ÜZEYİR LOKMAN ÇAYCI

 

 

 

T(aş) Devrinin adamları

 

Oynayanlar :

 

Türkiye

Gönül

Gerçek

Cuma

Asker, Subay, Öğretmen, Öğrenci, Eczacı, Memur,

Bakkal, Çiftçi, Ziraatçı, İşçi, Anne, Baba, Vatandaş.

 

(Üzerlerinde siyah elbiseler bulunan oyuncular ellerindeki bayraklarıyla yerlerini alırlar. 

Sahnede taşlar, kayalar, çiçekler ve bir masa  bulunmaktadır.

Duvarlarda ağlayan insanların ve Cumhuriyet mitinglerinin resimleri, Atatürk portreleri bulunmaktadır.)

 

Gönül : (ney sesi duyulur)

Sırlar âleminde gezinen biriyim

Dostlarıma ve düşmanlarıma söyleyin...  henüz ölmedim, diriyim!

 

Gönül :

Ben de deniz subayı idim!

Yiğit ve inançlı komutanlarım vardı...

Bugün ülkemizde ordumuza ve vatanseverlere düşmanların yapamayacakları

Zulümlerin, iftiraların, tertiplerin yapıldığını görüyoruz!

Silahlı Kuvvetlerimize, subaylarımıza, vatanseverlere dil uzatanların dilleri kopsun!

 

Türkiye :

Türk Silahlı Kuvvetlerinin onurunu, Türk Milletinin bekasını düşünmeyenler,

Türkiye’nin gelişimini ve yücelmesini istemeyenler elbette ki yapılan iftiralara, tertiplere, ihanetlere destek olacaklar!

Emekli Orgeneral Hurşit Tolon’un tahliyesine karar veren İstanbul 12’nci Ağır Ceza Mahkemesi Hakimi Necat Ede’nin,

"Kurumsal baskı altındayım" diyerek davadan çekilme sebebini,

Sergilenen adaletsizlikleri ve hukuksuzlukları görmezlikten gelenler, bakın ne diyorlar?

Lagendijk'ten «Balyoz Operasyonu» yorumu : «Askerlerin de gözaltına alınabilmesi iyi bir şey!»

 

The Economist’te yazılanlara bakın :

«Türkiye'de darbe ihtimali sıfıra yakın; generaller acınacak halde!»

«Bir AKP milletvekili; “Erdoğan hiçbir tavsiye ve eleştiriyi kabul etmiyor.

Bir tirana dönüştü” diye fısıldadı».

«AKP'nin sanatçıya hoşgörüsü yok!»

«Adalet ve Kalkınma Partisi’nin liderleri sık sık partilerinin kısaltmasının anlamının ak,

Temiz olduğundan söz eder. Ama artık değil… Yolsuzluk iddiaları dürüstlük imajını sarsıyor»

 

Gerçek  :   

İçte ve dışta söylenilenlere bakın!

«Wall Street Journal,  Ankara’da kansız bir iç savaş yaşandığını yazdı.»

«Los Angeles Times gazetesi : Hükümet kan davasını bırakmalı

«Fransız Le Monde gazetesi yerel seçimlerde

Diyarbakır belediye başkanlığını almak için, AKP’nin “bir elde Kuran bir elde kömür” dolaştığını yazdı.»

«Baro başkanları, ak parti'yi eleştirdi»   

 İstifa eden vekil Feyzi İşbaşaran  AKP'yi eleştirdi...

AKP Ankara Milletvekili Zekai Özcan partisini sert sözlerle eleştirdi.   

«Deniz Hakyemez : AKP kırıp döktüklerini bu sefer toplayamayacak»

«Deniz Baykal  : “Türkiye’de tetikçi yargıç ve savcı var”,“Türkiye işgal altında”,“Malta sürgünleridir bunlar”»

 

Kusur sahipleri eleştiriye bile tahammül edemiyorlar !

«Mersin’de bir öğretmen, Başbakan Erdoğan ve AKP’yi eleştirdiği gerekçesiyle sürgün edildi»

«Trabzon Basın-Yayın Enformasyon İl Müdürlüğü Şube Müdürü Nilüfer Akgün

AKP ve hükümeti eleştirdiği gerekçesiyle görevinden alınarak Ankara’ya sürüldü!»

«Devlet Denetim Elemanları Derneği Genel Başkanı Ergüven AKP’yi eleştirdi, diye görevden alındı»

«Hakkari’de, AKP’yi eleştiren imam görevinden alındı!»

«Erzurum Milli Eğitim Müdürü Fevzi Budak 10. kez görevinden Alındı»

Hoşgörüsüz bir zihniyetle karşı karşıyayız!

 

Türkiye :

Millet olma ülküsünü, devlet olma meziyetini, insan olma şerefini yüreklerinde taşımayanlara,

Türk ordusunu aşağılayanlara, aşağılatanlara biz asla iyi gözle bakmıyoruz

Unutulmamalıdır ki

İnsan onurunu düşünmek vicdan işi, insan haklarına saygılı olmak ise  erdemliliktir!

 

Öğretmen :

Eğitimden anlamayanlar bizi yönetmeye çalışıyorlar. Eğitim kurumlarını ticarethane,

Öğretmenleri tezgâhtar, öğrencileri müşteri, velileri yolunacak tavuk gibi görüyorlar!

 

Öğrenci :

Bizi yok sayıyorlar... Yarınlarımızdan endişeliyiz...

Milli bir politika yerine dışlayıcı bir yola girdiler...

Şanlı ordumuza yaptıkları baskılarla subay olmaktan korkar hale geldik!

 

Gerçek  : 

Bir zamanlar birileri

İstanbul’da çöp, çukur, çamur kalmadı diyorlardı!

Size Dilara’dan ve çukurlardan bahsedeceğim...

İstanbul Bahçelievler’de

Onun ölümüne sebep  oldu aynı kişiler

Yolun tam ortasında

Çukur açtılar... günlerce kapamadılar...

 

O çocukça heyecanlarıyla güven içinde yürüdü... koştu

Ve çukura düştü...

Azgın ve kirli sular sardı bedenini

Sürüklendi dere ağzına kadar kanalizasyon içinde

Tanınmaz hale geldi ve orada boğuldu Dilara!

 

28 Şubat 2007 tarihinde

«Belediye cinayeti» diye başlık attı gazeteler

Sorumlular hiçbir şey olmamış gibi

Arkalarındaki koruma ordusuyla

Havalarını atmayı sürdürdüler

Bahçelievler'de Ağustos 2004'te

Bir evde su basması sonucu

3 kişinin hayatını kaybetmesi gibi

Çabuk unutuldu... unutturuldu Dilara!

 

İçindeki sesi dışarıya at :

T(aş) devrinin adamları...

T(aş) devrinin adamları!

 

Gönül :

Sonuna kadar kapım açık gönül erlerine

Hesap sormam yakın saltanat delilerine!

 

Cuma :

Abdestini aldı, temiz duygularla koyuldu yola

Cuma namazını kılmak için gidiyordu

ALLAH’ın evine...

Yaşlı adamı tam Eyüp Sultan Camii önünde

Yakaladılar onlar...

Hiç aklından geçirmemişti azgın ruhların

Kendisine engel olacaklarını

Hiç düşünmemişti insafsızca itilip kakılacağını...

Koruma ordusu ona da acılar,

Kötü anlar yaşattılar...

Ne işleri vardı camide

Allah’ı ve kullarını tanımayanların...

Suç odakları hâline gelen günahkârların?

 

Türkiye :

Bir zamanlar Bor’da

Zafer İlkokulu karşısındaki mezarlıktan demiryolu geçirilmesine

Bizim dinimize aykırı diyerek izin vermez... karşı çıkar

Alman Demiryolu Mühendisi Dedewal...  O gayesine ulaşır, mezarlığı yıktırmaz!

Çok geçmeden

Bizimkiler mezarlığı talan eder, «Üstün Park ismiyle» park haline dönüştürürler...

Annelerinin babalarının izlerini kaybedenler en ufacık bir ses dahi çıkaramazlar!

Bugün de aynı zihniyet din maskesi altında kalplerimize girmeye,

İçimizdekileri yıkmaya çalışıyorlar...

O günün mezar düşmanları bugün ordu ve işçi düşmanlığıyla kendilerini ifşa ediyorlar!

Gözaltı,  tutuklama, işkence, dayak, bibergazı, tazyikli su, tartaklama, iftira, tertip,  baskı ve kelepçe ile

Kendilerini kabul ettirmek istiyorlar!

 

İçimizde yaşattıklarımıza mahsustur tarihimize, dinimize, şehirlerimize, köylerimize,

Ölülerimize, dirilerimize, kurumlarımıza ve değerlerimize kötülük yapmak...

Dahası var

Yapılan iyilikleri unutmakta

Çıkar için

Suç yamamakta  ve kalp kırmakta

Analarımızı, babalarımızı, kardeş ve akrabalarımızı

Kapımızın dışına koymakta, dışlamakta oldukça mahiriz...

 

Gönül :

Giremem içlerine karanlık duyguların

Düşmanıyım ben güven eriten kurguların!

 

Eczacı :

Kendilerini dev aynasında görenler

Eczanelerimizi kapatmak istiyorlar! Her attıkları adım yaralayıcı

Her yaptıkları karalayıcı...

Bunlara asla vatansever diyemem!

 

Türkiye :

Koskoca bir millete

Çok görüyorlar huzuru

Kara zihniyet

Huzur düşmanları

İntikamcılar, Türk’üm diyemeyenler,

İnsan avcıları,

Din dışında yaşayan

Gösteriş Müslümanları...

Suçlarını kendilerine sermaye yapanlar...

T(aş) devrinin adamları!

 

Gönül : (Bastonunu göstererek)

Elimde bana yol gösteren âsâm... vatanı sevmektir yasam

Değişmez içimdeki bayrak, kitap, Allah sevgisi... uyusam, uyansam!

 

Gerçek  :  

Defile yeri değil camiler

Propaganda alanı gibi görüyorlar her yeri...

Sert bakışlarıyla, çirkin sözleriyle

Yolsuzluklarıyla, iftiralarıyla,

Kaba ve kontrolsüz davranışlarıyla

Tanıyoruz biz onları...

 

İçindeki sesi dışarıya at :

T(aş) devrinin adamları...

T(aş) devrinin adamları!

 

Değerler cenaze arabasında

Korkular hemen onun arkasında...

Gül koklamaya gittin

Diken battı yüreğine...

 

Taşa söylesem  bu sözlerimi... dayanamaz... taş ağlar!

T(aş) devrinde hiç  sevilmez...  adam gibi adamlar!

Sevgi yiğitlikle anlam kazanır... aşk asil yürekte gelişir ve çağlar.

 

Ziraatçı  :

Milletimizin geçim gücü tahrip oldu...

Hayvan varlığımız ve ekili alanlarımız azaldı...

Hak ve hukuk duygusu imha edildi

Adalet AKP siyasetinin dayatması altında!

 

Anne :

Anaları ağlattığınız yeter!

Evlatlarımıza acı çektirenler, iftira edenler, haksızlık yapanlar

Bizi işsiz,  aşsız bırakanlar 

Bize zulmedenler asla inançlı olamazlar!

 

Baba :

Fırsatlar göç ediyor

Umutlar eskidi kollarımızda

Hainler esiyor... gürlüyor

Devlet eritiliyor dağ başında!

 

Öğrenci :

Çocuklar  babalarını beklerken ihtiyarladılar

Ben geleceğimden korkuyorum!

Gazetelerin devleti yönettiğini

Gazetecilerin polislik, savcılık hakimlik yaparak

Vatanseverleri sorguladıklarını, yargıladıklarını ve tutuklattıklarını görüyorum!

 

Türkiye :

Yasa ve hukuk tanımadan

Devlet güçlerini ve yandaşlarını kullanmak suretiyle

Kendi ordusunu, savunmasız insanları darbeci diye suçlayarak

Düşman ilan edenler ve dünyaya rezil edenler

Suç işliyorlar...

 

Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarına terörist damgası vuranlara ben dost diyemem...

Deniz Baykal’ın

Hükümetin açılım projesi mayınlarla dolu

«Türk Bayrağı’na neden alerjiniz var?» gibi

Sözlerine ve sorularına bugüne kadar cevap veremediler!

Ağızlarından kontrolsüz çıkan sözlerinden sonra

«Aaaaa yanlış anlaşıldım, ben böyle söylemek istemedim» diyerek sık sık çark ediyorlar.

Adalet ve Kalkınma Partisiyle bugün ülkemizde

Kalkınma sıfır! Adalet tartışılır hale geldi...l

 

Öğretmen :

Anneler gününde aynalar kırıldı

Göçmen bir çocuk ayağından vuruldu

Afişlere taşındı gözyaşları

Kuşlar kafeslere konuldu.

 

Gönül :

İncitmem bir sineği dahi... haksızlığı asla sineme çekemem

Namerdi ayaklarımın altına alırım... kutsallarımı düşmanlara çiğnetmem!

 

Türkiye :

Hey dalkavuklar... uyurgezerler...  duygu katilleri, pasifleştiriciler

Tanımadığınız adamları alkışlaya alkışlaya mezara sokacaksınız!

 

Çiftçi :

Ürettiklerimizi satamıyoruz... Bizi de yok saydılar...

Ananı da al git diyerek aşağıladılar!

 

Gerçek  :  

Korkuları, kaprisleri, yabancı ülkelere verdikleri tavizleri

Ülkemizi talan eden hukuksuzlukları

Haksızlıklarla elde ettikleri zenginlikleri, malları

Devlete olan güveni yok eden icraatları

En sırlı, namusumuz denilecek yerlere  kadar girerek aramaları

Huzursuz ediyor, yaralıyor insanları ve kurumları!

 

Vatandaş :

Cebimizde paramız var mı, yok mu?

Aç mıyız, susuz muyuz? Hiç umursamadılar!

Enayi gibi gördüler bizi... aldattılar, kullandılar, her yerde dışladılar...

 

Gönül :

Her an dipdiri, taze, güçlü tutarım imanımı

Ölürüm, öldürürüm korurum, yüce milletimi, vatanımın her yanını!

 

Gerçek  :  

Kuddusi Okkır’ı, Prof. Dr. Uçkun Giray’ı

İftiralarla yıpratarak

 Öldürenler... ölümüne sebep olanlar

Ergenekon iftiralarıyla yaralananlardan

Tabip Yarbay Nursal Gedik’i,

Devlet Övünç Madalyası sahibi

Emekli Jandarma Albay Abdülkerim Kırca’yı,

Kıdemli Yüzbaşı Olgun Ural’ı,

Emekli Albay Belgütay Varımlı’yı,

Yarbay Ali Tatar’ı

Kıdemli Kurmay Albay Berk Erdem’i

Astsubay Âdem Zorba’yı

Emekli Yarbay Süleyman Oral Özçağatay’ı

İntihar ettirenler, intihar etmelerine sebep olanlar

Veya intihar süsü vererek öldürenler

Keyfi bir kararla cezaevinde mahkeme kurarak

İnfaz kurumu olan cezaevi ile adalet dağıtan mahkemeyi birbirine karıştırdılar!

Ne diyorlar gazeteciler : «Bülent Arınç’ın gafları siyasi literatüre girdi»

«Fişlemeci  AKP'li Avni Doğan'a suç duyurusu!»

Sadece bu mu daha neler var neler?

 

Sayenizde

Korkulan oldu

Bir eser kalmadı o güzelim birlikteliklerden.

Ne sokak ismi kaldı

Ne de meydanlar ?

Anılarımızı sildiniz… süpürdünüz…

Tarihimiz ve kültürümüz

Bilinmezliğe kaydı.

 

İçindeki sesi dışarıya at :

T(aş) devrinin adamları...

T(aş) devrinin adamları!

 

Gönül :

Baskılar onur düşmanlarının işi... asla adil olamazlar

Kin ve nefretle dolu olanlar sorumluluk taşıyamazlar!

 

Türkiye :

Ergenekon mağduru

Özel Harekât Dairesi Başkanı Behçet Oktay'ın

Ve Askeri Hâkim Yarbay Tanju Ünal’ın

Ölümlerine sebep olanlar...

Öldürenler

Sorgulanmalılar, yargılanmalılar ve cezalandırılmalıdırlar!

 

Vatandaş :

Ben Türk Ordusunu taşlayanlara insan diyemem

 

Gönül :

Hani hukukun üstünlüğü, demokrasi ve adalet vardı?

Korku saldılar tacizleriyle... egemenlik, özgürlük ve itibar sözde kaldı...

 

Gerçek  :  

Trafik kazaları süsleriyle geçiştirilerek

kaybettiklerimizden

Emekli albay Birol Atakan'ın

Hazine Kontrolörleri Kurulu Başkanı Hikmet Esen’in

Şüpheli ölümlerinde

Kimin parmağı var?

Yeri, zamanı, görevleri ele alınarak

Bu olaylar

Masaya yatırılmalı ve hesapları sorulmalıdır!

 

Gönül :

Susanlar, görevlerini yapmayanlar, himayelerindekileri korumayanlar,

Zalimlerle işbirliği yapanlar, paslaşanlar

Acizliğe düşenler, güçsüzleşenler, güçsüzleştirilenler, mağdur edilenler...

 

Baba :

Sadece kendi çocuklarınızı düşünerek

Bizim ailelerimizin, çocuklarımızın olduğunu unuttunuz!

Adil, insaflı ve ölçülü olamadınız!

Devletimizi ve ülkemizi dilediğinizi yapacağınız bir çiftlik gibi görüyorsunuz!

 

Türkiye :

Ergenekon tertipleriyle

İlimden, bilimden, öğrencilerinden, çevrelerinden, annelerinden, babalarından, yavrularından

millete hizmetten koparılan

Prof. Erol Manisalı’nın,

Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal’ın,

İnönü Üniversitesi eski rektörü Prof. Fatih Hilmioğlu’nun,

Uludağ Üniversitesi eski rektörü Mustafa Yurtkuran’ın,

Ve...

Emekli Tümgeneral Levent Ersöz’ün,

Emekli  Orgeneral Hurşit Tolon`un

Emekli Tuğgeneral Veli Küçük’ün

Hastalanmalarına sebep olanlar

İncitici, acıtıcı, huzur bozucu

Yeni yeni tertipler için

Hâlâ iş başındalar...

 

Gönül :

Gazetecilikle politikacılık...siyasetle, din birbirlerine karıştırıldı

Adaletsizliklere, hukuksuzluklara ve gerginliklere millet alıştırıldı!

 

Türkiye :

Atlantik ötesinde hazırlanan senaryolarla

Ergenekon soruşturması adıyla

Uydurma iddialarla

Yetkilerini ve görevlerini aşarak

Güney Deniz Saha Komutanı Koramiral Kadir Sağdıç

Ve Foça Çıkarma Gemileri Komutanı Tuğamiral Mehmet Fatih İlhan’ın ifadesini alanlar

Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner’i gözaltına alanlar

Türkiye Cumhuriyetini ve Atatürk’ü  yargılayanlar

Yani meydanι boş bulanlar

Ne ALLAH’tan korkuyorlar, ne de kuldan utanιyorlar...

Yarın kendilerine dönerse bütün bu suçlamalar

Sahi o zaman ne yapacaklar?

 

Gerçek  :  

Hani demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti deniliyordu ülkemize?

Ablasını öldürmekten 20 yıl,

Öz yeğenini satarak fuhşa aracılıktan 2 yıl,

Nüfus cüzdanı sahteciliğinden 6 yıl,

Ruhsatsız silah taşιmak suçlarιndan hapis cezaları alan bir kişinin verdiği ifadelerle

Arslan gibi insanları... kahramanları suçlayanlar...

Devletimize neleri yamadιklarιnι, neleri yerlerinden oynattιklarιnι biliyorlar mι?

 

Türkiye :

Bir anda Çeşme’ye bağlı Dalyan Köy’de Sigortacı Mete Sokak, 4233 Sokak oldu...

Niğde’nin Ulukışla köyünde içme suyunda arsenik ölümcül seviyeye ulaştı...

Büyüksofulu ve Gerdibi köylülerinin içme sularına gözlerini diken para düşkünleri

Duymuyorlar... anlamıyorlar, vatandaşlarımızın  acılı öykülerini!

Bize yabancılaştırıldı  mahallelerimiz, sokaklarımız, eğitim sistemimiz, hastanelerimiz, suyumuz, havamız...

Partizanlıklar... şehirlerimizin sahipsizleştirilmesi, insanları hiçe sayan uygulamalar,

Yolsuzluklar... yoksulluklar ve kapanan işyerlerimiz...

Denetlenmeyen binalar, tüylerimizi ürperten olaylar :

Esenyurt'ta 3 katlı,  Sancaktepe’de 4 katlı,

Beykoz'da 3 Katlı, Fatih'te 5 katlı, Eminönü'nde 3 katlı,

Şirinevler’de 6 katlı, Samatya’da 2 katlı,

Konya’da 11 katlı

Ankara Keçiören'de 4 katlı,

 Çöken binalar ve ölen insanlar...

Bir gerçeği daha size hatırlatmada fayda var :

Göçük altında kalanlar çabuk unutulacak!

12. titreşimin ne anlama geldiğini sonra açıklayacağım...

 

Çiftçi :

Parçalamanın siyaseti bu olsa gerek...

Mağdur etmediğiniz adam kalmadı

Utanın anaların ağızlarını kapatırken

Tartaklarken yaşlı insanları

Tekel işçilerini!

Üretimi, tarımı, işsizliği, fakirliği yönetebildiniz mi?

 

Subay :

Bize düşmanların yapamayacaklarını iktidar sahipleri yapıyorlar!

 

Gönül :

Aptallarιn akιllιlarla mücadelesi : İşsizlik, ilgisizlik, yoksullaştιrma... Oyunun ilk perdesi...

Küçük düşürme, aşağιlama, yιpratma, iftira...  açılım...

Her birisi birer bölücülük projesi!

 

Gerçek  :  

Kötü niyetin kurgularını açıklama zamanı geldi...

Demokrasiyle, hürriyetle, hukukla hiç bağdaşmayan

Özel yetkili başbakan, milletvekililleri, polisler, hakimler,  savcılar, gazeteciler,

Yandaş zenginler gündemden hiç düşmüyor!

Hırsın kalın perdesi yırtılırsa ne olacak?

 

Özelleştirmelerle ortaya çıkan afetler

Sorumsuzluklara kapı açtı...

Güvenliksizlik, tecrübesizlik, partizanlık ve bilgisizlik bir araya geldi

Yüzlerce insanı kaybettik, henüz bitmedi facialar...

Balıkesir’in Dursunbey İlçesi’nde 17 kişi öldü grizu patlamasıyla!

18 işçi ise yaralandı...

2006 yılına dair Çalışma Bakanlığı verilerine göre

772 maden işletmesinden yalnızca 47 tanesinin maden ocağı kurma izni var

ve yalnızca 87 tanesi işletme belgesine sahip. 469 işyerinde ise işçilerin sağlık raporları tutulmuyor

İşçilere genel çalışma şartlarıyla ilgili eğitim vermeyen işyeri sayısı ise 222...

"Ağır ve Tehlikeli İşler Yönetmeliği"ne de uyulmuyor.

 

Ülkemizde eğitim bilinçli olarak çökertildi

Kusur haritalarıyla kanunlarι, hukuku  ve insan haklarınι çiğneyenler

Ülkemizde sergiledikleri anayasa dιşι  uygulamalarıyla

Yargıya baskı yapanlar                                                   

Ömer Faruk Eminağaoğlu’nun : «Yargı çok büyük saldırılara muhatap oldu.» 

Sözünden  hiç mi hiç etkilenmediler!

 

Uygulanmayan, umursanmayan Anayasa ihlâlleri ülkemizi kuşattı...

İşte, eğitimde, ahlâkta, moralde çöküşün

Sahipsizliğin ve sorumsuzluğun örnekleri!

Hakkari Valiliği'nden şok yazı ! "Şemdinli'ye keşfe gelirseniz can güvenliğinizi sağlayamayız"

Afyonkarahisar'da sobadan sızan karbonmonoksit gazından zehirlenen 4 kişi öldü.

Evli kadını kaçırıp tecavüz ettiler

Ankara’nın Gölbaşı ilçesinde 4 yaşındaki bir çocuk, kurt köpeği tarafından parçalanarak öldürüldü.

10 000 kot işçisinden 5 000’i hastalıkla pençeleşiyor...

Gaziantep'in Nizip İlçesi'nde 3 yaşındaki çocuğu vahşice katlettiler!

Van'da 19 öğrenci zehirlendi...

Kahramanmaraş'ın Andırın İlçesi'nde 16 yaşındaki lise öğrencisi kendini tavana asarak intihar etti.

11 yaşındaki kız çocuğu kendisini iple tavana astı.

10 yaşında kız çocuğu boğazı kesilerek öldürüldü...

Anaokulu, 5 yaşındaki çocuğu, ders sonu velileri gelmeden sokağa bıraktı.

Alişan ve halasι polis tarafindan dövüldü

Avcılar’da bir genç polis tarafından tartaklandı

Doktor, polisler tarafından inanılmaz bir şekilde dövüldü

Diyarbakır'ın Ergani İlçesinde, Milli Eğitim Şube Müdürü Ahmet Armutoğlu, polisler tarafından dövüldü

Hakkari'de taş attığı için polis tarafından öldüresiye dövülen çocuğu, Korgeneral Yurdaer Olcan hastanede ziyaret etti..

Polis tarafından dövülen üniversiteli gencin ödem ve iki kırığιna sağlam raporu verildi!

23 Nisan'da polis tarafından dipçikle dövülen çocuk 93 gündür konuşamıyor!

Şanlıurfa çocuk yuvasında intihar...

Lise öğrencisi kalp krizinden öldü.

Adana’da 17 kişilik çeteyi ele veren genç kıza kaçırılarak tecavüz edildi.

13 yaşında hamile kaldı...

12 yaşındaki kıza toplu tecavüz.

Antalya’da üniversiteli kıza villada tecavüz!

İstanbul’da Kuran kursunda 4 yaşındaki erkek çocuğuna tecavüz edildi!

Yanlış ilaç 6 aylık bebeği komaya soktu.

Sübyan koğuşunda skandal...

11 yaşındaki öğrenci ve okulda pompalı dehşeti!

Türkiye'nin «köle» cocukları...

Taş atan çocuklara 23 yıl istendi!

2 yaşındaki çocuk vahşice öldürüldü!

13 yaşında, Başbakan ile mahkemelik...

«Adapazarı'nda iki lisenin öğrencileri arasında çıkan tartışma sokağa taştı»

Tarih önündeki sorumluluklarını unutanlar...

Neye, kime, niçin arkalarιnι dayadιklarιnι bilmeyenler...

Binlerce utanç veren olaylarι bize hazmettirmek istiyorlar...

Anneannem seccadesinin üzerinde

Beddualar eritiyor hainleri...

Dostlarımı bıraktığım yerde bulamadım!

 

İçindeki sesi dışarıya at :

T(aş) devrinin adamları...

T(aş) devrinin adamları!

 

Türkiye :

Kara sesler türetiliyor...

Hasta ruhlar dolaşıyor etrafımızda!

 

«Başbakan'ın Oğlu Gemi Almış!..»

«Gemiyi satan işadamı da İETT arazisi ihalesini kapmış... Tesadüfe bakın!»

«Başbakan saygı sınırını aştı»  bunun gibi ve buna benzer haberlerin dolaştığı bir dönemde

Muş’un Sütlüce Köyü gibi binlerce köyde  yağmur sonrası kanalizasyonlar taşıyor

Halk feryat ediyor... İnsanlar endişeler içinde yüzüyorlar...

 

Muğla'da çok sayıda evi ve Kemerburgaz iplik fabrikası gibi 10 fabrikayı su bastı!

Aksaray Gözlükuyu köyünü sel bastı evler su altında kaldı...

Adana`nın Karataş ilçesinde ev  ve iş yerlerini su bastı...

Edirne'yi Sel Bastı!

Yalova’nın Çınarcık İlçesine bağlı Koru Beldesi’nde onlarca evi sel bastı

İstanbul’da E-5’i sel bastı

Sarıyer'de evleri yine su bastı…

Kumbağ'da 4 bin ev sular altında…

Yağmur yağdı, yolları sel aldı.

Baraj kapakları açıldı sel bastı

Bursa'nın Nilüfer ilçesinde 4 mahallede 500'den fazla ev ve iş yeri sular altında kaldı.

Marmara, Akdeniz ve Ege sular altında…

Bütün bunlar olurken size hizmet etmeleri gerekenlerin

Sizin için herhangi bir tedbir aldιklarιnι gördünüz mü?

Onlar başka işlerle uğraşarak…uğraştιrarak, dertlerinizi, endişelerinizi umursamayarak

Huzuru size çok görüyorlar!

 

Gerçek  :

Bizi yönetmek için yola çıkanların umursamazlıkları karşısında gelişen

Ve yüreklerimizi  acıtan Türkiye manzarası!...

«Muş'un Bulanık İlçesi'nde 14 yaşındaki gelin intihar etti...»

«Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi'nde tedavi gören bir kadın,

6. kattaki odasının penceresinden atlayarak intihar etti.»

«Öğretmen intihar etti...»

«Bulanıma girdi intihar etti»

«Şişli'de Handan Ziya Öniş İlköğretim Okulu müdür yardımcısı intihar etti...»

«Tefeci 13 yaşındaki kızını isteyince intihar etti...»

«Denizli’li Tekel işçisinin kızı, arkadaşıyla intihar etti»

«Sokak ortasında öldürüp, intihar etti»

«Zonguldak'ta, genç bir kadın kendini başörtüsüyle asarak intihar etti.»

«Kocaeli'nde bir işadamı evinin balkonundan atlayarak intihar etti.»

«Çorum’da hemşire intihar etti»

«10 yılda 401 Jandarma intihar etti»

«Aydın Emniyet Müdürlüğü’nde görevli bir polis memuru görevi başında intihar etti.» 

Binlerce olayı irdeleyin... Paranın, çıkarın  ve şatafatın üzerine oturanları da sorgulayın!

Biz neredeyiz?

 

Gönül :

İş, aş, makam, partizanlιk ve taltif için

Kariyer, liyakat, dürüstlük ve inanç önemli değil, onların adamı olmak yeterli!

 

Gerçek  :   

Hastane imamı, müdür yardımcısı oldu 

İmamdı müdür oldu.

Eğitime imam müdür atandı.

Bir imam daha müdür oldu!

Ankara otobüs terminali mescidinin imamı RTÜK'te sayman oldu...

AKP Milletvekilinin imam kardeşi hastaneye müdür oldu!

AKP'li vekilin oğlu ÇED Müdürü oldu!

AKP'li bürokrat TRT'ye müdür oldu!

Eski AKP`li vekil müşavir oldu

Bilal Erdoğan'ın öğretmeni müdür oldu...

Cumhurbaşkanı'nın küçük oğlu Mehmet Emre Gül kendi şirketine müdür oldu.

 

Türkiye :

AKP’li Kadir Topbaş’ın ağabeyi Mustafa Latif Topbaş

Dünyanın en zengin 100 kişisi arasında yer aldı... Halk yoksullaşıyor!

Açlardan, fakirlerden haberleri olmayanlar

«İstanbul’a 2 milyon 136 bin YTL değerinde 8 milyon 300 bin lale diktiler.»

«Tayyip Erdoğan'ın yakın arkadaşı işadamı Fettah Tamince dokuz yıldır vergi vermiyor...»

Olur kardeşim her şey olur...

İşlerine ne geliyorsa onları

 yaparlar...

Askerlerimize, işçilerimize, zenginliklerimize dokunanlar

Dokunulmazlıklara dokunamazlar...

 

Türk basının Türkiye`de tarihin en özgür döneminden geçmekte olduğunu söyleyenler

Yaptıkları işin ciddiyetini, söylediklerinin doğruluğunu cezalandırırcasına

Ufuk Akkaya ve Deniz Yıldırım’ı niye tutuklattıklarını da açıklasalar ya?

 

Türkiye :

Özürlüleri, hastaları, yaşlıları, emeklileri, çocuklarι,  hamile bayanları, çalışanları umursamayanlar

Kas hastalıkları derneği yöneticilerini ve engellileri sokağa terkediliyorlar

Niğde Cemil Meriç Görme Engelliler İlköğretim Okulu’nu da kapattılar!

 

Gönül :

Sen uçarak, ben zıplayarak  bir gemicik sahibi dahi olamadık...

Adamlar aşureye çevirirken her şeyi,  biz uyuduk uyanamadık!

 

Gerçek  : 

Söyleyin bana...

Kendilerini kontrol edemeyenler ülkeyi yönetebilirler mi?

 

Koltuk sevdalıları, çıkar düşkünleri

Neyi, niçin alkışladığını bilemeyenler...

Haksızlıkları sırtlarında taşıyanlar...

Bütün olumsuzluklara gözlerini kırpmadan «evet» diyenler...

Deniz Baykal’ın ifadesiyle hukukun ırzına geçenler

Bizi baskιlarla hizaya getirmeye çalιşanlar

Yandaşlar üreterek

Atatürk’ü dahi tarih kitaplarından kaldırma yoluna girdiler

 

Türkiye :

Gemicikler, mücevher mağazaları, pahalı elbise ve ayakkabılar

Göz kamaştıran yüzükler...

Gazete patronlukları, genel müdürlükler

Yedi yıldızlı otellerde saltanat sürdürenler...

Suç üreticileri… güven tüketicileri…

Nasıl kurulduğu bilinmeyen aile şirketleri,

Yetkilerini kötüye kullanarak devlet bankalarιndan faizsiz kredi çekenler!

 

Gönül :

Kendileri, çocukları, yandaşları servet üzerine servet kattılar

ALLAH’ı unutanlar zamla, zulümle milleti ağlattılar!

 

Gerçek  :   

Unutulanlar... görülmeyenler... görünmeyenler

Çocuklar... anneler... babalar!

Bir tas çorba parası ve gelecekleri için soğukta tir tir titreyen insanlar... «tekel işçileri...»

 

İçindeki sesi dışarıya at :

T(aş) devrinin adamları...

T(aş) devrinin adamları!

 

Türkiye :

Kaybolan yargı bağımsızlığı

Ortadan kalkan hukukun üstünlüğü

İmha edilen yargıç güvencesi…

 

Gerçek  :   

Devletin bütün kurumlarında kadrolaşma ve kuşatma var!

Gizlenmiyor şimdi servet üzerine servet katanlar

Bize neler neler gösterecek yarınlar...

Bugün kötülük yapanlar

Yarın yalnız ve desteksiz kalacaklar...

 

Gönül :

AKP hükümetinin gerçekleştirdiği olumlu bir  tek şey gösterin bana

Yaptιklarιnιn yanlarına  kâr kalmayacağιnι söyleyin onlara!

 

Türkiye :

Miskinlik ve suskunluk sana hiç yakışmıyor!

Vakit kaybetmeden

Bayrağını ve sancağını al eline

Atatürk’le birlikte çık meydanlara...

Kahramanlığınla kükre, şanlı tarihinle şahlan, Türklüğünle öğün

Ayağa kalk haysiyet... gür bir şekilde haykır  gerçekleri... özlerine gir insanların...

Sor onlara :  «Sesiniz neden çıkmıyor, siz erdemliğin neresindesiniz?»

Doğrul, kendine gel... Haksızlıklara boyun eğme!

Üzerine düşen görevleri yap... Çık içinden problemlerinin!

Dertlerine ortak ol acı çekenlerin.

Yarım bilgileriyle, aşağılık halleriyle seni eleştirenlere  göster aydınlığın, hakikatin, ilmin derinliğini

Kabe’yi nurlandıran güneş gibi ol...

Onların yüreklerine, sevgini, inancını ve kararlılığını yükle!

 Çirkinliklerini teşhir et, kirli duygularını dağıt... kötü amaçlarını parçala...

Dalkavukluklarını, insafsızlıklarını darmadağın et...

Aşağıya indir demirden perdelerini...

İğrenç yüzlerini açığa çıkart!

Sen kahraman...  sen asil... sen yüce bir milletsin!

 

(Mehter marşıyla perde kapanır)

 

Üzeyir Lokman ÇAYCI

İstanbul, 27.02.2010

 

 

 



 

AKP suç odağı haline geldi 1

 

 

Üzeyir Lokman ÇAYCI

 

 

AKP milli birliğimizi tehdit ediyor!

 

Recep Tayyip Erdoğan, sosyal, psikolojik ve fiziki olarak, Türk Silahlı Kuvvetlerini,  vatanseverlerimizi, onların ailelerini, yakınlarını, iş arkadaşlarını ve tüm milleti etkileyecek şekilde  heder eden, hedef haline getiren, aşağılayan bir uygulamaların içerisine girmiştir.

Kurumlarımız AKP yönetiminin içinde bulunduğu hukuk dışı durumları ve  yoğunlaşan anayasa ihlallerini soruşturmaya, uyarıya ve kınamaya cesaret edemez hale getirilmiştir.  Kollektif, «yandaş medya ile» «anayasa dışı» «yasalara aykırı» bir güç oluşturularak, devlet imkânları kötüye kullanılarak bir çok kişinin ölümlerine, intiharlarına sağlıklarının bozulmalarına, onur ve haysiyetlerinin aşağılanmalarına sebep olunmuştur.

 

AKP’yi uyaranlar

 

Zerre kadar inanç ve duyarlılık taşıyan bir kişi dini ve vatanı için bu zihniyete karşı tavır takınmak zorundadır. Bu zihniyet daha fazla zararlı olmadan, anayasal çerçeve içerisinde yargılanmalı ve cezalandırılmalıdır.

 

Eski Sağlık Bakanlarından Rifat Serdaroğlu’nun 05.01.2010 tarihli Habercem’de yayınlanan, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Bakanlara gönderdiği uyarı mektubunda işaret ettiği noktalar yutulacak ve sindirilecek cinsten değil!  Bakın ne diyor :

¤  «Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Başbakan, Sayın İçişleri Bakanı, üçünüz de ateşle oynuyorsunuz. Böyle giderse, oynadığınız ateş sadece sizi değil, ülkeyi de yakacak. Ülkemizin gözbebeği iki kuruluşunu, Asker ve Polisi nasıl düşman hale getirdiniz, farkında mısınız? Nedir sizin derdiniz?»

¤  Görmüyor musunuz? Memleket çocukları birbirini vuracak, haberiniz var mı?

¤  Sayın Başbakan Kamuoyundaki kanaat, bu yaşanan çirkinlikler tamamen sizin bilgi ve talimatınız dâhilinde olduğudur.

¤  Tuttuğunuz yol yanlıştır. Devleti ve Milleti bir arada tutmak sizin görevinizdir. Lütfen hatadan dönünüz.

¤  Kendisi ABD’de yaşayıp, vatan evlatlarını birbirine kırdırmak isteyen CIA uzantılarına ve onun art niyetli yazarlarına lütfen inanmayınız, dolduruşlarına gelmeyiniz.  Sayın İçişleri Bakanı Allah korusun, güvenlik güçleri arasında ölümle, yaralama ile sonuçlanacak bir çatışma olursa, bunun hesabını yasaların ve Türk Milletinin huzurunda verebilir misiniz? Böyle bir feci olayın, tarih önünde de sorumlusu sizsiniz.

¤  Bir masa etrafında toplandığınız da, Sn. Genelkurmay Başkanından almak istediğiniz fakat alamadığınız bilgi var mı? Hem toplantı yapacaksınız, hem kamuoyuna “uyum içinde çalışıyoruz” diyeceksiniz, hem de polisi askerin üstüne salacaksınız. Böyle devlet yönetimi olur mu?

¤  Geçmişle hesaplaşmak istiyorsanız hedefiniz yanlıştır. TSK sizin siyasi rakibiniz değildir. T.C Devletinin temel direklerinden biridir.Ayrıca geçmişle hesaplaşmak isteyen siyasetçilerin, öncelikle kendi geçmişlerinde karanlık bölgeler kalmamalıdır.Hafızalarımızda Sn. Cumhurbaşkanının, Avrupa Birliği karşıtı TBMM konuşmaları, Eşi Hanımefendi’nin Türbanı sebebiyle T.C Devletini Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine şikâyet edişi, her yere “NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE” yazmanın ilkellik oluğunu söylemesi, taze olarak durmaktadır.

¤  Sn. Başbakanın Tarikat liderlerinin önünde diz çökmesi, evrakta sahtecilik ve ihaleye fesat karıştırmak gibi ağır cezalık dosyalarının dokunulmazlık sebebiyle beklemesi, kendisinin servetinin hesabını verememesi, çocuklarının aniden zenginleşmesini izah edememesi, Filistin için isyan ederken, Irak’ta Müslümanların öldürülmesine, tecavüze uğramasına seyirci kalması gibi yüzlerce olay dün gibi hatırlarımızdadır.

¤  Sn. İçişleri Bakanının Kırıkkale Üniversitesi Rektörlüğüne aday olduğunda, Üniversitede irticai yapılanmaya geçit verdiği için Rektör yapılmayışı, Habur Sınır kapısında teröristleri, Müsteşarına karşılatması, Emniyetteki tarikatçı örgütlenmeyi desteklemesi gibi onlarca yanlış aklımızdadır. Hesap soracak insanın, öncelikle kendi hesabını verebiliyor olması gerekir.»

 

Ateş bacayı sardı, yangın büyüyor

 

¤  Yargıtay Başkanı Hasan GERÇEKER’in   « Kurumlar arasındaki güven sorunu, güvensizlik ortamı mutlaka aşılmalıdır. Ateş bacayı sardı, yangın büyüyor, yargı bağımsız değil...» ifadeleri karşısında sorumluluk duyacak, hatalarını kabul edip özür dileyecek bir kişi görmeniz mümkün mü?

 

AKP yöneticilerinin milletimize ve devletimize hizmet etmek için iktidar olmadıkları bizzat onların kendi sözleriyle, tavırlarıyla, icraatlarıyla doğrulanıyor!

 

Yüzlerce yolsuzluk dosyası içinde yüzen bir AKP zihniyeti ülkemize iyi bir gelecek vaat etmiyor!  Bize görünen sadece aile şirketleri, oğullar ve kızlar değil... Haksız kazançlar, yolsuzluklar, devlet imkanlarını ve iktidar olma gücünü kötüye kullanmalarıyla ilgili yüzlerce karanlık özelleştirmeler, ihaleler, partizanlıklar, ölümler, intiharlar, iftiralar, tertipler suç duyuruları ve davalar var! Yasa ve Anayasa ihlalleriyle ayakta duramayacak hale gelen bir iktidar bize huzur vermiyor, ülkemizin durumu hiç iyi görünmüyor...

 

Gazetelere yansıyan ihlaller ve yolsuzluklar bugüne kadar yalanlanmadı

 

¤  Devletin 52 milyon dolara aldığı otel, bir süre sonra 25 milyon dolara AKP yandaşı bir şirkete satılarak, devlete 27 milyon dolar zarar ettirildi.

¤  Antalya’ya bağlı Döşemealtı Beldesi'nin AKP'li Belediye Başkanı Nurettin Tursun ve ailesi sahte belgelerle devleti milyonlarca YTL dolandırmakla suçlandı.

¤  İETT'de , 100 milyon Avro'luk yolsuzluk ve usulsüzlük yapıldığı gerekçesiyle soruşturma başlatıldı

¤ CHP, AK Parti’li Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’nin 120 bin metrekarelik arazi üzerinde imar değişikliği yaparak eski belediye başkan adayına sattığını iddia etti. İddiaya göre, araziyi 14 trilyona alan kişi 3 gün sonra 87 trilyona başkasına sattı. Yani AKP AKP  trilyonluk vurgun yaptırdı.

¤  Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'ın oğlu Erkan Yıldırım Almanya'daki Santour GmbH firmasından aldığı 200.000 Euro ile İtalya'da bir gemi satın aldı. Binali Yıldırım, milletvekili olmadan önce bu firmanın Genel Müdürüydü. Pekiyi, Binali Yıldırım'ın oğluna 200.000 Euro para veren şirkete nasıl bir kıyak yapıldı? Türkiye Denizcilik İşletmesi'ne ait bir gemi ihalesiz olarak, Santour GmbH firmasına kiralandı!

¤ 3 milyon 751 bin dolara özelleştirilen Sümerbank'ın arsasının sadece bir bölümü 13 milyon 750 bin dolara satıldı!

Sümerbank'ın 50 yıl önce kurduğu Pamuklu Mensucat A,Ş,, 13 Temmuz 2005′te, Özelleştirme Yüksek Kurulu'nca 3 milyon 751 bin dolara, 47 ortaklı Ortak Girişim Grubuna (OGG) satıldı. OGG'nun başında AKP'li Manisa Belediye Başkanı Bülent Kar bulunuyor

¤  Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu. Ceylan Grubu'ndan, banka borcuna karşılık 52 milyon dolara Antalya'daki Deluxe Resort Otel'i aldı, Karşılığında da Ceylan Grubu'nun 52 milyon dolarlık borcu silindi. Devletin 52 milyon dolara aldığı otel, bir süre sonra 25 milyon dolara AKP yandaşı bir şirkete satıldı. Devletin bu ticaretten zararı tam 27 milyon dolar.

¤  Devletin 51 milyon dolarlık fabrikası, AKP yandaşına 1.1 milyon dolara satıldı. Gerçek değeri 51 milyon dolar olan Balıkesir SEKA Kağıt Fabrikası 1,1 milyon dolara AKP yandaşı Albayraklar A.Ş.'ye satıldı. Selüloz-İş Sendikası, mahkemeden fabrikanın satışını iptal ettirdi. Ancak bu arada şirkette 12,7 trilyonluk bir varlık kaybı tespit edildi (yaklaşık 10 milyon dolar). Halkın vergisiyle kurulan birçok şirket, AKP yandaşlarına bu şekilde peşkeş çekildi.


¤ 12.07.2007 tarihinde,  Cumhuriyet Gazetesi’nde yer alan Murat KIŞLALI’nın haberi : «TÜRK TELEKOM: AKP hükümeti, yılda 2.5 milyar dolar kâr eden Türkiye'nin stratejik açıdan en önemli kuruluşu Türk Telekom'u 1.31 milyar doları peşin 1 milyar 180 milyon dolarlık 5 taksitle sattı. Böylece Oger Telecom'a, kuruluşu, kârının yüzde 60'ına yakın bedelle satın alma olanağı tanındı. Hükümet, satıştan hemen sonra kurumlar vergisini yüzde 30'dan yüzde 20'ye indirerek şirketin kârlılığını da yüzde 50 artırdı.

 

TÜPRAŞ: Hükümet, uluslararası piyasalarda rafineri talebinin tepe noktasına ulaştığı ve siparişle ancak 6 yılda rafineri yapılabilen bir ekonomik ortamda, 35 milyon ton rafinaj kapasitesi olan Tüpraş'ı 4 milyar dolara sattı. Satıştan sonra Başbakan Recep Tayyip Erdoğan , Türkiye'deki akaryakıt kaçakçılığının 18 milyar dolara ulaştığını bildirdi. Tüpraş'ın yüzde 14.76'sı ise, başka hiçbir aracı kuruma haber verilmeden borsa değerinin yüzde 8 altına Global Yatırım'ın sahibi Mehmet Kutman aracılığıyla İsrailli Ofer ailesine satıldı. Özelleştirme rakamına göre 752 milyon dolar kamu zararı oluştu.

 

ERDEMİR: Hükümet yassı çelikte Türkiye'de tekel konumunda bulunan ve kuruluş değeri 7 milyar dolar olarak kabul edilen Ereğli Demir Çelik Fabrikaları'nı 2.8 milyar dolara sattı.

 

MADENLER: Seydişehir'deki Eti Alüminyum tesisleri, beraberinde bir hidroelektrik santral olduğu halde, Başbakan Erdoğan'ın hemşerisi ve Karadeniz Otoyolu Projesi ile Samsun'daki mobil santral nedeniyle üç bakanın Yüce Divan'da sorgulanmasına neden olan Rizeli müteahhit Mehmet Cengiz 'e 305 milyon dolara satıldı. Yargının Cengiz'in önceden aldığı Eti Bakır ile beraber Eti Alüminyum'un satışının yürütmesini de durdurmasına karşın, Erdoğan'ın başkanlığındaki Özelleştirme Yüksek Kurulu, Murgul'daki maden tesisleri ve hidrolelektrik santralı ile Samsun'daki değerli arazilerin de Cengiz'e satışını onaylamaktan çekinmedi.

 

LİMANLAR: Mersin Limanı 755 milyon dolara TAV ile Singapurlu SPA'ya devredildi. Devirden sonra liman faaliyetlerinde dış ticareti durduracak sıkıntılar yaşanırken liman ücretlerinin de yüzde 50 artırılması anlamına gelen düzenlemeler yapıldı. Mersin'deki bu sıkıntıya karşın, İzmir Limanı'nın 1 milyar 275 milyon dolara Global-Hutchison Wamphoa ortaklığına devredilmesi işlemleri sürüyor.

 

SEKA: Özelleştirme İdaresi piyasa değerini 55, teknik değerini 51 milyon dolar olarak belirlediği SEKA Balıkesir'i, Başbakan Erdoğan'a yakınlığıyla bilinen Yeni Şafak'ın sahibi Albayraklar'a 1.1 milyon dolara sattı. ÖİB satışta temel seçenek olarak SEKA'ya "7.5 milyon dolar" değer veren indirgenmiş nakit akımları yöntemini kullandı. Değer tespit raporunda 40 milyon dolarlık piyasa değeri biçilen SEKA'nın Aksu İşletmesi de, Milli Gazete'nin sahiplerine 3.5 milyon dolara satıldı.

 

HAVALİMANLARI: Yap-işlet-devret yöntemiyle yaptırılan havalimanları, rekabetin kısıtlandığı ihalelerle devrediliyor. TAV grubu İstanbul Havalimanı İhalesi'ni 2005 Haziran'ında 3 milyar dolara alırken bu yıl IC İçtaş-Fraport Antalya Havalimanı'na 3.2 milyar dolar, Limak-GMR-Malaysia Airport Holding Berhad da Sabiha Gökçen Havalimanı'na 3.1 milyar dolar teklif verdi. Ancak ödemeler 15 ile 20 yıla yayıldığı için üç ihalenin bugünkü gerçek değeri toplamda 3 milyar dolara ancak ulaşıyor.

 

TMSF SATIŞLARI: TMSF elinde olan, çoğunluğu Genç Parti Genel Başkanı Cem Uzan 'ın ailesine ait Telsim, çimento fabrikaları, Star Grubu gibi şirketleri yaptığı açık artırmalarla satışa çıkardı. TMSF'nin toplam "ticari ve iktisadi bütünlük" satışı 2006 sonu itibarıyla 5.3 milyar dolara ulaştı. Bunun 4.5 milyar dolarını Telsim oluşturdu. TMSF belirlediği muhammen bedelin altında teklif gelen radyoları satmazken, 19.5 milyon dolar muhammen bedel belirlediği Star gazetesini, muhammen bedelin yarısından da düşük bir değerle, 8 milyon dolara Erdoğan'a yakın bir gruba sattı.»

 

Benim bir çok kez değişik vasıtalarla yaptığım açıklamalarım nedense hep gözden kaçırılıyor. Deprem şimdi teknolojiyle oluşturuluyor. Önce bölgeye nükleer deneme veya tesadüfen düştü denilerek bomba atılıyor. Sonra bu deprem bombalarının yer altından yatay ve dikey hareketleri sağlanıyor. Önceden tespit edilen projeler istikametinde zamanlaması yapılıyor! Sonra patlatılıyor. Yer sarsıntıları ile binalar yerle bir oluyor ve insanlar ölüyor. Emperyalist ülkeler o bölgeye üşüşüyor. Acılı ailelerin çocukları  veya kimsesiz çocuklar batı ülkelerine kaçırılıyor, emperyalist ülkeler askerlerini oraya gönderiyor, yardım adı altında işgaller başlıyor. Yarın bir gün orada terörist gurup oluşturularak Irak’ta, Pakistan’da, Afganistan’da olduğu gibi insan avına başlanacak. Yani sizin aptallarınızla, hainlerinizle, gaflete düşürülen yöneticilerinizle ülkeniz sinsice, sessizce ve gizlice ayaklarınızın altından kayıp gidiyor. Siz vatansız, bayraksız, tarihsiz, anasız, babasız, mezarsız, dinsiz ve imansız yani «Kuran’sız» kalıyorsunuz!

 

AKP ülkemizi ne hale getirdi!

 

Nerede AKP varsa orada problem var :

¤  09.06.2006 tarihli Hürriyet Gazetesi,  Tufan TÜRENÇ : «AKP yolsuzluk sarmalına dolanmış»

¤  12.05.2006 tarihli Cumhuriyet Gazetesi : «AKP Yolsuzluk Batağında»

¤  10.10.2008 tarihli Radikal Gazetesi : «AKP yolsuzluk raporunu gizlemiş»

¤  18.08.2008, ANKA Haber Ajansı, Deniz Baykal : «AKP yolsuzluk odağı»

 

 

Yetimlerin hakkını yedirmem diyen Recep Tayyip Erdoğan’ın 726 koruma görevlisiyle kime karşı, neden kendisini koruma ihtiyacı hissettiğini açıklaması gerekiyor!  Suç işleyen, halktan kopuk olan insanlar korku içerisinde yaşarlar. İnsan onuruna zarar vererek hayatlarını sürdürürler. Sadece yakınlarını düşünürler, yetim hakkından bahsetmeleri de hiç inandırıcı değildir. Bu tür insanların dinle, imanla, ALLAH’la ilgileri de olamaz. Onların ALLAH’ı para, taltif ve aldattıkları insanların alkışlarıdır!

Bakın aşağıdaki haberlere! Dine, inanca, ahlâka ne kadar ters ve düşündürücü! Bunların arkalarından gidenler kara kara düşünmelidirler!

 

«AKP’de fuhuş skandalı…», «AKP toplantısında skandal ölüm», «AKP'li belediyeden skandal rehber», «Kim Bu Skandal AKP'li Bakan?», «AKP'li başkanın seks skandalı», «AKP'li belediyede 'sahte imza' skandalı», «Isparta'da AK Parti skandalı», «Balıkesir'de AKP'li vekil skandalı!», «AK Parti'de 2. Dişli skandalı», «Skandal! AKP'li Vekilin Eşinden Atatürk'e Büyük Hakaret», «AK Parti İstanbul'da skandal!», «AKP Tuzla'da büyük skandal», «AK Parti’li skandal hukukçu kim?», «AKP'de hayat kadını skandalı», «AKP mitinginde skandal iddia!», «Enerji Bakanlığı'nda skandal atama», «AKP’de rüşvet skandalı», «Bakanlığı ve AKP'yi sarsan skandal...»,  «Acaristanbul'da Skandal Üstüne Skandal»

 

Bir günlük haber ve makale başlıkları ülkemizin hazin halini anlatıyor :
¤  17.01.2010 tarihli Yeniçağ Gazetesi : «Bayrağımıza çirkin saldırı gerilim yarattı»

¤  17.01.2010 tarihli Yeniçağ Gazetesi :  MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural : «Türk kimliği yok edilmek isteniyor»
¤  17.01.2010 tarihli Yeniçağ Gazetesi : «Başbakan bu defa yargıyı hedef aldı»

¤ 17.01.2010 tarihli Yeniçağ Gazetesi :Türkiye Partisi Genel Başkanı Abdüllatif Şener : «Erdoğan'dan usandık artık»

 

 

Bakın diğer ifadelere :

¤  04.02.2010 tarihli Yeniçağ Gazetesi’nden Arslan BULUT :  «Tayyip'i üzmek Allah'ı değil; ABD'yi üzmektir!»

¤ 19.02.2010 tarihli Yeniçağ Gazetesi’nden Sabahattin ÖNKİBAR : «Taha Akyol, TRT’den kaç on milyar alıyor?»

¤  20.02.2010 tarihli Yeniçağ Gazetesi’nden Arslan BULUT :  «Ey Türk, AKP işini gücünü elinden alıyor!»

¤  20.02.2010 tarihli Yeniçağ Gazetesi’nden Sabahattin ÖNKİBAR :  Daha önce yazdım yine yazıyorum.   Kargaşalar yaşanmaksızın Cemaatler, AKP ve Tayyip Erdoğan iktidarını teslim etmeyecek!

¤  20.02.2010 tarihli Habercem :  AKP'li vekilden şok sözler! AK Parti Milletvekili Avni Doğan, «Ergenekon'a mensup kişilerin 40 sene boyunca halkın belirli kesimlerini fişlediğini öne sürdü. Doğan "Şimdi biz onları fişliyoruz, sıra bizde» dedi.

¤  20.02.2010 tarihli Habercem :  «Samsun'da bir ilköğretim okulunun kantininde uyuşturucu ticareti yapıldığı belirlendi.»

 

Maşalara maşa olmak

 

Eh sizin yanlış seçimleriniz, bilgisizliğiniz, gafletiniz size değişik şekillerde geri dönüyor. Ne yazık ki son pişmanlık da para etmiyor!

Henüz bunlarla ilgili bir çok şeyi bilmiyorsunuz. Karanlıkta kalan, vatanı milleti, bayrağı ve dini hiçe sayan tüylerinizi ürpertecek gizli icraatlar bir gün önünüze getirildiği zaman kendinizi suçlayacaksınız! Ama iş işten geçmiş olacak.  Kuddusi OKKIR’ın ve intihar edenlerin katilleri arasında yer almamak için bugünden tedbirinizi alın!

Devleti yıpratanlarla işbirliği yapmanın sorumluluğunu size kim hatırlatacak?

İmam-ı Gazâli İlahî Nizam isimli eserinin ;  207. sayfasında: « Her hata, ilâhi ahlâk esaslarına uymayan hararetlerden doğar.»

Aynı eserin 257. sayfasında: «Kişi, arkadaşının meşrebindedir. Sizden her biriniz kimlerle ve hangi meşrepteki(huydaki, ahlâktaki) insanlarla dostluk kurduğuna dikkat etsin.»

119. sayfasında ise  : «Müslüman o kimseye denir ki, insanlar onun elinden ve dilinden ezâ-cefâ görmezler, zarara uğramazlar.» şeklinde, Peygamberimiz (S.A.) ‘in  sözlerini nakleder.

Kimyâ-yı Saadet isimli eserinin 514. sayfasında  İmam-ı Gazâli : Resûlullah’a (S.A.V.) «kibir nedir?» diye sordular. «Doğruyu kabul etmemek ve insanlara hakaret ile bakmaktır!»

AKP yöneticilerinin sıfatlarına, sözlerine, icraatlarına bakarak dolaylı yoldan desteğinizin nerelere kadar uzandığını gözden geçirin!

 

Siz karar verin

 

Böyle bir parti bana hiç güven vermiyor, size güven veriyor mu?

 

Paris, 20.02.2010

 

 

 

 

Selam ve sevgilerimle. 

Üzeyir Lokman ÇAYCI
Concepteur industriel - Architecte d'intérieur
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes la Ville
FRANCE
 

uzeyir.cayci@free.fr


 

Yediklerimiz, içtiklerimiz helal mı, haram mı?

Bize söylenilenler doğru mu, yalan mı?

 

Üzeyir Lokman ÇAYCI

 

Önce günlük yayınlanan «le Parisien» gazetesinde, 19.02.2010 tarihinde de Fransa’da televizyonlarda yer alan haberlere göre fast food (çabuk yeme) “ayak üstü lokantalar” zinciri “Quick’in Temmuz 2009 tarihinden itibaren Müslümanların oldukça  yoğun olduğu Pontoise bölgesinde Argenteuil ve Garges-lès-Gonesse’de ; Versailles (Yvelines) bölgesinde Buchelay’da ; Marsilya, Toulouse, Roubaix ve 1 Aralık 2009’dan itibaren de Lyon bölgesinde Villeurbanne’da olmak üzere test olarak 8 bölge lokantasında müşterilerine «helal et» yemekleri sunduğu açıklandı.

Fransa’da 350 lokantası olan Quick’in helal hamburgerlerine (ekmek arası) bazı kesimlerce tepki gösterildi ve Quick’in bu yönde karar alan yöneticileri ayırımcılıkla suçlandı. Fransa’da  tüm lokanta müşterilerinin %10’una hitap eden ve  5 milyon müşterisi olan bu lokantalar zincirinin 2009 yılı hasılatının da 2,6 milyar € (euros) olduğu açıklandı.

Biz bu yöndeki kararların Müslümanların «haram ve helal araştırmalarından» kaynaklandığını biliyoruz.

Paris Camii’nden veya bölgedeki camilerden alınan helal sertifikalarını müşterilerinin görecekleri yerlere asan lokanta görevlileri gibi Auchan, Carrefour mağazalarında da helal mamullerin sergilendiği bölümler bulunmaktadır.

Çocukların satın aldığı şekerler için de fiyatlar listesiyle içeriklerine de yer verilmektedir.  Gélatine de porc (domuz jelatini) yazısını ilişikte göreceksiniz. Ülkemizde Hangi yiyeceklerin GDO'lu, hangi yiyeceklerin haram içerdiğini kaçımız biliyoruz?

20.08.2009 tarihinde Le Figaro gazetesinde yer alan bir habere göre Fransa’da haram helal tartışmalarının içinde bulunan Coca-Cola’nın da Müslümanların baskısı altında olduğu duyurulmuştu.

 

Paris, 20.02.2010

 

 

 

Selam ve sevgilerimle.

Üzeyir Lokman ÇAYCI
Concepteur industriel - Architecte d'intérieur
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes la Ville
FRANCE

uzeyir.cayci@free.fr

 

 

TİYATRO

 

A99 ÜLKESİ

 

Üzeyir Lokman ÇAYCI

 

“Eğer tavuklar uçabilselerdi,  gökten başımıza yumurta yağardı...“

 

 

PRAC     :  RICA Devletleri İstihbarat Genel Müdürü

UTO        :  RICA Devletleri Profesörü

NAV        :  RICA Devletleri Danışmanı

KOMA    :  RICA Devletleri Müfettişi

GIZ          :  RICA Devletleri İstihbarat şefi

TETIK     :  RICA Devletleri İstihbarat elemanı

ATEŞ     : “A99 Ülkesi“ İstihbarat Müfettişi

BURAK  : “A99 Ülkesi“ İstihbarat elemanı

ZAFER  :  “A99 Ülkesi“ İstihbarat elemanı

12 “A99 Ülkesi“  Askeri

“A99 Ülkesi“  Halkı

 

 

BİRİNCİ PERDE

 

PRAC :  Dünya nüfusunu aşağılara çekilmesi ve tüketim ürünlerinin ülkemize aktarılmasıyla ilgili bölgesel projelerimiz hangi aşamada?

UTO   :   Yüksek kurulumuz, “think-tank“ (1)  düşünce gruplarımızın öngörüleriyle bir yıl içerisinde  tam 44 toplantı yaparak üretilen 487 projeyi etkili buldu ve onayladı. Nano teknoloji (2) ile dünyanın dengesini değiştirme projemize A99 ülkesi ve çevresinden başladık. Bu projenin uygulanması içten dışa doğru gerçekleştirilecek!

PRAC :  Pekiyi bahsettiğiniz projelerin  testleri yapıldı mı?

UTO   :   “Maymunlar vasıtasıyla maymunları yok etme gibi projelerimiz” gündemde...

Evet ekserisi maymunlardan oluşan, hayvanlar üzerinde yaptığımız uygulamalardan ve OD ülkelerindeki yaptığımız çalışmalardan %90 olumlu sonuçlar aldık. Yani insanları insanlara kırdırma niyetindeyiz.

PRAC :  Pekiyi bunlar hangi aşamalarla uygulamaya konulacak?

UTO   :  İlk etapta projelerimiz içerisinde yer alan ülkelerdeki bazı insanların zihinleri bIzim aynalarımız olacak. Yani önce onları bizim gibi düşündüreceğiz. Sonra onları kullanarak yozlaştırma hareketlerini koyulaştıracağız. Çocukları farklılaştırmaya, kadınları yalnızlaştırmaya ve kimsesizleştirmeye iten televizyonlarda izlettirdiğimiz dizi filmlerle gerçekleştirdiğimiz kültür kuşatmalarımız devam ediyor!

Bildiğiniz gibi kişiliksiz ve beceriksiz yöneticilere ihtiyacımız var...  Bunların seçimle işbaşına  geçmeleri için elimizden gelen bütün imkanları kullanıyoruz. Stratejik konulardan uzak ve vatansever olmayan, hatta silahlı kuvvetler gibi bazı kurum veya kuruluşlara karşı geçmişten öfke duyan, onlarla çeşitli şekillerde çatışabilecek ya da hesaplaşabilecek kişilerin sırtlarını tapışlıyoruz. Bunların islamcı kisve altında dini siyasete alet etme gibi ustalıkları da var... Böylece onlar dinle bağdaşmayan tavırlarıyla saf müslüman halkın İslamdan tiksinmelerine de sebep oluyorlar.

Yani bunları desteklemekle biz bir taşla iki kuş vurmuş oluyoruz.

 

Bu behtemsiz düşmanlarımızın kusurları bize diğer ülkelerdeki projelerimiz için örnek olacak... Bu nedenle biz daima geri planda kalarak, projelerimizi ön plana geçireceğiz. Bay Koma bu yönde bütün uygulama ve denetleme işlerini sürdürecek ve bizi sürekli bilgilendirecek.

 

İKİNCİ PERDE

 

KOMA :  A99 ülkesinde bize faydalı olabilecek yönetici kim?

GIZ     :   Başbakan olmak ve partisini iktidara taşımak için Bay DR bildiğiniz gibi ülkemize kadar gelerek bizden destek istemişti. İlk andan itibaren destek verdiğimiz bu kişi aracılığıyla kendi ülkesinin stratejik ve demokratik kurumlarının haberi olmadan ikili bazı önemli  kararlar aldık. Elbette bizim kazanmamız için karşımızdakilerin mutlaka bazı şeyler kaybetmeleri gerekliydi. Ayrıca EUR topluluğu ulkelerinin baskı ve istekleriyle A99 Ülkesi sürekli bir değişime girdi. Stratejik kurumlar hesapsız özelleştiriliyor. Bu şekilde değişime devam ettiği sürece A99 denilen bir devlet kalmayacak. Ayrıca OD ülkelerinin bölünme ve parçalanmasıyla ilgili haritamızı devamlı olarak gündemde tutuyoruz.  Bu konuda tavizsiz çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

 

KOMA  : Durumlar nasıl?

GIZ      :  Kendi kendileriyle ilişki kuramayan, kendi ülkesinin insanlarıyla  ve kurumlarıyla kavgalı olan yöneticilere desteklerimiz artırılacak. Ülkeyi ayakta tutan sistemlerin çökertilmesi yönündeki kararlılığımız asla değişmeyecek. Bu durumdaki yöneticilere yaklaşımımız  “Onları önce uyutalım, sonra da unutalım...“ şeklinde.

 

KOMA :  Faaliyetlerinizin uygulama alanları merkezden dışa doğru mu, dışarıdan merkeze doğru mu sürdürülüyor?

GIZ :  Çalışmalarımızı kolaylaştırmak için müşterek menfaat alanımız olan  A99 ülkesini oniki bölgeye ayırdık. Petrol gibi yeraltı zenginliklerini ülkemize aktarmak  ve diğer projelerimizin uygulanması için her bir bölgede adamlarımız kendilerine verilen görevleri eksiksiz yerine getiriyorlar. Bahsettiğim bu ülkenin bazı hassas bölgelerinde araziler satın alarak bölge halklarının giremiyecekleri stratejik merkezler kurduk. Bu merkezlerde Bani ve Zani yanlısı teröristleri de teşkilatlandırdık. Zamanla aynı anda gerçekleştirilecek sarsıcı eylemlerle A99 yetkililerini masaya oturtup, ülkenin doğusunu içine alan Kuzey RAK bölgesine uzanan CURT devleti kurma konusunu karara bağlayacağımızı düşünüyoruz.

Hedefimizdeki ülkenin çevresindeki RAK22, RAN21 ve RIYE56 ülkelerindeki üstlerimizde bulunan ajanlarımız faaliyetlerimizi  dışardan  destekliyorlar. Sorunuza cevap verirsek şimdilik faaliyetlerimiz dıştan merkeze doğru sürdürülüyor.  Bu durumu her an için değiştirebiliriz.

 

KOMA  :  Biliyorsun RAK22’yi işgal etmemizin bir çok sebebi var. Amacımız nükleer silah aramak değil! RAK22 halkını kendi kültürlerinden ve inançlarından koparmakla birlikte onları kendi vatanlarını savundukları ölçüde “terörist“ diye damgalayarak yoketmek.

Tarikat ve mezhep kavgaları içerisine iterek birbirlerini katlettirmek suretiyle bölge insanlarını kan kokusuyla sersemleştirmek istiyoruz. Kendi askerlerimizi de içine alan ölüm haberlerini durdurma niyetinde değiliz. Olayların, karışıklıkların, cinayetlerin artması sonuçta bize çeşitli faydalar sağlayacak! Olumsuzluklardan olumlu sonuçlar elde etme gayreti içerisindeyiz...

GIZ       :  Bunlar A99 Ülkesinde dahi  kabul gördü. Televizyon ve gazeteler bizim ağırlığımızla “teröristlerle mücadele ettiğimizi“ devamlı haber olarak duyuruyorlar. Başbakan Bay DR’nin kendi kendine bizim yardımcımız olduğunu açıklaması ve A99 Ülkesi halkının da bunu kuzu kuzu kabullenmesi bize önemli adımlar attırdı.

KOMA :  RAK Ülkesinde büyük bir üs kurarak bunun devamında bu ülkenin yeraltı zenginliklerini ülkemize aktarma durumu söz konusu! Bu sebeple bu ülkede şu an  iki etkili kişiye  yönetme görevleri verdik!

GIZ       :  Bani ve Zani...

KOMA :  Evet!... Her ikisi de aptal... Ana projemiz bölgede onlara bir CURT devleti kurdurtmak !  Bir müddet sonra her ikisini de yok edebilecek iki isim daha bulacağız... Böylece geride her hangi bir iz veya engel bırakmadan geleceğe dönük projelerimizin önünü iyice açmış olacağız! Bu konular Bay UTO’nun bilgisi dahilinde ele alınacak!

GIZ :  Bu şekilde A99 ülkesi için bazı uygulamalar da başlayacak...

 

KOMA :  İçte  nasıl bir yol takip ediyorsunuz?

GIZ       :  Daha once de bahsettiğim gibi ziraatçılık yapma amacıyla satın aldığımız arazilerde, stratejik merkezler oluşturmaya başladık. Bu arada ilaçlama yapmadan ürettiğimiz domates ve elma gibi ürünleri de gemilerle ülkemize gönderiyoruz.

Dostluk ilişkileri altında bazı örgütlerle de ilişkilerimiz devam ediyor.

 

KOMA : Size bazı uyarılar yapmıştık?

GIZ       : Son uyarılarınıza harfiyen uyulmaktadır.  Bizi oldukça rahatlatan hırs sahibi, parayı ve gösterişi seven, makamdan başka bir şey düşünmeyen, aşağılık kompleksine düşmüş yöneticiler ve medya mensupları  işlerimizi kolaylaştırmaktadır. Halkın birbirlerinden farklı görüşlere, ya da umursamazlıklara düşürülmesi için gerekli ön çalışmalar da yapılmaktadır.

 

KOMA :  Kamuoyunun şekillenmesine çalışıyor musunuz?

GIZ :  Maddi desteklerde bulunduğumuz bazı gazetelerdeki köşe yazarları ve bir kısım medya vasıtasıyla kamuoyunu değişik konularla meşgul ediyoruz. Siyasi istikrarın bozulması için zamanlamasını da ayarlayarak bazı milletvekillerinin PV metoduyla partilerinden istifa etmelerini sağlıyoruz.

 

KOMA :  İnsanları kapasitelerinin ve bağlılıklarının dışında tutulmaları ya da oyalanmaları, A99 halkı için inanç ve töreleri açısından oldukça zor olmalı?

GIZ      : Toplumun dertleri başkalaştı... Kendi sorunlarıyla ilgilenen yok gibi...  Halk lükse ve ünlülerle ilgili haberlere bayılıyor. Moda  ve eğlence haberleri insanları farklı alanlara taşıyabiliyor. Sadece 2006 yılında inci ve kıymetli taş ithalatı 4,4 milyar doları buldu. Bu faaliyetlere bizim görevlendirdiğimiz GİLİZ Firması çeşitli şekillerde destek oluyor. Borsa’da işlem gören hisse senetlerinin %71,5’i yabancıların elinde. 2002’de bu piyasada bin doları olan bugün üç bin beş yüz seksen altı dolara sahip oldu. A99 Ülkesinin halkı da

fakirlikten ya cinnet geçiriyor ya da intihar ediyor.

Bu konular diğer planlarımızın uygulanmasına da oldukça etkili oluyor. Bazı kişileri çeviremiyecekleri dümenlerin başına geçirerek önce onları zor duruma düşürüyoruz. Sonra yardım bahanesiyle onlardan çeşitli tavizler koparıyoruz. Aptallar ne yazık ki sonunda kendileri için CS metodunun uygulanacağını bilemiyorlar. Kendi ülkelerine ihanet edenlerin bize faydalı olacaklarını da düşünmüyoruz.

KOMA :  Olaylara halkın bakışı nasıl? Devletin otoritesi ve kanunlar nasıl yorumlanıyor?

GIZ     : Emniyet güçlerini halkın gözünde küçük düşürecek olaylar oldukça arttı... Suçluların takibi oldukça zorlaştı. Kapkaçcılık ve terörle gerek  emniyet güçleri gerekse halk çaresiz ve yorgun duruma düşürüldü. Dolaylı girişimlerimizle etkisizleştirilen kanunlarla, suçlular cezasız kalabiliyorlar. Batı baskılarının tümüne  boyun eğen yöneticiler de, olaylar ve gelişmeler karşısında şaşkın duruma düşürüldü.

 

KOMA :  Halkın inançlarının ve milli heyecanlarının seviyesinde geçmişe göre bir farklılaşma veya değişim söz konusu mu?

GIZ       :  Bu konuda size bilgiyi konunun uzmanı Bay TETIK verebilir. (Yüksek sesle) Bay TETIK!...

(Bir kapı açılır içeriye uzun boylu, siyah takım elbiseli ve siyah gözlüklü TETIK girer)

TETIK   : (GIZ’in önünde sağ ayağını sol ayağına çarparak hazırol vaziyetinde selam vererek durur) Buyurun efendim?

GIZ        :  Bak!  Bay KOMA’nın senin ilgi alanınla ilgili bir sorusu var...

TETIK   : ( Bu kez KOMA’ya dönerek sağ ayağını sol ayağına çarparak hazırol vaziyetinde selam verir) Emredin efendim?

KOMA  : Üzerinde görev yaptğınız A99 Ülkesinde Halkın inançlarının ve milli heyecanlarının seviyesinde geçmişe göre bir farklılaşma veya değişim söz konusu mu?

TETIK   : Merkezi devlet otoritesinin ortadan kaldırılması yönündeki çalışmalarımız sürüyor. İnsanların birbirlerine katlanmaları konusu gittikçe hayatlarından kalkıyor. Gençler gelecek kaygılarıyla sürekli çatışma ortamlarına sürükleniyorlar.

Halk uyuşmuş vaziyette. Dinle veya din kurallarıyla  ilgisi olmayanlar kendilerini dindar göstererek siyasi ve ticari kazanç elde etmeye çalışıyorlar. İçlerindeki katilleri uyandırmadan desteklediğimiz bu menfaat  gruplarının çıkar ve aldatmalarıyla karşı karşıya kalan halk dinden ve dindarlardan uzaklaşıyor. Misyonerlerimizin oluşturduğu cazibe merkezlerine de çekilen halk istediğimiz şekilde yönlendiriliyorlar. Bizim tarafımızdan kontrol altına alınan olayları, yöneticilerin kavrayamayacağı yöntemlerle sürekli hale getirmeye çalışıyoruz.

KOMA   :  Cahil kalan bir toplumun gücü eğitim görmüşlerden veya aydınların etkisinden bize daha fazla faydalı olabileceği unutulmamalı... Sizin ilk projeyi teslim ettiğiniz  kişilere ya TT planını uygulayacaksınız, ya da 001’le etkisiz hale getireceksiniz.

Verdiğiniz bilgiler kayda alındı. Gidebilirsiniz.

TETIK    :  (Giz’e dönerek ) EmirlerinizI bekliyorum.

(Geldiği yerden çıkar)

 

KOMA   :  İçinde yaşadığınız ülkeyi özünden sarsacak  psikolojik sarsıntılar, elektronik saptırma cihazlarıyla şifre ve kodları sizde de bulunan uçakların düşürülmesi, görünmez sistem içerisinde mağma uzantılı  üç ayaklı deprem oluşturan nükleer ışın bombaları, manyetik çekirdekler ve cinayet metodlarının uygulama safhasında olduğu, üçüncü kişiler tarafından kesinlikle anlaşılmamalı. Gerekirse bazı olaylar kaza görüntüsü şeklinde ya da tesadüflerden ibaret gibi ön plana çıkarılıp medyanın desteğiyle farklı yönlere çekilmelidir.

GIZ        :  Uyarılarınız anlaşılmıştır efendim!

(Gittikçe yükselen seslerle ve gürültülerle perde kapanır)

 

 

ÜÇÜNCÜ PERDE

 

 

ATEŞ     : (BURAK’a hitaben)  Onların bütün konuşmalarını dinliyoruz. Maalesef mevcut iktidar onlarla işbirliği içerisinde. Silahlı kuvvetlerimiz birkaç kez uyardı. Bu uyarıları göz önünde bulundurma yerine Başbakan DR ve yandaşları kendilerini uyaran kurumlarımıza karşı mücadeleyi yeğlediler.  Şu an adeta kontrollerini de kaybetmiş durumdalar.

BURAK  : Gelecek aylarda bunların ülkemiz gündeminden düşme durumu söz konusu. Bu sebeple seçim günü yaklaştıkça gerginleşiyorlar ve çok vahim hatalar yapıyorlar.

PRAC ve ülkesinin takip ettiği bölgemiz ülkelerini parçalama planlarına “eşgüdüm başkanlığı” yaptığını söyleyecek kadar gaflet ve delalet içerisinde bulunan Başbakan DR ve arkadaşlarının yürüttüğü politikaların hemen hemen hepsi  anayasal suç niteliğinde! Yani dokunulmazlık zırhı altında tekrar meclise girebilmek için akıl almaz planlara başvuruyorlar.

BURAK  : PRAC,  ülkesinin eşcinsel bombası yapımı için 7,5 milyon dolar ayırdığını biliyor. Bununla düşman askerlerini savaşmaya değil eşcinselliğe sevk edeceklerini yaptığı bütün toplantılarda açıklamaktadır. İnsanlık suçu işlemekten çekinmeyen bu tehlikeli güce ne yazık ki karşı çıkacak başka bir güç şu an bulunmamaktadır.

ATEŞ      :  Tabii bunları ve bunları destekleyenleri de biz adım adım takip ediyoruz. Medeniyetler arası ittifak ve dinler arası diyalog gibi ihaneti körükleyici düşünceler halkımız tarafından tepkiyle karşılanıyor.

BURAK   : PRAC ve ülkesinin hazırlattığı harita açık bir şekilde her şeyi anlatıyor. Onların ülkemizi parçalama planlarına asla izin vermeyeceğiz. Piyonlar da, onlar da halkın yaptığı mitinglerle ve silahlı kuvvetlerimizin kararlılığıyla bunu çok iyi biliyorlar. DR ve yandaşlarının silahlı kuvvetlerimize karşı tavırları tabana da etki yaptı. PRAC ve ülkesinin de asıl amacı buydu.

Kapanan ve kapanmayan diye hanımları da ikiye böldüler...

ATEŞ      :  Aldığımız bilgilere göre PRAC son günlerde teröristlerin eğitimlerini tamamladıklarını ve ülkemizde şaşırtıcı eylemler yapacaklarını ifade ediyor. Yani adamlar onları hem eğitiyor, hem silahlandırıyor, hem de teröristler için  planlar hazırlayarak eylem yaptırıyorlar. Sonra bu halleriyle bizim yanımızdaymış gibi gözükerek, bize utanmadan yardım edeceklerini söylüyorlar. Başbakan DR de bunların aldığı kararlara uyuyor. Pekiyi sonuç ne?

BURAK  : Başşehrimizin en işlek caddesini kan gölü haline getiriyorlar. Her gün askerlerimiz şehit ediliyor. (Ney sesi duyulur)

ATEŞ     :  Tabii sadece bunlarda değil... Senin ve benim bildiğimiz gibi yaptıkları maddi desteklerle medya kimin hesabına çalışıyor?

Ülkemizde sivil giyimli ajanlar at koşturuyorlar. Başbakan DR ve çevresi de bu ajanlarla adeta işbirliği içerisinde!

BURAK  : Kendilerini satın alan dış güçlerin...  yani onların hesabına...

ATEŞ     :   Ülkemiz hesabına değil tabii... Başbakan DR ve arkadaşları, haberleşme kurumlarımızı, limanlarımızı, yer altı zenginliklerimizi birer birer dış güçlerin kontrolüne vermek için canla başla çalışıyorlar. Yani medyanın önemli bir kesimi de onların emrinde.  (Masanın üzerinde bulunan bir mektup dikkatini çeker. Zarfı açar ve  sessizce okur... Sessizlik...) Öyle zaman gelir ki başkalarının göremediklerini biz fark ederiz. Bizim fark ettiklerimizi de onlar bilemezler! Yani ihanet kaynaklarının tarafımızca bilinmesi, tehlikelerin bertaraf edilmesini kolaylaştıracaktır. Düşünebiliyor musun ülkemizde DR’nin yandaşları veya kendisine bağlı belediyeler tarafından Bizans’taki adlar kullanarak  çeşitli etkinlikler yapıyorlar? Televizyonlarda veya gazetelerde Türkçe olmayan sözcüklerin kullanılması adeta normal karşılanır hale geldi.

BURAK  : Ülkemiz genelinde gerçekleştirilen özelleştirmeler, satışlar ve ihalelerle ilgili bize çok sayıda yolsuzluk dosyaları ulaştırıldı.

ATEŞ     :   Bunları bir tüccar gibi bizzat DR’nin yürüttüğünü biliyoruz. Dönen dolapları, alınan ve verilen bedelleri, perde arkasında yürütülen senaryoları zamanla teşhir etme imkanımız olacak!

BURAK  : Bir gazete hedef gösterdi Danıştay Kurumumuzda hakimlerimiz şehit edildi. Başka bir gazete  : "Erlerimiz savaşıyor, subaylarımız nerede?"  başlığını attı. Ertesi gün terör örgütü subaylarımızı şehit etti. Yani gazeteler hedef gösteriyor, teröristler cinayet işliyorlar. DR ve yandaşları bu tür suçlar karşısında sessiz kaldıkları gibi, adeta suçluları himaye ettiklerini de çeşitli şekillerde vurguluyorlar.

ATEŞ    :   Hukukta bir kural var : “Ağır ihmal kasıttır.” Yani bunlarla  “ağır bir ihmalin varlığı” ortaya çıkıyor. Suçların veya suç kaynaklarının takipsiz bırakılması da vahim olayların artmasına sebep oluyor. Bunun tek sorumlusu DR’dir.

(Telefonun zili çalar) Buyurun... Teşekkür ederim verdiğiniz bilgiler için. Zafer Bey’in gelmesini de merakla bekliyorum.

(ZAFER içeriye girer)

ZAFER  :  KOMA  ve arkadaşlarının bütün oyunları bozuldu. İfadeleri alınarak tutuklandılar. Bunları ülkelerinden yönlendiren kişilerin de PRAC ve UTO isimli gizli servis yöneticileri olduğu belirlendi. Koma ve arkadaşları kendi ülkeleri hesabına teröristlere yardım ettiklerini ve onları silahlandırdıklarını  da itiraf ettiler. DR ve yandaşlarıyla işbirliği yaptıkları da belgelerle açığa çıktı.




(Marş ve ulusal müzik eşliğinde önce bayraklarla A99 ülkesi halkı sonra da askerler bir kapıdan girip diğer kapıdan çıkarlar. Perde kapanır.)

 

Paris, 05.07.2007

 

 

“think-tank“     (1)  : “Düşünce fabrikası” veya “düşünce küpü”

Nano teknoloji (2)  : Yunancadan ve Latinceden alınmış bir sözcüktür ve anlamı cüce demektir. Maddelere, milimetrenin milyonda biri büyüklüğündeki yapılara inerek yeni sentez özellikleri kazandıran nanoteknoloji, yakın gelecekte tüm dünyanın sanayi kollarına ve insan hayatının yapılanması ve şekillenmesine yön verecek. Nano Teknoloji, Atom ve molekül ölçeğinde özel yöntem ve tekniklerle yapıların, materyallerin ve araçların inşa edilmesini; bu ölçekte ölçme, tahmin etme, izleme ve yapım faaliyetlerinde bulunmayı ve bu ölçeğin bazı temel özelliklerinden yararlanma kabiliyetini ifade eder.

 

 

 

Selam ve sevgilerimle.

 

Üzeyir Lokman ÇAYCI

55, rue Louise Michel

78711 Mantes la Ville

FRANCE

 

uzeyir.cayci@free.fr

 

http://www.artmajeur.com/serap/


 

 

Türkmenler

 

 

Üzeyir Lokman ÇAYCI

 

 

AKP yöneticileri tehlikeli ve yanlış yolda tahribatlarını sürdürüyorlar

 

¤  AKP yöneticilerinin ülkemizde sergiledikleri hukuksuzluklar, dış politikadaki sorumsuzluklar, gurbetçileri unutmaları , anayasa ihlalleri problemlerin boyutlarını artırmıştır. AKP ve işbirlikçilerinin vatanseverlere, Türk Silahlı Kuvvetlerine, işçilerimize yaptıkları psikolojik baskılar intiharları körüklemekte, olaylar, sorunlar ve istenmeyen haberler gün geçtikçe yoğunlaşmaktadır.

Bizzat Recep Tayyip Erdoğan tarafından gerçekleştirilen, kontrolsüz,  kavgayı andıran sertlikler ve kabalıklarla beslenen davranışlar silsilesi endişeleri ve huzursuzlukları artırmaktadır.

Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı sürdürülen yıpratma ve iftira kampanyalarında AKP yöneticilerinin rolleri artık gizlenmemektedir. Kıbrıs ve Kuzey Irak’ta uygulanan yanlış ve tehlikeli AKP politikaları dikkatlerimizi çekmektedir.

 

7 Mart 2010 Irak Parlamento Seçimleri

 

¤  ABD’nin çekilmesi seçimlere endeksli. Seçimin gecikmesi Amerikan birliklerinin de ülkeden çekilmesini geciktirecekti. Gelecek ağustos sonuna kadar Irak’taki 120 bin Amerikan askerinin 70 bininin, 2011′in sonunda ise tamamının çekilmesi öngörülüyor. (Fikret ŞAHİN, 10.11.2009)

¤  7 Mart 2010 tarihinde yapılacak Irak Parlamento Seçimleri için adaylığını koyan Türkmenler «Kerkük Feneri Sitesi’nde»  açıklandı. Bunlar :

Ali Mehdi Sadık, Ammar Alkahya, Cemal ŞAN,  Feyha Zeynelabdin BEYATLI,  Hasan ÖZMEN, Jale Nefitçi, Salar Erbil.

Bu konudaki haberlere dikkatinizi çekiyorum :

¤  Irak’ta 7 Mart 2010’da yapılacak genel seçimler öncesinde Kuzey Irak’taki Federe Yönetimin Başkanı ve Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) lideri Mesud Barzani, Türkmen avına çıktı. Barzani, Kerkük’te oyları bölmek amacıyla Türkmen aday arayışına girişti.

AKP yöneticilerinin, din ve ahlâk dışı, tehlikeli icraatları Müslümanların ve Türklerin aşağılanmalarına, küçük düşürülmelerine sebep olmaktadır. Bu zihniyetin İslâm’ı temsil etmedikleri, sırf siyasi gelecekleri için İslam’ı ihtirasları alet ettikleri de konuşulmaktadır. İsraf  ve adaletsizlikler içerisinde bulunan insanların İslam’la ilişkilerinin olamayacağına dair görüşler AKP’ye oy verenler arasında dahi yaygınlaşmıştır.

 

AKP yönetimi Türkmenleri de unuttu

 

¤  Yerli ve yabancı medya kuruluşları Irak parlamentosundan onay bekleyen genel seçim yasasını takip ederken seçim yasasının tek engelinin Kerkük sorunu olduğu bilindiği halde  AKP yönetiminin bu yöndeki  ilgisizliği ise gizlenmiyor.  Yasanın çıkmasından önce başlayan medya kapışması, yasanın parlamento tarafından onaylanmasından sonra da tüm hızıyla devam ediyor.

¤  Türkmen ve Arap milletvekilleri bu yasayla Kerkük’ün özel bir statüye kavuştuğunu vurguluyorlar. Kürt milletvekililer ise bu görüşün tam aksini söylüyor ve Kerkük’ün özel bir statüye kavuşmadığının zaferini kutluyorlar.

Kerkük sorunu için oluşan iki cephenin, sergiledikleri davranışlar, gelecek günlerin Kerkük için hiç de kolay geçmeyeceğini gösteriyor.

Seçim yasası incelendiğinde; yasanın 6. maddesinden itibaren Kerkük’e özel bir yer verildiği görülmektedir. Ayrıca yasada Kerkük’ün 2003’ten bu yana demografik değişime uğradığına işaret ediliyor.  Türkmenlerin yasadaki bazı maddelerden endişe duyduğunu da biliyoruz.

 

(BOP) Büyük Ortadoğu planında Kerkük’ün önemi

 

¤  Kuzey Irak’taki Kürt gruplar için Kerkük vazgeçilmez bir şehirdir. Nitekim gerek Talabani olsun gerekse Barzani olsun her fırsatta Kerkük’ten vazgeçmeyeceklerini belirtmektedirler. Onlar için Kerkük’ü önemli kılan, şehrin petrol ve doğalgaz açısından zengin olması ve stratejik önemidir. Böyle bir zenginlik taşıyan bir şehre sahip olmak, hayalini kurdukları bağımsız bir Kürt devleti için önemli bir adımdır.  İşte Kerkük’e sahip olabilmek adına Kürt gruplar 2003’ten bu yana şehre göç etmektedirler. Böylece şehirdeki Kürt nüfusu oranını arttırarak hedeflerine ulaşmak istemektedirler. Nitekim şehrin demografik yapısı, yani nüfus yoğunluğu ciddi şekilde değiştirilmiş; 2003’te 800 bin civarında olan şehirdeki nüfus bugün 1 milyon 600 bini aşmıştır. Şehrin güvenliğinde peşmergelerin etkin olması, Kürt nüfus kaydırılmalarının hızlı ve sistematik bir şekilde bugüne kadar devam etmesine sebep olmuştur. Bu nüfus kaydırılmalarına ne Irak kamuoyunda ne de dünya kamuoyunda ciddi tepkiler ortaya konulmayınca, Kürt grupların hedeflerine ulaşma çabaları hızlı bir şekilde devam etmektedir. (İnci MURATLI, 07.12.2009)

 

Türkmenleri koruması yönünde herhangi bir çalışma yok!

 

¤  Şiddet olaylarının aralıksız sürdüğü Irak'ta, bugün onlarca yeni ceset bulunurken, Kerkük'te de Türkmen bir gazeteci cinayete kurban gitti.  ABD'nin savaşı başlattığı 2003 yılından bu yana Irak'ta 104 gazetecinin yaşamını yitirdiğini biliyoruz. (29.05.2007)

¤  Amerika, Türkmenler`in yaşadığı Telafer`e sivil halk gözetmeksizin bomba yağdırmaya devam ediyor. Ölenlerin sayısı 150`ye yükseldi. Türkmenler kentten kaçmaya başladı...  (25.06.2007)

¤  Son zamanlarda patlamaların azaldığı ancak suikastların arttığı Kerkük’te bugün bir polis memuru öldürüldü.Kimliği belirsiz yasa dışı silahlı kişiler bugün polis memuru Mustafa Muhammet Emin Allahverdi’yi açtıkları ateş sonucu öldürdü. (Türkmen BACI, 23.12.2009)

¤  İngiliz kamuoyu araştırma şirketi Opinion Research Business(ORB), ABD`nin 2003 yılındaki işgalinden sonra Irak`ta ölenlerin sayısının 1 milyondan fazla olduğu açıklandı. (01.02.2008)

Korkunç savaşın dul bıraktığı ya da ABD askerleri tarafından tecavüze uğrayan kadınların ise hükümet yardımıyla ayakta kalma savaşı verdiğini de biliyoruz.

 

Irak`ta yaklaşık 3 milyon Türkmen yok sayılıyor!

 

¤  «Kerkük`te iç savaş korkusu» (26.07.2005) gibi haber başlıkları bölgedeki sorunları anlatmaya yeterlidir.

¤  Türkmeneli Sağlık Sosyal ve Yardımlaşma Derneği Genel Başkanı Dr. Aydın Beyatlı, Kerkük`e 400 bin Peşmerge getirildiğini, bunlardan 100 binin üzerinde silahlı peşmergenin Türkmenlere katliam uygulamak için beklediğini söyledi. (...) Dr. Aydın Beyatlı, Kerkük konusunda Türkiye’nin seyirci kalmaması gerektiğini işaret ederek, «Kerkük’ün kaderi Türkiye’nin de kaderini belirler» diye konuştu. (07.01.2007)

¤  Irak Türkmen Cephesi(ITC) Başkanı Dr. Sadettin Ergeç, tüm ülkelere Kerkük`teki tehlikeyi görmeleri çağrısında bulundu. Türkmenlerin 1920`lerden bu yana yaklaşık 16 kez soykırımla karşı karşıya kaldığını belirten Ergeç, şöyle dedi: `Biz silahsız bir toplumuz. Kerkük`te peşmergeler silahlandırıldı. Kerkük barut fıçısıdır. Fitillerinin kimin elinde olduğu belli. Tüm insanlığa, tüm dünya ülkelerini Kerkük`teki tehlikeyi görmeleri çağrısında bulunuyoruz. Meselenin ciddiye alınması gerekir. Bir toplum tehlike ile karşı karşıyadır. (Akşam Gazetesi, 09.01.2007)

¤  (...) Türkmen kenti Kerkük’e göz diken Amerika 1950"li yıllarda çeşitli oyunlar sahnelemeye başladı. Türkmenlere karşı Kürt aşiret reislerini kışkırtan Amerika, bölgede ilk nifak tohumlarını ekmeye başladı.

(...)14 Temmuz 1958 tarihinde Iraklı General Abdülkerim Kasım tarafından yapılan askeri darbe Türkmenler için tam bir felaket oldu. Kasım, hazırladığı yeni anayasada "Arapça ve Kürtçe Irak’ta resmi dillerdir" hükmüne yer verdi. Bu maddeyle yok sayılan Türkmenler bir de katliama uğradı. Binlerece kişinin öldürüldüğü saldırı 1959 Kerkük Katlimı olarak tarihe geçti.

(...) Kanadalı gazeteci Scott Taylor "Fedakarlık ve Iztırap" adlı kitabında Türkmenlerin yaşadığı acıları şu cümlelerle dile getiriyor: "Emperyalistlerden sonra Saddam Hüseyin, 30 yıllık terör hükümranlığı sırasında Türkmen nüfusu Araplaştırma politikasında belli bir başarı sağladı. Bu dönemde, Kürt savaş ağaları, Türkmenleri yok saymak için her fırsatı değerlendirdiler. Bu nedenle de Türkmenler, Irak"ın demografik yapısı ile ilgili tüm analiz ve incelemelerde hep "diğerleri"olarak anıldı."

(Yeniçağ Gazetesi, 16.03.2008)

 

Vatandaşlarımızla ilgili yurt içinde veya yurt dışında olan veya olacak her olumsuz olayın, her cinayetin, intiharların, katliamların, tek sorumlusu AKP yöneticileri ve AKP’ye destek olanlar olacaklardır. Ehli olmayan insanlara partizanlık yaparak görev veren, trafikte çöken yollar, kural dışı uygulamalar ve tren kazalarının, işsizliğin, yolsuzluğun, yoksulluğun da sorumlusu bu zihniyettir.

Bu konuları kamuoyuna önemle duyuruyoruz.

 

Ankara, 11.02.2010

 

 

Selam ve sevgilerimle.

Üzeyir Lokman ÇAYCI
Concepteur industriel - Architecte d'intérieur
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes la Ville
FRANCE

uzeyir.cayci@free.fr




------------------------------------------------------------------

http://monsite.wanadoo.fr/SEVGI/
http://uzeyircayci.sitemynet.com/fleur/index.htm
http://www.artmajeur.com/serap/

-------------------------------------------------------------------




Aydınlığın katilleri


Üzeyir Lokman ÇAYCI


(Müzik, ardından ezan sesleri duyulur...  Dua eden insanlar arasından hızla  gelip geçen polisler görülür...  Gürültüler, feryatlar arasında gazete satan bir çocuğun sesi yankılanır : «1'inci Sınıf Emniyet Müdürü önce küçük oğlunu, sonra eşini, ardından büyük oğlunu vurdu. En son, silahı başına dayayıp tetiğe bastı. Cinnet geçiren emniyet müdürünün intiharını yazıyor...»)

Ben
Sen
O
Biz
Siz
Onlar
Söz hepimizin :
«Tara lili lom
Tara lili lom
Tara lili
Tara lili
Tara lili lom…»

Ben  :   Otuz üçüncü gün yeniden doğdum karşılarında
Onlar beni de sizi farketmedikleri gibi,  ne gördüler, ne de anladılar!


Geçmişte de benzerini bana yapmışlardı birileri
«Biz adamın cebine esrar koyar, içeri tıkarız…» diyorlardı o zamanlar
Hedeflerinde insanlık, huzur ve vatanseverlik vardı.
İşkenceler, iftiralar ve hukuksuzluklar
Seni ve senin gibi olanları sindirmek için
Kullandıkları silahlardı...
Bildik mahkemelerde
Bildik usullerle
İşledikleri bütün suçlar cezasız kaldı...
Başımızdakiler
Boş verin hesap sormayı
Görmezlikten gelerek
Himaye ettiler suçluları,
Emniyet müdürlüğüne kadar terfi ettirdiler onları...

ALLAH var... keder yok  be Mecit…
Ellerinden kaçırdıkları gibi değil
Gözlerinden kaçırdıkları bunların...
İtibar infazıyla başlayan süre sonucunda
O günlerin sayfalarında bulunan

Hiç bir şey boşlukta kalmadı…
İlahi adalet tecelli etti :
Kimi felç oldu
Kimi yanarak öldü
Kimi trafik kazasında can verdi
Kimi malı ve mülküyle birlikte aklını kaybetti
Kimi de çoluk çocuğunu öldürerek intihar etti
Hepsi birer birer silinip gittiler.
Darısı bugünkü işkencecilerin başına!

Sen   :  Bana yapılan zulümler karşısında hiç sesini çıkarmadın…
Aksine onları desteklercesine
Vahşete, zulme, şiddete
Gözlerini ve kulaklarını kapadın…
Dahası dahası onların yanında yer alarak
Dilini upuzun dışarıya çıkardın!


İşte böyledir hırs sahipleri
İnsan kılıklı hayvanlar
Sadece karşılarındakilerine değil,
Kendilerine de kötülük yaptılar...

«Almayın mazlumun ahını; gelir aheste aheste» diyerek
Ben onları önceden uyardım hallerimle
Mektuplar yazdım
Kitap haline getirdim yaptıklarını.

İster imam olun, ister duman olun farketmez…
Peşinizi bırakmaz yaptığınız haksızlıklar ve zulümler
Sizlere sesleniyorum :
Polisler, savcılar, hakimler,
Devleti yönetenler
Yazarlar, gazeteciler hizmet edin halka
İnsanca davranın
Haktan ayrılmayın
Hak’ka bağlanın…

O :  Mühürlüdür bağnaz kafalar, açamazlar perdelerini karanlığın
Masuma, duası aydınlığa dönüştürür zindanları,
Bu aynasıdır inancın ve kararlılığın…


İçinde yaşadığınız binalar
Duvarlar, pencereler, kapılar ve eşyalar
Şahididir, yaptığınız adaletsizliklerin…
Çıkamazsınız içlerinden…
Size tuzaktır
Silivri oyunları… İftiralar
Açtığınız çukurlar…

Söyleyin bana
Yaptığınız tertiplerle
Kimleri memnun ettiniz,
Kimleri rahatlattınız,
Kimlere çağ atlattınız?

Biz  :  Talan ettiler evimizi gece yarısı
İçimizde büyüdü… kökleşti yürek yarası


ALLAH var... keder yok be Mecit…
Üzülmeyin siz hiç
Prof. Dr. Mehmet Haberal  ve diğer mağdurlar
Üzülmeyin...
Bilsinler ki adil olamayanlar :
«Zulmün yanında durmaz iman
Hırs takvayı öldürür...
Kaprisler, kötü duygular, iyilikleri alıp götürür…
Kötü siyaset şeytanlaştırır insanı
Ormanları talan edenler
Vatan topraklarını vicdansızca satanlar
İflah olmazlar!»

ALLAH var... keder yok be Mecit…
Sevginin ve saygının kaybolduğu yerde
Merhamet bulunmaz
Dost dostu için asla uyumaz
Sesini çıkarmazsan
Düşman sana, senin gibi olanlara
Acı çektirdikçe kına yakar ayaklarına...

Siz : Benzerisiniz onların, insaf, adalet, ölçü yok sizde
Bekleyin, çok yakında ne gibi felaketler, ne gibi cezalar belirecek önünüzde!


Nerede gerçek sözün sahipleri
Nerede yazdıklarını, söylediklerini
Gözden geçirenler?
Gerçeklerden hiç ders almadılar birileri...
Taşkınlıklar... aşırılıklar her zaman sahiplerini yaralar
Hiç kimseye fayda vermez haksızlıklarla elde edilen paralar
Hile ile ele geçirilen makamlar...
Bekle çok yakında kuruyacak akan kirli sular
Gök gürleyecek
Yağmur yağacak
Sulayacak çiçeklerimizi ıldır ıldır akan sular...

Onlar :  Suçluları himaye edenler de onlar gibi
birer birer eriyip gittiler!


ALLAH var... keder yok be Mecit…
Birer birer kaybolup gidecekler iradesiz uydular!
Geçmişte de benzerini bana yapmışlardı birileri
«Biz adamın cebine esrar koyar, içeri tıkarız…» diyorlardı o zamanlar
Hedeflerinde insanlık, huzur ve vatanseverlik vardı.
İşkenceler, iftiralar ve hukuksuzluklar
Seni ve senin gibi olanları sindirmek için
Kullandıkları silahlardı...
Bildik mahkemelerde
Bildik usullerle
İşledikleri suçlar cezasız kaldı...
Boş verin hesap sormayı
Görmezlikten geldiler işkenceleri
Himaye ettiler suçluları,
Emniyet müdürlüğüne kadar terfi ettirdiler onları!

Söz hepimizin :   Sizler sebep olacaksınız onların  ilerde taşıyacaklarına
Sizler şahit olacaksınız onların ilerde yaşayacaklarına…


ALLAH var... keder yok be Mecit…
Felaketler sırıtarak gelmez
İtibar infazıyla başlayan süre sonucunda
 Kanat takıldı zamana
O günlerin sayfalarında bulunan
Hiç bir şey boşlukta kalmadı…
İlahi adalet tecelli etti :
Kimi felç oldu
Kimi yanarak öldü
Kimi trafik kazasında can verdi
Kimi malı ve mülküyle birlikte aklını kaybetti
Kimi de çoluk çocuğunu öldürerek intihar etti
Hepsi birer birer silinip gittiler...
Darısı bugünkü işkencecilerin başına!

İşte böyledir hırs sahipleri
İnsan kılıklı hayvanlar
Sadece karşılarındakilerine değil,
Kendilerine de kötülük yaptılar.

Bir hakim itiraf etti sonunda, 
Bana ceza vermesi için kendisine yapılan baskılardan bahsetti
Ağladı, sızlandı
Mektuplar yazdı
«Beni affet» diye yalvardı !


ALLAH var... keder yok be Mecit…
Bu görüntü tekrarları gücüne gitmesin
Çık kürsüye konuş
Bildiklerini anlat
Seslen dostlarına :
«Zamanın ikinci yüzünde izleyin onları
Aman ha aman
Her ne şekilde olursa olsun
  Sokmayın evlerinize bu kötü adamları...
Tara lili lom
Tara lili lom
Tara lili
Tara lili
Tara lili lom…»

(Müzik, ardından ezan sesleri duyulur...  Dua eden insanlar arasından hızla  gelip geçen polisler görülür...  Gürültüler, feryatlar arasında gazete satan bir çocuğun sesi yankılanır : «1'inci Sınıf Emniyet Müdürü önce küçük oğlunu, sonra eşini, ardından büyük oğlunu vurdu. En son, silahı başına dayayıp tetiğe bastı. Cinnet geçiren emniyet müdürünün intiharını yazıyor...»)

(Perde kapanır)


Bor, 09.08.2009

 

¤  10/08/2009 11:15

korpinar@istanbul.edu.tr

Konu :  Aydınlığın katilleri

 

Değerli Üzeyir,

Döktürmüşsün yine!!! Kutlarım seni. Aydınlıktan korkanlar ve ülkemizi karanlıkta bırakanlar utansın.

Kolay gelsin. Sevgi ve saygılarımla.

 

Mehmet Ali KÖRPINAR

 

 

 

Bien amicalement à vous,
Selam ve sevgilerimle.

 

Üzeyir Lokman ÇAYCI
Concepteur industriel - Architecte d'intérieur
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes la Ville
FRANCE

 

 

uzeyir.cayci@free.fr





------------------------------------------------------------

 

http://monsite.wanadoo.fr/SEVGI/

http://uzeyircayci.sitemynet.com/fleur/index.htm
http://www.artmajeur.com/serap/

 

------------------------------------------------------------

 

 

illustrations (Resim) :  Üzeyir Lokman ÇAYCI

 

**************

 

Domuz gribi ile kimler,

niçin hedef seçildiler?

 

Üzeyir Lokman ÇAYCI

 

Yaptıkları yanlarına kâr mı kalacak?

 

Domuz gribi hakkında son günlerde ortaya çıkan haberler para için insanın nasıl hedef seçildiğini göstermektedir. Para tuzağı, korku pazarlama, abartılmış korkular, kitleleri paniğe sürüklemek  gibi açıklamalar bu griple ilgili tereddütlerimizi artırmaktadır. Dünya Sağlık örgütünün son yaptığı açıklama ise oldukça düşündürücü!

Pekiyi Dünya Sağlık Örgütü’nün görevi iş işten geçtikten sonra açıklama yapmak mı? Yani para için tuzak kuranlara, korku pazarlayanlara, insanları abartılmış korkulara itenlere, kitleleri paniğe sürükleyenlere bu örgütün hiçbir yaptırımı yok mu? Sorumlular hakkında bir daha cesaret edemeyecekleri şekilde hesap sormak ve teşhir etmek neden düşünülmüyor? İnsan ve insan hayatı bu kadar ucuz mu? Bu tuzaklara alet olan Türkiye gibi ülkelerde neden ciddi araştırmalar yapılmadı? Sağlık Bakanı Recep Akdağ hakkında neden soruşturma açılmıyor! Paniğe sürüklenen ve oyuna gelen halk neden tepki göstermiyor, neden yargıya başvurular yapılmıyor ya da sorumlular hakkında niçin davalar açılmıyor!

Türkiye’de öldüğü söylenen 627 kişinin «domuz gribinden öldüğü açıklamaları» gerçek mi?

 

Oyuna gelenler

 

Avrupa Konseyi Sağlık Birim Şefi Wogard: «Domuz gribi salgını, dünya çapında paniği paraya çeviren firmaların başlattığı sahte bir salgındır.» dedi.  64 milyon nüfuslu Fransa’da geçtiğimiz günlerde yapılan bir açıklamayla maliyeti 808 milyon Euro’ya ulaşan 94 milyon doz domuz gribi aşısı satın alındığı, bunun 9,4 milyonunun OMS’ye yani uluslararası sağlık teşkilatına verildiği,  sadece 2,3 milyonunun satıldığı, 70 milyon dozun kaldığı açıklandı.

 

Türkiye’de başbakanlık koltuğunda oturan Recep Tayyip Erdoğan’ın : «ABD’deki aşılar ile bize gelen aşılar farklı» açıklaması ise sorumluluğun sorumsuzluğu olarak yorumlandı. Eğer bu doğruysa, bu farkın açıklaması yapılmalıydı. Sadece bu da değil, bu itiraf eğer olumsuzsa Türk insanına böyle bir aşıyı vurdurma skandalı soruşturulmalı, farklı aşıları getirten Sağlık Bakanı Recep Akdağ ve Recep Tayyip Erdoğan yargı önüne çıkarılmalıdır!

 

82 milyon nüfuslu Almanya’da 2009 Aralık’ta 25 milyon doz aşı alınacağı açıklandı.

Sonra Alman eyaletlerinin daha önce talep ettikleri 50 milyon doz aşı yerine 34 milyon doz aşı alacağı duyuruldu.

«Almanya’nın en kalabalık nüfuslu eyaleti Kuzey Ren-Vestfalya’da 11 milyon doza yakın aşı sipariş edilmesine rağmen 2010 ocak ayına kadar sadece bir buçuk milyon kişinin aşı yaptırdığı» açıklandı.

 

60 milyon nüfuslu İngiltere’nin aldığı aşı miktarı ise 60 milyon doz.

43 milyon nüfuslu İspanya’da alınan aşı miktarı da, 60 milyon doz.

 

İlaç firmasının Kanada’ya verdiği aşının bir partisini geri çekmesi haberleri de kuşkuları artırıyor.

 

Artan dünya nüfusu karşısında çeşitli yöntemlere başvuran emperyalist güçler bu tür aşılarla insanlar üzerinde geleceğe dönük kalıcı etkiler bırakacak ve nüfusu azaltacak  tahribat planları mı uyguluyorlar?

 

Zeka, kalp ve vicdan üçlüsü hakkıyla görevlerini yapamadıklarından olacak ki kötülükleri seyrediyor, haksızlılıklara ses çıkarmıyor, behtemsiz insanları şuursuzca, başımıza getiriyor,  destekliyor ve alkışlıyoruz. Adeta «bize kötülük yapın, zulümlerinizi devam ettirin, karışıklıkları – gerginlikleri artırın, bizi yoksulluğa, işsizliğe, hastalığa mahkûm edin» dercesine iyiyi kötüden, güzeli çirkinden, doğruyu yanlıştan ayıramaz hale gelişimizi sergiliyoruz!

 

ALLAH’tan kopanlar gelecekte nelerle karşılaşacaklarını da düşünmüyorlar

 

Her birisi şok olan olaylar ve haberler çizgisinde yer alan ülkelere de dikkatinizi çekiyorum.  Irak’ta ölen iki milyon insan, Afganistan, Pakistan, Filistin ve Kuveyt’te uygulanmak istenen kanlı planlar bizi neden hâlâ uyandırmıyor? AKP yöneticilerinin bu ülkelerde işlenen cinayetlerde de ülkemizde yaşanan Ergenekon, TSK’ya yapılan tertipler vb. felaketlerde olduğu gibi sorumlulukları ise oldukça büyüktür.

 

Paris, 04.02.2010

 

 

Selam ve sevgilerimle.

Üzeyir Lokman ÇAYCI
Concepteur industriel - Architecte d'intérieur
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes la Ville
FRANCE

uzeyir.cayci@free.fr






------------------------------------------------------------------

http://monsite.wanadoo.fr/SEVGI/
http://uzeyircayci.sitemynet.com/fleur/index.htm
http://www.artmajeur.com/serap/

-------------------------------------------------------------------



 

 

Pazarlarda «gel abla gel» yasağı

 

Üzeyir Lokman ÇAYCI

İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı

 

Yetkilerini ve görevlerini kötüye kullananlar

 

Türkiye’de AKP’lilerle iç içe geçmiş Deniz Feneri vurguncularına devlet gücü kötüye kullanılarak sınırsız sessizlik gösterilirken, pazarcılara, hak arayanlara, işçilere ve mağdurlara, vatanseverlere ve Türk Silahlı Kuvvetlerine yapılan baskılar nedense artırılarak gündemde tutuluyor! Ben 30 yıldır Avrupa’da yaşıyorum. Sendikacıyım. Mesleğim gereği Türkiye’den başlayarak dünyanın bir çok ülkesinde pazar yerleri üzerine geniş araştırmalar yaptım, projeler oluşturdum.

 

Pazarcı esnafları dünyanın bir çok yerinde bağırarak, çağırarak müşterilerine seslenirler. Bu tür davranışlar pazarların süsleri sayılırlar. Avrupa’da metrekare hesabı pazar yeri ücreti alan görevlilerin ya da  emniyet görevlilerinin gerek satıcılara, gerek alıcılara Türkiye’de söz konusu edilen durumlara benzer nedenlerle sert davranmaları ve baskı yapmaları söz konusu değil.

 

Avrupa’da pazar alanlarını belediye görevlileri temizliyorlar

 

Pazar sonrası çöp kamyonları ve belediye temizlikçileri gelirler, bir saat içinde pazar alanlarını pırıl pırıl temizleyip giderler. Bu konuda görevlilerin bir tek şikayetlerine, tedirginliklerine ben şahit olmadım. Yasaklarla kendi tutuculuklarını, bilgisizliklerini ve becerisizliklerini gizleyeceklerine inanan zihniyet gelenekleşmiş, halkça benimsenmiş pazarcıların tutum ve davranışlara sınırlama getirmek istiyorlar. Kendilerinden bir çok konuda hizmet etmeleri beklenen bu kişilerin hizmetsiz geçen bir çok yılda sıkıştıkları alanlarda sadece ceza, korkutma ve yıldırma var. Halkı korkutarak kendi varlıklarını kanıtlamak istiyorlar.

 

Hoşgörüsüzlükler tacizlerle birleşince, intikamı andıran cezalar gündeme geliyor

 

İnsanı ALLAH (C.C.) için sevmeyenler, kötülükleri kendilerine malzeme yapanlar, zulümlerle varlıklarını sürdürmeye çalışıyorlar! Karşısındakilere ayırımcılıklarla yaklaşan zihniyet onların yuvalarını, analarını, babalarını, eş ve çocuklarını kendi yakınlarına yaklaştıkları gibi yaklaşarak düşünmüyorlar. Dünyanın hiç bir yerinde olmayan düşmanlıklar ülkemizde bu yasakçı, şüpheci ve saplantılı kişiler tarafından din maskesi altında körükleniyor!

Son yıllarda her pazar yerinde camilere yardım toplayan cemaat görevlilerinin çokluklarına dahi ses çıkarmayan Avrupalılardan hoş görüyü öğrenemeyen AKP yöneticilerinin Türk Silahlı Kuvvetlerine, yargı mensuplarına, işçilere, öğretmenlere,  öğrencilere,  itfaiyecilere yaptıkları lüzumsuz, yersiz, hukuksuz ve insanlık dışı baskıları diğer kesimlere de sıçratarak yaygınlaştırmak istiyorlar.

Öyle anlaşılıyor ki baskılarla, psikolojik tacizlerle bizi ruh hastası haline dönüştürerek, daha güzel idare edeceklerini zannediyorlar. Ben şahsen AKP’yi, ses, görüntü ve haber olarak evime sokmuyorum. Türk Silahlı Kuvvetlerini, kendilerini eleştirenleri iftiralarla yıpratmaya çalışan AKP zihniyetinin Türkiye’ye Türk insanına, Müslümanlara, Türk Milletine hizmet ettiklerine ve inançlı olduklarına da asla inanmıyorum.

Duyarlı, vatansever herkesi yersiz haberlerle, baskılarla, yalan haberlerle bizim psikolojimizi bozdular diyerek yandaş medya, yandaş bürokrat, yandaş belediye başkanları, AKP’li yönetici ve milletvekilleri hakkında dava açmaya çağırıyoruz!

 

 

Resim 1 : Mantes la Jolie, Val-Fourré Pazarında cami için yardım toplayan bir kişi

Resim 2 : Fransa'da 400 gram Türk fındığı 5€75'a satılırken AKP zihniyeti Türk fındık üreticisini kalkındırma yerine  bizi başka şeylerle meşgul ediyorlar!

 

Üzeyir Lokman ÇAYCI

Paris, 31.01.2010

 

 

 

Selam ve sevgilerimle.

 

Üzeyir Lokman ÇAYCI
Concepteur industriel - Architecte d'intérieur
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes la Ville
FRANCE



 

«Memleketin çocukları birbirini vuracak»

 

Eski Sağlık Bakanı Rifat Serdaroğlu Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Bakanlara bir uyarı mektubu gönderdi.

 

Eski Sağlık Bakanı Rifat Serdaroğlu Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’a asker ile emniyet kuvvetlerini karşı karşıya getirdiği yönünde eleştiride bulunan bir mektup yazdı.İşte Serdaroğlu’nun mektubu:“Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Başbakan, Sayın İçişleri Bakanı, üçünüz de ateşle oynuyorsunuz. Böyle giderse, oynadığınız ateş sadece sizi değil, ülkeyi de yakacak. Ülkemizin gözbebeği iki kuruluşunu, Asker ve Polisi nasıl düşman hale getirdiniz, farkında mısınız? Nedir sizin derdiniz?

 

Sayın Cumhurbaşkanı ANAYASA size kurumlar arasında uyumu sağlama görevini veriyor. Bu konuda, Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan 72 Milyon insandan sadece size görev verilmiş. Bu sizin en önemli ve birincil görevinizdir. Çankaya Köşküne 500- 600 metre mesafede, Polisler, Askerin aşçısını, bahçıvanını, elektrikçisini şüphe üzerine durduruyorlar. Görmüyor musunuz? Memleket çocukları birbirini vuracak, haberiniz var mı?

 

Sayın Başbakan Kamuoyundaki kanaat, bu yaşanan çirkinlikler tamamen sizin bilgi ve talimatınız dâhilinde olduğudur. Sizi çok iyi tanıyan ve Devlet yönetimini en az sizin kadar bilen biri olarak söylüyorum ki, sizin izniniz ve emriniz olmadan hiçbir Sn. Bakan Ankara dışına bile çıkamaz (Başka türlüsünü söylemeye terbiyemiz izin vermiyor). Hiçbir üst düzey bürokrat size rağmen bir iş yapamaz. Yapmak istediğinizi ben de biliyorum, Millet’te biliyor. Tuttuğunuz yol yanlıştır. Devleti ve Milleti bir arada tutmak sizin görevinizdir. Lütfen hatadan dönünüz.

 

Çevrenizdeki Kürtçü danışmanlarınıza değil, ömrünü bu devlete hizmete adamış, emekli olmuş, sizden hiçbir şey istemeyen,”AKSAKALLI” (Türk Geleneğinde tecrübeli demek) büyüklere danışınız. Kendisi ABD’de yaşayıp, vatan evlatlarını birbirine kırdırmak isteyen CIA uzantılarına ve onun art niyetli yazarlarına lütfen inanmayınız, dolduruşlarına gelmeyiniz..Sayın İçişleri Bakanı Allah korusun, güvenlik güçleri arasında ölümle, yaralama ile sonuçlanacak bir çatışma olursa, bunun hesabını yasaların ve Türk Milletinin huzurunda verebilir misiniz? Böyle bir feci olayın, tarih önünde de sorumlusu sizsiniz.Devleti Yönetenler, Milli Güvenlik Kurulunda iki ayda bir toplanırlar. Ayrıca Sn. Cumhurbaşkanı her hafta, hem Sn. Başbakanla, hem de Sn. Genelkurmay Başkanı ile bir araya gelir.Devlet sorumluluğu taşıyan kişiler, bu yükümlülüklerini bilmek zorundadırlar. Hiçbirine bu makamlar babalarından miras kalmamıştır. Milletin verdiği yetkileri, Millet için Anayasa ve Yasaların izin verdiği ölçüde kullanmak zorundadırlar. Ne bir gram fazla, ne bir gram eksik.Bir masa etrafında toplandığınızda, Sn. Genelkurmay Başkanından almak istediğiniz fakat alamadığınız bilgi var mı? Hem toplantı yapacaksınız, hem kamuoyuna “uyum içinde çalışıyoruz” diyeceksiniz, hem de polisi askerin üstüne salacaksınız. Böyle devlet yönetimi olur mu?Türk Silahlı Kuvvetlerinin bugünkü yönetiminden şikâyetleriniz nelerdir? Eğer bu sıkıntılarınıza sizi tatmin edecek cevaplar alamıyorsanız bunu da lütfen kamuoyu ile paylaşın. İnanın açıklık ve dürüstlük kadar doğru, güzel bir davranış biçimi yoktur. Geçmişle hesaplaşmak istiyorsanız hedefiniz yanlıştır. TSK sizin siyasi rakibiniz değildir, T.C Devletinin temel direklerinden biridir.Ayrıca geçmişle hesaplaşmak isteyen siyasetçilerin, öncelikle kendi geçmişlerinde karanlık bölgeler kalmamalıdır.Hafızalarımızda Sn. Cumhurbaşkanının, Avrupa Birliği karşıtı TBMM konuşmaları, Eşi Hanımefendi’nin Türbanı sebebiyle T.C Devletini Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine şikâyet edişi, her yere “NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE” yazmanın ilkellik oluğunu söylemesi, taze olarak durmaktadır.Sn. Başbakanın Tarikat liderlerinin önünde diz çökmesi, evrakta sahtecilik ve ihaleye fesat karıştırmak gibi ağır cezalık dosyalarının dokunulmazlık sebebiyle beklemesi, kendisinin servetinin hesabını verememesi, çocuklarının aniden zenginleşmesini izah edememesi, Filistin için isyan ederken, Irak’ta Müslümanların öldürülmesine, tecavüze uğramasına seyirci kalması gibi yüzlerce olay dün gibi hatırlarımızdadır.Sn. İçişleri Bakanının Kırıkkale Üniversitesi Rektörlüğüne aday olduğunda, Üniversitede irticai yapılanmaya geçit verdiği için Rektör yapılmayışı, Habur Sınır kapısında teröristleri, Müsteşarına karşılatması, Emniyetteki tarikatçı örgütlenmeyi desteklemesi gibi onlarca yanlış aklımızdadır.Hesap soracak insanın, öncelikle kendi hesabını verebiliyor olması gerekir. Hele ki Milletin işini yapıp, milletin parasını kullanıyorsanız, hesabınızı millete vermeniz, Allahın emri gibi şarttır.Sayın Cumhurbaşkanı Bu size üçüncü yazım. Hükümet, Yasama ve Yargı organlarının Başkanları ile toplantı yapacağınızı basından öğrendik. Bunlar güzel faaliyetler tebrik ediyorum. Fakat esas problem siz ve Sn. Başbakan arasındadır. Hepimiz bunu biliyoruz. Sn. Başbakan, Cumhurbaşkanı olmak istemektedir. Seçilmesinin imkânsıza doğru gitmesi onu iyice sinirlendirmekte ve hata üstüne hata yapmaktadır. Size, daima “o nu ben seçtirdim” diye bakmaktadır, iyi de siz de onu Başbakan yaptırdınız. Lütfen artık direksiyonu ele alın ve Devlet organları arasındaki çatışma olanağını ortadan kaldırın. Anayasal göreviniz budur.Tarih ve Millet önünde sorumluluğunuzu hatırlatmak istedim.Sağlık ve başarı dileklerimle,

 

Rifat Serdaroğlu

Eski Sağlık ve Devlet Bakanı”

Habercem, 05.01.2010

http://www.habercem.com/Memleketin-cocuklari-birbirini-vuracak_12182.html

 

ÜSTADIMIZ, YAZARIMIZ BU GÜN GÖNDERDİ.

Yoksulluk Marşı

 

Zamla, zulümle, hicranla yazılıyor kaderin

Sülüklerle, yamyamlarla boşaltılıyor ceplerin

Sana kurulan tuzaklar oldukça... oldukça  derin

Yat uyu, kalk uyu, uyumaktır senin görevin...

 

Gamla, kederle, işsizlikle kazınıyor hücrelerin

Korkuyla, iftirayla, tertiple irileşiyor gözlerin

Sana hazırlanan mekân yedi kat altında yerin

Zalimi alkışla, zulme arka çık, taltifle geçsin günlerin...

 

Zamla, zulümle, hicranla yazılıyor kaderin

Sülüklerle, yamyamlarla boşaltılıyor ceplerin

Sana kurulan tuzaklar oldukça... oldukça  derin

Yat uyu, kalk uyu, uyumaktır senin görevin...

 

Hainleri davulla zurnayla karşılamak senin ödevin

Kulu, kölesi ol, seni fakirlikle ödüllendirenlerin

Susarak, aptallaşarak çarpsın o koca yüreğin

Fakirliği savun, hırsızları sırtında taşı, budur senin çöreğin!

 

Zamla, zulümle, hicranla yazılıyor kaderin

Sülüklerle, yamyamlarla boşaltılıyor ceplerin

Sana kurulan tuzaklar oldukça... oldukça  derin

Yat uyu, kalk uyu, uyumaktır senin görevin...

 

Titreyerek yaşa, yoksul kal, açlıktan koksun nefesin

Emirlerine amade ol,  seni kömürle zehirleyenlerin

Üstüne çullansınlar, biber gazı, su sıksınlar üstüne senin

Her kötülüğe «evet» de, iki büklüm ol önünde canilerin...

 

Zamla, zulümle, hicranla yazılıyor kaderin

Sülüklerle, yamyamlarla boşaltılıyor ceplerin

Sana kurulan tuzaklar oldukça... oldukça  derin

Yat uyu, kalk uyu, uyumaktır senin görevin...

 

Üzeyir Lokman ÇAYCI

Ankara, 05.01.2010

 

 

 

Nerede yer aldı ?

 

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=13430243&p=2

http://www.gercekgundem.com/?c=61412

http://www.ilk-kursun.com/2010/01/laik-cumhuriyetin-koruyucusu-askerdir-polis-olamaz/

 

 

 

 

 

Selam ve sevgilerimle.

Üzeyir Lokman ÇAYCI
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes la Ville
FRANCE

uzeyir.cayci@free.fr









------------------------------------------------------------------

http://monsite.wanadoo.fr/SEVGI/
http://uzeyircayci.sitemynet.com/fleur/index.htm
http://www.artmajeur.com/serap/

-------------------------------------------------------------------

 

Resim  : Üzeyir Lokman ÇAYCI

 


 

 

 

Kral Boş

 

 

 

Üzeyir Lokman ÇAYCI

 

 

 

 

Oyuncular :

 

Kral Boş

Hayal, Kral Boş’un içindeki hayal

Bilge Han, bilim adamı

Sorgun, eğitimci

Kaypak, Saray sözcüsü

Yavşak, istihbaratçı

Yelpazeli kızlar

Hakim Adil, adalet danışmanı

Binbaşı Zambak

Muhafızlar

Halk

Ajanlar

1. Amka Birleşik Devletleri Temsilcisi

2. Amka Birleşik Devletleri Temsilcisi

Vali Fatih Bey

Profesör

Doktorlar

Saray hizmetkârları

 

 

Gülbahçe Sarayı’nın ortasında bir havuz… Çiçekler, heykeller, kaya parçaları, taş dikitler… Sağ ve sol tarafta, iki katlı birbirleriyle bitişik binalar ve pencereler. Karşı tarafta sarayın bahçeye açılan ve Kral Boş’un tahtıyla girip çıkarıldığı büyük bir kapı. Üst katta, bu kapının sağında Kral Boş’a ait, solunda ise Bilge Han’a ait oldukça büyük pencereler. Kral Boş zaman zaman buradan bahçede bulunanlara hitap etmektedir. Bilge Han da onun iğreti ve tutarsız hallerini bulunduğu yerden eleştirmektedir.

Yaz günü, Kral Boş’un tekerlekli yürüyen işlemeli altından tahtı sarayın çevresinde arkadan iki muhafız tarafından itilerek havuzun çevresinde gezdirilmektedir.

Kral Boş’un üzerinde altın iplerle işlemeli bir kaftan, aynı şekilde pantalonu ve ucu yukarıya doğru kıvrık altından bir yemeni. Başında beyaz bir kavuk.

Oldukça güzel, rengârenk giysileriyle cilve yapan iki kız Kral Boş’un tahtının iki tarafında yelpazeleriyle ona serinlik vermektedirler.

 

Birinci perde

 

(Zil sesiyle perde açılır)

(Sarayın bahçesinden kral kıyafetli insanlar gelip geçerler)

Kral Boş : (Hakim Adil’e hitaben)  Hak ve halk için görev yapan hakim, savcı ve polis istemiyorum... Gerekirse bizim dışımızdaki insanları para vererek satın alın, gerekirse korkutarak susturun! Ya da yetkinizi kullanarak, baskı yaparak, iftira ederek görevlerinden uzaklaştırın...  Herkes bizim oluşumumuza hizmet etmeli! Ben kendi içime sığamıyorum. Sizden ne istiyorsam onu mutlaka yapın! Subay, ilim adamı, siyasetçi, hakim, savcı ve polis,  nerede vatansever varsa tutuklayın…

Hayal :  Ne atarsan o dokunur milletin kafasına... İnsan olamazlar övgü yağdıranlar sokak yasasına... Ben senin içindeki sesim... Sen tek kişilik cehennemdesin. Beni duy! Hırsların seni haksızlıklara sürüklemesin... Kaprislerin kralı...

Bilge Han :  Gözünüze kestirdiklerinizi, sizi kim eleştiriyorsa, kendinize kimi zararlı görüyorsanız… Yetkinizi kullanarak, emrinizdekilerin beyinlerini yıkayarak... Hastalıklarını, yaşlılıklarını, millete hizmet aşklarını hiç umursamadan onlardan  intikamınızı alın !

Sorgun : Kimden bahsediyorsunuz efendim?

Bilge Han : Vatanseverleri tutuklatmak için emir verenlerden... Çıkarları için devletin bankalarının kasalarını boşaltan namuslulardan bahsediyorum. Suçsuz günahsız insanlara azap çektirenlerden... Sonra çıkıp ortaya hukuk devletinden, demokrasiden, özgürlükten, adaletten, insanlıktan, uyumdan, hoşgörüden, dinden, imandan, ahlâktan ve yetim haklarından bahsedenlerden? Yani utanmazlardan, sıkılmazlardan bahsediyorum... Bir şey yapamadıklarınıza da, meydanlarda, büyük salonlarda avazınız çıktığı kadar bağırarak seslenin! Onlara tertipler yapın, iftiralar atın, akıl almaz sözlerle ve İhtilalciliklerle suçlayın! Onları kıskıvrak ele geçirmek, tesirsiz kılmak, zindanlarda çürütmek için gece yarısı kanunları çıkarın!  İtibarlarını sıfıra indirin... Taşıyamayacakları acılar yaşatın.

 

Kral Boş : (Kendi kendine konuşur) Ben bunlardan korkuyorum. Beni alaşağı edecekler! Silahlı kuvvetlerimizin yöneticilerini hiç vakit kaybetmeden etkisizleştirin! Birbirine düşürün... Gazetelerde her kesime şok yapacak ihbar ve iftira kampanyaları başlatın... Darbecilikle suçlayın...  Bulundukları yerleri didik didik arayın, tertipler yapın, sahte evraklar düzenleyin,  suç yamayın, morallerini bozun!  Subay, ilim adamı, siyasetçi, ne kadar vatansever varsa bir saniye dahi vakit kaybetmeden tutuklayın!

Hayal :  «Millet fakirleşmiş, ülkede ahlâken, hukuken, iktisaden kriz varmış, fabrikalar kapanıyormuş... İş yerlerine kara kilitler vuruluyormuş... intiharlar ve cinayetler artıyormuş...» bunları hiç önemsemiyorsun! Yakında senin kullanılma tarihin sonlanacak.

 

Bilge Han :  Yeni gündemler oluşturun… Barby bebeklerini gündeme getirin… Halkı bunlarla uyutun.  Olayları ve haberleri kendinize ayarlarak yorumlayın... Insanların acıları üstünde dans edin!  Söyleyin analarımızın tekerlemelerini :

Evimizin önünde koskocaman bir hindi

Uyusunlar… büyüsünler benim halkım ninni

Bizim haksızlıklarımızı görmesinler

Sağa sola sapmadan…  tıpış tıpış yürüsünler ninni

Hayatları boyunca bilmesinler hiç, komşuların evlerinden

Halil Efendi’nin cebinden bir şeyler yürütenler kimdi?

Uyusunlar… büyüsünler benim halkım ninni

Tıpış tıpış yürüsünler ninni...

Sorgun : Ama siz kendi kendinize konuşuyorsunuz. Kral Boş hep kendi tekerlemelerini ya da korkularını dillendiriyor. İnsanlardan birisi çürük domates atar korkusuyla halkın karşısına da çıkamıyor... Çoğu zaman saraydakilerden çekiniyor, bizi dahi öcü gibi görüyor. Bana göre ellerinde yetkileri varken halktan korkanlar inançlı olamazlar!

Bilge Han :  Bak son günlerde Kral Boş ve Amka Birleşik Devletleri ajanlarının işbirliğiyle, önemli kademelerde bulunan vatansever kişilere süikastler düzenleneceğinden bahsediliyor. Ayrıca kamyon çarptı, intihar etti, kaza yaparak öldü denilerek önemli görevlerdeki insanlarımızın cinayete kurban gittiklerine dair söylentiler de oldukça endişe verici. Amka Birleşik Devletleri tarafından Kral Boş milletimize huzursuzluk yaşatması için ülkemizin başına getirildi!

 

Kaypak : (Arkasında bulunan iki muhafızla rap rap rap rap diye sesler çıkararak Kral Boş’un yanına gelir, üçü birden hazır ol vaziyetinde selam verirler. Üzerlerinde, silahları ve askeri elbiseleri vardır.) Efendim  Amka Birleşik Devletlerinden iki temsilci sizinle görüşmek istiyorlar. Şu an sarayımızın dış kapısı önünde davetinizi beklemektedirler.

Kral Boş : Buyur edin… Misafirlerimizi daha fazla bekletmeyin … Saygı gösterin onlara! Taltiflerde bulunun… Huzuruma rahatça gelmelerini sağlayın...

(Kaypak ve arkasında bulunan iki muhafız birlikte rap rap rap rap diye sesler çıkararak oradan uzaklaşırlar. Kısa süre sonra aynı şekilde iki temsilciyle gelirler.  1. Amka Birleşik Devletleri Temsilcisi ve 2. Amka Birleşik Devletleri Temsilcisi, siyah takım elbiseleri, siyah gözlükleri, siyah fötr şapkaları ile dikkatleri çekerler. İkisi aynı anda selam verirler. Onlardan biri Kral Boş’un kulağına eğilerek fısıltı halinde bir şeyler anlatır. Kral Boş «evet» dercesine başını sallar. 2. Amka Birleşik Devletleri Temsilcisi elindeki dosyadan birer sayfa çıkarır ve dosyanın üzerine koyarak bir kalemle bilikte  Kral Boş’a doğru uzatır. O verilen evrağı okumadan imzalar. İki temsilci zafer edasıyla önce birbirlerine gülümseyerek bakarlar. Sonra Kral Boş’a selam verdikten sonra rap rap rap rap diye sesler çıkaran iki muhafız ve Kaypak’la oradan uzaklaşırlar.)

 

Bilge Han : Gördün ya, Kral Boş  Amka Birleşik Devletleri ajanlarının getirdikleri tahrip ve ülkemizi işgal planlarını imzaladıkça rahatlıyor. Onları arkasında hissettiği zaman kendisini güvende hissediyor... Yani arkasında halk ve Hak yok! İhanet ve dalalet var !

Sorgun : Milleti dindarlıkla, dinle, sahte vaatlerle aldattılar. Her kötülük bunlarda... Yalanla, hile ile ülkemizi karanlığa sürüklüyorlar! Hırsızlıkla, yolsuzlukla bizi sömürüyorlar!

Bilge Han : «Siz dikenlerinin peşinde koşarsınız! Gülleri başkaları koklar». Sömürgeci ülkelerin güdümüne girenler, halkın malını yiyenler, insanlara zulmedenler, hırsızlık ve haksızlık yapanlar, ya da yapılmasına göz yumanlar, sahte evrak düzenleyenler, müfteriler kim olurlarsa  olsunlar huzurlu olamazlar. Her an için birilerinin kendilerine dokunacaklarını, devlet güçlerinin kendilerini sorgulayacaklarını düşünerek bu yönde kimden çekiniyor ve korkuyorlarsa onlara karşı savaş açarlar. Yani her şey benim emrimde olsun ve beni hiç kimse sorgulamasın gibi sınırsız isteklerle yaşarlar.

Sorgun : Bu mümkün mü?

Bilge Han :   Elbette mümkün değil! Bir taraftan kendi vicdanlarıyla, diğer taraftan kusurlarıyla bu tür insanlar kendilerini köşeye sıkışmış hissederler. Yani yığınlaşan hatalar altında ezilirler.

 

Kral Boş : (Kendi kendine konuşur) Ben bunlardan korkuyorum. Hergün endişelerim devleşiyor... Şüpheler altında eziliyorum... Beni alaşağı etmelerinden önce,  onlara karşı tedbirimi almalıyım! Subay, ilim adamı, siyasetçi, doktor, hakim, savcı ne kadar vatansever varsa konuşmalarını izleyin, girip çıktıkları yerleri, konuştukları kişileri, seyrettikleri televizyonları, okudukları gazeteleri tespit edin, göz açtırmayın onlara...   Bir saniye vakit kaybetmeden, onları hayatlarından, yuvalarından, dostlarından kopararak tutuklayın!

Hayal : Unutma Kral Boş :  Delinin düğünü kafasındadır! Kurguların gerçeklere ters düşüyor!   Ajanlardan, işgalcilerden ; katillerden korkma, ülkemizin güzide evlâtlarından kork! Bu kabul edilecek bir şey değil… Sen kendini yönetecek durumda değilsin, ya istifa et, ya da intihar et, bu yüce millet senden ve senin şerrinden kurtulsun! Siz ömrünüzü hep boş şeylerle geçirdiniz... Benlik saplantılarınız sizin ileriye adım atmanızı hep engelledi. Güzellikler üretmediğiniz gibi başkalarının güzellikler üretmelerini de engellediniz... «Kin cumhuriyetinde mi yaşıyorsunuz?» Yuh olsun size!

 

Bilge Han :  Çin oyuncakları dağıttığınız çocuklara, prinç helva, kömür, makarna ile kandırdığınız insanlara, sadaka ile aşağıladığınız yoksullara, kömür zehirlenmelerinden  ve iş yerlerindeki tedbirsizliklerden ölen yoksul canlara, siz hâlâ halkım diyorsanız, yazıklar olsun size. Asıl alçalan onlar değil… sizsiniz sayın Kral Boş… Ben sizin yerinizde olsam, koltuğu değil, sarayı değil, başkenti değil, ülkeyi değil, dünyayı terkederdim…Biliniz ki hayat ölmeye değer, fakat zavallı bir hale düşmeye değmez!

Sorgun : Geçen gün zırhlı arabasıyla gittiği bir yöremizde çocuklar Kral Boş’un verdikleri oyuncakları kabul etmiyorlar. Çocuklardan biri ona : «Bizi basit oyuncaklarla aldanacak kadar aptal mı zannediyorsun? Kapattığın fabrikaları aç, sattığın gelir getiren kurumlarımızı geri al, babalarımızı işsizlikten kurtar! Kendinize değil, devletimize ve milletimize hizmet et! Bize vermek istediğin oyuncaklarla kendin oyna ve bu söylediklerimizi de unutma !» diyorlar. Kral Boş’un yüzü kızaracak değil ya… Hiç bir şey olmamış gibi yoluna devam ediyor.

Bilge Han :  Şekerle, unla, makarnayla aldatılan insanlarımız da çocuklarımız kadar duyarlı olsalar, bu maşa yöneticiler başımızda asla duramazlar. Tepki aynı anda ve birlikte gösterilirse anlam kazanır.

 

Kaypak : (Arkasında bulunan iki muhafızla rap rap rap rap diye sesler çıkararak Kral Boş’un yanına gelir, üçü birden hazır ol vaziyetinde selam verirler. Üzerlerinde, silahları ve askeri elbiseleri vardır.) Efendim yüce ülkemizin silahlı kuvvetlerinden binbaşı rütbesindeki bir subay sizinle görüşmek istiyor. Şu an sarayımızın dış kapısı önünde davetinizi beklemektedir.

Kral Boş : Vay vay, oy oy… Bizim eşbaşkanlığını yaptığımız, Amka Birleşik Devletleri’nin ülkemizi ve bölgemizi parçalama planlarına karşı çıkan ordu mensuplarından biri mi gelmiş? (Kahkaka atar, aniden ciddileşir, tahtından iner, Kaypak’ın göğsüne asasını dayar ve bağırarak) Git ihtilâciyi getir!

(Kaypak ve arkasında bulunan iki muhafız birlikte rap rap rap rap diye sesler çıkararak oradan uzaklaşırlar. Kısa süre sonra aynı şekilde Binbaşı Zambak’la gelirler)

Binbaşı Zambak : Efendim, Yüce Ülkemizin yüce yöneticilerine karşı eylem yapacağım öne sürülerek bir çok kez sizin emrinizde bulunan Öfgenekon savcıları tarafından arkadaşlarım gibi ben de  tutuklandım. İftiralar ve sahte evraklar havada uçuştu, şiddetli rüzgârlar estirildi. Kasırgalar oluşturuldu, inançları gereği size «taraf» olan gazetelerde iftiralar sele dönüştürüldü. İyi ki, az da olsa hukuk var, her seferinde suçsuz görüldüm ve serbest bırakıldım. Baktım ki bu iftiralar duracağa benzemiyor. Adalet saçan Kral Boş, hukuk devletinin selametini düşünerek emir kullarına talimat veriyor, vermeye devam ediyor…

Kral Boş :  (kahkaka atar, aniden ciddileşir, tahtından iner, Binbaşı Zambak’ın göğsüne asasını dayar ve bağırarak) Yeter artık, benden ne istiyorsun? Şu kavuğu mu? (Çıkarır yere fırlatır sonra altın işlemeli cepkenini çıkararak atar)

Binbaşı Zambak : Efendim daha fazla kişiliğimle oynamadan, görev yaptığım kurumu ve genel kurmay başkanımızı daha fazla yıpratmamanız için size silahımı veriyorum. (Silahını oradaki masa üzerine bırakır) Beni vurun ve ortadan kaldırın... Ya da bir hücreye atın! Hiç olmazsa insanlarımızın her gün başlarını ağrıtmamış olursun. Ben vatanım ve kurumum için canımı feda etmek istiyorum..

Kral Boş :  Ama biz senin gibi adamlar üzerinde tertipler yapmazsak nasıl ayakta kalacağız? Size zulmederek halka kahraman görünüyoruz biz! Sizi ortadan sessiz bir şekilde kaldırırsak, o zaman milleti nasıl aldatacağız hı?... Biz dokunulmazlara dokunduk diye diye, bu günlere geldik! Sen ve senin gibiler her an için karşımızda ya da hedefimizde olmadan bizim ayakta veya hayatta kalmamız mümkün mü? Amka Birleşik Devletleri ne istiyorsa biz onu yapıyoruz. Sizin üzerinizden, size zulüm yaparak milleti korkutuyor ve propaganda yapıyoruz.   Çeşitli yöntemlerle dev bir güç olduğumuzu insanların beyinlerine zerkediyoruz... (Bağırarak) Şu utanmaza bakın… korktuğum adamlardan biri burnumun dibine kadar geldi… (Ayağa kalkar, elindeki bastonuyla işaret ederek) İşte ben bunlardan korkuyorum. Hergün endişelerimi devleştiren bunlar... Alnımın ortasına süngü uçlarının dokunduğunu hissettirenlerden biri de  bu!... Sizi bir çırpıda değil yavaş yavaş ve sindire sindire ortadan kaldıracağız... Beni alaşağı etmelerinden önce,  bunlara karşı tedbirimi almalıyım! Subay, ilim adamı, siyasetçi, doktor, hakim, savcı,  kasap, polis, öğretmen, öğrenci, mezarcı,  vali ne kadar vatansever varsa bir saniye dahi vakit kaybetmeden tutuklayın! Muhafızlar! Muhafızlar... götürün bu adamı! Çullanın üzerine... Biber gazı sıkın... Tazyikli suyla ıslatın...  Gerekirse kaza süsü vererek ortadan kaldırın!(Muhafızlar çullanmak için yaklaşırkan gürültülerle birlikte sahne karartılır)

Hayal :  Amka Birleşik Devletleri bazen senin yerine, bazen de sen Amka Birleşik Devletleri’nin yerine geçiyorsun... Seni kışkırtan içindeki düşmandan kurtul...  Saplantıların kralı!

Kral Boş : (Kendi kendine konuşur) Ben onlardan korkuyorum. Hergün endişelerim devleşiyor... Şüpheler altında eziliyorum... Onların beni takip ettiklerine dair korkular çevremi kuşattı. Alnımın ortasına süngü uçlarının dokunduğunu hisseder gibiyim... Beni alaşağı etmeden önce,  onlara karşı tedbirimi almalıyım! Subay, ilim adamı, siyasetçi, doktor, hakim, kasap, polis, öğretmen, gazeteci ve yazar ne kadar vatansever varsa bir saniye dahi vakit kaybetmeden tutuklayın! Okulları satın... Kışlalara iş merkezleri yaptırın... Hastaneleri kiraya verin, kütüphaneleri kapatın! Gezim gezim gezdirin hastaları, özürlüleri eğitimsiz ve ilgisiz bırakın... İnsanların kafalarını allak bullak ederek strese sokun... İntihar etmelerini sağlayın! Kahrosun bizden olmayanlar!

Hayal : Herhalde unuttunuz, ya da gözlerinizden kaçtılar...  Atlar, itler, kuşlar, kediler, inekler için de bir şeyler söyleyin  sevgili Kral Boş!? Bakıyorum, her an kendi dışınızda geziniyorsunuz?

 

Bilge Han :  Ükemizde yürütülen terör Karl Boş ve ekibiyle oldukça çeşitlendi! Gıda, siyaset, yabancılaşma, açılım,  sağlık, eğitim, mali, adalet ve çıkar terörleri gibi yüzlerce terörle ülkemiz kaosa sürüklendi. Çıkar, makam, mevki ve para için kardeşin kardeşi dışladığı bir dönemi yaşıyoruz! Sağlık ocakları, hasteneler, okullar birer birer kapatılıyor... Özürlüler, hamile bayanlar, çocuklar, hayvanlar, bitkiler, hastalar, yaşlılar ve kimsesizler korunmadıkları gibi önemsenmiyorlar. İnsani duyarlılıklarımız, ormanlarımız, akarsularımız, zenginliklerimiz, şehirler, tarih ve kültür varlıklarımız, farklı görünerek, aldatarak, yalan söylenilerek ya da açıkça birer birer talan ediliyor veya yağmalanıyor. Bir çok konuda anayasa ve yasalar umursanmıyor…

Sorgun : Efendim Kral Boş’la ilgili olarak zaman zaman sert konuşuyorsunuz? Bunun sebebi nedir? Ben de sizin gibi haykırmak istiyorum.

Bilge Han :   Onu kompleksleri yönetiyor… Kendi iradesiyle hareket ettiğini ve milletle ilgili olumlu düşünceler taşıdığını, ülkemize hizmet ettiğini hiç görmedim. Onu bulunduğu makama dış güçler getirdiler. Buradan da yine o güçler götürecekler. O bunun sezgisini taşıdığı için korku içerisinde.

Sorgun : Pekiyi size oldukça saygı göstermesinin sebebi nedir?

Bilge Han :   Ben ilmimle hareket eden biriyim. O ALLAH’la  (C.C.)  ve milletle ilişkilerimin mükemmelliğini biliyor. Manevi tecrübelerimle onun kalbinden geçenleri adeta okuyorum. Yani o  korktuğu için bana saygı gösteriyor. Önündeki perdelerle hata yapıyor, ben ise önümdeki perdeleri indirerek onu irdeliyorum. Bir insan geçmişiyle anılır, hizmetleriyle saygı görür, ilmiyle olgunlaşır, inancıyla hatalardan kaçar, samimiyetiyle değer kazanır. Geçmişi karanlık, hizmet duygusu olmayan, cahil, inançsız ve samimiyetsiz kişiler korkular içinde yaşarlar. Etrafa da dehşet saçarlar.

 

Kral Boş : (Hakim Adil’e hitaben)  Ben bunlardan korkuyorum. «Yani vatan, millet, bayrak ve dinimiz için canımız feda olsun!» diyenlerden korkuyorum... Hergün endişelerim devleşiyor... Şüpheler altında eziliyorum... Onların beni takip ettiklerine dair korkular çevremi kuşatıyor... Alnımın ortasına süngü uçlarının dokunduğunu hisseder gibiyim... Beni alaşağı etmeden önce,  onlara karşı tedbirimi almalıyım! Subay, ilim adamı, siyasetçi, doktor, hakim, kasap, polis, öğretmen, öğrenci, mezarcı, gazeteci ve yazar ne kadar vatansever varsa bir saniye dahi vakit kaybetmeden tutuklayın!

(Zil sesiyle perde kapanır)

 

İkinci perde

 

(Zil sesiyle perde açılır)

(Uzaktan muhafızların siyah takım elbiseleri bulunan, fötr şapkalı Amka Birleşik Devletleri ajanlarıyla el kol işareti yaparak konuştukları görülür)

 

Kral Boş üst kattaki pencereden tahtında oturarak saray avlusuna bakmaktadır. Üzerinde altın iplerle işlemeli bir kaftan, aynı şekilde pantalonu ve ucu yukarıya doğru kıvrık altından bir yemeni, başında beyaz bir kavuk bulunmaktadır.

Oldukça güzel, rengârenk giysileriyle cilve yapan iki kız, Kral Boş’un tahtının iki tarafında devamlı yelpazeleriyle ona serinlik vermektedirler.

Muhafız :  (Nefes nefese koşarak gelir)  Efendim... Efendim!..

Kral Boş :  Efendinin başına taş düşsün... Söyle ne oldu? Yerden su mu çıktı? Öküzleri mi kaçırdın?

Muhafız : Efendim ilim adamları endişe içerisinde... Hergün yüzlerce kişi geliyor... Herkes memleketimizin halinden şikayetçi... Halk galeyan içinde. İntihar edenlerle, ağlayanlarla, birbirlerini öldürenlerle ülkemiz çalkalanıyor!

Kral Boş : İyi ya… Eş başkanlığını yaptığım Amka Birleşik Devletleri buna çok sevinecek!

Muhafız : Halk birbirine girdi... Alimler «açlık, işsizlik, yoksulluk ve adaletsizlik milletin dengesini bozdu, şu an insanlar birbirlerini haklıyorlar… bu gidişle halk, intihar etmeyecek, birbirini öldürmeyecek…  Çalgıyla, oynaya - zıplaya Kral Boş Hazretlerinin yanına gelecek… Bizi bu hale Kral Boş getirdi diyecek....» diyorlar.

Kral Boş : (Merakla) Eeee sonra… Niye benim yanıma gelecekler?

Muhafız :  «Akıllarını başlarına toplayacaklar… Uyanacaklar ve Kral Boş’u haklayacaklar!» diyorlar.

Kral Boş : Vah vah!  Demek öyle… Pekiyi ne yapmam lazım ? Ulan aptal! Ulan salak ebeni al da git!  Geceleri uyuyamıyorum... Gündüzler bana acı çektiriyor. İftiralar edin, bir şeyler uydurun, sahte imzalar atın, suçlar yamayın, gerekirse kaza süsü vererek ortadan kaldırın. Ne kadar vatansever varsa tutuklayın. Gazetelerde teşhir edin… Göz açtırmayın onlara. Analarından doğduklarına pişman edin…

 

Bilge Han :  Silahlı kuvvetlerimize iftira atmak, ülkemizin düşmanlarıyla işbirliği yapmak, hainlerden talimatlar almak ve bunları uygulamak gibi Kral Boş’un icraatları artık hiç gizlenmiyor. Düşmanlara ait gizli servislerin ülkemizde serbestçe, hatta yöneticilerimizin taltifleriyle, faaliyetlerde bulunduklarını görüyoruz. Size sesleniyorum Kral Boş dalkavuklarınla, olayların ve kargaşalıkların arkasına saklanarak daha ne kadar ayakta kalacaksınız? Ne olur ne olmaz yanınızda her zaman bir suçlu torbası bulundurun. Ülkemizi hapishaneye çevirin… Acılarla şenlendirin ortalığı. Kondurun telgrafın tellerine baykuşları !

Sorgun :  Efendim Kral Boş, tuhaf halleriyle bana ülkemiz adına endişe veriyor.

Bilge Han :   Bu tür insanların, ancak, açlık, hastalık ve ölüm anlarında merhametli olduklarını görürsünüz. Diğer zamanlarında karşılarında konuşmanız  mümkün olamaz. Yani asla size konuşma fırsatı vermezler!

Bir zamanlar eğitim görürken hocam yanıma geldi oturdu. Bana : ALLAH’a (C.C.) bağlı olanlar oldukça mütevazi olurlar. Kin ve öfke onların dünyalarına asla giremez. Onları ayak ayak üstüne atarak otururken asla göremezsiniz. Bu türlü davranışları, büyüklenme, böbürlenme kabul ederler. Yaradanın ve kullarının bu şekilde aşağılandığına inanırlar. Kral Boş’a bak her nerede bulunursa bulunsun ayak ayak üstüne atarken görürsün. Bu tür insanlar, oldukça bencil, çıkarcı, ALLAH’tan (C.C.) ve milletten kopuk insanlardır.

Sorgun :  Çok güzel ifade ettiniz. Ben onu sık sık bu şeklilde görmeme rağmen bunları hiç düşünmemiştim...

Bilge Han :   Kendi hal ve hareketlerini kontrol edenlerin havadan havaya girme gibi saplantıları olamaz. Sevgi, saygı, hoşgörü, merhamet asil kalplerde gelişir, anlam ve değer kazanır. Zalim anne çocuğunu cimcikler, gafil baba başka kadınlarla ilişki kurarak yuvasını yıkar, anlayışsız komşu komşusuna huzur vermez, hayırsız kedi yavrusunu yer...

Sorgun :  Bütün bu açıklamalardan sonra ifade etmek istediğiniz nedir?

Bilge Han :  İyi bir devlet adamı, bir hükümdar, kaprisleriyle hareket etmez. Kusurları ve eksiklikleri olanlar bu görevlere talip olamazlar. Kendi iradeleriyle hareket etmeyenler her zaman hata yaparlar. Bu tür kişiler kendilerini ve ülkelerini de her an için zor durumlara düşürebilirler veya  olumsuzluğa götürecek kararlara imza atabilirler. Geri plandaki gafletlerini, ürettikleri korkularla gizlemeye çalışırlar. Siz bunları sadece korkularıyla ve kaprisleriye tanırsınız.

Sorgun :  Bu tür insanlara bir söz söylemek gerekirse siz öz olarak neleri tavsiye edersiniz?

Bilge Han :  Ben bu tür insanlara : «Git çiçekleri seyret, çocukları sev... Yaşlıların ellerini öp. Hastaları ziyaret et, özürlülerin hal ve hatırlarını sor, kedilere, köpeklere zulüm yapanlar var mı ? araştır… İnsanların yaşadıkları çevreleri irdele, mutluluklarını, problemlerini, sıkıntılarını gözlemle. Kazaları, afetleri, olayları, sebepleriyle yerlerinde incele. Açları, yoksulları, mağdurları, dulları, kimsesizleri, itilmişleri-kakılmışları tespit et ve onlara acilen gereken ilgiyi göster! Mezarlıklarda dolaş!» şeklinde tavsiyelerde ve telkinlerde bulunmak isterim.

Sorgun :  Efendim, ülkemizde eğitim kurumlarımız çöktü. İnsanlarımız boşlukta, esrarengiz insanlar ülkemize serbestçe girip çıkıyorlar. Cinayetler, olaylar,  iş ve trafik kazaları arttı. Aileler parçalanıyor. Ülkemiz insanları Kral Boşa bağlı olanlar, karşıt olanlar diye ikiye bölündüler.

Senin ve benim gibi insanlar etkisizleştirilirken ehli olmayan insanlar önemli görevlere getirildiler. Kral Boş ve yandaşlarının ele geçirdikleri bütün kurumlarımızda hizmetler durdu. Şehirlerimiz, ormanlarımız, zenginliklerimiz ve duygularımız yağmalanıyor.

Bilge Han :  Danışmanları alim ya da vatansever olmayan yöneticilerin öğütçüleri zalimlerden veya hainlerden olur. Ehli olmayan bir kişiyi kral, bakan, müsteşar, genel müdür, vali, kaymakam, belediye başkanı, muhtar ya da imam yaparsanız,  kalkınmadan, huzurdan, eğitimden, adaletten, güvenden, hürriyetten, demokrasiden, inançtan, dürüstlükten bahsedemezsiniz. Partizanlık, ayırımcılık ve bölücülük gibi bir milleti çökerten unsurlar gelişir ; hatalar, ihmaller ve tahripler artar… Tahrik, tahrip, yolsuzluk ve hırsızlık meziyet gibi kabul edilir. Bilgisizlikler, belirsizlikler ve karamsarlıklar yaygınlaşır… Dürüstlük, güven, dayanışma ve samimiyet ortadan kalkar. Kazalar, afetler, seller insanların hayatlarını felç eder, cinayetler, hastalıklar ve kötü alışkanlıklar milleti tehdit eder…

Sorgun :  Tersanelerdeki ölümleri, çöken yolları ve binaları, tren kazalarını, yağmur sularının kontrol edilememesini, hastanelerdeki çocuk ölümlerini, eğitimdeki olumsuz yansımaları bu açıklamalarınıza örnek olarak gösterebilir miyiz ?

Bilge Han :  Elbette. Fabrikalar satılıyor, işçiler, eczacılar ve doktorlar soğukta - sıcakta sokaklara dökülüyorlar. Ama sorunlar bunlarla sınırlı değil. Kimi insanlarımız telefonlarımız dinleniyor diye korku tünellerine girdiler. Kimi de Kral Boş ve sömürücü güçlerin ülkemizde oluşturdukları sistem içerisinde eriyorlar... Kral Boş’a yakın görünmek ve kurulan kirli tezgahlardan çıkar sağlamak için yakınlarıyla ilişkilerini koparanlardan da söz etmek istiyorum. Bize gelen binlerce dosyaya bakan mı var sanki? Adeta dağlaşan problem yığınları altında ezilen zadece Kral Boş ve tayfası değil,  milletimizin ve ülkemizin geleceği de tehdit altında!

Sorgun :  Bunları anlamayanları nasıl adlandırabiliriz? Ya da bunlarla nasıl bir gelecekle karşılaşmamız muhtemel?

Bilge Han :  Gerçekleri ifade etmekten kaçan satılmış bir ruh, haksızlıkları alkışlayan zayıf bir irade, kargaşalıklara yol açan adaletsiz bir güç toplumun dengesini bozar, özgürlüğü ortadan kaldırır, demokrasiyi tartışılır hale getirir.

 

Kaypak : (Arkasında bulunan iki muhafızla rap rap rap rap diye sesler çıkararak Kral Boş’un yanına gelir, üçü birden hazır ol vaziyetinde selam verirler. Üzerlerinde, silahları ve askeri elbiseleri vardır.) Efendim  Kuzey ilimizin valisi sizinle görüşmek istiyor. Şu an sarayımızın dış kapısı önünde emirlerinizi beklemektedir.

Kral Boş : (Umursamaz bir ifadeyle) Getirin… Ne yumurtlayacaksa?

(Kaypak ve arkasında bulunan iki muhafız rap rap rap rap diye sesler çıkararak Kral Boş’a  selam vermek suretiyle oradan uzaklaşırlar. Kısa süre sonra aynı şekilde Vali Fatih Bey ile gelirler)

Kral Boş : (Yüzünü buruşturarak, aşağılayıcı bir şekilde) Derdin ne ? Ta Kuzey vilayetimizden gelecek kadar bir problemin mi var senin ?

Vali Fatih Bey : Keşke sadece benim problemlerim olsa? Ben ne yapıp ne edip bunları aşarım! Ama ülkemizin güvenliği söz konusu olunca vakit kaybetmeden yollara düştüm efendim… Ülkemizde ajanlar at koşturuyor. Bölgemizde olaylar arttı. Bölücülüğü körükleyen faaliyetler başını almış gidiyor…  Eğer devletimizce vaktinde önlem alınmazsa, vahim sonuçlarla karşılaşabiliriz.  Her kışkırtmanın arkasından ajanlar çıkıyor. Bunlardan biri bölgemizde yıllar önce gerçekleştirilen savaş esnasında tesadüfen düştüğü söylenen bir bombayla ilgili bir açıklama yaptı.  Deprem bombası adıyla andığı bu bombanın mağmaya kadar uzanan etkisiyle gelecekte Amka Birleşik Devletleri tarafından uzaktan kumandayla  patlatılacağını itiraf etti.

Kral Boş :  (Umursamaz bir şekilde) Eeee ne olmuş yani?

Vali Fatih Bey : Yarın bir gün ülkemizde büyük  bir deprem olursa suçlamamız gereken tek ülke Amka Birleşik Devletleri olmalı. Görünmez uçaklar, Araştırma  ve casusluk amacıyla semalarımızda gördüğümüz yüzlerce«ufo» denilen üç ayaklı uzay araçlarının ülkemiz üzerindeki hareketleri hiç önemsenmiyor! Geçmişte Haiti adalarında yapılan nükleer denemelerin bugün milyonlarca insanı nasıl olumsuz etkilediğini görmemiz gerekir! Çok yakında, Afganistan, Pakistan, İran ve Irak’ta meydana gelebilecek depremlerle ilgili de bugün ben uyarıda bulunmak istiyorum.Ülkemizde  bombanın düştüğü yerden başlayarak,  tedbir amaçlı çalışmaların yapılması gerektiğini size hatırlatmak istiyorum. Bilim adamlarımızla ülkemize düşen bu bombanın zehirli oluşumlarını veya patlamayla meydana gelebilecek etkilerini çürütecek bilimsel araştırmalar yapmalıyız?

Kral Boş :  Ta oradan buraya  bu tür şikayetler için mi geldin?

Vali Fatih Bey : Efendim, bir kaç kişiyi yakaladık… Ülkemize çok büyük zararlar verdiklerini, süikastlere, cinayetlere, hatta uçaklarımızın düşürülmesine sebep olduklarını şahit ve  belgelerle tespit ettik. Ama onları; sizi, içişleri ve adalet bakanlarını referans gösterdikleri için serbest bırakmak zorunda kaldık. Daha sonra da içişleri bakanımızın imzasıyla bana (cebinden resmi bir evrak çıkararak) misafir Amka Birleşik Devletleri görevlilerini mağdur ve taciz ettiğim ileri sürülerek açığa alındığımı ifade eden bu yazı gönderildi.

Kral Boş :  Aferin içişleri bakanına ! Sen hangi hakla bizim Amka Birleşik Devletleri’ne eş başkan olduğumuzu görmezlikten geliyorsun ?

Vali Fatih Bey : Efendim vatanımızı savunmak, devletimizi korumak, milletimizi sevmek suç mu ? Sonra bizi,  çoluk çocuğumuzla bu yaşımızdan sonra aç ve işsiz mi bırakacaksınız ?

Kral Boş :  Evet vatanı savunmak, devleti korumak, milleti sevmek suç! Sonra «ha hı evet... » demek varken bu işleri yapmak, ya da vatanı, milleti savunmak, olabilecek depremleri düşünmek, halkı zehirleyecek oluşumlardan bahsetmek sana mı düştü hı? İşsizlik bizim siyasi hayatımızı devam ettirmemizin bir dayanağı! Biz aç ve yardıma muhtaç insanların çokluğuyla güç kazanıyoruz.  Korkmayın aç  kalmazsınız… Çoluk çocuğunuzla gidin dağlara ot yayılın… (Bağırarak) Şu utanmaza bakın… korktuğum adamlardan biri ta burnumun dibine kadar geldi… (Ayağa kalkar, elindeki bastonuyla işaret ederek) İşte ben bunlardan korkuyorum. Hergün endişelerimi devleştiren bunlar... Alnımın ortasına süngü uçlarının dokunduğunu hissettirenlerden biri de  bu!... Beni alaşağı etmelerinden önce,  bunlara karşı tedbirimi almalıyım! Subay, ilim adamı, siyasetçi, doktor, hakim, kasap, polis, öğretmen, öğrenci, mezarcı, çoban, vali ne kadar vatansever varsa bir saniye dahi vakit kaybetmeden tutuklayın! Muhafızlar götürün bu adamı! Çullanın üzerine... Gözlerine biber gazı sıkın... Tazyikli suyla ıslatın bu haini! Gerekirse kaza süsü vererek ortadan kaldırın!

Hayal : (İki elini yukarı kaldırarak) Çüşşş!... Fazla ileri gittin salak! Asıl tutuklanacak kişi sensin... Sana Peygamberimiz (S.A.) sözüyle bir hatırlatma yapayım : «Vatan sevgisi imandandır.» Helal olsun Vali Fatih Bey’e!

(Muhafızlar önce Vali Fatih Bey’in üzerine çullanırlar. Sonra apar topar götürürler… Zil (*) sesiyle perde kapanır)

(Zil sesiyle perde kapanır)

 

Üçüncü perde

 

(Zil sesiyle perde açılır)

Bilge Han : Bir zamanlar Bor’da «Bıyıkzade Hoca» adıyla anılan bir zat vardı. Benim de yakından tanıdığım bu kişinin marangozlar çarşısına girerken solda bir dükkanı vardı.  Orada sadece Antakya sabunları satardı. Bu kişiyi ziyaret edenler satın aldıkları burcu burcu kokan sabunlarla bedenlerini, öğüt ve sözleriyle de kalplerini temizlerlerdi. İlçede yaşayan vatandaşlarımızdan Fikri Efendi evine gece yarısı giren hırsızları, polisle, yargıyla yakalattırmayı başaramayınca üzüntüye kapılır. Bir gün on yaşındaki oğluyla oradan geçerken Bıyıkzade Hoca çağırır :  «Ne o Fikri oğlum, gelirken giderken bir kaç gündür senin oldukça üzgün olduğunu görüyorum. Her şeyin bir çaresi var... Sen inançlı bir insansın!» der.  Fikri Efendi de :«Geçen gün evimizden hırsızlar bakır kazanlarımızı, leğenlerimizi çaldılar. Hanım ve ben buna çok üzüldük hocam...» cevabını verir. Bıyıkzade Hoca, önce dünyayı ve insanları tarif eder. Sonra ona aralıksız okuması için bir dua verir. O denileni yapar. Kırkıncı gece çaldıkları eşyaları hırsızlar getirip evine bırakırırlar. Çalanlar da çok geçmeden birer birer helâk olurlar. Yani burada Bıyıkzade Hoca Fikri Efendi’nin derdine çare olacak bir tavsiyede bulunur. O da bu tavsiyeyi harfiyyen yerine getirir. Hırsızları heba, Fikri Efendi’yi memnun eden dualardan ya da duaların ulaştığı makamdan kralların haberleri olur mu? Olamaz… Onların dünyalarına ne Fikri Efendi ne Bıyıkzade Hoca ne de yaratıcı giremez… Paralar, gemicikler, etraflarında fır dönen dalkavuklar varken onlar asla gerçekleri de göremezler. Neyin neye, nasıl ve ne şekilde etki yapacağı, sebeplerin hangi sonuçlardan kaynaklandığı, sonuçların nelere dayandığı çoğu zaman bilinmez.

ALLAH’ın kanunları krallara, fıravunlara, zalimlere hiç bir zaman fırsat vermez! Yüzüstü yere kapar onları… Sonuçta iflah olmazlar.«Sizin korkularınızdan, korktuğunuz insanların haberleri yok!» da diyemezsiniz onlara.

Sorgun :  Sizin bu güne kadar bana bahsettiklerinizden Kral Boş ve adamlarının haberleri olsaydı bulundukları yerlerde daha fazla kalamazlardı.

Bilge Han : İnsansan eğer,  görevlerin var : Susarak değil, konuşarak...  teslim olarak değil, uyararak... eğilerek değil, dimdik durarak haksızlıklara karşı çıkacaksın! Gözlerinle gülleri incitmeyecek, kuşları yaralamayacaksın... Sözlerinle iyileri, doğruları, güzelleri incitmeyecek ve karalamayacaksın!

 

(Kral Boş parmaklarını ağzına götürerek ıslık çalar. Saray erkanı ve hizmetkârlar koşarak gelirler. Her biri Kral Boş’un karşısında hazırol vaziyetine geçerler)

Doktor : Ben saray doktoru Rasim, kendinizi iyi hissetmediğiniz zaman bana bir ıslık çalın yeter... Bitki özlerinden, hayvan gözlerinden yaptığım şifa veren ilaçlarımla emrinizdeyim efendim!

Dişçi : Ben Diş Doktorunuz Kazım, bir probleminiz varsa kerpetenimle, pensemle, ilaçlarımla huzurlarınızdayım efendim.

Aşçı  : Ben saray aşçısı Hazım, ağzınızı,  midenizi, bağırsaklarını rahatlatacak türlü türlü  yiyecekler ve içeceklerle emrinizdeyim efendim.

Masajcı : Ben saray masajcısı Nazım, omuzlarızı, sırtınızı, ayaklarınızı dinlendirecek masajlar için hizmetinizdeyim efendim!

Kalaycı :  Ben saray kalaycısı Asım, iyi çalkalarım, güzel kıvırırım, dilediğiniz gibi parlatır, istediğiniz gibi kaplarınızı kalaylarım efendim!

Mezarcı :  Emredin bir insan boyu hazırlayayım mezarı... Şekil vereyim, isim yazayım, dilediğiniz gibi kazayım...

Kasap : Ben saray kasabı Kasım, emredin hayvanları bacaklarından asayım... emredin kelleleri pişirerek sırıttırayım!

Berber : Ben saray berberi Masum, emredin çekeyim usturamı, dilediğiniz gibi kazıyayım... Size güzel anlar yaşatmak için ottan boktan konuşayım. Türkü söyleyeyim, gazel okuyayım... «Kısa zamanda çok sıkıntılar çektirdiniz milletimize... Ordumuzu taşladınız... Tarımımızı imha ettiniz, çiftçilerimi dışladınız... İşçilerimizi, memurlarımızı haklarını gasbederek haşladınız! Ona buna bağırdınız, onu bunu suçladınız! Caka yapmak için sevgi gösterileriyle oyuncaklar verip, yalancıktan çocukları okşadınız! »

Kral Boş : Şuna bak şuna…  milletin avukatlığını yapıyor sanki? Kes sesini ulan hıyar oğlu hıyar... Yazacak, söyleyecek başka bir şey bulamadın mı? Muhafızlar! Muhafızlar! Çullanın şu berber bozuntusunun üstüne! Ağzına biber gazı sıkın… Tazyikli suyla iyice ıslatın şu haini!

(Muhafızlar üzerine çullanırlar, biber gazı sıkarak apar topar götürürler)

Çaycı : Ben saray çaycısı Mahsun, emredin efendimiz çayınız, şekerli,  kokulu, taze, demli olsun!

Ayakkabıcı :  Ben  saray ayakkabıcısı Tahsin, altın, gümüş, elmas işlemeli halis köselelerden şekillendirdiğim,  el emeğim, göz nurumla hazırladığım, ayakkabı, terlik takunya ve çarıklarla emrinizdeyim efendim...

Terzi : Ben terziniz Aysun, bir bayan olarak, titiz, hassas altın, gümüş iplerle ve  işlemelerle hazırladığım, cepken, entari, beyikli pantolon ve donlarla hizmetinizdeyim efendim.

Şair  : Ben saray şairi Yasin, içinde bulunduğunuz sıkıntılı anları dağıtmak ve duygularımla sizin o geniş dünyanıza katkılarda bulunmak için yedi gün üzerine yedi gün, yirmi dört saat üzerine yirmi dört saat emrinizdeyim efendim... İsterseniz size bir şiirimi okuyabilirim ?

Kral Boş :  Oku bakalım!

Şair  : Bu sabah yeni bir şiire hamileyim çocuklar... Çok yakında nur topu gibi mısralar doğacak! Zıpkın gibi birilerine dokunacak, Sallayacak geleceklerini, tehlikeye sokacak bencilliklerini...

Kral Boş :  Kes sesini edepsiz... Bir erkek nasıl hamile olur? Yazacak, söyleyecek başka bir şey bulamadın mı? Muhafızlar! Muhafızlar! Çullanın şu şair bozuntusunun üstüne! Ağzına biber gazı sıkın… Tazyikli suyla iyice ıslatın şu haini!

(Muhafızlar üzerine çullanırlar, biber gazı sıkarak apar topar götürürler)

Siyaset danışmanı : (İki gözü görmeyen bir adam  bastonuyla Kral Boş’a yaklaşır) Efendim ben siyaset danışmanınız  Harun, gerek Amka Birleşik Devletleri Ajanlarına gerekse sizin ülkemizin bölünüp parçalanması yönündeki kararlı adımlarınıza, o güzel açılımlarınıza destek olmak için yüce emirlerinizi bekliyorum. Siz çok yaşayın yüce halife, mukaddes padişah, saygıdeğer peygamber!

Kral Boş :  Muhafızlar... Muhafızlar! Nerede kaldı şu bizim ilim adamı? Profesör Viddırıvızık...

Muhafız : (Koşarak gelir) Buyurun efendim?

Kral Boş :  Nerede kaldı şu bizim ilim adamı...  Profesör Viddırıvızık?

Muhafız : Emirleriniz başlarımızın üstünde efendim derhal araştırıp kendisine sizin onu beklediğinizi söyleceğim!

 

Bilge Han : Neredeyse tuvalete uçakla gidecek! Avrupa’da  devlet yöneticileri gerektiği zaman kendi çaylarını kendileri pişirirler... Halk gibi yaşarlar, halk gibi mağazalardan alışveriş yaparlar... Bu yüzden halkın arasına girmekten çekinmezler! Onların mütevazi hayatları vardır. Bu şekilde bir ıslıkla otuz kişiyi kendilerine hizmet için peşlerinden koşturmazlar. Kendilerini halife, padişah hatta peygamber ilan ettiren bu aşağılık adamların hırslarının veya nefislerinin halifeleri, padişahları; peygamberleri ve kralları olduklarını açık seçik görüyoruz.

 

Profesör  : (Kral Boş’a yaklaşır) Buyurun efendim?

Kral Boş  : Nerede kaldın ulan, Vıddırıvızık?

Profesör  : İzah edeyim efendim.... Önce önemsemezlikten gelerek bana uydurma bir isimle hitap etmenizi şiddetle kınıyorum. Siz seçimlerden önce  oldukça mütevazi idiniz! Devletimizin başına geçmeden önce partinizin emperyalist güçlerin maşası olacağınızı milletimize hiç bahsetmemiştiniz?  Polisin sayısını artırarak, Ordumuzun kahraman subaylarına iftira ve tertip yapmak suretiyle halka endişe vererek bir korku imparatorluğu kuracağınızı açıklamamıştınız!

Kral Boş  : Kes senini ulan!

Profesör  : Bir dakika...Kral Boş bir dakika...  Siz kime ulan dediğini biliyor musun? Susturmadan önce beni iyi dinle. Biliyorsunuz ki ben hafızım. Üç üniversiteden mezun oldum. Sen dahil yüzlerce öğrenci yetiştirdim. İlk dersimde : « Gönül pencereni devamlı açık tut… Dik dur! Aşk yorgunu ol… Sana dokunmasın belirsizlikler!» dediğimi unuttun mu? Beni sana dokunan belirsizlik gibi görme. Hiç olmazsa benim ilmime saygı göster. Çok yakınında olmalarına rağmen neden senin üzerinde hakkı olan Bilge Han  ve sana gece gündüz hizmet eden Sorgun’u dışladın? Yazıklar olsun sana! (Kral Boş’un yüzü sapsarı kesilir. Elleri ayakları titremeye başlar) Bizim dinimiz, «bana bir kelime öğretenin kölesi olurum» der. Halk aç… İşçiler, memurlar ve eczacılar sokaklarda… Millete zulmederek ve karamsarlık verilerek hizmet yapılamaz. Kendi iradenle hareket etme gücünü de kaybettin. Kendini ülkeni ve milletini aşağılayıcı bir şekilde düşmanlarının ayaklarına kadar gidiyorsun,  onlar emir veriyorlar, sen onları uyguluyorsun! Sonuçta ne oluyor? Fabrikalar kapanıyor… Çiftçi üretemez hale geliyor, işsizlerin sayısı artıyor,  sebze ve meyvelerimizin özlerine müdahale ettirerek sağlığımızla oynuyorsun ! Sevgiyi, saygıyı, dayanışmayı yok ettin! (Muhafızlar yaklaşırlar) Sakın üzerime çullandırmak ve biber gazı sıktırmak için muhafızlarını çağırma. Sen acziyetin, zayıflığın, uşaklığın merkezi haline getirdin devletimizi. Bayrak düşmanlıklarının, vatanseverlere yapılan  baskıların, iftiraların, huzursuzlukların, vurgunların, hırsızlıkların, yolsuzlukların, hırsların,  kralı olma! İnsan ol insan! Çağı yakalama hamlesinden bahsediyor adamların… Çöken eğitimle, iflas içinde bulunan ekonomiyle, bozulan ahlâkla mı çağı yakalayacaksınız? Siyasette ektiğin kin ve nefret acı üretiyor… İnsanlarımızın neden intihar ettiklerini araştır. Yuvalar niçin parçalanıyor, her ay açlıktan kaç kişi ölüyor,  incele? Haksızlık ve yolsuzluk yaparak elde ettiğin villalarını, gemilerini, bütün mal varlıklarını sat ve fakir fukaraya dağıt! Kendi siyasi hıslarını tatmin etmek için, aslan gibi adamlara yaptığın zulümleri durdur. Dokunulmazlıklarınızı kaldırt! Git mahkemelere. Yargılan! Hapis yat! Yeter artık! Ben halk içinde yaşamak istiyorum. Senin gibi kirlenmiş insanlarla çalışmayı bir onursuzluk kabul ediyorum. Yıllardır aldığım maaşları her ay «lösemili çocuklar vakfına» yatırdım.  Öl fakat onursuz yaşama. Şehitlerin yatağı topraklarımıza, aziz milletimize ve Ata’mıza ihanet ettiğin yeter! Bu ülke insanları kendi topraklarını ve zenginliklerini pazarlayacak kadar gözü dönmüş,  tersanelerini, gelir getiren iletişim kurumlarını satacak  kadar hain, ülkesinin millî bütünlüğünü parçalayacak kadar gafil, ülkesini, bayrağını sevenleri iftiralarla tutuklayacak kadar zalim bir yönetici görmedi! (üzerindeki cübbeyi Kral Boş’un üzerine atar) ALLAH senin cezanı versin. Sana destek çıkanları, senin gibi olanları ALLAH helâk etsin! Yazıklar olsun size! (oradan uzaklaşır)

 

(Işıklar söner ve açılır)

(Kral Boş, konuşmalardan oldukça etkilenmiştir,  rahatsızlanır, doktorlar etrafındadır. Sarayın bahçesinden kral kıyafetli insanlar gelip geçerler. Gürültüler arasında «Kral hasta» sesleri duyulur)

Kral Boş : (Sedye üzerine konulur) Neyim var benim? Ellerim, ayaklarım titriyor... Gözlerim görmüyor.

Bilge Han : Hukuka ve anayasaya aykırı olarak, idari bir kararla bir cezaevinde ağır ceza mahkemesi kurdurak yargısız cezalandırdığınız insanlara şimdi ihtiyaç duymaya başladınız!

Doktorlar (hepsi birden) : Efendim sizi tedavi edecek doktorların doktorları olan profesörleri siz emir vererek bir hiç uğruna daha önce tutuklattınız? Onları  havasız, rutubetli emniyet nezarethanelerinde ve hapishanelerde çürüttünüz! Bazıları öldü, bazıları da ağır hasta!

Bilge Han :  Kral Boş’a yaklaşarak konuşur.  Ben önceden herkesi uyarmıştım : Ülkemizi katiller yönetiyor, diye...

Kral Boş : (Yalvarırcasına konuşur) Nefes alamıyorum... Konuştuklarınızı anlamıyorum. Söylediklerinizi duyamıyorum... Bir şeyler yapın… beni kurtarın!

Bilge Han : Hani bir ıslıkla etrafına hizmetkârlarını topluyordun? Şimdi ıslık çalacak gücü dahi kendinde bulamıyorsun...  Hani halifelik, padişahlık, peygamberlik ve krallık taslıyordun? Konuşurken heybetinden adeta yer titriyordu? Ne oldu sana? (Işıklar söner ve açılır)

 

Sorgun :  Efendim Kral Boş’un cenazesini dört Amka devleti ajanı kaldırdı. Halk sevinç içerisinde. İnsanlarımız adeta bayram yapıyorlar.

Bilge Han : Zalimler, hainler, gafiller asla sevilmezler. ALLAH’ın laneti onun ve onun gibi olanların üzerine olsun.

Hayal : Maşalar, insanlara cennet vaat edenler, sahte dindarlar, kendilerini aldatanlar, sahtekârlar, millet düşmanları ve bölücüler bu ölüm size ders olsun!

Sorgun :   Düşman ülkeler Kral Boş’un ölümüne oldukça üzüldüklerini açıkladılar. Bundan sonra ülkemizde at koşturamayacaklarını anladılar.

Bilge Han : O taş gömlek giydi. Haksızlıklarla beslendi, zulümle ayakta kaldı. Çaresizlik içinde yaşadı… Korkuyla öldü.

 

(Zil sesiyle perde kapanır)

 

Paris,  14.01.2010

 

(*) Zil : Sanç, zenç, ceng

 

 

 

Selam ve sevgilerimle.

Üzeyir Lokman ÇAYCI
Concepteur industriel - Architecte d'intérieur
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes la Ville
FRANCE

uzeyir.cayci@free.fr










------------------------------------------------------------------

http://monsite.wanadoo.fr/SEVGI/
http://uzeyircayci.sitemynet.com/fleur/index.htm
http://www.artmajeur.com/serap/

-------------------------------------------------------------------

 

 

Resim  : Üzeyir Lokman ÇAYCI



 

Ilımlı İslâm Üzerine

 

Üzeyir Lokman ÇAYCI

 

 

İnsanlar ne kadar yükseğe çıkarlarsa çıksınlar, hangi unvanı taşırlarsa taşısınlar,

Söyledikleri sözlerin, yaptıkları hataların,  işledikleri günahların sorumluluklarından asla kurtulamayacaklardır.

 

 

 

Çağdaşlık

 

Ilımlı İslam yakıştırması bugün ülkemizde AKP ile birlikte anıldığı için toplumun tamamına hitap etmemekte ve eleştirilmektedir. Yani toplumu bize sunulduğu gibi hoşgörüye sevk etmediği gibi, emperyalist projeler içinde yer alması da bu konuya alet alan kurumlarımızı  töhmet altına almaktadır. Peygamberimiz (S.A.) zamanından bu güne kadar hiçbir alim, şeyhülislam, ilim adamı bu tabiri kullanmadı. Siyasilerin behtemsizliğini, yöneticilerin beceriksizliğini, unutulan; ihmal edilen insanların sorumluluklarını İslâm’a yükleyemezsiniz.  Emperyalist ülkelerin kuşatmalarıyla tahrip olan, bozulan, kaybolan unsurları, dağılan değerleri, suçlanan nesilleri kurtarma yerine laf oyunlarıyla görmezlikten gelemezsiniz! Geçmişten gelen kusurlar, eğitimsiz, çıkarcı ve suçlu kişileri yönetici olarak devletin en önemli kademelerine getirmektedir. Yöneticilerinden şikayet edilen bir ülkede adaletten, hukuktan, insan sevgisinden, hizmetten bahsedemezsiniz.  Bu durumlarda laf ebeliği, safsatalar kurtarıcı reçeteler gibi sunuluyor!  Bu saçmalıklar bir emzik gibi «Vay anasını be» diyebileceklerin ağzına veriliyor...

İlahî Nizam isimli eserinin 223. sayfasında İmam-ı Gazâli, Yahya İbni Muaz’ın bir sözünü nakleder : «Dünya şeytanın dükkanıdır, ondan bir şey çalma ki şeytan onu istemeye gelip senden almağa kalkışmasın.»

 

¤  Kendi ordusuyla savaşan bir iktidarın yönettiği, altı oyulmaya çalışılan bir ülkenin çağdaşlığı tartışılmalıdır!

Denizli’de 7 iş adamının niçin intihar ettiklerini, Kuddusi Okkır’ın ölümünü, AKP döneminde 500 milyar  doları geçen iç ve dış borcumuzu, yine AKP döneminde yani 7 yılda 16 000 insanımızın intiharını, ülkemizdeki 13 milyon işsizi, Recep Tayyip Erdoğan’ın 40 000 dolarlık elbise giydiğini bu ılımlı İslam tabirinin neresine oturtacaksınız? 380 000’ne ulaşan polis ordusuyla ılımlılaştırılan ne?

İlahî Nizam isimli eserinin 279. sayfasında İmam-ı Gazâli  Peygamberimiz (S.A.) ‘in bir  sözünü nakleder : «Sizden sonra bir kısım insanlar gelecek, yemeklerin en iyisini yiyecekler, binitlerin en iyisine binecekler, kadınların en güzelini nikâhlayacaklar, elbiselerin en güzelini giyecekler, küçücük mideleri olacak, fakat doymayacaklar. Çok nefisleri olacak, kanaat nedir, bilmeyecekler. Sımsıkı dünyaya sarılacaklar, akşamlayıp sabahlayacaklar. ALLAH’ı bırakıp dünyaya tapacaklar, ALLAH’a değil dünyaya (nefis- heves ve arzularına)  itaat edecekler. Hevây-i nefislerine uyacaklar. Abdullah’ın oğlu Muhammed’den o günlere erişenlere tavsiye budur ki, o kimselerle karşılaşınca selâm vermesin, hastalananlarının ziyaretine gitmesin, ölenlerinin cenazelerine katılmasın, büyüklerine hürmet etmesin. Kim (onlara selâm verir, hastalarını ziyaret eder, cenazesine katılır ve büyüklerine hürmet ederse)  Müslümanlığın yıkılması için onlara yardım etmiş olur.»

 

Türk – İslâm Ülküsü isimli eserinin 111. sayfasında Seyyid Ahmet Arvasi :  «Malların, zenginliklerin ve üretim araçlarının bir zümrenin eline geçerek, bir zulmün aracı durumuna gelmesi tehlikesi, bilhassa 18. asırdan başlayarak ve gittikçe büyüyerek günümüze kadar gelmektedir.» demektedir.

 

«Cumhuriyetin ilk yıllarında bazı reformların kültürel kırılmaya/uyumsuzluğa neden olmasına rağmen, Türkiye’nin benzersiz kimliğini oluşturan kaynaklar ve kültürel hususlar toplumun dokusunda muhafaza edilmiştir.» deniliyor

«İslam bu toplumda monolitik bir din değildir.»

Soru :  İslam parçalanmış bir dindir mi demek isteniyor? Bu söz neye ihtiyaç duyularak söylendi?

Monolithique : (Sıfat) Tek parça taştan. (Mecaz) Sapasağlam, ayrılmaz.

(Söylenişli Fransızca – Türkçe Sözlük, Sayfa 418, Nijat Özön, İnkılâp Kitabevi, 1988)

 

Dinde tefrika

 

(En’âm Sûresi, 159. ayet) Dinlerini parça parça edip guruplara ayrılanlar var ya, senin onlarla ilişkin yoktur. Onların işi ancak Allah’a kalmıştır. Sonra Allah onlara yaptıklarını bildireceklerdir.

Peygâmberimiz (S.A.) şöyle buyurdu : Yahudiler yetmiş bir guruba ayrıldı, birinden başka hepsi cehennemdedir. Benim ümmetim de yetmiş üç guruba ayrılacaktır, birinden başka hepsi cehennemdedir. «O kurtuluşa eren gurup kimdir ya Rasûlallah?» sorusuna cevaben : «Onlar benim ve ashabımın gittiği yoldan gidenlerdir» dedi.

İlahî Nizam isimli eserinin 207. sayfasında İmam-ı Gazâli  Peygamberimiz (S.A.) ‘in bir sözünü nakleder : « Her hata, ilâhi ahlâk esaslarına uymayan hararetlerden doğar.»

 

İslamiyet hoşgörü dinidir.

(Zuhruf Sûresi, 89. ayet) (Nahl Sûresi, 61. ayet) (Bakara Sûresi, 256. ayet)

 

«Sizlere İslamiyet’te ılımlılıkla ile ilgili olarak Türkiye’nin deneyiminden söz etmek istiyorum.

Türkiye’deki İslam’la ilgili ılımlı bir anlayışın aynı zamanda farklı eğilimler, fikirler ve görüşlerin Türkiye’de ifade edilebilmesi gerçeğine de bağlı olduğunu ifade etmek isterim.» deniliyor.

 

Bu sözle ister istemez ılımlı olamayan İslam’ın hoşgörüsüz olduğu,  hoşgörüsüz bir İslam’ın da ülkemizde varlığı ifade edilmektedir. İslam’ı ikilemekten, Müslüman’ı ikiye ayırmaktan Utah’taki  bir konferansta söz ediliyor! Kim böyle diyor? :  Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali BARDAKOĞLU!

Diyanetin görevi öğretmek,  aydınlatmak, problemler varsa gidermektir.

Kuranı içine sindiremeyenler ve taşkınlık veya aşırılık yapanlar varsa bunların sorumlusu Diyanet İşleri Teşkilatıdır. Günümüzde bazı konularda Diyanet İşleri teşkilatımızın AKP’nin baskısı ve müdahaleleri altında görev yapamaz hale geldiği de konuşulmaktadır.

Milli Eğitim Bakanlığı ve  Diyanet İşleri Teşkilatı ülkemizde yaşanan olumsuz gelişmeleri, cinayetleri, toplumda yayılan kötü alışkanlıkları, intiharları bilim adamlarıyla işbirliği yaparak masaya yatırmalıdır.

 

Diyanet «Ilımlı İslâm» kavramına sahip çıkıyor

 

«Diyanet bu çeşitliliği tanımakta ve ılımlı, hoşgörülü bir İslam’ı teşvik etmekte ve bu İslam kavramını kucaklamaktadır.» denilmektedir .

  İslam’ı çeşitlendirmek

  Çeşitlendirilmiş İslam’ı tanımak

  Ilımlı İslâm’ı teşvik etmek

  Ilımlı İslam kavramını kucaklamak

Soru : Neden, ılımlı İslam dışında kalan Müslümanlarla ilgili görüş, gösterilecek tavır, kucaklanıp kucaklanmayacaklarıyla ilgili bir ifade yer almıyor?

 

Müslüman ülkelere bakarak İslam’ı yorumlamak

 

«Bugün Müslüman dünyaya baktığımızda demokratikleşme ve devlet-din ilişkileri konusunda çok sayıda sorun görürüz. Bazı ülkelerde İslam’ın demokratik olmayan politikalar ve otoriter rejimlerin meşrulaştırılması için kullanıldığına şahit olmaktayız. Politik meşruiyet için İslam’ın yanlış kullanımı sorununa kritik bir bakış getirme zamanıdır. İslam insan haklarını, politik katılımı, sivil girişimleri, adalet ve eşitliği teşvik etmektedir. Hiçbir zaman İslam Allah adına fikirlere baskı yapmaz. Eğer Türkiye’de ılımlı bir İslam anlayışına sahipsek bunu tüm sorunlara rağmen Türkiye’deki demokratik kültürün oluşumuna borçluyuz.» deniliyor.

 

ALLAH  (İslâm’daki çeşitliliği, yani bölünmeyi ve ılımlılığı emretmemektedir)

Bugün Müslüman dünyaya bakıldığı zaman ortaya çıkan sorunlar İslam’la ilgili değildir! Kusur Müslüman olduğunu söyleyen tıpkı ılımlı İslam kavramını gereksiz olarak gündeme taşıyan,   emperyalist devletlere hoş görünmek için taviz veren yöneticilerden, idarecilerden kaynaklanmaktadır.

 

Bilinerek, öğretilerek,  yaşanılan, ışığını Kuran’dan ve Peygamberimizden alan İslam’a ılımlı İslam denemez!  Hurafelerle yozlaştırılmış, çıkar ve toplumu aldatma vasıtalarıyla tanınmaz hale getirilmiş, siyasetle iç içe geçmiş cemaatlerle özelliğini kaybetmiş bir İslam’a biz ılımlı İslâm denildiğini görüyoruz. Yani hırsızlık yapanlar, evrakta tahrifat yapanlar, sahte evrak düzenleyenler, kalpazanlık yapanlar, adaletsizlik yapanlar, fakir ve fukaranın haklarını gasp edenler,  çocuklara tecavüz edenler, bölücülük yapanlar ılımlı İslâm’dan bahsediyorlar. Bu bahsettiğim ifadelere yüzlerce örnek göstermek mümkündür! Diyanet İşleri Teşkilatı bu kavramdan kendisini uzak tutarak Kuran diliyle, Peygamber (C.C) buyruğuyla hareket etmelidir! Diyanet İşleri Başkanı, kendisi için bu da bizden dedirtmek isteyen ve ılımlı İslam’ı savunan Utah Üniversitesi’nde değil, kendi lisanımızla Kuran’ı ve İslâm’ı Selimiye Camisinde, Sultanahmet Camisinde anlatmalıdır.

 

Bazı Müslüman ülkelerde takip edilen katı ve hoşgörüsüz politikaları İslam’a bağlamak ne kadar yanlışsa, İslâm’ın ılımlılaştırıldığı zaman mükemmel olduğunu söylemek de, hoşgörüyü ılımlılıkla açıklamak da yanlıştır!

 

İslam ve Müslüman’a bir tek pencereden bakmak

 

«Müslüman alimler artık otoriter rejimleri ve baskıcı siyasi kültürleri desteklememelidir.» deniliyor.

Müslüman alimleri besleyen Müslüman görünen siyasetçilerdir. Bugün bahsi geçen ülkelere Türkiye’den bugünkü AKP’li yöneticiler tarafından yapılan taltifler henüz hafızalardan silinmemiştir. Oradaki yaşanılanların bir benzerinin AKP eliyle ülkemizde yapılanmakta olduğuna dair söylenenler ise ılımlı İslâm parolasıyla varılmak istenen ana yolu, uygulanmak istenen asıl projeyi işaret etmektedir.

LE MONDE Gazetesi’nde cikan Guillaume Perrier imzalı Türkiye analizinde geçen bir iki cümleye dikkatinizi çekiyorum : Üçüncü Dünya Savaşı, Türkiye'den çıkabilir... Türkiye, son ve büyük bir hesaplaşmaya doğru gidiyor. Bu ülke korkulduğu gibi ırka ya da dine dayalı bir bölünme yaşamadı. Daha korkunç ve daha temel bir bölünmeye gidiyor. Cumhuriyet boyunca süren "kültürel bölünme". Bu artık iyice keskinleşti.» deniliyor. Gerçekleri İslam dışında ararsanız, hata tekrarlarıyla, göremediğiniz tahribatların önünü açma yolunda aldığınız rollerle suçlanabilirsiniz! Sizi İslam dışı bir karenin içine alarak hem kendi çokluklarını gösteriyorlar, hem de yapmak istedikleri projelerin sessiz ve daha hızlı gerçekleşmesi için gayret gösteriyorlar.

 

Türk – İslâm Ülküsü isimli eserinin 111. sayfasında Seyyid Ahmet Arvasi :  «Bilhassa iki asırdan beri dünya milletleri, büyük  sermayedârların (kapitalistlerin) gücü ve istismarı  karşısında tarifsiz ıstıraplar duymaktadır. Bugün «uluslararası  şirketler»  adı altında dünyayı pencerelerine alan bu kapitalistler, isterlerse cihan harpleri çıkarabilmekte, isterlerse hükümetler yıkıp , devletleri ve milletleri bölmektedirler. İsterlerse satın aldıkları ve kiraladıkları kadrolarla bir milletin dinini, dilini vicdanını   yakalayabilmektedirler.» demektedir.

 

Farklı dinlerle birlikte yaşama olgusu nasıl yorumlanıyor?

 

Ilımlılık aynı zamanda farklı dinlerin birlikteliğini kabulü de gerektirir. Türkiye çeşitli dini topluluk mensuplarının anayasa ile korunduğu ve Türk vatandaşı olarak görüldüğü sistemi ile bunun güzel bir örneğini sergilemektedir.

 

Farklı dinlerle birlikte yaşama olgusunu İslam’ın ılımlı oluşuyla açıklanamaz. Siz bir ülkenin 27 etnik guruptan oluştuğunu söylerseniz, her gurubu kışkırtan bir emperyalist projeyi harekete geçirmiş olursunuz. Farklı dinlerle birlikte yaşama ahengi adil, eşit  ve ölçülü hizmetlerle devlet tarafından sağlanır. Eğitimle, kucaklayıcılıkla ve hoşgörüyle bu olgu güç kazanır. Bir tarafta farklı dinlerden bahsedeceksiniz,  diğer  taraftan da her şeyi sadece ılımlı İslam’la izah etme kusuruna gireceksiniz? Bu bakış açısı bazı gerçeklerin üstlerini örter, doğacak sorunların çözümlerini güçleştirerek  tahribatları da artırır...

 

Dinin dünyevileştirilmesi gayretleri

 

Müslüman olmayanlar üzerinde İslamlaştırma ya da zorla değiştirme baskısı kurulmamalıdır. İslam, herkesin kendi dininin gereklerini yerine getirmesi düşüncesini tamamen desteklemektedir. Benzer bir şekilde, Batı dünyası da Müslümanları ya da diğer dini toplulukları Hıristiyanlaştırma politikaları izlememeli ; bu politikayı sürdüren kiliseleri desteklememelidir. Sosyal ve/veya ekonomik olumsuzluklar ve zor yaşam koşulları din değiştirme için araç olarak kullanılmamalıdır.