ÜZEYİR LOKMAN ÇAYCI

Sezgiler

 

 

 

Üzeyir Lokman ÇAYCI

 

 

Türkiye’de oynanan emperyalist oyunlara

«dur» denilmelidir !

 

 

¤ Kimyâ-yı Saadet isimli eserinin 477. sayfasında İmam-ı Gazâli, Peygamberimiz (S.A.) ‘in bir sözünü nakleder : «Makam ve mal kalpteki nifâkı, suyun tere otunu büyüttüğü gibi büyütür.»

¤ «Cahil bir toplum, özgür bırakılıp kendine seçim hakkı verilse dahi, hiçbir zaman özgür bir seçim yapamaz. Sadece seçim yaptığını zanneder. Cahil toplumla seçim yapmak, okuma yazma bilmeyen adama hangi kitabı okuyacağını sormak kadar ahmaklıktır! Böyle bir seçimle iktidara gelenler, düzenledikleri tiyatro ile halkın egemenliğini çalan zalim ve madrabaz hainlerdir!» (Friedrich Wilhelm Nietzsche)

¤ Bir ulus kendi içindeki aptal ve hatta muhteris olanlarla baş edebilir. Fakat içerisindeki satılmış ve hainlerle yaşayabilmesi olanaksızdır. Sınırları zorlayan düşman silah ve alemlerini açıkta taşıdığı için daha az tehlikelidir. Fakat bir hain, hain gibi görünmez, Kurbanları ile aynı aksanda konuşur, onların çehresine bürünür ve onların argümanlarını kullanarak ulusun politik yapısına nüfuz eder, bütün kapılardan serbestçe geçer, sesi en üst düzey hükümet koridorlarında duyulur, ulusun ruhunu çürütür. Politik yapıya her türlü hastalık bulaştırarak yaşam gücünü elinden alır. Bir katil daha az korkuludur. (Marcus Tullius Cicero)

¤ Basri Gocul «Özlü Sözler» isimli kitapçığının 15. sayfasında Tûslu Firdevsî’nin sözünü «Deniz yüzme bilmeyeni boğar» başlığıyla nakleder : «Boğulsak inci için girdiğimiz denizde, Denizin suçu nedir? Kabahat elbet bizde!»

 

«Bazı insanların sezgilerine, sözlerine, görüşlerine, yaşanan vahim olaylara kulak vermeliydiniz !» «Bakıyorsunuz göremiyorsunuz... İşitiyorsunuz anlamıyorsunuz...» Nefisleriniz def çalıyor, döne döne yoruyorsunuz. Para tutkusu, servet aşkı, makam düşkünlüğü, apartman ve ev sevdası ayaklarınızın altından kayan ilâhî ve millî dayanakları size farkettirmiyor!

 

İhtiraslarınız galeyana geliyor, köy köy, kasaba kasaba gezerek, evinizden, yurdunuzdan, sevdiklerinizden koparak yaşatılacak felaketlere insanların destek olmalarını istiyorsunuz!

 

Bir çok kişi icraatlarıyla, verdikleri tavizlerle, «ilâhî kurallara göre» dinlerinden çıkmış durumdalar! Vatanseverliklerin rafa kaldırıldığı ise günümüzde hiç farkedilmiyor.

 

Kahramanlar terörist, teröristler kahraman gibi karşılandığı sürece daha çok gözyaşı dökeceğiz!

 

02.07.2011 tarihli «Tertip Siyaseti» isimli yazımda «Gelişmelere bakarak bilinçlenmeyi biçimlendirmek zorundayız» başlığı altında

«Türk Milleti AKP’yi mi iktidara getirdi yoksa problemleri mi iktidar yaptı? Bir başka soru AKP’yi tekrar iktidar yapmakla onlara ya da Türk Milletine iyilik mi yaptınız, yoksa kötülük mü yaptınız? Bunları düşünmek zorundasınız! Ben ne demek istiyorum?  Bunun cevabını yaşayacaklarınızla yine siz vereceksiniz! Yani AKP yöneticileri emperyalist örgülemelerle dolu dönülemeyecek sorunlu, engebeli  bir yola girmişlerdir. Ne yazık ki AKP yöneticilerine yapılan uyarılar da etkili olamamaktadır. Türkiye’nin sorunu sadece Anayasa değişikliği değil, özden kopma, inançlardan uzaklaşma, millî birlik ve beraberliği sağlayacak asil duygulardan ya da adaletten uzaklaşmadır. » demiştim.

 

Şimdi önünüze gelenlere bakın! 13 vatan evlâdının şehadetini irdeleyin, şehit polislerimizin itildikleri alanları inceleyin... Size gösterilen can acıtan resimler, açılım adı altında felaket üreten emperyalist projeler, üstü örtülü teslimiyetçilikler, suskunluklar, görev ihmalleri, korkular, tertipler sinsice karşınıza çıkarılıyor...

 

«Şehitlerin kanları yerde kalmayacak» sloganları, «terörü lanetlediler» söylemleri karşımıza çıkarılacak acılara, yaşanacak olaylara karşı alınan tedbirleri işaret etmiyor. Aksine günü kurtarma, durumu idare etme, felaketleri önemsememe, ihanetleri gizleme gibi hafıza tırmalayan sinsi duruşları, millî hassasiyetleri hiçe sayan umursamazlıkları önümüze seriyor!

 

Her taşın altından emperyalistler çıkıyor!

 

12.01.2007 tarihinde Milliyet Gazetesi’nde yer alan bir haberden bahsedeceğim : Janine Huard adlı Kanadalı kadın, CİA’nın soğuk savaş döneminde finanse ettiği beyin yıkama deneylerinde kobay olarak kullanıldığı nedeniyle hem kendisi, hem de diğer kurbanlar için tazminat davası açmaya çalışıyor.»

 

Bugün bize sunulan eğitim programları, sinema filmleri, televizyon yayınları neslimizi nereye sürüklüyor, diye hiç düşündünüz mü? Olaylara, intiharlara, cinayetlere alıştırılmak, yozlaştırılmalara boyun eğmek, olumsuzluklara tepkisizleştirilmek bize, kültürümüze, hiç yakışıyor mu?

 

CIA’ya dokunan yanıyor! Polonya’nın önde gelen siyasi gazetelerinden Gazeta Wyborcza’ya ulaşan belgelere göre, Varşova Başsavcılığı’nın iki savcısı ülkedeki CIA faaliyetleriyle ilgili iddianame hazırlıkları aşamasında görevden alındılar. Savcılar tarafından 2008 yılından bu yana sürdürülen soruşturma, Polonya’nın kuzey doğusundaki Kiejkuty askeri üssünde oluşturulan “gizli CIA hapishanesinde Afganistan ile Pakistan başta olmak üzere, bazı başka ülkelerden getirilen İslamcı terör zanlılarının işkence altında sorguya çekildiği” iddiası üzerinde odaklanıyordu. (Yeniçağ Gazetesi, 01.06.2011)

 

ABD’nin Ankara Büyükelçisi görünümündeki CIA ajanı Ross Wilson, Cumhuriyet ve Milliyet’e açıklama yaparken şok bir itirafta bulundu. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın 5 Kasım’daki ABD ziyaretine atıfta bulunan Wilson, “Biz, bizim değerlerimizi ve dünyadaki amaçlarımızı paylaşan ülkelerle birlikte çalışmak isteriz ve Türkiye bu ülkelerden biri” diyerek Türkiye’nin Amerikan politikaları doğrultusunda yol aldığını ileri sürdü. (Yeniçağ Gazetesi, 10.05.2008)

 

ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi Matt Bryza’nın “AKP kapatılırsa bu, bizim ulusal çıkarlarımıza zarar verir” sözü size ne düşündürüyor? (Hürriyet Gazetesi, 25.06.2008)

 

Rauf Denktaş, CIA tarafından tehdit edildiğini açıkladı. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, 1981 seçimlerinde CIA tarafından tehdit edildiğini açıkladı. (NTV, 10.04.2009)

 

CHP'ye küstah tehdit! «İktidarın Kürt açılımının arkasındaki isimlerden birisi olan sözde Türkiye uzmanı ABD’li Prof.Dr. Henri Barkey, ana muhalefet partisine gözdağı verdi» : «Destek vermezseniz bitersiniz» (Yeniçağ Gazetesi, 08.09.2009)

 

Enerji kaynaklarına el koymak isteyen ABD’nin, “Afganistan’a demokrasi, “Irak’a özgürlük” yalanıyla başlattığı kanlı işgallerde, çoğu kadın ve çocuk 3.5 milyon sivil hayatını kaybetti. Direnenler cezaevlerinde işkencelerden geçirildi. (Yeniçağ Gazetesi, 29.08.2009)

 

Köle gibi çalıştırılan Türk çıldırdı : ABD’ye “Work and Travel” ile giden Türk öğrencilerin dramına her gün bir yenisi ekleniyor... Alaska’da köle gibi çalıştırılan bir Türk öğrencinin akıl hastanesine kaldırıldığı, üç gün müşahade altında tutulduktan sonar şizofrenik paranoya teşhisi konduğu ve çok zor koşullar altında Türkiye’ye gönderilip tedavi altına alındığı öğrenildi. (Vatan Gazetesi, 26.07.2009)

 

Türkiye, AKP iktidarının aymazlığı yüzünden büyük bir tehlikeyle daha yüz yüze geldi. ABD’nin Avrupa’daki nükleer silahlarının yüzde 33’ünü İncirlik Üssü’nde depoladığı ortaya çıktı. Pentagon’dan tık yok! ABD’nin nükleer silah ağırlığını İngiltere’den Türkiye’ye kaydırdığını belgeleyen rapor, ne Pentagon ne İngiltere tarafından yalanlandı. CHP, konuyu soru önergesiyle Meclis gündemine taşıdı. (Yeniçağ Gazetesi, 30.06.2008)

 

İtalya Napoli'deki Nato üssü İzmir Urla'ya taşınıyor… 4000 Amerikan askeri Urla'da ev tutmaya başladı bile… (Yeni Mesaj Gazetesi, 12.04.2005)

 

Amerika’da yabancılarla yabancıları, Müslümanlarla Müslümanları savaştırmak için yabancı nüfus artırılıyor

 

Emperyalistler hedef ülkerde iç düşmanlar ürettirerek ülkelerin iç dengelerini bozuyorlar. Birbirleriyle çatışan gruplar, topluluklar, siyasi  teşekküller, iftiralarla tertipler oluşturuyorlar!  Onların «önce parçala, sonra yut» taktiğine alet olanlar, ister istemez kendi ülkelerine ihanet ediyorlar!

 

Amerika’da yabancıların  nüfusu 1970’de 9 milyon iken, 1988’de 17 milyon oldu. 2010 yılında ise 36,5 milyon olması tahmin ediliyor.

(Ekim 1988, Ça m’intéresse)

 

Olumsuzlukları kimler, neden körüklüyorlar?

 

Amerikalı yazar Jennifer Eaton, ''Türkiye hakkında olumlu haber yapan yabancı gazetecilerin görev yeri değiştiriliyor. Olumlu yapılan haberler editörler tarafından kullanılmıyor'' dedi. (Milliyet Gazetesi, 05.11.2006)

 

Fransa’da  yayınlanan «Choc Mecmuası (Temmuz 2011)»  birkaç gün önce kapak konusu olarak Amerikan gizli servisi CIA’yı gündeme taşıdı : «Complot! DSK (Straus Kahn)  piégé par la CIA (Komplo! Straus Kahn’a tuzak CIA tarafından mı kuruldu?) şeklinde  bir haber başlığıyla Fransız kamuoyunun ortak kanaatini dile getirdi.

«Straus Kahn’a yüklenilen suçların, tertiplerin ve iftiraların yalan olduğu, tertiplere dayandığı Fransa’da yankılandı. Oynanan oyunlar birer birer açığa çıkmaya başladı. Temizlikçi kadının üç önemli konuda yalan söylediği belirlendi.» diye yine aynı yazımda, yani 02.07.2011 tarihinde  dile getirdiğim konu bugün açık açık CIA tarafından gerçekleştirildiği ifade ediliyor! Ki ben bu konuyu 16.05.2011 tarihinde Deniz Baykal’a, Devlet Bahçeli’ye,  CHP ve MHP milletvekillerine gönderdiğim mesajlarla da duyurmuştum.

 

ABD İslâm karşıtı mücadeleler için yılda 3 milyar dolar harcıyor!

 

Eleştiri ve hakarette sınır tanımayan ABD çizgi dizisi South Park, bir rezalete daha imza attı! Dizinin 200. bölümündeki rezaletin konusu şöyle: ABD’li ünlü aktör Tom Cruise, diziye dava açmaya kalkar. Davadan vazgeçme şartı olarak Hz. Muhammed’in getirilmesini ister. Bu dalga geçme ortamında da Hz. Muhammed, «oyuncak ayı» kostümü içinde tasvir edilir! (Yeniçağ Gazetesi, 16.04.2010)

 

ABD’de Amerikan Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI) camilere "muhbir" yerleştirmesi ve camilerin "dinlenmesi" tepkilere yol açtı. (Kanal Biz, 09.06.2009)

 

AKP Balıkesir Milletvekili Turhan Çömez, ABD'nin PKK'ya destek verdiğini öne sürerek, "Bu adamlar PKK'lılarla iletişimlerini çok rahatlıkla sağlıyorlar. Teröristlerin kamplarına rahatlıkla para, silah, gıda ve çeşitli mühimmat yardımı yapıyorlar. Müttefik olduğunu kabul ettiğimiz ABD'nin, Kandil Dağı'ndaki teröristlerle görüşmediğini mi sanıyorsunuz?'' dedi. (Ortadoğu Gazetesi, 29.05.2007)

 

Üç ABD helikopterleri, İran sınırındaki köye halılara sarılı halde uçaklara karşı kullanılan 2 adet strella füzesi ve 18 paket C-4 patlayıcısı bıraktı. Silahlara peşmergeler el koydu (Haber 7, 18.08.2006)

 

Yıllar önce Güneydoğu vilayetlerimizde görev yapan iki valimizle bizzat Paris bölgesinde görüşmüştüm. Onlar Amerika’lılar tarafından İncirlik’ten kalkan helikopterlerle teröristlere silah, mühimmat ve yiyecek yardımı yapıldığının kendileri tarafından tespit edildiğini, bunu devletin istihbarat birimlerine ve üst kademelere duyurulduğunu söylediklerini bir gazete de duyurmuştum.

 

Gazetelerde yer alan Amerikan askerlerinin itirafları ve vahşete bakış

 

Çavuş Aidan Delgado : Iraklı mahkûmların cesetleri kamyonda duruyordu. Biri ceset torbasını açıp başına ateş etti. Bir asker, eline kaşık aldı ve adamın beynini çıkardı. Yiyormuş gibi yaparak gülümseyip fotoğraf çektirdi. Üstüne "Bu pislikle resmimi çekin. Seni gerçekten s...tiler değil mi?" dedi. İğrençti.
Gözcü Joe Hatcher: Yanlışlıkla öldürdüğümüz sivillerin yanlarına Kalaşnikof AK47 silahları bırakıyorduk ki bizimle çatışmaya girip öldükleri sanılsın... Bazen bomba için kazıyormuş gibi göstermek için kürek bile gömdük.
Çavuş Kelly Dougherty: Konvoya verilen tek emir asla durmamasıdır. Önümüze 3 eşeğiyle yürüyen bir çocuk çıktı. 10 yaşındaydı. Hiç durmadan çocuğu ve 3 eşeğini dümdüz ettik.

Uzman Çavuş Patrick Resta: Irak'a gelişimizden bu yana "uyarı ateşi" yoktur şeklinde eğitildik. Onları yaralamak veya canlı ele geçirmek yerine öldürmemiz istendi hep.
Teğmen Morgenstein : Ailesiyle çatışma hattında kalan bir adamın frenleri patladı. Ateş ettik, adam paramparça oldu...
(Sabah Gazetesi, 13.07.2007)

 

2006 yılında 14 yaşındaki Iraklı bir kız çocuğuna tecavüz ettikten sonra hem kızı hem de bütün ailesini öldüren Amerikalı asker Steven Green, suçunu hafifletmek için "Bu insanlardan ne kadar nefret ettiğimi anlatabilecek bir kelime bulamıyorum. O zamanlar Iraklıları insan olarak görmüyordum" dedi.

 

Afganistan'da görev yapan Amerikalı askeri çavuş Jeremy Morlock, 3 sivili zevk için öldürdüklerini kabul etti. (CNN TÜRK, 24.03.2011)

 

Rolling Stone, askerlerin ‘hacı’ diye adlandırdıkları Müslümanları öldürüp, cinayeti Taliban saldırısına uğradıkları için işlemiş gibi görünmek üzere masum sivillerin yanına silah yerleştirdiklerini yazdı. (Yazete, 29.03.2011)

 

6 Türkmen çocuğunu tankla ezdiler

 

ABD askerleri, Ramadi’de öldürdükleri direnişçilerin cesetlerini, iplerle yerlerde sürükledikten sonra tanklarla ezerek paramparça ettiler.

 

Musul’un Mithak bölgesinde önceki gün direnişçilerin ABD konvoyuna saldırmasını bahane eden Amerikan askerleri rastgele sağa sola ateş açarak Kur’an kursundan çıkan 6 Türkmen çocuğu öldürdü

 

ABD’li askerler Ramadi kentinde de öldürdükleri sivillerin üzerinden tank ile geçerek cesetleri daha sonra sakladı. ABD’li askerlerin yaptıklarına ise bölge halkından büyük tepki geldiği bildirildi. Irak’ta meydana gelen çatışmaların ve saldırıların bilançosu ise her geçen gün ağırlaşıyor. ABD askerlerinin ve peşmergelerin gerçekleştirdikleri saldırılarda ise 9 bin Irak subayının ve askerinin hayatını kaybettiği açıklandı. Irakta meydana çatışmalarda ve saldırılarda 150 tane gazeteci hayatını kaybederken, 700 din adamı, 3 bin 200 bilim adamı (Tıp-Fizik-Kimya-Astronomi- Arkeolog akademisyen), 50 sporcu, 328 tüccar öldü. (Yeniçağ Gazetesi)

 

Amerikan işgali Irak için kaos, çatışma, ölüm, acı ve göz yaşından başka bir şey getirmedi. İşgal ile birlikte 2 milyon Iraklı katledildi. Ülkede 5 milyonu aşkın yetim çocuk ve yaklaşık 2 milyon kadın dul kaldı. Halkın yüzde 75’i fakirlik sınırında bulunuyor. 6 milyondan fazla insan açlık sorunu çekiyor. İşgal nedeniyle yaklaşık 3 milyon Iraklı vatanlarını terk etmek zorunda kaldı. 14 yaş altındaki çocukların yüzde 15’inin ise çocuk işçi. 10 bin kişiye 6 doktorun düştüğü Irak’ta canlı doğan her bin çocuktan 107’si yetersizlik sebebiyle ölüyor. Ülkedeki 34 bin doktordan 2 bini öldürülürken, 20 bini ülkeyi terk etti. (Yeniçağ Gazetesi, 02.01.2010)

 

“Öldürmek eğlencelidir” diyen ABD’li komutan, Irak ve Afganistan operasyonlarını yöneten ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’na aday gösterildi. Adaylığının onaylanması durumunda James Mattis, Afganistan’taki Amerikan güçlerinin yeni komutanı olarak atanan General David Petraeus’tan boşalan yeri dolduracak. (Ulusal Kanal, 10.07.2010)

 

Müslümanları hunharca katledenlere dua edenler ise kendilerini gizlemiyorlar

 

«Zâlime duâ edip Allahü Teâlâ sana uzun ömürler versin, sizi bize bağışlasın» gibi sözler söylenmesi konuşmadaki günahlardandır. Peygamberimiz (S.A.) «Zâlime, Allah sana uzun ömürler versin diyen, yeryüzünde Allahü Teâlâ’nın yasak ettiği şeyleri yapmak isteyen bir kimsenin dâima bulunmasını ister» (İmam-ı Gazâli, Kimyâ-yı Saadet, sayfa : 254)

 

Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri «Marifetname» isimli eserinin birinci cildinin, 110. sayfasında Peygamberimizin (S.A.) sözünü naklediyor : «Zalime yardım edene, muhakkak Allah, o zalimi ona musallat eder.»

 

Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri «Marifetname» isimli eserinin birinci cildinin, 110. sayfasında Peygamberimiz S.A. sözünü naklediyor : «Devlet başkanlarının yalanlarını tasdik eden ve zulümlerine yardımcı olan benden değildir.»

 

Turgut Özal Herkes tarafından bilinmektedir ki Özal bütün tercihlerini Bush'tan yana koymuş ve O'nun başarısı için «DUA » ettiğini açıkça söylemiştir. (Milli Gazete, 09/10.02.1991)

 

Recep Tayyip Erdoğan ise Irak'ta savaşan ABD'li kahraman bay ve bayan askerlere, en az zayiatla ülkelerine mümkün olan en kısa zamanda dönmeleri arzusuyla dua ediyoruz."

 

Bugünlerde Türkiye’de konuşulanlara dikkatlerinizi çekiyorum :

«Amerikalıyı değil Mehmetçiği koru!» «Amerika’nın istediği kalkan projesine boyun eğen AKP iktidarına böyle seslendi!» Bu söz emniyet teşkilatında şerefle görev yapmış, önceki içişleri bakanlarımızdan Yurt Partisi Genel Başkanı Sadettin Tantan’a ait... (Yeniçağ Gazetesi, 13.07.2011)

 

Terörle mücadele konusunda AKP’ye sert eleştiriler yönelten MHP Genel Başkan Yardımcısı Reşat Doğru,  «AKP önlem alsa bu kadar şehidimiz olmazdı. Terörden sorumlu olan AKP’dir» dedi. (Yeniçağ Gazetesi, 13.07.2011)

 

Choc Mecmuasının ifadesine benzer bir haberi de Yeniçağ Gazetesi yansıttı : Gerçek fail ABD! Türk Silahlı Kuvvetleri’nin K. Irak’a girip bataklığı kurutmasına Kandil’deki terör yuvasının hamiliğini yaparak engel oluyor... (15.07.2011)

 

MHP Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Semih Yalçın, AKP hükümetinin sonunda çürük tezlerinden çark etmeye başladığını belirterek, «Açılım projesinin bir yıkım projesi olduğu ortaya çıktı. Başbakan da aczini itiraf etti»  dedi. (Yeniçağ Gazetesi, 16.07.2011)

 

Seçim öncesi, 16.04.2011 tarihli «Kaybettiklerimizi arıyoruz» başlıklı yazımda da adeta bugünkü yaşananlara işaret etmiştim :

Tehlikeli bir döneme giriyoruz. Ülkemizi, ülkemizin bütünlüğünü, millî birliğimizi, başşehrimiz Ankara’yı, İstiklâl Marşımızı, camilerimizi, türbelerimizi, mezarlarımızı, huzurumuzu, dinimize ait değerleri, tarihimizi, tarihi değerlerimizi kaybetmek üzereyiz... Siyasi şartlanmışlık, menfaat suskunlukları adeta gözlerimizin önlerinde yelpazeleniyor...Türkiye için 9 yılda hiçbir şey yapamayanlar 9 yıldan sonra size bir şeyler yapacaklarını vaat ediyorlar. Bizim zekamızla oynayanlara,Türkiye’yi kargaşalıklar içerisine düşürmek isteyen eşgüdüm başkanlarına, emperyalist ülkelerden icazet alanlara, «Müslüman ülkelere bomba yağdıranlara destek olanlara», milyonlarca Müslümanı katledenlere dua edenlere bir cevabınız olsun!“ demiştim.

 

Sorunlar, problemler, sıkıntılar partizanlık yapılarak, particiliği körükleyerek, özel yetkili mahkemelerin, icra kurumlarının, karakolların,  emniyet mensuplarının ve hapishanelerin sayılarını artırarak değil, adaleti, sevgiyi, dostluğu, kardeşliği, inanç değerlerini, birliği, vatanseverliği tesis ederek,  tarihi bağları, ahlâki değerleri güçlendirerek, millî eğitimi sorunsuz hâle getirerek giderilebilir.

Birbirleriyle mücadeleye itilen toplumlar, geleceklerini, huzurlarını, ülkelerini, millî değerlerini, dinlerini, hayatlarını ve güvenliklerini kaybederler!

Böyle anlarda fakirleştirilerek köleleştirilenlerle, zenginleştirilerek körleştirilenlerin idrak kayıplarını zamanın hangi yüzüne koyacaksınız? Günümüzde zorluklar, hatalar, kayıplar, tehlikeler, sorunlar, olaylar, tertipler emperyalist projelerle, zamana yayılarak  toplumlara sunulmaktadır.

 

Problemleri göğüslemek ;  maşa olmayanların, şartlanmayanların, kullanılmayanların, bilgi sahibi ve inançlı olanların, akıllıların, hayatı ve olayları okuyanların işidir!

 

«Bazı insanların sezgilerine, sözlerine, görüşlerine, yaşanan vahim olaylara kulak vermeliydiniz !» «Bakıyorsunuz göremiyorsunuz... İşitiyorsunuz anlamıyorsunuz...» Nefisleriniz def çalıyor döne döne yoruyorsunuz. Para tutkusu, servet aşkı, makam düşkünlüğü, apartman ve ev sevdası ayaklarınızın altından kayan ilâhî ve millî dayanakları size farkettirmiyor!

 

İhtiraslarınız galeyana geliyor, köy köy, kasaba kasaba gezerek, evinizden, yurdunuzdan, sevdiklerinizden koparak yaşatılacak felaketlere insanların destek olmalarını istiyorsunuz!

 

Bir çok kişi icraatlarıyla, verdikleri tavizlerle, «ilâhî kurallara göre» dinlerinden çıkmış durumdalar! Vatanseverliklerin rafa kaldırıldığı ise günümüzde hiç farkedilmiyor.

 

Ankara, 18.07.2011

 

 

Açıklama  : Yukarıdaki yazımı daha önce yazmıştım. Kahramanlar tutuklanarak sindirilemezler! Asil ve vatansever insanları iftiralarla, tertiplerle, devlet gücü kullanılarak yıpratmak isteyenler hedeflerine asla ulaşamayacaklardır! Bugün genel kurmay başkanımız ve kuvvet komutanlarımız, istifa ettiler.  Önümüzdeki günlerde istenmeyen olaylarla, endişe verecek uygulamalarla, bizi üzecek gelişmelerle  karşı karşıya gelmemiz söz konusudur! Ben bugünlere gelineceğini daha önceden bir çok yazımla ifade etmiştim. Ülkemizi emperyalist güdümünde bu hale getiren ve tek sorumlu olan  AKP yöneticileri derhal istifa etmelidirler. AKP’ye destek veren kendilerinin inançlı olduklarını ilân eden din tüccarları da, Türk Silahlı Kuvvetleri aleyhinde ahkâm kesen sözde gazeteciler de başlarını önlerine eğerek  derin derin düşünmelidirler. (29.07.2011)

 

 

Nerede yer aldı?

 

http://www.urfahabermerkezi.com/yazar/sezgiler-1513.html

http://www.haber50.com/sezgiler-5102yy.htm

http://www.borhaber.net/-sezgiler-makale,573.html

http://www.nigdehaberi.com/-sezgiler-makale,573.html

http://ciddiyizbiz.biz/ic-siyaset/sezgiler-uzeyir-lokman-cayci

http://www.mirhaber.com/artikel.php?artikel_id=1359

http://www.mevzuvatan.com/haber/4210-sezgiler-turkiye-de-oynanan-emperyalist-oyunlara-d.html

http://www.ereglitr.org/sezgiler/

http://www.huryildiz.com/Yazar.asp?id=152

http://www.kozanbilgi.net/koseyazi-kategori-28-u_lokman_cayci.html

 

 

 

Selam ve sevgilerimle.

 

Üzeyir Lokman ÇAYCI
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes la Ville
FRANCE

 

 

 

Suriye ve Şam

 

Üzeyir Lokman ÇAYCI

 

 

 

¤  Propagandalarla, Müslüman görünerek ve devlet gücünü kullanarak halkın oylarını alanların yanıldıkları konular da vardır. Belirsizliklere doğru giderlerken yaradanın gücünü hesaba katmayanlar kendilerini durdurabilecek ilahî şartları hiç düşünememektedirler!

 

¤  Komşu ya da Müslüman ülkeler için arabulucuk yapacak bir ülke önce askeri yönden ordusuyla kaynaşan bir iktidara sahip olması gerekir. Bu konuda iktidar bize kuşku veriyor. Dış ilişkilerimizde yapacağımız hatalar, içişlerimizde yaptığımız hatalarla birlikte gelişir. Haberleşme, iletişim, istihbarat, doğal gaz, ekonomi, üretim, eğitim ve yönetim bakımından bağımsız olmadığımızı düşündüğümüz zaman tehlikeli bir yöne gittiğimizi görürüz.

 

¤  Komşu ülkelerin içişlerine müdahale etmek, bize hiçbir zaman hayır getirmeyecektir. Müslüman bir ülkeye yapılan gereksiz müdahaleler «gelişerek» «önlenemeyen» «zincirlemesine» sorunları karşımıza getirebilir. Geleceği  yani «yarını» düşünmek ve temkinli olmak zorundayız. Kötülük eken kötülük biçer.

 

¤ AKP yöneticileri tarafından takip edilen tehlikeli politikalar yakın gelecekte Türkiye üzerinde yapılacak emperyalist operasyonların önlerini açmaktadır.

 

Geçen günler içinde Suriye’li bir diplomat olan Bessam Ebu Abdullah büyük İsrail devletinin kuruluşu ve Kürdistan için 3 ülkenin parçalanacağını iddia etti. Bu “Planın başarılı olması için Suriye, Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır ve Libya’nın parçalanması gerekiyor”, uyanık olun diye uyaran Bessam Ebu Abdullah :  Suriye’deki bölünmeyle birlikte Irak, Suriye ve Türkiye’nin güneydoğusunun üzerinde bir Kürt devletinin kurulması için yol açılacağını vurgulayan Ebu Abdullah, şöyle devam etti: “Suriye 45 farklı etnik ve dini grubu barındıran bir ülke. Bu ülkede kaos olduğunda neler olabileceğini düşününebiliyor musunuz? Türkler dikkatli olmalı. Eğer bir Kürt devleti kurulacak olursa, Türkiye’nin güneydoğusu da buna katılacaktır. Ayrıca Suriye’de Müslüman Kardeşler örgütünün başını çektiği bir konseyin Suriye’yi yönetmesi öngörülüyor. Türkiye’nin çoğunluğu Sünni ve Şii olan Hizbullah ve İran’a karşı bir hat oluşacak. Türkiye’deki aydınlara söylüyorum, bunun sadece Suriye’ye karşı bir savaş olduğunu düşünmeyin. Suriye’deki plan başarılı olursa Türkiye bundan çok olumsuz etkilenecek. Türk insanı bunu anlamalı. Türkiye’nin etrafında bir laik devlet olması, ABD’nin güdümünde İslami bir devletin olmasından çok daha iyidir. İkinci basamakta Türkiye var. Türkiye bir hedef, sadece 3 parçaya bölünmeyecek. Atatürk, Cumhuriyet’i kurarken laikliği seçti, İslamdan nefret ettiği için değil, dinin politik yaşamdan ayrı tutulması gerektiğini bildiği için.” dedi. Bu konu 26.05.2011 tarihinde Yeniçağ Gazetesi’nde yer aldı.

 

 

04.09.2008 tarihinde gazetelerde yer alan bir haberde Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’la birlikte, resmi temaslarda bulunmak için Suriye`nin başkenti Şam`a Özel  “ANA” uçağıyla hareket ettiği duyurulmuştu.

 

Çıkar dostluklarının yerinde bugün farklı kimlikler, iki yüzlülükler ve düşmanlıklar konuşuluyor. Sergilenenleri İslâm’la, insanlıkla, barışla, demokrasiyle izah etmek de mümkün değil...

 

Şam konusunda Peygamberimizin (S.A.) sözleri

 

«Şam’ın fazileti : Ebdaller Şam ehlindendir. Onların sayesinde yardım görülür. Ve onlar sayesinde rızıklanılır.»

Hadis, Hazret – i   Avf İbni Malik  (R.A.)   

(Râmûz el-hâdîs’ten dersler 2, Kıyamet Alâmetleri, Sayfa 95)

 

«Batı tarafından gelen fitne, doğu tarafından gelen bir fitne ile karşılaşınca Şam’ın ortasında toplanın. O gün yerin altı üstünden daha hayırlıdır.»

Hadis, Hazret – i  İbni Abbas (R.A.)  (Râmûz el-hâdîs’ten dersler 2, Kıyamet Alâmetleri, Sayfa 95)

 

«Şam ehli Allah’ın  yeryüzündeki kamçısıdır. Kullarından dilediğinden onlar vasıtası ile intikam alır. Onların münafıklarının, müminler üzerine galip gelmelerinin imkânları yoktur. Onlar ancak hem gayz (kıymetten düşerek, hiddet), gam, ve hüzün içinde ölürler.»

Hadis, Hazret – i   Hüzeym İbni Fatik (R.A.) (Râmûz el-hâdîs’ten dersler 2, Kıyamet Alâmetleri, Sayfa 95)

 

Muhalif güçler denilerek emperyalist desteklerle oluşturulan Müslüman ülkelerdeki bölücü gruplara destek çıkmanın gelecekte nelere mâl olacağı hiç hesaplanmıyor. Müslüman ülkelerin birbirleriyle dayanışma içerisinde bulunmamaları, ellerinde bulunan zenginlikleri değerlendirememeleri, dış güçlerin etkileriyle oluşturulan yönetimleri, aşağılık kompleksindeki  yöneticilerini irdeleyememeleri ya da tanıyamamaları bu ülkelerin halklarını felâketlerin içerisine itiyor.

 

Gelecekte AKP hükümetinin emperyalist dayatmalarla Libya, Yemen, Suriye, Afganistan vb. ülkelerdeki ABD yanlısı muhalif güçlere destek vermesinin nasıl karşılık bulacağını bugünden hesap edebiliyor musunuz? Belki o zamanlar AKP denen bir parti Türkiye’nin başında olmayacak ama gizli, psikolojik dış saldırılar mutlaka masum insanlarımızın başlarını ağrıtacak.

 

Yapılan bütün işlerin yani Müslüman ülkelerdeki muhalif güçlere yapılan askeri, parasal, psikolojik yardımların veya  verilen desteklerin bilimsel, askeri, sosyolojik ve stratejik dayanakları olması yani Türkiye Büyük Millet Meclisinde tartışılarak, güvenlik kurulları ve bilimsel komiteler  oluşturularak incelenmesi gerekirken  bir tek kişinin ağzından çıkan kararlarla yürütülmesi ya da  yönlendirilmesi endişeleri artırıyor.

 

Peygamberimizin (S.A.)  «Şam ehli Allah’ın  yeryüzündeki kamçısıdır. Kullarından dilediğinden onlar vasıtası ile intikam alır.» ifadesi gayet açık bir şekilde geleceğimizle ilgili bizi endişeye itiyor. 

 

Ayrıca bu güzel sözün devamında  bahsedilen «Onların münafıklarının, müminler üzerine galip gelmelerinin imkânları yoktur. Onlar ancak hem gayz, gam, ve hüzün içinde ölürler.» konusu muhaliflerin başarılı olamayacaklarını belirlemektedir. Bu halde AKP yöneticilerinin Peygâmberimizin ifadesinin dışında, muhalif güçlere destek olmaları, inanç ve takva  yönünden yerlerini belirlemektedir.

 

ABD’li üst düzey yetkilinin, Erdoğan’ın Esad’ı eleştirirken Washington ve müttefikleri adına konuştuğunu ve AKP hükümetiyle temas halinde olduklarını söylemesi,  CIA’nın film yıldızı Angelina Jolie’ye (barış için diye gittiği her ülke sonradan bombalanmaktadır) açılan Hatay’daki Suriyeli mültecilerin kaldığı çadırkentin basın mensuplarına gösterilmesi konuları bölgede oynanan oyunları sergilemektedir. Çatışmalardan kaçarak Türkiye’ye sığınan Suriyelilerin sayısının 10 bin 200’e ulaşması, İngiliz Independent gazetesinde Orta Doğu Muhabiri Robert Fisk tarafından, mülteci akınından kaygılanan Türkiye’nin, Suriye topraklarında tampon bölge oluşturma planlarından bahsetmesi, endişe verici bir biçimde BOP konusunu karşımıza getirmektedir.

 

Mart ayında Paris'te açılan Uluslararası Turizm Fuarı'nda stant açan Suriye Turizm Bakanlığı, ziyaretçilere dağıttığı Suriye haritasında Hatay ve İskenderun' u kendi sınırları içerisinde göstermeleri de bu ülkenin ve yöneticilerinin Türkiye’ye bakışını, çirkin emelleriyle kötü komşuluk ilişkilerini sürdürdükleri anlaşılıyor. Suriye yöneticilerini inançlarına sadakat göstermeleri gerekirken geçmişte de terör gruplarına destek verdiklerini ve ülkemizde kan dökülmesine katkıda bulunduklarını görüyoruz. İslâm âleminin içinde bulunduğu çarpıklıkları yansıtan bu tür kötü komşuluk gösterileri asla hoş karşılanamaz.

 

Peygamberimizin (S.A.)  «Allahü Teâlâ mü’minler hakkında dört şeyi haram etmiştir : Mallarını almak, kanlarını akıtmak, gıybet etmek ve onlara sû-i zan etmek»

Peygamberimizin (S.A.)  komşuluk haklarıyla ilgili olarak  da : «Komşunun, zararından emin olmadığı komşu, mü’min değildir», «Komşusunun köpeğine taş atan, komşusunu incitmiş olur» demektedir.

 

Peygamberimize (S.A.)  «Filan kadın gündüz oruç tutar, gece namaz kılar, fakat komşusuna eziyet eder», dediler. Peygamberimiz de  «Onun yeri Cehennemdir», buyurdu. (1)

 

Bugüne kadar Suriye’de 2000’e yakın insanın ölmesi, Irak’ta 2 milyona yakın Müslüman’ın katledilmesi, oradaki olayları tetikleyenlerin kimlikleri ve BOP projesi, birlikte ele alındığı zaman,  yanlış hesapları ve saplantılı hırs sahiplerini görmek zor olmayacaktır.

 

Bir çok konuda olduğu gibi bu konuda da kendi kendimizi aldatmayalım!

 

Ankara, 20.06.2011

 

 

 

° Kimyâ-yı Saadet, Beşinci asıl,  İmam-ı Gazâli, Sayfa 285 (1)

 

 

 

 

Selam ve sevgilerimle.

 

Üzeyir Lokman ÇAYCI
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes la Ville
FRANCE

 

 

uzeyir.cayci@free.fr


------------------------------------------------------------

 


http://www.artmajeur.com/serap/

http://www.haberevet.com/haber/20110412/312336/siir-sevenlerin-cok-yakindan-tanidigi-dev-bir-isim-uzeyir-lokman-cayci.html 
 

------------------------------------------------------------

 

 

Resim :  Üzeyir Lokman ÇAYCI



 

Tokmak Ali

 

 

Üzeyir Lokman ÇAYCI

 

 

 

Tokmak Ali diye anılıyordu. Yaklaşık yarım asırdır Fransa’da çalışıyordu… Telefona hiç para vermez… Tütün satan dükkanlara girer, bir tas kahve içer, «şurdan telefon açabilir miyim?» der ve onunla bununla konuşurdu. Palabıyıkları, çakmak gibi gözleri ve cana yakın haliyle hiç kimse onun isteklerini geri çeviremezdi. Kendisi için her yerde «ben dokuz kısmetliyim» diye hava atardı.

Bir  gün yine böyle bir dükkana girer ve kızına telefon açar :   «Sevgili kızım ; geçen herifinle kavga ettiğini duydum. Adamcağızın ağzını yüzünü kırmışsın… Neresine, nasıl vurduysan, galiba sekkeleyerek yürüyormuş ? Yazık kızım o sana öteberi taşıyor, karıncağızını doyuruyor, Cevriye’m, fazla hırpalama onu emi ?… Birbirinizle iyi geçinin yavrum…» der ve kızına konuşma fırsatı vermeden telefonu kapar.

 

Paris’e yakın bir bölgede, her katta 4 daire bulunan bir evin dördüncü katında bir ev bulur. Tokmak Ali, avradı Keziban ile eve yerleştikten sonra ona «bugün bu yayla gibi evimizde ilk kez rahat bir şekilde, kemiklerimizi dinlendireceğiz» der. Amaaa çok geçmeden gürültüler, patırtılar binada yankılanır… Bu gürültü neyin nesi, diye kapının gözleme deliğinden gelenleri dikizler… Avradına : «Bak Keziban bizim komşular her birisi üçer – dörder köpekle evlerine giriyorlar. Maşallah burası hayvanat bahçesini de geçti, dur bakalım burada nelerle karşılaşacağız ?», der. Sonra koro halinde köpek sesleri binayı inim inim inletir. Hırlamalar, ulumalar, köpek kavgaları birbirlerini takip eder.

Tokmak Ali : «Bak avrat, büyüklerimiz ev alma komşu al, diye boşa söylememişler. Gerçi kirada oturuyoruz, ama olsun, her ay takır takır para veriyoruz ya... Bizim de söz söyleme hakkımız var... Yakında kurban bayramımız var... Ben de inek mi olur öküz mü olur, koyun mu olur bu asansörsüz eve onların da yardımıyla çıkarıp, banyo küvetinde hayvanı keseceğim, bu bir.... İkincisi ise... sen de ben de kulaklarımıza pamuk tıkayarak şu meretlerin seslerini duymayalım!» der. Ama nafile... Pamuk falan da tesir etmiyor... Her ikisi sinirden küplere biniyorlar...

Tokmak Ali’nin canına tak ediyor… Ve evinin önüne çıkıp ayaklarını yere vura vura o da köpek gibi avazı çıktığı kadar uluyup havlamaya başlıyor. Tokmak Ali’nin sesini duyan köpekler de koro halinde hepsi birden havlamaya başlıyorlar. Ne olup ne bitiyor diye kapılarını hafif aralayarak açıp bakanlar tek tek kapılarını kapıyorlar. Yarım saat geçmeden önce sirenler duyuluyor, sonra on kadar polis koşarak sıra halinde patır kütür merdivenlerden yukarı çıkıyorlar… Tokmak Ali, o an polisleri umursamadan, ulumasını ve havlamasını sürdürüyor. Polisler aniden ellerini arkadan kelepçeleyerek onu karakola apar topar götürüyorlar. Keziban hanım olup bitenleri şaşkınlıkla izliyor… Sonra giyinerek kocası için yollara düşüyor.

Orada Tokmak Ali polislere soruyor : «Beni niye tutukladınız?»

Polisler  : «Köpek gibi havlayarak komşularınızı rahatsız ettiğiniz için…»

Tokmak Ali onlara : «Haydi beni mahkemeye mi çıkaracaksınız, nereye götürecekseniz götürün, beni buradan kurtarın…» diyor.

Polislerden biri : «Dur bakalım... daha senin defterini hazırlamadık», diyor.

Tokmak Ali içerde beton üzerinde, karısı karakolun danışma kısmında bir koltuğa oturarak orada sabahlıyorlar.

Tokmak Ali Sabahleyin mahkemeye çıkarılıyor. Hakim ona «neden köpek gibi havladığını» soruyor.

O : «Hakim bey, komşularımın her birisinin üçer dörder köpekleri var… Eve taşınalı iki gün oldu. Hepsi birden koro halinde ulumaya ve havlamaya başladılar…Bizde ne kafa kaldı, ne de beyin… Gürültüden kalplerimiz dışarıya fırlayacak gibi oldu… Biz bu gürültüleri dinlemek mecburiyetinde miyiz?»

Hakim: «Elbette hayır…»

Tokmak Ali : «O halde Hakim Bey, sanki hayvanat bahçesi gibi köpekler, hep birlikte  koro halinde, avazları çıktığı kadar havlayıp, ulusunlar... suç değil... Yani bunların bu halleriyle kimseyi rahatsız etmedikleri düşünülsün... Ben bu manzaraya, gürültülere huzursuz edilişimize, sakinlik istemek için bir tepki olarak havladığım veya uluduğum zaman bir ihbarla suçlu gibi karakola getirileyim?... Bu olacak iş değil… Biliyorum ki kanunlara göre siz  sabahları horozların ötmesine dahi izin vermiyorsunuz! O halde ben sizden adalet istiyor ve beni karakolda tutan polislerle beni ihbar edenler hakkında 5000’er Frank tazminat isteğimin kabulününü arz ve talep ediyorum efendim. Eğer uygun görürseniz benim kuşum diye hitap ettiğim, ne gibi sıkıntılar çektiğimizi bilen ve benimle yaşayan biricik avradım, ciğerim Keziban’ın ifadesine başvurarak da öğrenebilirsiniz!» diyor.

Tokmak Ali’nin bu serzenişinden sonra Hakim kararı sekreterine yazdırıyor : «Sayın Tokmak Ali, haklı tepkisini ifade edebilmek ve sesini duyurmak için havlamak ve ulumak suretiyle demokratik, farklı bir yol, değişik bir yöntem seçmiştir. Yani o böyle bir tavıra mecbur edilmiştir. Bugünden itibaren oturduğu evde sükunetin ve huzurun sağlanması Tokmak Ali’nin komşularına düşecektir. Bu kişi suçsuzdur, tazminat talepleri de kabul edilmiştir.»

Tokmak Ali ve avradı Keziban «yaşasın adalet» diye bağırarak güle oynaya oradan ayrılırlar.

 

Paris, 12.05.2011

 

 

Selam ve sevgilerimle.

 

Üzeyir Lokman ÇAYCI

Concepteur industriel - Architecte d'intérieur

55, rue Louise Michel

78711 Mantes la Ville

FRANCE

 

 

uzeyir.cayci@free.fr

------------------------------------------------------------

 

http://www.artmajeur.com/serap/

http://www.haberevet.com/haber/20110412/312336/siir-sevenlerin-cok-yakindan-tanidigi-dev-bir-isim-uzeyir-lokman-cayci.html 



------------------------------------------------------------

Resim   : Üzeyir Lokman ÇAYCI

 

 

 

 

Hangi gazete ?

 

 

Üzeyir Lokman ÇAYCI

 

 

09.08.1978 tarihinde Niğde’nin Bor ilçesinde tertiplerle, iftiralarla karşılaştım. Babamım ruhsatlı tabancasıyla, okul projelerime ait  resimlerle, deniz yedek subay elbiselerimle,  arama izni olmadan, arandığı da belirtilmeden babama ait attariye ve ruhsatlı satışı yapılan av malzemeleri dükkanından alınan malzemelerle suçlandım. Gece yarısı yapılan aramalarda evlilik yüzüğüme kadar anneme, babama ve bana ait kıymetli eşyalarımız ve Zorki marka fotograf makinem gasbedildi. bunların sonucunda üzerinde yüzlerce isim bulunan bir liste ile tertip tutanağına imza atmam için çok feci bir şekilde 4 emniyet görevlisi tarafından gece yarısı işkenceye tabi tutuldum. Evrakları işkenceye rağmen imzalamadım. İşkence sonrası öldü diye Niğde Merkez Karakolu kömürlüğüne atıldım. Buradan baygın halde ambulansla  Niğde Devlet Hastanesine kaldırılmışım. İşkenceci polisler burada da beni rahatsız etttiler. Hastanenin penceresinden atarak intihar süsü vermek için tertiplere giriştiler, bu sözlü olarak orada bulunan hastalar, hastabakıcılar ve refakatçı olan annem tarafından farkedilerek polisler oradan uzaklaştırıldı. 16 Ağustos 1978 tarihli Aksaray Hasandağı Gazetesi benimle ilgili olarak zulmü : «Hemşehrimiz Üzeyir Lokman ÇAYCI Niğde’de bir hafta işkence görerek hastahaneye kaldırıldı» başlığıyla duyurdu. Benzer bir haber 28 Eylül 1978 tarihli Hergün Gazetesi’nde yer aldı. Bir başka gazetede : «Ayakları patlayıncaya kadar dövüldü : Karakola düşen işkence görmeden kurtulamıyor» şeklinde yer aldı.

33 gün Niğde Kapalı Cezaevinde kaldım. Sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldım.

Hapishaneye  gönderildiğim günden itibaren hapishaneye köylerimizden, kasabalarımızdan ve ilçemizden yüzlerce insan benim için selelerle, karpuz, kavun, üzüm, meyve taşıyarak, beni ziyaret etmişlerdi. Benim haksızlığa uğradığıma adeta şahitlik yapmışlardı. Din adamları, önemli kişiler oraya gelerek sahip çıktılar. ALLAH (C.C.) hepsinden razı olsun.

 

Ben bütün safhalarııyla yaşadıklarımı Karar isimli kitabımda anlattım.

 

12 Eylül 1980 darbesinden çok önce İşkence sonrası bünyemde oluşan rahatsızlık sebebiyle tedavi için yurt dışına çıktım. Önce Almanya’ya, sonra Fransa’ya geçtim. Fransa’da Forbach’da bir ameliyat geçirerek sıhhate kavuştum.

 

Ben «Sebeplere takılanlar» başlıklı yazımda karşılaştıklarımı ayrıntılarıyla dile getirdim. Avrupa’da iken 10 yıl Türkiye’ye gidemedim. Strasbourg T.C. Başkonsolosluğu Kenan Evren’in emriyle pasaportuma el koydu ve Fransa’ya iltica etmem tavsiye edildi. Ben ise bütün sıkıntılarıma rağmen Fransa’ya iltica etmedim.

 

Bir hakim her görev yaptığı yerden bana bir çok mektup yazdı. Telefon açtı. Babamı ve annemi ziyaret etti. Ablamla konuştu :   «Bana polisler baskı yaptı. Bunun  dosyasını, Niğde Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönder dediler. Senin mutlaka cezalandırılman için ısrarcıydılar… Niğde Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı polislerin bu baskı ve tehditleriyle senin dosyanı bir suçluymuşsun gibi Niğde’ye gönderdim. Sen suçsuzdun. Ben verdiğim karardan dolayı vicdan azabı duyuyorum ve uyuyamıyorum… Bazı gecelerimde seni unuttuğum halde, aklımdan çıkarttığımı düşündüğüm anlarda dahi sen masumiyetinle düşlerime girdin… Uykularım bana azap vermeye başladı…»  dedi.

Ceza Hakimi İsmail Bakırcı’nın bana telefon haricinde gönderdiği mektuplardan bir kaçının tarihleri 20.11.1989 (Merzifon), 22.12.1989, 14.05.1990 (Merzifon), 30.07.1990 (Merzifon) idi.

Ceza Hakimi İsmail Bakırcı’nın 20.11.1989 tarihli Merzifon’dan gönderdiği mektubunda bahsettiği bir kaç husus : «1978 – 1984 yılları arasında Bor Ceza Hâkimi olarak sizin Bor ilçenizde çalışmıştım. 1984’de Nevşehir ve 1988 Mayısında da Merzifon’a naklen geldim. Sizin olayla ilgili Niğde eski Emniyet Müdürü görevden ihraç edildi. Ayrıca işkence yapan Komisere de 1 sene hapis vermiştim. Kardeşim Üzeyir Bey, eğer  Paris’teki adresinizi daha önce bilseydim. 2 ay önce gezmek için Almanya, Belçika ve Hollanda’ya izinde iken gitmiştim. Belki  size de uğrayabilirdim, fakat kısmet değilmiş. Belki bu adresiniz de tam değil  ve mektubum geri gelebilir kuşkusu içinde yazıyorum.»

Burada mektuplarından bahsettiğim Ceza Hakimi İsmail Bakırcı’nın trafik kazası sonucunda öldüğünü duydum.

 

Ben yazımın başında uğradığım haksızlıklardan sözetmiştim. Cenab-ı ALLAH’ın (C.C.) adaleti;  işlemeyen, yozlaştırılan dünyevî adaletten önce tecelli etti. Kötülük sahipleri birer birer döküldüler.

Bana kötülük ve işkence yapanların başında bulunan Zülkifli Akbaba’yı  «işkence cezası da almasına rağmen» düzen emniyet müdürlüğüne kadar terfi ettirdi. Sonuçta, geçen yıllar içinde o bunalıma girdi… Eşini ve çocuklarını öldürerek intihar etti.  Bu kişinin yaraladıklarından, onu cinayete ve intihara sürükleyen sebeplerden hiç kimse bahsetmedi. Geçmişine, kusurlarına ve vicdanına bakmadan onun için üzülenler, ona acıyanlar oldu.

İşkencecilerden biri felç oldu. Bir diğerinin de trafik kazasında hayatını kaybettiği bana duyuruldu. Sadece bunlar değil… Perde arkasında kalanlar da vardı. Benim kendilerinden haberimin olmadığını sananlar. Düşenler, düşüp de kalkamayanlar, her birisi aynı kara sayfaların içlerinde kaldılar.

Sebeplere takılanlar peşlerinde sürüklendikleri ihtirasların, içlerinde besledikleri kinlerin, beyinlerinde urlaşan siyasi kirlerin,  bir araya gelip benim seslerimi izledikleri anların manevi resimlerini ne yazık ki göremediler.

 

13.12.1987 tarihli mektubuyla Almanya Tercüman Gazetesi’nden Serhat ILICAK,  09.11.1987 tarihli yardım isteğime dair mektubuma cevap verdi : «Mektubunuzda bahsettiğiniz  üzücü olayları biz de hayret ve üzüntüyle karşıladık. Allah haklının yanındadır. Bu inancınızı hiçbir zaman yitirmeyin…..» şeklinde uzunca bir cevap verdi.

 

16 Ocak 1988’de  Kemal ILICAK da gönderdiğim mektubuma cevap verdi : «Başınızın durduk yerde derde girdiği, büyük haksızlıklara uğradığınız anlaşılıyor….» şeklinde teferruatlı cevap verdi.

 

Bana yapılan tertiplerin hukuksuzluğunu dile getirmek için başvurmadığım yol kalmadı. O zaman darbe sonrası 06.02.1988 tarihli Türkiye Gazetesi’nde yer alan T.C. Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan Kenan Evren dahil devletin bütün kurumlarına isim isim yazarak bir duyuruyla hukuksuzluklara ismimle dikkat çektim.

 

Hürriyet Gazetesi köşe yazarlarından Emin ÇÖLAŞAN da kendisini Fransaya davet ederek görüşme isteğime 23.02.1988 tarihinde cevap verdi : «Sevgili Üzeyir Çaycı, Mektubun için teşekkürler… Gerçekten büyük bir haksızlığa uğramışsınız… Ancak bu konuda benim elimden bir  şey gelmez, çünkü uzaktayım. Bu gibi işler yüz yüze konuşularak ortaya çıkarılır. Oralara gelmem de zaman açısından mümkün değil.  Sanırım en iyisi, bu işi oradaki Türk gazetecileriyle konuşmak olacak.  Çok selam ve sevgiler…»

 

Velhasıl 3217 adet mektup yazdım. Bu 10.03.1988 tarihli Türkiye Gazetesi’nde : «Üzeyir Lokman ÇAYCI, suçsuzluğunu ispatlamak için 3 bin 217 mektup yazdı : Rekorlar kitabına girecek Türk» başlığıyla dile getirildi.

 

Vatan hasreti, ana, baba, kardeş hasreti beni kavururken Ahmet Güçlü isimli Konya’lı bir vatandaşımız kamerasıyla çekerek sevdiklerimin görüntülerini bana getirdi.

 

Türkiye, Tercüman, Milliyet, Hürriyet gibi büyük gazetelerden olumlu bir cevap alamayınca bu kez Zaman Gazetesi’nden hukuksuzlukların dile getirilmesi için yardım istedim. Zaman Gazetesi Genel Yayın Müdürü Uğur ÖZTAŞ da 01.09.1988 tarihli bir mektupla bana cevap verdi : Muhterem Kardeşim, Mektubunuz elimize geçti. Derdinizi ve ıstırabınızı anlıyorum. Fakat yapacağımız yayınla pek birşey elde edemeyeceğimiz gibi, ismini verdiğin kişilerin de tazminat davası açması gibi olaylarla karşı karşıya gelebiliriz. Eğer hapiste falan olsaydın yapılan haksızlıkları ortaya kor, sonuna kadar mücadele ederdik. Biz pekçok meselelerde, TRT mevzuunda bu kadar yayın yaptık hâlâ bir netice yok. Onun için, sevaba intikal etmiş işkenceli ve sıkıntılı halinizi «Yaşasın Zalimler için Cehennem» diyerek ahirete bırakıp, sizden okuyucularımıza faydalı olacak haber ve resimler bekliyoruz (....) Selam ve hürmetlerimle. Allah’a (C.C.) emanet olunuz.»

 

Benim bu cevaptan sonra  Zaman Gazetesi’nde 02.03.1989 tarihinden itibaren İnancımdan, ilkemden taviz vermeden şiir, makale, haber gibi yazılarım yayınlanmaya başlandı. 1995 yılına kadar bu gazetede yazılarım yer aldı. Bu sırada gazetede çalışanlardan bir vatandaşımız bana telefon açtı : «Üzeyir Ağabey Zaman Gazetesi, eski Zaman değil, burayı  şu an yabancı ajanlar yönetiyor, senin ve senin gibi ağabeylerin yazıları çekmece boşluklarına atılıyor, Zaman; okuyuculara ve cemaate farkettirilmeden  geleceğe dönük olarak yeniden şekillendirilmeye çalışılıyor», denildi.

 

O günlerde bana açılan telefon konuşmasını doğrularcasına, bugün Zaman Gazetesi’nin geçmişteki yayınlarına göre çok önemli bir değişikliğe girdiğini ibretle görüyorum. Ve çok tehlikeli bir yola koyulduğunu farkediyorum. Bunu ağız birliği yaptıkları gazetelerin yansımalarıyla, kimlikleriyle ölçerek, kıyaslayarak hissetmek hiç zor değil! «Siyasetin ve şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım» diyen insanların gırtlaklarına kadar kirli siyasetin içerisine gömüldüklerini gördüm. MHP’lilerle, ülkücülerle, Türk Silahlı Kuvvetleriyle, vatanseverlerle, tehdit ederek, şantaj yaparak mücadele ederek Allah’a kulluk yaptıklarına inanan bir topluluk haline dönüştüler. Yeni doğmuş çocuklarından koparılan insanlar sırf AKP’ye muhalefet ettikleri için, ya da Recep Tayyip Erdoğan karşısında ayağa kalkmadı denilerek masum insanlar Silivri Hapishanesine dolduruldular. Her birisinin ALLAH’ın kulu olduğu unutularak yakınlarının, eşlerinin, çocuklarının çektikleri acılar, sıkıntılar, ayırmalar, koparmalar, yakınlarının hastalanmaları ve ölümleri umursanmayarak AKP’nin zulmüne destek oldular. Günahta, hakkaniyetten uzaklaşmada, zıtlaşmada, nefret tesis etmede, ayırmakta, yıkmakta; ölüme sebebiyet vermede destek olarak çok ileriye gittiler. Kendilerine manevi olarak, insanî olarak, ahlakî olarak «dur» diyen olmadı. Nefislerinin peşlerinde koştururlarken kime ve neden hizmet ettiklerini de bilemeyecek hâle girdiler.

Bakın Türkiye’nin çeşitli vilayetlerinden mesajlar alıyorum. Geçmişte Türkiye’nin çeşitli vilayetlerine izine giden gurbetçilere Zaman okurları esnaflar beni sorarak onu tanıyor musunuz diyorlar ve verdikleri malların parasını almıyorlardı. Bugün onlar ne diyorlar biliyor musunuz? Geçmişte isteğimizle abone oluyorduk, şimdi başımıza bir şey gelmesin diye korkumuzdan abone oluyoruz. Zaman eski zaman değil, diyorlar. Bu konuda din adamları dahil bir çok kişiden mesajlar ve mektuplar alıyorum.

Zaman Gazetesi’nde şu an çalışanlardan bazılarının da suskunluklarına aldanmayın. Onlar da Türkiye’yi yıkıma götüren süreçte gafilleri işbirlikçileriyle birlikte ibretle izliyorlar.

 

Kendi kendinizi aldatmayın, kendinize, özünüze dönün!

Yıllar önce Fehmi Koru’yu Japonya’dan Turgut Özal gelirken havaalanında ben karşılamış ve arabamla Argenteuil’deki evime ben getirmiştim. Yanında şu an Milletvekili olan gazeteci Ahmet Tan da vardı. Yani ikisini evimde o zamanlar ben misafir ettim.

Dostluk, vefa, vatanseverlik, kul hakkı bu kadar ucuz mu?

Ben, Fehmi Koru dahil, sizlere ve sizlere destek olanlara haklarımı helâl etmiyorum.

 

Referandumdaki söylemleriniz dikkatimi çekti. Gerekirse ölüleri kaldırarak oy kullandırın sözleriyle içine girdiğiniz alanı itiraf etmiştiniz. Pekiyi canlıları, oldüren ve dirilten tek bir kudretten bana bahsedebilir misiniz? Yani diriltme makamına geçtiğinizi ilân ettiğinize göre şirke girdiğinizin bu şirke destek çıkıp günahkâr olduğunuzun farkında mısınız? Yoksa beyinlerini yıkadığınız insanları birer ceset, bir iskelet olarak mı gördüğünüzü açıklamak istiyorsunuz. İslâm’ı İslam dışındaki unsurların içerisinde eritmeyiniz!  Bu tür siyasi hırslar manen size çok şeyler kaybettirecektir. Anadolunun temiz kalpli insanlarının, ülkücülerin, vatanseverlerin  ve şerefli Türk Silahlı Kuvvetlerinin üzerlerinden ALLAH (C.C.) rızası için ellerinizi çekiniz! Sizi uyarıyorum.

 

Dün ne diyordunuz  bugün ne haldesiniz size bir kaç örnek vereceğim?

 

¤  Bosna yine ihanete uğradı  : Sırp vahşetini görmezlikten gelen dünya, NATO ağzı ile verdiği müdahale sözünü de tutmadı. Nato, Clinton, Yeltsin ağız birliği etti. (Zaman Gazetesi, 22.02.1994)

 

Zaman dün CIA’nın Türkiye’deki faaliyetlerine dikkat çekiyordu, bugün Amerikan çıkarlarınına hizmet ediyor

 

¤ Mehmet Kahraman : Türkiye’de darbeler ve CIA

Darbeler öncesinde çok sayıda ABD elçilik görevlisi (CIA ajanı) Anadolu’yu karış karış gezerek ihtilâl zemini hazırlamak için meçhul faaliyetlerde bulundu. İçteki birtakım işbirlikçiler de ülkeyi darbe ortamına sürüklemede adeta yarış ediyordu : Darbeler CIA’nın eseri (Zaman Gazetesi, 02.04.1994)

 

Zaman dün Irak’ı savunurken bugün Irak’ı bölenlerle, Irak’ta 2 milyon insanı katleden Amerikan askerlerine dua eden Recep Tayyip Erdoğan’la işbirliği içerisinde! Ekonomideki, tarımdaki, hayvancılıktaki çöküş ise hiç önemsenmiyor!

 

¤ Emekli Büyükelçi Olgaçay  :  Batının Irak’ın bölünmezliği konusundaki sözlerine güvenmek safdillik olur : Irak’a Sevr planı

«Batı, kendi menfaatleri sözkonusu olduğunda herşeyi yapar.»

«Bir kere Türkiye’nin astronomik seviyelere çıkmış dış borcu, dış politikada serbest hareket etme imkanını büyük oranda sınırlandırmaktadır.»

«İkinci ipotek, Türkiye’nin silah sanayiindeki Batı’ya bağımlılığıdır.»

«Üçüncü ipotek ise  artık politikacılarımızı kendi irademizle belirleme özgürlüğümüzün yavaş yavaş elimizden alınmasıdır. Artık siyasilerimizi biz mi seçiyoruz, yoksa dışarıdan tayin edilip önümüze mi konuyor, bu hususta ciddi tereddütlerim var»

«Musevilere karşı uyanık olmalı» (Zaman Gazetesi, Abdülhamid Serdarlı, 01.02.1994)

 

Zaman dün Kıbrıs’la ve dış Türklerle ilgili ihanetlere dikkat çekerken bugün Kıbrıs’ı, Rauf Denktaş’ı, Kıbrıs’ın çıkarlarını, Türkmenleri, Kuzey Irak’taki vb. çıkarlarımızı dışlıyor!

 

¤  BM nezdinde, New York’ta yapılan görüşmade KTHY’yi kapama kararı alındı :  Kıbrıs ihanet çemberinde

Rum’un ekmeğine yağ

Problemler sona ermez

Kimler, niçin yapıyor?

Kararın büyük ihanetler ihtiva ettiğini belirten bir yetkili, «Bağımsız devlet olmanın en bariz göstergeleri; toprak, bayrak, milliyetini taşıyan vatandaşlar, hava sahası ve hava yolu sahibi olmaktır. Fakat bugün Dışişleri Bakanlığı’nın yaptığı bir anlaşma taslağına dayanarak (dosya ve kayıt numaraları belli kendisi ortada yok) Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin varlık sebeplerinden biri olan millî havayolunu kendi elimizle kapatmak hainlik olur» şeklinde konuştu.

KTHY kapatılırsa ne olacak?

1 -  KTHY’nin kapatılmasıyla, Kıbrıs davası için verilen mücadele yarım kalacak

2 -  KKTC’nin bayrağı indirilmiş olacak. Dünya kamuoyunda «KKTC’yi Türkiye bile tanımıyor yorumları yapılacak.

3 -  Bağımsız bir devlet, Rum’a bağlı hale gelecek.

4 -  Kuzey Kıbrıs hava ulaşımı Rum ipoteği altına alınacak, denetimler onların eline geçecek.

5 -  Yeni havayolu kurmada KKTC yetkili olamayacak. Kıbrıs havacılığının devlet olarak temsili Rum tarafına geçecek

6 -  KKTC ile birlikte Türkiye’nin de milletlerarası platformda prestiji sarsılacak

7 -  KTHY’nin kapatılmasıyla bazılarının maddi ihtiraslarına alet olunurken Kıbrıs davası da derin bir yara alacak.

(Zaman Gazetesi, 20.01.1994)

 

Dün televizyonlarda hassasiyet gösterilen konular bugün Recep Tayyip Erdoğan’ın ağzından çıkan ahlâka, eğitime uygun olmayan sözlere karşı gösterilmiyor ! Recep Tayyip Erdoğan’ın «Edepsiz, şerefsiz, alçak, ahlaksız...» sözlerini bugün küçük çocukların annelerine ve babalarına söylediklerini biliyor musunuz? Bu mu Müslümanlık?

 

¤  İsmail Yediler : Televizyonda televizyon tartışmaları

Bazıları diyor ki; «Eski, güzel dostluklar ve güzel komşuluklarımız yerine evimize TV diye yeni bir dost ve komşu geldi. Geldi ama bunun hırlı mı hırsız mı olduğunu bilmiyoruz. Yani ne idüğü belirsiz. Şimdi artık tek yönlü bir haberleşme mevcut. TV veriyor, siz alıyorsunuz. O konuşuyor, siz dinliyorsunuz. O aktif, siz pasifsiniz.»

……..

Zaman Gazetesi, 24.02.1995

 

Dün reklâmlara, millî unsurlara hassasiyet gösteriliyordu, bugün millî çıkarlar ayaklar altına alınıyor !

 

¤ Asuman Özgürel  : Utandıran reklam

Televizyonlarda gösterilen bir reklam var. Seyrederken utanıyorum. Türk yemeklerinin satıldığı küçük bir lokanta, lokantada muhtemelen aşçı yamağı olarak çalışan bir genç ve kasada fiş kesen lokantanın sahibi...

Her ikisi de ha bire saatlerine bakıp bir an önce çıkmak istiyorlar. Yemek (!) yemeğe gidecekler. Mc Donalds’ta, kuyrukta sıra bizim aşçı yamağa geliyor ve gayet güzel konuşan, güleryüzlü bir genç kıza, düzgün olmayan Türkçesiyle «Bir bigmenü ve bi de elmalı tatlu» diyor.

Hanburgerini ısırdığı sırada çalıştığı lokantanın sahibi ile göz göze geliyor ve onu hiç görmemiş gibi yaparak sırtını dönüp yemeye devam ediyor. Lokanta sahibi de tabii...

Ben bu mesajı bir yerden hatırlıyorum. (Yapı Kredi reklamlarının ünlü müdürü de başka bir bankada yanında çalışan memura yakalanmamış mıydı?

Şövenist olduğum söylenemez; ama bu reklam filmi, bir Türk olarak beni rencide ediyor. Bir Amerikan last – food firmasının reklamını, Türk yemeklerini ve lokantalarını aşağılamadan yapamayan reklamcıları da kınıyorum.

(Zaman Gazetesi, 16.10.1997)

 

Dün kültür, sanat, tarih bağlarımız ve haysiyet gözetiliyordu bugün hiç umursanmıyor! Aksine geçmişte eleştirilenlerin yaptıkları yapılıyor!

 

¤  Mustafa Yazgan : Lawrence of Arabia...

…..

Yahudi’nin «sinemayı» ne korkunç bir ihtirasla istismar ettiğini, «siyonizmin» hedeflediği plan ve protokollar istikametinde, bu müthiş etki (tesir) ve cazibeye sahip «sanat alanına» ne denli kötü oyunlarına «sempati alanı» haline getirmek istediğini biliyorduk. Ama bu kadar yüzsüz, küstah ve pervasız bir noktaya düşeceğine ihtimal vermiyorduk, bu da oldu.

«Lawrence of Arabia» filmi, tam bir Osmanlı düşmanı film. Türkiye’deki 1995’in sahte Kuvva-yı Milliye’cileri, filmde Osmanlı kahramanları aziz Mehmetçiklerimiz’in Akabe’de, çöllerde, Hicaz demiryolu güzergâhında yaylım ateşleri, baskın, yağma ve katliam ile şehid etmelerini görüp, şifa bulmaz bir Osmanlı’ya kin  duygusu ile, tıpkı filmdeki Lawrence gibi, kan ve katliam şehveti ile dişlerini gıcırtatabilirler. Ama bu sahte devrimbazlar, yerlere düşen, Bedevi atlıların ayakları altında çiğnenen, dağılan sandıkların arasında parçalanan, muazzez bayrağımızı, hilal ve yıldızlı sancağımızı gördülerse neler hissettiler acaba?

…Ve «Kanal D» bu filmi ekranlara getirmekle, millî, dinî, tarihî,  kültürel ve ahlâkî yapımıza ne katmış oldu? Yazık… vallahi çok yazık… Ayıp ki, ne ayıp…

……

Bu filmin sinsi teşvikçisi şüphesiz ki, dünyanın en korkunç politikasını güden İngiliz’dir. İşin taşeronu David Lean adlı muhtemelen fanatik bir Yahudi’dir. Türkiye’nin içte ve dışta «kritik» bir noktada yürüdüğü bugünlerde, her zamandan fazla dikkatli olmak mecburiyetindeyiz.

Anti-tez : 18

(Zaman Gazetesi, 18.07.1995)

Dün yolsuzluklara, yoksulluklara, haksızlıklara duyarlılık gösteriliyordu, bugün destek çıkılarak Deniz Feneri gibi görünenlere(!), bilinenlere(!) dahi tepki gösterilmiyor

 

¤ İlhan Murad : Hırsızların devleti ve İslam…

Türkiye’yi hırsızlar yönetiyor…

Savcıların hemen harekete geçmesine gerek yok… Bu sözü ben söylemiyorum. TV ekranlarına çıkan sayın Hasan Celal Güzel sarfetti bu sözü, pazar günü. Örnekler verdi. Bir devrin en yetkili sorumlusu olarak yaşadıklarını ve yaptığı mücadeleyi anlattı ve ilave etti :

«Bu rejimin adı demokrasi değil, kleptokrasi’dir». Kullandığı cümle bu. Kleptokrasi hırsızlık rejimi demektir. Hayret. Bu köşede 6 Temmuz 1994 Çarşamba günü yayınladığım yazının başlığı da şu imiş : «Kleptokrasi». Sayın Güzel ile aylar sonra aynı noktada buluşmuşuz. Garip bir teşhis tesadüfü.

…..

(Zaman Gazetesi, 05.10.1994)

 

Libya, Suriye, Irak, Afganistan gibi Müslüman ülkelerde AKP ile Türkiye’nin emperyalistlerle işbirliği yaptığı milyonlarca Müslümanın katledilmesine sebep olunduğu, bu ülkelerde 100’den fazla caminin cemaatleriyle birlikte yerle bir edildiği, binlerce Müslüman kadına tecavüz edildiği halde, içinde bulunduğumuz zaman içerisinde  Zaman Gazetesi AKP’nin ve emperyalistlerin yanında yer aldı! Bu işbirliğini süreklileştirmek için de hâlen yoğun bir şekilde günah dolu yollara başvuruluyor!

 

¤  Hekimoğlu İsmail : Libya Örneği

Libya kimyevi silahlar yapıyor diye başta Amerika olmak üzere, Hıristiyan dünyası ayağa kalktı. Halbuki Libya yetkilileri defalarca açıkladılar ki «Kimyevi silah yapmıyoruz, ilaç fabrikası kurduk.»

Libya’nın ilaç fabrikası kurması, kimyevi silahlar yapmasından daha hafif bir suç değildir. Evvela kimya sanayiini elinde tutmak isteyenlere göre suç işlemiştir. Sonra bugün ilaç yapabilen yarın, kiyevi silahlar yapabilir…

Önemli olan İslam ülkelerinin ayağa kalkmamasıdır. Afganistan’ı Rusya yerle bir etti. Pakistan’ın tepesine şiddetli bir yumruk vurdular. Şah devrinde kalkınmış İran’ın yerinde şimdi viran, yoksul bir ülke var. Irak, içler acısı. Suriye, ayranı yok içmeye, Rusya’ya sırtını dayayıp her işe burnunu sokmakta. Filistin her gün dövülmekte, öldürülmekte... Lübnan kan ve ateş içinde. Mısır, Yahudilerle yaptığı savaştan sonra bir daha kendini toplayamadı. Bengaldeş açlıkla mücadele ediyor.

Bunlar güya bağımsız devletler. Bir de Türkistan gibi esir İslâm ülkelerini düşününüz.

Şu sonuca varırız. İslâm ülkeleri bağımsız olabilir fakat sosyalist veya kapitalist ülkelere pazar oldukları müddetçe hayat hakları var, aksi halde bugünleri arayacak duruma düşerler.

İnsan hakları, demokrasi, medeniyet, onlar laf. Formül şudur : İslâm ülkeleri iktisaden güçlenmemeli…

Libya’da petrol yatakları azalıyor. Bunun için Kaddafi su kanalları yaptırarak ziraata önem vermeye başladı. Halk çok cahil ve bilgisiz olduğundan

sosyalizm diye bir şey icat etti, göçebelere ev verdi, onları iş sahibi yapmaya çalışıyor. Bilim ve teknik seviyesini yükseltmek istiyor. Bunları yapabilmek için Arap milliyetçiliğini körükledi, onları evvelâ ruhen ayağa kaldırdı, sonra birşeyler yaptırmaya çalışıyor.

Metod üzerinde durmayacağız, yalnız kalkınan bir Libya olduğunu kimse inkâr edemez. İşte  Amerika’nın Libya’ya saldırmasının sebebi budur.

(Zaman Gazetesi, 08.01.1989)

 

«Dün misyonerlere dikkat çekiyorlardı, bugün misyonerlere dikkat çekenleri suçlayarak mağduriyetlerine sebep oluyorlar.» Size soruyorum «Prof. Dr. Zekeriya Beyaz’a neden, hangi konuda taciz yapıldı? Niçin ona destek olmadılar ? »

Dün dünya ülkelerinde bulunan camileşen kiliseleri  yazıyorlardı, bugün AKP yöneticileri elleriyle Türkiye’de kiliseleştirilen camiler karşısında hiç gıkları dahi çıkmıyor.

Bir zamanlar evimin bulunduğu İstanbul Haznedar’da bir çok defa kendisiyle bizzat konuştuğum Ahmed Şahin’e ve Hekimoğlu İsmail’e, Abdullah Aymaz’a (İsmail Yediler’e) sesleniyorum, bir saniye dahi durmadan Zaman’dan ayrılınız !

Avrupa’ya gönderdikleri  bazı kişilerin kötü örnek olarak bir çok kişinin çoluk çocuğuyla yuvalarını dağıttıklarını isim isim biliyoruz ? Bunların herbirisiyle ben yakından görüşüyorum. Şu an sefilleri oynuyorlar. Ayrıca bizim yuvamızın yıkılmasına sebep oldular diye onlara beddua yağdırıyorlar.

Fransa’da Diyanete bağlı camilerde bir kaç imamla görüştüm. İmamlar : «Cemaate mensup kişiler, allem edip, kallem edip bizim ders verdiğimiz çocukları bizden kopardılar. Üç dört ay sonra çocuklar annelerine babalarına isyan etmeye başlayınca bu farkı gören aileler çocuklarını onların ellerinden kurtararak bize tekrar geri getirdiler. Çocuklar bizim öğrettiklerimizi tamamen unutmuşlar, isyankar başka bir kimlikle bize getirildiler. Bu, düşünün 80 – 90 kişinin beddualarıyla karşılık buldu» diyorlar.

Hiç bir Müslüman kusur meydanlarında, tezgah kuramaz. Kendilerini sık sık savunma konumuna da giremezler. Bizim ecdadımızda lisanla değil, kalple konuşan din adamları vardı. Henüz gariplere, masumlara, günahsızlara dokunduklarının karşılıklarını almadılar, insanların sahibi yüce ALLAH’ı (C.C.) unutanların akıbetlerini de hiç iyi görmüyoruz.

 

Yine Cemaatin Fransa’ya gönderdiği S isimli bir imam Lyon Türk Kültür Ocağına müracat ediyor. Bu teşkilat yetkilileri imamız yok, gel burada görev yap diye onu bağırlarına basıyorlar. Sonra Paris’te bulunan Kayseri’li bir vatandaşımızın kızıyla da evlendiriyorlar. O bir gün büyük bir mağazadan parfüm çalıyor, bu mağazanın güvenlik kameraları ve görevlileri tarafından tespit ediliyor. Parfümle birlikte kasadan çıkarken yakalanıyor ve polise teslim ediliyor. Lyon Türk Kültür Ocağı yöneticileri kefaletle onu kurtarıyorlar ve teşkilatlarından da uzaklaştırıyorlar. Sadece bu mu, bir kaç kişiden para alıp vermediği de ortaya çıkıyor. O bu kez cemaate ait Paris bölgesindeki Saint Gratien Mescidine geliyor, Mescidin kamerasını, televizyonunu ve bazı eşyalarını gizlice evine götürdüğü tespit ediliyor.  Bu Mescidin Almanya’dan gelen imamı onu ikaz ederek derhal götürdüklerini geri getirtiyor. Sadece bunlar mı, Hollanda’ya uzanan ahlâkî olmayan davranışlar zinciri oluşuyor. Ben bunları bütün teferruatıyla Abdullah Aymaz’a bildirdim. Bana cevap vermedi.

Sonra’dan Zaman Gazetesi’ne Genel Müdür olan İlhan İşbilen bir gün Paris’e geldi. Fransa gümrüğünde şüpheli olarak karşılanmış ve büyük kamerasına el konulmuştu. Onun şimdi AKP’den milletvekili adayı olduğunu duydum. Zaman AKP yöneticilerinin Türkiye’ye yaşattıkları olumsuzlukları umursamıyor ve çeşitli şekillerde destek olmayı da sürdürüyor.

Bana Zaman’da yayınlanan yaklaşık 500 kadar yazıma rağmen maaş ödenmedi. Sigorta da yaptırılmadı.

Benim yazılarımın Zaman’da  yayınladığı sırada Avrupa’dan haber, yazı ve makale gönderen gurbetçilerin bugün birçoğunun  Zaman’la irtibatları yok!

 

1990 yılında anneme, babama ve sevdiklerime kavuştum. 1991 yılında da babamı kaybettim. Sonra annemi geçici de olsa, buraya getirtmek için başvuruda bulundum. Vize almak oldukça güçtü. Paris, Cidde, Brüksel gibi bir çok yerde toptan tekstil mağazaları bulunan cemaate de büyük miktarlarda paraca yardımda bulunduğu bilinen M.H.’nin İstanbuldaki bürosunun adresini vererek annemi ve ablamı gönderdim. «Bu insan, dindar, beni tanıyor, ayrıca büyükelçilerle arası çok iyi, vize konusunda yardımcı olması için gidin ona ricada bulunun, benim de selamımı söyleyin» dedim. (Bu arada unutmadan söyleyeyim, Hüseyin Gülerce’nin de bu kişinin Paris bürosunda çalıştığını duymuştum. Sonra Mehmet Özen isimli bir vatandaşımız Paris’deki şirketin başına getirildi. Bu şirketin geçen yıllarda kriz nedeniyle kapatıldığını da bizzat Mehmet Özen’den öğrendim.)

 

Annem ve ablam bu M.H.’nin bürosuna dışardakilere benim ismimi de vererek rahatlıkla girdiler. Ne görsünler, muhterem, dindar M.H. kucağına yarıçıplak bir kadın oturtmuş, gözleri hiç bir şey görmüyor, kendilerinden geçmişler, yani fuhuş yapıyorlar. Annem ve ablam kendilerini dışarıya zor atmışlar. Annem ablama  bak kardeşinin dindar dediği adama, bundan gelecek yardım orda kalsın diyerek, orayı süratle terkediyorlar. Bana da başlarından geçenleri bildirdiler. Cenab-ı ALLAH (C.C.) çok geçmeden yerinde işlerimizi kolaylaştırdı, vizeyi aldık, bir kaç ay da olsa annemi buraya getirttim. Annem ise 3 yıl önce vefat etti, ablam sağ.

 

İşte bazı vicdanlarda İslâm, ahlâk ve insanlık böyle yaşanıyor. Yorum yapmayacağım.

 

Paris, 05.06.2011

 

 

Ne dediler?

 

¤  Lokman Kardeşim

Böyle güzel bir yazıyı bizlere ulaştıran Bor Haber’e teşekkür ederim. Beni 30 yıl geriye götürdü. Hüzünlendirdi. Ama unutturmadı, hatırlattı. Tekrar teşekkür ederim. Bu vesile ile sevgili Üzeyir’e de mutluluk dolu uzun ömürler dilerim.

 

Tahir Mısırlı

http://www.borhaber.net/secim-2011/hangi-gazete--makale,433.html

 

¤  Saman, Bor’lu

Bor ve Niğde’de milliyetçi ve ülkücü bir sürü esnaf ne yazık ki Saman Gazetesi abonesi, artık tavır gösterme zamanı gelmedi mi ?

http://www.borhaber.net/hangi-gazete--makale,433.html

 

¤ Yalnız ALLAH’tan medet umarız...

Sevgili Kardeşim Lokman

Hemşehrin ve sınıf arkadaşın olarak  görüşlerine katılıyor ve seninle gurur duyuyorum. Yüce ALLAH bizleri münafıklardan uzak tutsun. Gözlerinden öperim.

Atilla Yıldız

http://www.borhaber.net/hangi-gazete--makale,433.html

 

 

 

 

Nerede yer aldı?

 

http://www.mirhaber.com/artikel.php?artikel_id=1302

http://www.haber50.com/hangi-gazete--5021yy.htm

http://www.borhaber.net/secim-2011/hangi-gazete--makale,433.html

http://www.nigdehaberi.com/secim-2011/hangi-gazete--makale,433.html

http://www.urfahabermerkezi.com/yazar/hangi-gazete--1450.html

http://tekulus.com/?cat=36

http://www.alamanyabeyleri.com/Uzeyir_Lokman_Cayci.htm

http://www.isikgazetesi.org/hangi-gazete--makale,33.html

 

 

 

 

Selam ve sevgilerimle.

Üzeyir Lokman ÇAYCI
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes la Ville
FRANCE

 

uzeyir.cayci@free.fr

------------------------------------------------------------------

 

http://www.artmajeur.com/serap/

http://www.haberevet.com/haber/20110412/312336/siir-sevenlerin-cok-yakindan-tanidigi-dev-bir-isim-uzeyir-lokman-cayci.html

 

-------------------------------------------------------------------

 

 






 

Seçimler ve

propagandalar

 

 

Üzeyir Lokman ÇAYCI

 

 

12 Haziran’da Türkiye’nin geleceği oylanacak!

¤  Erdoğan’ların gemileri, Amerika’da evleri, Türkiye’de şirketleri, İsviçre bankalarında paraları var. Anayasa’ya göre milletvekilleri, bakanlar, başbakanlar, Cumhurbaşkanları ticaretle uğraşamazlar, devlet imkanlarını, unvanlarını kullanarak, servet üzerine servet katamazlar. Yakınlarıyla, akrabalarıyla şeffaf olmaları, şüphe uyandıracak eylem, tavır ve yolsuzluk söylentilerine azami duyarlı olmaları gerekir!

¤  Halk ise yoksullaştı. Bugün Türkiye’de 6 yaşındaki çocuk dahi icralık oluyor... AKP gerçeklere sırt dönerek  «akrabaları kollama partisi» haline geldi. 9 yılda tek bir fabrika açılmadı. Aksine Cumhuriyet döneminde elde edilen bütün zenginlikler birer birer satıldı. Her bir satıştan AKP’nin komisyon aldığı söylentileri yaygın... Yolsuzluklar yapıldığı söyleniyor. 9 yılda 49 hapishane yaptırıldı. Bunlar duyulanlar, bir de duyulmayanlar var. Recep Tayyip Erdoğan karanlıkta kalan icraatları dolayısıyla, muhalif partilerine hakaret ederek, tehdit ve şantaj yaparak iktidarda kalma yollarını arıyor. Kaybettiği takdirde çok ciddi soruşturmalar geçireceği, kurumların birer birer yeni baştan düzenlenerek partizanlıktan arındırılacağını biliyor. Bu sebeple ne yapıp ne edip iktidarda kalma çareleri arıyor.

¤  Seçim pusulalarının seçmen sayısından 10 milyondan fazla basılması, son günlerde seçmen kartlarının epey sayıda toplu olarak sağda solda bulunmaları adaletli bir seçim yapılamayacağı endişesini yaygınlaştırmaktadır. Bu haliyle Yüksek Seçim Kuruluna güven duyulmamakta, Yüksek Seçim Kurulu üstünde başka bir Yüksek Kurul oluşturularak Yüksek Seçim Kurulunun denetlenmesi gerektiğini söyleyenler dahi var. Yani AKP ile hiçbir kurum güven vermiyor.

¤ Seçim sonuçlarını kendi çıkarlarına uygun hale getirmek için AKP siyaseti pusuda... MHP ve CHP hukuksuz ve ahlâk dışı yollarla tuzağa düşürülmeye çalışılıyor!

¤ Dini konuları, imam hatipliliği öne sürerek, din üzerinden propaganda yapmaya çalışıyorlar. Dinde olmayan yolsuzlukların, hukuksuzlukların, İslâm dışı tavırların, kabalıkların, kul hakkını hiçe sayan icraatların, kaset tertiplerinin içlerinde olduklarını da halktan gizliyorlar. Irak’ta 2 milyona yakın Müslüman’ın katliamına, 2 milyon çocuğun yetim kalmalarına kim sebep oldu,  işlenilen insanlık suçlarına kim destek oldu? Libya’da, Yemen’de,  Suriye’de, Filistin’de, Lübnan’da, Afganistan’da, Pakistan’da, Gürcistan’da işlenilen cinayetlerden kimler sorumlu? AKP yöneticileri kimlerin yanlarında yer aldılar?

¤ Haksız oy temini yoluna gidilerek görev ihlali yapıyorlar... Valiler resmi araçlara sivil plaka takılarak, köy ve kasabalardan AKP mitingine vatandaşların taşınması için imzalı, unvanlı, valilik mühürüyle talimat verebiliyorlar. İşte Adalet ve Kalkınma Partisi’nin seçim adaleti ve tarafsız valileri (?) Gazetelere intikal eden bu haberlerden sonra Yüksek Seçim Kurulunun ve Cumhuriyet Savcılarının ne gibi işlemler yaptıklarını merak ediyorum.

¤ Tunceli Valiliği'nde AKP propaganda malzemelerinin bulunduğunu duydunuz mu? Tunceli Valisi olduğu dönemde özellikle seçim dönemlerinde halka dağıttığı "seçim rüşvetleri"yle tanınan, şimdinin Kırklareli Valisi Mustafa Yaman'ın, Tunceli'de görev yaptığı yıllarda en ufak kişisel ihtiyaçlarını bile devlete ödettirdiğindan haberiniz var mı? (06.04.2011)

¤ Bitlis Valisi Nurettin Yılmaz ile Emniyet Müdürü Halil İbrahim Doğan’ın, iddialara göre AKP’ye oy istemek için esnaf ziyareti yaptığını duydunuz mu?

¤  ‘’MGK kaldırılsın, Genelkurmay, Savunma Bakanlığına bağlansın. Askeri Yargıtay kapatılsın. Jandarma’nın varlığı gözden geçirilsin. Abant Platformu’nun düzenlediği toplantıdaki sözleriyle dikkatleri çeken Bolu Valisi Halil İbrahim Akpınar, şimdi de Milli Güvenlik Kurulu ve Askeri Yargıtay’ın kaldırılmasını, Genelkurmay Başkanlığının da Milli Savunma Bakanlığına bağlanmasını istediğine dair haberler AKP ile valilerin de tarafsız olmadıklarına dair endişeleri artırmaktadır.  Yani Türkiye bu valilerle seçime gidecek!

 

¤  Tayyip Erdoğan kürsüde şunları söylüyor :  «BDP’nin ilgililerinden biri, açıklama yapıyor. Ses kayıtları öyle zannediyorum ki bugün yarın yayınlanabilir. Ne diyor biliyor musunuz. Elazığ’da biz güçlü değiliz, dolayısı ile biz MHP’yi  destekliyelim.»  Bu konuşmadan tam yarım saat sonra Başbakanın sözünü ettiği o dinleme kaydı internete düşüyor.  Hangi sitelere mi?  «Habervaktim, Haber 7 ve Samanyolu Haber» ki bu üç haber portalı AKP’nin militanı haber siteleridir. (Sabahattin ÖNKİBAR, Yeniçağ Gazetesi, 03.06.2011)

 

¤ Bir çok dünya ülkesinde bulunan şair, yazar, sanatçı ve müzisyenlerden mesajlar alıyorum. Bana, Sevgili Üzeyir, ülkenizdeki bugünkü iktidarın demokrasi dışı ve emperyalist destekli, bölge ülkelerindeki katliamları destekleyen bir yol izlediğini endişeyle görüyoruz. Seni tanıyan kişiler olarak Türkiye’nin özgür bir ülke konumuna girmesi için muhalefet partilerine destek çıkmanı ve  hassasiyet göstermeni bekliyor, bu konuda başarılı olacağını biliyoruz. Ülkenizle ilgili son yazdığın değişik dillerden şiirlerini de, yeni desenlerini de merakla bekliyoruz. Selam ve saygılarımızla.

 

¤ The Economist internet sitesinde Recep Tayyip Erdoğan hakkında çok sert bir yazı kaleme aldı. «Recep Tayyip Erdoğan’ın yargı, ordu ve basının denetim mekanizmalarını kırdığını, AKP’nin öz denetimden yoksun bir parti haline dönüştüğünü, Türkiye demokrasisine zarar verdiğini belirtti.» Bizim Türklere tavsiyemiz, «oylarını CHP’ye vermeleri. Kılıçdaroğlu ve partisinin seçimlerden güçlenerek çıkması, hem anayasanın tek taraflı bir biçimde oluşturularak şimdikinden de kötü bir hale gelmesini önleyecek, hem de muhalefet için gelecek seçimleri kazanmak adına anlamlı bir umut verecektir. Bu tercih, Türkiye demokrasisini garanti altına almak için atılabilecek en mantıklı adımdır.» denildi.

 

Paris’te yaşayan Denizli’li vatandaşlarımızdan Veli Kalli ile Türkiye’deki seçim sistemini konuştuk.

Ünlülerin terziliğini yapan, çok kitap okuyan, siyasi konularda oldukça duyarlı, vatansever bu insanla ben ismen 32 yıl önce Türkiye’de iken tanışmıştım. O zamanlar bir müddet Ankara’da bir dergiye ait büroda kalmıştım. Veli Kalli ise bu derginin Fransa’da bulunan abonelerinden biriydi.

ALLAH (C.C.) aylar sonra onunla beni Paris’de buluşturdu. Ve yaklaşık 29 yıldır da ailece birbirimize gelip gidiyoruz?

Veli Kalli Türkiye’de bir çok şeyin olumsuzluğunu, çarpıklığını çeşitli vasıtalarla yazarak, konuşarak dile getiriyor. Bahsettiği konulardan bir tanesi de Türkiye’de gerçekleştirilen seçimler...

O diyor ki, «milyarlarca lira harcanarak yapılan propagandalar, dev afişler, binlerce kilometre yol gidilerek yapılan masraflar bizim siyasetçileri hiç düşündürmüyor mu? Yüksek Seçim Kurulu, neden eşit, adil, çağdaş, masrafsız ve akılcı çözümler üretmiyor? Bu kurum seçimden seçime mi çalışıyor? Diğer zamanlarda ne yapıyor? Avrupa’da seçimlerin nasıl gerçekleştiği neden araştırılmıyor?» diye soruyor...

Avrupa’da siyasî partiler köy köy, kasaba kasaba, şehir şehir dolaşmıyorlar. Meydanlara dev afişler asılmıyor. Ulusal  ve yerel televizyonlarda yapılan propagandalarla seçimlere gidiliyor. Türkiye’de de bu yol izlenilmelidir.

 

Avrupa’lılar masrafsız seçime giderlerken bizde Avrupa’daki seçim sitemi, uyum yasaları kapsamında neden uygulanmıyor?

 

«Bugüne kadar Afişlere, mitinglere, propagandalara harcanan paralarla kaç fabrika, kaç iş yeri açılabilir, kaç kişiye bu yolla iş imkanı sunulabilirdi?»

İktidarda bulunan partiye verilen seçim yardımının oldukça yüksek, diğer partilere verilenlerin az miktarda olması, bazı partilere seçim yardımı verilmemesi adaletli, ölçülü, eşit bir seçimin yapılmadığını gösteriyor. Yani seçime girecek partilerin her birisinin 0 (sıfır) milletvekili sayısıyla kabul edilerek seçimlere girmeleri gerekirken, devlet imkânları da kullandırılan iktidar partisine, daha seçime girmeden bazı kolaylıklar sağlanıyor... Daha milletvekili seçilmeden yapılan bu ayırımcılık giderilmelidir. Bu mantıklı değil... Hukukî de değil... Adaletli bir seçim için seçim yardımı eşit olarak bütün partilere dağıtılmalıdır. Bu konuda da kul hakkı gözetilmiyor.

 

İnsanların umutsuzluklarından ve çaresizliklerinden faydalanan bu sistem kazalar, ölümler, çatışmalar üretiyor. Devlet gücü ve çalışanların enerjileri ise çar çur ediliyor.

 

Recep Tayyip Erdoğan’ın «bugün yarın yayınlanabilir» diye yaptığı açıklamalar, kaset tertiplerinin AKP eliyle  yapıldığının bir göstergesidir!

 

Seçimler topluma huzursuzluk, hukuk ve ahlâk dışı uygulamalar taşımak için yapılmadığına göre, iktidar partisinin, zihinlerde oluşturduğu bu tür psikolojik tahribatlar sorgulanmalıdır!  AKP yöneticilerinin bu seçimde seçim sonuçlarını etkileyecek hile ve tertiplere başvuracağı endişesi de konuşulmaktadır ve yaygındır!

 

Recep Tayyip Erdoğan’ın mitinglerine 4000 – 5000 sivil polis ve devlet memurları getirtilerek yapay kalabalıklar oluşturuluyor!

Başbakan, «365 eserin açılışını yaptı», «29 tesisin açılışını yaptı», «30 tesisin açılışını yaptı», «66 tesisin açılışını yaptı», «28 tesisin açılışını yaptı» gibi her birisi boş, mesnetsiz ve propaganda amaçlı bu açılışların veya haberlerin seçim dönemine denk getirilmeleri normal değil, göz boyama  ya da seçimi etkileme girişimleridir. Daha önceki seçimlerde temellerini attıklarını söyledikleri yerlerde bugüne kadar tek bir çivi dahi çakılmadığı da gözlemlenmiştir!

«Kontrolünü yitiren Erdoğan, CHP lideri Kılıçdaroğlu’na ağır hakaretler yağdırdı: Edepsiz, alçak, ahlaksız...Tek cümlede, 3 hakaret!» Recep Tayyip Erdoğan’a ait bu ifadeler gazetelerde yer almış ve tepkiyle karşılanmıştır. Bu yansımalar insanların kucaklanması gereken bir makamda oturan bir şahıs tarafından söylenmesi asla hoş karşılanamaz!

 

Sabahattin Önkibar’ın 02 Haziran 2011 tarihli Yeniçağ Gazetesi’nde yer alan «MHP ve ülkücüleri itibarsızlaştırma adına seçim gününe kadar hücumlar aynen sürecek» ifadesi AKP’ye ve AKP iktidarına kuşku ile bakıldığını doğrulamaktadır!

Yüzlerce AKP’li bana gönderdikleri mesajlarında AKP yöneticilerinin insanları aşağılayan, insanları hiçe sayan tertiplerine tepki göstererek  oylarını MHP’ye vereceklerini söylemektedirler.

AKP,  onurlu insanların yüreklerinde tükenmiştir.

 

«Amerikancı Müslümanlığa dur demek» her Müslüman’ın ve her inananın görevi olmalı!

 

Recep Tayyip Erdoğan’ın kavgalı olmadığı kurum ve kişi kalmadı! Gerekirse vatan uğrunda canımızı feda ederek şerefli Ordumuzun ve vatanseverlerin yanlarında yer alacağız.

AKP yöneticileri vatandaşlarımızın umutlarını boşalttılar. İnsanlarımızın sorunlarıyla, hastalıklarıyla, dertleriyle, ihtiyaçlarıyla hiç ilgilenen yok. Millet devleti arıyor!

AKP konvoylarına saldırı yapıldığı haberlerinin mağduriyeti oynamak ve oy toplamak için kurgulandığına dair haberler AKP’nin takip ettiği hukuk dışı politikalarla örtüşüyor gibi...

Oy kazanmak ve güç gösterisi yapmak için yargıyı ve devlet gücünü kullanarak işte biz Orgenerali bile tutukluyoruz diye adeta zulümle propaganda yapar hale geldiler, ayağa kalkmadı diye vatansever subayları yargısız cezalandırma yollarına girdiler. Bu hukuk dışı emelleri için Türkiye’nin ve Türk Milleti’nin güvenliği ve geleceği hiçe sayılarak Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kahraman mensupları ve vatanseverler (aşağılanarak)  tutuklanıyorlar!

 

Yarınlarda her bir mağdurun tepkisinin AKP yöneticilerinin başlarına nasıl düşeceği ise hiç hesaplanmıyor. Amerikancı bir Müslümanlık yaygınlaştırılmaya çalışılıyor!

 

Seçim propagandalarına alet edilen, fayda umulan, insan onurunu, devlet otoritesini aşağılayan tutuklamalar, MHP’ye yapılan kaset tertipleri Yüksek Seçim Kurulu, muhalefet partileri ve halk  tarafından mutlaka sorgulanmalıdır. Seçimden sonraya bırakılabilecek  bu tür tutuklamaların siyasi amaçlı olduğunu,  yargının siyasallaştığını, yargı ve emniyet mensuplarının partizanlaştırıldıklarını göstermektedir. Ülke güvenliğini ilgilendiren ve emperyalist yönlendirmelerle hukuksuzluklar sergileyen iktidar partisi mensuplarının hakarete varan söylemleri de, tehditleri de, güç gösterileri de Yüksek Seçim Kurulu tarafından mutlaka izlenmelidir!

Ülkücülerin tutuklanmalarını da MHP’ye ve CHP’ye yapılan tertipleri de şiddetle kınıyoruz. Bu tertiplere destek olanları da lânetliyoruz.

 

Ankara, 03.06.2011

 

 

 

Selam ve sevgilerimle.

Üzeyir Lokman ÇAYCI
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes la Ville
FRANCE

 

uzeyir.cayci@free.fr

------------------------------------------------------------------

 

http://www.artmajeur.com/serap/

http://www.haberevet.com/haber/20110412/312336/siir-sevenlerin-cok-yakindan-tanidigi-dev-bir-isim-uzeyir-lokman-cayci.html

 

-------------------------------------------------------------------

Resim : Üzeyir Lokman ÇAYCI

 



 

 

Şehitler ölmezler

 

 

 

Üzeyir Lokman ÇAYCI

 

 

 

 

Yıl 1993...  bir sabah, güneşi henüz görmeden :  «Ses ver anne... Bugün yine sesini duymak istiyorum.» derken… O da benimle yürek bağı kurdu.  O anda annem  bana telefon açtı :  «Oğlum baban hastalandı, hep seni sayıklıyor. Mümkünse hemen buraya gel.» dedi.

İşyerinden atılma ihtimaline rağmen Türkiye’ye gitmeye karar verdim. Bana emek veren, destek olan yıllarca birlikte aynı çatı altında yaşadığım babam için yola koyuldum. Uçaktan iner inmez vakit kaybetmeden garajlara geldim. İlk saat içerisinde Mersin’e hareket edecek otobüslerden birinde  yer buldum. Sabahleyin erken saatlerde Mersin’e geldim. Babamın hastanede olduğunu komşulardan öğrendim. Koşar adımlarla oraya gittim. Giriş oldukça zor idi. Ahiret suali gibi sorulan sorulara cevaplar verdim. Babamın hastalığı sebebiyle Fransa’dan geldiğimi söyledim. Kimliğimi bırakmam istendi.Onu da verdim. Gözüm hiç bir şeyi görmüyordu. Babam, annem gözümde tütüyordu. Hasret öyle bir anda,  bir iki kelimeyle izah edilebilecek bir şey de değildi.

 

Yukarı çıktığım zaman babamın durumunun çok ciddi olduğunu gördüm. Gözyaşlarımı tutamadım. Beni görünce yattığı yerde doğrularak oturdu ve uzanarak bana sarıldı. «Oğlum…» dedi. Orada kardeşlerim ve annem de vardı. Bir hasta ve yakınları da bizi izliyorlardı. Babamın bana sarıldığı an orada bulunanların hepsi gözyaşlarını tutamadılar. Ölüm döşeğinde bulunanların görünüşleriyle onu sevenlerin bakışlarını birileri yazı haline dönüştürmek isteselerdi,  o an ne yazabilirlerdi ki?

 

Oradaki bulunanların tek tek bakışlarını inceledim.

«Sürekli sevgileriyle sizi büyütenlere söyleyecek bir sözünüz yok mu?» dedim kendi kendime...  Ateşin özünde yaşayan günah tacirleri geçti gözlerimin önünden...  Çivi çakılan aykırılıklar...  Yüzlerine bakılmayan ayrılıklar resimlendi...

 

Üç gün üç gece babamla birlikte kaldık. Ona hizmet etmek, onun bana söylediklerini dinlemek bana haz verdi. Bana : « Dindar görünenlere, dini kullananlara inanma! Din yaşanır. Aldatanlar ve aldananlar din dışında kalırlar. İki yüzlü insanlara dikkat et. » dedi. Bu sözlerden sonra babam ALLAH’ın ismini anarak gözlerini kapadı. Gece veya gündüz,  üç gün içinde oraya tek bir doktorun geldiğini görmedim. Babamın ölüm raporu yazıldı… Cenazeyi mezarlığa veya cenaze namazının kılınacağı yere nasıl götüreceğimi sordum. Taksi tut dediler. Taksi tuttum, babamın ayakları arkadan sarkıyordu. Oradakilere sordum : «Bu vilayette, bu hastanede hiç cenaze arabası veya ambulans yok mu» dedim. Bana  «olmaz olur mu? Baştabip beye söylemeniz gerekir», dediler.  Neyse, baştabip odasının kapısını tıklayarak içeriye girdim. Baştabip masanın üzerine ayaklarını atmış, sınırsız bir keyifle döner koltuğa yatar gibi iyice yaslanmış, dönerek televizyon seyrediyordu. Bana olmaz dedi önce… sonra ben biraz sert konuşunca ambulans şöforüne emir verdi ve babamı mezarlığa götürdük. Kefen ve mezar yeri de hızla hazırlandı.  Mezarlıkta iki imam öncülüğünde cenaze yıkandı ve namaz da gerçekleştirildi.

 

Bir yıl sonra Fransa’da gördüğüm rüyalar sebebiyle bir gece uyuyamadım. Sabahleyin erkenden anneme telefon açtım.

Erkek kardeşimi annemin, gözyaşlarıyla askere yolcu ettiğini öğrendim. Annem bana : « Hasan’ımı bu gün yolcu ettim... Askere gitti oğlum! » dedi.

 

İki ay sonra doğuda teröristlerle yapılan bir çatışmada kardeşimin şehit olduğunu öğrendim. Üç gün sonrası için uçak bileti bulabildim.  Vakit  kaybetmeden iş yerinden otuz altı gün  izin alarak Türkiye’ye hareket ettim.

Ben gittiğim zaman cenazenin kaldırıldığını ve babamın mezarıyla komşu olduğunu öğrendim. Bir taksi tutarak annemle, «babamın ve kardeşimin mezarlarını» ziyaret ettim.

Annem için için ağlıyordu. Onu hergün kardeşime ait  teslim edilen eşyalarla, ayakkabılarıyla başbaşa görüyordum.

İzin süremin son haftasında bir perşembe gecesi annemin gece yarısı gezinerek dua ettiğini gördüm. Uyuya kalmıştım. Sabah ezanı okunuyordu.

Bu esnada kapının açıldığını ve annemin dışarıya çıktığını hissettim.  Kalktım, abdest aldım ve evimizin yakınında bulunan camiye gittim.

Geldiğim zaman annem evdeydi. «Anneciğim neredeydin?» diye sordum.  Oğlum  kardeşin Hasan bir çok kez uyudum uyandım bana: «Anne, benim yanıma gel, mezarımın başucundaki taşı kaldır... bir pamukla başımdan akan kanı sil», dedi.  Gittim oğlumun toprağa konulmasının otuz üçüncü gününde başından akan sıcak kanları sildim. Hasan’ımı çok iyi gördüm...  Biraz da sohbet ettik.  Bana : «Anneciğim şu an iktidarda bulunan insanlar bize kurşun sıkanlarla işbirliği içerisindeler... Bu tehlikeli işbirliğini sinsice gizliyorlar. Onlar ve işbirlikçileri üstelik inançlı görünerek insanlara ve komutanlarımıza kötülük yapmaktan çekinmiyorlar. Onların bizim hallerimizden ve sizin acılarınızdan hiç haberleri yok! Siyasi ihtirasları için dinimizi ve teröristleri kullanıyorlar... Kuran-ı Kerim başka kitapların, başka niyetlerin içerisinde eritilmeye çalışılıyor... Abdülhâlik Gücdevani Hazretleri’nin manevi evlâdına ilettiği öğütlerini mutlaka okuyun. İnsanlar içtikleri sulara, yedikleri gıdalara, karşılaştıkları bilinmezlere dikkat etsinler... Unutmayın, sır kapısı tektir. Anneciğim son bir defa daha alnımdan akan kanı sil ve üstümü ört. Ağabeyime selamımı söylemeyi de unutma. Allah’a emanet olun...» dedi bana. «Alnından akan kanı sildikten sonra tekrar kapadım kardeşinin mezarını... Ve buraya geldim oğlum».

 

Mersin, 10.11.2006

 

 

Selam ve sevgilerimle.

Üzeyir Lokman ÇAYCI
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes la Ville
FRANCE

 

uzeyir.cayci@free.fr

------------------------------------------------------------------

 

 

AKP ile gözlerden

kaçırılanlar

 

 

 

Üzeyir Lokman ÇAYCI

 

 

Siz bize farklı görünebilirsiniz, yalan söyleyebilirsiniz, geri planda, aldığınız görevleri ve sorumlulukları gizleyerek bizlere karşı çeşitli entrikalar çevirebilirsiniz... Yetkinizi kötüye kullanarak, ettiğiniz yeminlerin dışına çıkarak bizi aldatabilir ve bize işkence çektirebilirsiniz... İsminizi, cisminizi kamufle ederek çamur atabilir, özünüzdekileri eveleyerek geveleyerek sinsice örtebilirsiniz...  Kötülük yaptıklarınızın, canlarını acıttıklarınızın varlıkları, halleri, masumiyetleri size çarptığı anlarda ise,  ne siz, ne de sizi ödüllendirenler, karşılaştıklarınızı, yaşadıklarınızı asla okuyamayacaklar. Zulme araç olanlar, duygu ve istikbal katilleri unutmasınlar ki dünya ve onurlu insanlar sahipsiz değillerdir!

 

1976 yılında bir akşam namazını Beşiktaş Sinan Paşa Camii’nde kıldım. Namaz sonrası orada bulunanlardan iki kişi ayağa kalkarak arapça bir şeyler ifade ettiler. İmam Efendi  onların sözlerini tercüme ederek bize aktardı  :  «Değerli Müslümanlar, biz Paris’den geliyoruz. Sizinle sadece beş dakika konuşmak istiyoruz. Bizi dinlerseniz sevineceğiz.» dediler.

 

O anda bir kaç kişi ayrılmak isterlerken tekrar konuşmaya başladılar : «Biz para dilenmeye gelmedik. Eğer içinizde paraya ihtiyaçları olanlar varsa yardım da edebiliriz. Biz senemizin 9 ayında Paris’de otomobil tamircisi olarak çalışıyor, üç ayında da dünya ülkelerini geziyoruz. Dünya insanlarının geleceğini karanlık gördüğümüz için manevi olarak insanlara bir şeyler anlatmaya, maddî ve manevî  destek olmaya çalışıyoruz.  Amacımız insanları uyarmak, uyandırmak ve kendi varlıklarını irdeletmek...»

 

Hepimiz tekrar oturduk ve onları dinlemeye koyulduk. Onlardan biri :  «İnsanlar kendilerini, çocuklarını, sıkıntılarını ve ülkelerini yönetemiyorlar. Parmaklarının aralarına sigaralarını alanları, kahvehanelerde vakitlerini öldürenleri, ilimden, bilimden uzaklaşanları, ahlâk dışına çıkanları kimler yönetiyorlar?  Her geçen gün sahip çıkılacak değerlerimizin sayısı artıyor. Ucunu kaçırdığımız fırsatlar, yitirdiğimiz ömür, yaşlandırdığımız vücut, bizden uzaklaşan samimiyet, erdemlik ve vefa gibi insanî  duygulara tekrar ulaşmak oldukça güçleşti. Bu sebeple önce kendi kimliğinize, ülkenize sonra çevrenize ve değerlerinize sahip çıkın! Yakın gelecekte yani 2000 yılından sonra üzerinize gelebilecek felaketlere hazır olun... Yöneticilerinizi seçerken dikkat edin... Size en çok kötülük Müslüman’ım diyen İslâm’la ilgisi olmayan, emperyalist ülkelerle işbirliği yapan insanlardan gelecektir. Ülkenizi, değerlerinizi, geleceğinizi koruyun...» dedi. Ve her ikisi  ayağa kalkarak  : «Bizim gibi yapacağınıza söz verin ve  içinizden ne geliyorsa dua edin» dediler. Hepimiz ayağa kalktık ve ellerimizi açarak dua ettik.

Ben de içimden : Ya Rab bana da sen Paris’i nasip et, gerçekleri göster. Oradan dünyaya sesimi duyur… Şahsıma insanlara uyarıcılık görevi ver. İnsanlara faydalı olmamı, kalplere girmemi sağla ! Nerede olursam olayım uzakları ; uzaklıkları  bana yakınlaştır.» diye dua ettim.

 

«Alma mazlumun ahını gelir aheste aheste…»

 

Orada yaptığım duanın yankıları bir sır halinde Bor’a yansırken ben oluşacak şartlara da  bilmeden hazırlık yapıyordum. Günahkârlar, hainler, gafiller, seyirciler, suskunlar da bu yönde sanki görevlendirilmişlerdi. Bu insanlar, içlerinde  barındırdıkları karanlıkların açtığı kapılardan girecekler, bana sataşacaklar veya kötülük yapacaklar ve kendilerini idama götürecek suçları işleyeceklerdi. Benim masumiyetime bulaşacaklar ve bu suçlarının karşılıklarını da alacaklardı.(1)

 

Ben  bugün ekonomik gerekçelerle, servet üzerine servet katmak için Paris’de bulunmuyorum. Beni buralara iten sebepleri okumadan benim hakkımda hüküm vermeniz mümkün değildir. Hiç bir kimseden emir, talimat, yardım almadan resim yapıyor, şiirler ve yazılar yazıyorum. Tek amacım gerçekleri haykırmak, düşenleri kaldırmak, düşecekleri uyandırmak... Dar alanlara sıkışanlara, şartlandırılanlara, kendi kendilerine kötülük yapanlara uyarıcılık yapmak bana mutluluk vermektedir! Bir partiye sempatizan olmak suç değil, yapılan kötülüklere seyirci kalmak, suç işleyenlere, millî birliğimizi budamak isteyenlere, ülkemizin bütünlüğünü bozmak isteyenlere, kendi insanlarına tertip yapanlara, iftira ile suç yükleyenlere, Müslümanların katledilmelerine sebep olanlara, Müslümanları katleden emperyalist ülkelerin askerlerine dua edenlere, Deniz Baykal’a ve MHP’lilere komplolar düzenleyenlere, günahkârlara yardımcı olmak ya da destek olmak suçtur. Masumiyet karşısında ise hiç bir güç duramayacaktır!

 

Türkiye’nin önce akıllı insanlara sonra ciddi projelere ihtiyacı var !

 

Recep Tayyip Erdoğan ortaya çıkıyor, İstanbul’la yapacakları çılgın kanal projesinden bahsediyor. Ben bir çok kez söyledim Paris’e gelin, burada hiç bir güç Paris’in görüntüsünü değiştiremez. Avrupa’da Van Gogh, Emile Zola, Pablo Ruiz Picasso dahil, Avrupa halklarının anılarına, izlerine, evlerine, mezarlarına cadde ve sokaklarına dokunulduğunu göremezsiniz. Ama kapasitesiz insanlar, emperyalist güdümlü yöneticiler, en ufacık bir endişe duymadan ülkemizde, bizi tarihimizden, geçmişimizden, ecdadımızdan, kültürümüzden mezarlarımızdan yıkarak, bozarak, ortadan kaldırarak koparmaktadırlar. Bu tür faaliyetler emperyalist projelerdir. Milleti millet yapan unsurlar  dil birliği, din birliği, tarih birliği, kültür birliği ve ülkü birliğidir. İstabul’a yapılacağı söylenen kanalın, Ankara’ya, Niğde’ye, Nevşehir’e, Kayseri’ye, Konya’ya, Adıyaman’a, Van’a, Diyarbakır’a, Tunceli’ye velhasıl Türkiye’ye ne faydası olacak?   Kaç kişiyi işsizlikten kurtaracak ? Ne üretecek ? Oraya harcanacak para ile fabrikalar yapılsa ülkeye ne gibi katkılar sağlanacak ? Buna benzer sorular nedense sorulmuyor. AKP yöneticileri hizmet üretemedikleri için lüzumsuzluklar ortaya çıkarıyorlar.

 

 

Pekiyi «çılgın proje» denilmesi doğru mu?

 

Bir insan filan kişiyi çılgınca seviyor derseniz, sevgisinin yüceliğini göstermiş olursunuz... Bir kişi için çılgınlık yapmasından korkuyoruz diyorsanız, sözünü ettiğiniz kişinin bir delilik yapacağından, akıl dışı bir yola başvuracağından bahsetmiş olursunuz.

Bir projeye «çılgın proje» dediğiniz zaman o projenin akıl dışı, delicesine ve mantıksız olduğunu söylemiş olursunuz.

AKP yöneticilerinin gelir getiren bütün kurumları ve kuruluşları stratejik hassasiyetlerine bakmadan yabancı ülkelere satmaları da, bir çırpıda 163 subayı terörist diye tutuklatmaları da, Amerika’nın Türkiye’yi de içine alan Ortadoğu’yu parçalama projesi BOP’a eşbaşkanlık yapmaları da, Müslüman ismi altında Haçlı seferlerini övüp göklere çıkartmaları da, Türkiye üzerinde oynanan oyunlar karşısında sus pus olmaları da akılla, izanla bağdaşmıyor.

 

Mersin Akkuyu’ya Nükleer Santral yapılacağını söylüyorlar. «Nükleer felaketlerden ders almayanlar» başlığıyla 11.05.2011 tarihinde yayınladığım yazımla bazı ciddi hususlara dikkat çekmiştim.  O zaman bu bahsettiğim yazımın ekinde Fransa’da yayınlanan 24 Mart 2011 tarihli Le Point Mecmuası’ndan bir resim sundum. Bu resimde Mersin Bölgesinin yoğun deprem bölgesi olduğu koyu renklerle ifade edildi. Şimdi bu konuyla ilgili size söyleyeceklerime dikkat edin. Önünüze bir Türkiye haritası alın. Mersin ve çevresindeki vilayetlere bakın. Soldan Antalya, Sağdan Hatay, Kuzeyden Konya, Karaman, Niğde, Adana, Güneyden Kıbrıs olmak üzere doğrudan etki altında tutacak tehlikeli bir projeden bahsediyorlar. Dolaylı olarak da Kilis’i, Urfa’yı, Maraş’ı, Gaziantep’i, Kayseri’yi, Nevşehir’i Aksaray’ı, İsparta’yı, Burdur’u ve Muğla’yı etkileyecek bu proje daha geniş bir çerçevede önce bütün Türkiye’yi sonra dünyayı tehdit edecektir. AKP yöneticileri tutarsızlıklarla, ülkemize taşıyacakları sıkıntı verecek, huzursuzluğu tesis edecek işlerle uğraşmaktadırlar. Ülkemizde güvenliği sağlayamayanlar, doğru dürüst imtihan dahi yapamayanlar size büyük projelerden bahsediyorlar(?!)

Bu yazım için çok değerli Kimya Yüksek Mühendisi Tamer Çınar’ın gönderdiği mesajı sunuyorum :  «Üzeyir Bey, Bu çok kıymetli özet bilgileriniz ve yüksek duyarlılıkla yapmış olduğunuz ortak sorumluluk ve insanlık değerlerimize ait çalışmalarınız için şahsınıza teşekkür eder çalışmalarınızda başarılar dilerim. Yüksek inanç, azim ve ümit ile bu insanlık değerlerinin her türlü şerrin üzerinde galip gelmesini Allah’tan diliyorum. Selam, Saygı ve Hürmetlerimle.»

 

Olumsuzluklarına bakarak AKP yöneticilerini sorgulayın

 

2002’de hapiste 59 bin kişi vardı, 2011’de bu sayı 123 bine ulaştı. AKP döneminde  yani 9 yılda yaptırılan hapishane sayısı ise 49...  Bununla ne anlaşıyor ?  AKP yöneticileri önlerine gelen her şeyi yozlaştırıyorlar. Eğitimden imtihanlara kadar her yapılanmada aynı şehirler gibi çılgınlıklar yani skandallar yaşanıyor! Sağlık sistemimiz can çekişiyor! Adalet kurumları güven vermiyor.

 

Irak böyle çökertildi... Libya bu sebeple can çekişiyor, Türkiye kuşatma altında, Filistin huzursuzlukların odağına itildi, Pakistan ve Afganistan kargaşalıklar içinde. Helikopterlerinizden, uçaklarınıza kadar her kullandığınız aracın kumandaları emperyalist ülkelerin ellerinde.

Uçağınızı, helikopterinizi, araçlarınızı kendiniz üretemediğiniz sürece helikopterlerinizin, uçaklarınızın kaza süsleriyle düşürüldüğünü sık sık göreceksiniz.

 

Basri Gocul  «Özlü Sözler» isimli kitapçığının 7. sayfasında Mevlâna’nın sözünü naklediyor : «Avcının kuşlara saçtığı dane, zulme bahanedir, zulme bahane!»

 

AKP’lilerin seçimden seçime size sundukları yardımlar, hediyeler, temel atmalar size  ilerde yapacakları zulümlerin, haksızlıkların bir örtüsüdür.

 

Maden kazaları, siyanürle altn ya da gümüş arama sonucunda ortaya çıkan olumsuzlukları, deprem ve depremlerle oluşan kayıpları kader olarak yorumlamayın. Evinizin sağlam olup olmadığı devlet tarafından araştırılmıyor, ilim adamı edasıyla bilir bilmez her kafadan «gerekli tedbirler alındı» gibi sesler çıkıyorsa, afetleri, felaketleri, seli, yağmuru  başınızdakiler yönetemiyorlarsa tek yapılacak iş böyle kişileri iktidara getirdiğiniz için kendi kendinizi suçlamak olacaktır. BOP’a eşbaşkanlık yapan adamlar emperyalistleri beslemek zorundalar.  Çil çil altınlarınız onlara aktarılıyor... Size de bu sömürme işine eşbaşkanlık yapan insanları alkışlama görevi düşüyor(!). Yani biz yiyemedik siz yiyin diyorsunuz. Bir taraftan da ülke sahnesinde yoksulluğu oynuyorsunuz. Diyorsunuz ki, hem Müslüman’ız, hem de uyanığız. Önce kimin yanında olduğunuza, kimi desteklediğinize, desteklediklerinizin de kimlerin yanlarında olduklarına bakın. Bunlar «hayra alâmet» değil.

 

Ben «Demokrasi çarkı» başlığıyla 10.08.2005 tarihinde yayınladığım ve bir çok gazete ve dergide yer alan yazımda :

«Zamanımızda deprem oluşturan, bulutlara yön veren uzay teknolojilerinin varlığını biliyorsunuz. Bunu hadiselerin yaşandığı bölgelerden ve ülkelerden de anlayabiliyoruz. Günümüzde İstanbul gibi büyük şehirlerden insanların uzaklaştırılmaları için emperyalist güçlerin organize ettiği ya yapay planlanmış olaylar ya da depremle ilgili haberler sık sık gündeme getiriliyor. Bizim hazır olmadığımız, dış güçlerin aylarca hazırlık yaparak körüklediği olaylarla sıkıntılarımız  arttıkça artıyor. Dünyanın bozulan dengesi üzerinde yapılan hesaplar sadece insanlar ve ülkeler üzerinedir. Bu sebeple akıllı ve güçlü olanlar söz sahibi oluyorlar. Her şey şimdi uzaydan takip ediliyor. Biz bir yerlerde zaman öldürürken onlar çeşitli şekillerle ülkeleri işgal ediyorlar. Ülkenizdeki herhangi bir yöneticiyi dahi etkileri altına alarak hedeflerine ulaşmaya çalışıyorlar. Zamanımızda paranın köleleri  ve  kukla insanlar çoğaldılar.» şeklinde bahsetmiştim.

 

Bir çok yerde yer alan «A99 ÜLKESİ» başlıklı bir yazım içinde de 05.07.2007 tarihinde :

«KOMA   :  İçinde yaşadığınız ülkeyi özünden sarsacak  psikolojik sarsıntılar, elektronik saptırma cihazlarıyla şifre ve kodları sizde de bulunan uçakların düşürülmesi, görünmez sistem içerisinde mağma uzantılı  üç ayaklı deprem oluşturan nükleer ışın bombaları, manyetik çekirdekler ve cinayet metodlarının uygulama safhasında olduğu, üçüncü kişiler tarafından kesinlikle anlaşılmamalı. Gerekirse bazı olaylar kaza görüntüsü şeklinde ya da tesadüflerden ibaret gibi ön plana çıkarılıp medyanın desteğiyle farklı yönlere çekilmelidir.» şeklinde konu içinde içimde şekillenenleri aktarmıştım.

 

Yaklaşık bu yazımdan 2 yıl, önceki yazımdan 4 yıl sonra davet üzerine Brüksel’de şiirlerimi tercüme eden çok değerli şair ve yeminli tercüman Yakup Yurt’un evindeydim. Oraya İstanbul’lu vatandaşlarımızdan Doktor Yorgo Bey ziyarete gelmişti. O, ben hiç bir şeyden bahsetmeden «üst rütbeli bir Amerika’lı subayın üç ayaklı deprem makineleriyle Amerika’nın fakir ülkelerde deprem oluşturduğunu, bundan çok üzüntü duyduğunu» söylediğini söyledi.

Yakup Yurt ona benim bir kaç yıl önce bu konuyu yazılarımda dile getirdiğimi ifade  etti. Doktor Yorgo Bey o anda hayret içerisinde kaldı.

 

Ülkenizde düşmana hoş görüyle bakan, kendi insanlarına benim karşımda ayağa kalkmadı diye terörist muamelesi yapan Recep Tayyip Erdoğan size daha çok çeşitli acılar, kederler yaşatacak… Emperyalist savaş gemileri ülkenizde rahatça gezebiliyorlar, ama siz ülkenizde rahatça yaşayamayacak şartlara itiliyorsunuz. Ben AKP’ye adaylıklarını koyan insanlarımızın yerlerinde olsam, derhal AKP’den ve adaylıktan çekilirim. BOP’a eşbaşkan olanlara hizmet etmek yerine mütevazi bir hayatı tercih ederek yüce Türk Milleti’ne sade bir vatandaş olarak  hizmet etmeyi yeğlerim.

AKP yöneticilerini bugünkü halleriyle tanıyamıyorsunuz. Gelecekte onların size yükledikleri olumsuzlukları bütün yönleriyle görünce (ki bunlar bir bir açıklanacak) kendi kendinizden tiksineceksiniz : «Böyle bir partiyi niçin destekledim ?» diye!

 

Sizin geleceğinizi ve neslinizi yok etmek için GDO’lu yiyecekler yediriliyor. Dışarıdan getirilen buğdayınızdan şekerinize, tatlılarınızdan sularınıza, meyvelerinizden sebzelerinize kadar size yedirilenler veya içirilenler kontrolsüz, riskli ve size bunların neler yükleyeceğini bilemiyorsunuz. Emperyalist ülkeler AKP yöneticilerine bizim dediğimizi yapın, gerisine karışmayın diyorlar, onlar da iktidarda kalma uğruna onların istediklerini harfiyen yerine getiriyorlar. Yani size söyledikleri parlak sözler, Müslüman görünmeler, çılgın proje diye size yaptırdıkları tezahüratların arka planlarında emperyalizmin oyunları yatmaktadır. «Taviz vermeden, kendi ülkesinin insanlarına kötülük yapmadan BOP’a eş başkan olunamaz!»

Bor ilçemizde şu an park yerinde bulunan mezarlıktan demiryolu geçirilmesini isteyen zamanın Bor Belediye Başkanı, Alman Demiryolu Mühendisi Dedewal’a baskı yapar. Alman Mühendis ise «bizim dinimizde mezarlara dokunmak yoktur», diyerek bu teklifi kabul etmez. Aynı belediye başkanı daha sonra mezarlığı yıktırır, yerine kendi ismini de vererek bir park yaptırır. Bu gün zaman zaman düğünlerin yapıldığı, içki de içilen bu yerde, bu yıkım için Bor halkı kendi tarihinden, ecdadından koparılışını kuzu kuzu kabul eder ve tepki gösteremez.  Biz dedelerimizin, ninelerimizin mezarlarını bu şekilde kaybettik.  Gelin Avrupa’ya ben size asırlar öncesine ait mezarları göstereyim.

Size soruyorum AKP’lilerin yaptıkları tahribatların, kutuplaştırmaların, kabalıkların, yozlaştırmaların, yolsuzlukların,  bizim dinimizde yeri var mı? Yani AKP’ye oy vermekle dolaylı olarak Emperyalizme destek olduğunuzu düşünebiliyor musunuz?

 

Sanat eserlerine «ucube» diyen insanlardan size hiç bir hayır gelmez!

 

İstanbul Yeni Cami vaizlerinden Osman Demirci Hoca, Paris’e geldiği zaman Argenteuil’deki komşum Şerefli Koçhisar’lı Tahir Yılmaz’ın evinde kaldı. Vatandaşlarımız onu Paris’te gezdirmişlerdi. 08.04.1989 tarihinden önce, oradan döndükten sonra ona : «Eyfel kulesini gördün mü?» diye sordum.

Bana  «evet gördüm», dedi. «Pekiyi Eyfel’i görünce büyüklüğüyle, şekliyle, dokusuyla ne hissettin, nasıl yorumladın ?» dedim.

Bana «Allah’ın büyüklüğünü gördüm» dedi ve açıkladı : Allah insanlara zeka vermeseydi, Allah’ın büyüklüğü insan zekâsına yansımasaydı, sanat da, sanatçı da, Eyfel de olmazdı…» dedi.

 

Bir din adamının sanata ve sanatçıya bakışı bu… Yani sanatı dışlamak, sanatçıyı aşağılamak Osman Demirci Hoca’ya göre Allah’ı tanımamak anlamına geliyor. Çünkü zekâ yansımalarına ucube demekle bu yansımalara sebep olan kudreti Recep Tayyip Erdoğan inkar etmiş oluyor. O  daha da ileriye gidiyor, «bunun burada ne işi var, yıkın bunu» diyerek yıktırıyor. Dikkat edin bu tepkilerin, hitapların emirlerin sahibi olan kişi «Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık koltuğunda oturuyor. Aynı zamanda bir «milletvekili…» yani milletin vekili… Onun öfkesi nereye uzanıyor ? : Kars’a… Yapıcı mı? : Hayır…yıktırıcı… Onurlandırıcı mı? : Aşağılayıcı.

 

Yani aslında onun görev alanında satmak, sattırtmak, yıkmak, yıktırtmak, üzmek, yıpratmak gibi olumsuzluklar yok… Ama o ülke topraklarını, kurumlarını stratejik konumlarına bakmadan satıyor ve sattırıyor…  Emeğe, göznuruna, zekâ yansımalarına, kaybedilen zamana, harcanan paraya bakmadan sanat eserlerini yıkıyor veya yıktırıyor… Bu sanat eserine göznurunu ve alın terlerini döken sanatçıyı yıpratıyor ve üzüyor! (2)

 

9 yılda tek bir fabrika, üretim ya da eğitim kurumu açamayanlar seçimlere yakın bir zamanda temel atma törenleri düzenleyerek sizleri aldatmaya çalışıyorlar.

Tayyip Erdoğan akıllı olmayan anlamına gelen İstanbul için düşündükleri çılgın kanal projesini açıkladığı zaman onun çevresine toplananlar ne  yaptılar ?  Getireceklerini, götüreceklerini, kaybedeceklerini hiç irdelemeden, tartmadan, ölçmeden, bilimsel,  teknik, tarih ve kültür dokusu açılarından İstanbul’a ne gibi olumsuzluklar yükleyeceğini düşünmeden particilik saplantılarıyla alkışladılar. (3)

 

Siz de  Filistin, Afganistan, Pakistan, Suriye, Libya ve Irak  Müslümanlarına bomba yağdıranlara dua edenlerin arkalarından gittikçe neleri, nasıl yitirdiğinizi ne yazık ki bilemeyeceksiniz!

 

Emperyalist bir proje olan «dinler arası diyalog» kapsamında Recep Tayyip Erdoğan bağlı olduğu ve görev üstlendiği BOP kapsamında, Haçlı istilalarını «başarı», «lütuf», «kültürel kaynaşma» gibi mesnetsiz, çürük ifadelerle size takdim etme gayretine girmiştir. Bu kişilerin bir çok konuda olduğu gibi bu konuda da size ters düştüklerini ne zaman idrak edeceksiniz ?

Bir diğer husus «AKP yöneticilerinin İslam’a aykırı icraatları da» akıllara durgunluk verecek nitelikte :  AKP döneminde kapatılan  Kuran kursu sayısı 1715’i aştı. Yurt çapında açtırdıkları kilise sayısı ise 16’ya ulaştı. (06.02.2011) Kilise evler ise binler ile ifade ediliyor... Yani AKP yöneticileri Müslümanlar için hizmet vermiyorlar.

Bu konular, olaylar infilak ettikçe birer birer önünüze dökülecek. Ne yazık ki sizi geriye dönüşü olmayan bir yolda yapayalnız bırakacaklar!

Fert fert, en ince ayrıntılarına kadar olayları, karşılaştıklarınızı, yaşanılanları, konuşmaları, yazılanları hatta sıfatları,  çehreleri irdeleyiniz. Dün benim başıma gelenler yarın sizin başınıza gelebilir! Ben her zaman olduğu gibi, kimliğinize, kişiliğinize, düşüncelerinize bakmadan Peygamberimizin «Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır» sözüne bağlı kalarak, kim olursanız olun sizin yanınızda olmayı sürdüreceğim.

 

Emperyalist ülkelerin aşağı yukarı amblemleri lamba, ampul, ışık olan, isimleri de birbirlerine benzeyen, Adalet ve Kalkınma Partisi adları altında bir çok Müslüman ülkede kurdurdukları  partiler aracılığıyla tahribatlar yaptırdıkları artık açık açık gözlemleniyor.

 

Katliamlar, istilalar petrol ve yeraltı zenginliklerini ele geçirmek için yapılıyor! Demokrasi, özgürlük getirmek veya götürmek ise

bahane! Yani bazı ülkelere bombayla, insanları katlederek girerlerken bazı ülkelere de insan kiralayarak, insanları satın alarak, para vererek, ya da kültür ve propaganda yollarıyla giriyorlar.

Son günlerde «yalnızdı, kimsesizdi, bunalımlıydı, karısından ayrılmıştı, tedavi görüyordu, denilerek veya trafik kazasında can verdi» süslemeleriyle bir çok ölüm, intihar görüntülemeleri bize yansır hale geldi.  Televizyonlarda Türkiye’de 800 emperyalist ajanın cirit attığından bahsediliyor. AKP döneminde 14 MIT görevlisinin ortadan kaldırıldığına dair haberleri de işitir hale getirildik.

 

Emperyalistler «önce parçala sonra yut» taktiğiyle Kuzey Irak’tan başlayarak ülkemizin doğu ve güneydoğusunu içine alacak bir «Kürt Devleti» kurma gayreti içerisindeler. Amaç Kürt Devleti kurarak Kürt kardeşlerimizi, ekonomik, kültürel ve siyasi özgürlüklerine kavuşturmak değil... Onların geleceklerini karartmak, varlıklarını, zekalarını, güçlerini sömürmek! Yoksullaştırarak, yalnızlaştırarak yok etmek! Bulundukları bölgelerdeki yer altı zenginliklerine el koymak... Yani sömürmek!

Ne yazık ki bu konuda yayınlanan haritalara toplum olarak ciddi bir tepki de gösteremedik!

 

Yarın oynanan oyunlarla birbirimizle kaynaştığımız ve Türkiye’nin bir çok kentine yerleşen, evlilikler gerçekleştiren Kürt kardeşlerimizle biz kendi ülkemizde birbirimize yabancı hale düşürüleceğimizi unutmayalım. Eğer böyle bir bölünmenin yolu açılırsa, ortaya çıkacak tepkilerin, meydana gelecek olayların veya dökülecek kanların tek sorumlusu AKP hükümeti ve destekçileri olacaktır!

 

Bugün Türkiye’de yaşanan ve açılım, ılımlı İslâm, Medeniyetler arası ittifak, dinler arası diyalog gibi tabirlerin içerisinde sizi tüketecek, eritecek, birbirinize düşürecek, dininizi ve  inancınızı süpürecek tahribatlar peşi peşine, açık olarak önünüze getirilmektedir. Sizin hassasiyetlerinizi

köreltmek, tepkilerinizi ortadan kaldırmak, vatanınızı, bayrağınızı, kutsal kavramlarınızı savunamaz hale getirmek için akla gelmeyecek usul ve yöntemler uygulanmaktadır!

Terör  olayları körüklenmekte, mahkemeler güvenilirliğini yitirecek, çelişkili ve şüphe uyandıran siyasi içerikli kararlara alet edilmektedir.

 

AKP ile Türkiye’deki gelişmeler particiliği de düşünce saplantılarını da aşmıştır : Türkiye, «varlık – yokluk», «ülke bütünlüğü ya da bölünme -parçalanma» gibi kaygıların yaşandığı bir ülke konumuna düşürülmüştür.

Avrupa’daki duyarlı insanlar AKP ile Türkiyenin giderek güvenliksiz bir ülkeye dönüştürülmekte olduğunu açıklamaktan çekinmemektedirler. Yani «AKP’yi destekleyerek ülkelerinin parçalanmasına katkıda bulunanlarla, ülkelerinin bölünmesini ya da parçalanmasını istemeyenler arasında ciddi bir mücadele ve kargaşa başlatılmıştır.» denilmektedir.

 

AKP haksızlıklarına, hukuksuzluklarına, tahribatlarına destek olma gibi bir görev üstlenmeyin. «Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır» diyerek Peygamberimize bağlılığınızı gösterin!

 

Önümüzdeki seçimlerde ALLAH (C.C.) rızası için AKP’ye destek olmayınız, oyunuzu ve kimliğinizi onurlu kılmak, korumak sizin elinizdedir. İnancınıza ve vatanınıza sahip çıkacağınız umuduyla bana gönderdiğiniz mektup ve mesajlarınız için ayrı ayrı hepinize teşekkür ediyorum. Sağolun varolun.

 

Ankara, 14.05.2011

 

 

 

(1) Sebeplere takılanlar, Üzeyir Lokman ÇAYCI, 2011

(2) Sanattan ve sanatçılardan kopanlar, Üzeyir Lokman ÇAYCI, 2011

(3) «Çılgınlık» kelimesi ise Türk Dil Kurumu  Büyük Türkçe Sözlük’te  «aşırı davranış» sonra Fransızca’sını yazarak «folie»  şeklinde anlamlandırıyor. Bir soru : Neden folie’nin Türkçe karşılığını yazmadılar?

Ben yazayım, «Folie : Delilik, çılgınlık, cinnet, hezeyan» şeklinde ifade ediliyor. Türk Dil Kurumu bu ifadeleri neden yazmadı? (Söylenişli Fransızca – Türkçe Sözlük, Nijat Özön, İnkılâp Kitabevi, 1988, Sayfa 264)

26 Nisan 2011 tarihinde «Fransızca «populiste» kelimesi bir sıfat olup sözlüklerde «halkçı» olarak ifade edilmesine rağmen Türk Dil Kurumu’na ait Büyük Türkçe Sözlük’te Populist : «Halk yardakçısı» şeklinde açıklanıyor.  Populist kelimesinin neye dayandırılarak «Halk yardakçısı» şeklinde anlamlandırıldığı hususunda bir  açıklama yapmanızı bekliyorum.» şeklinde Türk Dil Kurumu’na bir soru yönelttim. Ne yazık ki bu güne kadar cevap alamadım.

 

AKP ile yozlaşanlar

ve yozlaştırılanlar

 

 

Üzeyir Lokman ÇAYCI

 

 

Geçtiğimiz günler içinde vatan toprağı olan iki adamız Yunanlılar tarafından işgal edildi! Bunlardan bir tanesi «Eşek Adası.» Biz Deniz Yedek Subay Okulunda yani Yassıada’da eğitim görürken karşımızda bulunan stratejik bir adaydı! Şu an oraya Yunan bayrağı çekildi!  Bu konu Namık Kemal Zeybek tarafından açıklandı. Başbakanlık koltuğunda oturan Recep Tayyip Erdoğan ve Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan Abdullah Gül’ün hiç sesleri çıkmıyor! Devleti yönetenlerin bu konudaki duyarsızlıklarına dikkatlerinizi çekiyorum!

 

 

AKP ile Türkiye’de insan kimliği ve değerlerimiz örselendi!

 

Dr. Özcan Yeniçeri : «Bütün yaratıklar içerisinde onur, yalnızca insana özgüdür. İnsandan onurunu alırsanız geride et ve kemik yığını bir enkaz kalır. Bu sebepledir ki olgun insan için onursuz yaşamak ölmekle eşdeğerdir. » (1)

 

Seyyid Ahmet Arvasi ise Türk İslâm Ülküsü isimli kitabında bunu :  «İnsanı, maddi ve objektif kriterlerle değerlendirmeye kalkıştınız mı, onu alçaltırsınız, insanın kas gücü, bir beygirden daha azdır. Maddi elementler bakımından değeri, otuz-kırk kilogram gübreye eşittir. Protein değeri bakımından bir koyundan daha az para eder. İnsanın asıl değeri, ancak sübjektif ve manevi bir yaklaşımla anlaşılabilir. Biz insanlar, birbirimize, zengin bir elementler komposizyonu, güçlü bir protein deposu, verimli bir enerji kaynağı veya kullanılması gereken bir âlet ve makine gözü ile bakamayız. İnsana, madenler, bitkiler ve hayvanlar gibi muamele edemeyiz. İnsan, kendine yönelmek isteyen böyle bir bakış tarzını, bütün tarihi boyunca şiddetle reddetmiş bulunmaktadır. İnsanın alçaltılması demek, ona maden, bitki ve hayvan muamelesi yapmak demektir. Bütün insanlık tarihi, insanların böyle bir muameleye isyanı ile doludur.» şeklinde izah etmektedir.

 

İslâmî olmayan davranış sahipleri kendilerini «Müslüman» gibi gösteriyorlar!

 

«İleri demokrasi safsatalarından bahsedenlerden bize yansıyanları ve onları iyi irdeleyin!»

 

«Irak’ta ve Libya’da Müslümanları kömür haline getiren ve Irak’ta cemaatleriyle birlikte 23 camiyi yerle bir eden BOP projesine eşbaşkan olanlara destek olmayınız!»

 

« Emin ÇÖLAŞAN, 22.06.2005 tarihli Hürriyet Gazetesinde «1998 yılında 4 tinerci, bir bayan öğretmenle kızını kaçırdı. Tecavüz ettiler, gasp ettiler. Anneyi ağır yaralayıp kızını öldürdüler. Korkunç bir olaydı. Bu kişiler yargılandı ve ömür boyu hapis cezası aldı. Ama AKP döneminde yeni TCK çıktı ve bu herifler yeni yasadan yararlanıp tahliye edildiler. Bu nasıl yasadır? Bu nasıl hukuktur? Nasıl adalettir? Anlayan varsa bize anlatsın.» diyor;

 

Bir zamanlar «Ben ülkemi satmakla yükümlüyüm» diyen Recep Tayyip Erdoğan’ın birkaç gün önce Libya’da batan bir gemi içerisinde bulunan 600 Müslüman’ı ölüme terk ederek kurtarılmalarını önlemesini, Ergenekon tarihî ismine duyarlı olması gerekirken bu isim altında terörle, teröristlerle mücadele eden yüzlerce kahraman Türk Subaylarına ve vatansever insanlara  terörist damgası vurdurularak tutuklatılmalarını, üniversite imtihanlarında partizanlık adına oluşturulan kurgulamalarla dünyada eşi görülmeyecek şekilde gençler üzerine umutsuzluk pompalanmasını, MHP’ye karşı sürdürülen şantaj, tertip ve iftira kampanyaları hadiselerini, bunu siyasete alet ederek propagandaya dönüştürmelerini hangi ahlâk,  hukuk, insanlık ve sorumluluk gerekçeleriyle açıklayacaksınız?

 

«Devlet yardımı olmadan MHP’ye tertip de yapılamaz, kaset de hazırlanamaz!»

 

«Siyaset, BOP eşbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ağzından çıkan hukuksuz ifadelerle yozlaştırılıyor. Siyasi partiler halk iradesiyle değil emperyalist oyunlarla şekillendirilmeye çalışılıyor! Muhalefet partilerine yapılacak her tertipten Recep Tayyip Erdoğan sorumlu tutulmalıdır!»

 

Recep Tayyip Erdoğan’ın aylar önce 2 partili bir sisteme geçeceğiz şeklindeki BOP eşbaşkanı kimliğiyle yaptığı açıklamasına bağlı olarak hukuksuz bir şekilde MHP’ye tertiplerin yapıldığını görüyoruz.  Yani bu anayasa dışı iftira ve tertipler Recep Tayyip Erdoğan’ın daha önceki açıklamalarıyla ele alınacak ve  bir suç itirafı olarak mutlaka geleceğe taşınacaktır!

Sayın Devlet Bahçeli meydanlarla birlikte televizyonlarda da konuşmalıdır.  Sadece Devlet Bahçeli de değil, bütün MHP Milletvekilleri ve MHP Milletvekili adayları bütün vilayetlerde (kazalarda, köylerde) çok sesli bir propaganda yaparak yapılacak tertipleri etkisizleştirmelidirler!

 

Olayları ve gelişmeleri müzik dinler gibi izlemeyin. Derinliklerine inin. Bir çok yerde hukuksuzluklarıyla AKP yöneticilerinin izlerini bulacaksınız!

Tolstoy’un «Nerede kölelerinizin olmasını isterseniz, orada müziğe elinizden geldiğince çok önem vermelisiniz.» sözüyle günümüzde karşılaştıklarınızı kıyaslayınız. İnsanlar, değişik vasıtalarla beyinleri yıkanarak,  kaybettikleri vakitlerini, kimi neden alkışladıklarını, nerelere sıkıştırıldıklarını irdeleyebiliyorlar mı? Ne yazık ki onlar hüzünleri, acıları, ölümleri, savaşları, tertipleri, kirli senaryoları, kaybettiklerini ve işgalleri görmezlikten gelerek bir yerlere sürüklendiklerini düşünemiyorlar. Size soruyorum gerçeklerden kaçış ne zamana ve nereye kadar sürdürülecek?

 

Kofüçyüs ise :  «Bir yıl içinde ürün almak istiyorsan; tohum ek, on yıl içinde meyve almak istiyorsan; ağaç dik, yüz yıl içinde ürün almak istiyorsan insan eğit.» sözüyle eğitimin önemine işaret etmektedir. O halde vakit geçirmeden hayatı okumayı öğrenin!

 

Erich Fromm da «sahip olmak ya da olmamak» adlı eserinde «İnsanlık büyük bir hızla yok olmaya doğru sürüklenmektedir. Ekonomik gelişimin giderek insanları tutsak alması, doğaya karşı takınılan düşmanca tavır ve bir atom savaşı tehlikesi, insan soyunu ve dünyayı tehdit etmektedir... Yeni bir insan ve yeni bir topluma geçişin tek yolu, her şeyi elde etmek, onlara egemen olmak biçiminde beliren ve kâr tutkusu, açgözlülük, bir de  ihtiras demek olan «sahip olmak» karakterini terk etmekten geçer. İnsanlar onları huzura, mutluluğa ve diğer insan kardeşlerini sevmeye yöneltecek olan bir dünya görüşüne geçemedikleri sürece, kurtulmaları imkânsızdır.» (2)

 

«İnsanlar farklı kişilikler kazandırılarak, olumsuzluklar yüklenerek, toplumu, hayatı, çevreyi, geleceği düşünemez hale getirildiler!»

 

Buğday satıyorduk, dışardan buğday satın alır hale getirildik! Bu çökertmelere «hizmet»diyerek, bu hazin halleri gizleyerek size boş vaatlerde bulunuyorlar... Yapmadıkları işlerle övünüyorlar. Sizi aldatmakta kararlılar... Devlet imkânlarını kullanarak propaganda yapıyorlar... Seçim döneminde attıkları temellere asla inanmayınız! Size hizmetsiz geçirdikleri ve sorunlarla kararttıkları 9 yılın hesabını versinler!










İmam-ı Gazali kitaplarında kendisini hiç övmemiştir. «Fahr yani övünme haramdır, kötü bir haslettir. Ucub yani kibir ve riyâya sevk eder.» denilmektedir.  Sanatkär bir terzinin diktiği elbiseyle farklı görünen bir adama «bu elbise çok güzel, seni de çok güzelleştirdi» denilse, o da «bu elbisenin neresi güzel?» karşılığını verse, sanatkârı tahkir (hakaret) ederek küçültmüş olur. Ama «senin dediğin doğru, giydiğim bu elbise gayet güzel, fakat bu güzelliği veren ben değilim, sanatkârdır...» derse sanatkârı ve sanatını da övmüş olur, kendisini övmüş olmaz. (3)

 

«ALLAH’tan uzaklaşanlar size ve Müslümanlara kötülük yapıyorlar!»

 

Bugün dindarlık kisvesi altında karşınıza çıkıp yapmadıkları işlerle öğünenlerin kendilerini Tanrılaştırma gayretlerinin iç cephelerini İmam-ı Gazali’nin söz ve yaşayışına göre tespit edip isimlendirmeniz zor olmayacak! Yani bugün emperyalizme sırtlarını dayayarak, Libya’da batan bir gemide bulunan 600 Müslüman’ın, Irak’ta bir buçuk milyon Müslüman’ın katledilmelerine sebep olan Recep Tayyip Erdoğan sadece bu günahların içlerinde kalmamış, ALLAH diyen insanları, Peygambere sadakat gösteren Müslümanları katleden Amerikan askerlerine

«Irak'ta savaşan ABD'li kahraman bay ve bayan askerlere, en az zayiatla ülkelerine mümkün olan en kısa zamanda dönmeleri arzusuyla dua ediyoruz.» şeklinde yakarışta bulunmuştur.

«ALLAH’ı tanımayan insanların yanlarında yer aldığınızı öğrenmeniz için» bunlar size ibret verici bir ders olsun!

 

AKP yöneticileri faizciliği kâr kapısı haline dönüştürdüler.

 

Çiftçilerimiz devlete olan borçlarını ödeyemez hale getirildiler. Faizin faizini almak için evlerine gelen icra memurlarıyla karşılaşma durumuna düşürüldüler. Bu halleriyle varlıklarını, huzurlarını ve sağlıklarını da kaybediyorlar.

 

«AKP yöneticileri zinayı da suç olmaktan çıkardılar!»

Hazret-i Enes dedi ki ; «Resûl-i Ekrem (S.A.V.) bize bir hutbe okudu ve faizden bahsetti. Faizin büyük bir günah  olduğunu» söyledikten sonra dedi ki : «Bir insanın aldığı veya verdiği bir dirhem faiz, Allah’ın indinde bir kimsenin otuz altı defa zina yapmasından daha büyük günahtır.  Faizlerin faizi de Müslümanların ırzlarına tecavüzdür.» (4)

 

AKP yöneticileri hizmetsiz geçen 9 yıldan sonra, kendi binlerce yolsuzluk söylentilerini bir kenara iterek, gittikçe güçlenen MHP’ye çamur atmak ve yıpratmak için, rontgencilik ürünü kasetlere sığınarak bel altı vuruşlara sığınma çaresizliğine düştüler!

 

Hazret-i Abbas (R.A.) buyuruyor ki : «Arkadaşının veya başkalarının ayıplarını söylemek istediğin zaman kendi kusur ve ayıplarını hatırla.» (5)

 

Hazret-i Hasan (R.A.) : «Gıybet yapmaktan sakın. Çünkü gıybet köpeklerin katığıdır.» (6)

 

Peygamber Efendimiz (S.A.V.) buyurdular ki : «Eğer söylediğin şey doğru ise ve o kimsede mevcutsa şüphesiz ki sen gıybet yapmış olursun. Eğer söylediğin şey o kimsede yoksa hem gıybet ve hem de iftira etmiş olursun.» (7)

 

«Bu zavallı büyük bir âfete müptelâ oldu. Allah onu ve bizi mağfiret buyursun» demek de çirkin bir gıybettir.

«Gösteriş ve övünme arzusu da gıybete sürükleyen sebeplerdendir.»

«Maskaralığa almak, alay etmek ve başkalarını küçük görmek hastalığı da gıybete götüren sebeplerdendir.»

Peygamber Efendimiz (S.A.V.) buyurdular ki : Gıybeti dinleyen de iki gıybetçiden birisidir. (8)

 

Hücurât Sûresi, 12. Âyet : «Ey iman edenler! Zandan çokça kaçının.  Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah, tövbeyi kabul edendir, çok esirgeyicidir.»

 

Uluslararası Basın Enstitüsü  Türkiye’yi basın özgürlüğüne müdahale konusunda bir numaraya oturttu! Yani bu yönde Türkiye, Çin ve İran’dan da kötü...

Türkiye’de bugün 64 gazeteci tutuklu. Fikirlere saygı gösterilmiyor. AKP yöneticilerini eleştirmek, yaptıkları, hukuksuzlukları,  yolsuzlukları ve zulümleri dile getirmek suç sayılıyor!

 

Peygamber Efendimiz (S.A.V.) buyurdular ki : «Facirin kötülüklerini anlatmaktan yüz mü çevirirsiniz? Onun perdesini yırtıp kaldırın ki, insanlar onu tanısınlar. Faciri, içerisinde bulunduğu çirkef hallerle anlatın ki onun şerrinden sakınsınlar.»

Din büyükleri derler ki; üç kişi vardır  ki, onların gıybetini yapmak caizdir :

1)     Halka zulmeden amirler

2)     Bid’at sahipleri

3)     Aşikâre günah işleyen fasıklar  (9)

 

AKP hangi olaylarla anıldı?

 

«Recep Tayyip Erdoğan zulmeden değil, zulme karşı olan bir iktidarız, diyor. Ama sergiledikleri olaylar ise bu ifadeleri yalanlıyor!»

 

«AKP İlçe Başkanı uyuşturucudan tutuklandı», «Deniz Baykal: "AKP PKK ile işbirliği içinde"», «Başbakanlık müşavirinden seks kasetli şantaj!», «AKP'li yeğene kıyak iş»,  «Ambulansta fuhuş rezaleti :  Bakırköy'de, alkollü bir ambulans şoförü, yoldan aldığı transseksüel bir travesti ile devletin resmi plakalı ambulansında fuhuş yaparken yakalandı.», «Doktoru hastaneden kaçırdılar», «Bakan Adana’da ve sağlıkta son rezalet :

Adana'da 7 aylık hamile kadın, 4 saatte 12 hastaneye götürüldü. Hastanelerde "kuvöz" olmadığı gerekçesiyle kabul edilmedi», «Turizm cenneti Bodrum'da sağlık rezaleti... Yazın nüfusu 300 bine çıkan ilçedeki Devlet Hastanesi'nde tek görevli ortopedist tatile çıktı. Hastalar ortada kaldı»,

«Gaziantep'in İslahiye ilçesinde bir kişi, müdahale edilmeyen eşinin hastanenin tuvaletinde ölü doğum yapmak zorunda kaldığını öne sürerek suç duyurusunda bulundu.»

 

«Ayırımcılık, bölücülük, baskı, adam kayırma, yolsuzluk ve hukuksuzluk devlet politikası haline getirildi. Yandaşlara verilen desteklerle gençlerimiz istenmeyen alanlara itiliyorlar. 9 yıllık AKP ile Türkiye tarihinde ilk kez 14 yaşındaki gençlerimiz haklarını aramak için sokaklara döküldüler!» Bin kere yazıklar olsun! Bin kere yazıklar olsun!...

 

Seyyid Ahmet Arvasi : «Esefle itiraf edelim ki, insanlık âlemini ve ilişkilerini incelediğimiz zaman, kazanılmış  hakların yanında gasbedilmiş haklara, şerefle temsil edilen makam ve mevkilerin yanında çalınmış makam ve mevkilere, alın teri ve helâl kazançla ulaşılmış mal ve mülklerin yanında hile ile gayrimeşru yollarla ele geçirilmiş mal ve mülklere, yerde sürünen devlere, yükselmiş cücelere, sömüre sömüre balon gibi olmuş sülüklere, sömürüle sömürüle iskelete dönmüş kişilere, ailelere, sınıflara, milletlere ve devletlere rastlıyoruz.» diyor. (10)

 

İslâm dışında yaşayan  farklı dünyaların insanları bir yerlere çöreklendiler. Sizin, çocuklarınızın umutlarını, geleceklerini, devlete olan güvenlerini ve İslâm’a bağlılıklarını çalıyorlar. Siz ise bu olumsuz görüntüler karşısında sesinizi gür bir şekilde çıkaramıyorsunuz, haklarınızı arayamıyorsunuz, verdiğiniz tavizlerle, suskunluklarınızla, teslimiyetciliklerinizle, alkışlarınızla hukuk yolları kapandı, şikayet edeceğiniz bir makam, başvurabileceğiniz bir kurum, konuşabileceğiniz bir yetkili kalmadı.

 

«Sahtekârlığa âlet edilerek, haksız bir şekilde bir yerlere götürülerek, kestirmeden, onursuz bir şekilde hak etmedikleri okullar ve meslekler kazandırılarak, en üst görevlere getirilerek,  birileri yandaşlık ve partizanlık adına yozlaştırılıyorlar.»

 

«Bu tahribatlarla, bilim, meslek, teşhis, tedavi, teknoloji, tasarlayıcılık – zekâ, hizmet, inanç, itikat, sadakat, özgüven, millî hassasiyetler ve hayat seviyeleri çökertiliyor.»

 

Pekiyi seçime yakınlaştığımız şu günlerde AKP yöneticilerinin ağızlarından neler duyuyorsunuz?

 

Hani gözyaşlarıyla oluşturdukları sahnelerde, ağlama ekranlarından size hitap edip 12 Eylül darbecilerinden hesap soracaklarını söyleyenler vardı ya, bunlar şimdi neredeler? Bir çok şey gibi, harcanan, boşa geçirilen 9 yıl gibi,  bu konu da çabuk unutuldu değil mi? Hani sizi kandırarak, size inandırarak oylarınızı çalanlardan, beklentilerinizi ayaklar altına alanlardan bahsediyorum!  Verdiğiniz oyların hesabını sandıklarda ne zaman soracaksınız? Ben size ne demiştim o zamanlar : «Amerika 12 Eylülcüleri, 12 Eylül’cüler de onları hazırladı, besledi ve büyüttüler. Kendilerini var edenlerden hiç hesap sorabilirler mi?» diye!

 

Geçtiğimiz günlerde Recep Tayyip Erdoğan gerine gerine 1992’de yapılmış Karaelmas Üniversitesi’ni 2007’de biz yaptırdık diye kosalarak öğünürken vatandaşlarımızın çığlıklarını, alkışlarını işittiğiniz zaman, ne hissettiniz, ne düşündünüz Allah aşkına? İşte bizim anlatmak istediğimiz de bu : Kimi neden alkışladığınızı bilin artık,  sizi sürekli bir şekilde aldatanları, saflığınızdan faydalananları, inançlarınız kullananları kendi başlarına ve yüzüstü bırakma zamanı daha gelmedi mi?

 

«Akıl, kaynak, proje yok ; propaganda ve dayatma var!»

9 yılda yapamadıkları, yanlarına dahi yaklaşmadıkları, hiç bilgisi olmadıkları konularla, asla inandırıcı olmayan proje ve vaatlerle karşınıza çıkıyorlar. AKP yöneticilerine ve AKP Milletvekilleri adaylarına asla güvenmeyiniz. Onlara «hayır» demek ve «oy vermemek» inancınız, onurunuz ve geleceğiniz için oldukça önemlidir!

 

Urfa, Diyarbakır, Adıyaman, Siirt, Erzurum, Van, Aksaray, İstanbul, Kayseri  ve Konya’dan bana teşekkür mektupları gönderen vatandaşlarımıza ve öğrenci kardeşlerimize selam ve sevgilerimle teşekkürlerimi  sunuyorum. Her zaman sizlerin yanınızda olacağım. Sağ olun, var olun.

 

 

(1)     Dr. Özcan Yeniçeri, Yozlaşma ve yabancılaşmaya karşı itirazlar, sayfa : 33

(2)     Erich Fromm,  «To Have or To be»

(3)     Gıybet, İmam-ı Gazali, Bahar Yayınevi, 1985, Sayfa :   21

(4)     Gıybet, İmam-ı Gazali, Bahar Yayınevi, 1985, Sayfa :   31

(5)     Gıybet, İmam-ı Gazali, Bahar Yayınevi, 1985, Sayfa :   34

(6)     Gıybet, İmam-ı Gazali, Bahar Yayınevi, 1985, Sayfa :   35

(7)     Gıybet, İmam-ı Gazali, Bahar Yayınevi, 1985, Sayfa :   40

(8)     Gıybet, İmam-ı Gazali, Bahar Yayınevi, 1985, Sayfa :   47

(9)     Gıybet, İmam-ı Gazali, Bahar Yayınevi, 1985, Sayfa : 102

(10)   Türk İslâm Ülküsü, Seyyid Ahmet Arvasi, Ocak Yayınları, 1982, Sayfa :38

 

 

 

 

Nükleer felaketlerden

ders almayanlar

 

 

 

Üzeyir Lokman ÇAYCI
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı

 

 

 

«Devlet, bir sürünün, benzer bir biçimde örgütlenen diğer bir sürüye karşı,

saldırmaya veya savunmaya yönelik harekete geçmek üzere örgütlenmesidir.»

 

Randolph Bourne

 

 

Kendilerine yapılan kötülükleri kavrayabilecek inançlı ve vatansever toplumlar nasıl şekillendirilirler?

 

Bugüne kadar bütün yazdıklarımın çok önemli dayanakları vardı. Bunları kitap haline getirmeye çalışıyorum.

Kendi geleceğiniz ve karşılaşacağınız zulümler için oylarınızla Recep Tayyip Erdoğan’a yetki verirseniz, o sizi karanlığa sürükleyecek kararları almaktan çekinmez! Çünkü o Amerika’ya siz de AKP’ye bağlı kaldıkça ne ahirette  Cennet yüzü ne de dünyada  huzur görmeyeceksiniz!

 

ABD’nin Türkiye’yi de içine alan  Ortadoğu’yu parçalama projesi olan BOP’a eşbaşkanlık yapan Recep Tayyip Erdoğan Türk Silahlı Kuvvetlerini etkisizleştirdiği ve Türkiye’yi bu yolla  güvenliksizleştirdiği bir dönemde  ülkemizin tümünü felekete sürükleyecek bir projeden bahsediyor! Bu Nükleer Santral Projesine karşı çıkmak bir vatandaşlık görevidir.

 

Zihnen, algı olarak, sorgulayıcılık açısından kendimizi yetiştirmek zorundayız.

İmam-ı Gazâli üç kab alın, «birine soğuk, ikincisine ılık, üçüncüsüne sıcak su koyun».  «Ellerinizin birini sıcak suya, diğerini soğuk suya sokun, sonra her iki elinizi çıkararak ortada bulunan ılık su kabına sokun» diyor. Soğuk sudan çıkan elimizin ılık suyu sıcak, sıcak sudan çıkan elinizin de ılık suyu soğuk olarak algılayacaktır, halbuki aynı sudur, diyor. Yani duyu organlarımızla algılamada yanılma ihtimallerinin söz konusu olduğunu ifade ediyor. Yani akıl her zaman gerçeği fark edemiyor. Tecrübe, bilgi, araştırma ise yanılmamızı önleyebilir.

 

Dün televizyonlarda bize yansıyan bir haberle Sivas’ta üçüncü katta bulunan Valilik makamına çıkarken ve inerken  özürlülerin çektikleri sıkıntıları gördük. Paris’de yaşlılar ve özürlüler için oluşturulan  korkulukta yürüyen koltuklardan, dinlenme için konulan oturaklardan haberleri olmayanlar oldukları yerde, bulundukları konumda kalma içgüdülerinden vazgeçemiyorlar. Bahsettiğim uygulamalar da tarihi binalarda yer almaktadır. Bu konu tasarımcılarla konuşularak çözümlenebilir ve  gerçekleştirilebilir. Prof. Dr. Muhammet Hamidullah Paris’de böyle bir evde kalıyordu.

 

AKP’nin çılgın proje diye ortaya attığı İstanbul’u çökertecek Kanal İstanbul Projesi de Mersin Akkuyu’ya yapılması düşünülen Nükleer Santral projesinden daha vahim ve daha tehlikelidir. Türkiye’yi bir bütün olarak görmek istemeyenler Türkiye’nin tümünü ilgilendirecek yanlış, sakıncalı ve tehlikeli projeleri gündeme taşıyorlar. Mersin çökerse, Türkiye çöker... İstanbul parçalanırsa Türkiye parçalanır

 

Recep Tayyip Erdoğan’ın 9 yıl sonra ortaya attığı proje bir belediye projesidir. Başbakanlık  kendi görev alanının dışına çıkarak hukuksuz bir şeklinde belediyenin görev alanına girmekte ve  bu projeyi devlet projesi olarak açıklamaktadır! Kaldı ki bununla ilgili felaket üretecek yüzlerce sorun daha şimdiden görülmektedir. Yani bu proje ile seçim döneminde gerçekleri, bilimsel konuları, sorunları İstanbul’un genel yapısını, Karadeniz’in doğal yapısını görmezlikten gelerek ya da  dışlayarak size propaganda yapmaktadırlar! Henüz İstanbul’da yolları, yağmur sularını, çukurları kontrol edemeyenler, doğal felaketler konusunda tedbir almayı akıllarından geçirmeyenler size İstanbul’a açacakları kanaldan bahsediyorlar! Tuhaf bir şey... İşin ucunda çıkar ve rant var...

 

Bölge halkının görüşlerine başvurmadan, referanduma gidilmeden nükleer santral açılamaz!

 

Bu proje sadece bölge halkını da değil, tüm Türkiye’yi ilgilendiren bir projedir.

37 senedir Mersin Akkuyu’ya Nükleer Santral yapılacağını söyleyenler, dünya gerçeklerinden, ilimden, Türkiye’nin çıkarlarından, stratejik hassasiyetlerden, gelecekte oluşabilecek olumsuzluklardan habersiz olarak sizi uyutmaya çalışıyorlar.

 

AKP yöneticileri millete saygılı olsalardı bu tür tehlike saçan projelere kendi başlarına karar veremezlerdi!

 

25 Ocak 2011 tarihli Milliyet Gazetesi’nde sınır komşumuz Ermenistan’da oldukça eski model Medzamor Nükleer Santralı’ndan radyasyon sızmaları olduğu iddiası üzerine Iğdır, Ağrı, Muş, Tunceli, Hakkari ve Şırnak’ta 100 yerde ölçümler yapıldığı, konusu yer aldı. Bu konuda bile endişeler giderilemedi.

Japonya, ülküleri ve ilmî üstünlükleri  ile ayakta duran bir ülke olduğu halde, deprem ve  nükleer felaket ile tarihten silinme noktasına geldi. Ayrıca oradan dünyaya yayılan radyoaktif sızıntı bütün milletleri tehdit ediyor.

Japonya’da Maki kasabasında yapılmak istenen nükleer santral için halkın, referandumda “hayır” dediğini biliyor musunuz?

Avusturya’da yapımı 1978’de tamamlanan Zwentendorf Nükleer Santralı da, referandum sonucu hiç çalıştırılmadan kapatıldı.

İsveç, 1980 yılında yapılan referandum sonucunda nükleer santrallarını kapatma kararı aldı.

Kanada, 1997 yılında 21 adet CANDU nükleer santrallarından 7’sini, yapılan denetimler yetersiz, tehlikeli ve yönetim hatası bulunduğu için kapattı. 1975 yılından itibaren yeni bir nükleer santral siparişi verilmedi. ABD’de 116, Kanada’da 10 nükleer santral siparişinden vazgeçildi.

Rusya, hâlâ etkileri devam eden Çernobil faciasından sonra daha önce planladığı birçok santral projesini iptal etti.

 

AKP’nin tayin ettiği YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan’ın gazetelere yansıyan sözlerine dikkatlerinizi çekiyorum : «Domates tohumu ile bir milleti yok edebilirler.»

Bu sözün doğruluğunu bir çok basiret sahibi dünya insanlarının serzenişlerinde de görüyoruz.

Önümüzdeki yıllarda çocuklarınızı teslim edeceğiniz gerçek ilim adamlarını bulmanız mümkün olamayacak! Partizanlığın ve  dinle bağlantıları kopmuş cemaatçiliğin ülkemize yükleyecekleri sorunlarla, ilmî, düşünsel, ahlâkî,  ilerlemeye ya da yükselmeye dayalı, ülke menfaatlerini gözeten, inançlı ilim adamlarını bulmak oldukça güçleşecek... Üniversitelerde, ilimde, araştırmalarda, şehirleşmede, endüstride, sporda, sanatta, ekonomide, ahlâkta, iletişimde, kültürde, sağlıkta, ulaşımda, eğitimde seviye düşecek.

 

AKP partizanlığından en az zararla kurtulmaktan bahsetmek 9 yıllık tahtibatlardan sonra oldukça güç. Toplum propaganda yoluyla, beyinleri yıkanarak uyuşturuldu. Fert fert AKP’nin tahribat alanlarından kurtulmanın yolunu Gustave Le Bon «Kitleler Psikolojisi» isimli kitabında Jean Paul Sartre, Albert Camus gibi yazarlara dayanarak şu şekilde ifade etmektedir : «Kitle içinde kaybolan ferdi kurtarmak, ona kendi müstakil hayatının, varoluşunun  anlamını anlatarak ve bunu ona yaşatarak mümkün olabileceğini» ifade ediyor.

 

«Uyutulmuş kimsede şuurlu faaliyet felce uğradığından, uyutucunun kendi arzusuna göre idare ettiği bütün şuuraltı faaliyetlerinin esiri olur. Artık bu adamda şuurlu şahsiyet kaybolmuş, irade ve temyiz kalmamıştır. Hisleri, fikirleri o zaman uyutucunun tayin edeceği istikamete yönelir», denilmektedir. (Gustave Le Bon «Kitleler Psikolojisi, Sayfa 38»

Sanayileşmeyle birlikte insanların büyük şehirlere akın etmeleri sebebiyle sosyal düzenin nasıl alt –üst edildiğinin irdelenmediğini biliyoruz. Eğer siyasi propaganda gayesiyle verilen mesnetsiz demeçler gerektiği şekilde ölçülüp eleştirilebilseydi, bu kişiler bu tür yozlaştırıcı projelerle tekrar karşınıza çıkmaya cesaret edemeyeceklerdi!

 

Bunların yerine emperyalist güdümlü, sapık, saplantılı, köşe kapmak için her türlü kötülüğü yapmaktan çekinmeyen, bencil, korkak, ihbarcı, kalleş, unvanları olan, hak etmedikleri yerlerde tahribatlar yapacak, ilim adamlığı görüntülü kişiler geleceğimize kuşkular, ölümler, arızalar, çöküntüler, yıkımlar, kavgalar, cinayetler ve huzursuzluklar taşıyacaklar. Burada ifade ettiğim her olumsuzluk yansıtan kelimenin içini doldurmak ya da geniş kapsamlı olarak yorumlamak mümkündür.

 

Zararlı oluşumlar ve kurgulanmalar

 

«Türkiye, Zonguldak’taki maden ocağında yaşanan patlamaya ağlıyor. Göçük altında kalan işçilerden hâlâ haber yok.» şeklinde vurdumduymazlıklarına ya da sorumsuzluklarına şahit olduğumuz AKP’li yöneticiler bugün Mersin bölgesine nükleer santral yapma saplantısı içerisine girdiler. Geçtiğimiz haftalarda Fransa’da yayınlanan Le Point Mecmuası’nda Türkiye’nin; dolayısıyla Mersin’in ciddi bir deprem bölgesi olduğuna dair açıklamalar yer aldı. Yani AKP yöneticileri bugüne kadar uyguladığı bilim dışı, çıkara dayalı, emperyalist politikalarla bilerek Türkiye’yi, Türk Milletini tehlikelerin içerisine sürüklüyorlar!

 

Birileri bizleri hedef haline getirdiler, diğerleri de bütün olumsuzlukları keyifle seyrediyorlar!

 

Bilmeden veya bilerek ellerimizle evlerimize ve şehirlerimize neleri taşıyoruz? Eskiden doğal ürünlerden yapılmış sepetlerimiz, filelerimiz ve heybelerimiz vardı. İlaçlarımızı cam şişeler içerinde satın alırdık... Şuruplarımız renkli cam şişeler içerisindeydi.  Zeytinlerimiz ve pekmezlerimiz tahta kutular içerisinde evlerimize girerdi.  50 veya 100 kiloluk eşyalara «sen misin?» demezdik.  Onları kuvvetle kaldırır bir kenara koyardık.  Hevenklerle üzümlerimizi kilerlerimize asar, elmalarımızı ve üzümlerimizi tahtadan yapılmış küfeler içerisinde evlerimize taşırdık. Meyvelerimizin damaklarımızda bıraktığı tat tartışılmayacak kadar  lezzetli idi.

 

Süngere benzeyen karpuzlar, keçe gibi kavunlar, dayanıksız sebzeler geleceğimizi tehdit ediyor

 

Biz  Fransa’da satın alacak doğal karpuz bulamıyoruz. Bilhassa  İspanya’dan getirilen özüyle oynanmış, GDO’lu çekirdeksiz karpuzlar satılıyor. Bu karpuzları tatlarının farklarıyla, dayanıksızlıklarıyla ve çekirdeksizlikleriyle tanıyoruz. Bozulması kesilir kesilmez başlıyor, adeta iç dokusu kısa zamanda çöküyor! Pekiyi gıda alındıktan sonra vücutlarda ne gibi olumsuz etkiler bırakıyor? İşte bu konu  ilim adamlarınca endişeyle toplum sağlığını olumsuz etkileyecek açıklamalarla dillendiriliyor. Gelecek nesillere uzanan  tahribatlarından, organizmalara yüklenecek hastalıklardan uzun uzun bahsediliyor. Yani kapitalist yapılanma, çıkar düşkünlüğü ve para sevdası insanlar üzerinde oynanan oyunları ortaya çıkarıyor.

Karadeniz bölgesinde yaptırılması düşünülen termik santralların bile bölge halklarına yükleyecekleri olumsuzluklar hiç hesaplanmıyor. Deniz suyunun 12 dereceye çıkması, atıklar ve diğer etkiler balıkçılığı öldürecek. Toplum sağlığına sorunlar yükleyecek.

 

Nükleer Santral Kazaları

 

İngiltere de ise gizlenen ve daha sonra ortaya çıkan 17 ciddi nükleer kaza yaşandı. 1957 yılında İngiltere Windscale askeri yakıt üretim tesisinde kaza oldu. 9 Şubat 2002 tarihinde Japonya’da Onagawa Nükleer Santrali’nde yangın çıktı. 200 derecedeki buhar, 5 kişinin ölümüne, 18 kişinin yaralanmasına yol açtı. Çevrede oluşan tahribatlar ise toplumdan gizlendi. Geçmişte olan olaylardan ders alınsaydı, Japonlar bugün karşılaştıkları olumsuzluklara düşmeyeceklerdi.

¤  1952’de  Chalk River deneme reaktöründe çekirdek erimesi oluştu.

¤  8-10 Ekim 1957 tarihinde İngiltere’de Windscale Nükleer santralında reaktörde çıkan yangın faciaya yol açtı. Radyasyon kaçağı oluştu.

¤ 1958 Vinca/Yugoslavya deneme reaktörü çekirdeğinin aşırı ısınması sonucunda 6 bilim adamı radyasyona maruz kaldı, bunlardan biri öldü

¤ 14 Aralık 1959 tarihinde Fransa’da gerçekleşen Marcoule nükleer faciası.

¤ 1961 yılında  ABD’nin,  SL 1, İDAHO FALLS’da  Askeri deneme reaktörü infilak etti, 3 işçi öldü

¤  03 Ocak 1961 tarihinde Amerika’da Iddaho’da reaktör faciası, bir çok ışınlama meydana geldi ve üç kişi öldü.

¤  30 Aralık 1965 tarihinde Belçika’nın Mol şehrinde reaktörlerden birinde problem oluştu ve bir kişi ağır bir ışınlamaya uğradı.

¤  1966 yılında  ABD’nin Enrico Fermi’de  deneme reaktörü kısmi çekirdek erimesi oluştu.

¤  05 Ekim 1966 tarihinde  ABD’nin Lagoona Beach’da problem oluştu. Bu olumsuzluk dört yılda onarıldı.

¤  1969  İsviçre’nin Lucens’de deneme reaktörü kısmi çekirdek erimesi oluştu.

¤  1972 yılında Almanya’nın  Fürgassen’de 640 MW kaynar sulu reaktörde bir yüksek basınç sübabının çalışmaması, radyoaktif buhar kaçağı tespit edildi.

¤  1973 yılı Eylül ayında Rusya’nın  Chevtchenko’da atmosfere zararlı gazlar karıştı.

¤  1975  yılında Japonya’nın Tsuruga-1  340 MW kaynar su reaktörü bir boru hattında kırık meydana geldi. 37 işçi radyasyona maruz kaldı

¤  1975 yılında  Rusya’nın Leningrad-1/ 380 basınçlı-su soğutmalı reaktörde kısmi çekirdek erimesi oluştu.

¤  1975 yılı Şubat ayında Rusya’nın  Chevtchenko’da 300 kiloluk sodyum ateşiyle problem oluştu.

¤ 1977 yılında Slovakya’nın Bohunice A-1  100 MW gaz soğutmalı reaktörde çekirdeğin aşırı ısınması, radyasyon sızıntısı tespit edildi.

¤  1978 yılında   Almanya’nın Brunsbüttel 770 MW kaynar su reaktöründe bir buhar hattının kopması, radyasyon sızıntısı tespit edildi.

¤  28 Mart 1979 tarihinde ABD’nin Middletown’da meydana gelen problemle 1 milyar dolarlık zarar meydana geldi.

¤  1979 yılında ABD İsland Three Miles 880MW basınçlı su reaktörü çekirdek erimesi, iyot-131 kaçağı tespit edildi.

¤  26 Nisan1986 tarihinde Ukrayna'nın Kiev iline bağlı Çernobil’de meydana gelen reaktör patlaması faciası sonucunda 32 kişi öldü.  20. yüzyılın ilk büyük nükleer kazasıdır. Nükleer Güç Reaktörünün 4. ünitesinde 200 kişi ışınlamalardan etkilendi. 1000 MW basınçlı su soğutmalı grafit reaktörü güç infilakı, yangın-yakıtının yüzde 70'i dünyaya yayıldı. Bu kaza sonrasında atmosfere büyük miktarda fisyon ürünleri salındığı 30 Nisan 1986 günü tüm dünya tarafından öğrenildi.

¤  1987  yılında  İngiltere’nin Trawsfynydd’de 200 MW gaz soğutmalı reaktör yangını çıktı.

¤  1991 yılında Japonya’nın  Mihama-2 500 MW basınçlı su reaktörü bir boru hattının kopması ile radyoaktif buhar kaçağı tespit edildi.

¤  24 Mart 1992 tarihinde  Rusya’da  Saint-Petersbourg yakınlarında bulunan nükleer santralda dışarıya sızan radyoaktif gazdan 8 kişi etkilendi

¤  1992 yılında Rusya’nın Sosnovy Bor 1000 MW basınçlı su soğutmalı reaktörün bir yakıt elemanı kanalının kopmasıyla risk oluştu.

 

Ağır nükleer santral kazaları

 

Bilindiği gibi en büyük nükleer facia 16 Nisan 1986 yılında Ukranya Çernobil’de gerçekleşti. Çevreyi olumsuz etkileyen bu santral kaza gerçekleştiği zaman 3 yaşındaydı.

İkinci derecede büyük kaza ise 29 Eylül 1957’de Rusya’da Maïak santralında gerçekleşti. Rusya’daki bu Nükleer Santral 8 yaşındaydı.

Türkiye’yi yakından ilgilendiren Rusya Nükleer santrallarına dikkatlerinizi çekiyorum.

Japonya’da 11 Mart 1997 tarihinde 18 yaşındaki Tokaï-Mura Nükleer faciası ile 14 yıl sonra 12 Mart 2011 tarihinde 40 yaşında olan Fukushhima-Daiichi nükleer faciası ki bu kaza etkisi bakımında 3. sırada yer alıyor.

İsviçre’de 21 Ocak 1969 tarihinde gerçekleşen Lucens Nükleer Santralı, Fransa’da 17 Ekim 1969 tarihinde gerçekleşen  Saint-Laurent-des Eaux Santralı, Almanya’da 07 Aralık 1979 tarihinde gerçekleşen Lubmin Nükleer Santralı,  ABD’de 28 Mart 1979 tarihinde gerçekleşen  Three Mile Island Nükleer Santralı nükleer kazalar olduğu zaman birer yaşındaydılar.

1957 yılı Eylül ayında ABD’nin Rocky Flats’da meydana gelen yangın ve plutonyum  yayılması sorun oluşturdu.

1957 – 1958 kış ayında Rusya’nın Kytchyim’de kimyasal kaynaklı patlama ve 1000 kilometrekareyi içine alan radyoaktif etkiyle çok sayıda kişi kansere yakalandı.

16 Haziran 1958 tarihinde ABD’nin Oak Ridge’de meydana gelen ciddi bir kaza sonucunda 8 kişi etkilendi.

11 Mayıs 1969 tarihinde ABD’nin Rocky Flats’da meydana gelen yangın ve sodyum  yayılması sonucunda kansere yakalananların oranı yükseldi.

26 Eylül 1973 tarihinde İngiltere’nin Windscale’de kimyasal kaza sonucunda çevrede bulunanlar etkilendi.

1987 yılı Ocak ayında İngiltere’nin Sellafield’de oluşan kazadan 12 kişi etkilendi.

 

Dünya’da nükleer santraller

 

Kanada    :       18  Santral  ( 85,1  TWh, %14,8)

A.B.D.      :     104  Santral  (769,9  TWh, %20,2)

Meksika   :         2  Santral  (10,1  TWh, %4,8)

Arjantin    :          2  Santral  (7,59  TWh, %6,95)

Brezilya   :          2  Santral  (12,2  TWh, %2,93)

Fransa     :        58 Santral  (391,7 TWh, %75,2)

İspanya   :          8  Santral  (50,6  TWh, %17,5)

İngiltere   :        19  Santral  (50,6 TWh, %17,5)

Hollanda  :          1  Santral  (4,02 TWh, %3,7)

Çekoslavakya :  6  Santral  (25,7 TWh,  %33,8)

İsviçre      :          5  Santral  (26,3 TWh, %39,5)

Almanya   :        17 Santral  (127,7 TWh, %26,1)

İsveç         :        10 Santral  (50 TWh, %37,4)

Güney Afrika  :    2 Santral  (11,6 TWh, %4,84)

Romanya    :        2 Santral  (10,8 TWh, %20,6)

Macaristan  :       4 Santral  (14,3 TWh, %43)

Bulgaristan  :       2 Santral  (14,2 TWh, %35,9)

Finlandiya    :       4 Santral  (22,6 TWh, %32,87)

Litvanya       :       1 Santral  (10,3 TWh, %76,23)

Ukranya       :     15 Santral  (77,9 TWh, %48,6)

Pakistan      :       2 Santral  (2,64 TWh, %2,74)

Hindistan     :     18 Santral  (14,75 TWh, %2,16)

Slovanya     :        1 Santral (5,46 TWh, %37,8)

Slovakya     :        4 Santral (13,1 TWh, %53,5)

Rusya         :       31 Santral (152,8 TWh, %17,8)

Çin              :       11 Santral (65,7 TWh, %1,9)

Ermenistan  :       1 Santral (2,3 TWh, %45)

Tayvan        :         6 Santral (40 TWh, %20)

Güney Kore  :     20 Santral (141,1 TWh, %34,8)

 

Santral gücü ve elektrik enerjisinde % olarak  nükleer enerji payı

(France Soir, 16.03.2011)

 

Etrafı denizlerle çevrili olan ülkemizin nükleer santrallara asla ihtiyacı yok!

 

Yetersiz ilimle, gerektiği şekilde kontrol edilemeyen teknolojiyle, önlenemeyen kazalarla, insan ölümlerine sebep olan olumsuzluklarla  doğa ve insanlık düşmanları hâlâ iş başındalar...

Kettering Üniversitesi (ABD) Elektrik Bölümü Öğretim üyesi Prof. Dr. Hüseyin Hızıroğlu’a göre; «Nükleer Santrallar bilhassa 1979’daki Three Mile Island kazası ve 1986’daki Çernobil olaylarından sonra artık hiç kimse tarafından istenmiyor. Başlanmış olanlar bile durduruldu, kimisi buhar santralına, kimisi de doğalgaz santralına dönüştürüldü. Artık ABD’de nükleer santral bitmiş (istenmeyen) bir teknoloji çeşidi olarak göz önüne alınabilir» diyor.

 

Mart 1997 Monju’dan sonra, Eylül 1999’da Tokaimura’da yaşanan Japonya’nın en büyük nükleer kazası nedeniyle, Japonya halkı da nükleer santrallara karşı çıkmaya başladı. Japonya’da, 1996 yılında Maki Kasabası’na yapılmak istenen nükleer santral için, halk referandumda «hayır» demişti.

 

Kanada’da, 13 Ağustos 1997 tarihinde 21 adet CANDU nükleer santralından 7’si, ABD’li ve Kanada’lı uzmanlarca yapılan denetimlerde yetersiz, tehlikeli ve yönetim hatası bulunduğu için kapatıldı.

 

Avusturya’da yapımı 1978 yılında biten Zwentendorf Nükleer Santral’ı, referandum sonucu hiç çalıştırılmadan kapatıldı. Filipinler’de Marcos zamanında bitirilen Bataan Nükleer Santral’ı, yapılan binlerce mühendislik hatası ve güvenlik nedeniyle işletmeye alınmadı.

 

Brezilya ise, yapımı bitmekte olan ikinci santralından ve 1.1 milyar dolar harcadığı üçüncü nükleer santralından vazgeçti. İsveç, 1980 yılında yapılan referandum sonucunda 2010 yılında, elektriğinin %46’sını elde ettiği tüm nükleer santrallarını kapatma kararı aldı ve 1999 Kasım ayında Barseback-1 Santralı’nı sökmeye başladı.

 

İtalya, Kasım 1987’de yapılan referandum sonucu, nükleer enerjiden vazgeçti ve %70’ tamamlanmış olan Montalto di Castro dahil 4 nükleer santralını kapattı. Almanya, 1991’de bitirilen SNR-300 Kalkar santralını ve Hanau MOX tesisini hiç işletmeden kapattı. İspanya 1984 yılında %92’si bitirilen Lemoniz 1-2 ve Valdecaballeros 1-2 santrallarını kapattı. Belçika, AB’nin yoğun baskısı sonucu santrallardan birisini kapatacağını açıkladı. ABD, 1984 yılında bitmiş olan Shoreham santralını, işletmeye almadan kapattı. Rusya, etkileri hala devam eden Çernobil faciasından sonra, daha önce planladığı onlarca santral projesini iptal etti. Endonezya, Tayland ve Vietnam gibi «Asya Kaplanları», nükleer planlarını terk ettiler.

 

Mersin’liler nükleer santral istemiyorlar

 

Bız biliyoruz ki yaşanmış  yüzlerce olumsuzluklara rağmen bu nükleer santral projelerinin Türkiye üzerinde de uygulanması dayatmalarının arkasında ve kaynağında emperyalist ülkeler vardır.

Şimdi nükleer lobilerin, beyinleri gözleri, kulakları ve elleri Türkiye’ye odaklanmış durumda. Hemen hemen her konuda; onlar tarafından demokrasi, insan hakları, insanların gelecekleri, sağlık hakları ve güvenlikleri hiç önemsenmiyor! Zararlı, kirli teknolojiler, atıklar vb. konularında çifte standart uyguluyorlar. Batılı ülkeler, artık kendi halklarına reva görmedikleri nükleer santralları, batmakta olan nükleer sektörlerini kurtarmak için, ya da kendi nükleer artıklarını gömmek için Türkiye’yi ve Türkiye gibi ülkeleri hedef olarak seçiyorlar.

 

Kişisel çıkarları için faciaları üstlenenler bize karanlık bir gelecek hazırlıyorlar!

 

Fransa’da yayınlanan France Soir Gazetesi 16.03.2011 tarihinde «Japonya’da Nükleer Facia, Dünyanın korkuyor» başlığıyla  olayı duyurdu.

 

Avrupa Birliği’nin 27.09.2001 tarih ve 2001/77/EC sayılı “Dahili Elektrik Pazarındaki Yenilenebilir Enerji Kaynaklarından Üretilen Elektriğin Teşvik Edilmesi” başlıklı Yönetmeliği’nde, AB ülkelerinde 2010 yılında tüketilecek tüm elektriğin %22.1’inin yenilenebilir (yeşil) enerji kaynaklı olması öngörülmekte ve rüzgar, güneş, jeotermal, dalga, gelgit, hidrolik, biokütle, çöp ve arazi dolgularından elde edilen gaz, pis su tasfiye tesisleri gazı, biyogaz gibi kaynaklardan elde edilen enerji, “yenilenebilir (yeşil) enerji” olarak tanımlanmaktadır.

Türkiye de, yönünü “yenilenebilir enerji” kaynaklarına çevirmek zorundadır. Bu nedenle artık zorunlu olarak tercihlerini, teşviklerini, kaynaklarını, planlamalarını, yatırımlarını, uygulamalarını buna göre düzenlemek zorundadır. Çünkü, yenilenebilir ve temiz enerji kaynakları arasında «nükleerler»  yoktur.

 

Neden Mersin seçildi?

 

Rusya kendi elindeki tehlikeli atıkları ve kullanacağı malzemeleri rahatça getirebilmesi için deniz yolunu kullanacak! Getirilecek atıkların yapılacak santralın temellerinde kullanılma durumu da söz konusu olabilecek! Akdeniz’in ve Mersin çevresinin karşılaşacağı risklerle kurulacak santralın model olarak 40 yıl öncesine ait olması gibi konular hiç umursanmıyor. Bilimsel, millî, askeri hiç bir güvenlik araştırması yapılmadan,  halktan dünya gerçekleri kaçırılarak menfaate ve paraya dayalı bir proje oluşturulmaya çalışılıyor. Böylece bölgenin dünyaya ulaştırılan sebze ve meyve üretimi ve ihracatı da tehlikeye atılıyor! Bundan sonra bölge halkına ve dünyaya zehirli ve sağlıksız ürünler yedirilecek!

 

Recep Tayyip Erdoğan’dan gerçek dışı vaatler

 

AKP yöneticileri gerçek dışı olduğunu bile bile «İleri demokrasi»,  «Büyük ekonomi», «Güçlü toplum»,  «Yaşanabilir çevre ve yaşanabilir şehirler» «Lider Ülke» şeklinde projelerden bahsediyorlar. 9 yılda demokrasiyi, ekonomiyi, çevreyi ve şehirlerimizi ne hale getirdiklerini binlerce kötü örnekleriyle gördük!  Türkiye’nin hangi olumsuz konularda lider olduğunu da sadece bizler değil, bütün dünya gördü.

 

AKP yöneticilerinin teknolojide, sağlıkta, güvenlikte, çevrecilikte, insan hayatına karşı sorumlulukta, nerede bulundukları çağ dışı uygulamalarıyla gördük!  En son örnek Kütahya'da özelleştirilen Eti Gümüş A.Ş.'nin madeninde yaşanıyor. Ülkemiz ve bölge insanı Macaristan’daki felaketin 25 katı tehlikeyle karşı karşıya.siyanürle işlem yapılamayacağına» dikkat çekti.

Kütahya'nın Tavşanlı İlçesi'ndeki gümüş tesislerinde 7 Mayıs 2011 tarihinde saat 15.30 civarında 5 havuzdan oluşan atık barajının 2 ve 3 numaralı havuz arasındaki setin bir kısmının yıkılması bölge halkının sağlığını ve hayatını tehlikeye itiyor. Recep Tayip Erdoğan’a kadar bir çok yetkili tarafından yapılan bilimsel ve hukuki olmayan «sehven», «tatmin olduk», «ikna olduk» açıklamalarına benzer açıklamalar tedirginlikleri, endişeleri, karamsarlıkları körüklüyor.

 

AKP ile hiçbir işletmede, kurumda, felakette, öngörü, tedbir, denetim ve sorumluluk göremiyoruz

 

AKP yöneticilerinin Türk Milletinin geleceğini ilgilendiren hiçbir ciddi projesi yok. 9 yılımızı hiçbir şey yapmadan hiç ettiler. Tam seçim dönemine getirerek yaptıkları fabrika temelleri atma girişimleri ise birere göz boyama girişimleridir. Onlar söyleyecek hiçbir sözleri, hizmetleri kalmadığı için  rontgencilik ürünü, bel altı vuruşlarıyla, ahlâk dışı siyasete sığındılar! İktidarın görevi bugün onlara gelen yarın bize gelebilir diyerek yatak odalarına girenleri yakalamak ve cezalandırmak olmalıydı. AKP yöneticileri İslâm’ı da insanî değerleri de temsil edemiyorlar!

AKP yöneticilerinin, partizanlık, adam kayırma gibi yollarla seli, yağmuru, maden kazalarını, tren ve yol kazalarını kadere bağlayarak, şirke düşerek nasıl karşıladıklarını, sorunları yönetme yerine artırdıklarını esefle görüyoruz.

Hani 12 Eylül darbecilerinden hesap soracaklardı? Deniz Feneri yolsuzluğunun üzerine neden gitmediler?

Önümüzdeki seçimlerde AKP’ye oylarınızı vermeyerek kendinize, geleceğinize, sağlığınıza, onurunuza ve vatanınıza sahip çıkın!

 

 

 

Bazı AKP milletvekillerini

hiddete iten siyaset

 

 

Üzeyir Lokman ÇAYCI

 

 

¤ Nahl Sûresi, 85. âyet : O zulmedenler, azabı gördüklerinde, artık onlardan azap hafifletilmez, onlara mühlet de verilmez.

 

¤ Hucurât Sûresi, 12. âyet : Ey iman edenler! Zandan çokça kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını araştırmayın. Biriniz diğerinin arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz.  O halde Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir.

 

¤  Hucurât Sûresi, 11. âyet : Ey mü’minler! Bir topluluk diğer topluluğu alaya almasın. Belki de onlar, kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da kadınları alaya almasınlar. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kendi kendinizi ayıplamayın, birbirinizi kötü lâkâplarla çağırmayın. İmandan sonra fâsıklık (1) ne kötü bir isimdir! Kim tövbe etmezse böylesi kimseler zâlimlerdir.

 

Daha önce iki AKP milletvekilinden  aldığım onurlu cevaplar beni sevindirmişti

 

Ben bazı yazılarımı ayırım yapmadan zaman zaman milletvekillerine de gönderiyorum. Aldığım olumlu veya olumsuz tepkileri de zaman içerisinde değerlendiriyorum.

 

AKP İstanbul Milletvekili Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş’ın 26.03.2005 tarihinde bana gönderdiği mesajdaki ifadele dikkatinizi çekiyorum :

«Sayın Üzeyir ÇAYCI
Gönderdiğiniz maili aldım. Teşekkür ederim. Vatandaşlarımızın yurtdışındaki başarıları her zaman beni gururlandırmıştır. Şahsınızı tebrik eder, başarılarının devamını dilerim.

Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş
AKP Milletvekili»

 

AKP’nin Çankırı bölgesi Milletvekili  Prof. Dr. Hikmet ÖZDEMİR gönderdiğim «DAĞ BABAMIN ATININ ADIYDI»  başlıklı şiirimle ilgili bana 30.11.2005 tarihinde şu şekilde cevap vermişti :

 

«Üzeyir Bey,
Geçen cumartesi aksamı babam vefat etmişti. Maraş'a gittim. Bu sabah ofisime döndüm. Baktım sizin bir şiiriniz gelmiş. Müthiş bir rastlantı oldu. Size minnettarım. Benim babamın atı yoktu ama sanki varmış gibi okudum şiiri.
Lütfen bana posta adresinizi iletir misiniz?
Size bazı kitaplarımı göndermek istiyorum.

Prof. Dr. Hikmet ÖZDEMİR
Çankırı Milletvekili»

 

Bu değerli Milletvekili daha sonra bana hediye olarak  kitaplarından da göndermişti.

 

Bugün AKP yöneticileri, toplumu da, milletvekillerini de olumsuzluklara sürüklediler

 

« DAĞ BABAMIN ATININ ADIYDI» şiirimi de AKP Malatya Milletvekili Mehmet Şahin’in içinde bulunduğu bir gurup AKP milletvekillerine de göndermiştim.

 

Bu şiirimi alan AKP milletvekillerinden biri aşağıdaki mesajı gönderici kısmına  «Hotmail»   ismini yazarak 10.04.2011 tarihinde bana gönderdi. Gönderici ismi altındaki e-mail adresinin de AKP Malatya Milletvekili Mehmet Şahin’in  ikinci adresine ait olduğunu gösteriyordu.

 

Bakın bana gönderilen mesaja (IP: 178.247.163.73), hiçbir düzeltme yapmadan aynen naklediyorum :

 

«Chp Bütün Ergenekon sanıklarını bunyesine almalı ve ömür boyu milletvekili yapmalı

Cunku bazılarını aday gösterip bazılarını göstermemek büyük ayrımcılıktır. Bütün sanıklar aday yapılıp eşitlik sağlanmalıdır. Kamuoyunun yakından tanıdığı ve CHP ye oldukça prestij kazandıracak anlı şanlı generallerden  Sener Eruygur, Hurşit Tolon,Çetin Doğani listenin başına yerleştirlmelidir.Cihaner,Balbay,Haberal,Özbek için  öncelik tanınması da Anayasayı ihlaldir. Yanı böylelikle  bazılarını aday yaparak suçsuz olduklarını, aday yapmadıklarını  da suçlu olarak töhmet altında bırakmış olmuyor mu?Hani Anayasamızda herkes eşitti? CHP Anayasayi ihlal ediyor Derhal anayasaya uymali ve bütün  Masum ve mazlum Ergenekeon saniklarini aday yapmali TBMM catisi altinda dokumulmazlik zirhina burundurmelidir  Hatta bana kalsa yazık  degil mi bu adamlara  Sunun surasinda 3 milyoncuk insani oldureceklermis topu topu  Hem daha oldurmemisler ki  Sadece 17 500 tanesini deneme mahiyetinde faili malumnolarak temizlemişler ama hiçbir sucu günahı olmayan  bu rütbeli ve konfora alışık adamlar için aslında  ömür boyu milletvekilliği diye bir anayasa maddesi koymak hiç de fena olmaz. Ya da hiç olmazsa ömür boyu.  Hadi bunu da çok görüyorlarsa bari  bunlar için ozel bir yargilanamaz kanunu çıkarılsa ne olur yanı?   Çünkü ayıptır günahtır. Hem sonra elaleme ne diyeceğiz. Bakın AB den bunu soruyorlar ABDden bunu soruyorlar Mutlaka bunun hesabını Akpye birgun sorarlar

Acemi nalbant Kemal Kilicdaroglu CHPde siyaseti yeni öğrendiği için durmadan çark ediyor : bugüne kadar 100 kusur defa çark eden Kulicdaroglu son olarak bazi Ergenekon  sanıklarını da liste disinda bırakarak bir kez daha çark etti»

 

Bu  mesaj bana gönderilirken kopyası aynı anda aşağıdaki kişilere de gönderildi :

 

1)     AKP Kütahya Milletvekili Hüsnü ORDU

2)     AKP Kütahya Milletvekili Hüseyin TUĞCU

3)     AKP Malatya Milletvekili ve MKYK Üyesi Öznur ÇALIK

4)     AKP Malatya Milletvekili Mücahit FINDIKLI

5)     AKP Malatya Milletvekili Fuat ÖLMEZTOPRAK

6)     AKP Malatya Milletvekili Ömer Faruk ÖZ

7)     AKP Manisa Milletvekili ve Başbakan yardımcısı Bülent ARINÇ

8)     AKP Manisa Milletvekili Recai BERBER

9)     Genel Başkan Yardımcısı ve Manisa Milletvekili Hüseyin TANRIVERDİ

10) AKP Mardin Milletvekili Süleyman ÇELEBİ

11) AKP Mardin Milletvekili Yard.Doç. Dr.  Cüneyt YÜKSEL

12) AKP İzmir Milletvekili Prof. Dr. Mehmet TEKELİOĞLU

 

Türk Silahlı kuvvetlerini savunmak,  hepimizin görevi olmalı!

 

Bu mesajdaki onur kırıcı sözlere bakın :

 

1)     Kamuoyunun yakından tanıdığı ve CHP ye oldukça prestij kazandıracak «anlı şanlı generallerden» Şener Eruygur, Hurşit Tolon, Çetin Doğan’ı listenin başına yerleştirilmelidir.

2)     «Masum ve mazlum» «Ergenekeon sanıklarını» aday yapmalı

3)     Şunun şurasında «3 milyoncuk insanı öldüreceklermiş topu topu»

4)     «Hem daha öldürmemişler ki»  «Sadece 17 500 tanesini deneme mahiyetinde faili malum olarak temizlemişler»

5)                             «hiçbir suçu günahı olmayan»  bu rütbeli ve konfora alışık adamlar için aslında  ömür boyu milletvekilliği diye bir anayasa maddesi koymak hiç de fena olmaz.

6)                             «Acemi nalbant Kemal Kılıçdaroğlu» CHP’de «siyaseti yeni öğrendiği için» «durmadan çark ediyor» : bugüne kadar 100 kusur defa çark eden «Kulicdaroglu» son olarak bazi Ergenekon  sanıklarını da liste dışında bırakarak bir kez daha çark etti

 

Bu mesajda çok ciddi ithamlar, hakaretler, hafife almalar ve aşağılamalar var. Bu suçlamayı yapan iktidar partisinin bir üyesidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde de milletvekilleri Anayasa`nın 81. Maddesine göre şu şekilde andiçerek görevlerine başlarlar :

«Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, demokratik ve laik Cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağıma; toplumun huzur ve refahı, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması

ülküsünden ve Anayasaya sadakattan ayrılmayacağıma; büyük Türk Milleti önünde namusum ve şerefim üzerine and içerim»

 

Pekiyi hedefte kimler var?

 

1)       Hazmedemedikleri muhalefet partileri, dolayısıyla CHP  ve  Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı Kemal KILIÇDAROĞLU;

2)       Türk Silahlı Kuvvetleri, Türk Silahlı Kuvvetlerinin onurlu mensupları ve Türk Milleti var. Bu itham, suçlama, hakaret içeriği itibarıyla  hepimize yapılmış kabul edilmelidir.

 

Yapılan ithamlar oldukça ağır. «Ergenekeon, Kulicdaroğlu» gibi sözler, bilerek yazıldıysa oldukça düşündürücüdür.

Bana böyle bir mesajın gönderildiğini bilen  12 AKP üyesi bu mesajı alır almaz AKP Malatya Milletvekili Mehmet Şahin’in hata yaptığını, bu açıklamaları tasvip etmediklerini bildiren bir açıklama yapmaları gerekliydi. Maalesef böyle bir açıklama yapmayarak onlar da  bu hatalara ortak olmuşlardır.

 

Sonuç : Bu şekildeki açıklamaların hukuki karşılığında «iftira, itham, alay ve aşağılama» olduğu için «suç» kapsamına girmektedir. AKP içerisinde böyle konuşmaların rahatlıkla yapıldığının ve hakaretlerin normalleştirildiğinin de psikolojik bir yansımasıdır.

Bu hitap tarzı AKP yöneticilerinin emperyalist çerçeve içerisinde nasıl şekillendiklerinin de bir göstergesidir.

AKP’yi önümüzdeki seçimde Türkiye Büyük Millet Meclisi dışında bırakmak hepimizin ülküsü olmalıdır.

 

 

« DAĞ » BABAMIN ATININ ADIYDI

"Dağ" babamın atının adıydı
Kan renkliydi
Onu hesapsız
Silahıyla
Hiç bir zaman üstünde taşımazdı...
Sırtüstü düşürürdü yere...
Sevgi diliyle kişner
Kalleşliği sevmez
Dostluktan pek anlardı...

Şimdi
Kiminin düşüncesini aldılar
Kiminin ellerindekilerini
Gençlikleri birer birer sıyrıldıkça
Bedenlerinden
Nefretleri çıktı ortaya.

Destek buldu masumlara acı çektiren kimlikleri...
Bir sloganın içindeydi hayatları :
"Yaşasın inekler...
Kahrolsun dört ayaklı sinekler..."

Arkalarında onları hayal peşinde koşturan
Korkunç ve belalı bir dev...
Önlerinde uçsuz bucaksız insan yutan
Bir karanlık...
Ekilir elleriyle geleceğe bir hiç!
Alınır hasılatı sonra :
Boynu bükük bir Halime
Ve üstü açık bir samanlık...

Ağıtlar yakılır zindanlarda
Ömürler tüketilir meydanlarda
Geride bırakılır dostluklar
Hergün yeniden yeşertilir düşmanlık.

"Dağ" babamın atının adıydı
Kan renkliydi
Onu hesapsız
Silahıyla
Hiç bir zaman üstünde taşımazdı...
Sırtüstü düşürürdü yere...
Sevgi diliyle kişner
Kalleşliği sevmez
Dostluktan pek anlardı...

Üzeyir Lokman ÇAYCI
Paris, 09.08.2003

 

 

 

Paris, 11.04.2011

 

 

 

(1)  Fâsık :  Günahkâr. Hak yolundan hariç olan. Allah’ın emirlerini yapmamaya, yasak olanları yapmaya alışmış olan. Büyük günahı işleyen veya küçük günahta ısrar eden kimse.

 

 

 

Selam ve sevgilerimle.

Üzeyir Lokman ÇAYCI
Concepteur industriel - Architecte d'intérieur
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes la Ville
FRANCE

 

uzeyir.cayci@free.fr










------------------------------------------------------------------

http://www.artmajeur.com/serap/

-------------------------------------------------------------------

 

ILLUSTRATIONS (Resim) : Üzeyir Lokman ÇAYCI

 

 

 

Öğretmen olmak

 

 

Üzeyir Lokman ÇAYCI

 

 

 

S.K. Millî Eğitim Müdürü idi. Ehhh bir partiye ve bir kaç milletvekiline sırtını dayadı… İşleri kebap gibiydi.  Kral odası gibi bürosu, etrafında fır dönen yardımcıları, tayin için gelen güzel kızlar onu iyice keyiflendiriyordu. Niğde Valisi H.Ö.,  S.K.’nın siyasi ağırlığından dolayı, ona oldukça mesafeli duruyordu.

 

Aksaray, Ulukışla, Bor ve Çamardı ilçelerinin millî eğitiminden sorumlu bir kişi olarak altında bir makam arabasıyla, şoförüyle, fiyakasıyla havası yerindeydi. 40 yaşın üzerinde olması eşinin bir gözünün görmemesi gibi sözlerin çevrede dolaştığı sıralarda o Şekerpınar’a  ulaşan bir macera zinciri oluşturdu. Annesi veya babası hasta olan,  ya da  bol köpekli köylerde çürümemek isteyen genç bayan öğretmenler çaresizlik içerisinde onun tekliflerine «evet»  diyorlar ve sonu belli olmayan yolculuğa koyuluyorlardı.

 

Tayin bekleyen Ihlara’lı genç bayan öğretmenle başlayan bu macera, makam, yetki ve teklif üçgeniyle şekillendi. Bu anlı - şanlı Millî Eğitim Müdürü S.K.  seçtiği bu kurbanına «seni istediğin yere tayin ederim, ama bir şartla... dedi ve ekledi  :  Bana Şekerpınar’da içkili bir yemek ziyafeti ver, bu işin olsun bitsin ...»

 

Gelecek nesilleri yetiştirme kararlılığında olan bayan öğretmen Şekerpınar’daki yemek sonrasında uyandığı zaman kendisini çırılçıplak vaziyette Millî Eğitim Müdürü S.K.‘nın koynunda buldu. Gözyaşlarını tutamadı, çırpındı, gelecekteki analığının hassas can damarlarına ilk dinamiti koyarak duygularını ve devlete olan güvenini paramparça eden bu adama lanetler okudu. Perişan vaziyette kasabasına döndü. Olup bitenleri annesine anlattı. Annesi üzüntüden yatağa düştü. Başına gelenleri babasından aylarca gizlediler. Sonra hamile olduğu anlaşılınca gizlice  annesiyle Ankara’nın yoluna koyuldular. Orada bir ameliyatla çocuk alındı. Her şeye rağmen Millî Eğitim Müdürü S.K.  onun tayinini yapmadı. Vali H.Ö.’in de bu durumdan hiç haberi olmadı.

 

Tayin bekleyen Aksaray’lı genç bayan öğretmenle devam eden bu macera yine makam yetki ve teklif üçgeniyle şekillendi. Anlı - şanlı Millî Eğitim Müdürü S.K.  bu kurbanına  da «seni istediğin yere tayin ederim, ama bir şartla... dedi ve ekledi :  Bana Şekerpınar’da içkili yemek ziyafeti ver, bu işin olsun... bitsin ...»

Annesi veya babası hasta olan  ya da  bol köpekli köylerde çürümemek isteyen genç bayan öğretmen çaresizlik içerisinde «evet» dedi ve sonu belli olmayan yolculuğa koyuldu. Şekerpınar’daki yemek esnasında da Millî Eğitim Müdürü tarafından gizlice uyuşturucu atılan içeceklerle Aksaray’lı genç Bayan öğretmen de kendisini kaybetti. Uyandığı zaman kendisini çırılçıplak vaziyette Millî Eğitim Müdürünün koynunda buldu. Ağladı, çırpındı, gelecekteki analığının hassas can damarlarına ilk dinamiti koyarak duygularını ve devlete olan güvenini paramparça eden bu adama lanetler yağdırdı. Hukukun sükut ettiği, yüce bir makamın sapık duygularla işgal edildiği, insan haklarının umursanmadığı bir zamanda perişan vaziyette Aksaray’a döndü. Olup bitenleri annesine anlattı. Annesi üzüntüden yatağa düştü. Başına gelenleri babasından aylarca gizlediler. Sonra hamile olduğu anlaşılınca annesiyle Ankara’nın yoluna koyuldular. Orada bir ameliyatla çocuk alındı. Her şeye rağmen Millî Eğitim Müdürü onun tayinini de yapmadı. Vali H.Ö.’nin bu durumdan da hiç haberi olmadı.

 

Bu kez kurban Niğde’den seçilmişti. Tayin bekleyen  genç bayan öğretmenle sürdürülen bu macera yine makam yetki ve teklif üçgeniyle şekillendi. Anlı şanlı Millî Eğitim Müdürü S.K.  bu kurbanına  da «seni istediğin yere tayin ederim, ama bir şartla... dedi ve ekledi :  Bana Şekerpınar’da içkili yemek ziyafeti ver, bu işin olsun... bitsin ...» Annesi veya babası hasta olan  ya da  bol köpekli köylerde çürümemek isteyen genç bayan öğretmen çaresizlik içerisinde evet dedi ve sonu belli olmayan yolculuğa koyuldu. Şekerpınar’daki yemek esnasında da Millî Eğitim Müdürü tarafından gizlice uyuşturucu atılan içeceklerle Niğde’li genç bayan öğretmen bayıltılarak boşluğa düşürüldü. Uyandığı zaman kendisini çırılçıplak vaziyette Millî Eğitim Müdürünün koynunda buldu. Ağladı, çırpındı, «gelecekteki analığının hassas can damarlarına ilk dinamiti koyarak» duygularını ve devlete olan güvenini paramparça eden bu adama lanetler okudu. Perişan vaziyette Niğde’ye döndü. Olup bitenleri annesine anlattı. Annesi üzüntüden yatağa düştü. Başına gelenleri babasından aylarca gizlediler. Sonra hamile olduğu anlaşılınca annesiyle gizlice Ankara’nın yoluna koyuldular. Orada bir ameliyatla çocuk alındı. Her şeye rağmen Millî Eğitim Müdürü onun tayinini de  yapmadı. Vali H.Ö.’in  bu durumdan hiç haberi olmadı.

 

Aksaray’da Hasandağı ve Uluırmak, Niğde’de Niğde’nin Sesi ve Millî Hamle Gazetelerinde yazılarım yayınlanıyordu. Bu üç olayı duyduğum zaman ben bu Millî Eğitim Müdürü’nün diğer kurbanlarını aramaya koyuldum. Ablam Öğretmen F.A.’nın da bu halkaya alındığını duydum. Bizzat ilk görüşme esnasında Millî Eğitim Müdürü S.K.’nın makam odasına  izinsiz girerek ve bu kişiyi uyararak,  bu oyunu başında  bozdum. Daha önceden ismimi duyan, ablamın da ismimi söylemesiyle beni tanıyan bu kişi renkten renge girdi.

Amacım sürekli hale getirilen taciz ve tacavüz olaylarını durdurmak ve yarının anaları genç öğretmenlerimizin daha fazla hayatlarını karartmadan yetkililere hukuki önlemler aldırtmaktı. Son kurbanın Ulukışla ilçesinde olduğunu öğrenerek bir pazartesi günü yola koyuldum. Son kurban N.G. isimli bayan öğretmenle Ulukışla’da Kılıçarslan İlkokulunda bizzat görüştüm. O da hamileydi. Çantamdaki ses cihazına da konuşmalarını kaydettim. İşte bu andan itibaren etrafımda bir hareketlilik başladı. Baktım ki çok tehlikeli tertipler planlanıyor... Pazartesi günleri Ulukışla’ya kamyonetiyle bakır satmaya gelen komşumuz Ahmet ALINAK’ın kamyonun içinde bulunan büyük bakır kazanlardan birinin içine gizlice girdim. Ve beklemeye koyuldum. Civarda tabancalı adamların beni aradıklarını da  sonradan öğrendim.

Nihayet komşumuzun bakır eşya kamyonu pazar sonrası hareket etti. Bor’a geldiğimiz zaman arka kapak açılınca önce korkmaması için yavaşça konuştum, sonra Ahmet ALINAK’a durumu anlattım. O da bana «demek sen bizim kamyondaydın,  bir çok kişi seni arıyordu, senin eşkalini vererek sağa sola soruyorlardı» dedi.

 

Eve girdiğim zaman annem :«Neredesin oğlum, Vali Bey seninle acil olarak görüşmek istiyormuş, makam polisi Fevzi Çelik buraya geldi» dedi. Ertesi günü sabah erken saatlerde Niğde’ye gittim. Önce Niğde’nin  PTT Caddesinde Bulunan Niğde’nin Sesi Gazetesi ve Tuğrul Matbaasının bulunduğu binaya girdim ve sahibi Fuat Tuğrul ile görüştüm. Benim her zaman «Fuat Ağabey» diye hitap ettiğim bu değerli kişiyi de Vali Bey’in aradığını ve beni sorduğunu, Ulukışla’ya neden gittiğimi öğrenmek istediğini, söyledi. Fuat Ağabey de Vali Bey’e «Biliyorsunuz onun biz gazetemizde devamlı haber ve yazılarına yer veriyoruz. O gereksiz hiç adım atmaz, dürüst ve kişilikli bir arkadaşımız... Buraya gelince mutlaka bize uğrar, ben sizin aradığınızı kendisine ileteceğim. » demiş. Vali Bey : «Ben de tanışıyorum onunla.» şeklinde cevap vermiş.

Çok geçmeden valiliğe gittim. Makam Polisi Fevzi Bey beni güler yüzle karşıladı. Dün Vali Bey’in isteği üzerine sizin eve gittim :  Yani 14 kilometre uzaktaki Bor’a… Ulukışla’dan buraya telefon açmışlar, senin röportaj için bazı kişilerle görüştüğünü, kaymakam adıyla buraya bildirdiler, dedi.

 

Fazla vakit kaybetmeden Vali Bey’in bulunduğu bölüme girdim. Vali Bey’e olup bitenleri anlattım. «Milli Eğitim Müdürü S.K. ’nın ilimizde bulunan dört  bayan öğretmene tecavüz ettiğini ve bunlardan dördüncüsünün de hamile olduğunu» söyledim. «Ulukışla Kaymakamı adıyla size telefon açıldığını, halbuki ben orada iken tayini çıktığı için bir gün önce Ulukışla’dan ayrıldığını, öğrendim» dedim.

Vali Bey gerçekleri öğrenmişti. Bana teşekkür etti.  Millî Eğitim Müdürü hakkında hemen soruşturma açıldı. O ise içinden bulunduğu zor durumdan kurtulmak için Ilk eşinden ayrılarak en son hamile bıraktığı öğretmen bayan N.G. ile evlendi. Geride bıraktığı acılı öğretmenlerin ise toplum baskılarından korktukları için şikayetçi olamamaları sebepleriyle hesaplarını soran dahi olmadı.

 

Aksaray, Ulukışla, Bor ve Çamardı ilçelerinin millî eğitiminden sorumlu bir kişi olarak altında bir makam arabasıyla, şoförüyle, fiyakasıyla havası yerinde olan 40 yaşın üzerindeki Anlı - şanlı Milli Eğitim Müdürü S.K.’nın  Şekerpınar’a  ulaşan bu macera zinciri kırılarak ortadan  kaldırılmıştı. (1)

 

Niğde, 13.12.1972

 

 

(1)  1995 yılı Aralık ayı sonunda Bor’da idim.  Güzel ilçemizin güzide evlâtlarından Vali İhsan DEDE ile Emin ATLI Ağabeyin eczanesinde görüştüm. Bana : «Sen isimsiz bir kahramansın. Bir çok  bayan öğretmenin hayatlarını karartacak afetlerin önüne geçtin. Buna rağmen sana takdirname vermeleri gerekenler seni işkence ile cazalandırdılar.»  Sonra bana sarıldı ve «geç de olsa bu onurlu faaliyetlerinden ve asil kişiliğinden dolayı seni kutluyorum» dedi. Yıllar sonra da olsa o günlerdeki faaliyetlerimi takdir eden vali seviyesinde ikinci kişiyle karşılaşmanın sevincini yaşamıştım.

 

 

 

Selam ve sevgilerimle.

 

Üzeyir Lokman ÇAYCI
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes la Ville
FRANCE

 

 

uzeyir.cayci@free.fr











------------------------------------------------------------


http://www.artmajeur.com/serap/










------------------------------------------------------------

 

 

Resim  :  Üzeyir Lokman ÇAYCI

 



 

 

Siz ne biçim

Müslüman’sınız ?

 

 

Üzeyir Lokman ÇAYCI

 

 

«Masumiyet karşısında hiç bir güç duramaz…»

 

Irak’ta bir buçuk milyon Müslüman’ın emperyalistler tarafından katledilmesine, iş cinayetlerine de Ostim’deki patlamalara da sebep olan AKP ve AKP destekçilerdir. Size soruyorum bu ağır veballeri nasıl taşıyacaksınız?

 

¤  Nisa Sûresi, 93. âyet :   Kim bir mümini kasden öldürürse cezası, içinde ebediyen kalacağı cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, onu lânetlemiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.

 

Adana İncirlikten kaldırılan savaş uçaklarıyla Amerikan askerlerine Irak’ta çoluk-çocuk, yaşlı-hasta demeden bir buçuk milyon Müslüman’ın katlettirilmesine, binlerce Müslüman bayanın hunharca tecavüze uğratılmasına sebep olmak, destek çıkmak ve Recep Tayyip Erdoğan ‘ın diliyle «Kahraman(!) Amerikan askerlerinin sağ salim ülkelerine dönmeleri için dua ediyorum» şeklinde dua etmek,  zulme destek çıkmak haram ya da günah değil, ama içki içmek günah! Müslümanlığı sadece şişelerin içine koyarak kendilerine siyasi gelecek hazırlamak istiyorlar!

Bu ne biçim anlayış, bu ne biçim Müslümanlık?

AKP yöneticileri oldukları gibi görünmüyorlar, göründükleri gibi de olmuyorlar!

Başbakanlık koltuğunda oturan Recep Tayyip Erdoğan’ın İsrail’e tavır koyduğuna dair görüntülerin ve söylenilenlerin hepsi senaryo... Geri planda küçümsenmeyecek bir işbirliği, İsrail’e verilen yüksek  ticari kazançlarla belgelendi. Amerika demek İsrail demek... Amerika için eşgüdüm başkanlığı yapan Recep Tayyip Erdoğan’ın İsrail için de eşgüdüm başkanlığı yapması gerçekler biline biline gizlenebilir mi?

Emperyalist ülkelerce BOP projesi,  «Ilımlı İslâm», «medeniyetler arası ittifak», «dinler arası diyalog» projeleri de Recep Tayyip Erdoğan öncülüğünde bölgemizde yürütülmek isteniyor. Bu yönde insanlar, sivil toplum örgütleri, gazete ve televizyonlar yandaşlaştırılarak, kendilerine verilen  parasal desteklerle emperyalizme hizmet ettiriliyorlar. Bu oyunlar bütün dünya ülkeleri tarafından da biliniyor...  Türk halkının önüne de başörtüsü, alkol, vb. göz boyayıcı unsurlar konuluyor. Yani halk bunlarla, Ergenekon safsatalarıyla, iftira ile donatılan senaryolarla, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na AKP’ye not verdirtilerek  oyalandırılırken geri plandan Türkiye’nin parçalanması  için çalışılıyor.

 

Gazetelere ve  televizyonlara da yansıyan «Şerefsiz», «alçak», «vurdururum onu» sözleri kime ait? :  Recep Tayyip Erdoğan’a ait! Gerisini düşünmek ise size düşüyor...

Ne zaman uyanacağız? Ne zaman kendinize ve vatanınıza sahip çıkacaksınız?

 

¤  Nisa Sûresi, 139. âyet : Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinenler, onların yanında izzet (güç ve şeref) mi arıyorlar? Bilsinler ki bütün izzet yalnızca Allah’a aittir.

 

Kendileri saraylarda, havalarda, israflarla sefa sürerlerken, sorumluluklarını, görevlerini unutarak insanlarımızı zehirli kömürlerle, işsizlikle, yoksullukla, sorunlarla baş başa bırakmak ve acılar içerisine itmek haram ya da günah değil, AKP yöneticilerinin umursamazlıklarına, vurdumduymazlıklarına karşı çıkmak haram ya da günah!

İşçilerimizin, memurlarımızın emeklilik müracaatlarını 2 yıl üç yıl savsaklayın, mahkemelere aleyhinizde kararlar çıkmaması için baskı yapın, aleyhinizde veya istemediğiniz kararları çıkaran hakim ve savcıları sürerek veya alt görevlere göndererek cezalandırın, sonra da Müslüman’lıktan bahsedin... Bu olacak iş değil!

 

Almanya'da 70 bin sağlık Kurumu, 8 bin kilise; Fransa'da 60 bin sağlık kurumu, 9 bin kilise; Türkiye'de ise 7 bin sağlık kurumu, 77 bin cami var iken dini, diyaneti siyasileştirmek, vatandaşları, hastane hastane süründürmek, onların yollarda can vermelerine sebep olmak

Haram ya da günah değil...

 

Eşi ve emsali görülmeyen israflar, yolsuzluklar ve sorumsuzluklar AKP döneminde görüldü

 

¤ Gelecekte AKP,  dünya üzerinde iftira ve tertiplerle kendi ordusuyla ve kahramanlarıyla savaşan tek hükümet olarak anılacaktır!

¤  AKP yöneticilerinin maskelerinin düştüğünü gören bazı AKP’li vatandaşlarımızdan ve Necmettin Erbakan taraftarlarından çok sayıda mesaj alıyorum. En az 180 AKP milletvekilinin önümüzdeki seçimler için isimlerinin çizildiğini biliyorum. Telefonları dinlenen bazı AKP milletvekillerinin tehditler altında bulundukları bizzat bana da bildirildi. Recep Tayyip Erdoğan gerginliklerden, birilerini kendisine düşman ilan ederek, kendilerine süikast yapılacağını ileri sürerek, mağduriyet siyasetiyle varlığını sürdürmektedir.  Bu tehlikeli siyasetin, neleri yozlaştırdığını, hangi taşları, nasıl yerlerinden oynattığını, neleri çürüttüğünü, nelerin altlarını oyduğunu düşünememektedir.

ALLAH beni hiç yanıltmadı. Rahmetli babamın bana sık sık söylediği bir sözü vardı : «Selvi ağacının sen hiç eğildiğini gördün mü? Dik dur, onurlu dur, aslına, özüne leke düşürme... Para, makam ve menfaatleri için küçülenlerden biri olma!» derdi.

AKP’liler, AKP’ye destek olanlar Türkiye Cumhuriyeti Devletinin sarsıntılara ve olumsuzluklara sürüklenmesinde aldıkları rol ve tuttukları saflar sebebiyle, yerlerini belli etmişlerdir. Gelecekte bu zihniyetlerin sancılı günler yaşayacaklarını şimdiden tahmin ediyorum. Temelsiz iddialar, köksüz siyaset, stratejisiz uygulamalar;  kin, iftira kaynaklı suçlamalar, fakir ve işsizlere yüklenen acılar onlara huzur vermeyecektir. Peygamberimiz (S.A.) : Düşmanına fazla buğzetme olabilir ki bir gün dostun olur, dostuna sırrını verme, olabilir ki bir gün düşmanın olur.» demektedir.

 

¤  AKP yöneticileri  8 yıllık dönemlerinde materyalist çarklarıyla kardeşi kardeşe, evlatları anne ve babalarına, aile fertlerini birbirlerine düşürmüş, aile bağlarının koparılmasına sebep olmuşlardır. Devleti ticarethane olarak gören bu zihniyet eriyen değerleri, yıkılan birlikleri, çözülen dostlukları, bitirilen kardeşlikleri bir meziyet gibi algılamış ve bu yıkımlardan zerre kadar sorumluluk duymamışlardır.

¤  Yüce askerlik görevini sözleriyle sulandıran ya da aşağılayan bana dünyada bir başbakan gösterin ki askerlik görevini yapmamayı «yırttın» tabiriyle ifade etsin? Tıpkı  şehitlerimizi «kelle» diye adlandırmaları gibi bir tabir bu!

¤  AKP’nin  8 yılda Türkiye’yi getirdiği nokta vicdan sahiplerini hiç endişelendirmiyor mu? Her şeyi parayla ölçen, hizmet, adalet  ve sadakat ölçüsünü kaybetmiş, din dışında bulunan bu kişileri Müslüman olarak nitelendirmek size ağır mesuliyetler yüklemektedir.

 

04.02.2011 tarihinde dünyaya yansıtılan bir Türkiye aşağılaması, sizin Müslüman kimliğinizi de tartışılır hale getiriyor : Türkiye rüşvet sıralamasında «dünya altıncısı» ve «Avrupa birincisi»...

 

¤  Nisa Sûresi, 10. âyet :   Haksızlıkla yetimlerin mallarını yiyenler şüphesiz karınlarına ancak ateş tıkınmış olurlar, zaten onlar alevlenmiş ateşe gireceklerdir.

 

¤  Öğrencilere yoksulu anlamayı öğütleyen Recep Tayyip Erdoğan, 4 milyon işçinin 629 liralık asgari ücretle süründüğü ülkede, eşine 2 bin liraya yabancı marka çanta alması yadırganmıyor, çek, senet ve kredi mağdurlarından habersiz olan AKP zihniyetinin yaptıkları israflar haram ya da günah değil...

¤  Başbakan Erdoğan açıklamalarının ardından eşi Emine Erdoğan, küçük oğlu Bilal Erdoğan, Devlet Bakanı Sait Yazıcıoğlu, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım ve Enerji Bakanı Hilmi Güler ile birlikte Başbakanlığa ait "ANA" uçağıyla Nahçıvan'a hareket etmeleri hiç mi hiç önemsenmiyor? Bu değirmenin suyu nereden geliyor diye bunu sorgulayan var mı? Devleti, emaneti, milletin saf duygularını bunlar nasıl anlıyorlar. Buna bir cevap versenize... Bu mu Müslümanlık?

¤  Başbakanlık koltuğunda oturan Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi, kızı ve oğluna kamuya ait uçakları "beleş" kullandırıp görevini kötüye kullanması,

¤  Başbakanlık koltuğunda oturan Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın «ATA uçağıyla» Katar’a düğüne gitmesi,

fakir  ve işsizlerin haklarını gözetmemeleri, milletin emanetini kendi çıkarları ve keyifleri için kullanmaları haram ya da günah değil...

¤  Başbakanlık koltuğunda oturan Recep Tayyip Erdoğan’ın, yerel seçimlerin ardından açlıktan ölenleri görmezlikten gelerek, ailesiyle birlikte dinlenmek için Hatay'a gitmesi, Hatay'ın tek 5 yıldızlı oteli olan ve termal suyuyla ünlü Ottoman Oteli'nde sefa sürmesi haram veya günah değil,

 

¤  Nisa Sûresi, 142. âyet : Şüphesiz münafıklar Allah’a oyun etmeye kalkışıyorlar; halbuki Allah onların oyunlarını başlarına çevirmektedir. Onlar namaza kalktıkları zaman üşenerek kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar, Allah’ı da pek az hatıra getirirler.

 

Başbakanlık koltuğunda oturan Recep Tayyip Erdoğan’ın 40 milyarlık Franck Muller marka saat taşıması ve İstanbul Boğazı’ndaki «nasıl sahip oldukları tartışılan» 5 adet villasıyla yansıttığı resim, Dolmabahçe ve Çırağan saraylarında sergilediği büyüklük özentileri, halka, insanlara saygısız, kaba ya da sert tavırları,  İslam’la bağdaşmıyor, mütevazilik ve devlet adamlığı görüntüsü de vermiyor. Haramın ve günahların koynunda bu kişiler asla İslam’ı da temsil etmiyorlar.

 

«Sebeplere takılanlar» ve «AKP ve yurtdışı gezileri» konularını da daha sonra sizler sunacağım.

 

Eş, dost ve akrabalara kadar sirayet eden israflar önemli boyutlara ulaştı

 

Tayyip Erdoğan’ın amca oğullarından biri olan AKP’li bürokrat Eyüp İlçe Milli Eğitim Müdür Vekili Güsamettin Erdoğan’ın 4 yıl içinde 160 ülkeyi gezmesi, yani devlet parası ile dünyayı bir ucundan diğer ucuna turlaması, buna seyirci kalınması, sebep olunması, öncülük yapılması haram veya günah değil...

 

Fabrika, okul, kütüphane ya da hizmet mekanları açma yerine otel açılışları yapıyorlar...

 

Kendi vatandaşlarının asırlara dayanan dayanakları dağları, içtikleri suları özleriyle ellerinden alan, çevreyi kirleten, bu doğal zenginlikleri yabancılara peşkeş çeken bir paracı zihniyetin ALLAH’la bağlantısı olur mu? İnsanları birbirleriyle kaynaştırma yerine, bölük pörçük etmeyi deneyen, teröristlere kucak açan, kendilerini eleştirenleri düşman ilan ederek onları akıl almaz usullerle cezalandıran hırslı,  iftiracı ya da intikamcı siyasetin Peygamber’le ilişkisi olur mu?

 

¤ Münâfıkûn Sûresi, 4. âyet : Onları gördüğün zaman kalıpları hoşuna gider, konuşurlarsa sözlerini dinlersin. Onlar sanki duvara dayanmış kütükler gibidir. Her gürültüyü kendi aleyhlerine sanırlar. Düşman onlardır. Onlardan sakın. Allah onların canlarını alsın. Nasıl bu hale geliyorlar?

 

¤ 26.09.2008 tarihinde Amerika’ya kadar uzandık :  Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan Abdullah Gül New York Borsası'nın Açılışını Yaptı

Otel açılışları büyük bir hizmet gibi yansıtılıyor :

¤  Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık koltuğunda oturan Recep Tayyip Erdoğan’ın Gürcistan Cumhurbaşkanı Mikhail Saakaşvili ile birlikte Batum Sheraton Oteli'nin açılışını yapması fakirleri – işsizleri unutması,  haram ya da günah değil,

¤  Başbakanlık koltuğunda oturan Recep Tayyip Erdoğan Kars’ta yeni hizmete giren «Grand Castle Oteli’nin» açılışını yapması (09.01.2011)

¤  Başbakanlık koltuğunda oturan Recep Tayyip Erdoğan’ın Libya’ya kadar uzanarak zevk ve sefa mekanı Radisson Blue Oteli’nin

açılışını yapması,

¤  Başbakanlık koltuğunda oturan Recep Tayyip Erdoğan’ın Bağcılar'da yapımı tamamlanan Güneşli Holiday Inn Oteli'nin açılışını yapması,

¤  Başbakanlık koltuğunda oturan Recep Tayyip Erdoğan’ın Rixos Grand Ankara Oteli'nin açılışını yapması,

¤  Başbakanlık koltuğunda oturan Recep Tayyip Erdoğan’ın Ataköy Sheraton Oteli'nin açılışını yapması

¤  27.10.2010 tarihinde Başbakanlık koltuğunda oturan Recep Tayyip Erdoğan, The Green Park Pendik Oteli'nin açılışını yapması!

¤  Başbakan yardımcısı koltuğunda oturan Bülent Arınç Anemon otelleri zincirinin  «Hatay» halkasının açılışını yapması!

¤  Suriye`de üçüncüsü inşa edilen Dedeman Oteli`nin açılış törenine, Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan Abdullah Gül`ün yanı sıra Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker ve çok sayıda Türk ve Suriyeli işadamlarının katılmaları haram ya da  günah değil,

¤  Başbakanlık koltuğunda oturan Recep Tayyip Erdoğan Urfa'da  İl Özel İdaresi'nce eski bir binanın restore edilerek hizmete soktuğu Şanlıurfa Gençlik Merkezi'nin açılışının yapılması hizmet olarak gösterilerek övünme malzemesi yapıldı!

 

Çelişkiler, tezatlar ve yalanlar üzerine yapılan siyaset!  Denizli’deki açılış sayısı önce 72, sonra 107, daha sonra 108 olarak duyuruldu

 

¤ 31.01.2011 tarihinde duyurulan aslı astarı açıklanmayan propaganda amaçlı bir haber :  Başbakanlık koltuğunda oturan Recep Tayyip Erdoğan  Denizlide 72 yatırımın toplu açılışını yaptı! Bu bazı haber organlarında daha da abartılarak «Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Tek Tuşla 107 Açılış Yapacak!» şeklinde duyuruldu.

29 Ocak 2011 tarihinde gazetelere yansıyan bir haber :  «Başbakan Burdur’da 66 tesisin açılışını yaptı» şeklinde hiç teferruatı ya da açıklaması olmayan, halkı yanıltma amaçlı gerçek dışı haberler haram veya günah değil...

¤  15.11.2010 tarihli bir haber : Başbakanlık koltuğunda oturan Recep Tayyip Erdoğan 1562-1565 yılları arasında yapılan Mihrimah Sultan Camii'nin açılışını yaptı

¤  04 Şubat 2011 tarihinde Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış’ın Şanlıurfa’da katıldığı W mağazası açılışında izdiham yaşanması, koruma polislerinden birisinin tanımadığı Şanlıurfa Valisi Nuri Okutan’ı kolundan tutarak uzaklaştırmaya çalışması, valinin eliyle ittiği koruma polisine, ’Terbiyesiz adam’ diyerek sert tepki göstermesi,  AKP’nin,  devleti hangi görüntüye sürüklediğinin bir göstergesidir.

«Vay anasına be ne çalışkan hükümet» dedirtmek için abartılarak topluma aksettirilen bu açışların hiç birinde Türkiye Cumhuriyeti Devletine ait fabrika ya da  bir üretim merkezi yok!

Size bir sorum var  : AKP döneminde bir hiç uğruna gereksiz yere yapılan kaç seyahat  var, ne kadar para harcandı? Bu yönde yapılan harcamalarla eğer yatırım yapılsaydı, kaç fabrika açılabilir ve kaç kişi işsizlikten kurtulabilirdi? Sizi bu zihniyeti demokratik yoldan uyarmaya davet ediyorum.

 

¤  İsra Sûresi, 37’inci âyet :  Yeryüzünde böbürlenerek dolaşma. Çünkü sen (ağırlık ve azametinle) ne yeri yarabilir ne de dağlarda ululuk yarışına girebilirsin.

 

Valiler de AKP propagandalarına katılıyorlar!

 

¤  Nisâ Sûresi, Âyet  58 : Allah size , mutlaka emanetleri ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne kadar güzel öğütler veriyor! Şüphesiz Allah her şeyi işitici, her şeyi görücüdür.

 

¤  03.02.2011 tarihli bir haber :  Manisa Valisi Celalettin Güvenç, Akhisar ilçesinde «bir güzellik salonunun» açılışını yaptı.

¤  11.01.2011 tarihinde bize yansıyan bir haber : Adana Valisi İlhan Atış koltukları hacizli «Seyirevi Tiyatrosu ve Sanat Merkezi’nin»  açılışını yaptı!

 

Sözün özü

 

Her «Müslümanım» diyene inanmayın... Müslümanlara yapılan bütün kötülükler, Müslüman olmayıp da  Müslüman görünenler tarafından yapılmıştır.

Emperyalistler hedeflerine ulaşmak için tarihte olduğu gibi bu yolla epey mesafe almışlardır.

AKP dünya ülkelerinde «totaliter bir parti» olarak adlandırılıyor (1). Bu ifade bizzat Dışişleri Bakanlığı koltuğunda oturan şahsın yüzüne karşı da ifade edilmiştir.

Bugüne kadar Emperyalistler İslam’a hiç hoş görüyle yaklaşmamışlardır. Ama değişik metotlarla Müslüman’ları kullanarak hedeflerine ulaşmışlardır. Bana kendi ayakları üzerinde duran tek bir Müslüman ülke gösteremezsiniz. Bu sebeple Müslüman toplumların eğitilmeleri, kültürlü olmaları bir baltaya sap olmaları içten ve dıştan sürekli engellenmektedir. Bir sürü halinde dünya gündemlerinden uzaklaştırılarak, türban, alkol, sigara gibi konulara indirgenerek uğraştırılan Müslüman’lar,  eğitimle, stratejik yöntemlerle ya da basit usullerle çözülebilecek hususlar, iğreti ve kasıtlı malzemeler halinde ön plana çıkarılarak devlet yapılanmaları sarsılmaya çalışılmaktadır.  Bazı devletlerde irticai, totaliter devlet kurulmasını teşvik etmişler, sonra onlarla mücadele ederek, ya da ülkelerini işgal ederek dünya ülkelerinin dikkatlerini Müslümanlar üzerine çekmektedirler. Bu dolaylı yol, bir işgal ve sömürme stratejisidir. AKP yöneticileri emperyalist senaryolara uygun olarak, (BOP) Büyük Ortadoğu projesine eşgüdüm başkanlığı yaparak, Türkiye dahil bölgedeki ülkelerin parçalanmalarına, bölünmelerine, yeniden şekillendirilmelerine hizmet etmektedirler. Bu sebeple kendi içişleriyle, ülke sorunlarıyla, işsizlikle ilgilenmemekte, gereksiz bir şekilde, anayasa ihlalleriyle, devletin parasını kullanarak Mısır’la, Ürdün’le, Lübnan’la, Suriye ile, Tunus’la, İran’la, Irak’la, Çin’le, Afrika vb.  ülkelerle ilgilenmektedirler.  Mısır’dan gelen «bizim içişlerimize karışmayın» uyarıları AKP yöneticilerinin skandal olarak isimlendirilecek girişimlerini açığa çıkarmaktadır.

Kendi ülkesindeki insanlarla mücadele eden, halkı, insanları, Türk Silahlı Kuvvetlerini bir baskı unsuru  olarak «Ergenekoncu», Ergenekoncu olmayan diye ikiye bölen, ülke içinde demokrasiyi, barışı sağlayamayan, insan haklarına aykırı eylemleriyle, karar ve uygulamalarıyla taciz saçan, adaleti, hukuku, millî eğitimi, sağlık sistemini tartışılır hale getiren, ülkeyi korku devleti haline dönüştüren bu parti mensuplarının Türkiye dışında ne işleri var?

Recep Tayyip Erdoğan bu nedenlerle Mısır’daki halk hareketlerinden endişe duymaktadır. Yurt dışında  açtırdığı hesaplardan, işledikleri suçlardan, yaptıkları yolsuzluklardan,  emperyalistlerle işbirliği yaparak ülkesinin stratejik kurumlarını pazarlamaktan dolayı  ortaya atılan iddialara dayanarak Türkiye’de baş gösterebilecek bir halk hareketinden ve yargılanmaktan korkmaktadır. Bu sebeple kendisini koruyabilecek bir polis devleti yapılanmasına, polisin ağır silahlarla silahlandırılmasına ve varlığını ebedileştirecek başkanlık sistemi gibi Cumhuriyeti, demokrasiyi ortadan kaldıracak «tek adam» yapılanmasına süratle gitmek için bütün adımları atmaktadır. Türkiye’nin kendi demokratik yapısını ve stratejik konumunu irdelemeden, bilimsel ve siyasi araştırmalar yapmadan aynı «torba yasalar» gibi bu konuyu da oldu bittiye getirmek istemektedir. Buna da Amerika gibi ülkeleri örnek göstermektedir. «İki partili bir dönem» emperyalistler tarafından Türkiye’yi piyonlar vasıtasıyla, rahatça  bir üs olarak kullanmak için ortaya atılmaktadır. Bu sebeple «ülkeye sahip çıkan MHP»  siyasetten silinmek istenmektedir. Bu yönde bize gelen bilgilere göre bir müddet için, daha önceden MHP’ye hizmet etmiş, tanınmış simalar propaganda amaçlı kullanılacaklar, onlara verilen talimatlarla medya vasıtasıyla zaman zaman hassas konularla ön plana gerilerek MHP’nin yıpratılmasına çalışacaklardır. Bu yönde seçime kadar on aşamalı bir stratejinin uygulanacağı söylenmektedir. MHP yöneticilerinin halkın beklentilerinin tersine yönlendirilmeleri için yapay gündemler oluşturulacağı, CHP ile ters düşecek muhalefet yapılanmasına gidileceği söyleniyor. Muhalefeti yani MHP’yi ve CHP’yi birbirleriyle çatıştırmak, AKP’ye karşı birlikte hareket etmelerini önlemek emperyalist destekli bir AKP projesidir. MHP’yi ve CHP’yi de önce parçala sonra yut taktiğiyle eriterek kendilerini güçlü kılmak istemektedirler. Gelecekte açıkça görülecektir ki AKP’nin kullandığı kişilere, kuruluşlara, cemaatlere ve Müslüman’lara çok sıkıntılı anlar yaşatılacaktır. AKP yöneticilerinin bir sözüne de dikkatinizi çekiyorum : Biz parayla insanları satın alacağız ve parayla, verdiklerimizle onları ezeceğiz!

Sadece bu da değil... Sadece Recep Tayyip Erdoğan’a dayanarak ayakta duran AKP’nin geleceği ortaya çıkan gerçeklerle  berrak görünmemektedir. Recep Tayyip Erdoğan’ın çocuklarını da içine alan saltanat özlemlerinin çok yakında buharlaşabileceği AKP’li milletvekilleri arasında bile konuşulmaktadır. Bu tür  vatan, millet, bayrak, kardeşlik, birlik,  beraberlik ve Peygamber sevdası taşımayan insanların akıbetini tarih bir çok kez bize göstermiştir. Fatih Sultan Mehmet ve Atatürk unutulmadığı gibi, Muaviye’ler de, Yezid’ler de, Fıravunlar da unutulmamıştır!

Bu arada bana kitap gönderen ilim adamlarını da, açıklamalarıyla beni aydınlatan siyasetçileri de şükranla anıyorum.

 

AKP’lilerin, «Deniz Baykal’ın işini bitirdik...» demeleri CHP üzerinde oynanan oyunları doğrulamaktadır.  AKP yöneticilerinin «Yeniden şekillendirdiğimiz bugünkü CHP’yi de AKP’ye hizmet ettireceğiz» söylemlerinin bazı CHP yöneticileri tarafından bilindiğini biliyoruz. CHP’nin içerisinden kendi tarihî çizgisine ve siyasi geçmişine ters söylemlerle, çıkışlarla,  MHP gibi yıpratılmasına çalışılacağı konuşulmaktadır.  CHP’lilerden bana gönderilen mesajlarda Kemal Kılıçdaroğlu’nun Deniz Baykal’la birlikte hareket etmemesiyle AKP’nin emperyalist destekli istihbarat örgütünün planlarını kolaylaştıracağı ifade edilmektedir. Kemal Kılıçdaroğlu’nun siyasette tecrübesizliğinden faydalanarak önceden hazırlanan yüzlerce sorularla, hazır olmadığı konularda vereceği cevaplarla ya da başka tertiplerle tabiri caizse onların ağzıyla «tongaya düşürülmesi» ve bunların  geniş halk kesimlerine duyurularak propaganda yapılması planlanmaktadır. Bilhassa içinde bulunduğumuz seçim döneminde MHP’liler de, Devlet Bahçeli de bu tür oyunlarla karşı karşıya gelebileceklerini düşünerek tedbirli olmadırlar. AKP yöneticilerinin içlerinde olmadıkları halde, gerek CHP’den, gerekse MHP’den taviz vermelerini kolaylaştıracak «tarafsızlık, demokratlık, bağımsızlık, halk iradesi, egemenlik»  gibi konularla bir yerlere çekilecekleri de konuşulan konular arasında yer alıyor.

 

AKP yöneticilerinin  emperyalistlerle işbirliği, onların destekleriyle iktidarda kalabilme umutları bağımsızlığımızı ve huzurumuzu tehdit etmektedir. Haklarını aramak için yollara düşen işçileri, öğrencileri, doktorları, avukatları, memurları, sendikacıları, öğretmenleri, iş arayanları ortada hiçbir hukuksuzluk yokken, akıl almaz yöntemlerle, biber ve portakal gazlarıyla, coplattırarak, tutuklattırarak, baskıyla sindirme yoluna girerek suç işlemektedirler.

 

¤  Nisa Sûresi, 106. âyet :   Kendilerine hıyanet edenleri savunma; çünkü Allah hainliği meslek edinmiş günahkârları sevmez.

¤ Basri Gocul  «Özlü Sözler» isimli kitapçığının 12. sayfasında Şeyh Sadi’nin sözünü «Ağzını sıkı tut!»  başlığıyla nakleder : «Sırlarını açtığın yakın dostların, Düşmanın olacaklar belki de yarın...»

¤ Basri Gocul  «Özlü Sözler» isimli kitapçığının 6. sayfasında bir Hint Atasözünü «Sülük sülüğe yapışmaz» başlığıyla nakleder : «İbret ile cihanın ahvâline bir göz at, Göreceksin, kötüler iyilere musallat!»

 

Yarın size  bulgur, un,  buğday, şeker vererek sizi satın almaya çalışacaklar. Unutmayınız AKP’nin planında sürekli zulüm vardır.

 

¤ Basri Gocul  «Özlü Sözler» isimli kitapçığının 7. sayfasında Mevlâna’nın sözünü nakleder : «Avcının kuşlara saçtığı dane, Zulme bahanedir, zulme bahane!»

Bahsettiğim konularla bire bir muhatap olacağınızı düşünerek hepinizi önceden uyarıyorum...

Yazdığı şiirleri ve yazıları birkaç yıl sonra aynen yaşayan bir kişi olarak bölünmeden, parçalanmadan, kardeşçe, dostça sizi feraset sahibi ve birlik olmaya, uyanık durmaya, gerçekleri görmeye çağırıyorum...

Yazımın başında ifade ettiğim sözümü tekrar ediyorum : Korkmayın, yılgınlığa düşmeyin... Bölünmeden, parçalanmadan, yıkılmadan, ülkenize, değerlerinize, milletinize, bayrağınıza ve dininize sahip çıkın.  Unutmayın «Masumiyet karşısında hiç bir güç duramaz.»

 

Ankara, 05.02.2011

 

 

(1)  Totaliter :   Fransızca  «totalitaire» -   Demokratik hak ve özgürlüklerin baskı altında tutulduğu, bütün yetkilerin bir elde veya küçük bir yönetici grubunun elinde toplandığı demokratik olmayan (devlet düzeni), bütüncül. «Türk Dil Kurumu Sözlüğü»

 

 

 

Nerede yer aldı?

 

http://www.urfahabermerkezi.com/yazar/siz-ne-bicim-musluman8217siniz--1281.html

http://www.izolhaberajansi.com/koseyazisi/Uzeyir-Lokman-CAYCI/Siz-ne-bicim--Muslumansiniz--564

http://www.haber50.com/siz-ne-bicim-muslumansiniz--4774yy.htm

http://www.isikgazetesi.org/siz-ne-bicim-muslumansiniz--makale,33.html

http://www.mirhaber.com/artikel.php?artikel_id=1117