ÜZEYİR
LOKMAN ÇAYCI
|
“Üzeyir Lokman ÇAYCI kimdir?” diye başlar
genellikle bu yazılar. Ama aşağıda Sayın Çaycı’nın yaşam öyküsünden önce biz
bu soruyu yanıtlamak istedik. Üzeyir Lokman Çaycı, her şeyden önce çok özel bir
insandır, yüreği sevgi ve iyi niyetle dolu bir şair, bir ressam ve bizce
duruşu ile bir düşün adamıdır. Aynı zamanda sitemizin ilk üyesidir. Hem de
sitemizin açılmasından yaklaşık bir saat sonra şiir dolu bir ileti ile üye
olmuş ve bizi iletisi ile inanılmaz derecede mutlu etmiştir. İşte bu
sayımızda Sayın Üzeyir Lokman Çaycı’yı sizlerle paylaşmak istiyoruz. Şiir
sevenler onu yakından tanıyorlardır. Şairimizin sadece şiirleri değil duygu
yüklü ve oldukça özgün resimleri de şiirleri kadar etkileyici. Kaleminiz ve
gönlünüzün ışığı hep örnek olsun, Sayın Üzeyir Lokman ÇAYCI. Üzeyir
Lokman ÇAYCI 1949 yılında Türkiye'nin yeşilliği ile meşhur Bor ilçesinde
doğdu. İlk, orta ve lise tahsilini aynı ilçede tamamladı. Sonra, üniversite
giriş sınavı yanında ikinci bir sınav daha kazanarak Devlet Güzel Sanatlar
Akademisi Uygulamalı Endüstri Sanatları Yüksek Okulu'na girdi. Bu okuldan
1975 yılında iç mimar ve endüstri tasarımcısı olarak mezun oldu. Yaptığı
özgün çalışmalar bilenlerin dikkâtini çekmekte gecikmemiş
sergi, dergi ve mecmualarda kabul görmüştür. Mezuniyetinden sonra Koç Holding
Demir Döküm Fabrikaları Araştırma-Geliştirme bölümünde çalıştı. Asteğmen
olarak yaptığı askerlik hizmeti süresince, arkadaşları ile birlikte, çeşitli
tarihi eserlerin (heykel, rölyef, vs) kurtarılmasına ve daha sonra da
Beşiktaş Deniz Müzesinde sergilenmesine katkıda bulundu. 14
yaşından itibaren yazdığı şiir ve hikâyeler çeşitli gazete ve dergiler
kendisine büyük ilgi gösterdi. Basın, dergi ve antolojiler onun içtenlik dolu
kreasyonlarına kucak açtı. Tanınmış çağdaş Türk
şairi Ümit Yaşar OĞUZCAN'dan gördüğü yakın ilgi onu önemli platformlara
taşıdı. İstanbul Beyoğlu'nda emektar şairlerin de üyesi olduğu Esir Kulüp'ün
müzikli şiir gecelerinde şiirlerini yıllarca okudu ve takdir gördü. Binlerce
şiirseverden aldığı mektupları arşivlemiş olup, günümüzde şiirleri Fransızca,
İngilizce ve Almanca dillerine çevrilmektedir. Şu
ana kadar 1975 te Akşamların Durağı adli şiir kitabı ve 1989 da biyografi
kitabı Türkçe olarak yayınlanmıştır. Önümüzdeki aylar içinde ise Sen Suçlu
Değilsin Arkadaş (şiirler), Gurbette Türk Dünyası (araştırma), Oğlumu Elimden
Aldılar (roman), Avrupa'da Türkiye (araştırma) okurların beğenisine
sunulacak. Brüksel'de yaşayan değerli çevirmen, tercüman, sanat aşığı ve
yazar Yakup YURT tarafından Fransızca'ya çevrilen güzel şiirlere Fransız
basın-yayın dünyasında ve yetkili kuruluşlar nezdinde gitgide artan bir ilgi
gözlenmektedir. Halen, alçak gönüllü ve kompetan Yakup YURT' tan aldığı
destek ile, Üzeyir Lokman ÇAYCI çalışmalarını
Fransa'da sürdürmektedir. Neziha
hanım ile 1995 te evlenen şair, yaşamını kazanmak için 1991 yılından beri
AFPA'da (Yetişkinler Meslek Eğitim Merkezi) çalışmaktadır. |
NİĞDE
İLİ’NİN, TÜRKİYEMİZ’İN DÜNYAYA AÇILAN PENCERELERİNDEN OLAN SİTEMİZ YAZARI
ÜZEYİR LOKMAN ÇAYCI KÜLTÜR HAYATIMIZIN AVİZELERİNDENDİR… SAATLERDE OKUMANIZI
SALIK VERİRİZ..
Yazarımızdan
gelen tebrik
Mübarek Ramazan Bayramınızı en içten dileklerimle
kutlar. bu mübarek günün size ailenize, ülkemize
ve tüm islam alemine hayırlara vesile
olmasını temenni ederim.
Selam ve sevgilerimle.
Üzeyir Lokman ÇAYCI
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes
FRANCE
------------------------------------------------------------
http://monsite.wanadoo.fr/SEVGI/
------------------------------------------------------------
http://serran.site.voila.fr/index.jhtml
http://uzeyircayci.sitemynet.com/fleur/index.htm
http://uzeyircayci.sitemynet.com/leseditions/index.htm
![]()
![]()
|
|||||||||||||||||||

![]()
GELMEZ OLAYDIK !
Üzeyir Lokman ÇAYCI
Hamza ve Nuh, birbirlerine gönülden, sımsıkı bağlıydılar. Yetmişer yaşındaydılar. Göbeklerine kadar inen sakalları, siyah
şalvarları, bellerindeki renkli kuşakları ve
başlarından hiç çıkarmadıkları önü siperli, altı köşeli şapkaları onları
tanımlıyordu. Hamza’nın ak sakalı, Nuh’un da kara sakalı vardı… Amca
çocuklarıydılar. Öylesine birbirlerine benziyorlardı ki görenler onları ikiz
kardeş zannediyorlardı.
Her ikisinin evli, ikişer oğulları vardı… Kars’ta olduğu gibi İstanbul’da
da evleri bitişikti. Her ikisi de gelinleriyle ve torunlarıyla birlikte yaşıyorlardı. Her ikisinin eşleri de gelinlerine
ellerinden gelen yakınlığı gösteriyorlardı.
Oğulları Eminönü’nde hamallık yaparak ailelerinin
geçimlerini sağlıyorlardı.
Her ikisi de İstanbul’a geldiklerine bin pişmandılar. Dillerinden : « Hani taşı
toprağı altındı buranın?
Bir yıl dayandılar… iki yıl sustular… Üçüncü yıl sabırları taştı ve iki komşu yola
koyuldular… Sorup soruşturarak İstanbul Belediyesi’nin önüne kadar
geldiler. O sırada
orada bulanan genç bir bayana,
Hamza :
- Evladım burası İstanbul
Belediyesi mi? Bayan :
- Evet
amca! Eliyle göstererek
; « Şu kapıdan gireceksiniz…»
dedi.
İçeriye girdikleri zaman tam karşılarında bulunan pala
bıyıklı, iri ve çatık kaşlı danışma görevlisiyle her ikisi birden göz göze
geldiler. Görevli kalın sesiyle :
- Buyurun... bir arzunuz mu var?
Her ikisi birden :
- Evet evladım biz belediye
başkanıyla görüşmek istiyoruz.
Danışma görevlisi pala bıyıklarını parmaklarıyla sağlı sollu yukarıya doğru kıvırarak :
- Bu biraz zor! Burası yol geçen
hanı değil ki her geleni içeri alalım? Burada
bu sebeple biz varız ya!
Hamza :
- Ah evladım… Bizim büyük bir hanımız vardı Kars’ta…
İsteyen dilediği zaman girip çıkardı… Eşekler
anırır, kuzular melerdi… Kapısı gece
gündüz herkese açıktı… Ne içinde,
ne dışında senin gibi pala
bıyıklı danışma görevlisi de yoktu…
Nuh :
- Bizim de kapımızın önünde gece gündüz içine yiyecek koyduğumuz bir leğenimiz vardı. Gelen köpek yalar...
geçen köpek yalardı.
İri ve çatık kaşlı danışma görevlisi iyice sertleşerek :
- İyi ya! İneklerle...
kuzularla... köpeklerin yalamalarıyla...
hanla... leğenle bizim ne alakamız var? Söylediklerinizden ben en ufacık
bir şey anladıysam arap
olayım?
Her ikisi birden :
- Ahhhh… Ah! Bizi kim anladı
ki zaten?… Anlayanlar da yanlış anladılar! Görünüşünle hiç de arap olacağa
benzemiyon? Evladım sen bizi belediye başkanına
götür...bu bize yeter! Ona : « İki
kişiler… bunların sakalları da var… Yaşlılar… Seni görmeye gelmişler... » de.
O anlar!
Danışma görevlisi düşündü...
İçinden « birbirlerine benzeyen bu adamlar mutlaka belediye başkanımızın
yakınıdır... » şeklinde bir his geçerek onları yukarıya çıkardı...
Belediye başkanının makam odası önüne gelince her
ikisine « Şalvarlarınızı düzeltin... çeketlerinizin düğmelerini ilikleyin...
şapkalarınızı çıkarıp sol ellerinizin koltuk altlarına koyun... saç ve
sakallarınızı da tarayın... akrabası da olsanız her ziyaretçinin belediye
başkanına karşı görevidir bunlar! »
Her ikisi birden seslerini yükselterek :
- Hepsi bu kadar mı? Bizi herhalde
yanlış yere getirdin? Sende lâf çok maşallah!
Daha ilâve edeceğin bir şeyler varsa, eline fırsat geçmişken onları da
söyle?
Madem ki her ziyaretçinin belediye başkanına karşı görevleri var , belediye
başkanının da her vatandaşa karşı
görevleri yok mu? dediler.
Danışma görevlisi kendi kendine « bu iki yaşlı adam herhalde benim başımı belâya sokacaklar? » dedi ve kapıyı
tıkırdatarak her ikisini içeriye soktu.. Kendisi de alelacele merdivenlerden çift basamak atlayarak, oradan
uzaklaştı...
Aşağıya indiğinde her tarafı açık danışma masası arkasında « bizimkiler
belediye başkanımıza iyi şeyler yaşatacağa benzemiyorlar » şeklinde uzun uzun
düşündü... Gözleri daldı... Derin derin iç çekti...
« Onları içeri sokmakla bir hata mı yaptım yoksa? » gibi bir yığın vesvese
içerisine girdi.
Her ikisi birden içeriye girer girmez belediye başkanına :
- Selamünaleyküm, dediler.
Hamza :
- Biz seni ziyarete geldik
evlâdım. Kars’lıydık, gelmez
olaydık... geldik İstanbul’a yerleştik.
Geçen yağmur yağdı. Evimizi su bastı… Sen sorma
evin içinde
şaşkınlıktan her birimiz paçalarımızı sıvayarak saatlerce gezim gezim
gezindik ! Yataklar… yorganlar, halılar, minderler ve yastıklar şirşibit
suların altında kaldı... Hepimiz başladık
beddua etmeye! İnşallah yerine ulaşmıştır... Ne kanalizasyon var... Ne kanal
var? Çeşmelerimizden su yerine hava çıkıyor... Elektirik de sık sık kesiliyor.
Yollar inşaatlarla kapalı... Çukurlarda ölen ölene! Kimsenin gıkı çıkmıyor!
Konuştuk kendi kendimize gudümsüz insanlara reylerimizi verdik böyle oldu... Bu
çektikleriniz az bile... Sizi gidi kafasız insanlar, şimdi de ulu orta
konuşuyorsunuz? Oh olsun işte!
Ektiğinizi biçiyorsunuz, dedik...
Biri belediye başkanının sağ tarafına diğeri sol tarafına geçti. Belediye
başkanının kollarından tutarak var güçleriyle yukarıya kaldırdılar...
Nuh :
- Gördün mü Hamza, Belediye başkanı
oturduğu yere yapışık değilmiş!
Hamza :
- Yapışık olmadığını ennihayet gözlerimizle gördük!
Belediye başkanı olanlardan bir şey anlayamadı. Öfkeyle :
- Siz ne yapıyorsunuz Allahaşkına? Kafayı mı yediniz siz, be ihtiyarlar? Kime ne yaptığınızın farkında
mısınız? dedi onlara.
Hamza :
- Biz tek şeyin farkındayız... Bu da
senin gibi bir adama rey verdik... Buralara getirdik! Maşallah… maşallah sen
çok rahatsın! Sırtını döndün bize! Gel keyfim gel! Makamına hiç kimsenin gelmemesi için de palabıklı
insanlardan duvarlar da örmüşsün... Ah evladım ah! Senin dünyadan haberin yok?
Biz üç senedir senin yüzünü hiç göremedik! Seçimlerden önce bize nice sözler
verdin, sorunlarınızı mutlaka çözeceğim dedin... Kazandıktan sonra bir daha
bölgemize gelmedin. Biz Nuh ile konuştuk... Gidelim bakalalım belediye başkanı
yerinde mi? diye... Bugün baktık yerindesin. Çok şükür bu bizi oldukça rahatlattı...
Bir de bakalım koltuğuna yapışık mı,
yapışık değil mi? diye... Seni
kollarından kaldırarak bunu da gördük... Yani
yapışık ta değilsin… İki yaşlı vatandaş olarak şimdi sana soruyoruz, bizim
problemlerimizle ilgilenmeyecektin de hangi yüzle belediye başkanı oldun ?
Biz evlerimizde acı çekerken sen hangi vicdanla burada rahat rahat oturuyorsun ? Bu vurdumduymazlıklarınla
aldığın maaşların helal olup olmadığını
sen hiç kendi kendine düşündün
mü?
Nuh :
- Hani seçimden önce mahallemize geldiğinde sakallarımızı okşayarak
bizden rey istemiştin? Bizler de senin güler yüzüne tatlı sözlerine aldandık...
Gittik kuzu kuzu sana rey verdik! Şimdi
de deden yaşındaki bizim gibi adamlara utanmadan « kafalarınızı mı yediniz... »
diye hakaret ediyorsun?… Nasıl olsa Belediye Başkanı seçildin! Bize ihtiyacın
kalmadı değil mi? Adamların gül gibi evlatları, açtığınız çukurlara düşerek
canlarını veriyorlar... Sen ve senin gibiler de bir de Müslüman geçinerek bunları göre göre umursamazlık
içerisindesiniz? Seçimlerde ALLAH
lafzını dilinizden hiç düşürmüyordunuz? Nerede şimdi o ALLAH? Dilini mi yuttun
konuşsana! Halk uyansa... hepsi tek tek buraya kadar gelip bizim
yaptıklarımızı yapsa, bizim söylediklerimizi söylese senin gibi adamlar bir
daha gelirler mi bu makamlara? Haydi
gidelim Hamza bu adamdan ne köy olur ne da kasaba? Görmüyor musun, söyleyecek
söz bulamadı... bön bön bize bakıyor...
“Düş yansıması”
İstanbul, 20.12.2006
Selam ve sevgilerimle.
Üzeyir Lokman ÇAYCI
Concepteur industriel - Architecte d'intérieur
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes
FRANCE
uzeyir.cayci@wanadoo.fr
http://serran.site.voila.fr/index.jhtml
http://monsite.wanadoo.fr/SEVGI/
![]()
Ceux qui
se nourrissent de viandes…de produits laitiers…de desserts
Ne
peuvent t'estimer à ta juste valeur.
Même si
la pierre se fendait, tu ne peux pas leur faire ouvrir
Les
fenêtres de leur ferme…
Des gens
comme toi ne font pas partie de leur centre d'intérêt
Tu
n'existes pas…
Dorénavant
tu dois savoir
Qu'ils
n'ont pas de temps à te consacrer!
Ils ont
les yeux fixés toujours vers le haut
Pendant
qu'ils s'inclinent
Avec un
sourire au dessus de leur double menton
Devant le
souverain… le sultan
Crois-tu
un seul instant qu'ils te reconnaissent?
Si tu me
demandes mon avis à ce sujet
C'est que
les bouts de leur ficelle
Sont aux
mains d'autrui
Ne te
formalise point du fait
Qu'ils se
prennent pour des rois!
Avec des
espoirs vains
Et des
attentes mal placées
N'attends
pas d'eux
Qu'ils te
considèrent comme un homme…
Même si
tu écris des centaines de lettres
Aux
hommes des portes fermées
Dans le
but de les voir ou de leur parler
Tu ne
recevras même pas une seule réponse…
Méfie-toi,
sois attentif
Par-dessus
tout
Tu leur
permettras d'avoir des airs hautains
En se
croyant importants
Ils te
regarderont avec dédain!
Ils
aiment bien se caresser
Le dos
les uns des autres…
Il ne
reste plus
Qu'à
écouter leurs conversations "avec admiration"
A vanter
leurs écrits "exagérément"
A
récompenser leurs faits "par applaudissement"…
Ne perds
pas de temps
Et ne
t'occupe pas
En
pensant à autres choses.
Üzeyir
Lokman ÇAYCI
Paris,
20.06.2007
Traduit
du turc par : Yakup YURT ©
![]()
Sevgili Osman Agabeycigim,
Sagol, varol.