
KAPALI OKULLAR
ÖMER FETHİ GÜRER
Köyleri ayrı severim. Doğallık vardır. İnsan kendini saklamaz. Yaşadığı gibi görünür. Köyler yakın dönemlere kadar kentleri her yönden beslerdi. İnsan göçü, Tarımdan elde edilenin sevki, Hayvancılık ile sağlananın devri hep kentlere olurdu. Köyde yaşam zor olsa da köyde mutlu olan insan sayısı sanki daha çoktu. Sonrası doku değişimi başladı. Elektrik gitti, Yol yapıldı. Okul Yapıldı. Sağlık Ocağı Yapıldı Kısacası kentte olan köye ulaştı. Bu süreç köyleri daha gelişeceği düşüncesini yarattı. Ama öyle olmadı. Köyde yaşam zorlaştı. Tarım, Hayvancılık getiri olarak görülmedi. Büyük kentlerde, Yurt dışında iş arayışı başladı. Sigortalı bir iş ile yola çıkıldı “ Her işi yaparım “ noktasında duruldu. Geriye dönüş olmadı. Giden gideni götürdü. Köylerde nerede ise boşalmaya başladı. Son otuz yılda köylerin yapısı değişti. Taleplerde farklılaştı. Bu süreçte köylerde yapılan yatırımlarda boşa düştü. Köy okulları, sağlık ocakları kapısına kilit vuruldu. Taşımalı eğitime ve sağlık hizmetine geçildi. Şimdilerde çok köyde köy okulları ve sağlık ocakları kapalı. Badak, Emen, Akçaviran, Çanakçı, Bekçili, Yar hisar, Valısa, Kolsuz gibi yerlerde okulları görünce içim yandı. Çoğu yeni sayılacak bu yapılar haraptı. Çoğu okulda Atatürk büstü duruyordu. Bahçeleri otlar bürümüş, kimi camları kırıktı. Köylerde yaşayan genç nüfusun önemli bölümü köyde değildi. Köylerde nüfus yaşlılardan oluşuyordu. Köylerde azalan nüfusa rağmen açık kalabilen tek yer camilerdi. Kahvelerde çoğu köyde canlılığını yitirmişti. Yine de köylerde muhtarlıklar vardı. Bunların düzenli bir hizmet yerleri ise çoğunun yoktu. Öyle olunca da kapalı okullar neden muhtarlık olmaz sorusu aklıma geldi. Bu okulların harap ve yok olması yerine muhtarlık yapılsa, okuma odası dinlenme odası hatta bir oda konaklama odası kılınsa böylece hem bu tesisler harap olması önlenir hem de gelecekte bir gün yeniden ihtiyaç duyulursa tesisler ayakta kalması sağlanmış olur.
Okulların hali ve durumunu izlerken plansızlığın neleri alıp götürdüğü aklıma geldi. Köyler boşalırken yeni okullar yapılması yerine köy kent projesi geliştirilse yakın köylere ortak okullar yapılsa belki bugun bu trilyonluk yatırımlar boşa gitmeyecekti. Sonuçta orada harap olan okullar hepimizde katkısı ile yapıldı. Ama o okullarda simgeleşen ne kadar çok yararsız kalan tesisimiz oldu ki ykıp geçtik, terk edip gittik. Bunlardan nasıl yarar sağlarız demedik. Bugün için değil dünden kalanlar içinde aynısını yaptık. Tarihi evleri yapıları özelliği olan konakları yerine yeni apartman dikmek için yok ettik.
Plansızlık her alanda canımıza okudu. Planmı pilavmı diye dalga geçe geçe kaynaklarımızın yok olmasını seyrettik. Şimdilerde çoğumuzun okuduğu okullar kapısı kapalı yıkılmayı yok olmayı bekliyor. Oysa köydeki en sağlam yapılarda okullar ve kapalı sağlık ocakları. Mutlaka bu yerleri sahiplenmek gerekiyor. Kurtarmak gerekiyor. Kapısına kilit vurunca sorun bitmiyor. Yetkililer acaba köylerde kapalı okulların öylece harap olmasını beklemek yerine bir proje geliştiriyorlar mı? Yoksa seyirmi ediyorlar. Çözüm çok basit bu okullar sağlık ocakları muhatlar eliyle köy için yararlı kılınarak değer bulması sağlanabilir. Bu anlamda muhtarlar boya badana ve kullanım malzemesi sağlansa yıllarca bu yapılar yararlı hale gelmiş olur. Yazık trilyonluk okullar, sağlık ocakları yıkım bekliyor.
ANKARA NİĞDE GÜNLERİ
ÖMER FETHİ GÜRER
Niğde Başkent Vakfı ile Ankara’da Niğde dernekleri güzel bir çalışma
yapıyorlar. Ankara’da Niğde Günleri adı ile bir etkinlik düzenliyorlar. 29
Eylül- 2 Ekim arası yapılacak bu etkinlik içinde bir süredir hazırlık çalışmalarını
sürdürüyorlar. Niğde Dernekler Federasyonu Başkanı Hafize Şahiner, Başkent
Niğde Vakfı Başkanı Musa Balaban ve Yönetim Kurulu Üyeleri Başkent Niğde
Günleri adı ile yapılacak bu tanıtım gününün güzel olması için her çabayı
gösteriyorlar.
Niğde gazetelerinde köşe yazılarımı okuyanlar bilir yıllardır büyük
kentlerde bu tür etkinliklerin olmasını çok kere yazdım. Bu kere Ankara’da
böyle bir girişim doğdu. Bu NİĞDE’NİN TOPYEKÜN SAHİPLENMESİ GEREKEN BİR
GİRİŞİMDİR. İl ilçeler tüm birimler bu bağlamda çalışmanın bir yerinde
olmalıdır. NİĞDE’DE BULUNAN TÜM MERKEZ, İLÇE KASABA BELEDİYELERİ YÖRESEL
ÜRÜNLERİ İLE ETKİNLİKTE YER ALMALIDIR. Niğde için bu girişim ses getirecek bir
konuma taşınmalıdır. VALİ-BELEDİYE BAŞKANI işe gönüllüler gibi sahip çıkmalıdır.
Bu girişim için Niğde demokratik kitle örgütleri, belediye başkanları,
muhtarlar, siyasi partiler kısacası Niğde adına bir taş koyacak herkes ama
herkes çabanın içinde yer almalıdır.
PROTOKOLDA KRAVAT TAKIP İŞ YAPMIŞ GİBİ DURMAK YERİNE YERİNE “BİR KİŞİ
DAHA FAZLA KATILSIN”, “BİR KONU DAHA ÖNE TAŞINSIN”, “NİĞDE HER YÖNÜYLE
ANLATILSIN” ÇABASI GÖSTERİLMELİDİR
Ankara’da Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) 29 Eylül 2011-2
EKİM 2011 tarihinde düzenlenecek “Başkentte Niğde Günleri -1-“ etkinliği Niğde
için önemli bir başlangıçtır. SİYASET BU ANLAMDA BU GİRİŞİMİN HİÇ BİR YERİNDE
ÖNE TAŞINMAMALI VE BU OLAY BİR NİĞDELİLİK DUYGUSU İLE SAHİPLENİLMELİDİR.
Çalışmaların başarılı olması başta Vali olmak üzere her yetkilinin
katkısı ile olasıdır. Vakıf ve dernek gönüllü insanların amatörce uğraş
verdikleri alanlardır. O nedenle bu gibi çalışmalarda ili yönetenlere daha çok
görev düşmektedir.
İL PROTOKOL LİSTESİNDE OLMAK DEMEK ETKİNLİKLERDE ÖZEL YER VE ÖZEL
İKRAMLARDAN NASİBİNİ ALMAK DEMEK DEĞİLDİR. PROTOKOLDA OLMAK DEMEK GEREKİRSE
CEKETİNİ ÇIKARIP ORADA HİZMET VERECEK KADAR KONUYU SAHİPLENME İLE OLUR
Bu bağlamda Niğde Üniversitesin inde çalışmalarda özel bir yeri
olacağını da düşünüyorum. Niğde’de uzun sayılacak dönemde görev yapan
rektörümüzün en azından Üniversite tanıtımı adı ile bölgede yapılan çalışmaları
resimleri ile de olsa anlatılacağı bir yer neden bu Niğde günleri kapsamında
yer bulmasın. Örneğin Niğde Üniversitesi bölgede endemik bitkileri, doğal
güzellikleri, maden ve toprak yapısı gibi çalışma alanı içindeki bilgileri
resimleri panolarla daha çok kişinin bilgisine de sunabilir. Dericilik,
hayvancılıkla ilgili birimlerin etkinlikleri bu sunumda yer bulabilir.
Kısacası Niğde ili için bir çıkış olacak bu girişim sahiplenilmeli ve
desteklenmelidir. Adet yerini bulsun anlamında değil özde destek zamanıdır.
NİĞDE RESMİ-ÖZEL HER KURUM VE YETKİLİ DE BAŞKENT ANKARA GÜNLERİ İÇİN
SINAVDADIR. BAKALIM GÖRECEĞİZ. DAHA ZAMAN VAR.
ÖMER FETHİ GÜRER’DEN KUTLAMA VE TEŞEKKÜR
Haber: Kenan Zımba
Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekili
adayı Ömer Fethi Gürer Niğde seçim sonuçlarını değerlendirdi ve seçimlerin
ülkemize ve Niğdemize yararlı olmasını diledi. Gürer, Niğde Milletvekillerinin
başarılı olmalarını ve Niğde için yararlı hizmetlerde bulunmalarını
temennisinde de bulundu. CHP
Milletvekili çıkarmasından duyduğu memnuniyeti ifade etti.
Gazeteci Yazar Endüstri Mühendisi
Ömer Fethi Gürer açıklamasında şu görüşlere yer verdi. “ Niğdemizde demokratik
bir yarış yaşandı. Sonuçta yeni vekillerimiz seçildi. Öncelikle halkımızın
seçim sürecinde partimize ve bu arada şahsıma gösterdikleri yakın ve samimi
ilgiye teşekkür ediyorum. Bizim için “ Ben “ yoktur. o
nedenle hedefim ve düşüncem halkımıza hizmettir. Bu süreci böyle anmak ve anımsamak istiyorum.
Elimden geldiğince partim için çaba ve çalışma içinde oldum. Sonuçta üzüntülerim, sevinçlerimle bir dönem
geride kaldı. Bundan sonrada Niğdemiz için söyleyecek sözüm ve yazacaklarım da
olacak. Seçilen vekillerimizi kutluyorum. CHP il ve ilçe örgütleri ile
fedakârca çalışan gençlere, kadınlara, üyelere ve halkımıza teşekkür
ediyorum. Seçim süresince gösterilen
ilgi ve desteğe ve dürüst yaklaşımları ile güç verenlere ve basınımızın her
dönem ilgi ve destek ile katkı veren gazete sahibinden muhabirine teşekkür
ediyorum. Kısacası Bu süreçte destek veren herkesin emeğini önemsiyorum.
Sonuçta Niğde üç milletvekili ile mecliste yer alacak. Niğde sorunları umarım
gereken ilgi ile ele alınır. Umarım Halkımızın daha huzurlu ve mutlu yaşayacağı
bir kent olarak Niğdemiz kalkınır. Gelişir, sorunlarından arınır. Dileğimde
odur. Niğde için yapılacak her doğru ve gerekli çalışmaya katkı vermeye
hazırım. Bizim yaşamımız halkımıza hizmet ile geçti. Kendimizi düşünmedik. Bundan sonrada hedefim
daha gelişen, daha sorunlardan arınan, insanı mutlu bir Niğde ve Türkiye’dir.Hiç bir çocuk yatağa aç girmeyeceği,hakça ve
halkça bir düzenin olacağı günler
umudumdur. Siyaseti bir kamplaşma ya da kavga yeri değil proje üretme, insana hizmet yeri
olarak gördüm ve göreceğim. Seçim
süresince kimseyi kırmamaya üzmemeye çalıştım. Hatalarımızda oldu ise hoş
görüle diyorum ve tüm hemşerilerimi,ülkemi içten seviyorum. Hoşça ve dostça yaşam
diliyorum “ dedi.
ÖMER
FETHİ GÜRER
ANNELER GÜNÜ
ÖMER FETHİ GÜRER
Takvim yapraklarında günler
genelde anımsama adına nerede ise doldu. Bu esasen bir yılın her günün önemini
de göstermesi açısıdanda iyi oldu. Yaşam dediğimiz ne ki; bir varmış, bir
yokmuş ile akıp gidiyor. İnsanın doğumu annenin varlığı ile başlıyor. Genelde dokuz ay karnında taşıdığı varlığını dünyaya getiren anne onun için her türlü fedakarlığa katlanıyor. Bu
duygu tanımsız bir duygudur. Yaşamını hiçe sayarak yavrusu için her şeyi göze
alma duygusu düşünüldüğünde
büyük ve ulvi bir duygudur.
Anneler gününden öte her anımızda annemizle bilerek ya da bilmeden bir bağımız vardır.
Onun davranışları,düşünceleri, anlatıları,
masalları, farkında olmadan bizlerin
varlığının başlangıcıdır. Yaşam adına
çok şeyi onlardan öğreniriz. Acılarını gizler mutluluklarını gösterir ve onu sizinle
paylaşırlar. Herkesin annesi önemli ve değerlidir. Benim annem Kadriye Gürer’de bizlerin
yaşamı için saçını süpürge edenlerdendir. O dünün zor koşullu yaşamında fedakarlıklarından kitap olur. Dedim ya her kesin annesi
benzer fedakarlıkları yapmıştır. Babaların varlığı da
önemlidir. Hiç şüphesiz anne ve baba birlikte yuvayı kurarlar ama anne duygusunda ayrıcalık
vardır. İnsanın doğal yapısındanda kaynaklanan daha çok koruyan, sahiplenen,
kılına zarar gelmesini istemeyen,
düşüncesini kolay dışa vurur. En basitinden soğuk bir havada sokağa çıkışta baba bir kez korunmalı giyin dese de anne zorlar ve o giysisiyi giydirinceye
kadar uğraş verir. Ya da baba üzeri açık uyuyan çocuğun üzerini bir kez örter,
ardından ise uyarır, ama anne her üzeri açıldığında uyarmadan usulca gelir o
örtüyü örter. Sonunda baba da anne de aynı yoğunlukta çocuklarını sevse de
uygulamada anne farklıdır. Ondandır anaların evlatları üzerinde daha çok
davranış belirleme isteği vardır. Geçmişte
evlenilecek kişiye kadar önce anne belirleyenmiş, günümüz yaşam
biçiminde bu gerilerde kalsa da çocuk için anne çok farklı aşamaların direk etkiyenidir.Yaşamdaki değişim çok alana yansıdı.Aile kavramı
giderek bozuluyor. Televizyon ile ya da
farklı etkenlerle aile dokusunda
oynamalar oldu.İç içiçelik kayboluyor. Çalışan anne ile kreş yaşamında
büyüyen çocuk olgusu erken yaşta anne yetiştirmesinden ayrışmayı getiriyor.
Annelerin çalışır olması ve yaşamın sorunları,
çocukların sorunlarını
nerede ise öteler oldu. Sevgi yoğun yaşanmaktan çıkıyor. Anneler
günü belki yeni dünya düzeninde yok olmaya başlayan
kimi özellikleri bir günde olsa yeniden anımsanması içinde bir vesile
olacaktır.
Tüm annelerimizin ellerinden
öpüyorum. Vefat edenleri saygı ile selamlıyorum. Ne olursa olsun değişen dünyada
annemizinde babamızında kardeşimizinde hatta komşumuzun çevremizinde değerini
bilelim. Yaşananları güzel kılalım ve yarında mutlu olalım. Anneler günü tüm
annelere kutlu olsun
ÖMER FETHİ GÜRER “MİLYARLIK
YATIRIMLAR NEDEN ÇÜRÜTÜLÜYOR”
HABER: Kenan Zımba
Gazeteci- Yazar Ömer Fethi Gürer Niğde il
genelinde onlarca okul ve sağlık
ocağının kapalı ve kullanılmaz durumda bulunmasını eleştirdi. Tesislerin
çürümeye terk edilmesini doğru bulmadığını söyleyerek önerilerde bulundu.
Niğde Kapadokya’nın Başkenti,
Niğde Spor Tarihi, Niğde Söylence Şaka ve Fıkra Kitabı ile Bor Şehri
kitaplarınında yazarı olan
Ömer Fethi Gürer Niğde ilini adım adım gezdiğini sorunları da
tarihi de doğayı da yerinde gördüğünü
belirterek “her köyde, kasaba da bir
özellik ve güzellik var ama bunun yanında yakın tarihin önemli
yatırımları çürümeye terk edilmiş bulunmaktadır. Niğde çok sayıda köyde okul ve sağlık
ocağının haraptır. Köylerde
kullanılabilecek durumda bu yapıların bu halde olmasından da
büyük üzüntü duydum. Bu duruma nasıl seyirci kalınır, nasıl bu yapılardan bir
türlü fayda sağlanmaz anlaşılır gibi değil” dedi.
Niğde sorunlarını yakınen bildiğini ve bu konuda yazıları ile çözüm önermelerinde de bulunduğunu hatırlatan Endüstri Mühendisi- Yazar Ömer Fethi Gürer çok köyde taşımalı eğitim nedeni ile eski ilkokullar kapatılmış, kimi yerde yetersizliğinden yeni okul yapılmış, Yine sağlık ocaklarındanda kapananlar olmuş. Bu tesisilerin çürümeye terk edilmesi anlaşılır gibi değil. Neler yapılamaz ki köy odası, muhtar odası, okuma odası, konuk evi, lojman, yerel kültürlerin sergilendiği mini müze, diyelim hiç biri olmadı köyde en yoksul aile evinden bu yapılar daha sağlam ve düzenli olduğu için onlara ev olarak bu yapılar neden düzenlenmez. Onlarca yapı neden çürümeye bırakılır. Hadi diyelim bu konuda proje var o süreye kadar neden yararlı kılınmaz. Bu bağlamda yetkililerin konuyu ele alması ve daha duyarlı ve hızla yapıların değer bulmasının sağlanması gereklidir.” Dedi.
GÜRER “GÜLEN MERYEM ANA NİĞDE
TURİZMİNİ GÜLDÜREBİLİR”
HABER :Kenan Zımba
Niğde Kapadokya Başkenti kitabı ile Niğde tarihini yazan gazeteci yazar
Ömer Fethi Gürer Niğde turizmi için son günlerde oluşan ortamın doğru
algılanması ve değerlendirilmesini istedi. Kültür ve Turizm Bakanı Niğde gezileri
ile kamuoyu gündemine oturan Gülen Meryem ana frseki ile ilgili Niğde kamuoyu
ve yönetenleri de duyarlı olmaya çağırdı. Yazar Ömer Fethi Gürer şöyle
dedi.-“bu süreci iyi yönetmek gerekir. En kısa sürede ili yönetenler bu alanda
bir basın toplantısı yapmalıdır. Ardından Niğde Kültür Sarayında konuya ilgili
bir toplantı organize edilmelidir. Niğde
Üniversitesi konuyu sahiplenmelidir. Niğde açısından olayın freskin konumundan
çok turizm açısından Niğde sağlayacağı fayda hesaplanıp bu anlamda diğer bölgelerinde
gündeme taşınması sağlanmalıdır. Niğde diğer merkezler de gündeme alınmalı,
ulusal basın ve Tvler bu konuda bilgilendirilmelidir. Niğde için bu süreç
dikkatle ele alınırsa çok faydalı bir dönem yakalanma olasılığı vardır” dedi.
Gazeteci- yazar Ömer Fethi Gürer
yaklaşık 8 yıl öncede Niğde ilinin Tyanalı Appolon ile gündeme geldiğini o
dönemin Kültür ve Turizm Bakanı Niğde gezileri sonrası Felsefe kurultayı dâhil
birden çok alanda atılım planlandığını ancak sonuçta olayın istenen biçimde
yönetilemediği için geri kalındığını söyleyerek sözlerine şöyle sürdürdü “ bu dönem o döneme benzemesin. Niğde bu süreç iyi yönetilsin.
İngiliz uzmanlar fresk üzerinde çalıştı. Freskler 1964-65
yıllarında yapılan kurtarma çalışmaları İngiliz Bizantilog Michael Gough
başkanlığında bir ekip tarafından yapıldı. O ekibin raporlarına erilerek
kamuoyu ile bilgilerde paylaşılmalıdır. Sonuçta ne olursa olsun konu ülke
gündeminde tartışılmaktadır. Bu süreci iyi götürmek Niğde turizmi açısından çok
önemli olacaktır. Tyana Krallığı Başkenti Kemerhisar, Bahçeli, Karatlı, Edikli,
Yeşilyurt, Yeşilburç, Nar Köy,Gösterli, Ballı,
Kiçiağaç, Uluağaç,Çavdarlı,Bor,Niğde Merkez,Aktaş, Ulukışla, Altunhisar, Kasaba
Ulukışla,Çömlekçi,Hasaköy,Tepeköy, Azatlı,Kitreli,Kayırlı, Çiftlik bu dönemde
en kısa sürede detayları ile gündeme taşınması da şarttır.”dedi. Gazeteci yazar
Endüstri Mühendisi Ömer Fethi Gürer günümüze değin gündeme gelen çok detayın bu
tür tartışmalarla ortaya çıktığına da dikkat çekerek Niğde için önemli bir şans
doğmuştur. Niğde’de her kesim bu anlamda girişim içinde olmalıdır. Bu tanıtım
fırsatı da ıskalanmamalıdır” dedi.
GÜLEN MERYEM ANA
ÖMER FETHİ GÜRER
Niğde onlarca tarihi özelliği ve
önemi olan merkez var. Tyana Krallığı başkenti Kemerhisar, Bahçeli, Karatlı,
Edikli, Yeşilyurt,Yeşilburç,Nar Köy,Gösterli, Ballı,
Kiçiağaç,Bor,Niğde Merkez,Aktaş, Ulukışla, Altunhisar, Kasaba
Ulukışla,Çömlekçi,Hasaköy,Tepeköy, Azatlı,Kitreli, Çiftlik ilk aklıma gelen yerler. Bu yerlerde nereye
uğrak verseniz şaşıracağınız detay ve ayrıntı vardır. Bu yerlerden bir kaçı bilinir.Diğerleri çok öne çıkmamıştır. Bu bağlamda Niğde
için en çok ilgi bulan merkez Gümüşler Manastırıdır.
Niğde Kapadokya’nın Başkenti
kitabımda Gülen Meryem Ana yer aldığı Gümüşler Manastırını detayları ile
anlattım. Niğde merkeze
Bu süreçten sonra Manastır ilgi
bulan bir konuma ermiş ve yer altı şehri, kilisesi,
freskleri ile her yıl sınırlıda olsa turist manastıra gelmiştir. N e varki
Manastırın tanıtımı yeterli yapılamadığı için Kapadokya’daki bu çok önemli
merkez gereken ilgiye erememişti. Niğde ilinde Selçuklu,Osmanlı
eserleri yanında Hitit’ten Bizans’a
gelen sürecin izlerini taşıyan bu yerlerin gündeme gelmesi Kültür ve Turizm
Bakanı Niğde gezisi ile oldu.Oysa birden çok bakan bu
alanı gelip görmüştü.Bu kere farklı olan burada yer alan Gülen Meryem Ana freski oldu. Kültür ve Turizm Bakanı bu freskin gelecek
yıl turizm amaçlı kullanılacağını açıkladı.İşte
tartışmada bu noktada oluştu.Ulusal gazetelerin manşete taşıdığı
haberlerde gülen Meryem ana
freskinin kurtarma çalışmalarından sonra
güldüğü iddia edildi. Bu anlamda açıklamalar en azından Gümüşler Manastırı için ilgi
doğmasına neden oldu. Niğde birden çok alanı en yakınından bilen değerli
isimlerden Doc. Sacit Pekak bu anlamda dediği doğru idi. Bu fresklerde çalışmaları
İngilizler yapmıştı. Bilimsel çalışmalarda yapılacak bir işin öncesi her açıdan
resimlenip, incelenip yapıldığı bilinendi. Bu durumda işin tartışma boyutundan
çıkarılıp gerçeğe ermesinin yolu da Michael Gough bu alanda yaptığı çalışma ile ilgili rapor
ve belgelere erilmesi idi. Sonuçta Gülen Meryem ana Niğde Gümüşler Manastırı gündeme gelmesinde
önemli bir detay oldu. Niğde için yazdığım 800 sayfa Niğde Kapadokya Başkkenti
kitabında anlattığım Niğde umarım yetkililerin incelmesine girer
.Böylece çok detayı olan kente gereken değer verilir. Şimdi Gümüşler
Manastırı ile bir tartışmanın dahi başlaması yararlı oldu.Umuyorum
ki bu süreç Niğde için keşif süreci olacaktır ve Niğde bir gün turizmden hak
ettiği payı alacaktır.
Benim açımdan Meryem Gülüyormu? Gülmüyormu?dan daha önemlisi Niğde bu anlamda bu yıl daha çok turistin
geldiği merkez olursa diğer bilinmeyenlerde açığa çıkar.Umudumda o yöndedir.
CHP’Lİ GÜRER 18 MART ŞEHİTLER GÜNÜNDE
ŞEHİTLERİMİZİ SAYGI İLE ANIYORUM
HABER: KENAN ZIMBA
Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekili Aday Adayı Ömer
Fethi Gürer 18 Mart Şehitleri anma günü dolayısıyla yayınladığı mesajda bu
günün anlam ve öneminin doğru anlaşılması ve iyi kavranılması gerektiğini
söyledi.
Gazeteci Yazar Ömer Fethi Gürer
Çanakkale Savaşı’nın dünya tarihinde de önemli bir yer tuttuğuna dikkat çekerek
1914 yılında akıllarınca tükenen bir devleti tümdem yok etmek adına yola
çıkanların ummadıkları bir direnişle karşılaştıkları belirtti. Ömer Fethi Gürer Fransa, İngiltere gibi
devletlerin öncülüğünde Çanakkale Boğazına gelenlerin Çanakkale
geçilemeyeceğini pahalı bir bedelle öğrendiğini de söyleyerek şöyle dedi. “ 18
Mart 1915’de dönemin en büyük deniz gücü üç filo ile Çanakkale Boğazı’na giren
İngiliz ve Fransızlar Türk savunmasını kolayca aşıp İstanbul’a ereceklerini
sanıyorlardı. Ama tarihin en büyük direnişlerinden biri ile karşılaştılar.
Tükendi, bitti denilen güçlerin şahlanışı ile neye uğradıklarını
şaşırdılar. Bu savaşın hiç şüphesiz en
önemli aşaması Mustafa Kemal Atatürk komuta ettiği Kocaçimen ve Conkbayır’da
yaşananlar oldu. 19.
Tümen Komutanı Mustafa Kemal Atatürk cephanesi biten askerlere süngü tak emrini
verdi. 25 Nisan 1915’de tarihe geçen şu emri verdi.- «Ben
size taarruz emretmiyorum. Ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman
içinde yerimize başka kuvvetler ve başka komutanlar geçebilir»
dedi. Tarihin büyük siper savaşlarından biri o anda yaşanarak gögüs gögüse
çarpışmalar yaşandı. Mustafa Kemal, Anafartalar Grup Komutanlığına atandı
Mustafa Kemal burada göğsüne gelen şarapnel misketinden cebindeki saat
sayesinde yara almadan kurtuldu ve karşı güçleri bozguna uğrattı. 1916’da
bozguna uğrayan karşı güçler geri dönüp gittiklerinde 250 bin üzerinde
askerimiz şehit düşmüştü. Ama vatanın korunmasından öte bu savaş Anadolu Kurtuluş
Mücadelesine erecek sürecinde başlangıcı oldu. Anadolu halkı yokluk ve
yoksulluk içinde dahi olsa vatanı için cepheye tereddütsüz koştu. Hiç şüphesiz
bu süreçte Mustafa Kemal Atatürk dehası ve ona duyulan güvenle oluşan halk
desteği de çok önemli idi. Sonrasında Ülkemizin işgali ve verilen Ulusal
Kurtuluş Mücadelesi ile bugünkü yaşadığımız ülke doğdu. Atalarımızın bu
topraklar için verdikleri emek şehidi, gazisi ile tarihe altın harflerle
yazıldı. O süreçten sonrada yüzlerce şehidimiz oldu ama ülkesi ile Milleti ile
birliğimizde dirliğimizi de birlikte koruduk ve yaşattık yaşatacağız. “dedi.
CHP ADAY ADAYI ÖMER FETHİ
GÜRER “HİÇ BİR ÇOCUK YATAĞA AÇ
GİRMEMESİ ANA HEDEFİMİZDİR”DEDİ.
Haber: Kenan Zımba
Cumhuriyet Halk Partisi
Milletvekili aday adayı Ömer Fethi Gürer Niğde Kasaba ve köyleri ile Çiftlik
ilçesi kasaba ve köylerini ziyaret etti. CHP Milletvekili aday adayı, Endüstri
Mühendisi Gazeteci- Yazar Ömer Fethi Gürer gittiği köy kasaba ve ilçe
merkezinde kahvehanelerde yaptığı konuşmalarda Niğde sorunlarını bildiğini,
yıllardır yazdığını ve bu sorunları çözmek adına yola çıktığını belirtti.
Endüstri Mühendisi- Yazar Ömer
Fethi Gürer Adana, Mersin, Kayseri, Konya, Nevşehir, Aksaray, Kırşehir bu kadar
gelişirken on bin yıllık tarihi olan Niğde neden bu kadar geri kaldı. Niğde
Sancağına bağlı Nevşehir, Aksaray, Kırşehir bizden ayrılınca Niğde geçecek
kadar ilerlerken Niğde olarak vaatlerden öte ciddi değişim adına hangi projeler
uygulandı. Sorgulamak gerekir “dedi.
Ömer Fethi Gürer “bir otomobilin
çok güzel kaportası, boyası iç döşemesi olabilir. Ama motor o araca göre
değilse rampada su kaynatır. O nedenle aracınızın motorunu da sağlam seçmez
iseniz yolda kalırsınız. Niğde’de yıllardır göz boyamaya yönelik işler var ama
netice ortada” diye konuştu.
Ömer Fethi Gürer “CHP
iktidarında hiçbir çocuk yatağa aç girmeyecek. Ana hedefimiz sıfır
yoksulluktur. Bu nedenle Aile sigortası uygulaması çok önemsiyoruz. Her
yurttaşın en temel ihtiyacı olan insanca yaşam hakkını CHP iktidarı ile
sağlayacağız. Herkes eğitim ve sağlık başta olmak üzere tüm hizmetlerden eşit
faydalanacaktır. Sosyal Demokrasinin vazgeçilmez unsuru olan güçlü sosyal
devletin Türkiye’de oluşturmak bütün hedeflerin üstündedir. Aile Sigortası ile
tüm yurttaşlarımızın kimseye muhtaç olmadan bağımsız, özgür ve eşit bireyler
olarak yaşamasını sağlayacak, bütün toplum için adelet getirecek uygulamalar
yapacağız. Aile Sigortası ile asgari ücretin altında geliri olan aile
kalmayacaktır. Aile sigortası sağlıklı ve eğitimli yeni nesillerin garantisidir. Çocukların eğitiminden sağlığına her alanda
önemli destek ve katkılar sağlayarak hiçbir çocuğun yatağa aç girmemesini
sağlayacağız.” Diye konuştu.
ÖMER FETHİ GÜRER KÖY KASABA
GEZİLERİNE DEVAM EDİYOR
Ömer Fethi Gürer kasaba ve
köylerde gezilerine de devam ediyor. Delegelerin yanında kahvehanelerde
konuşmalarına devam eden Ömer Fethi Gürer belediye başkanlarını da ziyaret
ederek yöre sorunlarını da onlardan da dinliyor. Son ziyaretlerinde Çiftlik
İlçe Belediye Başkanı Yusuf Öcal ve Kitreli Belediye Başkanı Abdullah Şener’i
de ziyaret eden Ömer Fethi Gürer daha önce Alay Belediye Başkanı Şenol Soylu,
Kızılca Belediye Başkanı İbrahim Gülümser, Aktaş Belediye Başkanı Yaşar Çamur
ve Ulukışla Belediye Başkanı Hacı Avşar’la da görüşmelerde bulundu. Ömer Fethi
Gürer farklı siyasi partilerden seçilmiş olan belde belediye başkanlarını da
belde ziyaretlerinde uğrak vererek o bölgeni sorunlarını onlardanda dinledi.
Cumhuriyet Halk Partisi aday adayı Ömer Fethi Gürer Niğde merkez, Çiftlik, Ulukışla, Bor,
Altunhisar, Çamardı çok sayıda köye gitti. Gürer ziyaretlerine devam ediyor.
ÖMER FETHİ
GÜRER “SÖZÜMÜZ SÖZ HİZMETTEN ÖTE
KAVGAMIZ OLMAYACAK”DEDİ
GÜRER ADAYLIK
AÇIKLAMASINDA VERİLEN DESTEĞE VE KATILIMCILARA TEŞEKKÜR ETTİ.
Haber foto Kenan Zımba
Gazeteci –Yazar
Endüstri Mühendisi Ömer Fethi Gürer CHP Milletvekilliği aday adaylığı için
yaptığı başvuruya gösterilen katılıma destek verenlere, mesaj gönderenlere
teşekkür etti. Ömer Fethi Gürer yaptığı açıklamada yıllardır sorunlarını
bildiğim memleketimde bu kere çözümcü olarak hizmet vermeye talibim. Sözüm söz
Hizmetten öte kavgamız olmayacak. Siyaseti memleketimin yararına ve
sorunlarının çözümüne yönelik yapacağım. Bu süreçte partimin vereceği karar
önemli. O süreçte partililerimizle buluşmaya konuşmaya devam edeceğiz. Köy
kasabalarımızı ziyaret edeceğiz. “dedi.
Ömer Fethi
Gürer partide farklı dönemlerde her kademede görev yaptığını, Sendika
başkanlığı dâhil farklı demokratik kitle örgütlerinde başkanlıklarda
bulunduğunu anımsatarak yaşamın her alanında memleketim için uğraş ve çaba
gösterdim. Niğde ili sorunlarını yıllardır yazılarımla gündeme taşıdım. Niğde
ili ilgili dört kitap yazdım. Her aşamada halkımın yanında onun sorunlarını
bilen oldum. Pazar günü halkımın gösterdiği destek ve ilgi beni fazlaca mutlu
etti. Gerek partimin diğer aday adayları gerek başta il başkanım, ilçe
başkanlarım, belediye başkanlarım, demokratik kitle örgütleri başkanları ve
partili partisiz tüm hemşerilerine çok teşekkür ediyorum. Basınımızın
muhabirinden sahibine tüm emekçilerinizde gösterdikleri ilgiyede ayrıca teşekkürlerimi
sunuyorum. Verdikleri destek yaşamımın
en güzel anlarından oldu” dedi.
GÜRER “YOKSULUN KATKI VERDİĞİ
DEVLETTEN, DEVEYİ HAMUDU İLE YUTANLAR DÖNEMİNE ERDİK
ÖMER FETHİ
GÜRER
Gazeteci
Yazar Ömer Fethi
Gürer “geçmişte imece ile sorunlarını çözen anlayıştan günümüzde elde ettiği olanaklar ile bulduğunu götürenlerinde var olduğu bir
düzene erdik.” Dedi. Niğde Kapadokya’nın
Başkenti kitabı, Niğde Spor Kitabı, Niğde Söylence şaka ve fıkra kitabı ile Bor
Şehri kitabı yazarı Ömer Fethi Gürer toplumun genel dokusunun sağlıklı
olmasına karşın bozulmalarında olduğuna dikkat çekerek “ Komşusu açken tok
yatan bizden değil ” düşüncesi yerine lüks yaşam ile gününü gün eden bir zümreninde oluştuğuna dikkat çekti. Gürer 22 Ağustos 1959
tarihli Yeşil Bor Gazetesinde Vahit Kurşuncu
bir anısını nakl ederek yoksulun
katkı verdiği devletten, deveyi hamudu ile yutanlar dönemine erdik.” Diye
konuştu. Gürer, Vahit Kurşunu’nun
anısını nakl etti.
“Lise Yaptırma Derneği olarak
halkımızın hamıyyetine müracat etmiştik. Bir nefeste elli bin lira toplandı.
Zalim tabiat şartlarına karşı koymaya çalışan bu topraklarda elli bin liranın
nasıl kazanıldığını sizleri harice atan sebepler olduğu için sizler çok daha
iyi bilirsiniz, Bağış toplanıyordu bir ihtiyar kadın geldi. Yaşı yetmişe yakın
görünüyordu. Avcundaki bozuk paraları masanın üstüne döktü. -‘(375)
kuruş yavrularım’dedi rakkam yanlış değil, tekrar ediyorum, üç lira yetmişbeş
kuruş. Yün eğirip bu parayı kazanmış. Gözlerimiz doldu. Almak istemedik. “Bu
parayı sen kendisine sarfet bu işe senin duan yeter” diyecek olduk. Fakat hata
ettiğimizi anladık. Ölçüsüzlüğümüzle ihtiyarın nefis izzetini yaralamıştık.
Donuk gözleri önce sulandı, sonra göz pınarlarında tomurcuklanan damlalar
buruşuk yanakları üzerinde yuvarlanmaya başladı. Ve titrek bir sesle: İki
yavrumu okutamadım. Çok akıllı idiler heder oldular. Başka yavrular benimki
gibi olmasın, bu çorbada benimde tuzum bulunsun” dedi. Arkadaşların renkleri
sarardı. Dudakları titriyordu. Bir kısmı gözlerini yukarıya dikerek, dökülmek
isteyen yaşları zapta çalışıyor, bazılarıda geri dönerek gözlerini
kuruluyorlardı. İşte hemşerilerim,böyle bir heyecan
atmosferi içinde başlıyan iş yürüdü.” Halk kimi kavaklarını kesip verdi. Kimi
Kereste temin etti, kimi dokuduğu halının parasını getirdi. 7 Temmuz 1959 tarihinde lise temeli atıldı.
16 Şubat 1960 Salı günü ŞNP
lisenin birinci sınıfı açıldı. Eylül 1949 yılında Niğde Lisesi
açılmıştı. Bor’da ise
1959 yılında lise temeli atıldı. 8-2-1959
yılında Lise Okul Yaptırma Derneği Yönetim Kurulunda Başkan: Baran Baran, Sabri
Cığızoğlu (Eczacı.2.nci Başkan), Ali Saydam (Muhasip. Öğretmen), Aşkı Gürer (Veznedar. Tüccar), Esat Atlı (üye-Tüccar),
Hikmet Cığızoğlu (Tahrirat Katibi-üye), Ali Osman Akan (üye-Tüccar), Derviş
Ertan (Üye.Tüccar), Ali Demircioğlu (Tüccar üye) yer
almışlardı. Mahmut Ünlenen, Nafi Demirkaya, Nedim İrengün gibi isimler yanında
çok sayıda Borlu okul yapımına destek verdi. Hazım Tengiroğlu ve Alim Tunç okul yapılacak yerde arsalarını bağışladılar.” O günleri görenler bu günleri görse idi bir
eli yağda bir eli balda ama memleketi için kılını kıprdatmayanların varlığında
üzüntüden mutlaka acı duyarlardı.”dedi.
Çiftlik
BelediyeBaşkanı
Niğde ili Çiftlik ilçesi bölgemizde gelişime açık merkezlerdendir.
Bu bölgeye de diğer yerleşmelerimize gittiğim gibi zaman buldukça uğrak
veririm. Çiftlik İlçemizde konumu
ve tarihi dokusu ile dikkate değer yerlerdendir. Kitreli, Azatlı, Kula gibi yerlerin yanında
merkez ilçede önemli bir bilimsel kazı devam etmektedir. On bin yıla uzanan Niğde bilinen tarihi
içinde Çiftlik Tepecik kazısı da önemli bir çalışmadır. Doç Dr Erhan Bıçakcı
yönettiği bu kazı alanına çalışamalr başladığından
beri gidip gel,işlerimde her keresinide önemli bulgulara erildiğini
görerek umutlanırım. Ciddi ve önemli bir
çalışma devam etmektedir. Tarihi dünü aydınlanan Çiftlik ilçesimizde belediye
başkanı Yusuf Öcal ziyaret ettiğimde ilçe ile ilgili söyleşi olacağımızda oldu.
Yazın parkta bu
yıl makamında başkanla görüştüm. Niğde
gündemini de izleyen yerel basınımızı yakınen takip eden Başkan Yusuf Öcal ilçe merkezi için yaptıkları vardı.Yapmak istediklerini biliyordu.Amacı görev süresi
içinde ilçe için verilecek her hizmeti
yerine getirmekti. Bu konuda kararlı idi.
Başkan Yusuf Öcal
yaptıklarımız var ama halka
hizmet yolunda daha yapacağımız çok iş var diyordu. Başkan Halkın sevgisini
kazanmak yanında halk için yararlı çalışmalarda bulunmanında öneminden söz
ediyordu “Halka hizmet, hakka hizmettir düsturuyla, coşkumuzu ve başarıya olan
inancımızı kaybetmeden, sabırla, azimle ve gayretle, halkımızla her zaman elele
yürümeye devam edeceğiz.”sözleri ile hizmet için hedef aldığı yolu işaret
ediyordu. ilçede
parkından cami çevresine kadar halkın kullandığı her alanda iyileştirme yanında
yolların düzenli kılınmasından kaldırımlara kadar belediyece yapılabilecek her
çalışmayı yapmak gayreti içinde idiler. Belediyeyi de borçsuz belediyeler
arasında olmasını sağlamayı hedeflediklerini söyledi.
Başkan
Öcal Çiftlik ilçesinin
birleşme ile büyümesinin olası olacağına da düşünüyordu. Bu anlamda
çalışmaların gereğine de değindi. Bu yolla bölgeye daha çok yatırım
olabileceğini de belirtTİ. Niğde
Üniversitesine bağlı bir
bölümünde ilçede açılması için gerekli alt yapı sağlanması halinde önemli fayda sağlayacağına vurgu yaptı.
Başkan
bölgede sorunları
çözüm yollarını biliyordu. Çiftlik ilçesi geleceği adına
olumlu sözler ve gayret içinde
gördüğümüz başkan ayrılıp ilçede kısa
bir gezinti yaptık. Yıllar öncesine göre Çiftlik ilçesinde değişim vardı. Çiftlik ilçesi tarihi
dokusunu gün ışığına çıkıp turizm içinde ilgi bulan noktaya erdiğinde Niğde
için yükselen bir değer olmaya adaydı. Tarım ile yaşamın aktığı ilçe
nufusundan fazla gurbette yaşayan vardı. Özellikle kışın gurbete ekmek için göç başlıyordu. Yaz
yalarında hasret gidermek için gelenelrle nufus artıyordu. Bölgede son yıllarda
yayla şenlikleri ve festivalerle bölgeye ziyarete gelenlerinda sayısı artış
gösteriyordu. İlçe gelişimi
turizmden pay alması kadar yeni yatırımlarla olacağı bilinendi.
Bölge için en önemli üretim patates olmasına karşı patateste üretici olmadan
öteye geçilememişti. Çiftlik geleceği bugunden güzel olması için yapılacaklar
belli idi esas olan bunların bir an önce gerçekleşmesi idi.
NİĞDE DARBOĞAZ’A LİSE
VE KAYAK
ÖMER FETHİ GÜRER
Niğde ilinde bazı
yerleşim yerleri özelliklidir. Yeşilyurt, Yeşilburç, Karatlı, Gölcük, Kitreli,
Kemerhisar, Bahçeli, Çukurkuyu, Dikilitaş, İçmeli, Gümüşler, Aktaş, Misli, Hasaköy,Nar Köy,Fertek,Kurdunus,Hançerli, Murtaza,Çiftlik,
Çamardı gibi yerlerde tarihin belirgin izleri vardır. Bu merkezler dışında
Niğde ve Bor başlı başına tarih merkezidir. Bu bölgelerde yapılacak bilimsel
araştırmalarla Kapadokya’nın bu bilinmeyen bölgesi ilgi ve çekim merkezi
olabilecek derinliktedir.
Niğde ili tarih
yanında doğa zenginidir. Bolkarlar ve Aladağlarda çekim merkezlerinin
başlıcalarıdır. Bolkarlarının eteklerinde yer alan Darboğaz Kasabası ise son
yıllarda gözde merkezlerdendir. Özellikle kiraz ile ünlenen bölgede kış sporları içinde yatırımlar planlana gelmektedir. Bunun
yanında Darboğaz yakınında Emirler ve Kılan ile yaylacılarında ilgi gösterdiği
yerler olmaktadır. Kılan giderek Tekir gibi hızla yapılaşan bir süreçte
yaşamaktadır. Bölgede tarımın gelişimi yanında doğanın zenginliği yaz kış
yerleşim alanı olarak dikkatleri üzerine çekmektedir. Darboğaz bu gelişme
ışığında bölgede lise talebi dillendirilmeye başlamıştır. Kasaba halkı lise
Spor Lisesi, Sosyal Bilimler Lisesi, Anadolu Öğretmen Lisesi veya Fen Lisesi
gibi bir okulun açılmasını bunun yanında Niğde Üniversitesine Bağlı Kış
Sporları ile ilgili bir bölüm açılmasını talep etmektedirler. Darboğaz halkı
bölgeye açılacak böylesi bir okul ile başta kayak sporu olmak üzere farklı spor
dallarında gelişim beklendiği gibi bölgede göçünde kısmen duracağını
düşünmektedir.
Şimdilerde Darboğaz
bu konuda yapılacak girişimi ve çalışmayı beklemektedir. Darboğaz lise kadar önemli olanda kayak ile ilgili girişimlerdir. Esasen
Niğde ilinde Aladağ ve Bolkarlar ve Keten Çimeni bölgesi uzmanlar kış sporları
içinde uygun gördükleri yerlerdir. 20 yıldır kimi Valiler konuyu önemsemeleri
ile tesis yapımları da başlamış ise de yarım kalan yatırımlardan öteye
geçmemiştir. Bu bağlamda tamamlanan tek tesis ise Çamardı Aladağlar Mümtaz
Çankaya Dağ Evidir. Dünyaca ünlenen
Niğde Çamardı Demirkazık zirvesi dağcılar için çekim alanı olmaya devam
etmektedir. Niğde –Çiftlik yolu Keten
Çimen bölgesi ile ilgili Türkiye Kayak
Federasyonu Başkanı Özer Ayık 2007
yılında valiyi ziyaretinde “ Bolkar
Dağları ve Keten Çimeni önemine dikkat
çekerek Bolkar Dağlarını Dünya'da kış
turizminin merkezi olabilecek bir yer” olduğunu söylemişti . 2007 yılında Keten Çimenine mekanik bir tesisin 500 bin YTL kurulacağını
ve o kış bile kayabileceği belirtmişti. Ama demeçle olay kaldı.
Bolkarlarda ise yıllardır yarım kalan Kayak merkezi inşaatı vardı .İl Özel İdare inşa halindeki yapıyı
özel sahışa sattı. Ancak yatırımcı
inşaatı tamamlayamadı. Çünkü mevzuat devreye girdi. O bölge olmayan orman
varmış gibi orman alanına girdi. Yazışmalar bir türlü bitmedi. Konu
Bakanlıklarda. Bir gün izin çıkarsa tesis yapılacak. Bolkarların
SİYASETTE AHLAK
ÖMER FETHİ GÜRER
Gazeteci-Yazar
Endüstri Mühendisi
Sözlük anlamı ile toplum içinde kişilerin uyması zorunlu
davranış biçimleri ve kurallar, iyi nitelikler, güzel huylar gibi tanım bulan
ahlak esasen bilmeden bizi bir arada
yaşamımız sağlayan önemli unsurdur.
Ahlak bir toplum kabuludur
Ahlak bir yaşamda aynılaşmadır
Ahlak bir dengedir
Ahlak bir hoşgörüdür
Ahlak bir başkalaşmaya saygıdır
Ahlak bir sınırsızlığa dikkat çekmedir,
Bu ve benzeri tanımlarla ahlak bir arada yaşayan
toplumların birlikte yaşama bilincini sürdürmeleri için konulmuş kurallardır.
Kimince sınırı vardır ,kimince
sınırı yoktur.
Sonuçta her birey kendisi için özgürlüğü düşler. Toplum
için düşlediğini söyleyenlerde özünde kendi özgürlüğünü arayanlardır.
Hal böyle olunca ahlakın yaşamımızda yeri ve önemi ortaya çıkar.
Birey kendisine yapılmasını istemediği bir şeyi başkasına
yapmayı hak gördüğünde ahlak olgusu ortaya çıkar.
Bu siyasetende böyledir.
Yanımdaki, benimki, benden olan anlayışı insan dokusunda
olandır ama bir benciliğinde tanımıdır
Ben kelimesi aslında bir aşılmamışlığın yani toplumsal
değerleri önemsememeninde bir adıdır.
İnsan olduğu yerde hata vardır. İnsan olduğu yerde
eksikte vardır ama insan hataları ve eksikleri gidermek içinde düşünen
varlıktır.
Haziran ayında muhtemel bir seçim yaşayacağız. temelinde insanlar nasıl yaşamak istediklerinin tercihini
yapacak. Özelde bu tercihi özgürce seçebilenlerin yanında farklı araçların
etkisi ile karar alanlarda olacaktır. Esas olan ise seçimlerin bir futbol
takımı tutkusu ile değil neyin, ne olduğu bilinci ile yapılmasıdır.
Mutlaka farklı partilerde farklı adaylarda ortaya
çıkacaktır. Ama asıl olan bireyin kimliğinden kişiliğinden öte yetenekleri,
yaptıkları yapacaklarını sorgulamaktır.
Genel fayda sağlayacak anlayışların yararı toplumadır.
Yoksa dedikodu ile kavga ile saldırı ile verilecek mücadele kazanılmış başarıları değil yalnız bir yere
ermeyi getirecektir. Ancak o yerlere gelmiş çoğu kişiler gibi o yerde olmak
değil o yerde tarihe imza atabilmek önemlidir.
Sınırı, seviyesi, anlayışı insana yönenlik ve insanca
düşüncelerle yoğrulu ve sevgi dolu bir seçim süreci dileğimdir.
NİĞDE ALAY KASABASI BELEDİYE BAŞKANI SOYLU
KASABA ALTINDA KİLERLER TARİHİN OLDUKÇA ESKİYE DAYANDIĞINI GÖSTERİYOR”
DEDİ
Niğde Kapadokya’nın Başkenti kitabı yazarı Ömer
Fethi Gürer Alay Kasabasında başkan Şenol Soylu ziyaret ederek kasaba sorunları
ve tarihi dokuyu konuştu. Alay Kasaba belediye Başkanı Şenol Soylu kasabanın
iki mahalleden oluşan genelde düz bir alanda kurulu olduğunu belirtip kasaba
bulunduğu alan altında yer altı kilerlerinin geçmişten
günümüze bölgetarihi için önemli ayrıntılar olduğunu söyledi. Ömer Fethi Gürer
makamında ziyaret ettiği belediye başkanı Şenol Soylu kasabanın adını patates ile duyurmasına
karşın fasulye,soğan
yetişiriciliği, hayvancılık gibi geçim kaynakları bulunduğunu da ifade etti.
Niğde merkeze
GAZETECİ YAZAR ÖMER FETHİ GÜRER GÜNDEME TAŞIDIĞI KESTANE AĞACI ANIT
AĞAÇ OLARAK TESCİLLENMESİ BEKLENİYOR
BOR CÜCÜ KESTANE AĞACI ANIT AĞAÇ KAPSAMINA ALINMASI ÇALIŞMALARI BAŞLADI
Niğde Kapadokya’nın Başkenti kitabı yazarı Ömer Fethi Gürer’in bularak
gündeme taşıdığı Bor Cücü Balcı Köyündeki kestane ağacı anıt ağaç kapsamına
alınması için çalışmalara başladı. Ömer Fethi Gürer İl Kültür ve Turizm Müdürü
Mehmet Öncel Koç ile İl Müze Müdürü Fazlı Açıkgöz Balcı-Cücü’ye götürerek ağacı yerinde
tesbitini sağladı. En az 500 yıllık olduğu düşünülen ağaç için anıt ağaç olarak
tescili için çalışmalara başlandı. Ömer Fethi Gürer Kestane ağacı ile ilgili şunları
söyledi-‘Niğde ili kestane ağacı ender raslanır. Bor Balcı Köyünde ise bir tek kestane ağacı vardır.
Balcı(Cücü) Köyü dağ
kovuğunda saklı bir yerleşim yeri gibidir. Bölgede ceviz, armut ağaçları çoğunluğu ‘eski’ ağaçlardır ama Cücü Beyi’nin memleketi kestane ağacı 500
yıllık olduğu söylenmektedir. Ağaç ile ilgili birde efsane vardır.
Deniyordu ki; Cücü Beyi yanına bir Tanrı
misafiri gelir. Bu misafiri Cüce Beyi ağırlar. Konuk eder. Hizmette kusur
etmez. Bu kişi ise bir aksakallı bir dededir..
Gösterilen konuk severlik karşılığında köyee bir yere tohum ekmek istediğini söyler. Ve Köyde bir
kaya üzerine kestane tohumunu
diker, ancak o yer kayadır. ‘Orada kestane değil normal ağaç
yaşamaz’ denir ama
İşte o kaya üzerinde fidan çıkar. Büyür, büyür ve Akıllara
durgunluk veren görünümü ile kestane ağacı günümüze erer. Köylülerin değişi ile Kestane ağacı 500 yıla
ulaşan bir süredir Balcı’da dağın eteklerinde yaşıyor.. Belki de yaşamasını da kutsal ağaç
sayılmasına borçlu. Yoksa dağ başında kaç aylık kuru odun olarak çoktan yanmış
da olabilirdi. En az 500 yıllık olduğu söylenen ağacın anıt
ağaç kapsamına alınması için resimleyip Kültür ve Turizm Müdürlüğü ve Müze
Müdürlüğüne bildirdim. Kültür ve Turizm Müdürü Murat Süslü ve sonra göreve gelen
halen il Kültür ve Turizm Müdürü Mehmet Öncel Koç ile Müze Müdürü Fazlı Açıkgöz
ağacı yerinde gösterdim. Anıt ağaç kapsamına alınması için çalışma başlatıldı. Bakalım, sonucu göreceğiz.dedi.
Ömer Fethi Gürer Balcı’da
efsanelerin salt Kestane
ağacı ile bitmediğini de belirtip sözlerini şöyle sürdürdü. ‘Köylülerin anlattığı hikayelerin
çoğununda tanığı kestane ağacı. Göl önü’nde bulunan suyunda özellikli olduğunu
anlattılmaktadır. Göl önü’ne
bir zamanlar ‘gelin’ gezmeye götürmek adettenmiş ama bir gün göl, atı ile taze gelini yutmuş, Gelinin başındaki al köyün altlarında ‘Gömcekler ’ diye anılan bir
su havuzunda ortaya çıkmış. Denir ki; Göl önü kurban istiyor ve ondan sonra
ziyaret edilmez olmuş. Balcı köyünde anıt ağacı ve efsaneleri Niğde
Kapadokya Başkenti kitabı ile Niğde Söylence Şaka Fıkra Kitabımda
anlattım. Niğde için Balcı-Cücü doğası
ile de ilgi bulacak bir merkezdir.’ Dedi.
NİĞDE BASINI
ÖMER FETHİ GÜRER
Niğde İlinde ilk matbaa 1922 yılında kurulan
vilayet matbasıdır. Niğde ilk çıkan gazete ve dergilerden günümüze yerel
basın: Feryat, Resmi Niğde, Nida, Müdafaa, Tatlıdil, Bilgi,
Yeni Niğde, Niğdeli, İlkadım, Güzel Mecmua, Akpınar Dergisi, Niğde Sesi
Gazetesi, Yeşil Bor Gazetesi, Toprak, Milli Hamle Gazetesi, Niğde İli Köy Toplum Kalkınması Gazetesi,Yeni
Bor Gazetesi, Bor’un Sesi Gazetesi, Niğde Anadolu Gazetesi, Niğde Haber
Gazetesi, Niğde Gündem Gazetesi, Niğde Yankı Gazetesi, Niğde 51 Haber,
Hasret, Niğdemiz Dergisi, Gelişim
Dergisi, Atılım, Genç Bakış, Yeniyıldız Gazetesi, Bor Haber Gazetesi, Ulukışla, Toprak
Gazetesidir. Niğde Feryat Gazetesi 1920
yılında yayına başladı.
Osman Kuzucu, Rıza Katip, Kemal Kiper ilk gazeteyi çıkaranlardır. Resmi Niğde Gazetesi 23 İkinci Kanun 1928 yılında yayına başladı.
Niğde için ilk sürekliliği olan dergi Akpınar dergisi oldu. Temmuz 1934 yılında Halkevi yayını olarak çıkan dergi İmtiyaz sahibi
Eczacı Naim Osman, Neşriyatı idare eden
Muallim Cevat Bey’dir. 1941 yılında sahibi Eczacı Naim Eren iken Neşriyat
Müdürü Eczacı Sabit Ecemiş’tir.
1936 yılında Niğde resmi matbaa müdürü
Ferit Ecer,1937 yılında Ahmet Ülkü matbaa müdürü oldu.
Niğde Valiliği yayını Niğde Vilayet gazetesinde 1957 yılında Baki Süha Numanoğlu Mes’ul Müdür olarak yer alırken 1960 yılında
Yazı İşleri Müdürü Suheyla Kubalı idi.1962 yılında Mesul Müdür
Av. Mehmet Atacık,Yazı İşleri Müdürü Nail
Özyiğit oldu. Yeni Niğde gazetesi yazı
işleri müdürülüğünü 1965’de
Şahin Öcer yaptı. Ayrıca Niğde Gazetesi’nde Hasan Tezol yayın sorumlusu, Ali
Ozan matbaacı olarak çalıştı. 10 Mayıs 1957’de
Müslüman olan Alman gazeteci Ali Ömer
Niğde geldi.. 1 Haziran 1957’de ise Cumhuriyet muhabiri olarak
Yaşar Kemal Niğde idi.15 Kasım 1964 ’de Osman Üçer Selçuk
Edebiyat Dergisini yayınladı. Resmi Niğde, Yeni Niğde, Niğde Sesi
gazetelerinden sonra 1970 yılında Niğde Hamle Gazetesi İsmet Sayın tarafından yayın hayatına
kazandırıldı.
1954 yılında yayına başlayan Niğde Sesi ise 1991 yılında kapandı. Gazete ilk olarak 24 Mart 1954’de yayınlandı. Önce haftalık
sonra günlük olan gazete
Niğde ilk özel matbaa
olarak 1952 yılında kurulan Tuğrul Matbaasında basıldı. Matbaa 1960 yılında
otomatik baskı makinları, 1965 yılında Intertype dizgi makinası ve 1969
yılında Originall Heidelberg Oylinde
baskı makinelarına ile hizmet verdi.
Niğde Sesi ayrıca Bor’un Sesi gazetesi çıkardı.
Bor’da ilk gazete 1949 yılında
Bor Gençlik Derneğince çıkarılan Yeişlbor gazetesi oldu. Bu gazete Hacı Şimşek
tarafından devr alındı.Halen yayına devam etmektedir. Bor’da 1974 yılında
Yeni Bor yayına başladı. Ömer Fethi Gürer olarak Niğde’de yerel basında beşbini aşkın Niğde ile
ilgili makale yazdım. Niğde ile ilgili dört kitap yayınladım. Halen Niğde’de Niğde Anadolu, Niğde Haber, Niğde
YeniYıldız, Niğde Gündem gazeteleri, Bor’da Yeşil Bor, Yeni Bor, Bor’da Sabah
gazeteleri yayınlanmaktadır. Umarım Niğde basını ile ilgili bu bilgilerde bazı
yazılarımda gibi aşırılıp üzerine eklemelerle köşe yazısı yada
dergilerde yer bulmaz. Emeğe saygı gereği adım anılarak kaynak gösterilerek
kullanılır. Bekletim böyle.
www.onurluhamle.com basına dahil değil mi?
GÜRER KOCAELİ’NDE NİĞDE İLİNİ
ANLATTI
KOCAELİ NİĞDELİLER DERNEĞİ
ETKİNLİĞİNDE KONUŞAN ÖMER FETHİ GÜRER NİĞDE İLİNİ ANLATMAK,TANITMAK,
SAHİPLENMEK İÇİN DAHA ÇOK DAYANIŞMA İÇİNDE OLMALIYIZ” DEDİ.
Kocaeli Niğdeliler Derneğince
düzenlenen Niğde konulu toplantıya konuşmacı olarak katılan Niğde Kapadokya’nın
Başkenti, Niğde Spor Tarihi, Niğde Şaka, Söylence, Fıkra, Anlatı ve Bor Şehri
kitaplarının yazarı Ömer Fethi Gürer
Niğde ilini anlatmak,tanıtmak, sahiplenmek için
daha çok dayanışma içinde olmalıyız” dedi. Kocaeli’nde düzenlenen toplantı da
açılış konuşması yapan dernek başkanı Ender Özdoğan Niğdeliler olarak yapmak
istediklerini anlatarak şöyle dedi. “
Kocaelinde yaşayan Niğde’liler olarak
her daim hasretini,özlemini duyduğumuz,
işlerimizin yoğunluğundan bir an kurtulup da hayalde olsa memleketimizi düşündüğümüz,yufkasını,pekmezini,tavasını,elmasını,patatesini,kirazını,çekirdeğini,bağını,bahçesini,yolunu
tozunu ve özellikle şivesini özlediğimiz anlar oluyordur.Bayram gibi özel
günlerde -eğer gidememişsek- içimizde ince bir sızı oluşturan bu memleket hasretini,
dernek çatımız altında ve bugün gibi özel günlerde bir nebze olsun gidermeye
çalışıyoruz.Bu günümüzde, kelimeleri,yaşantısı ve kitapları ile tam bir Niğde
aşığı olan Sayın Ömer Fethi Gürer
Beyefendi ricamızı kırmayarak bizleri onurlandırdı.Kendisine çok teşekkür
ediyoruz.
Hepimizin, memleketimiz hakkında bildiği şeyler, yaşadığımız mahalle ,köy veya ilçeden ibarettir diye düşünüyorum.Kimi
adet,gelenek ve göreneklerimiz, mahalle mahalle, köy köy ve ilçe ilçe fark
etmektedir.Hangi sokakta kimler yaşamış, hangi toprakta hangi medeniyetler
yaşam sürmüş, hangi evlerde nasıl düğünler, cenazeler, eğlenceler olmuş, hangi
mahallede nasıl ağıtlar yakılmış, türküler söylenmiş, deyimler denilmiş, hangi
savaşta kaç şehit vermişiz, kaç gazimiz varmış,hangi ileri gelenimiz
memleketimiz için neler yapmış ve benzeri gibi tüm soruların kaçına kaçımız tam
cevap verebiliriz ki? İşte bu geçmişini pek bilmediğimiz,bir
evin,bir ağacın,bir gölün,bir mağara veya yer altı şehrinin hangi efsaneleri
barındırdığını,toprağının altındaki ve üstündeki değerlerin neler olduğunu, bir
antik taşın ne anlama geldiğini,hangi turistik değerlerimizin olduğunu,
Osmanlıda , cumhuriyetin kuruluşunda ve kuruluşundan bu zamana kadar
siyasette,ticarette,kültür ve sanatta etkin rol oynayan hemşehrilerimizin kimler olduğunu, Şehrimizin
özellikle spor ve sanat dalında neden geri kaldığını ve
sanayide,ticarette,kültürde ilerlemek,gelişmek için neler yapmamız
gerektiğini,bizlere yazıları,kitapları ve söyleşileri ile anlatmaya çalışan
Sayın Ömer Fethi Gürer Bey tüm bu
sorularımıza cevap verecek kitapları ve sözleri ile aramızdadır.” dedi ve Niğde
ile ilgili bir şiirde okudu.Şair
eğitimci Nisari Özdoğan’ın oğlu olan başkan Ender Özdoğan daha sonra
sözü Ömer Fethi Gürer’e bıraktı. İki saati aşkın süre Niğde ili ile ilgili
konuşan Ömer Fethi Gürer tarihi dokuyu, doğasını, görülmesi gerekli yerlerini,
Niğde özelliklerini folklorunu, söylencesini özetle Niğde için anlatılması
gerekenleri katılımcılara aktardı. Ömer Fethi Gürer daha sonra soruları da yanıtladı.
Gürer tarihi derinliği, doğal güzelliği, insan yeteneği ve folkloru ile bu
kadar çok varlığa sahip olupta bundan fayda sağlayamamış Niğde ilinden başkan
yer varmı? ben bilmiyorum. Bu nedenle elbirliği ile
Niğdemizi tanıma anlatma ve sahiplenme noktasında olmalıyız ki ata toprağımızın
geleceği daha güzel olsun “dedi. Ömer Fethi Gürer bilimsel kazılardan tarihi
doku izlerine değin kapsamlı ve açıklayıcı anlatısı sonrası kitaplarını da
imzaladı. İstanbul Niğdeliler Dernek Yönetim Kurulu üyesi İş adamı ve Niğde
iline genç yaşta okul yaptıran müteşebbis Şenol Bengü ile Toplantıya Kocaeli İl Özel İdare Daire başkanı
Hemşehrimiz İrfan Çakmak, Derince İmam Hatip Lise Müdürü hemşehrimiz Abdulkadir
Yardımcı, Emekli Öğretim Üyesi Sadık Atuk, Cezaevi Md Yrdm Hemşehrimiz Kamber Ata ile iş adamı ve yöneticiler Kani Baştürk,Cumali
Bozok, Emin Durukan, Cumali Özcan, Gölcük Niğdeliler Dernek Başkanı Cumali
Özcan, İsmet Açıkgöz, Tekin Aydın, Mühendis Kazım Başarır, Mehmet Baştürk,
Namık Kemal Bilgin, Mehmet Özlemiş,Emine Mengi, Harun Artınay, Ferah Göktürk,
Gülşen Ata, Güler Kiremitçiler, Kezban Çoşkun, Rukiye Göktürk, Sevda Aydın,
Yaşar Kiremitçiler, Serkan Baştürk, Nuran Baştürk, Harun Altınay, Celal Eldeş,
Hamit Kurt, Yönetim Kurulu üyeleri ile
Kocaeli’de yaşayan hemşehrilerimiz katıldılar. İş adamı Kani Baştürk
toplantı sonunda
Kocaeli Mobilyacılar sitesinde Ömer Fethi Gürer ve Şenol Bengü’ye
yöneticilerle yemek verdi.
*************
İSTANBUL NİĞDE DERNEĞİ MODERN
BİR BİNAYA KAVUŞTU
İSTANBUL NİĞDE DERNEK BAŞKANI
HALİL GÜL “NİĞDE FOLKLOR VE KÜLTÜREL DEĞERLERİNİN TANINMASI İÇİN ÇALIŞMALAR
BAŞLATACAĞIZ” DEDİ
![]()
İstanbul Niğde Yardımlaşma ve
Dayanışma Derneği Başkanı Halil Gül gazeteci yazar Ömer Fethi Gürer sorularını
yanıtladı. Başkan Halil Gül Niğdeliler olarak ilimizede hemşehrilerimizede daha çok yakın
olmak ve sahiplenmek çabamızdır”dedi. 1990 yılında Başkan Süleyman Bozbuğa
döneminde alınan üç katlı dernek binasını tümden iç donanımını yenileyerek
modern bir yapıya erdiren Başkan Halil Gül yeni bina dokusuna yıl sonunda Niğdelilerin kavuşacağını da
açıkladı. Niğde Kapadokya Başkenti
Kitabı, Niğde Spor Tarihi, Niğde Söylence, Şaka, Fıkra kitapı ve Bor Şehri
kitabının yazarı olan Ömer Fethi Gürer’in Niğde ile ilgili gayretlerine de
teşekkür eden başkan Halil Gül Ömer Fethi Gürer sorularını şu yanıtları verdi.
ÖMER FETHİ GÜRER- Niğde
derneğinde uzun yıllar yönetici olarak çalıştınız. Son seçimde ise başkanlığa
seçildiniz. Kısaca kendinizi tanıtırmısınız?
HALİL GÜL- 1958 Yılında Niğde
merkeze bağlı Tepeköy’de doğdum. İş
yaşamıma kağıt ticareti ile başladım. O dönemde
İstanbul’da Tepeköy ve Yaylayolu gibi yakın köylerden Cağaloğlu’nda kağıt ticareti ile ilgili
hemşehrilerimiz önemli bir ağırlığı
vardı. Bende bu
işi seçmemde hemşehrilerimin bu alanda başarılarının varlığı bir yerde ilgimi
çekti. ve mesleğe böylece başladık 33 yıldırda bu
sektörde faaliyette bulunuyorum. Gül Kağıtçılık adı
ile firmamda müşterilerimize hizmete devam ediyoruz. İşimizi yaparken memleketimize olan ilgimizde
hep var oldu. Niğde derneğine kurucu üye oldum. Uzun yıllar yönetimlerde yer
aldım. 2009 yılında hemşehrilerimizin önerisi ile başkan seçildim. Sosyal
faaliyetlere ilgim var. Siyasi partilerde, derneklerde faal görevlerde yaptım.
Küçük Ayasofya Futbol takımında asbaşkanlıkta bulundum. Kısacası çevremde olan
bitenlerle ilgiliyim. Şu anda Niğde dernek başkanı olarak Niğdelilerimizin
birlik ve dayanışma içinde olması ve Niğdemiz için neler yapabiliriz düşüncesi
ile çaba ve gayret içindeyiz. Yönetim kurulumuzla beraber bu anlamda önemli
girişimlere imza atmak istiyoruz.
ÖMER FETHİ GÜRER- Niğde dernek başkanı
seçildikten sonra öncelikle neleri ele aldınız? ne
gibi çalışmalarda bulundunuz?
HALİL GÜL- Dernek başkanı
seçildikten sonra Yönetim kurulumuzla toplanıp “neler yapabiliriz?”konuştuk.
Öncelikle dernek binamızı ele aldık. Sultanahmet KüçükAyasofya Mahllesinde üç
katlı dernek binamız oldukça yıpranmıştı. Tümden binayı ele alıp yeniledik. Her
kata tuvalet, mutfak yaptık. yer döşemeleri yeniledik.
Merdivenleri mermer yaptık Terası düzenledik. Kısacası iç donanımı tamamen
değiştirdik. Her hemşehrimizin misafirini de alıp geleceği ve rahtlıkla
bayanlarımızın da günlerini dahi yapabilecekleri bir konuma binayı getirdik.
Dış cephe yenilemesi ile kısa sürede yeni hali ile binamızı açacağız. Bizim
gayretimizi Niğdeli hemşehrilerimizinde önemli katkısı ile yüz milyara eren
masrafla bu çalışmaları tamamlama noktasına getirdik. Niğdelilerin İstanbul’da
istenen konumda bir dernek binasının varlığını böylece tamamlamış oluyoruz.
ÖMER FETHİ GÜRER- İstanbul Niğde
Derneği olarak hedeflerinizi kısaca anlatırmısınız?
HALİL GÜL- İstanbul’da çok sayıda hemşehrimiz var. Bu hemşehrilerimizin dayanışmasını,
tanışmasını, yerel folklor ve kültürümüzünde bilinmesi ve yaşamasını sağlamak
adına çabalarımız olacak. Önce yer sorununu çözdük. Önümüzdeki dönem
toplantılarımızı artırıp her hemşehrimizin fikrindende yararlanıp yeni bir
atılım sağlamak çabası içinde olacağız. Niğde ticaretine, sanayine, kültürüne
ne gibi hizmetler verebiliriz. Katkı sağlarız bu anlamda çalışmalarda
bulunacağız. Başarılı iş adamlarımız, yazarlarımız, sanatçılarımız ile
ilişkileri geliştireceğiz. Turizm Niğde için önemli olduğuna inanıyoruz. Bu
alanda neler yapabilirizi ele alacağız. Bu yolda girişimlerde bulunacağız.
Niğdeli olup yetenekleri bulunan ama yeterince tanınmayanların yanında olup
onların sorunlarını ve kamuoyunda daha çok yer bulmalarını sağlama adına
çabalarımız da olacak. Fiziki sistemi yenilediğimiz binamızda teknoloji ile
ilgili donanımları sağlayıp daha çok iletişim daha çok ilgi noktasında harekete
geçeceğiz. Kısacası Niğdeli ile dayanışma, Niğde sorunları çözme adına çaba ve
Niğdeli yetenekleri yukarı taşıma adına bir dizi girişim planlıyoruz.
ÖMER FETHİ GÜRER- Oldukça yoğun bir çalışma sizi bekliyor.
Görünen o ki İstanbul’da Niğde Lobisi oluşturmak gayretiniz var.
HALİL GÜL- Evet, kesinlikle
Gurbette Niğde dayanışması, birlikteliği ve tanınması adına uğraşlar vereceğiz.
Folkloru, kültürü ile Niğde daha çok tanınması, Niğdeli başarılı öğrencilere
Üniversitede burstan tutunda her alanda girişimlerimiz olacak. İlk hedef
binamızı istenen konuma taşımaktı. Onu başardık. Sıra diğer
çalışmalarımızda.
ÖMER FETHİ GÜRER- Başkan
kolaylıklar diliyor teşekkür ediyorum
HALİL GÜL- Bende sizin Niğde ile
ilgili yaptığınız kitapları ilgi ile okuyorum. Büyük emek verdiğinizi
biliyorum. O nedenle
kitaplarınız içinde çok teşekkür ediyor. Yeni çalışmalarınızı da
beklediğimizi belitmek istiyorum.
ÖMER FETHİ GÜRER
ÖMER FETHİ GÜRER GÖLCÜK(LİMNİ) TARİHİ
YERLEŞMELERİNİ GEZDİ.
GÜRER “GÖLCÜK TURİZMDEN ÖNE ÇIKMALIDIR”
Niğde-Nevşehir illeri arasında Niğde
sınırları içinde kalan Yeşil Gölcük
Kasabasına giden gazeteci Yazar Ömer Fethi Gürer bölgede tarihi dokuyu gezdi.
Gürer, Kasabanın Nevşehir yakınında olmasına karşın gereken ilgiye erememesini sorguladı.
Kasaba eski belediye başkanları Dede Yüksel ve halen belediye başkanı
Salih Ertul ile görüştü. Niğde Tarihi
anlatan Niğde Kapadokya Başkenti kitabı yazarı Ömer Fethi Gürer, Niğde
Kitabından Gölcük ile ilgili önemli bilgilere yer verdiğini belirterek geçmiş
dönemde belediye başkanı olan Dede Er ve Dede Yüksel’in Gölcük’ün turizmden pay
alması için çaba harcadıklarını bildiğini
söyledi. Gürer kitap yazım aşamasında dönemin belediye başkanı Dede
Yüksel ile Gölcük tarhi dokusunu da konuştuğunu anlatarak gerek Dede Er gerek
Dede Yüksel Başkan iken bölgede turizmin gelişmesi adına çabaları oldu ancak
gereken desteği görmediler. Yeşil Gölcük Nevşehir’e bu kadar yakın bir konumda
iken özellik ve güzellikleri yeterince değer bulmamasının bölge gelişimine de
olumsuz yansıdı. Yeni dönemde bu konuda mutlaka girişimlerde
bulunulması şart. Başkan Salih Ertul ile görüştüm. Gölcük özelliklerinin
farkında.Turizmden pay almak adına yapılacak
çalışmalar belli. Gereken destek
ile Gölcük önemli bir merkez olabilir”dedi
Gürer izlenimlerini şöyle anlattı-“birden çok gittiğim bölgede bu kere tarihi
alanın son durumunu görmek için yeninden eski adı olan Limni’ye Gölcükten Salih
Atıcı ile yola çıktım . Kasaba da Banat Tepesi, Topar
Tepesi de Aykaslü ve Agomer de tarihi
kalıntıları önemli idi. Kasaba adını aldığı Gölcükbaşı su kaynağına
vardığımızda orada Belediye Başkanı Salih Ertul ile karşılaştık. Başkan Ertul ile tarihi dokuyu
gezdik. Başkan Ertul
Bölgenin öneminin farkında idi. Bu nedenle geçmişte başlatılan çalışmaları
devam ettirip turizmden pay almak adına çalışmalarda bulunacaklarını
söyledi. Başkan Ertul, Kasabada yer alan
antik su kaynağının içinde yer alan delikli taşın 40 baskını çocuklar için
şifa bulduklarına inanılan bir yer olduğuna işaret ederek 4-5 kez bu taştan geçerek sorunlarına çare arayanların olduğunun
bilindiğini belirtti. Su kaynağı yanında yer alan Höyük çevresinde ise onlarca
giriş bulunan kalıntılar dikkat çekici idi. Yer altı
şehri olduğu belirtilen bir den çok giriş noktası tek tek gezdim. Başkan bu bölgenin incelemeye alınması için
girişimlerde bulunacağını da söyledi. Kasaba da eski belediye başkanı Dede
Yüksel Gölcük turimz ile öne çıkması gerektiğini düşünen ve bu anlamda geçen
dönem çalışması olandı. Onunla da görüştüm. Başkanlığı döneminde gerek su kaynağı gerek tarihi alanın
açığa çıkarılması için girişimlerimiz oldu. Gereken ilgiyi bölgeye çekebilmeyi başarır isek
Gölcük turizm açısından önemli bir merkez olacaktır”dedi.
Köşe yazısı
GÖLCÜK YANİ LİMNİ
ÖMER FETHİ GÜRER
Gölcük, tarihi adı ile Limni önemli bir
yerleşim yeridir. Niğde- Nevşehir
arasında yer alır.Ulaşımı kolay bölge Konaklı kasabası, Orhanlı kasabası, Tırhan köyü,
Derinkuyu ilçesi, İnli ve hacı Abdullah kasabaları ile komşudur. Kasaba
düz ovadadır. Genelde toprak tek katlı yapıların yer aldığı bölgede Mübadele
öncesi yapılmış yapılardanda kalanlar vardır. Yeni yapılar ise sınırlıdır. Kasaba tarihi özelliği olan bir bölgedir.
Nevşehir’e yakın olmasına karşın tarihi özelliğini ne yazıkki ilgi noktasına taşıyamamıştır.
Bu anlamda Dede Er ve Dede Yüksel belediye başkanlıkları döneminde çalışmalarda
bulunmuşlardır. Kasabada Gölcük başı olarak bilinen su kaynağı varlığı Gölcük
adını almasında vesile olmuştur. Kasaba sınırlı alanda yer alan tepelerin
hemen önünde Gölcük başı su
kaynağı ve havuzu vardır. 18 yy yerleşim yeri değişen kasaba tepelerde ise
birden çok alanda yer altı yerleşmeleri dikkate değerdir. Birden çok yer altı girişi bazılarına girenler olmuştur. Odaların
varlığından ve kimi
sonuna kadar gidemedikleri yerlerden söz etmektedirler. Dede
Yüksel belediye başkanı iken bu alan ile ilgili anlatılarından yola çıkarak bir
köşe yazısında konuyu gündeme taşımıştım. Ne varki başkan Yüksel bu çabalarına
gereken kurumlar
yeteri destek sağlamadılar. Bu kere başkan Salih Ertul ile birden çok alanda
yerleşmeleri gezdik. Höyükte çok sayıda yerde açılmalar vardı. Nevşehir’e iki
adım ötede Niğde ili sınırları içinde bu denli farklı bir tarihi alan yeterince ilgi bulamaması
ise düşünüdürücü idi. Bor Bahçeli Köşk’e
benzer bu alanda büyük bir havuz yanındaki yerleşmeler dikkate değerdi. Banat Tepesi, Topar Tepesi yer alan tarihi kalıntılarla bölge önemli detayları günümüze taşımıştı.
Yapılması gereken olan ise bilimsel anlamda kazı ve inceleme idi. Aykaslü ve
Ağomer kalıntı bulunan alanlardı. Gölbaşı ve çevresi muhteşem bir mesire yeri
olacak konumda idi. Tarihi alan oldukça genişti. Önce bu alanda gerekenler
yapılması sonra gölbaşı piknik yerleri düzenlenmesi ve Niğde-Nevşehir yoluna
konacak bir tanıtım levhası ile bölge ilgi alanı olması olası idi. Ulaşımı
kolay olan bölgeye yolun asfaltanması da basit bir işti. Bu anlamda il özel idare bu alanı
gündemine almasında yarar vardı.
Patates, ,şeker pancarı ve tahıl
ürünleri ile geçim sağlanan bölgede tarihi doku ciddi olarak ele alınması
halinde Gölcük ilgi bulmaması olası değildir. Bu yolla kasaba gerek tarım gerek
turizm ile gelişime
ermesi de olasıdır. Kasaba
Göl Başı bölgesi güzelliği
yanında kutsal bir alan olarak görülmesi de ayrı bir dikkat çeken konudur. Bu
alanda bulunan su içinde delik taş şifa
sağladığı inancı ile ziyaret edildiğini başkan Salih Ertul anlattı.
Salih ertul Kırk basması ve sarılık halinde bu delikli taştan 4-5 kere geçenin şifa bulduğu yönünde bir söylenceyi de
akatardı. Genelde tarihi dünü olan çok yerde olduğu gibi bu bölgede de bir söylence
olarak gelen anlatı da ilginçti.
Gölcük Kasabasının özelliği olan tarihi
alanına gelecekte tekrar uğrak vereceğim ve gelişmeleri izleyeceğim. Özellikle
bölge tarihi dokusu ve su kaynağının çevresinde piknik alanında değin gördüğüm
güzellikleri mutlaka değer bulmalıdır. Limni tarihsel derinliği ile açığa
çıkarılmalıdır. Umarım yetkililerde yazdıklarımızı dikkate alarak yol
sorunundan bilimsel incelemeye değin gereğini yaparlar
ÖMER FETHİ GÜRER
YAZDIĞI NİĞDE KAPADOKYA BAŞKENTİ KİTABINA OKTAY AKBAL’DAN ÖVGÜ
Niğde
ile ilgili son yıllarda dört kitap birden yazan gazeteci yazar Ömer Fethi Gürer’e ünlü
Edebiyatçı-Yazar Oktay Akbal’dan büyük
övgü geldi.
18
Kasım 2010 Perşembe günü Cumhuriyet Gazetesi’nde EVET-HAYIR köşesinde Kitaplar arasında başlığı ile yazdığı Köşe
yazısında Ünlü Yazar Oktay Akbal Niğde Kapadokya Başkenti kitabı için şunları
yazdı.-“ Niğde Kapadokya’nın Başkenti” tam sekizyüz sayfa!.. Dönemlerin Niğdesi’ni
geçmişiyle dünüyle bugünüyle anlatıyor. Ömer Fethi Gürer’in yıllar süren çalışmasının ürünü bir dev yapıt… Niğde’nin ve yöresinin
tarihsel açıdan olduğu kadar, bilimsel güzellikleriylede anlatılması… Böyle bir
yapıt ancak yıllarca çalışmalardan sonra verilir. Ne yazık ki bu tür yapıtlara az rastlanıyor.
İnsanlarımız doğup büyüdüğü yerlerin apayrı bir kişiliği, bir niteliği olduğunu
görmezden geliyor.Bu kitabın önemli bir yanı da
Niğde’nin yetiştirdiği devlet
adamlarını,şairlerini, yazarlarını ayrıntılarıyla tanıtmasıdır.
Aşık
Sadık, sayısız Niğdeli Şairlerden biri:
“Niğde
yaylarına kıymet biçilmez
Soğuktur
suları bir tas içilmez
Sayfiye
yeridir görüp geçilmez” diye Niğde’yi anlatıyor. Daha Nice Niğdeli Şair gibi…
“Kapadokya’nın
Başkenti Niğde’yi edebiyatımıza olduğu kadar tarihimizede kazandıran Ömer Fethi Gürer’e,
bir Niğdeli olsak ta, olmasak ta bir
teşekkür borçluyuz.”
Oktay
Akbal Niğde
Kapadokya Başkenti kitabı için bunları yazdı. Gazteci Yazar Ömer Fethi Gürer
yeni çıkan Niğde
Spor Tarihi ve Niğde Söylence-Fıkra-Şaka-Anlatı kitabıda Niğde ölçeğinde yazılmış ilklerden sayılacak
kitaplar. Bu kitapları
Niğde Caymaz Kırtasiye,
Niğde Bor Yolu Okyanus Market ile Bor İş Bankası Yanında Fatih Kırtasiye’den
etmek mümkün olmaktadır.
AKKAYA ANTİK KENT KALINTILARI GEZİLİR KILINABİLİR.
Niğde-Bor arasında Akkaya Barajı yanında antik kent kalıntıları turizme
kazandırılmalıdır. Çevre düzenlenmeli ve yola tanıtım panosu konmalıdır.
Akkaya Barajı yapılırken duyarlı olunamadığı için önemli tarihi dokunun büyük
oranda tahrip olmasına karşın günümüzde bu alanın düzenlenip gezilir
kılınabilir. Niğde- Bor arasında tanıtım tabelası ile bölgeye ilgi
sağlanabilir. “ 1963 yılında bölgede oyulmuş kaya o...dalar ve mezarlar ile
yerleşim alanının varlığı saptanmıştır. Niğde Kapadokya’nın Başkenti kitabında
yer verdiğim üzere dönemin müze müdürü Kadir Erbil yerleşmenin Bizans
yerleşmesi olduğunu açıklamıştır. Kaya oyma yapılarda tavan ve duvarında kaya
oyma kemerler ve kırmızı boya ile geometrik şekiller saptanmıştır. Baraj ofisi
yapılan alanda ise temel kazısında kaya mezarlar ve taş kapakları bulunmuş
mezarlarda iskelet parçalarına rastlanmıştır. Bir mezarda iki adet cam fayans
bilezik, boncuklar ve kolye parçaları bulunmuştur. Bölgede sarnıç olarak
kullanıldığı sarnıçlarda tespit edilmiştir.
ÖMER FETHİ GÜRER GEBERE
BARAJINDA ÇEVRE DÜZENLENMESİ YAPILMASINI ÖNERDİ.
GÜRER GEBERE BARAJ ÇEVRESİNDE GEZİ ALANLARI VE PİKNİK YERLERİ
OLUŞTURULMASI VE
ATIKLARDAN ARINDIRILMASINI İSTEDİ
Niğde Kapadokya’nın Başkenti ve Bor Şehri Kitaplarının yazarı Ömer Fethi
Gürer Niğde için önemli bir sorunun daha çözümü için önerilerde bulundu.
Gazeteci-Yazar Ömer Fethi Gürer Gebere Barajının Niğde için önemli bir
piknik alanı olabileceğini belirterek bölgede düzenlemelere gidilmesini önerdi.
Gürer şöyle dedi.” Niğde ilinde bağ bahçe her
ilçede vardır ama piknik alanları sınırlıdır. Göç veren Niğde merkez yapısı ise
özellikle Üniversite ile göç almaktadır.
Orman Bakanlığınca düzenlenen ve belediyeye devr edilen Kent orman yaz
boyu yoğun bir ilgi görmüştür. Kent için soluklanma için yeni yerleri üretmek gerekir. Bu yaz
Gebere barajına gittiğimde çok kalabalıktı ama çevre düzensiz ve bakımsızdı.
Bunun yerine çevre düzeni ile Niğde için önemli bir soluklanma alanı
yaratılabilir. Gebere Barajı Niğde merkez
kuzey batıda
Ömer Fethi Gürer barajın yapılışının önemli bir hizmet olduğuna dikkat
çekerek günümüzde bu bölge tümden ele alınarak piknik alanı olarak
ağaçlandırma, bakım, temzilik, düzenlenme çalışmaları yapılmasının şart
olduğunu söyledi. Gürer Barajın, Niğde
için önemli bir gezi alanı oluşacağını kayd edip şunları söyledi” Gebere
Barajı kararı ve yapılışı Niğde için
önemlidir. Genç Cumhuriyet ilk yıllarında Osmanlı döneminden devr alınan borçlu
ve sorunlu bir ülkenin kaynaklarını bu tür yatırımlara ayırması önemli bir
olaydır. Günümüzde bu hizmetin özelliği ve önemini anlamak belki biraz güçtür. 1935 tarihli Niğde gazetesi manşetten ‘Önemli
bir müjde,Niğdemiz Taze Hayata kavuşuyor’ diye çıkmıştır. Haber girişinde
İlerleme direktif ve işaretini büyük Önderimiz, sevgili Atatürk’ümüzün yüksek
ilham ve işaretlerinden alan sayın Başbakanımız General İsmet İnönü hükümetinin
yurdumuzun her tarafına vucuda
getirmekte olduğu ekonomik ve Bayındırlık eserleri serisinden olmak
üzere merkezi vilayete
|
GürerNovember 20, 2010 at 3:25pm Konu: NİĞDE KİTAPLARI NİĞDE'DE Niğde Caymaz Kırtasiye, Halk Bankası Karşısı Niğde,
Niğde- Bor yolu Okyanus Market Niğde ve Bor'da İş Bankası yanı Fatih
Kırtasiyede(Çok sayıda mevcuttur) bulunan NİĞDE SPOR TARİHİ kitabında Niğde,
Bor, Ulukışla, Çamardı, Azatlı, Elmalı, Kemerhisar,Kızılca,
Çukurkuyu, Alay futbol takımları ve diğer amatör futbol takımları resimleri,
Okullardan geçmişte ve günümüzde farklı başarılı sporcular isimleri
resimleri, güreş,at biniciliği, atletizm, futbol, boks,kayak,
dağcılık,Judo,Karate, Engelliler, İzciler, Halk Oyunları,Avcılar, Beden
eğitimi öğretmenleri, stadlar, eski oyuncular, eski başkanlar, emek verenler,
yöneticiler yer almaktadır. Niğde ile ilgili sporda dün bu kitapta
derlenmiştir. Bilginize ÖMER FETHİ GÜRER |
|
|
Ömer Fethi
Gürer
ULUKIŞLA KASABASI
HALKI “AVÖREN TURİZME KAZANDIRILSIN”
Niğde
Altunhisar İlçesi Ulukışla Kasabası yakınında yer alan antik Avören bölgesinin
bilimsel inceleme ve düzenleme sonrası turizme kazandırılması istendi.
Niğde Kapadokya
Başkenti ve Bor Şehri Yazarı Ömer Fethi Gürer’in yerel ve Ulusal Basına
taşıdığı Altunhisar Ulukışla Kasabası
Antik ören yeri Avören’de ona yakın su
sarnıçı, yerl altı şehirleri, tapınak ve
yerleşim alanları bulunuyor. Gazeteci-Yazar Ömer Fethi Gürer gördüklerim
On dönüme yakın alanda yer alan
ve meşe ormanlığı içinde muhteşem
bir görünüme sahip antik bir kent kalıntılarıdır. Mutlaka Önem verilmeli ve
turizm için gereken düzenlemeler yapılmalıdır” dedi. Ömer Fethi Gürer kasaba
halkı ile de bölge dokusu üzerine söyleşilerde bulundu.
Kasaba tarihi
ile ilgili araştırmalarda bulunan Emekli
Öğretmen Ali Kılınçsoy Ulukışla Kasabasının bilimsel bir araştırma ile açığa
çıkmasının bölgeye ilgiyi artıracağını söyledi. Ali Kılıçsoy araştırmaları ile
antik dönem ile ilgili şunları anlattı.-“Kasabamın antik
çağlarda da bir yerleşim yeri ve Aksaray – Anduğu – Tyana arasında bir geçit
olduğu anlaşılmaktadır. Avören ve Ören’in üstündeki tepede bulunan taştan oyma
mezarlar, Ören’deki eski okulun temel yerinden çıkarılan büyük küpler,
Karakilise mahallesinin üstünde bulunan hayvan resmi, Kayaburnu’nda bulunan ve
dans eden insanları gösteren resim ve kayaya kazınmış merdiven basamakları;
buraların frigler; belki de Etiler zamanından kalma yerleşim ve geçit yeri
olduğunun kanıtlarıdır. Yine Avören’de bulunan ve kemik damı anlamına gelen
“Kadit Damı” kimlerden kaldı? Asma’dan Avören’e künklerle kimler su getirdi?
Oradaki su sarnıçlarını kimler yaptı? Tepede çok miktarda bulunan “deve gözü”
diye adlandırdığımız (obsidiyen) taşlaşmış siyah camlar ilk çağlarda okun ucuna
takılıyor ve ayna yapımında kullanılıyordu. Belki de burada o zaman insanlarını
çok zengin eden bir ok ve ayna üretim yeri vardı. Hasan Dağı yöresinden
Kıbrıs’a bile satılan bu siyah camlar da Hasan Dağı’nın yöreye bir armağanıydı.
Bu ve benzeri yüzeyde bulunan bulgular dahi Ulukışla Kasabasının detayları ile
incelenmesi için gerekli nedendir. Bu çalışmalar sonunda kasabamız turizmden
gerekli payı alacak bölgenin bilinmeyen tarihi aydınlanacaktır” dedi.
Ulukışla Kasaba belediye Başkanı ve Kasaba halkı da özellikle Avören
bölgesinde kısa sürede düzenleme ve tarihi dokuyu gezilir kılmanın olası
olduğuna dikkat çekerek bir an önce gereken çalışmalarda bulunulmasını
yetkililerden istediklerini belirttiler.
RESİMDE: Ömer Fethi Gürer, Aliı Kılıçsoy ve Kasaba halkı ile
ALTUNHİSAR
YEŞİLYURT BELEDİYE BAŞKANI KEMAL KAYASAN
TARİHİ ESERLERİN KURTARILMASI İÇİN ÇABALARIMIZ DEVAM EDİYOR DEDİ.
KASABADA DEFİNE AVCILARINCA TARİHİ ESERLERE ÖNEMLİ
ZARAR VERİLİYOR
Niğde
Altunhisar İlçesi Yeşilyurt Kasabası Vadi içinde yer alan Roma Kilisesi
kurtarılması ve onarılması için
Yeşilyurt Belediye Başkanı Kemal Kayasan yetkililere başvuruda bulunduklarını
açıkladı.
Niğde Kapadokya
Başkenti ve Bor Şehri Kitabı yazarı Ömer Fethi Gürer Yeşilyurt bölgesinde
onlarca tarihi eserin son durumunu yerinde gördü. Muhtar Mahmut Say ve Fatih
Say ile Yeşilyurt Kasabasında farklı yerlerde tarihi eserleri yerinde inceleyen
Gürer Roma Kilisesi kaçak kazılarla define avcılarınca talan edilmesinden
üzüntü duyduğunu söyledi. Ömer Fethi Gürer Kasaba giriş yolu üzerinde yer alan
ve 1970 li yıllarda ortaya çıkan rahibeler evinin tamamen fresklerinin
sökülerek adeta talan edilmesinden sonra Roma kilisesininde define avcılarınca
zarar verilmesini bölge geleceğine indirilmiş önemeli bir derbe olarak
niteledi.
ROMALILARDAN
KALA YAP KURTARILMALI
Gürer,
Yeşilyurt Roma Kilisesi çevresinde kelerleri ve kaya yerleşmeleri ile muhteşem
bir zenginlik olduğunu ne var ki 1975 yılından beri ulusal ve yerel basında
gündeme taşıdığı yapının kurtarılma yerine adeta yok edildiğine dikkat çekerek
bir an önce gereken çalışma yapılıp bu tarihi doku onarılmalıdır” dedi.
Ömer Fethi
Gürer “Tarihi yapının müze olarak hizmete açılması gerektiğini belirtip Niğde bölgesinde
mimari olarak bu yapının bir benzeri yok. Çevresinde yapılan yeni eklentiler
yıkılıp, bölge tümden ele alınarak
turizm amaçlı sahiplenilmelidir. Çevrede kelerler ile kilise bütünlüğü
sağlanmalı ve eser aslına uygun onarılmalıdır” dedi.
BAŞKAN KAYASAN:
YETKİLERDEN YARDIM BEKLİYORUZ”
Ömer Fethi
Gürer konuyla ilgili olarak Kasaba belediye Başkanı Kemal Kayasan ile de bir
görüşme yaptı. Romalılardan kalan yapıyı başkan ile gezen Gürer bu yapının
kurtarılmasının Yeşilyurt için önemine değindi. Başkan Kemal Kayasan’da Müze
ile konuyu görüştüğünü, bu yapının müzeye ait olduğunu öğrendiğini, ancak bu
durumda yıkılarak yok olmasına razı olmadıklarını belirtip gereken girişimlerde
bulunarak yapının onarılması ve müze olarak açılması için çalışma başlattık.
Yetkililerde bu konuda bize gereken desteği sağlayacakları inancındayım. Konun
kısa sürede ele alınmasınI umuyorum. Yeşilyurt için bu yerin önemini biliyoruz.
Gelip gezen yabancılarda var.Bir an önce onarılması bekliyoruz”dedi.
MUHTARLARDA TURİZM UMUDUMUZ DİYORLAR,
Yeşilyurt Kasabası
Yukarı Asmaz Mahalle Muhtarı Muhtar Mahmut Say ve Kale Mahalle Muhtarı
Mahmut Dokucu’da Yeşilyurt Kasabası farklı yerlerde yer alan tarihi yapıların
bir an önce kurtarılması ve kasabanın turizm çekim merkezi kılınması istediler.
Muhtarlar elimizin altında değerlerin kasabamızın çehresini değiştireceğine
inanıyoruz. Bu bağlamda destek ve ilgi bekliyoruz” diye konuştular. Muhtarlar
Yeşilyurtta tarihi dokuya sahip çıkılması halinde kasabanın öneminin artacağını
söylediler.
KASABA HALKI
DEĞERLERİMİZE SAHİP ÇIKILSIN
Yeşilyurt Kasabası halkı ile de görüşen Niğde Kapadokya’nın Başkenti ve Bor Şehri
Kitabı yazarı Ömer Fethi Gürer’e kasaba
halkı her adımda tarihi eserimiz var. Bu
eserlerimizin bilimsel bir çalışma ile irdelenmesi ve onarılıp turizme
açılmasını istiytoruz. Roma kilisesi, hamamı, değirmeni, manastırı, kral
mezarları, kalesi ile Yeşilyurt mutlaka gün ışığına çıkmalıdır. Bölgeye gelen
yabancı turistler bölgenin çok önemli
bir yerleşim olduğunu söylüyorlar. Bu nedenle bölgemiz ciddi ele alınmasını
bekliyor ve istiyoruz” dediler.
FOTO: HABER
ÖMER FETHİ GÜRER
Gezi- yorum
Haber- foto:
ömer fethi gürer
KİTRELİ ASMA
KAYALIKLARI YERLEŞMELERİ TURİZME KAZANDIRILMASI İSTENDİ
Niğde Çiftlik
İlçesi Kitreli Kasabası antik yerleşmelerin
yer aldığı Asma bölgesinde bilimsel çalışma yapılması ve bölgenin turizme
kazandırılması istendi.
Kitreli
Belediye Başkanı Abdullah Şener ,Niğde Kapadokya Başkenti Kitabı ve Bor Şehri
Kitabı yazarı Ömer Fethi Gürer ile bölgede inceleme yaptı. Başkan
Abdullah Şener kasaba çevresinde tarihi dokuyu konuklarına gezdirdi.
Başkan Abdullah Şener Kitreli tarihinin
farklı dönemlerine ait kasaba merkez ve çevresinde buluntular bulunduğuna
dikkat çekerek bu alanlarda etraflıca bir bilimsel çalışmanın gerekliliğine
inandıklarını, yüzeysel araştırmalar yerine derinlemesine incelemeler
beklediklerini söyledi.
BAŞKAN ŞENER
KİTRELİ DOĞA VE TARİH DERİNLİĞİ İLE GÖRÜLEMEYE DEĞERDİR.
Başkan
Şener bölgede yerleşmelerin halende görülebildiğini ve Hitit, Asur, Bizasn, Selçuklu, Osmanlı
döneminde yaşamın olduğu kasabanın
tarihi öneminin açığa çıkmasının turizmden yararlanma adına önemli
olduğunu belirtti. Kasaba yakınlarında yer alan Meşelik orman alanı içinde belediyece
düzenlenen yol ile Asma bölgesinde tarihi kaya oyma yapıların bulunduğu
alana erdikleri söyleyen Ömer Fethi Gürer’de bölge doğal güzelliğinden oldukça
etkilendiğini belirtip Asma
kayalıklarında yaşam alanlarını görünce de dünden bugune insanların
yaşaması için her türlü doğa koşullarının mevcut olduğu bu bölgenin turizm
içinde ideal çekim alanı olacak zenginlikte olduğunu vurguladı.
MUHTEMEL BİZANS
DÖNEMİ YERLEŞMELERİ
Gürer
İlemi(Lemye) adı ile tarih sayfalarında adı geçen bölgenin muhtemel Bizans
dönemi kaya yerleşmelerinin dikkate değer olduğunu da söyleyerek Niğde ilinde
her köyde kasaba da eski yerleşmeler
var. Bu yerlerin değer bulması Niğde geleceği içinde çok önemlidir.
Lemye adı ile bilinen bölge Hitit Krallarının yeğenlerinden birinin adı ile anıldığına
göre bu bölgede birden çok uygarlık izleri bulunması da olasıdır. Bu nedenle
bilimsel araştırmalar yeni bilinmeyenlere erilmesi sağlayacaktır” dedi. Geziye
belediye başkanı ziyarete gelen Kızılca Belediye Başkanı İbrahim Gülümser’de
katıldı. Başkan Gülümser’de Kitreli
Kasabasının tarihi ve doğal güzellikleri ile önemli bir kasaba olduğunu
belirtip Başakn Şener kasabaya güzel hizmetler verdiğine tanık olmaktan mutlu
olduğunu söyledi.

ALTUNHİSAR
YEŞİLYURT BELEDİYE BAŞKANI KEMAL KAYASAN
TARİHİ ESERLERİN KURTARILMASI İÇİN ÇABALARIMIZ DEVAM EDİYOR DEDİ.
KASABADA DEFİNE AVCILARINCA TARİHİ ESERLERE ÖNEMLİ
ZARAR VERİLİYOR
Niğde
Altunhisar İlçesi Yeşilyurt Kasabası Vadi içinde yer alan Roma Kilisesi
kurtarılması ve onarılması için Yeşilyurt
Belediye Başkanı Kemal Kayasan yetkililere başvuruda bulunduklarını açıkladı.
Niğde Kapadokya
Başkenti ve Bor Şehri Kitabı yazarı Ömer Fethi Gürer Yeşilyurt bölgesinde
onlarca tarihi eserin son durumunu yerinde gördü. Muhtar Mahmut Say ve Fatih Say
ile Yeşilyurt Kasabasında farklı yerlerde tarihi eserleri yerinde inceleyen
Gürer Roma Kilisesi kaçak kazılarla define avcılarınca talan edilmesinden
üzüntü duyduğunu söyledi. Ömer Fethi Gürer Kasaba giriş yolu üzerinde yer alan
ve 1970 li yıllarda ortaya çıkan rahibeler evinin tamamen fresklerinin
sökülerek adeta talan edilmesinden sonra Roma kilisesininde define avcılarınca
zarar verilmesini bölge geleceğine indirilmiş önemeli bir derbe olarak
niteledi.
ROMALILARDAN
KALA YAP KURTARILMALI
Gürer, Yeşilyurt
Roma Kilisesi çevresinde kelerleri ve kaya yerleşmeleri ile muhteşem bir
zenginlik olduğunu ne var ki 1975 yılından beri ulusal ve yerel basında gündeme
taşıdığı yapının kurtarılma yerine adeta yok edildiğine dikkat çekerek bir an
önce gereken çalışma yapılıp bu tarihi doku onarılmalıdır” dedi.
Ömer Fethi
Gürer “Tarihi yapının müze olarak hizmete açılması gerektiğini belirtip Niğde
bölgesinde mimari olarak bu yapının bir benzeri yok. Çevresinde yapılan yeni
eklentiler yıkılıp, bölge tümden ele
alınarak turizm amaçlı sahiplenilmelidir. Çevrede kelerler ile kilise bütünlüğü
sağlanmalı ve eser aslına uygun onarılmalıdır” dedi.
BAŞKAN KAYASAN:
YETKİLERDEN YARDIM BEKLİYORUZ”
Ömer Fethi
Gürer konuyla ilgili olarak Kasaba belediye Başkanı Kemal Kayasan ile de bir
görüşme yaptı. Romalılardan kalan yapıyı başkan ile gezen Gürer bu yapının
kurtarılmasının Yeşilyurt için önemine değindi. Başkan Kemal Kayasan’da Müze
ile konuyu görüştüğünü, bu yapının müzeye ait olduğunu öğrendiğini, ancak bu
durumda yıkılarak yok olmasına razı olmadıklarını belirtip gereken girişimlerde
bulunarak yapının onarılması ve müze olarak açılması için çalışma başlattık.
Yetkililerde bu konuda bize gereken desteği sağlayacakları inancındayım. Konun
kısa sürede ele alınmasınI umuyorum. Yeşilyurt için bu yerin önemini biliyoruz.
Gelip gezen yabancılarda var.Bir an önce onarılması bekliyoruz”dedi.
MUHTARLARDA TURİZM UMUDUMUZ DİYORLAR,
Yeşilyurt Kasabası
Yukarı Asmaz Mahalle Muhtarı Muhtar Mahmut Say ve Kale Mahalle Muhtarı
Mahmut Dokucu’da Yeşilyurt Kasabası farklı yerlerde yer alan tarihi yapıların
bir an önce kurtarılması ve kasabanın turizm çekim merkezi kılınması istediler.
Muhtarlar elimizin altında değerlerin kasabamızın çehresini değiştireceğine
inanıyoruz. Bu bağlamda destek ve ilgi bekliyoruz” diye konuştular. Muhtarlar
Yeşilyurtta tarihi dokuya sahip çıkılması halinde kasabanın öneminin artacağını
söylediler.
KASABA HALKI
DEĞERLERİMİZE SAHİP ÇIKILSIN
Yeşilyurt Kasabası halkı ile de görüşen Niğde Kapadokya’nın Başkenti ve Bor Şehri Kitabı
yazarı Ömer Fethi Gürer’e kasaba
halkı her adımda tarihi eserimiz var. Bu
eserlerimizin bilimsel bir çalışma ile irdelenmesi ve onarılıp turizme
açılmasını istiytoruz. Roma kilisesi, hamamı, değirmeni, manastırı, kral
mezarları, kalesi ile Yeşilyurt mutlaka gün ışığına çıkmalıdır. Bölgeye gelen
yabancı turistler bölgenin çok önemli
bir yerleşim olduğunu söylüyorlar. Bu nedenle bölgemiz ciddi ele alınmasını
bekliyor ve istiyoruz” dediler.
FOTO: HABER
ÖMER FETHİ GÜRER
NİĞDE’DE AVÖREN VE ANTİK DOKU
ÖMER FETHİ
GÜRER
Niğde ili tarih boyunca Torosların geliş-geçiş
konaklama kapısıdır. Ondan olacak farklı kültürlerin önemli izlerine sahip bir
zenginliğe sahiptir. Antik Tyana(Bor-Kemerhisar) Şehri Kapadokya Krallığına
Başkent ,Göllüdağ Hitit Şehri döneminin merkezi
olmuş yerleşmelerdir.
Karamanoğulları’da dönem dönem Niğde Sancağını Başşehir kılmışlardır.
Niğde ilinin on
bin yıllık tarihinin aydınlandığı Bahçeli Köşk Höyük Bilimsel kazısı ile
Çiftlik Tepecik ve Ulukışla Porsuk Höyük
Bilimsel kazıları da M.Ö 3-5 bin yıllık derinliğe erişilen alanlardır. Tyana,
Porsuk, Çiftlik, Köşk kazıları bu yılda devam etmektedir. Yine Niğde ili
Kömürcü Kaletepe Obsidiyen Atölye kazılarında açığa çıkan bulgularda İlk İnsan
Afrika’dan Anadolu’ya geçişte ayak izine rastlanan ilk yer olma özelliğini
korumaktadır. Bu bölgeden Mezepotamya’ya hayvan ehlîleştirilmeden mal sevki ise
bilim adamlarınca incelemesi süren bir konudur. Gümüşler Manastırı, Kavlaktepe
yer altı şehri gibi günümüzde gezilebilen tarihi dokunun önemli değerleri
yanında Niğde ilinde çok sayıda görülebilecek
farklı dönemlerin kültürel izleri taşıyan yapı mevcuttur.
Geçiş yolları
korumak ve haberleşmek amaçlı yapılan Keçikalesi, Yeşilyurt Kalesi, Bademdere
Ciniviz Kalesi, Murtandı Kalesi, Ulukışla Lüle Kalesi gibi kalıntıları günümüze
eren kalelerdir. Karatlı Kalesi ,Bor Kalesi gibi yok edilenler ise adı
kalmıştır. Niğde Kalesi ise onarılıp Turizm amaçlı açılan kale olmuştur.
Bilimsel
çalışma yapılan alanlar dışında Niğde ilinde 100’e yakın höyük ve belirlenen
incelenmesi gereken alan bulunmaktadır. Selçuklu,İlhanlı, Karamanlı ve Osmanlı
eserlerinin önemli bölümü günümüze gelmiştir. Ancak Niğde’de
antik kentler gerek savaşlarda, gerek yağmalarla yok edilmiştir. Ne yazık ki kaçak kazılar günümüzde dahi devam
etmektedir.
Çukurkuyu,İftiyan,
Yeşilyurt, Karatlı, Kitreli, Kula,Edikli, Karanlıkdere, Ballı, Tepeköy, Misli, Hasaköy,Nar Köy,Postallı, Gökbez,
Başmakçı, Fertek,Çömlekçi, Altunhisar,Hüsniye,Kayırlı, Divarlı, Gölcük,
Bağlama, Yeşilburç, Hançerli, Kurdunus, Eski Köy, Azatlı,Aktaş
Dikilitaş,İçmeli, Elmalı,Çarıklı,Kavlaktepe gibi yerleşmelerin çevresinde varlığı saptanan çok sayıda kalıntı, yer altı
şehri, kaya yerleşmesi, tapınma alanları bilinmektedir. Bütün bunların yanında yeri bilinen bilimsel
kazı bekleyen höyükler vardır. Her adımı
tarihin izleri ile dolu Niğde kentini
Cumhuriyet’e kadar olan dönemini Niğde Kapadokya Başkenti kitabında 768
sayfa da anlattım. Yine de köy kasaba gezilerimde yeni yerlerde saptamaya devam
ediyorum. Sit alanı ve koruma altına alınmasına son yıllarda vesile olduğum
Yeşilburç Rum Hamamı, Çukurkuyu yerleşmeleri, Saray,Han, Balcı Antik ağacı gibi
çok sayıda eseri ilk resimleyip gündeme taşıyan oldum. 1974 yılından beri ise
yüzlerce yazı ve resim ile bölgede önemi ve özelliği olan alanları gündeme
taşıdım.
Bu kere Hasandağ eteklerinde Altunhisar ilçesi
Ulukışla Kasabasında iki bin metre yüksekte
Avaören bölgesinde antik alanına
gittim. Ulukışla İlçesi ile adı
benzerliğinden karıştırılan Kasabadan ayrılıp önce toprak bir yolda ilerledik..
Hava bulutlu, yol bozuktu. Her olumsuluğa rağmen gidip görmeliyim dedim ve aracımı dağa sürdüm.
İki bin metreye varan yükseklikte bir yerde aracı bırakıp yürümeye
başladık. Hasandağ eteklerinde meşe ağaçları ile kaplı alanda yer alan antik
kent bölgesinde geniş bir alanda(Yabancı ortaklı bir
şirketten söz ettiler) kiraz dikimi
yapılmıştı. Kiraz dikim alanın beşyüzmetre ilerisinde ormanlık alanda ise
yüzlerce ev, mezar ve dönemin sarnıçları ile üç ayrı yer altı girişi ve bir tapınma
noktası olması muhtemel sutunları kalan alan vardı. Bölgede önemli bir yağma
yaşanmıştı. Büyük dört sarnıç dışında sarnıçlar ise taşlarla doldurulmuştu.
Sarnıçlardan birbirine bağlantı sağlanarak bir yerde su dağıtım sistemi
oluşturulması ilginçti. Havuz biçiminde geniş bir daire alanına sahip
sarnıçların içleri sıvanmış bir birlerinden bağlantılı ve geçişli idi ki
bölgede gördüğüm en ilginç su dağıtım ağı buradaydı. Kemerhisar Tyana antik
kent su kemerlerinden sonra bölgede en önemli su dağıtım şebekesi inceleme ve
görmeye değerdi. Muhtemel Romalılar dönemine ait bu bölgede İki yer altı şehri
sonu belli değildi. Bölge bilimsel çalışma ve araştırma bekliyordu. Geçen
yıllarda bölgede yapılan bilimsel araştırmalar nedeni ile bölgeye kaçak kazı
için gidenlerde artış olduğu ifade ediliyordu. Antik kent kalıntıları arasında
kilise olduğu söylenen alanda yıkılan sutun ve sutun başları antik kentten
geriye kalan en önemli ayrıntılardı.
Dağdan ova muhteşem
görülüyordu. Doğa harika idi. Ağaçlar arasında bu alanda yaşamış insanlar
doğadan yeterince nasiplerini aldıkları
anlaşılıyordu. Ne yazık ki bu muhteşem doku da turizme açılsa inanılmaz
bir ilgi bulması olası alanda taş üstünde taş bırakılmamak için her saldırı
yapılmıştı.
En azından
birbirine su akışı sağlanan ve bir düzen içinde yapılan sarnıçlar tamamı
parçalanmamıştı onlar dahi kurtarılıp
turizme açılsa çok önemli bir çekim merkezi doğması olasıdır. Kilise olduğunu
düşündüğüm alanda sutun taşları yerinde
idi. Onların üst üste konması, sarnıçların kurtarılması bölge tel örgü ile
çevrilmesi kısmı düzenleme sağlanması ile Niğde çok önemli bir çekim alanına
erebilirdi. Ömer Fethi Gürer olarak gördüğüm bölgeden çok etkilendim. Muhteşem
bir tarihi doku olduğu belli alanda
özellikler yok ediliyordu. Umarım
yetkililer bir an önce bölgenin kalanlarının yok olmaması için önlemler alır
ve umarım ki bilimsel çalışma ile bölge kurtarılıp turizme
kazandırılır.
CULLAZ SOKAK
ÖMER FETHİ
GÜRER
Niğde’de ilinde
yerel basında tarihi dokunun korunması
için yüzlerce yazı yazdım. Gazete arşivleri bu konuda farklı önerilerim ile
doludur. Bu konuda önemli bir blinçte oluştu.
2001 yılında Vali Refik Arslan Öztürk döneminde Niğde ile ilgili
yazdığımız her yazı önemsendi. Kiminde
yazılı, kiminde sözlü valimizin
çaba ve çalışmalarıma destek verdi.
Niğde’de bugun
onarılan çok sayıda tarihi eserde onun gayretinin imzası vardır. Bizim
yazdıklarımızı samimiyetle ele alan ve
bağlamda olması gerekeni yapandı. Öyle ki Erzincan Valisi olduğu dönemde
Niğde’de yazılarımda yerel tarih ve doğa
sorunları yerine farklı yazılara yöneldiğimde
arayarak tarihi dokuyu
sahiplenmemi sürdürmemi önerecek kadarda
Niğde’yi izleyendi. Ondan sonrasi Sebahattin Öztürk’e kadar bir duralama
dönemi yaşandı ama başlayan projeler öyle böyle devam etti. Sonuçta 2001
sürecinde başlayan Mehmet Paşa Sarayı, Bedesten, Kale, Gümüşler Manastırı,
Esenbey Türbesi gibi yerlerde çalışmalar önemli gelişmelere erdi. Cullaz
Sokağı’da Vali Refik Arslan Öztürk hayalleri içinde idi. Birkaç ev almış
girişimlere başlamıştı ama proje ondan sonra demeçlerde kaldı. Oldu olacak ile
gitti.
Murat Süslü ve
ardından Mehmet Öncel Koç il Kültür ve Turizm Müdürü olarak konuya
sahip çıktılar. İl Özel İdare Genel Sekreteri Muhittin Öztürk’de proje yaşama
geçmesi adına katkı verenlerden oldu. Hamle Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ali
Osman Sayın ve İl Kültür ve Turizm
Müdürü Mehmet Öncel Koç ile Cullaz
Sokağına gittik. Sokak iyileştirme proje başlamıştı ve çalışmalar önemli bir
hızla sürüyordu. O muhteşem eski evlerinin onarımını görmekten büyük keyif
aldım. Büyük Dedem Alaybeyzadelerin
evlerininde bu bölgede olduğunu biliyordum. Hangi evdi. Onu saptamam zor ama
bir tarihin canlanışına tanık oldum. Yaklaşın 30 ev onarılıyordu. Tarih bölgede yeniden ayağa kalkıyordu. O
eski evlerdeki doku canlanması Niğde
için yeni umuttu. Kemerli sutunlu revakları, geniş odaları, pencerleri, kışlık,
yazlık oturma odaları, kelerleri ile dünde kalanlar geri geliyordu. Beton
yığınları ile dokusu değişen kentte yüzlerce yıkılan ya da harap olan eski
evlerden 30’u olsun kurtuluyordu. Konuyu
çok kere yazıp gündeme taşıyan benim
için ise bu güzellikten sonra ilgilenen herkese teşekkür etmek bir görev oldu.
Oradan Kaleye çıktık. Kale girişinde eski yapılar düzenlenip tuvalet, idare
binası gibi yerler yapılmıştı. Kültür ve Türüzim Müdürü M.Öncel
Koç yapılan çalışmalar hakkında bilgi verdi.
Niğde adına
yapılan her güzel çaba bizleri sevindirirdi. Kale’de çıkıp dinlendik. Aladdin
Tepesi çevresinde de yapılacak çalışmaların varlığından söz etmesi de
güzeldi. Bor’da Cığızoğlu Konağında bu
kapsamda kısa sürede kurtarılcak yapılar içinde olduğunu öğrendim. Bu güzel geziden ayrılıp Ermeni Kilisesi
yanındaki eski konağın yanından geçtim. Konak yıkılmak üzere idi. İl Özel İdare
Müdürü Muhittin Öztürk ziyaretimde ise bu yapınında onarılacağını öğrendim.
Kültür Varlıkları ile ilgili Genel Müdürlük görevine gelen eski kültür ve
turizm Müdürümüz Murat Süslü Niğde’den evli idi. Onu kutlamak için aradığımda
Niğde adına farklı alanlarda çalışmalar yapılacağını söylemesi umutlarımı
artırdı. Her ne kadar her gün bir yapı yok olsa da yine de geleceğ birkaç konak
kalacaktı. Cullaz Sokağında değişim Yukarı ve Aşağı Kayabaşı ile Kiliseler ve
Sungur Bey İle Aladdin Cami çevresini de ele alacak biçimde geliştiğinde Niğde
dünde neleri yok etti Daha iyi anlaşılacaktı.
Niğde
Üniversitesi bir yapıyı restore etti.
Otuz yapıyı Kültür ve Turizm
Müdürlüğü kurtardı.Şimdi Sanayi ve Ticaret Odamız, Organize sanayi bölgemiz
gibi iş adamlarımızda birkaç yapıyı kurtarsa Niğde bu bağlamda çok hızlı
değişim yaşanırdı.
BU YAZ BAHÇELİ
Ömer Fethi Gürer
Yaz döneminde,
okullarında tatil olması ile büyük kentlerden Anadolu’ya önemli bir göç
yaşanır. Bu dönemde köyüne kasabasına
giden insanlar için daha çok dündeki yaşamlarından anılar öne çıkar.Ancak büyük
kentlerde doğan yeni kuşak için ise anısı olmadığı Anadolu kentlerinde arayış
içinde olurlar. Memleket özlemi ile kentine gidenlerin bildiklerinden öte
farklı yer arayışları da biraz çocuklarının talebi ile doğar. İşte Niğde ilinde
bu yıl gideceklere farklı sayılacak altenatifler sunmayı amaçlayarak bu
yazıyı yazdım. Öncelikle Niğde ilinde
her köy ksaba da mutlaka ilgi çekecek bir ayrıntı vardır ama özellikle
gidilmesini önerdiğim yerler;
Gümüşler
Manastırı
Tyana Antik
kenti su kemerleri
Niğde Kalesi
Alaeddin Cami
saat 10’da taç kapıda oluşan kadın yüzü
Sungur bey Cami
kuş, yılan, at v.s hayvanların figüre edildiği doğu kapı
İnsan başlı kuşlar
ve bebek yüzü bulunan Hüdavend Hatun Türbesi
Kayardı
bağları-Bor ve Çamardı Bağları
Öküz Mehmet
Paşa Kervansarayı
Aladağlar-Bolkarlar
Yeşilyurt ve
Yeşil burç Vadileri
Misli-Hasaköy-Kurdunus
Kilisleri
Fertek evleri
Dikilitaş
Kasabası-Karatlı Kasabası Kaya mezarları
Nar göl ve Nar
Vadi
Kavlaktepe yer
altı şehri
Bahçeli, Köşk
İlk anda
görülmesi gereken bu yerlere ek olarak Çiftlik, Kayırlı, Aktaş, Uluağaç, Kiçiağaç, Tepeköy, Balcı, Değirmenli,
Hacıbeyli, Dündarlı, Ferhenk,Çukur kuyu, İftiyan, Bademdere, Darboğaz, Akkaya,
Gebere,Murtaza gibi yerlerde tarihi yapılar ve doğal güzellikler sayılabilir.
Doğal olarak
bölgeye gidenlerin konaklama ve yeme içme gibi ihtiyaçları olacaktır. Niğde
dört yıldız kadar farklı konaklama olanağı bulunan oteller mevcuttur. Yemek
için ise Niğde merkezde birden çok yer bulunmaktadır. Yaz boyunca ilgi çeken
Fertek ve Kemerhisar Restaurant vardır. Daha önce anlattığım mekânlardan olan
Kemerhisar’da Hüseyin Ertan işlettiği Tyana Hitit Restaurant özellikle aileler
için tercih edilen yerlerden olup yaprak sarması ile saç tavası tadılmaya
değerdir. Geniş bir iç dokusu yanında bahçesi bulunan Tyana Hitit restaurant
beğeni ile gittiğim mekânlardandı.
Fertek’te
Çamlık Restaurantda daha önce yazmıştım. Önder Temel'in işlettiği mekan geniş
bahçesi içinde peri bacalarının görünümde ve otantik döşeli bölümleri ile
farklı bir mekan olarak tanzim edilmişti. İçkisizdi.
Fertek’te
Tırtıroğlu’na ait Gülbahçe’de her dönem müşterisi ve işletmesi ile ilgi çeken
yerlerdendi. Burada da doğal bir ortamda yemek yeme keyfine eriliyordu. İçkili
olan mekanda bölümlere ayrılmış yeşil bir doku eğemendi.
Bor’da Sami
Şadan Eriç işlettiği Hilmi Bey Restaurant ise içkisiz ailece yerel yemek
arzulayanların tercih edeceği yerlerdendi. Öğle yemeklerinde yoğun ilgi gören
mekan akşamda açıktı. Niğde tava yanında sipariş ile söğürme yapılan Hilmi
Bey’de tandırında tadı farklıdır. Çamardı Aladağlarda ve Ulukışla Bolkarlarda
alabalık tesisleri ve kendin pişir kendin ye mekânları ile su başlarında ilgi
bulan merkezlerdi.
Bütün bunların
yanında Antik kent kalıntılarına erilen ve Niğde onbin yıllık tarihi açığa
çıktığı Bahçeli Köşk Höyük yanındaki Roma Havuzu Restaurantda bu yıl yeni
yönetimi ile sezona farklı hazırlanan yerlerdendi. Bahçeli Köşk bu yıl yeni
yönetimi ile ilgi merkezlerinden olacak durumda idi. Uğur Kemer işlettiği
mekanda canlı müzik ile farklı tadlar mevcuttu. Geçmişe göre işletme
anlayışında önemli değişim olan mekanda servisin yanında düzen ve hizmet olumlu
bir konuma ermişti.
Niğde ve
özellikle Bor için Bahçeli Köşk bir gezi alanı olmasına karşın zaman zaman
işletmeciliğinde yaşanan sorunlarla ilgi çekmez olmuştu. Bu kere yeni yönetim
anlayışı ile mekânda değişim yapılmıştı. Tarihi Havuzun yanında yaz döneminde
de Bahçeli Köşk farklı etkinliklerle ilgi bulması gereken konumda idi. Yerel müzik dinlemek isteyenlerinde
gidebileceği Bahçeli Köşk eğer hizmet anlayışını sürdürür ise yeniden
geçmişteki kadar ilgi gören duruma erebilirdi. Kayseri-Adana karayoluna bir
kilometre uzakta olan Köşk havuzun antik dokusu ile bütünleşip ilgi çekmesi
olası idi.
M.S 2 yy Roma
imparatoru Hadrian ve Trojan dönemlerinde yapılan eserler arasına gösterilen
Bahçeli Köşk havuzu tarihi kadar doğal güzelliği ile de erdiği ünle çekim alanı
olduğu gibi bu kere restauratı ile de dikkat çekebilir.
Neollitik çağın
yerleşim yerlerinin bulunduğu M.Ö 7-6 bin yıllarında yaşamın olduğu Köşk Höyük
yanındaki havuzun görünümüne hakim mekan için bu yaz önemli bir sınav dönemi
olacaktır.
Cleopatra’nın
yüzdüğü söylenen Roma havuzu boyutlarına göre Anadolu en eski büyük
havuzlarından biridir Daha önce Dikdörtgen havuzun sağındaki yer alan lokanta
yıkılıp ön cephede bir Restaurant inşaa edilmişti.
Bahçeli Köşk
‘te Niğde birkaç gün kalacak olanlar için mutlaka bir akşam uğrak verilecek
konuma gelmiştir. Umarız işletmesinde süreklilik devam eder ve ailece gidilecek
mekanlardan olma özelliğini korur.
Kemerhisar’da
Tyana Restaurant ve Bahçeli Köşk restaurant ve Fertek Gül Bahçe de alkol verilmekte Bor Hilmi Bey ve Fertek’te
Çamlık’ta ise içki servisi bulunmamaktadır.
********
GAZETECİ YAZAR
ÖMER FETHİ GÜRER SUNGURBEY CAMİİ ORJİNAL DOKUSUNA DÖNDÜRÜLMESİ İÇİN VAKIFLAR
GENEL MÜDÜRÜNE MEKTUP İLE BAŞVURDU
GÜRER ‘SELÇUKLU
ESERİ CAMİ 18.YY YANGIN ÖNCESİNDE Kİ
GİBİ ÇİFTE MİNARELİ OLMASINI İSTEDİ.
Niğde- Niğde Kapadokya
Başkenti ve Bor Şehri kitaplarının yazarı olan araştırmacı gazeteci yazar Ömer
Fethi Gürer Vakıflar Genel Müdürü Yusuf
Beyazıt’a bir mektup göndererek caminin yapılışındaki gibi çifte minareli
duruma döndürülmesini istedi. Gürer mektubunda caminin 18 yy yangın ile üst
dokusunun yok olduğunu ve minarelerinin de yıkıldığını belirterek o gün bu
gundur temelleri duran minarenin yapılmamasını eleştirdi. Selçuklu dönemine
ait muhteşem bir anıt eser olan camide gereken
düzenlemelerin yapılmasını şart olduğunu söyleyen Ömer Fethi Gürer dönem dönem
yapılan onarımlarda da aslına sadık kalınmaması ve bitki, geometrik şekillerin
yok sayılmasını eleştirerek Kilislerde fresklere gösterilen itina
camilerde taş işlemelere de gösterilmesi
gerektiğini vurguladı. Cami içinde ayakkabılıkların da kaldırılması gerektiğini
söyleyen Gürer içi boş olarak bilinen Sungurbey Türbesi
kapısının açılarak vakıf eserleri müzesi olarak tanzimini de önerdi. Ömer Fethi
Gürer mektubunda şu görüşlere yer verdi.
Sayın
Yusuf Beyazıt
Vakfılar Genel
Müdürü
ANKARA
Sayın Genel
Müdür, Niğde ilimizde Vakıflara ait
önemli eserler bulunmaktadır. Bu
eserlerde farklı dönemlerde Vakıflar Genel Müdürlüğünce onarımlarda
yapılmaktadır. Niğde Sungur Bey Cami’de, 1335 yılında yapılmış anıt bir eserdir.
Dönemin Niğde Yöneticisi Seyfettin Sungur Ağa tarafından yaptırılan bu şahaser Selçuklu döneminin
izlerini taşımaktadır. Cami yapılışında çifte minareli ve kubbeli olarak inşa
edilmiştir.
Ancak 18, yy'da, Rum Mahallesi'nde çıkan yangından etkilenmiş
ve yakınlarında yer alan bir çarşı ile birlikte kubbesi ile minareleri yanarak
önemli zarar görmüştür. İki minaresi de yıkılmıştır. Kubbe çökmüştür. Cami
yeniden onarılmışsa da kubbe yapılmamıştır. Çatılı olarak ve tek minare
yapılarak ibadete açılmıştır. Böylece çifte minareli camiler grubundan olan
eser tek minareli kalmıştır. Caminin doğu kapısının üzerinde yer alan diğer
minarenin temelleri halen mevcuttur.
Sungurbey Cami orijinal yapısında çifte
minareli olmasına karşın bugune kadar nedense ikinci minare yapılmamıştır.
İkinci minare çıkış kapısı cami içinden örülerek kapatılmıştır. Bu yerde
bellidir. Bu kapı açılması ve Sungur Bey Cami diğer minaresi de yapılması
konusunda gerekenlerin yapılması hususunda sizin ilginizi istemek amacı ile bu
mektubu yazdım.
Ayrıca, cami
dönem dönem yapılan onarımlarda onarılan yerlerde taş işlemeler nedense yok
sayılıp düz taş ile onarılmakta ve bu durum caminin orijinal görünümünü giderek
bozmaktadır. Aslına uygun bitki ve
geometrik şekiller onarılan bölümlerde mutlaka yapılması da sağlanmalıdır. Onarılan kiliselerde freskler dahi aslına
uygun düzenlenirken camilerde taş işleme sanatının örneklerinin benzer bir
şekilde yaşatılmaması anlaşılır değildir.
Sungurbey Cami doğu kapı portalının cephesi bu anlamda canlı örnektir.
Günümüz teknolojisi ile aslına yakın cephede bitki ve geometrik şekiller
mutlaka yapılabilecek iken düz kesme taş ile sade bir görünüme cephe
döndürülmüştür. Bu durumda sonlandırılıp onarılan yerlere aslına uygun kalan
bölümdeki geometrik şekil ve bitki işlemeleri yapılmalıdır. Unutulmamalı ki
gelecek kuşaklara devir edilecek miras gerçeğe ne kadar yakın olursa o kadarda
özellik ve önemi ile anılacaktır.
Yine doğu portelinde yer alan
keklik, arslan başı, balık, çift başlı yılan gibi çok sayıda hayvan kabartması
bulunan iki yüzey korumalı ve cam kafes içine alınmalıdır.
Niğde'nin bir
doğal müzesi gibi olan Cami’de, ne yazık
ki; Kuzey kapısı üzerine hoparlör takmak için delinmiş, ,delinirken taş işleme
bölüm kırılmıştır. Dönemin Müftüsüne uyarım ve yazım üzerine hoparlör
kaldırılmışsa da kırılan yer halen belirgindir ve takma yeri kapı üzerinde
durmaktadır..
Cami yanında
türbe ise Sungur Bey için yapılmış, muhtemel ki yangında boşaltılmış olmalıdır,
çünkü boş türbe kapısı örülerek kapatılmıştır. Bu türbe kapısı açılması boş
türbenin Niğde vakıf eserleri resimlerinin sergilendiği bir konuma taşınması
doğru olandır. Cami içinde ayakkabılıklarda bu tarihi cami dokusuna
yakışmamaktadır. Bu konuda da bir çözüm üretilmesi şarttır. Ata yadigari önemli
anıt cami için önerilerimin değer bulması diliyor. Gereği için bilgilerinize
sunuyorum.
ÖMER FETHİ
GÜRER
26 Nisan 2010
Niğde
Kapadokya’nın Başkenti Kitabı yazarı--Gazeteci- Yazar
GÜRER AİLESİ
100 YILLIK GİYSİYİ MÜZEYE HİBE ETTİ.
ÖMER FETHİ
GÜRER “BÜYÜK DEDEMİZDEN BUGUNE EREN
ORJİNAL GİYSİ NİĞDE’DE SANIRIM TEK ÖRNEK” DEDİ
Gazeteci Yazar
Ömer Fethi Gürer Niğde erkek giysilerinden orijinal bir kıyafeti Niğde Müze
Müdürlüğüne hibe etti. Orijinal dokusu ile en az 100 yıllık olan, Orijinal
giysi Niğde Balhasan Mahallesi’nde doğan Alaybeyzadelerden Ahmet Bey torunu,
Ömer Bey ile Aliye Hanım oğlu Dava vekili Alaadin Gürer’e ait olduğu öğrenildi.
Keten dokuma giysi yaka bölümünde yer alan bitkisel motiflerin ile giysinin
döneminin önemli bir giysi örneği olduğu belirtiliyor
H.1300 yılında
doğan Aladdin Gürer, Bor’dan Orta
Mahalle cami yanında yatır Asumani müderris Fetullah Efendi Hoca kızı Fehime
Hanım ile evlenerek Bor’a yerleşmişti.
Bor Belediye Meclis üyeliği ile Bor Zücca Bankası kurucuları arasında yer
alan Aladdin Gürer, eşi Fehime Hnaım, Oğulları Aşkı Gürer, Fikret Gürer, Suphi
Gürer ile kızları Feriha Gürer(Çalapkulu), Nesime Gürer(Ünlenen) ile vefatına
kadar Bor’da yaşadı. İstiklâl Savaşı Madalyası bulunan Alâeddin Gürer, 1905
yılında Mahkeme Kâtibi olarak memuriyet yaşamına girdi. Niğde Köklü
ailelerinden olan Aladdin Gürer 1965
yılında Bor’da vefat etti. Aladdin
Gürer giysileri içinde yer alan keten
dokuma ve altın işlemeli olduğu söylenen giysi
miras yolu ile giysi oğlu M. Fikret Gürer’e geçti. Liman Daireler Başkanlığını uzun süre yapan
Yüksek Gemi Makine Mühendisi M. Fikret Gürer’de geçtiğimiz günlerde vefat
etmesi ile çocukları Bediz ve Tuncay
Gürer, Aladdİn Gürer Torunu Ömer Fethi
Gürer ile birlikte giysinin Niğde Müzesi hibe edilmesi konusunda görüş birliği
sağladılar. Aile bu konuda Ömer Fethi Gürer’in giysiyi müzeye teslim
etmesi konusunda yetkilendirdi.
Orijinal giysi
Müze yetkililerine teslim ederek hibe belgesini alan Ömer Fethi Gürer “Bugüne
kadar ben benzer bir örneğini görmedim.
Bu vesileyle belirtmeliyim ki; Etnoğrafya Müzesi Niğde’de için şarttır.
Eski bir konakta açılması için yıllardır yazıyorum. Eğer bu gerçekleşse idi
inanıyorum ki bu ve benzeri çok ev eşyası ve giysi bu müzede sergilenecekti. Etnoğrafya müzesi için geç kalındı. Dilerim
ki Niğde Etnoğrafya Müzesi kısa sürede açılır.
Büyük Dedem Alaaddin Gürer’e ait bu giysi en az 100 yıllık.Daha fazlası
da olabilir. Örneğini ben görmedim. Üzerinde işlemeler altın işleme olduğu amcam
anlatırdı. Keten dokuma, çok özel bir giysi, Antika özelliği ile bunu satarak
değer elde etmek olası idi ama
Niğdemizde böyle bir eserin gelecek nesillere aktarılması ve ilgi
duyanlarında görmesi açısından Niğde Müzesine hibe etmeyi uygun gördük. Umarım müze bunu
teşhir salonunda giysiler bölümünde sergiler. Düne ait önemli bir ayrıntıdan
yeni kuaşklarda haberdar olur”dedi.
Niğde Kapadokya
Başkenti Kitabı ve Bor Şehri kitaplarınında yazarı olan Ömer Fethi Gürer giysinin incelenerek kaç yıllık olduğununda
saptanabileceğini de belirterek “bu ve benzeri çok sayıda orijinal giysi ve eşya ne yazık ki bir çok
ailede günümüze eremedi. Nedeni önemi ve değeri yeterince anlaşılamamısıdır. Bu
giysi gerek işlemesi , gerek orijinal dokusu ile görülmesi ve bilinmesi
gereken incelikte bir giysi örneği ile dünde ne kadar farklı
ayrıntıların olduğunu gösteren güzel bir örnek, Umuyorum ki gerekli koruma ve ilgi ile gelecek kuşaklara
ulaşacak” diye sözlerini tamamladı.
Niğde dününden ailemize ait bir özel eşya gelecek kuşaklara dünde olanları
anlatması adına bir örnek olmasıdır.”dedi.
GEÇİŞ
KAPISI NİĞDE
ÖMER
FETHİ GÜRER
Toroslar
dağlarının duvar gibi ördüğü zor coğrafyanın gidiş ve gelişte kapısı olan
Niğdemiz tarih boyunca konaklama ve yaşam alanı olarak önemli bir konumda
olmuştur. On bin yıllık yaşamın önemli bulgularına bilimsel kazılarla erilen
bölgedir. Göllü Dağ’da Afrika’dan Avrupa’ya geçişte Anadolu’da ilk ayak
izlerine de rastlanmıştır. Mezopotomya’ya
daha hayvan ehlileştirilmeden, ilk el paltası, mızrak gibi düzenlenen
Obsidiyen’den aletler de Niğde’den gitmiştir.
Ticaret
ve yaşam merkezi olarak tarih boyunca çok önemli bir konumda olan Niğde
ili, dünde olanları tanıtıp, sunarak
ilgi merkezi olmaya adaydır.
Birden
çok devletin başkentini bünyesinde barındıran Niğde ili, ülkemizde özellik ve güzellikleri ile
yeterince anlaşılamamış, öyle olunca da turizm adına alması gereken payı
halende alamamıştır.
Hangi
bölge de bir kazı yapılsa tarih fışkıran bu topraklar farklı uygarlıkların
medeniyetlerine bağrını açmış ve onların yaşadığı alan olduğu bilimsel
çalışmalarla kanıtlanmıştır.
Hitit,
Frig, Roma, Geç Roma, Arap, Selçuklu, Karamanoğulları ve Osmanlıların gelip geçtikleri bu coğrafya; Türkler Anadolu’ya geldiğinden
beri Türk yurdudur. O nedenle yalnız tarihsel süreç izleri değil Türk
Kültürünün önemli izleri de günümüze değin gelmiş ve geleceğe bırakılacak en
önemli mirasımızdır.
Niğde
Kapadokya Başkenti Kitabımda, Niğde ilini ve özellikle merkez ilçe de tarihin
izlerini tüm detayları ile anlattım. Tarih boyunca değişik yerleşmelerin,
kültürlerin izlerini taşıyan bölgede adım adım yaptığım gezilerde gördüklerimin
yanında, yüzlerce belgede olanları bir kez daha gün ışığına taşıdım. Çok sayıda eseri belgeleyip koruma
kurularınca tarihi eser kapsamına alınmasını sağlamadan öte kimi eserlerin
onarım ve kurtarılmasında da sayısız yazım ile çaba ve çalışma içinde oldum.
Bizim
gibi bu işe gönül vermiş bir avuç insanın çabaları ile Niğde ilinin dokunun
varlığını gündeme taşımaya çalıştık. Çalışıyoruz. Biliyorum ki
Niğde için yapılması gereken çok iş vardı. Son on yıl da başlatılan
çalışmalarla sınırlı da olsa bazı kültür varlıklarımız kurtarıldı.
Kale, Mahmut-Ahmet Bilgin Konağı,
Ulukışla Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı, Bedesten. Murat Paşa Cami, Torbalı
Cami, Begüm Cami, Dışarı Cami, Bor Alaeddin Cami, Recep Ağa Cami, Şeyh İlyas
Cami onarım gören yerler oldu.
Onarım bekleyen mescitler, camiler,
hamamlar, kaleler ve kaçak kazılarla yok
edilememesi için başta İftiyan, Tepeköy gibi yerlerimizin önemseneceğini
düşünüyorum.
Kavlaktepe
ve Kayırlı Yer Altı Şehri gibi kurtarıldığı halde tahrip edilen, Değirmenler
Mağarası gibi bir türlü istenen konuma taşınamayan yerlerimiz de 2010 yılında
yeniden mutlaka dikkate alınacağını umuyorum.
Şüphesiz
ki; İl Turizm ve Kültür Müdürlüğü, Müze Müdürlüğü, Vakıflar Müdürlüğü uğraşları
yanında Valilerin ve duyarlı yetkililerin uğraşlarını biliyoruz. Onların
ötesinde Bilim adamalarının beş ayrı yerde bilimsel Kazı çalışmalarını da ilgi
ile izliyoruz ama bunlardan öte halkın konuya sahip çıkması gerekiyor. Niğdeli
iş adamlarının meseleyi önemsemesi ve desteklemesinin şart olduğuna
inanıyorum.
Özellikle tarihi konakların evlerin tek
tek yok olmasını kabullenemiyorum. Bu bağlam da Niğdeli sanayicilere geçmişte
bir çağrım olmuştu. Onu da yinelemek istiyorum. Gelin bir ev kurtarın, her
kurtulan ev sizin konuklarınız için bir misafirhane olsun. Bu sayılar
arttığında harcadığınızdan çok kazanacaksınız. Bunun ülkemizde çok yerde örneği
var. Niğde dokusu böylece daha zengin
olacaktır. Bu konuda Üniversite bir evi
kurtardı. Daha çok yapı ayağa kalkmalıdır.
Cullaz Sokağı bu arada 2010’da gözle görülür bir ilerleme yaşaması da
dileğimdir. Kadıoğlu Konağı ve Begüm Cami ile Rum Kilisesi yakınındaki eski
konakların kurtarılması geleceğimiz için çok önemli fayda sağlayacak
özellilerdir.
Yıllardır yapılsın, yapılsın dediklerimizden yapılanlar için emek verenlere
teşekkür ediyoruz ve iddia ediyoruz Niğde'nin eski evler tarihi dokusu
onarılırsa Mardin ne kadar önemseniyorsa Niğde'de o kadar önemsenir olacaktır.
Çünkü o zenginliğe sahiptir.
Niğde,
Anadolu'da önemli bir yaşam merkezi olmuş, ne var ki her alanda olduğu gibi
tarihsel süreç içinde gündemde olmayı ve
değerlerini gün ışığına çıkarmayı
başarmamıştır. Bu artık sona ermelidir.
Niğde ile ilgili olarak yüzlerce yazı yazdım. Çoğunluğu tarihi dokusu ile
ilgili. Zaman buldukça köy kasaba geziyorum ve anlatılanları dinledikçe ve
kiminde gösterilen alanlardaki durumu izleyince üzülüyorum. O nedenle Niğdeliler olarak her değerimizi
sahiplenme adına çaba ve çalışma içinde olmamız şarttır. Unutmayalım ki
Torosları aşmada Çukurova’ya açılan Kapı gidişte gelişte Niğde’dir.
ÖMER FETHİ
GÜRER

İSTANBUL NİĞDE KÜLTÜR VE YARDIMLAŞMA DERNEĞİ
YENİ YÖNETİCİLERİ SEÇTİ.
Haber Bekir
Kayra
Resim Dursun
Özden
İstanbul Niğde
Kültür ve Yardımlaşma Derneği genel
kurulu yapıldı. Küçük Ayasofya Caddesi
No:71/1 Sultanahmet / İSTANBUL Adresinde kırkbir üyenin
katıldığı toplantının açılış konuşmasını
Yönetim Kurulu Başkanı DOĞAN AVCI tarafından yaptı.
Doğan Avcı bu
dönem başkanlık için aday olmadığını iki dönemdir yürütüğü başkanlığı ve
yıllardır süren yöneticilik döneminde amaçlarının Niğdelileri bir ve bir arada
tutmak olduğunu belirterek İstanbul Niğde Yurdu satılmasını eleştirdi.
Niğde İl Genel
Meclisi’nin aldığı karar sonucunda, Niğde İl Özel İdaresi mülkiyetinde olan ve
Niğdeli üniversite öğrencilerinin kontenjanlı girebildiği Öğrenci Yurdu’nun
sembolik bir bedel karşılığı, Kredi Yurtlar Kurumu’na satılmasına yanlış olduğunu çok yerde anlattıklarını
ve milletvekilleri dahil her yere
ulaştıklarını ancak sonuç alamadıkları için çok üzgün olduklarını söyledi.
Divan Başkanı Cahit Aydın, Başkan yardımcıları İbrahim
Arıkan ve
Arif Yalçın olduğu genel kurulda
gazeteci yazar Ömer Fethi Gürer bir konuşma yaptı. Gürer Dernek binasını alan başkan Süleyman
Bozbuğa’nın emeklerini anarak o dönemde yönetimde olduğunu ve derneğe olan
ilgisinde yüksek olduğunu anımsatıp o yıllarda yönetici ve emek verenlerle son
başkan Doğan Avcı çaba ve çalışmalarına teşekkür etti. Ömer Fethi Gürer
İstanbul’Da 300 bin civarında Niğdeli olmasına karşın gereken örgütlülüğün
sağlanamadığını belirtip birbrimizi eleştirip hangi partiden kimin adamı
nereden hangi köyden demeden birbirimizi sevip sahiplenmeliyiz.
Biz birbirimizi ötelemeye destek olmaya başlar isek Niğde içinde yararlı işler
üretiriz dedi. Ömer Fewthi Gürer Niğde çok göç verdiğine dikkat çekerek her on
yılda Niğde merkezde yapı değişiyor. Niğdeli dahi niğdenin değerlerini
yeterince görmüyor fark etmiyor. Niğde tarihi kitabında Niğde ilini anlatmaya
çalıştım bir o kadar daha yazacaklarım var. El ele gönül gönüle Niğde için emek
ve çaba vermeye devam edelim dedi. Daha sonra gezgin yazar şair Dursun Özden
konuşma yaptı. Özden Niğde için önemli
şahsiyetler adına etkinlikler yapılması dergi çıkarılması daha geniş bir
yaygınlık sağlanmasını önerdi. Yayıncı yazar Vahit Mahmatlı’da yeni dönemin
program ve planlanarak dündeki eksiklikleri doğru saptayım geleceği doğru
oluşturmak için yola çıkması gerektiğini belirtti. İş Adamı Şenol Bengü’de
Niğde ilinin sorunları ve yapılması gerekenlere değindi. Nejla Filibelinin
vefatı sonrası dernek başkanı Doğan Avcı
ile cenazeye katıldıklarını ama Niğde 5
okul yaptırmış olan Filibeli cenazesine dahi yeterince Niğde yönetenlerin ilgi
gösterememesinin bir eksiklik olduğunu vurguladı. Niğde adına her çaba ve
çalışmaya varım dedi. Eski başkanlardan Arif Yalçın’da yıllarca emek verdiğimiz
derneğimizin gelişmesi adına yapılacak çaba ve çalışmalarda her zaman varız
diye konuştu. Merve Göksel’de dernek
çalışmalarında faal uğraş vereceğin ve bayanlarında dernekte daha yoğun
uğraşması için çaba göstereceğini söyledi. Açıklanan listede adı bulunan Ömer
Fethi Gürer iki dönem dernek yönetiminde bulunduğunu, ayrıca Niğde ile ilgili
dört kitap daha yazmakta olduğunu belirtip bu nedenle yeni arkadaşların görev
alması isteyerek yerine isim önerdi. Genel kurula yaptığı açıklama ışığında
listede değişikliğe gidildi. Niğde
Kültür ve Yardımlaşma Derneği yeni başkanı Halil
Gül başkanlığında şu isimlerden oluştu
Halil Gül yaptığı teşekkür konuşmasında sorunları bildiklerini
çözümlerini de düşündüklerini yeni dönemde Niğde derneğini çok aktif kılmayı
hedeflediklerini belirterek verieln desteğe teşekkür etti.
A)-YÖNETİM
KURULU
|
Sıra |
YÖNETİM KURULU(ASİL) |
Sıra |
YÖNETİM
KURULU(YEDEK) |
|
1 |
HALİL GÜL |
1 |
MEHMET ÖZTÜRK |
|
2 |
HALİL İBRAHİM
AVCI |
2 |
ADEM TEMUROK |
|
3 |
ALİ ULUSOY |
3 |
YASİN ÜNLÜ |
|
4 |
MERVE GOKSEL |
4 |
ŞULE İNAN |
|
5 |
MUSTAFA
KARAZEYBEK |
5 |
ERCAN AVŞAR |
|
6 |
MUHİTTİN
ŞAFAK |
6 |
NURETTİN
YEŞİLDAL |
|
7 |
LÜTFÜ BOZKUŞ |
7 |
CAHİT AYDIN |
|
8 |
ALİ GÜNDÜZ |
8 |
MEHMET ZEKİ
MALIÇOK |
|
9 |
KEMAL ÇELİKER |
9 |
AZMİ GÖKTAŞ |
|
10 |
ŞENOL BENGÜ |
10 |
MUSTAFA YAVUZ |
|
11 |
VAHİT MAMATLI |
11 |
SİNAN KILIÇ |
|
12 |
KEMAL AVCU |
12 |
ÜNAL ECEMİŞ |
|
13 |
YUNUS COŞGUN |
13 |
İDRİS ERTUFAN |
|
14 |
TALİP PINAR |
14 |
ATİLLA YAVUZ |
|
15 |
ŞABAN TUNCER |
15 |
MEDİNE
AKYILDIZ |
![]()
Öncelikle tüm halkımızın
bayramını en iyi dileklerimle kutluyorum. Dini Bayramlar yılda iki kez
yaşıyoruz. Geçmişte kalan bayramları çok kere anlattım.
Her bayramın
kendine özgü özelliği var. Büyük kentlerde bayramlar daha çok orta ve dar
gelirli için anlam ve mana ifade ediyor. Belli kesim ise bayramları dinlenme ve
dinlence olarak algılıyor. Evinde olmuyor. Bayramda kafa dinlemeye gidiyor.
Kurban kesimi ise daha çok orta kesimin sürdürdüğü bir uygulamaya dönüştü.
Varlıklısı bir kuruma bağışlıyor. Dar
gelirli kurban kesemiyor. Orta kesim kurban kesmeye devam ediyor. Birde yardım
kuruluşları dışında farklı cemaat örgütleri kurbanı kurban sahibi adına
kesiyor. Bu durumda kurban kesiminin şekli özellikle büyük kentlerde değişiyor.
Ev önünde kurban kesilmesi izin verilmeyince bir yerde kurban kesecek yerde
bulmak zorlaşıyor. Anadolu ise bu yönden dünden gelen anlayışın daha çok devam
ettiği yer durumunda. Niğde’de hali vakti yerinde olanların kurban kesmeleri
devam ediyor. İstanbul’da bir kurban altı yedi yüz lira. Hayvancılığı her geçen
gün eridiği dikkate alındığında birkaç yıl sonra bir maaşa kurban almak olası
olmayacak görülüyor.
Oysa Kurban
bayramının Dini bayram olarak özelliği güzelliği yanında kurban kesmeninde ayrı
bir önemi var.
Adı üzerinde
kurban bayramı.
Amaç kurbanın
kesildikten sonra önemli bölümünün dağıtılması.
Bu sayede aynı
çevre içinde yılda bir kez de olsa et girmeyen evlere et girmesinin
gerçekleşmesi ile yoksulların gözetilmesi, dayanışmanın sağlanması.
Bu noktada
unutulmamalı ki kimi insanımız vardır. İsteyemez aç olduğunu söyleyemez yokluk
içinde yaşar ama mutlu olmasını bilir. Kimi de ihtiyaç sahibi değildir ama her
verileni ister. İşte bayram en azından yardımlaşma adına kimsenin kimseyi
incitmeden olağan ve doğal sayarak bir birine kurban eti göndermeye vesile
olması bakımından dahi ayrı bir özellik ve önemdedir.
Bayram sabah
namazı ve büyüklerin mezarı ardından kesilecek kurbanın hazırlanması ve
kesimden sonra onun ciğeri soğan ile çevirerek orucunun açılması ile başlar. Bu
süreç dünde her yerde uyulurdu ama şimdi kesimi, temizlenmesi, düzeni derken
öğleye kadar süre uzadığından olacak kurban orucu diye tanımlanan sabah
kahvaltısı kurban ile yapma alışkanlığı da giderek azalıyor.
Bazı gelenekler
vardır. Toplum onları nesilden nesile taşır. Bunlar güzel uygulamalardır.
Kurbanın kesilmesi, parçalara ayrılıp
dağıtılması, kurban ile kahvaltı yapılması,
gelen giden hısım akrabaya pişmiş kurban ikram edilmesi gibi
alışkanlıklarımızı sürdürmeliyiz.
Bayram vesilesi
ile dostlukları tazelemeli, siyaset yerine yaşamdan kesitlerle bayramda
muhabbet etmeliyiz. Günümüz ve güzelliğimiz sevgi yoğunluklu olmalıdır.
Yaşam hırsı
olanlara geçmişe göre artık şehir içlerinde kaldı sayılan mezarları göstermeli
ve mezarların vazgeçilmezlerle dolu olduğu anımsatılıp en önemli değerin iyilik
sevgi ve paylaşım ile oluşacağı bir kez de bayram vesilesi ile
anımsatılmalıdır.
Yazarımızın
kitabı
![]()
![]()
NİĞDE KAPADOKYA
BAŞKENTİ KİTABI ALMANYA’DA KÖŞE YAZISINA KONU OLDU
YAZAR-ÖĞRETİM
ÜYESİ ALTINKAYNAK-“GÜRER’İN KİTABI, ALANINDA GERÇEKTEN BÜYÜK BİR BOŞLUĞU
DOLDURACAK nitelikte GÖRÜNÜYOR”
Almanya’da
yayınlanan ve binlerce Türk okura dağıtımı yapılan Toplum Gazetesi’nde gazeteci
yazar, Yıldız Üniversitesi Öğretim Üyesi Hikmet Altınkaynak köşesinde
“İstanbul–2010-Kültür başkenti” ile ilgili yazdığı köşe yazısında Niğde
Kapadokya Başkenti kitabını örnek verdi.
Ömer Fethi
Gürer yazdığı Niğde Kapadokya Başkenti adlı Niğde ilini Kuruluşundan Cumhuriyet
ilk yıllarına değin anlatan ve bugüne kadar Niğde için yazılmış en kapsamlı
eser olan kitapta ile ilgili Hikmet Altın kaynak yazısında şu görüşlerine yer
verdi.
“Ömer Fethi
Gürer’in geçen ay yayımlanan Kapadokya’nın Başkenti Niğde kitabını anımsatmak
isterim. Niğde üzerine 5.000’den fazla yazısı olan yazar Gürer’in, kültür
varlıkları, somut olmayan kültür varlıklarını bir bir inceleyen, coğrafyasından
tarihine, ekonomisinden ticaretine, siyasetine varıncaya kadar bütün bilgileri
kronolojik bir disiplinle kaleme aldığı 768 sayfalık Niğde kitabını önermek
isterim. Gürer’in kitabı, alanında gerçekten büyük bir boşluğu dolduracak
görünüyor” dedi
Almanya’da
yaygın dağıtım gören gazete 20 bini aşkın abonesi bulunuyor.
Ömer Fethi
Gürer yazdığı Niğde Kapadokya Kitabı Niğde yerel basınında yoğun ilgi ve destek
görürken çok sayıda yerel ve Ulusal internet sitesinde haber olarak yer
aldı. Adana’da yayınlanan Hürriyet Adana
Bölge sayfasında Sinan Tanyıldız köşesinde, Sabah Gazetesi Çukurova ekinde
Hürriyet Gazetesi Yalçın Bayer, köşesinden
de ve çok sayıda farklı kent gazetesinde haber olarak yer aldı.
KIŞ
GÜNLERİ
ÖMER
FETHİ GÜRER
Kış
Günleri Niğde’de ayrı önemi vardı.
Önceden hazırlanan yakacaktan giysiye, yiyecekten gecesıra gezmelerine kadar
kış planlanırdı. Soğuk havalarda kar, çamur,
birde köylerde dağdan gelen kurt ile mücadele kalırdı.
Şıh
Kuddusi Hz, Bor’da yaşanmış kış olayını anlattığı şiirinde yaşamın durduğu
hayatın donduğuna değinir ve ‘böyle bir kış görmedim’ der. Günümüzde o kışların
benzeri daha olmadı ama Kış koşulları zordur. Günümüzde kış ile panikler olduk.
Oysa yakın dünü bir düşündüğümüzde olanaklarımız çok çok gelişti. Belki de bu
süreç bizi biraz rahata alıştırdı. Ondan olacak kış olunca şaşırıyoruz.
Elektrik olmadığını, sobanın yerine ocakların bulunduğunu, gaz yağının dahi zor
sağlandığını kısacası mevcudun tamamının elimizden alındığını bir düşünün.
Ne yaparız.? Dedelerimiz, ninelerimiz o
yoklar ile bu kışlardan kat be kat soğuk olanını yaşamışlar. O dönemde çocuk olmakta zor idi. Ve gözlerinizi bir an kapatıp o yaşamı
düşlediğimizde sıkıntıları hissederken bile yoruluruz. Kapı önünde bir metre
kar olan yerde günlük işler
yapılacak, erkeklerde işe gidip çarşı
pazar yaptıkları mesleği icra edecekleri, çocuklar üst baş bugünden çok zor
sağlandığı durumda buldukları giysi ile
okula gidecek ve gün işleri yolu olmayan, suyu, elektriği, okulu sorunlu
koşullarda yaşanacak. Ulaşım merkeple
gidilip, gelindiği yoklukların her alanda yaşandığı anda, birde kışın ayaz ve
soğuk olduğu günlerde sıkıntılara rağmen
yaşamayı öğrenmiş ve kışa hazırlıklı olarak başlamanın yollarını
öğrenmiştir.
Yiyeceklerin,
giyeceklerin hazırlanması yapılması dahi farklı idi. Ayaklarda yün çorap ile mest vardı. Mest lastik
yolda yürüme için sağlıklı olduğu kadar namaz kılan içinde kış günleri
ayak yıkama yerine mest ederek abdest almak için kolaylıktı.
Her
evde el işi yün çoraplar olurdu. Eldiven, başlık, kaşkol elde örülürdü. Gece
gezme gezen ailenin kadını gündüz temizlik dışında ya halı dokur ya örgü
örerdi. Kış onları değil onlar kışı
aşardı. Kışlıkları sonbaharda hazırlar. Gidip gelinecek komşular sıra gecesi
ile saptanır, yakacaklar hazırlanır kışlıklar dokunur. Hayvanlar için gereken
koşullar sağlanır ve kış önceden tedbir ile hazırlanılırsa olağandı.
Tasarruftan
öte o süreçlerde yıllar sonrası değil bir mevsim sonrası önemli idi. O kışı
geçirebilmek ve o kışa karşı durmak önemli bir mücadele idi.
Bizim
kuşak ise radyo olsa da televizyon ve bilgisayar olmadığı dönemlerin son
kuşağı, ondan olacak dünü azda olsa anımsayanlar bizleriz. Ama şunu hemen
yazmak lazım ki insanın insana yaklaştığı ve dostlukların pekiştiği süreç kış
günleri idi. Çünkü kış evde olunduğu ve komşuluk ilişkilerinin yaşandığı bir
toplumsal dayanışma sürecini yaratıyordu. Yaz aylarında bağ bahçe işleri ile
ayrışan hane halkı kış ile toplanıyordu.
Televizyon yoktu ama her gece gezmeler olağandı. Konu komşu birbiri ile gider
gelirdi. Belki bu misafirlikte bir tasarruf yolu idi. Çünkü ortak toplanılan ev
dışı sobalar yanmazdı.
Genelde
bir evde Arap aşı çorbası kaynardı. Kazan ile kaynar en az dört aile o akşam
bir evde toplanırdı. Mutlaka Arap aşı yanında köfter, kuru üzüm, ceviz gibi
kuru yiyecekler aynı gecede tüketilendi. Aileler bir arada oyunlarda olurdu.
Kiminde elektrik söner lamba altında o yaşam durmaz akardı.
Gece
gezmeleri eksilmeyen bir tat idi. Çünkü Televizyon insanı esir almadığı için
insan insanla daha çok ‘hasbıhal’ ederdi.
Kış
içinde o dayanışmada farklı amaçlar bilinmeden yaşanırmış demek ki. Toplu
olarak bir evde olmak doğal bir sıcaklık yaratıyor. Aynı anda diğer evlerde
yakacak tüketilmiyor. Yemek yapılmıyor. Böylece ciddi bir dayanışma ile gece
yarısına eriliyor.
Yaşamın
gerçeği insanı çözümcü ve üretken kılardı. İnsan kendi gerçeğine karşı önlemini
üretiyordu. Günümüzde dünden gelen geleneği kaloriferli dairelerde oturup
kısmen sürdüren bizim kuşak var ama genelde gençler TV olmaz ise Bilgisayar ile
olmayı daha anlamlı buluyorlar.
Eski
kışlarda,kış hazırlıkları da kalmadı ama şimdilerde az bir kar yağsa
panikliyoruz .Okullar kapanıyor, Trafik duruyor. Sorunlar oluşuyor. Dünde kalan
kışları o koşullarda yaşayacak kadar insanımız dayanıklımı? Onu test etmekse
olanaksız kalıyor.
OTAĞ VE NİĞDE KALESİ
ÖMER FETHİ GÜRER
Niğde Kapadokya Başkenti kitabımın imza
günü sonrası yorgunluğu atmaya tarihe yolculuğa çıktım. Selçukluların muhteşem
eseri Sungur Bey Cami, Alaaddin Cami’ni geçerek Kalede onarılan ve düzenlenen
son burçların içine girdim. Yapılışı
kesin olarak belli olmasa da Selçuklu ve Bizans döneminden izler ile Osmanlı
döneminde yapılan saat kulesi ile Niğde için çekim alanı bölgede bu kere bizi
yeni bir değişim karşıladı. Kale işletmesini üstlenen Abdulkadir Bor Kale’de iç
avlunun orta yerine bir Otağ çadırı kondurmuştu.
Çadır Türk kültürünün önemli parçası idi. Orta Asya’da yola çıkan ve farklı
yerleşim alanlarında konaklayanların çadırları değişik özelliklere sahipti. Yörükleri, konargöçerlerin çadırları, ordunun
çadırı, uzun süreli yerleşenlerin çadırı amaç olarak aynı ama şekil ve
dokumaları ile farklı farklıydı.
Atalarımızın yaşamlarının önemli bölümlerini çadırlarda
geçirmişlerdi. Genelde Yörük çadırları
büyük kıl çadırlardı. Siyah ya da koyu kahve renk olarak hâkimdi. Otağ adı tek başına daha çok kağanların
konakladığı süslü çadırlara verilse de sefer anında kurulan çadırların genel
adı olarak ta tanımlanmaktaydı. Günümüzde düne özlem olarak farklı kentlerde çadırlara
rastlar olduk. Genelde büyük kıl çadırlar içlerinde oturma düzeni aslından çok
uzak yapılıyordu.
Niğde Kalesinde
ise daha çok Kaanların konaklama çadırları andıran güzel bir çadır kale
avlusunun ortasına kondurulmuştu. Niğde yayla olduğu için yıllarca yaylaya
gelen Yörüklerin kıl çadırlarına göre daha görkemli yapılmıştı. Niğde’da Altay
Köyü olarak bilinen ve Kazakların göç ederek yerleştiği köydeki çadır kültürüne
yakın bir düzenleme yapılmıştı. Çadırda farklı otantik giysileri sergilendiği
gibi resim çekinmek isteyenlerde giysileri kullanmakta idi. Burada ot
yastıklara yaslanıp yer minderlerinde çay yudumlarken Niğde İl Kültür ve Turizm
Müdürü Mehmet Öncel Koç geldi. Onunla Niğde kültürü üzerine söyleşirken yerel
bir saz sanatçımızın çadıra gelmesi bizi sazın sözün güzelliği içine taşıdı.
Yer minderlerinde oturarak sazı sözü yaşamak ayrı bir yolculuğa insanı
taşıyordu. Hoş ve güzel bir düşünce ile gerçekleşen bu düzenlemeyi yaptığı için
Abdülkadir Bor’a teşekkür ettim. Tabii bu tür uygulamalarda Niğde İl Kültür ve
Turizm Müdürü Mehmet Öncel Koç, İsmail Tecimer gibi yöneticilerinde katkısı
vardı. Biz çadırda otururken insanlar
bakıp geçiyordu. İlk günlerin bakışı olsa gerek içeri girmeye çekiniyorlardı.
İşletmeci Abdülkadir Bor’da bakıp geçenlere içeri girebilirisiniz ücretsizdir.
Resimde çekinebilirsiniz diye çadırı anlatmaya çalışıyordu. Abdulkadir Bor
Çadırımız ziyaretçilerimize açık, ne zaman isterlerse ailesi çocukları ile kaleye çıkıp bu çadırda bir çay içme keyfine erebilirler diyordu. Resim
çekinmek ve dinlenmek yanında zaman zaman saz ustalarının yerel müziği dinlemek
adına tüm Niğdelileri çadıra beklediklerini belirtiyordu.
O sırada üç bey
geldi. Girdi. Oturdu. Kayseri’den gelen doktorlarmış. Kaleyi gezip çadırı
görünce meraktan grimişler. Niğde için bu gibi yerlerin varlığına
şaşırdıklarını ve gezdikleri Niğde ile düşündükleri Niğde farklı gördüklerini
söyleyip Niğde bu kadar çeşitliliğin olduğunun biz dahi farkında değildik.
Özellikle Selçuklu eserleri, kale ve bu çadır için Niğde gelmeye değer dediler.
Yıllardır Niğde
anlatımında sorun var. Hak ettiği payı alamıyor diyen bizim için
dinlediklerimiz sürpriz olmadı. Niğde çok farklı özellikleri olan bir kent.
Birde buna çadırımız eklendi. Otağ’da bir gün mola vererek bir dönemlerin yaşam
kültürü ile buluşmak olası oluyor. Büyük kentlerde olsa yer bulunamayacak kadar
dikkat ve ilgi çekecek çadır Niğde için yeni ve farklı bir ayrıcalık olarak
konuklarını bekliyor.
OTAĞ VE NİĞDE KALESİ
ÖMER FETHİ GÜRER
Niğde Kapadokya Başkenti kitabımın imza
günü sonrası yorgunluğu atmaya tarihe yolculuğa çıktım. Selçukluların muhteşem
eseri Sungur Bey Cami, Alaaddin Cami’ni geçerek Kalede onarılan ve düzenlenen
son burçların içine girdim. Yapılışı
kesin olarak belli olmasa da Selçuklu ve Bizans döneminden izler ile Osmanlı
döneminde yapılan saat kulesi ile Niğde için çekim alanı bölgede bu kere bizi
yeni bir değişim karşıladı. Kale işletmesini üstlenen Abdulkadir Bor Kale’de iç
avlunun orta yerine bir Otağ çadırı kondurmuştu.
Çadır Türk kültürünün önemli parçası idi. Orta Asya’da yola çıkan ve farklı
yerleşim alanlarında konaklayanların çadırları değişik özelliklere
sahipti. Yörükleri, konargöçerlerin
çadırları, ordunun çadırı, uzun süreli yerleşenlerin çadırı amaç olarak aynı
ama şekil ve dokumaları ile farklı farklıydı.
Atalarımızın yaşamlarının önemli bölümlerini çadırlarda
geçirmişlerdi. Genelde Yörük çadırları
büyük kıl çadırlardı. Siyah ya da koyu kahve renk olarak hâkimdi. Otağ adı tek başına daha çok kağanların
konakladığı süslü çadırlara verilse de sefer anında kurulan çadırların genel
adı olarak ta tanımlanmaktaydı. Günümüzde düne özlem olarak farklı kentlerde
çadırlara rastlar olduk. Genelde büyük kıl çadırlar içlerinde oturma düzeni
aslından çok uzak yapılıyordu.
Niğde Kalesinde
ise daha çok Kaanların konaklama çadırları andıran güzel bir çadır kale
avlusunun ortasına kondurulmuştu. Niğde yayla olduğu için yıllarca yaylaya
gelen Yörüklerin kıl çadırlarına göre daha görkemli yapılmıştı. Niğde’da Altay
Köyü olarak bilinen ve Kazakların göç ederek yerleştiği köydeki çadır kültürüne
yakın bir düzenleme yapılmıştı. Çadırda farklı otantik giysileri sergilendiği
gibi resim çekinmek isteyenlerde giysileri kullanmakta idi. Burada ot
yastıklara yaslanıp yer minderlerinde çay yudumlarken Niğde İl Kültür ve Turizm
Müdürü Mehmet Öncel Koç geldi. Onunla Niğde kültürü üzerine söyleşirken yerel
bir saz sanatçımızın çadıra gelmesi bizi sazın sözün güzelliği içine taşıdı.
Yer minderlerinde oturarak sazı sözü yaşamak ayrı bir yolculuğa insanı
taşıyordu. Hoş ve güzel bir düşünce ile gerçekleşen bu düzenlemeyi yaptığı için
Abdülkadir Bor’a teşekkür ettim. Tabii bu tür uygulamalarda Niğde İl Kültür ve
Turizm Müdürü Mehmet Öncel Koç, İsmail Tecimer gibi yöneticilerinde katkısı
vardı. Biz çadırda otururken insanlar
bakıp geçiyordu. İlk günlerin bakışı olsa gerek içeri girmeye çekiniyorlardı.
İşletmeci Abdülkadir Bor’da bakıp geçenlere içeri girebilirisiniz ücretsizdir.
Resimde çekinebilirsiniz diye çadırı anlatmaya çalışıyordu. Abdulkadir Bor
Çadırımız ziyaretçilerimize açık, ne zaman isterlerse ailesi çocukları ile kaleye çıkıp bu çadırda bir çay içme keyfine erebilirler diyordu. Resim
çekinmek ve dinlenmek yanında zaman zaman saz ustalarının yerel müziği dinlemek
adına tüm Niğdelileri çadıra beklediklerini belirtiyordu.
O sırada üç bey
geldi. Girdi. Oturdu. Kayseri’den gelen doktorlarmış. Kaleyi gezip çadırı
görünce meraktan grimişler. Niğde için bu gibi yerlerin varlığına
şaşırdıklarını ve gezdikleri Niğde ile düşündükleri Niğde farklı gördüklerini
söyleyip Niğde bu kadar çeşitliliğin olduğunun biz dahi farkında değildik.
Özellikle Selçuklu eserleri, kale ve bu çadır için Niğde gelmeye değer dediler.
Yıllardır Niğde
anlatımında sorun var. Hak ettiği payı alamıyor diyen bizim için
dinlediklerimiz sürpriz olmadı. Niğde çok farklı özellikleri olan bir kent.
Birde buna çadırımız eklendi. Otağ’da bir gün mola vererek bir dönemlerin yaşam
kültürü ile buluşmak olası oluyor. Büyük kentlerde olsa yer bulunamayacak kadar
dikkat ve ilgi çekecek çadır Niğde için yeni ve farklı bir ayrıcalık olarak
konuklarını bekliyor.
ESKİ
KIŞ GÜNLERİ
ÖMER
FETHİ GÜRER
Bildiklerimizden
ötesini dedelerimizden, ninelerimizden dinlerdik. Onlarında dinledikleri dilden
dile gelirdi. Şıh Kuddusi Hazretleri, Bor’da yaşanmış kış olayını anlattığı
şiirinde yaşamın durduğu hayatın donduğuna değinir ve ‘böyle bir kış görmedim’
der. Günümüzde o kışların benzeri daha olmadı ama Kış koşulları zordur.
Günümüzde kış ile panikler olduk. Dünü bir düşündüğümüzde olanaklarımız çok çok
gelişti. Belki de bu süreç bizi biraz rahata alıştırdı. Ondan olacak kış olunca
şaşırıyoruz. Elektrik olmadığını, sobanın yerine ocakların bulunduğunu, gaz
yağının dahi zor sağlandığını kısacası olanaklarımızın tamamının elimizden
alındığını bir düşünün. Ne yaparız. Ama dedelerimiz, ninelerimiz o yoklar ile
bu kışlardan kat be kat soğuk olanını yaşamışlar. Ve o günlerde elektrik
olmadığı yerde televizyon, bilgisayar gibi günümüzde ‘zaman çalma’ oyuncakları da yoktu. Ve gözlerinizi bir an
kapatıp o yaşamı düşleyelim. Çıra yanan ocakta ısınılan kapı önünde bir metre
kar olan hayvanlara bakılacak,günlük işler yapılacak bir zaman diliminde
erkeklerde işe gidip çarşı Pazar yaptıkları mesleği icra edecekleri süreçte
kışı bir düşünün.. Otomobil olmadığı uzak yere merkeple gidilip, gelindiği yoklukların
varlığında birde kışın ayaz ve soğuk olduğu günlerde dünde insanımız
sıkıntılara boğun eğmeden yaşamayı öğrenmiş ve kışa hazırlıklı durmuş.
İşte
önceden tedbirli yaşamayı insana öğreten yaşam koşulları vardı. Tasarruftan öte o süreçlere hazırlık yapılırdı.
Çünkü yıllar sonrası değil bir mevsim sonrası önemli idi. O kışı geçirebilmek
ve o kışa karşı durmak ne zor bir mücadeledir.
Bizim
kuşak ise radyo olsa da televizyon ve bilgisayar olmadığı dönemlerin son
kuşağı, ondan olacak dünü azda olsa anımsayanlar bizleriz. Ama şunu hemen
yazmak lazım ki insanın insana yaklaştığı ve dostlukların pekiştiği süreç kış
günleri idi. Çünkü kış evde olunduğu ve komşuluk ilişkilerinin yaşandığı bir
toplumsal dayanışma sürecini yaratıyordu. Yaz aylarında bağ bahçe işleri ile
ayrışan yapılar kış ile toplanıyordu. Televizyon yoktu ama her gece gezmeler
olağandı. Konu komşu birbiri ile gider gelirdi. Belki bu misafirlikte bir
tasarruf yolu idi. Çünkü ortak toplanılan ev dışı sobalar yanmazdı.
Genelde
bir evde Arap aşı çorbası kaynardı. Kazan ile kaynar en az dört aile o akşam
bir evde toplanırdı. Mutlaka Arap aşı yanında köfter, kuru üzüm, ceviz gibi
kuru yiyecekler aynı gecede tüketilendi. Aileler bir arada oyunlarda olurdu.
Kiminde elektrik söner lamba altında o yaşam durmaz akardı.
Gece
gezmeleri eksilmeyen bir tat idi. Çünkü Televizyon insanı esir almadığı için
insan insanla daha çok ‘hasbıhal’ ederdi.
Kış
içinde o dayanışmada farklı amaçlar bilinmeden yaşanırmış demek ki. Toplu
olarak bir evde olmak doğal bir sıcaklık yaratıyor. Aynı anda diğer evlerde
yakacak tüketilmiyor. Yemek yapılmıyor. Böylece ciddi bir dayanışma ile gece
yarısına eriliyor.
Yaşamın
gerçeği insanı çözümcü ve üretken kılardı. İnsan kendi gerçeğine karşı önlemini
üretiyordu. Günümüzde dünden gelen geleneği kaloriferli dairelerde oturup
kısmen sürdüren bizim kuşak var ama genelde gençler TV olmaz ise Bilgisayar ile
olmayı daha anlamlı buluyorlar.
Yiyeceklerin,
giyeceklerin hazırlanması yapılması dahi farklı idi. Bor’da mest yapanlar
vardı. Lastik Konya’dan gelirdi. Mest lastik erkekler için yolda yürüme için
sağlıklı olduğu kadar namaz kılan içinde kış günleri ayak yıkama yerine mest
ederek abdest almak için kolaylıktı.
Her
evde el işi yün çoraplar olurdu. Eldiven, başlık, kaşkol elde örülürdü. Gece
gezme gezen ailenin kadını gündüz temizlik dışında ya halı dokur ya örgü
örerdi. Kış onları değil onlar kışı
aşardı. Kışlıkları sonbaharda hazırlar. Gidip gelinecek komşular sıra gecesi
ile saptanır, yakacaklar hazırlanır kışlıklar dokunur o alınır hayvanlar için
gereken koşullar sağlanır ve kış önceden tedbir ile hazırlanılırsa olağandı.
Kış
gerçeği her yönü ile eziyet olmadan aşılırdı.
NİĞDE KALESİNDE OTAĞ KURULDU
Niğde
Kalesinde onarım ve düzenlemelerden sonra bu kere kurulan Otağ çadırı
ilgi noktası oldu.
Kale
işletmecisi Abdülkadir Bor gazeteci
yazar Ömer Fethi Gürer’i Otağ’da konuk eyledi. Niğde Kapadokya Başkenti kitabı
imza günü için geldiği süreçte çadırda konaklayan Ömer Fethi Gürer
izlenimlerini şöyle anlattı. “ Otağ Türk kültürünün önemli parçalarından
biridir. Atalarımızın yaşamlarının önemli bölümlerini çadırlarda
geçirmişlerdir. Bu çadırlar da kullanıcının kimliğine göre değişmiştir. Genelde
Yörük çadırları büyük kıl çadırlardır. Siyah hâkim olur. Konargöçer çadırları
yaylaya gelenlere göre daha yerleşik yapılır. Otağ adı tek başına daha çok
kağanların konakladığı süslü çadırlara verilse de sefer anında kurulan
çadırların genel adı olarakta tanımlanmaktadır. Niğde Kalesinde ki Çadır daha
çok Kaanların konaklama çadırları andırmaktadır. Niğde yayla olduğu için
yıllarca yaylaya gelen Yörüklerin kıl çadırlarına göre daha görkemli
yapılmıştır. Kazak Türklerinin çadır kültürünü yansıtmaktadır. Kalede çadır
ilgi ve dikkat çekecek biçimde düzenlenmiş Türklerin farklı otantik giysileri
çadır içinde sergilendiği gibi resim çekinmek isteyenlere de figür
olmaktadır. Burada ot yastıklara yaslanıp yer minderlerinde oturarak sazı sözü
yaşamak ayrı bir yolculuğa insanı
taşımaktadır Hoş ve güzel bir düşünce ile gerçekleşen bu düzenlemeyi
yaptığı için Abdülkadir Bor kutluyorum ” dedi. Abdülkadir Bor’da Çadır
ziyaretçilere açık olduğunu ailesi çocukları ile her saat kaleye çıkıp bu çadırda bir çay içme keyfini tüm Niğdelilere sunduklarını, resim çekinmek ve dinlenmek
yanında zaman zaman saz ustalarının yerel
müziği dinlemek adına tüm Niğdelileri çadıra beklediklerini söyledi.
OTAĞ VE NİĞDE KALESİ
ÖMER FETHİ GÜRER
Niğde Kapadokya Başkenti kitabımın imza
günü sonrası yorgunluğu atmaya tarihe yolculuğa çıktım. Selçukluların muhteşem
eseri Sungur Bey Cami, Alaaddin Cami’ni geçerek Kalede onarılan ve düzenlenen
son burçların içine girdim. Yapılışı
kesin olarak belli olmasa da Selçuklu ve Bizans döneminden izler ile Osmanlı
döneminde yapılan saat kulesi ile Niğde için çekim alanı bölgede bu kere bizi
yeni bir değişim karşıladı. Kale işletmesini üstlenen Abdulkadir Bor Kale’de iç
avlunun orta yerine bir Otağ çadırı kondurmuştu.
Çadır Türk kültürünün önemli parçası idi. Orta Asya’da yola çıkan ve farklı
yerleşim alanlarında konaklayanların çadırları değişik özelliklere
sahipti. Yörükleri, konargöçerlerin
çadırları, ordunun çadırı, uzun süreli yerleşenlerin çadırı amaç olarak aynı
ama şekil ve dokumaları ile farklı farklıydı.
Atalarımızın yaşamlarının önemli bölümlerini çadırlarda geçirmişlerdi. Genelde Yörük çadırları büyük kıl çadırlardı.
Siyah ya da koyu kahve renk olarak hâkimdi.
Otağ adı tek başına daha çok kağanların konakladığı süslü çadırlara
verilse de sefer anında kurulan çadırların genel adı olarak ta
tanımlanmaktaydı. Günümüzde düne özlem olarak farklı kentlerde çadırlara
rastlar olduk. Genelde büyük kıl çadırlar içlerinde oturma düzeni aslından çok
uzak yapılıyordu.
Niğde Kalesinde
ise daha çok Kaanların konaklama çadırları andıran güzel bir çadır kale
avlusunun ortasına kondurulmuştu. Niğde yayla olduğu için yıllarca yaylaya
gelen Yörüklerin kıl çadırlarına göre daha görkemli yapılmıştı. Niğde’da Altay
Köyü olarak bilinen ve Kazakların göç ederek yerleştiği köydeki çadır kültürüne
yakın bir düzenleme yapılmıştı. Çadırda farklı otantik giysileri sergilendiği
gibi resim çekinmek isteyenlerde giysileri kullanmakta idi. Burada ot
yastıklara yaslanıp yer minderlerinde çay yudumlarken Niğde İl Kültür ve Turizm
Müdürü Mehmet Öncel Koç geldi. Onunla Niğde kültürü üzerine söyleşirken yerel bir
saz sanatçımızın çadıra gelmesi bizi sazın sözün güzelliği içine taşıdı. Yer
minderlerinde oturarak sazı sözü yaşamak ayrı bir yolculuğa insanı taşıyordu.
Hoş ve güzel bir düşünce ile gerçekleşen bu düzenlemeyi yaptığı için Abdülkadir
Bor’a teşekkür ettim. Tabii bu tür uygulamalarda Niğde İl Kültür ve Turizm
Müdürü Mehmet Öncel Koç, İsmail Tecimer gibi yöneticilerinde katkısı
vardı. Biz çadırda otururken insanlar
bakıp geçiyordu. İlk günlerin bakışı olsa gerek içeri girmeye çekiniyorlardı.
İşletmeci Abdülkadir Bor’da bakıp geçenlere içeri girebilirisiniz ücretsizdir.
Resimde çekinebilirsiniz diye çadırı anlatmaya çalışıyordu. Abdulkadir Bor
Çadırımız ziyaretçilerimize açık, ne zaman isterlerse ailesi çocukları ile kaleye çıkıp bu çadırda bir çay içme keyfine erebilirler diyordu. Resim
çekinmek ve dinlenmek yanında zaman zaman saz ustalarının yerel müziği dinlemek
adına tüm Niğdelileri çadıra beklediklerini belirtiyordu.
O sırada üç bey
geldi. Girdi. Oturdu. Kayseri’den gelen doktorlarmış. Kaleyi gezip çadırı
görünce meraktan grimişler. Niğde için bu gibi yerlerin varlığına
şaşırdıklarını ve gezdikleri Niğde ile düşündükleri Niğde farklı gördüklerini
söyleyip Niğde bu kadar çeşitliliğin olduğunun biz dahi farkında değildik.
Özellikle Selçuklu eserleri, kale ve bu çadır için Niğde gelmeye değer dediler.
Yıllardır Niğde
anlatımında sorun var. Hak ettiği payı alamıyor diyen bizim için
dinlediklerimiz sürpriz olmadı. Niğde çok farklı özellikleri olan bir kent.
Birde buna çadırımız eklendi. Otağ’da bir gün mola vererek bir dönemlerin yaşam
kültürü ile buluşmak olası oluyor. Büyük kentlerde olsa yer bulunamayacak kadar
dikkat ve ilgi çekecek çadır Niğde için yeni ve farklı bir ayrıcalık olarak
konuklarını bekliyor.
VALİMİZDEN
BEKLENTİLERİMİZ
ÖMER FETHİ
GÜRER
Niğde yeni
valisi göreve başladı. Her başlangıç gibi bu geliştende umutlarımız var. Niğde hizmet veren her valisini çok
sevmiştir. Gittikten sonra ardından güzel sözler, yazılar hatta şiirler ile
uğurlamıştır. Genelde iktidar partilerinin değil devletin valisi olanlara ayrı
bir sevgi beslemiştir. Devlet yerine iktidar partisi olanların ise adlarını
bilen dahi yoktur. Niğde için hizmet üreten Faik Üstün, Niyazi Mergen, Vefik
Kitapçıgil, Selami Celayir, Bedri Nazlıoğlu,Ünal Özgödek, Ahmet Özyurt, Refik
Arslan Öztürk gibi valiler yaptıkları ile aklıda kalmışlardır. Birkaç valimizi
daha bu isimlere eklemek olasıdır. Son valimiz Sebahattin Öztürk bir alışma
döneminden sonra Niğde kültür ve turizmi için bir dizi çalışma başlatmış ve
Niğde ilinde çalışmaları ile beğeni toplamıştır. Yeni süreçte Âlim Barut göreve başlamıştır. Öncelikle hayırlı olmasını
diliyorum. Daha önce Yozgatlı valimiz Refik Arslan Öztürk Niğde için çok emek
ve çaba verdi. Mütevazı ve çalışkan bir değer idi. Onun dönemine başlayan Kale,
Bedesten, Öküz Mehmet Paşa, Esenbey Türbesi, Gümüşler Manastırı düzenlenmesi
gibi çalışmalardan olumlu sonuçlar alındı. Huzurevinde yaşlıdan sokakta insana
kadar ilgilenen ve görüşen bir değerdi. İnsana insan değeri veren çok kıymetli
bir idareci idi. Bu kere hemşerisi Alim Barut içinde Niğde yararlı olacağı
düşüncemiz var.
Vali
Âlim Barut, “Hizmetten maksat refahı ve
mutluluğu getirmek, güveni sağlamak. Hizmetin gerektirdiği kalkınmayı temin
etmek. Buna ilişkin çalışmalarımızı yapacağız” demiş ve adil ve tarafsız olmaya çok önem
verdiğini belirterek “Adil, tarafsız ve iyi niyetle gece gündüz
hep birlikte çalışacağız. Günü geldiğinde buradan ayrılırken de hoş bir seda
bırakmak istiyorum. Niğde'nin elma ve patates gibi tarım potansiyeli, Kapadokya
gibi turizm potansiyeli var. Yine bildiğim kadarı ile iki adet organize sanayi
bölgesi var. Artık günümüzde kalkınmanın motoru sanayileşmedir. Bizim
çalışmalarımız da bunları daha ileriye götürmek olacaktır” diye konuşmuştur.
Valimiz
başlangıç temennileri güzel temennilerdir. Özellikle Niğde Kapadokya Başkenti
olarak turizmden gerekli payı alamamaktadır. Bu bağlamda turizm değerleri ve
kültür varlıklarının önemsenmesi Niğde adına başlamış çalışmaların sürmesi çok
önemlidir. NİĞDE HER DÖNEM GÜNDEME GELEN
AMA BİR TÜRLÜ YAPILAMAYAN KÜLTÜR EVİ BU VALİMİZE NASİP OLMASI DİLEDĞİMİZDİR.
Bunun için KADIOĞLU KONAĞI İLE YASA EVLERİ ideal yerlerdir. Cullaz Sokağı
projesinin devam etmesi, Bedestenin bir an önce açılması, Öküz Mehmet Paşa
tanıtılması, Akmedrese nin bir an önce yerel yaşam müzesi olarak açılması,
Narlıgöl kaplıcasının hayata geçmesi, Kavlaktepe yer altı şehrinin ve
değirmenler Kasabası yer altı mağarasının ışıklandırmalarının yeniden
düzenlenerek turizme açılması, Aladağlar ve Boklarlarda dağcılık yanında kış
sporlarının önemsenmesi, Niğde eski tarihi yapıların cami ve kiliselerin
kurtarılması ve eski kiliselerin birer sanat atölyesi olarak kullanılması,
Üniversite ile Niğde arasında diyalogun geliştirilmesi, tarım ve hayvancılığın
teşviki sağlanması, elma üreticilerinin sorunlarına çözüm aranması, Niğde Tıp
Fakültesi açılması, Niğde Havaalanın yapılması, Akkaya Barajının temizlenmesi,
Ecemiş suyunun Niğde getirilmesi, Otoban yolun tamamlanması, Kemerhisar
İçmelerinin yeniden kullanılır kılınması, Hayat Su şişelerinden silinen Niğde
adının yeniden yazılması gibi Niğde için gerekli olan çalışmalar vardır.
Valimiz bu dönemde bu çalışmaları da yerinde görerek ve denetleyerek çözeceğini
umuyoruz. Bunun yanında Niğde üçüncü liğde bir takım ile temsili içinde bir
çalışma gerekliliği düşünüyoruz. Bu bağlamda da valimizden beklentilerimiz var.
Niğde
her kasabası köyünde dünün izleri tarihi eserlerin kurtarılmayı beklediği gibi
sürekli işsizlikle göç veren Niğde yeni yatırım alanları da gerekiyor. Bu
bağlamda valimizin önderlik edeceğini umuyoruz. Bu sahipsiz kente sahip çıkacak
bir idareci olacağını umuyoruz. Ayrıca Niğde dışında Niğde dernekleri ile
toplantı organize ederek bu bağlamda dayanışma ve Niğde için bir şeyler üretme
anlamında önderlik etmesini de bekliyoruz.
Kısacası
Valimizden doğu Anadolu illerinin gerisine düşen Niğde ilinin yapısal ve
kültürel gelişimi için önderlik edeceğini devletin valisi olarak her kesime
herkese eşit ama hizmet üreten bir vali olacağını umuyoruz.
Valimiz
için Niğde’de ayrıldıktan sonra güzel anılarla anacağımız bir değer olacağınız
düşünüyoruz. İşi çok biliyoruz ama yıllara dayanan devlet tecrübesi ile kısa
sürede iyi işler yapacağını umuyor bu düşüncelerle hoş geldiniz diyorum.
CHP BOR İLÇE
ÖRGÜTÜ :
ŞEHİTLERİN
KEMİKLERİNİ SIZLATMAYIN
HABER: KENAN
ZIMBA
Cumhuriyet Halk
Partisi Bor İlçe örgütü son günlerde yaşanan olayların toplum vicdanında
incitici görüntüler olduğunu belirterek PKKlıların bir kahraman gibi
karşılanması ve törenler yapılmasını doğru bulmadıklarını açıkladılar.
Cumhuriyet Halk
Partisi ilçe Başkanı Mahmut Temeltaş, Kadın Kolları Başkanı Belgin Gevrekçi,
Gençlik Kolları Başkanı Ramazan Demirtaş ile parti saymanı Mahmut Taş, Aptullah
Tuğrul, Hacı Çopur, Hüseyin Yalçın, Erdal Gevrekçi, yaptıkları ortak açıklamada ülkede huzurun
olması ve terör bitmesinden yana olduklarını ancak barış adı altında PKK şovuna
dönüşen davranışların sergilendiği gösterileri anlayışla karşılamanın mümkün
olmadığını söylediler.
Binlerce şehit
için göz yaşı dökmüş anaların babaların ve halkın duyarlılığının unutulmaması
gerektiğini ve yaşanan sürecin kabul edilemez olduğunu belirten CHP Bor Örgütü
şehit cenazelerinde dahi önlemler alarak kurallar koyan AKP hükümetin PKK
bayrakları ve İmralı’da terör örgütü başının resimlerine yer aldığı büyük
toplulukların oluşmasını göz yummasını anlaşılır görmediklerini belirttiler.
Şehitlerin
kemiklerini sızlatmayın çağrısı yapan Cumhuriyet Halk Partisi Bor İlçe örgütü
devam eden sürecin ülkemizin birlik ve beraberliğine zarar vermemesini
dilediklerini söyleyerek Atatürk kurduğu Türkiye Cumhuriyetinin ilelebet
yaşayacağını sözlerine eklediler.
----- Özgün İleti -----
Kimden : "Uzeyir Cayci"
Kime : borbir@mynet.com
Gönderme tarihi : 18/10/2009 23:40
Konu : Selamlar
UCBBA - Forêt des Mille poètes
kuruluşu tarafından
Üzeyir Lokman ÇAYCI
Eylül 2009’da Fransa’da
Ayın kişisi seçildi
Aynı kuruluş daha önce 1000 şair ormanında ona ve
şiirlerini Fransızca’ya tercüme eden
Yakup YURT adına ayrı ayrı birer ağaç dikerek mermer plaketlerle
isimlendirmişti…
![]()
![]()
YAZARIMIZ Gürer’in
gönderdiği bu haberin altındaki resimleri nakledemedik.
BÖLGEMİZİN ELLİ
SENEYİ GEÇKİN YAZARI, SANATÇISI VE BİZİ FRANSA’DA VE AVRUPA’A ŞEREFLE TEMSİL
EDEN YAZARIMIZ ÜZEYİR LOKMAN ÇAYCI’YI
TEBRİK EDİYORUZ. BAŞARILARININ DEVAMLI OLMASINI ALLAH’TAN DİLİYORUZ..
--------------------
NİĞDE
KAPADOKYANIN BAŞKENTİ KİTABI İSTANBUL İMZA GÜNÜ BÜYÜK İLGİ GÖRDÜ.
GÜRER’E
NİĞDELİLER DERNEĞİ PLAKET VERDİ.
HABER FOTO: Aziz Kaan Kirişçioğlu
Niğde ilini
kuruluşundan Cumhuriyet ilk yıllarına değin kapsamlı biçimde anlatan Niğde
Kapadokya Başkenti kitabı İstanbul’da okuyucu ile buluştu.
Niğdeliler
Derneğinde düzenlenen imza gününe eski Niğde Valisi Refik Arslan Öztürk,
Gazeteci-Yazar –Eleştirmen Hikmet Altınkaynak, Gazeteci Yazar Nurten Ertul,
Kent Haber Genel Yayın Yönetmeni Erdem Yücel, Şair Fikret Dikmen, Gazeteci
Mehmet Gökkaya,Mühendis yazar İbrahim Arıkan
ile Niğdeliler Dernek Başkanı Doğan Avcı ile dernek başkanları Hacıabdullah Kasabası Erol Urhan, Nar Köy
Azmi Göktaş, Hasandağ Ulukışla dernekten Fuat Yağız ve çok sayıda Niğdeli katıldı.
İmza Günü açış
konuşmasını yapan İstanbul Niğdeliler Dernek Başkanı Doğan Avcı Niğde için
böylesi değerli bir eseri meydana getirdiği için Ömer Fethi Gürer’e teşekkür
ettiklerini belirterek bir ansiklopedi özelliğinde kitabın her Niğdelinin
evinde olması gereken bir eser olduğunu söyledi. Daha sonra katılımcılar görüşlerini
açıkladı. Yazar Hikmet Altınkaynak Niğde ile ilgili yazılan Niğde Kapadokya Başkenti kitabının kapsamlı bir
çalışma olduğuna değinerek Gürer’i çalışmalarından dolayı kutladı
Altınkaynak Niğde ile ilgili düşündüğü
projeleri anlatıp Hazım Tepeyran için daha çok yaptıkları ve yazdıklarının
anlaşılması yönünde bir çalışma başlattıklarını açıkladı. Niğde Kapadokya Başkenti
kitabının önemli bir çalışma olduğuna değinerek Niğde açısından güzel bir
kazanım olarak gördüğünü belirtti. Gazeteci Yazar Nurten Ertul’da Niğdelilerin
sorunlarını ve bu anlamda yapılması gerekenleri vurguladığı konuşmasında
yazmanın ne kadar zor olduğuna dikkat çekerek böyle bir kitabın Niğde adına
yazılmasının önemine değindi. Ertul Niğde adına yapılan her çalışmanın olumlu
olduğunu,eleştiri den öte dayanışma ve bir arada olabilme kültürünün
geliştirilmesi gerektiğini söyledi. İş adamı Şenol Bengü’de yaptığı konuşma da Niğde için yapılan her güzel çaba ve
çalışmayı tüm Niğdeliler olarak sahiplenmesi gerektiğine vurgu yaparak Niğde için yazılmış bu güzel kitap gerçekten
çok önemli bir eser. Niğde’mize böylesi bir eser kazandıran Ömer Fethi Gürer’i
kutluyorum. Diğer kitaplarını da ilgi ile bekliyorum. Niğdemizin tanınması
adına çok çaba ve çalışması var. Kutluyorum”
dedi. Gazeteci Vahit Mahmatlı’da yaptığı konuşmada örnek bir eser olan
Niğde Kapadokya Başkenti kitabının çok kapsamlı bir çalışma olduğuna değindi.
Kitapta olması gerekenler ya da rastlanılan eksiklerinde ikinci baskı da
düzeltilebileceğine ve böylece Niğde adına çok önemli bir kaynak eserin
geleceğe taşınacağına vurgu yapan Mahmatlı Niğde Kapadokya Başkenti kitabının
ülkemizde az örneği bulunan bir çalışma olduğunu da belirterek Niğde için güzel
bir çalışma yapılmıştır. dedi.
Nar Köy,
Hacıabdullah, Hasandağ Ulukışla dernek başkanlarının da birer konuşma yaparak
Niğde için böyle bir kitap yazılmasından duydukları memnuniyeti ifade
etmelerinden sonra Niğde eski
valilerinden Refik Arslan Öztürk bir konuşma yaptı. Öztürk, Niğde ve
Niğdelilere olan sevgisine değinerek tüm Niğdelilere selamlarının iletilmesini
istediği konuşmasında görev yaptığı süre içinde Niğde’de tarih ve kültürel
mirasın tanınması ve kurtarılması adına yapılanları özetledi. Dönemimde Ömer Fethi Gürer yerel basında
çıkan yazılarından önemli ölçüde yararlandık diyen Merkez Valisi Öztürk Niğde Kapadokya Başkenti kitabının Niğde için
büyük bir kazanç olduğunu söyledi. Gürer’i kutlayan Vali Öztürk Niğde için
çalışmalarının devamını diledi. İmza
Günü nedeniyle son konuşmayı gazeteci yazar Ömer Fethi Gürer yaptı. Gürer
katılımcılara teşekkür etti ve Niğde için hazırda üç kitabının daha olduğunu bu
kitap sonrası o çalışmaları da yaparak Niğde için yaklaşık 2800 sayfayı bulan
bir kaynak hazırlamış olacağını açıkladı. Gürer Niğde ili ile ilgili beş bini
aşan makalesi ve hemen hemen her köy kasabaya giderek yaşadığı anısı ile kenti
ayrı bir tutku ile sevdiğine değinerek “30 yılda yazdıklarımda hep Niğde ilini
anlattım. Yeterince tanınmayan bilinmeyen Niğde her geçen gün daha iyi
anlaşılmaya başladı. Niğde Turizmden pay almaya başladığı anda bambaşka bir
konuma erecektir.” Dedi. Konuşmalardan sonra kitap için katkı veren Süleyman
Bozbuğa, Şenol Bengü, Vahit Mahmatlı, Ali Gündüz, Doğan Avcı, Mahir Yoleri,
Selahattin Tavusbay ve yazar Ömer Fethi Gürer’e İstanbul Niğdeliler Derneğince
birer plaket verildi. İş adamı Muzaffer
Uyanık, Halil Gül, Dinçer Atlı, Gürcan Uzcan, Uğur Soylu Rahmi Hızar, Mustafa
Andaç, Turgut Akgül, Fesleğenden Mehmet Aktaş, Hâkim Şükrü Baran, Eski dernek başkanları Mustafa Karazeybek,
Arif Yalçın ile çok sayıda Niğdeli imza gününe iştirak ettiler.
Ömer Fethi
Gürer’e plaketi Refik Arslan Öztürk takdim etti.
Toplantıda
konuklara Niğde’den Niğde Gazozu, Niğde
Köfteri, kuru üzümü, kayısı kurusu
ikram edildi.
Niğde kitabı 15
Ekim 2009 saat 14.30’da Niğdelilerle
Niğde Kültür Merkezinde buluşacak.
KİTAP İSTEME-
TEMİN ADRESİ:
Maya Basın.
Yay. Mat. Tic. Ltd. Şti.
İshakpaşa Cad.
Kutlugün Sok. No:9 Sultanahmet/İstanbul
Tel: 0212 638
64 08- Fax: 0212 638 64 09
E-Posta:grafik@mayadergi.com
ÖMER
FETHİ GÜRER’İN NİĞDE KAPADOKYA’NIN BAŞKENTİ KİTABI ÇIKTI.
GÜRER
10 EKİMDE İSTANBUL’DA 15 EKİM 2009 KİTABINI NİĞDE’DE KÜLTÜR
MERKEZİNDE İMZALAYACAK
HABER:Kenan
Zımba
Gazeteci-
Yazar Ömer Fethi Gürer’in beklenen Niğde Kitabı çıktı. Niğde Kapadokya Başkenti adı ile çıkan kitap Cumhuriyet döneminde Niğde ilini anlatan en
kapsamlı kitap olarak yayınlandı. Maya Yayınevi tarafından çıkarılan kitapta
Niğde Coğrafyası ve Cumhuriyet ilk yıllarına kadar tarihinden insanına Niğde
yaşananları anlatıyor. 768 sayfa büyük
boy kitapta Niğde ili detayları ile tanıtılıyor. Giriş bölümünde Niğde yerleşim
alanının özellikleri dağları, ovaları, vadileri, iklim koşulları, deprem, orman
ve bitki örtüsü gibi konulara yer verilen kitapta tarih kapsamlı olarak ele
alınıyor. Tarih bölümünde Niğde adından başlayarak İlk yerleşimlerden günümüze
Niğde, Gezginlerin Niğde ile ilgili
izlenimleri, Niğde Adı, Hititlilerden Osmanlıya kadar geçen süreda yaşam,
Bilimsel kazılar, Niğde’de kaleler, Yer altı şehirleri, tarihi camiler, türbeler, kiliseler,
medreseler, çeşmeler, hamamlar, koruma
kurulunca belirlenen eserler ile müze
ayrıntılı olarak anlatılıyor.
Bor,
Ulukışla, Çiftlik, Çamardı, Altunhisar hakkında bilgilere de yer verilen
kitapta Osmanlı döneminde yaşanmış
ilginç olaylar, Mutasarrıflar, ilk nufus ve yerleşmeler, Etnik kökenler,
göçler, değişen köy adları, Osmanlı
dönemi yöneticileri, Osmanlı dönemi yaşam, sağlık, eğitim, adliye ve çarşı
pazar, Osmanlı döneminde doğan Cumhuriyet ünlüleri, Milli Mücadele dönemi Niğde, şehit ve
gazilerden anılar, Mübadele ve Atatürk Niğde gelişini içeren bilgiler kitapta
ayrıntılı olarak ele alınıyor.
Araştırmacı
gazeteci yazar Ömer Fethi Gürer kitabı ile ilgili şunları söyledi.-“1974
yılından beri, konusu Niğde olan, beş bini aşkın makale yazdım, Niğde’nin
tarihi, doğası, insanı ile kent dokusu yazılarımın konusu oldu. Bu yazıların
tamamı başta yerel basın olmak üzere çeşitli yayın organlarında yer aldı. 2004
yılında Bor ilçemizin tüm detaylarını anlatan, altı yüz otuzbeş sayfayı bulan
'Bor Şehri' kitabımı yayınladım. Kitap yoğun bir ilgi gördü. ilk baskı kısa
sürede tükendi. İkinci baskı yaptım. ‘Bor Şehri’ dört bini aşkın evde ve
kütüphanelerde yerini buldu.
Bu kere Niğde ili ilgili araştırmalara başladım. Gördüm ki Niğde ili gerçek anlamda Kapadokya Başkent
olduğunu belgelerle sabittir ancak yeterince tanınmayan ve bilinmeyen onlarca
tarihi esere sahip bölgeyi her yönüyle anlatmayı amaçladım. Niğde Cumhuriyet dönemi, sosyal yaşam,
siyaset ile ilgili kitap hazırlıklarımda son aşamasına geldi. Bu ilk kitap
sonrası ğç cilt daha Niğde ile ilgili yayına hazır çalışmam bulunuyor. Bor ilçemizin kitabında, Evliya Çelebi ‘Bor
Şehri’ tanımlamasından yola çıkarak kitabın adını ‘Bor Şehri’ koymuştum. Niğde
kitabı için, Adı ne olmalı? diye düşünürken, 1834 yılında Niğde’ye gelen
Charles Texier’in kitabında, Niğde için yaptığı ‘Sancak Başkenti’ tanımı usuma
geldi. İlk yazılı tarihten bugüne, değişik dönemlerde bölgede kurulmuş
devletlere başkent olduğu belgelerle sabit Niğde’miz için yazdığım bu kitaba
“Kapadokya Başkenti” adını koymaya karar verdim. Gerçek anlamda bu tanıma uyan,
ama günümüzde “gözden, gönülden ırak kalan” Niğde’nin tarihsel özelliği ve önemini
en iyi bu ifadenin yansıtacağını düşündüm.
Niğde’nin
tarih sayfalarında kimi zaman, tek satır ile anıldığı dönemde dahi, çok önemli
detay ile tanım bulduğunu gördüm. Niğde bölgesi, önemli bir geçit noktasında
yer almasından dolayı, saldırı, işgal ve savaşları sıkça yaşamıştı; birden çok
kere yıkılmış, yakılmış ama yeniden inşa edilerek var olmuştur. İşte bu kitap,
yerleşim alanı açısından çok derin tarih ve doğa zenginliğine sahip bir
bölgenin genelinde olanları anlatan bir çalışmadır. Basılmış eserler, güncel
kaynaklar, yaşayan şahitler ile mevcutta var olan tarihi eserlerin tamamına
yakını yerinde gidilerek, görülerek, izlenerek okunmuş, bakılmış, bilgi ve
belge derlemesi yapılmıştır. Niğde, İç Anadolu’da Toroslar, Erciyes, Hasandağı,
Melendiz dağları arasında, Anadolu’dan Suriye’ye açılan kapının en önemli geçit
noktalarındandır. İlk insanın Anadolu’ya gelişinden beri yerleşim alanı olan,
tarih ve doğa zengini Niğde ne yazık ki yeterince bilinmemektedir. Gün ışığına
çıkması gereken çok değerli eserleri ve bilgileri inceleme beklemektedir.
Doğası, tarihi, yaşamı ile farklı ayrıntılar dolu Niğde Coğrafyası’nda
Cumhuriyet’e kadar geçen süre ile ilgili derleyebildiklerimle Niğde’yi derli
toplu anlatmaya çalıştım. Bulunduğu yer, dağları, suyu, havası; sonra tarihi,
yerleşenler, eserleri ve Osmanlı döneminden ilginç detaylarla Milli Mücadele
sürecine kadar geçen dönemlerini anlattım. Milli Kütüphane, Beyaz›t
Kütüphanesi, Niğde il Halk Kütüphanesi, Kartal, Maltepe, Atatürk
Kütüphanelerinde onlarca eser tek tek tarayarak, Niğde gazete arşivleri
inceleyerek kitabı hazırladım. Umarım Niğde’miz için yararlı ve katkı verici
bir çalışma olmuş”dedi.
Ömer Fethi Gürer kitabını 10 Ekim 2009 tarihinde saat 14.30’da
İstanbul’da Niğdeliler Derneği- Küçük
Ayasofya Cad. No 71/1 Sultanahmet/İstanbul adresinde ve 15 Ekim 2009 saat 14.30’da Niğde Kültür Merkezinde tanıtım
toplantısından sonra imzalayacaktır.
(ÖMER
FETHİ GÜRER email: nigdekent@mynet.com
KİTAP İSTEME-
TEMİN ADRESİ: Maya Basın. Yay. Mat. Tic. Ltd. Şti.
İshakpaşa Cad.
Kutlugün Sok. No:9 Sultanahmet/İstanbul
Tel: 0212 638
64 08- Fax: 0212 638 64 09
E-Posta:maya@dergi.com
ÖMER FETHİ
GÜRER
20 Eylül 1957
yılında doğdu. Babası Lütfi Gürer,Annesi Kadriye Gürer’dir.
Bor Zafer İlkokulu,
Bor ŞNP Orta bölümü, Balıkesir Bandırma Endüstri Meslek Lisesi, Niğde Meslek
Yüksek Okulu ve Adana Çukurova Üniversitesi Endüstri Mühendisliği bölümünden
Endüstri Mühendisi olarak mezun oldu.
Gazeteciliğe
ise 1974 yılında Yeşil Bor gazetesinde köşe yazıları ve haber yazarak başladı.
Niğde’nin Sesi, Niğde Hamle, Aksaray Hasandağ, Ulu ırmak, Konya Ereğli,
Nevşehir İç Anadolu, Adana Bölge gazetelerinde yazıları ve makaleleri ile
değişik meslek dergileri ile yayınlarda da yazıları yer aldı. Hürriyet, Güneş,
Cumhuriyet Gazetelerinde muhabirlik yaptı.
Son yıllarda Niğde yayınlanan Niğde Anadolu, Niğde Haber, Bor’un Sesi,
Yeşil Bor, Niğde Hamle gazeteleri ile Turizm Forumu.net, Niğde Haberci, Onurlu
Hamle, Niğde Hasret, borun.sesi, bor.sehri
sitelerinde ve Niğde’miz dergisinde köşe yazılarına devam etmektedir.
Niğde ili ilgili hiç bir ücret almadan beş bini aşkın makale yazarak bölgenin
sorunları, tarihini, doğasını ve özelliklerini gündeme taşımıştır.
Yeşil Bor
Gazetesi’nde Kumar, Kader ve Bizim Ramazan Hikâye denemeleri yayınlanmıştır.
Laf Ola Şiiri kitabı ve Bor ilçesinin tarihi anlatan (625 sayfa, büyük boy.
ISBN 975–270–668) BOR ŞEHRİ kitabı bulunmaktadır. Ayrıca İstanbul Niğdeliler
Derneğinde iki ayrı dönemde Yönetim Kurularında görev aldı. Niğde Başkent Vakfı, İstanbul Niğdeliler
Derneği, Uluslararası Turizm Yazarları Derneği(FİJET), Türkiye Turizm Yazarları
Derneği (ATURJET) Üyesi Ve Niğde Gazeteciler Birliği Onur Kurulu üyesidir.
İş yaşamına
Adana ÇUKOBİRLİK İş yerine başladı. Tekstil iş kolunda çalışırken DİSK-TEKSTİL
Sendikası Adana ÇUKOBİRLİK Şubesi kurucu başkanı oldu. 1978 yılında seçimle
geldiği görevini 12 Eylül 1980 tarihine kadar sürdürdü. Bu dönemde Başkan
olarak imzaladığı Toplu İş Sözleşmesi Türkiye Tekstil iş kolunda imzalanan en kapsamlı
ve işçi kazanımı açısından en önemli sözleşmelerden biri olarak tarihe geçti.
1985 yılında
ise İstanbul’da Inter Kamyon- Minibüs- Traktör üreten T.O.E kuruluşu Motorlu
Araçlar Ticaret A.Ş’de mühendis olarak işe başladı. Servis, İmalat ve Bölge
Müdürlüğü görevlerinde bulundu. Başarılarından dolayı Yönetim Kurulunca takdir
edilerek ödüllendirildi. Şirketin 1992 yılında el değiştirmesi ile bu kere gıda
iş koluna geçti. Meysan Yağ San. A.Ş Fabrika Müdürü Kaynak Gıda A.Ş. ( Safir
Tuz, Sultan Makarna, Divan Kahve, Niksar Su ürünleri) Pazarlama ve Satış
Müdürlüğü, Genel Müdür Yardımcılığı ve Genel Müdürlüğü görevinde bulundu.
Niksar Ayvaz Su Genel Müdürü iken bu görevden ayrılıp bir süre Taşdelen A.Ş ve
Beyza Su Genel Müdürlüğü yaptı.
Öğretmen Tülin
Gürer ile evli Övgü ve Lütfi Övünç adı ile iki çocuk babasıdır.
SUNGURBEY CAMİ
MİNARESİ YAPILMALIDIR
ÖMER FETHİ
GÜRER
Sungur Bey Cami , Niğde merkezde 1335 yılında dönemin Niğde yöneticisi Seyfettin Sungur Ağa
tarafından yaptırılmış, Selçuklu döneminin izleri taşıyan bir anıt camidir.
Cami ilk yapıldığında çifte minareli ve kubbeli yapılmıştır.
Halil Ethem’in
Niğde Kitabında anlattığı üzere cami 18
yy’da ibadete kapalı olduğu dönemde barut deposu olarak kullanılırken Rum Mahallesi’nde çıkan yangından etkilenmiş
ve yakınlarında yer alan bir çarşı ile birlikte Cami kubbesi ile minareleri barutlarında
patlaması ile yanarak önemli zarar görmüştür. Cami İki minare yıkılmış, kubbe göçmüştür. Bu süreçte cami içinde sütunlardan bazıları
Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından Nevşehir’de adı ile anılan camiye nakl
edilmiştir. Kimi sütun, sütun başları bu arada yok olmuştur. 18 yy’da bu kere cami yeniden onarılarak kubbe
yapılmamış bilahare tek minare yapılarak ibadete açılmıştır. Doğu Kapı üzerinde
yer alan tek minarenin paralelinde diğer minarenin temelleri halen
mevcuttur. Minareye çıkış kapısı ise
cami içinden örülerek kapatılmıştır.
Sungur Bey Cami
için mutlaka yapılması gereken bir girişim ise minare eklenmesidir. Sungurbey cami orjinal yapısında çifte minare
bulunmaktadır. Halen bu minarenin yeri
açıkta görülmektedir. Minare çıkış kapısı cami içinden örülerek kapatılmıştır.
Bu yerde bellidir. Bu kapı açılmalı ve Sungur Bey cami 18 yy yangında yıkılan
diğer minaresi de yapılmalıdır.
Anadolu’da Çifte minareli camilerin önemli örneklerinden olan cami minaresi ile
en azından minaresinde olsun yapılışına uygun kılınmalıdır. Minare yapılırken
olası ise orijinal minarenin dokusu örneklenerek yapılması doğru olandır.
Cumhuriyet
döneminde Vakıflar Genel Müdürlüğünce camide dönem dönem onarımlar yapılmış ise
de aslına sadık kalmadan yapılan düzenlemelerle de kimi özellikleri yok
edilmiştir. Özellikle doğu kapı portalının cephesi bu anlamda canlı örnektir.
Oysa günümüz teknolojisi ile aslına yakın taş işlemeler mutlaka yapılması da
şarttır. Kiliselerde freskleri aslına uygun kurtarıldığı günümüzde camilerde
özelliği olan taş işlemeler orjinaline yakın yapılmaması önemli eksikliktir.
Mutlaka uzman desteği ile onarılan yerlerde
taş işlemeler canlandırılmalıdır.Cami kesme trakit taştan yapılmış
kısmen Selçuklu sanatının görkemli sanatının izlerini taşımaktadır. Sungur bey
cami günümüze değin ulaşan bölümlerinde çok önemli orijinalinden kalan
kabartmalar mevcuttur. Kuzey Kapısı girişi üzerinde yer alan Sungur Kuşu dikkat
çekicidir. Keklik, Arslan başı, balık, çift başlı yılan gibi çok sayıda hayvan
kabartması ile çokgenli yıldızlı penceresi, kitabeleri ile Niğde için bir doğal
müzesi gibidir. Ne yazık ki bu kabartmalarda önemli ölçüde yıpranmıştır. Aslına
uygun korunmalı ve onarılmalıdır. Dikkatle bakan görecektir ki cami yarısına
kadar ilk yapıldığı ile günümüze eren bir yapı olarak ayaktadır ki bu haliyle bile bir şaheserdir.
Sungur Bey cami
kapılarının orijinaldir. Yeterli koruma olmadığı için giderek yıpranmaktadır.
Kapıların bir an önce müzeye alınmasını
gereklidir. Bakım ve geleceğe
taşınmasının bu şekilde mümkün olabilecektir
Caminin dikkate değer farklı yerlerinde işlemeler günümüze ermiştir.
Özellikle geçme ağaç işi kapıların işçiliği dikkate değerdir. Bir kapı
müzededir. Diğer kapılar ise caminin kuzey ve doğu giriş kapılarıdır. Bu
kapılar doğal hava koşullarından
yıpranmaktadır. Oysa nesiller boyu görülmesi gereken bir teknik ve incelik ile
yapılmış önemli ve kıymetli özelliği olan bu kapılar uzmanlarca bakım
yapılmalıdır. Mevcut haliyle yıpranmaktadır.
Yine özelliği olan Sungur Bey cami minberi de yangından sonra Dışarı
Cami taşınmıştır. Mihrabı ve yan
duvarlarında sutunları günümüze orijinal eren yerlerdir. Sonradan yapılan
eklemelere rağmen görkemini korumaktadır. Bu eserde müzemize alınmalıdır.
Cami farklı
yerlerinde yanlış olarak yapılan eklemeler ve düzenlemeler vardır. Tarihi camiler için cami içi ayakkabılıklar
hoş değildir ama başka bir çözüm yaratılmadığı için ayakkabılar cami içi çevre
duvarlarındadır. Bu sorun çok yerde olan
bir sorundur. Ona bir formül bulmakta mevcutta zor görülmektedir. Cami yapısında orijinalinde olmayan kimi
yakın zaman eklemeleri ise mutlaka kaldırılmalı ve orijinal doku mutlaka
korunmalıdır.
Cami bulunduğu
bölgende yapılması gereken düzenlemeler
de vardır. Sungurbey Cami, Bedesten, Alâeddin Cami, Kale, Rum kilisesi ve
tarihi çeşmesi ile bu alan önemli bir konumdadır. Geleceğe taşınması gereken
başlıca eserlerden biri de Sungur Bey cami olduğu mutlaktır. Cami orjinalinde
ki doğu kapısı üzerine temelleri
bulunan çift minareli görünümü yeniden kazandırılması ile ilk yapılışına en
azından görünüm olarak erecektir. Ayrıca doğu kapı portelinde önemli tarihi
işlemeler dökülmeye başlamıştır. Bunları korumak ve kurtarmak içinde ne
gerekirse yapılmalıdır. Ayrıca cami
duvarlarına sonradan eklenen elektrik panosu,
kablolar, su tahliye boruları gibi dıştan görünen her eklenti bir yolla yapının duvarlarından alınarak daha farklı
yöntemlerle bu düzenlemelerde
sağlanmalıdır.
Sungur Bey cami
ibadet hane olduğu gibi bir müze kadarda
zengin özellikler taşımaktadır ki mutlaka geleceğe bu özellikleri ile
aktarmakta her Niğdeli içinde bir görevdir.”
ZENGEN DİKKATE ALINMALIDIR
ÖMER FETHİ
GÜRER
Zengen Konya
iline bağlı bir kasabamız ama yıllardır Niğde ile iç içe yaşar. 30 yıldır
aralıkla gittiğim Kasaba yıllar önce Niğde bağlanmış olsa idi bügün ilçe olmuş
olacaktı. Çünkü Nevşehir’den sonra Aksaray il olunca Niğde ili oldukça daraldı.
Zengen, Niğde’ye bağlanması bir açılım yaratacaktı. Ancak olmadı.
1980 öncesi
Hürriyet Gazetesi Muhabiri iken Zengenlilerle görüşüp haberler yaptım.
Sorunlarını gündeme taşıdım. 1980’den sonrada Zengen gazeteci olarak gittiğim
yerdi. Zengenliler her zaman içten ve
samimi karşılama gördüm. Onun için
Zengen’e ayrı bir ilgim vardır.
Genelde
Zengen’e gittiğim her dönemde Niğde bağlanmak isteğinden söz ederler. Kamuoyu oluşur ve tam Niğde iline bu kez
bağlanıyor derken birileri çıkarak nedense bu işi referandumda ya da Konya’da
engellemişlerdi. İşin ilginci bağlanalım diyenle bağlanmayalım diyenlerde her
dönem değişiyordu. İsteyen kim? istemeyen kim? karıştığı oluyordu. Zengen
ayrılma kararlılığını gören Konya işi çözmek için kiminde Zengen’e sahip çıktı
ama Zengen hep Konya’dan az pay alan Kasaba oldu. Zengen Konya’ya nerede ise
Niğde dört katı daha uzaktı. Bir yerde kenarda kalıyordu. Uzakta kalıyordu.
Gözden ırak olunca gönülden ırak olduğu içinde Zengen sorunları bitmiyordu.
Niğde için ise gözde bir yerleşim alanı olma şansı vardı. Zengenlilerin çoğu
Niğde ve Bor’da ikamet ediyorlardı.
Bor’da dernekleri de vardı. Seçim öncesi gittim. Konuştuk. Zengenliler bir özelliği de insani yönden sıcak ve saygılıdırlar. Misafirperver
yanları da vardır. Bu kere Bektikliler
Şenliği için Kızılca gittiğimde davet ettiler gittik. Belediye Başkanı Metin
Karakaya aday olduğu dönemde de Zengen’e gitmiştim. Bu kere tebrik için gittim. Konu Niğde
bağlanma meselesine gelince eski başkanlardan Zihni Işık, ile kasaba ileri
gelenleri İsmail Demir, Doğan Sayar, Şahin Yurttaş, Muhittin Çoban, Cahit
Aksoy’da davet edildiler.
CHP Bor İlçe
Başkanı Mahmut Temeltaş, Kızılca belediye başkanı İbrahim Gülümser, Harp-iş Sendikası eski şube başkanı Abdullah
Tuğrul, Can Taksi durak başkanı Hacı Çopur ile Kasabaya gitmiştik. Sohbette
neden geçmişte bağlanmak olası olmadı? Neler yapılmalıyı konuştuk. Tüm
katılımcılar dışında Zengen’de önemli bir kesim Niğde bağlanmak istiyordu.
Katılımcılşarın hepsi Niğde bağlanma yanlısı idi. Doğal olarak bu toplantıda
olmayan belki birkaç kişi de aykırı görüştedir. Bu da normaldir ama
genelde katılım yanlıları çoğunlukta
görülmektedir.
Zengen için bu
düşünce doğru bir girişimdi. Böylece hem
Konuya olumsuz
yönden değil olumlu yönden bakan Zengenliler çoktur. Gereken destek
sağlandığında Zengen Niğde bağlanması gerçekleşmiş olacaktır. Bu kezde Zengen
referandumunda Niğde bağlanma kararı çıkmazsa bu işten umudu kesmek gerekir.
Çünkü o zaman akla Zengen sorunlarını çözmek için “Niğde katılma” kartını
kullandığı akla gelebilir. O nedenle bu girişim iki taraf içinde son şanstır.
çok doğru :)
ADALETİN BUMU
DÜNYA
ÖMER FETHİ
GÜRER
Yaz aylarında Niğdemiz ayrı bir güzeldir. Niğde Merkez
Kayardı, Tepe bağlar, Bor, Bahçeli, Kemerhisar, Çamardı bağlarında bağı olan
bağına bağı olmayanda komşusuna gider. Davetler ziyafetler yerli halkın kış
yorgunluğunu tüketir. Bu yılda Bol bol
bağların tadına erdim. İşte onlardan
biri tam kültür ve folklor ziyafeti ile buluşunca açıkçası seçim yorgunluğunu
da üzerimizden aldı götürdü. Değerli hemşerimiz, Niğde folklor sevdalısı Sabri
Özdağ bağına davetine hayır demedik.
Araştırmacı,
yazar, folklorcu Avukat Osman Üçer, 29
Mart yerel seçimlerinde Niğde Belediye Başkan Adayı olarak bilinse de Niğde
için her alanda bir gönüllü Dr. Yunus Nadi Özdamar, Sazının tellerine
vurduğunda sanatçı geçinenlere ders veren usta Ziya Özdağ ve Niğde’nin sazda,
sözde, son dönemlerde çevirdiği televizyon dizilerinde ünlü ismi Ali Ercan ile
Sabri Özdağ bağında buluştuk. Sabri
Özdağ yakınları Ünal ve Murat Aslan ’da bu güzel ortamda yer alarak sohbet
zenginliğine katkı verdiler.
Niğde ile
ilgili tarih, müzik kısacası folklor sohbeti olunca tadı ayrı bir güzel oldu.
Osman Üçer’in Sabri Özdağ şaka ile takılmaları yanında yazıdan, sohbetten sonra
fotoğrafa olan ilgisini de bir kezde bu ortamda yaşadık. Üstad neşesi yerinde
idi. Folklor üzerine konuştu. Duygu ve düşüncelerini aktarırken gençlik yılları
heyecanını taşıyordu. Niğde için iyi ve güzel bir şey oldumu onu mutsuz gören
olmamıştı.
Ev sahibi Sabri
Özdağ kendi ocağında toprak tencere de yöremiz tavasını yapmıştı. Özdağ bağına son yıllarda her gittiğimizde
bir farklı özelliği ile tanışıyorduk. Geçen yıl fındık, brokoli yanında
yetiştirdiği ürünleri tek tek gezdirmişti. Bu kere toprak tencerede tavanın
hasını hazırlamış. Yer sofrasında
tavaları yedik, karpuzda ardından
geldi. Üsdatların bol olduğu
yerde sazlarda olunca biz güzel müzik ziyafeti dinledik. Önce Ziya Özdağ sazı
konuşturdu. Ardından Ali Ercan okudu. Son kez sazın tellerine kendi besteleri
ile Sabri Özdağ vurdu. Üç sanatçıda kendi besteleri, kendi sözleri ile
yazdıkları güzelliklerden örneklerle müzik keyfinde katılımcıları doruğa
taşıdı. Neşeli keyifli dedikodudan yalandan uzak yalnız sanat ve Niğde adına
konuşulunca muhabbet uzadı. Ali Ercan
Usta “Adaletin bumu dünya kimine kavun
yedirdin kimine şalak dünya” diye sazın tellerine dokunuyordu. Sesi değişmemiş,
sazı yine doyumsuz güzelliği ile insanı alıp götürüyordu. . Siyaset konuşmadık ama “Adaletin bumu dünya türküsü” Ali Ercan
ustanın aklına nerden geldi ki!
Sazlar çaldı
diller söyledi ve üçer parça ile bir
nefis konser dinledik. Saz ve söz Tepe bağlarında ağaçların altında yeşilin
olanca güzelliğinde bizleri Niğde ile bir kez daha buluşturdu. Yine
yeşillenmişti Niğde bağları ve dost meclisinde sazda sözde yemekte Niğde
adresine sahipti. Birde giderayak Sabri
Özdağ yeni aldığı file savanlarla dut
çırparak ikram etti ki bu toprakta her şey yetişiyordu Hemde hası dedirtecek tadı ile de dutları da afiyetle
yedik. İşte bir güzel yaz günü Niğde muhabettinin keyfi ile bir gün daha aktı,
geçti.
Niğde için
düşünen, Niğde sevgisi ile yaşayanların meclisinde saza söze muhabbete doyduk
mutlu oldu. Kimi ihale peşinde, kimi kazancına kazanç eklemenin derdinde iken
bizde memleket sevmenin zenginleri olarak söyleştik. Hiç kimse için bir tek
kötü söz etmeden yalnız Niğde daha güzel ve gelişsin diye konuştuk. Ölümlü
dünyada memleketini sevenlerin çok olması o memleketin yaşamının güzel
kılınmasına vesile olur. Umarım ve dilerim ki her ortamda Niğde düşünülür ve
Niğde il olarak hak ettiği güzellikleri yaşar. Sabri Özdağ böylesi bir ortamı hazırladığı için teşekkür
ederiz.
--------------------------------
ETEM RUHİ ÜNGÖR
ARDINDAN
ÖMER FETHİ GÜRER
Bir önemli değerli ve yetenekli hemşerimizi daha
yitirdik. Onun başarısını ve Niğdeli olarak varlığını bir köşe yazımda gündeme
taşımıştım. Çanakkale Şehitimiz Muallim Etem yeğeni olan Ruhi Etem Öngör
kasabalıları Hacı Abdullah Derneği unutmamış ve geçen yıl ziyaret etmişti. O da
çok ünlü ama mütevazi Niğdeli gibi bildiği işi en iyi yapan bir sanatçı olarak
yaşadı. Tek başına kaldığı Kadıköy’de evinden sabah erken saatlerde çıkıp
bakkalından ekmek ve süt alıp dönerken evi önünde düşerek yaşama veda etti. Bakkalı Şenol Akyıldız, Üner'in sessiz biri olduğunu
söyledikten sonra söylediği "Ünlü olduğunu öldükten sonra öğrendik"
sözü onun yıllardır başarılı bir çizgide sürdürdüğü çalışmalara sadeliği temsil etttiğininde açık belgesi
idi. 101 Türk Büyüğü'nden biri olan Devlet
"Üstün Hizmet Ödülü" almıştı.O çalışmayı ama hep çalışmayı
seçerek önemli işler yaptı.Türkiye’de
müzik tarihinin en önemli derleme ,araştırma ve 40 yılı aşkın bir müzik dergisini yayınlama
başarısına erdi..
Niğdeli Hacı Abdullah kasabasından
Çanakale şehit Muallim Etem yeğeni sanatçı 1922 yılında Niğde ‘de
doğmuştu. Istanbul Belediye Konseratuarı’nı 1955 yılında bitirdi. Babası Ahmet Halit Bey ve
amcası Muallim İbrahim Etem, Çanakkale'de savaştı. Babası gazi , amcası şehit düştü. Babası
oğluna amcası Etem Ruhi Üngör'e ismini
verdi. Eğitimi sonrası müziğe yöneldi. 1955-68 yılları arasında konservatuarlarda,
müzik derneklerinde ve özel okullarda öğretmenlik yaptı .İstanbul Radyosu'nda
1950'deki açılışından itibaren 10 yıl kanun çaldı. Koro şefi Hulusi Öktem’in çoksesli korosunda
görev aldı. Fransa’nın Poitiers ve Rpoen Uluslararası Festivallerine
katıldı.. Müzikolojik araştırmalar
yaptı. , Etnomüzikolojik araştırmalarıyla uluslararası bir kimlik kazandı. Türk Çalgıları konusunda uzman düzeyine erdi.
400 çalgıdan oluşan özel kolleksiyonu, bu alanda dünyanın en zengin
kolleksiyonu kabul edilmektedir. Evinde, Tamburi Cemil Bey'in tamburu, Şeyh Nasır
Abdülbakî Dede'nin, Kazasker Mustafa İzzet'in ve Neyzen Tevfik'in neyleri,
Sultan Abdülaziz'in lavtası (telli bir çalgı) ve Anadolu ile yurtdışından
birçok nadide enstrümanın bulunduğu 750'den fazla müzik aletine sahip olduğu
bilinmektedir.1967-76 yılları arasında
Bu koleksiyon için kızı Zerrin
Ergül babasının en büyük hayalinin
kendi enstrümanlarının yer aldığı Türk Çalgı Müzesi olduğunu söylemesi bu anlamda hemşehrileri
Niğdelilere de bir çağrı gibidir. Kızı Ergül
"Her hükümetin Kültür bakanı ile temasa geçtiğini ancak bu hayalini
gerçekleştiremediğini ve bu nedenle
kırgın gittiğini basına açıklarken
Ünver’in amcası Çanakkale şehidi olduğu
için öldüğünde Çanakkale'ye gömülmek istediğini ve Çanakkale'de ki Alçıtepe Köyü’ne
gömeceklerinide söylemiştir. Kızı Ergül 750 parçalık koleksiyonu bulunduğunu
ve iyi bir teklif gelirse satmayı
düşündüğünüde belirtmişti. Bu Müze için
Niğde Milletvekileri ve belediye öncülüğünde Niğde’de bir müze kurulması ne büyük bir tanıtım ve ilgi merkezi oluşmasına
vesile olacağı düşünülmelidir. Büyük şehirlerde bu tür koleksiyonlar değer
bulur ama Niğde’de böyle bir müze her anlamda dikkate değer bir girişim
olacaktır.
Dünyanın en büyük bilimsel enstrüman koleksiyonunu yanında eserleri ve resimleri ile Niğde Ethem Üngör Müzesi ayrı bir zenginlik
katacaktır. Kadıköy'de 87 yaşında hayata veda eden Üngör vasiyeti yerine getirmede Hacı
Abdullah Kasabası derneği ve Niğdelilerinde çaba ve çalışması olacağını
umuyorum.
**************
CHP BOR İLÇE
ÖRGÜTÜ GÜMÜŞLER MANASTIRI VE TARİHİ CAMİLERİ GEZDİ
Cumhuriyet Halk
Partisi Bor ilçe örgütü Gümüşler Manastırı, Sungurbey Cami, Alaaddin Cami
ve Niğde Kalesini gezdi. CHP ilçe
Başkanı Mahmut Temeltaş ile Sayman Aptullah Tuğrul,Kadın Kolları Başkanı Belgin
Gevrekçi ve 29 Mart yerel seçimlerinde CHP Bor Belediye Başkan adayı Endüstri
Mühendisi Ömer Fethi Gürer meclis üyesi adayları Hacı Çopur, Nazife Yazar,
Nursel Varol, Erdal Gevrekçi, Yaşar Belendir ile çok sayıda kişi katıldığı
gezide rehberliği Ömer Fethi Gürer yaptı.
Gazeteci Yazar Ömer Fethi Gürer Niğde ili genelinde çok sayıda özelliği
olan önemli tarihi eserlerin bulunduğunu ve bunların yeterince tanınmadığını
belirterek amacımız her kişinin Niğde’nin değerlerini bilmesi ve
sahiplenmesidir dedi. Ömer Fethi Gürer 9 yy’da oluşumu başlayan Gümüşler Manastırında kilise duvarında yer alan Gülen Meryem Ana freskinin Kapadokya’da tek
örnek olduğuna dikkat çekerek kaya oyma
yapının yer altı şehri ve diğer
ayrıntıları ile yurt içi gerek yurt
dışından gerekli ilgiyi görür boyuta ermesinin Niğde içinde önemli bir turizm
potansiyeli yaratacağını belirtti.
Otobüs ve taksiler ile daha
sonra Sungurbey Cami’ine gelen gruba
buradada anlatımda bulunan Ömer Fethi Gürer
Sungur bey caminin çifte minareli
Camiler grubundan olduğunu ve büyük bir yangın ile kubbe ve minarelerinin 1800’lü yıllarda yıkıldığını
söyledi. Gürer Caminin İlhanlı Valisi
Sungur Ağa döneminde yapılmış muhteşem bir eser olduğunu ve doğu kapısı ve kuzey kapısında yer alan
figürler ile mihrabı yanında Dışarı camine
götürülmüş olan minberi ile bir
şahseser olduğunu söyledi. Cami içinde
çok sayıda sütunun ve çatının yangın sonrası yapıldığını anlatan Gürer
orijinal yapılışında kubbeli olan camide
yangın ardından yıkılan iki
minareden birinin yapıldığını diğerinin
temelinin bulunduğunu bu minareninde
yeniden yapılması gerektiğini belirterek Vakıfların bir an önce bu minareyi
orjinaline uygun inşa etmesini dilediğini söyledi. Gürer cami kapı üzerinde yer alan çift başlı
kartalında Sungur Ağa arması olduğunu vurguladı. Daha sonra geziye katılanlar
topluca Alaaddin Camiine geçtiler .
Burada yaz aylarında beliren kadın yüzü
yanında iki ayrı kadın başı ve arslan başlı çörtenler ile zengin taş işçiliği örneklerini de geziye
katılanlara gösteren ve anlatan Ömer Fethi Gürer daha sonra son haline Selçuklular döneminde gelen kale
ve saat kulesi hakkında bilgi verdi.
Kalede çift başlı Sungur kuşunu yerinde
gösteren Gürer farklı anlatılarda bir höyük olduğuna işaret edilen kale
ve çevresinin mutlaka bir proje çerçevesinde ele alınarak tarihe yakışır konuma
taşınmasınında şart olduğunu vurguladı. Katılımcılara Niğde ilinde farklı
yerlerde yer alan tarihi doku hakkında da bilgi veren Ömer Fethi Gürer bu tür
etkinliklerin her kurum kuruluş tarafından tekrarlanması gerektiğini böylece Niğde için daha çok tanıtıcı
çalışmanın olası olacağını sözlerine ekledi.
ZENGENLİLER
NİĞDE’YE BAĞLANMAK İÇİN ÖMER FETHİ GÜRER’DEN DESTEK İSTEDİLER.
ZENGENLİLER BU
KERE NİĞDE’YE BAĞLANMAYA KARARLILAR.
Foto.haber
KENAN ZIMBA
Konya İline
bağlı Zengen Kasabası Niğde bağlanmak istiyor. Kasaba Belediye Başkanı Metin Karakaya’yı ziyaret eden Gazeteci yazar Ömer Fethi Gürer ve CHP Bor
İlçe Başkanı Mahmut Temeltaş, Kızılca belediye başkanı İbrahim Gülümser, CHP
ilçe yöneticileri Abdullah Tuğrul, Hacı Çopur’dan oluşan heyet Zengenlilerce
konuk edildiler. Zengen Belediye Başkanı Metin Karakaya yanı sıra eski
başkanlardan Zihni Işık,ile kasaba ileri gelenleri İsmail Demir, Doğan Sayar,
Şahin Yurttaş, Muhittin Çoban, Cahit Aksoy ve kasabalılar gazeteci yazar Ömer Fethi Gürer
öncülüğünde kamuoyu oluşumu ile Niğde
bağlanmak isteğinin gerçekleşmesi için destek istediler.
Zengen Belediye
Başkanı Metin Karakaya Niğde ili ile
her anlamda daha yakın olduklarını belirterek
geçmiş dönemde referandumda Niğde
bağlanma konusunda hayır kararı çıktığını bu kere ise tüm Zengen halkının ortak
düşüncesinin Niğde bağlanmak olduğunu belirterek bu konuda Ömer Fethi Gürer
kamuoyunun oluşumunda katkısını
beklediklerini söyledi. Eski belediye başkanı Zihni Işık’ta öetden beri
Niğde bağlanma düşüncesinin yanında olduğunu bu konuda belediye meclisi karar
alması ile başlayacak yeni süreçte Niğde bağlanma kararının çıkacağına
inandığını Zengen geleceği içinde bunun şart olduğunu belirtti. Zengen tanınmış isimlerinden Doğan Sayar’da
geçen referandumda Niğde bağlanmasına karşı çıktığını ancak geçen süreçte
Zengen ile Niğde arasındaki bağın Konya’dan daha güçlü ve önemli olduğunu
gördüğünü bu kere Niğde bağlanılması yönünde düşünce sahibi olduğunu
vurguladı. Kızılca Bettik Şenliklerinde
Ömer Fethi Gürer yaptığı konuşmadanda etkilendiğini söyleyen Sayar öncülük edin
bu kere kesin Niğde bağlanma yönünde kararımızı uygulamaya geçirelim dedi.
Kızılca Belediye Başkanı İbrahim
Gülümser’de yaptığı konuşmada komşu kasaba ile güzel bir dayanışma
içinde olduklarını ve Zengen Niğde bağlanmasından büyük memnunluk duyacağını
ifade etti. Bor CHP İlçe başkanı Mahmut Temeltaş’da Zengen Kasabasından
aldıkları davet üzerine geldikleri kasabada gördükleri sıcak ve samami ilgiden
memnun kaldıklarını ve parti olarak Zengen Niğde katılması için her türlü
desteğe hazır olduklarını ifade etti.
29 Mart yerel
seçimlerinde Bor Belediye Başkan Adayı olan Gazeteci Yazar Ömer Fethi Gürer
Kasaba halkının Niğde bağlanma
isteğinden duyduğu memnuniyeti dile getirip 1976 yılından beri gazeteci olarak
farklı dönemlerde geldiğim Zengen her açıdan bağı Niğde ile ,bu güzel yerleşim
yeri Niğde yıllar önce bağlanmalı idi. Niğde
ALADAĞLARDAN
YÜKSELEN IŞIK DOĞAN ŞAFAK.
______________________________________________________
ÖMER FETHİ
GÜRER
Niğde için emek
veren, çaba harcayan, kentimizi doğası tarihi ile tanıtan anlatan her kişiyi
çok önemli görüyorum.Çünkü onlar gönüllüler ordusu doğdukları yaşadıkları topraklara borçlarını bir yerde onun
değerlerini anlatarak,yaşatarak ödeme çabası ve çalışması içinde bulunuyorlar.
Bu sayede bacasız sanayi turizmden
ilimizin daha çok pay alması gelişmesi adına uğraş veriyorlar. İşte bu uğraş ve
emek verenlerden biride Doğan Şafak’tır.
Niğde’mizde
SOBEK, DİJON, DEMAVEND, SAMİSTAL, AVRASYA, HAZZ turizm seyahat acenteleri da
faaliyettedir. Amaç Niğde iline daha çok turistin gelmesini ve Niğde
tanınmasını sağlamaktır.
SOBEK’in Niğde
temsilciliğine uğrak verenler Bölgede doğa turizmi açısından her noktaya vakıf
bir isim ile karşılaşırlar. Doğan Şafak. Bu genç turizmci bir değişle “
Çekirdekten yetişme” turizmcidir. Çocukluğunda hissettiği duygu ve sevda ile bu
işe gönül vermiştir.
Çamardı
Aladağlar Demirkazık Köyü’nde doğmuştur. İlkokulu köyünde okuyan ve eğitim için
ailesi ile Niğde göç eden Doğan Şafak’ın turizm ile ilgisi doğduğu topraklara
olan sevdasınında etkisi olduğu mutlaktır.
Niğde için ilk
turizm şirketi 1991 yılında kuran ve açan Doğan Şafak olmuştur. Tutkusu olan
dağlara ve doğaya ilgisi onu turizmci
yapmıştır.
Beyefendi
kişiliği, farklı sosyal faaliyetlerdeki çaba çalışma gayreti ile sevilen Doğan Şafak,
yalnız Aladağ zirvelerini değil aynı zamanda yerel sayılabilecek hayvan ve bitki türleri
üzerinde de ilgisini yoğunlaştırarak bu bağlamda da önemli bir gözlemci ve bilgi birikimine sahip kişidir. Daha çocuk yaşlarda yöreye gelen
turistlerle konuşabilme arzusu ile yabancı dil öğrenmeye merak salan ve küçük
kâğıtlara yazdığı İngilizce sözlerle dil öğrenen Doğan Şafak turistlerle konuşma dilini de
onların nerelere ilgi duyduğunu düşünerek geliştirmiştir. İngilizcesini
geliştirmek adına anlama zorluğu olsa da BBC gibi radyoları dinleyerek kendini
bu yönlüde eğitime önem vermiştir. Lise
öğrencisi iken Aladağlara gelen
turistlere rehberliğe başlayan Şafak 15 yaşında Demirkazık zirvesine çıkmayı da
başarmıştır. Öncelikle dilini geliştirerek bu alanda başarılı bir rehber
olmuştur.
Doğan Şafak
için ilginç bir süreçte 1985 yılında tanıştığı Fransız Claude’den sonra
İngilizce ve Fransızca 7 günlük tur programları yapmaya başlamasıdır. Bir yıl
sonra Fransa’dan 12’şer kişilik 5 grubun Niğde gelmesine vesile olması onun bu
alanda ilgisini de geliştirmiştir. Bir yıl sonra grup sayısı 12,ülke sayısı da
İtalyanlarında gelmesi ile ikiye çıkmıştır. Doğan Şafak bu süreçten sonra
askerliğini yapar ve dönüşünde artık yapacağı iş turizm konusu olmuştur. Önce
dağ rehberlik ofisini açarak 1991 yılında Niğde’de ilk turizm şirketini
kurmuştur.
Ayrıca Göreme’de otel işleten Şafak 30 rehber,30
şöfer ve aşçısı ile yörede önemli bir
hizmet potansiyeline de ermiştir. Türkiye genelinde dağ-doğa turizmi
alanında önemli bir atılım sağlayarak 9 ülkeden 2500 yabancı turisti Türkiye’ye
getirmeyi başarmış ve Halen turizm alanında faaliyetine devam etmektedir.
Özellikle dağlarımızı en iyi tanıyanlardan ve en iyi tanıtanlardandır.
Genç sayılacak
yaşta Niğde ilinden yetişen önemli bir turizm elçisi olan Doğan Şafak gibi
Niğde için uğraş veren sınırlı kişi vardır.
Yıllardır emek
verdiği bu alanda eksikleri de en iyi görenlerdir. Özellikle turizm konusunda
dünde yaşadıkları ve deneyimlerinde bölge turizmi gelişmesi ciddi katkı
sağlayacak bilgilerdir. Niğde’de bu bağlamda gelecekte turizmden daha çok pay
alabilmesi için mutlaka Doğan Şafak gibi tecrübelerden yararlanılmalıdır. Niğde
ilinde ilgili resmi kurum kuruluşlar
düzenli bu tür deneyim ve bilgi sahibi değerlerle toplanıp çalışmalar yapmaları
da yararlı olacaktır.
Niğde her
yerleşim çevresinde tarihin izleri taşımaktadır. Doğa- Dağ turizmi içinde
Aladağlar ve Bolkarlar çekim noktasıdır. Aladağlara olan ilgi çeşitlenmesi,
Değirmenler Mağarası, Kavlaktepe Yer Altı, Şehri, Çamardı kilise gibi
ayrıntılarında dikkate alınması bölgeyi daha da çekici kılacaktır. Bu süreçte
Doğan Şafak gibi yöreyi ile bilenlerin önemi çok daha fazla olacaktır. O
nedenle Doğan Şafak Kapadokya’nın en önemli kenti olmasına karşın ötelenip
gözden ırak kalmış Niğde için bir şanstır.
Sonuçta Niğde
ilinden sınırlı sayıda bu işi hem
severek hem ticari amaçlı yapan kişi vardır. Onlardan sağlanacak destek ve
işbirliği Niğde için yeni ufuklara yol almasını sağlayabilir.
ATATÜRK GÖMLEĞİ
BOR’DA
ÖMER FETHİ
GÜRER
Atatürk’te her
insan gibi doğdu, yaşadı ve genç sayılacak yaşta ama her anı dolu dolu bir
yurtsever olarak mücadele ile geçen yılların ardından yeni bir Cumhuriyet
kurarak aramazından bedenen ayrıldı.
Mustafa Kemal Atatürk ülkemiz için hedef olarak belirlediği yolda çağdaş
medeniyet yolu idi. Yaşadığı sürece her alanda örnek oldu.
Onun giyim
tarzı da resimlerden gördüğümüze göre uyum, düzen ve moda olana karşı ilgisini yansıtıyordu. Atatürk’ün kullandığı
iki ayrı giysisi de yıllardır Bor’dadır.
Bor’da Halil Nuri Yurdakul tarafından yıllar önce bir kitaplık ve
kitaplık içinde bir müze oluşturmuştu. Ancak müzede eşyaların bir kaçı hariç
diğerleri Niğde Müzesine taşınarak Bor Müzesi kapatıldı. Bu arada bazı özel
eşyaların akıbeti konusunda bir bilgi edinemedim ancak Büyük Önder Mustafa
Kemal Atatürk gömleği ve ayakkabısı Halil Nuri Yurdakul Kitaplığında iken
onarılan Bilginler Konağı’nda özel koruma altında alınarak sergilenmeye
başlanmıştır. Atatürk bu iki özel eşyası görenler ilgi ile izlenmektedir.
Bilginler
Konağı ikinci katında orta salon güzel bir teşhir olanağı yaratılmıştır. Salon ortasında
muhafaza içinde sergilenen gömlek katlanmış halde bulunmaktadır. Bağcıklı
ayakkabısı da hemen gömleğin altında teşhirdedir.
Mustafa Kemal
Atatürk yalnız komutan olarak değil bir lider olarak ta her alanda örnek
girişimlerde bulunmuştur. Giyimden yaşama değişik çok sayıda yenilik onun
sayesinde gerçekleşmiştir. Atatürk ile ilgili resimlerde dikkate değer olan her
koşulda şık olmayı başaran bir giysi tarzının da bulunmasıdır. Bazı kişilere
giydiği her şey yakışır. Atatürk böyle bir özelliğe de sahipti. Atatürk gibi
onun çevresinde yer alan çok kişi de giyim ve yaşam tarzı olarak kaliteli bir
çizgide oldukları belgelerden anlaşılmaktadır.
Atatürk özel eşyalarının korunması ve Niğde gelmesinde Halil Nuri
Yurdakul adı önemlidir. Halil Nuri Yurdakul Atatürk yakın olan isimlerdendir.
Kız Kardeşi Makbule hanımda Niğde geldiklerinde Bor’da onların evinde
konaklamıştır. Atatürk diğer yakın isimler Halit Mengi, Ahmet Songur, Muhittin
Soylu, Şefik Soyer gibi tanınmış Niğdelilerdir. Atatürk otomobillerinden birinin
Halil Nuri Yurdakul’da olduğu ayrıca Ankara aşçısının Halit Mengi Bor’da evinde
çalıştığı da diğer ayrıntılardır.
Esasında Atatürk Niğde gelişinde bindiği otomobil akıbeti belli
değildir. Keşke o otomobil günümüze erebilse ve müzede teşhir edilebilse idi.
Atatürk için
her konuda yaptıkları ve başardıkları birçok kaynakta detayları ile yer
almaktadır. Onun asker ve devlet adamı olarak Türkiye Cumhuriyet Kurucusu
olduğu tartışma götürmez. İşte bu önemli değerimizin döneminde her ilde ilçede
gelişen Türkiye içinde önder olanların çoğunluğu eğitimcilerdir. Onlarda
Cumhuriyet sürecinde değişim ve gelişimi yakinen gören izleyen sahiplenen ve
yansıtanlar olmuşlardır. Eğitim her alanda çok çok önemlidir. Günümüzde
kitaplarla televizyon ile verilen bilgiler yanında dünde yaşananları yerinde
giderek görmeye meraklı bir genç kuşakta vardır. Çanakkale Savaşı gibi
tarihimizin önemli evreleri için okullarımızın turlar yapması çok doğru ve
güzel işlerdir. İşte bu cümleden olarak Niğde ilinde okullarında Bor’da Bilginler
Konağında yer alan Atatürk gömlek ve ayakkabısını görmeleri onlar için farklı
bir anı olacaktır. Okullarımızı her yıl özellikle 10 Kasım’da böylesi bir
ziyarette bulunabilirler. Burada Atatürk’ümüzün Niğde ziyaretleri, Makbule
Hanım Bor ziyaretleri resimleri de
ayrıca sergilenmesi güzel bir girişim olacaktır.
Atatürkçü olmak
sözde değil yaşam biçimi ile örtüştüğünde anlam kazanır.Atatürk’ü salt anmak
yetmez anlamakta gerekir. Günümüzde Atatürkçü olmayan kalmadı ama ne yazık ki onun
gösterdiği yolda değerlerde kişilikte ve kimlikte bir toplum olmaktan
hızla uzaklaşıyoruz. Çağdaş medeniyet seviyesine ulaşmanın yolu yaşam biçimi ile de ilgilidir.
HAVAALANI HAVADAMI KALDI?
ÖMER FETHİ GÜRER
Tansu Çiller Başbakanlığı döneminde Niğde Havaalanı
yapılacağı açıklandı ve o dönemde şaşalı bir temel atma töreni de yapıldı. O
temel atmadan bu yıla seneler tükendi. Niğde Havaalanı yapılamadı. Niğde Hava alanını kim yapacaktı
biliyormuşsunuz? Niğde İl Özel İdaresi tarafından havaalanı yapılacaktı. Yani
işin başında işin olmayacağı bir yerde açıkça da belli idi. Temel atıldıktan bir süre sonra çalışmalar
durdu. 1996 yılından 2000 yılına kadar bir şey yapılmadı. Oysa 1999 yılında
havaalanı açılacağı açıklanmıştı.
2000 yılında bir köşe yazısı ile durumu gündeme taşıdım.
Havaalanı ne oldu? diye sordum. Dönemin Valisi Refik Arslan Öztürk çok değerli
ve dürüst bir yönetici idi. Bu konularda hassastı. Yazım basında yer alınca
açıklama gönderdi. Özetle diyordu ki: Geçen döneme kadar Havaalanı inşaatının
yapılamamış olması kaynak yetersizliğindendir. Niğde Havaalanı yapımı İl Özel
İdare tarafından yapılması düşünülmüştür... Niğde İl Özel İdaresi Bütçesinden
ayıracağımız kaynakla yıllarca bu çalışma bitmez. Ayrıca Niğde ilinin köylerin
kasabaların sorunlarına il Özel İdare bütçemiz zor yetmektedir. Havaalanın
yapımının İl Özel İdare Kaynakları ile yapılması zor görülmektedir. Konu
programdan çıkarılmamıştır. Kaynak yetersizliğinden yapılamamaktadır. Ayrıca
Aksaray, Nevşehir, Niğde için tek Havaalanı yapılmasının doğru olacağını
düşünüyorum. Kullanım açısından da bunun uygun olur” demişti.
Aradan dokuz yıl daha geçti. Yine yapılan bir çalışma
olmadı. İl Özel İdarede bu konuda bir çalışma olmadı. 1999 yılında bitecek yatırım, ödenek yokluğundan
ortada kaldı. Halen tabelası, tel örgüler
ve inşaat barakası haraptır. Proje tamamlanması için en az 20
trilyona ihtiyaç bulunmaktadır. Özel idarenin ise bütçesi ile
yapılabilmesi için kaynak sağlanması şarttır.Hava alanının yatırım programından
çıkarılmamasına rağmen yıllar geçse
de gelişmede olmamıştır.
Geçen sürede Nevşehir havaalanı yapılmıştır. Aksaray
içinde bu işin tamamlanacağını düşünüyorum. Öyle olunca bölgede Konya Kayseri,
Adana dâhil tek havaalanı olmayan il Niğde kalmaktadır. Havaalanı günümüzde
ticaretten turizme, Üniversitenin gelişmesinden yurt dışına açılma adına her
alanda çok önemlidir. Ayrıca Niğdelilerden yurt içi yurtdışında çok sayıda kişi
havaalanı ile Niğde gelecek konumdadır. Aladağlar ve Bolkarları varlığında
Niğde kış turizmi içinde bir merkez olması söz konusudur.
Son günlerde Niğde Hava alanı için değişik anlatılar da
duymaya başladık. Bor ilçesi Emen Ovasında temeli atılan hava alanı yerine
Niğde-Kayseri arasında bir yerde havaalanı yapılacağını söylenmektedir
Söylentiler ne kadar gerçektir bilmiyorum ama Hava alanı
da Niğde’de ortada kalan işlerdendir. Esasen Hava alanı bir temel atma töreni
ile adı kalmıştır. Dünde kalanları kısaca anımsar isek, 10- 10- 1996’da Emen
Ovasında Hava alanı inşa işi ihale edilmiştir.1075 metre kotuna yerleştirilen
havaalanı
10.10.1996 yılında yapılan Hava alanı inşaatı temel atma
töreni anılarda kaldığı düşünülerek bir temel atma töreni daha yaşanması
doğaldır. Özellikle genel seçimlere doğru bir kez daha havaalanı gündeme
gelirse şaşmamak lazımdır. Çünkü bir tesisi birkaç kez açılması ya da yarım
yamalak bitmemiş işlerin açılış törenleri yapılması ülkemizde olağandır. Hatta
gidişine ayrı, gelişine ayrı yol açma törenleri dahi gördük. Onun için 1996
yılında atılan temel artık eski kalmıştır. Mutlaka eğer yatırım olacaksa yeni
bir törende olacaktır. Sonuçta yapılsın da biz törenlere alışığız hatta yapılan
işten çok tören için harcama yapılmasını dahi olağan görenlerimiz çoktur.
Birde yatırım
tamamlanınca sen yaptın ben yaptım kavgası başlar ama yapılmayan yarım kalan
işin sahibi hiç olmaz.
Niğde için hava
alanın çok farklı alanlarda katkı sağlayacağı mutlaktır. Sanayide, tarımda
turizmde kongre toplantılarında üniversitede havaalanın avantajlarından
yararlanılması değişik alanlarda çalışma derinliğine vesile olacaktır.
Niğde İl Özel
İdaremiz Havaalanı inşaası ne haldedir. Yeni yer arayışı doğrumudur? Açıklarsa
öğrenmiş oluruz. Niğde hava alanı mutlaka şarttır.
BİR EĞİTİM
GÖNÜLLÜSÜ NEJLA FİLİBELİ ARDINDAN
ÖMER FETHİ
GÜRER
Niğde’de
doğmayan,Niğde’yi görmeden dört okul birden yaptıran ve beşinci okulu için
Niğde gelerek Niğde ile geçen yıl tanışan Nejla Filibeli İstanbul’da vefat
etti.
Niğde için çok önemli bir değer olan Nejla Filibeli vefatına çok üzüldüm.
İstanbul Niğdelier Derneği mesajı yanında genç yaşta Niğde okul yaptıran iş adamı hemşehrimiz
Şenol Bengü arayıp haberi verdi. İzmir’e cenazesine gideceğini söyledi.
Sanırım VALİMIZ- BELEDİYE BAŞKANLARI-
YAPTRIDIĞI OKULLARDAN heyetler cenaze
töreninde yer alacaktır.
Esasında iki yıl önce yaptığım söyleşi de mezarının
Niğde’de yapılmasını istiyordu ve şöyle demişti.-“Niğde'ye yaptırdığı
okullardan sonra Niğdeli gibi görülüyorum.
Niğde valisine, "Öldüğüm zaman beni, yaptırdığım okullardan birinin
yanına gömer misiniz?" dedim.Vali Bey
"İsterseniz şehitliğimize gömelim." cevabı verdi.Çok
duygulandım. "Ben orayı hak
etmiyorum." diyerek teklifi kibarca geri çevirdim.
Cenazesi
vasiyeti gereğimi İzmir’e gidiyor Bilmiyorum.Ama gönlünde yatan yer Niğde idi.
Onun adını Niğde bir caddeye vermek Niğde belediye meclisinin dilerim yapacağı bir iş olur.2004 yılında Nejla
Filibeli ile yaptığım söyleşi de beşinci
okul daha yapılmamıştı. Şimdi Niğde’de
yaptırdığı beş okul var. İşte Nejla Filibeli ile 2004 yılında yaptığım şöyleşi
:
Nejla Filibeli, Niğde iline hiç uğrak vermeden 4
yılda 4 okul yaptıran hayırsever bir insan, Niğde kitabı için özgeçmişini
yazmak üzere İstanbul’da Beyoğlu’nda Eczanesine doğru yola
çıktım. Gün ortasında eczaneyi bulmam
kolay oldu çünkü Yılbaşı gecesi sapıkların
turist kızlara saldırmalarından sonra sığındıkları Eczane burası idi.
Gazetelerde televizyonlar da haber olmuş kızılar bu eczaneye sığınarak
kurtulmuşlardı.
Kapıdan girdim.
Kasada Nejla Filibe’li resimlerden
tanıdığım için kendimi tanıttım. Kalfası Niğdeli Kemal’de karşılayanlardandı.
Oturduk sohbet ettik. Konuştukça yaşam sevgisi ile insan sevgisini buluşturan
bir kişinin içtenliğini gördüm. Babası Ahmet Nazmi Bey annesi Rabia hanımdı. Balkanlardan İzmir’e
göç eden köklü ve varlıklı bir ailenin kızı olarak okumuş. İstanbul’da sağlık
sorunlarından Amerikan Koleji 3 sınıftan ayrılmak zorunda kalmış ama sağlığına kavuştuğunda sınıfları
birer değil ikişer ikişer derslerini vererek bitirmiş. Eczacı olmuş.
Beyoğlu’nda ailesine ait 7 katlı binada yalnız Eczacı dükkanını alıp diğer
hissilerden vazgeçmiş, Yaşını söylemek istemiyorum. Ruhen gencim. İşimin
başında her gün çalışarak yaşıyorum. Kendimi bildim bileli sosyal olmayı
benimsedim. Gençliğimde tenis basketbol gibi sporlarda yaptım. İnsan çalışırsa mutlu olur. Bende mutluyum diye konuşuyor. Niğde ve Niğdeliler
için ayrı bir sevgisi var. İşte biz sorduk
Nejla hanım yanıtladı.
ÖMER FETHİ
GÜRER: Niğde 4 okul yaptırdınız. Niğde
bağınız nasıl oluştu?
NEJLA
FİLİBELİ: Biz İzmir’de 3 Adana’da 1 fabrikamız vardı. Babam Ahmet
Nazmi Filibeli dul kadın ve yoksullara
sürekli yardım dağıtırdı. İzmir’de bizim çevremizi de herkeste bunu bilirdi ama
bizim yardımlarımız öyle davul zurna ile olmazdı. İhtiyacı olanın evine
gönderilirdi. Bu nedenle daha
çocukluğumuzda yardım etmenin güzel bir duygu olduğunu aileden öğrendim. Sonra
okudum Eczacı oldu. Ve Evlenmedim. Mali
yönden olanaklarımı hayır işlerine yönlendirmek istedim. O arada Doğu illerinde
okul yapmayı düşündüm. Çevremde ise çok tanıdığım varlıklı doğulu komşum
arkadaşım var.Ama bakıyorum onlar memleketlerine çoğunun bir katkısı yok esasen onların
memleketlerini düşünmeleri gerektiği kanısına
vardım. O arada yanımda çalışan Kemal bey 20 yıldır işini düzgün yapan
bir Niğdeli.Onların hemşerileri ile ilişkileri hoşuma giderdi. Bakarım bir cenaze var Niğdeliler hemen
haberleşip oradalar. Yardımlaşmaları güzel. Niğde okul yaptırmak fikri Kemal ve
Niğdelilerin tutkunluğu ile aklıma yattı. Ve Niğde okul yaptırmaya karar verdim. Niğde'nin
Fesleğen köyüne kendi adıma , Bozköy kasabasında babamın adına, Kızılören'de
annemin adına ve son olarak ta dedesini ismini yaşatmak için Kırkpınar
köyüne okul yaptırdım.
ÖMER FETHİ
GÜRER:Necla Filibeli Niğdeli olmayıp ta Niğde için bir şeyler yapan birkaç
örnek değerden birisiniz. Niğde
yaşamadınız ama Niğde için çok çok özel ve önemli bir
eğitim gönüllüsü oldunuz Ne kadar
teşekkür etsek ne kadar alkışlasak azdır.
Okullar
yaptıran biri olarak Eğitim konusunda ne düşünüyorsunuz?
NEJLA
FİLİBELİ:Öncelikle hemen belirtmeliyim
ki ben Atatükçüyüm. Tüm çocukların gençlerin Atatürk’ü iyi anlamaları
öğrenmelerini ve onun yolundan gitmelerini isterim.Laiklik ülkemiz için çok
önemli kesinlikle bu konuda geriye gidilmemeli. Bakınız ben her sabah mutlaka
Yasin okur evden çıkarım. Haca gidip hacıda oldum. Din insanın kendine ait olan
önemli ve olması gereken bir değer. Ancak din hiçbir zaman bir kişinin
kendisine ayrıcalık sağlayacağı yer olmamalı. Kişi dinini yaşamalı bunun yanında eğitimde geleceğe yürüdüğümüz yolda çağdaş medeniyet
seviyesin,in üzerine çıkma konusunda ağabeylime sahip çıkmalıyız. Bilgi ve
bilim çok çok önemlidir.Atatürk’ün gösterdiği yol babalarımızdan bize ve bizden sonraki
kuşaklara ülkemizin yolunu aydınlatacak
ışıktır.mutlaka ve mutlak çok çok iyi
öğretilmelidir.
ÖMER FETHİ
GÜRER: Niğde hiç görmediniz. Ne zaman gitmeyi düşünüyorsunuz. ?
NEJLA FİLİBELİ:
Niğde yaptırdığım okullardan 300 aşkın
mektup aldım. Mutlaka Niğde gelmemi istiyorlar. Çok duygulandım. O mektupları
tek tek okudum. Öğrenci Şerife Ertaş
diyor ki’ Sınıfımız karanlıktı.soğuktu.yaptığımız bazı deneylerimiz gerçekleşmiyordu ve sınıf
bize çok itici geliyordu.Bu
sorunumuz sizin sayenizde yok oluyor.
Sizi çok merak ediyorum.Öğretmenlerimiz gazetede resminizi getirdi. Ve gördük.
Yapılan okulumuza dedeniz ismini vermişiniz dedeniz ismini de çok merak ediyorum.İşallah bu mektubumu da okursunuz.
Sizi ben ve
okulum öğrencileri çok seviyoruz yapılan
okulun açılışına bekliyoruz.Büyüyünce bende sizin gibi okul cami vb
topluma yararlı şeyler yapmak istiyorum.
Başka bir
mektupta Yeliz Arslan’dan 4 sınıf
öğrencisi Yeliz mektubuna kalp resmi çizip N
ve Y harflerini koymuş Yeliz
mektubunda ‘Sen bize okul yaptırdın,seni
iyi bir ablalık yaptın.Senin adın çok güzel, Bizim öğretmenimizin de adı
Nejla’ydı. Seni görmek istiyoruz.Sen iyi
bir anne olabilirsin çünkü sen bize iyilik
yaptın seni çok sevindik okul yaptırdın diye hepimiz mektup gönderdik. Çünkü sen bize çok
sevindirdin.Onun için seni çok seviyoruz. Bzi kötü okullarda derslerimizi yapıyorduk ama şimdi çok
mutluyuz. Ve sevinç içindeyiz. Biz seni görmek istiyoruz.Senin iyi bir ablasın çok iyisin bir gün inşallah
köyümüze gelirsin çok teşekkür ediyoruz seni çok seviyoruz.
Ve 8 sınıf öğrencisi Dürdane Gültekin’de mektubunda şunları yazmış.Eğer bu okul
olmasaydı Biz herkesin gibi yukarıdaki
okula gitmeye devam edecektik. Bize çok
zor oluyordu.Sabahleyin saat 5’de
kalkıyorduk.Saat 6 ‘da yukarı okula yola çıkardık.Sabah 7’de der başlıyordu sabah cı öğlenci
oluyorduk ve gerçekten bize çok zordu
birde bizim ev çok çok uzaktaydı Havalar soğuk
olurdu.Bizi okula giderken çok üşürdük Köpeklerde önümüze çıkardı çok
korkardık.Bizim eski yukarı okulda kalorifer yoktu.Sobalar vardı.O da
bazen yanıyordu.Sınıflar çok soğuk
olurdu. İyi ki bu okulu yaptırmışın Okul kalorifer var yani okul çok güzel Size ne kadar teşekkür
etsek azdır.
Sizden Allah
razı olsun Sizi okulumuzda görmek istiyoruz.
İşte bunlar gibi
300 davet mektubu aldım.Onun için Niğde
gelmeyi istiyorum. Nisan sonlarına doğru Niğde’de olacağımı düşünüyorum.
Bende Niğde merak ediyorum.
ÖMER FETHİ
GÜRER: Niğde için farklı yeni bir çalışma düşünüyormusunuz?
NEJLA FİLİBELİ:
Niğde içim bir okul daha düşüncem var. Bunun için Ulukışla ilçesinde okumaya
merak fazla imiş köylerinde okul sorunu olan bir köye belki okul yaptırırım Ulukışla olmaz ise
Niğde yine bir okul yaptırmayı daha istiyorum. Niğdeli iş adamları da Niğde
için sanırım okul ve benzeri konularda destek veriyordu. Ayrıca Niğdeli öğrenciler için İzmir’de bir hanım var.
Akrabalarla ortak yarısı benim. Bu hanın tarihi eser kapsamında onarımında
sorun çıkıyor. Niğdeli milletvekilleri İstanbul’a gelince görüştüm sorun
çözülürde onarım olanağı doğar ise bu handa benim hisseme düşen dükkanların ben
öldükten sonra tüm geliri Niğdeli başarılı okuyan öğrencilere bırakacağım İzmir
Kemeraltı’nda güzel bir yerde. Bu konuda
milletvekillerinin yapacaklarının sorusuna göre olursa bende bağış
yapacağım. Niğdeli çocukların okuması başarılı olmasını diliyorum
ÖMER FETHİ
GÜRER: Sizi tanımaktan mutlu oldum.
Niğde için örnek bir insan olarak ilgi ile dinledim Niğde için farklı önerileriniz varmı?
NEJLA FİLİBELİ:
Niğde okullar yaptırdıktan sonra ilgim
arttı. Tanımak için inceler oldum. Baktım ki ilginç güzel ve değişik dokuya sahip. Resimlerde anlatılanlardan
dinleyince neden gerektiği kadar tanınmıyor onu düşündüm ve bu konuda aklıma
gelen Niğde mutlaka bir dizi yada film çekilmesi için Niğdeliler çabası olsun
istedim. Bakınız bir Asmali Konak ne kadar
ilgi yarattı .Gaziantep ile ilgili filmlerde öyle. Niğde içinde bir
sinema veya televizyon filmi mutlaka hedeflenmeli, yapımcılarla senaryo
yazarları ile görüşüp bu anlamda bir çaba olursa çok yararlı olur.
ÖMER FETHİ
GÜRER: Ben size teşekkür ediyorum. Son
olarak vefat sonrası Niğde mezarım olsun isteğiniz vardı.Ömrünüz uzun olsunda
bu konuda ne söyleyeceksiniz?
NEJLA FİLİBELİ:
Vali beyle görüştüğümüzde ben Niğde
yaptırdığım okulların birinin yanında mezarım olsun istedim. O da sağolsun ömrünüz uzun olsun şehitliğimizde size yer
verelim dedi. Ben estağfurullah diye söyleyip okullarımın birinin yanında
istiyorum dedim .Olursa mutlu olurum. Bu sırada söze kalfa Niğdeli Kemal bey
karışarak ‘ben Fesleğenliğiyim, Fesleğene okulda yapıldı. Vefatı sonrası Fesleğen götüreceğim’ dedi
Bizde ömrünün
uzun olması dileğini tekrarlayarak güzel insanın yanından ayrıldık.
Ne yazık ki
Nejşa Filibeli artık yaşamıyor.Bizce anıtı dikilmesi gereken bir değerdir.
Esasen bu
toprakların rantını yiyen ve yaşamın topu topu 70 yıl ortalamasında olduğunu
düşünmeden “hep bana” diyenlere bu eli öpülesi insan Necla Filibeli yaptıkları
ile ayrı bir ders veriyor. Paraları ile övünen ve yaşamında tabutları kadar
adam olanlar bu değerine eserlerinden ders alıp acaba memlekete bir katkıları
olur mu? Necla Filibeli Niğde için çok özel taktiri çoktan hak etmiştir.
Niğde'nin Fesleğen
köyüne kendi adını taşıyan, Bozköy kasabasında babası adına, Annesi için
Kızılören'de ve dedesini ismin yaşatmak
için Kırkpınar Köyünde okullarına bir yenisini de bu öğrenim döneminde
eklemişti.
İzmir
Kemeraltı'nda bir işhanı da öğrenci
yurdu haline getirerek, Niğde'de okullarında okuyan kız öğrencilere, üniversiteye geldiklerinde burs
verip bu handa barındırmak
istediğini ve bu amaçla çabaladığını
da söylüyordu. Şahenk lere gidip Niğde için fabrika yapmalarını isteyeceğim
diyordu. Niğde için üç ayrı projeden daha
söz ediyordu.Niğdelilerin fahri hemşerisi olarak Niğdeliden çok Niğde
düşünen olarak aramızdan ayrıldı.
NİĞDE’DE
DOĞMAYAN YAŞAMINDA BİR KEZ GEÇEN YIL
NİĞDEMİZE GELEN AMA NİĞDEMİZE BEŞ OKUL
BİRDEN YAPTIRAN GÜZEL İNSAN CENNETİN
MEKAN OLSUN.
TURİZM
TURİZMİ?
ALTINMI?
ÖMER FETHİ
GÜRER
ENDÜSTRİ
MÜHENDİSİ
GAZETECİ-YAZAR
Niğde ili genelinde tarihsel süreç on bin yıllık bilinen bir dönem ve öncesini içermektedir. Bu Bölgede her adımda
mutlaka yeni bir bulgu ve yeni bir bilinmeyenin
aydınlanacağı zenginlik vardır. İşte bu bölge için yıllardır yazıp dikkati Niğde iline çekmeye çalışırız. O arada Niğde
farklı turizm zenginliklerini de anlatır, bunlarında gelişme için
sahiplenilmesini isteriz.
Niğde sınırları
içinde Ulukışla ilçesinin bulunduğu alanda tarihsel süreçten öte doğal
zenginlikleri de sıkça yazarız. Keza Niğde ilinin maden varlıklarının da değer
bulması gerektiği düşünürüz. Ancak tüm bu değerlendirmelerimiz içinde
temel aldığımız nokta var olanın
korunması, bilinmesi, tanınması çevre, doğa, tarihin korunması
eksenindedir. Niğde Göllüdağ gibi ilk
insan ayak izleri bulunan dağda ABD bağlantılı bir firmaya maden işleme ruhsatı verilmesi ile bölgedeki
çok önemli obsidyen kaynakları ve tarihsel bulguların zarar görme noktasında
olduğu gidip gördük ve bilim
adamlarının haykırışına kulak
tıkanmasını anlayamadığımızı geçen yıllarda yazmıştık. Bu kere başka bir
bölgede Ulukışla doğal dengeyi bozacak
boyuta yol almaya başladığını öğrenince
‘Eyvah’dedik. Çünkü Turizm açısından çok elverişli bir bölge Altın çıkarma adına sorunlar yaşayabilir.
Altın bir dönem çıkar ve biter ama altın gibi sürekli değer bulacak bu bölgede
elden gitmemesi lazım. Altının çıkarılmasından çok çıkarılma yönteminin
yaratacağı sakıncalar çok yerde tartışılıyor. Siyanürle altın çıkarmanın doğaya
zarar verdiği bilim adamları gözlemleri ile açıklıyorlar.
Niğde turizmden
pay alsın kalkınmasında turizme önem versin derken ve Darboğaz Kayak Dağcılık ve Tenis
Kulübü(DARKAY)'nün Kılan-Emirler-Darboğaz-Porsuk-Gümüş-Alihoca ve Maden'i içine
alan bölgenin milli park ilan edilmesine yönelik başlattığı “BOLKARLAR MİLLİ
PARK OLSUN KAMPANYASI”ıyla, Çevre ve Orman Bakanlığı başta olmak üzere tüm
ilgili kamu ve sivil kurum, kuruluşlara yaptığı başvuru olumlu sonuçlanmasını beklenirken Altın ile bölge gündeme geliverdi. Turizm ve
doğal güzellikler içinmi bölge sahiplenilmeli yoksa Altın içinmi? Şimdilerde
soru bu.
Doğal Kayak
pisti ile bölgede kış sporları için ideal olan
yerde, ayrıca inanılmaz doğa zenginliğinin yanında Çiftehan Kaplıcaları
gibi sağlık turizmi için önemli bir merkezinde yer aldığı alanın geleceği ne
olacağı artık ciddi tartışılıyor .
Tarihsel ve turizm potansiyeli açısından zenginliğinin adresi geleceği
ne olacağı sorusu şimdilerde askıda kalıyor. Ulukışla Öküz Mehmet Paşa
Kervansarayı, Lüle Kalesi, Porsuk Zeyve Kazı çalışması gibi bilinen önemli
tarihsel varlık bir gerdanlık gibi
bölgeyi kucaklıyor. Bolkarları hayvan ve bitki zenginliğine görüntü katan
gölleri ile mutlaka görülmesi gereken bir güzelliğinde adresi
durumundadır. Bu arada tarihsel süreçte
işlenmiş antik döneme kadar eren maden ocakları ile mağaralarda bölgeyi çekim
alanı kılabilecek çekiciliktedir. Bütün varlığı doğal zenginlikleri ve tarihsel
derinliğin izleri ile dolu bölgenin
geleceği ile ilgili kaygılar mutlaka önemsenmesi gerekendir.
Niğde, Ulukışla
İlçesi ve Darboğaz Beldesinde bazı Sivil
Toplum Kuruluşları ve Belediyelerin birlikteliğiyle “Maden Çevre Platformu” oluşturuluyor.
Bu konuya tepkili Köy muhtarı ve ihtiyar
heyeti neden altın aranmaması gerektiğini
konusunda duyuruları bu bağlamda dikkate değerdir.İşte o bildiri aynen
şöyledir.
Maden Köyü Ve
Civarında
Siyanür İle
Altın Üretilmesini İstemiyoruz!
Niğde ili,
Ulukışla ilçesi, Maden Köyümüz Bolkar Dağlarında geçmiş dönemlerde idari şekli
kaymakamlık olan eski bir Rum köyüdür, köyde asırlık Rum evleri vardır,
korunmalıdır.
Bolkar
Dağlarında bulunan endemik ve soyu tükenmeye yüz tutmuş bitki ve hayvanların
büyük bir çoğunluğu Maden Köyü sınırları içinde yaşamını sürdürmektedir.
Karagöl'de endemik Rana Holtzi, Meydan Yaylası'nda endemik yediuyur, kardelen,
yayla çiçekleri, dağ sümbülü, boynu bükük dağ lalesi, nevruz, dağ sarımsağı,
kuzukulağı, vb. Pek çok bitki ve hayvan olmak üzere yaban hayatı mevcuttur.
Maden Köyü
civarında endemik sarı benekli siyah semender(madenlilerce yağmur böcüsü olarak
bilinen) ve o bölgede yaşayan endemik bir tür akrep, kuzugöbeği mantarı, kuşlar
ve bazılarının henüz keşfedilmediği binlerce bitki ve hayvan türü yaşamaktadır.
Proje bazında bazı üniversitelerin araştırmaları mevcuttur.
Maden Köyü
coğrafyasında tadını suyundan, toprağından alan maden fasulyesi(beyaz kuru
fasulye) Niğde ve civarında nam salmıştır. Önceleri üzüm bağlarıyla, şimdilerde
de ihraç ürünü kaliteli siyah kiraz(Napolyon) bahçeleriyle, cevizleri ve diğer
meyve ağaçlarıyla Niğde İli Ulukışla ilçemizin küçük ve şirin bir köyü
konumundadır.
Köyün E90
karayolundan girildiğinde tarihsel özelliği bulunan bir anıt niteliğinde Kalkan
Kayası görülmeğe değer.
Bölgeye gelen turistler,
araştırmacılar ve dağcılar Medetsiz Tepesi'ne, Meydan Yaylası'na, Karagöl ve
Çinigöl’e ulaşımda E90 karayolundan Alihoca-Maden güzergâhını
kullanmaktadırlar.
Bölgede ağaçlı
orman mevcut olup yaban hayatın yaşam alanıdır.
Alihoca-Maden
arasında tatlı su balıkçılığı da yapılmakta ve su kaynaklarının mineral
yönünden çok zengin oluşu balıkların lezzetini daha bir arttırmaktadır.
Maden Köyü ve
çevresi turizme aday konumdadır.
GÜMÜŞTAŞ MADENCİLİK
AŞ.'nin Niğde Ulukışla Maden Köyünde “Siyanür liç yöntemi” ile üreteceği altın
ve diğer madenler için ÇED(Çevresel Etki Değerlendirmesi ve Planlama)
sürecinde; 3 Nisan 2009 Tarihinde saat 14.00’te yapmayı planladıkları “halkın
katılımı toplantısı”na Maden ve Alihoca çevresinde yaşayanlar olarak
katılmadık ve toplantı yapılamadı.
“BİZ BÖLGEMİZDE
SİYANÜRLE ALTIN ÇIKARILMASINI İSTEMİYORUZ.”
“BİZİM
ALTINIMIZ İHRAÇ ÜRÜNÜ KİRAZIMIZ.”
diyerek
tepkimizi dile getirdik.
Siyanürün insan
sağlığına ve doğaya verdiği zarar bilinmekte, ancak altını ayrıştırmanın en
kolay yolu oluşu ve yasalarımızdaki birtakım boşluklar, ülkemizde siyanürle
altın üretilmesine, yaşam-insan-doğayı, dahası geleceğimizi tehlike altına atma
pahasına, olanak tanımaktadır.
Niğde-Ulukışla-Maden-Alihoca-Darboğaz
ve çevre insanları olarak;
“BİZLER DE
ÇOLUĞUMUZ-ÇOCUĞUMUZ-EKMEĞİMİZ-SUYUMUZ-GELECEĞİMİZ PAHASINA BURADA SİYANÜRLE
ALTIN ÜRETİLMESİNE KARŞIYIZ! SONUNA KADAR MÜCADELEMİZİ KARARLILIKLA VE SABIRLA
SÜRDÜRECEĞİZ.” diyoruz.
Buraya gelen turistler,
dağcılar, araştırmacılar, kayakçılar bölgenin doğallığından ve bakir oluşundan
dolayı geliyor. Siyanürün adını duyan bir daha buradan geçmez. Oysa biz buraya
daha çok turist çekmenin yollarını arıyoruz, bölgemizin turizme açılmasını
istiyoruz. Maden işletmesinde bizleri işe alacaklarını varsayanlar; bizlere
ekmek, iş sahası olarak bunları yapsınlar, biz madende çalışıp erken ölmek
istemiyoruz. Bu bakir mekânı torunlarımıza böyle bırakalım, onlar da görsün
yaşasın. Siyanürün adını duyan ihracatçı firmalar bizim kirazımızı almaz, maden
fasulyesini altın gibi arayanlar artık satın almaz, yemez de. Tüm bunlar bir
yana biz kendimiz nasıl yiyeceğiz, sularımızı kana kana içebilecek miyiz eskisi
gibi, koyunumuzu keçimizi otlatabilecek miyiz?
Madenin işlemeye
başlamasıyla birlikte buraya ağır vasıta niteliğinde araçlar gelecek, bu
araçların çıkaracağı toz ve gürültü olacak. Siyanür ve diğer kimyasallar,
benzeri araçlarla getirilecek ve taşıma sırasındaki herhangi bir sızıntı ya da
kaza durumunda ne olacak?
Çatı, balkon ve
bahçelerimizde tarhanamızı, bulgurumuzu, salçamızı vb. gönül rahatlığıyla
sağlıklı diyebileceğimiz bir ortamda yapabilecek miyiz?
Siyanürle altın
üretimi konusunu araştırdık, sorduk soruşturduk, jeoloji ve maden
mühendisleriyle görüştük. Sonuç olarak yaşama ve yaşanılmışlıklara dair olumlu
şeyler duyamadık ne yazık ki... Tam tersine Türkiye ve dünyada ne denli acı ve
yıkıma neden olduğunu öğrendik.
Altın madeni
üretim çalışmaları sırasında; altın madeni ve çevresindeki alan coğrafik,
topoğrafik, jeolojik, minerolojik, fizyolojik, biyolojik olarak bozulacak ve
yıkıma uğrayacaktır.
Üstelik dünyada
siyanürle altın üretiminde; altın üretilirken olası zehirlenme riskinin az
olduğunu, ancak yıllar sonra bile; atık havuzları ya da diğer yalıtımların
yetersizliği-denetimsizliği ve en önemlisi de doğal afet diyebileceğimiz aşırı
kar-yağmur-sel ya da yer sarsıntısı vb. durumlardan dolayı “atık deposu”
sızıntı, taşma, patlaması sonucu atıkların çevreye yayıldığını ve etrafa ölüm
saçtığını, suların kirlendiğini, toprağın kullanılamaz duruma geldiğini,
hayvanların öldüğünü, insanların hastalandığını öğrendik.
Böylesi bir
durum yaşandığında; Maden-Alihoca’da yaşam tamamen ölür. Alihoca'daki balık
çiftliği ölür. Sızıntı yeraltı kaynaklarına da ulaşacaktır, bu durumda;
kireçlenmeye ve pek çok hastalığa şifa olan Çiftehan kaplıcaları ölecektir.
Sonrasında E90 Karayolu üzerindeki tatlı su(doğal kaynak suları) kaynakları
ölür. Zehirli atığın Çakıt dereleriyle Seyhan Barajına, dahası Akdeniz’e kadar
ulaşması ve ulaştığı yerlerde tüm yaşamı öldürmesi ve beraberinde hastalıkları
getirmesi söz konusudur.
Böyle bir
durumda çıkarılacak altın miktarı, kaybedilecek yaşamsal değerin yerini asla
tutamaz.
YAŞAMIMIZ,
DOĞAMIZ VE DÜNYAMIZ SATILIK DEĞİLDİR!…
YOK EDİLEN
YAŞAM, DOĞA VE DÜNYA
ASLA BİR DAHA
GERİYE GELMEYECEKTİR!...
Doğanın,
ağacın, yeşilin, suyun, toprağın, havanın, hayvanların olmadığı yerde insan da
yaşayamaz. Doğa varsa biz varız.
“DOĞA BİZİM
CANIMIZ, CANIMIZA KIYMAYIZ, KIYDIRMAYIZ!”
Ayrıca; tüm
canlıların yaşamını ve yaşam alanlarını korumak, tarihi ve kültürel mirasımıza
sahip çıkarak onları gelecek kuşaklara devretmek hepimizin görevidir. Bu
nedenlerle Darboğaz Kayak Dağcılık ve Tenis Kulübü(DARKAY)'nün
Kılan-Emirler-Darboğaz-Porsuk-Gümüş-Alihoca ve Maden'i içine alan bölgenin
milli park ilan edilmesine yönelik başlattığı “BOLKARLAR MİLLİ PARK OLSUN
KAMPANYASI”ıyla, Çevre ve Orman Bakanlığı başta olmak üzere tüm ilgili kamu ve
sivil kurum, kuruluşlara yaptığı başvuru ve çağrıyı tüm gücümüzle
destekliyoruz.
14.04.2009
Erdoğan ÖZGÜLER
Maden Köyü
Muhtarı
Maden Köyü
Muhtarlığı İhtiyar Heyeti Üyeleri
Alihoca Köyü Muhtarı
Alihoca Köyü
Muhtarılığı İhtiyar Heyeti Üyeleri adına
BOLKARLARDA
SİYANÜRLE ALTIN
ÖMER FETHİ GÜRER
Niğde ili Ulukışla ilçesi Bolkar dağlarında bir şirkete altın arama izni verilmesi
tepkilere neden oldu. Altıncılara Maden
Köy ve komşu Köy Muhtar ve ihtiyar heyeti karşı çıkarak, İl özel idaresine başvurdular. Niğde Çevre Eğitim ve Kültür
Derneği Başkanı Abidin Özkaynak Niğde, Ulukışla ve Darboğaz'da bazı sivil toplum kuruluşları ile
belediyelerin birlikteliğiyle "Maden Çevre Platformu"
oluşturulacağını ve 2 Mayısta konu ile ilgili köylüleri bilgilendirme adına toplantı
planlanmadıklarını belirterek Siyanürle
Altın aranmasının doğayı katledeceğini öne sürdü
Bu bölgeyi yakınen bilenlerdenim. Doğa ve tarih
zenginliği ile çekici bir bölgedir.Niğde
Kitabını yazarken Ömer Fethi Gürer olarak bölgeye bir kez daha gittim.’’Niğde ili on bin yıllık bilinen bir dönem ve öncesini
içermektedir. Bu yörede, her adımda mutlaka yeni bir bulgu ve yeni bir
bilinmeyenin aydınlanacağı zenginlik vardır. İşte, bu bölge için yıllardır
yazıp dikkati Niğde iline çekmeye çalışırız. O arada Niğde farklı turizm
zenginliklerini de anlatır, bunların da gelişme için sahiplenilmesini isteriz.
Niğde il sınırlarının sınırları içinde, Ulukışla ilçesinin yer aldığı alandaki
tarihsel süreçten öte, doğal zenginlikleri de sıkça yazarız. Keza Niğde ilinin
maden varlıklarının da değerini bulması gerektiğini düşünürüz. Ancak tüm bu
değerlendirmelerimiz içinde temel aldığımız nokta, var olanın korunması,
bilinmesi, tanınması; çevre, doğa ve tarihin korunması eksenindedir.
Niğde Göllüdağ gibi ilk insanın ayak izlerinin bulunduğu dağda, ABD bağlantılı
bir firmaya maden işleme ruhsatı verilmesi ile bölgedeki çok önemli obsidyen
kaynakları ve tarihsel bulguların zarar görmek üzere olduğunu gidip gördük.
Bilim insanlarının haykırışına kulak tıkanmasını anlayamadığımızı geçen
yıllarda yazmıştık.
Bu kere başka bir yörede, Ulukışla'da doğal dengeyi bozacak boyutta yol almaya
başlandığını öğrenince eyvah dedik. Çünkü turizm açısından çok elverişli bir
yöre altın çıkarmak hevesi yüzünden sorunlar yaşayabilir.
Altın bir dönem çıkar ve biter ama altın gibi sürekli değer bulacak bu bölgede
elden gitmemesi lazım.
Altının çıkarılmasından çok çıkarılma yönteminin yaratacağı sakıncalar çok
yerde tartışılıyor. Siyanürle altın çıkarmanın doğaya zarar verdiğini bilim
adamları gözlemlerine dayanarak açıklıyor.
Niğde turizmden pay alsın, kalkınmasında turizme önem versin derken ve Darboğaz
Kayak Dağcılık ve Tenis Kulübü (DARKAY)'nün Kılan, Emirler, Darboğaz, Porsuk,
Gümüş, Alihoca ve Maden'i içine alan bölgenin milli park olarak ilan edilmesine
yönelik olarak başlattığı "BOLKARLAR MİLLİ PARK OLSUN KAMPANYASI" ile
Çevre ve Orman Bakanlığı başta olmak üzere tüm ilgili kamu ve sivil toplum
kuruluşlarına yaptığı başvurunun olumlu sonuçlanması beklenirken Altın ile yöre
gündeme geliverdi.
Yöre turizm ve doğal güzellikler için mi sahiplenilmeli yoksa Altın için mi?
Şimdilerde soru bu...
Doğal kayak pisti ile yörede kış sporları için ideal olan yerde, ayrıca
inanılmaz doğa zenginliğinin yanında Çiftehan Kaplıcaları gibi sağlık turizmi
için önemli bir merkezin de yer aldığı alanın geleceğinin ne olacağı artık
ciddi olarak tartışılıyor.
Tarihsel ve turizm potansiyeli açısından zenginliğinin adresi geleceği ne
olacağı sorusu şimdilerde askıda kalıyor. Ulukışla Öküz Mehmet Paşa
Kervansarayı, Lüle Kalesi, Porsuk Zeyve Kazı çalışması gibi bilinen önemli
tarihsel varlık bir gerdanlık gibi bölgeyi kucaklıyor. Bolkarları hayvan ve
bitki zenginliğine görüntü katan gölleri ile mutlaka görülmesi gereken bir
güzelliğinde adresi durumundadır. Bu arada tarihsel süreçte işlenmiş antik
döneme kadar eren maden ocakları ile mağaralarda bölgeyi çekim alanı
kılabilecek çekiciliktedir. Bütün varlığı doğal zenginlikleri ve tarihsel
derinliğin izleri ile dolu bölgenin geleceği ile ilgili kaygılar mutlaka
önemsenmesi gerekendir.
Bu konuya tepki gösteren köy muhtarı ile ihtiyar heyeti, yörede neden altın
aranmaması gerektiği konusundaki Erdoğan
ÖZGÜLER Maden Köyü Muhtarı ,Maden Köyü Muhtarlığı İhtiyar Heyeti Üyeleri
,Alihoca Köyü Muhtarı ve Alihoca Köyü
Muhtarılığı İhtiyar Heyeti Üyeleri adına yayınlanladıkları bildiri de şu
görüşlere yer verdiler.
" Maden Köyü ve Civarında Siyanürle Altın Üretilmesini İstemiyoruz!
Niğde ili, Ulukışla ilçesi, Maden Köyümüz Bolkar Dağlarında geçmiş dönemlerde
idari şekli kaymakamlık olan eski bir Rum köyüdür, köyde asırlık Rum evleri vardır,
korunmalıdır.
Bolkar Dağlarında bulunan endemik ve soyu tükenmeye yüz tutmuş bitki ve
hayvanların büyük bir çoğunluğu Maden Köyü sınırları içinde yaşamını
sürdürmektedir. Karagöl'de endemik Rana Holtzi, Meydan Yaylası'nda endemik
yediuyur, kardelen, yayla çiçekleri, dağ sümbülü, boynu bükük dağ lalesi,
nevruz, dağ sarımsağı, kuzukulağı, vb. Pek çok bitki ve hayvan olmak üzere
yaban hayatı mevcuttur.
Maden Köyü civarında endemik sarı benekli siyah semender(madenlilerce yağmur
böcüsü olarak bilinen) ve o bölgede yaşayan endemik bir tür akrep, kuzugöbeği
mantarı, kuşlar ve bazılarının henüz keşfedilmediği binlerce bitki ve hayvan
türü yaşamaktadır. Proje bazında bazı üniversitelerin araştırmaları mevcuttur.
Maden Köyü coğrafyasında tadını suyundan, toprağından alan maden
fasulyesi(beyaz kuru fasulye) Niğde ve civarında nam salmıştır. Önceleri üzüm
bağlarıyla, şimdilerde de ihraç ürünü kaliteli siyah kiraz(Napolyon)
bahçeleriyle, cevizleri ve diğer meyve ağaçlarıyla Niğde İli Ulukışla ilçemizin
küçük ve şirin bir köyü konumundadır.
Köyün E90 karayolundan girildiğinde tarihsel özelliği bulunan bir anıt
niteliğinde Kalkan Kayası görülmeğe değer.
Bölgeye gelen turistler, araştırmacılar ve dağcılar Medetsiz Tepesi'ne, Meydan
Yaylası'na, Karagöl ve Çinigöl'e ulaşımda E90 karayolundan Alihoca-Maden
güzergâhını kullanmaktadırlar.
Bölgede ağaçlı orman mevcut olup yaban hayatın yaşam alanıdır.
Alihoca-Maden arasında tatlı su balıkçılığı da yapılmakta ve su kaynaklarının
mineral yönünden çok zengin oluşu balıkların lezzetini daha bir arttırmaktadır.
Maden Köyü ve çevresi önemli bir turizm merkezi olmaya aday konumdadır.
GÜMÜŞTAŞ MADENCİLİK AŞ.'nin Niğde Ulukışla Maden Köyünde "Siyanür liç
yöntemi" ile üreteceği altın ve diğer madenler için ÇED(Çevresel Etki
Değerlendirmesi ve Planlama) sürecinde; 3 Nisan 2009 Tarihinde saat 14.00'te
yapmayı planladıkları "halkın katılımı toplantısı"na Maden ve Alihoca
çevresinde yaşayanlar olarak katılmadık ve toplantı yapılamadı.
"BİZ BÖLGEMİZDE SİYANÜRLE ALTIN ÇIKARILMASINI İSTEMİYORUZ."
"BİZİM ALTINIMIZ İHRAÇ ÜRÜNÜ KİRAZIMIZ." diyerek tepkimizi dile
getirdik.
Siyanürün insan sağlığına ve doğaya verdiği zarar bilinmekte, ancak altını
ayrıştırmanın en kolay yolu oluşu ve yasalarımızdaki birtakım boşluklar,
ülkemizde siyanürle altın üretilmesine, yaşam-insan-doğayı, dahası geleceğimizi
tehlike altına atma pahasına, olanak tanımaktadır.
Niğde-Ulukışla-Maden-Alihoca-Darboğaz ve çevre halkı olarak "BİZLER DE
ÇOLUĞUMUZ-ÇOCUĞUMUZ-EKMEĞİMİZ-SUYUMUZ-GELECEĞİMİZ PAHASINA BURADA SİYANÜRLE
ALTIN ÜRETİLMESİNE KARŞIYIZ! SONUNA KADAR MÜCADELEMİZİ KARARLILIKLA VE SABIRLA
SÜRDÜRECEĞİZ." diyoruz.
Buraya gelen turistler, dağcılar, araştırmacılar, kayakçılar bölgenin
doğallığından ve bakir oluşundan dolayı geliyor. Siyanürün adını duyan bir daha
buradan geçmez. Oysa biz buraya daha çok turist çekmenin yollarını arıyoruz,
bölgemizin turizme açılmasını istiyoruz. Maden işletmesinde bizleri işe
alacaklarını varsayanlar; bizlere ekmek, iş sahası olarak bunları yapsınlar,
biz madende çalışıp erken ölmek istemiyoruz. Bu bakir mekânı torunlarımıza
böyle bırakalım, onlar da görsün yaşasın. Siyanürün adını duyan ihracatçı
firmalar bizim kirazımızı almaz, maden fasulyesini altın gibi arayanlar artık
satın almaz, yemez de. Tüm bunlar bir yana biz kendimiz nasıl yiyeceğiz,
sularımızı kana kana içebilecek miyiz eskisi gibi, koyunumuzu keçimizi
otlatabilecek miyiz?
Madenin işlemeye başlamasıyla birlikte buraya ağır vasıta niteliğinde araçlar
gelecek, bu araçların çıkaracağı toz ve gürültü olacak. Siyanür ve diğer
kimyasallar, benzeri araçlarla getirilecek ve taşıma sırasındaki herhangi bir
sızıntı ya da kaza durumunda ne olacak? Çatı, balkon ve bahçelerimizde
tarhanamızı, bulgurumuzu, salçamızı vb. gönül rahatlığıyla sağlıklı
diyebileceğimiz bir ortamda yapabilecek miyiz?
Siyanürle altın üretimi konusunu araştırdık, sorduk soruşturduk, jeoloji ve
maden mühendisleriyle görüştük. Sonuç olarak yaşama ve yaşanılmışlıklara dair
olumlu şeyler duyamadık ne yazık ki... Tam tersine Türkiye ve dünyada ne denli
acı ve yıkıma neden olduğunu öğrendik.
Altın madeni üretim çalışmaları sırasında; altın madeni ve çevresindeki alan
coğrafik, topoğrafik, jeolojik, minerolojik, fizyolojik, biyolojik olarak
bozulacak ve yıkıma uğrayacaktır.
Üstelik dünyada siyanürle altın üretiminde; altın üretilirken olası zehirlenme
riskinin az olduğunu, ancak yıllar sonra bile; atık havuzları ya da diğer
yalıtımların yetersizliği-denetimsizliği ve en önemlisi de doğal afet
diyebileceğimiz aşırı kar-yağmur-sel ya da yer sarsıntısı vb. durumlardan
dolayı "atık deposu" sızıntı, taşma, patlaması sonucu atıkların
çevreye yayıldığını ve etrafa ölüm saçtığını, suların kirlendiğini, toprağın
kullanılamaz duruma geldiğini, hayvanların öldüğünü, insanların hastalandığını
öğrendik.
Böylesi bir durumda Maden-Alihoca'da yaşam tamamen ölür. Alihoca'daki balık
çiftliği ölür. Sızıntı yeraltı kaynaklarına da ulaşacaktır, bu durumda;
kireçlenmeye ve pek çok hastalığa şifa olan Çiftehan kaplıcaları ölecektir.
Sonrasında E90 Karayolu üzerindeki tatlı su(doğal kaynak suları) kaynakları
ölür. Zehirli atığın Çakıt dereleriyle Seyhan Barajına, dahası Akdeniz'e kadar
ulaşması ve ulaştığı yerlerde tüm yaşamı öldürmesi ve beraberinde hastalıkları
getirmesi söz konusudur.
Böyle bir durumda çıkarılacak altın miktarı, kaybedilecek yaşamsal değerin
yerini asla tutamaz.
YAŞAMIMIZ, DOĞAMIZ VE DÜNYAMIZ SATILIK DEĞİLDİR!…
YOK EDİLEN YAŞAM, DOĞA VE DÜNYA ASLA BİR DAHA GERİYE GELMEYECEKTİR!...
Doğanın, ağacın, yeşilin, suyun, toprağın, havanın, hayvanların olmadığı yerde
insan da yaşayamaz. Doğa varsa biz varız.
"DOĞA BİZİM CANIMIZ, CANIMIZA KIYMAYIZ, KIYDIRMAYIZ!"
Ayrıca, tüm canlıların yaşamını ve yaşam alanlarını korumak, tarihi ve kültürel
mirasımıza sahip çıkarak onları gelecek kuşaklara devretmek hepimizin
görevidir. Bu nedenlerle Darboğaz Kayak Dağcılık ve Tenis Kulübü(DARKAY)'nün
Kılan-Emirler-Darboğaz-Porsuk-Gümüş-Alihoca ve Maden'i içine alan bölgenin
milli park ilan edilmesine yönelik başlattığı "BOLKARLAR MİLLİ PARK OLSUN
KAMPANYASI"ıyla, Çevre ve Orman Bakanlığı başta olmak üzere tüm ilgili
kamu ve sivil kurum, kuruluşlara yaptığı başvuru ve çağrıyı tüm gücümüzle
destekliyoruz.
Erdoğan ÖZGÜLER Maden Köyü Muhtarı
Maden Köyü Muhtarlığı İhtiyar Heyeti Üyeleri
Alihoca Köyü Muhtarı
Alihoca Köyü Muhtarılığı İhtiyar Heyeti Üyeleri adına"
Gürer’in ,
yoksulluk hızla yayılıyor.adlı yazısını diğer bölümlerimize koyduk.
CHP ADAYI GÜRER
HUZUREVİNE ZİYARETTE BULUNDU.
Cumhuriyet Halk
Partisi Belediye Başkan Adayı Endüstri Mühendisi Ömer Fethi Gürer, CHP İlçe
Başkanı Mahmut Temeltaş, Belediye Meclis Üyesi adayları ile birlikte Bor
Huzurevinde kalanları ziyaret ederek bir
süre görüştüler.
Huzurevi Müdürü
Selahattin Yücel’e de ziyarette bulunan heyet yaşlı,engelli yurt sakinlerini tek tek karanfil dağıtarak hal hatırlarını sordular.
Cumhuriyet Halk Partisi Bor Belediye Başkan Adayı Gazeteci Yazar Endüstri Mühendisi
Ömer Fethi Gürer Huzurevinde bulunanların yaşamın bir gerçeğini yansıttığını
belirterek toplum olarak sorunları,sıkıntıları olan, başta engelli
yurttaşlarımız olmak üzere yaşlılarımızı
sahiplenmek her yurttaşın görevidir. Huzurevleri insanların ders almasını
bilirlerse öğrenecekleri çok şeyin olduğu kurumlardır. Gazeteci olarak yılda en
az bir kez uğrak verdiğim huzurevinde insanın
görmesi gereken her gerçek vardır. Bu kere belediye başkan adayı olarak ziyaret etmem
onların başkanlığım döneminde sorunları ile ilgilenmeden öte sahiplenme anlayışımında bir başlangıcıdır.’dedi.
Ömer Fethi Gürer Huzurevinde kalan 100’ü aşkın yaşlı ve engelli yurttaşımıza
sahip çıkmak ve yaşamın salt gündelik koşturmaca dan öte anlam taşıdığını
hissetirmek için zaman buldukça herkesin huzurevleri, çocuk yuvalarına
gitmelerini ve bu yerlere mutlaka destek çıkmalarını yaşamaları için katkı
vermelerini de diledi.
CHP ADAYI GÜRER
‘ÇOCUKLARIMIZ VE GENÇLERİMİZ KENTTE
YAŞADIKLARININ FARKINA VARACAKTIR.’

Cumhuriyet Halk
Partisi Belediye Başkan Adayı Endüstri Mühendisi Ömer Fethi Gürer mahalle gezilerine devam ediyor. İlçemizde
her mahalle ve sokağını Bor Şehri kitabı yazarken gezdiğini söyleyen Gürer
bugün gördüğüm Bor ile o günkü Bor
arasında sorunlarda önemli bir artış yaşanmaktadır dedi.
Alt ve üst yapı
sorunları yanında mahalleler arasında gelişmişlik düzeyinde de sorunların
yoğunlaştığına dikkat çeken CHP adayı Endüstri Mühendisi Ömer Fethi Gürer mahalle gezilerinde
çocuklarında istek ve önerilerini dinledi.
Sokak
aralarında çocuklar ve gençlerle söyleşen
Gürer ,Özellikle kenar mahallelerde çocuklarımız bizde şehir yaşamını özlüyoruz demelerinden
etkilendiğini belirterek
‘Televizyonlarda gördükleri oyun parkları, bahçeleri, sosyal tesisleri mahallelerinde olmasını bekliyorlar. Çarpık
kentleşme sonucu hizmetin ulaşamadığı yerde çocuklarda sahipsiz kalmış
durumdadır. Bor’da merkeze göre çevrede yaşam daha sorunlu ve özellikle gençler
çocukların belediyeden çok beklentisi var. Bu sorunları tek tek dinlerken
yapacaklarımı da anlatıyorum. Bu şehirde her yerde birden gelişme ve büyümenin önü
mutlaka halkın oyu ile seçildiğimde açılacaktır. Ekonomik ve toplumsal yapıda görülen yokluk
ve yoksulluğu arıtıcı etkenlerin ilçemizde özellikle dar gelirliler üzerinde
yarattığı baskı hızla yayılmaktadır. Yoksulluk kader değildir. Bu bağlamda
ekonomik sorunların faturası beslenme bakım olarak aile bütçesinde yansıdığı
için çocuklarımızında geleceği düne göre daha sorunlu haldedir. Belediye
Başkanı olduğumda sosyal sorumluluk anlayışı ile çocuklarımızı gençlerimizi de
sahipleneceğiz. Spor alanları, çocuk parkları, dinlenme ve sosyal tesisler
yanında gençlerimiz içinde meslek edinme ve iş konusunda yapacaklarımızı
biliyoruz. Dedi.
Cumhuriyet Halk
Partisi Belediye Başkan adayı Ömer Fethi Gürer planlı bir yerleşim düzeni
içinde bir mahallede olması gereken her türlü alt ve üst yapı ile ilgili hizmetleri
ayrımsız yapacağız. Ondan gençler
öğrenciler çocuklar ve halkımız yararlanacak. Mutlu huzurlu ve güzel bir kent
için biz hazırız.’diye konuştu.
Şeker
Mahallesinde ‘Başkan amca bizimde oyun
bahçemiz olsun, buraları köy gibi’diyen
ilk okul öğrencisi Gizem’le resim çekinen CHP Adayı Ömer Fethi Gürer, Başkan seçilirsem
ilk işlerimden biri Gizem’in gözlerindeki pırıltı ve heyecanla istediğini oyun
parkını bölgede yapmak olacak diye konuştu.
CHP BOR
BELEDİYE BAŞKAN ADAYI ÖMER FETHİ GÜRER ‘TARİH-DOĞA VE KÜLTÜREL DEĞERLERİMİZİ
SAHİPLENECEĞİM’DEDİ
29 Mart 2009
tarihinde yapılacak yerel seçimlerinde CHP Bor Belediye Başkan adayı olan Ömer Fethi Gürer Tarih,doğa ve kültürel değerleri
sahipleneceğim’ dedi.
Ömer Fethi
Gürer 1974 yılından beri yazdığı çok
sayıda makalede gündeme taşıdığı tarih
doğa ve kültür değerleri ile ilgili düşüncelerini başkan seçildikten sonra
uygulamaya koyacağını ve Bor’da bu anlamda önemli değişim yaratmayı
hedeflediğini söyledi.
Bor ilçesinin
tarihsel geçmişi yanında doğal güzellikleri ile de tanınan bir yer iken her
alanda gerilediğini belirten Gürer kültürel anlamda da dünde olanları
yaşatılmamasından üzüntü duyuyorum.
Başkan seçildiğimde ilçemizin dününde
kalan özelliklerini tekrar canlandıracağım. Folklor ve Kültür olarak Bor
merkezi çevresi ile yeniden hayat bulacak, gelenek, görenek ananelerimizi
yaşatacağım’ diye konuştu.
Ömer Fethi
Gürer şöyle dedi-‘ İlçemizde tarihi özelliği olan bazı yapılar koruma kurullarınca koruma kararları verildi.
Ne yazık ki bu kararlar korumadan öte yıkılmalarına neden olacak kadar sahipsiz
kalmalarına neden oldu. Bu yapıların onarılması ve turizm amaçlı yeniden değer
bulması şarttır. Belediye olarak bu konuya öncülük vererek
eski yapıların kurtarılması ve tanıtımı adına çalışmalarımız olacaktır.
Orta Mahallede farklı kentlerde olduğu
gibi kültürel değeleri de yaşatan , eski yapıları koruyan düzenlemeler ilk hedeftir. İlgili uzmanlarla
bölgemizde herkesin dikkatini çekecek bir tarihsel koruma bu bölgede uygulanacaktır.
Atalarımızdan kalan önemli birlik ve beraberliğimizi pekiştirci etkinlikler,
Bor folkloru, Bor mutfağı mutlaka ve mutlaka
özellikleri ile yeniden var edilecektir. Cumhuriyet ilk yıllarında Bando
takımı bulunan Bor ilçemizde ne yazık ki
sanatsal anlamda önemli bir gerileme yaşanmaktadır. Dericiliğin simgesi
Tuluk ekibi yeni kuşakların bilmediği bir meslek oyunu olarak unutulmak
üzeredir. Mutlaka yeniden canlandırılması sağlanacaktır. Bor yöresi şiir,
türkülerimizin derlenmesi korunması bu bağlamda şair ve sanatçıların
sahiplenilmesi yanında ulusal anlamda
isim olmuş değerler sokak ve caddelerde
adlarının yaşatılması sağlanacaktır.
Kurtuluş Savaşına katılmış dedelerimiz gazi ve şehitlerin eşyalarının
korunduğu Kurtuluş müzesi, meslek
gruplarının geçmişte kullandığı alet
edavatların yer aldığı Meslek müzesi Bor ilçemizde mutlaka oluşturulacak yeni
mekanlarda düzenlenecektir. Yeni yapraktan üzüm turşusuna, bebelere beşikten tahta kaşıklara,Çan çıngırak kepenek,palan ot
yastık vs. bölgede özellik katan her alanda çalışmalar yapılacak ve Bor ilçesinde yaşayanların işi, aşı olan , gezi yerlerinden
dinlenen, mutlu insanlar olması için
çalışırken kültürel zenginliklere yaşamaları
sağlanacaktır.’dedi.
Gürer Bor ilçesinde doğal özellik ve güzelliğinde
giderek bozulduğunu bu anlamda koruma ve kurtarma çalışmalarında bulunacağını
ve mutlaka bağ ve bahçeleri bakımlı kılınması yönünde proje ve çalışması
bulunduğunu da söyledi.
FOTO:DAHİ
GEDİK. BOR ORTAMAHALLEDE ÖMER FETHİ GÜRER SOKAK MUTLAKA KURTARILACAKTIR..
VALİMİZ
ÖNSÖZLERİ
ÖMER
FETHİ GÜRER
Valimiz
Sebahattin Öztürk, Niğde tanıtılması
adına bir dizi çalışma başlattı. Özellikle yeni yayınlar ve Cd ile Niğde
tanıtımı için gerekli görsel dökümanların yeniden düzenlenmesi ve İnternette bu bağlamda yeni bir tanıtım
çalışması yapıldı.
Niğde
adı ile çıkan kitapçık sonrası “10 bin yıllık Hatıra Niğde” kitabı
,Fotoğraflarla Niğde Kitabı,Aladağlar ve Niğde haritası, kale ve müze
broşürleri ile yararlı yayınlar çıktı.
“10 bin yıllık Hatıra” kitap önsözünde
valimiz “Türkiye Konumu itibariyle dünyanın
önemli bir merkezinde
bulunmaktadır.Uygarlıklar kavşağında bulunan ülkemiz,geçmişte olduğu
kadar,bugünde tarihi
değerleri,doğal güzellikleri ve statejik
öneminden dolayı dünyanın ilgi odağı olmaya
devam etmektedir. Bir çok uygarlıkların yaşandığı ülkemizde,
günümüzde ulaşan taşınır ve taşınmaz
kültür varlıkları,sahip olduğumuz hazinenin
önemini ortaya koymaktadır. Tarihin binlerce yıllık sürecine tanıklık eden ve yerleşik yaşamı günümüzden
onbinyıl öncesine kadar uzanan
Niğde ili,tarihi değerleri,doğal güzellikleri,termal kaynakları ile ülkemiz
Kapadokya bölgesinde bulunan önemli
bir turizm merkezidir.Camiler Medreseler,
Bedestenler,Türbeler ve diğer tarihi
eserler bu kentin dokusunu adeta
bir nakış gibi işlemiştir. Bu kentin turizm gelişmesinde önemli katkılar
sağlayan Bolkarlar ve Aladağlar ise dağcılık ve doğa sporları bakımından dünyaca
bilinen önemli
merkezlerdir.Çiftehan kaplıcları ve Narlıgöl termal turizm merkezi, Niğde’nin
termal turizmininde gelişebilirliğini
ortaya koymaktadır.” Diye yaptığı girişte
Niğde ürünleri ve el sanatlarına da
vali Öztürk önsözde değiniyor. Niğde
tarihi değerleri ve doğal güzellikleri görsel ağırlıklı işlendiği bu
kitaptan sonra bu kere fotoraflarla Niğde kitabı bastırıldı. Vali Öztürk bu
yayının önsözünde de“ Tarih ve turizm Kenti Niğde ,ülkemizin İç Anadolu
Bölgesinin güneydoğusunda,Kapadokya yöresinde
bulunmaktadır .Yapılan bilimsel kazılarda sonucu ortaya çıkartılan
arkeolojik buluntular,bu tarihi kentin
kuruluşunun 600 bin yıllara kadar
uzandığını ortaya koymaktadır.
Binlerce
yıllık tarihi geçmişe sahip olan bu güzel kentte tüm dönemlerin ve kültürlerin
izlerine rastlamak mümkündür.” diye
başladığı sözlerinde Niğde bölgesinin özelliklerini anlattıktan sonra sözlerini
şöyle tamamlamıştır. “Sanatın gücüne
inanan insanları yetiştiren bu tarihi
kent, gelişmişlik yönünden her geçen gün
bir çok yeni projeye imza atmaktadır. Ve önümüzdeki yıllarda Niğde, her
alanda kalkınmışlığını tamamlayarak
örnek bir il olarak kendinden söz ettireceğine
inancım sonsuzdur” demiştir.
Valimiz
iki kitabın önsözünde de Niğde özellik ve önemine vurgu yapmaktadır.Keza üçüncü
bir Niğde kitabında”-“ Tarihin binlerce yıllık sürecine tanıklık eden
Niğde ili,ülkemizin İç Anadolu Bölgesi’nin güneydoğusunda bulunmakta
olup,antik adı “Nahita” diye sunuşuna başlamıştır. Niğde kitabında Arkeolojik
kazılardan,doğal güzelliklerine Niğde hakkında kısa bilgiler yer almaktadır.
Vali Bu kitap önsözünü de şöyle bağlamıştır-“ Tarım ve Hayvancılık Niğde için
önemli bir geçim kaynağıdır. Elma ve
Patates üretimi ile Niğde, ülkemizde ilk
sıralarda yer almaktadır. Halı fabrikaları,organize sanayi bölgeleri ve diğer
sanayi kolları Niğde halkı için önemli istihdam alanlarıdır. Niğde geleneksel el sanatları
yönündende önemli bir merkezdir. Niğde iline
ait el dokuma halıları yöre halkı için önemli gelir kaynağıdır. Bu nadir el dokuma
halılar dünyanın bir çok yerinde alıcı bulmaktadır. Kapadokya
bölgesinde bulunan ve bünyesinde bir çok tarihi eser barındıran müzeler kenti ,Niğde mutlaka
ziyaret ediniz.”
Valimizin
çağrısına Niğde keşif için herkesi bizde katılmaya davet ediyoruz. Evet Niğde
mutlaka ziyaret edin.
Niğde
her adımında düne ait bir şeyleri saklamayı korumayı başarmış bir kenttir . Bir
gün mutlaka Niğde özellikleri güzellikleri ile anlaşılıp sahiplenilecektir.O
gün geç gelmesin hemen olsun diyenlerin çabası çalışması gayretine çok ihtiyaç
vardır.Özellikle sanayici ve iş adamları bu alanda daha fazla Niğde tanıtımına
ağırlık vermeleri, bilimsel kazılara sponsor olup destek sağlamaları yeni
bulguların açığa çıkmasına vesile olacaktır.
ALADAĞLAR
VE NİĞDE GEZİ HARİTALARI
ÖMER
FETHİ GÜRER
Niğde
Valiliği ve İl Kültür Turizm Müdürlüğü Niğde ile ilgili ziyaretçileri bilgilendirmek amacı ile üç
ayrı kitap yanında iki de haritanın basımı sağlandı. Niğde’de turizme yönelik
bu çalışmalarda kent merkezi ve Aladağları gezmek isteyenler için yararlı iki
çalışma gerçekleştirilmiş oldu
Haritaların
gerçekleşmesinde Dr. Cengiz Kayacılar
önemli emeği var. Niğde tanıtımı ve
Niğde değerlerini tanıma adına çaba ve çalışma gösteren birkaç değerli öğretim
görevlisinden birisi olan Dr. Cengiz Kayacılar
Aladağlar ile ilgili hazırladığı haritada Şule Erdilmen ile Niğde için önemli bir eksiği daha
tamamlamıştır.
Mükemmel
bir çalışma ile haritanın yapılmış olması Aladağlar kadar Niğde içinde bir
sanstır. Bu konuda 2002 raporunda yer alan yapılması gereken işlerden biri
böylece sonuçlandırılmıştır.
Gerek
resimler, gerek yerler ile başarılı bir çalışma olarak harita yapılmıştır.
Niğde Aladağlardan yararlanmak isteyenler için bir boşluğun dolmasını
sağlamıştır. Niğde Valiliği İl Kültür ve
Turizm Müdürlüğü ve NİÇEV(Niğde Çevre
Koruma ve Geliştirme Derneği) iş birliği ile hazırlanıp,İl özel idaresinin
maddi kaynağı ile bastırılan harita da çizim Dr. Cengiz Kayacılar, grafik
tasarımı Şule Erdikmen yapmıştır. Dağ Kullanım Haritası Niğde Aladağlar ile ilgili detayları içermektedir.
Dr. Cengiz Kayacılar Aladağlar ile ilgili özet bir tanıtıda yazmıştır.Dr
Kayacılar-“ Mediyetlerin beşiği” diye
bilinir Anadolu. Bunun sebebi, “Bereketin Beşiği” olan cömert topraklarının doğal bir kalede bulunmasıyla
ilgilidir. Ortalama 1100 metrenin üzerindeki
yükseltisiyle kenarlarına sıradağları,etrafında da denizleri olan
Anadolu,bir ana şefkatiyle medeniyetleri beşiğinde büyütmüştür.
Etrafında
denizler yağmuru gönderir. Kenarlarındaki sıra dağlar suyu depolar. Dağlardan
doğan akarsular bereketli toprakları sulamaktan yorulmaz.Doğal kalenin olmazsa
olmazı dağlardır. Dağları olmasaydı Anadolu’nun, ne analığı kalırdı ne
de beşikliği… Boşuna dememiş coğrafyacılar, “Kartal yuvası Devleti” diye. Bu
dağ yuvasına sahip olan,kartal gibi özgür kalır….
Elinizde
bu harita, “Kartal Yuvası”nın güney boylu boyunca kuşatan Toros sıradağları
üzerinde Orta Toros Aladağlar’ı tanıtmak amacıyla hazırlanmıştır.
Niğde,
Adana ve Kayseri illerinin kavuşma sahasında yaklaşık 1024 kmkarelik bir
yayılıma sahip olan Aladağlar, etrafında yaşayana yöre halkının kendine özgü
bir yayla yaşamı ve dağ kültürü geliştirmesine sebep olmuştur. Sosyo-ekonomik
ve kültürel açıdan olduğu kadar doğal coğrafya yapısı ve dağ ekosistemi
bakımından da eşsiz bir özgünlüğe sahiptir.
Aladağlar
Demirkazık Zirvesi
Ancak
ulusal ve uluslar arası düzeyde sportif
ve turistik kullanımın giderek denetimsiz biçimde yoğunlaşması, Aladağlar Ekosistemi üzerinde
antropojen baskıları ağırlaştırmaktadır. Bu nedenle T.C Çevre ve Orman
Bakanlığı’nca koruma çalışmaları başlatılmıştır. İlk olarak 1991 yılında
Kayseri bölümünde kalan “Hacer Ormanı Tabiat Parkı”, ardından 1995 yılında
hemen bütün Aladağlar’ı kapsayan “Aladağlar Milli Parkı” Bakanlar Kurulu kararı
ile ilan edilmiştir. Aladağlar’ın sahip olduğu turizm potansiyelinin de
“koruma-kullanma dengeleri” oluşturmak kaydıyla değerlendirilmesi
kaçınılmazdır. Nitekim bu amaçla T.C
Kültür ve Turizm Bakanlığı, “ Birinci
Derecede Öncelikli Yüksek Dağlık Alanlar” kapsamında ,6 dağlık bölgeden biri
olarak Toros Aladağlar’ı da değerlendirmeye almıştır.
Aladağlar’ın
dağcılık,doğa sporları ve dağ turizmi açısından en yoğun kullanılan ve başlıca
doğal değerlere sahip bölümü Niğde bölümüdür. Aladağlar’ın başlıca giriş
kapılarına,Niğde Bölümü’ndeki Demirkazık ve Çukurbağ köylerinden ulaşılır. Bu
bölümde dağ ve kayak evi, milli park tanıtım merkezi ve profesyonel rehberlik
hizmetleri ziyaretçilerin faydasına sunulmuştur.”
Dr.
Cengiz Kayacılar Harita sunuş yazısında yer verdiği bu görüşler ile kısaca
Aladağların genel durumunu da özetlemiştir. Ayrıca Şule Erdilmen’de İngilizce çevirisi yayında yer
almaktadır. Bazı zirvelerin rakımları ile yer aldığı harita da Köyler, dam
yerleşmeleri, yayla alanları,kış ve yaz kamp yerleri, arazi ve patika
yolları,su kaynakları,tırmanış rotları,akarsular, göller,kaya buzulları,kalıntı
buzullar, aktif ve atıl maden ocakları,dağda yer alan ağaç kümeleri, dağ
çiçekleri, Vaşak,Dağ Keçisi gibi yöre hayvanları,seyir tepeleri, Kanyon
geçişleri, Dap bisiklet ve yamaç paraşüt
alanları, kayak ,kar sörfü gibi spor alanları,
dağ geçitleri,zirveler yer almaktadır. Ayrıca Milli Park Tanıtım yeri,
dağ evi, kaya anıtı gibi ayrıntılarda harita da gösterilmiştir.
Bu
harita hazırlanması,düzenlenmesi ve basılmasına vesile olan herkesi Niğde adına
yaptıkları bu güzel çalışmadan dolayı kutluyorum.Ayrıca Niğde ili Toros
dağları’na Yaslanan Kapadokya haritası da yine Dr. Cengiz Kayacılar ve Şule Erdilem
tarafından Niğde Valiliğince yaptırılmıştır.Harita resmi verilerde yer alan bilgilere göre
düzenlenmiştir. Bu iki harita Niğde için önemli bir boşluğu doldurmuştur.
Niğde
iline gelecek kişi Niğde il Kültür ve Turizm Müdürlüğüne uğrak vererek iki haritayı
yanına alıp gezisine başlamasında büyük yarar vardır.
ÇALIŞMALAR
ÖMER
FETHİ GÜRER
Niğde
İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü 2008
yılında tanıtıma yönelik vali Sebattin Öztürk’ünde desteği ile bir dizi çalışma
yaparak yayınladı. Buçalışmalarda Niğde ile ilgili farklı ve ayrıntılı detaylar
yer alıyor.Üç kitap yanında iki harita iki broşür ve iki Cd çalışmayı kapsamlı
kılan yayınlar oldu. Bu konuda düşüncelerimizi yazacağız. Bu kere bu çalışmayı
yapan başta İl Kültür ve Türizm Müdürü
Mehmet Öncel Koç ile diğer emek
verenlere Niğdeli bir yurttaş olarak teşekkür ediyorum.Yazılarımızı izlyen
bilir. Niğde ili genelinde tarih doğa
turizm ile ilgili yüzlerce yazı yazdık.O yazılarımızda Niğde tanıtımı amaç ve
çabamız oldu. Niğde birkaç yeri hariç adım adım denecek kadar gezdim. Niğde her
gittiğimde farklı ve ayrı bir detay ile tanıştığım bir dokuya sahip. Bir konuda
bir çalışma olduğunda bir süre sonra yeni çalışma gerekli olacak kadar yeniden
bilgiye erilen bir durumuda var. O nedenle her yıl belli çalışmaların yapılması
ve yenilenmesinde yarar var. Keza Niğde için çıkan çalışamalarda dünden olandan
farklı bazı yeni görünümler yer alıyor.
Bu gibi çaba ve çalışmalarda geniş bir uğraşta gerektiği mutlak o
nedenle emek veren çaba harcayanları
kutlamak gerekiyor.
Niğde
ile ilgili ilk yayında Mehmet Öncel
Koç,Emin Kılıç, İsmail Tecimer, Yrd.Doç. Dr Cengiz Kayacılar adı yer alıyor
Fotoğraflar ise Atilla Alp Bölükbaşı ve
Cengiz Kayacılar imzasını taşıyor. Metin düzeltmeler Emel Taşçı tarafından
yapılmış, 10 bin yıllık Hatıra Niğde kitabında Mehmet Öncel Koç, Cengiz
Kayacılar, Fazlı Açıkgöz, Emin Kılıç, İsmail Tecimer, M. Haris Peker, Ebru Kavaklı ve fotoğraflar İsmail Küçük, Cengiz Kayacılar, Niğde Müzesi
arşivinden alınmış.Fotoğraflarla ilgili Niğde kitabında Mehmet Öncel Koç,
Dursun Şimşek, Emin Ayiş, Nedim Urcan,İsmail Tecimer,Emin Kılıç yayına
hazırlayanlar olarak yazılmış. Grafik
tasarım Kadir Doğan, fotoğraflarda
Dursun Şimşek, Emin Ayiş, Nedim Urcan, H.Ali Dönmez, Oğuz Ecemiş tarafından çekilmiş. Üç çalışma beğeni ile
baktım. Ayrıca iki Niğde Haritasıda yapılmış. Ayrıca bu konularda yazacaklarım
olacak ama Niğde adına bu tür çaba ve çalışmaları doğru buluyorum.
Yapılmış
bir çalışma çok güzel bir emek ürünü olarak Niğdemiz için kazançtır.
Doğal
olarak benim gibi Niğde adım adım sayılacak gezmiş biri için neden yok dediğim yerler vardır. Ama bu eksikler zaman içinde mutlaka
giderlecektir. Umudundayım. Yapılan her çalışma faydalıdır. Her ne kadar bu
çalışmalarda olması gerekenlerde bulunsa
da hiç yoktan iyidir.
Yapıla
yapıla en güzel olanı mutlaka ortaya çıkacaktır. Niğde bilinmeyen yer sayısı
çok sınırlı kalmıştır.Gün gelecek bu bilinmeyenlerde keşif edilecektir. Her çalışmadan sonra yeni
bir çalışma beklentiside olur. İyi ve güzel yapılan girişimler umudumuzu
artırır. Bu bağlamda İlk Kültür ve Turizm Müdürü Mehmet Öncel Koç çabalarını
olumlu buluyorum.
Yaz
aylarında Çukurkuyu Yer Han ve Balcı
Kestane ağacını ve iftiyanı resimlemeye beraber gitmiştik. Heyecanla gördüklerini değerlendiriyordu.İftiyan bölgesinde de
çekimlerinden kitapta yer vermemiş ama o
bölgede gördüklerinden çok etkilenmişti.
Niğde
için dünde çalışmalarda bulunanları hiç unutmadık. Bu gibi eselerin oluşumu
için emek verenlerin olması Niğde adına
şanstır. Niğde Kitabımı ilk bölümü
yazdım Eğer bir sponsor bulur bastırabilirsem Niğde Cumhuriyet döneminde belki
de gidilip görülüp yazılan en kapsamlı çalışma olacaktır. Tek başıma bu çaba ve
uğraşı verirken Niğde tüm detayları ile de tanıdığım için eksik olanı görüyorum ama esas eksik olan
Niğde için bugune kadar seksenbeş yılda seksenbeş kitabın dahi çıkmamış
olmasıdır. Yeni yeni Üniversite ile başlayan bir kıbırdanma vardır. Bunun diğer
kurumlarca desteklenmesi lazım. Bugune kadar
yapılanlar emek verilenler olmuştur. Niğde Yıllıkları ile Şahenklerin
bastırdığı Niğde çalışmaları yakın dönem
için yararlı yayınlardır. Keza Cumhuriyet döneminde Niğde tarihi içeren kitaplarda yapılmıştır
ama dediğim gibi halende Niğde tüm detayları ile tanıtım sürecine erememiştir.
Olumlu gidiş ve çabalar bunun her
keresinde bir eksiğini tamamlamak şeklinde devam etmektedir.
Niğde
İl Kültür ve Truizm Müdürlüğü çaba ve çalışmalarından dolayı kutluyorum ve
devamının Niğde adına faydasına inandığımı belirtmek istiyorum.
HATIRA
ÖMER
FETHİ GÜRER
Niğde valiliği tarafından Niğde ile ilgili “ 10 bin yıllık Hatıra” adı
ile yayınlanan kitap Niğdemizde farklı yerlerin anlatımı yapılıyor. Kitap Niğde
tarihçesi, Niğde Müzesi, Niğde Kalesi, Gümüşler Ören Yeri, Köşk Höyük, Ak
Medrese,Sarıhan, Sokullu Mehmet Paşa Bedesteni, Ulukışla Öküz Mehmet Paşa
Külliyesi, Camiler, Türbeler, Hamamlar, Niğde Evleri, Kiliseler özet
olarak kitapta anlatılıyor.
Kitapta
Niğde ile ilgili bir harita yanında Aladağlar, Bolkarlar,Doğal Güzelliklere de
yer veriliyor. İngilizce-Türkçe boyutu
düzeni ile Niğde için ihtiyaç olan bir çalışma gerçekleştirilmiştir. Emek
veren, çaba gösteren, resimleri çeken ve yayınlanmasını sağlayanlara bir Niğdeli olarak teşekkür ediyorum ama
birkaç nokta var ki onları da yararlı olacağını düşündüğüm için belirtmek
istiyorum.Çünkü bu çalışma bir ekip işi, tek başına bir kişi yapmış olsa bazı
eksikler olağan görülebilir ama Niğde
için doğru ve yararlı bu çalışmada saptadığım bazı eksiklikler var.Örneğin “10 bin yıllık Hatıra” kitabında 12 sayfada Niğde Müzesi resmi var ki benim
gibi çok kere müzeyi gören biri için dahi “burası neresi?” denecek kadar anlaşılmaz bir resim kitapta yer verilmiştir. Keza 41 sayfada yüksekten camii görünümü de
oldukça koyu bir çalışma olmuş.Dijital ortamda resimler konusunda daha titiz
seçimler yapılabilirdi.. Onun dışında kitapta yer alan bilgiler Niğde tanıtımında gerekli olan bilgilerdir.
Niğde Tarihi konularda özellikleri detayları ile çok kere yazdık. Bu kere kitapta yer alan Niğde mesire ve gezi
alanları olarak belirtilen yerleri bir kez daha anımsatalım. Çünkü bu konuda
diyeceğimizde var. Kitapta deniliyor ki Niğde gezi ve mesire alanları: