ÜZEYİR LOKMAN ÇAYCI
AKP’ye ve referanduma «HAYIR»
AKP’nin Türkiye’yi getirdiği nokta oldukça hazin ve düşündürücüdür. Neye
ellerini attılarsa ve nereye
dokundularsa orayı çürütmüşlerdir. 80 yıl sonra ilk kez Türk Silahlı
Kuvvetlerini yıpratan ve etkisiz hale getiren tek parti AKP’dir. Ne olduğu
belli olmayan «Açılımlarla» tahribatlar üretilmiş, sorunlar körüklenmiştir.
Hile ile ellerine geçirdikleri gazete ve televizyonlarla millî menfaatlerimize
ters bir haber gücü oluşturarak vatan,
milllet, bayrak, ordu ve dinle ilgili ortaya koydukları yıpratma faaliyetleri
gizlenilmiş, 8 yılda yapılan kıyımlar, yolsuzluklar, anayasa ihlalleri, Türk
milletinin geleceğini ilgilendiren yanlış kararlar bu yolla ört bas edilmiştir.
AKP’ye ve referanduma «HAYIR» demek
«demokrasiyi, insan haklarını savunmak» ve «haksızlığa, zulme, yolsuzluğa karşı
çıkmak» demektir.
12 Eylül’de yapılacak Referandum için her şeyi kullanarak hayali düşmanlar
üretmek suretiyle sürdürülen çirkin siyaset
bir hizmet gibi sunulmaya çalışılmaktadır.
AKP tarafından insan hakları ve hukuk adeta rafa kaldırılmış Türkiye’de bir
emperyalist yapılanma için öncülük yapılmaktadır.
Demokrasi tartışılır hâle gelmiş, korku milletin özgürlüklerini
sınırlayacak bir şekilde her kesime pompalanmıştır.
Tırmizi Peygamberimiz’in (S.A.) bir sözünü bize sunmaktadır :
«Sevdiğin kimseyi biraz idareli sev, olabilir ki günün birinde sana buğz edici
olur. Buğz ettiğin kimseye karşı fazla ifrata kaçma, olabilir ki, günün birinde
dostun olur.» Bunu biraz açarsak : «Dostuna fazla sır verme olabilir ki bir gün düşmanın
olur, düşman gibi kabul ettiğin kişiyle de bilir bilmez savaşma, olabilir ki
bir gün dostun olur.»
AKP yöneticilerinin Türk milletinin kalbi olan Türk Silahlı Kuvvetleriyle,
vatanseverlerle mücadeleye girerken Türkiye’yi de içine alan Ortadoğu’yu
parçalama ve bölme projesi olan BOP’a
eşgüdüm başkanlığı yapmaları bugünkü ülkemizde yaşanan ve resimlenen kötü
manzaranın kaynağını teşkil etmektedir.
Halk’tan
kopuk AKP’li yöneticiler
Koruma ordularıyla topluma sundukları yöneticilik
kavramı, milletten korkmanın ya da kopmanın ve
suçluluk kompleksinin bir yansımasıdır. Bugün Avrupa ülkelerindeki
cumhurbaşkanların, başbakanların, bakanların halktan biri olarak milletin
içerisine rahatça girebilmeleri ile Türkiye’deki bugünkü AKP zihniyetini
yansıtan Cumhurbaşkanı, Başbakan ya da
bakanların halkın içine koruma ordularıyla girmeleri ve milletten
kopuklukları kıyaslandığında,
Türkiye’de 8 yılda sergilenen «AKP’li yöneticiler oluşumunun» hazin
hallerini görüyoruz. Bu tür kişiler sizi arzu ettiğiniz şekilde asla
yönetemezler, size hizmet ve huzur da sunamazlar. Stratejik hassasiyetlerinize,
vatan severliğinize, inancınıza duyarlılık gösteremezler.
AKP’ye ve referanduma «HAYIR» demek, bölücülüğe,
yoksulluğa ve hukuksuzluklara son vermek demektir !
Askerler şehit olurken, komutanlar iftira ve tertiplerle tutuklanırken, bu,
koruma ordularıyla gezen, milletten kopuk şahısları daha da yakından tanımış
oluyoruz.
Anayasa’nın 5.
maddesi’ne baktıktan sonra : «Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin
bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve
demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu
sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet
ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal
engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli
şartları hazırlamaya çalışmaktır.»
Aşağıdaki haberleri irdeleyiniz!
¤
09.06.2006 tarihli Hürriyet Gazetesi’nde Tufan TÜRENÇ : «AKP
yolsuzluk sarmalına dolanmış»
¤ 4 Eylül 2007 tarihli Hürriyet Gazetesi’nde Cüneyt
ÜLSEVER : «Ilımlı İslam! BU terim beni hem çileden
çıkarıyor, hem de Batı’da Türkiye için kullanıldığında ürkütüyor. Terimi
duyunca çileden çıkıyorum, zira terimin hiçbir anlamı yok; ürküyorum zira terim
Türkiye’ye hedeflerini değiştirmesini teklif ediyor.»
¤ 07.12.2007 tarihli Mynet Haber : «Hükümetin çocukları 5 yılda nasıl yükseldi?»
¤
08.01.2009 tarihli
Yeniçağ Gazetesi’nde CHP lideri Deniz Baykal, yeni
gözaltı dalgasına sert tepki gösterdi : Cumhuriyetle hesaplaşılıyor!
¤ 09.01.2009
tarihli Yeniçağ Gazetesi : Tayyip Erdoğan’a sabıkalı danışman... Laikleri şişe geçirecekmiş! Akif Beki’nin istifasının ardından Başbakanlık Basın Müşavirliği’ne
getirilen Bülent Arınç’ın eski danışmanı Kemal Öztürk’ün, laliklik karşıtı bir
isim olduğu ortaya çıktı
¤ 10.01.2009 tarihli
Yeniçağ Gazetesi : Haşim Kılıç'ın
oğluna tuhaf jest : Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın kısa
dönem asker oğlu Ahmet Şirvan Kılıç’a, yemin töreninin ardından makam aracı
tahsis edildi, genç asker Kaymakamlık Konutu’nda ağırlandı.
¤ 10.01.2009 tarihli
Yeniçağ Gazetesi : İntikam alma
operasyonu : CHP’li Kılıçdaroğlu,
Ümraniye davasının AKP’yi eleştirenleri gözaltına alma sürecine dönüştüğünü
savundu.
¤ 10.01.2009 tarihli
Yeniçağ Gazetesi : HUKUKUN İSYANI! : Dünyanın gözünü Türkiye’ye çeviren son
gözaltıların ardından Barolar Birliği de sert bir uyarı yaptı. Başkan Özdemir
Özok, “Herkesin telefonunun dinlendiği, işkencenin yeniden yaşam bulduğu,
polisin her kesime ölçüsüz güç kullandığı, yargı kararlarının etrafından
dolanıldığı, yargıya baskının giderek arttığı bir dönem yaşanıyor” dedi.
¤ 23.01.2009 tarihli Vatan Gazetesi : «ABD'de yayımlanan The Wall Street Journal gazetesi,
Türkiye'nin giderek Batı'dan koptuğunu belirterek, AKP döneminde Türk dış
politikasını iki yeni faktör yönlendiriyor “Din ve para” ifadesini kullandı.»
Bu haberlerle anılan bir iktidar partisi yöneticileri size daha kötü
anlar yaşatmak için meydanlara çıktılar.
Bir bakıyorsunuz ağlama sahneleri düzenliyorlar... Bir bakıyorsunuz,
burunlarının dibindeki şehitleri ya da Kerkük’teki veya Irak’taki kıyımları
görmezlikten gelenler 30 yıl öncesinin
kapılarını aralıyorlar. Ben veya benim gibi olanlar işkence çekerken keyif sürenler
veya o zamanların baskılarıyla hiç ilgileri olmayanlar siyasi tavırlara girerek
duygu sömürüsü yapıyorlar.
Zalimlere dua
edenler
¤ Zalime bekası için dua eden yeryüzünde
ALLAH’a isyan edilmesini seven kimsedir. «Hadis-i şerif, İhyau
ulumuddin, cilt 2, sayfa 357»
Herkes
tarafından bilinmektedir ki Turgut Özal bütün tercihlerini Bush'tan yana koymuş ve O'nun
başarısı için «DUA» ettiğini açıkça söylemişti.
Onun resimlerini afiş yaparak aynı yolda olduklarını açıklayan ve Türk askeri
söz konusu olduğunda "askerlik yan gelip yatma yeri değildir" diyen Recep Tayyip Erdoğan da bütün tercihlerini 1, 5 milyon Irak’lı
Müslüman’ın ölümüne sebep olan oğul Bush'tan yana koymuştu : «Kahraman(!) Amerikan
askerlerinin sağ salim ülkelerine dönmeleri için dua ediyorum.»
şeklindeki yakarışı zihinlerden silinmemiştir.
Şehitlerimize «kelle» demek ayrıcalığı (!) bu kişilerin
vatanseverlikleri ve Türk ve İslam
dünyasına bakışlarına dair birer ipucu vermektedir.
AKP’li
yöneticiler millî menfaatlerimize hizmet etmiş olsalardı Türk Silahlı
Kuvvetlerimize ve vatanseverlere tertip yapılmasına ve Türkiye’yi de içine alan
Ortadoğu’yu yeniden şekillendirme ve parçalama projesi olan BOP projelerine
bölgemizde «eşgüdüm başkanlığı yaparak» öncülük etmezlerdi.
İçindeki
bulundukları durum ve Türkiye haricindeki hizmet ettikleri alanlar itibarıyla
AKP’li yöneticilere AB ve ABD’liler tarafından gösterilen
İlgi
mutlaka sorgulanmalıdır!
17.05.2008
tarihli The Times: "Batı'nın hayati çıkarları için AKP kapatılmamalı"
derken AKP’nin yolsuzluklarına, anayasa ve yasa ihlâllerine bakmıyor. Batı
ülkeleri AKP ile Türkiye üzerindeki emellerini ve çıkarlarını kollamaktadırlar.
Yani burada AKP yöneticileri Türk Millî menfaatlerinden daha çok batı
çıkarlarına hizmet ederek ayakta kalan parti ya da iktidar görüntüsü
vermektedir. Bu konu bununla sınırlı
değil! Ta Amerika’ya kadar uzanıyor :
25.06.2008 tarihli gazetelere yansıyan haberlerle AKP hakındaki
kapatma davasında son dönemece girilirken Amerikalı yetkililerin AKP'ye
desteklerini artırdığını biliyoruz. Amerikan Dışişleri Bakan Yardımcısı Matt
Bryza’nın "AKP'nin kapatılması ulusal çıkarlarımıza aykırı"
şeklindeki ifadesini bir kere değil bin kez düşünmemiz gerekmez mi? Daha önce de Amerikan Dışişleri Bakanı Rice
ile Bakan Yardımcısı Dan Fried'in benzer yönde açıklamalarını da biliyoruz. O
zaman bizim açımızdan Türk Milletinin bekası için şöyle bir sonuç ortaya
çıkıyor : AKP’nin kapatılmaması bizim ulusal çıkarlarımıza aykırıdır.
Anayasa
Mahkemesi’nin verdiği karara ve referandum yolunu açmasına en çok sevinenler
arasında ABD ve AB yetkilileri yer almıştır.
Hiçbir
zaman Avrupa topluluğuna giremeyecek olan Türkiye üzerindeki hesaplar AKP
yöneticilerinin verdikleri tavizlere bağlı, değişik ve çıkar amaçlıdır.
AB
Komisyonu sözcülerinden Ferran Tarradellas Espuny, karardan sonra şu açıklamayı
yapmıştır: «Anayasa değişikliği paketinin olumlu adım olduğu inancımızı,
Anayasa Mahkemesi kararının ardında da korumaya devam ediyoruz. Türkiye’nin,
AB’nin yıllardır ilerleme raporlarında ve katılım ortaklığı belgesinde
vurguladığı noksanlıkları tamamlayabilmesi için 12 Eylül’deki referandumda evet
oyu çıkmasını istiyoruz.»
Avrupa
Parlamentosu Sosyal Demokratlar Grubu Başkan Yardımcısı Hannes Swoboda, «Biz AB
olarak her zaman Türkiye’nin demokratikleşmesine ve reformlarına destek
veriyoruz ve bu gördüğümüz anayasa paketi de reformlara, özgürlüklere açık bir
paket. Dolayısıyla biz bu değişikliği destekliyoruz» (Radikal.com, 11.07.2010)
diyerek, paketteki, bizim göremediğimiz
«demokratikleşmeyi (!)» görmüş ve AKP’ye destek olmuştur.
Bu açıklamalar, kahraman subaylarımıza ve vatanseverlerimize
reva görülen hukuksuz girişimlerde kimlerin parmakları
olduğunu da belgelemektedir.
Ülkemizin
dünyaya daha fazla rezil olmasını, teröristlerle mücadele eden
kahramanlarımızın tacizlerle ve yargısız infazlarla cezalandırılmasını
istemiyorsanız, daha çok endişeye ve umutsuzluğa kapılmak istemiyorsanız 12 Eylül Referandumunda «HAYIR»
oyu kullanın!
Hiçbir Avrupa ülkesinde bu tür
haberlere muhatap olan hiçbir iktidar partisi bir saniye dahi görevde kalamaz!
Amaçları anayasa değişikliği değil, yapacakları iki maddelik değişiklikle kendilerini kurtarmaktır. Türkiye’nin ve Türk Milletinin önüne
emperyalizmin tuzakları konulmak üzeredir. Vakit henüz geçmiş değildir. 12
Eylül 2010 referandumuna HAYIR diyerek, inancınıza,
değerlerinize ve vatanınıza sahip çıkın!
Ankara,
25.07.2010
Selam ve sevgilerimle.
Üzeyir Lokman ÇAYCI
Concepteur industriel - Architecte d'intérieur
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes
FRANCE
uzeyir.cayci@free.fr
------------------------------------------------------------------
http://uzeyircayci.sitemynet.com/fleur/index.htm
http://www.artmajeur.com/serap/
-------------------------------------------------------------------
![]()
Gönderiyor
Geçmişte «Jön Türkler» tarafından
ülkemize taşınan yanlışlıkları hiç irdelediniz mi ? Ben sadece ikisini burada nakledeceğim :
Fransa’da helâlar için adlandırılan « 00 » yani «sıfır sıfır =
numarasız» anlamına gelen «sans numéro» ülkemize «100 numara = cent numéro» olarak taşındı. Yani «sans numéro» ile «cent numéro» okunuşları aynı olduğu için bize de
yaptıkları yanlışlığı yutturdular.
Abdesthane, helâ, WC, 00 gibi
yüznumara da dilimize girdi.
Fransa’da gelin arabalarına oyuncak bebek konulmasının
anlamını ben 1984 yılında Birinci Lyon’da bir rahipten öğrendim. O bana
arabalara konulan «oyuncak bebeklerin» «evlenen kadınların dul olduğunu»
simgelediğini söyledi. Bugün bu âdet,
anlamı bilinmeden yani Avrupa’dan taklit edilerek ülkemizde gelişigüzel
kullanılmaktadır.
30 yıldır
yaşadığım Avrupa ülkelerinde gördüğüm kadarıyla gurbetçiler için hayat bugün
hiç de iyi değil. Gurbetçilerin ilk adım attıkları sırada Fransa’da ve bazı
ülkelerde törenlerle karşılandıklarını biliyoruz. Osmanlı geliyor diye,
palabıyıklı, iri yarı, güçlü, yiğit, mert
ve güvenilir insanlar olarak tahayyül edilerek karşılanan Türkler ilk
geldikleri günlerde kendilerine olan güvenle
nüfus cüzdanlarını ehliyet gibi göstererek rahatça ehliyet sahibi
oldular. Sokaklarda cemaatlerle namaz
kıldıkları sebebiyle toplum düzenini bozmaları gerekçeleriyle haklarında
soruşturmalar açıldı ve mahkemelere haval edildiler. Mahkemelerde şahitler göstererek
biz eğer vakitlerinde namaz kılamazsak dengelerimizi kaybederiz, cinnet
geçiririz diyerek beraat ettirildiler. Bunlar hem gurbetçiler tarafından bize
anlatılan, hem de resmî makamlarca açıklanan konulardan bir kaçıdır… Daha
sonradan gelenlerce ve Fransız makamlarınca
bu olayların kahramanlarının dinlerini iyi bilmedikleri de anlaşıldı.
Pekiyi
sonra ne oldu ? Nüfus cüzdanlarının ehliyet ve Türklerin güvenilir
olmadıkları tescillendi. Sokaklarda, caddelerde namaz kılanların da dini
kullanarak rol yaptıkları anlaşıldı… Ehliyet almak için dahi yeni tedbirler
geliştirildi. Eğer Fransa’ya girdiği tarihten sonra ehliyet alındıysa bunun
onaylanması, bu ehliyetler «rüşvetle alınmış kabul edilerek» reddedildi.
1980’de François
Mitterand affı olarak bilinen kaçak işçilere oturma ve çalışma izinlerinin
verildiği dönemde, polise verilen belgeler de dikkatleri çekti. Yani «1980’den
önce Fransa’da olduğunuzu ispat edin» denildiği zaman onlar ilginç yollara
başvurdular. Güya burada iken önceden
gelen Türklerin evlerinde kaldıklarını ileri süreceklerdi. Üzerindeki tarihin
«1980 tarihinden öncesine ait olduğunu» gösteren Türkiye’deki postanelerden
pullu ve damgalanmış adressiz zarflar temin edilerek, 5 frank karşılığında oturum ve çalışma izni
alacak kaçak işçilere satıldı. Bunlara işçi olmak isteyenler tarafından adresler eklendi... Polis
dosyalarına eklenen bütün belgeler her yönüyle inceledi. Zarflar üzerindeki
damga tarihlerinin 1980 öncesini göstermesine rağmen pullar üzerindeki baskı
tarihlerinin de 1980 sonrasının tarihlerini taşıdıkları görüldü.
Bu olaylar iyi kötü ayırt edilmeden bütün Türklere
güven duyulmamasına sebep oldu.
Döviz makinesi gibi görülenler
Bizzat kendileriyle görüştüğüm bazı gurbetçilerin
Türkiye’de rüşvetle ehliyet aldıklarını da biliyorum. Vilayet isimlerini
vermeyeceğim… Size soruyorum : «Güvenliği, insan hayatını ve dürüstlüğü daima
paranın gerisinde bırakanlardan,
gurbetçiyi para makinesi görerek onları sömürenlerden insanî tavırlar
beklenebilir mi?...»
Avrupa’da tren ve nehir taşımacılığının nasıl
yaygınlaştırıldığını görerek, bu konuda
Türkiye’de AKP ile sergilenen aksi yönde, çağdışı uygulamaları da
ibretle izliyoruz. Fiyasko ile sonuçlanan hızlı tren açılışları, iptal edilen
100 kadar tren seferleri, yoğunlaştırılan otobüs taşımacılığı, çöken
yollar, açılım skandalları, stratejisiz, istişaresiz içi boş kararlar ve
uygulamalar, gibi yüzlerce olumsuzluklar bize hiç umut vermiyor.
08.01.2010 tarihli Le Parisien Gazetesi’nde yer alan
bir haberin başlığını duyurmayı bir görev
Yani gerçek hizmetleri, partizanlık yapmayan,
işlerinin ehli olan insanlarla görmek hiç de zor olmuyor.
İlgisizlikler hizmet
Ne yazık
ki, «İş ve işçi bulma kurumları» gurbete insanlarımızı gönderirlerken onları
Avrupa şartlarına hazırlamayı, seviyelerini, insanlarla veya kurumlarla
ilişkilerini, haberleşme ve iletişim sorunlarını gözden geçirmeyi hiç
akıllarından geçirmediler. Daha
sonralarında ise nelerle karşılaştıkları, nasıl yaşadıkları ve hangi sorunlarla
başbaşa oldukları hiç araştırılmadı. Cemaatleşerek bölünmeleri, inançlarıyla
ilgili kıskaca alınmaları, meslek sahibi olmamaları, eğitim engelleri ya da
kısıtlamalar, alışkanlıklar, işsizlik,
hastalık ve iş kazaları yönünde Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından ciddi
araştırmaların yapıldığına da şahit olmadık.
Kendi
kendine «tırnağın varsa başını kaşı» diyen bir gurbetçi oluşumu, bir
çöküntüyü, bir yozlaşmayı ya da bir
isyanı da beraberinde getirdi.
Bugün
kendilerini kurtarmak için anayasa değişikliği telaşına düşenler Forbach
yakınlarında maden kazasında parçalanarak ölen Yozgat’lı Halil İbrahim
Göcek’in, Lyon’da iş kazası geçirerek koltuk değnekleriyle yaşama mücadelesi
veren Burdur’lu Emin Göçer’in ve bunlar
gibi binlerce vatandaşlarımızın hallerini asla göremeyeceklerdir.
Yoksulluk ve eğitim, toplumu etkileyen iki unsur... İnsanlar kendi
geleceklerinden oldukça endişeliler. Önemsenmeyen gelişmeler, olaylar ve
sorunlar üzerine geniş bir araştırma yapıldığını söylemek mümkün değil.
Apartman altlarında sigaralarıyla uyuşturucu alan lise öğrencileri ve genç
insanlar bu tutkuyu kendilerini kontrol etmekle sorumlu olan anne ve babalarına
da tattırıyorlar. İzlenmeyen alışkanlıklar, umursanmayan bunalımlar, beklenmeyen olayları tetikliyor. Ekserisi
yabancı asıllı olan gençler otobüs duraklarını çevreleyen cam panoları kırarak
rahatlama noktasına itildiler. Okul, aile ve çevre, içinde bulundukları görüntü ile gençliği
kontrolden oldukça uzaklar. Bu yansımalardan okulda da evde de, çevrede de
büyük korku var.
Euro’ya geçilmeden önce bir kilo domatesin kilosu
Fransa'da «1 Frank» idi. Bugün «1
Euro = 6,55 Frank» bile değil, tam «3 Euro»yani 19,65 Frank...
Bu fiyat artışları ücret hariç her şeye yansıtıldı. Malı,
mülkü, fabrikası olanlar durdukları yerlerde 10 kata yükselen bir servete sahip
oldular. Fakirler daha da fakirleştiler.
Ölümler, kazalar, hastalıklar, hırsızlıklar, suçlar ve dengesizlikler
arttı.
08 Ocak 2010 tarihli Le Parisien Gazetesi’nde yer alan,
«BVA» kamuoyu araştırmasına göre 10 Fransızdan 4’ünün işlerini kaybetme
korkuları içinde bulundukları açıklandı. 2010 yılının 2009’a göre daha kötü
olduğu da sık sık ifade ediliyor.
Fransa'da
2009 yılı Kasım ayında işsiz insan
sayısı : 2 630 400.
04 Kasım 2008 tarihli Le Parisien Gazetesi : «Poissy’de
görev yapan Belediye Başkan yardımcısı
Mohammed Bouznada, evi yakınında bilinmeyen bir kişinin saldırısına uğrayarak
yaralandı.»
22 Kasım 2008 tarihli Le Parisien Gazetesi’nde vesikalı –
vesikasız vücudlarını satan ve kaybolan bayanlardan bahsedildi. Silahlı ve
tacizle tecavüze uğrayan bayanlarla Avrupa’daki insan manzaralarının hiç de iyi
olmadığını belgeleyen olaylar günlük hayatın parçaları haline geldiler.
Güvenlik
konusu, psikolojik sarsıntılar, eğitimdeki yetersizlikler sonuçları itibarıyla
endişe verici boyutlara ulaştı.
10 Eylül
2009 tarihli Le Parisien Gazetesi’nde yer alan
Fransa’da bazı bölgelerdeki ev kiralarıyla ilgili bir haberi de
dikkatlerinize sunuyorum :
500 Euro
(1) ile Paris’te
800 Euro
ile Paris’te
1200 Euro
ile Paris’te
10 veya 12
yıl öncesine göre Avrupa insanlarının istemedikleri ekonomik ve sosyal çıkmazlara sürüklendiklerini bir çok
gelişmelerle, ya da onlarla bizzat konuşarak veya bizzat yaşayarak görüyoruz.
Bu
topluluğun görüntüsü bugün bize «bir kaç üye ülkeyi diri tutmak için» zayıf
üyeleri ufalama oluşumu olarak yansıyor. Pekiyi Türkiye böyle bir topluluğa girerse
halk neleri yaşar ? Kölelik ve
dilencilik devri başlar, hırsızlık, yolsuzluk, haksızlık artar, cinayetler,
intiharlar ve iflaslar zirveye çıkar,
insanî ve İslamî hayat çöker… Türkiye bize ait olmayan bir ülke konumuna
dönüşür. Aile ilişkileri sonlanır,
çıkarcılık dostluk bağlarını koparır. ALLAH sevgisi yüreklerden çıkar. Alışık
olmadığımız olaylar, sorunlar bizi acımasızca hırpalar.
Eğitime ve insana olan
yatırımlar kısıldıkça sorunlar ve suçlar artıyor
Bu durumda
Türkiye gibi ülkelerin bu kapitalist yapılanma kapsamına girmesi, topluluğun
zengin ülkeleri tarafından yutulması ve Avrupadaki olumsuzlukların daha büyük
oranda ve daha farklı biçimlerde yansıması anlamına gelmektedir. »
Kaldı
ki güçlü gibi görünen bu birliğin kendi aralarında sürtüşmelere gireceklerini
belirleyen ipuçları şimdiden görülmektedir. Avrupa halkı kendi geleceğini bu
kurgulanmalar içerisinde güvenli görememektedir.
Karanlığa
gözleri bağlı giden bir insan görüntüsünde olan Türkiye’deki iktidar sahipleri,
hiç bir ön çalışma yapmadan, kendi siyasi, psikolojik ve sosyolojik
yansımalarını incelemeden Avrupa Topluluğu ülkelerine katılma hayallerini
taşımaktadırlar.
Gerçekler
çıplak gezer, bazan insanları zorlar, çoğu zaman da hayal kırıklığına uğratır.
Boş hevesleri, iğreti tutkuları, mesnetsiz hayalleri bırakarak, çok katı
şartlar içerisinde bulunan, halklar açısından geleceği tartışmalı olan Avrupa
topluluğu ülkelerine giremeyeceğimizi vakit kaybetmeden öğrenelim.
Biz
insanlarımızın bu ülkelerde çalıştırıldıkları şartları, aşağılanma ya da
aşağılatma şekillerini, karşılaştıklarını bilmeden bu toplulukla ilgili hüküm
verme aşamasına gelmediğimizi da bilmek zorundayız. Kendi vatanseverlerini va
kahramanlarını siyasi ihtirasları uğruna feda eden veya yıpratan iktidar
sahiplerinden dünya Türklerinin gelecekleriyle ilgili sağlıklı ve akılcı
kararlar beklemek boşunadır.
Batı
Avrupa Türklüğü sorunlar içerisinde kaybolmak üzeredir.
Ülkemizde
vatandaşlarımıza, vatan severlere reva görülenler, Irak’ta Türkmenlerin yaşadıkları acılar,
Azerbaycan’da, Batı Trakya’da, Bulgaristan’da, Kosova’da ve Doğu Türkistan’da insanlarımızla ilgili
oynanan oyunlar ortadadır. Bir hususu daha ilgililere önemle arzediyorum : «İnsanlarımızın ölülerine değil, dirilerine
sahip çıksınlar.»
Bize
boşa geçirdikleri bir saatın hesabını veremeyenler 8 yılın hesabını ise asla
veremeyeceklerdir.
(1) € = Avro
Ankara,
14.07.2010
Selam ve sevgilerimle.
Üzeyir Lokman ÇAYCI
Concepteur industriel - Architecte d'intérieur
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes
FRANCE
«Zalimler korkak olurlar!»
Üzeyir Lokman ÇAYCI
Adam sakal diye çenesinde dört tane kıl bırakmış, çanaklanmış
bir gazetenin köşesine «ıvır zıvır» bir şeyler yazıyor... Dedim kendi kendime :
«Git şu oturduğu yerden ahkâm kesen adamı yerinde incele... Hâlini ve endâmını
bir gör… Şerefli insanlara olur olmaz iftiralar yaparken bu adamlar güçlerini
nereden alıyorlar, yerlerinde tespit et !»
Atladım otobüse,
git Allah git... yol bitmez! Nihayet sora
sora adamın çalıştığı gazetenin bulunduğu semte ulaştım. Adres büyük bir matbaanın içerisindeydi.
Dış kapının önünde izbandut gibi bir güvenlik görevlisi vardı. Beni piliç sandı herhalde… Üzerime üzerime
geliyordu. Adamdan korktum desem yalan
söylemiş olurum. Cüssesi büyük, çam
yarması gibi ama, anlaşılıyordu ki benim
gibi fırlama değil... Ben de onun üzerine doğru yürüdüm.
Ellerimi ceplerime soktum, omuzlarımı kabarttım, kara
kaşlarımı çattım. Adam geriye çekilmek
zorunda kaldı. Titrek sesle bel büküp,
gerdan kırarak «buyurun efendim» diye bana iki eliyle içeriyi gösterdi.
Bu ilk taltifden sonra, kasılarak içeriye girdim.
Danışmada oturan genç kız ve oğlan önce
beni göz hapsine almaya çalıştılar ve benimle konuşmak ister gibi edalara
girdiler. Sonra azametim karşısında beni hiç görmemiş gibi yaparak kafalarını
başka yönlere çevirdiler. Ben içeriye girer girmez asansörlerden birine bindim
ve birinci katta indim. Uzun bir salon...
Sağlı sollu bir yığın kapı ve her kapı üzerinde akla gelmeyecek tuhaf tuhaf
isimler vardı… Pekmezci Babo, Domatesçi
Apti, Salçacı Nezahat, Lağımcı Zırto, Avanak Fehmi, Yerebakan Dursun, Saldırgan
Recep, Tenekeci Kiko, Yiyici Tayyip, Kemirici Doruk, Yalayıcı Fuko, daha neler
neler… Her ismin altında da gazeteci,
yazar, genel müdür, genel yayın müdürü, yayın şefi gibi çeşitli sıfatlar
yazılıydı.
Ben, merak ettiğim
Lağımcı Zırto’nun kapısının önüne geldiğim zaman kapıyı açmak için etkili bir
yol aradım. iki ayağımı birden
kaldırarak kuvvetli bir tekmeyle kapıyı
açtım. Çıkan gürültü ile oradaki odalardan ne olup ne bitiyor diye kapılarını
açıp soran olmayınca her odanın ses geçirmez yapılanmaları olduğunu düşündüm.
İçeriye girer girmez, iki elimi ceplerime soktum, omuzlarımı kabarttım, kara
kaşlarımı çattım. Arkadan kuvvetli bir
tekmeyle de kapıyı kapattım.
Lağımcı Zırto bir korktu… bir korktu… Ani bir hareketle ayağa kalktı. «Hoş geldiniz
efendim…» dedikten sonra beni sanki kırk yıldır tanıyormuş gibi kendi yerine
oturttu.
«Ulan Lağımcı Zırto, ne zaman adam oldun da memleketin
bir gazetesinde köşe yazarı olarak ahkâm kesiyorsun? Sen ne zaman memleketin gerçeklerinden haberdar olacaksın? Birilerine yağ
çekeceğim, birilerinden nemâlanacağım diye kılıktan kılığa giriyor, savunmasız
insanlara hesapsız çamurlar atıyorsun...» dedim. Çıt yok… Bu arada bacaklarının
da titrediğini gördüm.
Ben devam ettim : « Ulan Lağımcı Zırto, arkalarından
veryansın ettiğin babayiğit adamların sizin yanınızda hiç hakları ve hukukları
yok mu? Vatanseverler sizin bu sapık
sataşmalarınızı hiç hak ediyorlar mı?» dedim. Gıkı dahi çıkmadı. Süt dökmüş
kedi gibi bel bel yüzüme baktı…
Masasının üzerindeki yazıları inceledim. Hakaret,
tehdit, şantaj, küfür gibi akla gelmeyecek bütün melânetler birbirinin arkasına
dizilmişler…
«Ulan Lağımcı Zırto, bir yerlerden hesaplarınıza para
yağıyor her halde? Memleketimizin ve milletimizin çıkarları için hiç kalem
oynatmıyorsunuz… Sen ve senin gibi olanlar ne zaman adam olacaksınız? Uzun
zamandan beri o güzelim kağıtları kirlettiğiniz yeter… Bırakın köşe yazarlığını
ve gazeteciliği de gidin lağım
temizleyin! » dedim. Dut yemiş bülbül gibi sus pus oldu.
«Ulan Lağımcı Zırto sen namaz kılıyor musun?» der
demez, gözleri faltaşı gibi açıldı… «Beş vakit…» dedi. O anda ben kahkahayı bastım! Hem küfret, gayya kuyusu gibi kötü kelimelerin
içerisinde dolaş, iftira, yalan, tertip gibi ne kadar iğrençlikler varsa masum
insanlara püskürt, ondan sonra bana namaz kılmaktan bahset! Bu olacak iş değil… Abdest alırken nasıl dışını
temizliyorsan, içini de öyle temizle. Allah hiç bir zaman aldanmaz!» dedim.
Yavaş yavaş ayağa kalktım. İki elimi ceplerime soktum.
Omuzlarımı kabarttım. Kara kaşlarımı çatarak üzerine yürüdüm. Köşeye
sıkıştırarak :
«Ulan Lağımcı Zırto yazdığın yazıların bir ucu sende,
bir ucu da bizde… Sen zannetme ki sözlerin boşlukta
kalıyor? Biz adama elektrik gibi dokunur, cin gibi çarparız…» dedim. Yutkundu. Gözleri kararır
gibi oldu. Kekeleyerek bana : « Efendim sen çok büyüksün…» dedi. Sonra avazım
çıktığı kadar bağırarak : «İşte kendini gene ele verdin Lağımcı Zırto… Ne sen büyüksün,
ne de ben… Allah büyük ulan Allah!
Ahhhh... korku zalimlerin içlerine girdiği zaman adeta kuzu gibi oluyorlar… »
dedim.
Onu orada bırakarak geldiğim yerlerden çıkarak, evime
gitmek üzere «Danışma’nın» bulunduğu
binanın giriş kısmına indim. Tam dışarıya çıkarken gözlerim güvenlik
görevlisini aradı. İzbandut gibi olan adamın yerinde yeller esiyordu. İçeriye
tekrar girerek danışmada oturan kız ve oğlana sordum : «Buradaki adam nerede?»
Her ikisi birden : «Sizlere ömür... Biraz evvel cenazesi
morga kaldırıldı» dediler.
Ertesi günü bir Tellak Gazetesi aldım.
Kendisiyle Müşerref olduğum Lağımcı Zırto’nun köşe
yazısını okumak için gazetenin sayfalarını karıştırmaya başladım.
Çenesinde dört tane kılı olan Lağımcı Zırto’nun köşesinde
de şunlar yazılıydı : Yazarımız dün Hakkın rahmetine kavuşmuştur!
Ankara, 07.07.2010
Selam ve sevgilerimle.
Üzeyir Lokman ÇAYCI
Concepteur industriel - Architecte d'intérieur
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes
FRANCE
Gündem değişiklikleri
ve yapılmak istenilenler
Dünyanın
hiç bir ülkesinde Türkiye’de olduğu gibi hızlı gündem değişikliklerine
rastlamak mümkün değil. Yaptıkları hukuksuzluklara veya tahribatlara bir
yenisini eklemek ve bunları zincirleme devam ettirmek için böyle bir yola
başvurulduğu görülüyor.
Değilse
doktrinle yola çıkmamış, siyasî birikimleri olmayan bir partinin tek adam
yönetimiyle ülkemizi kaos ortamına getirmesi mümkün olamayacaktı. Yani AKP’yi
iktidara getiren Türk Milleti değil, Türkiye üzerinde kötü emelleri olan
emperyalist ülkelerdi… Bu ülkeler
ülkemiz üzerinde pasifleştirici, sindirici ya da etkisizleştirici
yöntemler uygulamaktadır.
Beyin
yıkamak için uygulanan gündem değişikliklerinin ve Silivri soruşturmaları gibi
vatansever unsurlara uygulanan hukuksuz baskıların ana kaynağında Türkiye’nin
zenginliklerini ya da topraklarını ele geçirme projeleri vardır.
Bütün
bunları demokratik ilkelerle ya da
şeffaf olarak sürdürmemeleri ise sinsi emellerin gizlenilmesinden
kaynaklanmaktadır.
AKP
yöneticilerinin kendilerine verilen misyonu uygulama yönünde bilgisizliklerinden
veya Türkiye’nin psikolojik ya da stratejik hassasiyetlerinden uzakta
oluşlarından kaynaklanan çetin şartların çok yakında kendilerini bitireceğini
dahi düşünemez hâle gelmişlerdir. Yani dış güçler tarafından kendilerine
verilen ve kendi elleriyle oluşturdukları gündemler AKP yöneticilerini dahi
içinden çıkamayacakları çeşitli şokların içerisine itmiştir. Bu sebeple ağır
suçlar işliyorlar, bu sebeple kusur deryası içerisinde bocalıyorlar. Bundan
sonra yeni dönemler başlayacak, her şey tersine dönecek ve AKP yöneticileri,
destek olanlar, yandaşlar birer birer sorgulanacaklardır.
Bugün
Müslüman görüntüsü altında Türk Milleti’yle alay eden, insanlarımızı
aşağılayan, kurumlarımızı ve ülkemizi yıpratan, değerlerimizi savuran AKP
zihniyeti, inanç sömürüsüyle, yolsuzluklarla, haksızlıklarla ayakta kalma
direnişi göstermektedir.
Barışı,
kardeşliği, dostluğu, huzuru, dayanışmayı, zenginliği kendi ülkesinde
oluşturamayan AKP yöneticileri emperyalist ülkelere verdikleri tavizlerle
ülkemizin ve milletimizin geleceğiyle oynuyorlar.
AKP
yöneticilerinin ve işbirliği içinde
oldukları emperyalist ülkelerin, yeni gündemler oluşturma gayretlerinin altında
ülkemiz aleyhindeki tavırlarını gizleme dürtüleri yatmaktadır.
Avrupa’daki
Türk işçilerinden, Kosova Türklerinden, Batı Trakya ve Balkan Türklerinden,
Türkmen’lerden, Uygur Türklerinden kopuk bir AKP yönetiminin görüntüleri,
Türkiye içindeki görüntülerinden hiç farklı değil…
29 Mart
2007 tarihli Yeniçağ Gazetesi’nde yer alan ABD askerlerinin gördükleri tüm
Türkmenlere yaylım ateşi açtığı, kadın
ve çocuk demeden kurşun yağdırdığı 47 Türkmen’in hayatını kaybettiği, bu
saldırıda 23 Türkmenin de yaralandığı, ABD askerlerinin Türkmen evlerine kapıları
kırarak girdiği ve çok sayıda Türkmen’i de gözaltına aldığının duyurulduğu
günlerde AKP yöneticilerinin hiç kıllarının kıpırdadığını duydunuz mu?
Çin’de
Uygur Türklerine uygulanan soykırım faciaları karşısında AKP yöneticileri ne
gibi insanî tepki gösterdiler? Doğu Türkistan’da yıllardır zulüm ve baskıyla karşı
karşıya olan Uygur Türkleri ne gariptir
ki 5 Temmuz 2009 tarihinde Cumhurbaşkanı
vasfıyla Abdullah Gül’ün yaptığı ziyaret sonrası binlerce Uygur Türk’ü katledildi. Bu
cinayetler de bir çeşit Türk Milleti’nin başına çuval geçirme hadisesidir! Türk
Milletini hiçe sayma girişimidir. Bu konuda AKP zhniyetinin veya uzantılarının
en ufak bir girişimlerine şahit olmadık. İçerde AKP’nin Türk ordusunun kahraman mensuplarıyla
savaştığı yabancı ünlü yazarlar tarafından dile getirilirken, dışarıda da AKP yöneticilerinin zaaf ve tavizlerinden
faydalanarak dünya Türklerine karşı soykırım cinayetleri sergilenmektedir.
AKP
yönetiminin siyasette, dış politikada, ekonomide, eğitimde ve stratejik
konularda ülkemizi bir çöküş dönemine sürükledikleri artık gizlenememektedir.
Bugün
saat 13.00’de Paris Türk Federasyon
öncülüğünde Eyfel civarında Uygur Türkleri için bir dayanışma mitingi
düzenlenecektir.
Tüm
vatanseverlere gurbetten selam ve sevgilerimi sunuyorum.
Paris,
04.07.2010
Selam ve sevgilerimle.
Veli KALLİ
http://site.mynet.com/veli.kalli/Denizli/index.htm
http://site.mynet.com/velikalli/Paris/index.htm
Şehirleşme ve
çıkar köprüleri
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
Bilim adamlarını dışlayanlar ülkemizi ve şehirlerimizi tanınmaz hale getirdiler!
İstanbul’a üçüncü
köprüyü yaptırma girişimi, şehircilik kurallarına, tarihe, tarihi dokuya
hakaret ve tecavüz anlamına gelmektedir.
Henüz mevcut
ulaşım vasıtalarını değerlendiremeyen insanlar bugünlerde üçüncü bir köprünün
yapımı için kollarını sıvadıklarını açıkladılar. Neye ellerini attılarsa
orasını para kazanma alanı haline getirdikleri gizlenmeyen bu zihniyet, bilim
adamlarından, mimar ve mühendislerden, çevrebilimcilerden ve halktan kopuk
kararlarla şehirlerimize adeta can çekiştiriyorlar.
Demokrasiyle,
ilimle, bilimle ilgileri olmayan kararlarla şehirlerimiz yozlaştırılıyor.
Halkı yanıltıcı
propagandalara; kirli bilgilere aracılık yapan yandaş odaklar, olumsuzluk
üreten icraatları «mükemmellik» boyamasıyla gündeme getiriyorlar.
Yağmur yağdığı zaman yerinde sayan, budanan,
felaketler üreten şehirler karşımıza çıkıyor. Çabuk unutuluyor yıkımlar ve
ölümler. Çok geçmeden sorumsuz
yöneticiler hiçbir şey olmamış gibi tekrar karşımıza çıkıyorlar ve akla
gelmeyecek sözler sarfediyorlar. Dere yataklarına imar izni veren onlar,
tarihi, doğayı, ormanları katleden onlar... Bilgisiz, güvenilmeyen, hizmet
üretmeyen, şehirciliği, belediyeciliği bilmeyen bu kişileri yalnız bırakma
yerine onların peşlerine takılan, onları alkışlayanlar da sizlersiniz! Ben 30
yıldır Avrupa’dayım, sicim gibi Avrupa ülkelerinde de yağmurlar yağıyor. Bir
saat süren yağmurlardan sonra yollarda evlerde su birikintilerine rastlamanız
mümkün değil... Ben bir çok kez bir çok kasabalardan geçerek yıllardır bu
ülkelerde seyahat ediyorum. Halk yol yapımında asbestli asvalt kullanıldığını
tespit ederek resmi başvurularda bulunuyorlar. Mahkeme kararlarıyla halk
egemenliği devreye giriyor, hatalar ve ihmaller ortadan kaldırılıyor!
İstanbul gibi
bir büyük kentte dere kenarlarına korkuluk dahi koymayan belediye yönetimlerini
hâlâ görevde tutanların suçlanması gerektiğine inanıyorum. Partizan,
bilgisiz, sorumsuz, milleti düşünmeyen,
çıkarcı partilere asla görev verilmemelidir.
Ey İstanbul
halkı, AKP’lilere İstanbul’u teslim etmenizin,
yapılanlar karşısında sessiz kalmanızın getirileri ve götürüleri
karşısında sorumluluk hissetme zamanınız gelmedi mi?
Avrupa
ülkelerinde her sokağa konulan yüksek basınçlı su musluklarının (1) benzeri
yangın tedbirleri, deprem için bilimsel şehirleşme projeleri, sel ve su
baskınları için su kanalları konularında hiçbir olumlu ya da bilimsel
girişimleri bulunmayanların köprü konusundaki çıkışlarını, hukuksuzluk yansıtan
art niyetlerini, emperyalist ülkelerle çıkar işbirliklerini irdelemek
mecburiyetindesiniz!
AKP’li Eyüp
Belediyesinin rant uğruna bölgede bulunan tek çocuk parkına market ve cami
yaptırmak için harekete geçtiğine de şahit olduk.
Şehirlere soluk
aldıran, park, bahçe gibi yeşil alanları imha eden bu anlayışa karşı hukukî ve
demokratik cevap vermek hepimizin görevidir. Geleceğin ışıkları çocuklarımızı
dışlayan ve umursamayan bu zihniyetten asla olumlu hizmetler beklemiyoruz.
Şeffaflıktan
uzak, halktan kopuk, çıkar bağlantılı, anayasa ihlâlleriyle beslenen, zulme
dayalı, geleceğe problem taşıyacak AKP siyasetinin kimlerle bağlantılı olduğu
ve kimleri memnun etmeye çalıştığı artık belirgin hâle gelmiştir!
Yani AKP
yöneticileri üçüncü köprü konusunu da
İstanbul’a, İstanbul halkına hizmet için gündeme getirmemektedirler.
Bize gelen belgelere ve kamuoyuna yansıyan bilgilere göre şimdiden seçilen rant
bölgesinde arazilerin parsellenmekte olduğu ve çıkar arenası oluşturulduğu
görülüyor.
Bu aynen
üstünde elbisesi, ayağında pabuçları olmayan aç bir insana makyaj yapmaya
benzemektedir. Yani İstanbul’un öz sorunlarının üstü örtülüyor, ya da
gizlenmeye çalışılıyor. Şehirlerin çöken alt yapıları, sık sık tekrarlanan
elektrik ve su kesintileri, halkın dengesizleştirilen yaşam seviyeleriyle
biçimleri, çıkabilecek yangınlara, olabilecek depremlere, yağmur ve sel
felaketlerine karşı en ufak bilimsel tedbir almayanlar şimdi üçüncü köprü için
kollarını sıvadılar.
AKP zihniyeti rant uğruna İstanbul’un
ve İstanbul halkının geleceğiyle oynuyor!
AKP’li
yöneticiler tarafından ülke çapında sizin önünüze örülmekte olan duvarları
henüz farkedemediniz.
Daha önceki
yazdığım şehirleşme konusundaki yazılarımda bahsettiğim gibi, bir şehrin temiz
su üreten yüksek tepeleri ve ormanlık arazilerinin katliamları karşısında şimdiye
kadar İstanbul halkının güç birliği yaparak karşı çıkmaları gerekirdi!
Türkiye Büyük
Millet Meclisi’nde anayasa değişikliğiyle ilgili oylamalar sırasında AKP’li
yöneticilerin her 19 AKP milletvekilini bir AKP milletvekiline denetlettiren
demokrasi dışı bir AKP görüntüsünü tüm ülkemizde değişik biçimlerde görüyoruz.
Ortaya çıkan gerçeklerle AKP’li
yöneticilerin «dünyayı biz yarattık, her şeyi biz biliriz, en iyisini biz
yaparız» edâları da çöktü!
Yazılarımdan dolayı bazı AKP milletvekilleri
de bana hak verdiklerini söylüyorlar.
Kendilerinin de bu vahim gidişattan oldukça rahatsız olduklarını, tehdit ve
baskı altında bulunduklarını söylüyorlar. Hattâ kendileri aleyhinde duyum
aldıkları zaman üzerlerine kalabalık AKP milletvekili grubuyla gelindiğini,
kendileriyle ve çocuklarıyla ilgili tehditler yapıldığını ifade ediyorlar.
Bu AKP milletvekilleri, AKP yöneticilerinin de
üstünde bir baskının Türkiye dışında hazırlanan projelerle ülke genelini
ilgilendiren, Türk Silahlı Kuvvetlerini ve şehirlerimizi yozlaştırmaya yönelik
uygulamaların hepsinin temelinde emperyalist oyunların olduğunu belirtiyorlar.
Öğrencilik yıllarımda aldığım projelerle ilgili olarak
okul dışında insan psikolojisinin tasarım üzerindeki etkileri konusunda çeşitli
araştırmalar yaptım. İlim adamlarıyla görüştüm. Yayınları araştırdım. Bizzat görüştüklerimden biri de Prof. Dr.
Ayhan SONGAR’dı. Onun bana anlattığı bir konuyu size nakledeceğim : «Adamın
biri bir soğuk kış günü tilki avına çıkıyor. Her taraf buz tutmuş. Ağaçlardan
sivri sivri buzlar sarkıyor...
O elindeki su
dolu bir ibrikle dallarından tutunarak ağaçlardan birinin üzerine çıkıyor.
Yukarıdaki dallardan birine oturarak, beklemeye koyuluyor. Nihayet bir tilki uzaktan görünüyor. Olacak
ya, geliyor ağacın altına, bir sağa bir sola bakıyor, sonra ağacın dibinde
kuyruğunu sallaya sallaya uyuklamaya çalışıyor. Tam uyuduğu zaman bizimki bunu
farkederek yukarıdan ibriğindeki suyu tilkinin tam kuyruğuna gelecek şekilde
döküyor. Dökülen suyla tilkinin kuyruğu buzun içinde kalıyor. Bizim tilki
avcısı hemen ağaçtan iniyor... Ve cebinden ustura bıçağını çıkarıyor ve tilkiyi «pişştttt» diyerek uyandırıyor. Tilki
uyanır uyanmaz kaçmak isterken usturasını tilkinin başına doğru yere doğru dik kavis yaparak vuruyor. Tilki gidiyor, postu
orada kalıyor...»
AKP
yöneticilerinin bugün kendileriyle ilgili yansıttıkları bu anlatıma ve
aktarılmak istenilenlerle büyük benzerlik taşıyor. Ülke gerçeklerinin dışında, hukukla izah
edilemeyen, suçlarla çevrili, insanî değerleri dışlayan, dinî, ahlâkî, millî
unsurları yozlaştıran bir politika içinde önceliklerini belirleyememiş bir
görüntü arzediyorlar!
Mimaride,
şehirleşmede, yapılaşmada, siyasi yapılanmada, hukukta, yargılamada, sağlıkta,
ulaşımda, ekonomide, ziraatta, hayvancılıkta, eğitimde, insani ilişkilerde,
millete yaklaşımda, AKP ile Türkiye bir
çöküşü yaşıyor.
İstanbul için
üçüncü köprüyü düşünmek İstanbul’a,
İstanbul halkına ve tarihe kötülük yapmak demektir. Bu stratejik
konu, halkı doğrudan ilgilendirdiği için ilim adamlarına, mimarlar
odasına danışılmalı ve referanduma götürülmelidir.
Bu tür
şehircilik kurallarına ters ve çıkarlara dayalı projelere karşı çıkmak, bütün
vatanseverlerin görevleri olmalıdır!
(1) RIA (Fransızca, robinet incendie armé)
: yangın donanım musluğu
Selam ve sevgilerimle.
Üzeyir Lokman
ÇAYCI
Concepteur industriel - Architecte d'intérieur
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise
Michel
78711 Mantes
FRANCE
Yozlaştır(ıl)ma
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
¤ Avrupa’da biz renk algılamaları
olmasa bile kedilerin ve köpeklerin dahi trafik ışıklarına uyarak yaya
geçitlerinden geçtiklerini görüyoruz.
¤ İnsanı ve insan hayatını
önemsemeyen bir siyaset değersiz ; kanunları ve insan haklarını hiçe sayan
zihniyet ise ilkeldir. Kendi kişisel çıkarlarını halkın menfaatlerinden daha
önde tutan iktidarlar ise yıkılmaya mahkumdurlar.
¤ Temiz duyguların üzerine çıkar
kuleleri inşa etmek isteyenler asla hedeflerine ulaşamayacaklardır. Milletimizin
efendileri köylülerimizi, güzel ve yürekli insanlarımızı aşağılamak ve
yoksullaştırmak isteyenlere, onların inançlarını istismar edenlere ALLAH
(C.C.) fırsat vermeyecektir.
¤ Avrupa’da şiddetli rüzgârlara
karşı «tahribatları önlemek için» rüzgâr kırıcı yapay tepeler
oluşturulmaktadır. Yağmuru, rüzgârı, su baskınlarını yönetemeyenler ve
felâketleri önleyemeyenler istifa etmelidirler. Dere kenarlarını yerleşim
alanları haline getirenlerin, önlem almayarak ormanları şiddetli rüzgârlara
biçtirenlerin sorgulanmaları gerekir !
Partizanlığın yollarını açtılar
Tarafsız olmayanları, devlete ve halka hizmet etmeyenleri ve partizanlık
yapanları ödüllendiren iktidar sahipleri açtıkları yaraları, ortaya çıkan
tahribatları onaramaz hale geldiler. Din adamları polisliğe, sağlık sektöründe
önemli görevlere, dinle ilgileri olmayan genel müdürlüklere tayin edildiler.
Bazı valiler ya da bürokratlar cemaatçılık ve siyasetçilik yapar hale
getirildiler. Partizanlık adeta teşvik edilmekte, soruşturulamamaktadır. Ehli
olmayan insanlara ciddi görevler vermek yadırganmaz hâle geldi, aksine bu
olumsuzluklar hizmet kabul ediliyor.
17 Ekim 2009
tarihli gazetelerde yer alan AKP Uşak Valisi Özdemir Çakacak’a sahip çıktı haberi
valilerin tarafsızlığı yönündeki kuşkularımızı artıran bir örnektir.
Uşak Valisi
Özdemir Çakacak’ın AKP tarafından içeriği ve konusu açıklanmayan dış güçler
tarafından dayatılan Türkiye’yi de içine alan Ortadoğu’yu parçalayarak yeniden
şekillendirme projesi olan Büyük
Ortadoğu Projesi «BOP» kapsamında bulunan «açılım projesini», savunması da
yadırganmıştı. BOP bir siyasi projedir. Bu projeye eş başkanlık yapmak ise
anayasal bir suçtur. Bu suçu işleyenlere destek olmak da, siyasetin güdümüne
girmek de ayrı ayrı suç teşkil etmektedir.
26 Haziran 2010
tarihli gazetelerde yer alan Kırklareli Valisi Cengiz Aydoğdu’nun «dinî
içerikli Abant Platformu'nda» yaptığı
«Demokrat Parti’nin 1950’de iktidara geldiğinde CHP’yi kapatıp, İsmet
İnönü’yü de tarihteki huzurlu yere göndermemiş olması en büyük talihsizliktir»
şeklindeki sözleri onun tarafsızlığı konusunda sizde bir şüphe uyandırmıyor mu?
Böyle bir vali nasıl halka hizmet edebilir ve nasıl tarafsız olabilir?
Atatürk
Türkiye’sinde bu tür tavırlar sizi rahatsız etmiyor mu? Bu tür ihlâllerin
hukukî karşılıklarını bu kişilere kim gösterecek?
Kaldı ki AKP
yöneticilerinin bu tür projeleri ve
kişileri oy avcılığı için kullandıkları da sık sık dile getirilmektedir.
Keşke
kusurları sadece bunlardan ibaret olsa?
23 Mart 2009
tarihli gazetelerde yer aldığı gibi, Büyük Birlik
Partisi Genel Başkanı Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun «AKP mitinglerine çevre
illerden seçmen taşındığını, kalabalıkların bu şekilde toplandığını» iddia
etmesi geri plana atılacak bir husus değildi!
22
Nisan 2008 tarihli gazetelerde ilginç bir haber yer aldı... SHP’li Belediye
Başkanı Osman Özgüven’in «AKP, ölümü gösterip sıtmaya razı ediyor! İktidar halkı önce
açlığa mahkum edip, sonra belediyenin yardımına muhtaç bırakıyor.» diyor. Halka bedava su, ulaşım olanağı tanıdığı için
hakkında «görevi kötüye kullanmaktan» soruşturma açılan Dikili’nin SHP’li
Belediye Başkanı Osman Özgüven, «Biz en azından millete sadaka dağıtmıyor,
rüşvet vermiyoruz. Yoksul insanların hayat kalitesini bir nebze artırmaya çalışıyoruz»
şeklindeki ifadelerinden bunlar hiç ders almayacaklar mı?
Eğitim
yozlaştırıldı
Öğretim
görevlisi olmayan yeni üniversiteler kurularak sadece diploma vermek için
kalitesiz, verimsiz, kontrolsüz ve geleceğe problem taşıyan yozlaştırma yolları
açıldı.
Ne yazık ki
partizanlıklarla sergilenen ağır kusurların ve suçların üstleri yine
partizanlıklarla örtülmeye çalışılıyor.
¤ 14 Aralık 2006
tarihli gazetelerde yer alan «Manisa'da
babaya korkunç infaz... Boğazı kesilmiş bulunan kamyon şoförünün, iki oğlu
tarafından öldürüldüğü ortaya çıktı»
¤ 25 Ekim 2008 tarihli gazetelerde
yer alan : «Üniversite
mezunları kazmacı olacak... Zonguldak’ta,
Türkiye Taşkömürü Kurumu ocaklarındaki 3 bin kişilik işe 37 bin 196 kişi
başvurdu. Bunların 1160’ı üniversite mezunu...»
¤
05 Mart 2009 tarihli gazetelerde yer alan : «İzmir'de
skandal! İzmir’in Ödemiş
ilçesinde, 13 yaşındaki ilköğretim okulu öğrencisi çocuk, bebek dünyaya
getirdi.»
¤ 20 Mart 2009 tarihinde gazetelerde yer
alan «Annesini satırla 13 parçaya böldü»
¤ 01
Eylül.2009 tarihli gazetelerde yer alan :
«İstanbul'un Kadıköy ilçesinde 23 yaşındaki Begüm Veral isimli
üniversite öğrencisi aşırı dozda uyuşturucudan yaşamını yitirdi.»
¤ 09 Kasım 2009 tarihli gazetelerde yer
alan «Lise öğrencisi sınıfta dehşet
saçtı :
Ordu'nun Aybastı ilçesinde lise öğrencisi genç, sınıfta tartıştığı
arkadaşını bıçaklayarak öldürdü, araya giren bir öğrenciyi de yaraladı.»
haberleri elbette bizleri düşündürüyor!
İşte
AKP yöneticilerinin 8 yılda bize sundukları. Neyi ellerinde tuttularsa
çürüttüler.
AKP
yöneticilerinin sorumluluklarını hatırlatan demeçlere de dikkatlerinizi
çekiyorum :
¤ ÖSS 2009’da üzen tablo : ÖSYM Başkanı Prof. Dr.
Ünal Yarımağan sonuçları açıklarken, 30 bin kişinin sıfır aldığını söyledi ve
«Bu kitle geçen senekilerden daha fazla. Araştırmaya değer bir konu» uyarısını
yaptı. Prof. Dr. İsa Eşme de
«Ortaöğretim büyük zafiyet içinde» dedi.
¤ DSP Genel Sekreteri ve Denizli Milletvekili
Dr. Hasan Erçelebi : «AKP eğitim sistemini çökertti»
¤ 10 Ekim
2006 tarihinde Türkiye Büyük Meclisi’nde tutanaklara geçen konuşmasında CHP Yalova
Milletvekili Muharrem İnce «Değerli
veliler, sizi uyarıyorum bir öğretmen olarak : Çocuklarınızı Millî Eğitim
Bakanlığından koruyunuz. Koruyunuz, evet!..» dedi.
Türkiye’de Türk Bayrağı taşımak da suç kabul ediliyor!
16 Ağustos 2008 tarihli gazetelerde yer
alan MHP Osmaniye ili, Toprakkale ilçe başkanı Tamer MAK’a aracının
plakasında bulunan Türk Bayrağı sebebiyle emniyet görevlileri tarafından ceza
yazıldığına dair haberler hafızalarımızdan silinmedi.
Vatan ve millet sevgisinin yasak olduğu
ülkemizde tüyler ürperten soruşturmalara şahit oluyoruz.
Milliyetçi
Hareket Partisi Niğde Milletvekili Mümin İNAN’ın 25 Haziran 2010 Cuma günü
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde ifade ettiği konuya da dikkatinizi çekiyorum :
“Konu
İçişleri Bakanımızı ilgilendiriyor ama Sayın Hükümet üyesi Ulaştırma Bakanımız da
burada. Niğde'de aylardır arabasının arkasında Türk Bayrağı resmiyle gezen bir
vatandaşımız «ismi Talat Ayhan» bir kardeşimiz, dün emniyet güçleri
tarafından çevrilmek suretiyle arabasının arkasındaki Türk Bayrağı'nın
kazınmasını ve aksi takdirde alınan ruhsatının geri verilmeyeceğini ifade
etmişlerdir. Vatandaşımız Türk Bayrağı'nı kaldırmıştır. Bu bir suç mudur,
yoksa «aylardır arabasının arkasında
Türk Bayrağı'yla gezen birçok insanımız var» son zamanlarda, özellikle
Türkiye'de meydana gelen terör olaylarının arkasından Türk Bayrağı'nı bir
tahrik edici unsur olarak mı görmektedirler ve bunun için mi kaldırmaktadırlar?
Vatandaşımız bunu sormaktadır. Ben de Talat Ayhan adına ve Niğde Milletvekili
olarak, Hükümet üyelerinden bunu hassaten cevaplamalarını arzu ediyorum.”
Başarısızlık
halka hizmet gibi yutturuluyor
03 Nisan 2007
tarihinde Nancy’den kalkan TGV’nin (hızlı trenin) hangi şartlarda ve nasıl bir
teknolojiyle saatte
Avrupa’da 29 Mart
1955 yılında kırılan dünya rekoru olan
saatte 331 kilometreye biz AKP iktidarıyla
2010 yılında ulaşabildik mi?
AKP iktidarına
bağlılıklarını ifade ederek beni eleştirenlere soruyorum : Bizi 55 yıl
sonra ve 8 yılda bu iktidar mensupları
hangi noktaya getirdiler?
30
Ocak 2006 tarihinde gazetelere yansıyan «Ankara Ekspresi 17 saatte İstanbul'a ulaşabildi» haberi ulaşımda ne
kadar çağdaşlaştığımızı bize göstermektedir.
Rayları yenilenmeden hız yapıldığı için
birçok insanın ölümüne sebep olan
kazalar ve döşenen hatların kalitesizliğiyle gündeme gelen «hızlı tren
skandalları» ister istemez çeşitli suçlamalara da sebep olmaktadır.
Alt yapıları
gözden geçirilmeden, tecrübesiz elemanlarla gündeme getirilen bu «hızlı tren projeleri» kurbanlar vererek
çöktü. Sorumluluklar makinistlere yüklendi.
Bu yöndeki Avrupa’daki uygulamalar
gözden geçirilmeden sırf hava atmak ve propaganda yapmak için yapılan
uygulamalar görüyoruz ki hep facialarla sonuçlanıyor.
Trenlerin hız yapabilmeleri için teknik hesapların yapılması gerekirdi.
Çekicilerin «lokomotiflerin» ve vagonların «kompartımanların» elverişliliği
üzerinde seviye testleri, teknik yapıları «donanımları» konularında ve süratle
ilgili ön araştırmalar yapmadan hızlı tren uygulamalarına geçmek akılla ya da
mantıkla izah edilemez ! Zemin
hesapları, mevcut rayların cinsleri, bağlantılarının, dönüş açılarının ve meyillerinin araştırılması,
taşıyıcılıklarının irdelenmeleri,
tekerlerin sürate bağlı olarak ısınma veya parçalanma risklerinin
incelenmeleri gerekliydi. Mevcut
trenleri hızlandırarak, demir yolu etüdleri yapılmadan «hızlı tren diye
yutturmaya kalkışmak» bir gaflet, bir cinayettir !
Sadece bunlar da değil, ayırımcılık yapılmadan, çalışan veya emekli bütün
demiryolu mühendislerinin, yüksek teknolojiyle uğraşan kurumların, üniversite camiasının görüşlerine ve
bilgilerine başvurarak bir hızlı tren konseyi oluşturulmalıydı.
Bunların hiç biri yapılmadı !
İlkel şartlar altında yapılacak sürat felakettir
¤ 30
Ağustos 2009 tarihli gazetelerde duyurulan
«Metrobüs hattı bir yılını doldurmadan milyon dolarlık “metrobüs” asfaltında
başlayan çatlak, çökme ve kopmalar hayret uyandırdı. Büyükşehir Belediyesi:
Metrobüsler çizgi halinde ilerliyor. Her gün aynı noktada 2 bini aşkın fren
yapılınca çökmeler oluyor»
¤ 20 Nisan
2010 tarihinde gazetelerde yer alan «Yol çöktü 30 araç içine düştü»
¤ 01 Mart 2010 tarihli gazetelerde aktarılan
«D-100 karayolunda yeni yapılan duble yol çöktü»
¤ 14 Mart
2010 tarihli gazetelerde de yer alan «Yol çöktü, araçlar yolda kaldı» haberleri
dahi onlara en ufacık bir uyarı yapmadı!
Bilimsel
araştırma yapmadan, ön çalışmalar ortaya koymadan «25 Haziran 2010 tarihinde,
TBMM Genel kurulunda karayollarında bölünmüş çok şeritli yollarda hız limitinin
saatte 90 kilometreden, saatte 110 kilometreye çıkarılması kararlaştırıldı.»
Uzun
araç kuyruklarına çözüm bulamayanlar
Araçların
süratlerini artırarak felaketlere zemin hazırlıyorlar...
Ülke
çapında 100’den fazla tren seferlerini kaldıran AKP, adeta demiryolu taşımacılığını devreden
çıkarıyor. İstanbul merkezli demiryolu taşımacılığı da bitirilmek üzere.
Yani
AKP yöneticileri Türk Milletini iki olumsuzlukla karşı karşıya bırakıyorlar.
Birincisi bütün dünyada hızla ve teknolojik katkılarla geliştirilen güvenli
demiryolu taşımacılığı söndürülüyor. İkincisi ise bozuk yollara rağmen
karayollarında sürate izin vererek,
trafik yoğunluğunu ve kazaları artıracak olumsuzluklara kapı açıyorlar!
Yağışlı,
kaygan, meyilli ve alt yapıları sağlam olmayan
yollarda, ya da rüzgârlı anlarda gerçekleştirilecek sürat sadece kaza yapanları
etkilemeyecek. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bu karara imza atanlar da
gelişmelerden ya da ölümlerden manen sorumlu olacaklardır.
Yollarda seyir
halinde olan, trafiğe çıkmaları mahsurlu külüstür araçlara da sürat şansı
vermek ölümlere davetiye çıkarmak demektir.
Henüz halkın ve
sürücülerin trafik işaretlerine uyup uymadıklarının denetlenemediği, genelde
işaret levhalarının yerli yerince konulduğunu, sağlam yolların yapıldığını
söyleyemeyeceğimiz Türkiye’de «sürat
çağından ve olumlu gelişmelerden bahsetmek» mümkün görünmemektedir.
Araçların hızları artırıldıkça yere yaptıkları basınçları artar. Durma
anlarında, aniden fren yapma durumlarında da basınçlar değişik yönlere doğru
artabilir. Yollarda çökmeleri, kaymaları, araç sapmalarını ve kazaları
artırabilir veya ölümlere sebep olabilir.
Kendi kapasitelerinin üzerinde yük taşıyan, kendi hız limitlerinin üzerinde
sürat yapan araçları düşünmeden
uygulamaya konulan kararlar, karar sahiplerini gelecekte suçlu duruma
düşürebilir. Bu durumda meydana gelecek ölümleri «kader» diye
geçiştiremezsiniz.
«Sürat çağı» denilerek çift şeritli yollarda araç süratlerine artış
izinlerinin verilmesi çok tehlikeli kazalara yol açacaktır. Çünkü mevcut
iktidarın bilimsel araştırmalarla karar
verme gibi bir alışkanlığı yok !
Hızın artması, kazaların çeşitlenmelerine de sebep olabilir. Yani çevreye
sirayet ederek yerleşim alanlarını da tehdit edebilir. Zincirleme trafik
kazalarını da önemli ve istenmeyen boyutlara çıkarabilir.
Ruh dengeleri sarsılmış, siyasi tahribatların içerisine sürüklenmiş,
kapitalist ve emperyalist müdahalelerle düşünme duygularını yitirmiş bireylere
sunulan her değişikliğin getireceği olumsuzluklar önceden gözden geçirilmelidir.
Halkın fakirleştirilerek, baskılarla, eğitimsiz bırakılarak, Ergenekon’cu diye suçlamak suretiyle, iftiralarla Türk Silahlı Kuvvetleri
mensuplarını ve vatanseverleri suçlama operasyonlarıyla sindirilmiş toplumların normal düşünebileceklerini söylemek
de imkânsızdır.
Bu yazdığım
yazıyla ilgilileri ve yüce Türk Milleti’ni uyarıyorum. AKP yöneticileri sizin
geleceğinizle, hayatınızla ve huzurunuzla oynuyorlar. Gelecekte bu olumsuz
kararlarla oluşacak her olay için bu yazımla suç duyurusunda bulunacağım.
Devamlı problem
ve huzursuzluk üreten AKP
yöneticilerinin Türk Milleti için bir
tek olumlu karara imza attıklarını ben görmedim. Bu arada bana daha önceki
yazdığım yazılara dayanarak, eleştirilerimi
onaylayan ve yürekten teşekkür eden AKP milletvekillerine de şükranlarımı
sunuyorum.
Ankara, 27.06.2010
Selam ve
sevgilerimle.
Üzeyir Lokman ÇAYCI
Concepteur industriel - Architecte
d'intérieur
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes
FRANCE
uzeyir.cayci@free.fr
------------------------------------------------------------------
http://monsite.wanadoo.fr/SEVGI/
http://uzeyircayci.sitemynet.com/fleur/index.htm
http://www.artmajeur.com/serap/
-------------------------------------------------------------------
![]()
![]()
ALTTA KALANIN CANI ÇIKSIN !
Tam giyindim,
dışarıya çıkacağım sırada eşim Biberiye mutfaktan bağırdı : «Bey… Bey ! Emekli maaşını aldıktan sonra,
4. Levent’e git. Bizim kasap Recep Efendi’den bir kilo kıyma al! Tamam mı
hayatım ?»
Daha güneş
doğmadan verilen bu emri başımın üstünde taşımam gerektiğine inanıyorum. Eh...
nihayet yola koyuldum. Zar zor belediye otobüsünde ayakta bir yer
bulabildim. Düşmemek için de tutunacak bir yer aradım. Ama ani frenlerle arada
bir kadın erkek ayırt etmeden orada önüme ne gelirse çıkıntılarından tutunuyordum.
Yaşlı oluşumdan dolayı bu davranışlarıma kimse de tepki göstermiyordu.
Sirkeci’ye
geldiğim zaman ortalık karanlıktı.
Bankanın önünde oluşturulan uzun kuyruğa ben de girdim. Orada, ayakta
duramayacak kadar ya da benim gibi yaşlılar, hastalar ve özürlüler de vardı...
Gördüğüm kadarıyla her ay bu çile kuyruğuna alışmış olanların bu duruma tepki
göstermeye mecalleri de yoktu. Canlarına tak etse bile onlar kendilerine reva
görülenler karşısında bu «sessiz duruşlarını» sürdüreceklerdi! Avrupa’da emekli
aylıklarının doğrudan banka hesaplarına yatırıldığını göremeyecek kadar aptal
olanlar bize zulmetmeye devam edecekler, biz de bu şekilde kuyruklarda çile
çekeceğiz... Yazıklar olsun!
Ben
ağzımın içinde biraz küfürlü, biraz da
beddualı bir şeyler gevelerken önümde bulunan garip bir adam bana
dönerek : «Onların
Abdullah, Recep, Tayyip, Mehmet, Ali,
Bülent, Sadullah, Beşir, Cemil ve
Ömer gibi Müslüman ismi taşımalarına
aldanmayın… Ezan seslerinin etkilemediği
adaletsiz ve çıkarcı ruhlara nerede
bulunurlarsa bulunsunlar, hangi makamlara gelirlerse gelsinler mükemmellikten
bahsedemezsiniz… Kalplerinde hak ve hukuku gözetme duygusu olmayan ve ALLAH
sevgisi sirayet etmeyen bunlar sadece kendi kendilerini aldatıyorlar! Kimleri
kastederek bunları söylediğimi zannedersem anladınız? Bizi yönetenlerden
bahsediyorum... Biraz daha açık, biraz da küfürlü konuşursak vallahi hemen bizi Ergenekon’cu ya da
terörist diye gözaltına da alabilirler... Bunlarda, insan sevgisi de, ALLAH korkusu da yok! Anlayacağınız millet olarak
gerek ev içinde, gerekse ev dışında da tedirginiz. Yani hâlimiz harap... Bir de
demokrasiden, özgürlükten bahsediyorlar! Utanmazlar... »
İçeriye tek tük girenlerle biz
de giriş kapısına yaklaşıyoruz. Birkaç kişi daha soğuktan kurtularak
nihayet içeriye girebildik. Dört
gişeden soldaki gişe görevlisi ağlayanları taşlar gibi, bir bayanla akıl almaz yarenlikler yapıyor...
Hepimiz onların yaptıkları ipe sapa gelmez konuşmaları öfke ile dinliyoruz.
Bütün kötülüklerine rağmen, en baştakilerin şerlerine katlandığımız gibi, bunların da kahkahalarına, şımarıklıklarına
tahammül etmek zorundayız. Aman ne sözler, ne sözler... bitecek gibi değil!
Baksana ahlâksız herif bizi hiç tınlamıyor...
«Burada
memur olduğunuzu unutmayın... Halka hizmet bu şekilde yürütülemez! Sizi
uyaracak başınızda hiç kimse yok mu? Gidin bu yarenliklerinizi ve
sululuklarınızı yataklarınızda sürdürün! » diye bağırmak geçiyor içimden.
Kuyruktakilerden birisi de ağzının içinde «başıbozukluk...» kelimesinin içine
hissettiklerini sığıştırmaya çalışıyordu! «Biz böyle değildik... Yaşlılara
saygı gösterir, onları incitmezdik! Adeta onların karşısında tir
tir titrerdik. Gel keyfim gel… Oğlan güzel bir kız bulmuş, ona
nutuklar çekiyor. İkisi de «altta kalanın canı çıksın» dercesine kalabalıkları
farketmiyorlar. Sanki karşılarında hiç
kimse yok... Umursamaz halleriyle bizim saatlerce ayakta dura dura dizlerimizin
bağlarının çözüldüğünü düşünemeyecek hâldeler...» Ne derlerdi büyüklerimiz? :
«Balık baştan kokar...»
Bir diğeri
konuşulanlara tepki göstererek : «Boş ver geçmişi! Sen bugün, şu çektilerimizi
nasıl göğüsleyeceğiz bize bundan bahset? Başımızdakileri nasıl sandığa
gömeceğiz?»
Neyse
soldan ikinci gişede, sıra bana gelmişti. Paramı aldıktan sonra şöyle derin bir
nefes aldım. Oradan ayrılmadan önce muhatap olduğum memura, biraz da yüksek
sesle : «Bak evlâdım sabah saat 06.00’dan beri kuyruktayım. Kuyrukta
benden daha yaşlı olanlar, hastalar, aralarında ayakta duramayacak kadar
felçliler ve özürlüler de var... Soldaki
görevlinin yanındaki kızla yaptığı konuşmalar ve gülüşmeler sizi hiç rahatsız
etmiyor mu?
Görevli
adam önce gözlerimin içine baktı, sonra «haklısınız» dercesine yüzü kızararak
gülümsedi.
Ne olur ne
olmaz dışarıda kapkaçcı kaynıyor... Oradan çıkmadan önce, elimdeki paraları ve
evrakları çeketimin iç cebime yerleştirdim. Eşimin tavsiyesine uyarak kilitli
iğneyle de cebimi güvenli hale getirdim.
Eminönü’nden 4. Levent’e gitmek üzere otobüs durağına geldim. Direkte asılı
olan levhadaki otobüsün geliş gidiş saatlerine baktım. Daha epey vakit var... 35 dakika bir türlü
geçmiyor... bekle babam bekle! Bankada
kuyruklarda bekle... Belediye’de, vergi dairelerinde, otobüs duraklarında
bekle! Oylarını verdiğin adamlar devletin helikopterleriye çocuklarıyla Ankara
semalarında keyif sürsünler sen de buralarda bekle! Düşünmesini bilmeyen insanları sen yükseklere
taşıdıkça sorunların torunlarına da sirayet edecek! Bu kafayla daha kimbilir
nerelerde uzun uzun beklemeye,
pineklemeye ve sineklenmeye devam edeceksin?
Perişanlık, rezillik seninle anılacak...
Bu gidişle susmak, tepki göstermemek senin için vazgeçilmez bir görev
olacak! Akıbetin hayırlı olsun teslimiyetçi herif...
Neyse
otobüs geldi. Küfrede küfrede otobüse bindim. Otobüsün içi tıklım tıklım
doluydu... Yani iğne atsan yere düşmeyecek halde. Sanki koyun sürüsü gibiyiz!
Şoför de öylesine… deli çıltak gibi araç kullanıyor… insan değil patates çuvalı
taşıyor gibi ! Otobüs bir sağa bir sola
yatarcasına virajlara giriyor. Hepimiz bir sağa bir sola, zaman zaman da sert
frenlerle öne veya arkaya savruluyoruz! Sonra yerleşiyoruz… Gençlerimiz de Allah’lık ! Yaşlılar
ayakta, onlar koltuklarda keyif sürüyorlar!
Yani işleri iş… Bu şekilde insanlar zihnen ve
bedenen otobüslerden yorgun argın
çıkacaklar! Şir şibit terli terli evlerine gidinceye kadar çeşitli
dertler yüklenerek, bir de doktora
gitmek için şimdiden hazırlık yapmak zorunda kalacaklar...
Ülkemizde
demokrasi var! Bizi yönetenler ve bize vekil olanlar havuzlu villalarda kul hakkını gözetmek için günlerce uykusuz
kalıyorlar... İnsan haklarına saygı göstermek için de adeta baygınlık
geçiriyorlar...
Müşkülat
içinde 4. Levent’e geldim. Bizim kasap
Recep Efendi’nin dükkanına zor attım kendimi. Bir
tabureye oturduktan sonra «Recep! dedim,
bende hâl ve hasenet kalmadı... Sabahtan beri ayaktayım. Yengen bir kilo dana etinden kıyma istiyor...
Yağsız olacak! »
Recep
Efendi, orada bulunan müşterilerden özür dileyerek bana kıyma hazırlamaya
koyuldu. Bir taraftan da oradakilere : «Hacı İbrahim
Amca ta Zeytinburnu’ndan geliyor. Her ay bir kilo kıyma almak için bizim
dükkana gelir… Ne yapsınlar bir ay boyunca, bir kilo kıymayı karı – koca eftik
ederler…» dedi. Parasını ödedim.
Bizim kasaba ve benim için sıralarını veren müşterilerine teşekkür
ettikten sonra oradan ayrıldım.
Durağa
geldim. Aktarlamalı maktarmalı otobüslerle Zeytinburnu’na gitmek üzere yola
koyulacaktım. Durakta hiç kimse yoktu. Direkteki levhaya baktım otobüslerin
geliş gidiş saatlerini öğrenmek için... Daha 45 dakika beklemem gerekiyordu. Ortalık oldukça sıcaktı. Kıyma
kokusunu hissetmiş olacaklar ki nereden geldilerse durakta bir kaç köpek peydah
oldu… Her birisinin gözleri faltaşı gibiydi… Bana doğru
yaklaşıyorlardı…Kapkaççı gibilerdi…
Sonra da çevremde tavaf eder gibi dolaşmaya başladılar.
Ağızları
açık, upuzun dillerini aşağıya sarkıtarak kesik kesik nefes alıyorlardı.
Köpeklerin kazma gibi dişleri, tehditkâr bakışları bir de yalnızlığım sebebiyle
zihnimde değişik korkular dolaşmaya başladı. Bana bakan «bu
hayranlarımın niyetinin hiç de iyi olmadığını anlayarak… oldukça aç olacaklar
ki canlarını dişlerine almış gibi dolaşıyorlar…
» dedim kendi kendime. İnsanları aç olan bir ülkede köpeklerin aç olması
yadırganmamalı, değil mi ya? Bunlar benim çevremde neden
dolaşıyorlar? Şu kıyma sebebiyle... Kendimi kısa süre de olsa güvenli hissetmek
için elimdeki plastik et torbasını direkteki kalkış saatlerini gösteren levhaya
astım. Ben de köpeklerin etraflarında gezinmeye başladım. Köpekler direğin
etrafında dönerlerken bir bana bir de torbaya bakıyorlardı. Otobüs nihayet geldi. «Kendimi bir içerisine
atsam» derken. Kapılar açıldı. Otobüse
sıkışa mıkışa zorla girebildim. Et torbası direkte asılı kalmıştı... Pencereden
hem astığım torbaya, hem de köpeklere bakarken otobüs yola koyuldu. Ne yapalım,
hanıma bu ay neden etsiz kalışımızı
ve aç köpeklerin şerlerinden nasıl
kurtulduğumu anlatmam gerekecekti... ALLAH herşeyin hayırlısını versin ve
canımız sağ olsun. Başka diyebileceğimiz ne olabilir ki? İster
istemez her gün bu ve buna benzer sözlerle oyalanıyoruz…
İstanbul,
03.06.2010
Selam ve sevgilerimle.
Üzeyir Lokman ÇAYCI
Concepteur industriel - Architecte d'intérieur
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes
FRANCE
uzeyir.cayci@free.fr
------------------------------------------------------------------
http://monsite.wanadoo.fr/SEVGI/
http://uzeyircayci.sitemynet.com/fleur/index.htm
http://www.artmajeur.com/serap/
-------------------------------------------------------------------
![]()
AKP Milletvekillerine gönderilmiştir!
Bu
ifadelerimin içine girebilecek bir manevi gücünüz varsa kendi vahim durumunuzu
seyretmiş olacaksınız. Melekler ve
Evliya ordusu sizi izliyor. Bazı manevi uyarıları göremeyecek hal ve ahvallerle
bir tünele girdiniz. Cennet ucuz değil, Cehennem dahi lüzumsuz değil! Bir anne
ağlıyor şu an ülkemizin bir kasabasında, ALLAH (C.C.) dostu. Evliyalarla
konuşan. İçi yanarak sizlere beddua ediyor... Ben de böyle bir annenin çocuğuyum.
Hiçbir
hayra ve hizmete vesile olmayan, Kalp gözleri tamamen kapalı, ruhları simsiyah
olmuş, Terörü besleyen Barzani’ye Abi diyen, Hak, hukuk ve adaletten uzaklaşmış, açılım
fiyaskolarıyla terörü dirilten, günah deryası içinde yüzen, kul haklarına
riayet etmeyen, Hazret-i Ömer’i (R.A.) unutan, AKP yöneticilerini ve bunlara
destek olan AKP milletvekillerini, destekçilerini Ya Müntekimü, Ya Kahhar ve
tüm (99) güzel isimlerine sığınarak
Sevgili Peygamberimiz Hazret-i Muhammed Mustafa (S.A.), Abdülkadir Geylanî,
İmam-ı Rabbani, İmam-ı Gazzalî, Kuddusî Baba
ve Seyh Muhiddin-i Arabî yüzleri
hürmetlerine yüce ALLAH’a (C.C.) haval
ediyoruz.
ALLAH
(C.C.) var keder yok!
Üzeyir Lokman ÇAYCI
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes
FRANCE
uzeyir.cayci@free.fr
Amerika… Amerika !
Hayat kısa, kötülükler çok
anlamsız
Zulüm, ceza, iğretilikler manasız
Savaş, eza ve cinayetler kuralsız
Sözler çağı, çağ da sizi anlatıyor...
Amerika... Amerika!
Çocuk ölmüş, babası kimbilir nerde?
Anasına sarılmış, viran bir yerde
Çökmüş üzerlerine kalın bir perde
Sözler çağı, çağ da sizi anlatıyor...
Amerika... Amerika!
Oluk gibi kan akarken çevrenizde
Petrol... çıkar... çağdışılık dilinizde
İnsaf, acıma yok mu hiç dininizde
Sözler çağı, çağ da sizi anlatıyor...
Amerika... Amerika!
Üzeyir Lokman ÇAYCI
Paris, 21.11.2004
Selam ve
sevgilerimle.
Üzeyir Lokman ÇAYCI
Concepteur industriel - Architecte d'intérieur
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes
FRANCE
uzeyir.cayci@free.fr
------------------------------------------------------------
http://monsite.wanadoo.fr/SEVGI/
http://uzeyircayci.sitemynet.com/fleur/index.htm
http://www.artmajeur.com/serap/
------------------------------------------------------------
illustrations (Resim) : Üzeyir Lokman ÇAYCI
![]()
------------------------------------------------------------------
http://monsite.wanadoo.fr/SEVGI/
http://uzeyircayci.sitemynet.com/fleur/index.htm
http://www.artmajeur.com/serap/
-------------------------------------------------------------------
Bu mesajim MHP ve CHP milletvekillerine gönderildi
T.C. Sosyal Güvenlik
Kurumu
çökertildi mi?
Bana gönderilen mektup ve içeriği
Gönderen Kurum :
T.C. Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı
Sosyal Sigortalar Genel Müdürlüğü
Yurtdışı Borçlanma ve Tahsis İşlemleri
Daire Başkanlığı
Sayı :
B.13.2.SGK.0.10.07.00.0302/8771710
- 7603217
Tarih : 07.06.2010
Sayın Üzeyir Lokman ÇAYCI
55, rue Louise Michel
78711 Mantes
Türk Alman Sosyal Güvenlik Sözleşmesine göre hakkınızda
gerekli işlemlerin yapılabilmesi için
askerlik borçlanması yapıp yapmadığınız, askerlik borçlanması yaptı iseniz buna
ait ödeme makbuz asıllarının gönderilmesini rica ederim.
Enver GÜNDOĞAN
Tahsis İşlemleri Şube Müdürü
(İmza)
Mithatpaşa Caddesi N° 7, 06437 Sıhhiye –
ANKARA
Telefon
: (+90 312) 230 29 70
Faks
: (+90 312) 229 68 23
S.S.K. Web sayfası : http://www.ssk.gov.tr
e-posta
: zmert@ssk.gov.tr
(+90 312) 230 29 70’i aradım. Telefonla
iletişim mümkün değil. Saatler sonra bir kişi cevap verdi : «Bugün taşınıyoruz. Bir hafta sonra arayın denildi!»
Bana : «Türk Alman Sosyal Güvenlik Sözleşmesine göre
hakkınızda gerekli işlemlerin
yapılabilmesi için askerlik borçlanması yapıp yapmadığınız, askerlik
borçlanması yaptı iseniz buna ait ödeme makbuz asıllarının gönderilmesini rica
ederim.» deniliyor!
Ben 30 yıldır Fransa’dayım. Bana Türk Alman Sosyal Güvenlik Sözleşmesinden
bahsedilerek gerekli işlemlerin
yapılabilmesi için denilerek bir yılı
aşan bir süre sonra dahi emeklilikle ilgili müracatım savsaklanıyor. Adeta benimle alay
ediliyor! Yani Almanya ile Fransa’yı birbirine karıştıracak kadar bir bilgi
kirliliği söz konusu! Yoksa
T.C. Sosyal Güvenlik Kurumu çökertildi mi?
Kaldı ki daha önce yani 11 Mayıs 2010 tarihinde bizzat kendileri
tarafından Deniz Kuvvetleri Komutanlığına gönderilen B.13.2.SGK.0.10.02.15/49.554.264 sayılı yazıyla Askerlik hizmetini 144. dönem Dz.Ord. Yedek Asteğmen olarak yapan Üzeyir Lokman ÇAYCI (144-Dz./49-25) hakkında
yapılacak işleme esas olmak üzere, ilgilinin askerlik safahatının
bildirilmesini arz ederim denilerek Mehmet Gedik, Şube Müdürü imzasıyla bir
yazı gönderilmesine rağmen askerliğimi asteğmen olarak yapmam bu sefer de
görmezlikten gelinerek sanki hiç bir şey bilmiyorlarmış gibi, er olarak
askerlik yapmışım gibi, bana askerlik borçlanması sorulmaktadır. Ki ben yurt
dışına çıkmadan önce askerlik görevimi de yapmış olmama rağmen bu tür işlem
kirlilikleri sürekli olarak sergileniyor!
Sadece bu da değil Deniz
Kuvvetleri Komutanlığına gönderilen
bahsi geçen Türkçe yazı aynı tarihte,
aynı sayı ile Fransa Caisse National D’Assurance Vieillesse, Agence
retraite de Mantes, 1, rue de Champagne, 78200 MANTES
Sadece bu hatalar değil, 08 Aralık 2009 tarihli B.13.2.SGK.0.10.07.00.0302/8771710 - 12845935
sayılı, Tahsis İşlemleri Şube Müdürü Enver Gündoğan imzalı yazıda da çalışma süreleri ve gün sayıları
konusuyla gönderilen cevapta ise :
22.07.1974 – 25.10.1976 425
(SSK)
01.03.1977 – 30.01.1978 330
(EMEKLİ SANDIĞI)
27.11.1978 – 30.03.1979 118
(SSK)
01.07.1979 – 30.05.1980 330
(EMEKLİ SANDIĞI)
TOPLAM : 1286 GÜN denilmesine rağmen
yukardaki rakamların toplamı 1203 yapmaktadır.
Bana gönderilen «B.13.2.SGK.0.10.07.00.0302/ 8771710 -
12845935» sayılı bu belge de bu haliyle, geçersiz ve benim isteğime cevap vermemektedir.
Telefonla bizzat imza sahibi Tahsis İşlemleri Şube Müdürü Enver Gündoğan’a bu hatayı bildirdiğim zaman bana «elinle düzelt sonra ver gitsin» gibi akla mantığa, hukuka uymayan bir tavsiyede bulunmuştur. Yani bana evrakta tahrifat, sahtecilik tavsiye edilmiştir. Ben bana dosyamın incelenerek yeniden gönderilmesi istirhamıma da bu güne kadar cevap alamadım.
22.08.1949 yılında Bor ilçesinde doğdum. 22.08.2009 tarihinde 60. yaş ve «özürlü olmam» sebepleriyle hizmet sürelerimi birleştirmek için, Fransa’da malulen emekli olacağımı bildirerek önceden yani 16.05.2009 tarihinde Ankara Sosyal Güvenlik Kurumu Genel Müdürlüğüne, RK 29 557 601 7FR numaralı taahhütlü bir mektupla başvuruda bulundum.
Bu müracaatımdan
Fransa’daki kurumları da haberdar ettim.
Tahhüttlü : RK 38 612 979 5 FR , 28.08.2009 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına AKP’li
yöneticiler hakkında
«Cumhurbaşkanı Abdullah Gül
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu
Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer» suç duyurusunda bulundum.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı dilekçeme, 2009/1504 karar
numarasıyla, 29.09.2009 tarihinde
kovuşturmaya yer olmadığı kararı verdi. Bu kez buna itiraz olarak,
Tahhüttlü : RK 37 339 875 4 FR, 07.01.2010 tarihinde Sincan Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına (AKP’li yöneticiler hakkında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer) dava dilekçesi gönderdim. Ayrıca,
Tahhüttlü : RK 37 339 873 7 FR, 29.08.2009 tarihinde
Ankara Yargıtay Başsavcılığı Makamına AKP’li yöneticiler hakkında
«Cumhurbaşkanı Abdullah Gül
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu
Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer» suç duyurusunda bulundum
Tahhüttlü : RK 39 680 044 5 FR, 07.01.2010 tarihinde
Ankara Yargıtay Başsavcılığı Makamına AKP’li yöneticiler hakkında
«Cumhurbaşkanı Abdullah Gül
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu
Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer» suç duyurusunda bulundum
Ehli olmayan insanların devlet bünyesinde ve önemli kademelerde çalıştırıldığı anlaşılıyor!
Aşırı dozda partizanlıklarla devlet çarkı
işletilmiyor! AKP yöneticileri açılım adı altında Amerika için, İsrail
için, Irak için, Suriye için, İran için,
Hamas için ve PKK’lılar için gayret gösterirlerken Türk İşçilerinin ve gurbetçilerin unutulduğu, ihmal edildiği ya
da savsaklandığı açığa çıkıyor
«Anayasa`nın 62. Maddesi :
B Yabancı
Ülkelerde Çalışan Türk Vatandaşları
Devlet, yabancı ülkelerde çalışan Türk vatandaşlarının aile
birliğinin, çocuklarının eğitiminin, kültürel ihtiyaçlarının ve sosyal
güvenliklerinin sağlanması, anavatanla bağlarının korunması ve yurda
dönüşlerinde yardımcı olunması için gereken tedbirleri alır.»
Uluslararası bir çok
ödül almış bir sanatçıyım. Devleti yönetenlerin ilgisizliği sebebiyle bana en
ufacık destek verilmediği gibi mevcut haklarım ve emekliliğim için gerekli
evrakların gönderilmesi dahi engellenmektedir.
¤ «Anayasa`nın 81.
Maddesi :
2. Andiçme
Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, göreve başlarken
aşağıdaki şekilde andiçerler :
"Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve
milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini
koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, demokratik ve laik Cumhuriyete ve Atatürk
ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağıma; toplumun huzur ve refahı, milli
dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel
hürriyetlerden yararlanması ülküsünden ve Anayasaya sadakattan ayrılmayacağıma;
büyük Türk Milleti önünde namusum ve şerefim üzerine and içerim."»
Size soruyorum
biz öldükten sonra mı emeklilik müracaatlarımıza cevap verilecek? Anayasa ve yasaları ihlâl eden bu AKP iktidarı hakkında
hiç mi işlem yapılamayacak?
Bu konunun T.B.M. Meclisinde bir soru önergesiyle ele
alınmasını ve hukuki işlemlerin başlatılması veya başladıysa sürdürülmesi için
ilginizi istirham ediyorum.
Selam ve saygılarımla.
Paris, 14.06.2010
Üzeyir Lokman ÇAYCI
İç Mimar – Endüstri
Tasarımcısı
55, rue Louise
Michel
78711 Mantes
FRANCE
Telefon : 00 33 1 30 92 95
68
Prof. Dr. Mehmet Haberal
Üzeyir Lokman ÇAYCI
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
Dış güçlerin istekleri
istikametinde tarımı, hayvancılığı, ekonomiyi çökertenler yargıyı, Türk Silahlı
Kuvvetlerini ve ilim adamlarını da etkisizleştirmek için akla gelmeyecek
yollara başvuruyorlar. Din kisvesi altında yapılan iftiralar, tertipler,
insan hakları ihlalleri, suistimaller, yolsuzluklar, saf ve iyi niyetli
insanların Müslüman’lara ve İslâm’a bakışlarını da olumsuz etkiliyor ve
dinden uzaklaşmalarına sebep oluyor. Henüz AKP tahribatları tam anlamıyla size
yansımadı. Gelecek günlerde tüylerinizi ürpertecek haberlerle onları gerçek
yüzleriyle tanıyacaksınız!
Türbanla başlayan oy için aldatma operasyonları anlamını kaybetti. Her
açılım uygulamaları ise fiyaskolara, skandallara zemin hazırlıyor. Doğuda,
batıda, kuzeyde ve güneyde milleti unutan AKP yöneticileri ülke içindekilerle değil,
başka ülkelerde köksüz, dayanaksız ve özü boş barış safsatalarının peşlerine
takılarak içerdeki olumsuzlukları gizleme yollarına girdiler. AKP, Türkiye’de,
Avrupa’da, Amerika’da ve gönüllerde tükendi. AKP yöneticilerini zor günler
bekliyor! Cenab-ı ALLAH (C.C.) göründükleri gibi olmayanlara, oldukları gibi
görünmeyenlere, adaletsiz ve ruhsuz kişilere asla fırsat vermeyecektir!
Buğday
yerine lale yetiştirmeyi kazançlı görenler, bizi dışarıdan buğday satın almaya
zorlayan emperyalist projelere hizmet ediyorlar… Lale ile kendi dışlarını
süsleyenler iç dünyalarındaki bağımlılıklarını, yanlışlıklarını, suçlarını ve
hukuksuzluklarını gizleyerek bize farklı görünmeye çalışıyorlar.
İnsanlar
yönetici ve milletvekli olarak kimi seçtiklerini bilselerdi, «çocuklarını
çukurlarda kaybetmeyeceklerdi. Şehirlerimizde yaşayanlar, bilgiden,
teknolojiden, kültürden, sanattan uzakta olanlara, fabrikalarına, yerleşim ve
iş alanlarına yanlış yer seçenlere, açlığa, yokluğa, işsizliğe çare olarak
lalecilik yapanlara ; laleliciliği tavsiye edenlere fırsat vermeselerdi
hayatlarını insanca sürdüreceklerdi. Tramvaylar insanlarımızı
ezmeyecekti, Türk Silahlı Kuvvetlerimize zulüm yapılmayacaktı… Prof. Dr. Mehmet
Haberal’a kötülük yapılmayacak, hizmetlerine engel olunamayacaktı !»
Değerli
bilim adamlarımızı Türk Milletine hizmetten alıkoyanlar asla vatansever
olamazlar ! Bu tür kişileri dindar görmek dinden çıkma olarak yorumlanmalıdır !
İnsanlar
yönetici ve milletvekili olarak kimi seçtiklerini bilselerdi, «Prof. Dr.
Mehmet Haberal gibi ilim adamlarımız organ nakline devam edecek, öğrencilerini
yetiştirecek, bilimsel gelişmeleri zirveye taşıyacak, ülkemizi dünyaya
tanıtma yolunda önemli adımlar atmayı sürdüreceklerdi.»
Profesör Dr. Mehmet Haberal’e yaptıkları, tacizler ve iftiralar sebebiyle ben
hayatım boyunca onları suçlayacağım. 8 yıl boyunca faydalı hiçbir olumlu
gayretlerini görmedim. Soğuk, sevimsiz ve ihlassız yüzleri var. Kararan
kalpleri sıfatlarında şekillenmiş, özlerindeki yıkımlar onları
hizmetsizliklere, huzursuzluklara itmiştir !
Dini yaşamadıkları, ALLAH’tan uzaklaştıklarını belgeleyen bir çok tavırların
içerisindeler.
Hastalarından koparılan bir profesöre eza ve cefa çektirenlere insan demek bile
geçmiyor içimden…
Ülkemizde
bir tek dikili ağaçları yok !
Bugünlerde
efelenmek, büyüklenmek, böbürlenmek, horozlanmak gibi büyük lâflar
«dünyayı ben yarattım» edâsına giren, küçük bir çocuğa dahi ister asarsın,
ister kesersin şeklinde telkinde bulunan siyasetçilerle birlikte anılır hale
geldi. Ödül almış, «ülkemize hizmette» zirvelerde bulunan subayları,
generalleri, profesörleri, gazeteci ve yazarları «silahlı çete kurmak» suçuyla
itham etmek, «terörist» damgası vurmak, aşağılamak ve aşağılatmak, Türk
Milletine, Atatürk’e ve Türk Milletinin onuruna, değerlerine, tarihine
anayasasına, inancına ve varlığına savaş açma anlamına gelmektedir.
İftiralarla,
tertiplerle, sabıkalı, geçmişleri kirli ve karanlık olan tanıklarla yürütülen
davalarla kimleri memnun ettiklerine bakarak, AKP’li yöneticiler hakkında bilgi
sahibi olmanız mümkündür.
Sert, kaba söz ve davranışlarıyla, kendi ülkelerinin Silahlı Kuvvetleri
mensupları hakkında aşağılama, yıpratma, çökertme aşağılığına giren bana bir
tek ulus gösterin ? Buna cevap veremeyeceksiniz, çünkü bu sadece bizim
ülkemizde görülmektedir.
İftira ve tertiplerle tutukladıkları vatansever insanların ilaç almalarını,
tedavilerini dahi önemsemeyen, onların ölümlerine sebep olan bu insanları
ve işledikleri cinayetleri seyretmek, suskun kalmak, bu cinayetlere ortak olma
anlamına gelmektedir.
Kuddusi
Okkır’ın ölümüne sebep olan AKP’liler, Savcılar ve hakimler acilen
sorgulanmalıdırlar !
¤
03.07.2008 tarihli Cumhuriyet Gazetesi : Guardian muhabiri Robert Tait
gözaltıların, Türkiye’nin sendeleyen siyasi sistemini çöküşe daha da yaklaştırdığını
savundu
¤ 03.07.2008 tarihinde Samsun Eğitim-Sen Şube Başkanı İsmail Tutoğlu,
Türkiye'de gündemi bir anda değiştiren Ergenekon Operasyonu'nun sindirme ve
korku salma girişimi olduğunu söyledi
¤ 04.07.2008 Cumhuriyet Gazetesi’nde yer alan bir haber :
Washington’daki düşünce kuruluşu American Enterprise Enstitüsü (AEI)
uzmanlarından Michael Rubin, “Ergenekon” soruşturmasını bir “komplo” olarak
tanımlayarak bunun Başbakan Tayyip Erdoğan’a ait bir “hayal ürünü” olduğunu
söyledi. Erdoğan’ın bu soruşturmayı kendisini eleştiren, yolsuzluklarını ve
iktidarı kötüye kullanmasını sorgulayan kişilerden intikam almak üzere bir
“bahane” olarak kullandığını söyleyen Rubin, Erdoğan’ın Rusya Başbakanı
Vladimir Putin’e dönüştüğünü ifade etti.
Suçladıkları
vatanseverlerin hepsinin sabıkasız olması, vatanseverleri suçlandırmak
için kullandıkları gizli tanıkların da hepsinin sabıkalı olmaları ve bu
görüntüyü içlerinde sindiren yandaş yargı mensuplarının tavırları bizleri
endişeye sevketmektedir.
Prof. Dr.
Mehmet Haberal mağdur olduğu sırada babasını kaybetmiştir ! Yani onun
mağduriyeti annesini ve babasına da sirayet etmiştir ! Aileleri, diğer kişileri
de etkileyen bu iftira kampanyalarının psikolojik analizi yapılmalı,
vicdansızlıklar, hukuksuzluklar , adaletsizlikler sorgulanmalı ve teşhir
edilmelidir !
¤
04.06.2009 tarihli Habercem’de yer alan bir haber : «Ergenekon
soruşturması kapsamında tutuklu bulunun eski İnönü Üniversitesi rektörü Prof.
Dr. Fatih Hilmioğlu, sağlık sorunları nedeniyle hastaneye kaldırıldı. Tutuklu
bulunduğu Silivri Ceza ve İnfaz Kurumları Yerleşkesi'nde yüz felci geçirdiği
belirtilen Prof. Dr. Hilmioğlu'nun, cezaevinden Haseki Eğitim ve Araştırma
hastanesine sevk edildiği öğrenildi.»
¤ CHP İzmir İl Başkanı Kemal Karataş, hükümetin ülkeyi aydınlığa çıkarmak
yerine karanlığa götürme hevesinde olduğunu dikkat çekerek, «İktidar,
demokrasiden giderek uzaklaşıyor. Ülkede faşizmin adımları duyulmaya
başlanmıştır. Yaşananlar cumhuriyetten, Atatürk’ten yana olanları sindirme
hareketidir. Türk insanına gözdağı verilmek isteniyor. İnsanlarımız korku
tüneline sokulmak isteniyor. Rejimi değiştirme taleplerine izin vermeyeceğiz»
diye konuştu.
Milletten
korkuyorlar !
Abdullah Gül
Eskişehir’e gelecek diye iddia edilerek hiç suçları olmayan 8 Türkiye Gençlik
Birliği üyesinin gözaltına alınması gibi sıkıyönetimi andıran uygulamalar
AKP’yi ele vermektedir. Suçlara öncülük yapan AKP’li yöneticiler günahlar
içerisinde yüzerken dahi saf Müslümanların dini duygularını istismar etmeyi
hâlâ sürdürüyorlar !
Halktan kopukluklarını etraflarındaki koruma ordusuyla kavrayabilirsiniz!
Onları korkulara iten sebepler mutlaka incelenmelidir...
Tepkiler
¤
Oktay EKŞİ: “AKP önce muhalif sesleri kısıp ardından Laik rejimi tasfiye etmek
istiyor”
¤ T. Haber-İş Genel Başkanı Ali Akcan : «Ergenekon soruşturması aylardır
sürüyor. Ortada delil yok, iddianame yok ama yeni baskınlar ve gözaltılar
yapılıyor. Gözaltındakilerin suçsuzluğu anlaşılırsa bunun hesabı nasıl
verilecek? İnanç üzerine siyaset yapılmaktadır. Gelecekten endişe duyuyoruz.»
¤ Şeker-İş Genel Başkanı İsa Gök : «Partilerin ve televizyonların
basılmasını normal bulmuyoruz. Bunlar yıllarını siyasete vermiş insanlardır.
Fikirlerini beğenmemek, farklı düşünmek bu muameleyi haklı göstermez.»
¤ Türk-İş Eski Genel Başkanı Salih Kılıç : «Son gelişmeler
toplumsal gerilimi arttırmakta, önyargılıdır ve siyasal iktidarın komplo
teorileriyle suçlu yaratarak güçlü olma kompleksinin ürünüdür. Hukuk herkese
lazımdır. İddianame bir an önce ortaya çıkmalıdır. Bu operasyonu tasvip etmiyoruz.
Operasyona maruz kalanların toplumdaki yeri ve saygınlıkları bellidir. Anayasal
ve demokratik faaliyetleri nedeniyle karşılaştıkları bu yanlış muameleden
dönülmelidir.»
¤ Türk-İş Eski Teşkilatlandırma Sekreteri, GMİS Eski Genel Başkanı Çetin
Altun : «Aslı astarı olmayan suçlamalarla Türkiye’nin sorunlarının çözümüne
önderlik yapacak kurum ve kişilere yapılan bu saldırıyı şiddetle kınıyorum.»
¤ CHP İstanbul Milletvekili Nur Serter: "Gözaltılar, bir intikam
planı. Son derece üzgün, son derece şaşkınım. Türkiye'de vatanını seven, laik
cumhuriyeti seven, bu değerler için mücadele veren insanlar gözaltına
alınıyorsa Türkiye’de herkes tehlike altındadır."
¤ Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Başkanı Ahmet Abakay: «gözaltına
alınan gazetecilerin, bugünkü iktidara ve bu iktidarın uygulamalarına karşı. Bu
durum ise muhalif yazarlara, yayıncılara, muhalif basına karşı bir sindirme ve
korku salma eylemidir. 2 Mart ve 12 Eylül Darbe dönemlerindeki uygulamaları
hatırlatan gözaltına almalar yaşanıyor»
¤ Cumhuriyet Kadınları Derneği Samsun Şube Şubesi Yönetim Kurulu :
«Cumhuriyetimizi Atatürk İlke ve devrimlerini korumak kollamak adına yazdıkları
ve söylediklerinden dolayı yazarlarımızın, siyasilerimizin ve bilim
adamalrımızın gözaltına alınmalarını şiddetle kınıyoruz»
¤ Türkiye Gazeteciler Federasyonu Başkanı Nazmi Bilgin: «Bu konu cadı avı
haline gelmiştir. Açılan bir kazana herkesin atılma çabasıdır.»
Ekonomi Muhabirleri Derneği Başkanı Ali Doğanoğlu: «Böyle bir şeyi kesinlikle
doğru bulmuyoruz. Bu tür soruşturmalarda yeterli delil ve belge olmadan
insanları çeşitli suçlamalar altında bırakarak, kamuoyuna teşhir edilmesi son
derece yanlıştır»
¤ Bekir Coşkun : «Sıra size gelecek! Laik cumhuriyeti yıkıp,
ABD'nin BOP projesi kapsamında "Ilımlı İslam" modelini kurmak
isteyenler, masum maskeleriyle gelip saf kitleleri arkalarına alarak, önce
siyasi iktidarı, yerel yönetimleri, bürokrasiyi... Peşinden bağımlı-bağımsız
örgütleri-kurumları-kuruluşları ellerine geçirdiler. »
¤ 30.01.2009 tarihinde Mynet Haber : Araştırmacı Erhan
Göksel, «Ergenekon» soruşturması kapsamında gözaltına alınmasını ve sorgusunun
ardından serbest bırakılmasını hatırlatarak, «Neyle suçlandığımı anlayamadım»
dedi.
¤ Neval Kavcar : «Ergenekon Örgütü adı altında toplanan kişilere
bakılınca ortak özellikleriyle, Türk Devletinin birliğinden yana kişiler olduğu
da görülüyor.»
Prof.
Dr. Mehmet Haberal’i iftira ve tertiplerle suçlayanları ve varlık sebeplerini
tanımak
¤ Tayip
Erdoğan'ın yakın arkadaşı Fehmi Koru, 28 Ocak 2008 tarihinde Kanal 7
Televizyonu'nda akşam ana haber bülteninde canlı yayında ve 1 Şubat 2008 günü
Yeni Şafak Gazetesi’ndeki köşesinde, Ergenekon Operasyonu için «5
Kasım 2007’deki Bush-Tayyip görüşmesinde düğmeye basıldığını» söyledi ve yazdı.
¤ Tayip Erdoğan'ın 21 Ocak gecesi Davos gezisini iptal ederek
operasyondan dört saat önce ABD Büyükelçisi Ross Wilson ile görüşmesi,
Amerika'nın operasyonel olarak ve Büyükelçi düzeyinde işin içinde olduğunun
kanıtı oldu.
¤ Başka bir devletin başkanından Türkiye'de ceza soruşturması talimatı
almak suçtur. Evet talimat sözcüğünün altını çiziyorum. Çünkü Recep Tayyip
Erdoğan 11 ayrı açıklamasında ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) Eşbaşkanı
olduğunu itiraf etmektedir.
¤ 22.03.2008 tarihli Mynet Haber : İstanbul Barosu Başkanı Kazım
Kolcuoğlu, 8 aydır sürdürülen ve henüz iddianamesi hazırlanmayan, ancak
gözaltına almaların devam ettiği Ergenekon soruşturmasının Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi'nin (AİHS) 6. maddesine aykırı olarak sürdürüldüğünü bildirdi.
¤ CHP’li Atilla Kart, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın örtülü ödeneği usulsüz
kullanıp kendi özel istihbarat birimini oluşturduğunu öne sürdü. Recep Tayyip
Erdoğan'ın örtülü ödeneğin başına getirdiği Maksut Serim ise 1996-1998
yıllarında sahte diploma ile görev yaptı.
¤ 18.01.2009 tarihli bir haber : Ergenekon Savcısı Öz'e şok operasyon
: Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Özdemir Özok, ilk kez açıktan
Öz’ün görevden alınmasını ve yerine tanınan bir savcının atanmasını talep
etti. Ergenekon soruşturmasını yürüten Savcı Zekeriya Öz’e zırhlı araç
tahsis edildiğini hatırlatan Özok, ‘’Türkiye’de bu soruşturmayı yürütecek başka
savcı yok mu? Ben bu adamı ne tanırım ne de bilirim. Ama bugün neler yazılıyor.
Türkiye davaya odaklanıyor ve Sayın Başbakan diyor ki ‘Ben bunun savcısıyım’. Ardından
kendi zırhlı aracını savcıya veriyor. Böyle bir şey olabilir mi? Yalnız
Ergenekon savcısı değil ki tehdit alan, başka savcılar da var. Peki niye ona
zırhlı araç göndermiyorsun?’ dedi.
¤ Zekeriya Öz'e ve Ergenekon savcılarına şok dava : Birinci Ordu
Eski Komutanı Emekli Orgeneral Çetin Doğan, Ergenekon Davası Savcıları Zekeriya
Öz, Mehmet Ali Pekgüzel, Nihat Taşkın hakkında dava açtı.
¤ 03 Nisan 2010 tarihli bir haber : «Ergenekon» davasının
tutuklu sanıklarından Sevgi Erenerol'un avukatı Vural Ergül, «Ergenekon»
soruşturmasını yürüten İstanbul Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz hakkında,
"kendini askerliğe yaramayacak hale getirdiği ve askerlikten kurtulmak
için hile kullandığı" iddiasıyla suç duyurusunu bulunuldu.
¤ Savcı Zekeriya Öz'e şok dava : Ergenekon sanığı Ergun Poyraz'ın
açtığı dava neticesinde Milli Savunma Bakanlığı'ndan Savcı Zekeriya Öz'ün
askerlik kayıtları istendi.
¤ 16 Aralık 2008 tarihli Milliyet Gazetesi’nde Ümraniye Davası’nın 26.
duruşmasında savunmasını yapan emekli Emekli Tuğgeneral Veli Küçük
Ergenekon operasyonunun kasımda, «ABD’de ABD Başkanı Bush’tan alınan talimatla
başladığını» ileri sürdü ve kurduğu iddia edilen JİTEM’in hiçbir zaman
var olmadığını savundu «Devletin komplo kuracağını hiç düşünmemiştim» diyerek
hakkındaki suçlamaları reddetti.
¤ Üsteğmen olarak görevliyken 1994’te mayına basarak sol gözünü
kaybeden ve malulen emekli olan gazi Serdar Öztürk Ergenekon
operasyonunda gözaltına alınmasından sonra, Cumhurbaşkanlığı’na yazdığı
dilekçeyle «insan hem kahraman, hem terör örgütü üyesi olamaz», şeklinde
bir açıklamadan sonra, kendisine verilen madalyayı «makamınıza iade zorunluluğu
doğmuştur» diyerek kendisine reva görülenlere tepki gösterdi.
¤ Emekli orgeneraller Şener Eruygur ve Hurşit Tolon’un gözaltına alınmaları,
Türk Silahlı Kuvvetleri’nden emekli generaller tarafından, «TSK’nin hedef
alınması» olarak algılandı. Emekli Tümgeneral Armağan Kuloğlu, «TSK hedef
haline gelmiştir. TSK’nin etkinliğini kırma çalışmaları sürekli olarak
gündemde» değerlendirmesini yaptı. Emekli Tuğgeneral Cihangir Dumanlı, «Görevde
bulunan TSK mensuplarına bir şey yapamıyorlar, ama emekli orgeneralleri
gözaltına alarak TSK’yi yıpratma girişiminde bulunuyorlar» derken, emekli
Tuğgeneral Ali Rıza Selmanpakoğlu da, «Türkiye’ye büyük hizmetler vermiş,
orgenerallik rütbesinin ötesinde kuvvet komutanlığı, ordu komutanlığı yapmış
komutanlarımızın gelişigüzel götürülmesi ulusumuzda kaygı yaratmıştır» diye
konuştu.
Milletvekilliği
yeminine de bağlılık göstermiyorlar!
«Devletin
varlığını ve bağımsızlığını, yurdun ve halkın bölünmez bütünlüğünü, halkın
kayıtsız şartsız egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, demokratik,
laik ve sosyal hukuk devleti ve Atatürk ilkelerine bağlı kalacağıma; halkımın
refah ve mutluluğu için çalışacağıma; her yurttaşın insan haklarından ve temel
hak ve özgürlüklerden yararlanması ülküsünden ve Anayasaya bağlılıktan
ayrılmayacağıma; namusum ve şerefim üzerine and içerim.» şeklinde yemin eden
AKP milletvekilleri görüldüğü gibi halkın refah ve mutluluğu için çalışmadıkları
gibi yeminde ifade ettikleri her bir ifadeye de uymamaktadırlar.
¤ 03.07.2008 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde yer alan bir
haber : Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu,
«Ergenekon Soruşturması» kapsamında Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Sinan
Aygün’ün önceki gün «herhangi bir açıklama veya suçlama belirtmeksizin»
gözaltına alınmasının «darbe dönemlerini anımsattığını» belirterek, bu
uygulamayı tüm iş dünyasına yapılmış kabul ettiklerini vurguladı. Hisarcıkloğlu
«Bu muamele, geleceğe matuf kaygı ve endişelerimizi artırmaktadır. Akşam yatağa
yatarken, sabah nasıl bir Türkiye ile karşılaşacağımız endişesi içinde olmak
istemiyoruz. Yaşadığımız bu ortam, toplumsal kutuplaşmayı daha da
derinleştirmekte, iktisadi hayatı olumsuz etkilemektedir» diye konuştu.
İsrafla
beslenenler
¤ Prof.
Dr. Mehmet Haberal’i suçlayanlar her gün 110 milyon dolar faiz veren bir
Türkiye manzarasının başındalar...
¤ Almanya'da 11 000, Japonya'da 10 000, Fransa'da 9 000 olan makam aracı
sayılarını geride bırakarak, Türkiye’de 87 130 makam aracıyla
savurganlığa ve israfa öncülük yapıyorlar!
¤ Başbakanlık koltuğunda oturan Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine
Erdoğan’ın «Başbakanlığın ATA uçağıyla Katar Emiri Şeyh Hamid bin Halife Al
Thani’nin kızı Şeyha’nın düğünü için Katar’a gitmesi üzüntüyle karşılandı.
Duyarlı vatandaşlarımız tarafından «işsizliğin ve yoksulluğun büyük boyutlara
ulaştığı, iflasların ve hacizlerin birbirini izlediği günümüzde, resmi
görevlerde kullanılmak üzere, devlet hazinesinden çıkan paralarla alınan
Başbakanlık uçağının şeyh düğünlerine gitmek için kullanılmasının kabul
edilemez olduğu» ifade edildi.
¤ 31.12.2005 tarihinde Erdoğan ailesinin Muğla Akyaka’da 47 çeşit
yiyecekle sabah kahvaltısı yaptığı cihana duyuruldu!
¤ 18.12.2007 tarihinde Giyim tarzı nedeniyle sık sık eleştirilerin hedefi olan
Emine Erdoğan'ın favori mağazasının ortaya çıktığı ve Emine Erdoğan’ın bir
mağazayı kapattırıp alışveriş yaptığı konuşuldu. Bu konu Erzincan davası
iddianamesine de girdi.
¤ 16.01.2008 tarihli Radikal Gazetesi’nde yer alan bir haber :
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Washington ziyareti sırasında eşi
Hayrünnisa Gül'ün Cafe Milano restoranında yediği yemek Türk garson Kerem
Çelik'i işinden etti. Cafe Milano'nun mönüsündeki beş çeşit tatlının
tamamında alkollü içki kullanılması nedeniyle Hayrünnisa Gül için şef
tarafından özel bir tatlı yapılmıştı. Yemekler 500 dolar tutmuş, Gül, hesabın
faturaya yüzde 20 bahşiş ilave edilerek Türkiye Washington Büyükelçiliği'ne
gönderilmesini istemişti. Bu haberlerin basına sızmasından sonra, heyete akşam
geç saatlere kadar hizmet eden Türk garson Kerem Çelik sorumlu tutuldu ve işten
atıldı.
¤ Bu,
tepedeki manzaralar karşısında Bursa'nın İnegöl ilçesinde işsizlik
yüzünden bunalıma giren Ercan Ay isimli bir gencin 05 Mayıs 2010
tarihinde kendini yakması; Bursa’da, 20 gün önce, şoför olarak çalıştığı
kargo şirketinden çıkarılan Seyfettin Çeliksu’nun, askerdeki oğluna para gönderemeyince
bunalıma girmesi ve sinirlenerek cama yumruk atması, aşırı kan kaybından can
vermesi gibi olaylar ve sebepleri hiç umursandı mı?
Görev
suistimalleri ve emanetleri koruyamayanlar
¤
İstanbul'da 400 jandarmanın bastığı, Tuzla'nın AKP’li Akfırat Belediye
Başkanı Hilmi Yıldız ile birlikte 25 kişinin tutuklandığı yolsuzluk ve çete
soruşturmasında şaşırtıcı gelişmeler yaşandı. Belde'nin tutuklu Belediye
Başkanı'na Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin'in önceki yıllarda kendisine arsa
alması için vekaletname verdiğinin belirlenmesinin ardından Cumhurbaşkanı
Gül'ün eşi Hayrünnisa Gül'ün de beldede arazi sahibi olduğu ortaya çıktı.
Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin'in vekaletnamesinin yanı sıra, Cumhurbaşkanı
Abdullah Gül'ün eşi Hayrünnisa Gül'e ait arsanın ödenmiş vergi makbuzları da
bulundu. Hilmi Yıldız’ın 29 Temmuz 2008 tarihinde partiden ihraç edildiği
bildirildi.
¤ Recep Tayyip Erdoğan’ın kullanımı için İtalya’dan alınan AIRBUS JIJI
-319 tipi uçağın Türkiye’ye maliyetinin ne olduğu ve uçağın aliminin niçin
ihalesiz gerçekleştirildiği açıklanmadı. Bir iddiaya göre, tadilatlarıyla
birlikte yaklaşık 50 trilyona malolan uçağın, ihalesiz alınması, bazı
usulsüzlük iddialarını da gündeme taşıdı.
¤ AKP Genel Başkan yardımcısı Haluk İpek’in baldınıza ait ormanlık arazideki
«villa» haberi gazetelerde yer aldı.
¤ AKP’li Çalışma Bakanı Ömer Dinçer, Zonguldak’taki maden faciasıyla
ilgili tartışma yaratacak sözler sarfetti : «Madencilerin acı çekmediklerini»
söyleyerek «güzel öldüler» dedi.
¤ Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü 2009 verilerine göre,
cezaevlerindeki hükümlü sayısı 59 bin 759’a, tutuklu sayısı ise 56 bin 581’e
dayandı.
¤ 07.02.2009 tarihinde Erdemli’ye gelen Mersin AKP Milletvekili Ali
Er, boğa kesilerek karşılandı! Karayolu kan gölüne dönüştü.
¤ 27.02.2009 tarihinde Mersin Zeki Sabah İlköğretim Okulu öğretmeni Gülay
Tatar Özkaya isimli bir öğretmen, Başbakan Erdoğan ve AKP'yi eleştirdiği
gerekçesiyle sürgün edildi ve hakkında soruşturma açıldı.
¤ 05.06.2010 tarihinde gazetelerde yer alan «Tayyip Erdoğan'ın ve
yakınlarının her biri 1,5 milyon dolar olan havuzlu 5 villanın fotoğraflarını
televizyondaki programında yayımlamak isteyen Araştırmacı gazeteci Tuncay
Mollaveisoğlu’nun işten atıldığı» haberleri öfkeyle karşılandı!
¤ AKP yöneticilerinin ve çevresindekilerinin haksız kazanç ilişkileri ve göz
kamaştıran servetleri bütün yönleriyle aydınlatılmalıdır! Deniz Feneri
yolsuzluğunun sadece Almanya ayağı değil, Fransa, İsviçre, İngiltere,
Belçika ve Hollanda ayakları da araştırılmalıdır!
¤ Bakanlıklarda çalışıyor gibi gösterilerek, hiç çalışmadıkları halde aydan aya
gelerek maaşlarını alan AKP’lilerden bahsediliyor. Bunların hassas
denetlemelerle açığa çıkarılacaklarına inanıyoruz. Bu konu altı yıldır
bizzat bakanlıklarda çalışan kişiler tarafından ifade edilmektedir.
İnsanları
incitenlere destek olmak onların günahlarına ortak olmak demektir!
¤ AKP’lilerin
Çırağan ve Dolmabahçe gibi saraylarda yaptıkları toplantılar ve
görüşmeler özlem duydukları hâller hakkında bize bilgi vermektedir. Saray adamlığı,
padişahlık, sultanlık ve peygamberlik heveslerine öncülük yaparak
ebedileşme ya da süreklilik ihtirasları onları yüceltmiyor aksine, manevi
unsurlara, tarihe ve tarihi yapılara saygısızlık yaptıkları için
aşağılamaktadır!
Hakimlere,
savcılara, avukatlara ve memurlara yapılan baskı ya da tehditlerin arttığına
dair haberler toplumu güvensizliğe ve korkuya itmektedir.
Zonguldak'ta göçük altındaki mühendisin kız kardeşi konuşmak istiyor,
konuşturmuyorlar. İşçi yakını 70 yaşlarında bir kadının «Bütün bunlar
özelleştirme yüzünden oldu» diye yürek acısıyla gösterdiği tepkiye Recep
Tayyip Erdoğan’ın verdiği cevap : «Susturun şu terbiyesiz kadını!»
Yaşlarına başlarına bakılmadan insanlarımızı aşağılayan bu zihniyete destek
olanlara ben şahsen acıyorum. ALLAH’ın kullarını incitenler yönetici de,
inançlı da olamazlar!
¤ 18.09.2008 tarihli Yeniçağ Gazetesi : Ümraniye soruşturması
kapsamında tutuklanarak Kocaeli F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ne konulan
Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Başkanı emekli Orgeneral Şener Eruygur,
merdivenlerden düşerek kaza geçirdi.
¤ 18.09.2008 tarihli Yeniçağ Gazetesi : Göz göre göre ölüme tahliye!
Ölüme tahliyeye «Dikkat kaçar» uyarısı... Tutuklu bulunduğu sırada
rahatsızlanan, hastane hastane dolaştırıldıktan sonra ölüm döşeğinde tahliye
edilen Ümraniye Davası sanığı işadamı Kuddusi Okkır’ın ölümü, «insan hakları
ihlali» olarak tescillendi.
¤ 28.03.2008 tarihli Mynet Haber : Generalleri hedef gösterme
davasında karar : «Türk Silahlı Kuvvetlerinde (TSK) görev yapan bazı generalleri
terör örgütlerine hedef gösterdikleri iddiasıyla» yargılanan Anadolu'da Vakit
Gazetesi sahibi Nuri Aykon ile Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Harun Aksoy, 20'şer
bin YTL adli para cezasına çarptırıldı.
Olmayan
suçlarla vatanseverlere soruşturma ya da yargısız infaz yapılırken,
Belgeli ve sabıkalı suçlulara da takipsizlik kararları veriliyor!
¤
11.11.2005 tarihli Radikal Gazetesi : Kalaşnikof taşımak serbest!
İzmir'de, yanında taşıdığı çantada Kalaşnikof tüfek, 31 mermi ve evinde yapılan
aramada 490 ecstacy uyuşturucu hap ile
Prof.
Dr. Mehmet Haberal gibi vatanseverler değişik şekillerde susturuldular
¤
26.03.2008 tarihli Cumhuriyet Gazetesi : Ordu'da aralarında
AKP'lilerin de bulunduğu ihale çetesinin üzerine giden Ordu Emniyet Müdürü
Sezai Boran görevini yaptığı için merkeze çekildi. "Kömür 52" adı
verilen operasyon kapsamında 26 kişi tutuklanmıştı. CHP İl Başkanı Kenan Çebi
"AKP yolsuzlukların üzerini örtme yolunu seçmiştir" diye
konuştu.
27 Mart 2008
tarihli Hürriyet Gazetesi’nde yer alan «Aleyhimize ifadeye ceza
indiriyorlar» başlıklı haber : «Yaşar Öz, Semih Tufan Günaltay, Alparslan
Aslan ve Osman Yıldırım'a, İP ve bazı ordu mensupları aleyhine ifade verir,
verdikleri ifadelerin arkasında dururlarsa cezalarında indirime gidileceği,
ifadelerinin "gizli tanık" ifadesi olarak değerlendirileceği vaatleri
yapılmaktadır.»
Emekli Albay
Erdal Sarızeybek’in : «Savcı Zekeriya Öz, TSK Aleyhine ifade vermem için beni
zorladı!» şeklindeki gazetelere yansıyan açıklaması «2'YE 1» denilen
Silivri Yargılamaları mağdurlarının masumiyetlerini ortaya koymaktadır!
ÜMRANİYE davasının tutuklu sanıklarından emekli Tuğgeneral Levent Ersöz ise :
«Asıl suçlu yargıyı çıkarı için kullanandır» diyerek yargının getirildiği
noktaya dikkatleri çekmektedir.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun : «Açılıma lanet olsun!» vurgusu ve
MHP Grup Başkan Vekili Oktay Vural’ın : «Türkiye, hiç bu kadar kötü
yönetilmedi» açıklamasıyla AKP’nin siyasi karnesi ve başarısızlıkları ilan
edilmektedir.
Mehmet Y.Yılmaz’ın «Başbakan kontrolünü kaybediyor» ve Can PULAK’ın «Türkiye
bugüne kadar böyle Başbakan görmedi...» başlıklarıyla bize sundukları yazılar
ise ortaya çıkan hazin gerçeklerin birer özetidir. Başbakan
hakkında «kasten öldürmeye azmettirme suçunu işlediği gerekçesiyle» suç
duyurusunun yapıldığı bir Türkiye’de işlerin iyiye gittiğini söylemek
mümkün mü?
Sözün özü : «Kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarını ve Prof. Dr. Mehmet
Haberal gibi vatanseverleri tutuklatanlar yargısız infazı andıran usul ve
yöntemlerle cezalandıranlar asla dindar ya da vatansever olamazlar!»
Prof. Dr. Mehmet Haberal’a ve tüm mağdurlara destek olmak her Türk vatandaşının
görevi olmalıdır. Gördüğüm kadarıyla şu an için gösterilen tepkiler netice
alınmadığı için, yeterli ve etkili değil... Hukuk çerçevesinde, stratejik
ve bilimsel yöntemlerle vatanseverlere yapılan saldırılar mutlaka
önlenmeli ve etkisizleştirilmelidir!
İstanbul,
10.06.2010
Selam ve sevgilerimle.
Üzeyir Lokman ÇAYCI
Concepteur industriel - Architecte
d'intérieur
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes
FRANCE
uzeyir.cayci@free.fr
------------------------------------------------------------------
http://monsite.wanadoo.fr/SEVGI/
http://uzeyircayci.sitemynet.com/fleur/index.htm
http://www.artmajeur.com/serap/
-------------------------------------------------------------------
![]()
Kirli
propagandalar
Üzeyir Lokman ÇAYCI
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
Ülkenizin en hassas bölgelerine kadar
giren birileri sizleri değişik şekilde kullanarak programladıkları alanlara taşıyorlar...
Yüceliğinizi, birlik ve beraberliğinizi, millet olma ülkünüzü,
özgürlüğünüzü, çeşitli cezalandırma
yöntemleri oluşturarak, ülkenizi hapishaneye dönüştürerek sınırlandırmak,
bozmak ve sizi yok etmek istiyorlar!
Yani inancınız, varlığınız, saflığınız
ve bilgisizliğiniz üzerinden hedeflerine ulaşmaya çalışıyorlar. Kimin yandaşı
olduğunuzu farkettirmeden sizi yer yer deniz ortalarına kadar sürükleyerek
silahlı saldırılarla korkutmaya çalışıyorlar! Sizin alkışladığınız, sizin
yanınızda hissettiğiniz, hatta yöneticiniz olduğunu düşündüğünüz onların
kullandıkları kişiler de onların yandaşı... Yani piyonlar kullanarak size yön
vermeye çalışan güçlerin oyunlarıyla karşı karşıyasınız! ALLAH (C.C.) size akıl vermiş, aklınızı
kullanarak bütün dünyadaki insanları kalplerinizle izleyin! Sizi bir noktaya
odaklandırmak isteyenlerin oyunlarına gelmeden,
sadece Filistin’e değil... Kerkük’e, Batı Trakya’ya, Kosova’ya, Kıbrıs’a
ve ülkenizdeki şehitlere de aynı duyarlılıklarla bakın!
Uyku vakti değil şimdi
Bak acılar akıyor sokaklarında
Al eline demokrasi kitabını
Cumhuriyeti soluyarak
Atatürk’le birlikte çık ortaya!
Türkiye nasıl yönetiliyor?
Kosova kimin elinde?
Kerkük’te kimler at koşturuyorlar?
Biliyorsun
04
Temmuz 2003 tarihinde
Irak'ta
Türk Subaylarının ve askerlerinin başlarına ABD askerleri tarafından çuval
geçirilirken
AKP’li
yöneticiler ABD'ye diplomatik "nota" vermedikleri gibi
Hiçbir
girişimde de bulunmadılar!
Her
bir olayla
İnsanlarımız
inançlarından vuruluyorlar
Siz onların iç portrelerini okuyamadığınız için
yeterli tepkiyi de gösteremiyorsunuz ...
Nereden
alındığı belli olmayan sıcak paralarla ülkemizi yönetiyorlar! Fabrikalar,
stratejik kurumlar birer birer satılarak işsizlik körükleniyor! Ülke
güvenliğimiz, gıda güvenliğimiz tehdit altında!
Pancar ve çay
üreticisi perişan! Çiftçilerimiz hüzün içerisindeler. Ziraatımız olumsuzluklar
içerisine itildi! Hayvancılığımız öldürüldü!
Ormanlarımız talan ediliyor! Pekiyi AKP’li yöneticiler ne yapıyorlar?
Hırs içerisindeler... Sınırsız zenginlikler, gemicikler, havuzlu yalılar,
aslanlı villalar, gazeteler,
televizyonlar, fabrikalar, mücevher mağazaları ile dillere destan hale
geldiler. Bu saltanat içerisinde de halkı dilenci gibi görüyorlar!
İnsan gölgeleri
geçiyor şehirlerimizden
Kuyruklar dokunuyor
kapılarınıza, pencerelerinize
Köprüler ıslak
Suskunlar,
seyirciler bir dert... yanıbaşınızda!
Paçalar
yırtık...
Ayaklar yaralı
Eller nasırlı
Çocuklar yorgun
Babalar
tedirgin
Anneler tasalı
Sen nereye
götürüldüğünü dahi bilmiyorsun!
Recep Tayyip ERDOĞAN
hakkında bugüne kadar ortaya atılan iddialar ve söylenilenler alt alta yazılsa
ve hukuki bir işlem başlatılsa ortaya çıkan sonuç bu kişinin bulunduğu yerde
kalmasını imkânsız hale getireceği gibi maddi ve manevi ağır cezalarla
karşılaşmasına da sebep olacaktır.
Telafisi ve
geriye dönüşü mümkün olmayan büyük
hataların sahibi bu şekildeki bir kişinin 30 yıldır yaşadığım Avrupa
ülkelerinde bulunması, görev yapması halinde halk tarafından tasvip görmesi
veya görevine devam ettirilmesi asla mümkün değil...
Kimi yerde
davalara hakimlik yapan, kimi yerde savcılığa soyunan bu kişinin Türkiye’yi
getirdiği nokta ise oldukça vahim. Demokrasiyi, yargıyı, hukuku, Türk Silahlı
Kuvvetlerini, AKP milletvekillerini, muhalefet partilerini, elinde bulundurduğu
yetki ve güç ile tartışılır hale getirmenin haricinde, yıpratma, sindirme,
korkutma misyonuna da soyunarak Anayasa dışı, yasalara uygun olmayan
uygulamalara girdiği de artık gizlenmiyor. Türk Dış politikasının vahim hali
ise Türkiye’nin ehli olmayan, devlet tecrübesinden yoksun bir iktidar
tarafından yönetildiğini doğrulamaktadır.
Recep Tayyip
ERDOĞAN’ın ilerde bilim adamlarınca davranış, yönetim, hata ve suç
analizlerinin mutlaka ortaya konulacağına ve
sorgulanacağına inanıyorum.
AKP’li yöneticilerin İsrail’le olan ilişkileri oldukça
yüksek düzeyde!
AKP
hükümeti, yasalara aykırı olarak İsrailli işadamına 6 ayda 755 milyon dolar
kazandırdığını hepimiz biliyoruz!
TÜPRAŞ'ın
yüzde
Ancak
6 ay sonra TÜPRAŞ'ın %51'lik hissesi ihaleyle satıldığında gerçek fiyatın, bu
rakamın çok üstünde olduğu anlaşıldı, 6 ay arayla yapılan, biri ihaleli, diğeri
ihalesiz iki işlem karşılaştırıldığında, AKP hükümetinin OFER'lere 755 milyon
dolar kazandırdığı ortaya çıktı.
Danıştay,
ihalesiz satışın yasalara aykırılığını karara bağladı. Fakat yargı kararı
yerine getirilmedi.
Önce OFER'i
tanımadığını söyleyen Tayyip Erdoğan, daha sonra bir kez görüştüğünü açıkladı,
Ancak OFER'le birden fazla görüşme yaptığı da
ortaya çıktı.
2002 yılında iktidara geldikten hemen sonra, AKP
iktidarı, İsrail'le daha önceki hükümet döneminde yapılan 700 milyon dolarlık
tank modernizasyonu ihalesine yeşil ışık yaktı. AKP hükümeti İsrail'den silah
alımı konusunda yıllık ortalama 400 milyon dolarlık toplamla önceki hükümetleri
de geride bıraktı.
Bu projeler arasında en önemlisi 2004 yılında alımı yapılan Heron'lar yani
"casus uçaklardı". Sadece Heron alımında AKP 183 milyon doları
İsrail'e akıttı.
Erbakan’ın : «AKP'yi İsrail kurdurdu» sözü henüz
hafızalardan silinmedi...
Size soruyorum
: «AKP milletvekillerinin İsrail ve Amerikan menfaatlerine hizmet etmeleri
Müslüman kimlikleriyle uyuşuyor mu?»
Recep Tayyip
ERDOĞAN
104 yıldır tamamı
Musevi önder olan 10 kişiye verilmiş
olan Yahudi cesaret madalyasını niçin aldı?
Ya da 11. kişi
olarak Yahudiler neden bu «Siyonizm’i dünyaya hâkim kılma» amacıyla verilen
madalyayı Recep Bey’e verdiler?
Yani Recep
Tayyip ERDOĞAN hem Yahudi cesaret madalyasını taşıyor, hem de Hamas sevdalısı
olduğunu söylüyor?
Bu iki zıt
kimlikli kişi sizi ülkeniz açısından endişelendirmiyor mu?
Sizdenmiş gibi
görünerek çeşitli kılıklara girenleri hâlâ farkedemediniz mi?
Onların 9
kişinin ölümlerine sebep olmalarına rağmen
İsrail’den
aldıkları «Yahudi cesaret madalyasını iade etmek» gibi bir düşünce neden
akıllarının ucundan bile geçmiyor?
“İsrail kararlı
bir biçimde Yaser Arafat'ın liderliğindeki laik El Fetih hareketini zayıflatmak
amacıyla Hamas'ın büyümesini destekledi ve cesaretlendirdi. UPI'ye göre İsrail,
Filistin Kurtuluş Örgütü'nü dengelemek için karşı bir unsur olarak 1970'lerin
sonlarından itibaren başlayarak Hamas'ı destekledi. 12 Ocak 2007 Pazartesi
günü, İsrail Parlamentosu'nda Knesset'de yapılan Dış İlişkiler ve Savunma
Komitesi toplantısında İsrail Başbakanı Ehud Olmert şunları söyledi
:"Hamas'ı Netanyahu kurdu, hayat verdi, Ahmed Yasin'i serbest bıraktı ve
ona gelişme şansı verdi."
Recep Tayyip Erdoğan, Irak işgalcisi ABD askerleri
söz konusu olduğunda ise onlara şu dua ile mukabelede bulundu :
"Kahraman(!) Amerikan askerlerinin sağ salim ülkelerine dönmeleri için dua
ediyorum."
Kerkük'te insanlarımız, ülkemizde askerlerimiz hunharca öldürülürlerken,
subaylarımızın başına çuval geçirilirken Recep Tayyip Erdoğan'ın hiç
kükrediğine hiç dua ettiğine şahit oldunuz mu?
Daha önce Gazze Şeridi'ni bombalayarak bin kadar
Filistinliyi öldüren ve yaralayan İsrail Hava Kuvvetleri'ne mensup pilotların,
kent bombardımanı ustalığına AKP’li yöneticilerin gayretleriyle Konya'da
eriştirilmedi mi? Yetiştir... gönder... Gazze'yi bombalat ve öldürt... Sonra da
ortaya çık onları savunuyormuş gibi görün... Hamas’a övgüler yağdır... Değişik
edalara gir. Propaganda yap! Kahrolsun İsrail, diye bağır... Kalabalıklar
oluştur! Cenaze namazları kıldır, törenler düzenle, çelenkler gönder, İncil’den bahset! Bir anda Amerika’nın 1, 5
milyon insanı bombalarla imha etmesi projesine eşgüdüm başkanlığı yaptığını,
onlara cinayet işlemeleri için stratejik kapılar açtığını gizle! Bunlar olacak
iş; insanî tavır, dinî bir meziyet değildir.
Toplum AKP’li yöneticilerin siyasî
gelecekleri için iç çatışmalara
sürükleniyor
Türkiye’de
toplumu AKP’li olanlar ve AKP’li olmayanlar şeklinde ikiye ayrıldığı bir döneme
getiren AKP siyaseti ve Recep Tayyip Erdoğan’ın
Ülkemize hizmet
etmiş, stratejik noktalarda hizmet veren subayları, vatanseverleri iftira,
tertip, komplo ve sahte belgelerle Ergenekon çatısı altında cezaevinde
yargılatmasının dünya üzerinde bir örneğini görmek veya göstermek asla mümkün değildir.
Yargılamalarda delil olarak sunulan konular adeta hukukun iflâsını, Türkiye
Cumhuriyetinin bekâsını ve şanını zedeler niteliktedir. Binlerce örnek ile
mizahın da ötesinde, adeta kurumlar, şahsiyetler, insanî değerler ayaklar
altına alınmaktadır!
Ülke
güvenliğini tehdit eden bu hukuksuz tutuklamalar zinciri AKP yöneticilerinin
ülkemize hizmet etmediklerini, aksine
hassasiyetlerimizi ve stratejik kurumlarımızı hedef haline getirdiklerini
açıkça göstermektedir.
Genç, narin,
pırıl pırıl gençleri, ülkesine hizmet etmiş insanları
terörist diye teşhir etmek, dile düşürmek, rezil etmek bir intikam, bir öfke
bir öç alma girişimi suçlarını yansıtmaktadır. Sadece bu güzide insanlar töhmet
altında bırakılmıyor, doğrudan ve dolaylı yoldan onların anne ve babaları,
millî eğitim kurumları, askerî okullar, öğretmenler, komutanlar, Millî Savunma
Bakanlığı da haksız ve insafsız bir şekilde suçlanmaktadır. Son aylarda
kendileriyle görüştüğüm bir çok subayın bana naklettikleri duygular Türk
Silahlı Kuvvetlerine reva görülen bir ihaneti belgelemektedir. Yani AKP
yönetimi onları da görev yapamaz hâle getirmişlerdir. Bir iktidarın görevi
kurumları çalışamaz hale getirmek değil, moral unsuru olarak halkın beyinlerini
yıkayacak girişimlere, tertiplere karşı savaş açmaktır.
Bu içler acısı
ve vahim görüntüler sebep olmaları nedeniyle AKP yöneticileri ve yandaşlarının
acilen yargılanmaları ve iktidardan hukuken uzaklaştırılmaları gerekmektedir.
İstihbarat
kurumları neden görevlerini yapmıyorlar?
Bazı AKP milletvekillerinin
de yardım filosuna katılacakları, kendilerine İsrail’in saldırı yapılacağı
uyarısı yapılmasından dolayı gitmekten son anda vazgeçtikleri konuşuluyor! O
halde neden göz göre göre vatandaşlarımızı ateşe attılar ve 9 vatandaşımızın
ölümlerine sebep oldular? ABD ve Genel Kurmay Başkanlığı tarafından gitmeyin
uyarılarına neden uyulmadı?
Kendi
vatandaşlarını propaganda amacıyla silahlı devlet gücünün karşısına tedbirsiz
bir şekilde çıkarak ölümlerine sebep olan AKP’li yöneticiler suç işlemişlerdir,
bu sebeple derhal istifa etmelidirler!
Son yardım
konvoyuyla ilgili ortaya çıkan skandal ölümler AKP’nin ne denli tehlikeli
sorumsuzlukların içinde bulunduğunu bu stratejik skandalın hemen akabinde
haksız yere tutuklamalar yaparak gündem değiştirme girişimleri AKP iktidarının
kontrolünü kaybettiğini belgelemektedir.
AKP
yöneticileri sadece yüce divanda değil, geniş kapsamlı sorgulamalarla
yargılanmalıdırlar.
İspanya’yla
kendilerinin medeniyetler arası ittifak ettiklerini söylemek ya da bir misyona
soyunduklarını ifade etmek anayasal bir görev ve sorumluluk değildir. Kendi kurumlarının mensuplarını terörist
olarak gören bir zihniyetin dünya barışından ve medeniyetten bahsetmeye de hakları yoktur!
Ön plana
getirilenler başka geri plandaki niyetler başka!
Amaç Filistin’e
yardım etmek değil...
Onların yıkılan
evlerini yeniden yaptırma konusunda bile
Kılları
kıpırdamayanların İsrail’le kavga ediyormuş gibi
Yaptıkları
gösterilere inanmayın!
Ve Filistin’i
ikiye bölenlerin onlar olduğunu unutmayın
Daha önce bir
buçuk milyon Müslüman Irak’lı ABD askerleri tarafından hunharca
Öldürülürken
neden seslerini çıkarmadılar?
Türkmen’leri
unutanlar, hâlâ vize kıskacında tutanların samimi olamayacaklarını düşünün!
Emperyalist
ülkelerle iş birliği yapanlara
Onlara eşgüdüm
başkanlığı yapanlara, onları besleyenlere söyleyecek bir sözünüz olmalı!
ANAYASA’nın II. Cumhuriyetin nitelikleri
bölümünün 2. maddesine dikkatinizi
çekiyorum : Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet
anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı,
başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir
hukuk devletidir.
AKP
yöneticileri toplumun huzurunu temin
etmemişlerdir, millî dayanışmayı ortadan kaldıracak faaliyetlere girişmişlerdir,
adalet tamamen tartışılır hâle getirilmiştir. İnsan haklarına saygıdan
bahsetmek mümkün değildir. Atatürk’e ve Atatürk Milliyetçiliğine bağlılıktan
söz etmeyi bir kenara bırakın, Atatürk’e, Atatürk ilkelerine ve Atatürk
ilkelerine bağlı olanlara düşmanlık bir siyaset haline getirilmiştir.
Demokratikleşme, laiklik ve sosyal hukuk devleti olma ilkelerinden uzaklaşma
konusundaki gelişmeler ise endişe verici boyutlara ulaşmıştır.
08.01.2008
tarihinde gazeteler yansıyan bir haber :
«Emniyet’teki sorgu sırasında üst rütbeli bir
yetkilinin Poyraz ile görüşerek, “Genelkurmay’ın mı Jandarma’nın mı adamısın?
Bunu açıkla seni hemen serbest bırakayım” dediğini ileri süren Buzoğlu,
Poyraz’ın da bu teklif üzerine, “Mustafa Kemal’in askeriyim” yanıtını verdiğini
aktardı.» gibi sözler ülkemizde yargılamaların ve hukukun ne şekle
dönüştürüldüğünü belgelemektedir.
Silivri’den umudunu kesenler İsrail düşmanlığından medet
ummaya başladılar
İskenderun Deniz
İkmal Komutanlığı'na düzenlenen roketli saldırı ilk etapta Deniz Kuvvetleri
Komutanlığını, ikinci etapta Türk Silahlı Kuvvetlerini, üçüncü etapta da
Türkiye Cumhuriyeti Devletini hedef almaktadır. AKP’nin hedefinde Türk Deniz
Kuvvetleri Komutanlığı vardı. Terör denilen saldırının, katliamın hedefinde de
Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı var. Bu benzerliklerle ilk anda ortaya
suçluyu dışarıda aramama gibi bir sonuç çıkıyor!
AKP
yandaşlarınca zamansız, tedbir alınmaksızın, şov amaçlı olarak yola çıkarılan
insanî yardım konvoyunun saldırıya uğraması konusu, AKP – İsrail dostluğu ve
işbirliği boyutlarıyla, yapılan gizli
antlaşmalarla birlikte geriye bakarak irdelenmelidir. İran’la ilgili AKP hükümetinin nükleer barış adıyla attığı
yanlış adımlar, Türkiye üzerinde bölgede oynanan oyunları hızlandıracağı
şeklinde bilim adamlarınca zaten yorumlanıyordu.
AKP iktidarının
Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında ülke menfaatlerini düşünmediklerini
yaptıkları icraatlarla ortaya koydular.
AKP yöneticileri kötülükler,
bunalımlar ve baskılar üzerine politika üretmektedirler. Bilim adamlarıyla,
Türk Silahlı Kuvvetleriyle güçlü bir işbirliği yapma yerine, devleti ayakta
tutan bu güçlerle mücadele içerisine girmişlerdir.
Korumasız bir
gemiyle, uygun olmayan bir zamanda, şov amaçlı bir yardım konvoyunun
karşılaştıkları AKP’yi ele veren suçlarla ve kusurlarla dolu büyük bir
skandaldır!
Gazetelerdeki
yandaş yazarların vicdan muhasebesi yapmadan, öfkeyi, ayrışmayı nasıl
körüklediklerini, sevgi, birliktelik, dayanışma ve din gibi ulvi kavramlardan
iyice uzaklaştıklarını ibretle izliyoruz. Bundan sonra gelecek seçime güçlü
çıkabilmek, menfaat kaynaklarını kaybetmemek,
sallanan AKP’nin yıkılmasını ya da dağılmasını veya sorgulanmasını engellemek için iktidar
desteğiyle ellerinden gelen bütün imkânları kullanacakları ve en üst seviyede
gerginliği tırmandıracakları anlaşılıyor.
Olanlar
karşısında şiddetli kınamalar yapmanın hiç bir anlamı yoktur. Şiddetli kınama
yapacak yer arıyorsanız yanlış adrese gitmenize gerek yok. Kınama yapacağınız adresi size ben
açıklıyorum: Bu AKP, yandaşları ve Recep Tayyip Erdoğan’dır.
Yardım
konvoyunda kaç kişi olduğunu dahi bilmeyen, ülkemizi kaosa sürükleyen ve 9
kişinin ölümünden sorumlu olan AKP yöneticileri derhal istifa etmeli ve
yargılanmalıdırlar.
İftiralarla,
tertiplerle
Demokrasiyi
savunanlar ve Atatürkçüler neden tutuklanıyorlar?
Olup
bitenler karşısında silkinme sırası sende!
Raflarda
emperyalist projeler sırıtırken
İnsanlarımız
birer birer inançlarından vuruluyorlar!
Uyku vakti değil şimdi
Bak acılar akıyor sokaklarında
Al eline demokrasi kitabını
Cumhuriyeti soluyarak
Atatürk’le
birlikte çık ortaya!
Türkiye nasıl yönetiliyor?
Kosova kimin elinde?
Kerkük’te
kimler at koşturuyorlar?
Ankara,
04.06.2010
Selam ve
sevgilerimle.
Üzeyir Lokman ÇAYCI
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes
FRANCE
uzeyir.cayci@free.fr
------------------------------------------------------------
http://monsite.wanadoo.fr/SEVGI/
http://uzeyircayci.sitemynet.com/fleur/index.htm
http://www.artmajeur.com/serap/
------------------------------------------------------------
![]()
Nasıl Sosyal Güvenlik?
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
«Hata yapmak
Rahmanî, hatada ısrar ise şeytanîdir.»
İmam-ı Rabbanî
Yağmuru
ve afetleri yönetemeyenler Türkiye’yi yönetemezler
Fransa’da
emekli olabilmek için Türkiye’de geçen hizmet sürelerimi birleştirme konusunda
Ankara Sosyal Güvenlik Kurumu Genel Müdürlüğüne başvuruda bulundum. Fransa, Mantes
Bir
yılı aşan süreye rağmen mağduriyetim hâlâ giderilmedi.
Sosyal
Güvenlik Kurumu Başkanlığı tarafından bana gönderilen 08.12.2009 tarihli ve
B.13.2.SGK.0.10.07.00.0302/ 8771710 sayılı cevaptaki çalışma sürelerim (425,
330, 118, 330 gün) toplamı evrak
üzerinde 1286 gün olarak belirtildi. Yan yana bulunan rakamların toplamı doğru
ise bunun 1203 gün olması gerekirdi. Eğer 1286 gün doğru ise o zaman diğer
rakamlar yanlıştır. Toplamayı çıkartmayı
bilmeyen Sosyal Güvenlik Kurumu mensuplarıyla işlerin iyiye gittiğini veya
olumlu haberler duyacağımızı, emeklilik, çalışma ve iş hayatının düzgün
yürüyeceğini düşünmek imkansız görünüyor!
Son
olarak 10.09.2009 tarihli Fransa Emekli Kurumu’nun «Caisse National d’Assurance
Vieillesse» Ankara Sosyal Güvenlik
Kurumu Genel Müdürlüğüne yazdığı mektuba 11.05.2010 tarihli ve
B.13.2.SGK.0.10.02.15/49.554.264 sayılı,
benim veya buradaki kurumun isteğine hiç cevap teşkil etmeyen bir Türkçe
cevap gönderilerek geçiştirildi. Yani Deniz Kuvvetleri Komutanlığından asteğmen
olarak görev yaptığım süre ile ilgili bilgi istendiğine dair bir yazı ekiyle bu
isteğin yapıldığı duyuruldu. Fransa
Emekli Kurumu’na Türkçe(!? ) gönderilen mektuba
255 gün sonra verilen cevabın AKP, Türkiye’yi yönetenler ve Türkiye
hakkında Fransa’da ne gibi bir intibalar bıraktıklarını düşünebiliyor musunuz?
Fransa’daki bir kuruma Fransızca cevap verileceğini aklından geçirmeyen bir
kurumun, Zonguldak’taki göçük altında kalan maden işçilerini düşünebileceğini
düşünmek saflık olur!
AKP yöneticileri kendi gelecekleri için İslâm’ı, inananları ve devlet
gücünü kullanıyorlar!
«Anayasa`nın 36. , 40., 62. ve 64. Maddeleri çiğnenerek halkla,
gurbetçiyle, irtibatını koparmış olan AKP yönetiminin suç dosyalarının ve ülkemizde açtığı tahribatların affedilecek
veya kabullenebilecek cinsten olmadığı tarafımızca görülüyor!
Türkiye’de bütçe açığı 2009’da 4 katrilyondan 19 katrilyona çıktı : Tam 4
kat artarak! Bu açık bankalardan karşılanıyor...
Bursa’da 5 ayda 27 bin
695 kişi işsiz kaldı. (Avrasya Tv, 10.06.2009)
İstanbul’da dükkanların %22’si
kapandı!
Türkiye’de işsiz sayısı
6 milyonu geçti... İşsizlikte Türkiye
dünya dördüncüsü! (Kanal B, 16.06.2009)
19 milyon yoksul, 1 milyon aç var
Türkiye’de.
Tuzla tersanelerinde 60 firmadan 58’i kayıt dışı çalışıyor!
Bugün Türkiye’de çalışanların %60’ı kayıt dışı, sigortalı değil (10.03.2008)
İstanbul’da 6 metrelik bir çukur önünde bile uyarı levhaları yok!
İstanbul’da 17 tane alışveriş merkezi kuruldu! Sigortasız kızlar
çalıştırılıyor!
Recep Tayyip Erdoğan tarihi Piyale Paşa Kuran-ı Kerim kursunu yıktırdı
(03.04.2007)
Ankara’nın 900 köyü var,
700’ünün okulu kapalı! Bayındır köyü Ankara’nın orta çağdan kalmış köyü gibi...
İçme suyu yok!
Dünyanın en
kaliteli üzümlerinin yetiştirildiği «Efemçukuru Köyü» devlet güvenliği
gerekçesiyle Kanada’lı şirkete satıldı.
80 yaşındaki Diyarbakır’lı Muazzez Yalab isimli vatandaşımızın 80 TL’lik
bez için ambulansla gezim gezim gezdirildiği günleri unutmadık!
HAKKARİ'de Zap Deresi'ni geçmek için köylülerin halatlar üzerine kurduğu
insan gücüyle çalışan ilkel teleferikte 4 saat mahsur kalan 4 bayanın
jandarmalar tarafından
kurtarılması konusu AKP zihniyetiyle ve ortaya koydukları farklı, çelişkili ve
halktan kopuk icraatlarıyla birlikte yorumlanmalıdır! İstanbul’a 3. köprü
dayatması yapanlar Hakkâri’de ve buna benzer bölgelerimizde bir teleferik,
köprü ve geçit yapmayı neden düşünmüyorlar? Bu soruyu her yerde haykırmalıyız!
Hakkari-Çukurca Karayolu'nda meydana gelen trafik kazası sonucu Zap
Deresi'ne uçan otomobilde bulunan 2 kişinin cesedini bulmak için azgın sularda
saatlerce çalışma yapıldığını da biliyoruz. Böyle tehlikeler varken araçların
kontrolden çıkmaları halleri düşünülerek neden tedbir alınmıyor ve niçin Zap
Deresi kenarlarında güvenlik engelleri konulmuyor?
TRT 3’de yer alan 18.11.2005 tarihli habere
göre, Türkiye’de 10 milyon özürlü vatandaşımız var!
1960’da başladı beyin göçü! Türkiye 34 ülke
içinde 24. sıradadır! Ülkemiz iyi yetişmiş elemanlarından %59’unu kaybediyor
beyin göçüyle!
Bir Alman işçisinin 1 yıllık kazancının 10 Türk işçisinin kazancına eşit
olduğunu göz önüne alarak, 4500 birinci
sınıf bilim adamımızın neden Amerika’da
hizmet verdiğini düşünerek, AKP’yi irdeleyiniz! Ve sizi düşünmeyen, kendi
yakınlarını madden yücelten ya da kendi zenginlerini oluşturan bu partiye
destek olmayınız...
Biz iç mimarlık ve
endüstri tasarımı gördüğümüz yıllarda bölüm başkanımız Prof. Dr. Önder
KÜÇÜKERMAN’ın bir sözü dikkatimi çekmişti. Bu söz günümüzde bir çok husus için
geçerli : «Her ses çıkaran şey aşınır.»
AKP iktidarının
ülkemizin başına geçtiğinden beri her birisi felaket olan çıkardığı seslerle
bir çok kurumun aşındığını ve yıprandığını
görüyoruz. Bir otomobil düşünün, bir çok yerinden hiç de iyi olmayan
çeşitli sesler çıkıyor... Sonunda tekerler sağa sola fırlıyor, sistem
parçalanıyor, yanmaya başlıyor, fren çalışmıyor ve uçuruma yuvarlanıyor. Böyle
bir araçta yolculuk yapan şoför ve yolcular parçalanarak ölüyorlar. Bazıları
ölüm sebebini kadere bağlıyor, bazıları da ölenlere şehit diyorlar.
Sadece araç üzerinde
yorum yapmayın! Yol bozuk... Devleti
yönetenler kendilerini yönetemeyecek duruma düşmüşler, çıkar tezgâhları
kurmuşlar, her ihaleden rüşvet dediğimiz milyonlarca dolarların ya da
komisyonların Arap ülkelerindeki bankalara aktarıldığı konuşulur hale gelmiş...
Bir kenarı uçurum olan yol kenarlarına engeller konulmasını çıkar peşinde koşan
yöneticiler hiç akıllarından geçirmiyorlar. Bozuk yol sebebiyle, ya da uçuruma
yuvarlanarak parçalanan araçlarda her seferinde 4 kişi, beş kişi... on kişi
ölüyor! «Kader» diye geçiştiriliyor! Bunlar kader olamaz, olsa olsa her biri
ülkeyi yönetenlerin sebep oldukları birer cinayettir!
İlk kez
seslerin çıktığı zaman tedbir alınmamasına biz ihmal ya da umursamazlık
diyoruz. Bu gürültülerin devam etmesine seyirci kalmaya da ihlâl ya da suç
diyoruz. Bu konuda hukuki yorumların, devletçe takip ve kontrollerin olması da
toplum düzeni için gerekli görülmektedir. Yani kontrolsüz güç bazen zulmü
etkili kılar, bazen de ölüme zemin hazırlar. Taşeron firmalara kendi insanlarını
teslim edip, onların sağlıklarıyla veya
hayatlarıyla oynayanların tek yapacakları iş istifa etmektir!
Gelelim
Türkiye’deki olup bitenlere! AKP yöneticileri milletimizin güzel fertlerinin
insan olma üstünlüğünü, insan hakları gibi insanı yücelten unsurları rafa
kaldırma telaşına girdiler...
Devlet
sizi taşeron denilen bilgisiz, tecrübesiz firmaların emrine vererek, yer altına
açılan bir tünelde çalıştırıyor. Bu tünelin, teknik ve güvenlik donanımları yok!
Sizi bu şartlarda eğitimden geçirerek çalıştırma gibi, bilgiye, ilme, tecrübeye
dayanan bir emekçi olarak da görmüyorlar.
Devlet her nereden bakarsanız bakın tamamıyla güvensiz bir ortamda sizi
çalıştırırken hayatınızı kaybediyorsunuz! Ve devletin en üst kademesindeki bir
kişi çıkıyor... Bu ölüm işçinin kaderi diyor ve kendisinin suçsuzluğunu
haykırıyor. Yani o işçinin canını Allah aldı diyecek kadar ileriye giderek
kendi hatalarına ALLAH’ı ortak koşuyorlar! Bu yorumlamaya dinimiz şirk diyor. Yani devleti yönetenlerin görevlerini
yapmamalarından kaynaklanan ölümler kader değil, bir cinayettir. Sen önce
tedbirini al, bak bakalım o zaman işler nasıl tıkırında gidiyor! Havalandırma
sistemleri olmayan, işçilerin maskelerinden kıyafetlerine kadar hiçbir güvenlik
önlemi almayan AKP zihniyeti bu tür cinayetlerin hesabını vermelidirler!
Para
önde, onlar paranın arkasında koşarlarken ülkede olup biten hadiseleri,
cinayetleri, eğitim sistemindeki felaketleri, Türk Silahlı Kuvvetleri gibi
kurumlarımıza yaptıkları veya yaptırdıkları aşağılama ve yıpratma hareketleri
ve bunlara gösterilen tepkileri
umursamıyorlar.
Teknolojik
donanım, bilimsel takip, tecrübe, kayıtlı iş gücü, hizmet gibi konular AKP
yöneticilerinin gündemlerinde yok. Aksine partizanlık, adam kayırma, eş, dost ve aile mensupları ve çocuklarına
kadar uzanan büyük servet sahibi olma gayretleri ve para hırsları herkesin
dikkatlerini çekiyor.
Hani
başlarındaki takke ile aldattıkları binlerce insan arasında, yaptıkları
ihanetler, yolsuzluklar, anayasa ihlâlleri, hukuksuzluklar, baskılar ne yapılıp ne edilip gündemden kaçırılıyor.
Bu işin
kaderi diyen Recep Tayyip Erdoğan’a bizim de söyleyeceklerimiz var! Bazı
insanların kendi behtemsizliklerine veya beceriksizliklerine ALLAH’ı ortak
koşma gibi bir yola girmeleri suçlarını ve kusurlarını katmerleştirmektedir.
Kendi
Türk Silahlı kuvvetlerini koruyup kollamaları gereken AKP’li yöneticilerin bu
yüce kuruma ve mensuplarına yapmadıkları hiçbir kötülük kalmadı. Ben Beşiktaş
Deniz Müzesinde Deniz Asteğmen olduğum sırada nöbetlerimizde kuş uçurtmuyorduk!
Hatta kara kuvvetlerinden bir astsubay bir akşam üstü kendisini takip edenlerin
şerrinden kurtulmak için Deniz Müzesi’nin bahçesine atladığı bir sırada parola
ve işaretine cevap veremediği için vurularak öldürülmüştü. AKP iktidarı bu yüce
kurumun stratejik müesseselerinde arama yapacak kadar ileri gitmiş, devletin
hassas bilgileri ve itibarı havalarda uçuşur hâle getirilmiştir.
Kurumları
aşağılayan, yıpratan, tartışılır hâle getiren konumundaki bir iktidar devlete yüktür!
Acilen bu iktidar mensuplarının hukuken
görevden uzaklaştırılmaları gerekir.
Türk
Silahlı Kuvvetlerinin yıpratılmasına, değerli mensuplarının keyfi olarak, art
niyetle, iftira ya da tertiplerle dış güçlerin talimat veya telkinleriyle
aşağılanmalarına, tutuklanmalarına, psikolojik moral çöküntülerine sebep olmak,
göz yummak ve olup bitenlere seyirci olmak suçtur!
«Kader...»
«bu mesleğin kaderinde maalesef bu var» «Bu bölgenin insanı zaten bu tür
olaylara alışık» gibi bilimsel olmayan, akıl dışı ve sorumluluktan uzak
açıklamaların başbakanlık koltuğunda oturan bir kişi tarafından yapılması
oldukça düşündürücüdür. Biz bu açıklamaları esefle karşılıyoruz!
AKP
zihniyetinin stratejik ön görüden uzak, getirilerini ve götürülerini hesap
etmeden “her şeyi satma, her işi özelleştirme” anlayışı ülkemizde hasar
vermeye, can almaya yol açmıştır!
Zonguldak’ın
Kilimli beldesinde 17 Mayıs’ta meydana gelen grizu patlamasının ardından yerin
Taşeron uygulaması hemen durdurulmalı ve
sorgulanmalıdır!
AKP
döneminde, 2003’ten itibaren sadece TTK’da yaşanan ölümlü 45 iş kazasında,
Karadon’da geçici olarak açıklanan 28 kaybı da eklediğimiz zaman, 84 kişinin
ölümüne sebep olundu. 14 Bin 379 kişinin yaralanması ise bu konudaki ihmallerin
seviyesini ortaya sermektedir. 2003 sonrasında ülkemizde özel sektörü de içine
alan tüm maden kazalarındaki ölen insanlarımızın sayısı 257’dir.
Tersane
kazalarının gene AKP döneminde ne derece ilerleme kaydettiğini de göz ardı
etmemek gerekir!
2002 yılında 17 ölüm, 2003 yılında 22 ölüm,
taşeronlaşmanın başladığı 2004 yılında
68 ölüm, 2005 yılında
121 ölüm, 2006 yılında 79 ölüm, 2007 yılında 76 ölüm, 2008 yılında 66
ölüm, (22 ilde 38 kaza, 43 ölüm), 2009 yılında 92 ölüm, (24
ilde 62 kaza), 2010 yılının 5 ayında 69 ölüm
İş kazaları
bakımından da Avrupa'da birinciyiz!
İş güvenliği yönetmenliğimiz
bile yok!
Sabahattin
ÖNKİBAR’ın 20 Mayıs 2010 tarihli Yeniçağ
Gazetesi’nde geçen ifadesi : «Maalesef Türkiye’de
bugün realitelerle değil hayallerle, hülyalarla dış politika yapılıyor. Ahmet
Davutoğlu yazdığı kitaba bağlı kalmak adına, olmadık uçukluklar yapıyor. Peki
sonuç mu? Elde var sıfıra sıfır. İşte Ermenistan açılımı dedi fiyasko, Kıbrıs
fiyasko, İsrail-Suriye arabuluculuğu fiyasko, Kafkas paktı dedi fiyasko...
Doğru olan bir tek şey söyleyebilirler mi?» şeklinde öz olarak AKP yöneticilerini
tarif etmektedir.
10.09.2009 tarihine
kadar Sosyal Güvenlik kurumu aleyhine
açılan 400 bin dava bu kurumun sosyal güvenliğe yakınlığını (!?)
belgelemektedir!
Tunceli'de
yoğun kar yağışı nedeniyle 150 köy yolunun ulaşıma kapanması; Hakkari'de, Şemdinli ile Yüksekova
ilçelerinin ulaşımını sağlayan karayolunun aralıksız yağışlardan dolayı kısmen
çökmesi, 12 milyon TL'ye mal olan Zonguldak-Ereğli Karayolu'nun 21.
kilometresindeki dolgu yolun yağan yağmurla birlikte çökmesi; Giresun'da aşırı yağış nedeniyle yolun
çökmesi ve Giresun'un Espiye ilçesindeki trafik kazasında 2 kişinin
yaralanması; Bahçelievler’de
isnat duvarı örülmeden başlanan inşaat yüzünden yolun çökmesi... Sakarya'da 5 ay önce iyileştirme
yapılan Taraklı-Geyve karayolunun Kilhamamı mevkiinde çökmelerin meydana gelmesi; Şişli'de, bir inşaatın temel kazısı
sonrasında yolda kayma olması ve 2 binanın boşaltılması, Ümraniye Aşağı Dudullu mahallesinde
inşaat alanının yakınlarından geçen yolun çökmesi ve çevrede korkuya yol açması
; MUĞLA'nın Milas İlçesi'nde meydana
gelen şiddetli yağışın onlarca köyde
sele yol açması... Gökçeler Köyü'nde, karnelerini alan 80 ilköğretim
öğrencisinin üzerinden yaya geçip evlerine gittiği
Hırvatistan'da bir kentin belediye başkanlığı için «Ananızı
ağlatmaya, sizi soymaya geliyorum» diye propaganda yapan ve seçimi kazanan
bağımsız aday Josko Risa ismini duymuşsunuzdur. Bugün ülkemizde insanlarımız
yoksullaşırken kendileri zenginleşen AKP yöneticilerinin ve çevresindekilerin
villalarını, yüzme havuzlarını, helikopter pistlerini, gemilerini,
fabrikalarını, iş yerlerini, devlet bankalarından çektikleri kredilerin de
zannedersem farkındasınızdır. Eğer size iş verme yerine kapınızın önüne
kullanma süreleri dolmuş prinç, şeker, un ve makarna ile gelirlerse
getirdiklerini onların başlarına çalın! Sizi sadakalarla aşağılamaya kimsenin
hakkı yoktur! Çocuklarınıza oyuncak değil, onur lazım! Size düşen görev onları
kovmaktır! Sosyal devlet yöneticilerine kendisini soydurtmaz! İnsanlarını ev,
meslek ve iş sahibi yapar! Fabrikaları, barajları ona buna peşkeş çekmez...
Satmaz ve özelleştirmez! Sosyal devlet yol, köprü yaparken çıkar düşünmez,
vatandaşlarını tuzağa düşürmez!...
Korkut Özal’ın :
«Önlerine devamlı bir şeyler atacaksınız. Onlar bunlarla uğraşırlarken siz
icraatlarınıza devam edeceksiniz» tavsiyesine uyularak mı ülkemizde gündem sık
sık değiştiriliyor? Önlerine devamlı bir
şeyler atacaksınız, sözüyle halkı köpek gibi görenler mutlaka bir gün
yanıldıklarını anlayacaklardır. Din dışı tavırlar sahiplerine felaket hazırlar!
Nisâ Sûresi, 148. âyet gibi bir çok âyet dışına çıkarak, basınımızın ya
da televizyonlarımızın önemli bir kesiminin çıkar amaçlı AKP yandaşlığına
soyunduklarını görüyoruz! Bunların yer yer AKP için kendilerine karşıt üreterek
şantaj, iftira ve tertip düzenleyerek bir mücadele platformu oluşturdukları
artık gizlenmiyor! Din adına, Müslüman
gözükerek, ahlâk dışı, İslâm’a aykırı
eylemlere gözü kara bir şekilde katılma yarışına girdiler... Adeta koro halinde kurumları yıpratma
serüvenlerinin hangi istikâmete gittiğini bilemeyecek saplantılar içerisine
girdiler. Kul hakkı, günah, sevgi,
kardeşlik, Allah sevgisi, Peygamber dostluğu, dayanışma gibi hassasiyetler rafa
kaldırıldı... Amerikancılık oyunları
oynarlarken kendi kimliklerini kaybettiklerini göremeyecek hallere düşerek, her birisi ayrı ayrı hırsa kapıldılar!
Fransa’da haber
özgürlüğüne aykırı bir olay :
Türkiye’de beyin
yıkayan, ülke menfaatlerini ve insan haklarını dışlayan, ahlâk dışı yalan ya da
iftiralarla beslenen tahripkâr bir yayın anlayışına karşı halkın duyarsızlaşması
da Fransa gibi değer ve algı kayıplarından mı kaynaklanıyor?
İmam-ı Gazzalî İslam Ahlâkı isimli kitabının 173. sayfasında
: « Mesuliyet konusunda da gördüğümüz gibi, bir kısım insanların
vicdanları kararmış olabilir, hâyâ perdesini yırtmış olabilirler. Ancak,
bunların kurtulamayacakları bir adalet günü vardır. O günde haksızlığın yeri
yoktur. Zerre kadar hayır işleyen de, zerre kadar şer işleyen de işlediğinin
mükafatını veya cezasını görecektir. » demektedir.
Tekrar
ediyorum, AKP zihniyeti ve siyaseti çökmüştür! Cumhuriyeti, anayasayı, hukuku,
yargıyı, siyaseti, inancı, inananı, insanı, ahlâkı, değerleri,
Müslümanlığı, Türk Silahlı Kuvvetlerini tartışılır hâle
getiren, kurumları yıpratan, insanlarımızın hayatlarıyla oynayan iğreti
politikalarla AKP ve yandaşları Türkiye için problem olmuşlardır!
AKP
yöneticileri gürültüyü andıran seslerle, hem kendilerini hem de ülkemizi
yıpratmışlardır! Onların gündeminde bel altı siyaset var, iman, inanç,
huzur,
güvenlik ve hizmet yok!
Ankara, 24.05.2010
(*)
Selam ve sevgilerimle.
Üzeyir Lokman ÇAYCI
Concepteur industriel - Architecte d'intérieur
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes
FRANCE
uzeyir.cayci@free.fr
------------------------------------------------------------
http://monsite.wanadoo.fr/SEVGI/
http://uzeyircayci.sitemynet.com/fleur/index.htm
http://www.artmajeur.com/serap/
------------------------------------------------------------
Resim : Üzeyir Lokman ÇAYCI
![]()
DÜNYA ÇAPINDAKİ YAZARIMIZ ÇAYCI’nın gönderdiği aşağıdaki
yazıları da okuyunca içimden şöyle söylemek geliyor.:
ERBAKAN’DAN BAŞLAYIP GÜNÜMÜZE KADAR KANSER GİBİ TÜRK
MİLLETİNİ VE MÜSLÜMANLARI İÇİN İÇİN ZEHİRLEYEN DAVANIN SON ABD VE AB TUTKUNU
BELLİ KİŞİLERİ BİZİ VE MANEVİYATIMIZI MAHVETTİ. ALLAH TÜMÜNÜN CEZASINI BU
DÜNYADA DA ÖBÜR DÜNYADA DA VERSİN. BUNLAR MÜSLÜMAN İSE BEN KAFİRİM.. OSMAN ÜÇER
GELELİM ÜSTADIMIZIN GÖNDERDİĞİ YAZIYA:
Telafer ağlıyor
Üzeyir Lokman ÇAYCI
¤ 09/10.02.1991 Millî Gazete’de yer alan bir
yazı : Herkes tarafından bilinmektedir
ki Özal bütün tercihlerini Bush'tan yana koymuş ve O'nun başarısı için «DUA »
ettiğini açıkça söylemiştir.
¤ 08.04.2003
tarihinde Yeni Mesaj Gazetesi’ndeki köşesinde İbrahim Berk ; Türk askeri söz
konusu olduğunda «askerlik yan gelip yatma yeri değildir» diyen Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan, Irak işgalcisi ABD askerleri söz konusu olduğunda ise onlara şu
dua ile mukabelede bulunmuştur :
«Kahraman(!) Amerikan askerlerinin sağ salim ülkelerine dönmeleri için
dua ediyorum.»
Türkmenlere neden sahip çıkılmıyor?
Kerkük
Feneri’nde yayınlanan bir haberle bugün akşam Musul kentine bağlı Telafer
ilçesinde meydana gelen çift
saldırıda içlerinde çocuklar da bulunan
en az 25 kişinin öldüğü ve 100’den fazla yaralının olduğu açıklandı.
Oradaki
cinayetler Türkiye’deki istikrarsız, kendi insanlarıyla mücadele etmekten başka
gayesi olmayan AKP yöneticilerinin yanlış politikalarından kaynaklanmaktadır.
Eğer Türkiye’de güçlü bir hükümet olsaydı boş verin ölüm haberlerini, hiçbir
kimsenin burnunun dahi kanamayacağı bir zamanı, bir dönemi yaşayacaktık!
Önce
bu cinayetlere bir isim koymamız gerekiyor. Geçmişte Kosova’da yaşanılanların
ben canlı şahidiyim. İnsanlarımız hunharca öldürülürlerken ne Avrupa’dan, ne
Amerika’dan ne de Türkiye’den gür bir sesin çıktığını o zamanlar biz hiç
duymadık! Oradan Paris bölgesinde bulunan derneğe gönderilen ayakları, kolları
kopmuş insanların resimleri, tecavüz haberleri yanında en çok istenilen ise,
yiyecek içecek değil yaralılar için sargı bezi idi.
01 Eylül 2009 tarihinde bize bahsedilen Türkmen
sanatçıları hakkında düzenlenen komplolardan, Türkmen sanatçılarının, sözde
Türkmen davasına hizmet verdiğini belirten Türkmeneli Uydu Televizyonu’ndan
çektiği tüm sıkıntı, ihlal, provokasyonlara ve trajedilere rağmen, dimdik
ayakta durarak Türkmen halkına umutla hizmet sunduklarına dair açıklamalar
bölge hakkında bize bilgi vermektedir.
Türkmenlere Türkiye’ye girmek için uygulanan vize
çilelerinin devam etmesi bile AKP yönetiminin Türkmenlere ilgisizliğini
belgelemektedir.
Irak ve tecavüzler
30
Nisan 2010 tarihinde Irak’ın başkenti Bağdat’ın
14 Mayıs 1999 tarihinde benim savaş diyemediğim Irak
işgaliyle ilgili yazdıklarıma cevap veren şair ve yazar sevgili Jean-Jacques
Rey’in ifadelerini aynen aşağıda naklediyorum. Olanlar o zamanlar Avrupa’daki
duyarlı insanların da yüreklerini yaralamıştır.
Üzeyir est un
grand poète d'origine turque résidant en France,
Site : http://monsite.wanadoo.fr/SEVGI
mais il n'y a
pas besoin d'être poète pour comprendre sa colère, son dégoût, et son
indignation
!!! ...
Nonobstant
toute manipulation par l'image, j'ai toujours dit que l'intervention américaine
en Irak (contre
l'O.N.U. ! )
était une
énorme connerie !
Ils ont bonne
mine, nos "défenseurs" de la liberté ! ...
Ils se
conduisent encore pire que leurs ennemis !
Et je dirai
qu'ils sont punis par où ils ont péché et voulu justifier l'injustifiable :
la propagande
médiatique !
Jean-Jacques
Rey
vendredi
14 mai 1999 00:13
Kirli siyaset ve insan hakları ihlâlleri
Türkiye’de
siyasi iktidar, önce iftira ya da çamur at sonra lekelenen insanları gündemde
tut politikasıyla ayakta durmaya
çalışıyor! Gerek iç hizmetler, gerekse dış Türkler konuları rafa kaldırılmış
durumda! Gazetelerde ve televizyonlarda dedikodu ve beyin yıkayan programlar arasında
insanî programlar hiç yer almıyor! Siyasi gerginlik, iktidarda kalma uğruna
sergilenen kargaşalıklar bütün problemlerin üzerlerini örtüyor! Batı Trakya’da,
Kosova’da, Balkanlar’da Irak’ta çökertilen veya silinmeye çalışılan Osmanlı
mirasından, Türk kimliğinden,
buralarda veya Kerkük’te insanlarımızın çektikleri acılardan,
korkulardan iktidarın haberi yok. Kendi çocuklarına 20 – 25 gönderten Recep
Tayyip Erdoğan’dan Kerkük’le ilgilenme gibi bir vaziyet, bir tavır görmeyi
tahmin etmiyor ve asla düşünmüyoruz.
Onlar 80 yaşındaki CHP’nin genel genel başkanı Deniz BAYKAL’ı layık
olmadığı komplolarla nasıl halkın gözünden düşürürüz, CHP’yi,
CHP'lileri nasıl yıpratırız, MHP Genel Başkanı Devlet BAHÇELİ’yi nasıl
etkisizleştiririz, MHP’yi, MHP'lileri nasıl bölük pörçük ederiz gibi akla
gelmeyecek takiplerin, tertiplerin ve senaryoların peşindeler...
Kuzey
Irak’ta Türkmen nüfusunu azaltmak, ya da Türkmen nüfusu korkutarak göçe
zorlamak, bölgeyi insansızlaştırarak at koşturmak bir Amerikan projesidir.
Son yıllarda hep intihar bombacılarından bahsediliyor. Bir ALLAH’ın kulu çıkıp
da bunun kaynağını, yönlendiricisini, gayelerini, silahları ya da patlayıcıları
nereden, nasıl temin ettiklerini araştırmıyor! Ölenler, kaçırılanlar,
yaralananlar, elleri, kolları kopanlar, gözlerini kaybedenler, ayakları
koparılanlar aynen Kosova’da olduğu gibi unutulup gidiyor. Sadece «başınız
sağolsun, geçmiş olsun» gibi mesnetsiz, kalple, akılla, insanî duygularla,
duyarlılıklarla, dinle – imanla
bağlantısız, temenni ve mesajlarla geçiştiriliyor. Diğer cinayetlerin,
vahşetlerin yollarını açan bu umursamazlıklar ve aymazlıklar karton adamlar
tarafından hiç farkedilmiyor.
Kendilerini dindarlığın en üst noktasına oturtarak cennet turizmiyle, din
edebiyatıyla ceplerini şişirenler, insanları aldatanlar, inananları
kandıranlar, çıkarcılar hepsi elbirliğiyle bu kötülükleri ve şer kaynaklarını,
zaman zaman uşaklık yaparak, yer yer emir kulluğuna soyunarak besliyorlar!
Kâlpleri fethetme yerine düşmanlıkları körükleyenler
kendilerine kötülük hazırlarlar
1976
yılında Yassıada’da Deniz Yedek Subay eğitimi gördüğüm sırada zamanın Başbakanı
Adnan Menderes’in yaşadığı, yargılandığı ve cezalandırıldığı yerleri gördüm.
«Bana astsubaylar yeter!» şeklindeki açıklamalarıyla tanınan Adnan Menderes’in
hazin sonu henüz zihinlerden silinmedi.
Geçmişte,
yani 09/10.02.1991 tarihinde Millî Gazete’de yer alan bir yazıyla :
«Herkes tarafından bilinmektedir ki Özal bütün tercihlerini Bush'tan
yana koymuş ve O'nun başarısı için «DUA » ettiğini açıkça söylemiştir.» ifade
edilen ABD yakınlığının sonuçta neyi hazırladığını gördük. Toz pembe gibi görünen o dönem Turgut Özal’ın
hayatını bir şekilde sonlandırmıştı.
Bugün
Türk subaylarını, kahramanları, vatanseverleri yargılayan, CHP Genel Başkanına
komplo kuran zihniyetin geleceğinin resmini tahmin etmek ise hiç güç değil!
Belediye başkanlığı döneminde hakkında kalpazanlıktan
zimmete, görevi ihmalden resmi evrakta sahteciliğe kadar bir çok
yolsuzluk dosyaları bulunan Recep Tayyip Erdoğan’ın 08.04.2003 tarihinde Yeni Mesaj
Gazetesi’ndeki köşesinde İbrahim Berk’in naklettiği ;
«Kahraman(!) Amerikan askerlerinin sağ salim ülkelerine dönmeleri için
dua ediyorum.» şeklinde dualarla ABD’ye destek olma gibi ya da 31
yerde açıkladığı tarzda, Türkiye’yi de içine alan Ortadoğu ülkelerini parçalama
projesi olan BOP’a eşgüdüm başkanı olmak gibi bir misyonu yüklendiğini ifade
etmesinden sonra, AKP’li yöneticilerden
Amerika’nın dilediklerini yaptırtamadığı Türk Ordusu’na saygılı olmalarını, ya
da dış Türkler konusunda duyarlı olmalarını beklemek nafiledir.
Unutulan Türkler ve unutturulan tarih
Bugün Yunanistan’da bulunan Recep Tayyip Erdoğan’ın hangi
konularla ilgilenip, hangi konuları umursamadığını ele alarak AKP’lilerin unutulan Türkler ve unutturulan tarih
konusunda bulunduğu noktayı tespit etmek gayet kolay!
06
Ağustos 2007 tarihinde yani AKP’nin iktidar olduğu süre içerisinde İzmir Balkan
Dernekleri Federasyonu Genel Sekreteri Rifat Sait’in bana gönderdiği bir mesajı
sizinle paylaşmak istiyorum.
Basın
açıklaması
Yunanistan devleti Rodos’taki Türk Muradiye Camisi'ni
kiliseye çevirme kararı aldı. Bu kararı kınıyoruz. Bu konuda kamuoyu
oluşturup, Yunanistan’ın bu kararından vazgeçirmeye çalışmak yararlı olacaktır.
Kamuoyu çalışmalarında devlet yetkililerimiz,
tüm İslam alemi ve Balkan camiası birlikte hareket ederse etkili olur
düşüncesindeyiz. Rodos, İstanköy ve OnikiAda Türkleri Kültür ve Dayanışma
Derneği Başkanı Prof. Dr. Mustafa KAYMAKÇI’nın ilgili yazısı aşağıdadır.
Bilgilerinize saygı ile sunulur.
Rifat Sait
İzmir Balkan Dernekleri Federasyonu
Genel Sekreteri
Yunanistan’a bağlı Rodos adasındaki Osmanlı
Türkleri’nden kalan mimari ve kültürel miras Yunanlılar tarafından yok
ediliyor ve kimlikleri değiştiriliyor. Bu kapsamda Muradiye Camisi’nin
minare ve duvarları yıkıldı ve mezarlıkları talan edildi. Daha önce Rodos’taki
Türk cemaatine ait olan cami 1990 yılların ortalarına kadar ibadete açıktı.
Ancak imam ve muezzinin ölümünden sonra kapısına kilit vuruldu. Caminin
onarımına yasak getirildi. Bundan sonra da Rodos Başmetropolitliği’ne
bırakılarak kiliseye dönüşmesi için çalışmalar başlatıldı. Restorasyon
çalışmaları tamamlandığında “Kıbrıs evi” adıyla kilise olarak hizmete açılacak.
Restorasyon işlemleri Avrupa Birliği fonlarından sağlanan bütçelerle
gerçekleştiriliyor.
Bu bilgiler ışığında; uygar Avrupa Birliğini ve
Yunanistan ile ticari ilişkilerin geliştirilmesi konusunda önemli adımlar atan iş
adamlarımızı Yunanistan’daki Osmanlı Türkleri’nin kültürel mirasımızın
korunması konusunda duyarlı olmaya davet ediyoruz.
Rodos,
İstanköy ve OnikiAda Türkleri
Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı
Avrupa’da yaşayan insanlarımız umursanmıyor!
«Avrupa’da
kaç Türk işçisi iş kazası geçirdi? Kaç insan özürlü hale düşürüldü? Kaç kadın
dul kaldı... Kaç anne metrolarda dilencilik yapıyor? Kaç çocuk annelerinden ve
babalarından koparıldı? Kaç kişi hapishanelerde, kaç kişi öldü? » bunu dert
edinen yok! Bana bazı kardaşlarımız bu hükümet yıkılırsa biz ne yapacağız?
Eleştirini biraz hafiflet diyorlar... Ben de onlara buradan cevap veriyorum, eğer sizin dininiz,
inancınız, kişiliğiniz yıkılırsa ya, o zaman ne yapacaksınız? Size 20 – 25
gönderten bir kişi bulsanız bile bugünkü saltanatınız, rahatınız ve
umursamazlığınız asla işe yaramayacak!
Ölümlere sebep olanlar intihar bombacıları değil!
Fakir
bir gencin eline paket veriyorlar. Git
bunu filan yere götür... Oraya bir kişi gelecek senden bu paketi alacak,
paranı oradan alacaksın, deseler... O pazar yerine veya stadyuma girse, ona
paket verenler uzaktan kumandayla elindeki paketi patlatsalar... Bu parçalanan
fakir genç intihar bombacısı mı oluyor?
Irak’ta,
Afganistan’da, Pakistan’da Amerikan askerlerince öldürülen, içlerinde çocuklar ve kadınların bulunduğu
masum insanlar dünyaya «terörist» olarak duyurulmaktadır. Vatanseverliğiyle
tanınan gazeteler ve televizyonlar dahi
bu yalanlara alet olarak kendilerine ulaşan haberleri aynen kitlelere
aktarıyorlar.
Bölgede
oynanan oyunlarla ilgili teşhis ve adlandırma iyi bir şekilde yapılırsa
suçlulara, canilere, katillere ve işbirlikçilerine ulaşmak zor olmaz!
Vahşetleri, uyuyan beyinleri uyandırarak gerçekleri görmeye zorlamak insan
olarak hepimizin görevidir.
Çin’den
itibaren başlayan ve Ortadoğu’yu yeniden şekillendirmeye yönelik Amerikan projesi (BOP) bölgede uygulanıyor. Bu
projenin kanla beslendiğini içinde hamile kadınların, çocukların,
yaşlıların, özürlülerin ve hastaların da bulunduğu, vahşice öldürülen bir buçuk
veya iki milyon Müslüman insanla görüyoruz!
Unutmayın
ki bu projenin uygulandığı yerlerde hayvanlar ve bitkiler de imha
edilmektedir. Masum halkları öldürmek için seçilen yerler ise,
stadyumlar, okullar, camiler, dini törenler veya bayramlar, cuma ve bayram
namazları, pazar yerleri, düğün
yerleridir. Eğer bu tür yerlerde bir katliam olmuşsa bilin ki, bunun sorumluları emperyalist ülkeler ve
bunlara destek olan işbirlikçileridir. Bir diğer husus, bulunduğumuz çağda
güvenlik için geliştirilen uzay teknolojisi ve istihbarat araçlarının
üstünlüğüne rağmen bu tür cinayetler işlenebiliyorsa sorunu bu gücü ellerinde
bulunduran ve insanî çizgiden uzaklaşmış, terörü, cinayeti siyaset haline
getirmiş ülkelerde aramanız gerekecektir. Stadyum veya diğer yerlerde bulunan
insanları ellerindeki imkanlarla koruyamayan yöneticiler «hain» olarak
isimlendirilmelidirler.
Birkaç
yıl önce Fransa’ya gelen ve doğu illerimizde görev yapan iki valimizin bana
naklettikleri bu sözlerimi doğrulamaktadır. İncirlik’ten kalkan Amerikan
helikopterlerinin doğu bölgelerinde terör gruplara silah ve mühïmmat
dağıttıkları resmen tespit edilmiş, bu konu çeşitli kurumlarımıza
aksettirildiği halde her hangi ciddi tedbirin alınmadığını bugüne kadar ortaya
çıkan olaylar kanıtlamıştır.
Bu
konulara duyarlı olanları Türkmenlere ve
dış Türklere sahip çıkmaya çağırıyor ve uyarıyoruz.
Ben
burada iktidar mensuplarının tek tek anayasa ihlâllerini, ya da suç dosyalarını
açıklamayacağım. Onların altından kalkamayacakları suçlarla tedirginlik
duyduklarını ve yeni yeni suçlara
koştuklarını da görüyorum.
Yurt
dışında yaşayan Türklerin, fert fert Tüm Silahlı Kuvvetleri mensuplarının,
tekel işçilerinin, eczacıların, doktorların, yargı mensuplarının, emniyet görevlilerinin,
itfaiyecilerin, Sümerbank emekçilerinin, tüm vatandaşlarımızın, dolayısıyla her
birbirimizin Anayasa ve yasa ihlâlleri
içinde bulunan AKPli yöneticilerden, AKP milletvekilllerinden ve
destekçilerinden Yargıtay Başsavcılığına ve savcılıklara milyonlarca başvuru
yaparak şikayetçi olmak hepimizin görevidir!
Size
soruyorum : İnsanlık öldü mü?
İstanbul,
14.05.2010
Selam ve sevgilerimle.
Üzeyir Lokman ÇAYCI
Concepteur industriel - Architecte d'intérieur
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes
FRANCE
uzeyir.cayci@free.fr
------------------------------------------------------------
http://monsite.wanadoo.fr/SEVGI/
http://uzeyircayci.sitemynet.com/fleur/index.htm
http://www.artmajeur.com/serap/
------------------------------------------------------------
Resim : Üzeyir Lokman ÇAYCI
![]()
![]()
AKP iktidarı ile ülkemizde
değerler sulandırıldı
kurumlarımız itibarsızlaştırıldı
İdris Efeoğlu
¤ Türk Silahlı
kuvvetlerimiz Atatürk ilkelerinden bahsedemez hale getirildi!
¤ Kendilerini, emrindekilerini savunanamayan insanların ülkemizi savunamayacakları
konuşulmaya başlandı!
¤ Soros Sırbistan'da, Gürcistan'da, Kırgızistan'da karışıklık çıkararak turuncu
devrime, yani Amerikan işgaline zemin hazırladı!
Amerika ülkemiz
gibi ülkeleri silahla, topla tüfekle yok edemeyeceği için psikolojik harp
vasıtalarını devreye sokmaktadır. Önce kendilerine uygun kendi ülkelerini
pazarlayabilecek, kendi insanlarına, vatanseverlere, Amerikan ideallerini
engelleyen insanlara kötülük yapabilecek ve Amerika emrinde çalışabilecek
insanları seçmektedirler.
AKP gibi
partilerin kugulanmaları için ön çalışmalar yapan Amerika'nın önünde engel olan
her şey hedeftedir. Dün Milli Eğitim ve Medya gücü vardı bugün bunların büyük
bir kesimi AKP'nin emrinde ABD'ye hizmet için faaliyetlerini sürdürmektedirler.
İşçileri etkisizleştirecek özelleştirmeler, Anayasa Mahkemesi, yargı, Türk
Silahlı Kuvvetleri gibi kurumlar ABD hedefinde AKP ile yozlaştırılmaya
çalışılmaktadır. Geçtiğimiz aylarda tertip sırası muhalefet partilerine gelecek
deniliyordu. Bu CHP'yi etkisizleştirmek için Deniz BAYKAL'a tertip, iftira,
şantaj ve psikolojik ataklarla gerçekleştirildi. Bu tehdit ve şantajların çok
yakında MHP milletvekillerine ve bazı CHP milletvekillerine de değişik
şekillerde yapılacağı söylentileri Avrupa ülkelerinde bile konuşuluyor.
Yani Amerika'nın turuncu devrim denilen bir işgal planı sessiz gibi
gösterilerek, AKP eliyle zinde güçler pasifleştirilerek, korkutularak,
sindirilerek, etkisizleştirilerek gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır! Bunun
ucunda Türkiye'yi parçalama planı, Cumhuriyet'i yok etme gibi karanlık planlar
var!
Bu Müslüman halkın dini duyguları, inancı istismar edilerek yapılmaktadır! Yani
ALLAH'a bağlılık, peygamber sevgisi Amerika'nın kirli planlarına alet
edilmektedir. Siz zannedetmeyin ki Irak'ta, Afganistan'da, Pakistan'da terörist
öldürülüyor? Düpedüz Müslüman halk acımasızca, ABD askerlerince öldürülmekte ve
teröristler tarafından öldürüldü diye yaygara koparılmaktadır. Yarınlarda bugün
ordumuzun mensuplarını iftira ve tertiplerle terörist diye tutuklayanlar bunu halka
indirgeyerek, şiddetini ve dozunu artırarak geniş çapta sürdüreceklerdir!
Recep Tayyip
Erdoğan'ı Amerika'nın Ortadoğuyu yeniden şekillendirme ve bölgeyi işgal planına
eşgüdüm başkanı olması, vatanseverlere reva gördükleri, «Diyarbakır merkez
olabilir» demesi, AKP yöneticilerinin son anayasa değişikliği dayatmaları; Türk
Milletinin bekası, Demokrasinin yaşaması, Cumhuriyetimizin varlığı, Anayasa ve
hukuk ilkeleri açılarından hayra alâmet olmadığını delilleriyle söyleyebiliriz!
ALLAH yolunda
olanlar Amerika güdümünde ve Soros emrinde Cennet'e ulaşılamayacağını ne zaman
görecekler?
İzmir,
11.05.2010
http://site.mynet.com/serpil.guleray/DenizBAYKAL/
![]()
Vous
vivez dans la ville en vous que vous avez achetée par un marchandage
silencieux.
Vous
n’avez pas encore pu apurer vos dettes.
Sous
vos paupières noircissant vous essayez de ressentir certaines choses.
Sans vous rendre compte de votre éloignement de vous-même,
vous partez loin en utilisant vos cordes de pensée tel un télésiège.
Vos
avez le frisson au fur et à mesure que vous touchez d’innombrables éléments.
Dans
vos cris au moment où vous ressentez des secousses dues aux échos de vos
paroles qui dépassent la portée de votre pensée, vous faites fuir les oiseaux
devant vous. Lors de vos respirations, vos roses se fanent.
Lors
de vos moments de folie, vos cristaux tombent de vos toitures.
Au fur
et à mesure que votre champ de pensée se rétrécit, votre ville grandit.
Vous
vous fatiguez à force de courir dans les rues et les avenues.
Au fur
et à mesure que les lumières de vos machines de tension tombent sur vos nuits,
vos êtres humains se robotisent.
Vos
crapauds de vos eaux sales font peur même aux crocodiles.
Votre
voyage intérieur vous fait vieillir.
Vos
cris internes s’amplifient.
Vous
produisez des difficultés à quarante pattes.
Les
cellules auxiliaires de vos laboratoires ne vous donnent pas l’occasion de
vivre des moments agréables.
Pendant
que l’indicateur de la peur en vous vous lâche de haut en bas, vous n’avez même
pas la possibilité de parler.
A
chaque mouvement d’horloge, les saisons s’arrachent de votre cœur…
Votre
solitude n’arrête pas de traverser votre esprit.
Üzeyir
Lokman ÇAYCI
Mantes
Traduit
par Yakup YURT
Bruxelles,
le 23.09.2002
Sessiz
bir pazarlıkla satın aldığınız içinizdeki şehirde yaşıyorsunuz.
Henüz
borçlarınızı ödeyemediniz.
Siyahlayan
göz kapaklarınız altında bir şeyler hissetmeye çalışıyorsunuz.
Kendinizden
uzaklaştığınızı fark etmeden düşünce tellerini teleferik gibi kullanarak en
uzaklara kayıp gidiyorsunuz.
Sayısız
unsurlara dokundukça tüyleriniz ürperiyor.
Sizi
aşan sözlerinizin yankılarıyla sarsıldığınızı hissettiğiniz anlardaki bağırmalarınızla özünüzdeki kuşları kaçırıyorsunuz.
Nefes
alışverişlerinizle gülleriniz soluyor.
Çılgınlıklarınızla çatılarınızdan kristalleriniz dökülüyor.
Düşünme
alanınız daraldıkça şehriniz büyüyor.
Sokaklardan,
caddelerden koştukça yoruluyorsunuz.
Gecelerinize
gerilim makinelerinizin ışınları
düştükçe robotlaşıyor insanlarınız.
Kirli
sularınızdaki kurbağalarınız timsahları dahi korkutuyorlar.
İç
yolculuğunuz yaşlandırıyor sizi.
İçinizdeki
çığlıklar büyüyor.
Kırk
ayaklı zorluklar üretiyorsunuz.
Laboratuarlarınızdaki yedek hücreler size tatlı anlar yaşatmaya
fırsat vermiyorlar.
İçinizdeki
korkunun göstergesi sizi yukarıdan
aşağılara bırakırken siz sesinizi dahi çıkaramıyorsunuz.
Saatler
kıpırdadıkça mevsimler sökülüyor yüreğinizden...
Aklınızdan
hep yalnızlığınız geçiyor.
Üzeyir
Lokman ÇAYCI
Mantes
DIE STADT IN EUCH
Ihr lebt in einer Stadt, die in euch selber ist und die ihr
von einem
stillen Händler gekauft habt.
Ihr habt eure Schulden noch nicht beglichen.
Unter euren düsteren Augenlidern versucht ihr etwas zu empfinden.
Ohne euch bewusst zu werden, wie weit ihr euch schon von
euch selbst
entfernt habt, geht ihr weiter, in dem ihr eure
Gedankenseile wie einen
Sessellift benutzt.
Ihr habt ein Frösteln, je nach dem welche unzähligen
Elemente ihr berührt.
Mit euren Schreien, die ihr im Moment einer empfundenen
Erschütterung
ausstösst, wenn das Echo eurer Worte die Gedankenpforte
verlässt,
verscheucht ihr alle Vögel um euch herum. Denn so verderben
eure Rosen
angesichts eurer Überlegungen. Und wegen euren verrückten
Momenten, fallen
eure Kristalle von euren Überdachungen.
Je nach dem wie euer Gedankenfeld enger wird, wächst eure
innere
Stadt. Ihr werdet müde, weil ihr durch die inneren Strassen
und Gassen
rennt.
Je nach dem wie das Licht eurer Anspannungsmaschine auf
eure Nächte fällt,
wird euer menschliches Sein zum Roboter.
Die Kröten eurer schmutzigen Gewässer machen selbst den
Krokodilen Angst.
Eure innere Reise lässt euch altern.
Eure inneren Schreie steigern sich.
Ihr produziert Schwierigkeiten auf allen Vieren.
Die Helferzellen eurer Laboratorien geben euch keine
Gelegenheit mehr, angenehme
Momente zu erleben.
Während der Zeiger eurer inneren Angst von unten bis oben
versagt,
habt ihr gar keine Möglichkeit mehr euch zu äussern. Mit
jeder Bewegung der
Uhr, reissen sich die Jahreszeiten von eurem Herz.
Eure Einsamkeit hört nicht auf, euren Geist zu durchqueren.
Üzeyir
Lokman ÇAYCI
Mantes
THE CITY WHICH IS INSIDE YOU
You live in your own inner city, which you bought in
a
silent auction.
You were again unable to cancel your debts.
Under your blackening eyelids you try to feel certain
things.
Without noticing your withdrawal from self, you leave for
distant parts
by using your ropes of thought like a ski-lift.
Your shudders increase as you touch the numberless elements.
In your screams at the moment when you feel the jolts
from the echoes
of your words crossing the threshold of your thought,
you send birds fleeing before you. As you breathe, your
roses wither.
In your moments of madness, crystals fall from your roof.
As your field of thought shrinks, your city expands. You
exhaust yourself
from running down the streets and avenues.
As the lamps of your voltage machines alight upon your
nights,
your humans robotize themselves.
The toads in your dirty waters frighten even the crocodiles.
Your inner journey makes you grow older.
Your internal cries amplify themselves.
You manifest difficulties with forty paws.
The auxiliary cells of your laboratories do not give you
the opportunity to live any pleasurable moments.
While the fear indicator inside you slackens you through
and through, you
have not
even the possibility of speaking. With each movement of
the clock,
the seasons rip themselves out of your heart.
Your solitude traverses your spirit without cease.
by Üzeyir Lokman ÇAYCI
Mantes
Traduit par by Yakup YURT en français
French free verse translated into English free verse
by F.J. Bergmann
LA CIUDAD QUE VIVE EN USTEDES
Ustedes viven en la ciudad
que compraron en una subasta silenciosa.
Nuevamente fueron incapaces
de pagar sus deudas.
Bajo sus pupilas ennegrecidas,
ensayan sentir ciertas cosas.
Sin darse cuenta de su propio distanciamiento,
parten lejos,
utilizando sus cuerdas de pensamiento
como un teleférico.
Su temblor aumenta
cuando tocan los incontables elementos.
Con sus gritos,
ponen en fuga a los pájaros,
cuando sienten las sacudidas dadas
por el eco de palabras que superan su pensamiento.
Con sus respiraciones,
las rosas se marchitan.
En los momentos de locura,
los cristales caen de sus tejados.
Cuando su radio de pensamiento se encoge,
su ciudad crece.
De tanto correr calles y avenidas,
ustedes se han fatigado.
Mientras las luces de tantas máquinas de tensión
invaden las noches,
sus seres humanos se robotizan.
En las aguas negras,
los sapos tienen miedo a los cocodrilos.
Su viaje interior los ha envejecido.
Sus alaridos interiores se amplifican.
Ustedes producen dificultades a cuarenta manos.
Las celdas auxiliares de sus laboratorios
niegan cualquier momento placentero.
Mientras sube y baja el indicador del miedo,
no tienen la posibilidad de hablar.
A cada movimiento del reloj,
las estaciones se separan de su corazón
y la soledad no deja de atravesar su espíritu.
Üzeyir Lokman ÇAYCI
Poemas traducidos al español, del francés e inglés,
por Mercedes Ortega González-Rubio
y Manuel Guillermo Ortega (Guillermo Tedio)
DE STAD IN U
Gij woont in
de stad die in uzelf aanwezig is en die gij in alle
stilte gekocht hebt.
Gij hebt uw schulden nog niet kunnen aflossen.
Onder Uw donker wordende wenkbrauwen probeert gij bepaalde
dingen te voelen.
Zonder u rekenschap te geven van uw vervreemding van uzelf,
vertrekt
gijver weg door gebruik te maken van uw gedachtekoorden als
een
stoeltjeslift.Gij huivert naarmate gij ontelbare elementen
aanraakt. In
uw kreten, op het momentdat gij de schokken voelt van de
echo’s van
uw woorden die de draagwijdte van uwwoorden overschrijden,
doet gij
de vogels voor u wegvluchten. Tijdens uw zuchten,
verwelken uw rozen. Tijdens uw momenten van dwaasheid,
vallen de
kristallen van
uw daken.
Naarmate uw gedachteveld krimpt, breidt uw stad zich uit.
Gij put u uit
door te rennen
in de straten en lanen.
Naarmate de lichten van uw spanningsmachines vallen op uw
nachten,
worden uw
menselijke wezens herleid tot robotten.
De padden van uw vuile wateren jagen zelfs de krokodillen de
angst op
het lijf.
Uw inwendige reis doet u verouderen.
Uw interne kreten worden luider en luider.
Gij produceert moeilijkheden in de hoogste graad
de hulpcellen van uw laboratoria geven u niet de kans
om aangename momenten te beleven.
Terwijl in u de wijzer van de angst u laat vallen van hoog
naar laag,
krijgt gij zelf de kans niet om te praten. Bij elk
getik van het
uurwerk, scheuren de seizoenen zich los van uw hart...
Uw eenzaamheid blijft uw geest doorkruisen.
Üzeyir Lokman ÇAYCI
Mantes
(Turkije- France)
vertaald naar het Frans van Yakup YURT door Henri Thijs
http://www.hetprieeltje.net/oogvanderoos/gedlokmancayci03.html
Bien amicalement à vous,
Selam ve sevgilerimle.
Üzeyir Lokman ÇAYCI
Concepteur industriel - Architecte d'intérieur
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes
FRANCE
¤ Em VERSO, a homenagem do PD à poeta Yêda
Schmaltz, falecida em 10 de maio de 2003. E, ainda: a poesia visual de Avelino
de Araújo; poemas que vêm de longe, de Üzeyir Lokman
Çayci e poemas de AL-Chaer, Fernando
Fiorese, Hideraldo Monteiro, Romy
Bastos e Vitor Figueiredo.
Brasil, 15 de maio de 2003
A ETE PUBLIE DANS :
YER ALDIĞI YAYINLAR :
1) Social Alternatives, Fourth Quarter 2003, Vol.22,
N° 4 (
2) Le Trait d’union littéraire, l’imaginaire, N° 23,
Septembre 2004 (France)
3) PRIVATE METROPOLIS, INTERNATIONAL REVIEW OF BLACK
AND WHITE PHOTOGRAPHS AND TEXTS N° 35 WINTER 2006 -2007, (Italia)
4) 00.12.2003 – Les Cahiers de François Villon, N°
88 (
5) 00.12.2009 Menu Fretin
N° 36 (France)
6)
00.02.2010 Wortschau N° 10 (Germany)
------------------------------------------------------------
http://monsite.wanadoo.fr/SEVGI/
http://uzeyircayci.sitemynet.com/fleur/index.htm
http://www.artmajeur.com/serap/
------------------------------------------------------------
illustrations (Resim) : Üzeyir
Lokman ÇAYCI
Çocuklar bizim!
Üzeyir Lokman
ÇAYCI
Siyasetçiler bilimsel komisyonlar kurarak çözüm aranmasının yollarını açma
yerine, kişisel ve kendi seviyelerince açıklamalar yaparak problemlerin
derinleşmesine sebep olmaktadırlar.
Kapalı kapılar ardında evlere, ekranlara, görüntülere hapsedilen çocuklara
olumsuzlar yükleyen filmler ve psikolojik tahribat vasıtaları, kültür savaşları
konusunda en ufacık bir serzeniş, tepki, uyarı ya da tedbir göremiyoruz.
Türk Milli Eğitim sisteminin partizanlıklarla, umursamazlıklarla
beslenmesinin semeresi kötü haberlerle bizlere yansıyor. Böyle bir zamanda
suçlu çocukların affı konusunu gündeme getirmek ise başka bir gafleti
yansıtıyor.
Ben 30 yıldır Avrupa’dayım. 20 yıldır da Fransa’da yetişkinlere eğitim
veren teknik bir okulda teknik eleman olarak çalışıyorum. Bu çalışma süresi
içinde bizim yanımızda da epey staj yapanlar oldu. Bunlardan büyük bir kısmını
hapishanelerden gelen, topluma kazandırma amacıyla, son bir aylığa kadar
sürelerini ücretsiz çalışarak, meslek
öğretilmek üzere gönderilen gençler oluşturdu. Bir çoğunun uyuşturucu, içki,
sigara gibi alışkanlıkları olan, annesiz, veya babasız, ya da ailelerinden kopmuş
problemli gençler olması bizim sorumluğumuzu artırıyordu. Bizden aldıkları
olumlu belgelerle de hapis hayatları sonlanıyordu. Bu gençlerin davranış
bozukluklarına, bize karşı kontrolsüz davranışlarına karşı «haydi ananı al da
git buradan... Artistlik yapma ulan » gibi insanlık dışı tavırlara girmiyorduk.
Hangi tabiyetten olurlarsa olsunlar, hangi şartlarda bulunurlarsa bulunsunlar,
onları insan olarak görmek, onları olumlu yöne götürmeye yetiyordu. Asık
suratlarıyla, hattâ ağlayarak bizim yanımıza gelenler, bir şahsiyet, bir meslek
sahibi olarak, neşeli bir şekilde yanımızdan ayrılıyorlardı. Onlara hayatın
olumsuzluklarını değil güzelliklerini gösteriyor, kötü alışkanlıklardan
kurtulmanın getirilerini anlatıyorduk. Gerekirse diplomalı bir eğitime
yönlendirerek iş sahibi olmaları için aracılık yapıyorduk. Yani bütün
yönleriyle incelendiği zaman af, ilk başta bilimsel, faydalı bir
sunum değildir.
Devlet suç kaynaklarını kurutmalı önce. Tutuklamaları, yargılamaları,
suçlamaları iftiraları ve cezaları ortadan kaldıracak uygulamalar başlatılmalı,
önlemler alınmalıdır.
Hapishaneler, sokaklar, iş yerleri, kahvehaneler ve sokaklar birer eğim
yuvalarına dönüştürülmelidir.
Gerekirse suç işlenen bölgelere psikologlar, spor öğretmenleri,
antrönerler, spor salonları,
kütüphaneler, götürülmelidir... Sırf
gençlerin çalışabilecekleri, onları insan yerine koyacak yaklaşımlarla,
küçük fabrikalar, iş yerleri (toplu iğne, raptiye vb. üretecek küçük
fabrikalar, grafik büroları, sanat atölyeleri, eğitim kurumları) açılmalıdır.
Gerekirse sorunlu bölgelere100’er kişilik geniş kapsamlı destek komiteleri
gönderilmelidir.
AKP’li yöneticilerinin «bir yıl
içinde bölge için ne gibi çalışmalar yaptınız?» diye sorgulanmaları gerekir!
Milli Eğitim Bakanının olaylardan birinin bir yıl önce gerçekleştiğini ve
bunu bildiklerini itiraf etmesi daha büyük sorunları, başka problemleri
yaşayacağımızın bir göstergesidir. Bir yıl boyunca tedbir alınmadığı için
bölgede meydana gelen diğer olay AKP yöneticilerinin ve Milli Eğitim Bakanı’nın
kusurlu olduklarını işaret etmektedir.
Gerçekleri yok sayarak, olayları bilimsel olarak irdelemeden, gelişmeleri
geçiştirerek, çağın bizim toplumumuza taşıdıklarını görmezlikten gelerek
gelişigüzel reçeteler sunmak ancak bize yeni yeni acıların, değişik
problemlerin kapılarını açacaktır.
Suçlu olan çocuklar değil, çocukları
görevlerini yapmayarak suç işlemeye
sevkeden yöneticilerdir!
AKP ile ilgilenilmesi gereken bir çok hayatî konunun, bir çok ciddi problemin boşlukta bırakıldığını görüyoruz.
Bunun sonucunda da gerçek teşhisi ortaya koyamayacak ulu orta çıkışlar
sergilenmektedir.
Siirt’te yaşanılan hadiselere verilmesi gereken ilk cevap süratle Milli
Eğitim Bakanının istifa etmesi olmalıydı. Eğitimin dışında gezinenlerin
ülkemizin kuzeyine, güneyine, doğusuna ve batısına aynı yakınlığı sergilemeleri
ya da nerede bulunduklarını irdelemeleri
gerekirdi.
Büyüklerin küçüklere, küçüklerin küçüklere, küçüklerin büyüklere karşı
işledikleri suçlara bakarak, bunların yoğunluğunu, bölgeler arası
farklılıklarını, suç çeşitlerini, suç işlemeye sebep olan şartları ya da etkileri resimlemek
ve kıyaslamak gerekir.
Toplumumuz AKP gibi ABD güdümünde
olan ve insanlardan kopuk bir parti
yönetimine hazır değildi
Vatandaşlarımızdan kendilerini eğitmelerini beklemek asla düşünülemez.
Devlet kendi güçlerini «insan» ya da «hayvanlara» karşı acımasızlığa, insafsızlığa sevketmez,
biber gazıyla, tazyikli suyla vatandaşlarını cezalandırma seviyesizliğine
düşmez... Kabalıklar sevgiyi yok eder... Merhametsizlikler nefreti artırır.
İktidar sahiplerinin üslûpları, icraatları bir şekilde topluma, daha sonra
da kendilerine yansır!
Her iktidar tarafından yaz boz tahtası gibi ele alınan eğitim sistemi;
siyasi seviyesizlikler, tecrübeyi, kariyeri, istişareyi ve bilimsel kurumlaşmayı dışlayan partizanlıklar çocuklarımızı etkileyen önemli
konular arasında yer almaktadır. Anayasa dışına çıkan iktidarlarla, aileler içerisine taşınan işsizlik, yoksulluk, yönetim boşluğu,
partizanlık, gelecek için umutsuzluk ve psikolojik baskılar çocuklarımıza olumsuzluk
yüklemektedir. Sokakların;
görüntülü ya da yazılı unsurların
etkileri, bunalımları ve sorunları körüklemektedir.
Başbakanlık koltuğunda oturan şahıs,
küçük bir çocuğa «ister sever, ister döversin» dahi diyemiyor!
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla
kendi makamına sembolik olarak oturtulan ilköğretim dördüncü sınıf öğrencisi
Elgin Koçubaba’ya “Yetki artık senin. İster asarsın, ister kesersin. Her şey sende..”şeklinde
hitapta bulunan bir şahsın başbakanlık koltuğunda oturması şiddetin devleti
yönetmeye talip olanlarca çocuklarımıza kadar nasıl yansıtıldığını
göstermektedir. Psikolojik etkileri hesap edilmemiş her söz, her davranış, her
karar ve her tavır sahiplerini belirler. Bulundukları yeri, gayelerini,
hedeflerini, projelerini ve psikolojilerini açığa çıkarır... İç dünyalarını,
seviyelerini, karakterlerini, saplantılarını ele verir, yani teşhir eder.
Devleti, devlet adamlığını, yönetmeyi ve yöneticiliği nasıl algıladıklarını
ortaya koyar!
İşte bizim
başımızda, 8 yıllık zamanımızı öldüren insanların ruh portresi bu! Bizlere
olumsuzlukları yaşatan, ülkemiz için en ufak bir hizmet getirmeyen anayasa dışı
özel mahkemeler kurdurarak Kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarını ve
vatanseverleri yargılatan bir
şahsiyetin iç resmi!
Toplumu
düşünmeyen, çocukları eğitmeyen, gereksiz ve zamansız işlerle uğraşan, ülkenin
zenginliklerini, iş alanlarını satan ya da kurutan, millete, eşit ve adil
hizmet götürmeyen, kendi kişisel zenginliklerine devlet imkânlarıyla zenginlik
katan iktidar mensupları mutlaka sorgulanmalıdır.
Görülüyor ki
devlete, millete, kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları değil görevlerini
yapmayarak, anayasayı ve yasaları ihlâl ederek, çocuklarımızla ilgilenmeyerek,
partizanlık yaparak AKP’li yöneticiler zararlı olmaktadırlar. Yani
yargılanmaları gerekenler AKP’li yöneticilerdir.
Ankara,
25.04.2010
Selam ve sevgilerimle.
Üzeyir Lokman ÇAYCI
Concepteur industriel - Architecte d'intérieur
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes
FRANCE
uzeyir.cayci@free.fr
------------------------------------------------------------
http://monsite.wanadoo.fr/SEVGI/
http://uzeyircayci.sitemynet.com/fleur/index.htm
http://www.artmajeur.com/serap/
-----------