*                   Ömer Fethi Gürer

 

 

NİĞDE’DE  AVÖREN VE ANTİK DOKU

ÖMER FETHİ GÜRER

 

Niğde ili  tarih boyunca Torosların geliş-geçiş konaklama kapısıdır. Ondan olacak farklı kültürlerin önemli izlerine sahip bir zenginliğe sahiptir. Antik Tyana(Bor-Kemerhisar) Şehri Kapadokya Krallığına Başkent ,Göllüdağ Hitit Şehri döneminin merkezi  olmuş  yerleşmelerdir. Karamanoğulları’da dönem dönem Niğde Sancağını Başşehir kılmışlardır.

Niğde ilinin on bin yıllık tarihinin aydınlandığı Bahçeli Köşk Höyük Bilimsel kazısı ile Çiftlik Tepecik ve  Ulukışla Porsuk Höyük Bilimsel kazıları da M.Ö 3-5 bin yıllık derinliğe erişilen alanlardır. Tyana, Porsuk, Çiftlik, Köşk kazıları bu yılda devam etmektedir. Yine Niğde ili Kömürcü Kaletepe Obsidiyen Atölye kazılarında açığa çıkan bulgularda İlk İnsan Afrika’dan Anadolu’ya geçişte ayak izine rastlanan ilk yer olma özelliğini korumaktadır. Bu bölgeden Mezepotamya’ya hayvan ehlîleştirilmeden mal sevki ise bilim adamlarınca incelemesi süren bir konudur. Gümüşler Manastırı, Kavlaktepe yer altı şehri gibi günümüzde gezilebilen tarihi dokunun önemli değerleri yanında Niğde ilinde çok sayıda görülebilecek  farklı dönemlerin kültürel izleri taşıyan yapı mevcuttur.

Geçiş yolları korumak ve haberleşmek amaçlı yapılan Keçikalesi, Yeşilyurt Kalesi, Bademdere Ciniviz Kalesi, Murtandı Kalesi, Ulukışla Lüle Kalesi gibi kalıntıları günümüze eren kalelerdir. Karatlı Kalesi ,Bor Kalesi gibi yok edilenler ise adı kalmıştır. Niğde Kalesi ise onarılıp Turizm amaçlı açılan kale olmuştur.

Bilimsel çalışma yapılan alanlar dışında Niğde ilinde 100’e yakın höyük ve belirlenen incelenmesi gereken alan bulunmaktadır. Selçuklu,İlhanlı, Karamanlı ve Osmanlı eserlerinin önemli bölümü günümüze gelmiştir. Ancak  Niğde’de  antik kentler gerek savaşlarda, gerek yağmalarla yok edilmiştir.  Ne yazık ki kaçak kazılar günümüzde dahi devam etmektedir.

Çukurkuyu,İftiyan, Yeşilyurt, Karatlı, Kitreli, Kula,Edikli, Karanlıkdere, Ballı, Tepeköy,  Misli, Hasaköy,Nar Köy,Postallı, Gökbez, Başmakçı, Fertek,Çömlekçi, Altunhisar,Hüsniye,Kayırlı, Divarlı, Gölcük, Bağlama, Yeşilburç, Hançerli, Kurdunus, Eski Köy, Azatlı,Aktaş Dikilitaş,İçmeli, Elmalı,Çarıklı,Kavlaktepe gibi yerleşmelerin çevresinde  varlığı saptanan çok sayıda kalıntı, yer altı şehri, kaya yerleşmesi, tapınma alanları bilinmektedir.  Bütün bunların yanında yeri bilinen bilimsel kazı bekleyen höyükler vardır.  Her adımı tarihin izleri ile dolu  Niğde  kentini  Cumhuriyet’e kadar olan dönemini Niğde Kapadokya Başkenti kitabında 768 sayfa da anlattım. Yine de köy kasaba gezilerimde yeni yerlerde saptamaya devam ediyorum. Sit alanı ve koruma altına alınmasına son yıllarda vesile olduğum Yeşilburç Rum Hamamı, Çukurkuyu yerleşmeleri, Saray,Han, Balcı Antik ağacı gibi çok sayıda eseri ilk resimleyip gündeme taşıyan oldum. 1974 yılından beri ise yüzlerce yazı ve resim ile bölgede önemi ve özelliği olan alanları gündeme taşıdım.

Bu kere  Hasandağ eteklerinde Altunhisar ilçesi Ulukışla Kasabasında iki bin metre yüksekte  Avaören bölgesinde  antik alanına gittim.  Ulukışla İlçesi ile adı benzerliğinden karıştırılan Kasabadan ayrılıp önce toprak bir yolda ilerledik.. Hava bulutlu, yol bozuktu. Her olumsuluğa rağmen  gidip görmeliyim dedim ve aracımı  dağa sürdüm.  İki bin metreye varan yükseklikte bir yerde aracı bırakıp yürümeye başladık. Hasandağ eteklerinde meşe ağaçları ile kaplı alanda yer alan antik kent  bölgesinde     geniş bir alanda(Yabancı ortaklı bir şirketten söz ettiler)  kiraz dikimi yapılmıştı. Kiraz dikim alanın beşyüzmetre ilerisinde ormanlık alanda ise yüzlerce ev, mezar ve dönemin sarnıçları ile üç ayrı yer altı girişi ve bir tapınma noktası olması muhtemel sutunları kalan alan vardı. Bölgede önemli bir yağma yaşanmıştı. Büyük dört sarnıç dışında sarnıçlar ise taşlarla doldurulmuştu. Sarnıçlardan birbirine bağlantı sağlanarak bir yerde su dağıtım sistemi oluşturulması ilginçti. Havuz biçiminde geniş bir daire alanına sahip sarnıçların içleri sıvanmış bir birlerinden bağlantılı ve geçişli idi ki bölgede gördüğüm en ilginç su dağıtım ağı buradaydı. Kemerhisar Tyana antik kent su kemerlerinden sonra bölgede en önemli su dağıtım şebekesi inceleme ve görmeye değerdi. Muhtemel Romalılar dönemine ait bu bölgede İki yer altı şehri sonu belli değildi. Bölge bilimsel çalışma ve araştırma bekliyordu. Geçen yıllarda bölgede yapılan bilimsel araştırmalar nedeni ile bölgeye kaçak kazı için gidenlerde artış olduğu ifade ediliyordu. Antik kent kalıntıları arasında kilise olduğu söylenen alanda yıkılan sutun ve sutun başları antik kentten geriye kalan en önemli ayrıntılardı.

Dağdan ova muhteşem görülüyordu. Doğa harika idi. Ağaçlar arasında bu alanda yaşamış insanlar doğadan yeterince nasiplerini aldıkları  anlaşılıyordu. Ne yazık ki bu muhteşem doku da turizme açılsa inanılmaz bir ilgi bulması olası alanda taş üstünde taş bırakılmamak için her saldırı yapılmıştı.

En azından birbirine su akışı sağlanan ve bir düzen içinde yapılan sarnıçlar tamamı parçalanmamıştı onlar dahi  kurtarılıp turizme açılsa çok önemli bir çekim merkezi doğması olasıdır. Kilise olduğunu düşündüğüm alanda sutun taşları   yerinde idi. Onların üst üste konması, sarnıçların kurtarılması bölge tel örgü ile çevrilmesi kısmı düzenleme sağlanması ile Niğde çok önemli bir çekim alanına erebilirdi. Ömer Fethi Gürer olarak gördüğüm bölgeden çok etkilendim. Muhteşem bir tarihi doku olduğu belli alanda  özellikler yok ediliyordu.  Umarım yetkililer bir an önce bölgenin kalanlarının yok olmaması için önlemler alır ve  umarım ki  bilimsel çalışma ile bölge kurtarılıp turizme kazandırılır.

 

 

 

 

 

 

CULLAZ SOKAK

 

ÖMER FETHİ GÜRER

 

Niğde’de ilinde yerel basında  tarihi dokunun korunması için yüzlerce yazı yazdım. Gazete arşivleri bu konuda farklı önerilerim ile doludur. Bu konuda önemli bir blinçte oluştu.  2001 yılında Vali Refik Arslan Öztürk döneminde Niğde ile ilgili yazdığımız her yazı önemsendi. Kiminde  yazılı, kiminde  sözlü valimizin çaba ve çalışmalarıma destek verdi.

Niğde’de bugun onarılan çok sayıda tarihi eserde onun gayretinin imzası vardır. Bizim yazdıklarımızı samimiyetle ele alan ve  bağlamda olması gerekeni yapandı. Öyle ki Erzincan Valisi olduğu dönemde Niğde’de  yazılarımda yerel tarih ve doğa sorunları yerine farklı yazılara yöneldiğimde  arayarak  tarihi dokuyu sahiplenmemi sürdürmemi önerecek kadarda  Niğde’yi izleyendi. Ondan sonrasi Sebahattin Öztürk’e kadar bir duralama dönemi yaşandı ama başlayan projeler öyle böyle devam etti. Sonuçta 2001 sürecinde başlayan Mehmet Paşa Sarayı, Bedesten, Kale, Gümüşler Manastırı, Esenbey Türbesi gibi yerlerde çalışmalar önemli gelişmelere erdi. Cullaz Sokağı’da Vali Refik Arslan Öztürk hayalleri içinde idi. Birkaç ev almış girişimlere başlamıştı ama proje ondan sonra demeçlerde kaldı. Oldu olacak ile gitti.

Murat Süslü ve ardından  Mehmet Öncel Koç  il Kültür ve Turizm Müdürü olarak konuya sahip çıktılar. İl Özel İdare Genel Sekreteri Muhittin Öztürk’de proje yaşama geçmesi adına katkı verenlerden oldu. Hamle Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ali Osman Sayın  ve İl Kültür ve Turizm Müdürü Mehmet Öncel Koç ile  Cullaz Sokağına gittik. Sokak  iyileştirme  proje başlamıştı ve çalışmalar önemli bir hızla sürüyordu. O muhteşem eski evlerinin onarımını görmekten büyük keyif aldım.   Büyük Dedem Alaybeyzadelerin evlerininde bu bölgede olduğunu biliyordum. Hangi evdi. Onu saptamam zor ama bir tarihin canlanışına tanık oldum. Yaklaşın 30 ev onarılıyordu.  Tarih bölgede yeniden ayağa kalkıyordu. O eski evlerdeki  doku canlanması Niğde için yeni umuttu. Kemerli sutunlu revakları, geniş odaları, pencerleri, kışlık, yazlık oturma odaları, kelerleri ile dünde kalanlar geri geliyordu. Beton yığınları ile dokusu değişen kentte yüzlerce yıkılan ya da harap olan eski evlerden  30’u olsun kurtuluyordu. Konuyu çok kere yazıp gündeme  taşıyan benim için ise bu güzellikten sonra ilgilenen herkese teşekkür etmek bir görev oldu. Oradan Kaleye çıktık. Kale girişinde eski yapılar düzenlenip tuvalet, idare binası gibi  yerler  yapılmıştı. Kültür ve Türüzim Müdürü M.Öncel Koç yapılan çalışmalar hakkında bilgi verdi.

Niğde adına yapılan her güzel çaba bizleri sevindirirdi. Kale’de çıkıp dinlendik. Aladdin Tepesi çevresinde de yapılacak çalışmaların varlığından söz etmesi de güzeldi.  Bor’da Cığızoğlu Konağında bu kapsamda kısa sürede kurtarılcak yapılar içinde olduğunu öğrendim.  Bu güzel geziden ayrılıp Ermeni Kilisesi yanındaki eski konağın yanından geçtim. Konak yıkılmak üzere idi. İl Özel İdare Müdürü Muhittin Öztürk ziyaretimde ise bu yapınında onarılacağını öğrendim. Kültür Varlıkları ile ilgili Genel Müdürlük görevine gelen eski kültür ve turizm Müdürümüz Murat Süslü Niğde’den evli idi. Onu kutlamak için aradığımda Niğde adına farklı alanlarda çalışmalar yapılacağını söylemesi umutlarımı artırdı. Her ne kadar her gün bir yapı yok olsa da yine de geleceğ birkaç konak kalacaktı. Cullaz Sokağında değişim Yukarı ve Aşağı Kayabaşı ile Kiliseler ve Sungur Bey İle Aladdin Cami çevresini de ele alacak biçimde geliştiğinde Niğde dünde neleri yok etti Daha iyi anlaşılacaktı.

Niğde Üniversitesi bir yapıyı restore etti.  Otuz  yapıyı Kültür ve Turizm Müdürlüğü kurtardı.Şimdi Sanayi ve Ticaret Odamız, Organize sanayi bölgemiz gibi iş adamlarımızda birkaç yapıyı kurtarsa Niğde bu bağlamda çok hızlı değişim yaşanırdı.

 

 

 

 

 

BU YAZ BAHÇELİ

 

Ömer  Fethi Gürer

 

Yaz döneminde, okullarında tatil olması ile büyük kentlerden Anadolu’ya önemli bir göç yaşanır.  Bu dönemde köyüne kasabasına giden insanlar için daha çok dündeki yaşamlarından anılar öne çıkar.Ancak büyük kentlerde doğan yeni kuşak için ise anısı olmadığı Anadolu kentlerinde arayış içinde olurlar. Memleket özlemi ile kentine gidenlerin bildiklerinden öte farklı yer arayışları da biraz çocuklarının talebi ile doğar. İşte Niğde ilinde bu yıl gideceklere farklı sayılacak altenatifler sunmayı amaçlayarak bu yazıyı  yazdım. Öncelikle Niğde ilinde her köy ksaba da mutlaka ilgi çekecek bir ayrıntı vardır ama özellikle gidilmesini önerdiğim yerler;

Gümüşler Manastırı

Tyana Antik kenti su kemerleri

Niğde Kalesi

Alaeddin Cami saat 10’da taç kapıda oluşan kadın yüzü

Sungur bey Cami kuş, yılan, at v.s hayvanların figüre edildiği doğu kapı

İnsan başlı kuşlar ve bebek yüzü bulunan Hüdavend Hatun Türbesi

Kayardı bağları-Bor ve Çamardı Bağları

Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı

Aladağlar-Bolkarlar

Yeşilyurt ve Yeşil burç Vadileri

Misli-Hasaköy-Kurdunus Kilisleri

Fertek evleri

Dikilitaş Kasabası-Karatlı Kasabası Kaya mezarları

Nar göl ve Nar Vadi

Kavlaktepe yer altı şehri

Bahçeli, Köşk

İlk anda görülmesi gereken bu yerlere ek olarak Çiftlik, Kayırlı, Aktaş, Uluağaç,  Kiçiağaç, Tepeköy, Balcı, Değirmenli, Hacıbeyli, Dündarlı, Ferhenk,Çukur kuyu, İftiyan, Bademdere, Darboğaz, Akkaya, Gebere,Murtaza gibi yerlerde tarihi yapılar ve doğal güzellikler sayılabilir.

Doğal olarak bölgeye gidenlerin konaklama ve yeme içme gibi ihtiyaçları olacaktır. Niğde dört yıldız kadar farklı konaklama olanağı bulunan oteller mevcuttur. Yemek için ise Niğde merkezde birden çok yer bulunmaktadır. Yaz boyunca ilgi çeken Fertek ve Kemerhisar Restaurant vardır. Daha önce anlattığım mekânlardan olan Kemerhisar’da Hüseyin Ertan işlettiği Tyana Hitit Restaurant özellikle aileler için tercih edilen yerlerden olup yaprak sarması ile saç tavası tadılmaya değerdir. Geniş bir iç dokusu yanında bahçesi bulunan Tyana Hitit restaurant beğeni ile gittiğim mekânlardandı.

Fertek’te Çamlık Restaurantda daha önce yazmıştım. Önder Temel'in işlettiği mekan geniş bahçesi içinde peri bacalarının görünümde ve otantik döşeli bölümleri ile farklı bir mekan olarak tanzim edilmişti. İçkisizdi.

Fertek’te Tırtıroğlu’na ait Gülbahçe’de her dönem müşterisi ve işletmesi ile ilgi çeken yerlerdendi. Burada da doğal bir ortamda yemek yeme keyfine eriliyordu. İçkili olan mekanda bölümlere ayrılmış yeşil bir doku eğemendi.

Bor’da Sami Şadan Eriç işlettiği Hilmi Bey Restaurant ise içkisiz ailece yerel yemek arzulayanların tercih edeceği yerlerdendi. Öğle yemeklerinde yoğun ilgi gören mekan akşamda açıktı. Niğde tava yanında sipariş ile söğürme yapılan Hilmi Bey’de tandırında tadı farklıdır. Çamardı Aladağlarda ve Ulukışla Bolkarlarda alabalık tesisleri ve kendin pişir kendin ye mekânları ile su başlarında ilgi bulan merkezlerdi.

Bütün bunların yanında Antik kent kalıntılarına erilen ve Niğde onbin yıllık tarihi açığa çıktığı Bahçeli Köşk Höyük yanındaki Roma Havuzu Restaurantda bu yıl yeni yönetimi ile sezona farklı hazırlanan yerlerdendi. Bahçeli Köşk bu yıl yeni yönetimi ile ilgi merkezlerinden olacak durumda idi. Uğur Kemer işlettiği mekanda canlı müzik ile farklı tadlar mevcuttu. Geçmişe göre işletme anlayışında önemli değişim olan mekanda servisin yanında düzen ve hizmet olumlu bir konuma ermişti.

Niğde ve özellikle Bor için Bahçeli Köşk bir gezi alanı olmasına karşın zaman zaman işletmeciliğinde yaşanan sorunlarla ilgi çekmez olmuştu. Bu kere yeni yönetim anlayışı ile mekânda değişim yapılmıştı. Tarihi Havuzun yanında yaz döneminde de Bahçeli Köşk farklı etkinliklerle ilgi bulması gereken konumda idi.  Yerel müzik dinlemek isteyenlerinde gidebileceği Bahçeli Köşk eğer hizmet anlayışını sürdürür ise yeniden geçmişteki kadar ilgi gören duruma erebilirdi. Kayseri-Adana karayoluna bir kilometre uzakta olan Köşk havuzun antik dokusu ile bütünleşip ilgi çekmesi olası idi.

M.S 2 yy Roma imparatoru Hadrian ve Trojan dönemlerinde yapılan eserler arasına gösterilen Bahçeli Köşk havuzu tarihi kadar doğal güzelliği ile de erdiği ünle çekim alanı olduğu gibi bu kere restauratı ile de dikkat çekebilir.

Neollitik çağın yerleşim yerlerinin bulunduğu M.Ö 7-6 bin yıllarında yaşamın olduğu Köşk Höyük yanındaki havuzun görünümüne hakim mekan için bu yaz önemli bir sınav dönemi olacaktır.

Cleopatra’nın yüzdüğü söylenen Roma havuzu boyutlarına göre Anadolu en eski büyük havuzlarından biridir Daha önce Dikdörtgen havuzun sağındaki yer alan lokanta yıkılıp ön cephede bir Restaurant inşaa edilmişti.

Bahçeli Köşk ‘te Niğde birkaç gün kalacak olanlar için mutlaka bir akşam uğrak verilecek konuma gelmiştir. Umarız işletmesinde süreklilik devam eder ve ailece gidilecek mekanlardan olma özelliğini korur.

Kemerhisar’da Tyana Restaurant ve Bahçeli Köşk restaurant ve Fertek Gül Bahçe de  alkol verilmekte Bor Hilmi Bey ve  Fertek’te  Çamlık’ta    ise içki servisi bulunmamaktadır.

 

********

GAZETECİ YAZAR ÖMER FETHİ GÜRER SUNGURBEY CAMİİ ORJİNAL DOKUSUNA DÖNDÜRÜLMESİ İÇİN VAKIFLAR GENEL MÜDÜRÜNE MEKTUP İLE BAŞVURDU

GÜRER ‘SELÇUKLU ESERİ  CAMİ 18.YY YANGIN ÖNCESİNDE Kİ GİBİ ÇİFTE MİNARELİ OLMASINI İSTEDİ.

Niğde- Niğde Kapadokya Başkenti ve Bor Şehri kitaplarının yazarı olan araştırmacı gazeteci yazar Ömer Fethi Gürer  Vakıflar Genel Müdürü Yusuf Beyazıt’a bir mektup göndererek caminin yapılışındaki gibi çifte minareli duruma döndürülmesini istedi. Gürer mektubunda caminin 18 yy yangın ile üst dokusunun yok olduğunu ve minarelerinin de yıkıldığını belirterek o gün bu gundur temelleri duran minarenin yapılmamasını eleştirdi. Selçuklu dönemine ait  muhteşem bir anıt eser olan camide gereken düzenlemelerin yapılmasını şart olduğunu söyleyen Ömer Fethi Gürer dönem dönem yapılan onarımlarda da aslına sadık kalınmaması ve bitki, geometrik şekillerin yok sayılmasını eleştirerek Kilislerde fresklere gösterilen itina camilerde  taş işlemelere de gösterilmesi gerektiğini vurguladı. Cami içinde ayakkabılıkların da kaldırılması gerektiğini söyleyen  Gürer  içi boş olarak bilinen Sungurbey Türbesi kapısının açılarak vakıf eserleri müzesi olarak tanzimini de önerdi. Ömer Fethi Gürer mektubunda şu görüşlere yer verdi.

 

Sayın

Yusuf Beyazıt

Vakfılar Genel Müdürü

ANKARA

Sayın Genel Müdür,  Niğde ilimizde Vakıflara ait önemli eserler bulunmaktadır.    Bu eserlerde farklı dönemlerde Vakıflar Genel Müdürlüğünce onarımlarda yapılmaktadır. Niğde Sungur Bey Cami’de, 1335 yılında yapılmış anıt bir eserdir. Dönemin Niğde Yöneticisi Seyfettin Sungur Ağa tarafından  yaptırılan bu şahaser Selçuklu döneminin izlerini taşımaktadır. Cami yapılışında çifte minareli ve kubbeli olarak inşa edilmiştir.
 Ancak 18, yy'da,  Rum Mahallesi'nde çıkan yangından etkilenmiş ve yakınlarında yer alan bir çarşı ile birlikte kubbesi ile minareleri yanarak önemli zarar görmüştür. İki minaresi de yıkılmıştır. Kubbe çökmüştür. Cami yeniden onarılmışsa da kubbe yapılmamıştır. Çatılı olarak ve tek minare yapılarak ibadete açılmıştır. Böylece çifte minareli camiler grubundan olan eser tek minareli kalmıştır. Caminin doğu kapısının üzerinde yer alan diğer minarenin temelleri halen mevcuttur.
 Sungurbey Cami orijinal yapısında çifte minareli olmasına karşın bugune kadar nedense ikinci minare yapılmamıştır. İkinci minare çıkış kapısı cami içinden örülerek kapatılmıştır. Bu yerde bellidir. Bu kapı açılması ve Sungur Bey Cami diğer minaresi de yapılması konusunda gerekenlerin yapılması hususunda sizin ilginizi istemek amacı ile bu mektubu yazdım.

Ayrıca, cami dönem dönem yapılan onarımlarda onarılan yerlerde taş işlemeler nedense yok sayılıp düz taş ile onarılmakta ve bu durum caminin orijinal görünümünü giderek bozmaktadır.  Aslına uygun bitki ve geometrik şekiller onarılan bölümlerde mutlaka yapılması da sağlanmalıdır.  Onarılan kiliselerde freskler dahi aslına uygun düzenlenirken camilerde taş işleme sanatının örneklerinin benzer bir şekilde yaşatılmaması anlaşılır değildir.  Sungurbey Cami doğu kapı portalının cephesi bu anlamda canlı örnektir. Günümüz teknolojisi ile aslına yakın cephede bitki ve geometrik şekiller mutlaka yapılabilecek iken düz kesme taş ile sade bir görünüme cephe döndürülmüştür. Bu durumda sonlandırılıp onarılan yerlere aslına uygun kalan bölümdeki geometrik şekil ve bitki işlemeleri yapılmalıdır. Unutulmamalı ki gelecek kuşaklara devir edilecek miras gerçeğe ne kadar yakın olursa o kadarda özellik ve önemi ile anılacaktır.
        Yine doğu portelinde yer alan keklik, arslan başı, balık, çift başlı yılan gibi çok sayıda hayvan kabartması bulunan iki yüzey korumalı ve cam kafes içine alınmalıdır.

Niğde'nin bir doğal müzesi gibi olan Cami’de,  ne yazık ki; Kuzey kapısı üzerine hoparlör takmak için delinmiş, ,delinirken taş işleme bölüm kırılmıştır. Dönemin Müftüsüne uyarım ve yazım üzerine hoparlör kaldırılmışsa da kırılan yer halen belirgindir ve takma yeri kapı üzerinde durmaktadır..

Cami yanında türbe ise Sungur Bey için yapılmış, muhtemel ki yangında boşaltılmış olmalıdır, çünkü boş türbe kapısı örülerek kapatılmıştır. Bu türbe kapısı açılması boş türbenin Niğde vakıf eserleri resimlerinin sergilendiği bir konuma taşınması doğru olandır. Cami içinde ayakkabılıklarda bu tarihi cami dokusuna yakışmamaktadır. Bu konuda da bir çözüm üretilmesi şarttır. Ata yadigari önemli anıt cami için önerilerimin değer bulması diliyor. Gereği için bilgilerinize sunuyorum.

ÖMER FETHİ GÜRER

26 Nisan 2010

Niğde Kapadokya’nın Başkenti Kitabı yazarı--Gazeteci- Yazar

 

 

 

 

GÜRER AİLESİ 100 YILLIK GİYSİYİ MÜZEYE HİBE ETTİ.

ÖMER FETHİ GÜRER  “BÜYÜK DEDEMİZDEN BUGUNE EREN ORJİNAL GİYSİ NİĞDE’DE SANIRIM TEK ÖRNEK” DEDİ

 

Gazeteci Yazar Ömer Fethi Gürer Niğde erkek giysilerinden orijinal bir kıyafeti Niğde Müze Müdürlüğüne hibe etti. Orijinal dokusu ile en az 100 yıllık olan, Orijinal giysi Niğde Balhasan Mahallesi’nde doğan Alaybeyzadelerden Ahmet Bey torunu, Ömer Bey ile Aliye Hanım oğlu Dava vekili Alaadin Gürer’e ait olduğu öğrenildi. Keten dokuma giysi yaka bölümünde yer alan bitkisel motiflerin ile giysinin döneminin önemli bir giysi örneği olduğu belirtiliyor

H.1300 yılında doğan Aladdin Gürer,  Bor’dan Orta Mahalle cami yanında yatır Asumani müderris Fetullah Efendi Hoca kızı Fehime Hanım ile evlenerek Bor’a yerleşmişti.   Bor Belediye Meclis üyeliği ile Bor Zücca Bankası kurucuları arasında yer alan Aladdin Gürer, eşi Fehime Hnaım, Oğulları Aşkı Gürer, Fikret Gürer, Suphi Gürer ile kızları Feriha Gürer(Çalapkulu), Nesime Gürer(Ünlenen) ile vefatına kadar Bor’da yaşadı. İstiklâl Savaşı Madalyası bulunan Alâeddin Gürer, 1905 yılında Mahkeme Kâtibi olarak memuriyet yaşamına girdi. Niğde Köklü ailelerinden olan Aladdin Gürer  1965 yılında  Bor’da vefat etti. Aladdin Gürer  giysileri içinde yer alan keten dokuma ve altın işlemeli olduğu söylenen giysi  miras yolu ile giysi oğlu M. Fikret Gürer’e geçti.  Liman Daireler Başkanlığını uzun süre yapan Yüksek Gemi Makine Mühendisi M. Fikret Gürer’de geçtiğimiz günlerde vefat etmesi ile  çocukları Bediz ve Tuncay Gürer,  Aladdİn Gürer Torunu Ömer Fethi Gürer ile birlikte giysinin Niğde Müzesi hibe edilmesi konusunda görüş birliği sağladılar. Aile bu konuda Ömer Fethi Gürer’in giysiyi müzeye teslim etmesi  konusunda yetkilendirdi.

Orijinal giysi Müze yetkililerine teslim ederek hibe belgesini alan Ömer Fethi Gürer “Bugüne kadar ben benzer bir örneğini görmedim.  Bu vesileyle belirtmeliyim ki; Etnoğrafya Müzesi Niğde’de için şarttır. Eski bir konakta açılması için yıllardır yazıyorum. Eğer bu gerçekleşse idi inanıyorum ki bu ve benzeri çok ev eşyası ve giysi bu müzede sergilenecekti.  Etnoğrafya müzesi için geç kalındı. Dilerim ki Niğde Etnoğrafya Müzesi kısa sürede açılır.  Büyük Dedem Alaaddin Gürer’e ait bu giysi en az 100 yıllık.Daha fazlası da olabilir. Örneğini ben görmedim. Üzerinde işlemeler altın işleme olduğu amcam anlatırdı. Keten dokuma, çok özel bir giysi, Antika özelliği ile bunu satarak değer elde etmek olası idi ama  Niğdemizde böyle bir eserin gelecek nesillere aktarılması ve ilgi duyanlarında görmesi açısından Niğde  Müzesine  hibe etmeyi uygun gördük. Umarım müze bunu teşhir salonunda giysiler bölümünde sergiler. Düne ait önemli bir ayrıntıdan yeni kuaşklarda haberdar olur”dedi.

Niğde Kapadokya Başkenti Kitabı ve Bor Şehri kitaplarınında yazarı olan  Ömer Fethi Gürer  giysinin incelenerek kaç yıllık olduğununda saptanabileceğini de belirterek “bu ve benzeri çok sayıda  orijinal giysi ve eşya ne yazık ki bir çok ailede günümüze eremedi. Nedeni önemi ve değeri yeterince anlaşılamamısıdır. Bu giysi gerek işlemesi , gerek orijinal dokusu ile görülmesi ve bilinmesi gereken  incelikte  bir giysi örneği ile dünde ne kadar farklı ayrıntıların olduğunu gösteren güzel bir örnek, Umuyorum ki   gerekli koruma ve ilgi ile gelecek kuşaklara ulaşacak”   diye sözlerini tamamladı. Niğde dününden ailemize ait bir özel eşya gelecek kuşaklara dünde olanları anlatması adına bir örnek olmasıdır.”dedi.

*                    

GEÇİŞ KAPISI NİĞDE

ÖMER FETHİ GÜRER

 

Toroslar dağlarının duvar gibi ördüğü zor coğrafyanın gidiş ve gelişte kapısı olan Niğdemiz tarih boyunca konaklama ve yaşam alanı olarak önemli bir konumda olmuştur. On bin yıllık yaşamın önemli bulgularına bilimsel kazılarla erilen bölgedir. Göllü Dağ’da Afrika’dan Avrupa’ya geçişte Anadolu’da ilk ayak izlerine de rastlanmıştır. Mezopotomya’ya  daha hayvan ehlileştirilmeden, ilk el paltası, mızrak gibi düzenlenen Obsidiyen’den aletler de  Niğde’den  gitmiştir.

Ticaret ve yaşam merkezi olarak tarih boyunca çok önemli bir konumda olan Niğde ili,   dünde olanları tanıtıp, sunarak ilgi merkezi olmaya adaydır.

Birden çok devletin başkentini bünyesinde barındıran Niğde ili,    ülkemizde özellik ve güzellikleri ile yeterince anlaşılamamış, öyle olunca da turizm adına alması gereken payı halende alamamıştır.

Hangi bölge de bir kazı yapılsa tarih fışkıran bu topraklar farklı uygarlıkların medeniyetlerine bağrını açmış ve onların yaşadığı alan olduğu bilimsel çalışmalarla kanıtlanmıştır.

Hitit, Frig, Roma, Geç Roma, Arap, Selçuklu, Karamanoğulları ve Osmanlıların   gelip geçtikleri   bu coğrafya; Türkler Anadolu’ya geldiğinden beri Türk yurdudur. O nedenle yalnız tarihsel süreç izleri değil Türk Kültürünün önemli izleri de günümüze değin gelmiş ve geleceğe bırakılacak en önemli mirasımızdır.

Niğde Kapadokya Başkenti Kitabımda, Niğde ilini ve özellikle merkez ilçe de tarihin izlerini tüm detayları ile anlattım. Tarih boyunca değişik yerleşmelerin, kültürlerin izlerini taşıyan bölgede adım adım yaptığım gezilerde gördüklerimin yanında, yüzlerce belgede olanları bir kez daha gün ışığına taşıdım.  Çok sayıda eseri belgeleyip koruma kurularınca tarihi eser kapsamına alınmasını sağlamadan öte kimi eserlerin onarım ve kurtarılmasında da sayısız yazım ile çaba ve çalışma içinde oldum.

Bizim gibi bu işe gönül vermiş bir avuç insanın çabaları ile Niğde ilinin dokunun varlığını gündeme taşımaya çalıştık. Çalışıyoruz.  Biliyorum ki
Niğde için yapılması gereken çok iş vardı. Son on yıl da başlatılan çalışmalarla sınırlı da olsa bazı kültür varlıklarımız kurtarıldı.
  Kale, Mahmut-Ahmet Bilgin Konağı, Ulukışla Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı, Bedesten. Murat Paşa Cami, Torbalı Cami, Begüm Cami, Dışarı Cami, Bor Alaeddin Cami, Recep Ağa Cami, Şeyh İlyas Cami onarım gören yerler oldu.
    Onarım bekleyen mescitler, camiler, hamamlar,  kaleler ve kaçak kazılarla yok edilememesi için başta İftiyan, Tepeköy gibi yerlerimizin önemseneceğini düşünüyorum.

Kavlaktepe ve Kayırlı Yer Altı Şehri gibi kurtarıldığı halde tahrip edilen, Değirmenler Mağarası gibi bir türlü istenen konuma taşınamayan yerlerimiz de 2010 yılında yeniden mutlaka dikkate alınacağını umuyorum.

Şüphesiz ki; İl Turizm ve Kültür Müdürlüğü, Müze Müdürlüğü, Vakıflar Müdürlüğü uğraşları yanında Valilerin ve duyarlı yetkililerin uğraşlarını biliyoruz. Onların ötesinde Bilim adamalarının beş ayrı yerde bilimsel Kazı çalışmalarını da ilgi ile izliyoruz ama bunlardan öte halkın konuya sahip çıkması gerekiyor. Niğdeli iş adamlarının meseleyi önemsemesi ve desteklemesinin şart olduğuna inanıyorum. 
 Özellikle tarihi konakların evlerin tek tek yok olmasını kabullenemiyorum. Bu bağlam da Niğdeli sanayicilere geçmişte bir çağrım olmuştu. Onu da yinelemek istiyorum. Gelin bir ev kurtarın, her kurtulan ev sizin konuklarınız için bir misafirhane olsun. Bu sayılar arttığında harcadığınızdan çok kazanacaksınız. Bunun ülkemizde çok yerde örneği var.  Niğde dokusu böylece daha zengin olacaktır.  Bu konuda Üniversite bir evi kurtardı. Daha çok yapı ayağa kalkmalıdır.  Cullaz Sokağı bu arada 2010’da gözle görülür bir ilerleme yaşaması da dileğimdir. Kadıoğlu Konağı ve Begüm Cami ile Rum Kilisesi yakınındaki eski konakların kurtarılması geleceğimiz için çok önemli fayda sağlayacak özellilerdir.
Yıllardır yapılsın, yapılsın dediklerimizden yapılanlar için emek verenlere teşekkür ediyoruz ve iddia ediyoruz Niğde'nin eski evler tarihi dokusu onarılırsa Mardin ne kadar önemseniyorsa Niğde'de o kadar önemsenir olacaktır. Çünkü o zenginliğe sahiptir.

Niğde, Anadolu'da önemli bir yaşam merkezi olmuş, ne var ki her alanda olduğu gibi tarihsel süreç içinde  gündemde olmayı ve değerlerini gün ışığına çıkarmayı  başarmamıştır. Bu artık sona ermelidir.
Niğde ile ilgili olarak yüzlerce yazı yazdım. Çoğunluğu tarihi dokusu ile ilgili. Zaman buldukça köy kasaba geziyorum ve anlatılanları dinledikçe ve kiminde gösterilen alanlardaki durumu izleyince üzülüyorum.  O nedenle Niğdeliler olarak her değerimizi sahiplenme adına çaba ve çalışma içinde olmamız şarttır. Unutmayalım ki Torosları aşmada Çukurova’ya açılan Kapı gidişte gelişte Niğde’dir.
 








ÖMER FETHİ GÜRER


 İSTANBUL NİĞDE KÜLTÜR VE YARDIMLAŞMA DERNEĞİ YENİ YÖNETİCİLERİ SEÇTİ.

 

Haber Bekir Kayra

Resim Dursun Özden

İstanbul Niğde Kültür ve Yardımlaşma Derneği  genel kurulu yapıldı.  Küçük Ayasofya Caddesi No:71/1 Sultanahmet / İSTANBUL Adresinde kırkbir   üyenin  katıldığı toplantının açılış konuşmasını  Yönetim Kurulu Başkanı DOĞAN AVCI tarafından yaptı.

Doğan Avcı bu dönem başkanlık için aday olmadığını iki dönemdir yürütüğü başkanlığı ve yıllardır süren yöneticilik döneminde amaçlarının Niğdelileri bir ve bir arada tutmak olduğunu belirterek İstanbul Niğde Yurdu satılmasını eleştirdi.

Niğde İl Genel Meclisi’nin aldığı karar sonucunda, Niğde İl Özel İdaresi mülkiyetinde olan ve Niğdeli üniversite öğrencilerinin kontenjanlı girebildiği Öğrenci Yurdu’nun sembolik bir bedel karşılığı, Kredi Yurtlar Kurumu’na satılmasına  yanlış olduğunu çok yerde anlattıklarını ve   milletvekilleri dahil her yere ulaştıklarını ancak sonuç alamadıkları için çok üzgün olduklarını söyledi. Divan Başkanı Cahit Aydın, Başkan yardımcıları İbrahim

Arıkan  ve  Arif Yalçın olduğu genel kurulda  gazeteci yazar Ömer Fethi Gürer  bir konuşma yaptı. Gürer  Dernek binasını alan başkan Süleyman Bozbuğa’nın emeklerini anarak o dönemde yönetimde olduğunu ve derneğe olan ilgisinde yüksek olduğunu anımsatıp o yıllarda yönetici ve emek verenlerle son başkan Doğan Avcı çaba ve çalışmalarına teşekkür etti. Ömer Fethi Gürer İstanbul’Da 300 bin civarında Niğdeli olmasına karşın gereken örgütlülüğün sağlanamadığını belirtip birbrimizi eleştirip hangi partiden kimin adamı nereden  hangi köyden  demeden birbirimizi sevip sahiplenmeliyiz. Biz birbirimizi ötelemeye destek olmaya başlar isek Niğde içinde yararlı işler üretiriz dedi. Ömer Fewthi Gürer Niğde çok göç verdiğine dikkat çekerek her on yılda Niğde merkezde yapı değişiyor. Niğdeli dahi niğdenin değerlerini yeterince görmüyor fark etmiyor. Niğde tarihi kitabında Niğde ilini anlatmaya çalıştım bir o kadar daha yazacaklarım var. El ele gönül gönüle Niğde için emek ve çaba vermeye devam edelim dedi. Daha sonra gezgin yazar şair Dursun Özden konuşma yaptı. Özden  Niğde için önemli şahsiyetler adına etkinlikler yapılması dergi çıkarılması daha geniş bir yaygınlık sağlanmasını önerdi. Yayıncı yazar Vahit Mahmatlı’da yeni dönemin program ve planlanarak dündeki eksiklikleri doğru saptayım geleceği doğru oluşturmak için yola çıkması gerektiğini belirtti. İş Adamı Şenol Bengü’de Niğde ilinin sorunları ve yapılması gerekenlere değindi. Nejla Filibelinin vefatı sonrası dernek başkanı  Doğan Avcı ile cenazeye katıldıklarını ama  Niğde 5 okul yaptırmış olan Filibeli cenazesine dahi yeterince Niğde yönetenlerin ilgi gösterememesinin bir eksiklik olduğunu vurguladı. Niğde adına her çaba ve çalışmaya varım dedi. Eski başkanlardan Arif Yalçın’da yıllarca emek verdiğimiz derneğimizin gelişmesi adına yapılacak çaba ve çalışmalarda her zaman varız diye konuştu.  Merve Göksel’de dernek çalışmalarında faal uğraş vereceğin ve bayanlarında dernekte daha yoğun uğraşması için çaba göstereceğini söyledi. Açıklanan listede adı bulunan Ömer Fethi Gürer iki dönem dernek yönetiminde bulunduğunu, ayrıca Niğde ile ilgili dört kitap daha yazmakta olduğunu belirtip bu nedenle yeni arkadaşların görev alması isteyerek yerine isim önerdi. Genel kurula yaptığı açıklama ışığında listede değişikliğe gidildi.  Niğde Kültür ve Yardımlaşma Derneği yeni başkanı Halil Gül başkanlığında şu isimlerden oluştu  Halil Gül yaptığı teşekkür konuşmasında sorunları bildiklerini çözümlerini de düşündüklerini yeni dönemde Niğde derneğini çok aktif kılmayı hedeflediklerini belirterek verieln desteğe teşekkür etti.

A)-YÖNETİM KURULU

Sıra

YÖNETİM KURULU(ASİL)

Sıra

YÖNETİM KURULU(YEDEK)

1

HALİL GÜL

1

MEHMET ÖZTÜRK

2

HALİL İBRAHİM AVCI

2

ADEM TEMUROK

3

ALİ ULUSOY

3

YASİN ÜNLÜ

4

MERVE GOKSEL

4

ŞULE  İNAN

5

MUSTAFA KARAZEYBEK

5

ERCAN AVŞAR

6

MUHİTTİN ŞAFAK

6

NURETTİN YEŞİLDAL

7

LÜTFÜ BOZKUŞ

7

CAHİT AYDIN

8

ALİ GÜNDÜZ

8

MEHMET ZEKİ MALIÇOK

9

KEMAL ÇELİKER

9

AZMİ GÖKTAŞ

10

ŞENOL BENGÜ

10

MUSTAFA YAVUZ

11

VAHİT MAMATLI

11

SİNAN KILIÇ

12

KEMAL AVCU

12

ÜNAL ECEMİŞ

13

YUNUS COŞGUN

13

İDRİS ERTUFAN

14

TALİP PINAR

14

ATİLLA YAVUZ

15

ŞABAN TUNCER

15

MEDİNE AKYILDIZ

 

 

 


 

Öncelikle tüm halkımızın bayramını en iyi dileklerimle kutluyorum. Dini Bayramlar yılda iki kez yaşıyoruz. Geçmişte kalan bayramları çok kere anlattım.

Her bayramın kendine özgü özelliği var. Büyük kentlerde bayramlar daha çok orta ve dar gelirli için anlam ve mana ifade ediyor. Belli kesim ise bayramları dinlenme ve dinlence olarak algılıyor. Evinde olmuyor. Bayramda kafa dinlemeye gidiyor. Kurban kesimi ise daha çok orta kesimin sürdürdüğü bir uygulamaya dönüştü. Varlıklısı bir kuruma bağışlıyor.  Dar gelirli kurban kesemiyor. Orta kesim kurban kesmeye devam ediyor. Birde yardım kuruluşları dışında farklı cemaat örgütleri kurbanı kurban sahibi adına kesiyor. Bu durumda kurban kesiminin şekli özellikle büyük kentlerde değişiyor. Ev önünde kurban kesilmesi izin verilmeyince bir yerde kurban kesecek yerde bulmak zorlaşıyor. Anadolu ise bu yönden dünden gelen anlayışın daha çok devam ettiği yer durumunda. Niğde’de hali vakti yerinde olanların kurban kesmeleri devam ediyor. İstanbul’da bir kurban altı yedi yüz lira. Hayvancılığı her geçen gün eridiği dikkate alındığında birkaç yıl sonra bir maaşa kurban almak olası olmayacak görülüyor.

Oysa Kurban bayramının Dini bayram olarak özelliği güzelliği yanında kurban kesmeninde ayrı bir önemi var.

Adı üzerinde kurban bayramı.

Amaç kurbanın kesildikten sonra önemli bölümünün dağıtılması.

Bu sayede aynı çevre içinde yılda bir kez de olsa et girmeyen evlere et girmesinin gerçekleşmesi ile yoksulların gözetilmesi, dayanışmanın sağlanması.

Bu noktada unutulmamalı ki kimi insanımız vardır. İsteyemez aç olduğunu söyleyemez yokluk içinde yaşar ama mutlu olmasını bilir. Kimi de ihtiyaç sahibi değildir ama her verileni ister. İşte bayram en azından yardımlaşma adına kimsenin kimseyi incitmeden olağan ve doğal sayarak bir birine kurban eti göndermeye vesile olması bakımından dahi ayrı bir özellik ve önemdedir.

Bayram sabah namazı ve büyüklerin mezarı ardından kesilecek kurbanın hazırlanması ve kesimden sonra onun ciğeri soğan ile çevirerek orucunun açılması ile başlar. Bu süreç dünde her yerde uyulurdu ama şimdi kesimi, temizlenmesi, düzeni derken öğleye kadar süre uzadığından olacak kurban orucu diye tanımlanan sabah kahvaltısı kurban ile yapma alışkanlığı da giderek azalıyor.

Bazı gelenekler vardır. Toplum onları nesilden nesile taşır. Bunlar güzel uygulamalardır. Kurbanın kesilmesi,  parçalara ayrılıp dağıtılması, kurban ile kahvaltı yapılması,  gelen giden hısım akrabaya pişmiş kurban ikram edilmesi gibi alışkanlıklarımızı sürdürmeliyiz.

Bayram vesilesi ile dostlukları tazelemeli, siyaset yerine yaşamdan kesitlerle bayramda muhabbet etmeliyiz. Günümüz ve güzelliğimiz sevgi yoğunluklu olmalıdır.

Yaşam hırsı olanlara geçmişe göre artık şehir içlerinde kaldı sayılan mezarları göstermeli ve mezarların vazgeçilmezlerle dolu olduğu anımsatılıp en önemli değerin iyilik sevgi ve paylaşım ile oluşacağı bir kez de bayram vesilesi ile anımsatılmalıdır.

*   

*  Yazarımızın kitabı

* 

NİĞDE KAPADOKYA BAŞKENTİ KİTABI ALMANYA’DA KÖŞE YAZISINA KONU OLDU

YAZAR-ÖĞRETİM ÜYESİ ALTINKAYNAK-“GÜRER’İN KİTABI, ALANINDA GERÇEKTEN BÜYÜK BİR BOŞLUĞU DOLDURACAK nitelikte GÖRÜNÜYOR”

 

 

 

Almanya’da yayınlanan ve binlerce Türk okura dağıtımı yapılan Toplum Gazetesi’nde gazeteci yazar, Yıldız Üniversitesi Öğretim Üyesi Hikmet Altınkaynak köşesinde “İstanbul–2010-Kültür başkenti” ile ilgili yazdığı köşe yazısında Niğde Kapadokya Başkenti kitabını örnek verdi.

Ömer Fethi Gürer yazdığı Niğde Kapadokya Başkenti adlı Niğde ilini Kuruluşundan Cumhuriyet ilk yıllarına değin anlatan ve bugüne kadar Niğde için yazılmış en kapsamlı eser olan kitapta ile ilgili Hikmet Altın kaynak yazısında şu görüşlerine yer verdi.

“Ömer Fethi Gürer’in geçen ay yayımlanan Kapadokya’nın Başkenti Niğde kitabını anımsatmak isterim. Niğde üzerine 5.000’den fazla yazısı olan yazar Gürer’in, kültür varlıkları, somut olmayan kültür varlıklarını bir bir inceleyen, coğrafyasından tarihine, ekonomisinden ticaretine, siyasetine varıncaya kadar bütün bilgileri kronolojik bir disiplinle kaleme aldığı 768 sayfalık Niğde kitabını önermek isterim. Gürer’in kitabı, alanında gerçekten büyük bir boşluğu dolduracak görünüyor” dedi

Almanya’da yaygın dağıtım gören gazete 20 bini aşkın abonesi bulunuyor.

Ömer Fethi Gürer yazdığı Niğde Kapadokya Kitabı Niğde yerel basınında yoğun ilgi ve destek görürken çok sayıda yerel ve Ulusal internet sitesinde haber olarak yer aldı.  Adana’da yayınlanan Hürriyet Adana Bölge sayfasında Sinan Tanyıldız köşesinde, Sabah Gazetesi Çukurova ekinde Hürriyet Gazetesi Yalçın Bayer,  köşesinden de ve çok sayıda farklı kent gazetesinde haber olarak yer aldı.

 

 

KIŞ GÜNLERİ

 

ÖMER FETHİ GÜRER

Kış Günleri  Niğde’de ayrı önemi vardı. Önceden hazırlanan yakacaktan giysiye, yiyecekten gecesıra gezmelerine kadar kış planlanırdı. Soğuk havalarda kar, çamur,  birde köylerde dağdan gelen kurt ile mücadele kalırdı.

Şıh Kuddusi Hz, Bor’da yaşanmış kış olayını anlattığı şiirinde yaşamın durduğu hayatın donduğuna değinir ve ‘böyle bir kış görmedim’ der. Günümüzde o kışların benzeri daha olmadı ama Kış koşulları zordur. Günümüzde kış ile panikler olduk. Oysa yakın dünü bir düşündüğümüzde olanaklarımız çok çok gelişti. Belki de bu süreç bizi biraz rahata alıştırdı. Ondan olacak kış olunca şaşırıyoruz. Elektrik olmadığını, sobanın yerine ocakların bulunduğunu, gaz yağının dahi zor sağlandığını kısacası  mevcudun  tamamının elimizden alındığını bir düşünün. Ne yaparız.?  Dedelerimiz, ninelerimiz o yoklar ile bu kışlardan kat be kat soğuk olanını yaşamışlar.  O dönemde çocuk olmakta zor idi.  Ve gözlerinizi bir an kapatıp o yaşamı düşlediğimizde sıkıntıları hissederken bile yoruluruz. Kapı önünde bir metre kar olan yerde   günlük işler yapılacak,  erkeklerde işe gidip çarşı pazar yaptıkları mesleği icra edecekleri, çocuklar üst baş bugünden çok zor sağlandığı  durumda buldukları giysi ile okula gidecek ve gün işleri yolu olmayan, suyu, elektriği, okulu sorunlu koşullarda yaşanacak.  Ulaşım merkeple gidilip, gelindiği yoklukların her alanda yaşandığı anda, birde kışın ayaz ve soğuk olduğu günlerde sıkıntılara rağmen  yaşamayı öğrenmiş ve kışa hazırlıklı olarak başlamanın yollarını öğrenmiştir.

Yiyeceklerin, giyeceklerin hazırlanması yapılması dahi farklı idi. Ayaklarda  yün çorap ile mest vardı.  Mest lastik  yolda yürüme için sağlıklı olduğu kadar namaz kılan içinde kış günleri ayak yıkama yerine mest ederek abdest almak için kolaylıktı.

Her evde el işi yün çoraplar olurdu. Eldiven, başlık, kaşkol elde örülürdü. Gece gezme gezen ailenin kadını gündüz temizlik dışında ya halı dokur ya örgü örerdi.  Kış onları değil onlar kışı aşardı. Kışlıkları sonbaharda hazırlar. Gidip gelinecek komşular sıra gecesi ile saptanır, yakacaklar hazırlanır kışlıklar dokunur. Hayvanlar için gereken koşullar sağlanır ve kış önceden tedbir ile hazırlanılırsa olağandı.

Tasarruftan öte o süreçlerde yıllar sonrası değil bir mevsim sonrası önemli idi. O kışı geçirebilmek ve o kışa karşı durmak önemli bir mücadele idi.

Bizim kuşak ise radyo olsa da televizyon ve bilgisayar olmadığı dönemlerin son kuşağı, ondan olacak dünü azda olsa anımsayanlar bizleriz. Ama şunu hemen yazmak lazım ki insanın insana yaklaştığı ve dostlukların pekiştiği süreç kış günleri idi. Çünkü kış evde olunduğu ve komşuluk ilişkilerinin yaşandığı bir toplumsal dayanışma sürecini yaratıyordu. Yaz aylarında bağ bahçe işleri ile ayrışan hane halkı  kış ile toplanıyordu. Televizyon yoktu ama her gece gezmeler olağandı. Konu komşu birbiri ile gider gelirdi. Belki bu misafirlikte bir tasarruf yolu idi. Çünkü ortak toplanılan ev dışı sobalar yanmazdı.

Genelde bir evde Arap aşı çorbası kaynardı. Kazan ile kaynar en az dört aile o akşam bir evde toplanırdı. Mutlaka Arap aşı yanında köfter, kuru üzüm, ceviz gibi kuru yiyecekler aynı gecede tüketilendi. Aileler bir arada oyunlarda olurdu. Kiminde elektrik söner lamba altında o yaşam durmaz akardı.

Gece gezmeleri eksilmeyen bir tat idi. Çünkü Televizyon insanı esir almadığı için insan insanla daha çok ‘hasbıhal’ ederdi.

Kış içinde o dayanışmada farklı amaçlar bilinmeden yaşanırmış demek ki. Toplu olarak bir evde olmak doğal bir sıcaklık yaratıyor. Aynı anda diğer evlerde yakacak tüketilmiyor. Yemek yapılmıyor. Böylece ciddi bir dayanışma ile gece yarısına eriliyor.

Yaşamın gerçeği insanı çözümcü ve üretken kılardı. İnsan kendi gerçeğine karşı önlemini üretiyordu. Günümüzde dünden gelen geleneği kaloriferli dairelerde oturup kısmen sürdüren bizim kuşak var ama genelde gençler TV olmaz ise Bilgisayar ile olmayı daha anlamlı buluyorlar.

Eski kışlarda,kış hazırlıkları da kalmadı ama şimdilerde az bir kar yağsa panikliyoruz .Okullar kapanıyor, Trafik duruyor. Sorunlar oluşuyor. Dünde kalan kışları o koşullarda yaşayacak kadar insanımız dayanıklımı? Onu test etmekse olanaksız kalıyor.

 

OTAĞ VE NİĞDE KALESİ

ÖMER FETHİ GÜRER

Niğde Kapadokya Başkenti kitabımın imza günü sonrası yorgunluğu atmaya tarihe yolculuğa çıktım. Selçukluların muhteşem eseri Sungur Bey Cami, Alaaddin Cami’ni geçerek Kalede onarılan ve düzenlenen son burçların içine girdim.  Yapılışı kesin olarak belli olmasa da Selçuklu ve Bizans döneminden izler ile Osmanlı döneminde yapılan saat kulesi ile Niğde için çekim alanı bölgede bu kere bizi yeni bir değişim karşıladı. Kale işletmesini üstlenen Abdulkadir Bor Kale’de iç avlunun orta yerine bir Otağ çadırı kondurmuştu. Çadır Türk kültürünün önemli parçası idi. Orta Asya’da yola çıkan ve farklı yerleşim alanlarında konaklayanların çadırları değişik özelliklere sahipti.  Yörükleri, konargöçerlerin çadırları, ordunun çadırı, uzun süreli yerleşenlerin çadırı amaç olarak aynı ama şekil ve dokumaları ile farklı farklıydı.  Atalarımızın yaşamlarının önemli bölümlerini çadırlarda geçirmişlerdi.  Genelde Yörük çadırları büyük kıl çadırlardı. Siyah ya da koyu kahve renk olarak hâkimdi.  Otağ adı tek başına daha çok kağanların konakladığı süslü çadırlara verilse de sefer anında kurulan çadırların genel adı olarak ta tanımlanmaktaydı. Günümüzde düne özlem olarak farklı kentlerde çadırlara rastlar olduk. Genelde büyük kıl çadırlar içlerinde oturma düzeni aslından çok uzak yapılıyordu.

Niğde Kalesinde ise daha çok Kaanların konaklama çadırları andıran güzel bir çadır kale avlusunun ortasına kondurulmuştu. Niğde yayla olduğu için yıllarca yaylaya gelen Yörüklerin kıl çadırlarına göre daha görkemli yapılmıştı. Niğde’da Altay Köyü olarak bilinen ve Kazakların göç ederek yerleştiği köydeki çadır kültürüne yakın bir düzenleme yapılmıştı. Çadırda farklı otantik giysileri sergilendiği gibi resim çekinmek isteyenlerde giysileri kullanmakta idi. Burada ot yastıklara yaslanıp yer minderlerinde çay yudumlarken Niğde İl Kültür ve Turizm Müdürü Mehmet Öncel Koç geldi. Onunla Niğde kültürü üzerine söyleşirken yerel bir saz sanatçımızın çadıra gelmesi bizi sazın sözün güzelliği içine taşıdı. Yer minderlerinde oturarak sazı sözü yaşamak ayrı bir yolculuğa insanı taşıyordu. Hoş ve güzel bir düşünce ile gerçekleşen bu düzenlemeyi yaptığı için Abdülkadir Bor’a teşekkür ettim. Tabii bu tür uygulamalarda Niğde İl Kültür ve Turizm Müdürü Mehmet Öncel Koç, İsmail Tecimer gibi yöneticilerinde katkısı vardı.  Biz çadırda otururken insanlar bakıp geçiyordu. İlk günlerin bakışı olsa gerek içeri girmeye çekiniyorlardı. İşletmeci Abdülkadir Bor’da bakıp geçenlere içeri girebilirisiniz ücretsizdir. Resimde çekinebilirsiniz diye çadırı anlatmaya çalışıyordu. Abdulkadir Bor Çadırımız ziyaretçilerimize açık, ne zaman isterlerse ailesi çocukları ile  kaleye çıkıp bu  çadırda bir çay  içme keyfine erebilirler diyordu. Resim çekinmek ve dinlenmek yanında zaman zaman saz ustalarının yerel müziği dinlemek adına tüm Niğdelileri çadıra beklediklerini belirtiyordu.

O sırada üç bey geldi. Girdi. Oturdu. Kayseri’den gelen doktorlarmış. Kaleyi gezip çadırı görünce meraktan grimişler. Niğde için bu gibi yerlerin varlığına şaşırdıklarını ve gezdikleri Niğde ile düşündükleri Niğde farklı gördüklerini söyleyip Niğde bu kadar çeşitliliğin olduğunun biz dahi farkında değildik. Özellikle Selçuklu eserleri, kale ve bu çadır için Niğde gelmeye değer dediler.

Yıllardır Niğde anlatımında sorun var. Hak ettiği payı alamıyor diyen bizim için dinlediklerimiz sürpriz olmadı. Niğde çok farklı özellikleri olan bir kent. Birde buna çadırımız eklendi. Otağ’da bir gün mola vererek bir dönemlerin yaşam kültürü ile buluşmak olası oluyor. Büyük kentlerde olsa yer bulunamayacak kadar dikkat ve ilgi çekecek çadır Niğde için yeni ve farklı bir ayrıcalık olarak konuklarını bekliyor.

 

 

Kale Altı  - Ömer Fethi GÜRER

OTAĞ VE NİĞDE KALESİ

ÖMER FETHİ GÜRER

Niğde Kapadokya Başkenti kitabımın imza günü sonrası yorgunluğu atmaya tarihe yolculuğa çıktım. Selçukluların muhteşem eseri Sungur Bey Cami, Alaaddin Cami’ni geçerek Kalede onarılan ve düzenlenen son burçların içine girdim.  Yapılışı kesin olarak belli olmasa da Selçuklu ve Bizans döneminden izler ile Osmanlı döneminde yapılan saat kulesi ile Niğde için çekim alanı bölgede bu kere bizi yeni bir değişim karşıladı. Kale işletmesini üstlenen Abdulkadir Bor Kale’de iç avlunun orta yerine bir Otağ çadırı kondurmuştu. Çadır Türk kültürünün önemli parçası idi. Orta Asya’da yola çıkan ve farklı yerleşim alanlarında konaklayanların çadırları değişik özelliklere sahipti.  Yörükleri, konargöçerlerin çadırları, ordunun çadırı, uzun süreli yerleşenlerin çadırı amaç olarak aynı ama şekil ve dokumaları ile farklı farklıydı.  Atalarımızın yaşamlarının önemli bölümlerini çadırlarda geçirmişlerdi.  Genelde Yörük çadırları büyük kıl çadırlardı. Siyah ya da koyu kahve renk olarak hâkimdi.  Otağ adı tek başına daha çok kağanların konakladığı süslü çadırlara verilse de sefer anında kurulan çadırların genel adı olarak ta tanımlanmaktaydı. Günümüzde düne özlem olarak farklı kentlerde çadırlara rastlar olduk. Genelde büyük kıl çadırlar içlerinde oturma düzeni aslından çok uzak yapılıyordu.

Niğde Kalesinde ise daha çok Kaanların konaklama çadırları andıran güzel bir çadır kale avlusunun ortasına kondurulmuştu. Niğde yayla olduğu için yıllarca yaylaya gelen Yörüklerin kıl çadırlarına göre daha görkemli yapılmıştı. Niğde’da Altay Köyü olarak bilinen ve Kazakların göç ederek yerleştiği köydeki çadır kültürüne yakın bir düzenleme yapılmıştı. Çadırda farklı otantik giysileri sergilendiği gibi resim çekinmek isteyenlerde giysileri kullanmakta idi. Burada ot yastıklara yaslanıp yer minderlerinde çay yudumlarken Niğde İl Kültür ve Turizm Müdürü Mehmet Öncel Koç geldi. Onunla Niğde kültürü üzerine söyleşirken yerel bir saz sanatçımızın çadıra gelmesi bizi sazın sözün güzelliği içine taşıdı. Yer minderlerinde oturarak sazı sözü yaşamak ayrı bir yolculuğa insanı taşıyordu. Hoş ve güzel bir düşünce ile gerçekleşen bu düzenlemeyi yaptığı için Abdülkadir Bor’a teşekkür ettim. Tabii bu tür uygulamalarda Niğde İl Kültür ve Turizm Müdürü Mehmet Öncel Koç, İsmail Tecimer gibi yöneticilerinde katkısı vardı.  Biz çadırda otururken insanlar bakıp geçiyordu. İlk günlerin bakışı olsa gerek içeri girmeye çekiniyorlardı. İşletmeci Abdülkadir Bor’da bakıp geçenlere içeri girebilirisiniz ücretsizdir. Resimde çekinebilirsiniz diye çadırı anlatmaya çalışıyordu. Abdulkadir Bor Çadırımız ziyaretçilerimize açık, ne zaman isterlerse ailesi çocukları ile  kaleye çıkıp bu  çadırda bir çay  içme keyfine erebilirler diyordu. Resim çekinmek ve dinlenmek yanında zaman zaman saz ustalarının yerel müziği dinlemek adına tüm Niğdelileri çadıra beklediklerini belirtiyordu.

O sırada üç bey geldi. Girdi. Oturdu. Kayseri’den gelen doktorlarmış. Kaleyi gezip çadırı görünce meraktan grimişler. Niğde için bu gibi yerlerin varlığına şaşırdıklarını ve gezdikleri Niğde ile düşündükleri Niğde farklı gördüklerini söyleyip Niğde bu kadar çeşitliliğin olduğunun biz dahi farkında değildik. Özellikle Selçuklu eserleri, kale ve bu çadır için Niğde gelmeye değer dediler.

Yıllardır Niğde anlatımında sorun var. Hak ettiği payı alamıyor diyen bizim için dinlediklerimiz sürpriz olmadı. Niğde çok farklı özellikleri olan bir kent. Birde buna çadırımız eklendi. Otağ’da bir gün mola vererek bir dönemlerin yaşam kültürü ile buluşmak olası oluyor. Büyük kentlerde olsa yer bulunamayacak kadar dikkat ve ilgi çekecek çadır Niğde için yeni ve farklı bir ayrıcalık olarak konuklarını bekliyor.

 

 

ESKİ KIŞ GÜNLERİ

 

ÖMER FETHİ GÜRER

Bildiklerimizden ötesini dedelerimizden, ninelerimizden dinlerdik. Onlarında dinledikleri dilden dile gelirdi. Şıh Kuddusi Hazretleri, Bor’da yaşanmış kış olayını anlattığı şiirinde yaşamın durduğu hayatın donduğuna değinir ve ‘böyle bir kış görmedim’ der. Günümüzde o kışların benzeri daha olmadı ama Kış koşulları zordur. Günümüzde kış ile panikler olduk. Dünü bir düşündüğümüzde olanaklarımız çok çok gelişti. Belki de bu süreç bizi biraz rahata alıştırdı. Ondan olacak kış olunca şaşırıyoruz. Elektrik olmadığını, sobanın yerine ocakların bulunduğunu, gaz yağının dahi zor sağlandığını kısacası olanaklarımızın tamamının elimizden alındığını bir düşünün. Ne yaparız. Ama dedelerimiz, ninelerimiz o yoklar ile bu kışlardan kat be kat soğuk olanını yaşamışlar. Ve o günlerde elektrik olmadığı yerde televizyon, bilgisayar gibi günümüzde ‘zaman çalma’  oyuncakları da yoktu. Ve gözlerinizi bir an kapatıp o yaşamı düşleyelim. Çıra yanan ocakta ısınılan kapı önünde bir metre kar olan hayvanlara bakılacak,günlük işler yapılacak bir zaman diliminde erkeklerde işe gidip çarşı Pazar yaptıkları mesleği icra edecekleri süreçte kışı bir düşünün.. Otomobil olmadığı uzak yere merkeple gidilip, gelindiği yoklukların varlığında birde kışın ayaz ve soğuk olduğu günlerde dünde insanımız sıkıntılara boğun eğmeden yaşamayı öğrenmiş ve kışa hazırlıklı durmuş.

İşte önceden tedbirli yaşamayı insana öğreten yaşam koşulları vardı.  Tasarruftan öte o süreçlere hazırlık yapılırdı. Çünkü yıllar sonrası değil bir mevsim sonrası önemli idi. O kışı geçirebilmek ve o kışa karşı durmak ne zor bir mücadeledir.

Bizim kuşak ise radyo olsa da televizyon ve bilgisayar olmadığı dönemlerin son kuşağı, ondan olacak dünü azda olsa anımsayanlar bizleriz. Ama şunu hemen yazmak lazım ki insanın insana yaklaştığı ve dostlukların pekiştiği süreç kış günleri idi. Çünkü kış evde olunduğu ve komşuluk ilişkilerinin yaşandığı bir toplumsal dayanışma sürecini yaratıyordu. Yaz aylarında bağ bahçe işleri ile ayrışan yapılar kış ile toplanıyordu. Televizyon yoktu ama her gece gezmeler olağandı. Konu komşu birbiri ile gider gelirdi. Belki bu misafirlikte bir tasarruf yolu idi. Çünkü ortak toplanılan ev dışı sobalar yanmazdı.

Genelde bir evde Arap aşı çorbası kaynardı. Kazan ile kaynar en az dört aile o akşam bir evde toplanırdı. Mutlaka Arap aşı yanında köfter, kuru üzüm, ceviz gibi kuru yiyecekler aynı gecede tüketilendi. Aileler bir arada oyunlarda olurdu. Kiminde elektrik söner lamba altında o yaşam durmaz akardı.

Gece gezmeleri eksilmeyen bir tat idi. Çünkü Televizyon insanı esir almadığı için insan insanla daha çok ‘hasbıhal’ ederdi.

Kış içinde o dayanışmada farklı amaçlar bilinmeden yaşanırmış demek ki. Toplu olarak bir evde olmak doğal bir sıcaklık yaratıyor. Aynı anda diğer evlerde yakacak tüketilmiyor. Yemek yapılmıyor. Böylece ciddi bir dayanışma ile gece yarısına eriliyor.

Yaşamın gerçeği insanı çözümcü ve üretken kılardı. İnsan kendi gerçeğine karşı önlemini üretiyordu. Günümüzde dünden gelen geleneği kaloriferli dairelerde oturup kısmen sürdüren bizim kuşak var ama genelde gençler TV olmaz ise Bilgisayar ile olmayı daha anlamlı buluyorlar.

Yiyeceklerin, giyeceklerin hazırlanması yapılması dahi farklı idi. Bor’da mest yapanlar vardı. Lastik Konya’dan gelirdi. Mest lastik erkekler için yolda yürüme için sağlıklı olduğu kadar namaz kılan içinde kış günleri ayak yıkama yerine mest ederek abdest almak için kolaylıktı.

Her evde el işi yün çoraplar olurdu. Eldiven, başlık, kaşkol elde örülürdü. Gece gezme gezen ailenin kadını gündüz temizlik dışında ya halı dokur ya örgü örerdi.  Kış onları değil onlar kışı aşardı. Kışlıkları sonbaharda hazırlar. Gidip gelinecek komşular sıra gecesi ile saptanır, yakacaklar hazırlanır kışlıklar dokunur o alınır hayvanlar için gereken koşullar sağlanır ve kış önceden tedbir ile hazırlanılırsa olağandı.

Kış gerçeği her yönü ile eziyet olmadan aşılırdı.

 

 

 

NİĞDE KALESİNDE OTAĞ KURULDU

Niğde  Kalesinde onarım ve düzenlemelerden sonra bu kere kurulan Otağ çadırı ilgi noktası oldu.

Kale işletmecisi Abdülkadir Bor  gazeteci yazar Ömer Fethi Gürer’i Otağ’da konuk eyledi. Niğde Kapadokya Başkenti kitabı imza günü için geldiği süreçte çadırda konaklayan Ömer Fethi Gürer izlenimlerini şöyle anlattı. “ Otağ Türk kültürünün önemli parçalarından biridir. Atalarımızın yaşamlarının önemli bölümlerini çadırlarda geçirmişlerdir. Bu çadırlar da kullanıcının kimliğine göre değişmiştir. Genelde Yörük çadırları büyük kıl çadırlardır. Siyah hâkim olur. Konargöçer çadırları yaylaya gelenlere göre daha yerleşik yapılır. Otağ adı tek başına daha çok kağanların konakladığı süslü çadırlara verilse de sefer anında kurulan çadırların genel adı olarakta tanımlanmaktadır. Niğde Kalesinde ki Çadır daha çok Kaanların konaklama çadırları andırmaktadır. Niğde yayla olduğu için yıllarca yaylaya gelen Yörüklerin kıl çadırlarına göre daha görkemli yapılmıştır. Kazak Türklerinin çadır kültürünü yansıtmaktadır. Kalede çadır ilgi ve dikkat çekecek biçimde düzenlenmiş Türklerin farklı otantik giysileri çadır içinde  sergilendiği  gibi resim çekinmek isteyenlere de figür olmaktadır. Burada ot yastıklara yaslanıp yer minderlerinde oturarak sazı sözü yaşamak ayrı bir yolculuğa insanı  taşımaktadır Hoş ve güzel bir düşünce ile gerçekleşen bu düzenlemeyi yaptığı için Abdülkadir Bor kutluyorum ” dedi. Abdülkadir Bor’da Çadır ziyaretçilere açık olduğunu ailesi çocukları ile  her saat kaleye çıkıp bu  çadırda bir çay  içme keyfini tüm Niğdelilere  sunduklarını, resim çekinmek ve dinlenmek yanında zaman zaman saz  ustalarının yerel müziği dinlemek adına tüm Niğdelileri çadıra beklediklerini söyledi.

 

OTAĞ VE NİĞDE KALESİ

ÖMER FETHİ GÜRER

Niğde Kapadokya Başkenti kitabımın imza günü sonrası yorgunluğu atmaya tarihe yolculuğa çıktım. Selçukluların muhteşem eseri Sungur Bey Cami, Alaaddin Cami’ni geçerek Kalede onarılan ve düzenlenen son burçların içine girdim.  Yapılışı kesin olarak belli olmasa da Selçuklu ve Bizans döneminden izler ile Osmanlı döneminde yapılan saat kulesi ile Niğde için çekim alanı bölgede bu kere bizi yeni bir değişim karşıladı. Kale işletmesini üstlenen Abdulkadir Bor Kale’de iç avlunun orta yerine bir Otağ çadırı kondurmuştu. Çadır Türk kültürünün önemli parçası idi. Orta Asya’da yola çıkan ve farklı yerleşim alanlarında konaklayanların çadırları değişik özelliklere sahipti.  Yörükleri, konargöçerlerin çadırları, ordunun çadırı, uzun süreli yerleşenlerin çadırı amaç olarak aynı ama şekil ve dokumaları ile farklı farklıydı.  Atalarımızın yaşamlarının önemli bölümlerini çadırlarda geçirmişlerdi.  Genelde Yörük çadırları büyük kıl çadırlardı. Siyah ya da koyu kahve renk olarak hâkimdi.  Otağ adı tek başına daha çok kağanların konakladığı süslü çadırlara verilse de sefer anında kurulan çadırların genel adı olarak ta tanımlanmaktaydı. Günümüzde düne özlem olarak farklı kentlerde çadırlara rastlar olduk. Genelde büyük kıl çadırlar içlerinde oturma düzeni aslından çok uzak yapılıyordu.

Niğde Kalesinde ise daha çok Kaanların konaklama çadırları andıran güzel bir çadır kale avlusunun ortasına kondurulmuştu. Niğde yayla olduğu için yıllarca yaylaya gelen Yörüklerin kıl çadırlarına göre daha görkemli yapılmıştı. Niğde’da Altay Köyü olarak bilinen ve Kazakların göç ederek yerleştiği köydeki çadır kültürüne yakın bir düzenleme yapılmıştı. Çadırda farklı otantik giysileri sergilendiği gibi resim çekinmek isteyenlerde giysileri kullanmakta idi. Burada ot yastıklara yaslanıp yer minderlerinde çay yudumlarken Niğde İl Kültür ve Turizm Müdürü Mehmet Öncel Koç geldi. Onunla Niğde kültürü üzerine söyleşirken yerel bir saz sanatçımızın çadıra gelmesi bizi sazın sözün güzelliği içine taşıdı. Yer minderlerinde oturarak sazı sözü yaşamak ayrı bir yolculuğa insanı taşıyordu. Hoş ve güzel bir düşünce ile gerçekleşen bu düzenlemeyi yaptığı için Abdülkadir Bor’a teşekkür ettim. Tabii bu tür uygulamalarda Niğde İl Kültür ve Turizm Müdürü Mehmet Öncel Koç, İsmail Tecimer gibi yöneticilerinde katkısı vardı.  Biz çadırda otururken insanlar bakıp geçiyordu. İlk günlerin bakışı olsa gerek içeri girmeye çekiniyorlardı. İşletmeci Abdülkadir Bor’da bakıp geçenlere içeri girebilirisiniz ücretsizdir. Resimde çekinebilirsiniz diye çadırı anlatmaya çalışıyordu. Abdulkadir Bor Çadırımız ziyaretçilerimize açık, ne zaman isterlerse ailesi çocukları ile  kaleye çıkıp bu  çadırda bir çay  içme keyfine erebilirler diyordu. Resim çekinmek ve dinlenmek yanında zaman zaman saz ustalarının yerel müziği dinlemek adına tüm Niğdelileri çadıra beklediklerini belirtiyordu.

O sırada üç bey geldi. Girdi. Oturdu. Kayseri’den gelen doktorlarmış. Kaleyi gezip çadırı görünce meraktan grimişler. Niğde için bu gibi yerlerin varlığına şaşırdıklarını ve gezdikleri Niğde ile düşündükleri Niğde farklı gördüklerini söyleyip Niğde bu kadar çeşitliliğin olduğunun biz dahi farkında değildik. Özellikle Selçuklu eserleri, kale ve bu çadır için Niğde gelmeye değer dediler.

Yıllardır Niğde anlatımında sorun var. Hak ettiği payı alamıyor diyen bizim için dinlediklerimiz sürpriz olmadı. Niğde çok farklı özellikleri olan bir kent. Birde buna çadırımız eklendi. Otağ’da bir gün mola vererek bir dönemlerin yaşam kültürü ile buluşmak olası oluyor. Büyük kentlerde olsa yer bulunamayacak kadar dikkat ve ilgi çekecek çadır Niğde için yeni ve farklı bir ayrıcalık olarak konuklarını bekliyor.

 

 

 

VALİMİZDEN BEKLENTİLERİMİZ

 

ÖMER FETHİ GÜRER

 

Niğde yeni valisi göreve başladı. Her başlangıç gibi bu geliştende umutlarımız var.  Niğde hizmet veren her valisini çok sevmiştir. Gittikten sonra ardından güzel sözler, yazılar hatta şiirler ile uğurlamıştır. Genelde iktidar partilerinin değil devletin valisi olanlara ayrı bir sevgi beslemiştir. Devlet yerine iktidar partisi olanların ise adlarını bilen dahi yoktur. Niğde için hizmet üreten Faik Üstün, Niyazi Mergen, Vefik Kitapçıgil, Selami Celayir, Bedri Nazlıoğlu,Ünal Özgödek, Ahmet Özyurt, Refik Arslan Öztürk gibi valiler yaptıkları ile aklıda kalmışlardır. Birkaç valimizi daha bu isimlere eklemek olasıdır. Son valimiz Sebahattin Öztürk bir alışma döneminden sonra Niğde kültür ve turizmi için bir dizi çalışma başlatmış ve Niğde ilinde çalışmaları ile beğeni toplamıştır. Yeni süreçte Âlim Barut göreve başlamıştır. Öncelikle hayırlı olmasını diliyorum. Daha önce Yozgatlı valimiz Refik Arslan Öztürk Niğde için çok emek ve çaba verdi. Mütevazı ve çalışkan bir değer idi. Onun dönemine başlayan Kale, Bedesten, Öküz Mehmet Paşa, Esenbey Türbesi, Gümüşler Manastırı düzenlenmesi gibi çalışmalardan olumlu sonuçlar alındı. Huzurevinde yaşlıdan sokakta insana kadar ilgilenen ve görüşen bir değerdi. İnsana insan değeri veren çok kıymetli bir idareci idi. Bu kere hemşerisi Alim Barut içinde Niğde yararlı olacağı düşüncemiz var.

Vali Âlim Barut,  “Hizmetten maksat refahı ve mutluluğu getirmek, güveni sağlamak. Hizmetin gerektirdiği kalkınmayı temin etmek. Buna ilişkin çalışmalarımızı yapacağız” demiş ve  adil ve tarafsız olmaya çok önem verdiğini  belirterek  “Adil, tarafsız ve iyi niyetle gece gündüz hep birlikte çalışacağız. Günü geldiğinde buradan ayrılırken de hoş bir seda bırakmak istiyorum. Niğde'nin elma ve patates gibi tarım potansiyeli, Kapadokya gibi turizm potansiyeli var. Yine bildiğim kadarı ile iki adet organize sanayi bölgesi var. Artık günümüzde kalkınmanın motoru sanayileşmedir. Bizim çalışmalarımız da bunları daha ileriye götürmek olacaktır” diye konuşmuştur.

Valimiz başlangıç temennileri güzel temennilerdir. Özellikle Niğde Kapadokya Başkenti olarak turizmden gerekli payı alamamaktadır. Bu bağlamda turizm değerleri ve kültür varlıklarının önemsenmesi Niğde adına başlamış çalışmaların sürmesi çok önemlidir.  NİĞDE HER DÖNEM GÜNDEME GELEN AMA BİR TÜRLÜ YAPILAMAYAN KÜLTÜR EVİ BU VALİMİZE NASİP OLMASI DİLEDĞİMİZDİR. Bunun için KADIOĞLU KONAĞI İLE YASA EVLERİ ideal yerlerdir. Cullaz Sokağı projesinin devam etmesi, Bedestenin bir an önce açılması, Öküz Mehmet Paşa tanıtılması, Akmedrese nin bir an önce yerel yaşam müzesi olarak açılması, Narlıgöl kaplıcasının hayata geçmesi, Kavlaktepe yer altı şehrinin ve değirmenler Kasabası yer altı mağarasının ışıklandırmalarının yeniden düzenlenerek turizme açılması, Aladağlar ve Boklarlarda dağcılık yanında kış sporlarının önemsenmesi, Niğde eski tarihi yapıların cami ve kiliselerin kurtarılması ve eski kiliselerin birer sanat atölyesi olarak kullanılması, Üniversite ile Niğde arasında diyalogun geliştirilmesi, tarım ve hayvancılığın teşviki sağlanması, elma üreticilerinin sorunlarına çözüm aranması, Niğde Tıp Fakültesi açılması, Niğde Havaalanın yapılması, Akkaya Barajının temizlenmesi, Ecemiş suyunun Niğde getirilmesi, Otoban yolun tamamlanması, Kemerhisar İçmelerinin yeniden kullanılır kılınması, Hayat Su şişelerinden silinen Niğde adının yeniden yazılması gibi Niğde için gerekli olan çalışmalar vardır. Valimiz bu dönemde bu çalışmaları da yerinde görerek ve denetleyerek çözeceğini umuyoruz. Bunun yanında Niğde üçüncü liğde bir takım ile temsili içinde bir çalışma gerekliliği düşünüyoruz. Bu bağlamda da valimizden beklentilerimiz var.

Niğde her kasabası köyünde dünün izleri tarihi eserlerin kurtarılmayı beklediği gibi sürekli işsizlikle göç veren Niğde yeni yatırım alanları da gerekiyor. Bu bağlamda valimizin önderlik edeceğini umuyoruz. Bu sahipsiz kente sahip çıkacak bir idareci olacağını umuyoruz. Ayrıca Niğde dışında Niğde dernekleri ile toplantı organize ederek bu bağlamda dayanışma ve Niğde için bir şeyler üretme anlamında önderlik etmesini de bekliyoruz.

Kısacası Valimizden doğu Anadolu illerinin gerisine düşen Niğde ilinin yapısal ve kültürel gelişimi için önderlik edeceğini devletin valisi olarak her kesime herkese eşit ama hizmet üreten bir vali olacağını umuyoruz.

Valimiz için Niğde’de ayrıldıktan sonra güzel anılarla anacağımız bir değer olacağınız düşünüyoruz. İşi çok biliyoruz ama yıllara dayanan devlet tecrübesi ile kısa sürede iyi işler yapacağını umuyor bu düşüncelerle hoş geldiniz diyorum.

 

 

CHP BOR İLÇE ÖRGÜTÜ :

ŞEHİTLERİN KEMİKLERİNİ SIZLATMAYIN

 

HABER: KENAN ZIMBA

 

Cumhuriyet Halk Partisi Bor İlçe örgütü son günlerde yaşanan olayların toplum vicdanında incitici görüntüler olduğunu belirterek PKKlıların bir kahraman gibi karşılanması ve törenler yapılmasını doğru bulmadıklarını açıkladılar.

Cumhuriyet Halk Partisi ilçe Başkanı Mahmut Temeltaş, Kadın Kolları Başkanı Belgin Gevrekçi, Gençlik Kolları Başkanı Ramazan Demirtaş ile parti saymanı Mahmut Taş, Aptullah Tuğrul, Hacı Çopur, Hüseyin Yalçın, Erdal Gevrekçi,  yaptıkları ortak açıklamada ülkede huzurun olması ve terör bitmesinden yana olduklarını ancak barış adı altında PKK şovuna dönüşen davranışların sergilendiği gösterileri anlayışla karşılamanın mümkün olmadığını söylediler.

Binlerce şehit için göz yaşı dökmüş anaların babaların ve halkın duyarlılığının unutulmaması gerektiğini ve yaşanan sürecin kabul edilemez olduğunu belirten CHP Bor Örgütü şehit cenazelerinde dahi önlemler alarak kurallar koyan AKP hükümetin PKK bayrakları ve İmralı’da terör örgütü başının resimlerine yer aldığı büyük toplulukların oluşmasını göz yummasını anlaşılır görmediklerini belirttiler.

Şehitlerin kemiklerini sızlatmayın çağrısı yapan Cumhuriyet Halk Partisi Bor İlçe örgütü devam eden sürecin ülkemizin birlik ve beraberliğine zarar vermemesini dilediklerini söyleyerek Atatürk kurduğu Türkiye Cumhuriyetinin ilelebet yaşayacağını sözlerine eklediler.

 

 


----- Özgün İleti -----
Kimden : "Uzeyir Cayci"
Kime : borbir@mynet.com
Gönderme tarihi : 18/10/2009 23:40
Konu : Selamlar


UCBBA - Forêt des Mille poètes
kuruluşu tarafından

Üzeyir Lokman ÇAYCI

Eylül 2009’da Fransa’da

Ayın kişisi seçildi

Aynı kuruluş daha önce 1000 şair ormanında ona ve şiirlerini Fransızca’ya tercüme eden
Yakup YURT adına ayrı ayrı birer ağaç dikerek mermer plaketlerle isimlendirmişti…

YAZARIMIZ Gürer’in gönderdiği bu haberin altındaki resimleri nakledemedik.

BÖLGEMİZİN ELLİ SENEYİ GEÇKİN YAZARI, SANATÇISI VE BİZİ FRANSA’DA VE AVRUPA’A ŞEREFLE TEMSİL EDEN YAZARIMIZ  ÜZEYİR LOKMAN ÇAYCI’YI TEBRİK EDİYORUZ. BAŞARILARININ DEVAMLI OLMASINI ALLAH’TAN DİLİYORUZ..

--------------------

 

 

NİĞDE KAPADOKYANIN BAŞKENTİ KİTABI İSTANBUL İMZA GÜNÜ BÜYÜK İLGİ GÖRDÜ.

GÜRER’E NİĞDELİLER DERNEĞİ PLAKET VERDİ.

 

 

HABER FOTO: Aziz Kaan Kirişçioğlu

 

 

Niğde ilini kuruluşundan Cumhuriyet ilk yıllarına değin kapsamlı biçimde anlatan Niğde Kapadokya Başkenti kitabı İstanbul’da okuyucu ile buluştu.

Niğdeliler Derneğinde düzenlenen imza gününe eski Niğde Valisi Refik Arslan Öztürk, Gazeteci-Yazar –Eleştirmen Hikmet Altınkaynak, Gazeteci Yazar Nurten Ertul, Kent Haber Genel Yayın Yönetmeni Erdem Yücel, Şair Fikret Dikmen, Gazeteci Mehmet Gökkaya,Mühendis yazar İbrahim Arıkan  ile Niğdeliler Dernek Başkanı Doğan Avcı ile dernek başkanları   Hacıabdullah Kasabası Erol Urhan, Nar Köy Azmi Göktaş, Hasandağ Ulukışla dernekten Fuat Yağız  ve çok sayıda Niğdeli katıldı.

İmza Günü açış konuşmasını yapan İstanbul Niğdeliler Dernek Başkanı Doğan Avcı Niğde için böylesi değerli bir eseri meydana getirdiği için Ömer Fethi Gürer’e teşekkür ettiklerini belirterek bir ansiklopedi özelliğinde kitabın her Niğdelinin evinde olması gereken bir eser olduğunu söyledi.   Daha sonra katılımcılar görüşlerini açıkladı. Yazar Hikmet Altınkaynak Niğde ile ilgili yazılan Niğde  Kapadokya Başkenti kitabının kapsamlı bir çalışma olduğuna değinerek Gürer’i çalışmalarından dolayı kutladı Altınkaynak  Niğde ile ilgili düşündüğü projeleri anlatıp Hazım Tepeyran için daha çok yaptıkları ve yazdıklarının anlaşılması yönünde bir çalışma başlattıklarını açıkladı. Niğde Kapadokya Başkenti kitabının önemli bir çalışma olduğuna değinerek Niğde açısından güzel bir kazanım olarak gördüğünü belirtti. Gazeteci Yazar Nurten Ertul’da Niğdelilerin sorunlarını ve bu anlamda yapılması gerekenleri vurguladığı konuşmasında yazmanın ne kadar zor olduğuna dikkat çekerek böyle bir kitabın Niğde adına yazılmasının önemine değindi. Ertul Niğde adına yapılan her çalışmanın olumlu olduğunu,eleştiri den öte dayanışma ve bir arada olabilme kültürünün geliştirilmesi gerektiğini söyledi. İş adamı Şenol Bengü’de yaptığı konuşma da  Niğde için yapılan her güzel çaba ve çalışmayı tüm Niğdeliler olarak sahiplenmesi gerektiğine vurgu yaparak  Niğde için yazılmış bu güzel kitap gerçekten çok önemli bir eser. Niğde’mize böylesi bir eser kazandıran Ömer Fethi Gürer’i kutluyorum. Diğer kitaplarını da ilgi ile bekliyorum. Niğdemizin tanınması adına çok çaba ve çalışması var. Kutluyorum”  dedi. Gazeteci Vahit Mahmatlı’da yaptığı konuşmada örnek bir eser olan Niğde Kapadokya Başkenti kitabının çok kapsamlı bir çalışma olduğuna değindi. Kitapta olması gerekenler ya da rastlanılan eksiklerinde ikinci baskı da düzeltilebileceğine ve böylece Niğde adına çok önemli bir kaynak eserin geleceğe taşınacağına vurgu yapan Mahmatlı Niğde Kapadokya Başkenti kitabının ülkemizde az örneği bulunan bir çalışma olduğunu da belirterek Niğde için güzel bir çalışma yapılmıştır. dedi.

Nar Köy, Hacıabdullah, Hasandağ Ulukışla dernek başkanlarının da birer konuşma yaparak Niğde için böyle bir kitap yazılmasından duydukları memnuniyeti ifade etmelerinden sonra  Niğde eski valilerinden Refik Arslan Öztürk bir konuşma yaptı. Öztürk, Niğde ve Niğdelilere olan sevgisine değinerek tüm Niğdelilere selamlarının iletilmesini istediği konuşmasında görev yaptığı süre içinde Niğde’de tarih ve kültürel mirasın tanınması ve kurtarılması adına yapılanları özetledi.  Dönemimde Ömer Fethi Gürer yerel basında çıkan yazılarından önemli ölçüde yararlandık diyen Merkez Valisi Öztürk  Niğde Kapadokya Başkenti kitabının Niğde için büyük bir kazanç olduğunu söyledi. Gürer’i kutlayan Vali Öztürk Niğde için çalışmalarının devamını diledi.  İmza Günü nedeniyle son konuşmayı gazeteci yazar Ömer Fethi Gürer yaptı. Gürer katılımcılara teşekkür etti ve Niğde için hazırda üç kitabının daha olduğunu bu kitap sonrası o çalışmaları da yaparak Niğde için yaklaşık 2800 sayfayı bulan bir kaynak hazırlamış olacağını açıkladı. Gürer Niğde ili ile ilgili beş bini aşan makalesi ve hemen hemen her köy kasabaya giderek yaşadığı anısı ile kenti ayrı bir tutku ile sevdiğine değinerek “30 yılda yazdıklarımda hep Niğde ilini anlattım. Yeterince tanınmayan bilinmeyen Niğde her geçen gün daha iyi anlaşılmaya başladı. Niğde Turizmden pay almaya başladığı anda bambaşka bir konuma erecektir.” Dedi. Konuşmalardan sonra kitap için katkı veren Süleyman Bozbuğa, Şenol Bengü, Vahit Mahmatlı, Ali Gündüz, Doğan Avcı, Mahir Yoleri, Selahattin Tavusbay ve yazar Ömer Fethi Gürer’e İstanbul Niğdeliler Derneğince birer plaket verildi.  İş adamı Muzaffer Uyanık, Halil Gül, Dinçer Atlı, Gürcan Uzcan, Uğur Soylu Rahmi Hızar, Mustafa Andaç, Turgut Akgül, Fesleğenden Mehmet Aktaş, Hâkim Şükrü Baran,  Eski dernek başkanları Mustafa Karazeybek, Arif Yalçın ile çok sayıda Niğdeli imza gününe iştirak ettiler.

Ömer Fethi Gürer’e plaketi Refik Arslan Öztürk takdim etti.

Toplantıda konuklara Niğde’den  Niğde  Gazozu, Niğde  Köfteri, kuru üzümü, kayısı kurusu  ikram edildi.

Niğde kitabı 15 Ekim 2009  saat 14.30’da Niğdelilerle Niğde Kültür Merkezinde buluşacak.

 

 

 

KİTAP İSTEME- TEMİN ADRESİ:

 

Maya Basın. Yay. Mat. Tic. Ltd. Şti.

İshakpaşa Cad. Kutlugün Sok. No:9 Sultanahmet/İstanbul

Tel: 0212 638 64 08- Fax: 0212 638 64 09

E-Posta:grafik@mayadergi.com

 

ÖMER FETHİ GÜRER’İN NİĞDE KAPADOKYA’NIN BAŞKENTİ KİTABI ÇIKTI.

GÜRER 10  EKİMDE İSTANBUL’DA  15 EKİM 2009 KİTABINI NİĞDE’DE KÜLTÜR MERKEZİNDE  İMZALAYACAK

HABER:Kenan Zımba

 

Gazeteci- Yazar Ömer Fethi Gürer’in beklenen Niğde Kitabı çıktı. Niğde  Kapadokya Başkenti  adı ile çıkan kitap  Cumhuriyet döneminde Niğde ilini anlatan en kapsamlı kitap olarak yayınlandı. Maya Yayınevi tarafından çıkarılan kitapta Niğde Coğrafyası ve Cumhuriyet ilk yıllarına kadar tarihinden insanına Niğde yaşananları anlatıyor.  768 sayfa büyük boy kitapta Niğde ili detayları ile tanıtılıyor. Giriş bölümünde Niğde yerleşim alanının özellikleri dağları, ovaları, vadileri, iklim koşulları, deprem, orman ve bitki örtüsü gibi konulara yer verilen kitapta tarih kapsamlı olarak ele alınıyor. Tarih bölümünde Niğde adından başlayarak İlk yerleşimlerden günümüze Niğde,  Gezginlerin Niğde ile ilgili izlenimleri, Niğde Adı, Hititlilerden Osmanlıya kadar geçen süreda yaşam, Bilimsel kazılar, Niğde’de kaleler, Yer altı şehirleri,  tarihi camiler, türbeler, kiliseler, medreseler, çeşmeler, hamamlar,  koruma kurulunca belirlenen eserler  ile müze ayrıntılı olarak anlatılıyor.

Bor, Ulukışla, Çiftlik, Çamardı, Altunhisar hakkında bilgilere de yer verilen kitapta  Osmanlı döneminde yaşanmış ilginç olaylar, Mutasarrıflar, ilk nufus ve yerleşmeler, Etnik kökenler, göçler,  değişen köy adları, Osmanlı dönemi yöneticileri, Osmanlı dönemi yaşam, sağlık, eğitim, adliye ve çarşı pazar, Osmanlı döneminde doğan Cumhuriyet ünlüleri,  Milli Mücadele dönemi Niğde, şehit ve gazilerden anılar, Mübadele ve Atatürk Niğde gelişini içeren bilgiler kitapta ayrıntılı olarak ele alınıyor.

Araştırmacı gazeteci yazar  Ömer Fethi Gürer  kitabı ile ilgili şunları söyledi.-“1974 yılından beri, konusu Niğde olan, beş bini aşkın makale yazdım, Niğde’nin tarihi, doğası, insanı ile kent dokusu yazılarımın konusu oldu. Bu yazıların tamamı başta yerel basın olmak üzere çeşitli yayın organlarında yer aldı. 2004 yılında Bor ilçemizin tüm detaylarını anlatan, altı yüz otuzbeş sayfayı bulan 'Bor Şehri' kitabımı yayınladım. Kitap yoğun bir ilgi gördü. ilk baskı kısa sürede tükendi. İkinci baskı yaptım. ‘Bor Şehri’ dört bini aşkın evde ve kütüphanelerde yerini buldu.  Bu kere Niğde ili ilgili araştırmalara başladım. Gördüm ki  Niğde ili gerçek anlamda Kapadokya Başkent olduğunu belgelerle sabittir ancak yeterince tanınmayan ve bilinmeyen onlarca tarihi esere sahip bölgeyi her yönüyle anlatmayı amaçladım.  Niğde Cumhuriyet dönemi, sosyal yaşam, siyaset ile ilgili kitap hazırlıklarımda son aşamasına geldi. Bu ilk kitap sonrası ğç cilt daha Niğde ile ilgili yayına hazır çalışmam bulunuyor. Bor ilçemizin kitabında, Evliya Çelebi ‘Bor Şehri’ tanımlamasından yola çıkarak kitabın adını ‘Bor Şehri’ koymuştum. Niğde kitabı için, Adı ne olmalı? diye düşünürken, 1834 yılında Niğde’ye gelen Charles Texier’in kitabında, Niğde için yaptığı ‘Sancak Başkenti’ tanımı usuma geldi. İlk yazılı tarihten bugüne, değişik dönemlerde bölgede kurulmuş devletlere başkent olduğu belgelerle sabit Niğde’miz için yazdığım bu kitaba “Kapadokya Başkenti” adını koymaya karar verdim. Gerçek anlamda bu tanıma uyan, ama günümüzde “gözden, gönülden ırak kalan” Niğde’nin tarihsel özelliği ve önemini en iyi bu ifadenin yansıtacağını düşündüm.

Niğde’nin tarih sayfalarında kimi zaman, tek satır ile anıldığı dönemde dahi, çok önemli detay ile tanım bulduğunu gördüm. Niğde bölgesi, önemli bir geçit noktasında yer almasından dolayı, saldırı, işgal ve savaşları sıkça yaşamıştı; birden çok kere yıkılmış, yakılmış ama yeniden inşa edilerek var olmuştur. İşte bu kitap, yerleşim alanı açısından çok derin tarih ve doğa zenginliğine sahip bir bölgenin genelinde olanları anlatan bir çalışmadır. Basılmış eserler, güncel kaynaklar, yaşayan şahitler ile mevcutta var olan tarihi eserlerin tamamına yakını yerinde gidilerek, görülerek, izlenerek okunmuş, bakılmış, bilgi ve belge derlemesi yapılmıştır. Niğde, İç Anadolu’da Toroslar, Erciyes, Hasandağı, Melendiz dağları arasında, Anadolu’dan Suriye’ye açılan kapının en önemli geçit noktalarındandır. İlk insanın Anadolu’ya gelişinden beri yerleşim alanı olan, tarih ve doğa zengini Niğde ne yazık ki yeterince bilinmemektedir. Gün ışığına çıkması gereken çok değerli eserleri ve bilgileri inceleme beklemektedir. Doğası, tarihi, yaşamı ile farklı ayrıntılar dolu Niğde Coğrafyası’nda Cumhuriyet’e kadar geçen süre ile ilgili derleyebildiklerimle Niğde’yi derli toplu anlatmaya çalıştım. Bulunduğu yer, dağları, suyu, havası; sonra tarihi, yerleşenler, eserleri ve Osmanlı döneminden ilginç detaylarla Milli Mücadele sürecine kadar geçen dönemlerini anlattım. Milli Kütüphane, Beyaz›t Kütüphanesi, Niğde il Halk Kütüphanesi, Kartal, Maltepe, Atatürk Kütüphanelerinde onlarca eser tek tek tarayarak, Niğde gazete arşivleri inceleyerek kitabı hazırladım. Umarım Niğde’miz için yararlı ve katkı verici bir çalışma olmuş”dedi.

Ömer  Fethi Gürer kitabını  10 Ekim 2009 tarihinde saat 14.30’da İstanbul’da  Niğdeliler Derneği- Küçük Ayasofya Cad. No 71/1 Sultanahmet/İstanbul adresinde ve 15 Ekim 2009  saat 14.30’da Niğde Kültür Merkezinde tanıtım toplantısından sonra imzalayacaktır.

(ÖMER FETHİ GÜRER email: nigdekent@mynet.com

 

KİTAP İSTEME- TEMİN ADRESİ: Maya Basın. Yay. Mat. Tic. Ltd. Şti.

İshakpaşa Cad. Kutlugün Sok. No:9 Sultanahmet/İstanbul

Tel: 0212 638 64 08- Fax: 0212 638 64 09

E-Posta:maya@dergi.com

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ÖMER FETHİ GÜRER

 

20 Eylül 1957 yılında doğdu. Babası Lütfi Gürer,Annesi Kadriye Gürer’dir.

Bor Zafer İlkokulu, Bor ŞNP Orta bölümü, Balıkesir Bandırma Endüstri Meslek Lisesi, Niğde Meslek Yüksek Okulu ve Adana Çukurova Üniversitesi Endüstri Mühendisliği bölümünden Endüstri Mühendisi olarak mezun oldu.

 

Gazeteciliğe ise 1974 yılında Yeşil Bor gazetesinde köşe yazıları ve haber yazarak başladı. Niğde’nin Sesi, Niğde Hamle, Aksaray Hasandağ, Ulu ırmak, Konya Ereğli, Nevşehir İç Anadolu, Adana Bölge gazetelerinde yazıları ve makaleleri ile değişik meslek dergileri ile yayınlarda da yazıları yer aldı. Hürriyet, Güneş, Cumhuriyet Gazetelerinde muhabirlik yaptı.  Son yıllarda Niğde yayınlanan Niğde Anadolu, Niğde Haber, Bor’un Sesi, Yeşil Bor, Niğde Hamle gazeteleri ile Turizm Forumu.net, Niğde Haberci, Onurlu Hamle, Niğde Hasret, borun.sesi, bor.sehri  sitelerinde ve Niğde’miz dergisinde köşe yazılarına devam etmektedir. Niğde ili ilgili hiç bir ücret almadan beş bini aşkın makale yazarak bölgenin sorunları, tarihini, doğasını ve özelliklerini gündeme taşımıştır.

Yeşil Bor Gazetesi’nde Kumar, Kader ve Bizim Ramazan Hikâye denemeleri yayınlanmıştır. Laf Ola Şiiri kitabı ve Bor ilçesinin tarihi anlatan (625 sayfa, büyük boy. ISBN 975–270–668) BOR ŞEHRİ kitabı bulunmaktadır. Ayrıca İstanbul Niğdeliler Derneğinde iki ayrı dönemde Yönetim Kurularında görev aldı.  Niğde Başkent Vakfı, İstanbul Niğdeliler Derneği, Uluslararası Turizm Yazarları Derneği(FİJET), Türkiye Turizm Yazarları Derneği (ATURJET) Üyesi Ve Niğde Gazeteciler Birliği Onur Kurulu üyesidir.

İş yaşamına Adana ÇUKOBİRLİK İş yerine başladı. Tekstil iş kolunda çalışırken DİSK-TEKSTİL Sendikası Adana ÇUKOBİRLİK Şubesi kurucu başkanı oldu. 1978 yılında seçimle geldiği görevini 12 Eylül 1980 tarihine kadar sürdürdü. Bu dönemde Başkan olarak imzaladığı Toplu İş Sözleşmesi Türkiye Tekstil iş kolunda imzalanan en kapsamlı ve işçi kazanımı açısından en önemli sözleşmelerden biri olarak tarihe geçti.

1985 yılında ise İstanbul’da Inter Kamyon- Minibüs- Traktör üreten T.O.E kuruluşu Motorlu Araçlar Ticaret A.Ş’de mühendis olarak işe başladı. Servis, İmalat ve Bölge Müdürlüğü görevlerinde bulundu. Başarılarından dolayı Yönetim Kurulunca takdir edilerek ödüllendirildi. Şirketin 1992 yılında el değiştirmesi ile bu kere gıda iş koluna geçti. Meysan Yağ San. A.Ş Fabrika Müdürü Kaynak Gıda A.Ş. ( Safir Tuz, Sultan Makarna, Divan Kahve, Niksar Su ürünleri) Pazarlama ve Satış Müdürlüğü, Genel Müdür Yardımcılığı ve Genel Müdürlüğü görevinde bulundu. Niksar Ayvaz Su Genel Müdürü iken bu görevden ayrılıp bir süre Taşdelen A.Ş ve Beyza Su Genel Müdürlüğü yaptı.
























Öğretmen Tülin Gürer ile evli Övgü ve Lütfi Övünç adı ile iki çocuk babasıdır.

 

 

 

 

 

SUNGURBEY CAMİ MİNARESİ YAPILMALIDIR

ÖMER FETHİ GÜRER

 

Sungur  Bey Cami , Niğde merkezde 1335 yılında  dönemin Niğde yöneticisi Seyfettin Sungur Ağa tarafından yaptırılmış, Selçuklu döneminin izleri taşıyan bir anıt camidir. Cami ilk yapıldığında çifte minareli ve kubbeli yapılmıştır.

Halil Ethem’in Niğde Kitabında anlattığı üzere cami  18 yy’da  ibadete kapalı olduğu dönemde  barut deposu olarak kullanılırken  Rum Mahallesi’nde çıkan yangından etkilenmiş ve yakınlarında yer alan bir çarşı ile birlikte Cami kubbesi ile minareleri barutlarında patlaması ile yanarak önemli zarar görmüştür.  Cami  İki minare yıkılmış, kubbe göçmüştür.  Bu süreçte cami içinde sütunlardan bazıları Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından Nevşehir’de adı ile anılan camiye nakl edilmiştir. Kimi sütun, sütun başları bu arada yok olmuştur.  18 yy’da bu kere cami yeniden onarılarak kubbe yapılmamış bilahare tek minare yapılarak ibadete açılmıştır. Doğu Kapı üzerinde yer alan tek minarenin paralelinde diğer minarenin temelleri halen mevcuttur.  Minareye çıkış kapısı ise cami içinden örülerek kapatılmıştır.

Sungur Bey Cami için mutlaka yapılması gereken bir girişim ise minare eklenmesidir.  Sungurbey cami orjinal yapısında çifte minare bulunmaktadır.  Halen bu minarenin yeri açıkta görülmektedir. Minare çıkış kapısı cami içinden örülerek kapatılmıştır. Bu yerde bellidir. Bu kapı açılmalı ve Sungur Bey cami 18 yy yangında yıkılan diğer  minaresi de yapılmalıdır. Anadolu’da Çifte minareli camilerin önemli örneklerinden olan cami minaresi ile en azından minaresinde olsun yapılışına uygun kılınmalıdır. Minare yapılırken olası ise orijinal minarenin dokusu örneklenerek yapılması doğru olandır.

Cumhuriyet döneminde Vakıflar Genel Müdürlüğünce camide dönem dönem onarımlar yapılmış ise de aslına sadık kalmadan yapılan düzenlemelerle de kimi özellikleri yok edilmiştir. Özellikle doğu kapı portalının cephesi bu anlamda canlı örnektir. Oysa günümüz teknolojisi ile aslına yakın taş işlemeler mutlaka yapılması da şarttır. Kiliselerde freskleri aslına uygun kurtarıldığı günümüzde camilerde özelliği olan taş işlemeler orjinaline yakın yapılmaması önemli eksikliktir. Mutlaka uzman desteği ile onarılan yerlerde   taş işlemeler canlandırılmalıdır.Cami kesme trakit taştan yapılmış kısmen Selçuklu sanatının görkemli sanatının izlerini taşımaktadır. Sungur bey cami günümüze değin ulaşan bölümlerinde çok önemli orijinalinden kalan kabartmalar mevcuttur. Kuzey Kapısı girişi üzerinde yer alan Sungur Kuşu dikkat çekicidir. Keklik, Arslan başı, balık, çift başlı yılan gibi çok sayıda hayvan kabartması ile çokgenli yıldızlı penceresi, kitabeleri ile Niğde için bir doğal müzesi gibidir. Ne yazık ki bu kabartmalarda önemli ölçüde yıpranmıştır. Aslına uygun korunmalı ve onarılmalıdır. Dikkatle bakan görecektir ki cami yarısına kadar ilk yapıldığı ile günümüze eren bir yapı olarak ayaktadır ki  bu haliyle bile bir şaheserdir.

Sungur Bey cami kapılarının orijinaldir. Yeterli koruma olmadığı için giderek yıpranmaktadır. Kapıların bir an önce müzeye alınmasını  gereklidir.  Bakım ve geleceğe taşınmasının bu şekilde mümkün olabilecektir  Caminin dikkate değer farklı yerlerinde işlemeler günümüze ermiştir. Özellikle geçme ağaç işi kapıların işçiliği dikkate değerdir. Bir kapı müzededir. Diğer kapılar ise caminin kuzey ve doğu giriş kapılarıdır. Bu kapılar  doğal hava koşullarından yıpranmaktadır. Oysa nesiller boyu görülmesi gereken bir teknik ve incelik ile yapılmış önemli ve kıymetli özelliği olan bu kapılar uzmanlarca bakım yapılmalıdır. Mevcut haliyle yıpranmaktadır.  Yine özelliği olan Sungur Bey cami minberi de yangından sonra Dışarı Cami taşınmıştır.  Mihrabı ve yan duvarlarında sutunları günümüze orijinal eren yerlerdir. Sonradan yapılan eklemelere rağmen görkemini korumaktadır. Bu eserde müzemize alınmalıdır.

Cami farklı yerlerinde yanlış olarak yapılan eklemeler ve düzenlemeler vardır.  Tarihi camiler için cami içi ayakkabılıklar hoş değildir ama başka bir çözüm yaratılmadığı için ayakkabılar cami içi çevre duvarlarındadır.  Bu sorun çok yerde olan bir sorundur. Ona bir formül bulmakta mevcutta zor görülmektedir.   Cami yapısında orijinalinde olmayan kimi yakın zaman eklemeleri ise mutlaka kaldırılmalı ve orijinal doku mutlaka korunmalıdır.

Cami bulunduğu bölgende  yapılması gereken düzenlemeler de vardır. Sungurbey Cami, Bedesten, Alâeddin Cami, Kale, Rum kilisesi ve tarihi çeşmesi ile bu alan önemli bir konumdadır. Geleceğe taşınması gereken başlıca eserlerden biri de Sungur Bey cami olduğu mutlaktır. Cami orjinalinde ki doğu kapısı üzerine temelleri  bulunan  çift minareli görünümü  yeniden kazandırılması ile ilk yapılışına en azından görünüm olarak erecektir. Ayrıca doğu kapı portelinde önemli tarihi işlemeler dökülmeye başlamıştır. Bunları korumak ve kurtarmak içinde ne gerekirse yapılmalıdır. Ayrıca  cami duvarlarına sonradan eklenen  elektrik panosu, kablolar, su tahliye boruları gibi dıştan görünen her eklenti bir yolla yapının  duvarlarından alınarak daha farklı yöntemlerle bu  düzenlemelerde sağlanmalıdır.

Sungur Bey cami ibadet hane olduğu gibi bir müze kadarda  zengin özellikler taşımaktadır ki mutlaka geleceğe bu özellikleri ile aktarmakta her Niğdeli içinde bir görevdir.”

 

ZENGEN  DİKKATE ALINMALIDIR

ÖMER FETHİ GÜRER

 

 

Zengen Konya iline bağlı bir kasabamız ama yıllardır Niğde ile iç içe yaşar. 30 yıldır aralıkla gittiğim Kasaba yıllar önce Niğde bağlanmış olsa idi bügün ilçe olmuş olacaktı. Çünkü Nevşehir’den sonra Aksaray il olunca Niğde ili oldukça daraldı. Zengen, Niğde’ye bağlanması bir açılım yaratacaktı. Ancak olmadı.

1980 öncesi Hürriyet Gazetesi Muhabiri iken Zengenlilerle görüşüp haberler yaptım. Sorunlarını gündeme taşıdım. 1980’den sonrada Zengen gazeteci olarak gittiğim yerdi.  Zengenliler her zaman içten ve samimi karşılama gördüm. Onun için  Zengen’e ayrı bir ilgim vardır.

Genelde Zengen’e gittiğim her dönemde Niğde bağlanmak isteğinden söz ederler.  Kamuoyu oluşur ve tam Niğde iline bu kez bağlanıyor derken birileri çıkarak nedense bu işi referandumda ya da Konya’da engellemişlerdi. İşin ilginci bağlanalım diyenle bağlanmayalım diyenlerde her dönem değişiyordu. İsteyen kim? istemeyen kim? karıştığı oluyordu. Zengen ayrılma kararlılığını gören Konya işi çözmek için kiminde Zengen’e sahip çıktı ama Zengen hep Konya’dan az pay alan Kasaba oldu. Zengen Konya’ya nerede ise Niğde dört katı daha uzaktı. Bir yerde kenarda kalıyordu. Uzakta kalıyordu. Gözden ırak olunca gönülden ırak olduğu içinde Zengen sorunları bitmiyordu. Niğde için ise gözde bir yerleşim alanı olma şansı vardı. Zengenlilerin çoğu Niğde ve Bor’da ikamet ediyorlardı.  Bor’da dernekleri de vardı. Seçim öncesi gittim. Konuştuk. Zengenliler  bir özelliği de  insani yönden sıcak ve saygılıdırlar. Misafirperver yanları da vardır.  Bu kere Bektikliler Şenliği için Kızılca gittiğimde davet ettiler gittik. Belediye Başkanı Metin Karakaya aday olduğu dönemde de Zengen’e gitmiştim.  Bu kere tebrik için gittim. Konu Niğde bağlanma meselesine gelince eski başkanlardan Zihni Işık, ile kasaba ileri gelenleri İsmail Demir, Doğan Sayar, Şahin Yurttaş, Muhittin Çoban, Cahit Aksoy’da davet edildiler.

CHP Bor İlçe Başkanı Mahmut Temeltaş, Kızılca belediye başkanı İbrahim Gülümser,  Harp-iş Sendikası eski şube başkanı Abdullah Tuğrul, Can Taksi durak başkanı Hacı Çopur ile Kasabaya gitmiştik. Sohbette neden geçmişte bağlanmak olası olmadı? Neler yapılmalıyı konuştuk. Tüm katılımcılar dışında Zengen’de önemli bir kesim Niğde bağlanmak istiyordu. Katılımcılşarın hepsi Niğde bağlanma yanlısı idi. Doğal olarak bu toplantıda olmayan belki birkaç kişi de aykırı görüştedir. Bu da normaldir ama genelde  katılım yanlıları çoğunlukta görülmektedir.

Zengen için bu düşünce doğru bir girişimdi. Böylece hem 50 km ötede bir il merkezi olacak Hemde gelecekte yeni açılımlarda Zengen bundan yarar görecekti. Konuya her kesimden gelen olumlu yaklaşımın gelişimi içinde mutlaka tüm siyasi partilerinde meseleye sıcak yaklaşımı şarttır. Ardından farklı ziyaretlerde oldu. Olması da gerekir. Ancak konuyu Niğde top yekün sahiplenmelidir. Valimiz başkanlığında milletvekilleri, parti başkanları, Niğde ve Bor Ticaret Odası başkanları toplantılar düzenleyerek bir çalışma grubu oluşturmalı ve bu konu bu kere çözülmelidir.  Yöneticilerinin konuyu sahiplenmesidir.  Bu konu bir siyasi konu değildir. Ziyaret nedeni ile biz bu konuya vesile olduk. Tüm Niğdeliler ve Zengenliler birleşme konusunda dayanışma içinde olmalıdır. Zengen Niğde için önemli bir yerleşim yeri olacağı gibi Zengenlilerde Niğde ile ilişki kolaylığı yanında yeni hizmetlere ereceklerdir. Koca Konya’da küçük bir yer olmaktanda Niğde ilinde büyük bir kasaba olmak Zengen’e yeni hizmetlerinde akmasını sağlayacaktır.

Konuya olumsuz yönden değil olumlu yönden bakan Zengenliler çoktur. Gereken destek sağlandığında Zengen Niğde bağlanması gerçekleşmiş olacaktır. Bu kezde Zengen referandumunda Niğde bağlanma kararı çıkmazsa bu işten umudu kesmek gerekir. Çünkü o zaman akla Zengen sorunlarını çözmek için “Niğde katılma” kartını kullandığı akla gelebilir. O nedenle bu girişim iki taraf içinde son şanstır.

 

çok doğru :)
 

























ADALETİN BUMU DÜNYA

 

 

 

ÖMER FETHİ GÜRER

 

 

Yaz  aylarında Niğdemiz ayrı bir güzeldir. Niğde Merkez Kayardı, Tepe bağlar, Bor, Bahçeli, Kemerhisar, Çamardı bağlarında bağı olan bağına bağı olmayanda komşusuna gider. Davetler ziyafetler yerli halkın kış yorgunluğunu tüketir.  Bu yılda Bol bol bağların tadına erdim.  İşte onlardan biri tam kültür ve folklor ziyafeti ile buluşunca açıkçası seçim yorgunluğunu da üzerimizden aldı götürdü. Değerli hemşerimiz, Niğde folklor sevdalısı Sabri Özdağ bağına davetine hayır demedik.

Araştırmacı, yazar, folklorcu Avukat Osman Üçer,  29 Mart yerel seçimlerinde Niğde Belediye Başkan Adayı olarak bilinse de Niğde için her alanda bir gönüllü Dr. Yunus Nadi Özdamar, Sazının tellerine vurduğunda sanatçı geçinenlere ders veren usta Ziya Özdağ ve Niğde’nin sazda, sözde, son dönemlerde çevirdiği televizyon dizilerinde ünlü ismi Ali Ercan ile Sabri Özdağ bağında buluştuk.  Sabri Özdağ yakınları Ünal ve Murat Aslan ’da bu güzel ortamda yer alarak sohbet zenginliğine katkı verdiler.

Niğde ile ilgili tarih, müzik kısacası folklor sohbeti olunca tadı ayrı bir güzel oldu. Osman Üçer’in Sabri Özdağ şaka ile takılmaları yanında yazıdan, sohbetten sonra fotoğrafa olan ilgisini de bir kezde bu ortamda yaşadık. Üstad neşesi yerinde idi. Folklor üzerine konuştu. Duygu ve düşüncelerini aktarırken gençlik yılları heyecanını taşıyordu. Niğde için iyi ve güzel bir şey oldumu onu mutsuz gören olmamıştı.

Ev sahibi Sabri Özdağ kendi ocağında toprak tencere de yöremiz tavasını yapmıştı.  Özdağ bağına son yıllarda her gittiğimizde bir farklı özelliği ile tanışıyorduk. Geçen yıl fındık, brokoli yanında yetiştirdiği ürünleri tek tek gezdirmişti. Bu kere toprak tencerede tavanın hasını hazırlamış. Yer sofrasında  tavaları yedik, karpuzda ardından  geldi.  Üsdatların bol olduğu yerde sazlarda olunca biz güzel müzik ziyafeti dinledik. Önce Ziya Özdağ sazı konuşturdu. Ardından Ali Ercan okudu. Son kez sazın tellerine kendi besteleri ile Sabri Özdağ vurdu. Üç sanatçıda kendi besteleri, kendi sözleri ile yazdıkları güzelliklerden örneklerle müzik keyfinde katılımcıları doruğa taşıdı. Neşeli keyifli dedikodudan yalandan uzak yalnız sanat ve Niğde adına konuşulunca muhabbet uzadı.  Ali Ercan Usta   “Adaletin bumu dünya kimine kavun yedirdin kimine şalak dünya” diye sazın tellerine dokunuyordu. Sesi değişmemiş, sazı yine doyumsuz güzelliği ile insanı alıp götürüyordu.   . Siyaset konuşmadık ama  “Adaletin bumu dünya türküsü” Ali Ercan ustanın aklına nerden geldi ki!

Sazlar çaldı diller söyledi ve   üçer parça ile bir nefis konser dinledik. Saz ve söz Tepe bağlarında ağaçların altında yeşilin olanca güzelliğinde bizleri Niğde ile bir kez daha buluşturdu. Yine yeşillenmişti Niğde bağları ve dost meclisinde sazda sözde yemekte Niğde adresine sahipti.  Birde giderayak Sabri Özdağ yeni aldığı  file savanlarla dut çırparak ikram etti ki bu toprakta her şey yetişiyordu Hemde hası  dedirtecek tadı ile de dutları da afiyetle yedik. İşte bir güzel yaz günü Niğde muhabettinin keyfi ile bir gün daha aktı, geçti.

Niğde için düşünen, Niğde sevgisi ile yaşayanların meclisinde saza söze muhabbete doyduk mutlu oldu. Kimi ihale peşinde, kimi kazancına kazanç eklemenin derdinde iken bizde memleket sevmenin zenginleri olarak söyleştik. Hiç kimse için bir tek kötü söz etmeden yalnız Niğde daha güzel ve gelişsin diye konuştuk. Ölümlü dünyada memleketini sevenlerin çok olması o memleketin yaşamının güzel kılınmasına vesile olur. Umarım ve dilerim ki her ortamda Niğde düşünülür ve Niğde il olarak hak ettiği güzellikleri yaşar. Sabri Özdağ  böylesi bir ortamı hazırladığı için teşekkür ederiz.

--------------------------------

ETEM RUHİ ÜNGÖR ARDINDAN

ÖMER  FETHİ GÜRER

 

Bir  önemli değerli ve yetenekli hemşerimizi daha yitirdik. Onun başarısını ve Niğdeli olarak varlığını bir köşe yazımda gündeme taşımıştım. Çanakkale Şehitimiz Muallim Etem yeğeni olan Ruhi Etem Öngör kasabalıları Hacı Abdullah Derneği unutmamış ve geçen yıl ziyaret etmişti. O da çok ünlü ama mütevazi Niğdeli gibi bildiği işi en iyi yapan bir sanatçı olarak yaşadı. Tek başına kaldığı Kadıköy’de evinden sabah erken saatlerde çıkıp bakkalından ekmek ve süt alıp dönerken evi önünde düşerek yaşama veda etti. Bakkalı Şenol Akyıldız, Üner'in sessiz biri olduğunu söyledikten sonra söylediği "Ünlü olduğunu öldükten sonra öğrendik" sözü onun yıllardır başarılı bir çizgide sürdürdüğü çalışmalara  sadeliği temsil etttiğininde açık belgesi idi. 101 Türk Büyüğü'nden biri olan Devlet  "Üstün Hizmet Ödülü" almıştı.O çalışmayı ama hep çalışmayı seçerek önemli işler yaptı.Türkiye’de  müzik tarihinin en önemli derleme ,araştırma ve  40 yılı aşkın bir müzik dergisini yayınlama başarısına erdi..
Niğdeli  Hacı Abdullah kasabasından Çanakale şehit   Muallim Etem  yeğeni sanatçı 1922 yılında Niğde ‘de doğmuştu. Istanbul Belediye Konseratuarı’nı 1955 yılında bitirdi. Babası Ahmet Halit Bey ve  amcası Muallim İbrahim Etem, Çanakkale'de savaştı.  Babası gazi , amcası şehit düştü. Babası oğluna amcası  Etem Ruhi Üngör'e ismini verdi. Eğitimi sonrası müziğe yöneldi.  1955-68 yılları arasında konservatuarlarda, müzik derneklerinde ve özel okullarda öğretmenlik yaptı .İstanbul Radyosu'nda 1950'deki açılışından itibaren 10 yıl kanun çaldı.   Koro şefi Hulusi Öktem’in çoksesli korosunda görev aldı. Fransa’nın Poitiers ve Rpoen Uluslararası Festivallerine katıldı..  Müzikolojik araştırmalar yaptı. , Etnomüzikolojik araştırmalarıyla uluslararası bir kimlik kazandı.  Türk Çalgıları konusunda uzman düzeyine erdi. 400 çalgıdan oluşan özel kolleksiyonu, bu alanda dünyanın en zengin kolleksiyonu kabul edilmektedir. Evinde,  Tamburi Cemil Bey'in tamburu, Şeyh Nasır Abdülbakî Dede'nin, Kazasker Mustafa İzzet'in ve Neyzen Tevfik'in neyleri, Sultan Abdülaziz'in lavtası (telli bir çalgı) ve Anadolu ile yurtdışından birçok nadide enstrümanın bulunduğu 750'den fazla müzik aletine sahip olduğu bilinmektedir.1967-76 yılları arasında 20.796 km. katederek bütün Türkiye’yi kapsayan bir çalgı inceleme gezisi yapmıştır. Hüseyin Saadettin Arel’in 1948 yılında kurduğu Musiki Mecmuası’nın 47 yıllık yayıncısı 87 yaşındaki ünlü müzikolog 2007 yılında Ankara Bilkent otelde açılan   38. uluslar arası Asya ve kuzey Afrika çalışmaları kongresinde (ICANAS) Bilim,fikir ve sanat alanında çok önemli miras bırakmış olan 101 değerli Türk insanı belirlemek üzere yapılan çalışmada ilk 12 ismin içine girmiştir. 36 ülkede tebliğler sunan dünyanın en geniş müzik aletleri koleksiyonu unvanının sahibi, Türk Askeri Müziği alanındaki uzmanlığı dolayısıyla birçok batı ülkesinin radyo ve televizyonunda  tanıtıcı programlar yapmıştı.  Çanakkale şehidi Hasan oğlu İbrahim Ethem’in yeğeni ve gazi evlâdı Etem Ruhi Üngör   Çanakkale  hatıraları, Türk Marşları(1965) , Karagöz Musikisi, Turk musikisi güfteler antolojisi 1 ve 2  kitapları Türk Çalgıları Ansiklopedisi, Türk Musikisi Terimleri Sözlüğü Türk Musikisi Bibliyografyası Bir Çanakkale Şehidinin Son Mektubu Üzerine Milli Niyaz İlahisi ve Çanakkale Savaşı Besteleri ve Atatürk Besteleri Antolojisi gibi önemli çalışmaları bulunmaktadır. Türk müziği konusunda yaptığı araştırmalar yanında yıllardır  topladığı müzik aletleri ile de alanında çok tanınan bir isimdi. Etnomüzikolog (sosyolojik yaklaşımla müzik), organolog (çalgı bilimci), koleksiyoner ve araştırmacı-yazar olan Etem Ruhi Üngör'ün, altmış senede bir araya getirdiği müzik aletleri koleksiyonu  alanında örnek bir çalışmadır.
Bu koleksiyon için  kızı Zerrin Ergül   babasının en büyük hayalinin kendi enstrümanlarının yer aldığı Türk Çalgı Müzesi  olduğunu söylemesi bu anlamda hemşehrileri Niğdelilere de bir çağrı gibidir. Kızı Ergül   "Her hükümetin Kültür bakanı ile temasa geçtiğini ancak bu hayalini gerçekleştiremediğini ve  bu nedenle kırgın gittiğini  basına açıklarken Ünver’in  amcası Çanakkale şehidi olduğu için öldüğünde Çanakkale'ye gömülmek istediğini ve  Çanakkale'de ki Alçıtepe Köyü’ne gömeceklerinide söylemiştir. Kızı Ergül 750 parçalık koleksiyonu bulunduğunu ve  iyi bir teklif gelirse satmayı düşündüğünüde belirtmişti. Bu Müze için   Niğde Milletvekileri ve belediye öncülüğünde  Niğde’de bir müze kurulması ne  büyük bir tanıtım ve ilgi merkezi oluşmasına vesile olacağı düşünülmelidir. Büyük şehirlerde bu tür koleksiyonlar değer bulur ama Niğde’de böyle bir müze her anlamda dikkate değer bir girişim olacaktır.

Dünyanın en büyük bilimsel enstrüman koleksiyonunu yanında  eserleri ve resimleri ile Niğde  Ethem Üngör Müzesi ayrı bir zenginlik katacaktır. Kadıköy'de 87 yaşında hayata veda eden   Üngör vasiyeti yerine getirmede Hacı Abdullah Kasabası derneği ve Niğdelilerinde çaba ve çalışması olacağını umuyorum.





























**************

 

CHP BOR İLÇE ÖRGÜTÜ GÜMÜŞLER MANASTIRI VE TARİHİ CAMİLERİ GEZDİ

 

 

 

Cumhuriyet Halk Partisi Bor ilçe örgütü Gümüşler Manastırı, Sungurbey Cami, Alaaddin Cami ve  Niğde Kalesini gezdi. CHP ilçe Başkanı Mahmut Temeltaş ile Sayman Aptullah Tuğrul,Kadın Kolları Başkanı Belgin Gevrekçi ve 29 Mart yerel seçimlerinde CHP Bor Belediye Başkan adayı Endüstri Mühendisi Ömer Fethi Gürer meclis üyesi adayları Hacı Çopur, Nazife Yazar, Nursel Varol, Erdal Gevrekçi, Yaşar Belendir ile çok sayıda kişi katıldığı gezide rehberliği Ömer Fethi Gürer yaptı.  Gazeteci Yazar Ömer Fethi Gürer Niğde ili genelinde çok sayıda özelliği olan önemli tarihi eserlerin bulunduğunu ve bunların yeterince tanınmadığını belirterek amacımız her kişinin Niğde’nin değerlerini bilmesi ve sahiplenmesidir dedi. Ömer Fethi Gürer 9 yy’da oluşumu başlayan Gümüşler Manastırında  kilise duvarında yer alan  Gülen Meryem Ana freskinin Kapadokya’da tek örnek olduğuna dikkat çekerek  kaya oyma yapının  yer altı şehri ve diğer ayrıntıları ile   yurt içi gerek yurt dışından gerekli ilgiyi görür boyuta ermesinin Niğde içinde önemli bir turizm potansiyeli yaratacağını belirtti.  Otobüs ve taksiler ile  daha sonra  Sungurbey Cami’ine gelen gruba buradada anlatımda bulunan Ömer Fethi Gürer  Sungur bey caminin  çifte minareli Camiler grubundan olduğunu ve büyük bir yangın ile kubbe ve  minarelerinin 1800’lü yıllarda yıkıldığını söyledi. Gürer  Caminin İlhanlı Valisi Sungur Ağa döneminde yapılmış muhteşem bir eser olduğunu ve  doğu kapısı ve kuzey kapısında yer alan figürler ile mihrabı  yanında  Dışarı camine  götürülmüş olan  minberi ile bir şahseser olduğunu  söyledi. Cami içinde çok sayıda sütunun ve  çatının   yangın sonrası yapıldığını anlatan Gürer orijinal yapılışında  kubbeli olan  camide  yangın ardından  yıkılan iki minareden  birinin yapıldığını diğerinin temelinin bulunduğunu  bu minareninde yeniden yapılması gerektiğini belirterek Vakıfların bir an önce bu minareyi orjinaline uygun inşa etmesini dilediğini söyledi.  Gürer cami kapı üzerinde yer alan çift başlı kartalında Sungur Ağa arması olduğunu vurguladı. Daha sonra geziye katılanlar topluca  Alaaddin Camiine geçtiler . Burada  yaz aylarında beliren kadın yüzü yanında iki ayrı kadın başı ve arslan başlı çörtenler ile  zengin taş işçiliği örneklerini de geziye katılanlara gösteren ve anlatan Ömer Fethi Gürer daha sonra  son haline Selçuklular döneminde gelen kale ve saat kulesi hakkında  bilgi verdi. Kalede çift başlı Sungur kuşunu yerinde  gösteren Gürer farklı anlatılarda bir höyük olduğuna işaret edilen kale ve çevresinin mutlaka bir proje çerçevesinde ele alınarak tarihe yakışır konuma taşınmasınında şart olduğunu vurguladı. Katılımcılara Niğde ilinde farklı yerlerde yer alan tarihi doku hakkında da bilgi veren Ömer Fethi Gürer bu tür etkinliklerin her kurum kuruluş tarafından tekrarlanması gerektiğini  böylece Niğde için daha çok tanıtıcı çalışmanın olası olacağını sözlerine ekledi.

 

ZENGENLİLER NİĞDE’YE BAĞLANMAK İÇİN ÖMER FETHİ GÜRER’DEN DESTEK İSTEDİLER.

ZENGENLİLER BU KERE NİĞDE’YE BAĞLANMAYA KARARLILAR.

 

 

Foto.haber KENAN ZIMBA

 

Konya İline bağlı Zengen Kasabası Niğde bağlanmak istiyor. Kasaba Belediye Başkanı  Metin Karakaya’yı ziyaret eden  Gazeteci yazar Ömer Fethi Gürer ve CHP Bor İlçe Başkanı Mahmut Temeltaş, Kızılca belediye başkanı İbrahim Gülümser, CHP ilçe yöneticileri Abdullah Tuğrul, Hacı Çopur’dan oluşan heyet  Zengenlilerce  konuk edildiler. Zengen Belediye Başkanı Metin Karakaya yanı sıra eski başkanlardan Zihni Işık,ile kasaba ileri gelenleri İsmail Demir, Doğan Sayar, Şahin Yurttaş, Muhittin Çoban, Cahit Aksoy ve kasabalılar    gazeteci yazar Ömer Fethi Gürer öncülüğünde  kamuoyu oluşumu ile Niğde bağlanmak isteğinin gerçekleşmesi için destek istediler.

Zengen Belediye Başkanı Metin Karakaya   Niğde ili ile her anlamda daha yakın olduklarını belirterek  geçmiş dönemde  referandumda Niğde bağlanma konusunda hayır kararı çıktığını bu kere ise tüm Zengen halkının ortak düşüncesinin Niğde bağlanmak olduğunu belirterek bu konuda Ömer Fethi Gürer kamuoyunun oluşumunda katkısını  beklediklerini söyledi. Eski belediye başkanı Zihni Işık’ta öetden beri Niğde bağlanma düşüncesinin yanında olduğunu bu konuda belediye meclisi karar alması ile başlayacak yeni süreçte Niğde bağlanma kararının çıkacağına inandığını Zengen geleceği içinde bunun şart olduğunu belirtti.  Zengen tanınmış isimlerinden Doğan Sayar’da geçen referandumda Niğde bağlanmasına karşı çıktığını ancak geçen süreçte Zengen ile Niğde arasındaki bağın Konya’dan daha güçlü ve önemli olduğunu gördüğünü bu kere Niğde bağlanılması yönünde düşünce sahibi olduğunu vurguladı.  Kızılca Bettik Şenliklerinde Ömer Fethi Gürer yaptığı konuşmadanda etkilendiğini söyleyen Sayar öncülük edin bu kere kesin Niğde bağlanma yönünde kararımızı uygulamaya geçirelim dedi. Kızılca Belediye Başkanı İbrahim  Gülümser’de yaptığı konuşmada komşu kasaba ile güzel bir dayanışma içinde olduklarını ve Zengen Niğde bağlanmasından büyük memnunluk duyacağını ifade etti. Bor CHP İlçe başkanı Mahmut Temeltaş’da Zengen Kasabasından aldıkları davet üzerine geldikleri kasabada gördükleri sıcak ve samami ilgiden memnun kaldıklarını ve parti olarak Zengen Niğde katılması için her türlü desteğe hazır olduklarını ifade etti.

29 Mart yerel seçimlerinde Bor Belediye Başkan Adayı olan Gazeteci Yazar Ömer Fethi Gürer Kasaba halkının  Niğde bağlanma isteğinden duyduğu memnuniyeti dile getirip 1976 yılından beri gazeteci olarak farklı dönemlerde geldiğim Zengen her açıdan bağı Niğde ile ,bu güzel yerleşim yeri Niğde yıllar önce bağlanmalı idi. Niğde 60 km Konya 200 km normal koşullarda Zengen Niğde için daha yakın. Zengenlilerin Niğde sevgisini de biliyorum. Geçen referandum bir yol kazası oldu. Bağlanma kararı çıkmadı. Bu kere kasabada böyle bir istek oluştuğuna göre  Zengen Niğde bağlanması sağlanabilir. Bu iş bir parti işi değildir. Her kesim ve Niğde seven herkesin bu konuda katkı ve sahiplenmeside şarttır. AKP ve MHP li milletvekillerimizinde kısa sürede  Zengen ziyaret ederek bu sese kulak vereceklerini umuyorum. Böylece parti ayrımı olmaksızın Zengen halkını geleceği için Niğde ile birleşmesi birlik ve dayanışma ile sağlanabilir. Bu bağlamda Tüm siyasi partilerimizi Zengenden yükselen sese kulak vermeye ve Zengen Niğde iline bağlanması için destek olmaya çağırıyorum. Yazar olarak bu süreçte elimden gelen her çabayı göstereceğim dedi.

 

 

ALADAĞLARDAN YÜKSELEN IŞIK  DOĞAN ŞAFAK.

 

______________________________________________________

 

ÖMER FETHİ GÜRER

Niğde için emek veren, çaba harcayan, kentimizi doğası tarihi ile tanıtan anlatan her kişiyi çok önemli görüyorum.Çünkü onlar gönüllüler ordusu doğdukları yaşadıkları  topraklara borçlarını bir yerde onun değerlerini anlatarak,yaşatarak ödeme çabası ve çalışması içinde bulunuyorlar. Bu sayede  bacasız sanayi turizmden ilimizin daha çok pay alması gelişmesi adına uğraş veriyorlar. İşte bu uğraş ve emek verenlerden biride  Doğan Şafak’tır.

Niğde’mizde SOBEK, DİJON, DEMAVEND, SAMİSTAL, AVRASYA, HAZZ turizm seyahat acenteleri da faaliyettedir. Amaç Niğde iline daha çok turistin gelmesini ve Niğde tanınmasını sağlamaktır.

SOBEK’in Niğde temsilciliğine uğrak verenler Bölgede doğa turizmi açısından her noktaya vakıf bir isim ile karşılaşırlar. Doğan Şafak. Bu genç turizmci bir değişle “ Çekirdekten yetişme” turizmcidir. Çocukluğunda hissettiği duygu ve sevda ile bu işe gönül vermiştir.

Çamardı Aladağlar Demirkazık Köyü’nde doğmuştur. İlkokulu köyünde okuyan ve eğitim için ailesi ile Niğde göç eden Doğan Şafak’ın turizm ile ilgisi doğduğu topraklara olan sevdasınında etkisi olduğu mutlaktır.

Niğde için ilk turizm şirketi 1991 yılında kuran ve açan Doğan Şafak olmuştur. Tutkusu olan dağlara ve doğaya ilgisi onu  turizmci yapmıştır.

Beyefendi kişiliği, farklı sosyal faaliyetlerdeki çaba çalışma gayreti ile sevilen  Doğan Şafak,  yalnız Aladağ zirvelerini değil aynı zamanda  yerel sayılabilecek hayvan ve bitki türleri üzerinde de ilgisini yoğunlaştırarak bu bağlamda da  önemli bir gözlemci ve   bilgi birikimine sahip  kişidir. Daha çocuk yaşlarda yöreye gelen turistlerle konuşabilme arzusu ile yabancı dil öğrenmeye merak salan ve küçük kâğıtlara yazdığı İngilizce sözlerle dil öğrenen  Doğan Şafak turistlerle konuşma dilini de onların nerelere ilgi duyduğunu düşünerek geliştirmiştir. İngilizcesini geliştirmek adına anlama zorluğu olsa da BBC gibi radyoları dinleyerek kendini bu yönlüde eğitime önem vermiştir.  Lise öğrencisi iken  Aladağlara gelen turistlere rehberliğe başlayan Şafak 15 yaşında Demirkazık zirvesine çıkmayı da başarmıştır. Öncelikle dilini geliştirerek bu alanda başarılı bir rehber olmuştur.

 

Doğan Şafak için ilginç bir süreçte 1985 yılında tanıştığı Fransız Claude’den sonra İngilizce ve Fransızca 7 günlük tur programları yapmaya başlamasıdır. Bir yıl sonra Fransa’dan 12’şer kişilik 5 grubun Niğde gelmesine vesile olması onun bu alanda ilgisini de geliştirmiştir. Bir yıl sonra grup sayısı 12,ülke sayısı da İtalyanlarında gelmesi ile ikiye çıkmıştır. Doğan Şafak bu süreçten sonra askerliğini yapar ve dönüşünde artık yapacağı iş turizm konusu olmuştur. Önce dağ rehberlik ofisini açarak 1991 yılında Niğde’de ilk turizm şirketini kurmuştur.

Ayrıca  Göreme’de otel işleten Şafak 30 rehber,30 şöfer ve aşçısı ile yörede önemli bir  hizmet potansiyeline de ermiştir. Türkiye genelinde dağ-doğa turizmi alanında önemli bir atılım sağlayarak 9 ülkeden 2500 yabancı turisti Türkiye’ye getirmeyi başarmış ve Halen turizm alanında faaliyetine devam etmektedir. Özellikle dağlarımızı en iyi tanıyanlardan ve en iyi tanıtanlardandır.

Genç sayılacak yaşta Niğde ilinden yetişen önemli bir turizm elçisi olan Doğan Şafak gibi Niğde için uğraş veren sınırlı kişi vardır.

 

Yıllardır emek verdiği bu alanda eksikleri de en iyi görenlerdir. Özellikle turizm konusunda dünde yaşadıkları ve deneyimlerinde bölge turizmi gelişmesi ciddi katkı sağlayacak bilgilerdir. Niğde’de bu bağlamda gelecekte turizmden daha çok pay alabilmesi için mutlaka Doğan Şafak gibi tecrübelerden yararlanılmalıdır. Niğde ilinde  ilgili resmi kurum kuruluşlar düzenli bu tür deneyim ve bilgi sahibi değerlerle toplanıp çalışmalar yapmaları da yararlı olacaktır.

Niğde her yerleşim çevresinde tarihin izleri taşımaktadır. Doğa- Dağ turizmi içinde Aladağlar ve Bolkarlar çekim noktasıdır. Aladağlara olan ilgi çeşitlenmesi, Değirmenler Mağarası, Kavlaktepe Yer Altı, Şehri, Çamardı kilise gibi ayrıntılarında dikkate alınması bölgeyi daha da çekici kılacaktır. Bu süreçte Doğan Şafak gibi yöreyi ile bilenlerin önemi çok daha fazla olacaktır. O nedenle Doğan Şafak Kapadokya’nın en önemli kenti olmasına karşın ötelenip gözden ırak kalmış Niğde için bir şanstır.

Sonuçta Niğde ilinden  sınırlı sayıda bu işi hem severek hem ticari amaçlı yapan kişi vardır. Onlardan sağlanacak destek ve işbirliği Niğde için yeni ufuklara yol almasını sağlayabilir.

 

 

 

ATATÜRK GÖMLEĞİ BOR’DA

ÖMER FETHİ GÜRER

Atatürk’te her insan gibi doğdu, yaşadı ve genç sayılacak yaşta ama her anı dolu dolu bir yurtsever olarak mücadele ile geçen yılların ardından yeni bir Cumhuriyet kurarak aramazından bedenen ayrıldı.  Mustafa Kemal Atatürk ülkemiz için hedef olarak belirlediği yolda çağdaş medeniyet yolu idi. Yaşadığı sürece her alanda örnek oldu.

Onun giyim tarzı da resimlerden gördüğümüze göre uyum, düzen ve moda olana karşı  ilgisini yansıtıyordu. Atatürk’ün kullandığı iki ayrı giysisi de yıllardır Bor’dadır.  Bor’da Halil Nuri Yurdakul tarafından yıllar önce bir kitaplık ve kitaplık içinde bir müze oluşturmuştu. Ancak müzede eşyaların bir kaçı hariç diğerleri Niğde Müzesine taşınarak Bor Müzesi kapatıldı. Bu arada bazı özel eşyaların akıbeti konusunda bir bilgi edinemedim ancak Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk gömleği ve ayakkabısı Halil Nuri Yurdakul Kitaplığında iken onarılan Bilginler Konağı’nda özel koruma altında alınarak sergilenmeye başlanmıştır. Atatürk bu iki özel eşyası görenler ilgi ile izlenmektedir.

Bilginler Konağı ikinci katında orta salon güzel bir teşhir olanağı yaratılmıştır. Salon ortasında muhafaza içinde sergilenen gömlek katlanmış halde bulunmaktadır. Bağcıklı ayakkabısı da hemen gömleğin altında teşhirdedir.

Mustafa Kemal Atatürk yalnız komutan olarak değil bir lider olarak ta her alanda örnek girişimlerde bulunmuştur. Giyimden yaşama değişik çok sayıda yenilik onun sayesinde gerçekleşmiştir. Atatürk ile ilgili resimlerde dikkate değer olan her koşulda şık olmayı başaran bir giysi tarzının da bulunmasıdır. Bazı kişilere giydiği her şey yakışır. Atatürk böyle bir özelliğe de sahipti. Atatürk gibi onun çevresinde yer alan çok kişi de giyim ve yaşam tarzı olarak kaliteli bir çizgide oldukları belgelerden anlaşılmaktadır.  Atatürk özel eşyalarının korunması ve Niğde gelmesinde Halil Nuri Yurdakul adı önemlidir. Halil Nuri Yurdakul Atatürk yakın olan isimlerdendir. Kız Kardeşi Makbule hanımda Niğde geldiklerinde Bor’da onların evinde konaklamıştır. Atatürk diğer yakın isimler Halit Mengi, Ahmet Songur, Muhittin Soylu, Şefik Soyer gibi tanınmış Niğdelilerdir. Atatürk otomobillerinden birinin Halil Nuri Yurdakul’da olduğu ayrıca Ankara aşçısının Halit Mengi Bor’da evinde çalıştığı da diğer ayrıntılardır.  Esasında Atatürk Niğde gelişinde bindiği otomobil akıbeti belli değildir. Keşke o otomobil günümüze erebilse ve müzede teşhir edilebilse idi.

Atatürk için her konuda yaptıkları ve başardıkları birçok kaynakta detayları ile yer almaktadır. Onun asker ve devlet adamı olarak Türkiye Cumhuriyet Kurucusu olduğu tartışma götürmez. İşte bu önemli değerimizin döneminde her ilde ilçede gelişen Türkiye içinde önder olanların çoğunluğu eğitimcilerdir. Onlarda Cumhuriyet sürecinde değişim ve gelişimi yakinen gören izleyen sahiplenen ve yansıtanlar olmuşlardır. Eğitim her alanda çok çok önemlidir. Günümüzde kitaplarla televizyon ile verilen bilgiler yanında dünde yaşananları yerinde giderek görmeye meraklı bir genç kuşakta vardır. Çanakkale Savaşı gibi tarihimizin önemli evreleri için okullarımızın turlar yapması çok doğru ve güzel işlerdir. İşte bu cümleden olarak Niğde ilinde okullarında Bor’da Bilginler Konağında yer alan Atatürk gömlek ve ayakkabısını görmeleri onlar için farklı bir anı olacaktır. Okullarımızı her yıl özellikle 10 Kasım’da böylesi bir ziyarette bulunabilirler. Burada Atatürk’ümüzün Niğde ziyaretleri, Makbule Hanım Bor  ziyaretleri resimleri de ayrıca sergilenmesi güzel bir girişim olacaktır.

Atatürkçü olmak sözde değil yaşam biçimi ile örtüştüğünde anlam kazanır.Atatürk’ü salt anmak yetmez anlamakta gerekir. Günümüzde Atatürkçü olmayan kalmadı ama ne  yazık ki onun  gösterdiği yolda değerlerde kişilikte ve kimlikte bir toplum olmaktan hızla uzaklaşıyoruz. Çağdaş medeniyet seviyesine ulaşmanın yolu  yaşam biçimi ile de ilgilidir.

 

 

HAVAALANI HAVADAMI KALDI?

ÖMER FETHİ GÜRER

Tansu Çiller Başbakanlığı döneminde Niğde Havaalanı yapılacağı açıklandı ve o dönemde şaşalı bir temel atma töreni de yapıldı. O temel atmadan bu yıla seneler tükendi. Niğde Havaalanı yapılamadı.  Niğde Hava alanını kim yapacaktı biliyormuşsunuz? Niğde İl Özel İdaresi tarafından havaalanı yapılacaktı. Yani işin başında işin olmayacağı bir yerde açıkça da belli idi.  Temel atıldıktan bir süre sonra çalışmalar durdu. 1996 yılından 2000 yılına kadar bir şey yapılmadı. Oysa 1999 yılında havaalanı açılacağı açıklanmıştı.

2000 yılında bir köşe yazısı ile durumu gündeme taşıdım. Havaalanı ne oldu? diye sordum. Dönemin Valisi Refik Arslan Öztürk çok değerli ve dürüst bir yönetici idi. Bu konularda hassastı. Yazım basında yer alınca açıklama gönderdi. Özetle diyordu ki: Geçen döneme kadar Havaalanı inşaatının yapılamamış olması kaynak yetersizliğindendir. Niğde Havaalanı yapımı İl Özel İdare tarafından yapılması düşünülmüştür... Niğde İl Özel İdaresi Bütçesinden ayıracağımız kaynakla yıllarca bu çalışma bitmez. Ayrıca Niğde ilinin köylerin kasabaların sorunlarına il Özel İdare bütçemiz zor yetmektedir. Havaalanın yapımının İl Özel İdare Kaynakları ile yapılması zor görülmektedir. Konu programdan çıkarılmamıştır. Kaynak yetersizliğinden yapılamamaktadır. Ayrıca Aksaray, Nevşehir, Niğde için tek Havaalanı yapılmasının doğru olacağını düşünüyorum. Kullanım açısından da bunun uygun olur” demişti.

Aradan dokuz yıl daha geçti. Yine yapılan bir çalışma olmadı. İl Özel İdarede bu konuda bir çalışma olmadı. 1999 yılında bitecek yatırım, ödenek yokluğundan ortada kaldı.  Halen tabelası, tel örgüler ve inşaat barakası haraptır. Proje tamamlanması için en az  20  trilyona ihtiyaç bulunmaktadır. Özel idarenin ise bütçesi ile yapılabilmesi için kaynak sağlanması şarttır.Hava alanının yatırım programından çıkarılmamasına rağmen   yıllar geçse de   gelişmede olmamıştır.

Geçen sürede Nevşehir havaalanı yapılmıştır. Aksaray içinde bu işin tamamlanacağını düşünüyorum. Öyle olunca bölgede Konya Kayseri, Adana dâhil tek havaalanı olmayan il Niğde kalmaktadır. Havaalanı günümüzde ticaretten turizme, Üniversitenin gelişmesinden yurt dışına açılma adına her alanda çok önemlidir. Ayrıca Niğdelilerden yurt içi yurtdışında çok sayıda kişi havaalanı ile Niğde gelecek konumdadır. Aladağlar ve Bolkarları varlığında Niğde kış turizmi içinde bir merkez olması söz konusudur.

Son günlerde Niğde Hava alanı için değişik anlatılar da duymaya başladık. Bor ilçesi Emen Ovasında temeli atılan hava alanı yerine Niğde-Kayseri arasında bir yerde havaalanı yapılacağını söylenmektedir

Söylentiler ne kadar gerçektir bilmiyorum ama Hava alanı da Niğde’de ortada kalan işlerdendir. Esasen Hava alanı bir temel atma töreni ile adı kalmıştır. Dünde kalanları kısaca anımsar isek, 10- 10- 1996’da Emen Ovasında Hava alanı inşa işi ihale edilmiştir.1075 metre kotuna yerleştirilen havaalanı 275 metre uzunlukta,30 metre eninde beton kaplamalı pist,125 metre uzunluğunda,18 metre genişliğinde beton kaplama takrisat;80x50 ebadında beton kaplamalı apron olacaktı. Stol tipi hava alanının tamamlanması ile RJ 100 tipi uçakların inip kalkabilecekti. 3C tipi hava alanı olarak tesisin kullanılacağı açıklanmıştı.. Havaalanı,1996 yılında 260 Milyar liraya ihale edilip 1999 yılında tamamlanacağı da söylenmişti.2000 yılına kadar 467.175.430.000 TL. Harcamada bulunulduğu yetkililerce ifade edilendir.

10.10.1996 yılında yapılan Hava alanı inşaatı temel atma töreni anılarda kaldığı düşünülerek bir temel atma töreni daha yaşanması doğaldır. Özellikle genel seçimlere doğru bir kez daha havaalanı gündeme gelirse şaşmamak lazımdır. Çünkü bir tesisi birkaç kez açılması ya da yarım yamalak bitmemiş işlerin açılış törenleri yapılması ülkemizde olağandır. Hatta gidişine ayrı, gelişine ayrı yol açma törenleri dahi gördük. Onun için 1996 yılında atılan temel artık eski kalmıştır. Mutlaka eğer yatırım olacaksa yeni bir törende olacaktır. Sonuçta yapılsın da biz törenlere alışığız hatta yapılan işten çok tören için harcama yapılmasını dahi olağan görenlerimiz çoktur.

Birde yatırım tamamlanınca sen yaptın ben yaptım kavgası başlar ama yapılmayan yarım kalan işin sahibi hiç olmaz.

Niğde için hava alanın çok farklı alanlarda katkı sağlayacağı mutlaktır. Sanayide, tarımda turizmde kongre toplantılarında üniversitede havaalanın avantajlarından yararlanılması değişik alanlarda çalışma derinliğine vesile olacaktır.

Niğde İl Özel İdaremiz Havaalanı inşaası ne haldedir. Yeni yer arayışı doğrumudur? Açıklarsa öğrenmiş oluruz. Niğde hava alanı mutlaka şarttır.

 

 

BİR EĞİTİM GÖNÜLLÜSÜ NEJLA FİLİBELİ ARDINDAN

ÖMER FETHİ GÜRER

Niğde’de doğmayan,Niğde’yi görmeden dört okul birden yaptıran ve beşinci okulu için Niğde gelerek Niğde ile geçen yıl tanışan Nejla Filibeli İstanbul’da vefat etti.

Niğde  için çok önemli bir değer  olan Nejla Filibeli vefatına çok üzüldüm. İstanbul Niğdelier Derneği mesajı yanında genç yaşta  Niğde okul yaptıran iş adamı hemşehrimiz Şenol Bengü arayıp haberi verdi. İzmir’e cenazesine gideceğini söyledi. Sanırım  VALİMIZ- BELEDİYE BAŞKANLARI- YAPTRIDIĞI OKULLARDAN  heyetler cenaze töreninde yer alacaktır.

Esasında  iki yıl önce yaptığım söyleşi de mezarının Niğde’de yapılmasını istiyordu ve şöyle demişti.-“Niğde'ye yaptırdığı okullardan sonra Niğdeli gibi görülüyorum.  Niğde valisine, "Öldüğüm zaman beni, yaptırdığım okullardan birinin yanına gömer misiniz?" dedim.Vali Bey  "İsterseniz şehitliğimize gömelim." cevabı verdi.Çok duygulandım.  "Ben orayı hak etmiyorum." diyerek teklifi kibarca geri çevirdim.

Cenazesi vasiyeti gereğimi İzmir’e gidiyor Bilmiyorum.Ama gönlünde yatan yer Niğde idi. Onun adını Niğde bir caddeye vermek Niğde belediye meclisinin dilerim  yapacağı bir iş olur.2004 yılında Nejla Filibeli ile yaptığım söyleşi de  beşinci okul daha yapılmamıştı. Şimdi  Niğde’de yaptırdığı beş okul var. İşte Nejla Filibeli ile 2004 yılında yaptığım şöyleşi :

Nejla  Filibeli, Niğde iline hiç uğrak vermeden 4 yılda 4 okul yaptıran hayırsever bir insan, Niğde kitabı için özgeçmişini yazmak üzere  İstanbul’da  Beyoğlu’nda Eczanesine doğru yola çıktım.  Gün ortasında eczaneyi bulmam kolay oldu çünkü Yılbaşı gecesi sapıkların  turist kızlara saldırmalarından sonra sığındıkları Eczane burası idi. Gazetelerde televizyonlar da haber olmuş kızılar bu eczaneye sığınarak kurtulmuşlardı.

Kapıdan girdim. Kasada  Nejla Filibe’li resimlerden tanıdığım için kendimi tanıttım. Kalfası Niğdeli Kemal’de karşılayanlardandı. Oturduk sohbet ettik. Konuştukça yaşam sevgisi ile insan sevgisini buluşturan bir kişinin içtenliğini gördüm. Babası Ahmet Nazmi Bey  annesi Rabia hanımdı. Balkanlardan İzmir’e göç eden köklü ve varlıklı bir ailenin kızı olarak okumuş. İstanbul’da sağlık sorunlarından Amerikan Koleji 3 sınıftan ayrılmak zorunda kalmış ama  sağlığına kavuştuğunda   sınıfları  birer değil ikişer ikişer derslerini vererek bitirmiş. Eczacı olmuş. Beyoğlu’nda ailesine ait 7 katlı binada yalnız Eczacı dükkanını alıp diğer hissilerden vazgeçmiş, Yaşını söylemek istemiyorum. Ruhen gencim. İşimin başında her gün çalışarak yaşıyorum. Kendimi bildim bileli sosyal olmayı benimsedim. Gençliğimde tenis basketbol gibi sporlarda yaptım. İnsan  çalışırsa mutlu olur. Bende  mutluyum diye konuşuyor. Niğde ve Niğdeliler için ayrı bir sevgisi var. İşte biz sorduk   Nejla hanım yanıtladı.

ÖMER FETHİ GÜRER: Niğde  4 okul yaptırdınız. Niğde bağınız nasıl oluştu?

NEJLA FİLİBELİ:    Biz İzmir’de   3 Adana’da 1 fabrikamız vardı. Babam Ahmet Nazmi  Filibeli dul kadın ve yoksullara sürekli yardım dağıtırdı. İzmir’de bizim çevremizi de herkeste bunu bilirdi ama bizim yardımlarımız öyle davul zurna ile olmazdı. İhtiyacı olanın evine gönderilirdi.  Bu nedenle daha çocukluğumuzda yardım etmenin güzel bir duygu olduğunu aileden öğrendim. Sonra okudum Eczacı oldu. Ve Evlenmedim.  Mali yönden olanaklarımı hayır işlerine yönlendirmek istedim. O arada Doğu illerinde okul yapmayı düşündüm. Çevremde ise çok tanıdığım varlıklı doğulu komşum arkadaşım var.Ama bakıyorum onlar memleketlerine  çoğunun bir katkısı yok esasen onların memleketlerini düşünmeleri gerektiği kanısına  vardım. O arada yanımda çalışan Kemal bey 20 yıldır işini düzgün yapan bir Niğdeli.Onların hemşerileri ile ilişkileri hoşuma giderdi.  Bakarım bir cenaze var Niğdeliler hemen haberleşip oradalar. Yardımlaşmaları güzel. Niğde okul yaptırmak fikri Kemal ve Niğdelilerin tutkunluğu ile aklıma yattı. Ve Niğde  okul yaptırmaya karar verdim. Niğde'nin Fesleğen köyüne kendi adıma , Bozköy kasabasında babamın adına,  Kızılören'de  annemin adına ve son olarak ta dedesini ismini yaşatmak için Kırkpınar köyüne okul yaptırdım.

ÖMER FETHİ GÜRER:Necla Filibeli Niğdeli olmayıp ta Niğde için bir şeyler yapan birkaç örnek değerden birisiniz.  Niğde yaşamadınız  ama  Niğde için çok çok özel ve önemli bir eğitim  gönüllüsü oldunuz Ne kadar teşekkür etsek ne kadar alkışlasak azdır.

Okullar yaptıran biri olarak Eğitim konusunda ne düşünüyorsunuz?

NEJLA FİLİBELİ:Öncelikle  hemen belirtmeliyim ki ben Atatükçüyüm. Tüm çocukların gençlerin Atatürk’ü iyi anlamaları öğrenmelerini ve onun yolundan gitmelerini isterim.Laiklik ülkemiz için çok önemli kesinlikle bu konuda geriye gidilmemeli. Bakınız ben her sabah mutlaka Yasin okur evden çıkarım. Haca gidip hacıda oldum. Din insanın kendine ait olan önemli ve olması gereken bir değer. Ancak din hiçbir zaman bir kişinin kendisine ayrıcalık sağlayacağı yer olmamalı. Kişi dinini  yaşamalı bunun yanında eğitimde  geleceğe yürüdüğümüz yolda çağdaş medeniyet seviyesin,in üzerine çıkma konusunda ağabeylime sahip çıkmalıyız. Bilgi ve bilim çok çok önemlidir.Atatürk’ün gösterdiği yol   babalarımızdan bize ve bizden sonraki kuşaklara   ülkemizin yolunu aydınlatacak ışıktır.mutlaka ve mutlak  çok çok iyi öğretilmelidir.

ÖMER FETHİ GÜRER: Niğde hiç görmediniz. Ne zaman gitmeyi düşünüyorsunuz. ?

NEJLA FİLİBELİ: Niğde   yaptırdığım okullardan 300 aşkın mektup aldım. Mutlaka Niğde gelmemi istiyorlar. Çok duygulandım. O mektupları tek tek okudum.  Öğrenci Şerife Ertaş diyor ki’ Sınıfımız karanlıktı.soğuktu.yaptığımız  bazı deneylerimiz gerçekleşmiyordu ve  sınıf  bize  çok itici geliyordu.Bu sorunumuz sizin  sayenizde yok oluyor. Sizi çok merak ediyorum.Öğretmenlerimiz gazetede resminizi getirdi. Ve gördük. Yapılan  okulumuza  dedeniz ismini vermişiniz  dedeniz ismini de  çok merak ediyorum.İşallah bu  mektubumu da okursunuz.

Sizi ben ve okulum öğrencileri çok seviyoruz  yapılan okulun açılışına bekliyoruz.Büyüyünce bende sizin gibi  okul cami vb  topluma yararlı şeyler yapmak istiyorum.

Başka bir mektupta Yeliz Arslan’dan  4 sınıf öğrencisi Yeliz mektubuna kalp resmi çizip N  ve Y  harflerini koymuş Yeliz mektubunda  ‘Sen bize okul yaptırdın,seni iyi bir ablalık yaptın.Senin adın çok güzel, Bizim öğretmenimizin de adı Nejla’ydı. Seni görmek istiyoruz.Sen  iyi bir anne olabilirsin çünkü  sen  bize iyilik  yaptın seni çok sevindik okul yaptırdın diye  hepimiz mektup gönderdik. Çünkü sen bize çok sevindirdin.Onun için seni çok seviyoruz. Bzi kötü okullarda  derslerimizi yapıyorduk ama şimdi çok mutluyuz. Ve sevinç içindeyiz. Biz seni görmek istiyoruz.Senin iyi  bir ablasın çok iyisin bir gün inşallah köyümüze gelirsin çok teşekkür ediyoruz seni çok seviyoruz.

Ve  8 sınıf öğrencisi Dürdane Gültekin’de  mektubunda şunları yazmış.Eğer bu okul olmasaydı Biz herkesin  gibi yukarıdaki okula gitmeye  devam edecektik. Bize çok zor  oluyordu.Sabahleyin saat 5’de kalkıyorduk.Saat 6 ‘da  yukarı okula  yola çıkardık.Sabah 7’de  der başlıyordu sabah cı öğlenci oluyorduk  ve gerçekten bize çok zordu birde bizim ev çok çok uzaktaydı Havalar soğuk  olurdu.Bizi okula giderken çok üşürdük Köpeklerde önümüze çıkardı çok korkardık.Bizim eski yukarı okulda kalorifer yoktu.Sobalar vardı.O da bazen  yanıyordu.Sınıflar çok soğuk olurdu. İyi ki bu okulu yaptırmışın Okul kalorifer var  yani okul çok güzel Size ne kadar teşekkür etsek azdır.

Sizden Allah razı olsun Sizi okulumuzda görmek istiyoruz.

İşte  bunlar gibi  300 davet mektubu aldım.Onun için Niğde  gelmeyi istiyorum. Nisan sonlarına doğru Niğde’de olacağımı düşünüyorum. Bende Niğde merak ediyorum.

ÖMER FETHİ GÜRER: Niğde için farklı yeni bir çalışma düşünüyormusunuz?

NEJLA FİLİBELİ: Niğde içim bir okul daha düşüncem var. Bunun için Ulukışla ilçesinde okumaya merak fazla imiş köylerinde okul sorunu olan bir köye  belki okul yaptırırım Ulukışla olmaz ise Niğde yine bir okul yaptırmayı daha istiyorum. Niğdeli iş adamları da Niğde için sanırım okul ve benzeri konularda destek veriyordu. Ayrıca Niğdeli  öğrenciler için İzmir’de bir hanım var. Akrabalarla ortak yarısı benim. Bu hanın tarihi eser kapsamında onarımında sorun çıkıyor. Niğdeli milletvekilleri İstanbul’a gelince görüştüm sorun çözülürde onarım olanağı doğar ise bu handa benim hisseme düşen dükkanların ben öldükten sonra tüm geliri Niğdeli başarılı okuyan öğrencilere bırakacağım İzmir Kemeraltı’nda güzel bir yerde. Bu konuda  milletvekillerinin yapacaklarının sorusuna göre olursa bende bağış yapacağım. Niğdeli çocukların okuması başarılı olmasını diliyorum

ÖMER FETHİ GÜRER: Sizi tanımaktan mutlu oldum.  Niğde için örnek bir insan olarak ilgi ile dinledim Niğde  için farklı önerileriniz varmı?

NEJLA FİLİBELİ: Niğde  okullar yaptırdıktan sonra ilgim arttı. Tanımak için inceler oldum. Baktım ki ilginç güzel ve değişik  dokuya sahip. Resimlerde anlatılanlardan dinleyince neden gerektiği kadar tanınmıyor onu düşündüm ve bu konuda aklıma gelen Niğde mutlaka bir dizi yada film çekilmesi için Niğdeliler çabası olsun istedim. Bakınız bir Asmali Konak ne kadar  ilgi yarattı .Gaziantep ile ilgili filmlerde öyle. Niğde içinde bir sinema veya televizyon filmi mutlaka hedeflenmeli, yapımcılarla senaryo yazarları ile görüşüp bu anlamda bir çaba olursa çok yararlı olur.

ÖMER FETHİ GÜRER: Ben size  teşekkür ediyorum. Son olarak vefat sonrası Niğde mezarım olsun isteğiniz vardı.Ömrünüz uzun olsunda bu konuda ne söyleyeceksiniz?

NEJLA FİLİBELİ: Vali beyle  görüştüğümüzde ben Niğde yaptırdığım okulların birinin yanında mezarım olsun istedim. O da sağolsun  ömrünüz uzun olsun şehitliğimizde size yer verelim dedi. Ben estağfurullah diye söyleyip okullarımın birinin yanında istiyorum dedim .Olursa mutlu olurum. Bu sırada söze kalfa Niğdeli Kemal bey karışarak  ‘ben Fesleğenliğiyim,  Fesleğene okulda yapıldı.  Vefatı sonrası Fesleğen  götüreceğim’ dedi

Bizde ömrünün uzun olması dileğini tekrarlayarak güzel insanın yanından ayrıldık.

Ne yazık ki Nejşa Filibeli artık yaşamıyor.Bizce anıtı dikilmesi gereken bir değerdir.

Esasen bu toprakların rantını yiyen ve yaşamın topu topu 70 yıl ortalamasında olduğunu düşünmeden “hep bana” diyenlere bu eli öpülesi insan Necla Filibeli yaptıkları ile ayrı bir ders veriyor. Paraları ile övünen ve yaşamında tabutları kadar adam olanlar bu değerine eserlerinden ders alıp acaba memlekete bir katkıları olur mu? Necla Filibeli Niğde için çok özel taktiri çoktan hak etmiştir.

 

Niğde'nin Fesleğen köyüne kendi adını taşıyan, Bozköy kasabasında babası adına, Annesi için Kızılören'de ve  dedesini ismin yaşatmak için Kırkpınar Köyünde okullarına bir yenisini de bu öğrenim döneminde eklemişti.

İzmir Kemeraltı'nda bir işhanı da  öğrenci yurdu haline getirerek, Niğde'de okullarında okuyan kız  öğrencilere, üniversiteye geldiklerinde burs verip  bu handa barındırmak istediğini  ve bu amaçla çabaladığını da  söylüyordu. Şahenk lere gidip  Niğde için fabrika yapmalarını isteyeceğim diyordu. Niğde için üç ayrı projeden daha  söz ediyordu.Niğdelilerin fahri hemşerisi olarak Niğdeliden çok Niğde düşünen olarak aramızdan ayrıldı.

NİĞDE’DE DOĞMAYAN YAŞAMINDA BİR KEZ  GEÇEN YIL NİĞDEMİZE GELEN AMA NİĞDEMİZE  BEŞ OKUL BİRDEN YAPTIRAN GÜZEL İNSAN  CENNETİN MEKAN OLSUN.

 

 

 

TURİZM

 

 

TURİZMİ? ALTINMI?

ÖMER FETHİ GÜRER

ENDÜSTRİ MÜHENDİSİ

GAZETECİ-YAZAR

Niğde  ili genelinde tarihsel süreç  on bin yıllık bilinen bir dönem ve  öncesini içermektedir. Bu Bölgede her adımda mutlaka  yeni bir bulgu ve yeni bir bilinmeyenin aydınlanacağı zenginlik vardır. İşte bu bölge için yıllardır yazıp dikkati  Niğde iline çekmeye çalışırız. O arada Niğde farklı turizm zenginliklerini de anlatır, bunlarında gelişme için sahiplenilmesini isteriz.

Niğde sınırları içinde Ulukışla ilçesinin bulunduğu alanda tarihsel süreçten öte doğal zenginlikleri de sıkça yazarız. Keza Niğde ilinin maden varlıklarının da değer bulması gerektiği düşünürüz. Ancak tüm bu değerlendirmelerimiz içinde temel  aldığımız nokta var olanın korunması, bilinmesi, tanınması çevre, doğa, tarihin korunması eksenindedir.  Niğde Göllüdağ gibi ilk insan ayak izleri bulunan dağda  ABD  bağlantılı bir firmaya  maden işleme ruhsatı verilmesi ile bölgedeki çok önemli obsidyen kaynakları ve tarihsel bulguların zarar görme noktasında olduğu gidip gördük ve  bilim adamlarının  haykırışına kulak tıkanmasını anlayamadığımızı geçen yıllarda yazmıştık. Bu kere başka bir bölgede   Ulukışla doğal dengeyi bozacak boyuta yol almaya başladığını öğrenince  ‘Eyvah’dedik. Çünkü Turizm açısından çok elverişli bir bölge  Altın çıkarma adına sorunlar yaşayabilir. Altın bir dönem çıkar ve biter ama altın gibi sürekli değer bulacak bu bölgede elden gitmemesi lazım. Altının çıkarılmasından çok çıkarılma yönteminin yaratacağı sakıncalar çok yerde tartışılıyor. Siyanürle altın çıkarmanın doğaya zarar verdiği bilim adamları gözlemleri ile açıklıyorlar.

Niğde turizmden pay alsın kalkınmasında turizme önem versin derken ve     Darboğaz Kayak Dağcılık ve Tenis Kulübü(DARKAY)'nün Kılan-Emirler-Darboğaz-Porsuk-Gümüş-Alihoca ve Maden'i içine alan bölgenin milli park ilan edilmesine yönelik başlattığı “BOLKARLAR MİLLİ PARK OLSUN KAMPANYASI”ıyla, Çevre ve Orman Bakanlığı başta olmak üzere tüm ilgili kamu ve sivil kurum, kuruluşlara yaptığı başvuru  olumlu sonuçlanmasını beklenirken  Altın ile bölge gündeme geliverdi. Turizm ve doğal güzellikler içinmi bölge sahiplenilmeli yoksa Altın içinmi? Şimdilerde soru bu.

Doğal Kayak pisti ile bölgede kış sporları için ideal olan  yerde, ayrıca inanılmaz doğa zenginliğinin yanında Çiftehan Kaplıcaları gibi sağlık turizmi için önemli bir merkezinde yer aldığı alanın geleceği ne olacağı artık ciddi tartışılıyor .  Tarihsel ve turizm potansiyeli açısından zenginliğinin adresi geleceği ne olacağı sorusu şimdilerde askıda kalıyor. Ulukışla Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı, Lüle Kalesi, Porsuk Zeyve Kazı çalışması gibi bilinen önemli tarihsel varlık  bir gerdanlık gibi bölgeyi kucaklıyor. Bolkarları hayvan ve bitki zenginliğine  görüntü katan  gölleri ile mutlaka görülmesi gereken bir güzelliğinde adresi durumundadır. Bu arada  tarihsel süreçte işlenmiş antik döneme kadar eren maden ocakları ile mağaralarda bölgeyi çekim alanı kılabilecek çekiciliktedir. Bütün varlığı doğal zenginlikleri ve tarihsel derinliğin izleri ile dolu  bölgenin geleceği ile ilgili kaygılar mutlaka önemsenmesi gerekendir.

Niğde, Ulukışla İlçesi ve Darboğaz Beldesinde  bazı Sivil Toplum Kuruluşları ve Belediyelerin birlikteliğiyle  Maden Çevre Platformu” oluşturuluyor. Bu konuya tepkili  Köy muhtarı ve ihtiyar heyeti neden altın aranmaması gerektiğini  konusunda duyuruları bu bağlamda dikkate değerdir.İşte o bildiri aynen şöyledir.

 

 

Maden Köyü Ve Civarında

Siyanür İle Altın Üretilmesini İstemiyoruz!

 

 

Niğde ili, Ulukışla ilçesi, Maden Köyümüz Bolkar Dağlarında geçmiş dönemlerde idari şekli kaymakamlık olan eski bir Rum köyüdür, köyde asırlık Rum evleri vardır, korunmalıdır.

Bolkar Dağlarında bulunan endemik ve soyu tükenmeye yüz tutmuş bitki ve hayvanların büyük bir çoğunluğu Maden Köyü sınırları içinde yaşamını sürdürmektedir. Karagöl'de endemik Rana Holtzi, Meydan Yaylası'nda endemik yediuyur, kardelen, yayla çiçekleri, dağ sümbülü, boynu bükük dağ lalesi, nevruz, dağ sarımsağı, kuzukulağı, vb. Pek çok bitki ve hayvan olmak üzere yaban hayatı mevcuttur.

Maden Köyü civarında endemik sarı benekli siyah semender(madenlilerce yağmur böcüsü olarak bilinen) ve o bölgede yaşayan endemik bir tür akrep, kuzugöbeği mantarı, kuşlar ve bazılarının henüz keşfedilmediği binlerce bitki ve hayvan türü yaşamaktadır. Proje bazında bazı üniversitelerin araştırmaları mevcuttur.

Maden Köyü coğrafyasında tadını suyundan, toprağından alan maden fasulyesi(beyaz kuru fasulye) Niğde ve civarında nam salmıştır. Önceleri üzüm bağlarıyla, şimdilerde de ihraç ürünü kaliteli siyah kiraz(Napolyon) bahçeleriyle, cevizleri ve diğer meyve ağaçlarıyla Niğde İli Ulukışla ilçemizin küçük ve şirin bir köyü konumundadır.

Köyün E90 karayolundan girildiğinde tarihsel özelliği bulunan bir anıt niteliğinde Kalkan Kayası görülmeğe değer.

Bölgeye gelen turistler, araştırmacılar ve dağcılar Medetsiz Tepesi'ne, Meydan Yaylası'na, Karagöl ve Çinigöl’e ulaşımda E90 karayolundan Alihoca-Maden güzergâhını kullanmaktadırlar.

Bölgede ağaçlı orman mevcut olup yaban hayatın yaşam alanıdır.

Alihoca-Maden arasında tatlı su balıkçılığı da yapılmakta ve su kaynaklarının mineral yönünden çok zengin oluşu balıkların lezzetini daha bir arttırmaktadır.

Maden Köyü ve çevresi turizme aday konumdadır.

 

GÜMÜŞTAŞ MADENCİLİK AŞ.'nin Niğde Ulukışla Maden Köyünde “Siyanür liç yöntemi” ile üreteceği altın ve diğer madenler için ÇED(Çevresel Etki Değerlendirmesi ve Planlama) sürecinde; 3 Nisan 2009 Tarihinde saat 14.00’te yapmayı planladıkları “halkın katılımı toplantısı”na Maden ve Alihoca çevresinde yaşayanlar olarak katılmadık ve toplantı yapılamadı.

“BİZ BÖLGEMİZDE SİYANÜRLE ALTIN ÇIKARILMASINI İSTEMİYORUZ.”

“BİZİM ALTINIMIZ İHRAÇ ÜRÜNÜ KİRAZIMIZ.”

diyerek tepkimizi dile getirdik.

Siyanürün insan sağlığına ve doğaya verdiği zarar bilinmekte, ancak altını ayrıştırmanın en kolay yolu oluşu ve yasalarımızdaki birtakım boşluklar, ülkemizde siyanürle altın üretilmesine, yaşam-insan-doğayı, dahası geleceğimizi tehlike altına atma pahasına, olanak tanımaktadır.

 

Niğde-Ulukışla-Maden-Alihoca-Darboğaz ve çevre insanları olarak;

“BİZLER DE ÇOLUĞUMUZ-ÇOCUĞUMUZ-EKMEĞİMİZ-SUYUMUZ-GELECEĞİMİZ PAHASINA BURADA SİYANÜRLE ALTIN ÜRETİLMESİNE KARŞIYIZ! SONUNA KADAR MÜCADELEMİZİ KARARLILIKLA VE SABIRLA SÜRDÜRECEĞİZ.” diyoruz.

Buraya gelen turistler, dağcılar, araştırmacılar, kayakçılar bölgenin doğallığından ve bakir oluşundan dolayı geliyor. Siyanürün adını duyan bir daha buradan geçmez. Oysa biz buraya daha çok turist çekmenin yollarını arıyoruz, bölgemizin turizme açılmasını istiyoruz. Maden işletmesinde bizleri işe alacaklarını varsayanlar; bizlere ekmek, iş sahası olarak bunları yapsınlar, biz madende çalışıp erken ölmek istemiyoruz. Bu bakir mekânı torunlarımıza böyle bırakalım, onlar da görsün yaşasın. Siyanürün adını duyan ihracatçı firmalar bizim kirazımızı almaz, maden fasulyesini altın gibi arayanlar artık satın almaz, yemez de. Tüm bunlar bir yana biz kendimiz nasıl yiyeceğiz, sularımızı kana kana içebilecek miyiz eskisi gibi, koyunumuzu keçimizi otlatabilecek miyiz?

 

Madenin işlemeye başlamasıyla birlikte buraya ağır vasıta niteliğinde araçlar gelecek, bu araçların çıkaracağı toz ve gürültü olacak. Siyanür ve diğer kimyasallar, benzeri araçlarla getirilecek ve taşıma sırasındaki herhangi bir sızıntı ya da kaza durumunda ne olacak?

Çatı, balkon ve bahçelerimizde tarhanamızı, bulgurumuzu, salçamızı vb. gönül rahatlığıyla sağlıklı diyebileceğimiz bir ortamda yapabilecek miyiz?

Siyanürle altın üretimi konusunu araştırdık, sorduk soruşturduk, jeoloji ve maden mühendisleriyle görüştük. Sonuç olarak yaşama ve yaşanılmışlıklara dair olumlu şeyler duyamadık ne yazık ki... Tam tersine Türkiye ve dünyada ne denli acı ve yıkıma neden olduğunu öğrendik.

Altın madeni üretim çalışmaları sırasında; altın madeni ve çevresindeki alan coğrafik, topoğrafik, jeolojik, minerolojik, fizyolojik, biyolojik olarak bozulacak ve yıkıma uğrayacaktır.

Üstelik dünyada siyanürle altın üretiminde; altın üretilirken olası zehirlenme riskinin az olduğunu, ancak yıllar sonra bile; atık havuzları ya da diğer yalıtımların yetersizliği-denetimsizliği ve en önemlisi de doğal afet diyebileceğimiz aşırı kar-yağmur-sel ya da yer sarsıntısı vb. durumlardan dolayı “atık deposu” sızıntı, taşma, patlaması sonucu atıkların çevreye yayıldığını ve etrafa ölüm saçtığını, suların kirlendiğini, toprağın kullanılamaz duruma geldiğini, hayvanların öldüğünü, insanların hastalandığını öğrendik.

Böylesi bir durum yaşandığında; Maden-Alihoca’da yaşam tamamen ölür. Alihoca'daki balık çiftliği ölür. Sızıntı yeraltı kaynaklarına da ulaşacaktır, bu durumda; kireçlenmeye ve pek çok hastalığa şifa olan Çiftehan kaplıcaları ölecektir. Sonrasında E90 Karayolu üzerindeki tatlı su(doğal kaynak suları) kaynakları ölür. Zehirli atığın Çakıt dereleriyle Seyhan Barajına, dahası Akdeniz’e kadar ulaşması ve ulaştığı yerlerde tüm yaşamı öldürmesi ve beraberinde hastalıkları getirmesi söz konusudur.

Böyle bir durumda çıkarılacak altın miktarı, kaybedilecek yaşamsal değerin yerini asla tutamaz.

 

YAŞAMIMIZ, DOĞAMIZ VE DÜNYAMIZ SATILIK DEĞİLDİR!…

YOK EDİLEN YAŞAM, DOĞA VE DÜNYA

ASLA BİR DAHA GERİYE GELMEYECEKTİR!...

 

Doğanın, ağacın, yeşilin, suyun, toprağın, havanın, hayvanların olmadığı yerde insan da yaşayamaz. Doğa varsa biz varız.

 

“DOĞA BİZİM CANIMIZ, CANIMIZA KIYMAYIZ, KIYDIRMAYIZ!”

 

Ayrıca; tüm canlıların yaşamını ve yaşam alanlarını korumak, tarihi ve kültürel mirasımıza sahip çıkarak onları gelecek kuşaklara devretmek hepimizin görevidir. Bu nedenlerle Darboğaz Kayak Dağcılık ve Tenis Kulübü(DARKAY)'nün Kılan-Emirler-Darboğaz-Porsuk-Gümüş-Alihoca ve Maden'i içine alan bölgenin milli park ilan edilmesine yönelik başlattığı “BOLKARLAR MİLLİ PARK OLSUN KAMPANYASI”ıyla, Çevre ve Orman Bakanlığı başta olmak üzere tüm ilgili kamu ve sivil kurum, kuruluşlara yaptığı başvuru ve çağrıyı tüm gücümüzle destekliyoruz.

 

 

14.04.2009

Erdoğan ÖZGÜLER

Maden Köyü Muhtarı

 

Maden Köyü Muhtarlığı İhtiyar Heyeti Üyeleri

Alihoca Köyü Muhtarı

Alihoca Köyü Muhtarılığı İhtiyar Heyeti Üyeleri adına

 

 

 

 

 

 

BOLKARLARDA SİYANÜRLE ALTIN

ÖMER  FETHİ GÜRER

 

 

 

Niğde  ili Ulukışla ilçesi Bolkar dağlarında   bir şirkete altın arama izni verilmesi tepkilere neden oldu. Altıncılara Maden Köy ve komşu Köy Muhtar ve ihtiyar heyeti karşı çıkarak,  İl özel idaresine  başvurdular. Niğde Çevre Eğitim ve Kültür Derneği Başkanı Abidin Özkaynak Niğde, Ulukışla ve Darboğaz'da bazı sivil toplum kuruluşları ile belediyelerin birlikteliğiyle "Maden Çevre Platformu" oluşturulacağını ve  2 Mayısta konu ile ilgili köylüleri bilgilendirme adına toplantı planlanmadıklarını belirterek  Siyanürle Altın aranmasının doğayı katledeceğini öne sürdü

Bu bölgeyi yakınen bilenlerdenim. Doğa ve tarih zenginliği ile çekici bir bölgedir.Niğde  Kitabını yazarken Ömer Fethi Gürer olarak bölgeye bir kez daha gittim.’’Niğde ili  on bin yıllık bilinen bir dönem ve öncesini içermektedir. Bu yörede, her adımda mutlaka yeni bir bulgu ve yeni bir bilinmeyenin aydınlanacağı zenginlik vardır. İşte, bu bölge için yıllardır yazıp dikkati Niğde iline çekmeye çalışırız. O arada Niğde farklı turizm zenginliklerini de anlatır, bunların da gelişme için sahiplenilmesini isteriz.

Niğde il sınırlarının sınırları içinde, Ulukışla ilçesinin yer aldığı alandaki tarihsel süreçten öte, doğal zenginlikleri de sıkça yazarız. Keza Niğde ilinin maden varlıklarının da değerini bulması gerektiğini düşünürüz. Ancak tüm bu değerlendirmelerimiz içinde temel aldığımız nokta, var olanın korunması, bilinmesi, tanınması; çevre, doğa ve tarihin korunması eksenindedir.

Niğde Göllüdağ gibi ilk insanın ayak izlerinin bulunduğu dağda, ABD bağlantılı bir firmaya maden işleme ruhsatı verilmesi ile bölgedeki çok önemli obsidyen kaynakları ve tarihsel bulguların zarar görmek üzere olduğunu gidip gördük. Bilim insanlarının haykırışına kulak tıkanmasını anlayamadığımızı geçen yıllarda yazmıştık.

Bu kere başka bir yörede, Ulukışla'da doğal dengeyi bozacak boyutta yol almaya başlandığını öğrenince eyvah dedik. Çünkü turizm açısından çok elverişli bir yöre altın çıkarmak hevesi yüzünden sorunlar yaşayabilir.

Altın bir dönem çıkar ve biter ama altın gibi sürekli değer bulacak bu bölgede elden gitmemesi lazım.

Altının çıkarılmasından çok çıkarılma yönteminin yaratacağı sakıncalar çok yerde tartışılıyor. Siyanürle altın çıkarmanın doğaya zarar verdiğini bilim adamları gözlemlerine dayanarak açıklıyor.

Niğde turizmden pay alsın, kalkınmasında turizme önem versin derken ve Darboğaz Kayak Dağcılık ve Tenis Kulübü (DARKAY)'nün Kılan, Emirler, Darboğaz, Porsuk, Gümüş, Alihoca ve Maden'i içine alan bölgenin milli park olarak ilan edilmesine yönelik olarak başlattığı "BOLKARLAR MİLLİ PARK OLSUN KAMPANYASI" ile Çevre ve Orman Bakanlığı başta olmak üzere tüm ilgili kamu ve sivil toplum kuruluşlarına yaptığı başvurunun olumlu sonuçlanması beklenirken Altın ile yöre gündeme geliverdi.

Yöre turizm ve doğal güzellikler için mi sahiplenilmeli yoksa Altın için mi? Şimdilerde soru bu...

Doğal kayak pisti ile yörede kış sporları için ideal olan yerde, ayrıca inanılmaz doğa zenginliğinin yanında Çiftehan Kaplıcaları gibi sağlık turizmi için önemli bir merkezin de yer aldığı alanın geleceğinin ne olacağı artık ciddi olarak tartışılıyor.

Tarihsel ve turizm potansiyeli açısından zenginliğinin adresi geleceği ne olacağı sorusu şimdilerde askıda kalıyor. Ulukışla Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı, Lüle Kalesi, Porsuk Zeyve Kazı çalışması gibi bilinen önemli tarihsel varlık bir gerdanlık gibi bölgeyi kucaklıyor. Bolkarları hayvan ve bitki zenginliğine görüntü katan gölleri ile mutlaka görülmesi gereken bir güzelliğinde adresi durumundadır. Bu arada tarihsel süreçte işlenmiş antik döneme kadar eren maden ocakları ile mağaralarda bölgeyi çekim alanı kılabilecek çekiciliktedir. Bütün varlığı doğal zenginlikleri ve tarihsel derinliğin izleri ile dolu bölgenin geleceği ile ilgili kaygılar mutlaka önemsenmesi gerekendir.


Bu konuya tepki gösteren köy muhtarı ile ihtiyar heyeti, yörede neden altın aranmaması gerektiği konusundaki  Erdoğan ÖZGÜLER Maden Köyü Muhtarı ,Maden Köyü Muhtarlığı İhtiyar Heyeti Üyeleri ,Alihoca Köyü Muhtarı  ve Alihoca Köyü Muhtarılığı İhtiyar Heyeti Üyeleri adına yayınlanladıkları bildiri de şu görüşlere yer verdiler.

" Maden Köyü ve Civarında Siyanürle Altın Üretilmesini İstemiyoruz!

Niğde ili, Ulukışla ilçesi, Maden Köyümüz Bolkar Dağlarında geçmiş dönemlerde idari şekli kaymakamlık olan eski bir Rum köyüdür, köyde asırlık Rum evleri vardır, korunmalıdır.

Bolkar Dağlarında bulunan endemik ve soyu tükenmeye yüz tutmuş bitki ve hayvanların büyük bir çoğunluğu Maden Köyü sınırları içinde yaşamını sürdürmektedir. Karagöl'de endemik Rana Holtzi, Meydan Yaylası'nda endemik yediuyur, kardelen, yayla çiçekleri, dağ sümbülü, boynu bükük dağ lalesi, nevruz, dağ sarımsağı, kuzukulağı, vb. Pek çok bitki ve hayvan olmak üzere yaban hayatı mevcuttur.

Maden Köyü civarında endemik sarı benekli siyah semender(madenlilerce yağmur böcüsü olarak bilinen) ve o bölgede yaşayan endemik bir tür akrep, kuzugöbeği mantarı, kuşlar ve bazılarının henüz keşfedilmediği binlerce bitki ve hayvan türü yaşamaktadır. Proje bazında bazı üniversitelerin araştırmaları mevcuttur.

Maden Köyü coğrafyasında tadını suyundan, toprağından alan maden fasulyesi(beyaz kuru fasulye) Niğde ve civarında nam salmıştır. Önceleri üzüm bağlarıyla, şimdilerde de ihraç ürünü kaliteli siyah kiraz(Napolyon) bahçeleriyle, cevizleri ve diğer meyve ağaçlarıyla Niğde İli Ulukışla ilçemizin küçük ve şirin bir köyü konumundadır.

Köyün E90 karayolundan girildiğinde tarihsel özelliği bulunan bir anıt niteliğinde Kalkan Kayası görülmeğe değer.

Bölgeye gelen turistler, araştırmacılar ve dağcılar Medetsiz Tepesi'ne, Meydan Yaylası'na, Karagöl ve Çinigöl'e ulaşımda E90 karayolundan Alihoca-Maden güzergâhını kullanmaktadırlar.

Bölgede ağaçlı orman mevcut olup yaban hayatın yaşam alanıdır.

Alihoca-Maden arasında tatlı su balıkçılığı da yapılmakta ve su kaynaklarının mineral yönünden çok zengin oluşu balıkların lezzetini daha bir arttırmaktadır. Maden Köyü ve çevresi önemli bir turizm merkezi olmaya aday konumdadır.

GÜMÜŞTAŞ MADENCİLİK AŞ.'nin Niğde Ulukışla Maden Köyünde "Siyanür liç yöntemi" ile üreteceği altın ve diğer madenler için ÇED(Çevresel Etki Değerlendirmesi ve Planlama) sürecinde; 3 Nisan 2009 Tarihinde saat 14.00'te yapmayı planladıkları "halkın katılımı toplantısı"na Maden ve Alihoca çevresinde yaşayanlar olarak katılmadık ve toplantı yapılamadı.

"BİZ BÖLGEMİZDE SİYANÜRLE ALTIN ÇIKARILMASINI İSTEMİYORUZ." "BİZİM ALTINIMIZ İHRAÇ ÜRÜNÜ KİRAZIMIZ." diyerek tepkimizi dile getirdik.

Siyanürün insan sağlığına ve doğaya verdiği zarar bilinmekte, ancak altını ayrıştırmanın en kolay yolu oluşu ve yasalarımızdaki birtakım boşluklar, ülkemizde siyanürle altın üretilmesine, yaşam-insan-doğayı, dahası geleceğimizi tehlike altına atma pahasına, olanak tanımaktadır.

Niğde-Ulukışla-Maden-Alihoca-Darboğaz ve çevre halkı olarak "BİZLER DE ÇOLUĞUMUZ-ÇOCUĞUMUZ-EKMEĞİMİZ-SUYUMUZ-GELECEĞİMİZ PAHASINA BURADA SİYANÜRLE ALTIN ÜRETİLMESİNE KARŞIYIZ! SONUNA KADAR MÜCADELEMİZİ KARARLILIKLA VE SABIRLA SÜRDÜRECEĞİZ." diyoruz.

Buraya gelen turistler, dağcılar, araştırmacılar, kayakçılar bölgenin doğallığından ve bakir oluşundan dolayı geliyor. Siyanürün adını duyan bir daha buradan geçmez. Oysa biz buraya daha çok turist çekmenin yollarını arıyoruz, bölgemizin turizme açılmasını istiyoruz. Maden işletmesinde bizleri işe alacaklarını varsayanlar; bizlere ekmek, iş sahası olarak bunları yapsınlar, biz madende çalışıp erken ölmek istemiyoruz. Bu bakir mekânı torunlarımıza böyle bırakalım, onlar da görsün yaşasın. Siyanürün adını duyan ihracatçı firmalar bizim kirazımızı almaz, maden fasulyesini altın gibi arayanlar artık satın almaz, yemez de. Tüm bunlar bir yana biz kendimiz nasıl yiyeceğiz, sularımızı kana kana içebilecek miyiz eskisi gibi, koyunumuzu keçimizi otlatabilecek miyiz?

Madenin işlemeye başlamasıyla birlikte buraya ağır vasıta niteliğinde araçlar gelecek, bu araçların çıkaracağı toz ve gürültü olacak. Siyanür ve diğer kimyasallar, benzeri araçlarla getirilecek ve taşıma sırasındaki herhangi bir sızıntı ya da kaza durumunda ne olacak? Çatı, balkon ve bahçelerimizde tarhanamızı, bulgurumuzu, salçamızı vb. gönül rahatlığıyla sağlıklı diyebileceğimiz bir ortamda yapabilecek miyiz?

Siyanürle altın üretimi konusunu araştırdık, sorduk soruşturduk, jeoloji ve maden mühendisleriyle görüştük. Sonuç olarak yaşama ve yaşanılmışlıklara dair olumlu şeyler duyamadık ne yazık ki... Tam tersine Türkiye ve dünyada ne denli acı ve yıkıma neden olduğunu öğrendik.

Altın madeni üretim çalışmaları sırasında; altın madeni ve çevresindeki alan coğrafik, topoğrafik, jeolojik, minerolojik, fizyolojik, biyolojik olarak bozulacak ve yıkıma uğrayacaktır.

Üstelik dünyada siyanürle altın üretiminde; altın üretilirken olası zehirlenme riskinin az olduğunu, ancak yıllar sonra bile; atık havuzları ya da diğer yalıtımların yetersizliği-denetimsizliği ve en önemlisi de doğal afet diyebileceğimiz aşırı kar-yağmur-sel ya da yer sarsıntısı vb. durumlardan dolayı "atık deposu" sızıntı, taşma, patlaması sonucu atıkların çevreye yayıldığını ve etrafa ölüm saçtığını, suların kirlendiğini, toprağın kullanılamaz duruma geldiğini, hayvanların öldüğünü, insanların hastalandığını öğrendik.

Böylesi bir durumda Maden-Alihoca'da yaşam tamamen ölür. Alihoca'daki balık çiftliği ölür. Sızıntı yeraltı kaynaklarına da ulaşacaktır, bu durumda; kireçlenmeye ve pek çok hastalığa şifa olan Çiftehan kaplıcaları ölecektir. Sonrasında E90 Karayolu üzerindeki tatlı su(doğal kaynak suları) kaynakları ölür. Zehirli atığın Çakıt dereleriyle Seyhan Barajına, dahası Akdeniz'e kadar ulaşması ve ulaştığı yerlerde tüm yaşamı öldürmesi ve beraberinde hastalıkları getirmesi söz konusudur.

Böyle bir durumda çıkarılacak altın miktarı, kaybedilecek yaşamsal değerin yerini asla tutamaz.

YAŞAMIMIZ, DOĞAMIZ VE DÜNYAMIZ SATILIK DEĞİLDİR!…

YOK EDİLEN YAŞAM, DOĞA VE DÜNYA ASLA BİR DAHA GERİYE GELMEYECEKTİR!...

Doğanın, ağacın, yeşilin, suyun, toprağın, havanın, hayvanların olmadığı yerde insan da yaşayamaz. Doğa varsa biz varız.

"DOĞA BİZİM CANIMIZ, CANIMIZA KIYMAYIZ, KIYDIRMAYIZ!"

Ayrıca, tüm canlıların yaşamını ve yaşam alanlarını korumak, tarihi ve kültürel mirasımıza sahip çıkarak onları gelecek kuşaklara devretmek hepimizin görevidir. Bu nedenlerle Darboğaz Kayak Dağcılık ve Tenis Kulübü(DARKAY)'nün Kılan-Emirler-Darboğaz-Porsuk-Gümüş-Alihoca ve Maden'i içine alan bölgenin milli park ilan edilmesine yönelik başlattığı "BOLKARLAR MİLLİ PARK OLSUN KAMPANYASI"ıyla, Çevre ve Orman Bakanlığı başta olmak üzere tüm ilgili kamu ve sivil kurum, kuruluşlara yaptığı başvuru ve çağrıyı tüm gücümüzle destekliyoruz.



Erdoğan ÖZGÜLER Maden Köyü Muhtarı
Maden Köyü Muhtarlığı İhtiyar Heyeti Üyeleri

Alihoca Köyü Muhtarı
Alihoca Köyü Muhtarılığı İhtiyar Heyeti Üyeleri adına"

 

Gürer’in , yoksulluk hızla yayılıyor.adlı yazısını diğer bölümlerimize koyduk.

CHP ADAYI GÜRER HUZUREVİNE ZİYARETTE BULUNDU.

 

 

 

Cumhuriyet Halk Partisi Belediye Başkan Adayı Endüstri Mühendisi Ömer Fethi Gürer, CHP İlçe Başkanı Mahmut Temeltaş, Belediye Meclis Üyesi adayları ile birlikte Bor Huzurevinde  kalanları ziyaret ederek bir süre görüştüler.

Huzurevi Müdürü Selahattin Yücel’e de ziyarette bulunan heyet yaşlı,engelli  yurt sakinlerini tek tek  karanfil dağıtarak hal hatırlarını sordular. Cumhuriyet Halk Partisi Bor Belediye Başkan Adayı Gazeteci Yazar Endüstri Mühendisi Ömer Fethi Gürer   Huzurevinde  bulunanların yaşamın bir gerçeğini yansıttığını belirterek toplum olarak sorunları,sıkıntıları olan, başta engelli yurttaşlarımız olmak üzere  yaşlılarımızı sahiplenmek her yurttaşın görevidir. Huzurevleri insanların ders almasını bilirlerse öğrenecekleri çok şeyin olduğu kurumlardır. Gazeteci olarak yılda en az bir kez uğrak verdiğim huzurevinde insanın  görmesi gereken her gerçek vardır. Bu kere  belediye başkan adayı olarak ziyaret etmem onların başkanlığım döneminde sorunları ile ilgilenmeden öte  sahiplenme anlayışımında bir başlangıcıdır.’dedi. Ömer Fethi Gürer  Huzurevinde kalan   100’ü aşkın yaşlı ve engelli yurttaşımıza sahip çıkmak ve yaşamın salt gündelik koşturmaca dan öte anlam taşıdığını hissetirmek için zaman buldukça herkesin huzurevleri, çocuk yuvalarına gitmelerini ve bu yerlere mutlaka destek çıkmalarını yaşamaları için katkı vermelerini de diledi.

 

CHP ADAYI GÜRER ‘ÇOCUKLARIMIZ VE GENÇLERİMİZ   KENTTE YAŞADIKLARININ FARKINA VARACAKTIR.’

 

 

Cumhuriyet Halk Partisi Belediye Başkan Adayı Endüstri Mühendisi Ömer Fethi Gürer  mahalle gezilerine devam ediyor. İlçemizde her mahalle ve sokağını Bor Şehri kitabı yazarken gezdiğini söyleyen Gürer bugün gördüğüm Bor  ile o günkü Bor arasında sorunlarda önemli bir artış yaşanmaktadır dedi.

Alt ve üst yapı sorunları yanında mahalleler arasında gelişmişlik düzeyinde de sorunların yoğunlaştığına dikkat çeken CHP adayı Endüstri Mühendisi  Ömer Fethi Gürer mahalle  gezilerinde  çocuklarında istek ve önerilerini dinledi.

Sokak aralarında çocuklar ve gençlerle söyleşen  Gürer ,Özellikle kenar mahallelerde çocuklarımız bizde  şehir yaşamını özlüyoruz demelerinden etkilendiğini belirterek  ‘Televizyonlarda gördükleri oyun parkları, bahçeleri, sosyal tesisleri  mahallelerinde olmasını bekliyorlar. Çarpık kentleşme sonucu hizmetin ulaşamadığı yerde çocuklarda sahipsiz kalmış durumdadır. Bor’da merkeze göre çevrede yaşam daha sorunlu ve özellikle gençler çocukların belediyeden çok beklentisi var. Bu sorunları tek tek dinlerken yapacaklarımı da anlatıyorum. Bu şehirde her yerde birden gelişme ve büyümenin önü mutlaka halkın oyu ile seçildiğimde açılacaktır.  Ekonomik ve toplumsal yapıda görülen yokluk ve yoksulluğu arıtıcı etkenlerin ilçemizde özellikle dar gelirliler üzerinde yarattığı baskı hızla yayılmaktadır. Yoksulluk kader değildir. Bu bağlamda ekonomik sorunların faturası beslenme bakım olarak aile bütçesinde yansıdığı için çocuklarımızında geleceği düne göre daha sorunlu haldedir. Belediye Başkanı olduğumda sosyal sorumluluk anlayışı ile çocuklarımızı gençlerimizi de sahipleneceğiz. Spor alanları, çocuk parkları, dinlenme ve sosyal tesisler yanında gençlerimiz içinde meslek edinme ve iş konusunda yapacaklarımızı biliyoruz. Dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi Belediye Başkan adayı Ömer Fethi Gürer planlı bir yerleşim düzeni içinde bir mahallede olması gereken her türlü alt  ve üst yapı ile ilgili hizmetleri ayrımsız  yapacağız. Ondan gençler öğrenciler çocuklar ve halkımız yararlanacak. Mutlu huzurlu ve güzel bir kent için biz hazırız.’diye konuştu.

Şeker Mahallesinde  ‘Başkan amca bizimde oyun bahçemiz olsun, buraları köy gibi’diyen  ilk okul öğrencisi Gizem’le resim çekinen  CHP Adayı Ömer Fethi Gürer, Başkan seçilirsem ilk işlerimden biri Gizem’in gözlerindeki pırıltı ve heyecanla istediğini oyun parkını bölgede yapmak olacak diye konuştu.

 

CHP BOR BELEDİYE BAŞKAN ADAYI ÖMER FETHİ GÜRER ‘TARİH-DOĞA VE KÜLTÜREL DEĞERLERİMİZİ SAHİPLENECEĞİM’DEDİ

 

29 Mart 2009 tarihinde yapılacak yerel seçimlerinde CHP Bor Belediye Başkan adayı olan  Ömer Fethi Gürer  Tarih,doğa ve kültürel değerleri sahipleneceğim’ dedi.

Ömer Fethi Gürer  1974 yılından beri yazdığı çok sayıda makalede gündeme taşıdığı  tarih doğa ve kültür değerleri ile ilgili düşüncelerini başkan seçildikten sonra uygulamaya koyacağını ve Bor’da bu anlamda önemli değişim yaratmayı hedeflediğini söyledi.

Bor ilçesinin tarihsel geçmişi yanında doğal güzellikleri ile de tanınan bir yer iken her alanda gerilediğini  belirten Gürer  kültürel anlamda da dünde olanları yaşatılmamasından  üzüntü duyuyorum. Başkan seçildiğimde  ilçemizin dününde kalan özelliklerini tekrar canlandıracağım. Folklor ve Kültür olarak Bor merkezi çevresi ile yeniden hayat bulacak, gelenek, görenek ananelerimizi yaşatacağım’ diye konuştu.

Ömer Fethi Gürer şöyle dedi-‘ İlçemizde tarihi özelliği olan bazı yapılar  koruma kurullarınca koruma kararları verildi. Ne yazık ki bu kararlar korumadan öte yıkılmalarına neden olacak kadar sahipsiz kalmalarına neden oldu. Bu yapıların onarılması ve turizm amaçlı yeniden değer bulması şarttır. Belediye olarak bu konuya öncülük  vererek  eski yapıların kurtarılması ve tanıtımı adına çalışmalarımız olacaktır. Orta Mahallede  farklı kentlerde olduğu gibi kültürel değeleri de yaşatan , eski yapıları koruyan düzenlemeler  ilk hedeftir. İlgili  uzmanlarla  bölgemizde herkesin dikkatini çekecek bir tarihsel  koruma bu bölgede uygulanacaktır. Atalarımızdan kalan önemli birlik ve beraberliğimizi pekiştirci etkinlikler, Bor folkloru, Bor mutfağı mutlaka ve mutlaka  özellikleri ile yeniden var edilecektir. Cumhuriyet ilk yıllarında Bando takımı bulunan Bor ilçemizde ne yazık ki  sanatsal anlamda önemli bir gerileme yaşanmaktadır. Dericiliğin simgesi Tuluk ekibi yeni kuşakların bilmediği bir meslek oyunu olarak unutulmak üzeredir. Mutlaka yeniden canlandırılması sağlanacaktır. Bor yöresi şiir, türkülerimizin derlenmesi korunması bu bağlamda şair ve sanatçıların sahiplenilmesi yanında  ulusal anlamda isim olmuş değerler  sokak ve caddelerde adlarının yaşatılması sağlanacaktır.  Kurtuluş Savaşına katılmış dedelerimiz gazi ve şehitlerin eşyalarının korunduğu Kurtuluş  müzesi, meslek gruplarının  geçmişte kullandığı alet edavatların yer aldığı Meslek müzesi Bor ilçemizde mutlaka oluşturulacak yeni mekanlarda düzenlenecektir. Yeni yapraktan üzüm turşusuna, bebelere beşikten  tahta kaşıklara,Çan çıngırak kepenek,palan ot yastık vs. bölgede özellik katan her alanda çalışmalar yapılacak ve Bor  ilçesinde yaşayanların  işi, aşı olan , gezi yerlerinden dinlenen,   mutlu insanlar olması için çalışırken  kültürel zenginliklere  yaşamaları   sağlanacaktır.’dedi.

Gürer  Bor ilçesinde doğal özellik ve güzelliğinde giderek bozulduğunu bu anlamda koruma ve kurtarma çalışmalarında bulunacağını ve mutlaka bağ ve bahçeleri bakımlı kılınması yönünde proje ve çalışması bulunduğunu da söyledi.

 

FOTO:DAHİ GEDİK. BOR ORTAMAHALLEDE ÖMER FETHİ GÜRER SOKAK MUTLAKA KURTARILACAKTIR..

 

VALİMİZ ÖNSÖZLERİ

 

ÖMER FETHİ GÜRER

 

Valimiz Sebahattin Öztürk,  Niğde tanıtılması adına bir dizi çalışma başlattı. Özellikle yeni yayınlar ve Cd ile Niğde tanıtımı için gerekli görsel dökümanların yeniden düzenlenmesi  ve İnternette bu bağlamda yeni bir tanıtım çalışması yapıldı.

Niğde adı ile çıkan kitapçık sonrası “10 bin yıllık Hatıra Niğde” kitabı ,Fotoğraflarla Niğde Kitabı,Aladağlar ve Niğde haritası, kale ve müze broşürleri ile yararlı  yayınlar çıktı. “10 bin yıllık Hatıra”  kitap önsözünde valimiz “Türkiye Konumu itibariyle dünyanın  önemli bir merkezinde  bulunmaktadır.Uygarlıklar kavşağında bulunan ülkemiz,geçmişte olduğu kadar,bugünde  tarihi değerleri,doğal  güzellikleri ve statejik öneminden dolayı dünyanın ilgi odağı olmaya  devam etmektedir. Bir çok uygarlıkların yaşandığı ülkemizde, günümüzde  ulaşan taşınır ve taşınmaz kültür varlıkları,sahip olduğumuz hazinenin  önemini ortaya koymaktadır. Tarihin binlerce  yıllık sürecine  tanıklık eden ve  yerleşik yaşamı  günümüzden  onbinyıl öncesine  kadar uzanan Niğde ili,tarihi değerleri,doğal güzellikleri,termal kaynakları ile ülkemiz Kapadokya  bölgesinde bulunan önemli bir  turizm  merkezidir.Camiler Medreseler, Bedestenler,Türbeler ve diğer tarihi  eserler  bu kentin dokusunu adeta bir nakış gibi işlemiştir. Bu kentin turizm gelişmesinde önemli katkılar sağlayan Bolkarlar ve Aladağlar ise dağcılık ve doğa  sporları bakımından  dünyaca  bilinen  önemli merkezlerdir.Çiftehan kaplıcları ve Narlıgöl termal turizm merkezi, Niğde’nin termal turizmininde  gelişebilirliğini ortaya koymaktadır.” Diye yaptığı girişte  Niğde ürünleri ve el sanatlarına da  vali Öztürk önsözde değiniyor. Niğde  tarihi değerleri ve doğal güzellikleri görsel ağırlıklı işlendiği bu kitaptan sonra bu kere fotoraflarla Niğde kitabı bastırıldı. Vali Öztürk bu yayının önsözünde de“ Tarih ve turizm Kenti Niğde ,ülkemizin İç Anadolu Bölgesinin güneydoğusunda,Kapadokya yöresinde  bulunmaktadır .Yapılan bilimsel kazılarda sonucu ortaya çıkartılan arkeolojik buluntular,bu tarihi kentin  kuruluşunun  600 bin yıllara kadar uzandığını ortaya koymaktadır.

Binlerce yıllık tarihi geçmişe sahip olan bu güzel kentte tüm dönemlerin ve kültürlerin izlerine  rastlamak mümkündür.” diye başladığı sözlerinde Niğde bölgesinin özelliklerini anlattıktan sonra sözlerini şöyle tamamlamıştır.  “Sanatın gücüne inanan insanları yetiştiren  bu tarihi kent, gelişmişlik yönünden her geçen  gün bir çok yeni projeye imza atmaktadır. Ve önümüzdeki yıllarda Niğde, her alanda  kalkınmışlığını tamamlayarak örnek bir il olarak kendinden söz ettireceğine  inancım sonsuzdur” demiştir.

Valimiz iki kitabın önsözünde de Niğde özellik ve önemine vurgu yapmaktadır.Keza üçüncü bir Niğde kitabında”-“ Tarihin binlerce yıllık sürecine  tanıklık eden  Niğde ili,ülkemizin İç Anadolu Bölgesi’nin güneydoğusunda bulunmakta olup,antik adı “Nahita” diye sunuşuna başlamıştır. Niğde kitabında Arkeolojik kazılardan,doğal güzelliklerine Niğde hakkında kısa bilgiler yer almaktadır. Vali Bu kitap önsözünü de şöyle bağlamıştır-“ Tarım ve Hayvancılık Niğde için önemli bir geçim kaynağıdır. Elma  ve Patates üretimi ile  Niğde, ülkemizde ilk sıralarda yer almaktadır. Halı fabrikaları,organize sanayi bölgeleri ve diğer sanayi kolları  Niğde  halkı için önemli istihdam  alanlarıdır. Niğde geleneksel el sanatları yönündende önemli bir merkezdir. Niğde iline  ait el dokuma halıları yöre halkı için önemli gelir kaynağıdır. Bu nadir  el dokuma  halılar dünyanın bir çok yerinde alıcı bulmaktadır. Kapadokya bölgesinde  bulunan ve  bünyesinde bir çok tarihi eser  barındıran müzeler kenti ,Niğde mutlaka ziyaret ediniz.”

Valimizin çağrısına Niğde keşif için herkesi bizde katılmaya davet ediyoruz. Evet Niğde mutlaka ziyaret edin.

Niğde her adımında düne ait bir şeyleri saklamayı korumayı başarmış bir kenttir . Bir gün mutlaka Niğde özellikleri güzellikleri ile anlaşılıp sahiplenilecektir.O gün geç gelmesin hemen olsun diyenlerin çabası çalışması gayretine çok ihtiyaç vardır.Özellikle sanayici ve iş adamları bu alanda daha fazla Niğde tanıtımına ağırlık vermeleri, bilimsel kazılara sponsor olup destek sağlamaları yeni bulguların açığa çıkmasına vesile olacaktır.

 

 

ALADAĞLAR VE NİĞDE  GEZİ HARİTALARI

ÖMER FETHİ GÜRER

 

Niğde Valiliği ve İl Kültür Turizm Müdürlüğü Niğde ile ilgili  ziyaretçileri bilgilendirmek amacı ile üç ayrı kitap yanında iki de haritanın basımı sağlandı. Niğde’de turizme yönelik bu çalışmalarda kent merkezi ve Aladağları gezmek isteyenler için yararlı iki çalışma gerçekleştirilmiş oldu

Haritaların gerçekleşmesinde  Dr. Cengiz Kayacılar önemli emeği var.  Niğde tanıtımı ve Niğde değerlerini tanıma adına çaba ve çalışma gösteren birkaç değerli öğretim görevlisinden birisi olan Dr. Cengiz Kayacılar  Aladağlar ile ilgili hazırladığı haritada Şule Erdilmen ile  Niğde için önemli bir eksiği daha tamamlamıştır.

Mükemmel bir çalışma ile haritanın yapılmış olması Aladağlar kadar Niğde içinde bir sanstır. Bu konuda 2002 raporunda yer alan yapılması gereken işlerden biri böylece sonuçlandırılmıştır.

Gerek resimler, gerek yerler ile başarılı bir çalışma olarak harita yapılmıştır. Niğde Aladağlardan yararlanmak isteyenler için bir boşluğun dolmasını sağlamıştır.  Niğde Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü ve NİÇEV(Niğde  Çevre Koruma ve Geliştirme Derneği) iş birliği ile hazırlanıp,İl özel idaresinin maddi kaynağı ile bastırılan harita da çizim Dr. Cengiz Kayacılar, grafik tasarımı Şule Erdikmen yapmıştır. Dağ Kullanım Haritası Niğde  Aladağlar ile ilgili detayları içermektedir. Dr. Cengiz Kayacılar Aladağlar ile ilgili özet bir tanıtıda yazmıştır.Dr Kayacılar-“ Mediyetlerin beşiği”  diye bilinir Anadolu. Bunun sebebi, “Bereketin Beşiği” olan cömert  topraklarının doğal bir kalede bulunmasıyla ilgilidir. Ortalama 1100 metrenin üzerindeki  yükseltisiyle kenarlarına sıradağları,etrafında da denizleri olan Anadolu,bir ana şefkatiyle medeniyetleri beşiğinde büyütmüştür.

Etrafında denizler yağmuru gönderir. Kenarlarındaki sıra dağlar suyu depolar. Dağlardan doğan akarsular bereketli toprakları sulamaktan yorulmaz.Doğal kalenin olmazsa olmazı  dağlardır. Dağları  olmasaydı Anadolu’nun, ne analığı kalırdı ne de beşikliği… Boşuna dememiş coğrafyacılar, “Kartal yuvası Devleti” diye. Bu dağ yuvasına sahip olan,kartal gibi özgür kalır….

Elinizde bu harita, “Kartal Yuvası”nın güney boylu boyunca kuşatan Toros sıradağları üzerinde Orta Toros Aladağlar’ı tanıtmak amacıyla hazırlanmıştır.

Niğde, Adana ve Kayseri illerinin kavuşma sahasında yaklaşık 1024 kmkarelik bir yayılıma sahip olan Aladağlar, etrafında yaşayana yöre halkının kendine özgü bir yayla yaşamı ve dağ kültürü geliştirmesine sebep olmuştur. Sosyo-ekonomik ve kültürel açıdan olduğu kadar doğal coğrafya yapısı ve dağ ekosistemi bakımından da eşsiz bir özgünlüğe sahiptir.

Aladağlar Demirkazık Zirvesi 3756 m  yükseltisi 3400-3700 metreler  arasında değişen 30’a yakın zirve eşlik eder. Yüzlerce metrelik doğal duvarlar üzerinde yükselen  bu zirveler ,dağcılık açısından hemen her türlü rota zenginliğine sahiptir. Yılın her mevsimi eğitim ve tırmanış amaçlı gelen dağcıların eksik  olmadığı, Aladağlar, ülkemize gelen yabancı doğa sporcuları ve dağcıların da  mutlaka  uğradığı,dünyaca üne sahip dağlar arasındadır.

Ancak ulusal ve uluslar arası düzeyde  sportif ve turistik kullanımın giderek denetimsiz biçimde  yoğunlaşması, Aladağlar Ekosistemi üzerinde antropojen baskıları ağırlaştırmaktadır. Bu nedenle T.C Çevre ve Orman Bakanlığı’nca koruma çalışmaları başlatılmıştır. İlk olarak 1991 yılında Kayseri bölümünde kalan “Hacer Ormanı Tabiat Parkı”, ardından 1995 yılında hemen bütün Aladağlar’ı kapsayan “Aladağlar Milli Parkı” Bakanlar Kurulu kararı ile ilan edilmiştir. Aladağlar’ın sahip olduğu turizm potansiyelinin de “koruma-kullanma dengeleri” oluşturmak kaydıyla değerlendirilmesi kaçınılmazdır. Nitekim  bu amaçla T.C Kültür ve Turizm  Bakanlığı, “ Birinci Derecede Öncelikli Yüksek Dağlık Alanlar” kapsamında ,6 dağlık bölgeden biri olarak Toros Aladağlar’ı da değerlendirmeye almıştır.

Aladağlar’ın dağcılık,doğa sporları ve dağ turizmi açısından en yoğun kullanılan ve başlıca doğal değerlere sahip bölümü Niğde bölümüdür. Aladağlar’ın başlıca giriş kapılarına,Niğde Bölümü’ndeki Demirkazık ve Çukurbağ köylerinden ulaşılır. Bu bölümde dağ ve kayak evi, milli park tanıtım merkezi ve profesyonel rehberlik hizmetleri ziyaretçilerin faydasına sunulmuştur.”

Dr. Cengiz Kayacılar Harita sunuş yazısında yer verdiği bu görüşler ile kısaca Aladağların genel durumunu da özetlemiştir. Ayrıca Şule  Erdilmen’de İngilizce çevirisi yayında yer almaktadır. Bazı zirvelerin rakımları ile yer aldığı harita da Köyler, dam yerleşmeleri, yayla alanları,kış ve yaz kamp yerleri, arazi ve patika yolları,su kaynakları,tırmanış rotları,akarsular, göller,kaya buzulları,kalıntı buzullar, aktif ve atıl maden ocakları,dağda yer alan ağaç kümeleri, dağ çiçekleri, Vaşak,Dağ Keçisi gibi yöre hayvanları,seyir tepeleri, Kanyon geçişleri, Dap bisiklet ve  yamaç paraşüt alanları, kayak ,kar sörfü gibi spor alanları,  dağ geçitleri,zirveler yer almaktadır. Ayrıca Milli Park Tanıtım yeri, dağ evi, kaya anıtı gibi ayrıntılarda harita da gösterilmiştir.

Bu harita hazırlanması,düzenlenmesi ve basılmasına vesile olan herkesi Niğde adına yaptıkları bu güzel çalışmadan dolayı kutluyorum.Ayrıca Niğde ili Toros dağları’na Yaslanan Kapadokya haritası da yine Dr. Cengiz Kayacılar ve Şule Erdilem tarafından Niğde Valiliğince yaptırılmıştır.Harita  resmi verilerde yer alan bilgilere göre düzenlenmiştir. Bu iki harita Niğde için önemli bir boşluğu doldurmuştur.

Niğde iline gelecek kişi Niğde il Kültür ve Turizm Müdürlüğüne uğrak vererek iki haritayı yanına alıp gezisine başlamasında büyük yarar vardır.

 

 

 

 

 

ÇALIŞMALAR

ÖMER FETHİ GÜRER

 

Niğde İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü  2008 yılında tanıtıma yönelik vali Sebattin Öztürk’ünde desteği ile bir dizi çalışma yaparak yayınladı. Buçalışmalarda Niğde ile ilgili farklı ve ayrıntılı detaylar yer alıyor.Üç kitap yanında iki harita iki broşür ve iki Cd çalışmayı kapsamlı kılan yayınlar oldu. Bu konuda düşüncelerimizi yazacağız. Bu kere bu çalışmayı yapan başta İl Kültür ve Türizm Müdürü  Mehmet Öncel  Koç ile diğer emek verenlere Niğdeli bir yurttaş olarak teşekkür ediyorum.Yazılarımızı izlyen bilir. Niğde ili genelinde   tarih doğa turizm ile ilgili yüzlerce yazı yazdık.O yazılarımızda Niğde tanıtımı amaç ve çabamız oldu. Niğde birkaç yeri hariç adım adım denecek kadar gezdim. Niğde her gittiğimde farklı ve ayrı bir detay ile tanıştığım bir dokuya sahip. Bir konuda bir çalışma olduğunda bir süre sonra yeni çalışma gerekli olacak kadar yeniden bilgiye erilen bir durumuda var. O nedenle her yıl belli çalışmaların yapılması ve yenilenmesinde yarar var. Keza Niğde için çıkan çalışamalarda dünden olandan farklı bazı yeni görünümler yer alıyor.  Bu gibi çaba ve çalışmalarda geniş bir uğraşta gerektiği mutlak o nedenle emek veren çaba  harcayanları kutlamak gerekiyor.

Niğde ile ilgili ilk yayında  Mehmet Öncel Koç,Emin Kılıç, İsmail Tecimer, Yrd.Doç. Dr Cengiz Kayacılar adı yer alıyor Fotoğraflar ise  Atilla Alp Bölükbaşı ve Cengiz Kayacılar imzasını taşıyor. Metin düzeltmeler Emel Taşçı tarafından yapılmış, 10 bin yıllık Hatıra Niğde kitabında Mehmet Öncel Koç, Cengiz Kayacılar, Fazlı Açıkgöz, Emin Kılıç, İsmail Tecimer,  M. Haris Peker, Ebru Kavaklı  ve fotoğraflar  İsmail Küçük, Cengiz Kayacılar, Niğde Müzesi arşivinden alınmış.Fotoğraflarla ilgili Niğde kitabında Mehmet Öncel Koç, Dursun Şimşek, Emin Ayiş, Nedim Urcan,İsmail Tecimer,Emin Kılıç yayına hazırlayanlar olarak yazılmış.  Grafik tasarım Kadir Doğan, fotoğraflarda  Dursun Şimşek, Emin Ayiş, Nedim Urcan, H.Ali Dönmez, Oğuz Ecemiş  tarafından çekilmiş. Üç çalışma beğeni ile baktım. Ayrıca iki Niğde Haritasıda yapılmış. Ayrıca bu konularda yazacaklarım olacak ama Niğde adına bu tür çaba ve çalışmaları doğru buluyorum.

Yapılmış bir çalışma çok güzel bir emek ürünü olarak Niğdemiz için kazançtır.

Doğal olarak benim gibi Niğde adım adım sayılacak gezmiş biri için  neden yok dediğim yerler vardır.   Ama bu eksikler zaman içinde mutlaka giderlecektir. Umudundayım. Yapılan her çalışma faydalıdır. Her ne kadar bu çalışmalarda olması gerekenlerde  bulunsa da hiç yoktan iyidir.

Yapıla yapıla en güzel olanı mutlaka ortaya çıkacaktır. Niğde bilinmeyen yer sayısı çok sınırlı kalmıştır.Gün gelecek bu bilinmeyenlerde  keşif edilecektir. Her çalışmadan sonra yeni bir çalışma beklentiside olur. İyi ve güzel yapılan girişimler umudumuzu artırır. Bu bağlamda İlk Kültür ve Turizm Müdürü Mehmet Öncel Koç çabalarını olumlu buluyorum.

Yaz aylarında Çukurkuyu Yer Han ve Balcı  Kestane ağacını ve iftiyanı resimlemeye beraber gitmiştik. Heyecanla gördüklerini  değerlendiriyordu.İftiyan bölgesinde de çekimlerinden  kitapta yer vermemiş ama o bölgede gördüklerinden çok etkilenmişti.

Niğde için dünde çalışmalarda bulunanları hiç unutmadık. Bu gibi eselerin oluşumu için emek verenlerin  olması Niğde adına şanstır.  Niğde Kitabımı ilk bölümü yazdım Eğer bir sponsor bulur bastırabilirsem Niğde Cumhuriyet döneminde belki de gidilip görülüp yazılan en kapsamlı çalışma olacaktır. Tek başıma bu çaba ve uğraşı verirken Niğde tüm detayları ile de tanıdığım için  eksik olanı görüyorum ama esas eksik olan Niğde için bugune kadar seksenbeş yılda seksenbeş kitabın dahi çıkmamış olmasıdır. Yeni yeni Üniversite ile başlayan bir kıbırdanma vardır. Bunun diğer kurumlarca desteklenmesi lazım. Bugune kadar  yapılanlar emek verilenler olmuştur. Niğde Yıllıkları ile Şahenklerin bastırdığı Niğde çalışmaları  yakın dönem için yararlı yayınlardır. Keza Cumhuriyet döneminde   Niğde tarihi içeren kitaplarda yapılmıştır ama dediğim gibi halende Niğde tüm detayları ile tanıtım sürecine erememiştir. Olumlu gidiş ve çabalar bunun  her keresinde bir eksiğini tamamlamak şeklinde devam etmektedir.

 

Niğde İl Kültür ve Truizm Müdürlüğü çaba ve çalışmalarından dolayı kutluyorum ve devamının Niğde adına faydasına inandığımı belirtmek istiyorum.

 

 

 

 

HATIRA

ÖMER FETHİ GÜRER

Niğde  valiliği tarafından  Niğde ile ilgili “ 10 bin yıllık Hatıra” adı ile yayınlanan kitap Niğdemizde farklı yerlerin anlatımı yapılıyor. Kitap Niğde tarihçesi, Niğde Müzesi, Niğde Kalesi, Gümüşler Ören Yeri, Köşk Höyük, Ak Medrese,Sarıhan, Sokullu Mehmet Paşa Bedesteni, Ulukışla Öküz Mehmet Paşa Külliyesi, Camiler, Türbeler, Hamamlar, Niğde Evleri, Kiliseler özet olarak  kitapta anlatılıyor.

Kitapta Niğde ile ilgili bir harita yanında Aladağlar, Bolkarlar,Doğal Güzelliklere de yer veriliyor.  İngilizce-Türkçe boyutu düzeni ile Niğde için ihtiyaç olan bir çalışma gerçekleştirilmiştir. Emek veren, çaba gösteren, resimleri çeken ve yayınlanmasını sağlayanlara  bir Niğdeli olarak teşekkür ediyorum ama birkaç nokta var ki onları da yararlı olacağını düşündüğüm için belirtmek istiyorum.Çünkü bu çalışma bir ekip işi, tek başına bir kişi yapmış olsa bazı eksikler olağan görülebilir ama  Niğde için doğru ve yararlı bu çalışmada saptadığım bazı eksiklikler var.Örneğin  “10 bin yıllık Hatıra” kitabında  12 sayfada Niğde Müzesi resmi var ki benim gibi çok kere müzeyi gören biri için dahi “burası neresi?” denecek  kadar anlaşılmaz bir  resim kitapta yer verilmiştir. Keza  41 sayfada yüksekten camii görünümü de oldukça koyu bir çalışma olmuş.Dijital ortamda resimler konusunda daha titiz seçimler yapılabilirdi.. Onun dışında kitapta yer alan bilgiler  Niğde tanıtımında gerekli olan bilgilerdir. Niğde Tarihi konularda özellikleri detayları ile çok kere yazdık. Bu kere  kitapta yer alan Niğde mesire ve gezi alanları olarak belirtilen yerleri bir kez daha anımsatalım. Çünkü bu konuda diyeceğimizde var. Kitapta deniliyor ki Niğde gezi ve mesire alanları:

Kayardı Bağları, Tepe Bağları,  Fertek Bağları, Bahçeli Kasabası Köşk Mesire yeri,  Gebere  Barajı Mesire  alanı, Gümüşler Manstırı, Keten Çimen Mesire  Alanı, Demirkazık Bölgesi Mesire alanı ve yayla turizmi Hasandağ Ulukışla yaylası, Yeşilyurt Yaylası, Emli Vadisi, Meydan Yaylası.

Niğde için  Bor,Çamardı Bağları nedense burada anılmamış, Keza Bor Üstün Park, Pınarbaşı  gibi yerlerden söz edilmiyor ama kitapta en dikkatimi çeken bu yerlerin daha önce yazılmış yayınlardan aynen alınıp güncel durumlarına gidip bakılmamış. Gelecek çalışamalarda mutlaka son haline bakarak durumunu Eğer bakılsa idi Niğde beş km ötedeki Mandilmonos adıyla bilinen Fertek mesire yeri çevresi düzenlenli ve  park olduğu bilgisi yer almazdı.Çünkü Ağustos ayında  ben Mandilmonos’a gittim. Gittiğime pişman oldum.Gördüklerime çok üzüldüm. Bu yerde yer alan park harap edilmişti. Çevre tanımaz halde idi. Birkaç şarapçı su başına oturmuştu. Etraf rezalet  pislik içinde idi. Birkaç ağaç yakılmış tarihi alan gezilmeyecek görülmeyecek şekilde düzensizdi.Ailemi alıp gitmiştim. Kapısı klübesi yıkık kırık görünce “siz bekleyin bakıp geleyi”dedim .Gördüklerime inanamadım.Oysa bir yıl öncesi düzenli bir yerdi. Kitap  bilgilerinde güncelleme yapılmadığı için o  bu bölgelerin son hali  değil eski hali yazılmış. Hançerli su başı kitapta yok ama yine Fertek Mandilmonosa göre biraz iyi durumda idi.

Keza Kayardı Bağları ve Tepe Bağları bu kitapta  gezi ve mesire yeri olarak anılıyordu ama aileniz ile gidip orada piknik yapacak bir alan yoktu.Bu bölgede kişilere ait bağa bahçeler vardı. Çünkü bölgede bulunan çimenlik alanlar artık atıklardan yararlanılamaycak boyutta idi.Oysa Ömerler Çayırı bulunduğu bir alanda  ya da bu bölgeye bakan yamaçlarda halkın yararlanacağı en azından bir gözleme yapılan alan yaratılmadan bu bölgelerin yalnız gezi alanı olabilirdi. Ayrıca yol levhaları çıkmaz sokak araç girebilir gibi olması gereken tabelalar bu bölgelerde  hali hazırda olmadığı için yabancı biri bu alanda yolunu bulmada sıkıntısı da olabilir. Esasen Niğde için birkaç paytonla Kayardı turları yaz aylarında düzenlense  birkaç kişi bu işten ekmek yer diye düşünüyorum.

Kitapta bu küçük ayrıntılarıda yazalım ki daha mükemmeli bulunması için çaba harcanmış olsun.Dedik ya Kitap doğru ve yerinde bir çalışma idi ama  teferruatlara kadar her ayrıntı titizlikle ele alaınmasının  Niğde gibi gelecekte turizmden pay alamayı düşünen yerlerde önemi vardır.Niğde için yararlı bir çaba çalışma . Eksikleri süreç içinde tamamlanması olası olduğu için anımsatmakta yarar gördüm.

 

 

 

RESİMLER

ÖMER FETHİ GÜRER

Niğde  Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Fotoğraflarla Niğde kitabınıda bu yıl yayınlayarak Niğde için doğru bir çalışma yaptı. Bir yılda üç kitap oldukça yararlı oldu. Kitap kısa bir tarihçe ve valimiz önsözü sonrası resimlerle dolu. Niğde farklı görüntüleri kitapta yer alıyor. Niğde Gece Manzarası, Hükümet Meydanı, İstasyonda Kış,  Niğde Müzesi, Alaaddin Cami, Taşlı Kapı, Sungurbey Cami, Sungur Bey Cami Kapısı,Kığılı Cami, Rahmaniye Cami, Paşa Cami, Sarısaltuk Türbesi, Hüdavent Hatun Türbesi,Dörtayak Türbesi Ve Cami, Ahmet Kuddusi Türbesi Ulukışla Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı,  Bedesten, Çukurkuyu Yerhan, Niğde Kalesi, Saat Kulesi, Gece Kale, Akmedrese, Bor Eski Hamam, Yeşilburç Hamam, Anabalis Hellena Kilisesi, Gümüşler Manastırı, Eski Köy Kilise,Yeşilburç Kilise, Niğde Merkez Rum Kilisesi, Hamamlı Kilise, Dikilitaş Kilise,Roma Köşk Havuzu, Tyana Su Kemerleri, Niğde Anadolu Lisesi Olarak Kullanılan Tarihi Bina, Niğde Öğretmen Evi Olarak Kullanılan Bina, Eski Niğde Evleri, Bilginler Konağı, Üniversite Onardığı Konak, Cullaz Evleri, 168 Metrekarelik Niğde Dokunan Halı,  Çancı,  Palan Yapımı,Doğal Güzellikler Dağlar,Maden Boğazında Karagöl, Yedigöller, Misli Ovasında Patates Üretim Alanları,Bolkarlar,İçmeli, Burç Kasabası, Melendiz Dağ Kardelenler, Emli Vadisi Martı Mahallesi, Elma Bahçeleri, Kayısı ,Kiraz, Üzüm Bahçeleri,  Beş Asırlık Balcı Kestane Ağacı, Niğde Üniversitesi, Kapısı, Halk Oyunları İle Niğdeli Öğrenciler,19 Mayıstan Görüntü, Aladağlar Ve Bolkarlarda  Dağcılık Ve Kış Sporlarından Resimler, Akkaya Barajı, Flamingolar, Medetsiz Zirvesi, Bolkar Lalesi görüntüleri ile kitapta derlenmişti. Niğde için bu gibi çabaların çalışmaların devamı dileğimizdi.

Niğdemizin özellikli bazı yerlerinin yer aldığı resimlerle Niğde anlatılan bu çalışmada Niğde’de ilk kez benim gündeme taşıdığım ve yazdığım Balcı Kestane ağacı,Çukurkuyu Yer Han, Yeşilburç Hamam  gibi yerlerin resimleri ilk kez bir valilik yayınlarında yer almakta idi.

Niğde tanıtımını önemsenmesi  ve bu anlamda çalışmalarda bulunulması umut vericidir.Bunun devamı geleceğini düşünüyoruz.Valiliğin geçmiş yıllarda da benzer çalışmaları da olmuştur ama o çalışmalar araştırmacıların dışında çok az kişiye ermiştir. Bu kere yapılan çalışmalar Niğde içinde de dağıtımı belli yerlere yapılmalıdır.

Valimiz Niğde tarihi dokunun önemli merkezlerini yerinde görerek onlarında öne çıkması adına bir uğraş  vermektedir. Niğde Kalesi ,Bilginler Konağı gibi yerlerin düzen bulması adına önemli çabalarda bulunmaktadır. Cullaz Sokağı içinde mutlaka iyileştirme projesinin yaşama geçeceğini bize de söylemişti.

Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı, Bedesten gibi yerlerinde bir an önce gereken düzeni bulması ile bu alanda yeni gezi noktaları da doğmuş olacaktır.

Valimiz Kültür evi düşüncesi de Niğde ve Bor’da kısa dönemde devreye alınacağı umudumuzda devam etmektedir. Niğde Kadıoğlu Konağı bu bağlamda önemli bir yapıdır. Onarımı ile düzenlenerek Abdullah Yasa evi ile birlikte kültür evi olarak kılınması için onlarca yazımız oldu. Bu vesile ile anımsatmış olalım.

Kısacası valimiz Niğde tanıtımı ve değerleri ile ilgili göreve gelişinin ilk yılında ciddi ve doğru çalışmalarda bulunmuştur. 2009 yılında valiliğinin Niğde ikinci yılında umudumuz odur ki bu çaba ve çalışmalarının Niğde için yansımaları olmasıdır.

Niğde anlatan kitapların yenilenmesi ile bu anlamda önemli yayınlar  Niğde için iletişim olan her yerde sergilenmelidir.

Niğde Cdleri otellerde, okullarda gösterilmelidir. Kitapların tüm sanayi kurumlarında, okullarda , otellerde,önemli iş merkezlerinde olması sağlanmalıdır.

Diyeceksiniz ki bu  kitapta  daha olması gereken yerler varmıdır.Evet vardır. Bazı bölgeler eksiktir ama  bu bir yerde olması gereken bir çalışmadır.

 

 


Aladağ Ciniviz Kalesi



Ömer Fethi GÜRER

 

 

Ömer Fethi GÜRERNiğde ilinde yeni bir keşif gezisine doğru yola çıktık.

Bademdere Belediye Başkanı Zekayi Turasan'ın sağladığı bir jip ile önceki dönem Belediye Başkan Cengiz Ecemiş ve Milli Park Koruması İsmail Kayhan ile kaleye doğru yola koyulduk.

Önce Yörük çadırları karşımıza geldi. Kozan'dan Aladağlar'a gelen son Yörüklerdi bunlar. Sekiz büyük kıl çadır saydım. Geleneksel göçerliğe devam ediyorlardı. Onlardan uzaklaşmıştık ki bu kere yol üzerinde bir kafileyle karşılaştık.

Yaş ortalaması altmışa merdiven dayamış bir Alman turist kafilesi, Aladağlar'ın içlerinden yürüyerek tur atıyordu. Aladağlar için harika diyen kafile Nevşehir'e gelmiş oradan Aladağları turlayarak geri Nevşehir'e dönüyordu.

Niğde Tyana, Gümüşler gibi önemli merkezleri; Kale, Alaeddin Camisi, Müze gibi kent merkezindeki yerleri görmeden, hatta yol üzerinde, bir kilometre içeride Kavlaktepe yeraltı şehrini, Değirmenli mağaralarını merak etmeden geçip gitmelerinin bir tek izahı vardı. Niğde bu yerlerin varlığından gerektiği kadar tanıtım ile haberdar edememişti.

Biz yolumuza devam ettik.

Göreceğimiz kale Çamardı ilçemizin Bademdere kasabasının sınırları içinde, Aladağlar'ın eteklerinde Helenistik döneme ait bir kale idi. Büyük İskender'in resimlerinin yer aldığı paraların ele geçirildiği anlatılan kalede saklı bir hazinenin var olduğu söylentisi yayılmıştı.

Kale çok sarp bir yerde yapılmıştı. Yanındaki alan çok dar ve uzun idi. Önce jip ile zirvenin eteklerine erdik. Sonrasına araç gidemediği için jipten inerek tırmanışa geçtik. Bülbül sesleri arasında çam ağaçları altında kuşlar ayak seslerimiz nedeniyle havalanıyordu. Bir saatrten fazla tırmandık. Arada mola verip su içtik. Bir ara artık tamam diyecek kadar yorulup terledim ama bırakmadım. Sonunda kuş yuvası gibi zirvedeki kaleye vardık.

Halkın Gavur Kalesi olarak adlandırdığı kalenin burçlarından bir küçük kısım ayakta kalmıştı. Kalenin içinde on iki adet olduğu söylenen beşik tonoz ile örtülü odalardan ikisinin kalıntıları görülüyordu. Uçurumun kenarındaki yapılar da yıkılmıştı. Gözetleme noktasına çıktığımda açıkçası aklım dondu.

Anlaşılan bizden bir gün önce hilti ve jeneratörle açılmış, dinamit için hazırlanmış delikler bu alanda vardı. Akıl alacak gibi değildi. Niğde kitabında kaleyi yazacağım ama kitap çıktığında toptan yok edilmiş olması da olası. Kalenin her yeri tahrip edilmişti.

Kale karşı yamaçta maden işlenen alanlar ve çevrede kelerler görülmekteydi. Kalenin içinde birden fazla uygarlığın izleri bulunmakta idi. Bir bölümde kayalar oyularak muhtemelen taptıkları, tanrı tasvirleri olan bir alanda, kayalarda yapılmış sekiler mevcut. Kalenin ayakta kalan burçları kesme taştan, arası ise moloz taş dolgu olarak yapılmıştı.

Ordu Başı olarak belirtilen bir yer ile At Koruma Alanı olarak tanımlanan iki ayrı alan da dikkate değer yerlerdi. Kalede para, çamak, çömlek, kız heykeli, kama ve bıçak gibi kalıntıların bulunduğu anlatılıyordu.

Kaleye çıkarkenki zorluktan olacak, İsmail Kayhan bir kestirmenin var oluğunu söyledi. Ben de peşine takıldım. Cengiz başkan ile Niğde Tv Kameraman Murat ve ekip şöferi bu dik bir yamaçtan inmek istemedi. Geldikleri yöne dönüler ben ise inmeye karar verdim. Yaklaşık iki yüz metre dağcılar gibi çok küçük hatada uçuruma yuvarlanma riski ile inişe geçtim.

Zorlak denilen alandan Zindan Deresi çok zor koşulları aşarak indik. Gazetecilik yaşamımda çok ilginç anlarım oldu ama bu iniş kolay kolay unutamayacağım zorlukta idi. Sigara içmemenin yararını bir kez daha gördüm. Benim kilomda benim yaşımda bir kişi daha aynı yerden inebilirmi? Bilmem. Dileyen denesin.

Muhteşem doğa,muhteşem hava ama bir o kadar zor inişi seçtim. Keşke çıktığım yerden inse idim demedim çünkü yaşamaya değer güzellikti.

Dağ çiçekleri, ada çayı bitkileri arasında muhteşem bir vadiden yürüyerek jipin yanına erdiğimde Aladağlar'ın görkemi gözlerimin önünden akmaya devam ediyordu.

 

* Mersin - Taşucu yöresine dikkat!
* Niğde'de dikkati çeken noktalar
* Turizm Bakanı'na çağrı: Katliam var!
* Fertek Çamlık Resturant'ta Testi Kebabı
* Yenilenen Niğde Kalesi turizme kazandırıldı
* Yüz sekiz yabancı turist!
* Unutmayacağız Valim
* Valimizin kültür evi düşüncesi
* Kapadokya Yaşam ve Gezi Rehberi 2008
* Antik mezarlar ve Tepeköy
* Hamam ve Turizm
* Niğde'de doğa turizmi: Yaban hayatı ve milli park
* Yaban Hayatı ve Milli Park
* Anadolu'da İlk Ticaret ve Turizmde Niğde
* Kış turizmi cenneti Niğde
* Bilginler Konağı ve yapılanlar
* Niğde Valisi'nden davet var
* Niğde Kalesi
*Çiftehan Hamam-Kaplıca
* Aladağlar

 

ŞÜCADDİN TÜRBESİ

 

ÖMER FETHİ GÜRER

 

İlginç bir dönem yaşıyoruz. Şekerpınar tesislerine cami yaptıracak kadar dindar görünüyoruz.Sonra camiden  halı,ayakkabı çalacak kadar gözümüz kararanlarla aynı  havayı soluyoruz.

Kimi türbeleri önemli kılıp onları  bakıp düzenleyenler ve   dualar edenler var.,Kimi türbeler ise bakımsızlıktan harap halde,üstelik Allahtan korkmadan mezarı açıp  altın varmı diye yağmalayanlar var.

Diriye saygı kalmadı, Ölü soyucuların sayıda giderek artıyor. Tarihi alanlarda mezarlar talan ediliyor. Karatlı Kasabasında, Tepeköy’de  alenen tarihi mezar alanlarının yağmalandığını gidi gördüm.

Sonuçta insanın mezarı parçalanandı. Ancak İslam mezarlarına  kadar işin  gideceğini düşünmemiştim.

Son  olarak   Ulukışla Beyağıl Köyü’nde iki ayrı yerde türbe diye bilinen yerler vardır. Şüçaaddin Türbesi sorduk. Gençler ilk kez duyduk dediler.O sırada ikiyaşlı bayan geldi. Onların tarifi ile türbe yerini öğrendik. Adana-Ankara Asfaltı  üzerinde  Ulukışla ilçesine yaklaşık 12 km uzaklıkta idi. Gösterilen yer yığma taştan dikdörtgen ,oldukça harap bir yapıdır. Türbe yolu yoktur, ancak ana yola yüz metre ötededir. Araç ile  patika  yoldan ermeye çalıştık. Küçük bir pencere aralığı bulunan türbe eski askeri  bölgenin yanında idi.   Türbede kitabe yoktur.  Türbeyi görünce açıkcası gerçekten bu tarihin önemli ismi Sücaddin Türbesi bumu diye düşündük.Ancak köyde yaşayanlar ısrarla bu yapının  Sücaddin Türbesi olduğunu söylediler.

Esasen  Sücaaddin , Ulukışla İlçesi ilk kurulduğu  yerinde adı idi.   Şücaaddin, Mısırlı İbrahim Paşa Kumandanlarından olduğu ve  Anadolu düzenlenen akınlarda   burada yerleştiği  bilinmektedir. Mezarın bulunduğu alan define avcılarında delik deşik edilmiştir. Köylü kadınlar türbede kaçak kazı yapanların sonradan çarpıldığı yönünde rivayetler anlatmıştır.

Diğer mezar  tepe   Niğde dönüş yolu tepede haraptır.

Ulukışla 1279 H yılına kadar Şücaaddin adı ile Bor’a bağlı nahiye olup merkezi Beyağıl idi. Bu tarihte ilçe olan Ulukışla,  1887’de Hamidiye adını aldı ve  o zaman adı Bulgar Dağı olan, Bolkar  Dağı Maden Köyü merkez sayıldı. Ulukışla adı Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı yapılması ve bu bölgede yerleşmelerin olması ile başladı. 1919’da ilçe merkezi Ulukışla oldu.

Bu iki türbe   yapıların bakımsızlığı yanında tarihsel süreci ile ilgili de yeterli bilgi yoktu. Gerçekten bu türbe sücaddin türbesi ise bu ecdata büyük saygısızlıktır.

Ulukışla ilk merkezi olan alanda yer alan bu türbe  bir tarihi sürecin başlangıcıdır.

 

Ulukışla Kaymakamlığı ve Ulukışla Müftülüğünün bu türbe ile ilgili düzenleme  ve bakım için ilgi  göstereceğini düşünüyoru. Konuyla ilgili basına açıklama yaparlarsa bizde bu konuda  neler olduğundan haberdar oluruz.

Niğde farklı yerlerde çok sayıda türbe var. Bu türbelerin bazıları düzenli ve    sonradan yapıldı. Ulukışla’da Şeyh Ömerli Köyünde  türbede bakımlı idi.  Niğde,Bor,Altunhisar ilçesinde  onarılan türbeler oldu.

Türbe  bir yerde  dünde önemli komutan,şair, yazar, bilim adamı, vali, kahramanlar için yapılmış kapalı mezar alanlarıdır. Selçuklulardan gelen bu gelenek  yine selçuklularda görkemli örnekleri vardır.

Tarihe ve ecdata saygı gereği türbeler onarılıp tahrip edilmesi engellenmeldir.

 

 

 

 

 

 

TARİHİ YAPILARDA YAZILAR

ÖMER FETHİ GÜRER

 

Sabah  erken saatlerde Hüdavent Hatun Türbesi ile Gündoğdu Türbesi  bulunduğu alana gittim. Eserlerde  birkaç ayrıntıya bir kez daha bakmam gerektiği orada idim.

O güzelim eserlerin işlemelerine  ve türbe taşlarına bakarken Gündoğdu Türbesi’nde  duvarda koskocaman boya ile bir kalp yapılmış üzerinde Nuriye yazısı yer alıyordu.Tüylerim diken diken oldu.  Acaba hangi geri zekalı mezar duvarına sevgilisine aşk ilan etti diye düşünmeden edemedim.

O yazıyı oraya yazanda   zeka olmadığı kesin ama eğitim aldığı da belli ki  duvara boya ile yazı yazacak kadar  yeteneği var. Şiddete karşıyım ama eğer o anda orada olsam görsem kendimi nasıl frenlerdim  bilemiyorum. Eşek desem eşeğe hakaret olur.Aşkını   yazacak yer bula bula  bir türbeyi,bir tarihi eseri ama sonuçta bir mezar duvarı bulan  kafa  nasıl aşık oluyor onuda çözemedim.

O bakış ile gezerken baktım ki Niğde rastgele çok yere  farklı aşk yazıları yazılmış,Otubus durakaları,çeşmeler,tarihi eserler de filan filana aşık yazıları yer alıyor.

Bu devirde teknoloji bu kadar ileri iken  duvara isim yazarak aşk sunan gerzeklerin halende olması  demekki   ne kadar değişim olsa da genetik bozuklukların sürdüğünü gösteriyor.

Bu durumun sorumlusu  varmı yokmu demeyi gerekli görmüyorum çünkü devir o hale geldi ki kime neyi nasıl anlatacağınız bilemiyorsunuz.Her kişi savunacağı kendini haklı göreceği çok neden hemen sıralıyor. Bu nedenle  ailemi, mahallemi, okulmu bu süreçleri düzeltecek onu  tespitte zorlanıyorum.

Görsellik içinde televizyon,basın,cep telefonu her alanda en etkili noktaya erdi. Belki bu konuları televizyonlarda eğitici konumda taşımak lazım ama gençler özellikle Amerikan flimlerinde rastgele yerde duvar yazısını görünce kim bilir o işin doğallığına kaptırıp kendileri benzer  boyalarla akıllarına gelen yerde yazılar döktürüyor.

Geçmişte   yol boyu, tuvalet kapısı arkaları  hatıra dafteri gibi idi. Kim kime ne yapmış yazardı. Adam sanki helaya gitmezde oturu yazı yazar gibi döşenirdi. Sonraları kapılar değişti. Ahşap kapı azaldıkça meramını yazanda azaldı.

Biz öğrenci ikende vatanı kurtarmaya çıkanların duvar yazıları her yerde idi. Sınır tanımaz dağa taşa yazılar yazılırdı.Ama o yıllarda türbe ve mezar gibi yerlerde duvarlarda yazı ben çok anımsamıyorum  günümüzde ise  daha çok  tarihi mekanlara saldırı var.

Misli kilise duvarlarında fresklerin üzerinde aşkını sunan geri zekallılar vardı. O durumu görünce üzülmüştüm ama  Niğde merkezde  göz öününde Gündoğdu türbesinin duvarına kadar bu iş taşınack açıkcası aklıma gelmemişti.

Şimdi genç kızlar düne göre daha özgür. En azından kim kime arkadaş olacak onu belireme şansı var. Kızlar bu konuda  titiz ve dikatli olmalı.Örneğin Gündoğdu Türbasine adı yazılı Nuriye her kim ise kendisine bu sunumu yapanı kısa  yoldan dehlemeli,çünkü nereye yazacağını bilemeyen zeka nerede ne yapacak onu da bilemez. Onun için kızlar adlarını her yere yazan gerzeklere bu konuda tepki vermeli. Cami duvarında,mezar duvarında çeşme duvarında adı olanlar bu bir aşk sunumu değil  bir  beyinsizin  nerede ne yapılacağını bilmediğinin sunumu olduğunu bilmeldir.

Her elde cep telefonu var.Yazacaksa oradan mesaj atıyor. Türbe gibi kutsal bir yerin duvarına yazı yazmak   düşünen akıl işi değildir.

 

 

 

 

 

BİRAZ SAYGI LÜTFEN

ÖMER FETHİ GÜRER

Niğde ve Bor’da zamanım olunca mezar yerlerine giderim. O yerlerde dünde yaşamış olanları anar ziyaret ederim.

Niğde ve Bor’da mezar yerleri geçmişte şehrin dışında idi yaşanan gelişme ile artık mezar yerleri şehir içinde kaldı.

Bundan kırk yıl önce biz çocuk iken mezar yerleri müşthiş saygı gösterilirdi. Mezarlığa girildiğinde konuşmalar biter sesszilik içinde mezar alanında ziyaret yapılırdı.

Mezar yerlerinden gelip geçen dua okur ve mutlak araçlarda teyip radyo kapatılırdı.O nedenle mezar bölgesine gelmeden araçta sessizlik başlardı.

Yıllar aktı geçti kent dokusu gelişti. Bor’da babam Lütfi Gürer mezarına   bu yazda sık gittim.Mezarda çam badem ağaçlarını,çiçekleri suladım. Diğer tanıdıklara uğradım. Oturdum dua ediyorum düğün konvoyu geçiyor sonuna kadar çalgı sesi açılmış. Mezardan geçildiğinin farkında değiller.Yadırgadım ama düşündüm İstanbul’da  şehir içinde mezar yerleri var kimse radyosunu kapatmıyor demek ki o kültür giderek yayılmış dedim.Çünkü nufus artınca her kişi kendi mezar alanı dışında artık mezarları olağan görüyor.Aile mezarı varsa orada sessiz kalıyor.

Bir  tek ezan okunurken müzik susuyor. Bu durum gelecekte nasıl olur bilemem ama mezarlarda kent içlerinde kalınca olağanlaştı. Adam evi mezar yanında balkona çıkıyor mezara karşı müzik dinlemem diyecek hali yok, yada mezara bizim ev bakıyor eğlenemem diyecek halide yok.Belki mezar yerleri onun içinde şehir dışında idi. Kimbilir.

Sonuçta vatandaş yaşam aktığı için olağan gününü yaşıyor. Yoldan geçen konvoy müziği susmuyor mezara iki adım ötede ev düğünü var.Müzik sesi mezara yayıllıyor.

Yaşamda değişenler içinde mezara saygı anlayışı da dünde kalmaya başlamış.Bunu mezara  sık giden daha iyi görüyor.

Esasen camilerde  özellikle Cuma hutbelerinde mezarlar saygı gösterilmesi, temiz tutulması, müzik sesi kesilmesii mezar ziyaret adabı gibi konuların sık sık anlatılması gerekir diye düşünüyorum.

Keza mezara tarihi yerlere yazı yazılmaması korunamsı bakılması ve temiz kılınmasıda bu cümleden anlatılmasıgerekendir.

Niğde  bazı özellikle konulardan biri saygı ve sevgidir. Ölsüne dirisine saygısı kalmayanın kendisine saygıda kalmaz.

Bunun için  bazı gelenek göreneklerimiz adetlerimizi sahiplenmeli korumalıyız. Mezar yerlerine en azından KARAYOLLARI YADA BELEDİYE tarafından  korna çalınmaması,müzik yayını kesilmesi gösteren tabelalar dikilmeldir.

Bu anlamda topluma eğitici bilgi aktarmak görevi tüm kurumlarında işi olmalıdır. Çevre düzeni temizliği yanında davranış kültürü çok önemldir.

Düne göre daha çok olanağımız var ama düne göre büyük küçük saygı sevgi yanında ölüye saygıda kimi alanlarda gerilemey başladık. En azından  bir kıs an radyo kapatmayı,müziği sustrumayı unutmayacak kadar duyarlı olamlıyız.

 

 

DÖNMELER-TECAVÜZLER

ÖMER FETHİ GÜRER

Osmanlı arşiv belgelerinde yer alan bilgilerde  günümüzde çok şaşırıp ne oluyor bu memlekete dediğimiz konuların esasen yaşanageldiğini görüyoruz. Hırsızlıklar,tecavüzler, kaçırmalar, dönmeler Osmanlı arşiv belgelerinde yer buluyor. Çoğunu okudum .Kimi isimleri  bugün aile devam ettiği için gündeme getirmedim. Niğde valiliği Osmanlı arşiv belgeleri ile ilgili bir çalışma yapacağı duyruldu. O çalışmada bu detaylar yer alacakmı bilmiyorum ama tarih yazılacaksa o zaman şu iyi bu kötü diye ayırmak olmaz. Niğde ile ilgili olan her şey gün ışığına çıkması gerekir. Ama ben genelde bu tür dün araştırmasında ne var ne yok ortaya dökülmesine karşıyım. Buna rağmen bazı konularında sanki ilk kez oluyor gibi abartılmasını yanlış buluyorum.

Bu bizim tarihimizde değil her ülke tarihinde olmuş olaylar. Esasen ben kendimi Osmanlı’dan çok Selçuklu’ya yakın bulurum. Bir yerde bölgede Selçuklular, Karamanlılar  daha etkin ve egemen olmuş. O nedenle Selçuklu döneminin Niğdesi beni daha çok çeker ve tarihi belgelerde o dönem daha çok ilgilenirim.

Osmanlı dönemi Niğde göç aldığı farklı yerleşmelerin arttığı dönemdir. Bu nedenle Niğde önemli değişimi Osmanlı döneminde nufüs hareketleri ile yaşamıştır.

İşte Osmanlı arşiv belgelerinde yer alan ilginç detaylardan örnekler

Tarih: 25/Ra/1306 (Hicrî)

Dosya No:1569Gömlek No:60Fon Kodu: DH.MKT.

Fatıma isimli bir kızı dağa kaldıran Nevşehir Redif Yüzbaşısı Kadri Efendi ile cebren fi'l-i livata meselesinden kürek cezasına mahkum olan Niğde Redif çavuşlarından Raşid ve Arif hakkında kanunî muamele yapılması.

Tarih: 23/Ş /1311 (Hicrî)Dosya No:211Gömlek No:53Fon Kodu: DH.MKT.

İslamiyeti seçen Rum milletinden Niğdeli İsmail'e Aydın tarafında gittiğinde yardımcı olunulması.

Tarih: 29/Za/1330 (Hicrî)Dosya No:90Gömlek No:8Fon Kodu: DH.İD..

Niğde'ye tabi Kentedala köyünden İspiro'nun zevcesi Anastasya'nın kaçırılarak cebren Müslüman edildiğine dair Anadolu Gazetesi'nde yayınlanan bir makalenin yalan olduğu, kızın kendi rızasıyla Müslüman olduğu.

Tarih: 21/Ra/1335 (Hicrî)Dosya No:12Gömlek No:26Fon Kodu: DH.EUM.KLU.

Balkan Harbi esnasında yüzkırk liralık posta paketini çaldığı için aranmakta olan Poliroz Posta ve Telgraf eski Müdürü Receb Lütfi'nin Aydın ve Niğde'de bulunmadığı.

Tarih: 25/Ş /1335 (Hicrî)Dosya No:33Gömlek No:23Fon Kodu: DH.EUM.ADL.

Kayseri'den Niğde'ye askeri kararla sürülmüş olan fahişelerin serbest bırakılmalarının muvafık olduğu.

Tarih: 08/C /1336 (Hicrî)Dosya No:16Gömlek No:6Fon Kodu: DH.EUM.ECB.

Yunan tebaasından olup Niğde'de ikamet etmekte olan Fesli oğlu Timo Leon ve biraderi Atanaş ile zevcelerinin Osmanlı tabiiyetine geçmeleri.

Tarih: 04/Ş /1339 (Hicrî)Dosya No:53Gömlek No:10Fon Kodu: DH.EUM.AYŞ.

Adana'dan, Niğde'ye giden iki Rum'u, Ulukışla ile Çiftehan arasında soyan Halil ve Ahmed Çavuşlar'ın, Çiftehan'daki İngiliz zabitinin idaresindeki müfreze ile yakalanamaması üzerine Osmanlı takib müfrezelerince ölü olarak ele geçirildikleri.

Benzer  yüzlerce belge var ama  daha fazlasına gerek  görmedim. Şimdilik bu kadar.

 

 

ASMAZDA YOK EDİLEN KALINTILAR

ÖMER  FETHİ GÜRER

30 yıldır Altunhisar Yeşilyurt Asmaz tarihi Eserlerin korunması için yazdık. Ne acı ki bu yıl korunmalı dediğimiz rahibeler evinin tamamı ile katledildiği gördüm. Geçen yıl İ kültür ve Turizm Müdürü Murat Süslü ile bu yere gittik. Kapısında aracımızı durdurup gösterdiğimizde Murat Süslü abi bu mağarlardan Niğde çok var dedi. Bende inip bir içine bak dedim. Arçatn indi içine girince birden  irkildi. Muhteşem bir yer hemen korunmaya alınmalı’ dedi. Yeşilyurt  belediyesine yazı yazıp kapın kapatılmasını isteneceğini söyledi. Çok önemli bir yer ile karşı karşıyayız diye konuştu. Bende bu yer 30 yıl önce yol açma çalışmların da açığa çıktığını anlattı.

Bu yer e 2008 yılında bu kere İl kültür ve turizm müdürü Mehmet Koç ile gittik. Müdür beyle içeri girdiğimizde dehşete düştüm daha geçen yıl var olan frseklerin tamamı kazınmış, yerler oyulmuş ve bu alan tam anlamı ile tüketilmişti. Ne kapısı ne bir önlem olmadığı için bu alan yok edilmişti.

Frsekleri ile ben gördüğümdeki o canlılık özellik katl edimişti. Yapılacak bir şey yoktu.Niğde için çok önemli bir tarihi dün artık silinmiş yok edilmişti. Çok üzgün ayrıldım. Aşağıda yer alan yer altı şehrine baktık. O bölgede yine define avcılarınca talan edilmişti.

Roma kilisesi ve çevresi de delik deşik edildiği daha önce görmüştüm.

Ihlara gibi özelliği ve önemi olan bu alanların yok edilmesi esasen Niğde gelecğeinden çalınan  maddi manevi gelirdi.

Ömer Fethi Gürer olarak ilk kez  1975 yılında haber olarak gündeme taşıdığım bölgeye yıllar sonra gittiğimde gördüklerim turizm için merkez olabilecek bölgede  her geçen gün yok ediliyordu.  Bölgeye  zaman zaman yabancılarda geliyordu. Kapadokya merkesi saydıkları alanda incelemeler yapıyorlardı. Belki o freskleri  detayı ile saptayn ve resimleyen  Fransız bir turistin rahibeler evinde   yaptığı incelemede Meryem ana freski,İsa ve havariler ilgili söylediği bir gün belgelerde gün ışığına çıkınca neler yok olduğu daha iyi anlaşılacaktır.

 

Niğde bölgesindeki en eski yapılardan sayılan Roma Kilisesi olarak tanımlanan yapının büyük ölçüde harap edilmesinin yanında ilk kez  1975 yılında açığa çıkan Rahibelerin evinin freskleri ise tamamına yakını kazınarak yok edilmesi bölge için önemli kayıptı.

Yeşilyurt Kasabası Bergama Krallığı  bölgesinde adına rastlanan  Antigu(Altunhisar) ilçesi ile  içiçe sayılacak mesafede yer alıyor. Doğasıda tarihi kadar görülmeye değer  Yeşilyurt(Asmaz) vadisi Ihlara Kasabasının görünümünü andıran zenginliğe sahip.. Kasabada  Vadiye bakan  çok sayıda kaya oyma mağara var. Bu kaya oyma mağaralardan biri  taş değirmeni. Taş değirmeninde ise  halen tarihi taş bir kenarda atılmış bulunuyor.

Helenistik dönemde askeri  ve yerleşim açısından önemli bir  bölge olan Hasan dağı’nın eteklerinde  bulunan tarihi kale ise yağmacılar oraya kadar ermişlerdi.

Yeşilyurt kasabasında Keşlik bölgesinde de yapılan kazılarda önemli bulgulara erilmişti.Roma ve Bizans dönemine ait yerleşim yeri olan  bölgede manastır ve kilise kalıntıları ,kaya oyma mağara evler  ile görkemli tarihi bir doku olmasına karşı  bölgeye sahip çıklamadı.

Yeşilyurt Kasabasında Vadi mağara oyma evlerin yanında yakın dönemlere kadar halkın hamam olarak kullandığı oyma yapı, taş değirmen yanında üst katlara çıkılan mağaraları ile vadiye bakan alanlar ile Roma Kilisesi ve oyma mağara  yapılar olsun yok olmadan kurtarılmalıdır.

 

YAYLACILAR

ÖMER FETHİ GÜRER

Son  birkaç yıldır Niğde bölgesi yeniden yaylacılar için çekim alanı olmaya başladı. Yaylacılar 1930’lu yıllarda Çukurova’dan  bölgeye gelmeye    başlamışlardı. Bir ara  bölge yerine  Toroslara önem verdiler.  Özellikle  Tekir bu anlamda büyük bir yayla merkezi oldu.

Son  yıllarda ise  Niğde özellikle Adanalı sayısında artış var .TOKİ benim oturduğum daire 16 kişiden iki aile hariç tamamı Ceyhanlı hemşehrilerimiz almışlar, yaz aylarında gelip kışın gidiyorlar.

Çamardı ve Ulukışla gittiğimde Adana Çukobirlik’ten tanıdığım Adanalı  hemşerilerimize rastladım.  Gördüğüm kadarı ile Niğde bu bağlamda yeniden ilgi buluyor.

Vahap Okay, ilk yazlığa  Adana’lı öğretmenler Matematikçi Muhittin Bey, Fransızcacı Hazım Bey, Hilmi Bey, Rasim Bey, İlkokul Müfettişleri Ali Rıza Bey, Mahmut Bey,gibi isimlerin öncü olduğunu  yazmıştı.

Son yıllarda her kesimden  yaylacının Niğde gelmesi Niğde için olumlu bir gelişmedir. Bu  süreci Niğde iyi algılamalı ve değerlendirmelidir. Bunun içinde Niğde esnafına da çok iş düşmektedir. Özellikle fiyatları Adana fiyatları üstünde olmamasına özellikle dikkat edilmesi şarttır.

 

1960 yılında yerel basında   yaylacılar şikayetleri anlatılır özetle derler ki ; Bilhassa sebzecileriniz Adana’lı,Bor’lu diye ikiye ayırıyor ve bize pahalı satmak istiyorlar.Mazeretleri de şu;biz Adana sebzesini ucuza mı yiyoruz?İnsaf edin Buraya gelen Adana’nın sebzelerimidir?.Toza toprağa biraz çare bulmak mümkün değilmidir.?Yayladan maksat dinlenmek,istirahat etmektir.Bununda başlıca vasıtası bol ve çeşitli eğlence yerleridir.Bölge bu yönden de çok fakirdir.Bu haklı isteklerin hepsinin birden yerine getirilmesi elbette mümkün değildir.Fakat Paraya pula bağlı olmayan yalnız bir  alaka isteyen bazıları var ki  belediye bunları yoluna koyabilir.’

 

1970 yılına kadarda yaylacılar azalsa da geldiler.  Adana’dan her hafta sonu yayla treni işlerdi. Cuma Bor’a geliş pazartesi Adana’ya dönüşte trende yer olmaz. Salkım saçan yolculuk yapılırdı.Adana’lılar bol para harcardı. Meyva, sebze, yumurta, süt, yoğurdu alırlardı . Ticaret canlanırdı. Eğlence artardı. Üstün Park yaylacılar ile şenlendirdi. her yaz düzenli gelen ailelerin kimi çocuklar da Bor’da doğardı.  . Halk bağlara göçmez olup ev kiralarının artması,fiyatların yükseltilmesi ve  siyasi olaylada eklenince gelenler azaldı.

Şimdilerde yeniden bir umut var, bu süreci iyi okumak ve yaylacıların istekleri önerilerini iyi anlamak dinlemek Niğde için çok yararlı olacaktır.

Yeni kuşak yaylacıların varlığı havası ile suyu ile Niğde keşfi demektir. Buna Niğde doğal ürünlerini eklendiğinde  Niğde için yaz ayları özellikle  bağ bahçe ile uğraşanlar ile esnaf için olumlu bir gelişme yaratabilir.

Bu kere olsun yaylacıların gelişinin değeri iyi anlaşılmalı ve özellikle onların beklediği iyi niyet sürekli olarak onlara sunulmalıdır.

Bu bağlamda  yerel ürünlerden diğer ihtiyaçlara kadar her alanda  daha çok kazanç yerine daha çok sürümden getiri düşünülmesininde büyük yararı vardır. Niğde hangi bölgesi bu anlamda daha özveri ile konuk ağırlarsa orada gelişmenin artacağı da mutlaktır.

 

 

--------------------

 

VALİMİZ BEKLİYORUZ

ÖMER FETHİ GÜRER

 

Niğde eski yapılarını her gezip gördüğümde içim yanar. Her mahallede tek tük kalsada  az sayılmayacak  tarihi eser sayılan ev ayaktadır. Bu evlerin kurtarılması gerekir. Sanayicilerimiz iş adamlarımız birer adet alsalar  onarsalar iş için Niğde gelenlerin konaklamasına sunsalar çok farklı bir güzellik doğar. Belki bir gün bu konuya eğilirler ama umarım  iş işten geçmemiş olur.

Niğde birde Kültür evi gereksinimi var.Niğde  valisi Sebahattin Öztürk’te incelemelri sonrasında   ‘Niğde Kültür evi şart’ dedi.Umutla bekliyoruz.Günler geçiyor.Yılların ihmali.Bir an önce işe başlanmalı ve bu iş için mekan seçilmeli.Ülkemizde her yerde bu tür evler açıldı.

Niğde yemekleri yapılacağı,Niğde anlatan bir yerel müze havasında Bir mekana  Niğde çok ihtiyacı var.

Yıllardır  yazarız söyleriz. Bir kaç valimizinde bu yönde çabası çalışması oldu Ama Niğde  bir yerel kültürü yaşatacak mekan açılmadı.

Niğde’de iken İstanbul’dan konuklar geldi.Suriye giden işadamları Akşam  bir yemek yemek için yer aradık.Niğde Üniversitesi tesisi kapalı idi. Otel yerine yerel bir şeylere bakalım istediler.Fertek aklıma geldi ama kış içerde mekan nasıl bilmiyorum.Tüccarlara gittik.İn cin yok. Işığı yaktılar.Biz üç kişi servis açıldı. Arkadaşlar yoğurt ile durumu idare edip tekrar yola koyuldular.Pozantı’da et yeriz dediler.

Niğde bir kör anlayış var.Niğde şu olmaz bu olmaz.Olması içinde bir girişim yok. Yapanlarda esasen sonuç alıyor

Niğde  büyük kentlerde olandan mahrum olması Adana-Kayseri illerine  hafta sonu kaçısı getiriyor Oysa Niğde mekanlar  var

Olması gereken daha  otantik daha düzenli daha farklı  Ve ilgi çekecek özellikte olan

Bu işin başı Kültür evi olmalı

Niğde eski bir  Konak mutlaka bir an önce bu iş için düzenlenmeli  Ve gece  en az onbire kadar açık kalacak bir mekan doğmalı.Yerel olmalı.Özellikler korunmalı.Zarar etmeden aşırı kar gütmeden Yeni bir  yol açılmalı,Örnek olmalı

Bu iş için Kadıoğlu Konağını yazar dururum Ama   Eski Ermeni Kilisesi yanında harap bina Cullaz Sokak  çeşme karşısında  Soyluların yan yana birkaç eski evde  Bu iş için düşünülebilir.Bu evlerde park sorunu filanda yok

Niğde bilen Niğde taşıyan bir düzenleme ile  Niğde sanatçıların mikrofonsuz  belli günlerde Niğde Türküleri okumalı.Ve Niğde bu anlamda  ciddi Olarak  konuya bakmalı

Niğde onca türküsü varken  düğünlerde Malatya Malatya diye oynayan söyleyen yada Ağrı Dağında kuş olsam diye ‘çığıranlar’ımız yaz boyu çokca var.  Niğde Kültür evi olursa belki yalnız Niğde ait 50’den fazla eserinde yaşaması sağlanmış olur.

Haydi valim

Bu Kültür evi sizin  Niğde  bırakacağınız bir eser  olsun. Niğde bir değil birden fazla bu tür esere gereksinimi var. Ve ne yazık ki onlarca tarihi yapı yok olup gidiyor

 

 

 

 

 

 

ATATÜRK  NİĞDE’DE

 

 

ÖMER FETHİ GÜRER

 

Niğde  sevgisini ve Niğdelilerle olan dostluğunu  dile  getiren ve Niğde ile Niğdelilere  ayrı bir sevgim var diyen Mustafa Kemal Atatürk  Niğde’ye Milli Mücadele dönemi, 1934 ve 1937’de 3 kez  geldi. Atatürk  Milli Mücadele öncesi Niğde gelip gelmediği konusunda  bir bilgi ermedim ama Atatürk Niğde’ye en az 3 kez geldiği ise belgeler ile sabittir.

Niğdeliler Milli Mücadele’de  Pozantı cephesindeki verdikleri direniş yanında  Balkan Savaşında, Yemen’de,Çanakkale’de Sarıkamış’ta  vatan toprağında çok yerde şehitliklerde yatmakta yada esir ve yaralı yüzlerce  Niğdeli gazi bulunmaktadır.

Egede Salihli Kaymakamı olarak İlk direnişi başlatan Niğdeli Tahsin Bey’den İzmir’de Yunanlıların karaya çıkışı ile şehit ettiği Niğdeli Albay Fethi Paşa’ya, Çanakkale geçilmezde Top mermisini taşıyan Seyit Onbaşı yanında Niğdeli Ali’de  Niğdeli  Şehit Ethem’e  değin yüzlerce anlatı ve önemli olay tarihin sayfalarında yerini almıştır.Atatürk’e yaverlik Yapan Halil Nuri Yurdakul, Ahmet Sungur,Sivas Kongresi delegesi Ratıpzade Mustafa Bey, Bor Delegesi Halit Mengi,Şefik Soyer  ve diğer değerlerimiz ile Atatürk yanında yer alan Niğde ilk kez Cumhuriyeti top atışları ile karşılayan ilimizdir.

Atatürk Niğde  resmi ziyaret tarihi olan 5 Şubat   1934 tarihi Niğde  gelişleri neden ile her yıl anma etkinlikleri düzenlenmektedir..İlk etkinlik Atatürk yılı olarak ilan edilen  1981    yılında   Niğde  Atatürk Anma Komitesi tarafından Atatürk Niğde  ziyaret günü 5 Şubat 1934 günü    Niğde geliş günü olarak anılmasına karar vermesi ile başladı.      Niğde gelişi 47 yıl sonra ziyaret günü anısına   Vali Bedri Nazlıoğlu döneminde     Gar binasına  ‘Ulu Atamız Niğde’mize Hoş Geldiniz. 5 Şubat 1934’  yazılı E.M.L tarafından yaptırılan plaket çakıldı. Gar Binasının batısında yer alan alana ‘5 Şubat Meydanı’ adı verildi.

ve o tarihten sonra her yıl açılan sergi, etkinlik törenlerle  5 Şubat  günü kutlanır oldu.

Atatürk  Niğde ziyareti ile ilgili  karşılama heyeti  ve  Atatürk Niğde gelişi hakkında  ne yazık ki eksik bilgiler yıllardır   kurumlarımızın internet sayfalarına  kadar yansıyor.  Ömer Fethi Gürer olarak geçmişte konu ile ilgili yazdığım makalelerde bende Valiliğin sitesinde yer alan bilgileri dayanak alıyordum.

Yazmakta olduğum  Niğde kitabı ile ilgili kaynakları incelerken   gördüm ki bazı bilgiler yeniden düzenlenmesi gerekiyor.  Şöyle ki; Öncelikle Atatürk Niğde geldiğinde Belediye başkanı Dr Hüseyin Ülkü değil Mustafa Soylu’dur.Çok kişi karıştırdığı gibi   Mustafa Soylu ise   Sivas Kongresine katılan Ratıpzade Mustafa Soylu değil  farklı bir isimdir.. 1921 tarihinde  Ratıpzade Mustafa Soylu vefat etmiştir. Bu kere  ikinci Mustafa Soylu  Atatürk karşılayan  belediye başkanıdır.  Dr. Hüseyin Ülkü o dönemde CHP parti başkanlığı yapmaktadır. 1934  ağustos ayında Mustafa Soylu vefat etmesi ile  yerine Hüseyin Ülkü göreve  seçilmiştir.  .Dr Hüseyin Ülkü   Atatürk Niğde gelişi ile ilgili   ’Bendeniz o tarihte Belediye Reisi değildim.Parti başkanı idim. O tarihten  6 ay sonra Belediye Başkanı oldum. O tarihlerde Belediye Reisi Mustafa Soylu,Vali Ziya Tekeli, Halkevi Reisi Naim Eren ve 41. Fıkra Kumandanı da Ali Rıza Altunkal Paşa idi. Ulu önderin bu seyahati ansızın vaki oldu.’diye anlatır.

Atatürk ile ilgili bir yanlışta Atatürk Niğde   bir kez geldi  bilgisidir.  Atatürk  Milli Mücadele süreci ve sonrası  Niğde  3 kez gelmiştir..5 Şubat  1934 tarihli Resmi Niğde gazetesinde –‘Millet savaşı sırasında gelip bir akşamlık kaldığınız Niğde sizi,yıllardır özler ve gözlerdi.’ diye verdiği haber  girişinde Atatürk Milli Mücadele döneminde Niğde geldiği açıkca yazılıdır.

Niğde Başkent Dergisinde Yunus Nadi Özdamar,  Ratıpzade Mustafa Soylu kızı Bedia Şahenk annesi İnayet Soylu’dan dinlediği  –‘Atatürk’ün Niğde’ye Milli Mücadele döneminde gizlice geldiğini de ayrıca yazmıştı. Eski Nufus Müdürlerinden 93 yaşında Turgut Soylu ile de konuştuğumda    Atatürk’ün Muhittin Soylu evine  Sivas  Kongresini toplamadan önce  gizlice geldiğini  Anlatan canlı tanıktır.     Ulukışla ilçemiz Belediye Başkanı Mehmet Teyfik Güney döneminde hazırlanan Sunay Türker düzenlediği ilçede Kuvayı Milliye hareketinin başlangıcı.ile ilgili bilgide _- Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk Cumhuriyet öncesi 1918 yılı Kasım ayında gizlice Ulukışla’ya  gelmiştir. Ulukışla ilçesi ve Toros  Tünelleri Sevr anlaşması içinde yer almaktadır. Mustafa Kemal Atatürk o dönemde Yedinci Ordu komutanıdır. Ulukışla ilçesinin stratejik konumunu görerek Başkumandanlık Erkani harbiye Riyasaseti Celilesinden(Genel Kurmay Başkanlığı) Ulukışla ve Toros Tünellerinin Sevr anlaşmasından çıkartılmasını istemiştir. Bunun  gerçekleşmemesi üzerine düşmanların asıl amaçlarının buradan geçip İtalyanlarla Konya Ovasında  birleşip,Anadolu’yu işgal etmek istediklerini anlamış  ve Ülkede ilk Kuvayı Milliye Hareketini burada örgütlemiştir’dir bilgisi yer almaktadır.

Bor’da 103 yaşında iken görüştüğüm Ömer Soylu’da  bana Atatürk Milli Mücadele döneminde Bor’a gizlice gelip Cığızoğulları evinde konuk olduğun anlatmıştı.Çünkü Niğde ve Bor’da Cumhuriyet öncesi önemli nufus Rumlar olduğundan Niğde ziyaretlerini gizli yapmıştı.

Atatürk son olarak  vefatından bir yıl önce   8 İkinci Kanun 1937 tarihinde Konya dönüşü  tekrar uğramıştır. ve  İstasyonda  bir süre kaldığı  bu konaklamada  Niğde ilgili bilgi aldığı da bilinendir.  Atatürk Niğde  ile ilgili ziyaret resmide bu ziyarette çekildiği farklı kişilerce ifade edilmektedir.

Bu  bilgiler ışığında Atatürk  Niğde resmi gezi dışında iki kez daha geldiği  net olarak belge ve bilgilerden anlaşılmaktadır.

Resmi Niğde gazetesi   5 Şubat 1934 tarihinde ‘YÜCE KURTARICIMIZ VE ULU DİRLİK KLAVUZUMUZ GAZİ M.KEMAL HZ.LERİ YÜCÜLER YÜCESİ,HOŞ GELDİNİZ!’  başlığı ile çıkmıştır ve  Haberde-‘Millet Savaşı sırlarında gelip bir akşamcık kaldığınız Niğde sizi,yıllardır özler  ve gözlerdi. Alt manşetinden sonra şöyle devam eder-‘ Besbelli,kendi yapacağınız yoldan gelmek, kendi kuracağınız Evde konaklamak istiyormuşsunuz ki işte Demir yolumuzla,Halkevimizin bitmesini beklediniz….

Şanlı yolcu!

Sizin için  yol açıklığı dilemeğe bile dilimiz varmıyor:Siz kendi yolunuzu açan öyle uğurlu bir ersiniz ki,bizim  dilimiz dilemeden  sizin eliniz yapıveriyor.

Ey Uğurlu konuk!

Sizin karşılanmakta olduğu gibi konuklamakta da Atalarımızın Ruhları bizimle birliktedir.

Büyük Hititçi M. Sayece’nin de tanıklık ettiği en büyük Hitit  merkezi TİANE=(Dİ-ANA) örenin bir saat yakınındasınız Orada hüküm sürmüş yüce Hakanlar,işte Mısır’ın Ehramlarına  bile örnek  almış olan şu Höyüklerin tepesinde size imrenerek bakıyor.Onların Ruhları baş ucunuzda  dolaşarak sizi ağırlıyor. ‘başlığı ile çıkıyor.

Haberde-‘Saat 20.00’Büyük Şef’i’ taşıyan nurlu trenin müjdeler saçan tiz sesi işitildi. Bu sesi duyan halk,trenin geldiği cihete doğru süratle akmaya başladı.Tren daha istasyona girmeden evvel semalara doğru yükselen’Yaşa büyük Gazi,Yaşa büyük kurtarıcı’sesleri,alkış tufanları başladı.Tren bu mahşeri uğultu ve emsalsiz tezahüratlar arasında istasyona girdi.

Yüce Halaskâr, vagonların  penceresinden kendisine has  ulvi,necip bir tavırla halkı selamladı.İşte bu dakikada yıllardan  beri tehassürle yanan  yüreklerimiz,Ulu gazimizin nurlu yüzünü görür görmez çılgın neşelerle çalkalandı ve candan  gelen  heyecanı  dindirmek için-‘Yaşa, Ulu Kurtarıcımız’ sözlerini tekrarlayarak bu çoğunluğun  isteğini dindirmeye çalıştı.

Herkes, o mübarek simaya kana kana  bakıyor ve onu ta uzaklardan  öz bağrına basıyordu.’diyordu.

BASIN TEMSİLCİLERİ  HOŞ GELDİLER

Atatürk Niğde  geliş yıldönümünde bu yıl gazeteciler cemiyeti ciddi ve güzel bir çalışma ile Niğde çevre iller ile çok sayıda gazete  cemiyet temsilcilerini Niğde ağılıyor. Niğde Gazeteciler Cemiyeti tarafından  iki gün sürecek ATATÜRK ONUR GÜNÜ ve MUHABİRLİK BELGE TÖRENİ ETKİNLİKLERİ Niğde Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Süleyman Tuzcu önemli çaba ve çalışması ile gerçekleşiyor. Niğde tanıtımına önemli katkısı olacak böyle bir çalışma için Ömer Fethi Gürer olarak  başkan Süleyman Tuzcu içtenlikle  kutluyorum. Gazetecilerimizin Niğdemizi gezerek, görerek  önemli  katkı sağlayacağını umuyorum. Hepsine hoş geldin diyor bu anlamlı günde Niğde’de olmalarından dolayı bir Niğdeli olarak teşekkür ediyorum.

 

 

VALİ BEY NASIL?

ÖMER FETHİ GÜRER

 

 

Niğde  2008 yılına  yeni atanan vali Sabahattin Öztürk ile girdi.  Yeni yıl gibi yeni validende umutlarımız beklentilerimiz var. Niğde gibi ihmal edilmiş, unutulmuş bir il için vali çok önemlidir.     Yeni valimiz Sabahattin Öztürk göreve başladıktan sonra yaptığı açıklamaları  okurken Niğde için güzel bir dönem daha başlıyor diye  düşündüm. Valimiz atandığında özgeçmişine baktım. Uzun bir meslek deneyimi ve tecrübesi vardı .

Kaymakamlık süresince iş yapan kişi olarak görülmüştü. Niğde valiliğine atanması ile  bir vilayette yöneticilik yapacaktı.  Halk valileri nasıl görür .İşte bu konuda benim Cumhuriyet muhabiri olduğum dönemde büyük destek ve ilgisini gördüğüm DEVLETİN VALİSİ olan Ünal Özgödek ile ilgili Cumhuriyet gazetesi ‘Duyduk Gördük’ köşesinde bana ait olan detayı anımsatalım.  7 Kasım  1982 tarihli Cumhuriyet gazetesi yer alan  konu şöyle idi.

-‘Niğde Valisi Ünal Özgödek, Kars’tan Niğde’ye atandı ve göreve başlayıp köylere gezmeyi amaçladığını açıkladı. Köylüler, Vali hakkında daha görmeden bir fikir sahibi olmuşlardı. Ovacık Köyü’nde ‘Vali nasılmış?’sorusunu yanıtı: -‘Şu bizim şehirde hemşehrimiz Bahattin var. Adam acil hasta olmuş. Niğde Devlet Hastanesi ilgilenip ambulans vermemiş, Onlarda Valiye başvurmuş anında ambulans Vali verdirmiş. Öyleyse Vali iyi iş yapıyor imiş demektir.(7 Kasım 1982, Cumhuriyet)

Vatandaş için vali  devlet demektir. Her işi onun çözeceğine inanılır. Sağlıktan spor eğitimden  yaşama her konu için vali öncü ve rehberdir. Niğde çok vali geldi gitti.Kimisi aylarca yıllarca kaldı kimisi kısa dönemde  alındı. Niğde gibi yerlerde vali olmakta zordur. Küçük yerde olanaklar sınırlı istenenler çok olur. Her konu kısa sürede büyür.  O nedenle kurulacak ilişkide  önemlidir.

Vali devlet valisi olduğu sürece Niğde için unutulmazlar arasında yer almıştır. Valilerin görevde iken bir parti yada hükümete yakın isimlerle iç içe oldukları dönemlerde gelenlerin sonradan adını dahi anan kalmamıştır. Önemli olan Devletin valisi olmaktır ki bu konuda olumlu örnekler  her zaman vardır.

Niğde  yakın tarihini iyi bilen kişilerdenim. Niğde içinde bu böyledir. Demokrat Parti döneminde gelmiş valiler parti il başkanı gibi davranmışlar. Ama bugün adını anan dahi yok .  Tek parti döneminde Faik Üstün BELKİ TEK İSTİSNADIR. Çünkü Niğde adı ile iş yapmış olanlardandır. Bor Üstün Park  onun adı ile yaşamaktadır. Niğde’den siyaseten aldırılan Tevfik Kutlar, Askeri dönemden sonra  gelen Vefik Kiatpçıgil, Ünal Özgödek, Bedri Nazlıoğlu, Niğde Ortaokulunda okumuş Selami Celayir ve daha  birkaç örnek çalışma ve çaba içinde olmuş vali vardır. Niğde yakın tarihinde ise Refik Arslan Öztürk  Niğde için çabası çalışması emeği ile akıllarda kalan vali olmuştur.

Yeni dönemde valimizden beklentimiz öncelikle  belirlediği  ve kamuoyuna açıkladığı hedeflerini  yaşama geçirmesidir. O hedeflerin yaşama geçmesi ile Niğde değişim yakalayacaktır.

Niğdeli çok şey  istemez. Eğer istese idi onlarca bakan, vali, bürokrat Niğdeli vardı. Hepsi memleketine bir çivi çaksa memleketin hali değişirdi. Ne yazık ki o konuda da çok az kişinin emekleri akıllarda kaldı. Atatürk yakın arkadaşı olan  Niğdeliler dahi  Ülke tarihinde çok bilinmedi tanınmadı.

Pozantı cephesinde şehitler veren ve  düşmanı orta Toroslar aşmasını engelleyen Niğdeliler ülkemizde ehr şehitlikte vatan için toprağa düşmüşlerse de birkaç isim dışında adları çok anılmadı.     Niğdeli  önce vatan diyen ve  bölgecilik yapmayan bu nedenle lobisi olmadığından her alanda geride kalan bir ildir.

Niğde için okula gönderilmeyen kızlardan,sulama suyu olmayan köylere binası var içi boş sağlık ocaklarından yarım yamalak bitmeyen yatırımlara çok konu vardır. Düşünün ki bir kayak merkezi dahi 10 yıldır Bolkarlar da  inşaat halindedir. Altı üstü bir yılda bitecek iş bitmemiştir..

Narlıgöl kaplıca tesisi olacak diye yazıla yazıla  yazılanlardan kitap olacak ortada bir şey yoktur.

ÖRNEK  ve yazacak çoktur. Bu konuda yapılması gerekenler vardır. Bor İlçemizi anlatan BOR ŞEHRİ kitabımı  Okyanus Plaza markette  alanlar  Bor için yazılanalrı ne kadar çok diyorlarda Niğde için yazmakta olduğum k,itap nerde ise bin sayfaya erdi. Daha yazacaklarım var O nedenle Niğde için yazmaya  devam edeceğiz diyeceğimiz çok szö var. Onları  okuyan ilgilenen olduktan sonra. Bu nedenle valimizden umutlandık. Dilerim Niğde için güzelliklerle unutulmazlar arasına girer.

 

 

 

 

 

 

 

 

UMUTLANDIK VALİ BEY

 

 

ÖMER  FETHİ GÜRER

 

 

Yeni valimiz Sabahattin Öztürk  göreve başladıktan sonra yaptığı açıklamalarda Turizm konusuna önem verdiği görülüyor. Bu Niğde adına umut vericidir. Sanayi, tarım ve Turizm Niğde için önemli başlıca konulardır.

Niğde gelişinde öncelik verdiği konular içinde  Turizmde   olması benim gibi adım adım Niğde gezen biri için umut oldu. Niğde bu alanda çok ihmal edilmiş ,Kapadokya başkent olmasına karşın  ne yazık ki Kapadokya ile anılmayacak kadar ötelenmişti.

İlginci  Niğdeli dahi Niğde’de olandan haberi yoktu. Başka kentlerde bölgelerde tarih gezisine çıkıp Niğde’de olanı görmüyordu.

Son yıllarda bu anlayış değişti. Halen Manisa Valisi Refik Arslan Öztürk  Niğde turizm değerleri konusunda önemli çalışmalar başlattı. Onun gayreti ile Niğde yeniden keşif edilmeye başlandı

N e yazık ki tamda zamanında  Niğde’den Erzincan’a tayin oldu. Beş yıl süre ile Gündüz Beder  valilikte bulundu.

Her yöneticinin ayrı bir tarzı vardır.  Vali Gündüz Beder  Turizm konusundan çok Köy sorunlarına yöneldi.

Buna karşın Öküz Mehmet Paşa, Kale, Bedesten bu süreçte yapılan işler oldu ama Niğde bir kültür evine  daha kavuşmadı.AKSARAY bu konuyu dahi bizden önce halletti.

NİĞDE için öncelikle bir Kültür Evi şarttır. Bu   anlamda Kadıoğlu Konağı ve çevresi ele alınırsa Niğde için muhteşem bir iş yapılmış olur. Yöresel yaşamı izleri taşıyan halka açık  valiliğin denetiminde bir kültür evi Niğde için gereklidir. Valimiz Kadıoğlu Konağını gezip görür ise ne dediğimizi daha kolay anlatmış oluruz.

Niğde için bir büyük projede yine Refik Arslan Öztürk döneminde başlayıp kalan CULLAZ SOKAĞI projesidir. Bu projede evler valilikçe alınıp onarılarak kent ortasında tarihi bir kent yaratılacaktı.Sonradan proje  değişti. Sokak iyileştirmeye döndü. Halen bir değişim olmadı. Bu sokak  yine eski   düşünülen gibi alıp onarılıp turizme açılmalıdır.

Niğde kalesi yanında yıkık dökük evler  eskinin izleridir ama kale çevresinde yer altında mağaralar çöplük kılınmaktadır. Kale çevresi ciddi bir proje ile ele alınıp bu bölgede önemli değişime gidilmesi de Niğde için farklı boyut yaratacaktır

NİĞDE GENELİNDE DEVAM EDEN BEŞ BÜYÜK KAZI ÇALIŞMASI VARDIR. Bu çalışmalar yaz aylarında yapılmaktadır. Tyana kazısı yine Vali Refik Arslan Öztürk çabası ile  başlamış bir çalışmadır. Bu konuda şunu belirteyim ki  2006  yılında Kazı alanlarına gittiğimde  öğretim üyeleri  Vali Refik Arslan Öztürk gördükleri ilgiyi anlatıp önemli destek sağladıklarını belirtiyorlardı.

Bağlama’da  iki ayrı kazı ekibi çalışması vardı ve dediler ki Refik Arslan Öztürk sonrası  su sağlamakta dahi sıkıntılarımız oldu.  Ve daha söyledikleri vardı ama yazmadım. Açıkca ilgisizlikten anlatıyorlardı.     Oysa İlk insan Afrika’dan Avrupa’ya geçiş izi bulunan yerleri her kişi merak etmeli ve gitmeli idi. Valimizden Tyana, Köşk,  Helena, Porsuk,Göllüdağ, Çiftlik kazı alanlarını mutlaka ekipler çalışırken göreceğini  açıklamalarından sonra  umudum oldu.

Niğde  bilinen Tyana, Köşk, Gümüşler  gibi önemli merkezleri yanında  KARATLI-ÇUKURKUYU-YEŞİLYURT-YEŞİLBURÇ-DİKİLİTAŞ –NARKÖY-HASAKÖY-MİSLİ-MADEN-KAVLAKTEPE-İFTİYAN-FERTEK- KAYIRLI  mutlaka tanıtıma sunulması gereken başlıca   yerlerdir..

Niğde için önemli merkezleri birden çok kere  yazdım. Keçikalesi, Murtandı kalesi, Lülve kalesi,  Değirmenli mağarası yer altı şehirleri ile Niğde  gezildikçe bu kadar derinliği var mı diye sorulacak yerdir.

Niğde  il genelinde  tarihi camileri, türbeleri,evleri, Kilisleri ,sarnıçları yanında doğal güzellikleri Aladağlar, Bolkarlar ile Niğde daha çok ilgi ve tanıtımı hak etmektedir.

Yapılanların güzelliğini görmek için Niğde kalesi, Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı, Bedesten, Ahmet Bilgin konağını görmek  gerekir. DÜNÜ İLE BÜGÜNÜ ANLAMAIN YOLU BU YAPILANLARI TANIMADAN  GEÇER.

Valimiz Niğde Kültür Evi düşüncesi için mutlaka  MUSTAFA HIZIR evi Bor’da gezmeli ve  bazı çalışmalarda ondan yararlanmalıdır.

SON SÖZ : NİĞDE FOLKLORUNA  SAHİP ÇIKMAK VE ONU İLERİ TAŞIMAKTA VALİMİZDEN BEKLENTİMİZDİR   VALİMİZ KÖY KÖY GEZEREK TURİZM DEĞERLERİNİ GÖRÜR VE GELECEĞE TAŞIR. UMUDUMUZ VAR.

 

Kim yazdı bilmiyorum  yazan adı yoktu ama ama ilginç bir email geldi .sizinde  ilginizi çeker düşüncesi ile  gönderdim.

 

 

TÜRK OLMAK


                               Türk olmak,
                               Osmanlı'nın borcunu ödemektir, hovarda babanın borçla yaşayan evladı gibi.
                               Kosova'da ve Bosna'da, Batı Trakya'da ve Makedonya'da, bilmem kaç asır geçmişte kalan meselelerin hesabını vermektir.

                               Türk olmak,
                               Kıbrıs'ta, Hocali'de, Anadolu'da ve Balkanlar'da soykırıma uğrayıp, yapmadığın soykırımla suçlanmaktır.

                               Türk olmak,
                               faşist olmaktır, vatanına, yurduna, tarihine sahip çıktığınca.
                               Türk olmak, 'demokrat ' ve 'çağdaş'olmaktır, vatanına, yurduna, tarihine sahip çıkmadığınca.

                               Türk olmak,
                               lisanının Avrupa'da yasaklanmasıdır ve yine Türk olmak kendini anlatamamaktır.
                               Avrupa'da hor görülmek Türk olmaktır, ataların bir sürü asır önce Viyana'yı kuşattığı için ...
                               ...ve hoş görülmemektir, sadece kuşatıp, Napolyon gibi bütün Viyana'yı yakmadığı için.

                               Türk olmak,
                               Selanik'te Pontus Anıtı'nın, Viyana'da çignenen yeniçeri minberinin ve Malta'da papazın üzerine bastığı Türk bayrağı heykelinin önünden geçmektir.

                               Türk olmak zordur, çetindir ve eziyetlidir.
                               Üc kıtadan dönüp, bir küçük yarımada da misafir muamelesi görmektir.
                               Sayısız imparatorluk kurmak Türk olmaktır, aynı zamanda sayısız imparatorluk yıkmak da Türk olmaktır.

                               Türk olmak,
                               Arabaya koşulan ilk atın vatanında, ilk yazılı antlaşmanın imzalandığı yurtta, yazının bulunduğu, paranın icat edildiği, her metrekaresinden bereket fışkıran bu yurtta... kalkınmak için yabancı sermaye beklemektir.

                               Türk olmak;
                               Troya'dan bu yana, Sümer'den bu yana serpilerek gelse de, tarihten eski bu topraklarda, bütün zamandan damıtılarak gelen yüksek değerlerine rağmen, bir haftalık hafıza ile yaşamaktır.

                               Doğu Roma'yı da Batı Roma'yi da yıkıp, yeni Roma olan AB'ye girmeye çalışmaktır Türk olmak.

                               Türk olmak,
                               Mostar'da köprüdür,
                               Kerkük'te kaledir,
                               İstanbul'da Kızkulesi'dir,
                               Anadolu'da buğdaydır,
                               Çukurova'da pamuktur,
                               Ege'de tütün,
                               Karadeniz'de fındık,
                               Trakya'da ayçiçeğidir.

                               Türk olmak, 
                               Çanakkale'de ölmektir.
                               Çanakkale'de ölmeden önce düşmana su vermektir, onun yaralısını sırtında kendi hastanene taşımaktır.
                               Düşmanın ardından rahmet okumak, kanlından helallik almaktır.

                               Sabahları odana rahmet dolsun diye, cami açmaktır. Kar yağdığında kayak yapmayı değil, evsizleri düşünmektir.
                               Balkon kösesine kuşlar için, kışın ekmek kırıntısı, yazın su koymaktır.
                               Yağmura rahmet, kara bereket diye bakmaktır.

                               Türk olmak,
                               harap bir ulkede, zengin ulkelerin mustemlekeligini reddedip...
                               tahtadan kilic ve ipten uzengi ile...
                               paylasacak ve sahiplenecek tek varligi fakirlik olmasina ragmen...
                               yedi duvele meydan okumaktir.

                               Turk olmak,
                               askere davul-zurna ile uğurlanmaktır...
                               belki de dönmeyeceğini bilerek.
                               Türk olmak,
                               annenin ardından' bir oğlum daha olsun, onu da göndereceğim' demesidir.
                               Babanın gözyaşlarını tutarak, tabutuna son kez dokunurken 'vatan sağ olsun' demesidir.

                               Türk olmak,
                               'Türk çayında radyasyon olmaz' yalanları ile, 'gusul abdesti alana aids bulaşmaz' dolanları ile yaşamaktır.
                               Her hükümetin enkaz devraldığı, ama asla ardında enkaz bırakmadığı ülkede olmaktır.

                               Türk olmak,
                               ecdadın yaşadığı kıtlıktan dolayı, çayın yanında gelen şekerden fazla olanı garsona geri vermektir. Ayni nedenle Türk olmak, yemeği ziyan etmekten korkmaktır.
                               Göz hakkına, diş kirasına saygıdır, Türk olmak.
                               Evindeki bir kap aşın yarısını tanrı misafirine vermektir.
                               Kendi yerde, misafiri döşekte yatırmaktır Türk olmak.

                               Türk olmak,
                               milli maçta ağlamaktır.
                               Ayhan Işık'a, Belgin Doruk'a aşık olmaktır.
                               Türk olmak,
                               aşkını ölesiye sevmektir.
                               Aşkı için ölmektir, öldürmektir.
                               Sevdiceğinin elini bir kez tutamadan toprağa girmektir.
                               En güzel aşk şiirlerini yüreğinde hissetmektir.
                               Eşkiyaya türkü yakmaktır, Türk olmak.

                               Milletine sövmektir, ama başkasına sövdürmemektir, Türk olmak.

                               Türk olmak
                               Yunus'u bilmektir, Aşık Veysel'i sevmektir.
                               Mevlana'yı, Haci Bektaş-i Veli'yi ve Hoca Yesevi'yi...
                                -tek bir satırını okumasa da-
                               yüreğinde taşımaktır.

                               Türk olmak,
                               saz çaldığında, ney üflendiğinde, kös dövüldüğünde ve kaval çaldığında yüreğinin derinlerinde bir sızı sezmektir...bir de Yemen Türküsü'nde...

                               Hayatın sana verdiklerine 'nasip', vermediklerine 'kısmet' demektir.
                               Her işin 'hayırlısına' inanmaktır ve 'feleğe' küfretmektir
                               ve ağlamamak için...
                               çok gülmekten çekinmektir.

                               Türk olmak,
                               Asya'da batılı, Avrupa'da doğulu diye tepki görmektir.
                               Irk sözünü bilmeden yaşamak, yaratılanı Yaratandan ötürü sevmektir.

                               Mağazin programları ile dizilerin arasına sıkışsa da, silkinip üzerindeki ölü toprağını atabilmektir.
                               Türk olmak,
                               mahalle maçı için ayni saatte, on kişi buluşamazken, milyon kişinin bir araya gelmesidir. Tavla oynarken bile kavga ederken, milyon kişinin kavga etmeden gösteri yapabilmesidir.

                               Türk olmak
                               en zayıf gününde bile dünyaya meydan okumak, en dertli gününde bile her ufunetin bir şafakta biteceğini bilerek tevekkül gostermektir.
                               Zor iştir Türk olmak.

                               Türk olmak,
                               Anadolu'da her düşen yağmur damlasına hamdetmek, her çıkan başak için şükretmektir.

                               Türk olmak,
                               medeniyetler beşiği Anadolu'da dik durabilmektir.

 


Tüketim çılgınlığına son verelim tasarruf etmeden ve üretmeden kalkınma olmaz

Hacı özer

"Beş yaşında idim.
Rahmetli babaannem pirinç ayıklıyordu.
Bir tane yere düştü.
Babaannem eğildi, aramaya  başladı.
Sağa bakıyor, sola bakıyor, bulmaya  çalışıyordu .
Çocukluk iste,
-Aman babaanne dedim.
- Bir pirinç tanesi için bu kadar caba harcamaya, yorulmaya değer mi?
Rahmetli ilk defa sertleşti bana karşı, öfkeyle doğruldu.
-Sen oturduğun yerden ahkâm  kesiyorsun, ' dedi.
- Hiç pirinç üretilirken gördün mü? İnsanlar ne kadar zorluk çekiyorlar. Bir pirinç  tanesinde  kaç insanin göz nuru, alın teri, emeği, çilesi var biliyor musun?'
Utancımdan kıpkırmızı olmuştum.

Aradan yıllar geçti.
Hukuk Fakültesinde öğrenciyim.
Alain'in proposlarini okuyorum.
Birden irkildim.
Babaannemi hatırladım.
Alain, bir  insan yerde bir iğne görüp de eğilip almazsa, bütün uygarlığa karşı  ihanet etmiş olur diyordu.
İlave ediyordu. Bir  iğnenin  üretiminde binlerce insanin alın teri, göz nuru, el  emeği vardır diyordu.

On dokuz yıl evveldi.
Stockholm'e gitmiştim.
Bir otele indim.
Geceydi.
Sabahleyin, traş olmak için lavaboya  gittiğimde, aynanın yanında ilginç bir not gördüm.
'Lütfen traştan sonra jiletinizi çöpe  atmayın, yanda bir kutu var oraya bırakın, bir tek jiletle dahi olsa, İsveç çelik sanayisine yardımcı olun' diyordu.
Doğrusu hayretler içinde kaldım.
Çocukluğumdan beri çelik eşya  denince akla İsveç çeliği gelir.
Birçok eşya  üzerinde'  İsveç çeliğinden yapılmıştır' diye yazardı.
İste o  ülke, kullanılmış bir tek ufacık jiletin bile çöpe  gitmesini istemiyor, ona sahip çıkıyor, gelen  turistlere rica yollu uyarıda bulunuyordu.

İsviçre'de zaman zaman, belli periyotlarda radyolar, televizyonlar bir haberi duyurur.
'Şu tarihte, su saatte, adamlarımız gelecek. Siz  lütfen  hazırlığınızı yapın.
Okumadığınız, ilgilenmediğiniz, kullanmadığınız ne kadar kitap, dergi, gazete varsa, kâğıt, ambalaj, kutu varsa, velev ki, bir ilaç prospektüsü dahi olsa, kapının önüne koyun. İsviçre'nin kalkınmasına yardımcı olun. Fazla ağaç  ziyanına engel olun.'

Japonlar son derece sade, basit, yalın mütevazı  yasayan insanlardır.
Evlerini mobilya ile eşya ile dolduranlar Japonlara göre ruhen tekamül edememiş,  hayatın manasını anlayamamış, zavallı kimselerdir.
Böyleleriyle; evini mezat salonuna  çevirmiş zavallı, diye eğlenirler.
Bir insanin gösteriş için eşyanın esiri olması ne  kadar acıdır.
Vaktiyle Japon ekonomisi darboğazdan geçiyor. İç borçlar, dış borçlar gırtlağı aşıyor.
Zamanın başbakanı meclisi  toplar.
Kürsüye çıkar.
Durumu olanca açıklığı ve tehlikeleri ile anlatır ve;
-Şu andan itibaren der,
-Tanrı şahidim olsun ki, Japonların iç ve dış  borçları son kuruşuna kadar ödenmeden, pirinçten başka bir  şey  yemeyeceğim.
-Şu üstümdeki elbiseden başka elbise giymeyeceğim.
Dediklerini yapar, en üstten en alta bir  israftan kaçınma kampanyası açılır.
Japonya bütün  borçlarını öder. Bu durumun toplumun bütün  kesimlerini, tek istisna olmadan kapsadığını  söylemeye  gerek  yok.
Geçenlerde Japon imparatorunun sarayını  gördüm.
Yarabbim, ne kadar sade, ne kadar mütevazı, ne kadar gösterişten uzak...

*Gerekmediği halde elektriği yakmakla, suyu kapamadan bos yere akıtmakta, gece çamurlu ayakkabılarımızı temizlemeden yatmakla, yemek yediğimiz kapları yıkamadan bırakmakla biz de zalimler sınıfına geçmiyor muyuz?

*Hayat çok ince, akil almaz incelikte ipliklerle  örülmüştür. Her şey o kadar birbirine bağlıdır ki, İlkokul okuma kitabımızdaki bir sözü hiç unutmadım.

Bir mıh bir nalı kurtarır.
Bir nal bir atı, bir at bir komutanı,
Bir komutan bir orduyu,
Bir ordu bir ülkeyi kurtarır diyordu..

Maddi durumumuz ne olursa olsun, ister zengin olalım ister fakir, hepimiz çok dikkatli olmak zorundayız.
Burada parayı da, maddiyatı da aşan büyük bir edep ve incelik vardır. "

Sanırım ' forward ' edilmesi gereken bir mesaj  varsa  o da budur...


--

Bizi Takip Edin  www.cukurovasanat.com
sanat ve sevgiyle kalın   www.sanatmagazin.com

 

 

2007 ‘DE GİTTİ

 

ÖMER FETHİ GÜRER

 

Bir yıl daha iyisi ile kötüsü ile aktı geçti. Yeni yıl Niğde için en önemli değişim yeni valisi oldu. Beş yıl süren bir dönem bitti ve Valimiz göreve başladı. Umalım ki Niğde turizm değeleri ve sorunları bu süreçte ele dah çok alınsın. Niğdespordan sağlığa eğitimden sanayi sorunları çözüm bulsun.

Niğde esasında ilginç bir yapısı var.  1960’larda lisesinde  doğu için yardım toplandığında      Niğde köylerinde elektrik su yol yoktu. Yani Niğdeli  Niğde dışın ayardım ederken Niğde aynı durumda idi. Nedense Niğde kendini düşünmez Niğde için Niğde’de bulunduğu mahalle ile işi arasında bir dünya vardır. Oysa Niğde ili güzelliği özelliği sorunları ile   her alanda açılıma ve ilgiye gereksinimi olan bir ildir.

Niğde’de okula gönderilmeyen kzıların olduğu köyler vardır. Nidğe’de yoksulluk sınırının altında yaşayan köyler vardır. Niğde  halende büyük kentlere göç veren bir il konumundadır.

Niğde sorunları yokmuş gibi sunulmaya,pireyi deve gibi anlatanların varlığına  her dönem  inanmıştır.

Niğde içinde dünde kalan gazete arşivlerine bir bakın.Özellikle siyasetçilerin söz verdikleri konularda kaç kere aynı konuyu konuştuğunu ve kaç kere aynı haberin manşet olduğunu bir görün. Örnek mi işte Bor Fizik Tedavi merkezi. Yılda üç kez yetkili etkili politikacı gezer ve her yıl açılacağı duyurulur ama  2008 kaldı. Belki bu ara açılır.

Niğde Cullaz Sokağı iyileştirme projesi vardı? Durum ne  bilen açıklarsa öğreneceğiz.Bor Cığızoğlu Konağı içinde ödenek geldi. Ne oldu? Bilen yok.  Camiler onarılacak ama yapılan birkaç kez yapılır oldu. İşte Dışarı Cami örneği gibi. Kale muhteşem oldu. Emeği olanın eline sağlık ama daha  halkın gezmesi için  görevli konamadı. Kapıları kapalı.  Bir eleman verilemedi gitti.  Niğde  devam eden ciddi kazılar var. Bunların gelişimi adına yapılan yeni bir şeyler varmı ? NİĞDESPOR Bu yıl amatör kümede dahi yok Kim farkında? Niğde sosyal etkinlikler oluyor ama  1936 Halkevi etkinlikleri gibi akılda kalan kaç çaba var.?

Bir de NİĞDE DİKİLEN AĞAÇ SAYISI SON 40 YILDA TOPLAYINCA NERDE İSE MİLYONLARI AŞIYOR peki Niğde bu ağaçlardan doğan kaç orman var? Ağaçlar ne oluyor. Demeçlerde yer alana baksak her yer ağaç olması lazım.

Niğde Yeşil Kart  konusu çokca gündeme geliyordu. Yüzlerce kişi yeşil kartlı ama yoksulların varlığı bitmiyor. Sağlık ocaklarının akapandı açıldı  lafları  doktoru yoksa  hemşirede  mi yok soruları gündeme geliyor.

Üniversite baaşrıları bilimsel ama Niğde için  çağdaşlığa açılan bir  kapı olma konusunda Niğde Oratokulunun kurulduğu süreç kadar hareketlimi? O soruda her zaman kafama takılıyor. Sanayicimiz bir parlıyor. Bir sönüyor.

Odalarımız derneklerimiz çokca var  onlarda sorunları dile getiriyorlar. Kısacası Niğde için yapılacakta çok yapılması gerekende.

YAPILANLA RYOKMU? VAR MUTLAKA ÇOK YARARLI VE DOĞRU ÇALIŞMALAR OLDU. Köyler kanalizasyonla tanıştı. Köy meydanları parke taş döşendi. Mehmet paşa kervansarayı yapıldı. Bedesten onarıldı. Bor Ahmet Bilgin Evi Yapıldı. Kent orman  düzenlendi. KÖYDES başarılı oldu. Ama Niğde sulama suyu sorunu devam ediyor. 1936’dan Beri gebere barajı TAMAMLANAMADI. AKKAYA  Barajı   kurtarılması gerçekleşmedi.NİĞDE  ÇABASI ÇALIŞMASI OLANLARIN SAYISI ARTTI..

Niğde  Basın olarak ise atağa kalktı Dergiler,gazeteler ile geçen yıllar Niğde için olumlu oldu.

NİĞDE 2008 YILINDA BENİM BEKLEDİĞİM GEÇMİŞTE YAPILAN HİZMETLERİN ÖNÜNDE RESİM ÇEKİNMEK YERİNE BENİM ESERİM DİYECEKLERİ İŞLERİ  MİLLETVEKİLLERİN YAPACAĞI BİR DÖNEM OLMASINI DİLİYORUM. Son söz  geçen seçimlerden önce Niğde Kayabaşı Mahalle projesini  Niğdemiz dergisinde yazmıştım. Belediye konuyu  daha yeni gündeme aldı umarız ve dileriz ki seçime kadar bu konuda yapılan bir şeyler olur lafta kalmaz.

Her yapılan güzel hizmeti alkışlıyor 2008  yılında özellikle valimizden Niğde tanıtımı sorunlarının çözümü yönünde  yapacakları katkı ve başarıları ilgi ile bekliyoruz.

2007 Yılında Şehit olanları rahmetle anarken gazilere sağlık dileyerek 2008  doğası,insanı yaşamı ile ülkemize yararlı bir yıl olsun diliyorum.

 

 

 

 

 

 

25 EKİM 2007 tarihli NİĞDE ANADOLU GAZETESİNDE YER ALAN KÖŞE YAZISI

OSMAN ÜÇER’E TEŞEKKÜR

ÖMER FETHİ GÜRER

Niğdeli olupta Osman Üçer’i tanımayan yok gibidir. Avukat mesleği olmasına karşı yazar, araştırmacı, folklorcu, şair, derlemeci, siyasetçi ve gazeteci yönleri ile Osman Üçer canlı bir kütüphane gibidir.

Niğde Kitabı ile ilgili arşiv çalışmaları sırasında Kayardı bağ evinde Kütüphanesini bize açtığında gördük ki yalnız Niğde için değil Türkiye içinde açıkçası bilgi hazinesinin adresidir.

Osman Üçer; 1940 yılında Şubat ayında doğmuş. O yılların kış soğukları içinde ailesine sıcak bir mutluluk yaşatarak dünyaya gözlerini açmış. Babası Ahmet Üçer annesi Hayriye hanımdır. İlköğrenimi liseye kadar Niğde’de yaptıktan sonra Hukuk Fakültesini İstanbul’da 1966 yılında tamamlıyor. Daha çocuk denecek yaşta gazeteciliğe ilgi duyuyor ve yazıları Niğde gazetelerinde yer bulmaya başlıyor.

Niğde gazeteleri farklı kütüphanelerde arşivlerini incelerken Niğde kütüphanelerinde de bu gazeteleri bulamadım. Osman Üçer 1954 sonrası bende var deyince hemen incelemek için izin istedim. İçtenlikle olur verdi.

Kayardı bağına sabah gün ilk ışınları ile gittim. Hemen gazetelere bakmak istiyordum ama önce bağ gezeceğiz dedi. Allah vergisi meyve boldu ve dostlarına dağıtıyordu. Bize de ısrarla ikram edince kıramadık nefis şekerparelerden yedik. O sırada bahçede ‘bostan’ yerleri ve ağaçların arasından gazete arşivine erdik.

Bahçede bize yer hazırlamıştı. Biz gazetelere bakacağız diye heyecan duyarken Üçer’de arşivinin yararlanılmasından mutluluk duyuyordu. Hemen yardımcı oldu. Gazeteleri tek tek incelemeye başladım. Gazeteleri incelerken bir yerde Osman Üçer gazeteciliğe başladığı sürecin ilk on yılını da gözlüyordum.

Niğde’nin Sesi gazetesinde 14.06.1958 yılından itibaren folklor ve araştırmaları ile günümüze eren yolculuğa ilk çalışmalarını heyecanla okudum.

Osman Üçer atak ve üretken kimliği ile kısa sürede olduğu topluluklarda öne çıktığını da o süreçte daha iyi görme olanağım oldu. Niğde Gençlik Derneği Başkanlığı döneminde Lisede edebiyat ile etkinlikler, folklor geceler düzenlemesi genç yaşta bu anlamda önemli çabalarını oluşturmuştu. Daha o yıllarda Niğde için bir ön açıcı oluyordu.

Öğrencilik yıllarında derneksel faaliyetlerde Başarlı olması ile kısa sürede tanınan Osman Üçer ; İsmail Özmel, İrfan Bahar, Asım Tanış gibi genç yazanları içinde folklorik yazılara daha çok yöneldiği de görülüyor. O arada ülke genelinde farklı yayınlarda yazıları da çıkmaya ve ulusal anlamda yaptıkları ilgi bulmaya da başlıyor. Üniversitede öğrenci olduğu süreçte ise siyasi yazılara yöneliyor.

İstanbul sonrası Niğde dönüşünde Osman Üçer siyasete ağırlık veriyor ve Niğde’de ülkücü harekette sözü geçen ve dinlenen bir konuma eriyor. Ancak vurdulu, kırdılı, kavgalı ,ortamlar yerine Türklük ile ilgili araştırma inceleme çaba ve çalışmaları benimsiyor, ne var ki siyasetin hızlı aktığı o yıllarda yaşanan ayrışmalardan nasibini alıyor ve bir kanadın sözcüsü gibi görülmeye başlanıyor.

Ancak onun için mahallesi arkadaşları, komşuları farklı görüşlerde de olsa onlara karşı dostluğunu hep koruyor.

Sanatsal duygusallığı her dönemde onun yanında oluyor. Ne var ki üretkenliği bir süre yalnız siyaset üzerine yoğunlaşmaya başlaması Niğde folkloru olarak daha çok yapacaklarını belki de frenliyor. Daha sonrasında Nazilli süreci yaşayıp tekrar döndüğü Niğde’de ise bu kere tüm ağırlığını folklor ve anılardan oluşan yaşama veriyor.

Önemli hizmetleri olan değerlerin gün ışığına çıkarılmasına çabalıyor. Kitapları şiirleri yayınlanıyor. Niğde gazetelerinde yazıları çıkıyor Bu süreçten sonra teknolojide gelişmelere ayak uydurup İnternet ile olumlu yol ve onurlu hamle adı ile iki site ile Türkiye dışına da açılıyor.Kendi kulvarında iddialı yazılarla yazmaya devam ediyor.

Özdeyişler, Fikirler Zaman Tünelinde Üçkapılıoğlu kel Ali Niğde Folkloru, Osman Üçer ile söyleşiler, Gökçe dede Ülkesi, Kabaksız anıları ile binlerce yazıya imza atan Osman Üçer Niğde için folklorik sohbette ilk durak konumunda olmayı başaracak eserlere imza atıyor.

Her insan gibi duygusallığı, her insan gibi kırgınlıkları olsa da Niğde için Osman Üçer çok önemli bir birikimin adresi olmaya devam ediyor. Böylesi değerleri farklı yerlerde daha yoğun sahiplenildiğini gören bilen bizler için Osman Üçer gibi emek verenler Niğde ile ilgili çalışmalarda kaynak kişi olarak görülmesi gerekir.

Siyasetin tüm kıvrımlarında olan biteni görecek kadar deneyimlerini beyninde derleyen ve süreç içinde insanı yanlışını yüzüne söylemeden ‘bu toplum düzen tutmaz’ noktasına eren Üçer, Niğde folklorunun gelişimi ve ileri taşınmasında varlığı bir şanstır.

Günümüzde Başta MHP lideri Bahçeli olmak üzere bir dönem siyaset yaptığı insanları da sert bir şekilde eleştirir iken farklı siyasi çizgide de olsa olumlu çaba ve çalışmaları alkışlayarak destek vermeyi benimsiyor. Ülkesini ve Niğde yi seven ve folklora sahip çıkan herkesin yanında oluyor.

Osman Üçer ile sohbette kimi zaman süreç hızla akıyor. Çok bilgi, çok deneyim ve çok Niğde sevgisi olan biri ile söyleşmek konuşmak ondan yararlı bilgiler edinmekte ayrı bir keyif veriyor. Kitaplarını bulup okuyun ama bulamazsanız internette sitesine girin tad alacağınız keyifli kitaplarından bölümler ve yazıları sizi bekliyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

2 kasım 2007 tarihli Niğde ANADOLU GAZETESİNDEKİ YAZIM

 

GENÇ GAZETECİLERE

 

ÖMER FETHİ GÜRER

 

Niğde’de Osman Üçer, İsmail Özmel, İrfan Bahar, Asım Tanış,Ayhan Baran,Sabri Cığızoğlu,Hasan Yeğin yerel basınında yazıları çıkan Niğdelilerdi. Aralıklı yazan onlarca hemşerimizde vardı.

Benim yazmaya başladığım dönemde Ahmet Öncü,Arif Acındı, Hüseyin Gökalp, Mehmet Beklen, Mehmet Bilen, Üzeyir Lokman Çaycı, Şerafettin Yılmaz, Mehmet Duruöz,Nail Gündüz gibi isimler gazetelerde yazıyor yada muhabir idi. Fuat Tuğrul Niğde Sesi, İsmet Sayın Hamle,Hacı Şimşek Yeşil Bor ve Abdurrahman Yılmaz Yeni Bor gazetesi çıkarıyordu. Benden önceki kuşaktan Osman Üçer, İsmail Özmel, İrfan Bahar, Asım Tanış 40 yıla ulaşan sürede Niğde ile ilgili yüzlerce yazıları oldu. Bende 30 yılda beş bini aşan Niğde bölgesi ile ilgili yazı yazdım.

Niğde il geneli için bir şeyler yapılsın diye çabaladım.

Birileri beni geçer mi kaygısına hiç düşmedim. Elimdeki bilgiyi paylaşmayı benimsedim. Niğde’de ve Bor’da 1978’lerde dahi sınırlı gazetede ulusal muhabir vardı. Niğde ve Bor’da kimi arkadaşları gazetelere muhabir olmaya teşvik ettim. Köye kasabaya gittim.kendi gazeteme yazarken o arkadaşların gazetelerine yazı resim hazırlayıp adlarını yazıp gönderdim.Kimi haberi gazetede gören arkadaşlarımız olurdu.

Gazetede yazım çıkması hoşuma gidiyordu ama en çok Niğde ile ilgili konular gündeme taşındığı için seviniyordum. 1980 öncesi Hürriyet muhabir iken birkaç kez bölge sayfasında en çok haberi çıkan en başarılı muhabir seçildim. Niğde dışında okurken de Niğde muhabirliği yaptım. Kısaca amaç olarak Niğde ili adına çabam ve çalışmam oldu.

1975 yılından beri yerel BASINDA HİÇ BİR GAZETEDEN DERGİDEN BİR KURUŞ PARA ALMADAN Niğde yazdım. Ayrıca Laf ola şiir kitabım 1990 yılında Bor Şehri kitabım 2004 yılında tamamen kendi olanaklarımla yayınladım.

Geçen sürece bakınca Niğde adına yapılmış çok konuyu gündeme taşıdığım ve bunların yapıldığını gördüğüm içinde mutlu oluyorum.

Niğde’mizde son yıllarda hızla aratan gazete ve dergiler ile yazı alanları genişledi. Ofset Pırıl pırıl yayınlar çıkıyor. Niğde bu anlamda bir çok ili geride bıraktı. Çok güzel yazılar konular haber oluyor.Başarılı genç muhabirler gazeteciler yetişti. Niğde adına bu anlamda sevincim arttı . Keza Niğde ile ilgili haberlerin gündeme olumlu konularda gelmesinin Niğde için önemini bilİYORUM. Niğde tarih doğa turizm özellikleri ile gündeme gelmesi HEM Niğde tanıtımı hemde haber çeşitliliği için önemli olacaktır. Adliye haberleri, cinayet, kaçırma, kaza haberleri yerine daha çok tarih doğa turizm için haber üretilmesi Niğde ayrı bir tanıtım yolu olduğu da mutlaktır.

Bu nedenle genç muhabirlerin Niğde köy ve kasabalarına sık gitmeleri,siyasi parti gezilerinin dışında bölge taraması yapmaları onların yeni yeni haber kaynaklarının oluşumuna vesile olacaktır. Bu konuda Niğde valiliği ve belediye yardımcı olacağını da umuyorum. Her hafta sonu Niğde için bir merkeze yolculuk yapılması bir yıl boyu Niğde ile ilgili daha yoğun ve değişik haberinde üretilmesini sağlayacaktır.

Gazetecilik bir gönül ve sevgi işidir. Adliye muhabirliği, yada toplantı açılış gibi yerlerde olmak basın için önemlidir ama keşif yolculukları zevklidir. Kimi genç muhabir ve yazarların Niğde için mükemmel yazılarını ilgi ile okuyorum. Tarihi mekanları tarihi kişileri meslekleri yaşamları ne güzel anlatıp işliyorlar. Bizlerden çok daha başarılı olacak ve bir gün Niğde için yüzlerce kitabı üretecek bir geleceğin doğacağını bu yazıları okudukça düşünüyorum.

Okul dergilerinde dahi profesyonellere yaklaşan özellik ve içerikte yazıların yer alması Niğde adına sevincimi artırıyor.

S Genç muhabirler kiminde soğan ekmek yesenizde sevin sevilin ve mutlaka Niğde adım adım gezmenin tadına erin. Her yazınızda yeni bir Niğde heyecanını yakalayın sizlere inanıyor sizlerden erdiğiniz başarılardan fazlasını bir büyüğünüz olarak bekliyorum. Geleceği şekillendirmede sizlerin çabası çalışmasını önemsiyorum. Son bir not ve bir yerde abi öğüdü 30 yıl önce nasıl olsa buluruz düşündüğümüz resimlerde insanlarda çabuk tükendi ki bugün keşke onlarla konuşsa idik keşke arşivimizde‘şura’nında resmi olsa idik diyoruz o nedenle orijinal resimleri yazıları haberlerinizi yayınlandıktan sonrada arşiv yapın saklayın bir gün ne kadar işe yaradığını göreceksiniz. Başarılar kolaylıklar dileği ile. nigdekent@mynet.com yazabilir ve borun.sesi.sitemynet.com ve bor.sehri.sitemynet.com’da yazılarını okuyabilirsiniz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

31 Ekim 2007 NİĞDE ANADOLU GAZETESİ KÖŞE YAZISI

 

 

 

 

SABRİ ÖZDAĞ VE ELMA

ÖMER FETHİ GÜRER

Yaz ayları geldi. Geçti. Leylekler çoktan yuvasına yol aldı ama bizim notlarımız içinde anıları kalan leyleklerin hikayesinden başlayarak Sabri Özdağ ile geçen kısada olsa ziyaretlerimizi yazacağım.

Tepeviran bağlarında Sabri Özdağ iki yan yana bahçesi var. Bu bahçelerde kendine özgü bir yaşam kurmuş.Yalnız kendisine değil göçer kuşlara da mekan yapmış, Örerek yaptığı iki leylek yuvası yalnız onun bahçelerinde yer alıyor.. Her yıl konukları gelip kalıyor, yavru çıkarıp gidiyorlarmış. Bu kerede öyle olmuş, iki gelip beş leylek olarak göçmen kuşlar geri göç eylemişler.

Hemen evinin yanında bu iki yuvada yaşanan günlük süreci oda bağda olduğu dönemde izliyor gözlüyor. Göçmen kuşlar gibi sezon sonu Niğde eve geliyor ama bağda yaşamı ona keyf veren Niğde için şiirler yazılar üretmesini sağlayan mekan oluyor.

Bir insan için doğa sevmek ayrı bir bağımlılıktır. Bahçeciliğin inceliklerini bakımından üretimine kadar öğrenmeden öte onlarla konuşur gibi bir bağ oluşturmuş Deyişi o ki gelecek yıl ürün verecek elma ağaçlarında ilk örnekleri onun bahçesinde yer alıyor. Bahçe yanında bataklığı düzene sokup küçük bir havuz haline dönüştürmüş. Bu bölüme bir divan koymuş havuz sefası istenirse su sesi ile bu yerde muhabbet etmek keyifli oluyor.

Saygıdeğer eşi ile mütevazi ve inançlı yaşamı olan Sabri Özdağ sevgi yoğunluğu olan bir değer. Niğde için elma ile ilgili bir halk türküsü için uğraşıp emek verip güzel bir türkü yazmış. Elma ile ilgili yazdığı ve çalıp söylediği Türkü noterden onaylı bir örneğini de bize verdi. Niğde bağlarını anlattığımız bölümde kitaba bu çalışmasını da koyacağım.

Sabri Özdağ deyince Niğde folklorunda çok kişiden çok anı dinlemek olası. Ama onunla ilgili en çok sözü edilecek yanı beyefendi kişiliği, Niğde ile ilgili çaba ve çalışmalarının yanında Niğde folkloru içinde emek ve çabaları bulunan Özdağ çok güzel şiirlerinin yanında Niğde dününde kalan fıkraları da geleceğe taşıyor. Sohbeti eserleri üretkenliği yanında sanatsal konuları bağ bahçe muhabbetlerinden öte el becerililerinin de özellikle yemekte olduğunu Osman Üçer sitesinde resimlerden gördük.

Osman Üçer kebabını öven bir notta resimlerin altına düşmüş. Sabri Özdağ yemek kültürünü zenginliğini belki de en iyi anlatacak ikinci bahçedeki fırının olduğu bölümdür.

Üç katlı evden elli metre ötede bu kere otantik döşenmiş küçük bir fırınında olduğu sazın sözün yer bulduğu bir mekan var. Sohbeti güzel olanın masası da zengin olur. Ondan olacak her konu düşünülerek bu yer tanzim edilmiş. Geçmişten geleceğe sohbetin mekanı aynı zamanda sofranın zenginliğininde belgesi gibi duruyor.