu bir gelişmedir. Bu süreci
Niğde iyi algılamalı ve değerlendirmelidir. Bunun içinde Niğde esnafına da çok
iş düşmektedir. Özellikle fiyatları Adana fiyatları üstünde olmamasına
özellikle dikkat edilmesi şarttır.
1960 yılında yerel
basında yaylacılar şikayetleri anlatılır
özetle derler ki ; Bilhassa sebzecileriniz Adana’lı,Bor’lu diye ikiye ayırıyor
ve bize pahalı satmak istiyorlar.Mazeretleri de şu;biz Adana sebzesini ucuza mı
yiyoruz?İnsaf edin Buraya gelen Adana’nın sebzelerimidir?.Toza toprağa biraz
çare bulmak mümkün değilmidir.?Yayladan maksat dinlenmek,istirahat
etmektir.Bununda başlıca vasıtası bol ve çeşitli eğlence yerleridir.Bölge bu
yönden de çok fakirdir.Bu haklı isteklerin hepsinin birden yerine getirilmesi
elbette mümkün değildir.Fakat Paraya pula bağlı olmayan yalnız bir alaka isteyen bazıları var ki belediye bunları yoluna koyabilir.’
1970 yılına
kadarda yaylacılar azalsa da geldiler.
Adana’dan her hafta sonu yayla treni işlerdi. Cuma Bor’a geliş pazartesi
Adana’ya dönüşte trende yer olmaz. Salkım saçan yolculuk yapılırdı.Adana’lılar
bol para harcardı. Meyva, sebze, yumurta, süt, yoğurdu alırlardı . Ticaret
canlanırdı. Eğlence artardı. Üstün Park yaylacılar ile şenlendirdi. her yaz
düzenli gelen ailelerin kimi çocuklar da Bor’da doğardı. . Halk bağlara göçmez olup ev kiralarının
artması,fiyatların yükseltilmesi ve
siyasi olaylada eklenince gelenler azaldı.
Şimdilerde yeniden
bir umut var, bu süreci iyi okumak ve yaylacıların istekleri önerilerini iyi
anlamak dinlemek Niğde için çok yararlı olacaktır.
Yeni kuşak
yaylacıların varlığı havası ile suyu ile Niğde keşfi demektir. Buna Niğde doğal
ürünlerini eklendiğinde Niğde için yaz
ayları özellikle bağ bahçe ile
uğraşanlar ile esnaf için olumlu bir gelişme yaratabilir.
Bu kere olsun
yaylacıların gelişinin değeri iyi anlaşılmalı ve özellikle onların beklediği
iyi niyet sürekli olarak onlara sunulmalıdır.
Bu bağlamda yerel ürünlerden diğer ihtiyaçlara kadar her
alanda daha çok kazanç yerine daha çok
sürümden getiri düşünülmesininde büyük yararı vardır. Niğde hangi bölgesi bu
anlamda daha özveri ile konuk ağırlarsa orada gelişmenin artacağı da mutlaktır.
--------------------
VALİMİZ BEKLİYORUZ
ÖMER FETHİ GÜRER
Niğde eski yapılarını her gezip gördüğümde içim yanar. Her mahallede tek tük kalsada az sayılmayacak tarihi eser sayılan ev ayaktadır. Bu evlerin kurtarılması gerekir. Sanayicilerimiz iş adamlarımız birer adet alsalar onarsalar iş için Niğde gelenlerin konaklamasına sunsalar çok farklı bir güzellik doğar. Belki bir gün bu konuya eğilirler ama umarım iş işten geçmemiş olur.
Niğde birde Kültür evi gereksinimi var.Niğde valisi Sebahattin Öztürk’te incelemelri sonrasında ‘Niğde Kültür evi şart’ dedi.Umutla bekliyoruz.Günler geçiyor.Yılların ihmali.Bir an önce işe başlanmalı ve bu iş için mekan seçilmeli.Ülkemizde her yerde bu tür evler açıldı.
Niğde yemekleri yapılacağı,Niğde anlatan bir yerel müze havasında Bir mekana Niğde çok ihtiyacı var.
Yıllardır yazarız söyleriz. Bir kaç valimizinde bu yönde çabası çalışması oldu Ama Niğde bir yerel kültürü yaşatacak mekan açılmadı.
Niğde’de iken İstanbul’dan konuklar geldi.Suriye giden işadamları Akşam bir yemek yemek için yer aradık.Niğde Üniversitesi tesisi kapalı idi. Otel yerine yerel bir şeylere bakalım istediler.Fertek aklıma geldi ama kış içerde mekan nasıl bilmiyorum.Tüccarlara gittik.İn cin yok. Işığı yaktılar.Biz üç kişi servis açıldı. Arkadaşlar yoğurt ile durumu idare edip tekrar yola koyuldular.Pozantı’da et yeriz dediler.
Niğde bir kör anlayış var.Niğde şu olmaz bu olmaz.Olması içinde bir girişim yok. Yapanlarda esasen sonuç alıyor
Niğde büyük kentlerde olandan mahrum olması Adana-Kayseri illerine hafta sonu kaçısı getiriyor Oysa Niğde mekanlar var
Olması gereken daha otantik daha düzenli daha farklı Ve ilgi çekecek özellikte olan
Bu işin başı Kültür evi olmalı
Niğde eski bir Konak mutlaka bir an önce bu iş için düzenlenmeli Ve gece en az onbire kadar açık kalacak bir mekan doğmalı.Yerel olmalı.Özellikler korunmalı.Zarar etmeden aşırı kar gütmeden Yeni bir yol açılmalı,Örnek olmalı
Bu iş için Kadıoğlu Konağını yazar dururum Ama Eski Ermeni Kilisesi yanında harap bina Cullaz Sokak çeşme karşısında Soyluların yan yana birkaç eski evde Bu iş için düşünülebilir.Bu evlerde park sorunu filanda yok
Niğde bilen Niğde taşıyan bir düzenleme ile Niğde sanatçıların mikrofonsuz belli günlerde Niğde Türküleri okumalı.Ve Niğde bu anlamda ciddi Olarak konuya bakmalı
Niğde onca türküsü varken düğünlerde Malatya Malatya diye oynayan söyleyen yada Ağrı Dağında kuş olsam diye ‘çığıranlar’ımız yaz boyu çokca var. Niğde Kültür evi olursa belki yalnız Niğde ait 50’den fazla eserinde yaşaması sağlanmış olur.
Haydi valim
Bu Kültür evi sizin Niğde bırakacağınız bir eser olsun. Niğde bir değil birden fazla bu tür esere gereksinimi var. Ve ne yazık ki onlarca tarihi yapı yok olup gidiyor
ATATÜRK NİĞDE’DE
ÖMER FETHİ GÜRER
Niğde sevgisini ve Niğdelilerle olan
dostluğunu dile getiren ve Niğde ile Niğdelilere ayrı bir sevgim var diyen Mustafa Kemal
Atatürk Niğde’ye Milli Mücadele dönemi,
1934 ve 1937’de 3 kez geldi.
Atatürk Milli Mücadele öncesi Niğde
gelip gelmediği konusunda bir bilgi
ermedim ama Atatürk Niğde’ye en az 3 kez geldiği ise belgeler ile sabittir.
Niğdeliler
Milli Mücadele’de Pozantı cephesindeki verdikleri
direniş yanında Balkan Savaşında,
Yemen’de,Çanakkale’de Sarıkamış’ta vatan
toprağında çok yerde şehitliklerde yatmakta yada esir ve yaralı yüzlerce Niğdeli gazi bulunmaktadır.
Egede Salihli
Kaymakamı olarak İlk direnişi başlatan Niğdeli Tahsin Bey’den İzmir’de
Yunanlıların karaya çıkışı ile şehit ettiği Niğdeli Albay Fethi Paşa’ya,
Çanakkale geçilmezde Top mermisini taşıyan Seyit Onbaşı yanında Niğdeli
Ali’de Niğdeli Şehit Ethem’e
değin yüzlerce anlatı ve önemli olay tarihin sayfalarında yerini
almıştır.Atatürk’e yaverlik Yapan Halil Nuri Yurdakul, Ahmet Sungur,Sivas
Kongresi delegesi Ratıpzade Mustafa Bey, Bor Delegesi Halit Mengi,Şefik
Soyer ve diğer değerlerimiz ile Atatürk
yanında yer alan Niğde ilk kez Cumhuriyeti top atışları ile karşılayan
ilimizdir.
Atatürk
Niğde resmi ziyaret tarihi olan 5
Şubat 1934 tarihi Niğde gelişleri neden ile her yıl anma etkinlikleri
düzenlenmektedir..İlk etkinlik Atatürk yılı olarak ilan edilen 1981
yılında Niğde Atatürk Anma Komitesi tarafından Atatürk
Niğde ziyaret günü 5 Şubat 1934
günü Niğde geliş günü olarak
anılmasına karar vermesi ile başladı.
Niğde gelişi 47 yıl sonra ziyaret günü anısına Vali Bedri Nazlıoğlu döneminde Gar binasına ‘Ulu Atamız Niğde’mize Hoş Geldiniz. 5 Şubat
ve o tarihten
sonra her yıl açılan sergi, etkinlik törenlerle
5 Şubat günü kutlanır oldu.
Atatürk Niğde ziyareti ile ilgili karşılama heyeti ve
Atatürk Niğde gelişi hakkında ne
yazık ki eksik bilgiler yıllardır
kurumlarımızın internet sayfalarına
kadar yansıyor. Ömer Fethi Gürer
olarak geçmişte konu ile ilgili yazdığım makalelerde bende Valiliğin sitesinde
yer alan bilgileri dayanak alıyordum.
Yazmakta
olduğum Niğde kitabı ile ilgili
kaynakları incelerken gördüm ki bazı
bilgiler yeniden düzenlenmesi gerekiyor.
Şöyle ki; Öncelikle Atatürk Niğde geldiğinde Belediye başkanı Dr Hüseyin
Ülkü değil Mustafa Soylu’dur.Çok kişi karıştırdığı gibi Mustafa Soylu ise Sivas Kongresine katılan Ratıpzade Mustafa
Soylu değil farklı bir isimdir.. 1921
tarihinde Ratıpzade Mustafa Soylu vefat
etmiştir. Bu kere ikinci Mustafa
Soylu Atatürk karşılayan belediye başkanıdır. Dr. Hüseyin Ülkü o dönemde CHP parti
başkanlığı yapmaktadır. 1934 ağustos
ayında Mustafa Soylu vefat etmesi ile
yerine Hüseyin Ülkü göreve seçilmiştir. .Dr Hüseyin Ülkü Atatürk Niğde gelişi ile ilgili ’Bendeniz o tarihte Belediye Reisi
değildim.Parti başkanı idim. O tarihten
6 ay sonra Belediye Başkanı oldum. O tarihlerde Belediye Reisi Mustafa
Soylu,Vali Ziya Tekeli, Halkevi Reisi Naim Eren ve 41. Fıkra Kumandanı da Ali
Rıza Altunkal Paşa idi. Ulu önderin bu seyahati ansızın vaki oldu.’diye
anlatır.
Atatürk ile
ilgili bir yanlışta Atatürk Niğde bir
kez geldi bilgisidir. Atatürk
Milli Mücadele süreci ve sonrası
Niğde 3 kez gelmiştir..5
Şubat 1934 tarihli Resmi Niğde
gazetesinde –‘Millet savaşı sırasında gelip bir akşamlık kaldığınız Niğde
sizi,yıllardır özler ve gözlerdi.’ diye verdiği haber girişinde Atatürk Milli Mücadele döneminde
Niğde geldiği açıkca yazılıdır.
Niğde Başkent
Dergisinde Yunus Nadi Özdamar, Ratıpzade
Mustafa Soylu kızı Bedia Şahenk annesi İnayet Soylu’dan dinlediği –‘Atatürk’ün Niğde’ye Milli Mücadele
döneminde gizlice geldiğini de ayrıca yazmıştı. Eski Nufus Müdürlerinden 93
yaşında Turgut Soylu ile de konuştuğumda
Atatürk’ün Muhittin Soylu evine
Sivas Kongresini
toplamadan önce gizlice geldiğini Anlatan canlı tanıktır. Ulukışla ilçemiz Belediye Başkanı Mehmet
Teyfik Güney döneminde hazırlanan Sunay Türker düzenlediği ilçede Kuvayı
Milliye hareketinin başlangıcı.ile ilgili bilgide _- Cumhuriyetimizin kurucusu
Gazi Mustafa Kemal Atatürk Cumhuriyet öncesi 1918 yılı Kasım ayında gizlice
Ulukışla’ya gelmiştir. Ulukışla ilçesi
ve Toros Tünelleri Sevr anlaşması içinde
yer almaktadır. Mustafa Kemal Atatürk o dönemde Yedinci Ordu komutanıdır. Ulukışla
ilçesinin stratejik konumunu görerek Başkumandanlık Erkani harbiye Riyasaseti
Celilesinden(Genel Kurmay Başkanlığı) Ulukışla ve Toros Tünellerinin Sevr
anlaşmasından çıkartılmasını istemiştir. Bunun
gerçekleşmemesi üzerine düşmanların asıl amaçlarının buradan geçip
İtalyanlarla Konya Ovasında
birleşip,Anadolu’yu işgal etmek istediklerini anlamış ve Ülkede ilk Kuvayı Milliye Hareketini
burada örgütlemiştir’dir bilgisi yer almaktadır.
Bor’da 103
yaşında iken görüştüğüm Ömer Soylu’da
bana Atatürk Milli Mücadele döneminde Bor’a gizlice gelip Cığızoğulları
evinde konuk olduğun anlatmıştı.Çünkü Niğde ve Bor’da Cumhuriyet öncesi önemli
nufus Rumlar olduğundan Niğde ziyaretlerini gizli yapmıştı.
Atatürk son
olarak vefatından bir yıl önce 8 İkinci Kanun 1937 tarihinde Konya
dönüşü tekrar uğramıştır. ve İstasyonda
bir süre kaldığı bu
konaklamada Niğde ilgili bilgi aldığı da
bilinendir. Atatürk Niğde ile ilgili ziyaret resmide bu ziyarette
çekildiği farklı kişilerce ifade edilmektedir.
Bu bilgiler ışığında Atatürk Niğde resmi gezi dışında iki kez daha
geldiği net olarak belge ve bilgilerden
anlaşılmaktadır.
Resmi Niğde
gazetesi 5 Şubat 1934 tarihinde ‘YÜCE
KURTARICIMIZ VE ULU DİRLİK KLAVUZUMUZ GAZİ M.KEMAL HZ.LERİ YÜCÜLER YÜCESİ,HOŞ
GELDİNİZ!’ başlığı ile çıkmıştır ve Haberde-‘Millet Savaşı sırlarında gelip bir
akşamcık kaldığınız Niğde sizi,yıllardır özler
ve gözlerdi. Alt manşetinden sonra şöyle devam eder-‘ Besbelli,kendi
yapacağınız yoldan gelmek, kendi kuracağınız Evde konaklamak istiyormuşsunuz ki
işte Demir yolumuzla,Halkevimizin bitmesini beklediniz….
Şanlı yolcu!
Sizin için yol açıklığı dilemeğe bile dilimiz
varmıyor:Siz kendi yolunuzu açan öyle uğurlu bir ersiniz ki,bizim dilimiz dilemeden sizin eliniz yapıveriyor.
Ey Uğurlu
konuk!
Sizin
karşılanmakta olduğu gibi konuklamakta da Atalarımızın Ruhları bizimle birliktedir.
Büyük Hititçi
M. Sayece’nin de tanıklık ettiği en büyük Hitit
merkezi TİANE=(Dİ-ANA) örenin bir saat yakınındasınız Orada hüküm sürmüş
yüce Hakanlar,işte Mısır’ın Ehramlarına
bile örnek almış olan şu
Höyüklerin tepesinde size imrenerek bakıyor.Onların Ruhları baş ucunuzda dolaşarak sizi ağırlıyor. ‘başlığı ile
çıkıyor.
Haberde-‘Saat
20.00’Büyük Şef’i’ taşıyan nurlu trenin müjdeler saçan tiz sesi işitildi. Bu
sesi duyan halk,trenin geldiği cihete doğru süratle akmaya başladı.Tren daha
istasyona girmeden evvel semalara doğru yükselen’Yaşa büyük Gazi,Yaşa büyük
kurtarıcı’sesleri,alkış tufanları başladı.Tren bu mahşeri uğultu ve emsalsiz
tezahüratlar arasında istasyona girdi.
Yüce Halaskâr,
vagonların penceresinden kendisine
has ulvi,necip bir tavırla halkı
selamladı.İşte bu dakikada yıllardan
beri tehassürle yanan
yüreklerimiz,Ulu gazimizin nurlu yüzünü görür görmez çılgın neşelerle
çalkalandı ve candan gelen heyecanı
dindirmek için-‘Yaşa, Ulu Kurtarıcımız’ sözlerini tekrarlayarak bu çoğunluğun isteğini dindirmeye çalıştı.
Herkes, o
mübarek simaya kana kana bakıyor ve onu
ta uzaklardan öz bağrına
basıyordu.’diyordu.
BASIN
TEMSİLCİLERİ HOŞ GELDİLER
Atatürk Niğde geliş yıldönümünde
bu yıl gazeteciler cemiyeti ciddi ve güzel bir çalışma ile Niğde çevre iller
ile çok sayıda gazete cemiyet
temsilcilerini Niğde ağılıyor. Niğde Gazeteciler Cemiyeti tarafından iki gün sürecek ATATÜRK ONUR GÜNÜ ve
MUHABİRLİK BELGE TÖRENİ ETKİNLİKLERİ Niğde Gazeteciler Cemiyeti Başkanı
Süleyman Tuzcu önemli çaba ve çalışması ile gerçekleşiyor. Niğde tanıtımına
önemli katkısı olacak böyle bir çalışma için Ömer Fethi Gürer olarak başkan Süleyman Tuzcu içtenlikle kutluyorum. Gazetecilerimizin Niğdemizi
gezerek, görerek önemli katkı sağlayacağını umuyorum. Hepsine hoş
geldin diyor bu anlamlı günde Niğde’de olmalarından dolayı bir Niğdeli olarak
teşekkür ediyorum.
VALİ BEY NASIL?
ÖMER FETHİ GÜRER
Niğde 2008 yılına
yeni atanan vali Sabahattin Öztürk ile girdi. Yeni yıl gibi yeni validende umutlarımız
beklentilerimiz var. Niğde gibi ihmal edilmiş, unutulmuş bir il için vali çok
önemlidir. Yeni valimiz
Sabahattin Öztürk göreve başladıktan sonra yaptığı açıklamaları okurken Niğde için güzel bir dönem daha
başlıyor diye düşündüm. Valimiz
atandığında özgeçmişine baktım. Uzun bir meslek deneyimi ve tecrübesi vardı .
Kaymakamlık
süresince iş yapan kişi olarak görülmüştü. Niğde valiliğine atanması ile bir vilayette yöneticilik yapacaktı. Halk valileri nasıl görür .İşte bu konuda benim
Cumhuriyet muhabiri olduğum dönemde büyük destek ve ilgisini gördüğüm DEVLETİN
VALİSİ olan Ünal Özgödek ile ilgili Cumhuriyet gazetesi ‘Duyduk Gördük’
köşesinde bana ait olan detayı anımsatalım.
7 Kasım 1982 tarihli Cumhuriyet
gazetesi yer alan konu şöyle idi.
-‘Niğde Valisi
Ünal Özgödek, Kars’tan Niğde’ye atandı ve göreve başlayıp köylere gezmeyi
amaçladığını açıkladı. Köylüler, Vali hakkında daha görmeden bir fikir sahibi
olmuşlardı. Ovacık Köyü’nde ‘Vali nasılmış?’sorusunu yanıtı: -‘Şu bizim şehirde
hemşehrimiz Bahattin var. Adam acil hasta olmuş. Niğde Devlet Hastanesi
ilgilenip ambulans vermemiş, Onlarda Valiye başvurmuş anında ambulans Vali
verdirmiş. Öyleyse Vali iyi iş yapıyor imiş demektir.(7 Kasım 1982, Cumhuriyet)
Vatandaş için
vali devlet demektir. Her işi onun
çözeceğine inanılır. Sağlıktan spor eğitimden
yaşama her konu için vali öncü ve rehberdir. Niğde çok vali geldi
gitti.Kimisi aylarca yıllarca kaldı kimisi kısa dönemde alındı. Niğde gibi yerlerde vali olmakta
zordur. Küçük yerde olanaklar sınırlı istenenler çok olur. Her konu kısa sürede
büyür. O nedenle kurulacak ilişkide önemlidir.
Vali devlet
valisi olduğu sürece Niğde için unutulmazlar arasında yer almıştır. Valilerin
görevde iken bir parti yada hükümete yakın isimlerle iç içe oldukları
dönemlerde gelenlerin sonradan adını dahi anan kalmamıştır. Önemli olan
Devletin valisi olmaktır ki bu konuda olumlu örnekler her zaman vardır.
Niğde yakın tarihini iyi bilen kişilerdenim. Niğde
içinde bu böyledir. Demokrat Parti döneminde gelmiş valiler parti il başkanı
gibi davranmışlar. Ama bugün adını anan dahi yok . Tek parti döneminde Faik Üstün BELKİ TEK
İSTİSNADIR. Çünkü Niğde adı ile iş yapmış olanlardandır. Bor Üstün Park onun adı ile yaşamaktadır. Niğde’den
siyaseten aldırılan Tevfik Kutlar, Askeri dönemden sonra gelen Vefik Kiatpçıgil, Ünal Özgödek, Bedri
Nazlıoğlu, Niğde Ortaokulunda okumuş Selami Celayir ve daha birkaç örnek çalışma ve çaba içinde olmuş
vali vardır. Niğde yakın tarihinde ise Refik Arslan Öztürk Niğde için çabası çalışması emeği ile
akıllarda kalan vali olmuştur.
Yeni dönemde
valimizden beklentimiz öncelikle
belirlediği ve kamuoyuna
açıkladığı hedeflerini yaşama
geçirmesidir. O hedeflerin yaşama geçmesi ile Niğde değişim yakalayacaktır.
Niğdeli çok
şey istemez. Eğer istese idi onlarca
bakan, vali, bürokrat Niğdeli vardı. Hepsi memleketine bir çivi çaksa
memleketin hali değişirdi. Ne yazık ki o konuda da çok az kişinin emekleri
akıllarda kaldı. Atatürk yakın arkadaşı olan
Niğdeliler dahi Ülke tarihinde çok
bilinmedi tanınmadı.
Pozantı
cephesinde şehitler veren ve düşmanı
orta Toroslar aşmasını engelleyen Niğdeliler ülkemizde ehr şehitlikte vatan
için toprağa düşmüşlerse de birkaç isim dışında adları çok anılmadı. Niğdeli
önce vatan diyen ve bölgecilik
yapmayan bu nedenle lobisi olmadığından her alanda geride kalan bir ildir.
Niğde için
okula gönderilmeyen kızlardan,sulama suyu olmayan köylere binası var içi boş
sağlık ocaklarından yarım yamalak bitmeyen yatırımlara çok konu vardır. Düşünün
ki bir kayak merkezi dahi 10 yıldır Bolkarlar da inşaat halindedir. Altı üstü bir yılda
bitecek iş bitmemiştir..
Narlıgöl
kaplıca tesisi olacak diye yazıla yazıla
yazılanlardan kitap olacak ortada bir şey yoktur.
ÖRNEK ve yazacak çoktur. Bu konuda yapılması gerekenler
vardır. Bor İlçemizi anlatan BOR ŞEHRİ kitabımı
Okyanus Plaza markette
alanlar Bor için yazılanalrı ne
kadar çok diyorlarda Niğde için yazmakta olduğum k,itap nerde ise bin sayfaya
erdi. Daha yazacaklarım var O nedenle Niğde için yazmaya devam edeceğiz diyeceğimiz çok szö var.
Onları okuyan ilgilenen olduktan sonra.
Bu nedenle valimizden umutlandık. Dilerim Niğde için güzelliklerle unutulmazlar
arasına girer.
UMUTLANDIK VALİ BEY
ÖMER FETHİ GÜRER
Yeni valimiz
Sabahattin Öztürk göreve başladıktan
sonra yaptığı açıklamalarda Turizm konusuna önem verdiği görülüyor. Bu Niğde
adına umut vericidir. Sanayi, tarım ve Turizm Niğde için önemli başlıca
konulardır.
Niğde gelişinde
öncelik verdiği konular içinde
Turizmde olması benim gibi adım adım
Niğde gezen biri için umut oldu. Niğde bu alanda çok ihmal edilmiş ,Kapadokya
başkent olmasına karşın ne yazık ki
Kapadokya ile anılmayacak kadar ötelenmişti.
İlginci Niğdeli dahi Niğde’de olandan haberi yoktu.
Başka kentlerde bölgelerde tarih gezisine çıkıp Niğde’de olanı görmüyordu.
Son yıllarda bu
anlayış değişti. Halen Manisa Valisi Refik Arslan Öztürk Niğde turizm değerleri konusunda önemli
çalışmalar başlattı. Onun gayreti ile Niğde yeniden keşif edilmeye başlandı
N e yazık ki tamda
zamanında Niğde’den Erzincan’a tayin
oldu. Beş yıl süre ile Gündüz Beder
valilikte bulundu.
Her yöneticinin
ayrı bir tarzı vardır. Vali Gündüz
Beder Turizm konusundan çok Köy
sorunlarına yöneldi.
Buna karşın Öküz
Mehmet Paşa, Kale, Bedesten bu süreçte yapılan işler oldu ama Niğde bir kültür
evine daha kavuşmadı.AKSARAY bu konuyu
dahi bizden önce halletti.
NİĞDE için
öncelikle bir Kültür Evi şarttır. Bu
anlamda Kadıoğlu Konağı ve çevresi ele alınırsa Niğde için muhteşem bir
iş yapılmış olur. Yöresel yaşamı izleri taşıyan halka açık valiliğin denetiminde bir kültür evi Niğde
için gereklidir. Valimiz Kadıoğlu Konağını gezip görür ise ne dediğimizi daha
kolay anlatmış oluruz.
Niğde için bir
büyük projede yine Refik Arslan Öztürk döneminde başlayıp kalan CULLAZ SOKAĞI
projesidir. Bu projede evler valilikçe alınıp onarılarak kent ortasında tarihi
bir kent yaratılacaktı.Sonradan proje
değişti. Sokak iyileştirmeye döndü. Halen bir değişim olmadı. Bu sokak yine eski
düşünülen gibi alıp onarılıp turizme açılmalıdır.
Niğde kalesi
yanında yıkık dökük evler eskinin
izleridir ama kale çevresinde yer altında mağaralar çöplük kılınmaktadır. Kale
çevresi ciddi bir proje ile ele alınıp bu bölgede önemli değişime gidilmesi de
Niğde için farklı boyut yaratacaktır
NİĞDE GENELİNDE
DEVAM EDEN BEŞ BÜYÜK KAZI ÇALIŞMASI VARDIR. Bu çalışmalar yaz aylarında
yapılmaktadır. Tyana kazısı yine Vali Refik Arslan Öztürk çabası ile başlamış bir çalışmadır. Bu konuda şunu
belirteyim ki 2006 yılında Kazı alanlarına gittiğimde öğretim üyeleri Vali Refik Arslan Öztürk gördükleri ilgiyi
anlatıp önemli destek sağladıklarını belirtiyorlardı.
Bağlama’da iki ayrı kazı ekibi çalışması vardı ve
dediler ki Refik Arslan Öztürk sonrası
su sağlamakta dahi sıkıntılarımız oldu.
Ve daha söyledikleri vardı ama yazmadım. Açıkca ilgisizlikten
anlatıyorlardı. Oysa İlk insan
Afrika’dan Avrupa’ya geçiş izi bulunan yerleri her kişi merak etmeli ve gitmeli
idi. Valimizden Tyana, Köşk, Helena,
Porsuk,Göllüdağ, Çiftlik kazı alanlarını mutlaka ekipler çalışırken
göreceğini açıklamalarından sonra umudum oldu.
Niğde bilinen Tyana, Köşk, Gümüşler gibi önemli merkezleri yanında
KARATLI-ÇUKURKUYU-YEŞİLYURT-YEŞİLBURÇ-DİKİLİTAŞ –NARKÖY-HASAKÖY-MİSLİ-MADEN-KAVLAKTEPE-İFTİYAN-FERTEK-
KAYIRLI mutlaka tanıtıma sunulması
gereken başlıca yerlerdir..
Niğde için önemli
merkezleri birden çok kere yazdım.
Keçikalesi, Murtandı kalesi, Lülve kalesi,
Değirmenli mağarası yer altı şehirleri ile Niğde gezildikçe bu kadar derinliği var mı diye
sorulacak yerdir.
Niğde il genelinde
tarihi camileri, türbeleri,evleri, Kilisleri ,sarnıçları yanında doğal
güzellikleri Aladağlar, Bolkarlar ile Niğde daha çok ilgi ve tanıtımı hak
etmektedir.
Yapılanların
güzelliğini görmek için Niğde kalesi, Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı, Bedesten,
Ahmet Bilgin konağını görmek gerekir.
DÜNÜ İLE BÜGÜNÜ ANLAMAIN YOLU BU YAPILANLARI TANIMADAN GEÇER.
Valimiz Niğde
Kültür Evi düşüncesi için mutlaka
MUSTAFA HIZIR evi Bor’da gezmeli ve
bazı çalışmalarda ondan yararlanmalıdır.
SON SÖZ : NİĞDE
FOLKLORUNA SAHİP ÇIKMAK VE ONU İLERİ
TAŞIMAKTA VALİMİZDEN BEKLENTİMİZDİR
VALİMİZ KÖY KÖY GEZEREK TURİZM DEĞERLERİNİ GÖRÜR VE GELECEĞE TAŞIR.
UMUDUMUZ VAR.
Kim yazdı
bilmiyorum yazan adı yoktu ama ama ilginç bir email geldi .sizinde
ilginizi çeker düşüncesi ile gönderdim.
TÜRK OLMAK
Türk olmak,
Osmanlı'nın borcunu ödemektir, hovarda babanın borçla yaşayan evladı gibi.
Kosova'da ve Bosna'da, Batı Trakya'da ve Makedonya'da, bilmem kaç asır geçmişte
kalan meselelerin hesabını vermektir.
Türk olmak,
Kıbrıs'ta, Hocali'de, Anadolu'da ve Balkanlar'da soykırıma uğrayıp, yapmadığın
soykırımla suçlanmaktır.
Türk olmak,
faşist olmaktır, vatanına, yurduna, tarihine sahip çıktığınca.
Türk olmak, 'demokrat ' ve 'çağdaş'olmaktır, vatanına, yurduna, tarihine sahip
çıkmadığınca.
Türk olmak,
lisanının Avrupa'da yasaklanmasıdır ve yine Türk olmak kendini anlatamamaktır.
Avrupa'da hor görülmek Türk olmaktır, ataların bir sürü asır önce Viyana'yı
kuşattığı için ...
...ve hoş görülmemektir, sadece kuşatıp, Napolyon gibi bütün Viyana'yı yakmadığı
için.
Türk olmak,
Selanik'te Pontus Anıtı'nın, Viyana'da çignenen yeniçeri minberinin ve Malta'da
papazın üzerine bastığı Türk bayrağı heykelinin önünden geçmektir.
Türk olmak zordur, çetindir ve eziyetlidir.
Üc kıtadan dönüp, bir küçük yarımada da misafir muamelesi görmektir.
Sayısız imparatorluk kurmak Türk olmaktır, aynı zamanda sayısız imparatorluk
yıkmak da Türk olmaktır.
Türk olmak,
Arabaya koşulan ilk atın vatanında, ilk yazılı antlaşmanın imzalandığı yurtta,
yazının bulunduğu, paranın icat edildiği, her metrekaresinden bereket fışkıran
bu yurtta... kalkınmak için yabancı sermaye beklemektir.
Türk olmak;
Troya'dan bu yana, Sümer'den bu yana serpilerek gelse de, tarihten eski bu
topraklarda, bütün zamandan damıtılarak gelen yüksek değerlerine rağmen, bir
haftalık hafıza ile yaşamaktır.
Doğu Roma'yı da Batı Roma'yi da yıkıp, yeni Roma olan AB'ye girmeye çalışmaktır
Türk olmak.
Türk olmak,
Mostar'da köprüdür,
Kerkük'te kaledir,
İstanbul'da Kızkulesi'dir,
Anadolu'da buğdaydır,
Çukurova'da pamuktur,
Ege'de tütün,
Karadeniz'de fındık,
Trakya'da ayçiçeğidir.
Türk olmak,
Çanakkale'de ölmektir.
Çanakkale'de ölmeden önce düşmana su vermektir, onun yaralısını sırtında kendi
hastanene taşımaktır.
Düşmanın ardından rahmet okumak, kanlından helallik almaktır.
Sabahları odana rahmet dolsun diye, cami açmaktır. Kar yağdığında kayak yapmayı
değil, evsizleri düşünmektir.
Balkon kösesine kuşlar için, kışın ekmek kırıntısı, yazın su koymaktır.
Yağmura rahmet, kara bereket diye bakmaktır.
Türk olmak,
harap bir ulkede, zengin ulkelerin mustemlekeligini reddedip...
tahtadan kilic ve ipten uzengi ile...
paylasacak ve sahiplenecek tek varligi fakirlik olmasina ragmen...
yedi duvele meydan okumaktir.
Turk olmak,
askere davul-zurna ile uğurlanmaktır...
belki de dönmeyeceğini bilerek.
Türk olmak,
annenin ardından' bir oğlum daha olsun, onu da göndereceğim' demesidir.
Babanın gözyaşlarını tutarak, tabutuna son kez dokunurken 'vatan sağ olsun'
demesidir.
Türk olmak,
'Türk çayında radyasyon olmaz' yalanları ile, 'gusul abdesti alana aids
bulaşmaz' dolanları ile yaşamaktır.
Her hükümetin enkaz devraldığı, ama asla ardında enkaz bırakmadığı ülkede
olmaktır.
Türk olmak,
ecdadın yaşadığı kıtlıktan dolayı, çayın yanında gelen şekerden fazla olanı
garsona geri vermektir. Ayni nedenle Türk olmak, yemeği ziyan etmekten
korkmaktır.
Göz hakkına, diş kirasına saygıdır, Türk olmak.
Evindeki bir kap aşın yarısını tanrı misafirine vermektir.
Kendi yerde, misafiri döşekte yatırmaktır Türk olmak.
Türk olmak,
milli maçta ağlamaktır.
Ayhan Işık'a, Belgin Doruk'a aşık olmaktır.
Türk olmak,
aşkını ölesiye sevmektir.
Aşkı için ölmektir, öldürmektir.
Sevdiceğinin elini bir kez tutamadan toprağa girmektir.
En güzel aşk şiirlerini yüreğinde hissetmektir.
Eşkiyaya türkü yakmaktır, Türk olmak.
Milletine sövmektir, ama başkasına sövdürmemektir, Türk olmak.
Türk olmak
Yunus'u bilmektir, Aşık Veysel'i sevmektir.
Mevlana'yı, Haci Bektaş-i Veli'yi ve Hoca Yesevi'yi...
-tek
bir satırını okumasa da-
yüreğinde taşımaktır.
Türk olmak,
saz çaldığında, ney üflendiğinde, kös dövüldüğünde ve kaval çaldığında
yüreğinin derinlerinde bir sızı sezmektir...bir de Yemen Türküsü'nde...
Hayatın sana verdiklerine 'nasip', vermediklerine 'kısmet' demektir.
Her işin 'hayırlısına' inanmaktır ve 'feleğe' küfretmektir
ve ağlamamak için...
çok gülmekten çekinmektir.
Türk olmak,
Asya'da batılı, Avrupa'da doğulu diye tepki görmektir.
Irk sözünü bilmeden yaşamak, yaratılanı Yaratandan ötürü sevmektir.
Mağazin programları ile dizilerin arasına sıkışsa da, silkinip
üzerindeki ölü toprağını atabilmektir.
Türk olmak,
mahalle maçı için ayni saatte, on kişi buluşamazken, milyon kişinin bir araya
gelmesidir. Tavla oynarken bile kavga ederken, milyon kişinin kavga etmeden
gösteri yapabilmesidir.
Türk olmak
en zayıf gününde bile dünyaya meydan okumak, en dertli gününde bile her ufunetin
bir şafakta biteceğini bilerek tevekkül gostermektir.
Zor iştir Türk olmak.
Türk olmak,
Anadolu'da her düşen yağmur damlasına hamdetmek, her çıkan başak için şükretmektir.
Türk olmak,
medeniyetler beşiği Anadolu'da dik durabilmektir.
Tüketim çılgınlığına son verelim tasarruf
etmeden ve üretmeden kalkınma olmaz
Hacı özer
"Beş yaşında idim.
Rahmetli babaannem pirinç ayıklıyordu.
Bir tane yere düştü.
Babaannem eğildi, aramaya başladı.
Sağa bakıyor, sola bakıyor, bulmaya çalışıyordu .
Çocukluk iste,
-Aman babaanne dedim.
- Bir pirinç tanesi için bu kadar caba harcamaya, yorulmaya değer mi?
Rahmetli ilk defa sertleşti bana karşı, öfkeyle doğruldu.
-Sen oturduğun yerden ahkâm kesiyorsun, ' dedi.
- Hiç pirinç üretilirken gördün mü? İnsanlar ne kadar zorluk çekiyorlar. Bir
pirinç tanesinde kaç insanin göz nuru, alın teri, emeği, çilesi var
biliyor musun?'
Utancımdan kıpkırmızı olmuştum.
Aradan yıllar geçti.
Hukuk Fakültesinde öğrenciyim.
Alain'in proposlarini okuyorum.
Birden irkildim.
Babaannemi hatırladım.
Alain, bir insan yerde bir iğne görüp de eğilip almazsa, bütün uygarlığa
karşı ihanet etmiş olur diyordu.
İlave ediyordu. Bir iğnenin üretiminde binlerce insanin alın teri,
göz nuru, el emeği vardır diyordu.
On dokuz yıl evveldi.
Stockholm'e gitmiştim.
Bir otele indim.
Geceydi.
Sabahleyin, traş olmak için lavaboya gittiğimde, aynanın yanında ilginç
bir not gördüm.
'Lütfen traştan sonra jiletinizi çöpe atmayın, yanda bir kutu var oraya
bırakın, bir tek jiletle dahi olsa, İsveç çelik sanayisine yardımcı olun'
diyordu.
Doğrusu hayretler içinde kaldım.
Çocukluğumdan beri çelik eşya denince akla İsveç çeliği gelir.
Birçok eşya üzerinde' İsveç çeliğinden yapılmıştır' diye yazardı.
İste o ülke, kullanılmış bir tek ufacık jiletin bile çöpe gitmesini
istemiyor, ona sahip çıkıyor, gelen turistlere rica yollu uyarıda
bulunuyordu.
İsviçre'de zaman zaman, belli periyotlarda radyolar,
televizyonlar bir haberi duyurur.
'Şu tarihte, su saatte, adamlarımız gelecek. Siz lütfen
hazırlığınızı yapın.
Okumadığınız, ilgilenmediğiniz, kullanmadığınız ne kadar kitap, dergi, gazete
varsa, kâğıt, ambalaj, kutu varsa, velev ki, bir ilaç prospektüsü dahi olsa,
kapının önüne koyun. İsviçre'nin kalkınmasına yardımcı olun. Fazla ağaç
ziyanına engel olun.'
Japonlar son derece sade, basit, yalın mütevazı
yasayan insanlardır.
Evlerini mobilya ile eşya ile dolduranlar Japonlara göre ruhen tekamül edememiş,
hayatın manasını anlayamamış, zavallı kimselerdir.
Böyleleriyle; evini mezat salonuna çevirmiş zavallı, diye eğlenirler.
Bir insanin gösteriş için eşyanın esiri olması ne kadar acıdır.
Vaktiyle Japon ekonomisi darboğazdan geçiyor. İç borçlar, dış borçlar gırtlağı
aşıyor.
Zamanın başbakanı meclisi toplar.
Kürsüye çıkar.
Durumu olanca açıklığı ve tehlikeleri ile anlatır ve;
-Şu andan itibaren der,
-Tanrı şahidim olsun ki, Japonların iç ve dış borçları son kuruşuna kadar
ödenmeden, pirinçten başka bir şey yemeyeceğim.
-Şu üstümdeki elbiseden başka elbise giymeyeceğim.
Dediklerini yapar, en üstten en alta bir israftan kaçınma kampanyası
açılır.
Japonya bütün borçlarını öder. Bu durumun toplumun bütün
kesimlerini, tek istisna olmadan kapsadığını söylemeye gerek
yok.
Geçenlerde Japon imparatorunun sarayını gördüm.
Yarabbim, ne kadar sade, ne kadar mütevazı, ne kadar gösterişten uzak...
*Gerekmediği halde elektriği yakmakla, suyu kapamadan bos
yere akıtmakta, gece çamurlu ayakkabılarımızı temizlemeden yatmakla, yemek
yediğimiz kapları yıkamadan bırakmakla biz de zalimler sınıfına geçmiyor muyuz?
*Hayat çok ince, akil almaz incelikte ipliklerle
örülmüştür. Her şey o kadar birbirine bağlıdır ki, İlkokul okuma kitabımızdaki
bir sözü hiç unutmadım.
Bir mıh bir nalı kurtarır.
Bir nal bir atı, bir at bir komutanı,
Bir komutan bir orduyu,
Bir ordu bir ülkeyi kurtarır diyordu..
Maddi durumumuz ne olursa olsun, ister zengin olalım ister
fakir, hepimiz çok dikkatli olmak zorundayız.
Burada parayı da, maddiyatı da aşan büyük bir edep ve incelik vardır. "
Sanırım ' forward ' edilmesi gereken bir mesaj
varsa o da budur...
--
Bizi Takip Edin www.cukurovasanat.com
sanat ve sevgiyle kalın www.sanatmagazin.com
2007 ‘DE GİTTİ
ÖMER FETHİ GÜRER
Bir yıl daha iyisi ile kötüsü ile
aktı geçti. Yeni yıl Niğde için en önemli değişim yeni valisi oldu. Beş yıl
süren bir dönem bitti ve Valimiz göreve başladı. Umalım ki Niğde turizm
değeleri ve sorunları bu süreçte ele dah çok alınsın. Niğdespordan sağlığa
eğitimden sanayi sorunları çözüm bulsun.
Niğde esasında ilginç bir yapısı
var. 1960’larda lisesinde doğu için yardım toplandığında Niğde köylerinde elektrik su yol yoktu.
Yani Niğdeli Niğde dışın ayardım ederken
Niğde aynı durumda idi. Nedense Niğde kendini düşünmez Niğde için Niğde’de
bulunduğu mahalle ile işi arasında bir dünya vardır. Oysa Niğde ili güzelliği
özelliği sorunları ile her alanda
açılıma ve ilgiye gereksinimi olan bir ildir.
Niğde’de okula gönderilmeyen
kzıların olduğu köyler vardır. Nidğe’de yoksulluk sınırının altında yaşayan
köyler vardır. Niğde halende büyük
kentlere göç veren bir il konumundadır.
Niğde sorunları yokmuş gibi
sunulmaya,pireyi deve gibi anlatanların varlığına her dönem
inanmıştır.
Niğde içinde dünde kalan gazete
arşivlerine bir bakın.Özellikle siyasetçilerin söz verdikleri konularda kaç
kere aynı konuyu konuştuğunu ve kaç kere aynı haberin manşet olduğunu bir
görün. Örnek mi işte Bor Fizik Tedavi merkezi. Yılda üç kez yetkili etkili
politikacı gezer ve her yıl açılacağı duyurulur ama 2008 kaldı. Belki bu ara açılır.
Niğde Cullaz Sokağı iyileştirme
projesi vardı? Durum ne bilen açıklarsa
öğreneceğiz.Bor Cığızoğlu Konağı içinde ödenek geldi. Ne oldu? Bilen yok. Camiler onarılacak ama yapılan birkaç kez
yapılır oldu. İşte Dışarı Cami örneği gibi. Kale muhteşem oldu. Emeği olanın
eline sağlık ama daha halkın gezmesi
için görevli konamadı. Kapıları
kapalı. Bir eleman verilemedi
gitti. Niğde devam eden ciddi kazılar var. Bunların
gelişimi adına yapılan yeni bir şeyler varmı ? NİĞDESPOR Bu yıl amatör kümede
dahi yok Kim farkında? Niğde sosyal etkinlikler oluyor ama 1936 Halkevi etkinlikleri gibi akılda kalan
kaç çaba var.?
Bir de NİĞDE DİKİLEN AĞAÇ SAYISI SON
40 YILDA TOPLAYINCA NERDE İSE MİLYONLARI AŞIYOR peki Niğde bu ağaçlardan doğan
kaç orman var? Ağaçlar ne oluyor. Demeçlerde yer alana baksak her yer ağaç
olması lazım.
Niğde Yeşil Kart konusu çokca gündeme geliyordu. Yüzlerce kişi
yeşil kartlı ama yoksulların varlığı bitmiyor. Sağlık ocaklarının akapandı
açıldı lafları doktoru yoksa
hemşirede mi yok soruları gündeme
geliyor.
Üniversite baaşrıları bilimsel ama
Niğde için çağdaşlığa açılan bir kapı olma konusunda Niğde Oratokulunun
kurulduğu süreç kadar hareketlimi? O soruda her zaman kafama takılıyor.
Sanayicimiz bir parlıyor. Bir sönüyor.
Odalarımız derneklerimiz çokca
var onlarda sorunları dile getiriyorlar.
Kısacası Niğde için yapılacakta çok yapılması gerekende.
YAPILANLA RYOKMU? VAR MUTLAKA ÇOK
YARARLI VE DOĞRU ÇALIŞMALAR OLDU. Köyler kanalizasyonla tanıştı. Köy meydanları
parke taş döşendi. Mehmet paşa kervansarayı yapıldı. Bedesten onarıldı. Bor
Ahmet Bilgin Evi Yapıldı. Kent orman
düzenlendi. KÖYDES başarılı oldu. Ama Niğde sulama suyu sorunu devam
ediyor. 1936’dan Beri gebere barajı TAMAMLANAMADI. AKKAYA Barajı
kurtarılması gerçekleşmedi.NİĞDE
ÇABASI ÇALIŞMASI OLANLARIN SAYISI ARTTI..
Niğde Basın olarak ise atağa kalktı
Dergiler,gazeteler ile geçen yıllar Niğde için olumlu oldu.
NİĞDE 2008 YILINDA BENİM BEKLEDİĞİM
GEÇMİŞTE YAPILAN HİZMETLERİN ÖNÜNDE RESİM ÇEKİNMEK YERİNE BENİM ESERİM
DİYECEKLERİ İŞLERİ MİLLETVEKİLLERİN
YAPACAĞI BİR DÖNEM OLMASINI DİLİYORUM. Son söz
geçen seçimlerden önce Niğde Kayabaşı Mahalle projesini Niğdemiz dergisinde yazmıştım. Belediye
konuyu daha yeni gündeme aldı umarız ve
dileriz ki seçime kadar bu konuda yapılan bir şeyler olur lafta kalmaz.
Her yapılan güzel hizmeti alkışlıyor
2008 yılında özellikle valimizden Niğde
tanıtımı sorunlarının çözümü yönünde
yapacakları katkı ve başarıları ilgi ile bekliyoruz.
2007 Yılında Şehit olanları rahmetle anarken gazilere sağlık dileyerek 2008 doğası,insanı yaşamı ile ülkemize yararlı bir yıl olsun diliyorum.
25
EKİM 2007 tarihli NİĞDE ANADOLU GAZETESİNDE YER ALAN KÖŞE YAZISI
OSMAN ÜÇER’E TEŞEKKÜR
ÖMER FETHİ GÜRER
Niğdeli olupta Osman Üçer’i tanımayan yok gibidir. Avukat
mesleği olmasına karşı yazar, araştırmacı, folklorcu, şair, derlemeci,
siyasetçi ve gazeteci yönleri ile Osman Üçer canlı bir kütüphane gibidir.
Niğde Kitabı ile ilgili arşiv çalışmaları sırasında
Kayardı bağ evinde Kütüphanesini bize açtığında gördük ki yalnız Niğde için
değil Türkiye içinde açıkçası bilgi hazinesinin adresidir.
Osman Üçer; 1940 yılında Şubat ayında doğmuş. O yılların
kış soğukları içinde ailesine sıcak bir mutluluk yaşatarak dünyaya gözlerini
açmış. Babası Ahmet Üçer annesi Hayriye hanımdır. İlköğrenimi liseye kadar
Niğde’de yaptıktan sonra Hukuk Fakültesini İstanbul’da 1966 yılında tamamlıyor.
Daha çocuk denecek yaşta gazeteciliğe ilgi duyuyor ve yazıları Niğde
gazetelerinde yer bulmaya başlıyor.
Niğde gazeteleri farklı kütüphanelerde arşivlerini
incelerken Niğde kütüphanelerinde de bu gazeteleri bulamadım. Osman Üçer 1954
sonrası bende var deyince hemen incelemek için izin istedim. İçtenlikle olur
verdi.
Kayardı bağına sabah gün ilk ışınları ile gittim. Hemen
gazetelere bakmak istiyordum ama önce bağ gezeceğiz dedi. Allah vergisi meyve
boldu ve dostlarına dağıtıyordu. Bize de ısrarla ikram edince kıramadık nefis
şekerparelerden yedik. O sırada bahçede ‘bostan’ yerleri ve ağaçların arasından
gazete arşivine erdik.
Bahçede bize yer hazırlamıştı. Biz gazetelere bakacağız
diye heyecan duyarken Üçer’de arşivinin yararlanılmasından mutluluk duyuyordu.
Hemen yardımcı oldu. Gazeteleri tek tek incelemeye başladım. Gazeteleri
incelerken bir yerde Osman Üçer gazeteciliğe başladığı sürecin ilk on yılını da
gözlüyordum.
Niğde’nin Sesi gazetesinde 14.06.1958 yılından itibaren
folklor ve araştırmaları ile günümüze eren yolculuğa ilk çalışmalarını
heyecanla okudum.
Osman Üçer atak ve üretken kimliği ile kısa sürede olduğu
topluluklarda öne çıktığını da o süreçte daha iyi görme olanağım oldu. Niğde
Gençlik Derneği Başkanlığı döneminde Lisede edebiyat ile etkinlikler, folklor
geceler düzenlemesi genç yaşta bu anlamda önemli çabalarını oluşturmuştu. Daha
o yıllarda Niğde için bir ön açıcı oluyordu.
Öğrencilik yıllarında derneksel faaliyetlerde Başarlı
olması ile kısa sürede tanınan Osman Üçer ; İsmail Özmel, İrfan Bahar, Asım
Tanış gibi genç yazanları içinde folklorik yazılara daha çok yöneldiği de
görülüyor. O arada ülke genelinde farklı yayınlarda yazıları da çıkmaya ve
ulusal anlamda yaptıkları ilgi bulmaya da başlıyor. Üniversitede öğrenci olduğu
süreçte ise siyasi yazılara yöneliyor.
İstanbul sonrası Niğde dönüşünde Osman Üçer siyasete
ağırlık veriyor ve Niğde’de ülkücü harekette sözü geçen ve dinlenen bir konuma
eriyor. Ancak vurdulu, kırdılı, kavgalı ,ortamlar yerine Türklük ile ilgili
araştırma inceleme çaba ve çalışmaları benimsiyor, ne var ki siyasetin hızlı
aktığı o yıllarda yaşanan ayrışmalardan nasibini alıyor ve bir kanadın sözcüsü
gibi görülmeye başlanıyor.
Ancak onun için mahallesi arkadaşları, komşuları farklı
görüşlerde de olsa onlara karşı dostluğunu hep koruyor.
Sanatsal duygusallığı her dönemde onun yanında oluyor. Ne
var ki üretkenliği bir süre yalnız siyaset üzerine yoğunlaşmaya başlaması Niğde
folkloru olarak daha çok yapacaklarını belki de frenliyor. Daha sonrasında
Nazilli süreci yaşayıp tekrar döndüğü Niğde’de ise bu kere tüm ağırlığını
folklor ve anılardan oluşan yaşama veriyor.
Önemli hizmetleri olan değerlerin gün ışığına
çıkarılmasına çabalıyor. Kitapları şiirleri yayınlanıyor. Niğde gazetelerinde
yazıları çıkıyor Bu süreçten sonra teknolojide gelişmelere ayak uydurup
İnternet ile olumlu yol ve onurlu hamle adı ile iki site ile Türkiye dışına da
açılıyor.Kendi kulvarında iddialı yazılarla yazmaya devam ediyor.
Özdeyişler, Fikirler Zaman Tünelinde Üçkapılıoğlu kel Ali
Niğde Folkloru, Osman Üçer ile söyleşiler, Gökçe dede Ülkesi, Kabaksız anıları
ile binlerce yazıya imza atan Osman Üçer Niğde için folklorik sohbette ilk
durak konumunda olmayı başaracak eserlere imza atıyor.
Her insan gibi duygusallığı, her insan gibi kırgınlıkları
olsa da Niğde için Osman Üçer çok önemli bir birikimin adresi olmaya devam
ediyor. Böylesi değerleri farklı yerlerde daha yoğun sahiplenildiğini gören
bilen bizler için Osman Üçer gibi emek verenler Niğde ile ilgili çalışmalarda
kaynak kişi olarak görülmesi gerekir.
Siyasetin tüm kıvrımlarında olan biteni görecek kadar
deneyimlerini beyninde derleyen ve süreç içinde insanı yanlışını yüzüne söylemeden
‘bu toplum düzen tutmaz’ noktasına eren Üçer, Niğde folklorunun gelişimi ve
ileri taşınmasında varlığı bir şanstır.
Günümüzde Başta MHP lideri Bahçeli olmak üzere bir dönem
siyaset yaptığı insanları da sert bir şekilde eleştirir iken farklı siyasi
çizgide de olsa olumlu çaba ve çalışmaları alkışlayarak destek vermeyi
benimsiyor. Ülkesini ve Niğde yi seven ve folklora sahip çıkan herkesin yanında
oluyor.
Osman Üçer ile sohbette kimi zaman süreç hızla akıyor.
Çok bilgi, çok deneyim ve çok Niğde sevgisi olan biri ile söyleşmek konuşmak
ondan yararlı bilgiler edinmekte ayrı bir keyif veriyor. Kitaplarını bulup
okuyun ama bulamazsanız internette sitesine girin tad alacağınız keyifli
kitaplarından bölümler ve yazıları sizi bekliyor.
2
kasım 2007 tarihli Niğde ANADOLU GAZETESİNDEKİ YAZIM
GENÇ GAZETECİLERE
ÖMER FETHİ GÜRER
Niğde’de Osman Üçer, İsmail Özmel, İrfan Bahar,
Asım Tanış,Ayhan Baran,Sabri Cığızoğlu,Hasan Yeğin yerel basınında yazıları çıkan Niğdelilerdi.
Aralıklı yazan onlarca hemşerimizde vardı.
Benim yazmaya başladığım dönemde Ahmet
Öncü,Arif Acındı, Hüseyin Gökalp, Mehmet Beklen, Mehmet Bilen, Üzeyir Lokman
Çaycı, Şerafettin Yılmaz, Mehmet Duruöz,Nail Gündüz gibi isimler gazetelerde
yazıyor yada muhabir idi. Fuat Tuğrul Niğde Sesi, İsmet Sayın Hamle,Hacı Şimşek
Yeşil Bor ve Abdurrahman Yılmaz Yeni Bor gazetesi çıkarıyordu. Benden önceki
kuşaktan Osman Üçer, İsmail Özmel, İrfan Bahar, Asım Tanış 40 yıla ulaşan
sürede Niğde ile ilgili yüzlerce yazıları oldu. Bende 30 yılda beş bini aşan
Niğde bölgesi ile ilgili yazı yazdım.
Niğde il geneli için bir şeyler
yapılsın diye çabaladım.
Birileri beni geçer mi kaygısına hiç
düşmedim. Elimdeki bilgiyi paylaşmayı benimsedim. Niğde’de ve Bor’da 1978’lerde
dahi sınırlı gazetede ulusal muhabir vardı. Niğde ve Bor’da kimi arkadaşları
gazetelere muhabir olmaya teşvik ettim. Köye kasabaya gittim.kendi gazeteme
yazarken o arkadaşların gazetelerine yazı resim hazırlayıp adlarını yazıp
gönderdim.Kimi haberi gazetede gören arkadaşlarımız olurdu.
Gazetede yazım çıkması hoşuma gidiyordu
ama en çok Niğde ile ilgili konular gündeme taşındığı için seviniyordum. 1980
öncesi Hürriyet muhabir iken birkaç kez bölge sayfasında en çok haberi çıkan en
başarılı muhabir seçildim. Niğde dışında okurken de Niğde muhabirliği yaptım.
Kısaca amaç olarak Niğde ili adına çabam ve çalışmam oldu.
1975 yılından beri yerel BASINDA HİÇ
BİR GAZETEDEN DERGİDEN BİR KURUŞ PARA ALMADAN Niğde yazdım. Ayrıca Laf ola şiir
kitabım 1990 yılında Bor Şehri kitabım 2004 yılında tamamen kendi olanaklarımla
yayınladım.
Geçen sürece bakınca Niğde adına
yapılmış çok konuyu gündeme taşıdığım ve bunların yapıldığını gördüğüm içinde
mutlu oluyorum.
Niğde’mizde son yıllarda hızla aratan
gazete ve dergiler ile yazı alanları genişledi. Ofset Pırıl pırıl yayınlar
çıkıyor. Niğde bu anlamda bir çok ili geride bıraktı. Çok güzel yazılar konular
haber oluyor.Başarılı genç muhabirler gazeteciler yetişti. Niğde adına bu
anlamda sevincim arttı . Keza Niğde ile ilgili haberlerin gündeme olumlu
konularda gelmesinin Niğde için önemini bilİYORUM. Niğde tarih doğa turizm
özellikleri ile gündeme gelmesi HEM Niğde tanıtımı hemde haber çeşitliliği için
önemli olacaktır. Adliye haberleri, cinayet, kaçırma, kaza haberleri yerine
daha çok tarih doğa turizm için haber üretilmesi Niğde ayrı bir tanıtım yolu
olduğu da mutlaktır.
Bu nedenle genç muhabirlerin Niğde köy
ve kasabalarına sık gitmeleri,siyasi parti gezilerinin dışında bölge taraması
yapmaları onların yeni yeni haber kaynaklarının oluşumuna vesile olacaktır. Bu
konuda Niğde valiliği ve belediye yardımcı olacağını da umuyorum. Her hafta
sonu Niğde için bir merkeze yolculuk yapılması bir yıl boyu Niğde ile ilgili
daha yoğun ve değişik haberinde üretilmesini sağlayacaktır.
Gazetecilik bir gönül ve sevgi işidir.
Adliye muhabirliği, yada toplantı açılış gibi yerlerde olmak basın için
önemlidir ama keşif yolculukları zevklidir. Kimi genç muhabir ve yazarların Niğde
için mükemmel yazılarını ilgi ile okuyorum. Tarihi mekanları tarihi kişileri
meslekleri yaşamları ne güzel anlatıp işliyorlar. Bizlerden çok daha başarılı
olacak ve bir gün Niğde için yüzlerce kitabı üretecek bir geleceğin doğacağını
bu yazıları okudukça düşünüyorum.
Okul dergilerinde dahi profesyonellere
yaklaşan özellik ve içerikte yazıların yer alması Niğde adına sevincimi
artırıyor.
S Genç muhabirler kiminde soğan ekmek
yesenizde sevin sevilin ve mutlaka Niğde adım adım gezmenin tadına erin. Her yazınızda
yeni bir Niğde heyecanını yakalayın sizlere inanıyor sizlerden erdiğiniz
başarılardan fazlasını bir büyüğünüz olarak bekliyorum. Geleceği
şekillendirmede sizlerin çabası çalışmasını önemsiyorum. Son bir not ve bir
yerde abi öğüdü 30 yıl önce nasıl olsa buluruz düşündüğümüz resimlerde
insanlarda çabuk tükendi ki bugün keşke onlarla konuşsa idik keşke
arşivimizde‘şura’nında resmi olsa idik diyoruz o nedenle orijinal resimleri
yazıları haberlerinizi yayınlandıktan sonrada arşiv yapın saklayın bir gün ne
kadar işe yaradığını göreceksiniz. Başarılar kolaylıklar dileği ile. nigdekent@mynet.com
yazabilir ve borun.sesi.sitemynet.com
ve bor.sehri.sitemynet.com’da
yazılarını okuyabilirsiniz.
31
Ekim 2007 NİĞDE ANADOLU GAZETESİ KÖŞE YAZISI
SABRİ ÖZDAĞ VE ELMA
ÖMER FETHİ GÜRER
Yaz ayları geldi. Geçti. Leylekler çoktan yuvasına yol
aldı ama bizim notlarımız içinde anıları kalan leyleklerin hikayesinden
başlayarak Sabri Özdağ ile geçen kısada olsa ziyaretlerimizi yazacağım.
Tepeviran bağlarında Sabri Özdağ iki yan yana bahçesi
var. Bu bahçelerde kendine özgü bir yaşam kurmuş.Yalnız kendisine değil göçer
kuşlara da mekan yapmış, Örerek yaptığı iki leylek yuvası yalnız onun
bahçelerinde yer alıyor.. Her yıl konukları gelip kalıyor, yavru çıkarıp
gidiyorlarmış. Bu kerede öyle olmuş, iki gelip beş leylek olarak göçmen kuşlar
geri göç eylemişler.
Hemen evinin yanında bu iki yuvada yaşanan günlük süreci
oda bağda olduğu dönemde izliyor gözlüyor. Göçmen kuşlar gibi sezon sonu Niğde
eve geliyor ama bağda yaşamı ona keyf veren Niğde için şiirler yazılar
üretmesini sağlayan mekan oluyor.
Bir insan için doğa sevmek ayrı bir bağımlılıktır.
Bahçeciliğin inceliklerini bakımından üretimine kadar öğrenmeden öte onlarla
konuşur gibi bir bağ oluşturmuş Deyişi o ki gelecek yıl ürün verecek elma
ağaçlarında ilk örnekleri onun bahçesinde yer alıyor. Bahçe yanında bataklığı
düzene sokup küçük bir havuz haline dönüştürmüş. Bu bölüme bir divan koymuş
havuz sefası istenirse su sesi ile bu yerde muhabbet etmek keyifli oluyor.
Saygıdeğer eşi ile mütevazi ve inançlı yaşamı olan Sabri
Özdağ sevgi yoğunluğu olan bir değer. Niğde için elma ile ilgili bir halk
türküsü için uğraşıp emek verip güzel bir türkü yazmış. Elma ile ilgili yazdığı
ve çalıp söylediği Türkü noterden onaylı bir örneğini de bize verdi. Niğde
bağlarını anlattığımız bölümde kitaba bu çalışmasını da koyacağım.
Sabri Özdağ deyince Niğde folklorunda çok kişiden çok anı
dinlemek olası. Ama onunla ilgili en çok sözü edilecek yanı beyefendi kişiliği,
Niğde ile ilgili çaba ve çalışmalarının yanında Niğde folkloru içinde emek ve
çabaları bulunan Özdağ çok güzel şiirlerinin yanında Niğde dününde kalan
fıkraları da geleceğe taşıyor. Sohbeti eserleri üretkenliği yanında sanatsal
konuları bağ bahçe muhabbetlerinden öte el becerililerinin de özellikle yemekte
olduğunu Osman Üçer sitesinde resimlerden gördük.
Osman Üçer kebabını öven bir notta resimlerin altına
düşmüş. Sabri Özdağ yemek kültürünü zenginliğini belki de en iyi anlatacak
ikinci bahçedeki fırının olduğu bölümdür.
Üç katlı evden elli metre ötede bu kere otantik döşenmiş küçük
bir fırınında olduğu sazın sözün yer bulduğu bir mekan var. Sohbeti güzel
olanın masası da zengin olur. Ondan olacak her konu düşünülerek bu yer tanzim
edilmiş. Geçmişten geleceğe sohbetin mekanı aynı zamanda sofranın
zenginliğininde belgesi gibi duruyor.