ÜZEYİR LOKMAN ÇAYCI

 

AKP’ye ve referanduma «HAYIR»

 

 

Üzeyir Lokman ÇAYCI

 

 

AKP’nin Türkiye’yi getirdiği nokta oldukça hazin ve düşündürücüdür. Neye ellerini attılarsa ve  nereye dokundularsa orayı çürütmüşlerdir. 80 yıl sonra ilk kez Türk Silahlı Kuvvetlerini yıpratan ve etkisiz hale getiren tek parti AKP’dir. Ne olduğu belli olmayan «Açılımlarla» tahribatlar üretilmiş, sorunlar körüklenmiştir. Hile ile ellerine geçirdikleri gazete ve televizyonlarla millî menfaatlerimize ters bir haber gücü oluşturarak  vatan, milllet, bayrak, ordu ve dinle ilgili ortaya koydukları yıpratma faaliyetleri gizlenilmiş, 8 yılda yapılan kıyımlar, yolsuzluklar, anayasa ihlalleri, Türk milletinin geleceğini ilgilendiren yanlış kararlar bu yolla ört bas edilmiştir.

 

AKP’ye ve referanduma «HAYIR» demek «demokrasiyi, insan haklarını savunmak» ve «haksızlığa, zulme, yolsuzluğa karşı çıkmak» demektir.

 

12 Eylül’de yapılacak Referandum için her şeyi kullanarak hayali düşmanlar üretmek suretiyle sürdürülen çirkin siyaset  bir hizmet gibi sunulmaya çalışılmaktadır.

AKP tarafından insan hakları ve hukuk adeta rafa kaldırılmış Türkiye’de bir emperyalist yapılanma için öncülük yapılmaktadır.

Demokrasi tartışılır hâle gelmiş, korku milletin özgürlüklerini sınırlayacak bir şekilde her kesime pompalanmıştır.

 

Tırmizi Peygamberimiz’in (S.A.) bir sözünü bize sunmaktadır : «Sevdiğin kimseyi biraz idareli sev, olabilir ki günün birinde sana buğz edici olur. Buğz ettiğin kimseye karşı fazla ifrata kaçma, olabilir ki, günün birinde dostun olur.» Bunu biraz açarsak :  «Dostuna fazla sır verme olabilir ki bir gün düşmanın olur, düşman gibi kabul ettiğin kişiyle de bilir bilmez savaşma, olabilir ki bir gün dostun olur.»

AKP yöneticilerinin Türk milletinin kalbi olan Türk Silahlı Kuvvetleriyle, vatanseverlerle mücadeleye girerken Türkiye’yi de içine alan Ortadoğu’yu parçalama ve bölme  projesi olan BOP’a eşgüdüm başkanlığı yapmaları bugünkü ülkemizde yaşanan ve resimlenen kötü manzaranın kaynağını teşkil etmektedir.

 

Halk’tan kopuk AKP’li yöneticiler

 

Koruma ordularıyla topluma sundukları yöneticilik kavramı, milletten korkmanın ya da kopmanın ve  suçluluk kompleksinin bir yansımasıdır. Bugün Avrupa ülkelerindeki cumhurbaşkanların, başbakanların, bakanların halktan biri olarak milletin içerisine rahatça girebilmeleri ile Türkiye’deki bugünkü AKP zihniyetini yansıtan  Cumhurbaşkanı, Başbakan ya da bakanların halkın içine koruma ordularıyla girmeleri  ve milletten  kopuklukları kıyaslandığında,  Türkiye’de 8 yılda sergilenen «AKP’li yöneticiler oluşumunun» hazin hallerini görüyoruz. Bu tür kişiler sizi arzu ettiğiniz şekilde asla yönetemezler, size hizmet ve huzur da sunamazlar. Stratejik hassasiyetlerinize, vatan severliğinize, inancınıza duyarlılık gösteremezler.

 

AKP’ye ve referanduma «HAYIR» demek, bölücülüğe, yoksulluğa ve hukuksuzluklara son vermek demektir !

 

Askerler şehit olurken, komutanlar iftira ve tertiplerle tutuklanırken, bu, koruma ordularıyla gezen, milletten kopuk şahısları daha da yakından tanımış oluyoruz.

Anayasa’nın 5. maddesi’ne baktıktan sonra : «Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.»

 

Aşağıdaki haberleri irdeleyiniz!

¤ 09.06.2006 tarihli Hürriyet Gazetesi’nde Tufan TÜRENÇ  :  «AKP yolsuzluk sarmalına dolanmış»

¤ 14.12.2006 tarihli Yeniçağ Gazetesi’nde AKP’yi sarsan sahtecilik : AKP Milletvekili Sabri Varan’a ait olduğu belirtilen eczaneye ait ilaç faturalarının sahte olduğu iddia edildi. Olayla ilgili olarak 4 kişi tutuklandı.

¤  4 Eylül 2007 tarihli Hürriyet Gazetesi’nde Cüneyt ÜLSEVER :  «Ilımlı İslam! BU terim beni hem çileden çıkarıyor, hem de Batı’da Türkiye için kullanıldığında ürkütüyor. Terimi duyunca çileden çıkıyorum, zira terimin hiçbir anlamı yok; ürküyorum zira terim Türkiye’ye hedeflerini değiştirmesini teklif ediyor.»

¤  07.12.2007 tarihli Mynet Haber :  «Hükümetin çocukları  5 yılda nasıl yükseldi?»

¤  06.03.2008  tarihli Yeniçağ Gazetesi’nde Arslan BULUT   «Bugünkü Manzara-i umumiye : Satılmış vatanın ordusu olmak!»
¤  10.06.2008  tarihli Ortadoğu Gazetesi  :  «MEB'de ihale yolsuzluğu yapana terfi»
¤  02.01.2009 tarihli  Yeniçağ Gazetesi’nde  Arslan BULUT :  AKP'ye oy vermek vatanın satılmasına oy vermek değil mi?
¤  07.01.2009  tarihli Vatan Gazetesi’nde  CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’dan gözaltılara sert tepki : «Alarm! Hitler ve Humeyni öncesi gibi bir tablo»

¤  08.01.2009 tarihli Yeniçağ Gazetesi’nde CHP lideri Deniz Baykal, yeni gözaltı dalgasına sert tepki gösterdi : Cumhuriyetle hesaplaşılıyor!

¤  09.01.2009  tarihli Yeniçağ Gazetesi :  Tayyip Erdoğan’a sabıkalı danışman... Laikleri şişe geçirecekmiş! Akif Beki’nin istifasının ardından Başbakanlık Basın Müşavirliği’ne getirilen Bülent Arınç’ın eski danışmanı Kemal Öztürk’ün, laliklik karşıtı bir isim olduğu ortaya çıktı

¤  10.01.2009 tarihli Yeniçağ Gazetesi :  Haşim Kılıç'ın oğluna tuhaf jest  :  Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın kısa dönem asker oğlu Ahmet Şirvan Kılıç’a, yemin töreninin ardından makam aracı tahsis edildi, genç asker Kaymakamlık Konutu’nda ağırlandı.

¤  10.01.2009 tarihli Yeniçağ Gazetesi :  İntikam alma operasyonu :  CHP’li Kılıçdaroğlu, Ümraniye davasının AKP’yi eleştirenleri gözaltına alma sürecine dönüştüğünü savundu.

¤  10.01.2009 tarihli Yeniçağ Gazetesi :  HUKUKUN İSYANI!  :  Dünyanın gözünü Türkiye’ye çeviren son gözaltıların ardından Barolar Birliği de sert bir uyarı yaptı. Başkan Özdemir Özok, “Herkesin telefonunun dinlendiği, işkencenin yeniden yaşam bulduğu, polisin her kesime ölçüsüz güç kullandığı, yargı kararlarının etrafından dolanıldığı, yargıya baskının giderek arttığı bir dönem yaşanıyor” dedi.

¤  23.01.2009 tarihli Vatan Gazetesi :  «ABD'de yayımlanan The Wall Street Journal gazetesi, Türkiye'nin giderek Batı'dan koptuğunu belirterek, AKP döneminde Türk dış politikasını iki yeni faktör yönlendiriyor “Din ve para” ifadesini kullandı.»

¤  24.01.2009  Yarım porsiyon hukuk devleti  : Hukuk resmen kanatılıyor ... Ümraniye soruşturmasında yaşananlara tepki gösteren Deniz Baykal, “Türkiye’nin artık bir hukuk devleti kimliği taşıdığı söylenemez” dedi
¤  25.01.2009 tarihli Mynet Haber,   «Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu : Yargı artık bağımsız değildir!»
¤  05.02.2009 tarihli Yeniçağ Gazetesi’nde,   «Haciz öldürdü! :  İzmir’de evine icra memurlarının gelmesini gururuna yediremeyen öğretmen,
kalp krizi geçirip hayatını kaybetti.»
¤  08.02.2009 tarihli Yeniçağ Gazetesi’nde  Arslan BULUT :  «Ergenekon bahanesiyle Türk'ten intikam alanlar!»
¤  30.11.2009 tarihli Yeniçağ Gazetesi’nde Arslan BULUT :  «Din istismarı ile vatan nasıl satılır?»
¤  03.03.2010 tarihinde Ulusal Kanal :  «Almanya'nın önde gelen dergilerinden Der Spigel'de "Erdoğan'ın gücü Generalleri Devirmeye Yetecek mi ? " başlıklı bir yazı kaleme alan Daniel Steinvorth, Erdoğan adına endişeli, Steinvort, yazısında Tayyip Erdoğan'ın Balyoz tertibi çerçevesinde gerçekleştirilen gözaltı ve tutuklamaların altında kalabileceğini belirtti.»
 

Bu haberlerle anılan bir iktidar partisi yöneticileri size daha kötü anlar yaşatmak için meydanlara çıktılar.  Bir bakıyorsunuz ağlama sahneleri düzenliyorlar... Bir bakıyorsunuz, burunlarının dibindeki şehitleri ya da Kerkük’teki veya Irak’taki kıyımları görmezlikten gelenler  30 yıl öncesinin kapılarını aralıyorlar. Ben veya benim gibi olanlar işkence çekerken keyif sürenler veya o zamanların baskılarıyla hiç ilgileri olmayanlar siyasi tavırlara girerek duygu sömürüsü yapıyorlar.

 

Zalimlere dua edenler

 

¤  Zalime bekası için dua eden yeryüzünde ALLAH’a isyan edilmesini seven kimsedir. «Hadis-i şerif, İhyau  ulumuddin, cilt 2, sayfa 357»

 

Herkes tarafından bilinmektedir ki Turgut Özal bütün tercihlerini Bush'tan yana koymuş ve O'nun başarısı için «DUA» ettiğini açıkça söylemişti. Onun resimlerini afiş yaparak aynı yolda olduklarını açıklayan ve Türk askeri söz konusu olduğunda "askerlik yan gelip yatma yeri değildir" diyen Recep Tayyip Erdoğan da bütün tercihlerini  1, 5 milyon Irak’lı Müslüman’ın ölümüne sebep olan oğul Bush'tan yana koymuştu :  «Kahraman(!) Amerikan askerlerinin sağ salim ülkelerine dönmeleri için dua ediyorum.» şeklindeki yakarışı zihinlerden silinmemiştir.  Şehitlerimize «kelle» demek ayrıcalığı (!) bu kişilerin vatanseverlikleri  ve Türk ve İslam dünyasına bakışlarına dair birer ipucu vermektedir.

 

AKP’li yöneticiler millî menfaatlerimize hizmet etmiş olsalardı Türk Silahlı Kuvvetlerimize ve vatanseverlere tertip yapılmasına ve Türkiye’yi de içine alan Ortadoğu’yu yeniden şekillendirme ve parçalama projesi olan BOP projelerine bölgemizde «eşgüdüm başkanlığı yaparak» öncülük etmezlerdi.

İçindeki bulundukları durum ve Türkiye haricindeki hizmet ettikleri alanlar itibarıyla AKP’li yöneticilere AB ve ABD’liler tarafından gösterilen

İlgi mutlaka sorgulanmalıdır!

 

17.05.2008 tarihli The Times: "Batı'nın hayati çıkarları için AKP kapatılmamalı" derken AKP’nin yolsuzluklarına, anayasa ve yasa ihlâllerine bakmıyor. Batı ülkeleri AKP ile Türkiye üzerindeki emellerini ve çıkarlarını kollamaktadırlar. Yani burada AKP yöneticileri Türk Millî menfaatlerinden daha çok batı çıkarlarına hizmet ederek ayakta kalan parti ya da iktidar görüntüsü vermektedir.  Bu konu bununla sınırlı değil!  Ta Amerika’ya kadar  uzanıyor :

 

25.06.2008 tarihli gazetelere yansıyan haberlerle AKP hakındaki kapatma davasında son dönemece girilirken Amerikalı yetkililerin AKP'ye desteklerini artırdığını biliyoruz. Amerikan Dışişleri Bakan Yardımcısı Matt Bryza’nın "AKP'nin kapatılması ulusal çıkarlarımıza aykırı" şeklindeki ifadesini bir kere değil bin kez düşünmemiz gerekmez mi?  Daha önce de Amerikan Dışişleri Bakanı Rice ile Bakan Yardımcısı Dan Fried'in benzer yönde açıklamalarını da biliyoruz. O zaman bizim açımızdan Türk Milletinin bekası için şöyle bir sonuç ortaya çıkıyor : AKP’nin kapatılmaması bizim ulusal çıkarlarımıza aykırıdır.

 

Anayasa Mahkemesi’nin verdiği karara ve referandum yolunu açmasına en çok sevinenler arasında ABD ve AB yetkilileri yer almıştır.

Hiçbir zaman Avrupa topluluğuna giremeyecek olan Türkiye üzerindeki hesaplar AKP yöneticilerinin verdikleri tavizlere bağlı, değişik ve çıkar amaçlıdır.

AB Komisyonu sözcülerinden Ferran Tarradellas Espuny, karardan sonra şu açıklamayı yapmıştır: «Anayasa değişikliği paketinin olumlu adım olduğu inancımızı, Anayasa Mahkemesi kararının ardında da korumaya devam ediyoruz. Türkiye’nin, AB’nin yıllardır ilerleme raporlarında ve katılım ortaklığı belgesinde vurguladığı noksanlıkları tamamlayabilmesi için 12 Eylül’deki referandumda evet oyu çıkmasını istiyoruz.»

 

Avrupa Parlamentosu Sosyal Demokratlar Grubu Başkan Yardımcısı Hannes Swoboda, «Biz AB olarak her zaman Türkiye’nin demokratikleşmesine ve reformlarına destek veriyoruz ve bu gördüğümüz anayasa paketi de reformlara, özgürlüklere açık bir paket. Dolayısıyla biz bu değişikliği destekliyoruz» (Radikal.com, 11.07.2010) diyerek, paketteki, bizim göremediğimiz  «demokratikleşmeyi (!)» görmüş ve AKP’ye destek olmuştur.

 

Bu açıklamalar,  kahraman subaylarımıza ve vatanseverlerimize reva görülen hukuksuz girişimlerde kimlerin parmakları

olduğunu da belgelemektedir.

 

Ülkemizin dünyaya daha fazla rezil olmasını, teröristlerle mücadele eden kahramanlarımızın tacizlerle ve yargısız infazlarla cezalandırılmasını istemiyorsanız, daha çok endişeye ve umutsuzluğa kapılmak istemiyorsanız  12 Eylül Referandumunda  «HAYIR» oyu kullanın!

 

Hiçbir  Avrupa ülkesinde bu tür haberlere muhatap olan hiçbir iktidar partisi bir saniye dahi görevde kalamaz! Amaçları anayasa değişikliği değil, yapacakları iki  maddelik değişiklikle kendilerini kurtarmaktır.  Türkiye’nin ve Türk Milletinin önüne emperyalizmin tuzakları konulmak üzeredir. Vakit henüz geçmiş değildir. 12 Eylül 2010 referandumuna HAYIR diyerek,  inancınıza, değerlerinize ve vatanınıza sahip çıkın!

 

Ankara, 25.07.2010

 

 

 

Selam ve sevgilerimle. 

Üzeyir Lokman ÇAYCI
Concepteur industriel - Architecte d'intérieur
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes la Ville
FRANCE

 

uzeyir.cayci@free.fr
 

------------------------------------------------------------------ 

http://uzeyircayci.sitemynet.com/fleur/index.htm
http://www.artmajeur.com/serap/

------------------------------------------------------------------- 


 

 


 

Gönderiyor

 

 

Geçmişte «Jön Türkler» tarafından ülkemize taşınan yanlışlıkları hiç irdelediniz mi ? Ben sadece ikisini burada nakledeceğim :

Fransa’da helâlar için adlandırılan « 00 » yani «sıfır sıfır = numarasız» anlamına gelen «sans numéro» ülkemize  «100 numara = cent numéro» olarak taşındı. Yani «sans numéro» ile «cent numéro» okunuşları aynı olduğu için bize de yaptıkları yanlışlığı yutturdular.

Abdesthane, helâ, WC,  00 gibi yüznumara da dilimize girdi.

Fransa’da gelin arabalarına oyuncak bebek konulmasının anlamını ben 1984 yılında Birinci Lyon’da bir rahipten öğrendim. O bana arabalara konulan «oyuncak bebeklerin» «evlenen kadınların dul olduğunu» simgelediğini söyledi. Bugün bu âdet,  anlamı bilinmeden yani Avrupa’dan taklit edilerek ülkemizde gelişigüzel kullanılmaktadır.

 

30 yıldır yaşadığım Avrupa ülkelerinde gördüğüm kadarıyla gurbetçiler için hayat bugün hiç de iyi değil. Gurbetçilerin ilk adım attıkları sırada Fransa’da ve bazı ülkelerde törenlerle karşılandıklarını biliyoruz. Osmanlı geliyor diye, palabıyıklı, iri yarı, güçlü, yiğit, mert  ve güvenilir insanlar olarak tahayyül edilerek karşılanan Türkler ilk geldikleri günlerde kendilerine olan güvenle  nüfus cüzdanlarını ehliyet gibi göstererek rahatça ehliyet sahibi oldular.  Sokaklarda cemaatlerle namaz kıldıkları sebebiyle toplum düzenini bozmaları gerekçeleriyle haklarında soruşturmalar açıldı ve mahkemelere haval edildiler. Mahkemelerde şahitler göstererek biz eğer vakitlerinde namaz kılamazsak dengelerimizi kaybederiz, cinnet geçiririz diyerek beraat ettirildiler. Bunlar hem gurbetçiler tarafından bize anlatılan, hem de resmî makamlarca açıklanan konulardan bir kaçıdır… Daha sonradan gelenlerce ve Fransız makamlarınca  bu olayların kahramanlarının dinlerini iyi bilmedikleri de anlaşıldı.

Pekiyi sonra ne oldu ? Nüfus cüzdanlarının ehliyet ve Türklerin güvenilir olmadıkları tescillendi. Sokaklarda, caddelerde namaz kılanların da dini kullanarak rol yaptıkları anlaşıldı… Ehliyet almak için dahi yeni tedbirler geliştirildi. Eğer Fransa’ya girdiği tarihten sonra ehliyet alındıysa bunun onaylanması, bu ehliyetler «rüşvetle alınmış kabul edilerek» reddedildi.

 

1980’de François Mitterand affı olarak bilinen kaçak işçilere oturma ve çalışma izinlerinin verildiği dönemde, polise verilen belgeler de dikkatleri çekti. Yani «1980’den önce Fransa’da olduğunuzu ispat edin» denildiği zaman onlar ilginç yollara başvurdular. Güya burada iken önceden gelen Türklerin evlerinde kaldıklarını ileri süreceklerdi. Üzerindeki tarihin «1980 tarihinden öncesine ait olduğunu» gösteren Türkiye’deki postanelerden pullu ve damgalanmış adressiz zarflar temin edilerek,  5 frank karşılığında oturum ve çalışma izni alacak kaçak işçilere satıldı. Bunlara işçi olmak isteyenler  tarafından adresler eklendi... Polis dosyalarına eklenen bütün belgeler her yönüyle inceledi. Zarflar üzerindeki damga tarihlerinin 1980 öncesini göstermesine rağmen pullar üzerindeki baskı tarihlerinin de 1980 sonrasının tarihlerini taşıdıkları görüldü.

Bu olaylar iyi kötü ayırt edilmeden bütün Türklere güven duyulmamasına sebep oldu.

 

Döviz makinesi gibi görülenler

 

Bizzat kendileriyle görüştüğüm bazı gurbetçilerin Türkiye’de rüşvetle ehliyet aldıklarını da biliyorum. Vilayet isimlerini vermeyeceğim… Size soruyorum : «Güvenliği, insan hayatını ve dürüstlüğü daima paranın gerisinde bırakanlardan,  gurbetçiyi para makinesi görerek onları sömürenlerden insanî tavırlar beklenebilir mi?...»

Avrupa’da tren ve nehir taşımacılığının nasıl yaygınlaştırıldığını görerek, bu konuda  Türkiye’de AKP ile sergilenen aksi yönde, çağdışı uygulamaları da ibretle izliyoruz. Fiyasko ile sonuçlanan hızlı tren açılışları, iptal edilen 100 kadar  tren seferleri,  yoğunlaştırılan otobüs taşımacılığı, çöken yollar, açılım skandalları, stratejisiz, istişaresiz içi boş kararlar ve uygulamalar, gibi yüzlerce olumsuzluklar bize hiç umut vermiyor.

08.01.2010 tarihli Le Parisien Gazetesi’nde yer alan bir haberin başlığını duyurmayı bir görev kabul ediyorum… Fransa Devlet Demir Yolları Genel Müdürü Guillaume Pepy :  «Daha ucuz tren fiyatları takvimini açıklayacağız»

Yani gerçek hizmetleri, partizanlık yapmayan, işlerinin ehli olan insanlarla görmek hiç de zor olmuyor.

 

İlgisizlikler hizmet kabul edilemez!

 

Ne yazık ki, «İş ve işçi bulma kurumları» gurbete insanlarımızı gönderirlerken onları Avrupa şartlarına hazırlamayı, seviyelerini, insanlarla veya kurumlarla ilişkilerini, haberleşme ve iletişim sorunlarını gözden geçirmeyi hiç akıllarından geçirmediler.  Daha sonralarında ise nelerle karşılaştıkları, nasıl yaşadıkları ve hangi sorunlarla başbaşa oldukları hiç araştırılmadı. Cemaatleşerek bölünmeleri, inançlarıyla ilgili kıskaca alınmaları, meslek sahibi olmamaları, eğitim engelleri ya da kısıtlamalar, alışkanlıklar,  işsizlik, hastalık ve iş kazaları yönünde Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından ciddi araştırmaların yapıldığına da şahit olmadık.

Kendi kendine «tırnağın varsa başını kaşı» diyen bir gurbetçi oluşumu, bir çöküntüyü,  bir yozlaşmayı ya da bir isyanı da beraberinde getirdi.

Bugün kendilerini kurtarmak için anayasa değişikliği telaşına düşenler Forbach yakınlarında maden kazasında parçalanarak ölen Yozgat’lı Halil İbrahim Göcek’in, Lyon’da iş kazası geçirerek koltuk değnekleriyle yaşama mücadelesi veren Burdur’lu Emin Göçer’in  ve bunlar gibi binlerce vatandaşlarımızın hallerini asla göremeyeceklerdir.

 

«€» EURO ile insanlar yoksulluğa düşürüldüler

 

Yoksulluk ve eğitim,  toplumu etkileyen iki unsur... İnsanlar kendi geleceklerinden oldukça endişeliler. Önemsenmeyen gelişmeler, olaylar ve sorunlar üzerine geniş bir araştırma yapıldığını söylemek mümkün değil. Apartman altlarında sigaralarıyla uyuşturucu alan lise öğrencileri ve genç insanlar bu tutkuyu kendilerini kontrol etmekle sorumlu olan anne ve babalarına da tattırıyorlar. İzlenmeyen alışkanlıklar, umursanmayan bunalımlar,  beklenmeyen olayları tetikliyor. Ekserisi yabancı asıllı olan gençler otobüs duraklarını çevreleyen cam panoları kırarak rahatlama noktasına itildiler. Okul, aile ve çevre,  içinde bulundukları görüntü ile gençliği kontrolden oldukça uzaklar. Bu yansımalardan okulda da evde de, çevrede de büyük korku var.

 

Euro’ya geçilmeden önce bir kilo domatesin kilosu Fransa'da «1 Frank» idi.  Bugün «1 Euro = 6,55 Frank» bile değil, tam «3 Euro»yani 19,65 Frank...

Bu fiyat artışları ücret hariç her şeye yansıtıldı. Malı, mülkü, fabrikası olanlar durdukları yerlerde 10 kata yükselen bir servete sahip oldular. Fakirler daha da fakirleştiler.  Ölümler, kazalar, hastalıklar, hırsızlıklar, suçlar ve dengesizlikler arttı.

08 Ocak 2010 tarihli Le Parisien Gazetesi’nde yer alan, «BVA» kamuoyu araştırmasına göre 10 Fransızdan 4’ünün işlerini kaybetme korkuları içinde bulundukları açıklandı. 2010 yılının 2009’a göre daha kötü olduğu da sık sık ifade ediliyor.

Fransa'da 2009 yılı Kasım ayında  işsiz insan sayısı  : 2 630 400.

 

04 Kasım 2008 tarihli Le Parisien Gazetesi : «Poissy’de görev yapan  Belediye Başkan yardımcısı Mohammed Bouznada, evi yakınında bilinmeyen bir kişinin saldırısına uğrayarak yaralandı.»

22 Kasım 2008 tarihli Le Parisien Gazetesi’nde vesikalı – vesikasız vücudlarını satan ve kaybolan bayanlardan bahsedildi. Silahlı ve tacizle tecavüze uğrayan bayanlarla Avrupa’daki insan manzaralarının hiç de iyi olmadığını belgeleyen olaylar günlük hayatın parçaları haline geldiler.

Güvenlik konusu, psikolojik sarsıntılar, eğitimdeki yetersizlikler sonuçları itibarıyla endişe verici boyutlara ulaştı.

 

10 Eylül 2009 tarihli Le Parisien Gazetesi’nde yer alan  Fransa’da bazı bölgelerdeki ev kiralarıyla ilgili bir haberi de dikkatlerinize sunuyorum :

 

500 Euro (1)  ile Paris’te 18 metrekare, Nancy’de 55 metrekare, Lyon’da 43 metrekare, Marsilya’da 42 metrekare, Bordeaux 44 metrekare, Toulouse’da 46 metrekare yüzölçümünde ev kiralamanız mümkün.

 

800 Euro ile Paris’te 32 metrekare, Nancy’de 88 metrekare, Lyon’da 75 metrekare, Marsilya’da 68 metrekare, Bordeaux 75 metrekare, Toulouse’da 77 metrekare yüzölçümünde ev kiralamanız mümkün.

 

1200 Euro ile Paris’te 113 metrekare, Nancy’de 152 metrekare, Lyon’da 113 metrekare, Marsilya’da 103 metrekare, Bordeaux 114 metrekare, Toulouse’da 116 metrekare yüzölçümünde ev kiralamanız mümkün.

 

10 veya 12 yıl öncesine göre Avrupa insanlarının istemedikleri ekonomik ve sosyal  çıkmazlara sürüklendiklerini bir çok gelişmelerle, ya da onlarla bizzat konuşarak veya bizzat yaşayarak görüyoruz.

Bu topluluğun görüntüsü bugün bize «bir kaç üye ülkeyi diri tutmak için» zayıf üyeleri ufalama oluşumu olarak yansıyor. Pekiyi Türkiye böyle bir topluluğa girerse halk neleri yaşar ?  Kölelik ve dilencilik devri başlar, hırsızlık, yolsuzluk, haksızlık artar, cinayetler, intiharlar  ve iflaslar zirveye çıkar, insanî ve İslamî hayat çöker… Türkiye bize ait olmayan bir ülke konumuna dönüşür.  Aile ilişkileri sonlanır, çıkarcılık dostluk bağlarını koparır. ALLAH sevgisi yüreklerden çıkar. Alışık olmadığımız olaylar, sorunlar bizi acımasızca hırpalar.

 

Eğitime ve insana olan yatırımlar kısıldıkça sorunlar ve suçlar artıyor

 

Bu durumda Türkiye gibi ülkelerin bu kapitalist yapılanma kapsamına girmesi, topluluğun zengin ülkeleri tarafından yutulması ve Avrupadaki olumsuzlukların daha büyük oranda ve daha farklı biçimlerde yansıması anlamına gelmektedir. »

Kaldı ki güçlü gibi görünen bu birliğin kendi aralarında sürtüşmelere gireceklerini belirleyen ipuçları şimdiden görülmektedir. Avrupa halkı kendi geleceğini bu kurgulanmalar içerisinde güvenli görememektedir.

Karanlığa gözleri bağlı giden bir insan görüntüsünde olan Türkiye’deki iktidar sahipleri, hiç bir ön çalışma yapmadan, kendi siyasi, psikolojik ve sosyolojik yansımalarını incelemeden Avrupa Topluluğu ülkelerine katılma hayallerini taşımaktadırlar.

Gerçekler çıplak gezer, bazan insanları zorlar, çoğu zaman da hayal kırıklığına uğratır. Boş hevesleri, iğreti tutkuları, mesnetsiz hayalleri bırakarak, çok katı şartlar içerisinde bulunan, halklar açısından geleceği tartışmalı olan Avrupa topluluğu ülkelerine giremeyeceğimizi vakit kaybetmeden öğrenelim.

Biz insanlarımızın bu ülkelerde çalıştırıldıkları şartları, aşağılanma ya da aşağılatma şekillerini, karşılaştıklarını bilmeden bu toplulukla ilgili hüküm verme aşamasına gelmediğimizi da bilmek zorundayız. Kendi vatanseverlerini va kahramanlarını siyasi ihtirasları uğruna feda eden veya yıpratan iktidar sahiplerinden dünya Türklerinin gelecekleriyle ilgili sağlıklı ve akılcı kararlar beklemek boşunadır.

Batı Avrupa Türklüğü sorunlar içerisinde kaybolmak üzeredir.

Ülkemizde vatandaşlarımıza, vatan severlere reva görülenler,  Irak’ta Türkmenlerin yaşadıkları acılar, Azerbaycan’da, Batı Trakya’da, Bulgaristan’da, Kosova’da ve  Doğu Türkistan’da insanlarımızla ilgili oynanan oyunlar ortadadır. Bir hususu daha ilgililere  önemle arzediyorum :  «İnsanlarımızın ölülerine değil, dirilerine sahip çıksınlar.»

Bize boşa geçirdikleri bir saatın hesabını veremeyenler 8 yılın hesabını ise asla veremeyeceklerdir.

 

(1)  € = Avro

 

Ankara, 14.07.2010

 

 

Selam ve sevgilerimle.

Üzeyir Lokman ÇAYCI
Concepteur industriel - Architecte d'intérieur
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes la Ville
FRANCE

 

 

 

 

«Zalimler korkak olurlar!»

 

 

 

Üzeyir Lokman ÇAYCI

 

 

 

 

Adam sakal diye çenesinde dört tane kıl bırakmış, çanaklanmış bir gazetenin köşesine «ıvır zıvır» bir şeyler yazıyor... Dedim kendi kendime : «Git şu oturduğu yerden ahkâm kesen adamı yerinde incele... Hâlini ve endâmını bir gör… Şerefli insanlara olur olmaz iftiralar yaparken bu adamlar güçlerini nereden alıyorlar, yerlerinde tespit et !»

Atladım otobüse,  git Allah git... yol bitmez! Nihayet sora sora  adamın çalıştığı gazetenin bulunduğu semte ulaştım. Adres büyük bir matbaanın içerisindeydi. Dış kapının önünde izbandut gibi bir güvenlik görevlisi vardı. Beni piliç sandı herhalde… Üzerime üzerime geliyordu.  Adamdan korktum desem yalan söylemiş olurum. Cüssesi büyük,  çam yarması gibi ama, anlaşılıyordu ki  benim gibi fırlama değil... Ben de onun üzerine doğru yürüdüm.

Ellerimi ceplerime soktum, omuzlarımı kabarttım, kara kaşlarımı çattım.  Adam geriye çekilmek zorunda kaldı. Titrek sesle bel büküp,  gerdan kırarak «buyurun efendim» diye bana iki eliyle içeriyi gösterdi.

Bu ilk taltifden sonra, kasılarak içeriye girdim. Danışmada  oturan genç kız ve oğlan önce beni göz hapsine almaya çalıştılar ve benimle konuşmak ister gibi edalara girdiler. Sonra azametim karşısında beni hiç görmemiş gibi yaparak kafalarını başka yönlere çevirdiler. Ben içeriye girer girmez asansörlerden birine bindim ve birinci katta indim. Uzun bir salon... Sağlı sollu bir yığın kapı ve her kapı üzerinde akla gelmeyecek tuhaf tuhaf isimler vardı…  Pekmezci Babo, Domatesçi Apti, Salçacı Nezahat, Lağımcı Zırto, Avanak Fehmi, Yerebakan Dursun, Saldırgan Recep, Tenekeci Kiko, Yiyici Tayyip, Kemirici Doruk, Yalayıcı Fuko, daha neler neler…  Her ismin altında da gazeteci, yazar, genel müdür, genel yayın müdürü, yayın şefi gibi çeşitli sıfatlar yazılıydı.

 

Ben,  merak ettiğim Lağımcı Zırto’nun kapısının önüne geldiğim zaman kapıyı açmak için etkili bir yol aradım.  iki ayağımı birden kaldırarak kuvvetli bir  tekmeyle kapıyı açtım. Çıkan gürültü ile oradaki odalardan ne olup ne bitiyor diye kapılarını açıp soran olmayınca her odanın ses geçirmez yapılanmaları olduğunu düşündüm. İçeriye girer girmez, iki elimi ceplerime soktum, omuzlarımı kabarttım, kara kaşlarımı çattım. Arkadan  kuvvetli bir tekmeyle de kapıyı kapattım.

 

Lağımcı Zırto bir korktu… bir korktu… Ani bir hareketle ayağa kalktı. «Hoş geldiniz efendim…» dedikten sonra beni sanki kırk yıldır tanıyormuş gibi kendi yerine oturttu.

«Ulan Lağımcı Zırto, ne zaman adam oldun da memleketin bir gazetesinde köşe yazarı olarak ahkâm kesiyorsun? Sen ne zaman memleketin gerçeklerinden haberdar olacaksın? Birilerine yağ çekeceğim, birilerinden nemâlanacağım diye kılıktan kılığa giriyor, savunmasız insanlara hesapsız çamurlar atıyorsun...» dedim. Çıt yok… Bu arada bacaklarının da titrediğini gördüm.

Ben devam ettim : « Ulan Lağımcı Zırto, arkalarından veryansın ettiğin babayiğit adamların sizin yanınızda hiç hakları ve hukukları yok mu? Vatanseverler sizin bu sapık sataşmalarınızı hiç hak ediyorlar mı?» dedim. Gıkı dahi çıkmadı. Süt dökmüş kedi gibi  bel bel yüzüme baktı…

Masasının üzerindeki yazıları inceledim. Hakaret, tehdit, şantaj, küfür gibi akla gelmeyecek bütün melânetler birbirinin arkasına dizilmişler…

«Ulan Lağımcı Zırto, bir yerlerden hesaplarınıza para yağıyor her halde? Memleketimizin ve milletimizin çıkarları için hiç kalem oynatmıyorsunuz… Sen ve senin gibi olanlar ne zaman adam olacaksınız? Uzun zamandan beri o güzelim kağıtları kirlettiğiniz yeter… Bırakın köşe yazarlığını ve gazeteciliği de  gidin lağım temizleyin! » dedim. Dut yemiş bülbül gibi sus pus oldu.

 

«Ulan Lağımcı Zırto sen namaz kılıyor musun?» der demez, gözleri faltaşı gibi açıldı… «Beş vakit…» dedi. O anda ben kahkahayı bastım! Hem küfret, gayya kuyusu gibi kötü kelimelerin içerisinde dolaş, iftira, yalan, tertip gibi ne kadar iğrençlikler varsa masum insanlara püskürt, ondan sonra bana namaz kılmaktan bahset! Bu olacak iş değil… Abdest alırken nasıl dışını temizliyorsan, içini de öyle temizle. Allah hiç bir zaman aldanmaz!» dedim.

Yavaş yavaş ayağa kalktım. İki elimi ceplerime soktum. Omuzlarımı kabarttım. Kara kaşlarımı çatarak üzerine yürüdüm. Köşeye sıkıştırarak :

«Ulan Lağımcı Zırto yazdığın yazıların bir ucu sende, bir ucu da bizde… Sen zannetme ki sözlerin boşlukta kalıyor? Biz adama elektrik gibi dokunur, cin gibi çarparız…» dedim. Yutkundu. Gözleri kararır gibi oldu.  Kekeleyerek bana : « Efendim sen çok büyüksün…» dedi. Sonra avazım çıktığı kadar bağırarak : «İşte kendini gene ele verdin Lağımcı Zırto… Ne sen büyüksün,  ne de ben… Allah büyük ulan Allah! Ahhhh... korku zalimlerin içlerine girdiği zaman adeta kuzu gibi oluyorlar… » dedim.

 

Onu orada bırakarak geldiğim yerlerden çıkarak, evime gitmek üzere «Danışma’nın»  bulunduğu binanın giriş kısmına indim. Tam dışarıya çıkarken gözlerim güvenlik görevlisini aradı. İzbandut gibi olan adamın yerinde yeller esiyordu. İçeriye tekrar girerek danışmada oturan kız ve oğlana sordum : «Buradaki adam nerede?»

Her ikisi birden : «Sizlere ömür... Biraz evvel cenazesi morga kaldırıldı» dediler.

Ertesi günü bir Tellak Gazetesi aldım.

Kendisiyle Müşerref olduğum Lağımcı Zırto’nun köşe yazısını okumak için gazetenin sayfalarını karıştırmaya başladım.

Çenesinde dört tane kılı olan Lağımcı Zırto’nun köşesinde de şunlar yazılıydı : Yazarımız dün Hakkın rahmetine kavuşmuştur!

 

Ankara, 07.07.2010

 

 

 

Selam ve sevgilerimle. 

Üzeyir Lokman ÇAYCI
Concepteur industriel - Architecte d'intérieur
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes la Ville
FRANCE

 

 

 

Gündem değişiklikleri

ve yapılmak istenilenler

 

 

Veli KALLİ

 

 

Dünyanın hiç bir ülkesinde Türkiye’de olduğu gibi hızlı gündem değişikliklerine rastlamak mümkün değil. Yaptıkları hukuksuzluklara veya tahribatlara bir yenisini eklemek ve bunları zincirleme devam ettirmek için böyle bir yola başvurulduğu görülüyor.

Değilse doktrinle yola çıkmamış, siyasî birikimleri olmayan bir partinin tek adam yönetimiyle ülkemizi kaos ortamına getirmesi mümkün olamayacaktı. Yani AKP’yi iktidara getiren Türk Milleti değil, Türkiye üzerinde kötü emelleri olan emperyalist ülkelerdi… Bu ülkeler  ülkemiz üzerinde pasifleştirici, sindirici ya da etkisizleştirici yöntemler uygulamaktadır.

Beyin yıkamak için uygulanan gündem değişikliklerinin ve Silivri soruşturmaları gibi vatansever unsurlara uygulanan hukuksuz baskıların ana kaynağında Türkiye’nin zenginliklerini ya da topraklarını ele geçirme projeleri vardır.

Bütün bunları demokratik ilkelerle ya da  şeffaf olarak sürdürmemeleri ise sinsi emellerin gizlenilmesinden kaynaklanmaktadır.

 

AKP yöneticilerinin kendilerine verilen misyonu uygulama yönünde bilgisizliklerinden veya  Türkiye’nin psikolojik ya da  stratejik hassasiyetlerinden uzakta oluşlarından kaynaklanan çetin şartların çok yakında kendilerini bitireceğini dahi düşünemez hâle gelmişlerdir. Yani dış güçler tarafından kendilerine verilen ve kendi elleriyle oluşturdukları gündemler AKP yöneticilerini dahi içinden çıkamayacakları çeşitli şokların içerisine itmiştir. Bu sebeple ağır suçlar işliyorlar, bu sebeple kusur deryası içerisinde bocalıyorlar. Bundan sonra yeni dönemler başlayacak, her şey tersine dönecek ve AKP yöneticileri, destek olanlar, yandaşlar birer birer sorgulanacaklardır.

 

Bugün Müslüman görüntüsü altında Türk Milleti’yle alay eden, insanlarımızı aşağılayan, kurumlarımızı ve ülkemizi yıpratan, değerlerimizi savuran AKP zihniyeti, inanç sömürüsüyle, yolsuzluklarla, haksızlıklarla ayakta kalma direnişi göstermektedir.

 

Barışı, kardeşliği, dostluğu, huzuru, dayanışmayı, zenginliği kendi ülkesinde oluşturamayan AKP yöneticileri emperyalist ülkelere verdikleri tavizlerle ülkemizin ve milletimizin geleceğiyle oynuyorlar.

 

AKP yöneticilerinin ve  işbirliği içinde oldukları emperyalist ülkelerin, yeni gündemler oluşturma gayretlerinin altında ülkemiz aleyhindeki tavırlarını gizleme dürtüleri yatmaktadır.

Avrupa’daki Türk işçilerinden, Kosova Türklerinden, Batı Trakya ve Balkan Türklerinden, Türkmen’lerden, Uygur Türklerinden kopuk bir AKP yönetiminin görüntüleri, Türkiye içindeki görüntülerinden hiç farklı değil…

29 Mart 2007 tarihli Yeniçağ Gazetesi’nde yer alan ABD askerlerinin gördükleri tüm Türkmenlere yaylım ateşi açtığı,  kadın ve çocuk demeden kurşun yağdırdığı 47 Türkmen’in hayatını kaybettiği, bu saldırıda 23 Türkmenin de yaralandığı, ABD askerlerinin Türkmen evlerine kapıları kırarak girdiği ve çok sayıda Türkmen’i de gözaltına aldığının duyurulduğu günlerde AKP yöneticilerinin hiç kıllarının kıpırdadığını duydunuz mu?

 

Çin’de Uygur Türklerine uygulanan soykırım faciaları karşısında AKP yöneticileri ne gibi insanî  tepki gösterdiler?  Doğu Türkistan’da yıllardır zulüm ve baskıyla karşı karşıya olan Uygur Türkleri  ne gariptir ki  5 Temmuz 2009 tarihinde Cumhurbaşkanı vasfıyla Abdullah Gül’ün yaptığı ziyaret sonrası  binlerce Uygur Türk’ü katledildi. Bu cinayetler de bir çeşit Türk Milleti’nin başına çuval geçirme hadisesidir! Türk Milletini hiçe sayma girişimidir. Bu konuda AKP zhniyetinin veya uzantılarının en ufak bir girişimlerine şahit olmadık. İçerde AKP’nin  Türk ordusunun kahraman mensuplarıyla savaştığı yabancı ünlü yazarlar tarafından dile getirilirken, dışarıda da  AKP yöneticilerinin zaaf ve tavizlerinden faydalanarak dünya Türklerine karşı soykırım cinayetleri sergilenmektedir.

AKP yönetiminin siyasette, dış politikada, ekonomide, eğitimde ve stratejik konularda ülkemizi bir çöküş dönemine sürükledikleri artık gizlenememektedir.

Bugün saat 13.00’de  Paris Türk Federasyon öncülüğünde Eyfel civarında Uygur Türkleri için bir dayanışma mitingi düzenlenecektir.

Tüm vatanseverlere gurbetten selam ve sevgilerimi sunuyorum.

 

Paris, 04.07.2010

 

Selam ve sevgilerimle.

 

Veli KALLİ

 

http://site.mynet.com/veli.kalli/Denizli/index.htm

http://site.mynet.com/velikalli/Paris/index.htm

 

Şehirleşme ve

çıkar köprüleri

 

 

 

Üzeyir Lokman ÇAYCI

İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı

 

 

Bilim adamlarını dışlayanlar  ülkemizi ve şehirlerimizi tanınmaz hale getirdiler!

 

İstanbul’a üçüncü köprüyü yaptırma girişimi, şehircilik kurallarına, tarihe, tarihi dokuya hakaret ve tecavüz anlamına gelmektedir.

Henüz mevcut ulaşım vasıtalarını değerlendiremeyen insanlar bugünlerde üçüncü bir köprünün yapımı için kollarını sıvadıklarını açıkladılar. Neye ellerini attılarsa orasını para kazanma alanı haline getirdikleri gizlenmeyen bu zihniyet, bilim adamlarından, mimar ve mühendislerden, çevrebilimcilerden ve halktan kopuk kararlarla şehirlerimize adeta can çekiştiriyorlar.

Demokrasiyle, ilimle, bilimle ilgileri olmayan kararlarla şehirlerimiz yozlaştırılıyor.

Halkı yanıltıcı propagandalara; kirli bilgilere aracılık yapan yandaş odaklar, olumsuzluk üreten icraatları «mükemmellik» boyamasıyla gündeme getiriyorlar.

Yağmur  yağdığı zaman yerinde sayan, budanan, felaketler üreten şehirler karşımıza çıkıyor. Çabuk unutuluyor yıkımlar ve ölümler. Çok geçmeden sorumsuz  yöneticiler hiçbir şey olmamış gibi tekrar karşımıza çıkıyorlar ve akla gelmeyecek sözler sarfediyorlar. Dere yataklarına imar izni veren onlar, tarihi, doğayı, ormanları katleden onlar... Bilgisiz, güvenilmeyen, hizmet üretmeyen, şehirciliği, belediyeciliği bilmeyen bu kişileri yalnız bırakma yerine onların peşlerine takılan, onları alkışlayanlar da sizlersiniz! Ben 30 yıldır Avrupa’dayım, sicim gibi Avrupa ülkelerinde de yağmurlar yağıyor. Bir saat süren yağmurlardan sonra yollarda evlerde su birikintilerine rastlamanız mümkün değil... Ben bir çok kez bir çok kasabalardan geçerek yıllardır bu ülkelerde seyahat ediyorum. Halk yol yapımında asbestli asvalt kullanıldığını tespit ederek resmi başvurularda bulunuyorlar. Mahkeme kararlarıyla halk egemenliği devreye giriyor, hatalar ve ihmaller ortadan kaldırılıyor!

İstanbul gibi bir büyük kentte dere kenarlarına korkuluk dahi koymayan belediye yönetimlerini hâlâ görevde tutanların suçlanması gerektiğine inanıyorum. Partizan, bilgisiz,  sorumsuz, milleti düşünmeyen, çıkarcı partilere asla görev verilmemelidir.

 

Sayenizde şehirlerimiz şehircilikten anlamayanlara teslim edildi

 

Ey İstanbul halkı, AKP’lilere İstanbul’u teslim etmenizin,  yapılanlar karşısında sessiz kalmanızın getirileri ve götürüleri karşısında sorumluluk hissetme zamanınız gelmedi mi?

Avrupa ülkelerinde her sokağa konulan yüksek basınçlı su musluklarının (1) benzeri yangın tedbirleri, deprem için bilimsel şehirleşme projeleri, sel ve su baskınları için su kanalları konularında hiçbir olumlu ya da bilimsel girişimleri bulunmayanların köprü konusundaki çıkışlarını, hukuksuzluk yansıtan art niyetlerini, emperyalist ülkelerle çıkar işbirliklerini irdelemek mecburiyetindesiniz!

 

AKP’li Eyüp Belediyesinin rant uğruna bölgede bulunan tek çocuk parkına market ve cami yaptırmak için harekete geçtiğine de şahit olduk.

Şehirlere soluk aldıran, park, bahçe gibi yeşil alanları imha eden bu anlayışa karşı hukukî ve demokratik cevap vermek hepimizin görevidir. Geleceğin ışıkları çocuklarımızı dışlayan ve umursamayan bu zihniyetten asla olumlu hizmetler beklemiyoruz.

Şeffaflıktan uzak, halktan kopuk, çıkar bağlantılı, anayasa ihlâlleriyle beslenen, zulme dayalı, geleceğe problem taşıyacak AKP siyasetinin kimlerle bağlantılı olduğu ve kimleri memnun etmeye çalıştığı artık belirgin hâle gelmiştir!

 

Yani AKP yöneticileri üçüncü köprü konusunu da  İstanbul’a, İstanbul halkına hizmet için gündeme getirmemektedirler. Bize gelen belgelere ve kamuoyuna yansıyan bilgilere göre şimdiden seçilen rant bölgesinde arazilerin parsellenmekte olduğu ve çıkar arenası oluşturulduğu görülüyor.

Bu aynen üstünde elbisesi, ayağında pabuçları olmayan aç bir insana makyaj yapmaya benzemektedir. Yani İstanbul’un öz sorunlarının üstü örtülüyor, ya da gizlenmeye çalışılıyor. Şehirlerin çöken alt yapıları, sık sık tekrarlanan elektrik ve su kesintileri, halkın dengesizleştirilen yaşam seviyeleriyle biçimleri, çıkabilecek yangınlara, olabilecek depremlere, yağmur ve sel felaketlerine karşı en ufak bilimsel tedbir almayanlar şimdi üçüncü köprü için kollarını sıvadılar.

 

AKP zihniyeti rant uğruna İstanbul’un ve İstanbul halkının geleceğiyle oynuyor!

 

AKP’li yöneticiler tarafından ülke çapında sizin önünüze örülmekte olan duvarları henüz farkedemediniz.

Daha önceki yazdığım şehirleşme konusundaki yazılarımda bahsettiğim gibi, bir şehrin temiz su üreten yüksek tepeleri ve ormanlık arazilerinin katliamları karşısında şimdiye kadar İstanbul halkının güç birliği yaparak karşı çıkmaları gerekirdi!

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde anayasa değişikliğiyle ilgili oylamalar sırasında AKP’li yöneticilerin her 19 AKP milletvekilini bir AKP milletvekiline denetlettiren demokrasi dışı bir AKP görüntüsünü tüm ülkemizde değişik biçimlerde görüyoruz.

 

Ortaya çıkan gerçeklerle AKP’li yöneticilerin «dünyayı biz yarattık, her şeyi biz biliriz, en iyisini biz yaparız» edâları da çöktü!

 

Yazılarımdan dolayı bazı AKP milletvekilleri de  bana hak verdiklerini söylüyorlar. Kendilerinin de bu vahim gidişattan oldukça rahatsız olduklarını, tehdit ve baskı altında bulunduklarını söylüyorlar. Hattâ kendileri aleyhinde duyum aldıkları zaman üzerlerine kalabalık AKP milletvekili grubuyla gelindiğini, kendileriyle ve çocuklarıyla ilgili tehditler yapıldığını ifade ediyorlar.

Bu AKP milletvekilleri, AKP yöneticilerinin de üstünde bir baskının Türkiye dışında hazırlanan projelerle ülke genelini ilgilendiren, Türk Silahlı Kuvvetlerini ve şehirlerimizi yozlaştırmaya yönelik uygulamaların hepsinin temelinde emperyalist oyunların olduğunu belirtiyorlar.

 

Öğrencilik  yıllarımda aldığım projelerle ilgili olarak okul dışında insan psikolojisinin tasarım üzerindeki etkileri konusunda çeşitli araştırmalar yaptım. İlim adamlarıyla görüştüm. Yayınları araştırdım.  Bizzat görüştüklerimden biri de Prof. Dr. Ayhan SONGAR’dı. Onun bana anlattığı bir konuyu size nakledeceğim : «Adamın biri bir soğuk kış günü tilki avına çıkıyor. Her taraf buz tutmuş. Ağaçlardan sivri sivri buzlar sarkıyor...

O elindeki su dolu bir ibrikle dallarından tutunarak ağaçlardan birinin üzerine çıkıyor. Yukarıdaki dallardan birine oturarak, beklemeye koyuluyor.  Nihayet bir tilki uzaktan görünüyor. Olacak ya, geliyor ağacın altına, bir sağa bir sola bakıyor, sonra ağacın dibinde kuyruğunu sallaya sallaya uyuklamaya çalışıyor. Tam uyuduğu zaman bizimki bunu farkederek yukarıdan ibriğindeki suyu tilkinin tam kuyruğuna gelecek şekilde döküyor. Dökülen suyla tilkinin kuyruğu buzun içinde kalıyor. Bizim tilki avcısı hemen ağaçtan iniyor... Ve cebinden ustura bıçağını çıkarıyor ve  tilkiyi «pişştttt» diyerek uyandırıyor. Tilki uyanır uyanmaz kaçmak isterken usturasını tilkinin başına doğru yere doğru dik  kavis yaparak vuruyor. Tilki gidiyor, postu orada kalıyor...»

AKP yöneticilerinin bugün kendileriyle ilgili yansıttıkları bu anlatıma ve aktarılmak istenilenlerle büyük benzerlik taşıyor.  Ülke gerçeklerinin dışında, hukukla izah edilemeyen, suçlarla çevrili, insanî değerleri dışlayan, dinî, ahlâkî, millî unsurları yozlaştıran bir politika içinde önceliklerini belirleyememiş bir görüntü arzediyorlar!

 

AKP’li yöneticiler Ankara’da ve İstanbul’da can alan çukurları ve göletleri tehlikesiz hale getirme yerine kendilerine gelir getirecek çıkar kapılarını aralıyorlar!

 

Mimaride, şehirleşmede, yapılaşmada, siyasi yapılanmada, hukukta, yargılamada, sağlıkta, ulaşımda, ekonomide, ziraatta, hayvancılıkta, eğitimde, insani ilişkilerde, millete yaklaşımda,  AKP ile Türkiye bir çöküşü yaşıyor.

 

İstanbul için üçüncü köprüyü düşünmek İstanbul’a,  İstanbul halkına ve tarihe kötülük yapmak demektir. Bu stratejik konu,  halkı doğrudan  ilgilendirdiği için ilim adamlarına, mimarlar odasına danışılmalı ve referanduma götürülmelidir.

Bu tür şehircilik kurallarına ters ve çıkarlara dayalı projelere karşı çıkmak, bütün vatanseverlerin görevleri olmalıdır!

 

(1)  RIA (Fransızca, robinet incendie armé) : yangın donanım musluğu

 

 

 

 

Selam ve sevgilerimle.

Üzeyir Lokman ÇAYCI
Concepteur industriel - Architecte d'intérieur
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Lo
uise Michel
78711 Mantes la Ville
FRANCE

 

 

Yozlaştır(ıl)ma

 

 

Üzeyir Lokman ÇAYCI

İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı

 

 

 

¤  Avrupa’da biz renk algılamaları olmasa bile kedilerin ve köpeklerin dahi trafik ışıklarına uyarak yaya geçitlerinden geçtiklerini görüyoruz.

¤  İnsanı ve insan hayatını önemsemeyen bir siyaset değersiz ; kanunları ve insan haklarını hiçe sayan zihniyet ise ilkeldir. Kendi kişisel çıkarlarını halkın menfaatlerinden daha önde tutan iktidarlar ise yıkılmaya mahkumdurlar.

¤  Temiz duyguların üzerine çıkar kuleleri inşa etmek isteyenler asla hedeflerine ulaşamayacaklardır. Milletimizin efendileri köylülerimizi, güzel ve yürekli insanlarımızı aşağılamak ve yoksullaştırmak isteyenlere, onların inançlarını istismar edenlere ALLAH (C.C.)  fırsat vermeyecektir.

¤ Avrupa’da şiddetli rüzgârlara karşı «tahribatları önlemek için» rüzgâr kırıcı yapay tepeler oluşturulmaktadır. Yağmuru, rüzgârı, su baskınlarını yönetemeyenler ve felâketleri önleyemeyenler istifa etmelidirler. Dere kenarlarını yerleşim alanları haline getirenlerin, önlem almayarak ormanları şiddetli rüzgârlara biçtirenlerin sorgulanmaları gerekir !

 

 

 

Partizanlığın yollarını açtılar

 

Tarafsız olmayanları, devlete ve halka hizmet etmeyenleri ve partizanlık yapanları ödüllendiren iktidar sahipleri açtıkları yaraları, ortaya çıkan tahribatları onaramaz hale geldiler. Din adamları polisliğe, sağlık sektöründe önemli görevlere, dinle ilgileri olmayan genel müdürlüklere tayin edildiler.

 

Bazı valiler ya da bürokratlar cemaatçılık ve siyasetçilik yapar hale getirildiler. Partizanlık adeta teşvik edilmekte, soruşturulamamaktadır. Ehli olmayan insanlara ciddi görevler vermek yadırganmaz hâle geldi, aksine bu olumsuzluklar hizmet kabul ediliyor.

 

17 Ekim 2009 tarihli gazetelerde yer alan AKP Uşak Valisi Özdemir Çakacak’a sahip çıktı haberi valilerin tarafsızlığı yönündeki kuşkularımızı artıran bir örnektir.

Uşak Valisi Özdemir Çakacak’ın AKP tarafından içeriği ve konusu açıklanmayan dış güçler tarafından dayatılan Türkiye’yi de içine alan Ortadoğu’yu parçalayarak yeniden şekillendirme projesi olan  Büyük Ortadoğu Projesi «BOP» kapsamında bulunan «açılım projesini», savunması da yadırganmıştı. BOP bir siyasi projedir. Bu projeye eş başkanlık yapmak ise anayasal bir suçtur. Bu suçu işleyenlere destek olmak da, siyasetin güdümüne girmek de ayrı ayrı suç teşkil etmektedir.

 

26 Haziran 2010 tarihli gazetelerde yer alan Kırklareli Valisi Cengiz Aydoğdu’nun «dinî içerikli Abant Platformu'nda» yaptığı  «Demokrat Parti’nin 1950’de iktidara geldiğinde CHP’yi kapatıp, İsmet İnönü’yü de tarihteki huzurlu yere göndermemiş olması en büyük talihsizliktir» şeklindeki sözleri onun tarafsızlığı konusunda sizde bir şüphe uyandırmıyor mu? Böyle bir vali nasıl halka hizmet edebilir ve nasıl tarafsız olabilir?

Atatürk Türkiye’sinde bu tür tavırlar sizi rahatsız etmiyor mu? Bu tür ihlâllerin hukukî karşılıklarını bu kişilere kim gösterecek?

 

Kaldı ki AKP yöneticilerinin  bu tür projeleri ve kişileri oy avcılığı için kullandıkları da sık sık dile getirilmektedir.

 

Keşke kusurları sadece bunlardan ibaret olsa?

 

23 Mart 2009 tarihli gazetelerde yer aldığı gibi, Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun «AKP mitinglerine çevre illerden seçmen taşındığını, kalabalıkların bu şekilde toplandığını» iddia etmesi geri plana atılacak bir husus değildi!

 

22 Nisan 2008 tarihli gazetelerde ilginç bir haber yer aldı... SHP’li Belediye Başkanı Osman Özgüven’in «AKP, ölümü gösterip sıtmaya razı ediyor! İktidar halkı önce açlığa mahkum edip, sonra belediyenin yardımına muhtaç bırakıyor.» diyor.  Halka bedava su, ulaşım olanağı tanıdığı için hakkında «görevi kötüye kullanmaktan» soruşturma açılan Dikili’nin SHP’li Belediye Başkanı Osman Özgüven, «Biz en azından millete sadaka dağıtmıyor, rüşvet vermiyoruz. Yoksul insanların hayat kalitesini bir nebze artırmaya çalışıyoruz» şeklindeki ifadelerinden bunlar hiç ders almayacaklar mı?

 

Eğitim yozlaştırıldı

 

Öğretim görevlisi olmayan yeni üniversiteler kurularak sadece diploma vermek için kalitesiz, verimsiz, kontrolsüz ve geleceğe problem taşıyan yozlaştırma yolları açıldı.

Ne yazık ki partizanlıklarla sergilenen ağır kusurların ve suçların üstleri yine partizanlıklarla örtülmeye çalışılıyor.

 

¤ 14 Aralık 2006 tarihli gazetelerde yer alan  «Manisa'da babaya korkunç infaz... Boğazı kesilmiş bulunan kamyon şoförünün, iki oğlu tarafından öldürüldüğü ortaya çıktı»

¤  25 Ekim 2008 tarihli gazetelerde yer alan  : «Üniversite mezunları kazmacı olacak...  Zonguldak’ta, Türkiye Taşkömürü Kurumu ocaklarındaki 3 bin kişilik işe 37 bin 196 kişi başvurdu. Bunların 1160’ı üniversite mezunu...»

¤  05 Mart 2009 tarihli gazetelerde yer alan : «İzmir'de skandal! İzmir’in Ödemiş ilçesinde, 13 yaşındaki ilköğretim okulu öğrencisi çocuk, bebek dünyaya getirdi.»

¤  20 Mart 2009 tarihinde gazetelerde yer alan  «Annesini satırla 13 parçaya böldü»

¤  01 Eylül.2009 tarihli gazetelerde yer alan :  «İstanbul'un Kadıköy ilçesinde 23 yaşındaki Begüm Veral isimli üniversite öğrencisi aşırı dozda uyuşturucudan yaşamını yitirdi.»

¤  09 Kasım 2009 tarihli gazetelerde yer alan  «Lise öğrencisi sınıfta dehşet saçtı  :  Ordu'nun Aybastı ilçesinde lise öğrencisi genç, sınıfta tartıştığı arkadaşını bıçaklayarak öldürdü, araya giren bir öğrenciyi de yaraladı.» haberleri elbette bizleri düşündürüyor!

İşte AKP yöneticilerinin 8 yılda bize sundukları. Neyi ellerinde tuttularsa çürüttüler.

 

AKP yöneticilerinin sorumluluklarını hatırlatan demeçlere de dikkatlerinizi çekiyorum :

¤  ÖSS 2009’da üzen tablo : ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ünal Yarımağan sonuçları açıklarken, 30 bin kişinin sıfır aldığını söyledi ve «Bu kitle geçen senekilerden daha fazla. Araştırmaya değer bir konu» uyarısını yaptı.  Prof. Dr. İsa Eşme de «Ortaöğretim büyük zafiyet içinde» dedi.

¤  DSP Genel Sekreteri ve Denizli Milletvekili Dr. Hasan Erçelebi : «AKP eğitim sistemini çökertti»
¤ 10 Ekim 2006 tarihinde Türkiye Büyük Meclisi’nde tutanaklara geçen konuşmasında CHP Yalova Milletvekili  Muharrem İnce «Değerli veliler, sizi uyarıyorum bir öğretmen olarak : Çocuklarınızı Millî Eğitim Bakanlığından koruyunuz. Koruyunuz, evet!..» dedi.

 

Türkiye’de Türk Bayrağı taşımak da suç kabul ediliyor!

 

MHP Osmaniye ili,  Toprakkale ilçe başkanı Tamer MAK’a aracının plakasında bulunan Türk Bayrağı sebebiyle emniyet görevlileri tarafından ceza yazıldığına dair haberler hafızalarımızdan silinmedi.

 

Vatan ve millet sevgisinin yasak olduğu ülkemizde tüyler ürperten soruşturmalara şahit oluyoruz.

Milliyetçi Hareket Partisi Niğde Milletvekili Mümin İNAN’ın  25 Haziran 2010 Cuma günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde ifade ettiği konuya da dikkatinizi çekiyorum :  Konu İçişleri Bakanımızı ilgilendiriyor ama Sayın Hükümet üyesi Ulaştırma Bakanımız da burada. Niğde'de aylardır arabasının arkasında Türk Bayrağı resmiyle gezen bir vatandaşımız  «ismi Talat Ayhan»  bir kardeşimiz, dün emniyet güçleri tarafından çevrilmek suretiyle arabasının arkasındaki Türk Bayrağı'nın kazınmasını ve aksi takdirde alınan ruhsatının geri verilmeyeceğini ifade etmişlerdir. Vatandaşımız Türk Bayrağı'nı kaldırmıştır. Bu bir suç mudur, yoksa  «aylardır arabasının arkasında Türk Bayrağı'yla gezen birçok insanımız var» son zamanlarda, özellikle Türkiye'de meydana gelen terör olaylarının arkasından Türk Bayrağı'nı bir tahrik edici unsur olarak mı görmektedirler ve bunun için mi kaldırmaktadırlar? Vatandaşımız bunu sormaktadır. Ben de Talat Ayhan adına ve Niğde Milletvekili olarak, Hükümet üyelerinden bunu hassaten cevaplamalarını arzu ediyorum.”

 

Başarısızlık halka hizmet gibi yutturuluyor

 

03 Nisan 2007 tarihinde Nancy’den kalkan TGV’nin (hızlı trenin) hangi şartlarda ve nasıl bir teknolojiyle saatte 574,8 kilometre sürat yaptığını AKP’li yöneticiler biliyorlar mı?

Avrupa’da 29 Mart 1955 yılında kırılan dünya rekoru  olan saatte 331 kilometreye biz AKP iktidarıyla  2010 yılında ulaşabildik mi?

AKP iktidarına bağlılıklarını ifade ederek beni eleştirenlere soruyorum : Bizi 55 yıl sonra  ve 8 yılda bu iktidar mensupları hangi noktaya getirdiler?

 

30 Ocak 2006 tarihinde gazetelere yansıyan «Ankara Ekspresi 17 saatte İstanbul'a ulaşabildi» haberi ulaşımda ne kadar çağdaşlaştığımızı bize göstermektedir.

Rayları yenilenmeden hız yapıldığı için birçok  insanın ölümüne sebep olan kazalar ve döşenen hatların kalitesizliğiyle gündeme gelen «hızlı tren skandalları» ister istemez çeşitli suçlamalara da sebep olmaktadır.

Alt yapıları gözden geçirilmeden, tecrübesiz elemanlarla gündeme getirilen  bu «hızlı tren projeleri» kurbanlar vererek çöktü. Sorumluluklar makinistlere yüklendi. Bu yöndeki  Avrupa’daki uygulamalar gözden geçirilmeden sırf hava atmak ve propaganda yapmak için yapılan uygulamalar görüyoruz ki hep facialarla sonuçlanıyor.

Trenlerin hız yapabilmeleri için teknik hesapların yapılması gerekirdi. Çekicilerin «lokomotiflerin» ve vagonların «kompartımanların» elverişliliği üzerinde seviye testleri, teknik yapıları «donanımları» konularında ve süratle ilgili ön araştırmalar yapmadan hızlı tren uygulamalarına geçmek akılla ya da mantıkla izah edilemez !  Zemin hesapları, mevcut rayların cinsleri, bağlantılarının, dönüş açılarının ve  meyillerinin araştırılması, taşıyıcılıklarının irdelenmeleri,  tekerlerin sürate bağlı olarak ısınma veya parçalanma risklerinin incelenmeleri gerekliydi.  Mevcut trenleri hızlandırarak, demir yolu etüdleri yapılmadan «hızlı tren diye yutturmaya kalkışmak» bir gaflet, bir cinayettir !

Sadece bunlar da değil, ayırımcılık yapılmadan, çalışan veya emekli bütün demiryolu mühendislerinin, yüksek teknolojiyle uğraşan kurumların,  üniversite camiasının görüşlerine ve bilgilerine başvurarak bir hızlı tren konseyi oluşturulmalıydı.

Bunların hiç biri yapılmadı !

 

İlkel şartlar altında yapılacak sürat felakettir

 

¤  30 Ağustos 2009  tarihli gazetelerde duyurulan «Metrobüs hattı bir yılını doldurmadan milyon dolarlık “metrobüs” asfaltında başlayan çatlak, çökme ve kopmalar hayret uyandırdı. Büyükşehir Belediyesi: Metrobüsler çizgi halinde ilerliyor. Her gün aynı noktada 2 bini aşkın fren yapılınca çökmeler oluyor»

¤  20 Nisan 2010 tarihinde gazetelerde yer alan «Yol çöktü 30 araç içine düştü»

¤  01 Mart 2010 tarihli gazetelerde aktarılan «D-100 karayolunda yeni yapılan duble yol çöktü»

¤  14 Mart 2010 tarihli gazetelerde de yer alan «Yol çöktü, araçlar yolda kaldı» haberleri dahi onlara en ufacık bir uyarı yapmadı!

 

Bilimsel araştırma yapmadan, ön çalışmalar ortaya koymadan «25 Haziran 2010 tarihinde, TBMM Genel kurulunda karayollarında bölünmüş çok şeritli yollarda hız limitinin saatte 90 kilometreden, saatte 110 kilometreye çıkarılması kararlaştırıldı.»

 

Uzun araç kuyruklarına çözüm bulamayanlar

Araçların süratlerini artırarak felaketlere zemin hazırlıyorlar...

 

Ülke çapında 100’den fazla tren seferlerini kaldıran AKP,  adeta demiryolu taşımacılığını devreden çıkarıyor. İstanbul merkezli demiryolu taşımacılığı da bitirilmek üzere.

Yani AKP yöneticileri Türk Milletini iki olumsuzlukla karşı karşıya bırakıyorlar. Birincisi bütün dünyada hızla ve teknolojik katkılarla geliştirilen güvenli demiryolu taşımacılığı söndürülüyor. İkincisi ise bozuk yollara rağmen karayollarında sürate izin vererek,  trafik yoğunluğunu ve kazaları artıracak olumsuzluklara kapı açıyorlar!

Yağışlı, kaygan, meyilli ve  alt yapıları sağlam olmayan yollarda, ya da rüzgârlı anlarda gerçekleştirilecek sürat sadece kaza yapanları etkilemeyecek. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bu karara imza atanlar da gelişmelerden ya da ölümlerden manen sorumlu olacaklardır.

Yollarda seyir halinde olan, trafiğe çıkmaları mahsurlu külüstür araçlara da sürat şansı vermek ölümlere davetiye çıkarmak demektir.

Henüz halkın ve sürücülerin trafik işaretlerine uyup uymadıklarının denetlenemediği, genelde işaret levhalarının yerli yerince konulduğunu, sağlam yolların yapıldığını söyleyemeyeceğimiz Türkiye’de  «sürat çağından ve olumlu gelişmelerden bahsetmek» mümkün görünmemektedir.

 

Araçların hızları artırıldıkça yere yaptıkları basınçları artar. Durma anlarında, aniden fren yapma durumlarında da basınçlar değişik yönlere doğru artabilir. Yollarda çökmeleri, kaymaları, araç sapmalarını ve kazaları artırabilir veya ölümlere sebep olabilir.

Kendi kapasitelerinin üzerinde yük taşıyan, kendi hız limitlerinin üzerinde sürat  yapan araçları düşünmeden uygulamaya konulan kararlar, karar sahiplerini gelecekte suçlu duruma düşürebilir. Bu durumda meydana gelecek ölümleri «kader» diye geçiştiremezsiniz.

«Sürat çağı» denilerek çift şeritli yollarda araç süratlerine artış izinlerinin verilmesi çok tehlikeli kazalara yol açacaktır. Çünkü mevcut iktidarın bilimsel araştırmalarla karar  verme gibi bir alışkanlığı yok !

Hızın artması, kazaların çeşitlenmelerine de sebep olabilir. Yani çevreye sirayet ederek yerleşim alanlarını da tehdit edebilir. Zincirleme trafik kazalarını da önemli ve istenmeyen boyutlara çıkarabilir.

 

Ruh dengeleri sarsılmış, siyasi tahribatların içerisine sürüklenmiş, kapitalist ve emperyalist müdahalelerle düşünme duygularını yitirmiş bireylere sunulan her değişikliğin getireceği olumsuzluklar önceden gözden geçirilmelidir. Halkın fakirleştirilerek, baskılarla, eğitimsiz bırakılarak,  Ergenekon’cu diye suçlamak suretiyle,  iftiralarla Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarını ve vatanseverleri suçlama operasyonlarıyla sindirilmiş  toplumların normal düşünebileceklerini söylemek de imkânsızdır.

 

Bu yazdığım yazıyla ilgilileri ve yüce Türk Milleti’ni uyarıyorum. AKP yöneticileri sizin geleceğinizle, hayatınızla ve huzurunuzla oynuyorlar. Gelecekte bu olumsuz kararlarla oluşacak her olay için bu yazımla suç duyurusunda bulunacağım.

 

Devamlı problem ve huzursuzluk  üreten AKP yöneticilerinin Türk Milleti için  bir tek olumlu karara imza attıklarını ben görmedim. Bu arada bana daha önceki yazdığım yazılara dayanarak,  eleştirilerimi onaylayan ve yürekten teşekkür eden AKP milletvekillerine de şükranlarımı sunuyorum.

 

Ankara, 27.06.2010

 

 

 

Selam ve sevgilerimle. 

Üzeyir Lokman ÇAYCI
Concepteur industriel - Architecte d'intérieur
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes la Ville
FRANCE

 

uzeyir.cayci@free.fr
 

------------------------------------------------------------------ 

http://monsite.wanadoo.fr/SEVGI/
http://uzeyircayci.sitemynet.com/fleur/index.htm
http://www.artmajeur.com/serap/

------------------------------------------------------------------- 

 

 

 

 



 

 

ALTTA KALANIN CANI ÇIKSIN !

 

 

Üzeyir Lokman ÇAYCI

 

 

 

Tam giyindim, dışarıya çıkacağım sırada eşim Biberiye mutfaktan bağırdı : «Bey… Bey !  Emekli maaşını aldıktan sonra, 4. Levent’e git. Bizim kasap Recep Efendi’den bir kilo kıyma al! Tamam mı hayatım ?»

 

Daha güneş doğmadan verilen bu emri başımın üstünde taşımam gerektiğine inanıyorum. Eh... nihayet yola koyuldum. Zar zor belediye otobüsünde ayakta bir yer bulabildim. Düşmemek için de tutunacak bir yer aradım. Ama ani frenlerle arada bir kadın erkek ayırt etmeden orada önüme ne gelirse çıkıntılarından tutunuyordum. Yaşlı oluşumdan dolayı bu davranışlarıma kimse de tepki göstermiyordu.

 

Sirkeci’ye geldiğim zaman ortalık karanlıktı.  Bankanın önünde oluşturulan uzun kuyruğa ben de girdim. Orada, ayakta duramayacak kadar ya da benim gibi yaşlılar, hastalar ve özürlüler de vardı... Gördüğüm kadarıyla her ay bu çile kuyruğuna alışmış olanların bu duruma tepki göstermeye mecalleri de yoktu. Canlarına tak etse bile onlar kendilerine reva görülenler karşısında bu «sessiz duruşlarını» sürdüreceklerdi! Avrupa’da emekli aylıklarının doğrudan banka hesaplarına yatırıldığını göremeyecek kadar aptal olanlar bize zulmetmeye devam edecekler, biz de bu şekilde kuyruklarda çile çekeceğiz... Yazıklar olsun!

Ben ağzımın  içinde biraz küfürlü,  biraz da  beddualı bir şeyler gevelerken önümde bulunan garip bir adam bana dönerek : «Onların Abdullah, Recep, Tayyip, Mehmet, Ali,  Bülent, Sadullah, Beşir, Cemil  ve Ömer  gibi Müslüman ismi taşımalarına aldanmayın…  Ezan seslerinin etkilemediği adaletsiz ve çıkarcı ruhlara  nerede bulunurlarsa bulunsunlar, hangi makamlara gelirlerse gelsinler mükemmellikten bahsedemezsiniz… Kalplerinde hak ve hukuku gözetme duygusu olmayan ve ALLAH sevgisi sirayet etmeyen bunlar sadece kendi kendilerini aldatıyorlar! Kimleri kastederek bunları söylediğimi zannedersem anladınız? Bizi yönetenlerden bahsediyorum... Biraz daha açık, biraz da küfürlü konuşursak  vallahi hemen bizi Ergenekon’cu ya da terörist diye gözaltına da alabilirler... Bunlarda, insan sevgisi de,  ALLAH korkusu da yok! Anlayacağınız millet olarak gerek ev içinde, gerekse ev dışında da tedirginiz. Yani hâlimiz harap... Bir de demokrasiden, özgürlükten bahsediyorlar! Utanmazlar... »

 

İçeriye tek tük girenlerle biz de giriş kapısına yaklaşıyoruz. Birkaç kişi daha soğuktan kurtularak nihayet  içeriye girebildik. Dört gişeden soldaki gişe görevlisi ağlayanları taşlar gibi,  bir bayanla akıl almaz yarenlikler yapıyor... Hepimiz onların yaptıkları ipe sapa gelmez konuşmaları öfke ile dinliyoruz. Bütün kötülüklerine rağmen, en baştakilerin şerlerine katlandığımız gibi,  bunların da kahkahalarına, şımarıklıklarına tahammül etmek zorundayız. Aman ne sözler, ne sözler... bitecek gibi değil! Baksana ahlâksız herif bizi hiç tınlamıyor...

«Burada memur olduğunuzu unutmayın... Halka hizmet bu şekilde yürütülemez! Sizi uyaracak başınızda hiç kimse yok mu? Gidin bu yarenliklerinizi ve sululuklarınızı yataklarınızda sürdürün! » diye bağırmak geçiyor içimden. Kuyruktakilerden birisi de ağzının içinde «başıbozukluk...» kelimesinin içine hissettiklerini sığıştırmaya çalışıyordu! «Biz böyle değildik... Yaşlılara saygı gösterir, onları incitmezdik! Adeta onların karşısında tir tir titrerdik. Gel keyfim gel… Oğlan güzel bir kız bulmuş, ona nutuklar çekiyor. İkisi de «altta kalanın canı çıksın» dercesine kalabalıkları farketmiyorlar.  Sanki karşılarında hiç kimse yok...  Umursamaz halleriyle  bizim saatlerce ayakta dura dura dizlerimizin bağlarının çözüldüğünü düşünemeyecek hâldeler...» Ne derlerdi büyüklerimiz? : «Balık baştan kokar...»

Bir diğeri konuşulanlara tepki göstererek : «Boş ver geçmişi! Sen bugün, şu çektilerimizi nasıl göğüsleyeceğiz bize bundan bahset? Başımızdakileri nasıl sandığa gömeceğiz?»

 

Neyse soldan ikinci gişede, sıra bana gelmişti. Paramı aldıktan sonra şöyle derin bir nefes aldım. Oradan ayrılmadan önce muhatap olduğum memura, biraz da yüksek sesle : «Bak evlâdım sabah saat 06.00’dan beri kuyruktayım. Kuyrukta benden daha yaşlı olanlar, hastalar, aralarında ayakta duramayacak kadar felçliler ve özürlüler  de var... Soldaki görevlinin yanındaki kızla yaptığı konuşmalar ve gülüşmeler sizi hiç rahatsız etmiyor mu?

Görevli adam önce gözlerimin içine baktı, sonra «haklısınız» dercesine yüzü kızararak gülümsedi.

 

Ne olur ne olmaz dışarıda kapkaçcı kaynıyor... Oradan çıkmadan önce, elimdeki paraları ve evrakları çeketimin iç cebime yerleştirdim. Eşimin tavsiyesine uyarak kilitli iğneyle  de cebimi güvenli hale getirdim. Eminönü’nden 4. Levent’e gitmek üzere otobüs durağına geldim. Direkte asılı olan levhadaki otobüsün geliş gidiş saatlerine baktım.  Daha epey vakit var... 35 dakika bir türlü geçmiyor... bekle babam bekle!  Bankada kuyruklarda bekle... Belediye’de, vergi dairelerinde, otobüs duraklarında bekle! Oylarını verdiğin adamlar devletin helikopterleriye çocuklarıyla Ankara semalarında keyif sürsünler sen de buralarda bekle!  Düşünmesini bilmeyen insanları sen yükseklere taşıdıkça sorunların torunlarına da sirayet edecek! Bu kafayla daha kimbilir nerelerde uzun uzun  beklemeye, pineklemeye ve sineklenmeye devam edeceksin?  Perişanlık, rezillik seninle anılacak...  Bu gidişle susmak, tepki göstermemek senin için vazgeçilmez bir görev olacak! Akıbetin hayırlı olsun teslimiyetçi herif...

 

Neyse otobüs geldi. Küfrede küfrede otobüse bindim. Otobüsün içi tıklım tıklım doluydu... Yani iğne atsan yere düşmeyecek halde. Sanki koyun sürüsü gibiyiz! Şoför de öylesine… deli çıltak gibi araç kullanıyor… insan değil patates çuvalı taşıyor gibi ! Otobüs bir sağa bir sola yatarcasına virajlara giriyor. Hepimiz bir sağa bir sola, zaman zaman da sert frenlerle öne veya arkaya savruluyoruz! Sonra yerleşiyoruz…  Gençlerimiz de Allah’lık ! Yaşlılar ayakta, onlar koltuklarda keyif sürüyorlar!  Yani işleri iş… Bu şekilde insanlar zihnen ve bedenen otobüslerden yorgun argın  çıkacaklar! Şir şibit terli terli evlerine gidinceye kadar çeşitli dertler yüklenerek,  bir de doktora gitmek için şimdiden hazırlık yapmak zorunda kalacaklar...

Ülkemizde demokrasi var! Bizi yönetenler ve bize vekil olanlar havuzlu villalarda  kul hakkını gözetmek için günlerce uykusuz kalıyorlar... İnsan haklarına saygı göstermek için de adeta baygınlık geçiriyorlar...

 

Müşkülat içinde 4. Levent’e geldim.  Bizim kasap Recep Efendi’nin dükkanına zor attım kendimi. Bir tabureye oturduktan sonra «Recep!  dedim, bende hâl ve hasenet kalmadı... Sabahtan beri ayaktayım.  Yengen bir kilo dana etinden kıyma istiyor... Yağsız olacak! »

Recep Efendi, orada bulunan müşterilerden özür dileyerek bana kıyma hazırlamaya koyuldu. Bir taraftan da oradakilere : «Hacı İbrahim Amca ta Zeytinburnu’ndan geliyor. Her ay bir kilo kıyma almak için bizim dükkana gelir… Ne yapsınlar bir ay boyunca, bir kilo kıymayı karı – koca eftik ederler…» dedi. Parasını ödedim.  Bizim kasaba ve benim için sıralarını veren müşterilerine teşekkür ettikten sonra  oradan ayrıldım.

Durağa geldim. Aktarlamalı maktarmalı otobüslerle Zeytinburnu’na gitmek üzere yola koyulacaktım. Durakta hiç kimse yoktu. Direkteki levhaya baktım otobüslerin geliş gidiş saatlerini öğrenmek için... Daha 45 dakika beklemem gerekiyordu. Ortalık oldukça sıcaktı.  Kıyma kokusunu hissetmiş olacaklar ki nereden geldilerse durakta bir kaç köpek peydah oldu… Her birisinin gözleri faltaşı gibiydi… Bana doğru yaklaşıyorlardı…Kapkaççı gibilerdi…  Sonra da çevremde tavaf eder gibi dolaşmaya başladılar.

Ağızları açık, upuzun dillerini aşağıya sarkıtarak kesik kesik nefes alıyorlardı. Köpeklerin kazma gibi dişleri, tehditkâr bakışları bir de yalnızlığım  sebebiyle  zihnimde değişik korkular dolaşmaya başladı. Bana bakan «bu hayranlarımın niyetinin hiç de iyi olmadığını anlayarak… oldukça aç olacaklar ki canlarını dişlerine almış gibi dolaşıyorlar…  » dedim kendi kendime. İnsanları aç olan bir ülkede köpeklerin aç olması yadırganmamalı, değil mi ya? Bunlar benim çevremde neden dolaşıyorlar? Şu kıyma sebebiyle... Kendimi kısa süre de olsa güvenli hissetmek için elimdeki plastik et torbasını direkteki kalkış saatlerini gösteren levhaya astım. Ben de köpeklerin etraflarında gezinmeye başladım. Köpekler direğin etrafında dönerlerken bir bana bir de torbaya bakıyorlardı.  Otobüs nihayet geldi. «Kendimi bir içerisine atsam» derken. Kapılar açıldı.  Otobüse sıkışa mıkışa zorla girebildim. Et torbası direkte asılı kalmıştı... Pencereden hem astığım torbaya, hem de köpeklere bakarken otobüs yola koyuldu. Ne yapalım, hanıma bu ay  neden etsiz kalışımızı ve  aç köpeklerin şerlerinden nasıl kurtulduğumu anlatmam gerekecekti... ALLAH herşeyin hayırlısını versin ve canımız sağ olsun. Başka diyebileceğimiz ne olabilir ki? İster istemez her gün bu ve buna benzer sözlerle oyalanıyoruz…

 

İstanbul, 03.06.2010

 

 

 

Selam ve sevgilerimle.

Üzeyir Lokman ÇAYCI
Concepteur industriel - Architecte d'intérieur
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes la Ville
FRANCE

 

uzeyir.cayci@free.fr
 

------------------------------------------------------------------ 

http://monsite.wanadoo.fr/SEVGI/
http://uzeyircayci.sitemynet.com/fleur/index.htm
http://www.artmajeur.com/serap/

-------------------------------------------------------------------

 

 

AKP Milletvekillerine gönderilmiştir!

 

Bu ifadelerimin içine girebilecek bir manevi gücünüz varsa kendi vahim durumunuzu seyretmiş olacaksınız. Melekler  ve Evliya ordusu sizi izliyor. Bazı manevi uyarıları göremeyecek hal ve ahvallerle bir tünele girdiniz. Cennet ucuz değil, Cehennem dahi lüzumsuz değil! Bir anne ağlıyor şu an ülkemizin bir kasabasında, ALLAH (C.C.) dostu. Evliyalarla konuşan. İçi yanarak sizlere beddua ediyor... Ben de böyle bir annenin çocuğuyum.

 

Hiçbir hayra ve hizmete vesile olmayan, Kalp gözleri tamamen kapalı, ruhları simsiyah olmuş, Terörü besleyen Barzani’ye Abi diyen, Hak,  hukuk ve adaletten uzaklaşmış, açılım fiyaskolarıyla terörü dirilten, günah deryası içinde yüzen, kul haklarına riayet etmeyen, Hazret-i Ömer’i (R.A.) unutan, AKP yöneticilerini ve bunlara destek olan AKP milletvekillerini, destekçilerini Ya Müntekimü, Ya Kahhar ve tüm (99) güzel  isimlerine sığınarak Sevgili Peygamberimiz Hazret-i Muhammed Mustafa (S.A.), Abdülkadir Geylanî, İmam-ı Rabbani, İmam-ı Gazzalî, Kuddusî Baba  ve  Seyh Muhiddin-i Arabî yüzleri hürmetlerine yüce ALLAH’a (C.C.)  haval ediyoruz.

ALLAH (C.C.) var keder yok!

 

 

Üzeyir Lokman ÇAYCI
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes la Ville
FRANCE

 

uzeyir.cayci@free.fr

Amerika… Amerika !
 
Hayat kısa, kötülükler çok anlamsız
Zulüm, ceza, iğretilikler manasız
Savaş, eza ve cinayetler kuralsız
Sözler çağı, çağ da sizi anlatıyor...
Amerika... Amerika!
 
Çocuk ölmüş, babası kimbilir nerde?
Anasına sarılmış, viran bir yerde
Çökmüş üzerlerine kalın bir perde
Sözler çağı, çağ da sizi anlatıyor...
Amerika... Amerika!
 
Oluk gibi kan akarken çevrenizde
Petrol... çıkar... çağdışılık dilinizde
İnsaf, acıma yok mu hiç dininizde
Sözler çağı, çağ da sizi anlatıyor...
Amerika... Amerika!

 
Üzeyir Lokman ÇAYCI
Paris,  21.11.2004

 

 

 

 

Selam ve sevgilerimle.

 

Üzeyir Lokman ÇAYCI
Concepteur industriel - Architecte d'intérieur
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes la Ville
FRANCE

 

 

uzeyir.cayci@free.fr








------------------------------------------------------------

 

http://monsite.wanadoo.fr/SEVGI/

http://uzeyircayci.sitemynet.com/fleur/index.htm
http://www.artmajeur.com/serap/

 

------------------------------------------------------------

 

 

illustrations (Resim) :  Üzeyir Lokman ÇAYCI


 

------------------------------------------------------------------

http://monsite.wanadoo.fr/SEVGI/
http://uzeyircayci.sitemynet.com/fleur/index.htm
http://www.artmajeur.com/serap/

-------------------------------------------------------------------

 

 

 

 

 

Bu mesajim MHP ve CHP milletvekillerine gönderildi

 

 

T.C. Sosyal Güvenlik Kurumu

çökertildi mi?

 

Üzeyir Lokman ÇAYCI

 

 

Bana gönderilen mektup ve içeriği

 

Gönderen Kurum :

T.C. Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı

Sosyal Sigortalar Genel Müdürlüğü

Yurtdışı Borçlanma ve Tahsis İşlemleri Daire Başkanlığı

Sayı : B.13.2.SGK.0.10.07.00.0302/8771710  -   7603217

Tarih  : 07.06.2010

 

 

Sayın Üzeyir Lokman ÇAYCI

55, rue Louise Michel

78711 Mantes La Ville

FRANSA

 

Türk Alman Sosyal Güvenlik Sözleşmesine göre  hakkınızda  gerekli işlemlerin yapılabilmesi için askerlik borçlanması yapıp yapmadığınız, askerlik borçlanması yaptı iseniz buna ait ödeme makbuz asıllarının gönderilmesini rica ederim.

 

Enver GÜNDOĞAN

Tahsis İşlemleri Şube Müdürü

(İmza)

 

Mithatpaşa Caddesi N° 7, 06437 Sıhhiye – ANKARA

Telefon  :  (+90 312) 230 29 70

Faks  :  (+90 312) 229 68 23

S.S.K. Web sayfası  : http://www.ssk.gov.tr

e-posta  :  zmert@ssk.gov.tr

 

Fransa için Türk Alman Sosyal Güvenlik Sözleşmesine göre denildi

 

Telefonlara cevap verilmiyor

(+90 312) 230 29 70’i aradım. Telefonla iletişim mümkün değil. Saatler sonra bir kişi cevap verdi :  «Bugün taşınıyoruz. Bir hafta sonra arayın denildi!»

Bana :  «Türk Alman Sosyal Güvenlik Sözleşmesine göre  hakkınızda  gerekli işlemlerin yapılabilmesi için askerlik borçlanması yapıp yapmadığınız, askerlik borçlanması yaptı iseniz buna ait ödeme makbuz asıllarının gönderilmesini rica ederim.» deniliyor!

Ben 30 yıldır Fransa’dayım. Bana Türk Alman Sosyal Güvenlik Sözleşmesinden bahsedilerek  gerekli işlemlerin yapılabilmesi için  denilerek bir yılı aşan bir süre sonra dahi emeklilikle ilgili müracatım savsaklanıyor. Adeta benimle alay ediliyor! Yani Almanya ile Fransa’yı birbirine karıştıracak kadar bir bilgi kirliliği söz konusu! Yoksa T.C. Sosyal Güvenlik Kurumu çökertildi mi?

 

Kaldı ki daha önce yani 11 Mayıs 2010 tarihinde bizzat kendileri tarafından Deniz Kuvvetleri Komutanlığına gönderilen  B.13.2.SGK.0.10.02.15/49.554.264 sayılı yazıyla  Askerlik hizmetini 144. dönem Dz.Ord.  Yedek Asteğmen olarak yapan  Üzeyir Lokman ÇAYCI (144-Dz./49-25) hakkında yapılacak işleme esas olmak üzere, ilgilinin askerlik safahatının bildirilmesini arz ederim denilerek Mehmet Gedik, Şube Müdürü imzasıyla bir yazı gönderilmesine rağmen askerliğimi asteğmen olarak yapmam bu sefer de görmezlikten gelinerek sanki hiç bir şey bilmiyorlarmış gibi, er olarak askerlik yapmışım gibi, bana askerlik borçlanması sorulmaktadır. Ki ben yurt dışına çıkmadan önce askerlik görevimi de yapmış olmama rağmen bu tür işlem kirlilikleri sürekli olarak sergileniyor!  Sadece bu da değil  Deniz Kuvvetleri Komutanlığına gönderilen  bahsi geçen Türkçe yazı aynı tarihte,  aynı sayı ile Fransa Caisse National D’Assurance Vieillesse, Agence retraite de Mantes, 1, rue de Champagne, 78200 MANTES LA JOLIE, FRANSA adresine de Türkçe bir mektup ilişiğinde bu yazı gönderildi. Bunların birer kopyası da bana ulaştırıldı.

Sadece bu hatalar değil, 08 Aralık 2009 tarihli  B.13.2.SGK.0.10.07.00.0302/8771710  - 12845935  sayılı, Tahsis İşlemleri Şube Müdürü Enver Gündoğan imzalı  yazıda da çalışma süreleri ve gün sayıları konusuyla gönderilen cevapta ise :

22.07.1974 – 25.10.1976     425 (SSK)

01.03.1977 – 30.01.1978     330 (EMEKLİ SANDIĞI)

27.11.1978 – 30.03.1979     118 (SSK)

01.07.1979 – 30.05.1980     330 (EMEKLİ SANDIĞI)

TOPLAM : 1286 GÜN denilmesine rağmen yukardaki rakamların toplamı 1203 yapmaktadır. Eğer yukardaki rakamlar doğruysa, belirtilen toplam yanlış, eğer toplam doğruysa yukarıdaki rakamlarda bir yanlışlık vardır.

Bana gönderilen  «B.13.2.SGK.0.10.07.00.0302/ 8771710   -  12845935» sayılı bu belge de bu haliyle, geçersiz ve  benim isteğime cevap vermemektedir.

 

Telefonla bizzat imza sahibi Tahsis İşlemleri Şube Müdürü Enver Gündoğan’a bu hatayı bildirdiğim zaman bana «elinle düzelt sonra ver gitsin» gibi akla mantığa, hukuka uymayan bir tavsiyede bulunmuştur. Yani bana evrakta tahrifat, sahtecilik tavsiye edilmiştir. Ben bana dosyamın  incelenerek yeniden gönderilmesi istirhamıma da bu güne kadar cevap alamadım.

 

Düpedüz Anayasa ihlal ediliyor!

 

22.08.1949 yılında  Bor ilçesinde doğdum. 22.08.2009 tarihinde 60. yaş ve «özürlü olmam»  sebepleriyle hizmet sürelerimi birleştirmek için, Fransa’da malulen emekli olacağımı bildirerek önceden yani 16.05.2009 tarihinde Ankara Sosyal Güvenlik Kurumu Genel Müdürlüğüne, RK 29 557 601 7FR numaralı  taahhütlü bir mektupla başvuruda bulundum.

Bu müracaatımdan Fransa’daki kurumları da haberdar ettim.

 

Tahhüttlü : RK 38 612 979 5 FR , 28.08.2009 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına AKP’li yöneticiler  hakkında

«Cumhurbaşkanı Abdullah Gül

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer» suç duyurusunda bulundum.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı dilekçeme, 2009/1504 karar numarasıyla,  29.09.2009 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığı kararı verdi. Bu kez buna itiraz olarak,

Tahhüttlü : RK 37 339 875 4 FR,  07.01.2010 tarihinde Sincan Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına  (AKP’li yöneticiler  hakkında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer) dava dilekçesi gönderdim. Ayrıca,

Tahhüttlü : RK 37 339 873 7 FR,  29.08.2009 tarihinde Ankara Yargıtay Başsavcılığı Makamına AKP’li yöneticiler  hakkında

«Cumhurbaşkanı Abdullah Gül

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer» suç duyurusunda bulundum

Tahhüttlü : RK 39 680 044 5 FR,  07.01.2010 tarihinde Ankara Yargıtay Başsavcılığı Makamına AKP’li yöneticiler  hakkında

«Cumhurbaşkanı Abdullah Gül

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer» suç duyurusunda bulundum

 

Ehli olmayan insanların devlet bünyesinde ve önemli kademelerde çalıştırıldığı anlaşılıyor!

Aşırı dozda partizanlıklarla devlet çarkı işletilmiyor! AKP yöneticileri açılım adı altında Amerika için, İsrail için,  Irak için, Suriye için, İran için, Hamas için ve PKK’lılar için gayret gösterirlerken Türk İşçilerinin ve  gurbetçilerin unutulduğu, ihmal edildiği ya da savsaklandığı açığa çıkıyor

 

«Anayasa`nın 62. Maddesi :

B    Yabancı Ülkelerde Çalışan Türk Vatandaşları

Devlet, yabancı ülkelerde çalışan Türk vatandaşlarının aile birliğinin, çocuklarının eğitiminin, kültürel ihtiyaçlarının ve sosyal güvenliklerinin sağlanması, anavatanla bağlarının korunması ve yurda dönüşlerinde yardımcı olunması için gereken tedbirleri alır.»

Uluslararası  bir çok ödül almış bir sanatçıyım. Devleti yönetenlerin ilgisizliği sebebiyle bana en ufacık destek verilmediği gibi mevcut haklarım ve emekliliğim için gerekli evrakların gönderilmesi dahi engellenmektedir.

 

¤  «Anayasa`nın 81. Maddesi :

2. Andiçme

Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, göreve başlarken aşağıdaki şekilde andiçerler :

"Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, demokratik ve laik Cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağıma; toplumun huzur ve refahı, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden ve Anayasaya sadakattan ayrılmayacağıma; büyük Türk Milleti önünde namusum ve şerefim üzerine and içerim."»

 

Size soruyorum biz öldükten sonra mı emeklilik müracaatlarımıza cevap verilecek? Anayasa ve yasaları ihlâl eden bu AKP iktidarı hakkında hiç mi işlem yapılamayacak?

Bu konunun T.B.M. Meclisinde bir soru önergesiyle ele alınmasını ve hukuki işlemlerin başlatılması veya başladıysa sürdürülmesi için ilginizi istirham ediyorum.

Selam ve saygılarımla.

 

Paris, 14.06.2010

 

 

Üzeyir Lokman ÇAYCI  
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes la Ville
FRANCE

 

Telefon : 00 33 1 30 92 95 68

 

 

Prof. Dr. Mehmet Haberal

 

 


Üzeyir Lokman ÇAYCI
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı

 

 


Dış güçlerin istekleri istikametinde tarımı, hayvancılığı, ekonomiyi çökertenler yargıyı, Türk Silahlı Kuvvetlerini ve ilim adamlarını da etkisizleştirmek için akla gelmeyecek yollara başvuruyorlar.  Din kisvesi altında yapılan iftiralar, tertipler, insan hakları ihlalleri, suistimaller, yolsuzluklar,  saf ve iyi niyetli insanların Müslüman’lara ve İslâm’a bakışlarını  da olumsuz etkiliyor ve dinden uzaklaşmalarına sebep oluyor. Henüz AKP tahribatları tam anlamıyla size yansımadı. Gelecek günlerde tüylerinizi ürpertecek haberlerle onları gerçek yüzleriyle tanıyacaksınız!
Türbanla başlayan oy için aldatma operasyonları anlamını  kaybetti. Her açılım uygulamaları ise fiyaskolara, skandallara zemin hazırlıyor. Doğuda, batıda, kuzeyde ve güneyde milleti unutan AKP yöneticileri ülke içindekilerle değil, başka ülkelerde köksüz, dayanaksız ve özü boş barış safsatalarının peşlerine takılarak içerdeki olumsuzlukları gizleme yollarına girdiler. AKP, Türkiye’de, Avrupa’da, Amerika’da ve gönüllerde tükendi. AKP yöneticilerini zor günler bekliyor! Cenab-ı ALLAH (C.C.) göründükleri gibi olmayanlara, oldukları gibi görünmeyenlere, adaletsiz ve ruhsuz kişilere asla fırsat vermeyecektir!

 

 

 

Buğday yerine lale yetiştirmeyi kazançlı görenler, bizi dışarıdan buğday satın almaya zorlayan emperyalist projelere hizmet ediyorlar… Lale ile kendi dışlarını süsleyenler iç dünyalarındaki bağımlılıklarını, yanlışlıklarını, suçlarını ve hukuksuzluklarını gizleyerek bize farklı görünmeye çalışıyorlar.

 

İnsanlar yönetici ve milletvekli olarak kimi seçtiklerini bilselerdi, «çocuklarını çukurlarda kaybetmeyeceklerdi. Şehirlerimizde yaşayanlar,  bilgiden, teknolojiden, kültürden, sanattan uzakta olanlara, fabrikalarına, yerleşim ve iş alanlarına yanlış yer seçenlere, açlığa, yokluğa, işsizliğe çare olarak lalecilik yapanlara ; laleliciliği tavsiye edenlere fırsat vermeselerdi hayatlarını insanca  sürdüreceklerdi. Tramvaylar insanlarımızı ezmeyecekti, Türk Silahlı Kuvvetlerimize zulüm yapılmayacaktı… Prof. Dr. Mehmet Haberal’a kötülük yapılmayacak, hizmetlerine engel olunamayacaktı !»

 

Değerli bilim adamlarımızı Türk Milletine hizmetten alıkoyanlar asla vatansever olamazlar ! Bu tür kişileri dindar görmek dinden çıkma olarak yorumlanmalıdır !

 

İnsanlar yönetici ve milletvekili olarak kimi seçtiklerini bilselerdi,  «Prof. Dr. Mehmet Haberal gibi ilim adamlarımız organ nakline devam edecek, öğrencilerini yetiştirecek, bilimsel gelişmeleri zirveye taşıyacak,  ülkemizi dünyaya tanıtma yolunda önemli adımlar atmayı sürdüreceklerdi.»
Profesör Dr. Mehmet Haberal’e yaptıkları, tacizler ve iftiralar sebebiyle ben hayatım boyunca onları suçlayacağım.  8 yıl boyunca faydalı hiçbir olumlu gayretlerini görmedim. Soğuk, sevimsiz ve ihlassız yüzleri var. Kararan kalpleri sıfatlarında şekillenmiş, özlerindeki yıkımlar onları hizmetsizliklere, huzursuzluklara itmiştir !
Dini yaşamadıkları, ALLAH’tan uzaklaştıklarını belgeleyen bir çok tavırların içerisindeler.
Hastalarından koparılan bir profesöre eza ve cefa çektirenlere insan demek bile geçmiyor içimden…

 

Ülkemizde bir tek dikili ağaçları yok !

 

Bugünlerde efelenmek, büyüklenmek, böbürlenmek,  horozlanmak gibi büyük lâflar «dünyayı ben yarattım» edâsına giren, küçük bir çocuğa dahi ister asarsın, ister kesersin şeklinde telkinde bulunan siyasetçilerle birlikte anılır hale geldi. Ödül almış, «ülkemize  hizmette» zirvelerde bulunan subayları, generalleri, profesörleri, gazeteci ve yazarları «silahlı çete kurmak» suçuyla itham etmek, «terörist» damgası vurmak, aşağılamak ve aşağılatmak, Türk Milletine, Atatürk’e ve Türk Milletinin onuruna, değerlerine, tarihine anayasasına, inancına ve varlığına savaş açma anlamına gelmektedir.

 

İftiralarla, tertiplerle, sabıkalı, geçmişleri kirli ve karanlık olan tanıklarla yürütülen davalarla kimleri memnun ettiklerine bakarak, AKP’li yöneticiler hakkında bilgi sahibi olmanız mümkündür.
Sert, kaba söz ve davranışlarıyla, kendi ülkelerinin Silahlı Kuvvetleri mensupları hakkında aşağılama, yıpratma, çökertme aşağılığına giren bana bir tek ulus gösterin ? Buna cevap veremeyeceksiniz, çünkü bu sadece bizim ülkemizde görülmektedir.
İftira ve tertiplerle tutukladıkları vatansever insanların ilaç almalarını, tedavilerini dahi önemsemeyen, onların ölümlerine sebep olan bu insanları  ve işledikleri cinayetleri seyretmek, suskun kalmak, bu cinayetlere ortak olma anlamına gelmektedir.

 

Kuddusi Okkır’ın ölümüne sebep olan AKP’liler, Savcılar ve hakimler acilen sorgulanmalıdırlar !

 

¤  03.07.2008 tarihli Cumhuriyet Gazetesi :  Guardian muhabiri Robert Tait gözaltıların, Türkiye’nin sendeleyen siyasi sistemini çöküşe daha da yaklaştırdığını savundu
¤  03.07.2008 tarihinde Samsun Eğitim-Sen Şube Başkanı İsmail Tutoğlu, Türkiye'de gündemi bir anda değiştiren Ergenekon Operasyonu'nun sindirme ve korku salma girişimi olduğunu söyledi
¤  04.07.2008 Cumhuriyet Gazetesi’nde yer alan bir haber :  Washington’daki düşünce kuruluşu American Enterprise Enstitüsü (AEI) uzmanlarından Michael Rubin, “Ergenekon” soruşturmasını bir “komplo” olarak tanımlayarak bunun Başbakan Tayyip Erdoğan’a ait bir “hayal ürünü” olduğunu söyledi. Erdoğan’ın bu soruşturmayı kendisini eleştiren, yolsuzluklarını ve iktidarı kötüye kullanmasını sorgulayan kişilerden intikam almak üzere bir “bahane” olarak kullandığını söyleyen Rubin, Erdoğan’ın Rusya Başbakanı Vladimir Putin’e dönüştüğünü ifade etti.

 

Suçladıkları vatanseverlerin hepsinin sabıkasız olması,  vatanseverleri suçlandırmak için kullandıkları gizli tanıkların da hepsinin sabıkalı olmaları ve bu görüntüyü içlerinde sindiren yandaş yargı mensuplarının tavırları bizleri endişeye sevketmektedir.

 

Prof. Dr. Mehmet Haberal mağdur olduğu sırada babasını kaybetmiştir !  Yani onun mağduriyeti annesini ve babasına da sirayet etmiştir ! Aileleri, diğer kişileri de etkileyen bu iftira kampanyalarının psikolojik analizi yapılmalı, vicdansızlıklar, hukuksuzluklar , adaletsizlikler sorgulanmalı ve teşhir edilmelidir !

 

¤  04.06.2009 tarihli Habercem’de yer alan bir haber :  «Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklu bulunun eski İnönü Üniversitesi rektörü Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu, sağlık sorunları nedeniyle hastaneye kaldırıldı. Tutuklu bulunduğu Silivri Ceza ve İnfaz Kurumları Yerleşkesi'nde yüz felci geçirdiği belirtilen Prof. Dr. Hilmioğlu'nun, cezaevinden Haseki Eğitim ve Araştırma hastanesine sevk edildiği öğrenildi.»
¤  CHP İzmir İl Başkanı Kemal Karataş, hükümetin ülkeyi aydınlığa çıkarmak yerine karanlığa götürme hevesinde olduğunu dikkat çekerek, «İktidar, demokrasiden giderek uzaklaşıyor. Ülkede faşizmin adımları duyulmaya başlanmıştır. Yaşananlar cumhuriyetten, Atatürk’ten yana olanları sindirme hareketidir. Türk insanına gözdağı verilmek isteniyor. İnsanlarımız korku tüneline sokulmak isteniyor. Rejimi değiştirme taleplerine izin vermeyeceğiz» diye konuştu.

 

Milletten korkuyorlar !

 

Abdullah Gül Eskişehir’e gelecek diye iddia edilerek hiç suçları olmayan 8 Türkiye Gençlik Birliği üyesinin gözaltına alınması gibi sıkıyönetimi andıran uygulamalar AKP’yi ele vermektedir. Suçlara öncülük yapan AKP’li yöneticiler günahlar içerisinde yüzerken dahi saf Müslümanların dini duygularını istismar etmeyi hâlâ sürdürüyorlar !
Halktan kopukluklarını etraflarındaki koruma ordusuyla kavrayabilirsiniz! Onları korkulara iten sebepler mutlaka incelenmelidir...

 

Tepkiler

 

¤   Oktay EKŞİ: “AKP önce muhalif sesleri kısıp ardından Laik rejimi tasfiye etmek istiyor”
¤  T. Haber-İş Genel Başkanı Ali Akcan : «Ergenekon soruşturması aylardır sürüyor. Ortada delil yok, iddianame yok ama yeni baskınlar ve gözaltılar yapılıyor. Gözaltındakilerin suçsuzluğu anlaşılırsa bunun hesabı nasıl verilecek? İnanç üzerine siyaset yapılmaktadır. Gelecekten endişe duyuyoruz.»
¤  Şeker-İş Genel Başkanı İsa Gök : «Partilerin ve televizyonların basılmasını normal bulmuyoruz. Bunlar yıllarını siyasete vermiş insanlardır. Fikirlerini beğenmemek, farklı düşünmek bu muameleyi haklı göstermez.»
¤  Türk-İş Eski Genel Başkanı Salih Kılıç :  «Son gelişmeler toplumsal gerilimi arttırmakta, önyargılıdır ve siyasal iktidarın komplo teorileriyle suçlu yaratarak güçlü olma kompleksinin ürünüdür. Hukuk herkese lazımdır. İddianame bir an önce ortaya çıkmalıdır. Bu operasyonu tasvip etmiyoruz. Operasyona maruz kalanların toplumdaki yeri ve saygınlıkları bellidir. Anayasal ve demokratik faaliyetleri nedeniyle karşılaştıkları bu yanlış muameleden dönülmelidir.»
¤  Türk-İş Eski Teşkilatlandırma Sekreteri, GMİS Eski Genel Başkanı Çetin Altun : «Aslı astarı olmayan suçlamalarla Türkiye’nin sorunlarının çözümüne önderlik yapacak kurum ve kişilere yapılan bu saldırıyı şiddetle kınıyorum.»
¤  CHP İstanbul Milletvekili Nur Serter: "Gözaltılar, bir intikam planı. Son derece üzgün, son derece şaşkınım. Türkiye'de vatanını seven, laik cumhuriyeti seven, bu değerler için mücadele veren insanlar gözaltına alınıyorsa Türkiye’de herkes tehlike altındadır."
¤  Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Başkanı Ahmet Abakay:  «gözaltına alınan gazetecilerin, bugünkü iktidara ve bu iktidarın uygulamalarına karşı. Bu durum ise muhalif yazarlara, yayıncılara, muhalif basına karşı bir sindirme ve korku salma eylemidir. 2 Mart ve 12 Eylül Darbe dönemlerindeki uygulamaları hatırlatan gözaltına almalar yaşanıyor»
¤  Cumhuriyet Kadınları Derneği Samsun Şube Şubesi Yönetim Kurulu : «Cumhuriyetimizi Atatürk İlke ve devrimlerini korumak kollamak adına yazdıkları ve söylediklerinden dolayı yazarlarımızın, siyasilerimizin ve bilim adamalrımızın gözaltına alınmalarını şiddetle kınıyoruz»
¤  Türkiye Gazeteciler Federasyonu Başkanı Nazmi Bilgin: «Bu konu cadı avı haline gelmiştir. Açılan bir kazana herkesin atılma çabasıdır.»
Ekonomi Muhabirleri Derneği Başkanı Ali Doğanoğlu: «Böyle bir şeyi kesinlikle doğru bulmuyoruz. Bu tür soruşturmalarda yeterli delil ve belge olmadan insanları çeşitli suçlamalar altında bırakarak, kamuoyuna teşhir edilmesi son derece yanlıştır» 
¤  Bekir Coşkun  : «Sıra size gelecek! Laik cumhuriyeti yıkıp, ABD'nin BOP projesi kapsamında "Ilımlı İslam" modelini kurmak isteyenler, masum maskeleriyle gelip saf kitleleri arkalarına alarak, önce siyasi iktidarı, yerel yönetimleri, bürokrasiyi... Peşinden bağımlı-bağımsız örgütleri-kurumları-kuruluşları ellerine geçirdiler. »
¤  30.01.2009  tarihinde Mynet Haber :  Araştırmacı Erhan Göksel, «Ergenekon» soruşturması kapsamında gözaltına alınmasını ve sorgusunun ardından serbest bırakılmasını hatırlatarak, «Neyle suçlandığımı anlayamadım» dedi.
¤   Neval Kavcar : «Ergenekon Örgütü adı altında toplanan kişilere bakılınca ortak özellikleriyle, Türk Devletinin birliğinden yana kişiler olduğu da görülüyor.»

 

Prof. Dr. Mehmet Haberal’i iftira ve tertiplerle suçlayanları ve varlık sebeplerini tanımak

 

¤  Tayip Erdoğan'ın yakın arkadaşı Fehmi Koru, 28 Ocak 2008 tarihinde Kanal 7 Televizyonu'nda akşam ana haber bülteninde canlı yayında ve 1 Şubat 2008 günü Yeni Şafak Gazetesi’ndeki  köşesinde, Ergenekon Operasyonu için  «5 Kasım 2007’deki Bush-Tayyip görüşmesinde düğmeye basıldığını» söyledi ve yazdı.
¤  Tayip Erdoğan'ın 21 Ocak gecesi Davos gezisini iptal ederek operasyondan dört saat önce ABD Büyükelçisi Ross Wilson ile görüşmesi, Amerika'nın operasyonel olarak ve Büyükelçi düzeyinde işin içinde olduğunun kanıtı oldu.
¤  Başka bir devletin başkanından Türkiye'de ceza soruşturması talimatı almak suçtur. Evet talimat sözcüğünün altını çiziyorum. Çünkü Recep Tayyip Erdoğan 11 ayrı açıklamasında ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) Eşbaşkanı olduğunu itiraf etmektedir.
¤  22.03.2008 tarihli Mynet Haber :  İstanbul Barosu Başkanı Kazım Kolcuoğlu, 8 aydır sürdürülen ve henüz iddianamesi hazırlanmayan, ancak gözaltına almaların devam ettiği Ergenekon soruşturmasının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 6. maddesine aykırı olarak sürdürüldüğünü bildirdi.
¤ CHP’li Atilla Kart, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın örtülü ödeneği usulsüz kullanıp kendi özel istihbarat birimini oluşturduğunu öne sürdü. Recep Tayyip Erdoğan'ın örtülü ödeneğin başına getirdiği Maksut Serim ise 1996-1998 yıllarında sahte diploma ile görev yaptı.
¤  18.01.2009 tarihli bir haber : Ergenekon Savcısı Öz'e şok operasyon :  Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Özdemir Özok, ilk kez açıktan Öz’ün görevden alınmasını ve yerine tanınan bir savcının atanmasını talep etti.  Ergenekon soruşturmasını yürüten Savcı Zekeriya Öz’e zırhlı araç tahsis edildiğini hatırlatan Özok, ‘’Türkiye’de bu soruşturmayı yürütecek başka savcı yok mu? Ben bu adamı ne tanırım ne de bilirim. Ama bugün neler yazılıyor. Türkiye davaya odaklanıyor ve Sayın Başbakan diyor ki ‘Ben bunun savcısıyım’. Ardından kendi zırhlı aracını savcıya veriyor. Böyle bir şey olabilir mi? Yalnız Ergenekon savcısı değil ki tehdit alan, başka savcılar da var. Peki niye ona zırhlı araç göndermiyorsun?’ dedi.
¤  Zekeriya Öz'e ve Ergenekon savcılarına şok dava :  Birinci Ordu Eski Komutanı Emekli Orgeneral Çetin Doğan, Ergenekon Davası Savcıları Zekeriya Öz, Mehmet Ali Pekgüzel, Nihat Taşkın hakkında dava açtı. 
¤  03 Nisan 2010  tarihli bir haber :  «Ergenekon» davasının tutuklu sanıklarından Sevgi Erenerol'un avukatı Vural Ergül, «Ergenekon» soruşturmasını yürüten İstanbul Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz hakkında, "kendini askerliğe yaramayacak hale getirdiği ve askerlikten kurtulmak için hile kullandığı" iddiasıyla suç duyurusunu bulunuldu.
¤  Savcı Zekeriya Öz'e şok dava :  Ergenekon sanığı Ergun Poyraz'ın açtığı dava neticesinde Milli Savunma Bakanlığı'ndan Savcı Zekeriya Öz'ün askerlik kayıtları istendi.
¤ 16 Aralık 2008 tarihli Milliyet Gazetesi’nde  Ümraniye Davası’nın 26. duruşmasında savunmasını yapan emekli Emekli Tuğgeneral Veli Küçük  Ergenekon operasyonunun kasımda, «ABD’de ABD Başkanı Bush’tan alınan talimatla başladığını» ileri  sürdü ve kurduğu iddia edilen JİTEM’in hiçbir zaman var olmadığını savundu «Devletin komplo kuracağını hiç düşünmemiştim» diyerek hakkındaki suçlamaları reddetti.
¤  Üsteğmen olarak görevliyken 1994’te mayına basarak sol gözünü kaybeden  ve malulen emekli olan gazi Serdar Öztürk Ergenekon operasyonunda gözaltına alınmasından sonra, Cumhurbaşkanlığı’na yazdığı dilekçeyle «insan hem kahraman, hem terör örgütü üyesi olamaz»,  şeklinde bir açıklamadan sonra, kendisine verilen madalyayı «makamınıza iade zorunluluğu doğmuştur» diyerek kendisine reva görülenlere tepki gösterdi.
¤  Emekli orgeneraller Şener Eruygur ve Hurşit Tolon’un gözaltına alınmaları, Türk Silahlı Kuvvetleri’nden emekli generaller tarafından, «TSK’nin hedef alınması» olarak algılandı. Emekli Tümgeneral Armağan Kuloğlu, «TSK hedef haline gelmiştir. TSK’nin etkinliğini kırma çalışmaları sürekli olarak gündemde» değerlendirmesini yaptı. Emekli Tuğgeneral Cihangir Dumanlı, «Görevde bulunan TSK mensuplarına bir şey yapamıyorlar, ama emekli orgeneralleri gözaltına alarak TSK’yi yıpratma girişiminde bulunuyorlar» derken, emekli Tuğgeneral Ali Rıza Selmanpakoğlu da, «Türkiye’ye büyük hizmetler vermiş, orgenerallik rütbesinin ötesinde kuvvet komutanlığı, ordu komutanlığı yapmış komutanlarımızın gelişigüzel götürülmesi ulusumuzda kaygı yaratmıştır» diye konuştu.

 

Milletvekilliği yeminine de bağlılık göstermiyorlar!

 

«Devletin varlığını ve bağımsızlığını, yurdun ve halkın bölünmez bütünlüğünü, halkın kayıtsız şartsız egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti ve Atatürk ilkelerine bağlı kalacağıma; halkımın refah ve mutluluğu için çalışacağıma; her yurttaşın insan haklarından ve temel hak ve özgürlüklerden yararlanması ülküsünden ve Anayasaya bağlılıktan ayrılmayacağıma; namusum ve şerefim üzerine and içerim.» şeklinde yemin eden AKP milletvekilleri görüldüğü gibi halkın refah ve mutluluğu için çalışmadıkları gibi yeminde ifade ettikleri her bir ifadeye de uymamaktadırlar.
¤  03.07.2008 tarihli Cumhuriyet   Gazetesi’nde yer alan bir haber : Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, «Ergenekon Soruşturması» kapsamında Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Sinan Aygün’ün önceki gün «herhangi bir açıklama veya suçlama belirtmeksizin» gözaltına alınmasının «darbe dönemlerini anımsattığını» belirterek, bu uygulamayı tüm iş dünyasına yapılmış kabul ettiklerini vurguladı. Hisarcıkloğlu «Bu muamele, geleceğe matuf kaygı ve endişelerimizi artırmaktadır. Akşam yatağa yatarken, sabah nasıl bir Türkiye ile karşılaşacağımız endişesi içinde olmak istemiyoruz. Yaşadığımız bu ortam, toplumsal kutuplaşmayı daha da derinleştirmekte, iktisadi hayatı olumsuz etkilemektedir» diye konuştu.

 

İsrafla beslenenler

 

¤  Prof. Dr. Mehmet Haberal’i suçlayanlar her gün 110 milyon dolar faiz veren bir Türkiye manzarasının başındalar...
¤  Almanya'da 11 000, Japonya'da 10 000, Fransa'da 9 000 olan makam aracı sayılarını geride bırakarak,  Türkiye’de 87 130 makam aracıyla savurganlığa ve israfa öncülük yapıyorlar!
¤  Başbakanlık koltuğunda oturan Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın «Başbakanlığın ATA uçağıyla Katar Emiri Şeyh Hamid bin Halife Al Thani’nin kızı Şeyha’nın düğünü için Katar’a gitmesi üzüntüyle karşılandı. Duyarlı vatandaşlarımız tarafından «işsizliğin ve yoksulluğun büyük boyutlara ulaştığı, iflasların ve hacizlerin birbirini izlediği günümüzde, resmi görevlerde kullanılmak üzere, devlet hazinesinden çıkan paralarla alınan Başbakanlık uçağının şeyh düğünlerine gitmek için kullanılmasının kabul edilemez olduğu» ifade edildi.
¤  31.12.2005  tarihinde Erdoğan ailesinin Muğla Akyaka’da 47 çeşit yiyecekle sabah kahvaltısı yaptığı cihana duyuruldu!
¤ 18.12.2007 tarihinde Giyim tarzı nedeniyle sık sık eleştirilerin hedefi olan Emine Erdoğan'ın favori mağazasının ortaya çıktığı ve Emine Erdoğan’ın bir mağazayı kapattırıp alışveriş yaptığı konuşuldu. Bu konu Erzincan davası iddianamesine de girdi.
¤ 16.01.2008 tarihli Radikal Gazetesi’nde yer alan bir haber :  Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün  Washington ziyareti sırasında eşi Hayrünnisa Gül'ün Cafe Milano restoranında yediği yemek Türk garson Kerem Çelik'i işinden etti.  Cafe Milano'nun mönüsündeki beş çeşit tatlının tamamında alkollü içki kullanılması nedeniyle Hayrünnisa Gül için şef tarafından özel bir tatlı yapılmıştı. Yemekler 500 dolar tutmuş, Gül, hesabın faturaya yüzde 20 bahşiş ilave edilerek Türkiye Washington Büyükelçiliği'ne gönderilmesini istemişti. Bu haberlerin basına sızmasından sonra, heyete akşam geç saatlere kadar hizmet eden Türk garson Kerem Çelik sorumlu tutuldu ve işten atıldı.

 

¤  Bu, tepedeki manzaralar karşısında  Bursa'nın İnegöl ilçesinde işsizlik yüzünden bunalıma giren Ercan Ay isimli bir gencin 05 Mayıs 2010  tarihinde kendini yakması;  Bursa’da, 20 gün önce, şoför olarak çalıştığı kargo şirketinden çıkarılan Seyfettin Çeliksu’nun, askerdeki oğluna para gönderemeyince bunalıma girmesi ve sinirlenerek cama yumruk atması, aşırı kan kaybından can vermesi gibi olaylar ve sebepleri hiç umursandı mı?

 

Görev suistimalleri ve emanetleri koruyamayanlar

 

¤  İstanbul'da 400 jandarmanın bastığı, Tuzla'nın AKP’li  Akfırat Belediye Başkanı Hilmi Yıldız ile birlikte 25 kişinin tutuklandığı yolsuzluk ve çete soruşturmasında şaşırtıcı gelişmeler yaşandı. Belde'nin tutuklu Belediye Başkanı'na Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin'in önceki yıllarda kendisine arsa alması için vekaletname verdiğinin belirlenmesinin ardından Cumhurbaşkanı Gül'ün eşi Hayrünnisa Gül'ün de beldede arazi sahibi olduğu ortaya çıktı. Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin'in vekaletnamesinin yanı sıra, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün eşi Hayrünnisa Gül'e ait arsanın ödenmiş vergi makbuzları da bulundu. Hilmi Yıldız’ın 29 Temmuz 2008 tarihinde partiden ihraç edildiği bildirildi.
¤  Recep Tayyip Erdoğan’ın kullanımı için İtalya’dan alınan AIRBUS JIJI -319 tipi uçağın Türkiye’ye maliyetinin ne olduğu ve uçağın aliminin niçin ihalesiz gerçekleştirildiği açıklanmadı. Bir iddiaya göre, tadilatlarıyla birlikte yaklaşık 50 trilyona malolan uçağın, ihalesiz alınması, bazı usulsüzlük iddialarını da gündeme taşıdı.
¤  AKP Genel Başkan yardımcısı Haluk İpek’in baldınıza ait ormanlık arazideki «villa» haberi gazetelerde yer aldı.
¤  AKP’li Çalışma Bakanı Ömer Dinçer, Zonguldak’taki maden faciasıyla ilgili tartışma yaratacak sözler sarfetti : «Madencilerin acı çekmediklerini» söyleyerek «güzel öldüler» dedi.
¤  Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü 2009 verilerine göre, cezaevlerindeki hükümlü sayısı 59 bin 759’a, tutuklu sayısı ise 56 bin 581’e dayandı.
¤  07.02.2009 tarihinde Erdemli’ye gelen Mersin AKP Milletvekili Ali Er,  boğa kesilerek karşılandı! Karayolu kan gölüne dönüştü.
¤  27.02.2009 tarihinde Mersin Zeki Sabah İlköğretim Okulu öğretmeni Gülay Tatar Özkaya isimli bir öğretmen, Başbakan Erdoğan ve AKP'yi eleştirdiği gerekçesiyle sürgün edildi ve   hakkında soruşturma açıldı.
¤  05.06.2010 tarihinde gazetelerde yer alan  «Tayyip Erdoğan'ın ve yakınlarının her biri 1,5 milyon dolar olan havuzlu 5 villanın fotoğraflarını televizyondaki programında yayımlamak isteyen Araştırmacı gazeteci Tuncay Mollaveisoğlu’nun  işten atıldığı» haberleri öfkeyle karşılandı!
¤ AKP yöneticilerinin ve çevresindekilerinin haksız kazanç ilişkileri ve göz kamaştıran servetleri bütün  yönleriyle aydınlatılmalıdır! Deniz Feneri yolsuzluğunun  sadece Almanya ayağı değil, Fransa, İsviçre, İngiltere, Belçika ve Hollanda ayakları da araştırılmalıdır!
¤ Bakanlıklarda çalışıyor gibi gösterilerek, hiç çalışmadıkları halde aydan aya gelerek maaşlarını alan AKP’lilerden bahsediliyor. Bunların hassas denetlemelerle açığa çıkarılacaklarına inanıyoruz.  Bu konu altı yıldır bizzat bakanlıklarda çalışan kişiler tarafından ifade edilmektedir.

 

İnsanları incitenlere destek olmak onların günahlarına ortak olmak demektir!

 

¤ AKP’lilerin Çırağan ve Dolmabahçe gibi  saraylarda yaptıkları toplantılar ve görüşmeler özlem duydukları hâller hakkında bize bilgi vermektedir. Saray adamlığı, padişahlık, sultanlık ve peygamberlik  heveslerine öncülük yaparak ebedileşme ya da süreklilik ihtirasları onları yüceltmiyor aksine, manevi unsurlara,  tarihe ve tarihi yapılara saygısızlık yaptıkları için aşağılamaktadır!

 

Hakimlere, savcılara, avukatlara ve memurlara yapılan baskı ya da tehditlerin arttığına dair haberler toplumu güvensizliğe ve korkuya itmektedir.
Zonguldak'ta göçük altındaki mühendisin kız kardeşi konuşmak istiyor, konuşturmuyorlar. İşçi  yakını 70 yaşlarında bir kadının «Bütün bunlar özelleştirme yüzünden oldu» diye yürek acısıyla gösterdiği tepkiye  Recep Tayyip Erdoğan’ın verdiği cevap :  «Susturun şu terbiyesiz kadını!» Yaşlarına başlarına bakılmadan insanlarımızı aşağılayan bu zihniyete destek olanlara ben şahsen acıyorum. ALLAH’ın kullarını incitenler yönetici de, inançlı da olamazlar!
¤  18.09.2008 tarihli Yeniçağ Gazetesi :   Ümraniye soruşturması kapsamında tutuklanarak Kocaeli F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ne konulan Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Başkanı emekli Orgeneral Şener Eruygur, merdivenlerden düşerek kaza geçirdi.
¤  18.09.2008 tarihli Yeniçağ Gazetesi : Göz göre göre ölüme tahliye! Ölüme tahliyeye «Dikkat kaçar» uyarısı...  Tutuklu bulunduğu sırada rahatsızlanan, hastane hastane dolaştırıldıktan sonra ölüm döşeğinde tahliye edilen Ümraniye Davası sanığı işadamı Kuddusi Okkır’ın ölümü, «insan hakları ihlali» olarak tescillendi.
¤  28.03.2008 tarihli Mynet Haber :  Generalleri hedef gösterme davasında karar : «Türk Silahlı Kuvvetlerinde (TSK) görev yapan bazı generalleri terör örgütlerine hedef gösterdikleri iddiasıyla» yargılanan Anadolu'da Vakit Gazetesi sahibi Nuri Aykon ile Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Harun Aksoy, 20'şer bin YTL adli para cezasına çarptırıldı.

 

Olmayan suçlarla vatanseverlere soruşturma ya da yargısız infaz yapılırken,  Belgeli ve sabıkalı suçlulara da takipsizlik kararları veriliyor!

 

¤  11.11.2005 tarihli Radikal Gazetesi :  Kalaşnikof taşımak serbest!  İzmir'de, yanında taşıdığı çantada Kalaşnikof tüfek, 31 mermi ve evinde yapılan aramada 490 ecstacy uyuşturucu hap ile 3.5 kilogram esrar ele geçirilen 31 suçtan sabıkalı F.D., savcılık tarafından suç unsuru oluşmadığı gerekçesiyle serbest bırakıldı.

 

Prof. Dr. Mehmet Haberal  gibi vatanseverler değişik şekillerde susturuldular

 

¤   26.03.2008 tarihli  Cumhuriyet Gazetesi  : Ordu'da aralarında AKP'lilerin de bulunduğu ihale çetesinin üzerine giden Ordu Emniyet Müdürü Sezai Boran görevini yaptığı için merkeze çekildi. "Kömür 52" adı verilen operasyon kapsamında 26 kişi tutuklanmıştı. CHP İl Başkanı Kenan Çebi "AKP yolsuzlukların üzerini örtme yolunu seçmiştir"  diye konuştu.

 

27 Mart 2008 tarihli Hürriyet Gazetesi’nde yer alan  «Aleyhimize ifadeye ceza indiriyorlar» başlıklı haber :  «Yaşar Öz, Semih Tufan Günaltay, Alparslan Aslan ve Osman Yıldırım'a, İP ve bazı ordu mensupları aleyhine ifade verir, verdikleri ifadelerin arkasında dururlarsa cezalarında indirime gidileceği, ifadelerinin "gizli tanık" ifadesi olarak değerlendirileceği vaatleri yapılmaktadır.»

 

Emekli Albay Erdal Sarızeybek’in : «Savcı Zekeriya Öz, TSK Aleyhine ifade vermem için beni zorladı!» şeklindeki gazetelere yansıyan açıklaması «2'YE 1» denilen  Silivri Yargılamaları mağdurlarının masumiyetlerini ortaya koymaktadır!
ÜMRANİYE davasının tutuklu sanıklarından emekli Tuğgeneral Levent Ersöz ise : «Asıl suçlu yargıyı çıkarı için kullanandır» diyerek yargının getirildiği noktaya dikkatleri çekmektedir.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun : «Açılıma lanet olsun!» vurgusu ve MHP Grup Başkan Vekili Oktay Vural’ın : «Türkiye, hiç bu kadar kötü yönetilmedi» açıklamasıyla AKP’nin siyasi karnesi ve başarısızlıkları ilan edilmektedir.
Mehmet Y.Yılmaz’ın «Başbakan kontrolünü kaybediyor» ve Can PULAK’ın «Türkiye bugüne kadar böyle Başbakan görmedi...» başlıklarıyla bize sundukları yazılar ise ortaya çıkan hazin gerçeklerin birer özetidir.  Başbakan hakkında  «kasten öldürmeye azmettirme suçunu işlediği gerekçesiyle» suç duyurusunun  yapıldığı bir Türkiye’de işlerin iyiye gittiğini söylemek mümkün mü?
Sözün özü : «Kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarını ve Prof. Dr. Mehmet Haberal gibi vatanseverleri tutuklatanlar yargısız infazı andıran usul ve yöntemlerle cezalandıranlar asla dindar ya da vatansever olamazlar!»
Prof. Dr. Mehmet Haberal’a ve tüm mağdurlara destek olmak her Türk vatandaşının görevi olmalıdır. Gördüğüm kadarıyla şu an için gösterilen tepkiler netice alınmadığı için,  yeterli ve etkili değil... Hukuk çerçevesinde, stratejik ve bilimsel  yöntemlerle vatanseverlere yapılan saldırılar mutlaka önlenmeli ve etkisizleştirilmelidir!

 

İstanbul, 10.06.2010

 

 

 

Selam ve sevgilerimle.

Üzeyir Lokman ÇAYCI
Concepteur industriel - Architecte d'intérieur
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes la Ville
FRANCE

 

uzeyir.cayci@free.fr










------------------------------------------------------------------

http://monsite.wanadoo.fr/SEVGI/
http://uzeyircayci.sitemynet.com/fleur/index.htm
http://www.artmajeur.com/serap/

-------------------------------------------------------------------


 

Kirli propagandalar

 

 

 

Üzeyir Lokman ÇAYCI

İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı

 

 

 

Ülkenizin en hassas bölgelerine kadar giren birileri sizleri değişik şekilde kullanarak programladıkları alanlara taşıyorlar... Yüceliğinizi, birlik ve beraberliğinizi, millet olma ülkünüzü, özgürlüğünüzü,  çeşitli cezalandırma yöntemleri oluşturarak, ülkenizi hapishaneye dönüştürerek sınırlandırmak, bozmak ve sizi yok etmek istiyorlar!

Yani inancınız, varlığınız, saflığınız ve bilgisizliğiniz üzerinden hedeflerine ulaşmaya çalışıyorlar. Kimin yandaşı olduğunuzu farkettirmeden sizi yer yer deniz ortalarına kadar sürükleyerek silahlı saldırılarla korkutmaya çalışıyorlar! Sizin alkışladığınız, sizin yanınızda hissettiğiniz, hatta yöneticiniz olduğunu düşündüğünüz onların kullandıkları kişiler de onların yandaşı... Yani piyonlar kullanarak size yön vermeye çalışan güçlerin oyunlarıyla karşı karşıyasınız!  ALLAH (C.C.) size akıl vermiş, aklınızı kullanarak bütün dünyadaki insanları kalplerinizle izleyin! Sizi bir noktaya odaklandırmak isteyenlerin oyunlarına gelmeden,  sadece Filistin’e değil... Kerkük’e, Batı Trakya’ya, Kosova’ya, Kıbrıs’a ve ülkenizdeki şehitlere de aynı duyarlılıklarla bakın!

 

 

Uyku vakti değil şimdi

Bak acılar akıyor sokaklarında

Al eline demokrasi kitabını

Cumhuriyeti soluyarak

Atatürk’le birlikte çık ortaya!

Türkiye nasıl yönetiliyor?

Kosova kimin elinde?

Kerkük’te kimler at koşturuyorlar?

 

Biliyorsun

04 Temmuz 2003 tarihinde

Irak'ta Türk Subaylarının ve askerlerinin başlarına ABD askerleri tarafından çuval geçirilirken

AKP’li yöneticiler ABD'ye diplomatik "nota" vermedikleri gibi

Hiçbir girişimde de  bulunmadılar!

 

Her bir olayla

İnsanlarımız inançlarından vuruluyorlar

Siz onların iç portrelerini okuyamadığınız için yeterli tepkiyi de gösteremiyorsunuz ...

 

Nereden alındığı belli olmayan sıcak paralarla ülkemizi yönetiyorlar! Fabrikalar, stratejik kurumlar birer birer satılarak işsizlik körükleniyor! Ülke güvenliğimiz, gıda güvenliğimiz tehdit altında!

Pancar ve çay üreticisi perişan! Çiftçilerimiz hüzün içerisindeler. Ziraatımız olumsuzluklar içerisine itildi! Hayvancılığımız öldürüldü!  Ormanlarımız talan ediliyor! Pekiyi AKP’li yöneticiler ne yapıyorlar? Hırs içerisindeler... Sınırsız zenginlikler, gemicikler, havuzlu yalılar, aslanlı villalar,  gazeteler, televizyonlar, fabrikalar, mücevher mağazaları ile dillere destan hale geldiler.  Bu saltanat içerisinde de  halkı dilenci gibi görüyorlar!

 

İnsan gölgeleri geçiyor şehirlerimizden

Kuyruklar dokunuyor kapılarınıza, pencerelerinize

Köprüler ıslak

Suskunlar, seyirciler bir dert... yanıbaşınızda!

Paçalar yırtık...

Ayaklar yaralı

Eller nasırlı

Çocuklar yorgun

Babalar tedirgin

Anneler tasalı

Sen nereye götürüldüğünü dahi bilmiyorsun!

 

Recep Tayyip ERDOĞAN hakkında bugüne kadar ortaya atılan iddialar ve söylenilenler alt alta yazılsa ve hukuki bir işlem başlatılsa ortaya çıkan sonuç bu kişinin bulunduğu yerde kalmasını imkânsız hale getireceği gibi maddi ve manevi ağır cezalarla karşılaşmasına da sebep olacaktır.

 

Telafisi ve geriye dönüşü  mümkün olmayan büyük hataların sahibi bu şekildeki bir kişinin 30 yıldır yaşadığım Avrupa ülkelerinde bulunması, görev yapması halinde halk tarafından tasvip görmesi veya görevine devam ettirilmesi asla mümkün değil...

 

Kimi yerde davalara hakimlik yapan, kimi yerde savcılığa soyunan bu kişinin Türkiye’yi getirdiği nokta ise oldukça vahim. Demokrasiyi, yargıyı, hukuku, Türk Silahlı Kuvvetlerini, AKP milletvekillerini, muhalefet partilerini, elinde bulundurduğu yetki ve güç ile tartışılır hale getirmenin haricinde, yıpratma, sindirme, korkutma misyonuna da soyunarak Anayasa dışı, yasalara uygun olmayan uygulamalara girdiği de artık gizlenmiyor. Türk Dış politikasının vahim hali ise Türkiye’nin ehli olmayan, devlet tecrübesinden yoksun bir iktidar tarafından yönetildiğini doğrulamaktadır.

Recep Tayyip ERDOĞAN’ın ilerde bilim adamlarınca davranış, yönetim, hata ve suç analizlerinin mutlaka ortaya konulacağına ve  sorgulanacağına  inanıyorum.

 

AKP’li yöneticilerin İsrail’le olan ilişkileri oldukça yüksek düzeyde!

 

AKP hükümeti, yasalara aykırı olarak İsrailli işadamına 6 ayda 755 milyon dolar kazandırdığını hepimiz biliyoruz!

TÜPRAŞ'ın yüzde 14,76' lık hissesi, kapalı kapılar ardında yapılan pazarlıklarla, yasadışı olarak İsrailli işadamı OFER'e 446 milyon dolara satıldı.

Ancak 6 ay sonra TÜPRAŞ'ın %51'lik hissesi ihaleyle satıldığında gerçek fiyatın, bu rakamın çok üstünde olduğu anlaşıldı, 6 ay arayla yapılan, biri ihaleli, diğeri ihalesiz iki işlem karşılaştırıldığında, AKP hükümetinin OFER'lere 755 milyon dolar kazandırdığı ortaya çıktı.

Danıştay, ihalesiz satışın yasalara aykırılığını karara bağladı. Fakat yargı kararı yerine getirilmedi.

Önce OFER'i tanımadığını söyleyen Tayyip Erdoğan, daha sonra bir kez görüştüğünü açıkladı, Ancak OFER'le birden fazla görüşme yaptığı da  ortaya çıktı.

 

2002 yılında iktidara geldikten hemen sonra, AKP iktidarı, İsrail'le daha önceki hükümet döneminde yapılan 700 milyon dolarlık tank modernizasyonu ihalesine yeşil ışık yaktı. AKP hükümeti İsrail'den silah alımı konusunda yıllık ortalama 400 milyon dolarlık toplamla önceki hükümetleri de geride bıraktı.
Bu projeler arasında en önemlisi 2004 yılında alımı yapılan Heron'lar yani "casus uçaklardı". Sadece Heron alımında AKP 183 milyon doları İsrail'e akıttı.

 

Erbakan’ın : «AKP'yi İsrail kurdurdu» sözü henüz hafızalardan silinmedi...

 

Size soruyorum : «AKP milletvekillerinin İsrail ve Amerikan menfaatlerine hizmet etmeleri Müslüman kimlikleriyle uyuşuyor mu?»

 

Recep Tayyip ERDOĞAN

104 yıldır tamamı Musevi önder olan 10 kişiye verilmiş  olan Yahudi cesaret madalyasını niçin aldı?

Ya da 11. kişi olarak Yahudiler neden bu «Siyonizm’i dünyaya hâkim kılma» amacıyla verilen madalyayı Recep Bey’e verdiler?

 

Yani Recep Tayyip ERDOĞAN hem Yahudi cesaret madalyasını taşıyor, hem de Hamas sevdalısı olduğunu söylüyor?

Bu iki zıt kimlikli kişi sizi ülkeniz açısından endişelendirmiyor mu?

Sizdenmiş gibi görünerek çeşitli kılıklara girenleri hâlâ farkedemediniz mi?

Onların 9 kişinin ölümlerine sebep olmalarına rağmen

İsrail’den aldıkları «Yahudi cesaret madalyasını iade etmek» gibi bir düşünce neden akıllarının ucundan bile geçmiyor?

 

“İsrail kararlı bir biçimde Yaser Arafat'ın liderliğindeki laik El Fetih hareketini zayıflatmak amacıyla Hamas'ın büyümesini destekledi ve cesaretlendirdi. UPI'ye göre İsrail, Filistin Kurtuluş Örgütü'nü dengelemek için karşı bir unsur olarak 1970'lerin sonlarından itibaren başlayarak Hamas'ı destekledi. 12 Ocak 2007 Pazartesi günü, İsrail Parlamentosu'nda Knesset'de yapılan Dış İlişkiler ve Savunma Komitesi toplantısında İsrail Başbakanı Ehud Olmert şunları söyledi :"Hamas'ı Netanyahu kurdu, hayat verdi, Ahmed Yasin'i serbest bıraktı ve ona gelişme şansı verdi."

 

Recep Tayyip Erdoğan, Irak işgalcisi ABD askerleri söz konusu olduğunda ise onlara şu dua ile mukabelede bulundu : "Kahraman(!) Amerikan askerlerinin sağ salim ülkelerine dönmeleri için dua ediyorum."
Kerkük'te insanlarımız, ülkemizde askerlerimiz hunharca öldürülürlerken, subaylarımızın başına çuval geçirilirken Recep Tayyip Erdoğan'ın hiç kükrediğine hiç dua ettiğine şahit oldunuz mu?

 

Daha önce Gazze Şeridi'ni bombalayarak bin kadar Filistinliyi öldüren ve yaralayan İsrail Hava Kuvvetleri'ne mensup pilotların, kent bombardımanı ustalığına AKP’li yöneticilerin gayretleriyle Konya'da eriştirilmedi mi? Yetiştir... gönder... Gazze'yi bombalat ve öldürt... Sonra da ortaya çık onları savunuyormuş gibi görün... Hamas’a övgüler yağdır... Değişik edalara gir. Propaganda yap! Kahrolsun İsrail, diye bağır... Kalabalıklar oluştur! Cenaze namazları kıldır, törenler düzenle, çelenkler gönder,  İncil’den bahset! Bir anda Amerika’nın 1, 5 milyon insanı bombalarla imha etmesi projesine eşgüdüm başkanlığı yaptığını, onlara cinayet işlemeleri için stratejik kapılar açtığını gizle! Bunlar olacak iş; insanî tavır, dinî bir meziyet değildir.

 

Toplum AKP’li yöneticilerin siyasî gelecekleri için  iç çatışmalara sürükleniyor

 

Türkiye’de toplumu AKP’li olanlar ve AKP’li olmayanlar şeklinde ikiye ayrıldığı bir döneme getiren AKP siyaseti ve Recep Tayyip Erdoğan’ın

Ülkemize hizmet etmiş, stratejik noktalarda hizmet veren subayları, vatanseverleri iftira, tertip, komplo ve sahte belgelerle Ergenekon çatısı altında cezaevinde yargılatmasının dünya üzerinde bir örneğini görmek veya göstermek asla mümkün değildir. Yargılamalarda delil olarak sunulan konular adeta hukukun iflâsını, Türkiye Cumhuriyetinin bekâsını ve şanını zedeler niteliktedir. Binlerce örnek ile mizahın da ötesinde, adeta kurumlar, şahsiyetler, insanî değerler ayaklar altına alınmaktadır!

Ülke güvenliğini tehdit eden bu hukuksuz tutuklamalar zinciri AKP yöneticilerinin ülkemize hizmet etmediklerini,  aksine hassasiyetlerimizi ve stratejik kurumlarımızı hedef haline getirdiklerini açıkça göstermektedir.

Genç, narin, pırıl  pırıl  gençleri, ülkesine hizmet etmiş insanları terörist diye teşhir etmek, dile düşürmek, rezil etmek bir intikam, bir öfke bir öç alma girişimi suçlarını yansıtmaktadır. Sadece bu güzide insanlar töhmet altında bırakılmıyor, doğrudan ve dolaylı yoldan onların anne ve babaları, millî eğitim kurumları, askerî okullar, öğretmenler, komutanlar, Millî Savunma Bakanlığı da haksız ve insafsız bir şekilde suçlanmaktadır. Son aylarda kendileriyle görüştüğüm bir çok subayın bana naklettikleri duygular Türk Silahlı Kuvvetlerine reva görülen bir ihaneti belgelemektedir. Yani AKP yönetimi onları da görev yapamaz hâle getirmişlerdir. Bir iktidarın görevi kurumları çalışamaz hale getirmek değil, moral unsuru olarak halkın beyinlerini yıkayacak girişimlere, tertiplere karşı savaş açmaktır.

Bu içler acısı ve vahim görüntüler sebep olmaları nedeniyle AKP yöneticileri ve yandaşlarının acilen yargılanmaları ve iktidardan hukuken uzaklaştırılmaları gerekmektedir.

 

İstihbarat kurumları neden görevlerini yapmıyorlar?

 

Bazı AKP milletvekillerinin de yardım filosuna katılacakları, kendilerine İsrail’in saldırı yapılacağı uyarısı yapılmasından dolayı gitmekten son anda vazgeçtikleri konuşuluyor! O halde neden göz göre göre vatandaşlarımızı ateşe attılar ve 9 vatandaşımızın ölümlerine sebep oldular? ABD ve Genel Kurmay Başkanlığı tarafından gitmeyin uyarılarına neden uyulmadı?

 

Kendi vatandaşlarını propaganda amacıyla silahlı devlet gücünün karşısına tedbirsiz bir şekilde çıkarak ölümlerine sebep olan AKP’li yöneticiler suç işlemişlerdir, bu sebeple derhal istifa etmelidirler!

 

Son yardım konvoyuyla ilgili ortaya çıkan skandal ölümler AKP’nin ne denli tehlikeli sorumsuzlukların içinde bulunduğunu bu stratejik skandalın hemen akabinde haksız yere tutuklamalar yaparak gündem değiştirme girişimleri AKP iktidarının kontrolünü kaybettiğini belgelemektedir.

AKP yöneticileri sadece yüce divanda değil, geniş kapsamlı sorgulamalarla yargılanmalıdırlar.

İspanya’yla kendilerinin medeniyetler arası ittifak ettiklerini söylemek ya da bir misyona soyunduklarını ifade etmek anayasal bir görev ve sorumluluk değildir.  Kendi kurumlarının mensuplarını terörist olarak gören bir zihniyetin dünya barışından ve medeniyetten bahsetmeye de  hakları yoktur!

 

Ön plana getirilenler başka geri plandaki niyetler başka!

Amaç Filistin’e yardım etmek değil...

Onların yıkılan evlerini yeniden yaptırma konusunda bile

Kılları kıpırdamayanların İsrail’le kavga ediyormuş gibi

Yaptıkları gösterilere inanmayın!

Ve Filistin’i ikiye bölenlerin onlar olduğunu unutmayın

Daha önce bir buçuk milyon  Müslüman Irak’lı  ABD askerleri tarafından hunharca

Öldürülürken neden seslerini çıkarmadılar?

Türkmen’leri unutanlar, hâlâ vize kıskacında tutanların samimi olamayacaklarını düşünün!

Emperyalist ülkelerle iş birliği yapanlara

Onlara eşgüdüm başkanlığı yapanlara, onları besleyenlere söyleyecek bir sözünüz olmalı!

 

ANAYASA’nın   II.  Cumhuriyetin nitelikleri bölümünün  2. maddesine dikkatinizi çekiyorum : Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir.

AKP yöneticileri  toplumun huzurunu temin etmemişlerdir, millî dayanışmayı ortadan kaldıracak faaliyetlere girişmişlerdir, adalet tamamen tartışılır hâle getirilmiştir. İnsan haklarına saygıdan bahsetmek mümkün değildir. Atatürk’e ve Atatürk Milliyetçiliğine bağlılıktan söz etmeyi bir kenara bırakın, Atatürk’e, Atatürk ilkelerine ve Atatürk ilkelerine bağlı olanlara düşmanlık bir siyaset haline getirilmiştir. Demokratikleşme, laiklik ve sosyal hukuk devleti olma ilkelerinden uzaklaşma konusundaki gelişmeler ise endişe verici boyutlara ulaşmıştır.

 

08.01.2008 tarihinde gazeteler yansıyan bir haber :  «Emniyet’teki sorgu sırasında üst rütbeli bir yetkilinin Poyraz ile görüşerek, “Genelkurmay’ın mı Jandarma’nın mı adamısın? Bunu açıkla seni hemen serbest bırakayım” dediğini ileri süren Buzoğlu, Poyraz’ın da bu teklif üzerine, “Mustafa Kemal’in askeriyim” yanıtını verdiğini aktardı.» gibi sözler ülkemizde yargılamaların ve hukukun ne şekle dönüştürüldüğünü belgelemektedir.

 

Silivri’den umudunu kesenler İsrail düşmanlığından medet ummaya başladılar

 

İskenderun Deniz İkmal Komutanlığı'na düzenlenen roketli saldırı ilk etapta Deniz Kuvvetleri Komutanlığını, ikinci etapta Türk Silahlı Kuvvetlerini, üçüncü etapta da Türkiye Cumhuriyeti Devletini hedef almaktadır. AKP’nin hedefinde Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı vardı. Terör denilen saldırının, katliamın hedefinde de Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı var. Bu benzerliklerle ilk anda ortaya suçluyu dışarıda aramama gibi bir sonuç çıkıyor!

 

AKP yandaşlarınca zamansız, tedbir alınmaksızın, şov amaçlı olarak yola çıkarılan insanî yardım konvoyunun saldırıya uğraması konusu, AKP – İsrail dostluğu ve işbirliği boyutlarıyla,  yapılan gizli antlaşmalarla birlikte geriye bakarak irdelenmelidir. İran’la ilgili  AKP hükümetinin nükleer barış adıyla attığı yanlış adımlar, Türkiye üzerinde bölgede oynanan oyunları hızlandıracağı şeklinde bilim adamlarınca zaten yorumlanıyordu.

AKP iktidarının Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında ülke menfaatlerini düşünmediklerini yaptıkları icraatlarla ortaya koydular.  AKP yöneticileri  kötülükler, bunalımlar ve baskılar üzerine politika üretmektedirler. Bilim adamlarıyla, Türk Silahlı Kuvvetleriyle güçlü bir işbirliği yapma yerine, devleti ayakta tutan bu güçlerle mücadele içerisine girmişlerdir.

Korumasız bir gemiyle, uygun olmayan bir zamanda, şov amaçlı bir yardım konvoyunun karşılaştıkları AKP’yi ele veren suçlarla ve kusurlarla dolu büyük bir skandaldır!

 

Gazetelerdeki yandaş yazarların vicdan muhasebesi yapmadan, öfkeyi, ayrışmayı nasıl körüklediklerini, sevgi, birliktelik, dayanışma ve din gibi ulvi kavramlardan iyice uzaklaştıklarını ibretle izliyoruz. Bundan sonra gelecek seçime güçlü çıkabilmek, menfaat kaynaklarını kaybetmemek,  sallanan AKP’nin yıkılmasını ya da dağılmasını  veya sorgulanmasını engellemek için iktidar desteğiyle ellerinden gelen bütün imkânları kullanacakları ve en üst seviyede gerginliği tırmandıracakları anlaşılıyor.

 

Olanlar karşısında şiddetli kınamalar yapmanın hiç bir anlamı yoktur. Şiddetli kınama yapacak yer arıyorsanız yanlış adrese gitmenize gerek yok.  Kınama yapacağınız adresi size ben açıklıyorum: Bu AKP, yandaşları ve Recep Tayyip Erdoğan’dır.

 

Yardım konvoyunda kaç kişi olduğunu dahi bilmeyen, ülkemizi kaosa sürükleyen ve 9 kişinin ölümünden sorumlu olan AKP yöneticileri derhal istifa etmeli ve yargılanmalıdırlar.

 

İftiralarla, tertiplerle

Demokrasiyi savunanlar ve Atatürkçüler neden tutuklanıyorlar?

Olup bitenler karşısında silkinme sırası sende!

Raflarda emperyalist projeler sırıtırken

İnsanlarımız birer birer inançlarından vuruluyorlar!

 

Uyku vakti değil şimdi

Bak acılar akıyor sokaklarında

Al eline demokrasi kitabını

Cumhuriyeti soluyarak

Atatürk’le birlikte çık ortaya!

Türkiye nasıl yönetiliyor?

Kosova kimin elinde?

Kerkük’te kimler at koşturuyorlar?

 

Ankara, 04.06.2010

 

 

 

Selam ve sevgilerimle.

 

Üzeyir Lokman ÇAYCI
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes la Ville
FRANCE

 

 

uzeyir.cayci@free.fr













------------------------------------------------------------

 

http://monsite.wanadoo.fr/SEVGI/

http://uzeyircayci.sitemynet.com/fleur/index.htm
http://www.artmajeur.com/serap/










------------------------------------------------------------

 

 

 

 


 

Nasıl Sosyal Güvenlik?

 

 

Üzeyir Lokman ÇAYCI

İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı

 

 

 

«Hata yapmak Rahmanî, hatada ısrar ise şeytanîdir.»

 

İmam-ı Rabbanî

 

 

Yağmuru ve afetleri yönetemeyenler Türkiye’yi yönetemezler

 

 

Fransa’da emekli olabilmek için Türkiye’de geçen hizmet sürelerimi birleştirme konusunda Ankara Sosyal Güvenlik Kurumu Genel Müdürlüğüne başvuruda bulundum.  Fransa, Mantes la Ville postanesinden 16.05.2009 tarihinde RK 29 557 601 7FR kayıt numarasıyla Ankara Sosyal Güvenlik Kurumu Genel Müdürlüğüne gönderdiğim bu taahhütlü dilekçeme bir türlü cevap verilmediğini bir çok kuruma bildirdim. Bunun haricinde makaleler yazarak mağduriyetimi kamuoyu ile de bir çok kez paylaştım.  Bunlarla beraber 07.01.2010 tarihinde  R France RK 37 339 875 4 FR kayıtla taahhütlü olarak Paris Bölgesinden Sincan Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına gönderdiğim bir dilekçe ile Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer haklarında yasa ve anayasa ihlalleri sebebiyle Sincan ağır Ceza Mahkemesinde dava açtırdım.  Yargıtay Başsavcılığına da ikinci kez suç duyurusunda bulundum.

Bir yılı aşan süreye rağmen mağduriyetim hâlâ giderilmedi.

Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı tarafından bana gönderilen 08.12.2009 tarihli ve B.13.2.SGK.0.10.07.00.0302/ 8771710 sayılı cevaptaki çalışma sürelerim (425, 330, 118, 330 gün) toplamı  evrak üzerinde 1286 gün olarak belirtildi. Yan yana bulunan rakamların toplamı doğru ise bunun 1203 gün olması gerekirdi. Eğer 1286 gün doğru ise o zaman diğer rakamlar yanlıştır.  Toplamayı çıkartmayı bilmeyen Sosyal Güvenlik Kurumu mensuplarıyla işlerin iyiye gittiğini veya olumlu haberler duyacağımızı, emeklilik, çalışma ve iş hayatının düzgün yürüyeceğini düşünmek imkansız görünüyor!

Son olarak 10.09.2009 tarihli Fransa Emekli Kurumu’nun «Caisse National d’Assurance Vieillesse»  Ankara Sosyal Güvenlik Kurumu Genel Müdürlüğüne yazdığı mektuba 11.05.2010 tarihli ve B.13.2.SGK.0.10.02.15/49.554.264 sayılı,  benim veya buradaki kurumun isteğine hiç cevap teşkil etmeyen bir Türkçe cevap gönderilerek geçiştirildi. Yani Deniz Kuvvetleri Komutanlığından asteğmen olarak görev yaptığım süre ile ilgili bilgi istendiğine dair bir yazı ekiyle bu isteğin yapıldığı duyuruldu.  Fransa Emekli Kurumu’na Türkçe(!? ) gönderilen mektuba  255 gün sonra verilen cevabın AKP, Türkiye’yi yönetenler ve Türkiye hakkında Fransa’da ne gibi bir intibalar bıraktıklarını düşünebiliyor musunuz? Fransa’daki bir kuruma Fransızca cevap verileceğini aklından geçirmeyen bir kurumun, Zonguldak’taki göçük altında kalan maden işçilerini düşünebileceğini düşünmek saflık olur!

 

Devlet çarkı işletilmiyor

 

AKP yöneticileri kendi gelecekleri için İslâm’ı, inananları ve devlet gücünü kullanıyorlar!

«Anayasa`nın 36. , 40., 62. ve 64. Maddeleri çiğnenerek halkla, gurbetçiyle, irtibatını koparmış olan AKP yönetiminin suç dosyalarının ve  ülkemizde açtığı tahribatların affedilecek veya kabullenebilecek cinsten olmadığı tarafımızca görülüyor!

Türkiye’de bütçe açığı 2009’da 4 katrilyondan 19 katrilyona çıktı : Tam 4 kat artarak! Bu açık bankalardan karşılanıyor...

Bursa’da 5 ayda 27 bin 695 kişi işsiz kaldı. (Avrasya Tv, 10.06.2009)

İstanbul’da  dükkanların %22’si kapandı!

Türkiye’de işsiz sayısı 6 milyonu geçti...  İşsizlikte Türkiye dünya dördüncüsü! (Kanal B, 16.06.2009)

19 milyon yoksul, 1 milyon aç var  Türkiye’de.

Tuzla tersanelerinde 60 firmadan 58’i kayıt dışı çalışıyor!

Bugün Türkiye’de çalışanların %60’ı kayıt dışı, sigortalı değil (10.03.2008)

İstanbul’da 6 metrelik bir çukur önünde bile uyarı levhaları yok!

İstanbul’da 17 tane alışveriş merkezi kuruldu! Sigortasız kızlar çalıştırılıyor!

Recep Tayyip Erdoğan tarihi Piyale Paşa Kuran-ı Kerim kursunu yıktırdı (03.04.2007)

Ankara’nın 900 köyü var, 700’ünün okulu kapalı! Bayındır köyü Ankara’nın orta çağdan kalmış köyü gibi... İçme suyu yok!

Dünyanın en kaliteli üzümlerinin yetiştirildiği «Efemçukuru Köyü» devlet güvenliği gerekçesiyle Kanada’lı şirkete satıldı.

80 yaşındaki Diyarbakır’lı Muazzez Yalab isimli vatandaşımızın 80 TL’lik bez için ambulansla gezim gezim gezdirildiği günleri unutmadık!

HAKKARİ'de Zap Deresi'ni geçmek için köylülerin halatlar üzerine kurduğu insan gücüyle çalışan ilkel teleferikte 4 saat mahsur kalan 4 bayanın

jandarmalar  tarafından kurtarılması konusu AKP zihniyetiyle ve ortaya koydukları farklı, çelişkili ve halktan kopuk icraatlarıyla birlikte yorumlanmalıdır! İstanbul’a 3. köprü dayatması yapanlar Hakkâri’de ve buna benzer bölgelerimizde bir teleferik, köprü ve geçit yapmayı neden düşünmüyorlar? Bu soruyu her yerde haykırmalıyız!

Hakkari-Çukurca Karayolu'nda meydana gelen trafik kazası sonucu Zap Deresi'ne uçan otomobilde bulunan 2 kişinin cesedini bulmak için azgın sularda saatlerce çalışma yapıldığını da biliyoruz. Böyle tehlikeler varken araçların kontrolden çıkmaları halleri düşünülerek neden tedbir alınmıyor ve niçin Zap Deresi kenarlarında güvenlik engelleri konulmuyor?

TRT 3’de yer alan 18.11.2005 tarihli habere göre, Türkiye’de 10 milyon özürlü vatandaşımız var!

1960’da başladı beyin göçü! Türkiye 34 ülke içinde 24. sıradadır! Ülkemiz iyi yetişmiş elemanlarından %59’unu kaybediyor beyin göçüyle!

Bir Alman işçisinin 1 yıllık kazancının 10 Türk işçisinin kazancına eşit olduğunu göz önüne alarak,  4500 birinci sınıf bilim adamımızın  neden Amerika’da hizmet verdiğini düşünerek, AKP’yi irdeleyiniz! Ve sizi düşünmeyen, kendi yakınlarını madden yücelten ya da kendi zenginlerini oluşturan bu partiye destek olmayınız...

 

Cinayetlere kaza denilemeyeceği gibi, kazalar da, iftiralar da kader olamaz

 

Biz iç mimarlık ve endüstri tasarımı gördüğümüz yıllarda bölüm başkanımız Prof. Dr. Önder KÜÇÜKERMAN’ın bir sözü dikkatimi çekmişti. Bu söz günümüzde bir çok husus için geçerli : «Her ses çıkaran şey aşınır.»

AKP iktidarının ülkemizin başına geçtiğinden beri her birisi felaket olan çıkardığı seslerle bir çok kurumun aşındığını ve yıprandığını  görüyoruz. Bir otomobil düşünün, bir çok yerinden hiç de iyi olmayan çeşitli sesler çıkıyor... Sonunda tekerler sağa sola fırlıyor, sistem parçalanıyor, yanmaya başlıyor, fren çalışmıyor ve uçuruma yuvarlanıyor. Böyle bir araçta yolculuk yapan şoför ve yolcular parçalanarak ölüyorlar. Bazıları ölüm sebebini kadere bağlıyor, bazıları da ölenlere şehit diyorlar.

Sadece araç üzerinde yorum yapmayın! Yol bozuk... Devleti  yönetenler kendilerini yönetemeyecek duruma düşmüşler, çıkar tezgâhları kurmuşlar, her ihaleden rüşvet dediğimiz milyonlarca dolarların ya da komisyonların Arap ülkelerindeki bankalara aktarıldığı konuşulur hale gelmiş... Bir kenarı uçurum olan yol kenarlarına engeller konulmasını çıkar peşinde koşan yöneticiler hiç akıllarından geçirmiyorlar. Bozuk yol sebebiyle, ya da uçuruma yuvarlanarak parçalanan araçlarda her seferinde 4 kişi, beş kişi... on kişi ölüyor! «Kader» diye geçiştiriliyor! Bunlar kader olamaz, olsa olsa her biri ülkeyi yönetenlerin sebep oldukları birer cinayettir!

İlk kez seslerin çıktığı zaman tedbir alınmamasına biz ihmal ya da umursamazlık diyoruz. Bu gürültülerin devam etmesine seyirci kalmaya da ihlâl ya da suç diyoruz. Bu konuda hukuki yorumların, devletçe takip ve kontrollerin olması da toplum düzeni için gerekli görülmektedir. Yani kontrolsüz güç bazen zulmü etkili kılar, bazen de ölüme zemin hazırlar. Taşeron firmalara kendi insanlarını teslim edip,  onların sağlıklarıyla veya hayatlarıyla oynayanların tek yapacakları iş istifa etmektir!

 

Hata tekrarları  AKP yöneticilerini simgelemektedir

 

Gelelim Türkiye’deki olup bitenlere! AKP yöneticileri milletimizin güzel fertlerinin insan olma üstünlüğünü, insan hakları gibi insanı yücelten unsurları rafa kaldırma telaşına girdiler...

Devlet sizi taşeron denilen bilgisiz, tecrübesiz firmaların emrine vererek, yer altına açılan bir tünelde çalıştırıyor. Bu tünelin, teknik ve güvenlik donanımları yok! Sizi bu şartlarda eğitimden geçirerek çalıştırma gibi, bilgiye, ilme, tecrübeye dayanan bir emekçi olarak da görmüyorlar.  Devlet her nereden bakarsanız bakın tamamıyla güvensiz bir ortamda sizi çalıştırırken hayatınızı kaybediyorsunuz! Ve devletin en üst kademesindeki bir kişi çıkıyor... Bu ölüm işçinin kaderi diyor ve kendisinin suçsuzluğunu haykırıyor. Yani o işçinin canını Allah aldı diyecek kadar ileriye giderek kendi hatalarına ALLAH’ı ortak koşuyorlar! Bu yorumlamaya dinimiz şirk diyor.  Yani devleti yönetenlerin görevlerini yapmamalarından kaynaklanan ölümler kader değil, bir cinayettir. Sen önce tedbirini al, bak bakalım o zaman işler nasıl tıkırında gidiyor! Havalandırma sistemleri olmayan, işçilerin maskelerinden kıyafetlerine kadar hiçbir güvenlik önlemi almayan AKP zihniyeti bu tür cinayetlerin hesabını vermelidirler!

Para önde, onlar paranın arkasında koşarlarken ülkede olup biten hadiseleri, cinayetleri, eğitim sistemindeki felaketleri, Türk Silahlı Kuvvetleri gibi kurumlarımıza yaptıkları veya yaptırdıkları aşağılama ve yıpratma hareketleri ve  bunlara gösterilen tepkileri umursamıyorlar.

Teknolojik donanım, bilimsel takip, tecrübe, kayıtlı iş gücü, hizmet gibi konular AKP yöneticilerinin gündemlerinde yok. Aksine partizanlık, adam kayırma,  eş, dost ve aile mensupları ve çocuklarına kadar uzanan büyük servet sahibi olma gayretleri ve para hırsları herkesin dikkatlerini çekiyor.

Hani başlarındaki takke ile aldattıkları binlerce insan arasında, yaptıkları ihanetler, yolsuzluklar, anayasa ihlâlleri, hukuksuzluklar, baskılar  ne yapılıp ne edilip  gündemden kaçırılıyor.

 

Bu işin kaderi diyen Recep Tayyip Erdoğan’a bizim de söyleyeceklerimiz var! Bazı insanların kendi behtemsizliklerine veya beceriksizliklerine ALLAH’ı ortak koşma gibi bir yola girmeleri suçlarını ve kusurlarını katmerleştirmektedir.

 

Kendi Türk Silahlı kuvvetlerini koruyup kollamaları gereken AKP’li yöneticilerin bu yüce kuruma ve mensuplarına yapmadıkları hiçbir kötülük kalmadı. Ben Beşiktaş Deniz Müzesinde Deniz Asteğmen olduğum sırada nöbetlerimizde kuş uçurtmuyorduk! Hatta kara kuvvetlerinden bir astsubay bir akşam üstü kendisini takip edenlerin şerrinden kurtulmak için Deniz Müzesi’nin bahçesine atladığı bir sırada parola ve işaretine cevap veremediği için vurularak öldürülmüştü. AKP iktidarı bu yüce kurumun stratejik müesseselerinde arama yapacak kadar ileri gitmiş, devletin hassas bilgileri ve itibarı havalarda uçuşur hâle getirilmiştir.

 

Kurumları aşağılayan, yıpratan, tartışılır hâle getiren konumundaki bir iktidar devlete yüktür! Acilen bu iktidar mensuplarının  hukuken görevden uzaklaştırılmaları gerekir.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin yıpratılmasına, değerli mensuplarının keyfi olarak, art niyetle, iftira ya da tertiplerle dış güçlerin talimat veya telkinleriyle aşağılanmalarına, tutuklanmalarına, psikolojik moral çöküntülerine sebep olmak, göz yummak ve olup bitenlere seyirci olmak suçtur!

 

Maden kazaları ve bunlara sebep olanlar masaya yatırılmalıdır

 

«Kader...» «bu mesleğin kaderinde maalesef bu var» «Bu bölgenin insanı zaten bu tür olaylara alışık» gibi bilimsel olmayan, akıl dışı ve sorumluluktan uzak açıklamaların başbakanlık koltuğunda oturan bir kişi tarafından yapılması oldukça düşündürücüdür. Biz bu açıklamaları esefle karşılıyoruz!

AKP zihniyetinin stratejik ön görüden uzak, getirilerini ve götürülerini hesap etmeden “her şeyi satma, her işi özelleştirme” anlayışı ülkemizde hasar vermeye, can almaya yol açmıştır!

Zonguldak’ın Kilimli beldesinde 17 Mayıs’ta meydana gelen grizu patlamasının ardından yerin 540 metre altında mahsur kalan 30 işçiye ulaşılamadı.  Ve AKP’li yöneticilerin sebep olduğu âfetlere  ya da cinayetlere  bu da eklendi!

 

Taşeron uygulaması hemen durdurulmalı ve sorgulanmalıdır!

 

AKP döneminde, 2003’ten itibaren sadece TTK’da yaşanan ölümlü 45 iş kazasında, Karadon’da geçici olarak açıklanan 28 kaybı da eklediğimiz zaman, 84 kişinin ölümüne sebep olundu. 14 Bin 379 kişinin yaralanması ise bu konudaki ihmallerin seviyesini ortaya sermektedir. 2003 sonrasında ülkemizde özel sektörü de içine alan tüm maden kazalarındaki ölen insanlarımızın sayısı 257’dir.

Tersane kazalarının gene AKP döneminde ne derece ilerleme kaydettiğini de göz ardı etmemek gerekir!

 

2002 yılında 17 ölüm,  2003 yılında 22 ölüm,  taşeronlaşmanın başladığı 2004  yılında 68 ölüm, 2005 yılında 121 ölüm, 2006 yılında  79 ölüm,   2007 yılında 76 ölüm, 2008 yılında 66 ölüm,  (22 ilde 38 kaza, 43 ölüm), 2009 yılında   92 ölüm, (24 ilde 62 kaza),  2010 yılının 5 ayında 69 ölüm

İş kazaları bakımından da Avrupa'da birinciyiz!

İş güvenliği yönetmenliğimiz bile yok!

 

Sabahattin ÖNKİBAR’ın 20 Mayıs 2010 tarihli Yeniçağ Gazetesi’nde geçen ifadesi :  «Maalesef  Türkiye’de bugün realitelerle değil hayallerle, hülyalarla dış politika yapılıyor. Ahmet Davutoğlu yazdığı kitaba bağlı kalmak adına, olmadık uçukluklar yapıyor. Peki sonuç mu? Elde var sıfıra sıfır. İşte Ermenistan açılımı dedi fiyasko, Kıbrıs fiyasko, İsrail-Suriye arabuluculuğu fiyasko, Kafkas paktı dedi fiyasko... Doğru olan bir tek şey söyleyebilirler mi?» şeklinde öz olarak AKP yöneticilerini tarif etmektedir.

 

10.09.2009 tarihine kadar  Sosyal Güvenlik kurumu aleyhine açılan 400 bin dava bu kurumun sosyal güvenliğe yakınlığını (!?) belgelemektedir!

Tunceli'de yoğun kar yağışı nedeniyle 150 köy yolunun ulaşıma kapanması;  Hakkari'de, Şemdinli ile Yüksekova ilçelerinin ulaşımını sağlayan karayolunun aralıksız yağışlardan dolayı kısmen çökmesi, 12 milyon TL'ye mal olan Zonguldak-Ereğli Karayolu'nun 21. kilometresindeki dolgu yolun yağan yağmurla birlikte çökmesi;  Giresun'da aşırı yağış nedeniyle yolun çökmesi ve Giresun'un Espiye ilçesindeki trafik kazasında 2 kişinin yaralanması; Bahçelievler’de isnat duvarı örülmeden başlanan inşaat yüzünden yolun çökmesi... Sakarya'da 5 ay önce iyileştirme yapılan Taraklı-Geyve karayolunun Kilhamamı mevkiinde çökmelerin  meydana gelmesi;  Şişli'de, bir inşaatın temel kazısı sonrasında  yolda kayma olması ve 2 binanın boşaltılması, Ümraniye Aşağı Dudullu mahallesinde inşaat alanının yakınlarından geçen yolun çökmesi ve çevrede korkuya yol açması ;  MUĞLA'nın Milas İlçesi'nde meydana gelen şiddetli yağışın  onlarca köyde sele yol açması... Gökçeler Köyü'nde, karnelerini alan 80 ilköğretim öğrencisinin üzerinden yaya geçip evlerine gittiği 50 metre uzunluğundaki 50 yıllık beton köprünün kısa süre sonra yıkılması ve  minik öğrencilerin 10 dakika farkla faciadan kurtulmaları... Ergenekon Davasının görüldüğü salonun tavanının mahkeme heyetinin üzerine çökmesi... gibi hadiseleri görmezlikten gelen AKP zihniyetinin partizanlıklarını,  iş bilmezliklerini,  tecrübesizliklerini ve bunların binlerce olumsuz yansımalarını ülkemizin her köşesinden ibretle izliyoruz!

 

Hırvatistan'da  bir kentin belediye başkanlığı için «Ananızı ağlatmaya, sizi soymaya geliyorum» diye propaganda yapan ve seçimi kazanan bağımsız aday Josko Risa ismini duymuşsunuzdur. Bugün ülkemizde insanlarımız yoksullaşırken kendileri zenginleşen AKP yöneticilerinin ve çevresindekilerin villalarını, yüzme havuzlarını, helikopter pistlerini, gemilerini, fabrikalarını, iş yerlerini, devlet bankalarından çektikleri kredilerin de zannedersem farkındasınızdır. Eğer size iş verme yerine kapınızın önüne kullanma süreleri dolmuş prinç, şeker, un ve makarna ile gelirlerse getirdiklerini onların başlarına çalın! Sizi sadakalarla aşağılamaya kimsenin hakkı yoktur! Çocuklarınıza oyuncak değil, onur lazım! Size düşen görev onları kovmaktır! Sosyal devlet yöneticilerine kendisini soydurtmaz! İnsanlarını ev, meslek ve iş sahibi yapar! Fabrikaları, barajları ona buna peşkeş çekmez... Satmaz ve özelleştirmez! Sosyal devlet yol, köprü yaparken çıkar düşünmez, vatandaşlarını tuzağa düşürmez!...

 

Korkut Özal’ın : «Önlerine devamlı bir şeyler atacaksınız. Onlar bunlarla uğraşırlarken siz icraatlarınıza devam edeceksiniz» tavsiyesine uyularak mı ülkemizde gündem sık sık değiştiriliyor?  Önlerine devamlı bir şeyler atacaksınız, sözüyle halkı köpek gibi görenler mutlaka bir gün yanıldıklarını anlayacaklardır. Din dışı tavırlar sahiplerine felaket hazırlar!

 

Nisâ Sûresi, 148. âyet gibi bir çok âyet dışına çıkarak, basınımızın ya da televizyonlarımızın önemli bir kesiminin çıkar amaçlı AKP yandaşlığına soyunduklarını görüyoruz! Bunların yer yer AKP için kendilerine karşıt üreterek şantaj, iftira ve tertip düzenleyerek bir mücadele platformu oluşturdukları artık gizlenmiyor!  Din adına, Müslüman gözükerek, ahlâk dışı,  İslâm’a aykırı eylemlere gözü kara bir şekilde katılma yarışına girdiler...  Adeta koro halinde kurumları yıpratma serüvenlerinin hangi istikâmete gittiğini bilemeyecek saplantılar içerisine girdiler.  Kul hakkı, günah, sevgi, kardeşlik, Allah sevgisi, Peygamber dostluğu, dayanışma gibi hassasiyetler rafa kaldırıldı...  Amerikancılık oyunları oynarlarken kendi kimliklerini kaybettiklerini göremeyecek hallere düşerek,  her birisi ayrı ayrı hırsa kapıldılar!

Fransa’da haber özgürlüğüne aykırı bir olay :  La Croix Gazetesi yazarı Alain Hertoghe’un «Irak savaşını Fransız basınının çarpıttığına» dair kitap yazdığı için  «Irak’la ilgili küstahça bir kitap denilerek»  işine son verildiğini biliyoruz. (*)  Olay Baudouin LOOS tarafından haberleştirildi. Halkın duyarlılık göstermediği bu  konu sahi ülkemizde nasıl yorumlandı?

 

Türkiye’de beyin yıkayan, ülke menfaatlerini ve insan haklarını dışlayan, ahlâk dışı yalan ya da iftiralarla beslenen tahripkâr bir yayın anlayışına karşı halkın duyarsızlaşması da Fransa gibi değer ve algı kayıplarından mı kaynaklanıyor?

 

İmam-ı Gazzalî  İslam Ahlâkı isimli kitabının 173. sayfasında : « Mesuliyet konusunda da gördüğümüz gibi, bir kısım insanların vicdanları kararmış olabilir, hâyâ perdesini yırtmış olabilirler. Ancak, bunların kurtulamayacakları bir adalet günü vardır. O günde haksızlığın yeri yoktur. Zerre kadar hayır işleyen de, zerre kadar şer işleyen de işlediğinin mükafatını veya cezasını görecektir. » demektedir.

 

Tekrar ediyorum, AKP zihniyeti ve siyaseti çökmüştür! Cumhuriyeti, anayasayı, hukuku, yargıyı, siyaseti, inancı, inananı, insanı, ahlâkı, değerleri,

Müslümanlığı,  Türk Silahlı Kuvvetlerini tartışılır hâle getiren, kurumları yıpratan, insanlarımızın hayatlarıyla oynayan iğreti politikalarla  AKP ve yandaşları  Türkiye için problem olmuşlardır!

AKP yöneticileri gürültüyü andıran seslerle, hem kendilerini hem de ülkemizi yıpratmışlardır! Onların gündeminde bel altı siyaset var, iman, inanç,

huzur, güvenlik ve hizmet yok!

 

Ankara,  24.05.2010

 

 

 

(*)  La Guerre à Outrances. Comment la Presse nous a désinformés sur l'Irak.

 

 

 

 

Selam ve sevgilerimle.

 

Üzeyir Lokman ÇAYCI
Concepteur industriel - Architecte d'intérieur
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes la Ville
FRANCE

 

 

uzeyir.cayci@free.fr














------------------------------------------------------------

 

http://monsite.wanadoo.fr/SEVGI/

http://uzeyircayci.sitemynet.com/fleur/index.htm
http://www.artmajeur.com/serap/













------------------------------------------------------------

 

 

Resim :    Üzeyir Lokman ÇAYCI

 

 

 

 


 

DÜNYA ÇAPINDAKİ YAZARIMIZ ÇAYCI’nın gönderdiği aşağıdaki yazıları da okuyunca içimden şöyle söylemek geliyor.:

ERBAKAN’DAN BAŞLAYIP GÜNÜMÜZE KADAR KANSER GİBİ TÜRK MİLLETİNİ VE MÜSLÜMANLARI İÇİN İÇİN ZEHİRLEYEN DAVANIN SON ABD VE AB TUTKUNU BELLİ KİŞİLERİ BİZİ VE MANEVİYATIMIZI MAHVETTİ. ALLAH TÜMÜNÜN CEZASINI BU DÜNYADA DA ÖBÜR DÜNYADA DA VERSİN. BUNLAR MÜSLÜMAN İSE BEN KAFİRİM.. OSMAN ÜÇER

GELELİM ÜSTADIMIZIN GÖNDERDİĞİ YAZIYA:

 

Telafer ağlıyor

 

 

Üzeyir Lokman ÇAYCI

 

 

¤  09/10.02.1991 Millî Gazete’de yer alan bir yazı :  Herkes tarafından bilinmektedir ki Özal bütün tercihlerini Bush'tan yana koymuş ve O'nun başarısı için «DUA » ettiğini açıkça söylemiştir.

¤ 08.04.2003 tarihinde Yeni Mesaj Gazetesi’ndeki köşesinde İbrahim Berk ; Türk askeri söz konusu olduğunda «askerlik yan gelip yatma yeri değildir» diyen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Irak işgalcisi ABD askerleri söz konusu olduğunda ise onlara şu dua ile mukabelede bulunmuştur :  «Kahraman(!) Amerikan askerlerinin sağ salim ülkelerine dönmeleri için dua ediyorum.»

Türkmenlere neden sahip çıkılmıyor?

 

Kerkük Feneri’nde yayınlanan bir haberle bugün akşam Musul kentine bağlı Telafer ilçesinde meydana gelen çift  saldırıda  içlerinde çocuklar da bulunan en az 25 kişinin öldüğü ve 100’den fazla yaralının olduğu açıklandı.

Oradaki cinayetler Türkiye’deki istikrarsız, kendi insanlarıyla mücadele etmekten başka gayesi olmayan AKP yöneticilerinin yanlış politikalarından kaynaklanmaktadır. Eğer Türkiye’de güçlü bir hükümet olsaydı boş verin ölüm haberlerini, hiçbir kimsenin burnunun dahi kanamayacağı bir zamanı, bir dönemi yaşayacaktık!

Önce bu cinayetlere bir isim koymamız gerekiyor. Geçmişte Kosova’da yaşanılanların ben canlı şahidiyim. İnsanlarımız hunharca öldürülürlerken ne Avrupa’dan, ne Amerika’dan ne de Türkiye’den gür bir sesin çıktığını o zamanlar biz hiç duymadık! Oradan Paris bölgesinde bulunan derneğe gönderilen ayakları, kolları kopmuş insanların resimleri, tecavüz haberleri yanında en çok istenilen ise, yiyecek içecek değil yaralılar için sargı bezi idi.

01 Eylül 2009 tarihinde bize bahsedilen Türkmen sanatçıları hakkında düzenlenen komplolardan, Türkmen sanatçılarının, sözde Türkmen davasına hizmet verdiğini belirten Türkmeneli Uydu Televizyonu’ndan çektiği tüm sıkıntı, ihlal, provokasyonlara ve trajedilere rağmen, dimdik ayakta durarak Türkmen halkına umutla hizmet sunduklarına dair açıklamalar bölge hakkında bize bilgi vermektedir.

Türkmenlere Türkiye’ye girmek için uygulanan vize çilelerinin devam etmesi bile AKP yönetiminin Türkmenlere ilgisizliğini belgelemektedir.

 

Irak ve tecavüzler

 

30 Nisan 2010 tarihinde Irak’ın başkenti Bağdat’ın 255 km kuzeyindeki Kerkük Bağdatyolu semtinde kimliği belirsiz kişiler tarafından kaçırılan Türkmen Doktor Haydar Zeynelabidin Kerkük’te Genel Desvelt Hastanesine görev yapmakta olduğunu biliyoruz. Kerküklü Türkmen doktorun kaçırıldığı bölgede birden fazla polis ve asayiş kontrol noktası olmasına rağmen kimlikleri belirsiz kişilerin Doktor Haydar Zeynelabidin’i nasıl kaçırabildikleri konuşuluyor!  Doktorun durumu ile ilgili hala haber alınamadı. Son günlerde Kerkük’te artan kaçırma ve cinayet olaylarına tepkisiz kalan Bağdat yönetiminin tavrı yanında AKP hükümetinin duyarsızlıkları  da dikkatlerimizi çekmektedir.

 

14 Mayıs 1999 tarihinde benim savaş diyemediğim Irak işgaliyle ilgili yazdıklarıma cevap veren şair ve yazar sevgili Jean-Jacques Rey’in ifadelerini aynen aşağıda naklediyorum. Olanlar o zamanlar Avrupa’daki duyarlı insanların da yüreklerini yaralamıştır.

 

Iraq et les violences

 

Üzeyir est un grand poète d'origine turque résidant en France,

Site : http://monsite.wanadoo.fr/SEVGI

mais il n'y a pas besoin d'être poète pour comprendre sa colère, son dégoût, et son indignation

!!! ...

Nonobstant toute manipulation par l'image, j'ai toujours dit que l'intervention américaine

en Irak (contre l'O.N.U. ! )

était une énorme connerie !

Ils ont bonne mine, nos "défenseurs" de la liberté ! ...

Ils se conduisent encore pire que leurs ennemis !

Et je dirai qu'ils sont punis par où ils ont péché et voulu justifier l'injustifiable :

la propagande médiatique !

 

Jean-Jacques Rey

vendredi 14 mai 1999 00:13

 

Kirli siyaset ve insan hakları ihlâlleri

 

Türkiye’de siyasi iktidar, önce iftira ya da çamur at sonra lekelenen insanları gündemde tut  politikasıyla ayakta durmaya çalışıyor! Gerek iç hizmetler, gerekse dış Türkler konuları rafa kaldırılmış durumda! Gazetelerde ve televizyonlarda dedikodu ve beyin yıkayan programlar arasında insanî programlar hiç yer almıyor! Siyasi gerginlik, iktidarda kalma uğruna sergilenen kargaşalıklar bütün problemlerin üzerlerini örtüyor! Batı Trakya’da, Kosova’da, Balkanlar’da Irak’ta çökertilen veya silinmeye çalışılan Osmanlı mirasından,  Türk kimliğinden,  buralarda veya Kerkük’te insanlarımızın çektikleri acılardan, korkulardan iktidarın haberi yok. Kendi çocuklarına 20 – 25 gönderten Recep Tayyip Erdoğan’dan Kerkük’le ilgilenme gibi bir vaziyet, bir tavır görmeyi tahmin etmiyor ve asla düşünmüyoruz.  Onlar 80 yaşındaki CHP’nin genel genel başkanı Deniz BAYKAL’ı layık olmadığı komplolarla nasıl halkın gözünden düşürürüz, CHP’yi, CHP'lileri nasıl yıpratırız, MHP Genel Başkanı Devlet BAHÇELİ’yi nasıl etkisizleştiririz, MHP’yi, MHP'lileri  nasıl bölük pörçük ederiz gibi akla gelmeyecek takiplerin, tertiplerin ve senaryoların peşindeler...

Kuzey Irak’ta Türkmen nüfusunu azaltmak, ya da Türkmen nüfusu korkutarak göçe zorlamak, bölgeyi insansızlaştırarak at koşturmak  bir Amerikan projesidir. Son yıllarda hep intihar bombacılarından bahsediliyor. Bir ALLAH’ın kulu çıkıp da bunun kaynağını, yönlendiricisini, gayelerini, silahları ya da patlayıcıları nereden, nasıl temin ettiklerini araştırmıyor!  Ölenler, kaçırılanlar, yaralananlar, elleri, kolları kopanlar, gözlerini kaybedenler, ayakları koparılanlar aynen Kosova’da olduğu gibi unutulup gidiyor. Sadece «başınız sağolsun, geçmiş olsun» gibi mesnetsiz, kalple, akılla, insanî duygularla, duyarlılıklarla, dinle – imanla  bağlantısız, temenni ve mesajlarla geçiştiriliyor. Diğer cinayetlerin, vahşetlerin yollarını açan bu umursamazlıklar ve aymazlıklar karton adamlar tarafından  hiç farkedilmiyor. Kendilerini dindarlığın en üst noktasına oturtarak cennet turizmiyle, din edebiyatıyla ceplerini şişirenler, insanları aldatanlar, inananları kandıranlar, çıkarcılar hepsi elbirliğiyle bu kötülükleri ve şer kaynaklarını, zaman zaman uşaklık yaparak, yer yer emir kulluğuna soyunarak besliyorlar!

 

Kâlpleri fethetme yerine düşmanlıkları körükleyenler kendilerine kötülük hazırlarlar

 

1976 yılında Yassıada’da Deniz Yedek Subay eğitimi gördüğüm sırada zamanın Başbakanı Adnan Menderes’in yaşadığı, yargılandığı ve cezalandırıldığı yerleri gördüm. «Bana astsubaylar yeter!» şeklindeki açıklamalarıyla tanınan Adnan Menderes’in hazin sonu henüz zihinlerden silinmedi.

Geçmişte, yani 09/10.02.1991 tarihinde Millî Gazete’de yer alan bir yazıyla  :  «Herkes tarafından bilinmektedir ki Özal bütün tercihlerini Bush'tan yana koymuş ve O'nun başarısı için «DUA » ettiğini açıkça söylemiştir.» ifade edilen ABD yakınlığının sonuçta neyi hazırladığını gördük.  Toz pembe gibi görünen o dönem Turgut Özal’ın hayatını bir şekilde sonlandırmıştı.

Bugün Türk subaylarını, kahramanları, vatanseverleri yargılayan, CHP Genel Başkanına komplo kuran zihniyetin geleceğinin resmini tahmin etmek ise hiç güç değil!

Belediye başkanlığı döneminde hakkında kalpazanlıktan zimmete, görevi ihmalden resmi evrakta sahteciliğe kadar bir çok  yolsuzluk dosyaları bulunan Recep Tayyip Erdoğan’ın  08.04.2003 tarihinde Yeni Mesaj Gazetesi’ndeki köşesinde İbrahim Berk’in naklettiği  ;  «Kahraman(!) Amerikan askerlerinin sağ salim ülkelerine dönmeleri için dua ediyorum.»  şeklinde  dualarla ABD’ye destek olma gibi ya da 31 yerde açıkladığı tarzda, Türkiye’yi de içine alan Ortadoğu ülkelerini parçalama projesi olan BOP’a eşgüdüm başkanı olmak gibi bir misyonu yüklendiğini ifade etmesinden sonra,  AKP’li yöneticilerden Amerika’nın dilediklerini yaptırtamadığı Türk Ordusu’na saygılı olmalarını, ya da dış Türkler konusunda duyarlı olmalarını beklemek nafiledir.

 

Unutulan Türkler ve unutturulan tarih

 

Bugün Yunanistan’da bulunan Recep Tayyip Erdoğan’ın hangi konularla ilgilenip, hangi konuları umursamadığını ele alarak AKP’lilerin  unutulan Türkler ve unutturulan tarih konusunda bulunduğu noktayı tespit etmek gayet kolay!

 

06 Ağustos 2007 tarihinde yani AKP’nin iktidar olduğu süre içerisinde İzmir Balkan Dernekleri Federasyonu Genel Sekreteri Rifat Sait’in bana gönderdiği bir mesajı sizinle paylaşmak istiyorum.

 

Basın açıklaması

 

Yunanistan devleti Rodos’taki Türk Muradiye Camisi'ni kiliseye çevirme kararı aldı. Bu kararı kınıyoruz. Bu konuda  kamuoyu oluşturup, Yunanistan’ın bu kararından vazgeçirmeye çalışmak yararlı olacaktır. Kamuoyu çalışmalarında devlet yetkililerimiz,  tüm İslam alemi ve Balkan camiası birlikte hareket ederse etkili olur düşüncesindeyiz. Rodos, İstanköy ve OnikiAda Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Prof. Dr. Mustafa KAYMAKÇI’nın ilgili yazısı aşağıdadır. Bilgilerinize saygı ile sunulur.

 

Rifat Sait
İzmir Balkan Dernekleri Federasyonu
Genel Sekreteri

 

Rodos’taki Muradiye Camisi Kilise oluyor

Yunanistan’a bağlı Rodos adasındaki Osmanlı Türkleri’nden kalan mimari ve kültürel miras  Yunanlılar tarafından yok ediliyor ve kimlikleri değiştiriliyor. Bu kapsamda  Muradiye Camisi’nin minare ve duvarları yıkıldı ve mezarlıkları talan edildi. Daha önce Rodos’taki Türk cemaatine ait olan cami 1990 yılların ortalarına kadar ibadete açıktı. Ancak imam ve muezzinin ölümünden sonra kapısına kilit vuruldu. Caminin onarımına yasak getirildi. Bundan sonra da Rodos Başmetropolitliği’ne bırakılarak kiliseye dönüşmesi için çalışmalar başlatıldı. Restorasyon çalışmaları tamamlandığında “Kıbrıs evi” adıyla kilise olarak hizmete açılacak. Restorasyon işlemleri Avrupa Birliği fonlarından sağlanan bütçelerle gerçekleştiriliyor.

Bu bilgiler ışığında; uygar Avrupa Birliğini ve Yunanistan ile ticari ilişkilerin geliştirilmesi konusunda önemli adımlar atan iş adamlarımızı Yunanistan’daki Osmanlı Türkleri’nin kültürel mirasımızın korunması konusunda duyarlı olmaya davet ediyoruz.

 

Prof. Dr. Mustafa KAYMAKÇI

Rodos, İstanköy ve OnikiAda Türkleri

Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı

 

Avrupa’da yaşayan insanlarımız umursanmıyor!

 

«Avrupa’da kaç Türk işçisi iş kazası geçirdi? Kaç insan özürlü hale düşürüldü? Kaç kadın dul kaldı... Kaç anne metrolarda dilencilik yapıyor? Kaç çocuk annelerinden ve babalarından koparıldı? Kaç kişi hapishanelerde, kaç kişi öldü? » bunu dert edinen yok! Bana bazı kardaşlarımız bu hükümet yıkılırsa biz ne yapacağız? Eleştirini biraz hafiflet diyorlar... Ben de onlara buradan  cevap veriyorum, eğer sizin dininiz, inancınız, kişiliğiniz yıkılırsa ya, o zaman ne yapacaksınız? Size 20 – 25 gönderten bir kişi bulsanız bile bugünkü saltanatınız, rahatınız ve umursamazlığınız asla işe yaramayacak!

 

Ölümlere sebep olanlar intihar bombacıları değil!

 

Fakir bir gencin eline paket veriyorlar. Git  bunu filan yere götür... Oraya bir kişi gelecek senden bu paketi alacak, paranı oradan alacaksın, deseler... O pazar yerine veya stadyuma girse, ona paket verenler uzaktan kumandayla elindeki paketi patlatsalar... Bu parçalanan fakir genç intihar bombacısı mı oluyor?

Irak’ta, Afganistan’da, Pakistan’da Amerikan askerlerince öldürülen,  içlerinde çocuklar ve kadınların bulunduğu masum insanlar dünyaya «terörist» olarak duyurulmaktadır. Vatanseverliğiyle tanınan gazeteler ve  televizyonlar dahi bu yalanlara alet olarak kendilerine ulaşan haberleri aynen kitlelere aktarıyorlar.

Bölgede oynanan oyunlarla ilgili teşhis ve adlandırma iyi bir şekilde yapılırsa suçlulara, canilere, katillere ve işbirlikçilerine ulaşmak zor olmaz! Vahşetleri, uyuyan beyinleri uyandırarak gerçekleri görmeye zorlamak insan olarak hepimizin görevidir.

Çin’den itibaren başlayan ve Ortadoğu’yu yeniden şekillendirmeye yönelik Amerikan  projesi (BOP) bölgede uygulanıyor. Bu projenin kanla beslendiğini içinde  hamile kadınların, çocukların, yaşlıların, özürlülerin ve hastaların da bulunduğu, vahşice öldürülen bir buçuk veya iki milyon Müslüman insanla görüyoruz!

Unutmayın ki bu projenin uygulandığı yerlerde hayvanlar ve bitkiler de imha edilmektedir.  Masum halkları öldürmek için seçilen yerler ise, stadyumlar, okullar, camiler, dini törenler veya bayramlar, cuma ve bayram namazları,  pazar yerleri, düğün yerleridir. Eğer bu tür yerlerde bir katliam olmuşsa bilin ki,  bunun sorumluları emperyalist ülkeler ve bunlara destek olan işbirlikçileridir. Bir diğer husus, bulunduğumuz çağda güvenlik için geliştirilen uzay teknolojisi ve istihbarat araçlarının üstünlüğüne rağmen bu tür cinayetler işlenebiliyorsa sorunu bu gücü ellerinde bulunduran ve insanî çizgiden uzaklaşmış, terörü, cinayeti siyaset haline getirmiş ülkelerde aramanız gerekecektir. Stadyum veya diğer yerlerde bulunan insanları ellerindeki imkanlarla koruyamayan yöneticiler «hain» olarak isimlendirilmelidirler.

Birkaç yıl önce Fransa’ya gelen ve doğu illerimizde görev yapan iki valimizin bana naklettikleri bu sözlerimi doğrulamaktadır. İncirlik’ten kalkan Amerikan helikopterlerinin doğu bölgelerinde terör gruplara silah ve mühïmmat dağıttıkları resmen tespit edilmiş, bu konu çeşitli kurumlarımıza aksettirildiği halde her hangi ciddi tedbirin alınmadığını bugüne kadar ortaya çıkan olaylar kanıtlamıştır.

Bu konulara duyarlı olanları Türkmenlere ve  dış Türklere sahip çıkmaya çağırıyor ve uyarıyoruz.

Ben burada iktidar mensuplarının tek tek anayasa ihlâllerini, ya da suç dosyalarını açıklamayacağım. Onların altından kalkamayacakları suçlarla tedirginlik duyduklarını ve  yeni yeni suçlara koştuklarını da görüyorum.

Yurt dışında yaşayan Türklerin, fert fert Tüm Silahlı Kuvvetleri mensuplarının, tekel işçilerinin, eczacıların, doktorların, yargı mensuplarının, emniyet görevlilerinin, itfaiyecilerin, Sümerbank emekçilerinin, tüm vatandaşlarımızın, dolayısıyla her birbirimizin  Anayasa ve yasa ihlâlleri içinde bulunan AKPli yöneticilerden, AKP milletvekilllerinden ve destekçilerinden Yargıtay Başsavcılığına ve savcılıklara milyonlarca başvuru yaparak şikayetçi olmak hepimizin görevidir!

Size soruyorum : İnsanlık öldü mü?

 

İstanbul, 14.05.2010

 

 

 

 

Selam ve sevgilerimle.

 

Üzeyir Lokman ÇAYCI
Concepteur industriel - Architecte d'intérieur
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes la Ville
FRANCE

 

 

uzeyir.cayci@free.fr















------------------------------------------------------------

 

http://monsite.wanadoo.fr/SEVGI/

http://uzeyircayci.sitemynet.com/fleur/index.htm
http://www.artmajeur.com/serap/














------------------------------------------------------------

 

 

Resim :    Üzeyir Lokman ÇAYCI

 

 

 



 

AKP iktidarı ile ülkemizde
değerler sulandırıldı
kurumlarımız itibarsızlaştırıldı

 

 

İdris Efeoğlu

 

 

¤ Türk Silahlı kuvvetlerimiz Atatürk ilkelerinden bahsedemez hale getirildi!
¤ Kendilerini, emrindekilerini savunanamayan insanların ülkemizi savunamayacakları konuşulmaya başlandı!
¤ Soros Sırbistan'da, Gürcistan'da, Kırgızistan'da karışıklık çıkararak turuncu devrime, yani Amerikan işgaline zemin hazırladı!

 

Amerika ülkemiz gibi ülkeleri silahla, topla tüfekle yok edemeyeceği için psikolojik harp vasıtalarını devreye sokmaktadır. Önce kendilerine uygun kendi ülkelerini pazarlayabilecek, kendi insanlarına, vatanseverlere, Amerikan ideallerini engelleyen insanlara kötülük yapabilecek ve Amerika emrinde çalışabilecek insanları seçmektedirler.

 

AKP gibi partilerin kugulanmaları için ön çalışmalar yapan Amerika'nın önünde engel olan her şey hedeftedir. Dün Milli Eğitim ve Medya gücü vardı bugün bunların büyük bir kesimi AKP'nin emrinde ABD'ye hizmet için faaliyetlerini sürdürmektedirler.
İşçileri etkisizleştirecek özelleştirmeler, Anayasa Mahkemesi, yargı, Türk Silahlı Kuvvetleri gibi kurumlar ABD hedefinde AKP ile yozlaştırılmaya çalışılmaktadır. Geçtiğimiz aylarda tertip sırası muhalefet partilerine gelecek deniliyordu. Bu CHP'yi etkisizleştirmek için Deniz BAYKAL'a tertip, iftira, şantaj ve psikolojik ataklarla gerçekleştirildi. Bu tehdit ve şantajların çok yakında MHP milletvekillerine ve bazı CHP milletvekillerine de değişik şekillerde yapılacağı söylentileri Avrupa ülkelerinde bile konuşuluyor.
Yani Amerika'nın turuncu devrim denilen bir işgal planı sessiz gibi gösterilerek, AKP eliyle zinde güçler pasifleştirilerek, korkutularak, sindirilerek, etkisizleştirilerek gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır! Bunun ucunda Türkiye'yi parçalama planı, Cumhuriyet'i yok etme gibi karanlık planlar var!
Bu Müslüman halkın dini duyguları, inancı istismar edilerek yapılmaktadır! Yani ALLAH'a bağlılık, peygamber sevgisi Amerika'nın kirli planlarına alet edilmektedir. Siz zannedetmeyin ki Irak'ta, Afganistan'da, Pakistan'da terörist öldürülüyor? Düpedüz Müslüman halk acımasızca, ABD askerlerince öldürülmekte ve teröristler tarafından öldürüldü diye yaygara koparılmaktadır. Yarınlarda bugün ordumuzun mensuplarını iftira ve tertiplerle terörist diye tutuklayanlar bunu halka indirgeyerek, şiddetini ve dozunu artırarak geniş çapta sürdüreceklerdir!

 

Recep Tayyip Erdoğan'ı Amerika'nın Ortadoğuyu yeniden şekillendirme ve bölgeyi işgal planına eşgüdüm başkanı olması, vatanseverlere reva gördükleri, «Diyarbakır merkez olabilir» demesi, AKP yöneticilerinin son anayasa değişikliği dayatmaları; Türk Milletinin bekası, Demokrasinin yaşaması, Cumhuriyetimizin varlığı, Anayasa ve hukuk ilkeleri açılarından hayra alâmet olmadığını delilleriyle söyleyebiliriz!

 

ALLAH yolunda olanlar Amerika güdümünde ve Soros emrinde Cennet'e ulaşılamayacağını ne zaman görecekler?

 

İzmir, 11.05.2010

 

 

http://site.mynet.com/serpil.guleray/DenizBAYKAL/

 

 

 

 

 

 

 

 

 


 

 

LA VILLE QUI EST EN VOUS

 

Vous vivez dans la ville en vous que vous avez achetée par un marchandage silencieux.

Vous n’avez pas encore pu apurer vos dettes.

Sous vos paupières noircissant vous essayez de ressentir certaines choses.

Sans vous rendre compte de votre éloignement de vous-même, vous partez loin en utilisant vos cordes de pensée tel un télésiège.

Vos avez le frisson au fur et à mesure que vous touchez d’innombrables éléments.

Dans vos cris au moment où vous ressentez des secousses dues aux échos de vos paroles qui dépassent la portée de votre pensée, vous faites fuir les oiseaux devant vous. Lors de vos respirations, vos roses se fanent.

Lors de vos moments de folie, vos cristaux tombent de vos toitures.

Au fur et à mesure que votre champ de pensée se rétrécit, votre ville grandit.

Vous vous fatiguez à force de courir dans les rues et les avenues.

Au fur et à mesure que les lumières de vos machines de tension tombent sur vos nuits, vos êtres humains se robotisent.

Vos crapauds de vos eaux sales font peur même aux crocodiles.

Votre voyage intérieur vous fait vieillir.

Vos cris internes s’amplifient.

Vous produisez des difficultés à quarante pattes.

Les cellules auxiliaires de vos laboratoires ne vous donnent pas l’occasion de vivre des moments agréables.

Pendant que l’indicateur de la peur en vous vous lâche de haut en bas, vous n’avez même pas la possibilité de parler.

A chaque mouvement d’horloge, les saisons s’arrachent de votre cœur…

Votre solitude n’arrête pas de traverser votre esprit.

 

Üzeyir Lokman ÇAYCI

Mantes la Ville  -  22.09.2002

Traduit par Yakup YURT

Bruxelles, le 23.09.2002

 

 

 

İÇİNİZDEKİ ŞEHİR

 

Sessiz bir pazarlıkla satın aldığınız içinizdeki şehirde yaşıyorsunuz.

Henüz borçlarınızı ödeyemediniz.

Siyahlayan göz kapaklarınız altında bir şeyler hissetmeye çalışıyorsunuz.

Kendinizden uzaklaştığınızı fark etmeden düşünce tellerini teleferik gibi kullanarak en uzaklara kayıp gidiyorsunuz.

Sayısız unsurlara dokundukça tüyleriniz ürperiyor.

Sizi aşan sözlerinizin yankılarıyla sarsıldığınızı hissettiğiniz  anlardaki bağırmalarınızla özünüzdeki  kuşları kaçırıyorsunuz.

Nefes alışverişlerinizle gülleriniz soluyor.

Çılgınlıklarınızla  çatılarınızdan kristalleriniz  dökülüyor.

Düşünme alanınız daraldıkça şehriniz büyüyor.

Sokaklardan, caddelerden koştukça yoruluyorsunuz.

Gecelerinize gerilim makinelerinizin  ışınları düştükçe robotlaşıyor insanlarınız.

Kirli sularınızdaki kurbağalarınız timsahları dahi korkutuyorlar.

İç yolculuğunuz  yaşlandırıyor sizi.

İçinizdeki çığlıklar büyüyor.

Kırk ayaklı zorluklar üretiyorsunuz.

Laboratuarlarınızdaki  yedek hücreler size tatlı anlar yaşatmaya fırsat vermiyorlar.

İçinizdeki korkunun göstergesi sizi  yukarıdan aşağılara bırakırken siz sesinizi dahi çıkaramıyorsunuz.

Saatler kıpırdadıkça mevsimler sökülüyor yüreğinizden...

Aklınızdan hep yalnızlığınız geçiyor.

 

Üzeyir Lokman ÇAYCI

Mantes la Ville,  22.09.2002

 

 

 

DIE STADT IN EUCH

Ihr lebt in einer Stadt, die in euch selber ist und die ihr
von einem
stillen Händler gekauft habt.
Ihr habt eure Schulden noch nicht beglichen.
Unter euren düsteren Augenlidern versucht ihr etwas zu empfinden.
Ohne euch bewusst zu werden, wie weit ihr euch schon von
euch selbst
entfernt habt, geht ihr weiter, in dem ihr eure
Gedankenseile wie einen
Sessellift benutzt.
Ihr habt ein Frösteln, je nach dem welche unzähligen
Elemente ihr berührt.
Mit euren Schreien, die ihr im Moment einer empfundenen
Erschütterung
ausstösst, wenn das Echo eurer Worte die Gedankenpforte
verlässt,
verscheucht ihr alle Vögel um euch herum. Denn so verderben
eure Rosen
angesichts eurer Überlegungen. Und wegen euren verrückten
Momenten, fallen
eure Kristalle von euren Überdachungen.
Je nach dem wie euer Gedankenfeld enger wird, wächst eure
innere
Stadt. Ihr werdet müde, weil ihr durch die inneren Strassen
und Gassen
rennt.
Je nach dem wie das Licht eurer Anspannungsmaschine auf
eure Nächte fällt,
wird euer menschliches Sein zum Roboter.
Die Kröten eurer schmutzigen Gewässer machen selbst den
Krokodilen Angst.
Eure innere Reise lässt euch altern.
Eure inneren Schreie steigern sich.
Ihr produziert Schwierigkeiten auf allen Vieren.
Die Helferzellen eurer Laboratorien geben euch keine
Gelegenheit mehr, angenehme
Momente zu erleben.
Während der Zeiger eurer inneren Angst von unten bis oben
versagt,
habt ihr gar keine Möglichkeit mehr euch zu äussern. Mit
jeder Bewegung der
Uhr, reissen sich die Jahreszeiten von eurem Herz.
Eure Einsamkeit hört nicht auf, euren Geist zu durchqueren.

 

Üzeyir Lokman ÇAYCI

Mantes la Ville, 22.09.2002

Von übersetzt seiend : Monika SCHUDEL

 

 

 

THE CITY WHICH IS INSIDE YOU

You live in your own inner city, which you bought in a
silent auction.
You were again unable to cancel your debts.
Under your blackening eyelids you try to feel certain
things.
Without noticing your withdrawal from self, you leave for
distant parts
by using your ropes of thought like a ski-lift.
Your shudders increase as you touch the numberless elements.
In your screams at the moment when you feel the jolts
from the echoes
of your words crossing the threshold of your thought,
you send birds fleeing before you. As you breathe, your
roses wither.
In your moments of madness, crystals fall from your roof.
As your field of thought shrinks, your city expands. You
exhaust yourself
from running down the streets and avenues.
As the lamps of your voltage machines alight upon your
nights,
your humans robotize themselves.
The toads in your dirty waters frighten even the crocodiles.
Your inner journey makes you grow older.
Your internal cries amplify themselves.
You manifest difficulties with forty paws.
The auxiliary cells of your laboratories do not give you
the opportunity to live any pleasurable moments.
While the fear indicator inside you slackens you through
and through, you
have not
even the possibility of speaking. With each movement of
the clock,
the seasons rip themselves out of your heart.
Your solitude traverses your spirit without cease.

















by Üzeyir Lokman ÇAYCI

Mantes la Ville, 22.09.2002
Traduit par by Yakup YURT en français
French free verse translated into English free verse
by F.J. Bergmann

 

 

LA CIUDAD QUE VIVE EN USTEDES
 
Ustedes viven en la ciudad
que compraron en una subasta silenciosa.
Nuevamente fueron incapaces
de pagar sus deudas.
Bajo sus pupilas ennegrecidas,
ensayan sentir ciertas cosas.
Sin darse cuenta de su propio distanciamiento,
parten lejos,
utilizando  sus cuerdas de pensamiento
como un teleférico.
Su temblor aumenta
cuando tocan los incontables elementos.
Con sus gritos,
ponen en fuga a los pájaros,
cuando sienten las sacudidas dadas
por el eco de palabras que superan su pensamiento.
Con sus respiraciones,
las rosas se marchitan.
En los momentos de locura,
los cristales caen de sus tejados.
Cuando su radio de pensamiento se encoge,
su ciudad crece.
De tanto correr calles y avenidas,
ustedes se han fatigado.
Mientras las luces de tantas máquinas de tensión
invaden las noches,
sus seres humanos se robotizan.
En las aguas negras,
los sapos tienen miedo a los cocodrilos.
Su viaje interior los ha envejecido.
Sus alaridos interiores se amplifican.
Ustedes producen dificultades a cuarenta manos.
Las celdas auxiliares de sus laboratorios
niegan cualquier momento placentero.
Mientras sube y baja el indicador del miedo,
no tienen la posibilidad de hablar.
A cada movimiento del reloj,
las estaciones se separan de su corazón
y la soledad no deja de atravesar su espíritu.
 
Üzeyir Lokman  ÇAYCI
Poemas traducidos al español, del francés e inglés,
por Mercedes Ortega González-Rubio
y Manuel Guillermo Ortega (Guillermo Tedio)

 

 

 

DE STAD IN U

Gij woont in de stad die in uzelf aanwezig is en die gij in alle
stilte gekocht hebt.
Gij hebt uw schulden nog niet kunnen aflossen.
Onder Uw donker wordende wenkbrauwen probeert gij bepaalde
dingen te voelen.
Zonder u rekenschap te geven van uw vervreemding van uzelf, vertrekt
gijver weg door gebruik te maken van uw gedachtekoorden als een
stoeltjeslift.Gij huivert naarmate gij ontelbare elementen aanraakt.  In
uw kreten, op het momentdat gij de schokken voelt van de echo’s van
uw woorden die de draagwijdte van uwwoorden overschrijden, doet gij
de vogels voor u wegvluchten.  Tijdens uw zuchten,
verwelken uw rozen.  Tijdens uw momenten van dwaasheid, vallen de
kristallen van
uw daken.
Naarmate uw gedachteveld krimpt, breidt uw stad zich uit.  Gij put u uit
door te rennen
in de straten en lanen.
Naarmate de lichten van uw spanningsmachines vallen op uw nachten,
worden uw
menselijke wezens herleid tot robotten.
De padden van uw vuile wateren jagen zelfs de krokodillen de angst op
het lijf.
Uw inwendige reis doet u verouderen.
Uw interne kreten worden luider en luider.
Gij produceert moeilijkheden in de hoogste graad
de hulpcellen van uw laboratoria geven u niet de kans
om aangename momenten te beleven.
Terwijl in u de wijzer van de angst u laat vallen van hoog naar laag,
krijgt gij zelf de kans niet om te praten.   Bij elk getik van het
uurwerk, scheuren de seizoenen zich los van uw hart...
Uw eenzaamheid blijft uw geest doorkruisen.

 

Üzeyir Lokman ÇAYCI

Mantes la Ville,  22.09.2002

(Turkije- France)

vertaald naar het Frans van Yakup YURT door Henri Thijs

 

http://www.hetprieeltje.net/oogvanderoos/gedlokmancayci03.html

 

 

 

 

 

Bien amicalement à vous,
Selam ve sevgilerimle.

 

Üzeyir Lokman ÇAYCI
Concepteur industriel - Architecte d'intérieur
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes la Ville
FRANCE

 

 

uzeyir.cayci@free.fr

 

 

 

¤  Em VERSO, a homenagem do PD à poeta Yêda Schmaltz, falecida em 10 de maio de 2003. E, ainda: a poesia visual de Avelino de Araújo; poemas que vêm de longe, de Üzeyir Lokman Çayci e poemas de AL-Chaer, Fernando Fiorese, Hideraldo Monteiro, Romy Bastos e Vitor Figueiredo.

 

Brasil,  15 de maio de 2003

 

 

 

 

A ETE PUBLIE DANS :

YER ALDIĞI YAYINLAR  :

 

1) Social Alternatives, Fourth Quarter 2003, Vol.22, N° 4 (Australia)

2) Le Trait d’union littéraire, l’imaginaire, N° 23, Septembre 2004 (France)

3) PRIVATE METROPOLIS, INTERNATIONAL REVIEW OF BLACK AND WHITE PHOTOGRAPHS AND TEXTS N° 35 WINTER 2006 -2007, (Italia)

4) 00.12.2003 – Les Cahiers de François Villon, N° 88 (France)

5) 00.12.2009  Menu Fretin N° 36 (France)

6) 00.02.2010  Wortschau N° 10 (Germany)

 


















------------------------------------------------------------

 

http://monsite.wanadoo.fr/SEVGI/

http://uzeyircayci.sitemynet.com/fleur/index.htm
http://www.artmajeur.com/serap/















------------------------------------------------------------

 

 

illustrations (Resim) :  Üzeyir Lokman ÇAYCI

 

 

 

Çocuklar bizim!

 

 

 

Üzeyir Lokman ÇAYCI

 

 

 

Bırakın siyaseti, insanca yaklaşın çocuklarımıza

 

Siyasetçiler bilimsel komisyonlar kurarak çözüm aranmasının yollarını açma yerine, kişisel ve kendi seviyelerince açıklamalar yaparak problemlerin derinleşmesine sebep olmaktadırlar.

 

Kapalı kapılar ardında evlere, ekranlara, görüntülere hapsedilen çocuklara olumsuzlar yükleyen filmler ve psikolojik tahribat vasıtaları, kültür savaşları konusunda en ufacık bir serzeniş, tepki, uyarı ya da tedbir göremiyoruz.

 

İhmalleriniz ve kusurlarınız çocuklarımızı suç işlemeye itiyor

 

Türk Milli Eğitim sisteminin partizanlıklarla, umursamazlıklarla beslenmesinin semeresi kötü haberlerle bizlere yansıyor. Böyle bir zamanda suçlu çocukların affı konusunu gündeme getirmek ise başka bir gafleti yansıtıyor.

Ben 30 yıldır Avrupa’dayım. 20 yıldır da Fransa’da yetişkinlere eğitim veren teknik bir okulda teknik eleman olarak çalışıyorum. Bu çalışma süresi içinde bizim yanımızda da epey staj yapanlar oldu. Bunlardan büyük bir kısmını hapishanelerden gelen, topluma kazandırma amacıyla, son bir aylığa kadar sürelerini ücretsiz çalışarak,  meslek öğretilmek üzere gönderilen gençler oluşturdu. Bir çoğunun uyuşturucu, içki, sigara gibi alışkanlıkları olan, annesiz, veya babasız, ya da ailelerinden kopmuş problemli gençler olması bizim sorumluğumuzu artırıyordu. Bizden aldıkları olumlu belgelerle de hapis hayatları sonlanıyordu. Bu gençlerin davranış bozukluklarına, bize karşı kontrolsüz davranışlarına karşı «haydi ananı al da git buradan... Artistlik yapma ulan » gibi insanlık dışı tavırlara girmiyorduk. Hangi tabiyetten olurlarsa olsunlar, hangi şartlarda bulunurlarsa bulunsunlar, onları insan olarak görmek, onları olumlu yöne götürmeye yetiyordu. Asık suratlarıyla, hattâ ağlayarak bizim yanımıza gelenler, bir şahsiyet, bir meslek sahibi olarak, neşeli bir şekilde yanımızdan ayrılıyorlardı. Onlara hayatın olumsuzluklarını değil güzelliklerini gösteriyor, kötü alışkanlıklardan kurtulmanın getirilerini anlatıyorduk. Gerekirse diplomalı bir eğitime yönlendirerek iş sahibi olmaları için aracılık yapıyorduk. Yani bütün yönleriyle incelendiği zaman af,  ilk başta bilimsel, faydalı bir sunum değildir.

Devlet suç kaynaklarını kurutmalı önce. Tutuklamaları, yargılamaları, suçlamaları iftiraları ve cezaları ortadan kaldıracak uygulamalar başlatılmalı, önlemler alınmalıdır.

Hapishaneler, sokaklar, iş yerleri, kahvehaneler ve sokaklar birer eğim yuvalarına dönüştürülmelidir.

Gerekirse suç işlenen bölgelere psikologlar, spor öğretmenleri, antrönerler,  spor salonları, kütüphaneler,  götürülmelidir... Sırf gençlerin çalışabilecekleri, onları insan yerine koyacak yaklaşımlarla,  küçük fabrikalar, iş yerleri (toplu iğne, raptiye vb. üretecek küçük fabrikalar, grafik büroları, sanat atölyeleri, eğitim kurumları) açılmalıdır. Gerekirse sorunlu bölgelere100’er kişilik geniş kapsamlı destek komiteleri gönderilmelidir.

 

AKP’li yöneticilerinin «bir yıl içinde bölge için ne gibi çalışmalar yaptınız?» diye sorgulanmaları gerekir!

 

Milli Eğitim Bakanının olaylardan birinin bir yıl önce gerçekleştiğini ve bunu bildiklerini itiraf etmesi daha büyük sorunları, başka problemleri yaşayacağımızın bir göstergesidir. Bir yıl boyunca tedbir alınmadığı için bölgede meydana gelen diğer olay AKP yöneticilerinin ve Milli Eğitim Bakanı’nın kusurlu olduklarını işaret etmektedir.

 

Gerçekleri yok sayarak, olayları bilimsel olarak irdelemeden, gelişmeleri geçiştirerek, çağın bizim toplumumuza taşıdıklarını görmezlikten gelerek gelişigüzel reçeteler sunmak ancak bize yeni yeni acıların, değişik problemlerin kapılarını açacaktır.

 

Suçlu olan çocuklar değil, çocukları görevlerini yapmayarak suç işlemeye  sevkeden yöneticilerdir!

 

AKP ile ilgilenilmesi gereken bir çok hayatî konunun, bir çok  ciddi problemin boşlukta bırakıldığını görüyoruz. Bunun sonucunda da gerçek teşhisi ortaya koyamayacak ulu orta çıkışlar sergilenmektedir.

 

Siirt’te yaşanılan hadiselere verilmesi gereken ilk cevap süratle Milli Eğitim Bakanının istifa etmesi olmalıydı. Eğitimin dışında gezinenlerin ülkemizin kuzeyine, güneyine, doğusuna ve batısına aynı yakınlığı sergilemeleri ya da  nerede bulunduklarını irdelemeleri gerekirdi.

 

Büyüklerin küçüklere, küçüklerin küçüklere, küçüklerin büyüklere karşı işledikleri suçlara bakarak, bunların yoğunluğunu, bölgeler arası farklılıklarını, suç çeşitlerini, suç işlemeye sebep olan şartları  ya da etkileri  resimlemek  ve kıyaslamak gerekir.

 

Toplumumuz AKP gibi ABD güdümünde olan ve  insanlardan kopuk bir parti yönetimine hazır değildi

 

Vatandaşlarımızdan kendilerini eğitmelerini beklemek asla düşünülemez. Devlet kendi güçlerini «insan» ya da «hayvanlara»  karşı acımasızlığa, insafsızlığa sevketmez, biber gazıyla, tazyikli suyla vatandaşlarını cezalandırma seviyesizliğine düşmez... Kabalıklar sevgiyi yok eder... Merhametsizlikler nefreti artırır.

İktidar sahiplerinin üslûpları, icraatları bir şekilde topluma, daha sonra da kendilerine yansır!

Her iktidar tarafından yaz boz tahtası gibi ele alınan eğitim sistemi; siyasi seviyesizlikler, tecrübeyi, kariyeri, istişareyi  ve bilimsel kurumlaşmayı dışlayan  partizanlıklar çocuklarımızı etkileyen önemli konular arasında yer almaktadır. Anayasa dışına çıkan iktidarlarla,  aileler içerisine taşınan  işsizlik, yoksulluk, yönetim boşluğu, partizanlık, gelecek için umutsuzluk ve psikolojik  baskılar çocuklarımıza olumsuzluk yüklemektedir. Sokakların;  görüntülü  ya da yazılı unsurların etkileri, bunalımları ve sorunları körüklemektedir.

 

Başbakanlık koltuğunda oturan şahıs, küçük bir çocuğa «ister sever, ister döversin» dahi diyemiyor!

 

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla kendi makamına sembolik olarak oturtulan ilköğretim dördüncü sınıf öğrencisi Elgin Koçubaba’yaYetki artık senin. İster asarsın, ister kesersin. Her şey sende..”şeklinde hitapta bulunan bir şahsın başbakanlık koltuğunda oturması şiddetin devleti yönetmeye talip olanlarca çocuklarımıza kadar nasıl yansıtıldığını göstermektedir. Psikolojik etkileri hesap edilmemiş her söz, her davranış, her karar ve her tavır sahiplerini belirler. Bulundukları yeri, gayelerini, hedeflerini, projelerini ve psikolojilerini açığa çıkarır... İç dünyalarını, seviyelerini, karakterlerini, saplantılarını ele verir, yani teşhir eder. Devleti, devlet adamlığını, yönetmeyi ve yöneticiliği nasıl algıladıklarını ortaya koyar!

 

İşte bizim başımızda, 8 yıllık zamanımızı öldüren insanların ruh portresi bu! Bizlere olumsuzlukları yaşatan, ülkemiz için en ufak bir hizmet getirmeyen anayasa dışı özel mahkemeler kurdurarak Kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarını ve  vatanseverleri  yargılatan bir şahsiyetin iç resmi!

 

Toplumu düşünmeyen, çocukları eğitmeyen, gereksiz ve zamansız işlerle uğraşan, ülkenin zenginliklerini, iş alanlarını satan ya da kurutan, millete, eşit ve adil hizmet götürmeyen, kendi kişisel zenginliklerine devlet imkânlarıyla zenginlik katan iktidar mensupları mutlaka sorgulanmalıdır.

Görülüyor ki devlete, millete, kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları değil görevlerini yapmayarak, anayasayı ve yasaları ihlâl ederek, çocuklarımızla ilgilenmeyerek, partizanlık yaparak AKP’li yöneticiler zararlı olmaktadırlar. Yani yargılanmaları gerekenler AKP’li yöneticilerdir.

 

Ankara, 25.04.2010

 

 

 

 

Selam ve sevgilerimle.

 

Üzeyir Lokman ÇAYCI
Concepteur industriel - Architecte d'intérieur
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes la Ville
FRANCE

 

 

uzeyir.cayci@free.fr


















------------------------------------------------------------

 

http://monsite.wanadoo.fr/SEVGI/

http://uzeyircayci.sitemynet.com/fleur/index.htm
http://www.artmajeur.com/serap/

















-----------