ÜZEYİR LOKMAN ÇAYCI

“Üzeyir Lokman ÇAYCI kimdir?” diye başlar genellikle bu yazılar. Ama aşağıda Sayın Çaycı’nın yaşam öyküsünden önce biz bu soruyu yanıtlamak istedik. Üzeyir Lokman Çaycı, her şeyden önce çok özel bir insandır, yüreği sevgi ve iyi niyetle dolu bir şair, bir ressam ve bizce duruşu ile bir düşün adamıdır. Aynı zamanda sitemizin ilk üyesidir. Hem de sitemizin açılmasından yaklaşık bir saat sonra şiir dolu bir ileti ile üye olmuş ve bizi iletisi ile inanılmaz derecede mutlu etmiştir. İşte bu sayımızda Sayın Üzeyir Lokman Çaycı’yı sizlerle paylaşmak istiyoruz. Şiir sevenler onu yakından tanıyorlardır. Şairimizin sadece şiirleri değil duygu yüklü ve oldukça özgün resimleri de şiirleri kadar etkileyici. Kaleminiz ve gönlünüzün ışığı hep örnek olsun, Sayın Üzeyir Lokman ÇAYCI.

 

Üzeyir Lokman ÇAYCI 1949 yılında Türkiye'nin yeşilliği ile meşhur Bor ilçesinde doğdu. İlk, orta ve lise tahsilini aynı ilçede tamamladı. Sonra, üniversite giriş sınavı yanında ikinci bir sınav daha kazanarak Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Uygulamalı Endüstri Sanatları Yüksek Okulu'na girdi. Bu okuldan 1975 yılında iç mimar ve endüstri tasarımcısı olarak mezun oldu. Yaptığı özgün çalışmalar bilenlerin dikkâtini çekmekte gecikmemiş sergi, dergi ve mecmualarda kabul görmüştür. Mezuniyetinden sonra Koç Holding Demir Döküm Fabrikaları Araştırma-Geliştirme bölümünde çalıştı.

Asteğmen olarak yaptığı askerlik hizmeti süresince, arkadaşları ile birlikte, çeşitli tarihi eserlerin (heykel, rölyef, vs) kurtarılmasına ve daha sonra da Beşiktaş Deniz Müzesinde sergilenmesine katkıda bulundu.

14 yaşından itibaren yazdığı şiir ve hikâyeler çeşitli gazete ve dergiler kendisine büyük ilgi gösterdi. Basın, dergi ve antolojiler onun içtenlik dolu kreasyonlarına kucak açtı. Tanınmış çağdaş Türk şairi Ümit Yaşar OĞUZCAN'dan gördüğü yakın ilgi onu önemli platformlara taşıdı. İstanbul Beyoğlu'nda emektar şairlerin de üyesi olduğu Esir Kulüp'ün müzikli şiir gecelerinde şiirlerini yıllarca okudu ve takdir gördü.

Binlerce şiirseverden aldığı mektupları arşivlemiş olup, günümüzde şiirleri Fransızca, İngilizce ve Almanca dillerine çevrilmektedir.

Şu ana kadar 1975 te Akşamların Durağı adli şiir kitabı ve 1989 da biyografi kitabı Türkçe olarak yayınlanmıştır. Önümüzdeki aylar içinde ise Sen Suçlu Değilsin Arkadaş (şiirler), Gurbette Türk Dünyası (araştırma), Oğlumu Elimden Aldılar (roman), Avrupa'da Türkiye (araştırma) okurların beğenisine sunulacak. Brüksel'de yaşayan değerli çevirmen, tercüman, sanat aşığı ve yazar Yakup YURT tarafından Fransızca'ya çevrilen güzel şiirlere Fransız basın-yayın dünyasında ve yetkili kuruluşlar nezdinde gitgide artan bir ilgi gözlenmektedir. Halen, alçak gönüllü ve kompetan Yakup YURT' tan aldığı destek ile, Üzeyir Lokman ÇAYCI çalışmalarını Fransa'da sürdürmektedir.

Neziha hanım ile 1995 te evlenen şair, yaşamını kazanmak için 1991 yılından beri AFPA'da (Yetişkinler Meslek Eğitim Merkezi) çalışmaktadır.

 

 

 

NİĞDE İLİ’NİN, TÜRKİYEMİZ’İN DÜNYAYA AÇILAN PENCERELERİNDEN OLAN SİTEMİZ YAZARI ÜZEYİR LOKMAN ÇAYCI KÜLTÜR HAYATIMIZIN AVİZELERİNDENDİR… SAATLERDE OKUMANIZI SALIK VERİRİZ..

 

Yazarımızdan gelen tebrik

 

 

Mübarek  Ramazan Bayramınızı en içten dileklerimle
kutlar. bu mübarek günün size ailenize, ülkemize ve tüm  islam alemine hayırlara vesile
olmasını temenni ederim.

 

 

Selam ve sevgilerimle.

 

Üzeyir Lokman ÇAYCI
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes la Ville
FRANCE

 

uzeyir.cayci@orange.fr

 

------------------------------------------------------------

 

http://monsite.wanadoo.fr/SEVGI/

 

------------------------------------------------------------

http://serran.site.voila.fr/index.jhtml

http://uzeyircayci.sitemynet.com/fleur/index.htm

http://uzeyircayci.sitemynet.com/leseditions/index.htm

 

 



 

 



HANGA HUNGA

Je n'ai pas besoin de toi
Hanga Hunga
Je n'ai pas besoin de toi
Ce que j'entends à ton sujet
Me fait peur

Tu te trouves dans une vie à trois pièces
Arrête de porter des aspects négatifs
Dans le monde...
Quitte nos chansons Hanga Hunga...
C'est à cause de toi
Que nos enfants vont à l'école avec des haches
Il est encore assez tôt
Accorde-leur une chance à la réflexion
Laisse-les en liberté...
Qu'ils décident eux-mêmes de ce qu'il y a à faire
Pour qu'ils ne deviennent pas des bouchers
Inconscients
Si tu as le moindre sentiment de pitié
Révise tes effets négatifs
Hanga Hunga...

A présent
Les gens dansent de perplexité
Ne crois surtout pas
Que c'est de joie...

Il n'est nul endroit où tu n'aies pénétré
Pour l'amour de tes intérêts
Tu as semé la douleur partout
Cesse enfin de dilapider certaines valeurs
On t'insulte partout
Hanga Hunga...

On dit "que le bien de ceux qui pleurent ne profitent pas aux rieurs..."
Sois honnête,
Porte en toi l'amour humain
Harmonise-toi avec l'amitié
L'animosité n'est bonne pour personne Hanga Hunga.
Assieds-toi quelque part
Révise tout de fond en comble
Mets-toi à la place des gens que tu fais souffrir...
Pleure à chaudes larmes
En te disant "Pourquoi ai-je fait du mal à ces honnêtes gens innocents".
La barbarie ne va pas bien à quelqu'un de civilisé comme toi
Hanga Hunga...
Tu ne vas sûrement pas clouer ton poteau sur terre (*)...
Toi aussi, tu vas mourir un jour ou l'autre...
Penses-y profondément...
Hanga Hunga...
Hanga Hunga...

Üzeyir Lokman ÇAYCI
Paris, le 19.12.2004
Traduit du turc par Yakup YURT ©

Ndtr : (*) L'expression turque "Clouer son poteau sur terre" signifie "Etre immortel"


HANGA HUNGA

Sana ihtiyacım yok
Hanga Hunga
Sana ihtiyacım yok
Seninle ilgili
Duyduklarım korkutuyor beni

Üç parçalı bir hayat içerisindesin
Dünyaya
Olumsuzluklar taşıdığın yeter...
Çık şarkılarımızdan Hanga Hunga...
Sayende
Çocuklarımız satırlarla gidiyorlar okullara
Henüz oldukça erken
Düşünme fırsatı ver
Serbest bırak...
Kendileri karar versinler ne yapacaklarına
Bilir bilmez
Kasaplık yapmasınlar
Azıcık bir acıma hissin varsa
Olumsuz etkilerini
Gözden geçir Hanga Hunga...

Şimdi
Şaşkınlıktan dans ediyorlar insanlar
Sakın
Keyiflerinden sanma...

Girmediğin yer kalmadı
Çıkarların uğruna
Acılar ektin her yana
Bazı değerleri çar çur ettiğin yeter
Her yerde küfrediyorlar sana
Hanga Hunga...

"Ağlayanların malı gülenlere fayda vermez ..." derler
Dürüst ol,
İnsan sevgisi taşı
Kendini dostluğa ayarla
Düşmanlıktan hayır gelmez Hanga Hunga.
Otur bir yere
Şöyle derinlemesine herşeyi gözden geçir
Kendini kötülük yaptığın insanların yerine koy...
"Ben niye suçsuz - günahsız insanlara kötülük yaptım" diye
Hüngür hüngür ağla.
Senin gibi medeni bir insana barbarlık yakışmıyor
Hanga Hunga..
Dünyaya kazık çakacak değilsin ya...
Yarın bir gün sen de öleceksin...
Uzun uzun bunları düşün...
Hanga Hunga...
Hanga Hunga...

Üzeyir Lokman ÇAYCI
Paris - 19.12. 2004




liberté 78

LES COUP DE COEUR DE MIKE
REVEIL DES MARMOTTES
MYRANK.ORG
ONUR YURT
YEŞİL BOR GAZETESİ

 

POETRY ABC

Richard VALLANCE

 

Annuaire francophone
Actimonde

Rererencement gratuit
lien en dur

 

CHANSON ABC
5 POEMES ET 5 CHANSONS

TABLE RAZ
Musique et production : Raphaël MIRAOUI

 

BELEXPRESSE

 

LINKS




HURASAR
BIBIRAC
FIFICOR
NASIRLI ELLER
AKTÜEL DERGİSİ
ÜZEYIR'ART
DÜNYA
LITACOR
CIELAT
SERCOTAR
SEVGI
FLEUR
SERAP
MIRACOR
SERRAN
CICIRON
BOR
CUCULAV
GEDICHTE ABC
MERHALE 2000
CENOCAR
TÜRKPARTNER
ŞİİR PARKI
CULTURACTIF
POESIE EN LIBERTE
COEUR ROMANTIQUE
JONEVE McCORMICK
HENRİ THIJS
CHRISTEL J. STEFARIEL
THESTARLITECAFE 2
IMPROBABLE
STEN GAZETA - BABEL
BELYURT
GÜZİN YURT
YAKUP YURT
1 NİSAN
UMURBEY =YAKUP YURT
ONUR YURT – CAVIT YURT
CAVIT YURT
BELÇİKA
MARTA CYWINSKA
ANNE GUIVARC'H
BAZIK
KEDIM VE BEN
AKSARAY
ONURLU HAMLE
LA CASA DE ASTERION 1
LA CASA DE ASTERION 2
LA CASA DE ASTERION 3
LA CASA DE ASTERION 4
LA CASA DE ASTERION 5
LA CASA DE ASTERION 6
LA CASA DE ASTERION 7
LA CASA DE ASTERION 8
LA CASA DE ASTERION 9
LA CASA DE ASTERION 10
LA CASA DE ASTERION 11
CASA DA CULTURA
ERZURUM
HANGA HUNGA
GURBET ÇİÇEKLERİ
AKŞAMLARIN DURAĞI
SIGARA
ALKOL
ZORICA SENTIC
DELAGRACIA
GURBET VE TUTKULAR
TACİZ
TAILLEFER
CEMILE BORAN
TINTOTA
CHANSON
BLOCOSONLINE
CORRENTI
TYRIEL
RICHARD VALLANCE
GAZETE
KOSOVA
KAMİL ECER
BEDIA GÜR
YALÇIN BAYER
BONNES NOUVELLES
GÖLGELER UTANMAZLAR
SANAT
MİMHABER
MEMLEKET HABER
NICOLE CORFIN
APOLLOS-LYRE
PD - LITERATURA
TÜRKCELİL
MEYİL HABER
KENTHABER 1
KENTHABER 2
PLANETE AFRIQUE 1
PLANETE AFRIQUE 2


AFYON KOCATEPE HABER 1
AFYON KOCATEPE HABER 2
RUSSIAN
İSTANBUL
LEYLAKLAR
BHD HABER
GÜVERCİN EVİ
TARIK KARADUMAN

International War Veterans' Poetry Archives
IWVPA

Who is Üzeyir Lokman ÇAYCI?
Poetry

 

 

 

 

MES TRAVAUX 1

MES TRAVAUX 2

MES TRAVAUX 3

MES TRAVAUX 4

MES TRAVAUX 5

MES TRAVAUX 6

MES TRAVAUX 7

MES TRAVAUX 8

 

Ecrivez-nous :
uzeyir.cayci@wanadoo.fr

3303
Visiteurs


Statistiques
détaillées

art.prevoir
26/04/05

 

 

 

 

 

GELMEZ OLAYDIK !

 

 

Üzeyir Lokman ÇAYCI

 

 

 

Hamza ve Nuh, birbirlerine gönülden, sımsıkı bağlıydılar. Yetmişer yaşındaydılar.  Göbeklerine kadar inen sakalları, siyah şalvarları, bellerindeki renkli kuşakları ve  başlarından hiç çıkarmadıkları önü siperli, altı köşeli şapkaları onları tanımlıyordu. Hamza’nın ak sakalı, Nuh’un da kara sakalı vardı… Amca çocuklarıydılar. Öylesine birbirlerine benziyorlardı ki görenler onları ikiz kardeş zannediyorlardı.

Her ikisinin evli, ikişer oğulları vardı… Kars’ta olduğu gibi İstanbul’da da evleri bitişikti. Her ikisi de gelinleriyle ve torunlarıyla birlikte yaşıyorlardı. Her ikisinin eşleri de gelinlerine ellerinden gelen yakınlığı gösteriyorlardı.

 

Oğulları Eminönü’nde hamallık yaparak ailelerinin geçimlerini sağlıyorlardı.

 

Her ikisi de İstanbul’a geldiklerine bin pişmandılar. Dillerinden : « Hani taşı toprağı altındı buranın? Eğer altın olsaydı, yönetenler de sarraf olur bizim de, bu şehrin de kıymetini bilirlerdi? Neden geldik şu İstanbul’a?  Gelmez olaydık... Ahhh Kars’ımızın, doğduğumuz yörenin kıymetini bilemedik. Deli gibi sattık savdık eşeklerimizi ve ineklerimizi! Nereden geldik şu insan tanımaz şehire? » gibi sözler hiç eksik olmuyordu. Susuzluk, elektrik kesintileri, ulaşım zorlukları, hava kirliliği ve çukurlar onları oldukça etkilemişti…  Bir yağmur yağsa evlerinin içlerine kadar her taraf göl gibi oluyordu.

 

Bir yıl dayandılar… iki yıl sustular… Üçüncü yıl sabırları taştı ve iki  komşu yola koyuldular… Sorup soruşturarak İstanbul Belediyesi’nin önüne kadar geldiler. O sırada  orada bulanan genç bir bayana,  Hamza :

-  Evladım burası İstanbul Belediyesi mi? Bayan :

-  Evet amca!  Eliyle göstererek ;  « Şu kapıdan gireceksiniz…» dedi.

İçeriye girdikleri zaman tam karşılarında bulunan pala bıyıklı, iri ve çatık kaşlı danışma görevlisiyle her ikisi birden göz göze geldiler. Görevli kalın sesiyle :

-  Buyurun... bir arzunuz mu var?

Her ikisi birden :

-  Evet evladım biz belediye başkanıyla görüşmek istiyoruz.

Danışma görevlisi pala bıyıklarını parmaklarıyla  sağlı sollu yukarıya doğru kıvırarak :

-  Bu biraz zor! Burası yol geçen hanı değil ki her geleni içeri alalım? Burada  bu sebeple biz  varız ya!

Hamza :

-  Ah evladım… Bizim  büyük bir hanımız vardı Kars’ta… İsteyen dilediği zaman girip çıkardı… Eşekler anırır, kuzular melerdi… Kapısı gece  gündüz herkese açıktı… Ne içinde,  ne  dışında senin gibi pala bıyıklı danışma görevlisi de yoktu…

Nuh :

- Bizim de kapımızın önünde gece gündüz içine yiyecek koyduğumuz  bir leğenimiz vardı. Gelen köpek yalar... geçen köpek yalardı.

İri ve çatık kaşlı danışma görevlisi iyice sertleşerek :

-  İyi ya!  İneklerle...  kuzularla... köpeklerin yalamalarıyla...  hanla... leğenle bizim ne alakamız var? Söylediklerinizden ben en ufacık bir şey anladıysam arap

olayım?

Her ikisi birden :

-  Ahhhh… Ah!  Bizi kim anladı ki zaten?… Anlayanlar da yanlış anladılar! Görünüşünle hiç de arap olacağa benzemiyon? Evladım sen bizi belediye başkanına götür...bu bize yeter!  Ona : « İki kişiler… bunların sakalları da var… Yaşlılar… Seni görmeye gelmişler... » de. O anlar!

Danışma görevlisi düşündü...  İçinden « birbirlerine benzeyen bu adamlar mutlaka belediye başkanımızın yakınıdır... » şeklinde bir his geçerek onları yukarıya çıkardı...

Belediye başkanının makam odası önüne gelince her ikisine « Şalvarlarınızı düzeltin... çeketlerinizin düğmelerini ilikleyin... şapkalarınızı çıkarıp sol ellerinizin koltuk altlarına koyun... saç ve sakallarınızı da tarayın... akrabası da olsanız her ziyaretçinin belediye başkanına karşı görevidir bunlar! »

Her ikisi birden seslerini yükselterek :

-  Hepsi bu kadar mı? Bizi herhalde yanlış yere getirdin? Sende lâf çok maşallah!  Daha ilâve edeceğin bir şeyler varsa, eline fırsat geçmişken onları da söyle?

Madem ki her ziyaretçinin belediye başkanına karşı görevleri var , belediye başkanının da her vatandaşa karşı  görevleri yok mu? dediler.

Danışma görevlisi kendi kendine « bu iki yaşlı adam herhalde  benim başımı belâya sokacaklar? »  dedi ve kapıyı tıkırdatarak her ikisini içeriye soktu.. Kendisi de alelacele  merdivenlerden çift basamak atlayarak, oradan uzaklaştı...

Aşağıya indiğinde her tarafı açık danışma masası arkasında « bizimkiler belediye başkanımıza iyi şeyler yaşatacağa benzemiyorlar » şeklinde uzun uzun düşündü... Gözleri daldı... Derin derin iç çekti...

« Onları içeri sokmakla bir hata mı yaptım yoksa? » gibi bir yığın vesvese içerisine girdi.

 

Her ikisi birden içeriye girer girmez belediye başkanına :

-  Selamünaleyküm, dediler.

Hamza :

-  Biz seni ziyarete geldik evlâdım.  Kars’lıydık, gelmez olaydık...  geldik İstanbul’a yerleştik. Geçen yağmur yağdı. Evimizi su bastı… Sen sorma evin içinde

şaşkınlıktan her birimiz paçalarımızı sıvayarak saatlerce gezim gezim gezindik ! Yataklar… yorganlar, halılar, minderler ve yastıklar şirşibit suların altında kaldı... Hepimiz başladık beddua etmeye! İnşallah yerine ulaşmıştır... Ne kanalizasyon var... Ne kanal var? Çeşmelerimizden su yerine hava çıkıyor... Elektirik de sık sık kesiliyor. Yollar inşaatlarla kapalı... Çukurlarda ölen ölene! Kimsenin gıkı çıkmıyor! Konuştuk kendi kendimize gudümsüz insanlara reylerimizi verdik böyle oldu... Bu çektikleriniz az bile... Sizi gidi kafasız insanlar, şimdi de ulu orta konuşuyorsunuz? Oh olsun işte!  Ektiğinizi biçiyorsunuz, dedik...

Biri belediye başkanının sağ tarafına diğeri sol tarafına geçti. Belediye başkanının kollarından tutarak var güçleriyle yukarıya kaldırdılar...

Nuh  :

-  Gördün mü Hamza, Belediye başkanı oturduğu yere yapışık değilmiş!

Hamza :

- Yapışık olmadığını ennihayet gözlerimizle gördük!

Belediye başkanı olanlardan bir şey anlayamadı. Öfkeyle :

- Siz ne yapıyorsunuz Allahaşkına? Kafayı mı yediniz siz,  be ihtiyarlar? Kime ne yaptığınızın farkında mısınız? dedi onlara.

Hamza :

-  Biz tek şeyin farkındayız... Bu da senin gibi bir adama rey verdik... Buralara getirdik! Maşallah… maşallah sen çok rahatsın! Sırtını döndün bize! Gel keyfim gel! Makamına hiç  kimsenin gelmemesi için de palabıklı insanlardan duvarlar da örmüşsün... Ah evladım ah! Senin dünyadan haberin yok? Biz üç senedir senin yüzünü hiç göremedik! Seçimlerden önce bize nice sözler verdin, sorunlarınızı mutlaka çözeceğim dedin... Kazandıktan sonra bir daha bölgemize gelmedin. Biz Nuh ile konuştuk... Gidelim bakalalım belediye başkanı yerinde mi? diye... Bugün baktık yerindesin. Çok şükür bu bizi oldukça rahatlattı... Bir de bakalım  koltuğuna yapışık mı, yapışık değil mi? diye...  Seni kollarından kaldırarak bunu da gördük... Yani yapışık ta değilsin… İki yaşlı vatandaş olarak şimdi sana soruyoruz, bizim problemlerimizle ilgilenmeyecektin de hangi yüzle belediye başkanı oldun ? Biz evlerimizde acı çekerken sen hangi vicdanla burada rahat  rahat oturuyorsun ? Bu vurdumduymazlıklarınla aldığın maaşların helal olup olmadığını  sen hiç  kendi kendine düşündün mü?

Nuh  :

-  Hani seçimden önce mahallemize geldiğinde sakallarımızı okşayarak bizden rey istemiştin? Bizler de senin güler yüzüne tatlı sözlerine aldandık... Gittik kuzu kuzu sana rey verdik!  Şimdi de deden yaşındaki bizim gibi adamlara utanmadan « kafalarınızı mı yediniz... » diye hakaret ediyorsun?… Nasıl olsa Belediye Başkanı seçildin! Bize ihtiyacın kalmadı değil mi? Adamların gül gibi evlatları, açtığınız çukurlara düşerek canlarını veriyorlar... Sen ve senin gibiler de bir de Müslüman geçinerek  bunları göre göre umursamazlık içerisindesiniz? Seçimlerde  ALLAH lafzını dilinizden hiç düşürmüyordunuz? Nerede şimdi o ALLAH? Dilini mi yuttun konuşsana!  Halk uyansa... hepsi tek tek buraya kadar gelip bizim yaptıklarımızı yapsa, bizim söylediklerimizi söylese senin gibi adamlar bir daha gelirler mi bu makamlara?  Haydi gidelim Hamza bu adamdan ne köy olur ne da kasaba? Görmüyor musun, söyleyecek söz bulamadı...  bön bön bize bakıyor...

 

“Düş yansıması”

İstanbul, 20.12.2006

 

 

 

Selam ve sevgilerimle.

 

Üzeyir Lokman ÇAYCI
Concepteur industriel - Architecte d'intérieur
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes la Ville
FRANCE

 

uzeyir.cayci@wanadoo.fr

 

http://serran.site.voila.fr/index.jhtml
http://monsite.wanadoo.fr/SEVGI/

 


 

 

 

 

 

Ceux qui dansent au rythme de leur propre musique

 

Ceux qui se nourrissent de viandes…de produits laitiers…de desserts

Ne peuvent t'estimer à ta juste valeur.

 

Même si la pierre se fendait, tu ne peux pas leur faire ouvrir

Les fenêtres de leur ferme…

Des gens comme toi ne font pas partie de leur centre d'intérêt

Tu n'existes pas…

Dorénavant tu dois savoir

Qu'ils n'ont pas de temps à te consacrer!

 

Ils ont les yeux fixés toujours vers le haut

Pendant qu'ils s'inclinent

Avec un sourire au dessus de leur double menton

Devant le souverain… le sultan

Crois-tu un seul instant qu'ils te reconnaissent?

 

Si tu me demandes mon avis à ce sujet

C'est que les bouts de leur ficelle

Sont aux mains d'autrui

Ne te formalise point du fait

Qu'ils se prennent pour des rois!

 

Avec des espoirs vains

Et des attentes mal placées

N'attends pas d'eux

Qu'ils te considèrent comme un homme…

 

Même si tu écris des centaines de lettres

Aux hommes des portes fermées

Dans le but de les voir ou de leur parler

Tu ne recevras même pas une seule réponse…

Méfie-toi, sois attentif

Par-dessus tout

Tu leur permettras d'avoir des airs hautains

En se croyant importants

Ils te regarderont avec dédain!

 

Ils aiment bien se caresser

Le dos les uns des autres…

Il ne reste plus

Qu'à écouter leurs conversations "avec admiration"

A vanter leurs écrits "exagérément"

A récompenser leurs faits "par applaudissement"…

 

Ne perds pas de temps

Et ne t'occupe pas

En pensant à autres choses.

 

Üzeyir Lokman ÇAYCI

Paris, 20.06.2007

Traduit du turc par : Yakup YURT ©

 

 

Sevgili Osman Agabeycigim,

Sagol, varol.