ÜZEYİR LOKMAN ÇAYCI
![]()
T(aş) Devrinin adamları
Oynayanlar :
Türkiye
Gönül
Gerçek
Cuma
Asker, Subay, Öğretmen, Öğrenci, Eczacı, Memur,
Bakkal, Çiftçi, Ziraatçı, İşçi, Anne, Baba, Vatandaş.
(Üzerlerinde siyah elbiseler bulunan oyuncular ellerindeki
bayraklarıyla yerlerini alırlar.
Sahnede taşlar, kayalar, çiçekler ve bir masa bulunmaktadır.
Duvarlarda ağlayan insanların ve Cumhuriyet mitinglerinin resimleri,
Atatürk portreleri bulunmaktadır.)
Gönül : (ney sesi duyulur)
Sırlar âleminde gezinen biriyim
Dostlarıma ve düşmanlarıma söyleyin...
henüz ölmedim, diriyim!
Gönül :
Ben de deniz subayı idim!
Yiğit ve inançlı komutanlarım vardı...
Bugün ülkemizde ordumuza ve vatanseverlere düşmanların yapamayacakları
Zulümlerin, iftiraların, tertiplerin yapıldığını görüyoruz!
Silahlı Kuvvetlerimize, subaylarımıza, vatanseverlere dil uzatanların
dilleri kopsun!
Türkiye
:
Türk Silahlı Kuvvetlerinin onurunu, Türk Milletinin bekasını
düşünmeyenler,
Türkiye’nin gelişimini ve yücelmesini istemeyenler elbette ki yapılan
iftiralara, tertiplere, ihanetlere destek olacaklar!
Emekli Orgeneral Hurşit Tolon’un tahliyesine karar veren İstanbul
12’nci Ağır Ceza Mahkemesi Hakimi Necat Ede’nin,
"Kurumsal baskı altındayım" diyerek davadan çekilme sebebini,
Sergilenen adaletsizlikleri ve hukuksuzlukları görmezlikten gelenler, bakın ne diyorlar?
Lagendijk'ten
«Balyoz Operasyonu» yorumu : «Askerlerin de gözaltına alınabilmesi iyi bir
şey!»
The Economist’te yazılanlara bakın :
«Türkiye'de darbe ihtimali sıfıra yakın; generaller acınacak halde!»
«Bir AKP milletvekili; “Erdoğan hiçbir tavsiye ve
eleştiriyi kabul etmiyor.
Bir tirana dönüştü” diye fısıldadı».
«AKP'nin sanatçıya hoşgörüsü yok!»
«Adalet
ve Kalkınma Partisi’nin liderleri sık sık partilerinin kısaltmasının anlamının
ak,
Temiz
olduğundan söz eder. Ama artık değil… Yolsuzluk iddiaları dürüstlük imajını
sarsıyor»
Gerçek :
İçte ve dışta söylenilenlere
bakın!
«Wall Street Journal, Ankara’da
kansız bir iç savaş yaşandığını yazdı.»
«Los Angeles Times gazetesi : Hükümet kan davasını
bırakmalı
«Fransız Le Monde gazetesi
yerel seçimlerde
Diyarbakır
belediye başkanlığını almak için, AKP’nin “bir elde Kuran bir elde kömür”
dolaştığını yazdı.»
«Baro başkanları, ak parti'yi
eleştirdi»
İstifa eden vekil Feyzi İşbaşaran AKP'yi
eleştirdi...
AKP Ankara Milletvekili Zekai
Özcan partisini sert sözlerle eleştirdi.
«Deniz Hakyemez : AKP kırıp döktüklerini bu sefer toplayamayacak»
«Deniz Baykal : “Türkiye’de
tetikçi yargıç ve savcı var”,“Türkiye işgal altında”,“Malta sürgünleridir
bunlar”»
Kusur sahipleri eleştiriye bile tahammül edemiyorlar !
«Mersin’de
bir öğretmen, Başbakan Erdoğan ve AKP’yi eleştirdiği gerekçesiyle sürgün
edildi»
«Trabzon Basın-Yayın Enformasyon İl
Müdürlüğü Şube Müdürü Nilüfer Akgün
AKP ve hükümeti eleştirdiği
gerekçesiyle görevinden alınarak Ankara’ya sürüldü!»
«Devlet Denetim Elemanları Derneği Genel Başkanı Ergüven AKP’yi eleştirdi, diye görevden alındı»
«Hakkari’de,
AKP’yi eleştiren imam görevinden alındı!»
«Erzurum
Milli Eğitim Müdürü Fevzi Budak 10. kez görevinden Alındı»
Hoşgörüsüz
bir zihniyetle karşı karşıyayız!
Türkiye
:
Millet
olma ülküsünü, devlet olma meziyetini, insan olma şerefini yüreklerinde
taşımayanlara,
Türk
ordusunu aşağılayanlara, aşağılatanlara biz asla iyi gözle bakmıyoruz
Unutulmamalıdır
ki
İnsan onurunu
düşünmek vicdan işi, insan haklarına saygılı olmak ise erdemliliktir!
Öğretmen :
Eğitimden anlamayanlar bizi yönetmeye çalışıyorlar. Eğitim kurumlarını
ticarethane,
Öğretmenleri tezgâhtar, öğrencileri müşteri, velileri yolunacak tavuk
gibi görüyorlar!
Öğrenci :
Bizi yok sayıyorlar... Yarınlarımızdan endişeliyiz...
Milli bir politika yerine dışlayıcı bir yola girdiler...
Şanlı ordumuza yaptıkları baskılarla subay olmaktan korkar hale geldik!
Gerçek :
Bir zamanlar birileri
İstanbul’da
çöp, çukur, çamur kalmadı diyorlardı!
Size Dilara’dan ve çukurlardan bahsedeceğim...
İstanbul Bahçelievler’de
Onun ölümüne sebep oldu aynı
kişiler
Yolun tam ortasında
Çukur açtılar... günlerce
kapamadılar...
O çocukça heyecanlarıyla güven içinde yürüdü... koştu
Ve çukura düştü...
Azgın ve kirli sular sardı bedenini
Sürüklendi dere ağzına kadar kanalizasyon içinde
Tanınmaz hale geldi ve orada
boğuldu Dilara!
28 Şubat 2007 tarihinde
«Belediye cinayeti» diye başlık
attı gazeteler
Sorumlular hiçbir şey olmamış gibi
Arkalarındaki koruma ordusuyla
Havalarını atmayı sürdürdüler
Bahçelievler'de
Ağustos 2004'te
3
kişinin hayatını kaybetmesi gibi
Çabuk unutuldu... unutturuldu Dilara!
İçindeki sesi dışarıya at :
T(aş) devrinin adamları...
T(aş) devrinin adamları!
Gönül :
Sonuna kadar kapım açık gönül erlerine
Hesap sormam yakın saltanat delilerine!
Cuma :
Abdestini aldı, temiz duygularla koyuldu yola
Cuma namazını kılmak için gidiyordu
ALLAH’ın evine...
Yaşlı adamı tam Eyüp Sultan Camii önünde
Yakaladılar onlar...
Hiç aklından geçirmemişti azgın ruhların
Kendisine engel olacaklarını
Hiç düşünmemişti insafsızca itilip kakılacağını...
Koruma ordusu ona da acılar,
Kötü anlar yaşattılar...
Ne işleri vardı camide
Allah’ı ve kullarını tanımayanların...
Suç odakları hâline gelen günahkârların?
Türkiye :
Bir zamanlar Bor’da
Zafer İlkokulu karşısındaki mezarlıktan demiryolu geçirilmesine
Bizim dinimize aykırı diyerek izin vermez... karşı çıkar
Alman Demiryolu Mühendisi Dedewal... O gayesine ulaşır, mezarlığı yıktırmaz!
Çok geçmeden
Bizimkiler mezarlığı talan eder, «Üstün Park ismiyle» park haline dönüştürürler...
Annelerinin
babalarının izlerini kaybedenler en ufacık bir ses dahi çıkaramazlar!
Bugün de
aynı zihniyet din maskesi altında kalplerimize girmeye,
İçimizdekileri
yıkmaya çalışıyorlar...
O günün
mezar düşmanları bugün ordu ve işçi düşmanlığıyla kendilerini ifşa ediyorlar!
Gözaltı, tutuklama, işkence, dayak, bibergazı,
tazyikli su, tartaklama, iftira, tertip,
baskı ve kelepçe ile
Kendilerini
kabul ettirmek istiyorlar!
İçimizde
yaşattıklarımıza mahsustur tarihimize, dinimize, şehirlerimize, köylerimize,
Ölülerimize,
dirilerimize, kurumlarımıza ve değerlerimize kötülük yapmak...
Dahası var
Yapılan
iyilikleri unutmakta
Çıkar için
Suç
yamamakta ve kalp kırmakta
Analarımızı,
babalarımızı, kardeş ve akrabalarımızı
Kapımızın
dışına koymakta, dışlamakta oldukça mahiriz...
Gönül :
Giremem içlerine karanlık duyguların
Düşmanıyım ben güven eriten kurguların!
Eczacı :
Kendilerini dev aynasında görenler
Eczanelerimizi kapatmak istiyorlar! Her attıkları adım yaralayıcı
Her yaptıkları karalayıcı...
Bunlara asla vatansever diyemem!
Türkiye :
Koskoca bir millete
Çok görüyorlar huzuru
Kara zihniyet
Huzur düşmanları
İntikamcılar, Türk’üm diyemeyenler,
İnsan avcıları,
Din dışında yaşayan
Gösteriş Müslümanları...
Suçlarını kendilerine sermaye
yapanlar...
T(aş) devrinin adamları!
Gönül : (Bastonunu göstererek)
Elimde bana yol gösteren âsâm... vatanı sevmektir yasam
Değişmez içimdeki bayrak, kitap, Allah sevgisi... uyusam, uyansam!
Gerçek :
Defile yeri değil camiler
Propaganda alanı gibi görüyorlar her yeri...
Sert bakışlarıyla, çirkin sözleriyle
Yolsuzluklarıyla, iftiralarıyla,
Kaba ve kontrolsüz davranışlarıyla
Tanıyoruz biz onları...
İçindeki sesi dışarıya at :
T(aş) devrinin adamları...
T(aş) devrinin adamları!
Değerler cenaze arabasında
Korkular hemen onun arkasında...
Gül koklamaya gittin
Diken battı yüreğine...
Taşa söylesem bu sözlerimi...
dayanamaz... taş ağlar!
T(aş) devrinde hiç
sevilmez... adam gibi adamlar!
Sevgi yiğitlikle anlam kazanır... aşk asil yürekte gelişir ve çağlar.
Ziraatçı :
Milletimizin geçim gücü tahrip oldu...
Hayvan varlığımız ve ekili alanlarımız azaldı...
Hak ve hukuk duygusu imha edildi
Adalet AKP siyasetinin dayatması altında!
Anne :
Anaları ağlattığınız yeter!
Evlatlarımıza acı çektirenler, iftira edenler, haksızlık yapanlar
Bizi işsiz, aşsız
bırakanlar
Bize zulmedenler asla inançlı olamazlar!
Baba :
Fırsatlar göç ediyor
Umutlar
eskidi kollarımızda
Hainler
esiyor... gürlüyor
Devlet
eritiliyor dağ başında!
Öğrenci :
Çocuklar babalarını beklerken ihtiyarladılar
Ben geleceğimden korkuyorum!
Gazetelerin devleti yönettiğini
Gazetecilerin polislik, savcılık hakimlik yaparak
Vatanseverleri sorguladıklarını, yargıladıklarını ve
tutuklattıklarını görüyorum!
Türkiye :
Yasa ve hukuk tanımadan
Devlet güçlerini ve yandaşlarını kullanmak suretiyle
Kendi ordusunu, savunmasız insanları darbeci diye suçlayarak
Düşman ilan edenler ve dünyaya rezil edenler
Suç işliyorlar...
Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarına terörist damgası vuranlara ben
dost diyemem...
Deniz Baykal’ın
Hükümetin açılım projesi mayınlarla dolu
«Türk Bayrağı’na neden alerjiniz var?» gibi
Sözlerine ve sorularına bugüne kadar cevap veremediler!
Ağızlarından kontrolsüz çıkan sözlerinden sonra
«Aaaaa yanlış anlaşıldım, ben böyle söylemek istemedim» diyerek sık sık
çark ediyorlar.
Adalet ve Kalkınma Partisiyle bugün ülkemizde
Kalkınma sıfır! Adalet tartışılır hale geldi...l
Öğretmen :
Anneler gününde aynalar kırıldı
Göçmen bir çocuk ayağından vuruldu
Kuşlar kafeslere konuldu.
Gönül :
İncitmem bir sineği dahi... haksızlığı asla sineme çekemem
Namerdi ayaklarımın altına alırım... kutsallarımı düşmanlara çiğnetmem!
Türkiye :
Hey dalkavuklar...
uyurgezerler... duygu katilleri,
pasifleştiriciler
Tanımadığınız adamları alkışlaya
alkışlaya mezara sokacaksınız!
Çiftçi :
Ürettiklerimizi satamıyoruz... Bizi de yok saydılar...
Ananı da al git diyerek aşağıladılar!
Gerçek :
Korkuları, kaprisleri, yabancı ülkelere verdikleri tavizleri
Ülkemizi talan eden hukuksuzlukları
Haksızlıklarla elde ettikleri zenginlikleri, malları
Devlete olan güveni yok eden icraatları
En sırlı, namusumuz denilecek yerlere
kadar girerek aramaları
Huzursuz ediyor, yaralıyor insanları ve kurumları!
Vatandaş :
Cebimizde paramız var mı, yok mu?
Aç mıyız, susuz muyuz? Hiç umursamadılar!
Enayi gibi gördüler bizi... aldattılar, kullandılar, her yerde
dışladılar...
Gönül :
Her an dipdiri, taze, güçlü tutarım imanımı
Ölürüm, öldürürüm korurum, yüce milletimi, vatanımın her yanını!
Gerçek :
Öldürenler... ölümüne sebep
olanlar
Ergenekon iftiralarıyla yaralananlardan
Tabip Yarbay Nursal Gedik’i,
Devlet Övünç Madalyası sahibi
Emekli Jandarma Albay Abdülkerim Kırca’yı,
Kıdemli Yüzbaşı Olgun Ural’ı,
Emekli Albay Belgütay Varımlı’yı,
Yarbay Ali Tatar’ı
Kıdemli Kurmay Albay Berk Erdem’i
Astsubay Âdem Zorba’yı
Emekli Yarbay Süleyman Oral
Özçağatay’ı
İntihar ettirenler, intihar etmelerine sebep olanlar
Veya intihar süsü vererek öldürenler
Keyfi bir kararla cezaevinde mahkeme kurarak
İnfaz kurumu olan cezaevi ile adalet dağıtan mahkemeyi birbirine
karıştırdılar!
Ne diyorlar gazeteciler : «Bülent Arınç’ın gafları siyasi literatüre girdi»
«Fişlemeci AKP'li Avni Doğan'a suç duyurusu!»
Sadece bu mu daha neler var neler?
Sayenizde
Korkulan
oldu
Bir eser kalmadı o güzelim
birlikteliklerden.
Ne sokak
ismi kaldı
Ne de
meydanlar ?
Anılarımızı
sildiniz… süpürdünüz…
Tarihimiz
ve kültürümüz
Bilinmezliğe
kaydı.
İçindeki sesi dışarıya at :
T(aş) devrinin adamları...
T(aş) devrinin adamları!
Gönül :
Baskılar onur düşmanlarının işi... asla adil olamazlar
Kin ve nefretle dolu olanlar sorumluluk taşıyamazlar!
Türkiye :
Ergenekon mağduru
Özel Harekât Dairesi Başkanı Behçet Oktay'ın
Ve Askeri Hâkim Yarbay Tanju Ünal’ın
Ölümlerine sebep olanlar...
Öldürenler
Sorgulanmalılar, yargılanmalılar ve cezalandırılmalıdırlar!
Vatandaş :
Ben Türk Ordusunu taşlayanlara insan diyemem
Gönül :
Hani hukukun üstünlüğü, demokrasi ve adalet vardı?
Korku saldılar tacizleriyle... egemenlik, özgürlük ve itibar sözde
kaldı...
Gerçek :
Trafik kazaları süsleriyle geçiştirilerek
kaybettiklerimizden
Emekli albay Birol Atakan'ın
Hazine Kontrolörleri
Kurulu Başkanı Hikmet Esen’in
Şüpheli ölümlerinde
Kimin parmağı var?
Yeri, zamanı, görevleri ele alınarak
Bu olaylar
Masaya yatırılmalı ve hesapları sorulmalıdır!
Gönül :
Susanlar, görevlerini yapmayanlar, himayelerindekileri korumayanlar,
Zalimlerle işbirliği yapanlar, paslaşanlar
Acizliğe düşenler, güçsüzleşenler, güçsüzleştirilenler, mağdur edilenler...
Baba :
Sadece kendi çocuklarınızı düşünerek
Bizim ailelerimizin, çocuklarımızın olduğunu unuttunuz!
Adil, insaflı ve ölçülü olamadınız!
Devletimizi ve ülkemizi dilediğinizi yapacağınız bir çiftlik gibi görüyorsunuz!
Türkiye :
Ergenekon
tertipleriyle
İlimden, bilimden,
öğrencilerinden, çevrelerinden, annelerinden, babalarından, yavrularından
millete hizmetten
koparılan
Prof. Erol Manisalı’nın,
Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal’ın,
İnönü Üniversitesi
eski rektörü Prof. Fatih Hilmioğlu’nun,
Uludağ Üniversitesi
eski rektörü Mustafa Yurtkuran’ın,
Ve...
Emekli Tümgeneral
Levent Ersöz’ün,
Emekli Orgeneral Hurşit Tolon`un
Emekli Tuğgeneral Veli Küçük’ün
Hastalanmalarına
sebep olanlar
İncitici, acıtıcı,
huzur bozucu
Yeni yeni tertipler
için
Hâlâ iş
başındalar...
Gönül :
Gazetecilikle
politikacılık...siyasetle, din birbirlerine karıştırıldı
Adaletsizliklere,
hukuksuzluklara ve gerginliklere millet alıştırıldı!
Türkiye :
Atlantik ötesinde hazırlanan senaryolarla
Ergenekon
soruşturması adıyla
Uydurma
iddialarla
Yetkilerini
ve görevlerini aşarak
Güney
Deniz Saha Komutanı Koramiral Kadir Sağdıç
Ve
Foça Çıkarma Gemileri Komutanı Tuğamiral Mehmet Fatih İlhan’ın ifadesini
alanlar
Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan
Cihaner’i gözaltına alanlar
Türkiye
Cumhuriyetini ve Atatürk’ü yargılayanlar
Yani
meydanι boş bulanlar
Ne
ALLAH’tan korkuyorlar, ne de kuldan utanιyorlar...
Yarın kendilerine dönerse bütün bu
suçlamalar
Sahi o
zaman ne yapacaklar?
Gerçek :
Hani
demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti deniliyordu ülkemize?
Ablasını
öldürmekten 20 yıl,
Öz
yeğenini satarak fuhşa aracılıktan 2 yıl,
Nüfus
cüzdanı sahteciliğinden 6 yıl,
Ruhsatsız
silah taşιmak suçlarιndan hapis cezaları alan bir kişinin verdiği
ifadelerle
Arslan
gibi insanları... kahramanları suçlayanlar...
Devletimize
neleri yamadιklarιnι, neleri yerlerinden
oynattιklarιnι biliyorlar mι?
Türkiye :
Bir anda Çeşme’ye bağlı Dalyan Köy’de Sigortacı Mete Sokak, 4233 Sokak
oldu...
Niğde’nin Ulukışla köyünde içme suyunda arsenik ölümcül seviyeye
ulaştı...
Büyüksofulu ve Gerdibi köylülerinin içme sularına gözlerini diken para
düşkünleri
Duymuyorlar... anlamıyorlar, vatandaşlarımızın acılı öykülerini!
Bize yabancılaştırıldı
mahallelerimiz, sokaklarımız, eğitim sistemimiz, hastanelerimiz,
suyumuz, havamız...
Partizanlıklar... şehirlerimizin
sahipsizleştirilmesi, insanları hiçe sayan uygulamalar,
Yolsuzluklar... yoksulluklar ve
kapanan işyerlerimiz...
Denetlenmeyen binalar,
tüylerimizi ürperten olaylar :
Esenyurt'ta 3 katlı, Sancaktepe’de 4 katlı,
Konya’da 11 katlı
Çöken binalar ve ölen insanlar...
Bir gerçeği daha
size hatırlatmada fayda var :
Göçük altında kalanlar çabuk
unutulacak!
12. titreşimin ne anlama
geldiğini sonra açıklayacağım...
Çiftçi :
Parçalamanın siyaseti bu olsa gerek...
Mağdur etmediğiniz adam kalmadı
Utanın anaların ağızlarını kapatırken
Tartaklarken yaşlı insanları
Tekel işçilerini!
Üretimi, tarımı, işsizliği, fakirliği yönetebildiniz mi?
Subay :
Bize düşmanların yapamayacaklarını
iktidar sahipleri yapıyorlar!
Gönül :
Aptallarιn akιllιlarla
mücadelesi : İşsizlik, ilgisizlik, yoksullaştιrma... Oyunun ilk perdesi...
Küçük düşürme,
aşağιlama, yιpratma, iftira...
açılım...
Her birisi birer
bölücülük projesi!
Gerçek :
Kötü niyetin kurgularını açıklama zamanı geldi...
Demokrasiyle, hürriyetle, hukukla hiç bağdaşmayan
Özel yetkili başbakan, milletvekililleri, polisler, hakimler, savcılar, gazeteciler,
Yandaş zenginler gündemden hiç düşmüyor!
Hırsın kalın perdesi yırtılırsa ne olacak?
Özelleştirmelerle ortaya çıkan afetler
Sorumsuzluklara kapı açtı...
Güvenliksizlik, tecrübesizlik,
partizanlık ve bilgisizlik bir araya geldi
Yüzlerce insanı kaybettik, henüz
bitmedi facialar...
Balıkesir’in Dursunbey
İlçesi’nde 17 kişi öldü grizu patlamasıyla!
18 işçi ise yaralandı...
2006 yılına dair Çalışma Bakanlığı verilerine göre
772 maden işletmesinden yalnızca 47 tanesinin maden ocağı kurma izni
var
ve yalnızca 87 tanesi işletme belgesine sahip. 469 işyerinde ise
işçilerin sağlık raporları tutulmuyor
İşçilere genel çalışma şartlarıyla ilgili eğitim vermeyen işyeri sayısı
ise 222...
"Ağır ve Tehlikeli İşler Yönetmeliği"ne de uyulmuyor.
Ülkemizde eğitim bilinçli olarak çökertildi
Kusur haritalarıyla
kanunlarι, hukuku ve insan
haklarınι çiğneyenler
Ülkemizde
sergiledikleri anayasa dιşι
uygulamalarıyla
Yargıya baskı
yapanlar
Ömer
Faruk Eminağaoğlu’nun
: «Yargı çok büyük saldırılara muhatap oldu.»
Sözünden hiç mi hiç etkilenmediler!
Uygulanmayan,
umursanmayan Anayasa ihlâlleri ülkemizi kuşattı...
İşte, eğitimde,
ahlâkta, moralde çöküşün
Sahipsizliğin ve
sorumsuzluğun örnekleri!
Hakkari Valiliği'nden şok yazı !
"Şemdinli'ye keşfe gelirseniz can güvenliğinizi sağlayamayız"
Afyonkarahisar'da
sobadan sızan karbonmonoksit gazından zehirlenen 4 kişi öldü.
Evli kadını kaçırıp tecavüz ettiler
Ankara’nın Gölbaşı ilçesinde 4
yaşındaki bir çocuk, kurt köpeği tarafından parçalanarak öldürüldü.
10 000 kot
işçisinden 5 000’i hastalıkla pençeleşiyor...
Gaziantep'in
Nizip İlçesi'nde 3 yaşındaki çocuğu vahşice katlettiler!
Van'da
19 öğrenci zehirlendi...
Kahramanmaraş'ın
Andırın İlçesi'nde 16 yaşındaki lise öğrencisi kendini tavana asarak intihar
etti.
11 yaşındaki
kız çocuğu kendisini iple tavana astı.
10 yaşında kız
çocuğu boğazı kesilerek öldürüldü...
Anaokulu, 5 yaşındaki çocuğu,
ders sonu velileri gelmeden sokağa bıraktı.
Alişan ve halasι polis
tarafindan dövüldü
Avcılar’da bir genç
polis tarafından tartaklandı
Doktor, polisler tarafından inanılmaz bir şekilde dövüldü
Diyarbakır'ın Ergani İlçesinde,
Milli Eğitim Şube Müdürü Ahmet Armutoğlu, polisler tarafından dövüldü
Hakkari'de taş attığı için polis tarafından
öldüresiye dövülen çocuğu, Korgeneral Yurdaer Olcan hastanede ziyaret etti..
Polis tarafından
dövülen üniversiteli gencin ödem ve iki
kırığιna sağlam raporu
verildi!
23 Nisan'da
polis tarafından dipçikle dövülen çocuk 93 gündür konuşamıyor!
Şanlıurfa çocuk
yuvasında intihar...
Lise öğrencisi kalp
krizinden öldü.
Adana’da 17 kişilik çeteyi ele
veren genç kıza kaçırılarak tecavüz edildi.
13 yaşında hamile
kaldı...
12 yaşındaki kıza toplu tecavüz.
Antalya’da üniversiteli kıza villada tecavüz!
İstanbul’da Kuran kursunda 4 yaşındaki erkek çocuğuna tecavüz edildi!
Yanlış ilaç 6 aylık
bebeği komaya soktu.
Sübyan koğuşunda skandal...
11 yaşındaki öğrenci ve okulda
pompalı dehşeti!
Türkiye'nin «köle» cocukları...
Taş atan çocuklara 23 yıl
istendi!
2 yaşındaki çocuk
vahşice öldürüldü!
13 yaşında, Başbakan ile mahkemelik...
«Adapazarı'nda iki lisenin
öğrencileri arasında çıkan tartışma sokağa taştı»
Tarih önündeki sorumluluklarını
unutanlar...
Neye,
kime, niçin arkalarιnι dayadιklarιnι bilmeyenler...
Binlerce utanç veren
olaylarι bize hazmettirmek istiyorlar...
Anneannem seccadesinin üzerinde
Beddualar eritiyor hainleri...
Dostlarımı bıraktığım yerde
bulamadım!
İçindeki sesi dışarıya at :
T(aş) devrinin adamları...
T(aş) devrinin adamları!
Türkiye :
Kara sesler türetiliyor...
Hasta ruhlar dolaşıyor etrafımızda!
«Başbakan'ın
Oğlu Gemi Almış!..»
«Gemiyi
satan işadamı da İETT arazisi ihalesini kapmış... Tesadüfe bakın!»
«Başbakan saygı sınırını aştı»
bunun gibi ve buna benzer haberlerin dolaştığı bir dönemde
Muş’un Sütlüce Köyü
gibi binlerce köyde yağmur sonrası
kanalizasyonlar taşıyor
Halk feryat ediyor...
İnsanlar endişeler içinde yüzüyorlar...
Muğla'da çok sayıda evi ve
Kemerburgaz iplik fabrikası gibi 10 fabrikayı su bastı!
Aksaray Gözlükuyu köyünü sel bastı evler su altında kaldı...
Adana`nın Karataş ilçesinde ev ve
iş yerlerini su bastı...
Edirne'yi Sel Bastı!
Yalova’nın Çınarcık İlçesine bağlı Koru Beldesi’nde onlarca evi sel bastı
İstanbul’da E-5’i sel bastı
Sarıyer'de evleri yine su bastı…
Kumbağ'da 4 bin ev sular
altında…
Yağmur yağdı, yolları sel aldı.
Baraj kapakları
açıldı sel bastı
Bursa'nın Nilüfer ilçesinde 4
mahallede 500'den fazla ev ve iş yeri sular altında kaldı.
Marmara, Akdeniz ve
Ege sular altında…
Bütün bunlar olurken size hizmet
etmeleri gerekenlerin
Sizin için herhangi bir tedbir
aldιklarιnι gördünüz mü?
Onlar başka işlerle
uğraşarak…uğraştιrarak, dertlerinizi, endişelerinizi umursamayarak
Huzuru size çok görüyorlar!
Gerçek :
Bizi yönetmek için yola çıkanların umursamazlıkları karşısında gelişen
Ve yüreklerimizi acıtan Türkiye
manzarası!...
«Muş'un Bulanık İlçesi'nde 14 yaşındaki gelin intihar
etti...»
«Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi'nde
tedavi gören bir kadın,
6. kattaki odasının penceresinden
atlayarak intihar etti.»
«Öğretmen
intihar etti...»
«Bulanıma girdi intihar etti»
«Şişli'de Handan Ziya Öniş İlköğretim
Okulu müdür
yardımcısı intihar etti...»
«Tefeci 13 yaşındaki kızını
isteyince intihar etti...»
«Denizli’li Tekel işçisinin
kızı, arkadaşıyla intihar etti»
«Sokak ortasında öldürüp,
intihar etti»
«Zonguldak'ta,
genç bir kadın kendini başörtüsüyle asarak intihar etti.»
«Kocaeli'nde bir işadamı evinin balkonundan atlayarak
intihar etti.»
«Çorum’da
hemşire intihar etti»
«10 yılda 401 Jandarma intihar etti»
«Aydın Emniyet Müdürlüğü’nde görevli bir polis memuru
görevi başında intihar etti.»
Binlerce
olayı irdeleyin... Paranın, çıkarın ve
şatafatın üzerine oturanları da sorgulayın!
Biz
neredeyiz?
Gönül :
İş, aş, makam, partizanlιk ve taltif için
Kariyer, liyakat, dürüstlük ve inanç önemli değil, onların adamı olmak
yeterli!
Gerçek :
Hastane imamı, müdür yardımcısı oldu
İmamdı müdür oldu.
Eğitime imam müdür atandı.
Gerçek :
Söyleyin bana...
Kendilerini kontrol edemeyenler ülkeyi yönetebilirler mi?
Koltuk sevdalıları,
çıkar düşkünleri
Neyi, niçin alkışladığını
bilemeyenler...
Haksızlıkları
sırtlarında taşıyanlar...
Bütün olumsuzluklara
gözlerini kırpmadan «evet» diyenler...
Deniz Baykal’ın
ifadesiyle hukukun ırzına geçenler
Bizi baskιlarla
hizaya getirmeye çalιşanlar
Yandaşlar üreterek
Atatürk’ü dahi tarih
kitaplarından kaldırma yoluna girdiler
Gemicikler, mücevher
mağazaları, pahalı elbise ve ayakkabılar
Göz kamaştıran
yüzükler...
Gazete
patronlukları, genel müdürlükler
Yedi yıldızlı
otellerde saltanat sürdürenler...
Suç üreticileri… güven
tüketicileri…
Nasıl kurulduğu
bilinmeyen aile şirketleri,
Yetkilerini kötüye
kullanarak devlet bankalarιndan faizsiz kredi çekenler!
Gönül :
Kendileri,
çocukları, yandaşları servet üzerine servet kattılar
ALLAH’ı unutanlar
zamla, zulümle milleti ağlattılar!
Gerçek :
Unutulanlar...
görülmeyenler... görünmeyenler
Çocuklar...
anneler... babalar!
Bir tas çorba parası
ve gelecekleri için soğukta tir tir titreyen insanlar... «tekel işçileri...»
İçindeki sesi dışarıya at :
T(aş) devrinin adamları...
T(aş) devrinin adamları!
Kaybolan yargı
bağımsızlığı
Ortadan kalkan
hukukun üstünlüğü
İmha edilen yargıç
güvencesi…
Gerçek :
Devletin bütün kurumlarında
kadrolaşma ve kuşatma var!
Gizlenmiyor şimdi servet üzerine
servet katanlar
Bize
neler neler gösterecek yarınlar...
Bugün kötülük yapanlar
Yarın yalnız ve desteksiz
kalacaklar...
Gönül :
AKP hükümetinin
gerçekleştirdiği olumlu bir tek şey
gösterin bana
Yaptιklarιnιn
yanlarına kâr kalmayacağιnι
söyleyin onlara!
Türkiye :
Miskinlik ve
suskunluk sana hiç yakışmıyor!
Vakit kaybetmeden
Bayrağını ve
sancağını al eline
Atatürk’le birlikte
çık meydanlara...
Kahramanlığınla
kükre, şanlı tarihinle şahlan, Türklüğünle öğün
Ayağa kalk
haysiyet... gür bir şekilde haykır
gerçekleri... özlerine gir insanların...
Sor onlara : «Sesiniz neden çıkmıyor, siz erdemliğin
neresindesiniz?»
Doğrul, kendine
gel... Haksızlıklara boyun eğme!
Üzerine düşen
görevleri yap... Çık içinden problemlerinin!
Dertlerine ortak ol
acı çekenlerin.
Yarım bilgileriyle,
aşağılık halleriyle seni eleştirenlere
göster aydınlığın, hakikatin, ilmin derinliğini
Kabe’yi nurlandıran
güneş gibi ol...
Onların yüreklerine,
sevgini, inancını ve kararlılığını yükle!
Çirkinliklerini teşhir et, kirli duygularını dağıt...
kötü amaçlarını parçala...
Dalkavukluklarını,
insafsızlıklarını darmadağın et...
Aşağıya indir
demirden perdelerini...
İğrenç yüzlerini
açığa çıkart!
Sen kahraman... sen asil... sen yüce bir milletsin!
(Mehter marşıyla
perde kapanır)
Üzeyir Lokman ÇAYCI
İstanbul, 27.02.2010
![]()
![]()
AKP suç odağı haline geldi 1
Recep Tayyip Erdoğan, sosyal, psikolojik ve fiziki olarak, Türk Silahlı
Kuvvetlerini, vatanseverlerimizi, onların
ailelerini, yakınlarını, iş arkadaşlarını ve tüm milleti etkileyecek
şekilde heder eden, hedef haline
getiren, aşağılayan bir uygulamaların içerisine girmiştir.
Kurumlarımız AKP yönetiminin içinde bulunduğu hukuk dışı durumları ve yoğunlaşan anayasa ihlallerini soruşturmaya,
uyarıya ve kınamaya cesaret edemez hale getirilmiştir. Kollektif, «yandaş medya ile» «anayasa dışı»
«yasalara aykırı» bir güç oluşturularak, devlet imkânları kötüye kullanılarak
bir çok kişinin ölümlerine, intiharlarına sağlıklarının bozulmalarına, onur ve
haysiyetlerinin aşağılanmalarına sebep olunmuştur.
Zerre kadar inanç ve duyarlılık taşıyan bir kişi dini ve vatanı için bu
zihniyete karşı tavır takınmak zorundadır. Bu zihniyet daha fazla zararlı
olmadan, anayasal çerçeve içerisinde yargılanmalı ve cezalandırılmalıdır.
Eski Sağlık
Bakanlarından Rifat Serdaroğlu’nun 05.01.2010 tarihli
Habercem’de yayınlanan, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Bakanlara gönderdiği
uyarı mektubunda işaret ettiği noktalar yutulacak ve sindirilecek cinsten
değil! Bakın ne diyor :
¤ «Sayın
Cumhurbaşkanı, Sayın Başbakan, Sayın İçişleri Bakanı, üçünüz de ateşle
oynuyorsunuz. Böyle giderse, oynadığınız ateş sadece sizi değil, ülkeyi de
yakacak. Ülkemizin gözbebeği iki kuruluşunu, Asker ve Polisi nasıl düşman hale
getirdiniz, farkında mısınız? Nedir sizin derdiniz?»
¤ Görmüyor musunuz? Memleket çocukları
birbirini vuracak, haberiniz var mı?
¤ Sayın Başbakan
Kamuoyundaki kanaat, bu yaşanan çirkinlikler tamamen sizin bilgi ve talimatınız
dâhilinde olduğudur.
¤ Tuttuğunuz yol
yanlıştır. Devleti ve Milleti bir arada tutmak sizin görevinizdir. Lütfen
hatadan dönünüz.
¤ Kendisi ABD’de
yaşayıp, vatan evlatlarını birbirine kırdırmak isteyen CIA uzantılarına ve onun
art niyetli yazarlarına lütfen inanmayınız, dolduruşlarına gelmeyiniz. Sayın İçişleri Bakanı Allah korusun, güvenlik
güçleri arasında ölümle, yaralama ile sonuçlanacak bir çatışma olursa, bunun
hesabını yasaların ve Türk Milletinin huzurunda verebilir misiniz? Böyle bir
feci olayın, tarih önünde de sorumlusu sizsiniz.
¤ Bir masa
etrafında toplandığınız da, Sn. Genelkurmay Başkanından almak istediğiniz fakat
alamadığınız bilgi var mı? Hem toplantı yapacaksınız, hem kamuoyuna “uyum içinde
çalışıyoruz” diyeceksiniz, hem de polisi askerin üstüne salacaksınız. Böyle
devlet yönetimi olur mu?
¤ Geçmişle
hesaplaşmak istiyorsanız hedefiniz yanlıştır. TSK sizin siyasi rakibiniz
değildir. T.C Devletinin temel direklerinden biridir.Ayrıca geçmişle
hesaplaşmak isteyen siyasetçilerin, öncelikle kendi geçmişlerinde karanlık
bölgeler kalmamalıdır.Hafızalarımızda Sn. Cumhurbaşkanının, Avrupa Birliği
karşıtı TBMM konuşmaları, Eşi Hanımefendi’nin Türbanı sebebiyle T.C Devletini
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine şikâyet edişi, her yere “NE MUTLU TÜRKÜM
DİYENE” yazmanın ilkellik oluğunu söylemesi, taze olarak durmaktadır.
¤ Sn. Başbakanın
Tarikat liderlerinin önünde diz çökmesi, evrakta sahtecilik ve ihaleye fesat
karıştırmak gibi ağır cezalık dosyalarının dokunulmazlık sebebiyle beklemesi,
kendisinin servetinin hesabını verememesi, çocuklarının aniden zenginleşmesini
izah edememesi, Filistin için isyan ederken, Irak’ta Müslümanların
öldürülmesine, tecavüze uğramasına seyirci kalması gibi yüzlerce olay dün gibi
hatırlarımızdadır.
¤ Sn. İçişleri
Bakanının Kırıkkale Üniversitesi Rektörlüğüne aday olduğunda, Üniversitede
irticai yapılanmaya geçit verdiği için Rektör yapılmayışı, Habur Sınır
kapısında teröristleri, Müsteşarına karşılatması, Emniyetteki tarikatçı
örgütlenmeyi desteklemesi gibi onlarca yanlış aklımızdadır. Hesap soracak
insanın, öncelikle kendi hesabını verebiliyor olması gerekir.»
Ateş bacayı sardı, yangın büyüyor
¤ Yargıtay Başkanı
Hasan GERÇEKER’in « Kurumlar arasındaki
güven sorunu, güvensizlik ortamı mutlaka aşılmalıdır. Ateş bacayı sardı, yangın
büyüyor, yargı bağımsız değil...» ifadeleri karşısında sorumluluk duyacak,
hatalarını kabul edip özür dileyecek bir kişi görmeniz mümkün mü?
AKP yöneticilerinin milletimize ve devletimize hizmet
etmek için iktidar olmadıkları bizzat onların kendi sözleriyle, tavırlarıyla,
icraatlarıyla doğrulanıyor!
Yüzlerce yolsuzluk dosyası içinde yüzen bir AKP zihniyeti
ülkemize iyi bir gelecek vaat etmiyor!
Bize görünen sadece aile şirketleri, oğullar ve kızlar değil... Haksız
kazançlar, yolsuzluklar, devlet imkanlarını ve iktidar olma gücünü kötüye
kullanmalarıyla ilgili yüzlerce karanlık özelleştirmeler, ihaleler,
partizanlıklar, ölümler, intiharlar, iftiralar, tertipler suç duyuruları ve
davalar var! Yasa ve Anayasa ihlalleriyle ayakta duramayacak hale gelen bir
iktidar bize huzur vermiyor, ülkemizin durumu hiç iyi görünmüyor...
Gazetelere yansıyan ihlaller ve yolsuzluklar bugüne kadar
yalanlanmadı
¤ Devletin 52
milyon dolara aldığı otel, bir süre sonra 25 milyon dolara AKP yandaşı bir
şirkete satılarak, devlete 27 milyon dolar zarar ettirildi.
¤ Antalya’ya bağlı
Döşemealtı Beldesi'nin AKP'li Belediye Başkanı Nurettin Tursun ve ailesi sahte
belgelerle devleti milyonlarca YTL dolandırmakla suçlandı.
¤ İETT'de , 100
milyon Avro'luk yolsuzluk ve usulsüzlük yapıldığı gerekçesiyle soruşturma
başlatıldı
¤ CHP, AK Parti’li Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’nin
120 bin metrekarelik arazi üzerinde imar değişikliği yaparak eski belediye
başkan adayına sattığını iddia etti. İddiaya göre, araziyi 14 trilyona alan
kişi 3 gün sonra 87 trilyona başkasına sattı. Yani AKP AKP trilyonluk vurgun yaptırdı.
¤ Ulaştırma Bakanı
Binali Yıldırım'ın oğlu Erkan Yıldırım Almanya'daki Santour GmbH firmasından
aldığı 200.000 Euro ile İtalya'da bir gemi satın aldı. Binali Yıldırım,
milletvekili olmadan önce bu firmanın Genel Müdürüydü. Pekiyi, Binali
Yıldırım'ın oğluna 200.000 Euro para veren şirkete nasıl bir kıyak yapıldı?
Türkiye Denizcilik İşletmesi'ne ait bir gemi ihalesiz olarak, Santour GmbH
firmasına kiralandı!
¤ 3 milyon 751 bin dolara özelleştirilen Sümerbank'ın
arsasının sadece bir bölümü 13 milyon 750 bin dolara satıldı!
Sümerbank'ın 50 yıl önce kurduğu Pamuklu Mensucat A,Ş,,
13 Temmuz 2005′te, Özelleştirme Yüksek Kurulu'nca 3 milyon 751 bin
dolara, 47 ortaklı Ortak Girişim Grubuna (OGG) satıldı. OGG'nun başında AKP'li
Manisa Belediye Başkanı Bülent Kar bulunuyor
¤ Tasarruf
Mevduatı Sigorta Fonu. Ceylan Grubu'ndan, banka borcuna karşılık 52 milyon
dolara Antalya'daki Deluxe Resort Otel'i aldı, Karşılığında da Ceylan Grubu'nun
52 milyon dolarlık borcu silindi. Devletin 52 milyon dolara aldığı otel, bir
süre sonra 25 milyon dolara AKP yandaşı bir şirkete satıldı. Devletin bu
ticaretten zararı tam 27 milyon dolar.
¤ Devletin
51 milyon dolarlık fabrikası, AKP yandaşına 1.1 milyon dolara satıldı. Gerçek
değeri 51 milyon dolar olan Balıkesir SEKA Kağıt Fabrikası 1,1 milyon dolara
AKP yandaşı Albayraklar A.Ş.'ye satıldı. Selüloz-İş Sendikası, mahkemeden
fabrikanın satışını iptal ettirdi. Ancak bu arada şirkette 12,7 trilyonluk bir
varlık kaybı tespit edildi (yaklaşık 10 milyon dolar). Halkın vergisiyle
kurulan birçok şirket, AKP yandaşlarına bu şekilde peşkeş çekildi.
¤ 12.07.2007 tarihinde, Cumhuriyet Gazetesi’nde yer alan Murat
KIŞLALI’nın haberi : «TÜRK TELEKOM: AKP hükümeti, yılda 2.5 milyar dolar kâr
eden Türkiye'nin stratejik açıdan en önemli kuruluşu Türk Telekom'u 1.31 milyar
doları peşin 1 milyar 180 milyon dolarlık 5 taksitle sattı. Böylece Oger
Telecom'a, kuruluşu, kârının yüzde 60'ına yakın bedelle satın alma olanağı
tanındı. Hükümet, satıştan hemen sonra kurumlar vergisini yüzde 30'dan yüzde
20'ye indirerek şirketin kârlılığını da yüzde 50 artırdı.
TÜPRAŞ: Hükümet, uluslararası piyasalarda rafineri
talebinin tepe noktasına ulaştığı ve siparişle ancak 6 yılda rafineri
yapılabilen bir ekonomik ortamda, 35 milyon ton rafinaj kapasitesi olan
Tüpraş'ı 4 milyar dolara sattı. Satıştan sonra Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ,
Türkiye'deki akaryakıt kaçakçılığının 18 milyar dolara ulaştığını bildirdi.
Tüpraş'ın yüzde 14.76'sı ise, başka hiçbir aracı kuruma haber verilmeden borsa
değerinin yüzde 8 altına Global Yatırım'ın sahibi Mehmet Kutman aracılığıyla
İsrailli Ofer ailesine satıldı. Özelleştirme rakamına göre 752 milyon dolar kamu
zararı oluştu.
ERDEMİR: Hükümet yassı çelikte Türkiye'de tekel konumunda
bulunan ve kuruluş değeri 7 milyar dolar olarak kabul edilen Ereğli Demir Çelik
Fabrikaları'nı 2.8 milyar dolara sattı.
MADENLER: Seydişehir'deki Eti Alüminyum tesisleri, beraberinde
bir hidroelektrik santral olduğu halde, Başbakan Erdoğan'ın hemşerisi ve
Karadeniz Otoyolu Projesi ile Samsun'daki mobil santral nedeniyle üç bakanın
Yüce Divan'da sorgulanmasına neden olan Rizeli müteahhit Mehmet Cengiz 'e 305
milyon dolara satıldı. Yargının Cengiz'in önceden aldığı Eti Bakır ile beraber
Eti Alüminyum'un satışının yürütmesini de durdurmasına karşın, Erdoğan'ın
başkanlığındaki Özelleştirme Yüksek Kurulu, Murgul'daki maden tesisleri ve
hidrolelektrik santralı ile Samsun'daki değerli arazilerin de Cengiz'e satışını
onaylamaktan çekinmedi.
LİMANLAR: Mersin Limanı 755 milyon dolara TAV ile
Singapurlu SPA'ya devredildi. Devirden sonra liman faaliyetlerinde dış ticareti
durduracak sıkıntılar yaşanırken liman ücretlerinin de yüzde 50 artırılması
anlamına gelen düzenlemeler yapıldı. Mersin'deki bu sıkıntıya karşın, İzmir
Limanı'nın 1 milyar 275 milyon dolara Global-Hutchison Wamphoa ortaklığına
devredilmesi işlemleri sürüyor.
SEKA: Özelleştirme İdaresi piyasa değerini 55, teknik
değerini 51 milyon dolar olarak belirlediği SEKA Balıkesir'i, Başbakan
Erdoğan'a yakınlığıyla bilinen Yeni Şafak'ın sahibi Albayraklar'a 1.1 milyon
dolara sattı. ÖİB satışta temel seçenek olarak SEKA'ya "7.5 milyon
dolar" değer veren indirgenmiş nakit akımları yöntemini kullandı. Değer
tespit raporunda 40 milyon dolarlık piyasa değeri biçilen SEKA'nın Aksu
İşletmesi de, Milli Gazete'nin sahiplerine 3.5 milyon dolara satıldı.
HAVALİMANLARI: Yap-işlet-devret yöntemiyle yaptırılan
havalimanları, rekabetin kısıtlandığı ihalelerle devrediliyor. TAV grubu
İstanbul Havalimanı İhalesi'ni 2005 Haziran'ında 3 milyar dolara alırken bu yıl
IC İçtaş-Fraport Antalya Havalimanı'na 3.2 milyar dolar, Limak-GMR-Malaysia
Airport Holding Berhad da Sabiha Gökçen Havalimanı'na 3.1 milyar dolar teklif
verdi. Ancak ödemeler 15 ile 20 yıla yayıldığı için üç ihalenin bugünkü gerçek
değeri toplamda 3 milyar dolara ancak ulaşıyor.
TMSF SATIŞLARI: TMSF elinde olan, çoğunluğu Genç Parti
Genel Başkanı Cem Uzan 'ın ailesine ait Telsim, çimento fabrikaları, Star Grubu
gibi şirketleri yaptığı açık artırmalarla satışa çıkardı. TMSF'nin toplam
"ticari ve iktisadi bütünlük" satışı 2006 sonu itibarıyla 5.3 milyar
dolara ulaştı. Bunun 4.5 milyar dolarını Telsim oluşturdu. TMSF belirlediği muhammen
bedelin altında teklif gelen radyoları satmazken, 19.5 milyon dolar muhammen
bedel belirlediği Star gazetesini, muhammen bedelin yarısından da düşük bir
değerle, 8 milyon dolara Erdoğan'a yakın bir gruba sattı.»
Benim
bir çok kez değişik vasıtalarla yaptığım açıklamalarım nedense hep gözden
kaçırılıyor. Deprem şimdi teknolojiyle oluşturuluyor. Önce bölgeye nükleer
deneme veya tesadüfen düştü denilerek bomba atılıyor. Sonra bu deprem
bombalarının yer altından yatay ve dikey hareketleri sağlanıyor. Önceden tespit
edilen projeler istikametinde zamanlaması yapılıyor! Sonra patlatılıyor. Yer
sarsıntıları ile binalar yerle bir oluyor ve insanlar ölüyor. Emperyalist
ülkeler o bölgeye üşüşüyor. Acılı ailelerin çocukları veya kimsesiz çocuklar batı ülkelerine
kaçırılıyor, emperyalist ülkeler askerlerini oraya gönderiyor, yardım adı
altında işgaller başlıyor. Yarın bir gün orada terörist gurup oluşturularak
Irak’ta, Pakistan’da, Afganistan’da olduğu gibi insan avına başlanacak. Yani
sizin aptallarınızla, hainlerinizle, gaflete düşürülen yöneticilerinizle
ülkeniz sinsice, sessizce ve gizlice ayaklarınızın altından kayıp gidiyor. Siz
vatansız, bayraksız, tarihsiz, anasız, babasız, mezarsız, dinsiz ve imansız
yani «Kuran’sız» kalıyorsunuz!
Nerede AKP
varsa orada problem var :
¤ 09.06.2006 tarihli Hürriyet Gazetesi, Tufan TÜRENÇ : «AKP yolsuzluk sarmalına dolanmış»
¤ 12.05.2006 tarihli Cumhuriyet Gazetesi : «AKP
Yolsuzluk Batağında»
¤ 10.10.2008 tarihli Radikal Gazetesi : «AKP yolsuzluk
raporunu gizlemiş»
¤ 18.08.2008, ANKA Haber Ajansı, Deniz Baykal :
«AKP yolsuzluk odağı»
Yetimlerin
hakkını yedirmem diyen Recep Tayyip Erdoğan’ın 726 koruma görevlisiyle kime
karşı, neden kendisini koruma ihtiyacı hissettiğini açıklaması gerekiyor! Suç işleyen, halktan kopuk olan insanlar
korku içerisinde yaşarlar. İnsan onuruna zarar vererek hayatlarını sürdürürler.
Sadece yakınlarını düşünürler, yetim hakkından bahsetmeleri de hiç inandırıcı
değildir. Bu tür insanların dinle, imanla, ALLAH’la ilgileri de olamaz. Onların
ALLAH’ı para, taltif ve aldattıkları insanların alkışlarıdır!
Bakın
aşağıdaki haberlere! Dine, inanca, ahlâka ne kadar ters ve düşündürücü!
Bunların arkalarından gidenler kara kara düşünmelidirler!
Bakın
diğer ifadelere :
¤ 04.02.2010 tarihli Yeniçağ Gazetesi’nden
Arslan BULUT : «Tayyip'i üzmek Allah'ı
değil; ABD'yi üzmektir!»
¤
19.02.2010 tarihli Yeniçağ Gazetesi’nden Sabahattin ÖNKİBAR : «Taha Akyol, TRT’den kaç on milyar
alıyor?»
¤ 20.02.2010 tarihli Yeniçağ Gazetesi’nden
Arslan BULUT : «Ey Türk, AKP işini
gücünü elinden alıyor!»
¤ 20.02.2010 tarihli Yeniçağ Gazetesi’nden
Sabahattin ÖNKİBAR : Daha önce yazdım
yine yazıyorum. Kargaşalar yaşanmaksızın Cemaatler, AKP ve
Tayyip Erdoğan iktidarını teslim etmeyecek!
¤
20.02.2010 tarihli Habercem : AKP'li vekilden şok sözler! AK Parti
Milletvekili Avni Doğan, «Ergenekon'a mensup kişilerin 40 sene boyunca halkın
belirli kesimlerini fişlediğini öne sürdü. Doğan "Şimdi biz onları
fişliyoruz, sıra bizde» dedi.
¤
20.02.2010 tarihli Habercem : «Samsun'da bir ilköğretim okulunun kantininde
uyuşturucu ticareti yapıldığı belirlendi.»
Maşalara
maşa olmak
Eh sizin yanlış seçimleriniz, bilgisizliğiniz, gafletiniz
size değişik şekillerde geri dönüyor. Ne yazık ki son pişmanlık da para
etmiyor!
Henüz bunlarla ilgili bir çok şeyi bilmiyorsunuz. Karanlıkta kalan, vatanı milleti, bayrağı ve dini hiçe sayan tüylerinizi
ürpertecek gizli icraatlar bir gün önünüze getirildiği zaman kendinizi suçlayacaksınız! Ama iş işten geçmiş olacak. Kuddusi
OKKIR’ın
ve intihar edenlerin katilleri arasında yer almamak için bugünden tedbirinizi alın!
Devleti yıpratanlarla işbirliği yapmanın sorumluluğunu
size kim hatırlatacak?
İmam-ı Gazâli İlahî Nizam isimli eserinin ; 207. sayfasında: « Her hata, ilâhi
ahlâk esaslarına uymayan hararetlerden doğar.»
Aynı eserin 257. sayfasında: «Kişi, arkadaşının meşrebindedir. Sizden
her biriniz kimlerle ve hangi meşrepteki(huydaki, ahlâktaki) insanlarla dostluk
kurduğuna dikkat etsin.»
119. sayfasında ise : «Müslüman
o kimseye denir ki, insanlar onun elinden ve dilinden ezâ-cefâ görmezler,
zarara uğramazlar.» şeklinde, Peygamberimiz (S.A.) ‘in sözlerini nakleder.
Kimyâ-yı Saadet isimli eserinin 514. sayfasında İmam-ı Gazâli : Resûlullah’a (S.A.V.) «kibir
nedir?» diye sordular. «Doğruyu kabul etmemek ve insanlara hakaret ile
bakmaktır!»
AKP yöneticilerinin sıfatlarına, sözlerine, icraatlarına
bakarak dolaylı yoldan desteğinizin nerelere kadar uzandığını gözden geçirin!
Siz karar verin
Böyle bir parti bana hiç güven vermiyor, size güven
veriyor mu?
Paris,
20.02.2010
Selam ve sevgilerimle.
Üzeyir
Lokman ÇAYCI
Concepteur industriel - Architecte
d'intérieur
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes
FRANCE
uzeyir.cayci@free.fr
Selam ve sevgilerimle.
Üzeyir Lokman ÇAYCI
Concepteur industriel -
Architecte d'intérieur
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes
FRANCE
uzeyir.cayci@free.fr
TİYATRO
A99 ÜLKESİ
Üzeyir Lokman ÇAYCI
“Eğer tavuklar uçabilselerdi, gökten başımıza yumurta yağardı...“
PRAC :
RICA Devletleri İstihbarat Genel Müdürü
UTO :
RICA Devletleri Profesörü
NAV :
RICA Devletleri Danışmanı
KOMA :
RICA Devletleri Müfettişi
GIZ :
RICA Devletleri İstihbarat şefi
TETIK :
RICA Devletleri İstihbarat elemanı
ATEŞ : “A99 Ülkesi“ İstihbarat Müfettişi
BURAK : “A99 Ülkesi“ İstihbarat elemanı
ZAFER : “A99
Ülkesi“ İstihbarat elemanı
12 “A99 Ülkesi“ Askeri
“A99 Ülkesi“ Halkı
BİRİNCİ PERDE
PRAC : Dünya nüfusunu aşağılara çekilmesi ve tüketim
ürünlerinin ülkemize aktarılmasıyla ilgili bölgesel projelerimiz hangi aşamada?
UTO
: Yüksek kurulumuz, “think-tank“ (1) düşünce
gruplarımızın öngörüleriyle bir yıl içerisinde
tam 44 toplantı yaparak üretilen 487 projeyi etkili buldu ve onayladı.
Nano teknoloji (2) ile dünyanın dengesini değiştirme projemize A99 ülkesi ve
çevresinden başladık. Bu projenin uygulanması içten dışa doğru
gerçekleştirilecek!
PRAC : Pekiyi bahsettiğiniz projelerin testleri yapıldı mı?
UTO
: “Maymunlar vasıtasıyla
maymunları yok etme gibi projelerimiz” gündemde...
Evet ekserisi maymunlardan oluşan,
hayvanlar üzerinde yaptığımız uygulamalardan ve OD ülkelerindeki yaptığımız
çalışmalardan %90 olumlu sonuçlar aldık. Yani insanları insanlara kırdırma
niyetindeyiz.
PRAC : Pekiyi bunlar hangi aşamalarla uygulamaya
konulacak?
UTO
: İlk etapta projelerimiz
içerisinde yer alan ülkelerdeki bazı insanların zihinleri bIzim aynalarımız
olacak. Yani önce onları bizim gibi düşündüreceğiz. Sonra onları kullanarak
yozlaştırma hareketlerini koyulaştıracağız. Çocukları farklılaştırmaya,
kadınları yalnızlaştırmaya ve kimsesizleştirmeye iten televizyonlarda
izlettirdiğimiz dizi filmlerle gerçekleştirdiğimiz kültür kuşatmalarımız devam
ediyor!
Bildiğiniz gibi kişiliksiz ve
beceriksiz yöneticilere ihtiyacımız var...
Bunların seçimle işbaşına
geçmeleri için elimizden gelen bütün imkanları kullanıyoruz. Stratejik
konulardan uzak ve vatansever olmayan, hatta silahlı kuvvetler gibi bazı kurum
veya kuruluşlara karşı geçmişten öfke duyan, onlarla çeşitli şekillerde
çatışabilecek ya da hesaplaşabilecek kişilerin sırtlarını tapışlıyoruz.
Bunların islamcı kisve altında dini siyasete alet etme gibi ustalıkları da
var... Böylece onlar dinle bağdaşmayan tavırlarıyla saf müslüman halkın
İslamdan tiksinmelerine de sebep oluyorlar.
Yani bunları desteklemekle biz bir taşla iki kuş vurmuş oluyoruz.
Bu behtemsiz düşmanlarımızın kusurları
bize diğer ülkelerdeki projelerimiz için örnek olacak... Bu nedenle biz daima
geri planda kalarak, projelerimizi ön plana geçireceğiz. Bay Koma bu yönde
bütün uygulama ve denetleme işlerini sürdürecek ve bizi sürekli
bilgilendirecek.
İKİNCİ PERDE
KOMA : A99 ülkesinde bize faydalı olabilecek
yönetici kim?
GIZ :
Başbakan olmak ve partisini iktidara taşımak için Bay DR bildiğiniz gibi
ülkemize kadar gelerek bizden destek istemişti. İlk andan itibaren destek
verdiğimiz bu kişi aracılığıyla kendi ülkesinin stratejik ve demokratik
kurumlarının haberi olmadan ikili bazı önemli
kararlar aldık. Elbette bizim kazanmamız için karşımızdakilerin mutlaka
bazı şeyler kaybetmeleri gerekliydi. Ayrıca EUR topluluğu ulkelerinin baskı ve
istekleriyle A99 Ülkesi sürekli bir değişime girdi. Stratejik kurumlar hesapsız
özelleştiriliyor. Bu şekilde değişime devam ettiği sürece A99 denilen bir
devlet kalmayacak. Ayrıca OD ülkelerinin bölünme ve parçalanmasıyla ilgili
haritamızı devamlı olarak gündemde tutuyoruz.
Bu konuda tavizsiz çalışmalarımızı sürdürüyoruz.
KOMA
: Durumlar nasıl?
GIZ :
Kendi kendileriyle ilişki kuramayan, kendi ülkesinin insanlarıyla ve kurumlarıyla kavgalı olan yöneticilere
desteklerimiz artırılacak. Ülkeyi ayakta tutan sistemlerin çökertilmesi
yönündeki kararlılığımız asla değişmeyecek. Bu durumdaki yöneticilere
yaklaşımımız “Onları önce uyutalım,
sonra da unutalım...“ şeklinde.
KOMA : Faaliyetlerinizin uygulama
alanları merkezden dışa doğru mu, dışarıdan merkeze doğru mu sürdürülüyor?
GIZ : Çalışmalarımızı kolaylaştırmak
için müşterek menfaat alanımız olan A99
ülkesini oniki bölgeye ayırdık. Petrol gibi yeraltı zenginliklerini ülkemize
aktarmak ve diğer projelerimizin
uygulanması için her bir bölgede adamlarımız kendilerine verilen görevleri
eksiksiz yerine getiriyorlar. Bahsettiğim bu ülkenin bazı hassas bölgelerinde
araziler satın alarak bölge halklarının giremiyecekleri stratejik merkezler
kurduk. Bu merkezlerde Bani ve Zani yanlısı teröristleri de teşkilatlandırdık.
Zamanla aynı anda gerçekleştirilecek sarsıcı eylemlerle A99 yetkililerini
masaya oturtup, ülkenin doğusunu içine alan Kuzey RAK bölgesine uzanan CURT
devleti kurma konusunu karara bağlayacağımızı düşünüyoruz.
Hedefimizdeki ülkenin çevresindeki RAK22, RAN21 ve RIYE56 ülkelerindeki
üstlerimizde bulunan ajanlarımız faaliyetlerimizi dışardan
destekliyorlar. Sorunuza cevap verirsek şimdilik faaliyetlerimiz dıştan
merkeze doğru sürdürülüyor. Bu durumu
her an için değiştirebiliriz.
KOMA : Biliyorsun RAK22’yi işgal etmemizin bir çok
sebebi var. Amacımız nükleer silah aramak değil! RAK22 halkını kendi
kültürlerinden ve inançlarından koparmakla birlikte onları kendi vatanlarını
savundukları ölçüde “terörist“ diye damgalayarak yoketmek.
Tarikat ve mezhep kavgaları içerisine iterek birbirlerini katlettirmek
suretiyle bölge insanlarını kan kokusuyla sersemleştirmek istiyoruz. Kendi
askerlerimizi de içine alan ölüm haberlerini durdurma niyetinde değiliz.
Olayların, karışıklıkların, cinayetlerin artması sonuçta bize çeşitli faydalar
sağlayacak! Olumsuzluklardan olumlu sonuçlar elde etme gayreti içerisindeyiz...
GIZ : Bunlar A99 Ülkesinde dahi kabul gördü. Televizyon ve gazeteler bizim
ağırlığımızla “teröristlerle mücadele ettiğimizi“ devamlı haber olarak
duyuruyorlar. Başbakan Bay DR’nin kendi kendine bizim yardımcımız
olduğunu açıklaması ve A99 Ülkesi halkının da bunu kuzu kuzu kabullenmesi bize
önemli adımlar attırdı.
KOMA : RAK Ülkesinde büyük bir üs
kurarak bunun devamında bu ülkenin yeraltı zenginliklerini ülkemize aktarma
durumu söz konusu! Bu sebeple bu ülkede şu an
iki etkili kişiye yönetme
görevleri verdik!
GIZ : Bani ve Zani...
KOMA : Evet!... Her ikisi de aptal... Ana projemiz bölgede onlara bir
CURT devleti kurdurtmak ! Bir
müddet sonra her ikisini de yok edebilecek iki isim daha bulacağız... Böylece
geride her hangi bir iz veya engel bırakmadan geleceğe dönük projelerimizin
önünü iyice açmış olacağız! Bu konular Bay UTO’nun bilgisi dahilinde ele alınacak!
GIZ : Bu şekilde A99 ülkesi için
bazı uygulamalar da başlayacak...
KOMA : İçte nasıl bir yol takip ediyorsunuz?
GIZ : Daha once de bahsettiğim gibi ziraatçılık
yapma amacıyla satın aldığımız arazilerde, stratejik merkezler oluşturmaya
başladık. Bu arada ilaçlama yapmadan ürettiğimiz domates ve elma gibi ürünleri
de gemilerle ülkemize gönderiyoruz.
Dostluk ilişkileri altında bazı örgütlerle de ilişkilerimiz devam
ediyor.
KOMA : Size bazı uyarılar yapmıştık?
GIZ : Son uyarılarınıza
harfiyen uyulmaktadır. Bizi oldukça rahatlatan
hırs sahibi, parayı ve gösterişi seven, makamdan başka bir şey düşünmeyen,
aşağılık kompleksine düşmüş yöneticiler ve medya mensupları işlerimizi kolaylaştırmaktadır. Halkın
birbirlerinden farklı görüşlere, ya da umursamazlıklara düşürülmesi için
gerekli ön çalışmalar da yapılmaktadır.
KOMA : Kamuoyunun şekillenmesine
çalışıyor musunuz?
GIZ : Maddi desteklerde bulunduğumuz
bazı gazetelerdeki köşe yazarları ve bir kısım medya vasıtasıyla kamuoyunu
değişik konularla meşgul ediyoruz. Siyasi istikrarın bozulması için
zamanlamasını da ayarlayarak bazı milletvekillerinin PV metoduyla partilerinden
istifa etmelerini sağlıyoruz.
KOMA : İnsanları kapasitelerinin ve
bağlılıklarının dışında tutulmaları ya da oyalanmaları, A99 halkı için inanç ve
töreleri açısından oldukça zor olmalı?
GIZ : Toplumun dertleri
başkalaştı... Kendi sorunlarıyla ilgilenen yok gibi... Halk lükse ve ünlülerle ilgili haberlere
bayılıyor. Moda ve eğlence haberleri
insanları farklı alanlara taşıyabiliyor. Sadece 2006 yılında inci ve kıymetli
taş ithalatı 4,4 milyar doları buldu. Bu faaliyetlere bizim görevlendirdiğimiz
GİLİZ Firması çeşitli şekillerde destek oluyor. Borsa’da işlem gören hisse
senetlerinin %71,5’i yabancıların elinde. 2002’de bu piyasada bin doları olan
bugün üç bin beş yüz seksen altı dolara sahip oldu. A99 Ülkesinin halkı da
fakirlikten ya cinnet geçiriyor ya da intihar ediyor.
Bu konular diğer planlarımızın uygulanmasına da oldukça etkili oluyor. Bazı
kişileri çeviremiyecekleri dümenlerin başına geçirerek önce onları zor duruma
düşürüyoruz. Sonra yardım bahanesiyle onlardan çeşitli tavizler koparıyoruz.
Aptallar ne yazık ki sonunda kendileri için CS metodunun uygulanacağını
bilemiyorlar. Kendi ülkelerine ihanet edenlerin bize faydalı olacaklarını da
düşünmüyoruz.
KOMA : Olaylara halkın bakışı nasıl?
Devletin otoritesi ve kanunlar nasıl yorumlanıyor?
GIZ : Emniyet güçlerini halkın
gözünde küçük düşürecek olaylar oldukça arttı... Suçluların takibi oldukça
zorlaştı. Kapkaçcılık ve terörle gerek
emniyet güçleri gerekse halk çaresiz ve yorgun duruma düşürüldü. Dolaylı
girişimlerimizle etkisizleştirilen kanunlarla, suçlular cezasız kalabiliyorlar.
Batı baskılarının tümüne boyun eğen
yöneticiler de, olaylar ve gelişmeler karşısında şaşkın duruma düşürüldü.
KOMA : Halkın inançlarının ve milli
heyecanlarının seviyesinde geçmişe göre bir farklılaşma veya değişim söz konusu
mu?
GIZ : Bu konuda size bilgiyi konunun uzmanı Bay
TETIK verebilir. (Yüksek sesle) Bay TETIK!...
(Bir kapı açılır içeriye uzun boylu, siyah takım elbiseli ve siyah gözlüklü
TETIK girer)
TETIK : (GIZ’in önünde sağ ayağını
sol ayağına çarparak hazırol vaziyetinde selam vererek durur) Buyurun efendim?
GIZ : Bak!
Bay KOMA’nın senin ilgi alanınla ilgili bir sorusu var...
TETIK : ( Bu kez KOMA’ya dönerek
sağ ayağını sol ayağına çarparak hazırol vaziyetinde selam verir) Emredin
efendim?
KOMA : Üzerinde görev yaptğınız A99
Ülkesinde Halkın inançlarının ve milli heyecanlarının seviyesinde geçmişe göre
bir farklılaşma veya değişim söz konusu mu?
TETIK : Merkezi devlet otoritesinin
ortadan kaldırılması yönündeki çalışmalarımız sürüyor. İnsanların birbirlerine
katlanmaları konusu gittikçe hayatlarından kalkıyor. Gençler gelecek
kaygılarıyla sürekli çatışma ortamlarına sürükleniyorlar.
Halk uyuşmuş vaziyette. Dinle veya din kurallarıyla ilgisi olmayanlar kendilerini dindar
göstererek siyasi ve ticari kazanç elde etmeye çalışıyorlar. İçlerindeki
katilleri uyandırmadan desteklediğimiz bu menfaat gruplarının çıkar ve aldatmalarıyla karşı
karşıya kalan halk dinden ve dindarlardan uzaklaşıyor. Misyonerlerimizin
oluşturduğu cazibe merkezlerine de çekilen halk istediğimiz şekilde
yönlendiriliyorlar. Bizim tarafımızdan kontrol altına alınan olayları,
yöneticilerin kavrayamayacağı yöntemlerle sürekli hale getirmeye çalışıyoruz.
KOMA : Cahil kalan bir toplumun gücü eğitim
görmüşlerden veya aydınların etkisinden bize daha fazla faydalı olabileceği
unutulmamalı... Sizin ilk projeyi teslim ettiğiniz kişilere ya TT planını uygulayacaksınız, ya
da 001’le etkisiz hale getireceksiniz.
Verdiğiniz bilgiler kayda alındı. Gidebilirsiniz.
TETIK : (Giz’e dönerek ) EmirlerinizI bekliyorum.
(Geldiği yerden çıkar)
KOMA : İçinde yaşadığınız ülkeyi özünden
sarsacak psikolojik sarsıntılar,
elektronik saptırma cihazlarıyla şifre ve kodları sizde de bulunan uçakların
düşürülmesi, görünmez sistem içerisinde mağma uzantılı üç ayaklı deprem oluşturan nükleer ışın
bombaları, manyetik çekirdekler ve cinayet metodlarının uygulama safhasında
olduğu, üçüncü kişiler tarafından kesinlikle anlaşılmamalı. Gerekirse bazı
olaylar kaza görüntüsü şeklinde ya da tesadüflerden ibaret gibi ön plana
çıkarılıp medyanın desteğiyle farklı yönlere çekilmelidir.
GIZ :
Uyarılarınız anlaşılmıştır efendim!
(Gittikçe
yükselen seslerle ve gürültülerle perde kapanır)
ATEŞ : (BURAK’a hitaben) Onların bütün konuşmalarını dinliyoruz.
Maalesef mevcut iktidar onlarla işbirliği içerisinde. Silahlı kuvvetlerimiz
birkaç kez uyardı. Bu uyarıları göz önünde bulundurma yerine Başbakan DR ve
yandaşları kendilerini uyaran kurumlarımıza karşı mücadeleyi yeğlediler. Şu an adeta kontrollerini de kaybetmiş
durumdalar.
BURAK : Gelecek aylarda bunların
ülkemiz gündeminden düşme durumu söz konusu. Bu sebeple seçim günü yaklaştıkça
gerginleşiyorlar ve çok vahim hatalar yapıyorlar.
PRAC ve ülkesinin takip ettiği bölgemiz ülkelerini parçalama planlarına
“eşgüdüm başkanlığı” yaptığını söyleyecek kadar gaflet ve delalet içerisinde
bulunan Başbakan DR ve arkadaşlarının yürüttüğü politikaların hemen hemen
hepsi anayasal suç niteliğinde! Yani
dokunulmazlık zırhı altında tekrar meclise girebilmek için akıl almaz planlara
başvuruyorlar.
BURAK : PRAC, ülkesinin eşcinsel bombası yapımı için 7,5
milyon dolar ayırdığını biliyor. Bununla düşman askerlerini savaşmaya değil
eşcinselliğe sevk edeceklerini yaptığı bütün toplantılarda açıklamaktadır.
İnsanlık suçu işlemekten çekinmeyen bu tehlikeli güce ne yazık ki karşı çıkacak
başka bir güç şu an bulunmamaktadır.
ATEŞ : Tabii bunları ve bunları destekleyenleri de
biz adım adım takip ediyoruz. Medeniyetler arası ittifak ve dinler arası
diyalog gibi ihaneti körükleyici düşünceler halkımız tarafından tepkiyle
karşılanıyor.
BURAK : PRAC ve ülkesinin
hazırlattığı harita açık bir şekilde her şeyi anlatıyor. Onların ülkemizi
parçalama planlarına asla izin vermeyeceğiz. Piyonlar da, onlar da halkın
yaptığı mitinglerle ve silahlı kuvvetlerimizin kararlılığıyla bunu çok iyi
biliyorlar. DR ve yandaşlarının silahlı kuvvetlerimize karşı tavırları tabana
da etki yaptı. PRAC ve ülkesinin de asıl amacı buydu.
Kapanan ve kapanmayan diye hanımları da ikiye böldüler...
ATEŞ : Aldığımız bilgilere göre PRAC son günlerde
teröristlerin eğitimlerini tamamladıklarını ve ülkemizde şaşırtıcı eylemler
yapacaklarını ifade ediyor. Yani adamlar onları hem eğitiyor, hem
silahlandırıyor, hem de teröristler için
planlar hazırlayarak eylem yaptırıyorlar. Sonra bu halleriyle bizim
yanımızdaymış gibi gözükerek, bize utanmadan yardım edeceklerini söylüyorlar.
Başbakan DR de bunların aldığı kararlara uyuyor. Pekiyi sonuç ne?
BURAK : Başşehrimizin en işlek
caddesini kan gölü haline getiriyorlar. Her gün askerlerimiz şehit ediliyor.
(Ney sesi duyulur)
ATEŞ :
Tabii sadece bunlarda değil... Senin ve benim bildiğimiz gibi yaptıkları
maddi desteklerle medya kimin hesabına çalışıyor?
Ülkemizde sivil giyimli ajanlar at koşturuyorlar. Başbakan DR ve
çevresi de bu ajanlarla adeta işbirliği içerisinde!
BURAK : Kendilerini satın alan
dış güçlerin... yani onların hesabına...
ATEŞ : Ülkemiz hesabına değil tabii... Başbakan DR
ve arkadaşları, haberleşme kurumlarımızı, limanlarımızı, yer altı
zenginliklerimizi birer birer dış güçlerin kontrolüne vermek için canla başla
çalışıyorlar. Yani medyanın önemli bir kesimi de onların emrinde. (Masanın üzerinde bulunan bir mektup
dikkatini çeker. Zarfı açar ve sessizce
okur... Sessizlik...) Öyle zaman gelir ki başkalarının göremediklerini biz fark
ederiz. Bizim fark ettiklerimizi de onlar bilemezler! Yani ihanet kaynaklarının
tarafımızca bilinmesi, tehlikelerin bertaraf edilmesini kolaylaştıracaktır.
Düşünebiliyor musun ülkemizde DR’nin yandaşları veya kendisine bağlı
belediyeler tarafından Bizans’taki adlar kullanarak çeşitli etkinlikler yapıyorlar?
Televizyonlarda veya gazetelerde Türkçe olmayan sözcüklerin kullanılması adeta
normal karşılanır hale geldi.
BURAK : Ülkemiz genelinde
gerçekleştirilen özelleştirmeler, satışlar ve ihalelerle ilgili bize çok sayıda
yolsuzluk dosyaları ulaştırıldı.
ATEŞ : Bunları bir tüccar gibi bizzat DR’nin
yürüttüğünü biliyoruz. Dönen dolapları, alınan ve verilen bedelleri, perde
arkasında yürütülen senaryoları zamanla teşhir etme imkanımız olacak!
BURAK : Bir gazete hedef
gösterdi Danıştay Kurumumuzda hakimlerimiz şehit edildi. Başka bir gazete : "Erlerimiz savaşıyor, subaylarımız
nerede?" başlığını attı. Ertesi gün
terör örgütü subaylarımızı şehit etti. Yani gazeteler hedef gösteriyor,
teröristler cinayet işliyorlar. DR ve yandaşları bu tür suçlar karşısında
sessiz kaldıkları gibi, adeta suçluları himaye ettiklerini de çeşitli
şekillerde vurguluyorlar.
ATEŞ : Hukukta bir kural var : “Ağır ihmal
kasıttır.” Yani bunlarla “ağır bir
ihmalin varlığı” ortaya çıkıyor. Suçların veya suç kaynaklarının takipsiz
bırakılması da vahim olayların artmasına sebep oluyor. Bunun tek sorumlusu
DR’dir.
(Telefonun zili çalar) Buyurun... Teşekkür
ederim verdiğiniz bilgiler için. Zafer Bey’in gelmesini de merakla bekliyorum.
(ZAFER içeriye girer)
ZAFER :
KOMA ve arkadaşlarının bütün
oyunları bozuldu. İfadeleri alınarak tutuklandılar. Bunları ülkelerinden
yönlendiren kişilerin de PRAC ve UTO isimli gizli servis yöneticileri olduğu
belirlendi. Koma ve arkadaşları kendi ülkeleri hesabına teröristlere yardım
ettiklerini ve onları silahlandırdıklarını
da itiraf ettiler. DR ve yandaşlarıyla işbirliği yaptıkları da
belgelerle açığa çıktı.
(Marş ve ulusal müzik eşliğinde önce bayraklarla A99 ülkesi halkı sonra
da askerler bir kapıdan girip diğer kapıdan çıkarlar. Perde kapanır.)
Paris, 05.07.2007
“think-tank“ (1) : “Düşünce fabrikası” veya “düşünce küpü”
Nano
teknoloji (2) : Yunancadan ve Latinceden
alınmış bir sözcüktür ve anlamı cüce demektir. Maddelere, milimetrenin milyonda
biri büyüklüğündeki yapılara inerek yeni sentez özellikleri kazandıran
nanoteknoloji, yakın gelecekte tüm dünyanın sanayi kollarına ve insan hayatının
yapılanması ve şekillenmesine yön verecek. Nano Teknoloji, Atom ve molekül
ölçeğinde özel yöntem ve tekniklerle yapıların, materyallerin ve araçların inşa
edilmesini; bu ölçekte ölçme, tahmin etme, izleme ve yapım faaliyetlerinde
bulunmayı ve bu ölçeğin bazı temel özelliklerinden yararlanma kabiliyetini
ifade eder.
Selam ve sevgilerimle.
Üzeyir Lokman ÇAYCI
55, rue Louise Michel
78711 Mantes
FRANCE
http://www.artmajeur.com/serap/
![]()
AKP yöneticileri tehlikeli ve yanlış yolda tahribatlarını sürdürüyorlar
¤ AKP yöneticilerinin ülkemizde sergiledikleri
hukuksuzluklar, dış politikadaki sorumsuzluklar, gurbetçileri unutmaları ,
anayasa ihlalleri problemlerin boyutlarını artırmıştır. AKP ve işbirlikçilerinin
vatanseverlere, Türk Silahlı Kuvvetlerine, işçilerimize yaptıkları psikolojik
baskılar intiharları körüklemekte, olaylar, sorunlar ve istenmeyen haberler gün
geçtikçe yoğunlaşmaktadır.
Bizzat Recep Tayyip
Erdoğan tarafından gerçekleştirilen, kontrolsüz, kavgayı andıran sertlikler ve kabalıklarla
beslenen davranışlar silsilesi endişeleri ve huzursuzlukları artırmaktadır.
Türk Silahlı
Kuvvetlerine karşı sürdürülen yıpratma ve iftira kampanyalarında AKP
yöneticilerinin rolleri artık gizlenmemektedir. Kıbrıs ve Kuzey Irak’ta
uygulanan yanlış ve tehlikeli AKP politikaları dikkatlerimizi çekmektedir.
¤ ABD’nin çekilmesi seçimlere endeksli. Seçimin
gecikmesi Amerikan birliklerinin de ülkeden çekilmesini geciktirecekti. Gelecek
ağustos sonuna kadar Irak’taki 120 bin Amerikan askerinin 70 bininin, 2011′in
sonunda ise tamamının çekilmesi öngörülüyor. (Fikret ŞAHİN, 10.11.2009)
¤ 7 Mart 2010 tarihinde yapılacak Irak
Parlamento Seçimleri için adaylığını koyan Türkmenler «Kerkük Feneri Sitesi’nde» açıklandı.
Bunlar :
Ali Mehdi Sadık, Ammar Alkahya, Cemal ŞAN, Feyha Zeynelabdin BEYATLI, Hasan ÖZMEN, Jale Nefitçi, Salar Erbil.
Bu
konudaki haberlere dikkatinizi çekiyorum :
¤ Irak’ta 7 Mart 2010’da yapılacak genel seçimler
öncesinde Kuzey Irak’taki Federe Yönetimin Başkanı ve Kürdistan Demokrat
Partisi (KDP) lideri Mesud Barzani, Türkmen avına çıktı. Barzani, Kerkük’te
oyları bölmek amacıyla Türkmen aday arayışına girişti.
AKP
yöneticilerinin, din ve ahlâk dışı, tehlikeli icraatları Müslümanların ve
Türklerin aşağılanmalarına, küçük düşürülmelerine sebep olmaktadır. Bu
zihniyetin İslâm’ı temsil etmedikleri, sırf siyasi gelecekleri için İslam’ı
ihtirasları alet ettikleri de konuşulmaktadır. İsraf ve adaletsizlikler içerisinde bulunan
insanların İslam’la ilişkilerinin olamayacağına dair görüşler AKP’ye oy
verenler arasında dahi yaygınlaşmıştır.
AKP yönetimi Türkmenleri de unuttu
¤ Yerli ve yabancı medya kuruluşları Irak parlamentosundan
onay bekleyen genel seçim yasasını takip ederken seçim yasasının tek engelinin
Kerkük sorunu olduğu bilindiği halde AKP
yönetiminin bu yöndeki ilgisizliği ise gizlenmiyor. Yasanın çıkmasından önce başlayan medya
kapışması, yasanın parlamento tarafından onaylanmasından sonra da tüm hızıyla
devam ediyor.
¤ Türkmen ve Arap milletvekilleri bu yasayla
Kerkük’ün özel bir statüye kavuştuğunu vurguluyorlar. Kürt milletvekililer ise
bu görüşün tam aksini söylüyor ve Kerkük’ün özel bir statüye kavuşmadığının
zaferini kutluyorlar.
Kerkük
sorunu için oluşan iki cephenin, sergiledikleri davranışlar, gelecek günlerin
Kerkük için hiç de kolay geçmeyeceğini gösteriyor.
Seçim
yasası incelendiğinde; yasanın 6. maddesinden itibaren Kerkük’e özel bir yer verildiği
görülmektedir. Ayrıca yasada Kerkük’ün 2003’ten bu yana demografik değişime
uğradığına işaret ediliyor. Türkmenlerin
yasadaki bazı maddelerden endişe duyduğunu da biliyoruz.
(BOP) Büyük Ortadoğu planında Kerkük’ün önemi
¤ Kuzey Irak’taki Kürt gruplar için Kerkük
vazgeçilmez bir şehirdir. Nitekim gerek Talabani olsun gerekse Barzani olsun
her fırsatta Kerkük’ten vazgeçmeyeceklerini belirtmektedirler. Onlar için
Kerkük’ü önemli kılan, şehrin petrol ve doğalgaz açısından zengin olması ve
stratejik önemidir. Böyle bir zenginlik taşıyan bir şehre sahip olmak, hayalini
kurdukları bağımsız bir Kürt devleti için önemli bir adımdır. İşte
Kerkük’e sahip olabilmek adına Kürt gruplar 2003’ten bu yana şehre göç
etmektedirler. Böylece şehirdeki Kürt nüfusu oranını arttırarak hedeflerine
ulaşmak istemektedirler. Nitekim şehrin demografik yapısı, yani nüfus yoğunluğu
ciddi şekilde değiştirilmiş; 2003’te 800 bin civarında olan şehirdeki nüfus
bugün 1 milyon 600 bini aşmıştır. Şehrin güvenliğinde peşmergelerin etkin
olması, Kürt nüfus kaydırılmalarının hızlı ve sistematik bir şekilde bugüne
kadar devam etmesine sebep olmuştur. Bu nüfus kaydırılmalarına ne Irak
kamuoyunda ne de dünya kamuoyunda ciddi tepkiler ortaya konulmayınca, Kürt
grupların hedeflerine ulaşma çabaları hızlı bir şekilde devam etmektedir. (İnci
MURATLI, 07.12.2009)
Türkmenleri koruması yönünde herhangi bir çalışma yok!
¤ Şiddet olaylarının aralıksız sürdüğü Irak'ta,
bugün onlarca yeni ceset bulunurken, Kerkük'te de Türkmen bir gazeteci cinayete
kurban gitti. ABD'nin savaşı başlattığı
2003 yılından bu yana Irak'ta 104 gazetecinin yaşamını yitirdiğini biliyoruz.
(29.05.2007)
¤ Amerika, Türkmenler`in yaşadığı Telafer`e
sivil halk gözetmeksizin bomba yağdırmaya devam ediyor. Ölenlerin sayısı 150`ye
yükseldi. Türkmenler kentten kaçmaya başladı...
(25.06.2007)
¤ Son zamanlarda patlamaların azaldığı ancak
suikastların arttığı Kerkük’te bugün bir polis memuru öldürüldü.Kimliği
belirsiz yasa dışı silahlı kişiler bugün polis memuru Mustafa Muhammet Emin
Allahverdi’yi açtıkları ateş sonucu öldürdü. (Türkmen BACI, 23.12.2009)
¤ İngiliz kamuoyu araştırma şirketi Opinion
Research Business(ORB), ABD`nin 2003 yılındaki işgalinden sonra Irak`ta
ölenlerin sayısının 1 milyondan fazla olduğu açıklandı. (01.02.2008)
Korkunç
savaşın dul bıraktığı ya da ABD askerleri tarafından tecavüze uğrayan
kadınların ise hükümet yardımıyla ayakta kalma savaşı verdiğini de biliyoruz.
Irak`ta yaklaşık 3 milyon Türkmen yok sayılıyor!
¤ «Kerkük`te iç savaş korkusu» (26.07.2005)
gibi haber başlıkları bölgedeki sorunları anlatmaya yeterlidir.
¤ Türkmeneli Sağlık Sosyal ve Yardımlaşma
Derneği Genel Başkanı Dr. Aydın Beyatlı, Kerkük`e 400 bin Peşmerge
getirildiğini, bunlardan 100 binin üzerinde silahlı peşmergenin Türkmenlere
katliam uygulamak için beklediğini söyledi. (...) Dr. Aydın Beyatlı, Kerkük
konusunda Türkiye’nin seyirci kalmaması gerektiğini işaret ederek, «Kerkük’ün
kaderi Türkiye’nin de kaderini belirler» diye konuştu. (07.01.2007)
¤ Irak Türkmen Cephesi(ITC) Başkanı Dr.
Sadettin Ergeç, tüm ülkelere Kerkük`teki tehlikeyi görmeleri çağrısında
bulundu. Türkmenlerin 1920`lerden bu yana yaklaşık 16 kez soykırımla karşı
karşıya kaldığını belirten Ergeç, şöyle dedi: `Biz silahsız bir toplumuz.
Kerkük`te peşmergeler silahlandırıldı. Kerkük barut fıçısıdır. Fitillerinin
kimin elinde olduğu belli. Tüm insanlığa, tüm dünya ülkelerini Kerkük`teki
tehlikeyi görmeleri çağrısında bulunuyoruz. Meselenin ciddiye alınması gerekir.
Bir toplum tehlike ile karşı karşıyadır. (Akşam Gazetesi, 09.01.2007)
¤ (...) Türkmen kenti Kerkük’e göz diken
Amerika 1950"li yıllarda çeşitli oyunlar sahnelemeye başladı. Türkmenlere
karşı Kürt aşiret reislerini kışkırtan Amerika, bölgede ilk nifak tohumlarını
ekmeye başladı.
(...)14
Temmuz 1958 tarihinde Iraklı General Abdülkerim Kasım tarafından yapılan askeri
darbe Türkmenler için tam bir felaket oldu. Kasım, hazırladığı yeni anayasada
"Arapça ve Kürtçe Irak’ta resmi dillerdir" hükmüne yer verdi. Bu
maddeyle yok sayılan Türkmenler bir de katliama uğradı. Binlerece kişinin
öldürüldüğü saldırı 1959 Kerkük Katlimı olarak tarihe geçti.
(...)
Kanadalı gazeteci Scott Taylor "Fedakarlık ve Iztırap" adlı kitabında
Türkmenlerin yaşadığı acıları şu cümlelerle dile getiriyor:
"Emperyalistlerden sonra Saddam Hüseyin, 30 yıllık terör hükümranlığı
sırasında Türkmen nüfusu Araplaştırma politikasında belli bir başarı sağladı.
Bu dönemde, Kürt savaş ağaları, Türkmenleri yok saymak için her fırsatı
değerlendirdiler. Bu nedenle de Türkmenler, Irak"ın demografik yapısı ile
ilgili tüm analiz ve incelemelerde hep "diğerleri"olarak
anıldı."
(Yeniçağ
Gazetesi, 16.03.2008)
Vatandaşlarımızla
ilgili yurt içinde veya yurt dışında olan veya olacak her olumsuz olayın, her
cinayetin, intiharların, katliamların, tek sorumlusu AKP yöneticileri ve AKP’ye
destek olanlar olacaklardır. Ehli olmayan insanlara partizanlık yaparak görev
veren, trafikte çöken yollar, kural dışı uygulamalar ve tren kazalarının,
işsizliğin, yolsuzluğun, yoksulluğun da sorumlusu bu zihniyettir.
Bu
konuları kamuoyuna önemle duyuruyoruz.
Ankara, 11.02.2010
Selam
ve sevgilerimle.
Üzeyir Lokman ÇAYCI
Concepteur industriel - Architecte
d'intérieur
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes
FRANCE
uzeyir.cayci@free.fr
------------------------------------------------------------------
http://monsite.wanadoo.fr/SEVGI/
http://uzeyircayci.sitemynet.com/fleur/index.htm
http://www.artmajeur.com/serap/
-------------------------------------------------------------------
![]()
Aydınlığın katilleri
Üzeyir
Lokman ÇAYCI
(Müzik, ardından ezan sesleri duyulur... Dua eden insanlar arasından
hızla gelip geçen polisler görülür... Gürültüler, feryatlar arasında
gazete satan bir çocuğun sesi yankılanır : «1'inci Sınıf Emniyet Müdürü önce
küçük oğlunu, sonra eşini, ardından büyük oğlunu vurdu. En son, silahı başına
dayayıp tetiğe bastı. Cinnet geçiren emniyet müdürünün intiharını yazıyor...»)
Ben
Sen
O
Biz
Siz
Onlar
Söz hepimizin :
«Tara lili lom
Tara lili lom
Tara lili
Tara lili
Tara lili lom…»
Ben : Otuz üçüncü gün
yeniden doğdum karşılarında
Onlar beni de sizi farketmedikleri gibi, ne gördüler, ne de anladılar!
Geçmişte de benzerini bana yapmışlardı birileri
«Biz adamın cebine esrar koyar, içeri tıkarız…» diyorlardı o zamanlar
Hedeflerinde insanlık, huzur ve vatanseverlik vardı.
İşkenceler, iftiralar ve hukuksuzluklar
Seni ve senin gibi olanları sindirmek için
Kullandıkları silahlardı...
Bildik mahkemelerde
Bildik usullerle
İşledikleri bütün suçlar cezasız kaldı...
Başımızdakiler
Boş verin hesap sormayı
Görmezlikten gelerek
Himaye ettiler suçluları,
Emniyet müdürlüğüne kadar terfi ettirdiler onları...
ALLAH var... keder yok be Mecit…
Ellerinden kaçırdıkları gibi değil
Gözlerinden kaçırdıkları bunların...
İtibar infazıyla başlayan süre sonucunda
O günlerin sayfalarında bulunan
Hiç
bir şey boşlukta kalmadı…
İlahi adalet tecelli etti :
Kimi felç oldu
Kimi yanarak öldü
Kimi trafik kazasında can verdi
Kimi malı ve mülküyle birlikte aklını kaybetti
Kimi de çoluk çocuğunu öldürerek intihar etti
Hepsi birer birer silinip gittiler.
Darısı bugünkü işkencecilerin başına!
Sen : Bana yapılan zulümler karşısında hiç sesini çıkarmadın…
Aksine onları desteklercesine
Vahşete, zulme, şiddete
Gözlerini ve kulaklarını kapadın…
Dahası dahası onların yanında yer alarak
Dilini upuzun dışarıya çıkardın!
İşte böyledir hırs sahipleri
İnsan kılıklı hayvanlar
Sadece karşılarındakilerine değil,
Kendilerine de kötülük yaptılar...
«Almayın mazlumun ahını; gelir aheste aheste» diyerek
Ben onları önceden uyardım hallerimle
Mektuplar yazdım
Kitap haline getirdim yaptıklarını.
İster imam olun, ister duman olun farketmez…
Peşinizi bırakmaz yaptığınız haksızlıklar ve zulümler
Sizlere sesleniyorum :
Polisler, savcılar, hakimler,
Devleti yönetenler
Yazarlar, gazeteciler hizmet edin halka
İnsanca davranın
Haktan ayrılmayın
Hak’ka bağlanın…
O : Mühürlüdür bağnaz kafalar, açamazlar
perdelerini karanlığın
Masuma, duası aydınlığa dönüştürür zindanları,
Bu aynasıdır inancın ve kararlılığın…
İçinde yaşadığınız binalar
Duvarlar, pencereler, kapılar ve eşyalar
Şahididir, yaptığınız adaletsizliklerin…
Çıkamazsınız içlerinden…
Size tuzaktır
Silivri oyunları… İftiralar
Açtığınız çukurlar…
Söyleyin bana
Yaptığınız tertiplerle
Kimleri memnun ettiniz,
Kimleri rahatlattınız,
Kimlere çağ atlattınız?
Biz : Talan ettiler evimizi
gece yarısı
İçimizde büyüdü… kökleşti yürek yarası
ALLAH var... keder yok be Mecit…
Üzülmeyin siz hiç
Prof. Dr. Mehmet Haberal ve diğer mağdurlar
Üzülmeyin...
Bilsinler ki adil olamayanlar :
«Zulmün yanında durmaz iman
Hırs takvayı öldürür...
Kaprisler, kötü duygular, iyilikleri alıp götürür…
Kötü siyaset şeytanlaştırır insanı
Ormanları talan edenler
Vatan topraklarını vicdansızca satanlar
İflah olmazlar!»
ALLAH var... keder yok be Mecit…
Sevginin ve saygının kaybolduğu yerde
Merhamet bulunmaz
Dost dostu için asla uyumaz
Sesini çıkarmazsan
Düşman sana, senin gibi olanlara
Acı çektirdikçe kına yakar ayaklarına...
Siz : Benzerisiniz onların, insaf, adalet,
ölçü yok sizde
Bekleyin, çok yakında ne gibi felaketler, ne gibi cezalar belirecek önünüzde!
Nerede gerçek sözün sahipleri
Nerede yazdıklarını, söylediklerini
Gözden geçirenler?
Gerçeklerden hiç ders almadılar birileri...
Taşkınlıklar... aşırılıklar her zaman sahiplerini yaralar
Hiç kimseye fayda vermez haksızlıklarla elde edilen paralar
Hile ile ele geçirilen makamlar...
Bekle çok yakında kuruyacak akan kirli sular
Gök gürleyecek
Yağmur yağacak
Sulayacak çiçeklerimizi ıldır ıldır akan sular...
Onlar : Suçluları himaye edenler
de onlar gibi
birer birer eriyip gittiler!
ALLAH var... keder yok be Mecit…
Birer birer kaybolup gidecekler iradesiz uydular!
Geçmişte de benzerini bana yapmışlardı birileri
«Biz adamın cebine esrar koyar, içeri tıkarız…» diyorlardı o zamanlar
Hedeflerinde insanlık, huzur ve vatanseverlik vardı.
İşkenceler, iftiralar ve hukuksuzluklar
Seni ve senin gibi olanları sindirmek için
Kullandıkları silahlardı...
Bildik mahkemelerde
Bildik usullerle
İşledikleri suçlar cezasız kaldı...
Boş verin hesap sormayı
Görmezlikten geldiler işkenceleri
Himaye ettiler suçluları,
Emniyet müdürlüğüne kadar terfi ettirdiler onları!
Söz hepimizin : Sizler sebep
olacaksınız onların ilerde taşıyacaklarına
Sizler şahit olacaksınız onların ilerde yaşayacaklarına…
ALLAH var... keder yok be Mecit…
Felaketler sırıtarak gelmez
İtibar infazıyla başlayan süre sonucunda
Kanat takıldı zamana
O günlerin sayfalarında bulunan
Hiç bir şey boşlukta kalmadı…
İlahi adalet tecelli etti :
Kimi felç oldu
Kimi yanarak öldü
Kimi trafik kazasında can verdi
Kimi malı ve mülküyle birlikte aklını kaybetti
Kimi de çoluk çocuğunu öldürerek intihar etti
Hepsi birer birer silinip gittiler...
Darısı bugünkü işkencecilerin başına!
İşte böyledir hırs sahipleri
İnsan kılıklı hayvanlar
Sadece karşılarındakilerine değil,
Kendilerine de kötülük yaptılar.
Bir hakim itiraf etti sonunda,
Bana ceza vermesi için kendisine yapılan baskılardan bahsetti
Ağladı, sızlandı
Mektuplar yazdı
«Beni affet» diye yalvardı !
ALLAH var... keder yok be Mecit…
Bu görüntü tekrarları gücüne gitmesin
Çık kürsüye konuş
Bildiklerini anlat
Seslen dostlarına :
«Zamanın ikinci yüzünde izleyin onları
Aman ha aman
Her ne şekilde olursa olsun
Sokmayın evlerinize bu kötü adamları...
Tara lili lom
Tara lili lom
Tara lili
Tara lili
Tara lili lom…»
(Müzik, ardından ezan sesleri duyulur... Dua eden insanlar arasından
hızla gelip geçen polisler görülür... Gürültüler, feryatlar
arasında gazete satan bir çocuğun sesi yankılanır : «1'inci Sınıf Emniyet
Müdürü önce küçük oğlunu, sonra eşini, ardından büyük oğlunu vurdu. En son,
silahı başına dayayıp tetiğe bastı. Cinnet geçiren emniyet müdürünün intiharını
yazıyor...»)
(Perde kapanır)
Bor, 09.08.2009
¤ 10/08/2009 11:15
Konu : Aydınlığın
katilleri
Değerli Üzeyir,
Döktürmüşsün yine!!! Kutlarım seni. Aydınlıktan korkanlar
ve ülkemizi karanlıkta bırakanlar utansın.
Kolay gelsin. Sevgi ve saygılarımla.
Mehmet Ali KÖRPINAR
Bien
amicalement à vous,
Selam ve sevgilerimle.
Üzeyir
Lokman ÇAYCI
Concepteur industriel - Architecte d'intérieur
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes
FRANCE
uzeyir.cayci@free.fr
------------------------------------------------------------
http://monsite.wanadoo.fr/SEVGI/
http://uzeyircayci.sitemynet.com/fleur/index.htm
http://www.artmajeur.com/serap/
------------------------------------------------------------
illustrations (Resim) :
Üzeyir Lokman ÇAYCI
**************
Domuz gribi ile kimler,
niçin hedef seçildiler?
Domuz gribi
hakkında son günlerde ortaya çıkan haberler para için insanın nasıl hedef
seçildiğini göstermektedir. Para tuzağı, korku pazarlama, abartılmış korkular,
kitleleri paniğe sürüklemek gibi
açıklamalar bu griple ilgili tereddütlerimizi artırmaktadır. Dünya Sağlık
örgütünün son yaptığı açıklama ise oldukça düşündürücü!
Pekiyi Dünya Sağlık
Örgütü’nün görevi iş işten geçtikten sonra açıklama yapmak mı? Yani para için
tuzak kuranlara, korku pazarlayanlara, insanları abartılmış korkulara itenlere,
kitleleri paniğe sürükleyenlere bu örgütün hiçbir yaptırımı yok mu? Sorumlular
hakkında bir daha cesaret edemeyecekleri şekilde hesap sormak ve teşhir etmek
neden düşünülmüyor? İnsan ve insan hayatı bu kadar ucuz mu? Bu tuzaklara alet
olan Türkiye gibi ülkelerde neden ciddi araştırmalar yapılmadı? Sağlık Bakanı
Recep Akdağ hakkında neden soruşturma açılmıyor! Paniğe sürüklenen ve oyuna
gelen halk neden tepki göstermiyor, neden yargıya başvurular yapılmıyor ya da
sorumlular hakkında niçin davalar açılmıyor!
Türkiye’de öldüğü
söylenen 627 kişinin «domuz gribinden öldüğü açıklamaları» gerçek mi?
Avrupa Konseyi
Sağlık Birim Şefi Wogard: «Domuz gribi salgını, dünya çapında paniği paraya çeviren
firmaların başlattığı sahte bir salgındır.» dedi. 64 milyon nüfuslu Fransa’da geçtiğimiz
günlerde yapılan bir açıklamayla maliyeti 808 milyon Euro’ya ulaşan 94 milyon
doz domuz gribi aşısı satın alındığı, bunun 9,4 milyonunun OMS’ye yani
uluslararası sağlık teşkilatına verildiği,
sadece 2,3 milyonunun satıldığı, 70 milyon dozun kaldığı açıklandı.
Türkiye’de
başbakanlık koltuğunda oturan Recep Tayyip Erdoğan’ın : «ABD’deki aşılar ile
bize gelen aşılar farklı» açıklaması ise sorumluluğun sorumsuzluğu olarak
yorumlandı. Eğer bu doğruysa, bu farkın açıklaması yapılmalıydı. Sadece bu da
değil, bu itiraf eğer olumsuzsa Türk insanına böyle bir aşıyı vurdurma skandalı
soruşturulmalı, farklı aşıları getirten Sağlık Bakanı Recep Akdağ ve Recep
Tayyip Erdoğan yargı önüne çıkarılmalıdır!
82 milyon nüfuslu
Almanya’da 2009 Aralık’ta 25 milyon doz aşı alınacağı açıklandı.
Sonra Alman
eyaletlerinin daha önce talep ettikleri 50 milyon doz aşı yerine 34 milyon doz
aşı alacağı duyuruldu.
«Almanya’nın en
kalabalık nüfuslu eyaleti Kuzey Ren-Vestfalya’da 11 milyon doza yakın aşı
sipariş edilmesine rağmen 2010 ocak ayına kadar sadece bir buçuk milyon kişinin
aşı yaptırdığı» açıklandı.
60 milyon nüfuslu
İngiltere’nin aldığı aşı miktarı ise 60 milyon doz.
43 milyon nüfuslu
İspanya’da alınan aşı miktarı da, 60 milyon doz.
İlaç firmasının
Kanada’ya verdiği aşının bir partisini geri çekmesi haberleri de kuşkuları
artırıyor.
Artan dünya nüfusu
karşısında çeşitli yöntemlere başvuran emperyalist güçler bu tür aşılarla
insanlar üzerinde geleceğe dönük kalıcı etkiler bırakacak ve nüfusu
azaltacak tahribat planları mı
uyguluyorlar?
Zeka, kalp ve
vicdan üçlüsü hakkıyla görevlerini yapamadıklarından olacak ki kötülükleri
seyrediyor, haksızlılıklara ses çıkarmıyor, behtemsiz insanları şuursuzca,
başımıza getiriyor, destekliyor ve
alkışlıyoruz. Adeta «bize kötülük yapın, zulümlerinizi devam ettirin,
karışıklıkları – gerginlikleri artırın, bizi yoksulluğa, işsizliğe, hastalığa
mahkûm edin» dercesine iyiyi kötüden, güzeli çirkinden, doğruyu yanlıştan
ayıramaz hale gelişimizi sergiliyoruz!
ALLAH’tan
kopanlar gelecekte nelerle karşılaşacaklarını da düşünmüyorlar
Her birisi şok olan
olaylar ve haberler çizgisinde yer alan ülkelere de dikkatinizi çekiyorum. Irak’ta ölen iki milyon insan, Afganistan,
Pakistan, Filistin ve Kuveyt’te uygulanmak istenen kanlı planlar bizi neden
hâlâ uyandırmıyor? AKP yöneticilerinin bu ülkelerde işlenen cinayetlerde de
ülkemizde yaşanan Ergenekon, TSK’ya yapılan tertipler vb. felaketlerde olduğu
gibi sorumlulukları ise oldukça büyüktür.
Paris, 04.02.2010
Selam ve sevgilerimle.
Üzeyir Lokman ÇAYCI
Concepteur industriel - Architecte d'intérieur
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes
FRANCE
uzeyir.cayci@free.fr
------------------------------------------------------------------
http://monsite.wanadoo.fr/SEVGI/
http://uzeyircayci.sitemynet.com/fleur/index.htm
http://www.artmajeur.com/serap/
-------------------------------------------------------------------
![]()
![]()
Pazarlarda «gel abla gel» yasağı
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
Türkiye’de AKP’lilerle iç içe geçmiş Deniz Feneri vurguncularına devlet
gücü kötüye kullanılarak sınırsız sessizlik gösterilirken, pazarcılara,
hak arayanlara, işçilere ve mağdurlara, vatanseverlere ve Türk Silahlı
Kuvvetlerine yapılan baskılar nedense artırılarak gündemde tutuluyor! Ben
30 yıldır Avrupa’da yaşıyorum. Sendikacıyım. Mesleğim gereği Türkiye’den
başlayarak dünyanın bir çok ülkesinde pazar yerleri üzerine geniş araştırmalar
yaptım, projeler oluşturdum.
Pazarcı esnafları dünyanın bir çok yerinde bağırarak, çağırarak
müşterilerine seslenirler. Bu tür davranışlar pazarların süsleri sayılırlar.
Avrupa’da metrekare hesabı pazar yeri ücreti alan görevlilerin ya da emniyet görevlilerinin gerek satıcılara,
gerek alıcılara Türkiye’de söz konusu edilen durumlara benzer nedenlerle sert
davranmaları ve baskı yapmaları söz konusu değil.
Pazar sonrası çöp kamyonları ve belediye temizlikçileri gelirler, bir saat içinde
pazar alanlarını pırıl pırıl temizleyip giderler. Bu konuda görevlilerin bir
tek şikayetlerine, tedirginliklerine ben şahit olmadım. Yasaklarla kendi
tutuculuklarını, bilgisizliklerini ve becerisizliklerini gizleyeceklerine
inanan zihniyet gelenekleşmiş, halkça benimsenmiş pazarcıların tutum ve
davranışlara sınırlama getirmek istiyorlar. Kendilerinden bir çok konuda hizmet
etmeleri beklenen bu kişilerin hizmetsiz geçen bir çok yılda sıkıştıkları
alanlarda sadece ceza, korkutma ve yıldırma var. Halkı korkutarak kendi
varlıklarını kanıtlamak istiyorlar.
İnsanı ALLAH (C.C.) için sevmeyenler, kötülükleri kendilerine malzeme
yapanlar, zulümlerle varlıklarını sürdürmeye çalışıyorlar! Karşısındakilere
ayırımcılıklarla yaklaşan zihniyet onların yuvalarını, analarını, babalarını,
eş ve çocuklarını kendi yakınlarına yaklaştıkları gibi yaklaşarak
düşünmüyorlar. Dünyanın hiç bir yerinde olmayan düşmanlıklar ülkemizde bu
yasakçı, şüpheci ve saplantılı kişiler tarafından din maskesi altında
körükleniyor!
Son yıllarda her pazar yerinde camilere yardım toplayan cemaat
görevlilerinin çokluklarına dahi ses çıkarmayan Avrupalılardan hoş görüyü
öğrenemeyen AKP yöneticilerinin Türk Silahlı Kuvvetlerine, yargı mensuplarına,
işçilere, öğretmenlere,
öğrencilere, itfaiyecilere
yaptıkları lüzumsuz, yersiz, hukuksuz ve insanlık dışı baskıları diğer
kesimlere de sıçratarak yaygınlaştırmak istiyorlar.
Öyle anlaşılıyor ki baskılarla, psikolojik tacizlerle bizi ruh hastası
haline dönüştürerek, daha güzel idare edeceklerini zannediyorlar. Ben şahsen
AKP’yi, ses, görüntü ve haber olarak evime sokmuyorum. Türk Silahlı
Kuvvetlerini, kendilerini eleştirenleri iftiralarla yıpratmaya çalışan AKP
zihniyetinin Türkiye’ye Türk insanına, Müslümanlara, Türk Milletine hizmet
ettiklerine ve inançlı olduklarına da asla inanmıyorum.
Duyarlı, vatansever herkesi yersiz
haberlerle, baskılarla, yalan haberlerle bizim psikolojimizi bozdular diyerek
yandaş medya, yandaş bürokrat, yandaş belediye başkanları, AKP’li yönetici ve
milletvekilleri hakkında dava açmaya çağırıyoruz!
Resim 1
: Mantes
Resim 2 : Fransa'da
Üzeyir Lokman ÇAYCI
Paris, 31.01.2010
Selam ve sevgilerimle.
Üzeyir Lokman ÇAYCI
Concepteur industriel - Architecte d'intérieur
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes
FRANCE
![]()
![]()
«Memleketin çocukları birbirini vuracak»
Eski Sağlık Bakanı Rifat Serdaroğlu
Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Bakanlara bir uyarı mektubu gönderdi.
Eski Sağlık Bakanı Rifat Serdaroğlu
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e ve İçişleri
Bakanı Beşir Atalay’a asker ile emniyet kuvvetlerini karşı karşıya getirdiği
yönünde eleştiride bulunan bir mektup yazdı.İşte Serdaroğlu’nun mektubu:“Sayın
Cumhurbaşkanı, Sayın Başbakan, Sayın İçişleri Bakanı, üçünüz de ateşle
oynuyorsunuz. Böyle giderse, oynadığınız ateş sadece sizi değil, ülkeyi de
yakacak. Ülkemizin gözbebeği iki kuruluşunu, Asker ve Polisi nasıl düşman hale
getirdiniz, farkında mısınız? Nedir sizin derdiniz?
Sayın Cumhurbaşkanı ANAYASA size
kurumlar arasında uyumu sağlama görevini veriyor. Bu konuda, Türkiye
Cumhuriyeti’nde yaşayan 72 Milyon insandan sadece size görev verilmiş. Bu sizin
en önemli ve birincil görevinizdir. Çankaya Köşküne 500-
Sayın Başbakan Kamuoyundaki kanaat,
bu yaşanan çirkinlikler tamamen sizin bilgi ve talimatınız dâhilinde olduğudur.
Sizi çok iyi tanıyan ve Devlet yönetimini en az sizin kadar bilen biri olarak
söylüyorum ki, sizin izniniz ve emriniz olmadan hiçbir Sn. Bakan Ankara dışına
bile çıkamaz (Başka türlüsünü söylemeye terbiyemiz izin vermiyor). Hiçbir üst
düzey bürokrat size rağmen bir iş yapamaz. Yapmak istediğinizi ben de
biliyorum, Millet’te biliyor. Tuttuğunuz yol yanlıştır. Devleti ve Milleti bir
arada tutmak sizin görevinizdir. Lütfen hatadan dönünüz.
Çevrenizdeki Kürtçü danışmanlarınıza
değil, ömrünü bu devlete hizmete adamış, emekli olmuş, sizden hiçbir şey
istemeyen,”AKSAKALLI” (Türk Geleneğinde tecrübeli demek) büyüklere danışınız.
Kendisi ABD’de yaşayıp, vatan evlatlarını birbirine kırdırmak isteyen CIA
uzantılarına ve onun art niyetli yazarlarına lütfen inanmayınız, dolduruşlarına
gelmeyiniz..Sayın İçişleri Bakanı Allah korusun, güvenlik güçleri arasında
ölümle, yaralama ile sonuçlanacak bir çatışma olursa, bunun hesabını yasaların
ve Türk Milletinin huzurunda verebilir misiniz? Böyle bir feci olayın, tarih
önünde de sorumlusu sizsiniz.Devleti Yönetenler, Milli Güvenlik Kurulunda iki
ayda bir toplanırlar. Ayrıca Sn. Cumhurbaşkanı her hafta, hem Sn. Başbakanla,
hem de Sn. Genelkurmay Başkanı ile bir araya gelir.Devlet sorumluluğu taşıyan
kişiler, bu yükümlülüklerini bilmek zorundadırlar. Hiçbirine bu makamlar
babalarından miras kalmamıştır. Milletin verdiği yetkileri, Millet için Anayasa
ve Yasaların izin verdiği ölçüde kullanmak zorundadırlar. Ne bir gram fazla, ne
bir gram eksik.Bir masa etrafında toplandığınızda, Sn. Genelkurmay Başkanından
almak istediğiniz fakat alamadığınız bilgi var mı? Hem toplantı yapacaksınız,
hem kamuoyuna “uyum içinde çalışıyoruz” diyeceksiniz, hem de polisi askerin
üstüne salacaksınız. Böyle devlet yönetimi olur mu?Türk Silahlı Kuvvetlerinin
bugünkü yönetiminden şikâyetleriniz nelerdir? Eğer bu sıkıntılarınıza sizi
tatmin edecek cevaplar alamıyorsanız bunu da lütfen kamuoyu ile paylaşın.
İnanın açıklık ve dürüstlük kadar doğru, güzel bir davranış biçimi yoktur.
Geçmişle hesaplaşmak istiyorsanız hedefiniz yanlıştır. TSK sizin siyasi
rakibiniz değildir, T.C Devletinin temel direklerinden biridir.Ayrıca geçmişle
hesaplaşmak isteyen siyasetçilerin, öncelikle kendi geçmişlerinde karanlık
bölgeler kalmamalıdır.Hafızalarımızda Sn. Cumhurbaşkanının, Avrupa Birliği
karşıtı TBMM konuşmaları, Eşi Hanımefendi’nin Türbanı sebebiyle T.C Devletini
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine şikâyet edişi, her yere “NE MUTLU TÜRKÜM
DİYENE” yazmanın ilkellik oluğunu söylemesi, taze olarak durmaktadır.Sn. Başbakanın
Tarikat liderlerinin önünde diz çökmesi, evrakta sahtecilik ve ihaleye fesat
karıştırmak gibi ağır cezalık dosyalarının dokunulmazlık sebebiyle beklemesi,
kendisinin servetinin hesabını verememesi, çocuklarının aniden zenginleşmesini
izah edememesi, Filistin için isyan ederken, Irak’ta Müslümanların
öldürülmesine, tecavüze uğramasına seyirci kalması gibi yüzlerce olay dün gibi
hatırlarımızdadır.Sn. İçişleri Bakanının Kırıkkale Üniversitesi Rektörlüğüne
aday olduğunda, Üniversitede irticai yapılanmaya geçit verdiği için Rektör
yapılmayışı, Habur Sınır kapısında teröristleri, Müsteşarına karşılatması,
Emniyetteki tarikatçı örgütlenmeyi desteklemesi gibi onlarca yanlış
aklımızdadır.Hesap soracak insanın, öncelikle kendi hesabını verebiliyor olması
gerekir. Hele ki Milletin işini yapıp, milletin parasını kullanıyorsanız,
hesabınızı millete vermeniz, Allahın emri gibi şarttır.Sayın Cumhurbaşkanı Bu
size üçüncü yazım. Hükümet, Yasama ve Yargı organlarının Başkanları ile
toplantı yapacağınızı basından öğrendik. Bunlar güzel faaliyetler tebrik
ediyorum. Fakat esas problem siz ve Sn. Başbakan arasındadır. Hepimiz bunu
biliyoruz. Sn. Başbakan, Cumhurbaşkanı olmak istemektedir. Seçilmesinin
imkânsıza doğru gitmesi onu iyice sinirlendirmekte ve hata üstüne hata yapmaktadır.
Size, daima “o nu ben seçtirdim” diye bakmaktadır, iyi de siz de onu Başbakan
yaptırdınız. Lütfen artık direksiyonu ele alın ve Devlet organları arasındaki
çatışma olanağını ortadan kaldırın. Anayasal göreviniz budur.Tarih ve Millet
önünde sorumluluğunuzu hatırlatmak istedim.Sağlık ve başarı dileklerimle,
Rifat Serdaroğlu
Eski Sağlık ve Devlet Bakanı”
Habercem, 05.01.2010
http://www.habercem.com/Memleketin-cocuklari-birbirini-vuracak_12182.html
ÜSTADIMIZ,
YAZARIMIZ BU GÜN GÖNDERDİ.
Yoksulluk Marşı
Zamla,
zulümle, hicranla yazılıyor kaderin
Sülüklerle, yamyamlarla
boşaltılıyor ceplerin
Sana kurulan tuzaklar oldukça...
oldukça derin
Yat uyu, kalk uyu, uyumaktır
senin görevin...
Gamla, kederle, işsizlikle
kazınıyor hücrelerin
Korkuyla, iftirayla, tertiple
irileşiyor gözlerin
Sana hazırlanan mekân yedi kat
altında yerin
Zalimi alkışla, zulme arka çık,
taltifle geçsin günlerin...
Zamla, zulümle, hicranla yazılıyor
kaderin
Sülüklerle, yamyamlarla
boşaltılıyor ceplerin
Sana kurulan tuzaklar oldukça...
oldukça derin
Yat uyu, kalk uyu, uyumaktır
senin görevin...
Hainleri davulla zurnayla
karşılamak senin ödevin
Kulu, kölesi ol, seni fakirlikle
ödüllendirenlerin
Susarak, aptallaşarak çarpsın o
koca yüreğin
Fakirliği savun, hırsızları
sırtında taşı, budur senin çöreğin!
Zamla, zulümle, hicranla
yazılıyor kaderin
Sülüklerle, yamyamlarla
boşaltılıyor ceplerin
Sana kurulan tuzaklar oldukça...
oldukça derin
Yat uyu, kalk uyu, uyumaktır
senin görevin...
Titreyerek yaşa, yoksul kal,
açlıktan koksun nefesin
Emirlerine amade ol, seni kömürle zehirleyenlerin
Üstüne çullansınlar, biber gazı,
su sıksınlar üstüne senin
Her kötülüğe «evet» de, iki
büklüm ol önünde canilerin...
Zamla, zulümle, hicranla
yazılıyor kaderin
Sülüklerle, yamyamlarla
boşaltılıyor ceplerin
Sana kurulan tuzaklar oldukça...
oldukça derin
Yat uyu, kalk uyu, uyumaktır
senin görevin...
Üzeyir Lokman ÇAYCI
Ankara, 05.01.2010
Nerede
yer aldı ?
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=13430243&p=2
http://www.gercekgundem.com/?c=61412
http://www.ilk-kursun.com/2010/01/laik-cumhuriyetin-koruyucusu-askerdir-polis-olamaz/
Selam
ve sevgilerimle.
Üzeyir Lokman ÇAYCI
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes
FRANCE
uzeyir.cayci@free.fr
------------------------------------------------------------------
http://monsite.wanadoo.fr/SEVGI/
http://uzeyircayci.sitemynet.com/fleur/index.htm
http://www.artmajeur.com/serap/
-------------------------------------------------------------------
Resim : Üzeyir Lokman ÇAYCI
![]()
Kral Boş
Oyuncular :
Kral Boş
Hayal, Kral
Boş’un içindeki hayal
Bilge Han,
bilim adamı
Sorgun,
eğitimci
Kaypak, Saray sözcüsü
Yavşak, istihbaratçı
Yelpazeli
kızlar
Hakim Adil,
adalet danışmanı
Binbaşı
Zambak
Muhafızlar
Halk
Ajanlar
1. Amka
Birleşik Devletleri Temsilcisi
2. Amka
Birleşik Devletleri Temsilcisi
Vali Fatih Bey
Profesör
Doktorlar
Saray
hizmetkârları
Gülbahçe Sarayı’nın ortasında bir havuz… Çiçekler, heykeller, kaya
parçaları, taş dikitler… Sağ ve sol tarafta, iki katlı birbirleriyle bitişik
binalar ve pencereler. Karşı tarafta sarayın bahçeye açılan ve Kral Boş’un
tahtıyla girip çıkarıldığı büyük bir kapı. Üst katta, bu kapının sağında Kral
Boş’a ait, solunda ise Bilge Han’a ait oldukça büyük pencereler. Kral Boş zaman
zaman buradan bahçede bulunanlara hitap etmektedir. Bilge Han da onun iğreti ve
tutarsız hallerini bulunduğu yerden eleştirmektedir.
Yaz günü, Kral Boş’un tekerlekli yürüyen işlemeli altından tahtı sarayın
çevresinde arkadan iki muhafız tarafından itilerek havuzun çevresinde
gezdirilmektedir.
Kral Boş’un üzerinde altın iplerle işlemeli bir kaftan, aynı şekilde
pantalonu ve ucu yukarıya doğru kıvrık altından bir yemeni. Başında beyaz bir
kavuk.
Oldukça güzel, rengârenk giysileriyle cilve yapan iki kız Kral Boş’un
tahtının iki tarafında yelpazeleriyle ona serinlik vermektedirler.
(Zil sesiyle perde açılır)
(Sarayın bahçesinden kral kıyafetli insanlar gelip geçerler)
Kral Boş : (Hakim
Adil’e hitaben) Hak ve halk için görev
yapan hakim, savcı ve polis istemiyorum... Gerekirse bizim dışımızdaki
insanları para vererek satın alın, gerekirse korkutarak susturun! Ya da
yetkinizi kullanarak, baskı yaparak, iftira ederek görevlerinden
uzaklaştırın... Herkes bizim oluşumumuza
hizmet etmeli! Ben kendi içime sığamıyorum. Sizden ne istiyorsam onu mutlaka
yapın! Subay, ilim adamı, siyasetçi, hakim, savcı ve polis, nerede vatansever varsa tutuklayın…
Hayal : Ne atarsan o dokunur
milletin kafasına... İnsan olamazlar övgü yağdıranlar sokak yasasına... Ben
senin içindeki sesim... Sen tek kişilik cehennemdesin. Beni duy! Hırsların seni
haksızlıklara sürüklemesin... Kaprislerin kralı...
Bilge Han : Gözünüze
kestirdiklerinizi, sizi kim eleştiriyorsa, kendinize kimi zararlı görüyorsanız…
Yetkinizi kullanarak, emrinizdekilerin beyinlerini yıkayarak... Hastalıklarını,
yaşlılıklarını, millete hizmet aşklarını hiç umursamadan onlardan intikamınızı alın !
Sorgun : Kimden bahsediyorsunuz efendim?
Bilge Han : Vatanseverleri tutuklatmak için emir verenlerden...
Çıkarları için devletin bankalarının kasalarını boşaltan namuslulardan
bahsediyorum. Suçsuz günahsız insanlara azap çektirenlerden... Sonra çıkıp
ortaya hukuk devletinden, demokrasiden, özgürlükten, adaletten, insanlıktan,
uyumdan, hoşgörüden, dinden, imandan, ahlâktan ve yetim haklarından
bahsedenlerden? Yani utanmazlardan, sıkılmazlardan bahsediyorum... Bir şey
yapamadıklarınıza da, meydanlarda, büyük salonlarda avazınız çıktığı kadar
bağırarak seslenin! Onlara tertipler yapın, iftiralar atın, akıl almaz sözlerle
ve İhtilalciliklerle suçlayın! Onları kıskıvrak ele geçirmek, tesirsiz kılmak,
zindanlarda çürütmek için gece yarısı kanunları çıkarın! İtibarlarını sıfıra indirin...
Taşıyamayacakları acılar yaşatın.
Kral Boş : (Kendi kendine konuşur) Ben bunlardan korkuyorum. Beni
alaşağı edecekler! Silahlı kuvvetlerimizin yöneticilerini hiç vakit kaybetmeden
etkisizleştirin! Birbirine düşürün... Gazetelerde her kesime şok yapacak ihbar
ve iftira kampanyaları başlatın... Darbecilikle suçlayın... Bulundukları yerleri didik didik arayın,
tertipler yapın, sahte evraklar düzenleyin,
suç yamayın, morallerini bozun!
Subay, ilim adamı, siyasetçi, ne kadar vatansever varsa bir saniye dahi
vakit kaybetmeden tutuklayın!
Hayal : «Millet fakirleşmiş, ülkede
ahlâken, hukuken, iktisaden kriz varmış, fabrikalar kapanıyormuş... İş
yerlerine kara kilitler vuruluyormuş... intiharlar ve cinayetler artıyormuş...»
bunları hiç önemsemiyorsun! Yakında senin kullanılma tarihin sonlanacak.
Bilge Han : Yeni gündemler
oluşturun… Barby bebeklerini gündeme getirin…
Halkı bunlarla uyutun. Olayları ve
haberleri kendinize ayarlarak yorumlayın... Insanların acıları üstünde dans
edin! Söyleyin analarımızın
tekerlemelerini :
Evimizin önünde koskocaman bir hindi
Uyusunlar… büyüsünler benim halkım ninni
Bizim haksızlıklarımızı görmesinler
Sağa sola sapmadan… tıpış tıpış
yürüsünler ninni
Hayatları boyunca bilmesinler hiç, komşuların evlerinden
Halil Efendi’nin cebinden bir şeyler yürütenler kimdi?
Uyusunlar… büyüsünler benim halkım ninni
Tıpış tıpış yürüsünler ninni...
Sorgun : Ama siz kendi kendinize konuşuyorsunuz. Kral Boş hep kendi
tekerlemelerini ya da korkularını dillendiriyor. İnsanlardan birisi çürük
domates atar korkusuyla halkın karşısına da çıkamıyor... Çoğu zaman
saraydakilerden çekiniyor, bizi dahi öcü gibi görüyor. Bana göre ellerinde
yetkileri varken halktan korkanlar inançlı olamazlar!
Bilge Han : Bak son günlerde
Kral Boş ve Amka Birleşik Devletleri ajanlarının işbirliğiyle, önemli
kademelerde bulunan vatansever kişilere süikastler düzenleneceğinden
bahsediliyor. Ayrıca kamyon çarptı, intihar etti, kaza yaparak öldü denilerek
önemli görevlerdeki insanlarımızın cinayete kurban gittiklerine dair
söylentiler de oldukça endişe verici. Amka Birleşik Devletleri tarafından Kral
Boş milletimize huzursuzluk yaşatması için ülkemizin başına getirildi!
Kaypak : (Arkasında bulunan iki
muhafızla rap rap rap rap diye sesler çıkararak Kral Boş’un yanına gelir, üçü
birden hazır ol vaziyetinde selam verirler. Üzerlerinde, silahları ve askeri
elbiseleri vardır.) Efendim Amka
Birleşik Devletlerinden iki temsilci sizinle görüşmek istiyorlar. Şu an
sarayımızın dış kapısı önünde davetinizi beklemektedirler.
Kral Boş : Buyur edin…
Misafirlerimizi daha fazla bekletmeyin … Saygı gösterin
onlara! Taltiflerde bulunun… Huzuruma rahatça gelmelerini sağlayın...
(Kaypak ve arkasında bulunan iki
muhafız birlikte rap rap rap rap diye sesler çıkararak oradan uzaklaşırlar.
Kısa süre sonra aynı şekilde iki temsilciyle gelirler. 1. Amka Birleşik Devletleri Temsilcisi ve 2.
Amka Birleşik Devletleri Temsilcisi, siyah takım elbiseleri, siyah gözlükleri,
siyah fötr şapkaları ile dikkatleri çekerler. İkisi aynı anda selam verirler. Onlardan biri Kral Boş’un kulağına eğilerek
fısıltı halinde bir şeyler anlatır. Kral Boş
«evet» dercesine başını sallar. 2. Amka Birleşik Devletleri Temsilcisi elindeki
dosyadan birer sayfa çıkarır ve dosyanın üzerine koyarak bir kalemle
bilikte Kral Boş’a doğru uzatır. O verilen evrağı okumadan imzalar. İki temsilci zafer edasıyla önce
birbirlerine gülümseyerek bakarlar. Sonra Kral Boş’a selam verdikten sonra rap
rap rap rap diye sesler çıkaran iki muhafız ve Kaypak’la oradan uzaklaşırlar.)
Bilge Han : Gördün ya, Kral Boş
Amka Birleşik Devletleri ajanlarının getirdikleri tahrip ve ülkemizi
işgal planlarını imzaladıkça rahatlıyor. Onları arkasında hissettiği zaman
kendisini güvende hissediyor... Yani arkasında halk ve Hak yok! İhanet ve dalalet var !
Sorgun : Milleti dindarlıkla, dinle, sahte vaatlerle aldattılar. Her
kötülük bunlarda... Yalanla, hile ile ülkemizi karanlığa sürüklüyorlar! Hırsızlıkla,
yolsuzlukla bizi sömürüyorlar!
Bilge Han : «Siz dikenlerinin peşinde koşarsınız! Gülleri başkaları
koklar». Sömürgeci ülkelerin güdümüne girenler, halkın malını yiyenler,
insanlara zulmedenler, hırsızlık ve haksızlık yapanlar, ya da yapılmasına göz
yumanlar, sahte evrak düzenleyenler, müfteriler kim olurlarsa olsunlar huzurlu olamazlar. Her an için
birilerinin kendilerine dokunacaklarını, devlet güçlerinin kendilerini
sorgulayacaklarını düşünerek bu yönde kimden çekiniyor ve korkuyorlarsa onlara
karşı savaş açarlar. Yani her şey benim emrimde olsun ve beni hiç kimse
sorgulamasın gibi sınırsız isteklerle yaşarlar.
Sorgun : Bu mümkün mü?
Bilge Han : Elbette mümkün
değil! Bir taraftan kendi vicdanlarıyla, diğer taraftan kusurlarıyla bu tür
insanlar kendilerini köşeye sıkışmış hissederler. Yani yığınlaşan hatalar
altında ezilirler.
Kral Boş : (Kendi kendine konuşur) Ben bunlardan korkuyorum. Hergün
endişelerim devleşiyor... Şüpheler altında eziliyorum... Beni alaşağı
etmelerinden önce, onlara karşı
tedbirimi almalıyım! Subay, ilim adamı, siyasetçi, doktor, hakim, savcı ne
kadar vatansever varsa konuşmalarını izleyin, girip çıktıkları yerleri,
konuştukları kişileri, seyrettikleri televizyonları, okudukları gazeteleri
tespit edin, göz açtırmayın onlara...
Bir saniye vakit kaybetmeden, onları hayatlarından, yuvalarından,
dostlarından kopararak tutuklayın!
Hayal : Unutma Kral Boş : Delinin düğünü
kafasındadır! Kurguların gerçeklere ters düşüyor! Ajanlardan, işgalcilerden ; katillerden
korkma, ülkemizin güzide evlâtlarından kork! Bu
Bilge Han : Çin oyuncakları
dağıttığınız çocuklara, prinç helva, kömür, makarna ile kandırdığınız
insanlara, sadaka ile aşağıladığınız yoksullara, kömür zehirlenmelerinden ve iş yerlerindeki tedbirsizliklerden ölen
yoksul canlara, siz hâlâ halkım diyorsanız, yazıklar olsun size. Asıl alçalan
onlar değil… sizsiniz sayın Kral Boş… Ben sizin yerinizde olsam, koltuğu değil,
sarayı değil, başkenti değil, ülkeyi değil, dünyayı terkederdim…Biliniz ki
hayat ölmeye değer, fakat zavallı bir hale düşmeye değmez!
Sorgun : Geçen gün zırhlı arabasıyla gittiği bir yöremizde çocuklar Kral
Boş’un verdikleri oyuncakları
Bilge Han : Şekerle, unla,
makarnayla aldatılan insanlarımız da çocuklarımız kadar duyarlı olsalar, bu
maşa yöneticiler başımızda asla duramazlar. Tepki aynı anda ve birlikte
gösterilirse anlam kazanır.
Kaypak : (Arkasında bulunan iki muhafızla rap rap rap rap diye sesler
çıkararak Kral Boş’un yanına gelir, üçü birden hazır ol vaziyetinde selam
verirler. Üzerlerinde, silahları ve askeri elbiseleri vardır.) Efendim yüce ülkemizin silahlı kuvvetlerinden binbaşı
rütbesindeki bir subay sizinle görüşmek istiyor. Şu an sarayımızın dış kapısı önünde davetinizi beklemektedir.
Kral Boş : Vay vay, oy oy… Bizim eşbaşkanlığını yaptığımız, Amka
Birleşik Devletleri’nin ülkemizi ve bölgemizi parçalama planlarına karşı çıkan
ordu mensuplarından biri mi gelmiş? (Kahkaka atar, aniden ciddileşir, tahtından
iner, Kaypak’ın göğsüne asasını dayar ve bağırarak) Git ihtilâciyi getir!
(Kaypak ve arkasında bulunan iki muhafız birlikte rap rap rap rap
diye sesler çıkararak oradan uzaklaşırlar. Kısa süre sonra aynı şekilde Binbaşı
Zambak’la gelirler)
Binbaşı Zambak : Efendim, Yüce Ülkemizin yüce yöneticilerine karşı eylem
yapacağım öne sürülerek bir çok kez sizin emrinizde bulunan Öfgenekon savcıları
tarafından arkadaşlarım gibi ben de
tutuklandım. İftiralar ve sahte evraklar havada uçuştu, şiddetli
rüzgârlar estirildi. Kasırgalar oluşturuldu, inançları gereği size «taraf» olan
gazetelerde iftiralar sele dönüştürüldü. İyi ki, az da olsa hukuk var, her
seferinde suçsuz görüldüm ve serbest bırakıldım. Baktım ki bu iftiralar
duracağa benzemiyor. Adalet saçan Kral Boş, hukuk devletinin selametini
düşünerek emir kullarına talimat veriyor, vermeye devam ediyor…
Kral Boş : (kahkaka atar,
aniden ciddileşir, tahtından iner, Binbaşı Zambak’ın göğsüne asasını dayar ve
bağırarak) Yeter artık, benden ne istiyorsun? Şu kavuğu mu? (Çıkarır yere fırlatır sonra altın işlemeli cepkenini
çıkararak atar)
Binbaşı Zambak : Efendim daha fazla kişiliğimle oynamadan, görev yaptığım
kurumu ve genel kurmay başkanımızı daha fazla yıpratmamanız için size silahımı
veriyorum. (Silahını oradaki masa üzerine bırakır) Beni vurun ve ortadan
kaldırın... Ya da bir hücreye atın! Hiç olmazsa insanlarımızın her gün
başlarını ağrıtmamış olursun. Ben vatanım ve kurumum için canımı feda etmek
istiyorum..
Kral Boş : Ama biz senin gibi
adamlar üzerinde tertipler yapmazsak nasıl ayakta kalacağız? Size zulmederek
halka kahraman görünüyoruz biz! Sizi ortadan sessiz bir şekilde kaldırırsak, o
zaman milleti nasıl aldatacağız hı?... Biz dokunulmazlara dokunduk diye diye,
bu günlere geldik! Sen ve senin gibiler her an için karşımızda ya da
hedefimizde olmadan bizim ayakta veya hayatta kalmamız mümkün mü? Amka Birleşik
Devletleri ne istiyorsa biz onu yapıyoruz. Sizin üzerinizden, size zulüm
yaparak milleti korkutuyor ve propaganda yapıyoruz. Çeşitli yöntemlerle dev bir güç olduğumuzu
insanların beyinlerine zerkediyoruz... (Bağırarak) Şu utanmaza bakın… korktuğum
adamlardan biri burnumun dibine kadar geldi… (Ayağa kalkar, elindeki bastonuyla
işaret ederek) İşte ben bunlardan korkuyorum. Hergün endişelerimi devleştiren
bunlar... Alnımın ortasına süngü uçlarının dokunduğunu hissettirenlerden biri
de bu!... Sizi bir çırpıda değil yavaş
yavaş ve sindire sindire ortadan kaldıracağız... Beni alaşağı etmelerinden
önce, bunlara karşı tedbirimi almalıyım!
Subay, ilim adamı, siyasetçi, doktor, hakim, savcı, kasap, polis, öğretmen, öğrenci,
mezarcı, vali ne kadar vatansever varsa
bir saniye dahi vakit kaybetmeden tutuklayın! Muhafızlar! Muhafızlar... götürün
bu adamı! Çullanın üzerine... Biber gazı sıkın... Tazyikli suyla
ıslatın... Gerekirse kaza süsü vererek
ortadan kaldırın!(Muhafızlar çullanmak için yaklaşırkan gürültülerle birlikte
sahne karartılır)
Hayal : Amka Birleşik Devletleri
bazen senin yerine, bazen de sen Amka Birleşik Devletleri’nin yerine
geçiyorsun... Seni kışkırtan içindeki düşmandan kurtul... Saplantıların kralı!
Kral Boş : (Kendi kendine konuşur) Ben onlardan korkuyorum. Hergün
endişelerim devleşiyor... Şüpheler altında eziliyorum... Onların beni takip
ettiklerine dair korkular çevremi kuşattı. Alnımın ortasına süngü uçlarının
dokunduğunu hisseder gibiyim... Beni alaşağı etmeden önce, onlara karşı tedbirimi almalıyım! Subay, ilim
adamı, siyasetçi, doktor, hakim, kasap, polis, öğretmen, gazeteci ve yazar ne
kadar vatansever varsa bir saniye dahi vakit kaybetmeden tutuklayın! Okulları
satın... Kışlalara iş merkezleri yaptırın... Hastaneleri kiraya verin,
kütüphaneleri kapatın! Gezim gezim gezdirin hastaları, özürlüleri eğitimsiz ve
ilgisiz bırakın... İnsanların kafalarını allak bullak ederek strese sokun...
İntihar etmelerini sağlayın! Kahrosun bizden olmayanlar!
Hayal : Herhalde unuttunuz, ya da gözlerinizden kaçtılar... Atlar, itler, kuşlar, kediler, inekler için
de bir şeyler söyleyin sevgili Kral
Boş!? Bakıyorum, her an kendi dışınızda geziniyorsunuz?
Bilge Han : Ükemizde yürütülen
terör Karl Boş ve ekibiyle oldukça çeşitlendi! Gıda, siyaset, yabancılaşma,
açılım, sağlık, eğitim, mali, adalet ve
çıkar terörleri gibi yüzlerce terörle ülkemiz kaosa sürüklendi. Çıkar, makam,
mevki ve para için kardeşin kardeşi dışladığı bir dönemi yaşıyoruz! Sağlık
ocakları, hasteneler, okullar birer birer kapatılıyor... Özürlüler, hamile
bayanlar, çocuklar, hayvanlar, bitkiler, hastalar, yaşlılar ve kimsesizler
korunmadıkları gibi önemsenmiyorlar. İnsani duyarlılıklarımız, ormanlarımız,
akarsularımız, zenginliklerimiz, şehirler, tarih ve kültür varlıklarımız,
farklı görünerek, aldatarak, yalan söylenilerek ya da açıkça birer birer talan
ediliyor veya yağmalanıyor. Bir çok konuda anayasa ve yasalar umursanmıyor…
Sorgun : Efendim Kral Boş’la ilgili olarak zaman zaman sert konuşuyorsunuz?
Bunun sebebi nedir? Ben de sizin gibi haykırmak istiyorum.
Bilge Han : Onu kompleksleri
yönetiyor… Kendi iradesiyle hareket ettiğini ve milletle ilgili olumlu düşünceler
taşıdığını, ülkemize hizmet ettiğini hiç görmedim. Onu bulunduğu makama dış
güçler getirdiler. Buradan da yine o güçler götürecekler. O bunun sezgisini
taşıdığı için korku içerisinde.
Sorgun : Pekiyi size oldukça saygı göstermesinin sebebi nedir?
Bilge Han : Ben ilmimle
hareket eden biriyim. O ALLAH’la
(C.C.) ve milletle ilişkilerimin
mükemmelliğini biliyor. Manevi tecrübelerimle onun kalbinden geçenleri adeta
okuyorum. Yani o korktuğu için bana
saygı gösteriyor. Önündeki perdelerle hata yapıyor, ben ise önümdeki perdeleri
indirerek onu irdeliyorum. Bir insan geçmişiyle anılır, hizmetleriyle saygı
görür, ilmiyle olgunlaşır, inancıyla hatalardan kaçar, samimiyetiyle değer
kazanır. Geçmişi karanlık, hizmet duygusu olmayan, cahil, inançsız ve samimiyetsiz
kişiler korkular içinde yaşarlar. Etrafa da dehşet saçarlar.
Kral Boş : (Hakim Adil’e hitaben) Ben bunlardan
korkuyorum. «Yani vatan, millet, bayrak ve dinimiz için canımız feda olsun!»
diyenlerden korkuyorum... Hergün endişelerim devleşiyor... Şüpheler altında
eziliyorum... Onların beni takip ettiklerine dair korkular çevremi kuşatıyor...
Alnımın ortasına süngü uçlarının dokunduğunu hisseder gibiyim... Beni alaşağı
etmeden önce, onlara karşı tedbirimi
almalıyım! Subay, ilim adamı, siyasetçi, doktor, hakim, kasap, polis, öğretmen,
öğrenci, mezarcı, gazeteci ve yazar ne kadar vatansever varsa bir saniye dahi
vakit kaybetmeden tutuklayın!
(Zil sesiyle perde kapanır)
İkinci perde
(Zil sesiyle perde açılır)
(Uzaktan
muhafızların siyah takım elbiseleri bulunan, fötr
şapkalı Amka Birleşik Devletleri ajanlarıyla el kol işareti yaparak konuştukları
görülür)
Kral Boş üst kattaki pencereden tahtında oturarak saray avlusuna
bakmaktadır. Üzerinde altın iplerle işlemeli bir kaftan, aynı şekilde pantalonu
ve ucu yukarıya doğru kıvrık altından bir yemeni, başında beyaz bir kavuk
bulunmaktadır.
Oldukça güzel, rengârenk giysileriyle cilve yapan iki kız, Kral Boş’un
tahtının iki tarafında devamlı yelpazeleriyle ona serinlik vermektedirler.
Muhafız : (Nefes nefese koşarak
gelir) Efendim... Efendim!..
Kral Boş : Efendinin başına taş
düşsün... Söyle ne oldu? Yerden su mu çıktı? Öküzleri mi kaçırdın?
Muhafız : Efendim ilim adamları endişe içerisinde... Hergün yüzlerce kişi
geliyor... Herkes memleketimizin halinden şikayetçi... Halk galeyan içinde.
İntihar edenlerle, ağlayanlarla, birbirlerini öldürenlerle ülkemiz
çalkalanıyor!
Kral Boş : İyi ya… Eş başkanlığını yaptığım Amka Birleşik
Devletleri buna çok sevinecek!
Muhafız : Halk birbirine girdi... Alimler «açlık, işsizlik, yoksulluk ve
adaletsizlik milletin dengesini bozdu, şu an insanlar birbirlerini haklıyorlar…
bu gidişle halk, intihar etmeyecek, birbirini öldürmeyecek… Çalgıyla, oynaya - zıplaya Kral Boş
Hazretlerinin yanına gelecek… Bizi bu hale Kral Boş getirdi diyecek....»
diyorlar.
Kral Boş : (Merakla) Eeee sonra… Niye benim yanıma gelecekler?
Muhafız : «Akıllarını başlarına
toplayacaklar… Uyanacaklar ve Kral Boş’u haklayacaklar!» diyorlar.
Kral Boş :
Bilge Han : Silahlı kuvvetlerimize iftira atmak,
ülkemizin düşmanlarıyla işbirliği yapmak, hainlerden talimatlar almak ve
bunları uygulamak gibi Kral Boş’un icraatları artık hiç gizlenmiyor. Düşmanlara
ait gizli servislerin ülkemizde serbestçe, hatta yöneticilerimizin
taltifleriyle, faaliyetlerde bulunduklarını görüyoruz. Size sesleniyorum Kral
Boş dalkavuklarınla, olayların ve kargaşalıkların arkasına saklanarak daha ne
kadar ayakta kalacaksınız? Ne olur ne olmaz yanınızda her zaman bir suçlu
torbası bulundurun. Ülkemizi hapishaneye çevirin… Acılarla şenlendirin ortalığı. Kondurun telgrafın tellerine
baykuşları !
Sorgun : Efendim Kral Boş, tuhaf halleriyle bana
ülkemiz adına endişe veriyor.
Bilge Han : Bu tür insanların, ancak, açlık, hastalık ve
ölüm anlarında merhametli olduklarını görürsünüz. Diğer zamanlarında
karşılarında konuşmanız mümkün olamaz.
Yani asla size konuşma fırsatı vermezler!
Bir zamanlar eğitim görürken hocam
yanıma geldi oturdu. Bana : ALLAH’a (C.C.) bağlı olanlar oldukça mütevazi
olurlar. Kin ve öfke onların dünyalarına asla giremez. Onları ayak ayak üstüne
atarak otururken asla göremezsiniz. Bu türlü davranışları, büyüklenme,
böbürlenme kabul ederler. Yaradanın ve kullarının bu şekilde aşağılandığına
inanırlar. Kral Boş’a bak her nerede bulunursa bulunsun ayak ayak üstüne
atarken görürsün. Bu tür insanlar, oldukça bencil, çıkarcı, ALLAH’tan (C.C.) ve
milletten kopuk insanlardır.
Sorgun : Çok güzel ifade ettiniz. Ben onu sık sık bu
şeklilde görmeme rağmen bunları hiç düşünmemiştim...
Bilge Han : Kendi hal ve hareketlerini kontrol edenlerin
havadan havaya girme gibi saplantıları olamaz. Sevgi, saygı, hoşgörü, merhamet
asil kalplerde gelişir, anlam ve değer kazanır. Zalim anne çocuğunu cimcikler,
gafil baba başka kadınlarla ilişki kurarak yuvasını yıkar, anlayışsız komşu
komşusuna huzur vermez, hayırsız kedi yavrusunu yer...
Sorgun : Bütün bu açıklamalardan sonra ifade etmek istediğiniz
nedir?
Bilge Han : İyi bir devlet adamı, bir hükümdar,
kaprisleriyle hareket etmez. Kusurları ve eksiklikleri olanlar bu görevlere
talip olamazlar. Kendi iradeleriyle hareket etmeyenler her zaman hata yaparlar.
Bu tür kişiler kendilerini ve ülkelerini de her an için zor durumlara
düşürebilirler veya olumsuzluğa
götürecek kararlara imza atabilirler. Geri plandaki gafletlerini, ürettikleri
korkularla gizlemeye çalışırlar. Siz bunları sadece korkularıyla ve kaprisleriye
tanırsınız.
Sorgun : Bu tür insanlara bir söz söylemek gerekirse
siz öz olarak neleri tavsiye edersiniz?
Bilge Han : Ben bu tür insanlara : «Git çiçekleri seyret,
çocukları sev... Yaşlıların ellerini öp. Hastaları
ziyaret et, özürlülerin hal ve hatırlarını sor, kedilere, köpeklere zulüm
yapanlar var mı ? araştır… İnsanların yaşadıkları çevreleri irdele,
mutluluklarını, problemlerini, sıkıntılarını gözlemle. Kazaları, afetleri,
olayları, sebepleriyle yerlerinde incele. Açları, yoksulları, mağdurları,
dulları, kimsesizleri, itilmişleri-kakılmışları tespit et ve onlara acilen
gereken ilgiyi göster! Mezarlıklarda dolaş!» şeklinde tavsiyelerde ve
telkinlerde bulunmak isterim.
Sorgun : Efendim, ülkemizde eğitim kurumlarımız çöktü.
İnsanlarımız boşlukta, esrarengiz insanlar ülkemize serbestçe girip çıkıyorlar.
Cinayetler, olaylar, iş ve trafik
kazaları arttı. Aileler parçalanıyor. Ülkemiz insanları Kral Boşa bağlı
olanlar, karşıt olanlar diye ikiye bölündüler.
Senin ve benim gibi insanlar
etkisizleştirilirken ehli olmayan insanlar önemli görevlere getirildiler. Kral
Boş ve yandaşlarının ele geçirdikleri bütün kurumlarımızda hizmetler durdu. Şehirlerimiz, ormanlarımız, zenginliklerimiz ve duygularımız yağmalanıyor.
Bilge Han : Danışmanları alim ya da vatansever olmayan
yöneticilerin öğütçüleri zalimlerden veya hainlerden olur. Ehli olmayan bir
kişiyi kral, bakan, müsteşar, genel müdür, vali, kaymakam, belediye başkanı,
muhtar ya da imam yaparsanız,
kalkınmadan, huzurdan, eğitimden, adaletten, güvenden, hürriyetten,
demokrasiden, inançtan, dürüstlükten bahsedemezsiniz. Partizanlık, ayırımcılık
ve bölücülük gibi bir milleti çökerten unsurlar gelişir ; hatalar,
ihmaller ve tahripler artar… Tahrik, tahrip, yolsuzluk ve hırsızlık meziyet
gibi kabul edilir. Bilgisizlikler, belirsizlikler ve karamsarlıklar
yaygınlaşır… Dürüstlük, güven, dayanışma ve samimiyet ortadan kalkar. Kazalar,
afetler, seller insanların hayatlarını felç eder, cinayetler, hastalıklar ve
kötü alışkanlıklar milleti tehdit eder…
Sorgun : Tersanelerdeki ölümleri, çöken yolları ve
binaları, tren kazalarını, yağmur sularının kontrol edilememesini,
hastanelerdeki çocuk ölümlerini, eğitimdeki olumsuz yansımaları bu
açıklamalarınıza örnek olarak gösterebilir miyiz ?
Bilge Han :
Elbette. Fabrikalar satılıyor, işçiler, eczacılar ve doktorlar soğukta -
sıcakta sokaklara dökülüyorlar. Ama sorunlar bunlarla sınırlı değil. Kimi
insanlarımız telefonlarımız dinleniyor diye korku tünellerine girdiler. Kimi de
Kral Boş ve sömürücü güçlerin ülkemizde oluşturdukları sistem içerisinde
eriyorlar... Kral Boş’a yakın görünmek ve kurulan kirli tezgahlardan çıkar
sağlamak için yakınlarıyla ilişkilerini koparanlardan da söz etmek istiyorum.
Bize gelen binlerce dosyaya bakan mı var sanki? Adeta dağlaşan problem
yığınları altında ezilen zadece Kral Boş ve tayfası değil, milletimizin ve ülkemizin geleceği de tehdit
altında!
Sorgun : Bunları anlamayanları nasıl adlandırabiliriz?
Ya da bunlarla nasıl bir gelecekle karşılaşmamız muhtemel?
Bilge
Han : Gerçekleri ifade etmekten
kaçan satılmış bir ruh, haksızlıkları alkışlayan zayıf bir irade,
kargaşalıklara yol açan adaletsiz bir güç toplumun dengesini bozar, özgürlüğü
ortadan kaldırır, demokrasiyi tartışılır hale getirir.
Kaypak :
(Arkasında bulunan iki muhafızla rap rap rap rap diye sesler çıkararak Kral
Boş’un yanına gelir, üçü birden hazır ol vaziyetinde selam verirler.
Üzerlerinde, silahları ve askeri elbiseleri vardır.) Efendim Kuzey ilimizin valisi sizinle görüşmek
istiyor. Şu an sarayımızın dış kapısı önünde emirlerinizi beklemektedir.
Kral Boş : (Umursamaz bir
ifadeyle) Getirin… Ne yumurtlayacaksa?
(Kaypak ve arkasında bulunan iki muhafız rap rap rap rap diye sesler
çıkararak Kral Boş’a selam vermek
suretiyle oradan uzaklaşırlar. Kısa süre sonra aynı şekilde Vali Fatih Bey ile
gelirler)
Kral Boş : (Yüzünü buruşturarak, aşağılayıcı bir şekilde) Derdin
ne ? Ta Kuzey vilayetimizden gelecek kadar bir problemin mi var
senin ?
Vali Fatih Bey : Keşke sadece
benim problemlerim olsa? Ben ne yapıp ne edip bunları aşarım! Ama ülkemizin
güvenliği söz konusu olunca vakit kaybetmeden yollara düştüm efendim… Ülkemizde
ajanlar at koşturuyor. Bölgemizde olaylar arttı. Bölücülüğü körükleyen
faaliyetler başını almış gidiyor…
Kral Boş : (Umursamaz bir şekilde) Eeee ne olmuş yani?
Vali Fatih Bey : Yarın bir gün
ülkemizde büyük bir deprem olursa
suçlamamız gereken tek ülke Amka Birleşik Devletleri olmalı. Görünmez uçaklar,
Araştırma ve casusluk amacıyla
semalarımızda gördüğümüz yüzlerce«ufo» denilen üç ayaklı uzay araçlarının
ülkemiz üzerindeki hareketleri hiç önemsenmiyor! Geçmişte Haiti adalarında
yapılan nükleer denemelerin bugün milyonlarca insanı nasıl olumsuz etkilediğini
görmemiz gerekir! Çok yakında, Afganistan, Pakistan, İran ve Irak’ta meydana
gelebilecek depremlerle ilgili de bugün ben uyarıda bulunmak
istiyorum.Ülkemizde bombanın düştüğü
yerden başlayarak, tedbir amaçlı
çalışmaların yapılması gerektiğini size hatırlatmak istiyorum. Bilim
adamlarımızla ülkemize düşen bu bombanın zehirli oluşumlarını veya patlamayla
meydana gelebilecek etkilerini çürütecek bilimsel araştırmalar yapmalıyız?
Kral Boş : Ta oradan buraya bu tür şikayetler için
mi geldin?
Vali Fatih Bey : Efendim, bir kaç
kişiyi yakaladık… Ülkemize çok büyük zararlar verdiklerini, süikastlere,
cinayetlere, hatta uçaklarımızın düşürülmesine sebep olduklarını şahit ve belgelerle tespit ettik. Ama onları; sizi,
içişleri ve adalet bakanlarını referans gösterdikleri için serbest bırakmak
zorunda kaldık. Daha sonra da içişleri bakanımızın imzasıyla bana (cebinden
resmi bir evrak çıkararak) misafir Amka Birleşik Devletleri görevlilerini
mağdur ve taciz ettiğim ileri sürülerek açığa alındığımı ifade eden bu yazı
gönderildi.
Kral Boş : Aferin içişleri bakanına ! Sen hangi
hakla bizim Amka Birleşik Devletleri’ne eş başkan olduğumuzu görmezlikten
geliyorsun ?
Vali Fatih Bey : Efendim
vatanımızı savunmak, devletimizi korumak, milletimizi sevmek suç mu ?
Sonra bizi, çoluk çocuğumuzla bu
yaşımızdan sonra aç ve işsiz mi bırakacaksınız ?
Kral Boş : Evet vatanı savunmak, devleti korumak,
milleti sevmek suç! Sonra «ha hı evet... » demek varken bu işleri yapmak, ya da
vatanı, milleti savunmak, olabilecek depremleri düşünmek, halkı zehirleyecek
oluşumlardan bahsetmek sana mı düştü hı? İşsizlik bizim siyasi hayatımızı devam
ettirmemizin bir dayanağı! Biz aç ve yardıma muhtaç insanların çokluğuyla güç
kazanıyoruz. Korkmayın aç kalmazsınız… Çoluk çocuğunuzla gidin dağlara
ot yayılın… (Bağırarak) Şu utanmaza bakın… korktuğum adamlardan biri ta
burnumun dibine kadar geldi… (Ayağa kalkar, elindeki bastonuyla işaret ederek)
İşte ben bunlardan korkuyorum. Hergün endişelerimi devleştiren bunlar... Alnımın
ortasına süngü uçlarının dokunduğunu hissettirenlerden biri de bu!... Beni alaşağı etmelerinden önce, bunlara karşı tedbirimi almalıyım! Subay,
ilim adamı, siyasetçi, doktor, hakim, kasap, polis, öğretmen, öğrenci, mezarcı,
çoban, vali ne kadar vatansever varsa bir saniye dahi vakit kaybetmeden
tutuklayın! Muhafızlar götürün bu adamı! Çullanın üzerine... Gözlerine biber
gazı sıkın... Tazyikli suyla ıslatın bu haini! Gerekirse kaza süsü vererek
ortadan kaldırın!
Hayal : (İki elini yukarı kaldırarak)
Çüşşş!... Fazla ileri gittin salak! Asıl tutuklanacak kişi sensin... Sana
Peygamberimiz (S.A.) sözüyle bir hatırlatma yapayım : «Vatan sevgisi
imandandır.» Helal olsun Vali Fatih Bey’e!
(Muhafızlar önce Vali Fatih Bey’in
üzerine çullanırlar. Sonra apar topar götürürler… Zil (*) sesiyle perde kapanır)
(Zil sesiyle perde kapanır)
Üçüncü perde
(Zil sesiyle perde açılır)
Bilge Han : Bir zamanlar Bor’da
«Bıyıkzade Hoca» adıyla anılan bir zat vardı. Benim de yakından tanıdığım bu
kişinin marangozlar çarşısına girerken solda bir dükkanı vardı. Orada sadece Antakya sabunları satardı. Bu
kişiyi ziyaret edenler satın aldıkları burcu burcu kokan sabunlarla
bedenlerini, öğüt ve sözleriyle de kalplerini temizlerlerdi. İlçede yaşayan
vatandaşlarımızdan Fikri Efendi evine gece yarısı giren hırsızları, polisle,
yargıyla yakalattırmayı başaramayınca üzüntüye kapılır. Bir gün on yaşındaki
oğluyla oradan geçerken Bıyıkzade Hoca çağırır : «Ne o Fikri oğlum, gelirken giderken bir kaç
gündür senin oldukça üzgün olduğunu görüyorum. Her şeyin bir çaresi var... Sen inançlı bir
insansın!» der. Fikri Efendi de :«Geçen
gün evimizden hırsızlar bakır kazanlarımızı, leğenlerimizi çaldılar. Hanım ve
ben buna çok üzüldük hocam...» cevabını verir. Bıyıkzade Hoca, önce dünyayı ve
insanları tarif eder. Sonra ona aralıksız okuması için bir dua verir. O denileni yapar. Kırkıncı gece çaldıkları eşyaları
hırsızlar getirip evine bırakırırlar. Çalanlar da çok
geçmeden birer birer helâk olurlar. Yani burada Bıyıkzade Hoca Fikri Efendi’nin
derdine çare olacak bir tavsiyede bulunur. O da bu tavsiyeyi harfiyyen yerine
getirir. Hırsızları heba, Fikri Efendi’yi memnun eden dualardan ya da duaların
ulaştığı makamdan kralların haberleri olur mu? Olamaz… Onların dünyalarına ne
Fikri Efendi ne Bıyıkzade Hoca ne de yaratıcı giremez… Paralar, gemicikler,
etraflarında fır dönen dalkavuklar varken onlar asla gerçekleri de göremezler.
Neyin neye, nasıl ve ne şekilde etki yapacağı, sebeplerin hangi sonuçlardan
kaynaklandığı, sonuçların nelere dayandığı çoğu zaman bilinmez.
ALLAH’ın kanunları krallara,
fıravunlara, zalimlere hiç bir zaman fırsat vermez! Yüzüstü yere kapar onları…
Sonuçta iflah olmazlar.«Sizin korkularınızdan, korktuğunuz insanların haberleri
yok!» da diyemezsiniz onlara.
Sorgun : Sizin bu güne kadar bana bahsettiklerinizden
Kral Boş ve adamlarının haberleri olsaydı bulundukları yerlerde daha fazla
kalamazlardı.
Bilge Han : İnsansan eğer, görevlerin var : Susarak değil,
konuşarak... teslim olarak değil,
uyararak... eğilerek değil, dimdik durarak haksızlıklara karşı çıkacaksın!
Gözlerinle gülleri incitmeyecek, kuşları yaralamayacaksın... Sözlerinle
iyileri, doğruları, güzelleri incitmeyecek ve karalamayacaksın!
(Kral Boş parmaklarını ağzına
götürerek ıslık çalar. Saray erkanı ve hizmetkârlar koşarak gelirler. Her biri
Kral Boş’un karşısında hazırol vaziyetine geçerler)
Doktor : Ben saray doktoru Rasim,
kendinizi iyi hissetmediğiniz zaman bana bir ıslık çalın yeter... Bitki
özlerinden, hayvan gözlerinden yaptığım şifa veren ilaçlarımla emrinizdeyim efendim!
Dişçi : Ben Diş Doktorunuz Kazım, bir
probleminiz varsa kerpetenimle, pensemle, ilaçlarımla huzurlarınızdayım
efendim.
Aşçı
: Ben saray aşçısı Hazım, ağzınızı,
midenizi, bağırsaklarını rahatlatacak türlü türlü yiyecekler ve içeceklerle emrinizdeyim
efendim.
Masajcı : Ben saray masajcısı Nazım,
omuzlarızı, sırtınızı, ayaklarınızı dinlendirecek masajlar için hizmetinizdeyim
efendim!
Kalaycı : Ben saray kalaycısı Asım, iyi çalkalarım, güzel
kıvırırım, dilediğiniz gibi parlatır, istediğiniz gibi kaplarınızı kalaylarım
efendim!
Mezarcı : Emredin bir insan boyu hazırlayayım mezarı...
Şekil vereyim, isim yazayım, dilediğiniz gibi kazayım...
Kasap : Ben saray kasabı Kasım,
emredin hayvanları bacaklarından asayım... emredin kelleleri pişirerek
sırıttırayım!
Berber : Ben saray berberi Masum,
emredin çekeyim usturamı, dilediğiniz gibi kazıyayım... Size güzel anlar
yaşatmak için ottan boktan konuşayım. Türkü söyleyeyim, gazel okuyayım... «Kısa
zamanda çok sıkıntılar çektirdiniz milletimize... Ordumuzu taşladınız...
Tarımımızı imha ettiniz, çiftçilerimi dışladınız... İşçilerimizi, memurlarımızı
haklarını gasbederek haşladınız! Ona buna bağırdınız, onu bunu suçladınız! Caka
yapmak için sevgi gösterileriyle oyuncaklar verip, yalancıktan çocukları
okşadınız! »
Kral Boş : Şuna bak şuna… milletin avukatlığını yapıyor sanki? Kes
sesini ulan hıyar oğlu hıyar... Yazacak, söyleyecek
başka bir şey bulamadın mı? Muhafızlar! Muhafızlar! Çullanın şu berber bozuntusunun
üstüne! Ağzına biber gazı sıkın… Tazyikli suyla iyice ıslatın şu haini!
(Muhafızlar üzerine çullanırlar,
biber gazı sıkarak apar topar götürürler)
Çaycı : Ben saray çaycısı Mahsun,
emredin efendimiz çayınız, şekerli,
kokulu, taze, demli olsun!
Ayakkabıcı : Ben
saray ayakkabıcısı Tahsin, altın, gümüş, elmas işlemeli halis
köselelerden şekillendirdiğim, el
emeğim, göz nurumla hazırladığım, ayakkabı, terlik takunya ve çarıklarla
emrinizdeyim efendim...
Terzi : Ben terziniz Aysun, bir bayan
olarak, titiz, hassas altın, gümüş iplerle ve
işlemelerle hazırladığım, cepken, entari, beyikli pantolon ve donlarla
hizmetinizdeyim efendim.
Şair
: Ben saray şairi Yasin, içinde bulunduğunuz sıkıntılı anları dağıtmak
ve duygularımla sizin o geniş dünyanıza katkılarda bulunmak için yedi gün
üzerine yedi gün, yirmi dört saat üzerine yirmi dört saat emrinizdeyim
efendim... İsterseniz size bir şiirimi okuyabilirim ?
Kral Boş : Oku bakalım!
Şair
: Bu sabah yeni bir şiire hamileyim çocuklar... Çok yakında nur topu
gibi mısralar doğacak! Zıpkın gibi birilerine dokunacak, Sallayacak
geleceklerini, tehlikeye sokacak bencilliklerini...
Kral Boş : Kes sesini edepsiz... Bir erkek nasıl hamile olur? Yazacak, söyleyecek başka
bir şey bulamadın mı? Muhafızlar! Muhafızlar! Çullanın şu şair bozuntusunun
üstüne! Ağzına biber gazı sıkın… Tazyikli suyla iyice ıslatın şu haini!
(Muhafızlar üzerine çullanırlar,
biber gazı sıkarak apar topar götürürler)
Siyaset danışmanı : (İki gözü
görmeyen bir adam bastonuyla Kral Boş’a
yaklaşır) Efendim ben siyaset danışmanınız
Harun, gerek Amka Birleşik Devletleri Ajanlarına gerekse sizin ülkemizin
bölünüp parçalanması yönündeki kararlı adımlarınıza, o güzel açılımlarınıza
destek olmak için yüce emirlerinizi bekliyorum. Siz çok yaşayın yüce halife, mukaddes padişah, saygıdeğer peygamber!
Kral Boş : Muhafızlar... Muhafızlar! Nerede kaldı şu
bizim ilim adamı? Profesör Viddırıvızık...
Muhafız : (Koşarak gelir) Buyurun
efendim?
Kral Boş : Nerede kaldı şu bizim ilim adamı... Profesör Viddırıvızık?
Muhafız : Emirleriniz başlarımızın
üstünde efendim derhal araştırıp kendisine sizin onu beklediğinizi söyleceğim!
Bilge Han : Neredeyse tuvalete
uçakla gidecek! Avrupa’da devlet
yöneticileri gerektiği zaman kendi çaylarını kendileri pişirirler... Halk gibi yaşarlar, halk gibi mağazalardan alışveriş yaparlar... Bu yüzden
halkın arasına girmekten çekinmezler! Onların mütevazi hayatları vardır. Bu
şekilde bir ıslıkla otuz kişiyi kendilerine hizmet için peşlerinden
koşturmazlar. Kendilerini halife, padişah hatta peygamber ilan ettiren bu
aşağılık adamların hırslarının veya nefislerinin halifeleri, padişahları;
peygamberleri ve kralları olduklarını açık seçik görüyoruz.
Profesör : (Kral Boş’a yaklaşır) Buyurun efendim?
Kral Boş : Nerede kaldın ulan, Vıddırıvızık?
Profesör : İzah edeyim efendim.... Önce
önemsemezlikten gelerek bana uydurma bir isimle hitap etmenizi şiddetle
kınıyorum. Siz seçimlerden önce oldukça
mütevazi idiniz! Devletimizin başına geçmeden önce partinizin emperyalist
güçlerin maşası olacağınızı milletimize hiç bahsetmemiştiniz? Polisin sayısını artırarak, Ordumuzun
kahraman subaylarına iftira ve tertip yapmak suretiyle halka endişe vererek bir
korku imparatorluğu kuracağınızı açıklamamıştınız!
Kral Boş : Kes senini ulan!
Profesör : Bir dakika...Kral Boş bir dakika... Siz kime
ulan dediğini biliyor musun? Susturmadan önce beni iyi dinle. Biliyorsunuz ki ben hafızım. Üç üniversiteden
mezun oldum. Sen dahil yüzlerce öğrenci yetiştirdim. İlk dersimde : « Gönül
pencereni devamlı açık tut… Dik dur! Aşk yorgunu ol… Sana dokunmasın belirsizlikler!» dediğimi unuttun mu? Beni sana dokunan
belirsizlik gibi görme. Hiç olmazsa benim ilmime saygı göster. Çok yakınında
olmalarına rağmen neden senin üzerinde hakkı olan Bilge Han ve sana gece gündüz hizmet eden Sorgun’u
dışladın? Yazıklar olsun
(Işıklar söner ve açılır)
(Kral Boş, konuşmalardan oldukça
etkilenmiştir, rahatsızlanır, doktorlar etrafındadır.
Sarayın bahçesinden kral kıyafetli insanlar gelip geçerler. Gürültüler arasında «Kral hasta» sesleri duyulur)
Kral Boş : (Sedye üzerine
konulur) Neyim var benim? Ellerim, ayaklarım titriyor... Gözlerim görmüyor.
Bilge Han : Hukuka ve anayasaya
aykırı olarak, idari bir kararla bir cezaevinde ağır ceza mahkemesi kurdurak
yargısız cezalandırdığınız insanlara şimdi ihtiyaç duymaya başladınız!
Doktorlar (hepsi birden) : Efendim
sizi tedavi edecek doktorların doktorları olan profesörleri siz emir vererek
bir hiç uğruna daha önce tutuklattınız? Onları
havasız, rutubetli emniyet nezarethanelerinde ve hapishanelerde
çürüttünüz! Bazıları öldü, bazıları da ağır hasta!
Bilge Han : Kral Boş’a yaklaşarak konuşur. Ben
önceden herkesi uyarmıştım : Ülkemizi katiller yönetiyor, diye...
Kral Boş : (Yalvarırcasına
konuşur) Nefes alamıyorum... Konuştuklarınızı anlamıyorum. Söylediklerinizi
duyamıyorum... Bir şeyler yapın… beni kurtarın!
Bilge Han : Hani bir ıslıkla
etrafına hizmetkârlarını topluyordun? Şimdi ıslık çalacak gücü dahi kendinde
bulamıyorsun... Hani halifelik,
padişahlık, peygamberlik ve krallık taslıyordun? Konuşurken heybetinden adeta
yer titriyordu? Ne oldu sana? (Işıklar söner ve açılır)
Sorgun : Efendim Kral Boş’un cenazesini dört Amka
devleti ajanı kaldırdı. Halk sevinç
içerisinde. İnsanlarımız adeta bayram yapıyorlar.
Bilge Han : Zalimler, hainler,
gafiller asla sevilmezler. ALLAH’ın laneti onun ve onun gibi olanların üzerine
olsun.
Hayal : Maşalar, insanlara cennet vaat
edenler, sahte dindarlar, kendilerini aldatanlar, sahtekârlar, millet
düşmanları ve bölücüler bu ölüm size ders olsun!
Sorgun : Düşman ülkeler Kral Boş’un ölümüne oldukça
üzüldüklerini açıkladılar. Bundan sonra ülkemizde at koşturamayacaklarını
anladılar.
Bilge Han : O taş gömlek giydi.
Haksızlıklarla beslendi, zulümle ayakta kaldı. Çaresizlik içinde yaşadı…
Korkuyla öldü.
(Zil sesiyle perde kapanır)
Paris,
14.01.2010
(*) Zil : Sanç, zenç, ceng
Selam ve sevgilerimle.
Üzeyir Lokman ÇAYCI
Concepteur industriel - Architecte d'intérieur
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes
FRANCE
uzeyir.cayci@free.fr
------------------------------------------------------------------
http://monsite.wanadoo.fr/SEVGI/
http://uzeyircayci.sitemynet.com/fleur/index.htm
http://www.artmajeur.com/serap/
-------------------------------------------------------------------
Resim : Üzeyir Lokman ÇAYCI
![]()
![]()
İnsanlar ne
kadar yükseğe çıkarlarsa çıksınlar, hangi unvanı taşırlarsa taşısınlar,
Söyledikleri
sözlerin, yaptıkları hataların,
işledikleri günahların sorumluluklarından asla kurtulamayacaklardır.
Ilımlı İslam
yakıştırması bugün ülkemizde AKP ile birlikte anıldığı için toplumun tamamına
hitap etmemekte ve eleştirilmektedir. Yani toplumu bize sunulduğu gibi
hoşgörüye sevk etmediği gibi, emperyalist projeler içinde yer alması da bu
konuya alet alan kurumlarımızı töhmet
altına almaktadır. Peygamberimiz (S.A.) zamanından bu güne kadar hiçbir alim,
şeyhülislam, ilim adamı bu tabiri kullanmadı. Siyasilerin behtemsizliğini,
yöneticilerin beceriksizliğini, unutulan; ihmal edilen insanların
sorumluluklarını İslâm’a yükleyemezsiniz.
Emperyalist ülkelerin kuşatmalarıyla tahrip olan, bozulan, kaybolan
unsurları, dağılan değerleri, suçlanan nesilleri kurtarma yerine laf
oyunlarıyla görmezlikten gelemezsiniz! Geçmişten gelen kusurlar, eğitimsiz,
çıkarcı ve suçlu kişileri yönetici olarak devletin en önemli kademelerine
getirmektedir. Yöneticilerinden şikayet edilen bir ülkede adaletten, hukuktan,
insan sevgisinden, hizmetten bahsedemezsiniz.
Bu durumlarda laf ebeliği, safsatalar kurtarıcı reçeteler gibi
sunuluyor! Bu saçmalıklar bir emzik gibi
«Vay anasını be» diyebileceklerin ağzına veriliyor...
İlahî Nizam
isimli eserinin 223. sayfasında İmam-ı Gazâli, Yahya İbni Muaz’ın bir sözünü
nakleder : «Dünya şeytanın dükkanıdır, ondan bir şey çalma ki şeytan onu
istemeye gelip senden almağa kalkışmasın.»
¤ Kendi ordusuyla savaşan bir iktidarın
yönettiği, altı oyulmaya çalışılan bir ülkenin çağdaşlığı tartışılmalıdır!
Denizli’de 7 iş
adamının niçin intihar ettiklerini, Kuddusi Okkır’ın ölümünü, AKP döneminde 500 milyar
doları geçen iç ve dış borcumuzu, yine AKP döneminde yani 7 yılda 16 000
insanımızın intiharını, ülkemizdeki 13 milyon işsizi, Recep Tayyip
Erdoğan’ın 40 000 dolarlık elbise giydiğini bu ılımlı İslam tabirinin neresine
oturtacaksınız? 380 000’ne ulaşan polis ordusuyla ılımlılaştırılan ne?
İlahî Nizam
isimli eserinin 279. sayfasında İmam-ı Gazâli
Peygamberimiz (S.A.) ‘in bir
sözünü nakleder : «Sizden sonra bir kısım insanlar gelecek, yemeklerin
en iyisini yiyecekler, binitlerin en iyisine binecekler, kadınların en güzelini
nikâhlayacaklar, elbiselerin en güzelini giyecekler, küçücük mideleri olacak,
fakat doymayacaklar. Çok nefisleri olacak, kanaat nedir, bilmeyecekler. Sımsıkı
dünyaya sarılacaklar, akşamlayıp sabahlayacaklar. ALLAH’ı bırakıp dünyaya tapacaklar,
ALLAH’a değil dünyaya (nefis- heves ve arzularına) itaat edecekler. Hevây-i nefislerine
uyacaklar. Abdullah’ın oğlu Muhammed’den o günlere erişenlere tavsiye budur ki,
o kimselerle karşılaşınca selâm vermesin, hastalananlarının ziyaretine
gitmesin, ölenlerinin cenazelerine katılmasın, büyüklerine hürmet etmesin. Kim
(onlara selâm verir, hastalarını ziyaret eder, cenazesine katılır ve
büyüklerine hürmet ederse) Müslümanlığın
yıkılması için onlara yardım etmiş olur.»
Türk – İslâm
Ülküsü isimli eserinin 111. sayfasında Seyyid Ahmet Arvasi : «Malların, zenginliklerin ve üretim
araçlarının bir zümrenin eline geçerek, bir zulmün aracı durumuna gelmesi
tehlikesi, bilhassa 18. asırdan başlayarak ve gittikçe büyüyerek günümüze kadar
gelmektedir.» demektedir.
«Cumhuriyetin ilk yıllarında bazı reformların kültürel
kırılmaya/uyumsuzluğa neden olmasına rağmen, Türkiye’nin benzersiz kimliğini
oluşturan kaynaklar ve kültürel hususlar toplumun dokusunda muhafaza
edilmiştir.» deniliyor
«İslam
bu toplumda monolitik bir din değildir.»
Soru : İslam parçalanmış bir dindir mi demek
isteniyor? Bu söz neye ihtiyaç duyularak söylendi?
Monolithique :
(Sıfat) Tek parça taştan. (Mecaz) Sapasağlam, ayrılmaz.
(Söylenişli
Fransızca – Türkçe Sözlük, Sayfa 418, Nijat Özön, İnkılâp Kitabevi, 1988)
(En’âm Sûresi,
159. ayet) Dinlerini parça parça edip guruplara ayrılanlar var ya, senin
onlarla ilişkin yoktur. Onların işi ancak Allah’a kalmıştır. Sonra Allah onlara
yaptıklarını bildireceklerdir.
Peygâmberimiz (S.A.) şöyle buyurdu : Yahudiler yetmiş bir guruba
ayrıldı, birinden başka hepsi cehennemdedir. Benim ümmetim de yetmiş üç guruba
ayrılacaktır, birinden başka hepsi cehennemdedir. «O kurtuluşa eren gurup
kimdir ya Rasûlallah?» sorusuna cevaben : «Onlar benim ve ashabımın gittiği
yoldan gidenlerdir» dedi.
İlahî Nizam isimli eserinin 207. sayfasında İmam-ı Gazâli Peygamberimiz (S.A.) ‘in bir sözünü nakleder
: « Her hata, ilâhi ahlâk esaslarına uymayan hararetlerden doğar.»
İslamiyet
hoşgörü dinidir.
(Zuhruf
Sûresi, 89. ayet) (Nahl Sûresi, 61. ayet) (Bakara Sûresi, 256. ayet)
«Sizlere İslamiyet’te ılımlılıkla ile
ilgili olarak Türkiye’nin deneyiminden söz etmek istiyorum.
Türkiye’deki
İslam’la ilgili ılımlı bir anlayışın aynı zamanda farklı eğilimler, fikirler ve
görüşlerin Türkiye’de ifade edilebilmesi gerçeğine de bağlı olduğunu ifade
etmek isterim.» deniliyor.
Bu sözle ister
istemez ılımlı olamayan İslam’ın hoşgörüsüz olduğu, hoşgörüsüz bir İslam’ın da ülkemizde varlığı
ifade edilmektedir. İslam’ı ikilemekten, Müslüman’ı ikiye ayırmaktan
Utah’taki bir konferansta söz ediliyor!
Kim böyle diyor? : Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali BARDAKOĞLU!
Diyanetin
görevi öğretmek, aydınlatmak, problemler
varsa gidermektir.
Kuranı içine
sindiremeyenler ve taşkınlık veya aşırılık yapanlar varsa bunların sorumlusu
Diyanet İşleri Teşkilatıdır. Günümüzde bazı konularda Diyanet İşleri
teşkilatımızın AKP’nin baskısı ve müdahaleleri altında görev yapamaz hale
geldiği de konuşulmaktadır.
Milli Eğitim
Bakanlığı ve Diyanet İşleri Teşkilatı
ülkemizde yaşanan olumsuz gelişmeleri, cinayetleri, toplumda yayılan kötü
alışkanlıkları, intiharları bilim adamlarıyla işbirliği yaparak masaya
yatırmalıdır.
«Diyanet bu çeşitliliği tanımakta ve ılımlı,
hoşgörülü bir İslam’ı teşvik etmekte ve bu İslam kavramını kucaklamaktadır.» denilmektedir .
1° İslam’ı çeşitlendirmek
2° Çeşitlendirilmiş İslam’ı tanımak
3° Ilımlı İslâm’ı teşvik etmek
4° Ilımlı İslam kavramını kucaklamak
Soru : Neden,
ılımlı İslam dışında kalan Müslümanlarla ilgili görüş, gösterilecek tavır,
kucaklanıp kucaklanmayacaklarıyla ilgili bir ifade yer almıyor?
«Bugün Müslüman dünyaya baktığımızda demokratikleşme ve
devlet-din ilişkileri konusunda çok sayıda sorun görürüz. Bazı ülkelerde
İslam’ın demokratik olmayan politikalar ve otoriter rejimlerin
meşrulaştırılması için kullanıldığına şahit olmaktayız. Politik meşruiyet için
İslam’ın yanlış kullanımı sorununa kritik bir bakış getirme zamanıdır. İslam
insan haklarını, politik katılımı, sivil girişimleri, adalet ve eşitliği teşvik
etmektedir. Hiçbir zaman İslam Allah adına fikirlere baskı yapmaz. Eğer
Türkiye’de ılımlı bir İslam anlayışına sahipsek bunu tüm sorunlara rağmen
Türkiye’deki demokratik kültürün oluşumuna borçluyuz.» deniliyor.
ALLAH (İslâm’daki çeşitliliği,
yani bölünmeyi ve ılımlılığı emretmemektedir)
Bugün Müslüman dünyaya bakıldığı zaman ortaya çıkan sorunlar İslam’la
ilgili değildir! Kusur Müslüman olduğunu söyleyen tıpkı ılımlı İslam kavramını
gereksiz olarak gündeme taşıyan,
emperyalist devletlere hoş görünmek için taviz veren yöneticilerden,
idarecilerden kaynaklanmaktadır.
Bilinerek, öğretilerek,
yaşanılan, ışığını Kuran’dan ve Peygamberimizden alan İslam’a ılımlı İslam
denemez! Hurafelerle yozlaştırılmış,
çıkar ve toplumu aldatma vasıtalarıyla tanınmaz hale getirilmiş, siyasetle iç
içe geçmiş cemaatlerle özelliğini kaybetmiş bir İslam’a biz ılımlı İslâm
denildiğini görüyoruz. Yani hırsızlık yapanlar, evrakta tahrifat yapanlar,
sahte evrak düzenleyenler, kalpazanlık yapanlar, adaletsizlik yapanlar, fakir
ve fukaranın haklarını gasp edenler,
çocuklara tecavüz edenler, bölücülük yapanlar ılımlı İslâm’dan
bahsediyorlar. Bu bahsettiğim ifadelere yüzlerce örnek göstermek mümkündür!
Diyanet İşleri Teşkilatı bu kavramdan kendisini uzak tutarak Kuran diliyle,
Peygamber (C.C) buyruğuyla hareket etmelidir! Diyanet İşleri Başkanı, kendisi
için bu da bizden dedirtmek isteyen ve ılımlı İslam’ı savunan Utah
Üniversitesi’nde değil, kendi lisanımızla Kuran’ı ve İslâm’ı Selimiye
Camisinde, Sultanahmet Camisinde anlatmalıdır.
Bazı Müslüman ülkelerde takip edilen katı ve hoşgörüsüz politikaları
İslam’a bağlamak ne kadar yanlışsa, İslâm’ın ılımlılaştırıldığı zaman mükemmel
olduğunu söylemek de, hoşgörüyü ılımlılıkla açıklamak da yanlıştır!
İslam ve Müslüman’a bir tek pencereden bakmak
«Müslüman alimler artık otoriter rejimleri ve baskıcı
siyasi kültürleri desteklememelidir.» deniliyor.
Müslüman alimleri besleyen Müslüman görünen siyasetçilerdir. Bugün
bahsi geçen ülkelere Türkiye’den bugünkü AKP’li yöneticiler tarafından yapılan
taltifler henüz hafızalardan silinmemiştir. Oradaki yaşanılanların bir
benzerinin AKP eliyle ülkemizde yapılanmakta olduğuna dair söylenenler ise
ılımlı İslâm parolasıyla varılmak istenen ana yolu, uygulanmak istenen asıl
projeyi işaret etmektedir.
LE MONDE Gazetesi’nde cikan Guillaume Perrier imzalı Türkiye analizinde
geçen bir iki cümleye dikkatinizi çekiyorum : Üçüncü Dünya Savaşı, Türkiye'den
çıkabilir... Türkiye, son ve büyük bir hesaplaşmaya doğru gidiyor. Bu ülke
korkulduğu gibi ırka ya da dine dayalı bir bölünme yaşamadı. Daha korkunç ve
daha temel bir bölünmeye gidiyor. Cumhuriyet boyunca süren "kültürel bölünme".
Bu artık iyice keskinleşti.» deniliyor. Gerçekleri İslam dışında ararsanız,
hata tekrarlarıyla, göremediğiniz tahribatların önünü açma yolunda aldığınız
rollerle suçlanabilirsiniz! Sizi İslam dışı bir karenin içine alarak hem kendi
çokluklarını gösteriyorlar, hem de yapmak istedikleri projelerin sessiz ve daha
hızlı gerçekleşmesi için gayret gösteriyorlar.
Türk – İslâm Ülküsü isimli eserinin 111. sayfasında Seyyid Ahmet Arvasi
: «Bilhassa iki asırdan beri dünya
milletleri, büyük sermayedârların (kapitalistlerin)
gücü ve istismarı karşısında tarifsiz
ıstıraplar duymaktadır. Bugün «uluslararası
şirketler» adı altında dünyayı
pencerelerine alan bu kapitalistler, isterlerse cihan harpleri çıkarabilmekte,
isterlerse hükümetler yıkıp , devletleri ve milletleri bölmektedirler.
İsterlerse satın aldıkları ve kiraladıkları kadrolarla bir milletin dinini,
dilini vicdanını
yakalayabilmektedirler.» demektedir.
Farklı dinlerle birlikte yaşama olgusu nasıl
yorumlanıyor?
Ilımlılık aynı zamanda farklı dinlerin birlikteliğini
kabulü de gerektirir. Türkiye çeşitli dini topluluk mensuplarının anayasa ile
korunduğu ve Türk vatandaşı olarak görüldüğü sistemi ile bunun güzel bir
örneğini sergilemektedir.
Farklı dinlerle birlikte yaşama olgusunu İslam’ın ılımlı oluşuyla
açıklanamaz. Siz bir ülkenin 27 etnik guruptan oluştuğunu söylerseniz, her
gurubu kışkırtan bir emperyalist projeyi harekete geçirmiş olursunuz. Farklı
dinlerle birlikte yaşama ahengi adil, eşit
ve ölçülü hizmetlerle devlet tarafından sağlanır. Eğitimle,
kucaklayıcılıkla ve hoşgörüyle bu olgu güç kazanır. Bir tarafta farklı
dinlerden bahsedeceksiniz, diğer taraftan da her şeyi sadece ılımlı İslam’la
izah etme kusuruna gireceksiniz? Bu bakış açısı bazı gerçeklerin üstlerini
örter, doğacak sorunların çözümlerini güçleştirerek tahribatları da artırır...
Dinin dünyevileştirilmesi gayretleri
Müslüman olmayanlar üzerinde İslamlaştırma ya da zorla
değiştirme baskısı kurulmamalıdır. İslam, herkesin kendi dininin gereklerini
yerine getirmesi düşüncesini tamamen desteklemektedir. Benzer bir şekilde, Batı
dünyası da Müslümanları ya da diğer dini toplulukları Hıristiyanlaştırma
politikaları izlememeli ; bu politikayı sürdüren kiliseleri desteklememelidir.
Sosyal ve/veya ekonomik olumsuzluklar ve zor yaşam koşulları din değiştirme
için araç olarak kullanılmamalıdır.